Page 1


ETKİNLİK

Yıldız İşletme Kulübü tarafından 18-19 Ekim tarihlerinde ilk kez düzenlenen 5 Sektör 1 Kariyer etkinliği ile sektörler katılımcılarla buluştu. Davutpaşa Kampüsü İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleşen etkinlikte, sektörlerden katılımcıların yaptığı bilgilendirici sunumların yanı sıra Gökhan Türkmen Söyleşisi de yer aldı.

2


ETKİNLİK

NASIL FARKLILAŞABİLİRİZ?

Etkinliğin birinci gününün ilk oturumunda Eczacıbaşı Askaynak İnsan Kaynakları Müdürü Tuğçe Çakır İmirzi 5 Sektör 1 Kariyer etkinliği kapsamında katılımcılarla buluştu. İşe alım süreci konusunda katılımcıları bilgilendiren İmirzi, duyarlı ve sosyal sorumluluk faaliyetlerine önem veren insanların her zaman bir adım önde olduğunu söyledi. Takım çalışmasının öneminin üzerinde duran Tuğçe Çakır İmirzi, “Takım çalışmasını öğrenebileceğiniz platformlarda çalışın.” tavsiyesinde bulundu. Soru-cevap şeklinde ilerleyen sunum, Proje Lideri Musa Ocak’ın fidan bağış belgesini takdim etmesiyle sona erdi.

YARINI DÜŞÜNEREK BUGÜN HAREKET EDİYORUZ 5 Sektör 1 Kariyer’in birinci gününün üçüncü oturumunda JTI Türkiye’den Yeşim Özüdoğru ve Ufuk Deliloğlu sunumlarına JTI’ın dünyadaki ağından bahsederek başladı. Özüdoğru, 100’den fazla ulus, 120’den fazla ülkede yer aldıklarını belirtti. “Global bir skalada kişisel ilerleme sağlıyoruz” diyerek konuşmasına devam eden Özüdoğru, şirketin sektöründe dünyada ilk 5’te yer aldığını belirtti. İşi yaparken en önemli şeyin eğlenmek olduğuna ve anı yaşamanın önemine değinen Deliloğlu, anı yaşarken gelecek için fırsatların kaçırılmaması gerektiğine de değindi. Öğrencilere tavsiyeler vererek konuşmasını sonlandıran Yeşim Özüdoğru ve Ufuk Deliloğlu, “Farklılıklarınızı kabul edin. Başarı, işinizi severek yaptığınızda gelir.” dedi. Proje Lideri Musa Ocak’ın fidan bağış belgesini takdim etmesiyle şöyleşi sona erdi.

RAKİPLERİNİZDEN FARKINIZ OLSUN

5 Sektör 1 Kariyer’in birinci gününün ikinci oturumunda PWC’den Deniz Zuhal Eren ve Serhan Sayar Yıldızlılarla buluştu. Konuşmalarına genç ve dinamik bir şirket olduklarından bahsederek başlayan Eren ve Sayar, şirket yaş ortalamalarının 30 olduğunu belirtti. Sermayelerini insan üzerine kurduklarını, bunun sayesinde tüm dünyaya yayıldıklarını belirttiler. Exchange programlarıyla yurt dışı imkanlarını Türkiye’ye getirdiklerini belirttiler. Her şeyi uluslararası standartlara göre yaptıklarını söyleyen Eren ve Sayar’ın konuşmalarının ardından Proje Lideri Musa Ocak’ın fidan bağış belgesini takdimiyle söyleşi sona erdi.

GÖKHAN TÜRKMEN SÖYLEŞİSİ İlk günün son oturumuna başarılı sanatçı Gökhan Türkmen, yoğun ilgiyle damgasını vurdu. Müzik sektörünün dinamiklerinden bahseden Türkmen, söyleşiye soru-cevap şeklinde devam edilmesini istedi. Hiçbir zaman star olmak istemediğinden bahseden ünlü sanatçı, yola müzik öğretmeni olmak için çıktığını söyledi. Müzik sektöründe sanatçıların iyi niyetlerini suiistimal eden insanların olduğundan, doğru tercihler yapılması gerektiğinden bahsetti. “Daha önce hiç pes etme noktasına geldiniz mi?” sorusuna: “Pes etme noktasına çok geldim ancak işime olan aşkım bunu engelledi.” diyerek cevap veren Gökhan Türkmen, gençlere destek olmak adına eşiyle GTR Müzik adlı şirketi kurduklarını söyledi. Basın & Yayın Koordinatörü Baran Büyükbingöl’ün fidan bağış belgesini takdim etmesiyle söyleşi sona erdi.

3


ETKİNLİK

BANKAYIZ AMA BAŞKAYIZ!

KENDİ DEĞERİNİZİ KENDİNİZ BELİRLERSİNİZ

DOĞRU ZAMANDA VE DOĞRU YERDE

Etkinliğin ikinci gününün ilk oturumunda ING Bank İşe Alım Müdürü Ethel Levi Sevig 5 Sektör 1 Kariyer’de katılımcılarla bir araya geldi. Konuşmasına kendi eğitim hayatından ve kariyerinden bahsederek başlayan Sevig, “Sizleri ING Bank’a götürüp orada sunum yapmak isterdim ama sizin için ING Bank’ı buraya getirdim.” diyerek sunumuna devam etti. Ethel Levi Sevig, ING Bank içerisinde çalışma şekillerinden bahsedip artık dünyanın değiştiğine ve işverenlerin de bu bağlamda şirket prensiplerini değiştirdiğine değindi. Değişen dünyada fark yaratmanın öneminden ve bu fark yaratmanın artık üniversite sıralarındayken gerçekleşmesi ya da başlaması gerektiğinden bahsetti. Bankacılık sektörünün rutinlerinden ve genel işleyişinden de bahseden Ethel Levi Sevig, şirketlerinde uyguladıkları esnek politika sistemi olan FlexING’i tanıttı. Etkinliğin sonunda katılımcılarla ING Bank hakkında Kahoot oyunu oynanıp sunumla ilgili sorular keyifle cevaplandı. Birinci oturum, Proje Lideri Musa Ocak’ın Ethel Levi Sevig’e fidan bağış belgesi takdimiyle son buldu.

5 Sektör 1 Kariyer etkinliğinin ikinci günü, ikinci oturumuna SAP Üst Düzey Proje Yöneticisi Cengiz Can konuk oldu. Konuşmasına hayat tecrübelerinden bahsetmekle başlayan Can, iş hayatında veya sosyal hayatta yüzleşilmesi gereken sorunlar varsa ertelenmemesi gerektiğini, aksi halde ertesi gün yine aynı sorunla karşılaşılacağını belirtti. Mevkinin insanı yüceltmediğini, değerin insanın kendi elinde olduğunu belirtti. Kendi yaşamında tekdüzeliğinin yerinin olmadığını açıklayan Cengiz Can, “Düz çizgi ölüm demektir, kalbin attığı her yerde spontanelik olmalıdır. Hayatta hepimizin bir görevi vardır. Bizim onu bulmamızla yaşamımız anlam kazanır.” diyerek sözlerine devam etti. Hayat felsefesinin başından geçen talihsiz bir olay sonucu tamamen değiştiğini ve hayata o günden sonra yalnızca iyi ve kötü olarak baktığını belirtti. SAP başta olmak üzere toplumda kadının rolünün öneminden bahsetti ve “Kadın girdiği her ortamı güzelleştirir.” diyerek sözlerine son verdi. İkinci oturum, Proje lideri Musa Ocak’ın Cengiz Can’a fidan bağış belgesini takdimiyle son buldu.

İkinci günün son oturumunda Tekfen İnşaat Genel Müdür Yardımcısı Erhan Hersek katılımcılarla bir araya geldi. Samimi üslubuyla konuşmasına, şirketin kurulduğu andan ve izlediği politikadan söz ederek başladı. Kurulduğu zor zamanlardan günümüze kadar nasıl geldiğini çeşitli projelerle örnekleyerek açıkladı. İnşaat firmalarının askeriyeyle aynı metotla çalıştığını ve aynı disiplinli yapı içinde olduğunu belirtti. Zamanı kendilerinde en önemli faktör olarak gördüğünden ve en doğru zamanda en doğru kişiyi bulabilmek için şirketin geliştirdiği programlardan bahsetti. Stajyerlerinin fikirlerine oldukça önem verdiklerini ve yeri geldiğinde onlara çok büyük sorumluluklar da yüklediklerinin altını çizdi. Kendi girdiği iş görüşmelerinde klasik sorulardan sormadığını, problem-çözüm şeklinde ilerlediğini söyledi. İngilizce bilmenin artık bir artı olarak sayılmadığını mutlaka başka bir dil de bilinmesi gerekliliğini vurguladı. İkinci günün son oturumu, Proje lideri Musa Ocak’ın Erhan Hersek’e fidan bağış belgesini takdimiyle son buldu.

4


ETKİNLİK

Yıldız İşletme Kulübü tarafından düzenli olarak her yıl düzenlenen Ayaküstü Kariyer etkinliği, lider firmaların ofislerine öğrencileri götürerek şirket işleyişinin en yakından izlenmesini sağlamaktadır. Bu yıl da Ayaküstü Kariyer ile teknik gezilerine durmaksızın devam eden Yıldız İşletme Kulübü’nün ilk durağı Sahibinden.com Genel Merkezi oldu.

SAHİBİNDEN.COM GENEL MERKEZ

Yıldız İşletme Kulübü, Ayaküstü Kariyer etkinliği kapsamında gerçekleştirilen kariyer gezilerine bu yıl, Sahibinden.com Genel Merkezi ile başladı. 25 Ekim Çarşamba günü Ataşehir’deki genel merkeze gidildi. Katılımcılar için hazırlanan atıştırmalıkların ardından başlayan ofis gezisi, Yetenek Kazanımı ve Bağlılık Yönetimi Kıdemli Uzmanı Serpil Sönmez Özbekoğlu’nun sunumuna Sahibinden.com’dan bahsetmesiyle başladı. Serpil Sönmez Özbekoğlu’nun sunumunda amatör ruha ve çalışan mutluluğuna verdikleri önemden, İnsan Kaynakları politikalarından, şirket bünyesindeki departmanların çalışma biçimlerinden, misyon, vizyon ve değerlerinden, işe alım sürecinden ve staj olanaklarından bahsetmesiyle devam ederken katılımcıların soruları ile sunuma dahil olması sunumu daha verimli ve samimi hale getirdi. Katılımcılar, Serpil Sönmez Özbekoğlu eşliğinde ofisi gezerken her departmanın çalışma ortamını görme fırsatını buldu. Aynı zamanda şirket içi aktivitelerin olduğu alanlar gezilirken Sahibinden.com’un yürütmüş olduğu sosyal sorumluluk projelerine de değinildi.

5


ETKİNLİK

Yıldız Teknik Üniversitesi İşletme Kulübü tarafından daha önce 10 kere düzenlenen Ekmek Arası Kariyer etkinliği, bu yıl yenilenen ismi ve inovatif uygulamalarıyla ilk defa düzenlendi. Öncü firmaların vaka analizleri ve işe alım simülasyonları ile Yıldız Teknik Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü’nde gerçekleşen etkinliğe katılım oldukça yoğundu. Özgeçmişleri ile etkinliğe başvuran katılımcılar firma yetkilileriyle birebir temas kurma ve merak ettiklerini sorma fırsatı buldular.

6


ETKİNLİK

MICROSOFT GENÇ YETENEKLERE DEĞER AVRUPA’NIN BİR NUMARALI YEME-İÇME VERİYOR ŞİRKETİ Etkinliğin birinci gününün ilk oturumu Microsoft Yazılım Geliştirme Teknolojileri Genel Müdür Yardımcısı Cavit Yandaç ve Talent Sourcer Gökçin Merter’in sunumuyla başladı. İnteraktif geçen bu oturumda konuşmacıların verdiği ana mesaj kişinin kendini geliştirmesi, okulun ve bölümün ikinci planda olduğu oldu. Özellikle kadın yazılımcı bulmakta zorlandıklarından bahseden Cavit Yandaç, bunun sebebini kalifiye eleman azlığı ve üniversitelerin öğrencilere yeterli desteği vermemesi ve imkanı sunmaması olarak gördüğünü belirtti. Katılımcılara kendi üniversitelerinin öğrencilere nasıl destek olmaları gerektiğini sordu. Konuşmacıların değindiği en önemli konulardan biri de bir problem bulunması ve bu probleme ne kadar tutkuyla bağlı kalıp ne kadar uğraşılırsa insanın önüne o kadar fırsat çıkacağı oldu. Oturum Proje Lideri Kaan Geçimli’nin fidan bağış belgesini takdim etmesiyle sona erdi.

Etkinliğin ilk gününün ikinci oturumunda Doğuş Otomotiv İnsan Kaynakları Departmanı’ndan Ümitali Kamil Arısoy katılımcılarla buluştu. Konuşmasına Doğuş Otomotiv’in 12 markanın Türkiye distribütörlüğünü yaptıklarını belirterek başlayan Arısoy, birçok alanda hizmet veren firmanın yeme içme sektöründe ciro bazında Avrupa’nın en büyük şirketi olduğunu da belirtmeden geçmedi. Vizyonu “Samimiyetle çözer, uygular, geliştiririz.” olan firma rakiplerine göre çalışanlarına çok daha keyifli çalışma saatleri sunduğundan, bu keyifli çalışma saatlerinin October Fest, Pilates-Yoga dersleri, İngilizce ve Almanca destek dersleri, cam ve terrarium atölyesi ve daha nicelerini barındırdığından bahsetti. İşe alımlarda en önemli kriterlerden birinin adayların işi ne kadar istediğini görmek olduğunu belirterek sunumunu sonlandırdı. Oturum Proje Lideri Kaan Geçimli’nin fidan bağış belgesini takdimiyle sona erdi.

YENİ KATILIMCILARIYLA İŞ DÜNYASI

DOĞRU SORU DOĞRU KARİYER

İkinci günün ilk oturumunda P&G İnsan Kaynakları Müdürü Sinem Şenkal ve Burak Gordi katılımcılarla buluştu. Konuşmasına eğitim ve iş hayatındaki başlangıçlarından bahsederek başlayan Şenkal, P&G’nin dünya geneline yayılmış olan geniş ağlarından bahsetti. Başta kozmetik sektörü olmak üzere P&G’nin sektörlerdeki uzmanlığını vurguladı. Konuşmasına mülakatlarda dikkat edilmesi gereken hususlara sıkça değinerek devam eden Şenkal, mülakat esnasında özellikle kişinin kendini olduğu gibi yansıtması hususuna değindi. Konuşmasını sonlandırırken katılımcılarımızla beraber vaka analizi çalışması yaparak Just In Case etkinliğine renk kattı. Oturum Sinem Şenkal ve Burak Gordi’ye Proje Lideri Kaan Geçimli tarafından verilen fidan bağış belgesiyle sona erdi.

Etkinliğin ikinci gününün son oturumunda QNB Finansbank Planlama ve Strateji Müdürü Burcu Çetin Just In Case’de katılımcılarla bir araya geldi. Konuşmasına doğru bir işin ancak ve ancak doğru kişilerle bir sonuca varabileceğine dair örnekler vererek başlayan Çetin, başarıya ulaşmanın sırları hakkında katılımcılara küçük ipuçları verdi. Konuşmasına, insanı buz dağına benzeterek devam eden Burcu Çetin, buz dağının alt ve üst katmanları hususu üzerinde durdu. Genel hatlarıyla kariyer adına yapılması gereken en önemli şeyin doğru sorunun doğru yerde sorulması olduğunu vurgulayan Çetin, konuşmasını “Limit size ait. Sınırları çizecek olan sizlersiniz.” diyerek tamamladı. Oturum Proje Lideri Kaan Geçimli’nin fidan bağış belgesi takdim etmesiyle sona erdi. 7


ETKİNLİK

Yıldız İşletme Kulübü’nün bu yıl 12.kez düzenlediği CV’ni Güncelle etkinliği bir kez daha büyük bir ilgi topladı. 21-22-23 Kasım tarihlerinde Davutpaşa Kampüsü Elektrik Elektronik Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleşen etkinlikte, firmaların üst düzey yöneticilerinin katılımıyla üç gün boyunca toplamda dokuz oturum gerçekleşti. Bilgi verici oturumların ardından etkinlik, İlker Kaleli Söyleşisi ile sona erdi.

8


ETKİNLİK

SİZİ MUTLU EDEN ŞEYİN NE OLDUĞUNU DENEYİMLEYEREK BULUN

SONRAKİ ROL KONFOR ALANLARINIZDAN BİR OLARAK NE İSTİYORSANIZ ÇIKIN ONUN GİBİ DAVRANIN

Birinci günün ilk oturumunda Doğuş Otomotiv’in Süreç Yönetim Müdürü Mert Şenkal, CV’ni Güncelle’deydi. Konuşmasına kendisinin bir kimya mühendisi olmasına rağmen yaptığı stajlarla kendisini keşfedip ilerlemek istediği alanın satış ve pazarlama olduğunu anlamasıyla başlayan Mert Şenkal, “Yapmak istediğiniz şeyi gerçekten sevip sevmediğinize karar vermek için staj yapın.” diyerek gençlere kendilerini tanımalarının öneminden bahsetti. Sektörün geçmişten farklı işlediğine değinen Şenkal, fark yaratmanın bir gereklilik olduğunu ve bunun da “rotasyon” ve “staj”la mümkün olduğuna değindi. Son olarak da Doğuş Otomotiv olarak çalışanlarının fikirlerinin onlar için çok değerli olduğunu ve her yıl düzenlenen “Fikirlerin Doğuş Günü” etkinliğiyle çalışanlarına fikirlerini anlatma ve onları hayata geçirme imkânı sunduklarını belirtti. Şenkal; Doğuş Otomotiv’in, çalışanlarına deneyim yaşatma kültürünü benimsediğini belirtti. Proje Lideri Alara Demir’in fidan bağış belgesini takdimiyle oturum sona erdi.

Etkinliğin ilk gününün ikinci oturumunda ING Bank’ın İşe Alım Müdürü Ethel Levi Sevig öğrencilerle buluştu. Konuşmasına ING Bank hakkında genel bilgiler vererek başlayan Ethel Levi Sevig, ING Bank olarak çalışma kültürleriyle ilgili çok önemli üç kriterin bulunduğunu ve bunların “başkalarının başarmasına yardımcı olmak”, “her zaman bir adım önde olmak” ve “üstelemek” olduğunu belirtti. Katılımcılara sık sık fark yaratmaları gerektiğinden söz eden Sevig, kulüplerde aktif rol almanın bunun için iyi bir fırsat olduğunu da sözlerine ekledi. İyi bir kariyer için yabancı dilin şart olduğunu ve konfor alanlarından çıkılması gerektiğini vurgulayan Sevig, ING Bank’ın bunun için doğru yer olduğunu ve şu ana kadar 55 uluslararası atama yapıldığını söyleyerek konuşmasını sonlandırdı. ING Bank olarak farklı bir çalışma şekilleri olduğuna değindi ve sonrasında katılımcıların sunumu dinleme kalitesini ölçmek için Kahoot oyunu oynattı. Proje Lideri Alara Demir’in fidan bağış belgesini takdimiyle oturum sona erdi.

İlk günün son oturumunda Boeing CEO’su Ayşem Sargın katılımcılarla birlikteydi. Konuşmasına kendi özgeçmişini anlatarak başlayan Ayşem Sargın, Boeing Türkiye’nin ilk Türk yöneticisi olduğunu ve işindeki başarının esas sebebinin Türkiye’yi tanımak olduğunu belirtti. Araştırmacı ruhlu biri olduğuna değinen Sargın, çalıştığı sektörlerde öncesinde o alanda o kadar donanımlı olmadığını ama çalışmanın, araştırmanın ve öğrenmenin hiçbir zaman bitmediğini vurgulayarak kendini geliştirdiğini belirtti. Katılımcılara sık sık insanlarla iyi ilişkiler kurmalarını, insanlara kendilerini olabildiğince tanıtmalarını öğütledi. Kendinde olan her insanın kendini yoklaması gerektiğini söyledi ve “Bir sonraki rol olarak ne istiyorsanız onun gibi davranın.” diyerek katılımcılardan kendilerine bir hedef koymalarını istedi. Son olarak “Sizler o kadar büyük, o kadar güçlü insanlar olun ki ‘Dünyada böyle insanlar varmış’ dedirtin.” diye ekledi. Etkinliğin ilk günü Proje Lideri Alara Demir’in fidan bağış belgesini takdimiyle sona erdi.

9


ETKİNLİK

MÜHİM OLAN TRENİ KAÇIRMAMAK

SINIRLARINIZI ZORLAYIN

HATA YAPMAKTAN KORKMAYIN

İkinci günün ilk oturumunda ESET’in CEO’su Alain Soria katılımcılarla buluştu. Konuşmasında ESET’in kurulma hikayesi ve çalışma felsefesini ayrıntılarıyla açıklayan Soria, yazılım dünyası hakkında birçok bilinmeyeni de açıklığa kavuşturdu. Antivirüs programlarının artık mobil telefonlarda dahi kullanılmasının yavaş yavaş bir zorunluluk haline geldiğine değindi. Hayatın bir merdiven olarak düşünülmesi gerektiğinden, basamakları teker teker çıkarak sağlam adımlar atılmasının gerekliliğinden bahsetti. Üniversitenin insana avans verdiğini ama kazananı belirlemediğini belirterek sözlerine devam etti. CV hazırlarken ciddi olunmasını ve kişinin kendini adil puanlaması gerektiğini söyledi. Kendi mülakatlarından da yola çıkarak dinleyicilere ufak ipuçları veren Soria “İnsanlar güzel şeyleri sever. Göze hitap edin. Üstelik ilk intiba çok önemlidir. Güven elde etmek çok zordur ama kaybetmek 1 saniye bile sürmez.” diyerek sözlerini sonlandırdı. İkinci günün ilk oturumu Proje Lideri Alara Demir’in fidan bağış belgesini takdimiyle sona erdi.

İkinci günün ikinci oturumunda Eczacıbaşı’nın Yapı Ürünleri ve İnovasyon Direktörü Boğaç Şimşir bizimleydi. Sunumuna Eczacıbaşı’nın sektördeki payının anlatıldığı kısa filmle başlayan Şimşir, Eczacıbaşı’nın Türkiye’de ilklere imza atmasının kendi vizyonuna uyduğunu açıklayarak hayat hikayesini anlatmaya başladı. Yaratmanın sadece fikir olarak kalmaması gerektiğini, onu hayata geçirmeyle her şeyin güzelleştiğini vurguladı. Bir işten tek beklentisinin ona yeni bir şeyler katması olduğunun altını çizdi. “Yaşadığım tüm zorluklar beni farklı düşünmeye itti. Zekanın genetikle ilişkisi olduğunu düşünmüyorum. Zekâ, emekle ve azimle alakalıdır.” diye ekledi. Bütün hikâyenin sınırları aşmak olduğunu, bunun insanı geliştirdiği belirtti. İnsanın bir şeyi yaparken işin içine yaratıcılığını koymasını ve yaparken eğleniyor olmasının başarıyı getireceğini belirtti. Öğrenilen bilgilerin ilk fırsatta kullanılması gerektiğinin altını çizerek konuşmasını sonlandırdı. İkinci günün ikinci oturumu Proje Lideri Alara Demir’in fidan bağış takdimiyle sona erdi.

İkinci günün son oturumunda Mazda’nın CEO’su Nurkan Yurdakul, CV’ni Güncelle’deydi. Aradaki yaş farkından yola çıkarak konuşmasına “Sizler dijitalsiniz, bizler analoğuz. Her birey doğduğu çağın hızına ayak uyduruyor. Sizler bir şeyi çok çabuk analiz ediyor, anlıyor ve ona ayak uyduruyorsunuz ama çok çabuk sıkılıyorsunuz. O yüzden sizleri bir şeyin içine çekmek çok zor.” diyerek başladı. Kendi okul hayatından bahsederek konuşmasına devam eden Yurdakul, yurtdışında ailesinden uzak yaşadığı üniversite hayatının kendisi için büyük bir tecrübe olduğundan bahsetti. Yapılan işin, eğer en iyisi yapılacaksa yapılmaya değer olduğunu aksi halde hiç yapılmaması gerektiğini savundu. “Önce diğer insanlara saygılı olun. İnsanların iyi hissetmesini sağlayın. İnsanlara ne söylediğiniz çok önemli değildir. Ertesi gün nasıl söylediğinizi de hatırlamazlar ama kendilerine nasıl hissettirdiğinizi unutmazlar. Kimseyi küçümsemeyin.” diyerek konuşmasına son verdi. Etkinliğin ikinci günü Proje Lideri Alara Demir’in fidan bağış belgesiyle sona erdi.

10


ETKİNLİK

MARKA, İNOVASYON VE İNSAN

GİRİŞİMCİLİK RİSK ALMAK DEMEK

İLKER KALELİ SÖYLEŞİSİ

Üçüncü günün ilk oturumunda sahibinden.com CEO’su Burak Ertaş katılımcılarla buluştu. Kendi eğitim hayatından örnekler vererek konuşmasına başlayan Ertaş, yazılım konusuna olan merak ve tutkusunu çok genç yaşlarda keşfettiğinden ve bu konuda çok şanslı olduğundan bahsetti. İnsanın neyi aradığını bulmasının ve onun üzerine gitmesinin kıymetli olduğuna değinen Ertaş, iş hayatında ilerlerken ilişki ağının geniş tutulmasının önemi üzerinde durdu. Tecrübe sahibi olabilmek için birden fazla şirkette veya aynı şirketin farklı bölümlerinde çalışılmasından ve bilgi sahibi olunmasının gerekliliğinden bahsederek sözlerine devam etti. Marka, inovasyon ve insan noktalarının öneminin üzerinde durarak, marka olabilmek için iletişimin çok kuvvetli olması gerektiğine özellikle değindi. Sahibinden.com’un Türkiye’nin bir parçası olmasından gurur duyduğunu ve vizyonlarının Türk insanını hayalleriyle buluşturmak olduğunu konuşmasına ekledi. Oturum, Proje Lideri Alara Demir’in fidan bağış belgesini takdimiyle sona erdi.

Cv’ni Güncelle etkinliğinin üçüncü gününün ikinci oturumunda AK Enerji CEO’su Serhan Gençer, katılımcılarla bir araya geldi. Sözlerine şirketin 28 yıllık uzun tarihi ve başarısından bahsederek başlayan Gençer, enerji sektörü hakkında kısa bilgilendirmeler yaparak konuşmasına devam etti. Enerji sektörünün zamanında genç bir sektör olarak insanlarda merak uyandırdığını ve ilk gelişmelerin gösterildiği senelerde 5 yılda 3 kat büyüdüğünü, bunun da iş imkanlarını büyük ölçüde arttırdığını söyledi. Türkiye ve tüm dünyada meslek kavramlarının değiştiğinin ve daha global bir düzene geçildiğinin altını çizdi. Üniversitenin insana analitik düşünme, problem çözme gibi altyapılar kazandırdığını fakat iş hayatına girince insanın buna ek olarak kendisini geliştirmesi gerektiğinin üzerinde durdu. Girişimciliğin birçok tanımı olabileceğini belirten Gençer, kendisi için bu tanımın risk almak ve tecrübeler kazanmak olduğunu belirtti. Oturum sonunda Serhan Gençer’e fidan bağış belgesi Proje Lideri Alara Demir tarafından takdim edildi.

Etkinliğin son oturumunda ünlü oyuncu İlker Kaleli Yıldızlılarla bir araya geldi. Samimi ve mütevazı tavırlarıyla dinleyicilerin bir kez daha takdirini toplayan Kaleli, öğrencilerden akıllarını gelen her soruyu çekinmeden sormalarını istedi. Öğrencilerden gelen “Aldığınız dizi ve film tekliflerini neye göre değerlendiriyorsunuz, her zaman başrol olma gibi bir arzunuz var mı?” sorusuna “Böyle bir takıntım yok. Benim için önemli olan senaryonun dünyaya, insanlara ne anlattığı ve benim bu senaryoya nasıl katkı sağlayabileceğim.” dedi. Yıldız Teknik Üniversitesi’nin her bakımdan bu kültür ve medeniyetin çok önemli taşlarından biri olduğunu belirten oyuncu, burada olmaktan çok onur duyduğunu sözlerine ekledi. Gelen başka bir soru üzerine ise bu ülkenin bir vatandaşı olmaktan her zaman çok mutlu olduğunu tüm samimiyetiyle açıklayan sanatçı, genç neslin çok büyük bir potansiyele ve enerjiye sahip olduğunu belirterek konuşmasını bitirdi. Keyifli söyleşi, Basın & Yayın Koordinatörü Baran Büyükbingöl’ün fidan bağış belgesini takdim etmesiyle sona erdi.

11


ETKİNLİK

Yıldız İşletme Kulübü’nün bu yıl ikincisini düzenlediği İşletme ve Ekonomi Zirvesi, 13-14 Aralık’ta Davutpaşa Kampüsü İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde ekonominin önemli isimlerini bir araya getirdi. Yedi oturum şeklinde gerçekleşen zirvede her oturum sonu katılımcılara sertifika verildi.

12


ETKİNLİK

BİZ DAHA İYİYİZ DEMEYİN BİZ DAHA FARKLIYIZ DEYİN Birinci günün ilk oturumunda KPMG Gümrük ve Dış Ticaret Direktörü Hakan Uçak İşletme ve Ekonomi Zirvesi’ndeydi. Hayatta her zaman herkesi dinlemek zorunda olmadığımızı kendi yolumuzu kendimizin belirleyebileceğini belirtti. Her şeyin istemekle başladığından ve bunun için çok çaba sarf etmek gerektiğinden bahsetti. Hayatta hiçbir zaman öğrencilerin amacının para kazanmak olmaması gerektiğine ve sevdikleri işi yapmaları gerektiğine değindi. “Farklı olun, biz daha iyiyiz demeyin - onu herkes söylüyor – biz farklıyız deyin.” diyerek fark yaratmaları gerektiğini vurguladı. “İşinizin iyi veya kötü olması, eşinizin çirkin veya güzel olması kaderinizle alakalıdır ve bir gün hepiniz iyi bir işe gireceksiniz. Şanslıysanız ve biraz da cesursanız iyi bir yere gelirsiniz.” diyerek cümlelerini noktaladı. Oturum Proje Lideri Oğuz Kağan Yalçın’ın fidan bağış belgesini takdimiyle sona erdi.

ÜLKENİN GELECEĞİNİ DİZAYN EDECEK KİŞİLER SİZLERSİNİZ Birinci günün üçüncü oturumunda Ak Portföy Genel Müdür Yardımcısı Ertunç Tümen, İşletme ve Ekonomi Zirvesi’nde Yıldızlılarla bir araya geldi. Kendi akademik kariyerinden söze başlayarak bazı katılımcılara önerilerde bulundu. Bir mühendis olarak bildiklerinin sadece teknik ölçüde kalmasını istemediğinden İşletme üzerine bir MBA yaptığından bahsetti. İnşaat Mühendisliği’nden mezun olduğunda bir müteahhit olmayı düşünmeyip daha çok “Ülkeme nasıl yardımcı olabilirim? İnsanların hayatına nasıl dokunabilirim?” sorularına cevap arayarak kariyerine farklılık kattığını belirtti. İşletme ve Ekonomi alanına ilgisi olanlara bazı yayınları önerdikten sonra sunumunu noktaladı. Oturum Proje Lideri Oğuz Kağan Yalçın’ın fidan bağış belgesini takdimiyle sona erdi.

HİSSE SENEDİNİ ELDE TUTMAYI SAĞLAMALIYIZ Birinci günün ikinci oturumunda Borsa İstanbul Araştırma ve İş Geliştirme Müdürü Recep Bildik, İşletme ve Ekonomi Zirvesi’ndeydi. Uzun vadede en karlı yatırım aracının hisse senedi olduğundan, gelişmiş ülkelerde neredeyse her evde bir hissedar olduğundan ve Türkiye’de de bunun sağlanması gerektiğinden bahsetti. Arz talep piyasasını oluşturanın beklenti olduğuna, beklentiyi oluşturanın da bilgi olduğuna değindi. Türkiye’de de finansal okuryazarlık sağlanması gerektiğinden bahsetti. “İnsanoğlunun zayıflıkları bazen irrasyoneliteye yol açıyor. Bu da ‘Davranışsal Finans’ kavramını ortaya çıkarıyor.” diyerek bu kavramın araştırılması gerektiğine değindi. Sözlerine gelişen dünyada trend olan girişimcilik ve inovasyon adına bir Finansal Teknopark kurduklarından bahsederek son verdi. Oturum Proje Lideri Oğuz Kağan Yalçın’ın fidan bağış belgesini takdimiyle sona erdi.

İYİ BİR YERE ULAŞMAK ARTIK BİR MARATON GİBİ Birinci günün dördüncü oturumunda Ekonomist Gülay Güner, İşletme ve Ekonomi Zirvesi’ndeydi. Okumanın hiçbir zaman bitmediğinden iş hayatında bile okumanın devam ettiğinden bahsederek sözlerine başlayan Güner, işimizin daha zor olduğundan ve kendimizi çok iyi geliştirmemiz gerektiğinden bahsetti. “Trend is your friend!” diyerek bu dünyayı anlayabilmek için artık -biraz da olsa- yazılım bilmenin çok önemli olduğunu vurguladı. Okumanın hiçbir zaman bitmediğine, iş hayatına atılınsa bile okumanın hep devam ettiğine değinip “Ya sevdiğin işi yap ya da yaptığın işi sev.” diye ekledi. Lisan öğrenmenin ve kartvizit biriktirmenin öneminden bahsederek sunumuna son verdi ve Proje Lideri Oğuz Kağan Yalçın’ın fidan bağış belgesini takdimiyle oturum sona erdi.

13


ETKİNLİK

BÜYÜMEK İSTİYORSANIZ BORÇLANACAKSINIZ

ÜLKENİN TEMEL PROBLEMİ ÜRETMEMEK VE VERİMSİZLİK

İŞTE POZİSYONUNUZA AŞIK OLMAYIN

İkinci günün ilk oturumunda Bloomberg HT Ekonomi Koordinatörü Gökhan Şen İşletme ve Ekonomi Zirvesi’nde katılımcılarla bir araya geldi. Avrupa Birliği büyümesinin Türkiye’ye yaradığından, insanların talebinin arttıkça ihracatın da arttığından bahsetti. Türkiye’nin uzun vadede kalkınma yönteminin yatırımlar olduğuna değindi. Her şeyin çok canlı olmasına rağmen tüketici güveninin halen düşüyor olmasının sebebi olarak mevcut yatırımları gösterdi. “Büyümek istiyorsanız borçlanacaksınız. Kapitalizmin bir numaralı kuralı bu!” diyerek kendi işini -startup şirketini- kurmak isteyenlere tavsiyede bulunmuş oldu. Türkiye’nin coğrafi olarak riskleri olsa da çok iyi bir konuma sahip olduğuna ama bu konumun bir anlam ifade edebilmesi için yatırımın artmasıyla piyasanın canlanması gerektiğine ve demokratik şartların gelişmesi gerektiğine değindi. İkinci günün ilk oturumu Proje Lideri Oğuz Kağan Yalçın’ın fidan bağış belgesini takdim etmesiyle sona erdi.

İkinci günün ikinci oturumunda Ekonomist Mert Yılmaz, İşletme ve Ekonomi Zirvesi’ndeydi. İşsizlik, ekonomi ve büyüme başlıkları üzerinde durdu. Türkiye’nin tarım ve hayvancılık ülkesi olarak görülmesinin büyük bir yanılgı olduğundan bahsederek Türkiye’den daha az nüfuslu olan Hollanda’nın bile ihracat gelirinin Türkiye’den daha fazla olduğunu öne sürdü. “Vicdanlı fiyatlandırma yapan kişi bir ürüne en fazla %10 faiz koyar ama Türkiye’de her şey minimum %10 faiz üzerinden fiyatlandırılıyor. Her ne kadar enflasyonun sebebi bu olarak gösterilse de faiz enflasyon yaratmaz.” Türklerin iyi işler yapsalar bile bunları iyi pazarlayamadığını belirtti. “Size dünya çapında bilinen 5 Türk markası sayın desem düşünürsünüz ama dünyada bilinen Alman ya da Kore markası sayın desem bir çırpıda sayabilirsiniz.” diyerek ekledi. Konuşmasını “Bilgin yoksa fikrin olamaz. Önce bilgin olacak.” diyerek sonlandırdı. Oturum Proje Lideri Oğuz Kağan Yalçın’ın fidan bağış belgesini takdimiyle sona erdi.

İkinci günün üçüncü oturumunda Allianz Yatırım Direktörü Burcu Uzunoğlu, İşletme ve Ekonomi Zirvesi’ndeydi. Sözlerine Allianz’a geçişinin kariyerindeki yerinden ve çalışma hayatındaki deneyimlerinden bahsederek başladı. Meslek hayatında yapılan işlerin mutlaka tutkuyla yapılması gerektiğinden, potansiyeli olan ve sevilen bir iş yapılması gerektiğinden bahsetti ama işi severken işteki pozisyonunuza da aşık olmamak gerektiğine değinip “Trend is my friend.” diyerek akışı takip etmenin gerekliliğine değindi. Türkiye’de eğitim sisteminin sol beyni geliştirmek üzerine şekillendiğine ama bunun gelecek için büyük bir yanılgı olduğuna değindi. Gelişen dünyanın ileride bazı meslekleri yok edeceğini dile getirerek artık robotlardan ne farkımız olduğunu düşünmemiz gerektiğini belirtti. Artık yaratıcılığımızı konuşturmamız gereken bir zamanda olduğumuzu vurgulayarak sunumunu bitirdi. Oturum Proje Lideri Oğuz Kağan Yalçın’ın fidan bağış belgesini takdim etmesiyle sona erdi.

14


ETKİNLİK

15


ETKİNLİK

Yıldız İşletme Kulübü, bu yıl 2.kez düzenlediği Digital Z etkinliğiyle dijital dünyanın popüler isimlerini 13-14 Mart’ta Davutpaşa Kampüsü İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde bir araya getirdi. Etkinlik, 6 bilgilendirici oturumun ardından Merve Özbey Söyleşisi ile sonlandı.

16


ETKİNLİK

VAZGEÇMEYİN KALKIN TEKRAR MÜCADELE EDİN

GİRİŞİMCİLİK ZORLUKLARLA EKRANLARIN ARKASINA SAKLANMAYI BIRAKIN MÜCADELE ETMEKTİR

Birinci günün ilk oturumunda girişimci, yazar, marka koçu ve SEO danışmanı Orhan Gürbüz katılımcılarla buluştu. Konuşmasına Türkçede arama motoru optimizasyonu anlamına gelen SEO danışmanlığının amacını açıklayarak başlayan Gürbüz, “Birçok ürün size satılmaz, fark ettirilmeden siz ürüne yönlendirilirsiniz.” diyerek dijital pazarlamanın toplum üzerindeki önemini vurguladı. Kurduğu çeşitli dijital pazarlama sitelerinin hem üreticinin hem de tüketicinin işini nasıl kolaylaştırdığından bahsetti. Sözlerine “Sevdiğiniz işi yaparsanız hiç yorulmazsınız.” diyerek devam etti ve Web 1.0, Web 2.0 ve Web 3.0 konularına da değinen Gürbüz “Gelecekte ne yapayım?” sorusuna karşılık, yapay zekâ neyi yapamıyorsa onu yapmanın daha başarılı sonuçlar doğuracağını söyledi. Son olarak sunumunu “Vazgeçmeyin. Kalkın, tekrar mücadele etmeyi deneyin.” sözleriyle tamamlayan Orhan Gürbüz’e oturumun sonunda Yönetim Kurulu Üyesi Furkan Dinç tarafından fidan bağış belgesi takdim edildi.

İlk günün ikinci oturumunda girişimci, pazarlamacı, e-ticaret uzmanı ve Girişim Savaşçısı programının kurucusu Berke Sarpaş Digital Z’de Yıldızlılarla buluştu. Sözlerine “Girişimcilik zorluklarla mücadele etmektir.” diyerek başlayan Sarpaş, bir girişimcinin düşmeden kalkamayacağını ve her şeyi deneme yanılma yoluyla bulabileceğini belirtti. “İnsan fiziki bir yaratık değil, felsefi bir yaratıktır.” sözüyle yaşadığımız hayatı bir amaca bağlamanın öneminden bahsetti. Mecbur olsak da olmasak da mutlaka çalışmamız gerektiğini söyleyen Sarpaş, “Hayatı hayatın içinde öğrenirsiniz.” diyerek hayatı yaşamanın en doğru yolunun deneyim yaşamak olduğunu belirtti ve hayatın amacının mutlu olmak olduğunun da altını çizdi. Hayatın kurallardan ibaret olmadığını kişinin kendi hayatının kurallarını kendi belirleyeceğini söyleyerek tabularımızı yıkmamız gerektiğini söyledi. Oturumun sonunda sorulan soruları cevaplandıran Sarpaş’a Proje Lideri Kaan Geçimli tarafından fidan bağış belgesi takdim edildi.

Digital Z etkinliğinin ilk gününün son oturumunda Youtube’dan da tanıdığımız oyuncu İbrahim Selim bizlerleydi. Konuşmasına Z kuşağının tanımını yaparak giriş yapan Selim, Z kuşağı gençlerine yönelik hazırladıkları soruları öğrencilere yönelterek konuşmasına devam etti. Selim, gençlerin kitap okuma alışkanlığı edinmesinin gerekliliğinden söz etti. Sosyal medyada ekranların arkasına saklanmaktan vazgeçmek zorundasınız diyen Selim, öğrencilerle karşılıklı sohbet içinde keyifli bir konuşma gerçekleştirdi. Öğrencilerden gelen soruları cevaplayan Selim, “Stolk’a neden başladınız ve Stolk’u neden bıraktınız?” sorularına “Stolk’u, konuşmak için alan yaratabileceğimiz bir yer olarak düşündüm ve Stolk’a o yüzden başladım. Sonra o alan, o alan olmaktan çıktı benim için. O yüzden de bıraktım.” yanıtını verdi. “Sizi bir daha YouTube’da görebilecek miyiz?” sorusunu ise “Bunun üzerine çalışıyoruz. Zannediyorum göreceksiniz.” şeklinde yanıtladı. Oturum, Proje Lideri Kaan Geçimli’nin fidan bağış belgesini takdimiyle sona erdi.

17


ETKİNLİK

18

ASIL OLAY BAŞLAMAK

Z KUŞAĞININ ŞAHIS FİRMASI KURMASI ŞART

ARTIK HAKARETLERE KARŞI HİSSİZLEŞTİM

İkinci gününün açılış oturumunda seri girişimci ve Supermassive E-spor Takım kurucusu Hakan Baş Digital Z etkinliğimizde konuğumuzdu. Konuşmasına kendini tanıtarak başlayan Baş, katılımcılara Yale Üniversitesi’ndeki eğitim hayatından ve girişimciliğe giriş sürecinden bahsetti. Girişimciliğin başından beri girmek bir istediği iş alanı olduğunu belirten Baş, kurumsal hayatın modern köleliğinin kendisine göre olmadığını söyledi ve gençlere de eğer yenilikçi ve yaratıcı bir fikirleri varsa durmamalarını, fikirlerini hayata geçirmelerini öğütledi. Olayın başlamakta bittiğini bir kere ilk adımı attıktan sonra gerisinin çok daha kolay ve seri aktığını söyleyerek bu yolda ilerlemeyi düşünen kişileri cesarelendirdi. Oturumun sonunda öğrencilerin sorularını cevaplayan Baş, “Sanal televizyonculuğa da el atmayı düşünüyor musunuz?” sorusuna “Hayır, bu benim Türkiye için çok inandığım bir model değil. Ben bu platformların Türkiye içinde çok başarılı olacağını düşünmüyorum.” yanıtını verdi. Katılımcıların sorularını yanıtladıktan sonra Hakan Baş’a Proje Lideri Kaan Geçimli tarafından fidan bağış belgesi takdim edildi.

Digital Z etkinliğinin ikinci gününün ikinci oturumunda Yıldız işletme Kulübü’nün eski başkanı ve Nerde.co’nun kurucusu Cem Narmanlı Digital Z’de Yıldızlılarla buluştu. Konuşmasına kısaca Nerde.co’yu bizlere tanıtarak başladı. Z kuşağının hem ülke için hem de dünya için çok umut veren bir kuşak olduğuna değinen Narmanlı, çoğunluğun aksine, gelecekte insanoğlunun idealize ettiği, çok daha refah içinde bir dünyada yaşayacağımızı düşündüğünü belirtti. “Okul yıllarındayken iş hayatına atılmanızın endişesi oldu mu?” sorusuna “Tabii ki oldu. Kendi işimi kurduğumda bir buçuk sene 0 TL kazandım. Bunu sorun etmeyecek bir çevreniz varsa kesinlikle iş hayatına atılmalısınız. Z kuşağının şahıs firması kurması şart!” yanıtını verdi. Narmanlı, “Bu işe atılmakta Yıldız İşletme Kulübü’nün size bir katkısı oldu mu?” sorusunu ise “Katkısı tabii ki de oldu. Yıldız İşletme Kulübü’nün bana en büyük katkısı kulüp çevresinde tanıdığım insanlardı ve bu işe girmemizde de kendimize güven verdi.” şeklinde yanıtladı. Oturumun sonunda Cem Narmanlı’ya Proje Lider’i Kaan Geçimli tarafından fidan bağış belgesi takdim edildi.

İkinci günün son oturumunda ünlü şarkıcı Merve Özbey’i etkinliğimizde ağırladık. Konuşmasına kendini tanıtarak başlayan Merve Özbey kısaca müzik hayatından da bahsetti. Son zamanlarda sosyal medyadaki sosyal linçin giderek artmasıyla ilgili olarak “Vicdan ve merhamet terazisinden geçmemiş hiçbir cümleyi karşınızdakine lütfen söylemeyin.” diyen Özbey, “Artık hakaretlere karşı hissizleştim.” dedi. Söyleşiye soru-cevap şeklinde devam eden Özbey iyi bir Playstation oyuncusu olduğunu söyleyerek tüm salonu şaşırttı. “Oğuzhan Uğur’la bir proje mi var?” şeklinde yöneltilen soruya “Bir dünya turnesine çıkma durumumuz var. Biz çok iyi anlaşan arkadaşlarız.” diye ekledi Özbey, konu hakkında yaptığı esprilerle salonu güldürdü. Özbey, katılımcılardan gelen istek üzerine birden fazla şarkı okudu. “Öğrencilere üniversiteden sonraki hayatlarında ne yapmalarını öneriyorsunuz?” sorusunu ise “Hayat her zaman istediğiniz gibi gitmiyor. Özgürlüğünüzden asla vazgeçmeyin. Umudunuzu hiçbir zaman yitirmeyin.” şeklinde yanıtladı. Basın & Yayın Koordinatörü Baran Büyükbingöl’ün fidan bağış belgesini takdim etmesiyle söyleşi sona erdi.


ETKİNLİK

GELECEĞE YOLCULUĞUNUZDA YANINIZDAYIZ KARİYERİNİZ İÇİN, DOĞRU SEÇİM... KRK Holding olarak çalışanlarımızın yapı taşlarını oluşturduğu ailemizle; yurt içinde ve yurt dışında, çağdaş ve yenilikçi projeleri, insan hayatına ve doğaya saygıdan ödün vermeden hayata geçiriyoruz. Bu hedef doğrultusunda ülkemizin geleceği olan siz gençleri, dinamik ve rekabetçi yapımızı daha da güçlendirmek ve birlikte daha büyük hayalleri gerçekleştirmek için ailemize bekliyoruz.

@krkholding @OzgunInsaatTaahhut

KRKholding

krk-holding özgün-inşaat

Gayrettepe Mah. Gönenoğlu Sk. No:7 34349 Beşiktaş İstanbul / TÜRKİYE +90 212 275 37 37 info@krkholding.com

19


ETKİNLİK

20


ETKİNLİK

Yıldız İşletme Kulübü tarafından 11 Ocak 2018’de bu yıl 16’ncı kez düzenlenen “Türkiye’nin En Prestijli Öğrenci Ödülleri” olan Yılın Yıldızları Ödül Töreni’ne birbirinden önemli davetlilerin yanı sıra 500 Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisi katıldı. Yılın Yıldızları, 35.000 Yıldızlı öğrenci tarafından seçilen 32 kategoride yılın en iyilerini Davutpaşa Kampüsü’nde ağırladı.

21


ETKİNLİK

Altınyıldız Classics sponsorluğunda bu yıl 16’ncısı düzenlenen gece kokteyl ile başladı. Aref Ghafouri ve Can Bonomo harika sahne performansıyla izleyenleri büyülediği geceye Halit Ergenç, Serenay Sarıkaya, Gökhan Türkmen, Ahmet Kural, Murat Cemcir, Güneri Cıvaoğlu, Nazlı Çelik, Ali Sunal, Athena gibi birçok ünlü isim katıldı. Sunuculuğu ile usta bir performans sergileyen Jess Molho, Türkiye’nin En Prestijli Ödül Töreni Yılın Yıldızları’nı daha önce sunduğunu ve bir kez daha sunmaktan gurur duyduğunu belirtti. Yılın Yıldızları Ödül Töreni, Yıldız İşletme Kulübü Yönetim Kurulu Başkanı Özge Demirkan’ın konuşmasıyla başladı. Konuşmasında Yıldız İşletme Kulübü olarak iş ve kariyer alanında yaptıkları çalışmalardan ve Türkiye’nin En Prestijli Öğrenci Ödül Töreni’ni düzenlediklerinden bahseden Demirkan, katılımcılara ve Yıldız İşletme Kulübü ailesine teşekkürlerini sundu. Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bahri Şahin’in konuşmasıyla tören devam etti. Tüm davetlileri, öğrencileri, basın mensuplarını selamlayarak konuşmasına başladı. Rektör Şahin, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin 106 yıllık bir çınar olduğunu ve mottosunun da “Yıldızlarla Bir Asra Atılan İmza” olduğunun altını çizdi. Yıldız Teknik Üniversitesi olarak yaptıkları yenilikçi çalışmalardan, üniversitenin mevcut faailiyetlerinden bahsederek konuşmasını sonlandırdı.

22


ETKİNLİK

2017 Yılının En Beğenilen Müzik Grubu Athena oldu. Gökhan Özoğuz sözlerine üniversitelerin ve öğrencilerinin kendi müziklerine yön verdiklerini söyleyerek başladı. “Müziğin sesi susmamalı, her ne düşüncede olursak olalım en önemli şey insanın birbirine saygı duymasıdır.” diyen Özoğuz, karşı tarafa kendi düşüncesini dayatmadan herhangi bir baskı ortamı oluşturmadan hoşgörü ile yaşamanın önemini vurgulayarak konuşmasına son verdi. 2017 Yılının En Beğenilen Show Programıı Güldür Güldür Show seçildi. Ödülü alan Ali Sunal, konuşmasına daha önceki Yılın Yıldızları ödüllerinin kendilerine iyi geldiğini söyleyerek başladı. Kendilerindeki cevheri ilk Yıldız İşletme Kulübü’nün keşfettiğini söyleyerek Yıldızlı öğrencilere teşekkürlerini sundu. 2017’nin En Beğenilen Erkek Dizi Oyuncusu Halit Ergenç oldu. Ekip olarak işlerini çok severek yaptıklarını ve her daim içlerindeki heyecanı canlı tutmaya çalıştıklarını söyleyen Ergenç, üniversitenin öneminden bahsetti. Öğrencilere tavsiyelerde bulunan Halit Ergenç “Kendi yolunuzu çizin, çevrenizdeki çok bilgili insanlara bakmayın. Hep kalbinizin sesini dinleyin ve sizi siz yapan o özelliğinizi keşfedin. Siz öyle çok değerlisiniz.” diyerek sözlerine son noktayı koydu. 2017 Yılının En Beğenilen Kadın Dizi Oyuncusu ödülü Serenay Sarıkaya’nın oldu. Serenay Sarıkaya, konuşmasına başlamadan önce Halit Ergenç’e övgüler yağdırdı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nden böyle bir ödüle layık görülmenin gururunu yaşadığını belirtti. “Duru’yla yürüdüğümüz yolda bizi yalnız bırakmadığınız için teşekkür ederim, hepiniz çok değerlisiniz.” diyerek konuşmasını bitirdi. 2017’nin En Beğenilen Erkek Şarkıcı ödülü Gökhan Türkmen’in oldu. Konuşmasına oy veren herkese teşekkür ederek başlayan Türkmen, böyle bir ödüle ikinci defa layık görüldüğü için çok gururlu olduğunu belirtti. Konuşmasının sonunda “Ben başarılı bir işin her zaman ekip işi olduğunu söylerim ve ekibimi de ailem olarak görürüm. Bu ödülü de aileme armağan ediyorum.” diyerek büyük alkış topladı. 2017 Yılının En Beğenilen Erkek Sinema Oyuncusu ödülü Ahmet Kural ile Murat Cemcir’in oldu. Mutluluklarının gözlerinden okunduğu ikili, konuşmalarının başında salonu kahkahalara boğdu. Kendilerinden önce çıkanların her şeyi söylediklerini belirterek teşekkürlerini sundular. Sempatik ve içten tavırları izleyicilerin fazlaca ilgisini gördü.

23


İŞTE 2017’NİN YILDIZLARI! İş Adamı: Aydın Doğan İş Kadını: Arzuhan Doğan Yalçındağ Ekonomisti: Cüneyt Başaran Şirketi: BOYNER Dizi-Film Müziği: Kıraç - Meryem Şarkı: Sayın Seyirciler - Ece Seçkin feat. Ozan Doğulu Müzik Grubu: ATHENA Erkek Şarkıcısı: Gökhan Türkmen Kadın Şarkıcısı: Göksel Tiyatro Oyunu: Ayrılık Erkek Tiyatro Oyuncusu: Mert Fırat Kadın Tiyatro Oyuncusu: Melis Birkan TV Kanalı: TV8 Haber Spikeri: Nazlı Çelik Sinema Filmi: Ayla Erkek Sinema Oyuncusu: Ahmet Kural & Murat Cemcir Kadın Sinema Oyuncusu: Fahriye Evcen Gazetesi: Hürriyet Bilim İnsanı: Aziz Sancar Dizi Filmi: SÖZ Erkek Dizi-Film Oyuncusu: Halit Ergenç Kadın Dizi-Film Oyuncusu: Serenay Sarıkaya Reklam Filmi: Türkiye İş Bankası - Bakırcı Fahri Usta Sporcusu: Kenan Sofuoğlu Spor Programı: Spor Servisi Radyo Programı: Matrax Sabah Haber Programı: İsmail Küçükkaya ile Çalar Saat Kültür Sanat Programı: Güneri Cıvaoğlu ile Şeffaf Oda Show Programı: Güldür Güldür Show Sosyal Sorumluluk Projesi: UNICEF - Umut Veren Oyuncaklar Sivil Toplum Örgütü: LÖSEV Rektörlük Özel Ödülü – Payitaht Abdulhamid


ETKİNLİK

Ortada çalınan bir şey yoksa bu yine de bir soygun sayılır mı? Kusursuz bir soygun planı için ne kadar süre gerekir? Birkaç gün, birkaç hafta, aylar belki de. Peki bir soygun planının altüst olması için ne kadar süre gerekir? “La casa” İspanyolca ve İtalyanca’da ev anlamına gelmektedir. “Papel” ise para olarak çevrilebilir. Darphane bildiğimiz üzere bütün paraların evidir. Profesör lakaplı gizemli bir adam yüzyılın soygununu yapma hayaliyle işe koyulur. İnce eleyip sık dokuyan Profesör, ülkenin dört bir yanından kendi alanlarında isim yapmış adamlardan oluşan bir ekibi bu soygun için toplamaya başlar. Kusursuz bir plan hazırlığı için kafasında beş ay belirlemiştir. Bu beş ayı eve kapanarak, her ihtimali düşünerek ve ek planlar yaparak geçirirler. Süre dolduğunda ise ellerinde kusursuz diyebilecekleri bir plan olsa da unuttukları bir şey vardır; bir soygunun başarıyla sonuçlanması için en az plan kadar ekip de kusursuz olmalıdır. Kusursuz bir planı bozabilecek tek bir şey vardır ve Profesör ise bu kusursuz planda tek bir şeyi hesaplayamamıştır: Aşkı… Dizide Profesör her soyguncunun kendisine bir lakap bulmasını ve bu lakapları kullanarak diğerleriyle iletişim kurmasını ister. Soyguncular birbirlerine şehir isimleriyle seslenmeyi seçer. Dizi ilerledikçe göreceğiz ki bu şehir isimleri aslında boş yere seçilmemiştir. Her biri gerçek hayatımıza dokunmaktadır. Çünkü La Casa De Papel sadece bir soygunu anlatmakla yetinmiyor, aynı zamanda sosyalizmin esintilerini de hissetmemizi sağlıyor. 2. Dünya savaşı yıllarında zor hatta sefil koşullarda çalışan sosyalist tarım işçileri tarafından söylenen “Bella Ciao” şarkısını da kullanmaları bu esintileri kuvvetlendiriyor. Aynı zamanda Profesör’ün ilerleyen bölümlerde Raquel’in karşısına geçerek 50 Euro’yu yırtıp asıl amacının para çalmak olmadığını bundan çok daha fazlasını dert edindiğini gerek sözleriyle gerekse hareketleriyle bizlere gösteriyor. Şimdi sizlerle birlikte La Casa De Papel soyguncularını tanıyalım.

26


ETKİNLİK

Tokyo: Zorlu, kural tanımaz, empati yeteneği zayıf ve bir aşk mağduru ya da faili. 15 kusursuz soygunun ardından nihai son gelir. Aşkla işi karıştırmak hiçbir zaman iyi sonuç vermemiştir zaten. Sevdiğinin ölü bedenini kanlar içinde olay yerinde bırakıp gider. Onun için hayat sona erdi sanırken aslında hayat tam da orada yeniden başlıyordur. Berlin: Darphane soygununun içerideki beyni. Hakkında 27 soygundan tutuklama kararı var. Kuyumcular, müzayedeler, zırhlı araçlar… En büyük başarısı Paris, Champs Élysées Caddesinde 434 elmas çalmasıdır. Yüksek yaşam standartlarını korumak için bu işlere bulaşmış olan Berlin’in eskiye dönmeye hiç niyeti yoktur. Adeta havuzda bir köpek balığı gibi... Onunla yüzebilirsiniz ama o havuzdan asla sağ çıkamazsınız. Moscow: Geçmişinde Asturias’ta maden kazarak geçimini sağla-

mıştır. Silikozis ve astım yüzünden işinden olunca biraz daha derine kazmaya karar vermiş, sonra biraz daha… 6 kürkçü, 3 saatçi soymuş ve Aviles Kredi Birliği’nin kasasını boşaltmıştır. Termal kesici de dahil kullanmadığı endüstriyel alet, açamayacağı kilit yoktur.

Denver: Moskova’nın oğlu. Uyuşturucu bağımlısı, kırık dişleri ve kırık kaburgaları… Bar kavgalarının asi çocuğu. Düz, öfkeli ve fevri… Kusursuz bir soygun için tam bir saatli bomba. Rio: Bilgisayarın Mozart’ı. Altı yaşından beri kod yazmaktadır. Hayatı hackerlik ve kodlamalarla geçmiştir. Alarmlar ve elektronikle ilgili bilmediği en küçük bir şey bile yoktur. Sorun ise hayattaki diğer şeyler hakkında hiçbir fikrinin olmamasıdır. Yaşı çok genç, duygusal kararlar almaya yatkındır. Gençlikle olgunluk arasında sıkışıp kalmıştır. Oslo ve Helsinki: En kusursuz planda bile ne olur ne olmaz

diye kaba kuvvete karşı önlem alınmalıdır. Bu görev için iki Sırp’tan daha alası mı bulunur? Kafadan eksik olan kısımlarını gövdelerinden kapatarak ekibin kas gücü pozisyonundadırlar.

Nairobi: Zorlu bir çocukluk geçirmiş olmasına rağmen hala

umutsuz bir iyimserdir kendisi. 13 yaşından beri sahtecilik işinin içerisinde ve ekibin kalite kontrol amiri. Fazlasıyla dengesiz ama bir o kadar da eğlenceli.

Professor: Darphane soygununun asıl beyni. Soygunun dışarıdaki yürütücüsü, hem içeriyle hem de polisler ile sürekli iletişim halindedir. Sabıka kaydı yok, dolayısıyla onun yüzünü bilen kimse yok. Kimliğini 19 yaşından beri yenilememiş. Adeta bir hayalet, fazlasıyla zeki bir hayalet... Bu kusursuz planın savaşını verirken hayat onu daha büyük bir savaşla yüz yüze getirir. Profesör duygularıyla da savaşmaya başlar ve karşısına belki de kazanması en zor düşman çıkar: Aşk… Her bir detayı ince elenip sık dokunulmuş bu dizi gerek olay örgüsü gerek de karakterlerin başarılı performansları ve değindiği hassas konularla yıla damgasını vurmayı başardı. Daha fazla vakit geçirmeden izlemeye başlayın, pişman olmayacaksınız.

27


Rรถportaj

28


Röportaj

Merhabalar, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkürler. Sohbetimize klasik bir sorusuyla başlayalım mı? Nasılsınız? Bu aralar neler yapıyorsunuz?

Merhaba, yeni albüm yeni heyecanlar içindeyim. Altın Çağ albümünün Altın Çağ konserleri devam ediyor. Yaz boyunca adım adım her yeri dolaştık, şu anda devam ediyoruz. Konserlerimiz çok güzel geçiyor, albüm çok sevildi her şarkı ayrı ayrı çok güzel tepkiler alıyor. Ben de bu aralar ayaklarım yerden kesilmiş halde mutlu bir şekilde konserden konsere koşuyorum.

Yeni albümünüze ‘Altın Çağ’ adını verdiniz. Oldukça iddialı bir isim. Siz de kendinizi altın çağınızda hissediyor musunuz? Hissediyorum tabii. Herkes, hepimiz altın çağımızdayız. Dilerim bundan sonra da hep en güzel çağlarımızı yaşarız.

Son albümde şarkıların çoğu ismi çok duyulmayan isimlere ait. Şarkı seçerken sizi en çok etkileyen şey nedir?

Beni en iyi anlatan içime en çok sinen dinlediğimde gerçekten bir yerinde lafı ağzımdan alan kalbime dokunan şarkıları seviyorum. Aslında müziksever gibi dinliyorum bütün şarkıları tutkuyla, aşkla dinliyorum ve işte bu dediğimde de hayatıma alıyorum.

Hangi mevsimin insanısınız?

Ben her mevsimi çok seviyorum, mizacımdan dolayı daha çok bahar ve yaz kadınıyım diyebilirim.

Günlük hayatta stilinizi nasıl tanımlarsınız? Kendinize en çok hangi rengi yakıştırıyorsunuz? Renklerin enerjisine çok inanıyorum. Renkli kıyafetler de beni yansıtıyor. Uzun zamandır Raisa&Vanessa ile çalışıyorum tasarımları ile kedimi çok iyi hissediyorum. Bana çok yakıştığını düşünüyorum. En sevdiğim renkler en enerjik en canlı renkler. Turuncu, mor, fuşya bu yıl favorilerim arasında.

Tatile çıktığınız dönemlerde daha çok hangi bölgelere gitmeyi tercih edersiniz? Böyle zamanlar için yurt içinde ve yurt dışında ilk aklınıza gelen şeSahne dışında, günlük hayatta nasıl birisihirler ve aktiviteler neler oluyor? niz? Çeşme’yi bu kadar övünce anlamışsınızdır. Yurtiçinde ilk aklıma gelen yer. Yurtdışında da açıkçası Londra çok sevdiğim yerlerden biri. Ben tatillerde genellikle iyi yemekler yemeyi ve dinlenmeyi tercih ediyorum. Hareketli bir gece hayatı ya da çılgın aktiviteler pek bana göre değil. O nedenle neresi olursa olsun iyi otel, iyi yemek ve hoş sohbet ilk aklıma gelenler oluyor.

Bengü’yüm, arkadaşlarımla olmayı seven, çocukluk anılarımla mutlu olan, ailemle bir arada olmayı birçok şeye tercih eden Bengü’yüm. Sahneden inince kostümlerim değişiyor sadece ama ruhum hep gerçek. Doğru ve samimi olmak benim için en önemlisi.

Son olarak müziğin yıldızlarından biri olarak, eğitimin yıldız öğrencilerine neler söylemek istersiniz?

En kısa zamanda kavuşmak istiyorum. Birlikte şarkılarımı söyleyelim istiyorum. Hepinizi kocaman öpüyorum.

29


Röportaj

DİDEM BALÇIN RÖPORTAJI Sizi ekranlarda en son “Yalaza” dizisiyle gördük. Peki, ilerleyen zamanlarda yeni bir dizi projesiyle seyircilerin karşısına çıkmayı düşünüyor musunuz?

Evet, düşünüyorum. Hatta yeni bir projeye imza attık. Show Tv’de “Meleklerin Aşkı” isminde “Süreç Film” yapımcılığında bir diziye başlıyorum. Çekimleri mayıs ayında başlayacak, bayramdan sonra da yayınlamaya başlayacak.

da var. Bu sıkıntılar bence gelişim sürecindeki yolda her daim olacak, burada asıl önemli olan “Bunun için ne yapabiliriz, ne kadar yapabiliriz, sadece şikayet etmekle nereye varabiliriz?”in cevabını bulmak. Dizi sektörünün işleyişinde acı olan bir taraf var bence şu an. Seyircinin iki saat ekran başında oturup vaktini doldurduğu, hoşuna giden bir hikayeyi seyrederken orada en az 100 kişinin çalıştığı, ekmek yediği, hayatını geçindirdiği bir oluşum var ve bu oluşumlar tamamen arz-talep meselesiyle doğru orantılı. Bir dizi 2 bölümde yayından kaldırılabiliyor, o zaman orada çalışan 100 kişi bir anda işsiz kalmış oluyor ve yeni bir oluşuma girmiş oluyorlar. Bu hem psikolojik olarak bu insanların durumlarını etkiliyor hem de seyircinin gözünde dizilerin değerini düşürüyor. Bu yüzden de bence sektörde bunun bir çözümü olması gerekiyor ama bu çözümün nasıl olması gerektiğine dair inanın benim de bir fikrim yok. Çünkü artık neyin daha çok beğenildiğini, neyin daha çok talep edildiğini ben de kestiremiyorum.

Türkiye’de dizi sektörünün işleyişini nasıl buluyorsunuz, değişmesi gerektiğini Türkiye’de tiyatroya yedüşündüğünüz nokterince önem verildiğini talar var mı? düşünüyor musunuz? Her sektörün kendi içinde bir yenilenme sürecine girmesi gerektiğini düşünüyorum. Dizi sektöründe sıkıntılar var ama bu sinema sektöründe de var, tiyatroda

30

Sadece Türkiye’de değil, Dünya’da iyi olan her şeye değer verildiğini düşünüyorum. Joseph K. Oyunu Das Das’da biletleri iki ay öncesinden biten bir oyun. Bunda tabii ki içinde bizlerin olmasının da


Röportaj

etkisi olmuş olabilir ama bu aslında oyunun kalitesinden, metninin iyi olmasından kaynaklı bir durum. İyi olan her şeyin her zaman değer bulduğunu düşünüyorum ama üniversite öğrencilerinde her zaman bu durumu göremiyoruz. Ya izledikleri dizide beğendikleri oyuncuyu izlemeye geliyorlar ya da daha kolaya kaçıp hiç tiyatroya gitmeden, tiyatrodan uzak kalarak, dizi ve sinemayla doyuma ulaşmaya çalışıyorlar. Bu konuda bilinçlenilmesi gerektiğine inanıyorum çünkü tiyatro, canlı bir sanat. Tiyatro, bize hayata daha farklı baktıran bir sanat, diziden ve sinemadan farkı bu ama dizi ve sinemanın da aynı derecede önemli olduğu bir nokta da var. baleye yollar, basketbola yollar, Bunu da atlamamak lazım. yüzmeye yollar. Sonra çocuk bunlardan birini sevmediğinde bir başkasına yollar, onu da sevCanlandırdığınız karakmediğinde bir başkasına. Çünkü terlere bürünmek nasıl bir yaşanmışlık hissi bırakıyor, çocuk bir gelişim sürecindedir. Çocuğun beğenisini aile de biletkisinde kaldığınız karakmiyordur ve ona imkanlar sunar terler oldu mu? imkanlar dahilinde. Benim ailem Yok. Öyle bir oyuncu değilim de beni bu yaş grubunda TRT ben. Yani oyuncu icraatı yapan Ankara Radyo Çocuk Saati’nin insandır. Ben Didem olarak “Çakallarla Dans”ta Fatma rolüne sınavlarına soktu. Aynı sınavlara ablam da girdi ama ablam “Bu hayat veriyorum, bunu Didem benim yapmak istediğim mesolarak yapıyorum, Fatma olmuyorum o anda. O rolümün görevi lek değil.” dedi ve bıraktı. Fakat benim için o yaşlardan itibaren bittiğinde de tekrar ondan çıkıburası en mutlu olduğum yer yorum. Yani “Bir duyguya girdikten sonra çıkamadım, o rolün oldu. Oyunculuk kavramı benim için dizide oynamak, ünlü olmak etkisinden kopamadım.” demek değildi. Ben rol yapmayı, insanbenim tarzım değil. Buna inanlarla iletişimde olmayı, insanların mıyorum. Bir şeyleri bir kalıba gözünün içine bakarak bir şeylere sokarken bunu kendi oyunculuk hayat vermeyi sevdiğim için bu anlayışımla yapıyorum. mesleği yapıyorum. Dolayısıyla başka bir mesleği hiç düşünme6 yaşından beri bu sektörün içindesiniz. Peki, hiç ka- dim.

riyerinizi daha farklı yönlendirmiş olmayı düşündünüz Çağdaşı olmaktan gurur mü, başka bir yerde, başka duyduğunuz oyuncu ya da bir meslek belki? oyuncular var mı?

Düşünmedim. Aileler çocuklarını Bu mesleğe saygı duyan, benimle

aynı mantıkla bu işi yapan tüm oyunculara saygı duyuyorum. Hiçbir şekilde ayrım yapmıyorum açıkçası.

Sanat ne içindir, insanlar neden sanat yapar?

İnsanların bazı doyumlara ihtiyacı var. Mesela yemek olarak, sevgi olarak bir de sanat olarak. Biri eksik olduğunda bizi manevi anlamda ölüme götürür. Sanatsal doyuma ulaşmak insanların yaşam standartlarını yükselten ve yaşam alanlarını genişletip onları yaşadığımız bu hayatta daha motive hale getiren bir olgu. O yüzden sanat olmalı zaten. Sanatın ne olduğunun önemi yok. Kimisi tiyatro sever, kimisi resim sever, kimisi müzik. Önemli olan bir yerden sanatsal anlamda doyuma ulaşmak. Bir oyuna gittiğinizde onun hayatınızda nasıl bir etkisi olduğunu belki spesifik olarak fark etmiyorsunuz ama aslında bir doyuma ulaşıyorsunuz, vücudunuz mutluluk hormonu salgılıyor. Bu yüzden sanat insanların hayatında çok önemli bir olgu.

31


Röportaj

mışsınız. Bununla ilgili bir çalışmanız olacak mı?

Aldığım şan dersleri Ankara Üniversitesi Konservatuar’ında okurken aldığım derslerdi. Bunu da şarkı söyleyeyim diye değil de bir oyuncunun alması gerektiği kadar aldım. Şan dersine devam etmek isterim ama bunu bir altın bilezik olarak görüyorum bir oyuncu için.

Neyi başardığınız zaman kendinizi mesleki açıdan doyum noktasına ulaşmış hissedeceksiniz?

Bu proje proje oluyor. Mesela ben Das Das’da Joseph K.’nın provasında o bebek doğmaya hazırlanıyor diyorum, bitip de beğeni kazandığında da diyorum ki “Bunu başardım, şimdi bir dahaki oyunum ne olacak?”. Yani bu hiçbir zaman bitmeyecek bir süreç. Bir şeyi başardığımda bir sonraki adım olarak daha büyük bir şeyi başarmak isteyeceğim. Bu herkes için, her meslek grubu için böyle.

Zaman zaman hepimiz bunalıyoruz, yoruluyoruz, her şeyden uzaklaşma ihtiyacı hissediyoruz. Sizin düştüğünüz zamanlarda kalkmak için motivasyonunuz ne Hayatınızda dönüm noktaoldu? nız olarak nitelendirdiğiniz Çalışmak. Çünkü benim düştübir durum ya da olay var ğüm, motivasyonumun düştüğü mı?

Önceki röportajlarınızdan birinde halihazırda bir kitap yazdığınızdan ve 2018’de kitabın çıkacağından bahsetmişsiniz. Kitap hakkında genel bir bilgi alabilir miyiz? Şöyle ki kitabın 2018’de çıkmasını hayal ediyordum ama hem dizi hem sinema hem tiyatro olunca biraz kaldı. Çünkü kitap yazmak biraz daha insanın kendisine alan yarattığı, yazmak isteğinin oluştuğu ve onu aktarma potansiyelinin olduğu anlara sahip olması gereken bir dönem. Bu kitap üzerine şu anda hala çalışıyorum. Kitap, insanların etrafında gözlemlediğim, dinlediğim, gerçek ilişkilerin olduğu gerçek hikayelerden oluşacak. 2018’de değilse bile 2019’da çıkacak diye düşünüyorum.

Müzik ile de ilgilisiniz, geçmişte şan dersleri al-

32

dönemlerin hepsi boş olduğum dönemler. İşim bitti, tiyatro yok, üreteceğim bir şey yoksa ben o zaman yavaş yavaş o buhranlı dediğimiz dönemlere giriyor gibi hissediyorum. Ürettiğim zamanlarda ise kendime daha da üretecek alan açıyorum. Onun için beni bundan kurtaran tek şey çalışmak.

Şu anda olduğunuz yere gelene kadar ne tür zorluklarla karşılaştınız, hiç pes etme noktasına geldiniz mı?

Başıma gelenlere zorluk olarak bakmadım hiçbir zaman. Onlara hep “Bundan neyi öğrendim?”, “Şimdi neyi yapmamalıyım?” diye yaklaştım. O yüzden de o zorluklar beni daha çok motive etti. “Aa demek ki bu cepte, bunu öğrendim.” diye düşündüm. Her şey bilgi, her şey birikim. O yüzden de pes etmek demek hayattan vazgeçmek demek. Zaman zaman buhranlı dönemler oluyor ama pes etmek mümkün değil.

6 yaşında TRT Radyo Çocuk Saati sınavlarına girmem hayatımın ilk dönüm noktasıydı. Sonra üniversite sınavında konservatuar kazanmam ikinci dönüm noktamdı. İlk sinema filmim 35’i çekmem bir dönüm noktasıydı, Das Das’da oynadığım Joseph K.’nın prömiyere çıkması dönüm noktasıydı. Benim hayatımdaki dönüm noktaları yeni bir şey yaptığım ve onları ortaya çıkardığım andan itibaren değişiyor. Yani şimdi bir diziye başlayacağım ve hayatımın başka bir dönüm noktası başlayacak benim için.

Son olarak çoğunluğunu üniversite öğrencilerinin oluşturduğu Profil dergisi okuyucularına tavsiyeleriniz nelerdir?

Lütfen at gözlükleriniz varsa çıkarın. Dilediğiniz kadar özgür düşünün, hayalleriniz yüksek olsun. Hayallerinizi hedeflerinize dönüştürün sonra da o hedefleri gerçekleştirin.


Rรถportaj

33


BEYİN EVRENİN EN KAOTİK NESNESİ Beynimizin ham maddeleri ne adı duyulmamış ne de havalı diyebileceğimiz tuhaf maddeler içerir. Hepimizin mutftağında bulunan bir grup madde aslında yeter de artar bile. Gelin bunlara beraber bakalım:

160 g yağ 110 g protein 1 L su 15 g şeker 10 g tuz

34


Ortalama (70-75 kilo) bir insanın beynindeki maddeler aşağı yukarı bu miktarlardadır. Gördüğünüz gibi malzemeler hepimizin bildiği canlıların temel malzemeleridir. Peki, nedir beynimizi vücudumuzdaki diğer kas gruplarından farklı yapan? Cevap çok basit aslında: Tasarım. Nasıl resmi resim yapan sanatçının kullandığı boyaların kalitesi yahut renklerin çeşitliliği değil de ressamın oluşturduğu tasarımsa beynimizi diğer kas gruplarından yahut diğer memeli canlıların beyinlerinden ayıran da işte bu basit malzemelerin nasıl işlendiğidir.

atom altı parçacıkları, quarklardan fotonlara kadar tüm parçacıkları düşünün sizce ne kadar çoklardır? Bilim insanları tahmini 10^90 tane olduklarını söylüyorlar. Böyle bir çırpıda söyleyebiliyoruz bu sayıyı oysa tahmin ettiğimizden daha çoklar, hayal edemeyeceğimiz kadar. Sahildeki kum tanecikleri bile bize sonsuzmuş gibi gelirken bu bahsettiğimiz değerlerin büyüklüğünü hemen anlamak çok kolay olmasa gerek. Bu kadar çokluktan bahsettim çünkü beynimizdeki bağlantıların sayısı evrendeki tüm parçacıkların sayısından daha fazladır.

Yukarıdaki malzemeleri ne kadar beyine benzetDüşünsenize! Hepimiz kafamızın içinde tüm gizemi meye çalışsak da yapabileceğimiz ancak 1.5kg ve ihtişamı ile bir evren taşıyoruz. Ne kadar büyüağırlığında, jöle kıvamında bir et yığını olacakleyici değil mi? Beynimizin %10’unu mu kullanıyotır. Peki, gelelim beynimizin kaotikliğine; Kaotik ruz? Hazır beynimizin kapasitesinden konu açılkelimesi dilimize Fransızcadan (chaotique) mışken yüzde on efsanesine de değinmeden gelmiş olup kargaşa anlamına gelir. edemeyeceğim. Günümüzde bilgiye Beynimize baktığımızda ise göreulaşma imkanımız gittikçe artıyor ceğimiz tam anlamıyla kargaşa fakat doğru ve kaliteli bilgi ise bizolacaktır. “Ne karmaşası ya? Her den kaçıyor gibi. Artık popüler şey yerli yerinde, tıkır tıkır bilim diye bir şey var ve daha işliyor.” diyebilirsiniz. Belki kitleye ulaşmak adına biDüşünsenize! Hepimiz çok de henüz anlayamadığımız limsel gerçekler çarpıtılabiliyahut birkaç hamle sonra ne yor. Bu çarpıtmalardan bir takafamızın içinde tüm yapacağını öngöremediğimiz nesi de “beynimizin %10’unu için bize öyle geliyor olabikullanıyoruz” muhabbeti. gizemi ve ihtişamı ile lir. Hoş beynimizi anlamaya Aslına bakarsanız bu 20.yüzçalışırken yine beynimizi yılda ortaya atılmış ve kısa bir bir evren taşıyoruz. kullanmaktayız, belki de tüm süre sonra çürütülmüş bir tez. o kargaşanın sebebi budur. Albert Einstein öldükten sonra Neyse beynimizin kaotikliği bir grup bilim insanı onun beyüzerine daha derin konuşacağız nini incelemiş ve zeki insanların elbet ama şu an bu karmaşayı az beyninin normal insanlardan farklı da olsa betimleyebilmek adına birkaç olup olmadığını öğrenmek istemişler. örnek vermekle yetinelim. Kabaca, ortalama Cevap ise hiç bekledikleri gibi çıkmamış. bir insanın beyninde 80 ile 100 milyar arası nöron Çağın en büyük bilim adamlarından birinin beyni bulunmakta. Bu sayılar bile bize oldukça büyük de ortalama bir beyin çıkmış ve zekanın beynin geliyor fakat beyni asıl karmaşık yapan nöronların maddesi ile doğrudan bağlantılı olmadığını kabul sayısı değil, nöronların arasındaki bağlantıların etmek zorunda kalmışlar. İşte olayın hikayesi böyle, sayısıdır. Her nöron bir diğeriyle bağlantı yapabilbunun neden böyle olduğu ise başka bir yazının mekte, peki bu ne anlama geliyor? Yaklaşık olarak konusu, gelelim gerçeklere; her insan gün boyunca 100.000.000.000!(yüz milyar faktöriyel) gibi bir sayı beyninin maddesel olarak tamamını kullanmakta karşımıza çıkar ki bu sayıyı doğrudan ifade etmeye bunu FMRI (fonksiyonel manyetik rezonans görünmatematik yetmez. Belki şöyle desek daha anlaşılır tüleme) cihazları sayesinde biliyoruz. Bu cihazlar olabilir; Evrendeki bilinen tüm galaksileri, bu galak- beynin çalışan kısmını ışıldayacak şekilde monitörisilerdeki her yıldızı, her yıldızın yörüngesindeki ze ediyor. Araştırmalar gösteriyor ki her gün beynigezegenleri düşünün. Ne kadar çoklar değil mi? mizin her kısmı az ya da çok ışıldıyor yani çalışıyor. Şimdi bu düşündüklerimiz kaç tane atomdan oluşPeki maddesel olarak tamamı çalışıyor demek tam muş onları düşünün. Evrendeki her atomu hatta kapasite çalışıyor demekle aynı mıdır acaba?

35


Günümüzde yeni bir konu başlığı haline gelmiş ve modern çağın gelişiminden doğmuş olan ‘’Influencer Marketing’’ hayatımızda şimdiden yer etmiş durumdadır. Influencer olmak bir kısım kitlenin şu an uğraştığı iş halini almışken henüz bu konunun ne anlama geldiğini bilmeyenler de mevcuttur. Influencer’ın Türkçe karşılığına genel hatlarıyla “Etkili Kişi” denilir. Bunun yanı sıra dijital pazarlama dilinde, bir dikeyde uzmanlaşmış, sözü dinlenen, kararlarını insanların takip ettiği kişiler olarak tanımlanması daha net bir kavramı ortaya çıkartır. Genellikle Z kuşağının uğraştığı ve iş sektörüne dönüştürdüğü sosyal medya platformlarının bir yansıması olan Influencer marketing durumu aslında Youtube, Facebook, Twitter, Instagram gibi sosyal medya kanallarında yüksek takipçi sayılarına sahip kişilerin içerik yoluyla bir ürün ya da marka hakkında deneyimlerini onu takip eden kişilere aktarmasıdır.

sayesinde ürünün bilinir hale gelmesine neden olmuştur. İnsanlar bu yolu oldukça güvenilir bulmuş, satın alma kararı vermeden araştırma yapmaya başlamışlardır. Bu işin ilerleyişi ise genel olarak Influencer ve onun takipçi kitlesi arasındaki ortak paydada Influencer marketing, tüketicilere buluşmaları sonucu gerçekleşir. Çoğunlukla blog hesabında ele baskı yapmak ve reklam algısı aldığı konuya yönelik içeriklere yaratmak istemeyen, ürüne olan yer veren bir kişiye bahsedilen ilgiyi yapay yollar yerine aktif konu ile alakalı bir firmanın ileolarak çekmek isteyen markalar tişime geçmesi sonucu firmanın için güçlü ve tercih edilebilir bir yeni çıkardığı ürününü tanıtmapazarlama stratejisidir. Markalar ya da kişiler, mesajlarını doğal ve sı amacıyla blog sahibine ürün ilgi çekici bir biçimde tüketicileri- hakkında bilgilerin, özelliklerin ne iletmek için influencer içerik- ve kişisel deneyiminin yer alacağı bir içerik yaratmasını ister. Bu lerini tercih ederler. Geleneksel pazarlamanın gündemde olduğu sayede firma ve kişi arasında bir marketing çalışması yürütülmüş zamanlarda sıklıkla tercih edilen olur. Çoğu insanı rahatsız eden bir pazarlama yöntemi olarak kullanılan ağızdan ağıza pazarla- reklamlar, bannerlar, marka isimma, tüketicilerin ürünü almadan leri gibi etkenlerdense, bu şekilde yapılan çalışmalar ürünün reklaönce satın alma kararlarını etkimını tüketici potansiyeline sahip lemiş, ürün hakkında paylaşılan kimselere doğal olarak empoze deneyimlerin tüketiciler arasıneder. da bilgi alışverişi ve tecrübeleri Son dönemlerde sosyal medyanın hızla günlük hayatımıza etki etmesi, sosyal medyada geniş kitlelerin ortaya çıkmasını sağlamış, bu da sosyal medyada bu tarz kapsamlı kişisel hesapların hızla artmasına yol açmıştır.

Sosyal medya evrensel ve oldukça geniş bir platformdur. Sosyal medya kullanımı sayesinde tüketiciler markalarla konuşma ve etkileşim kurma fırsatı yakalarlar. Ürünlerle ilgili deneyimleri paylaşmak insanların satın alma kararlarını etkilemekte başarılı olan bir yöntem olduğu gözle görülür bir durumdur. Influencer marketing yapan kişi tarafından yorumlara ve deneyimlere yer

36


verilmesi tüketici potansiyelinde olan kişiler açısından daha keyifli bir deneyim oluştururken, pazarlamacılar için daha etkili bir çözüm yoludur. Influencer Marketing, risk almadan para kazanma yolu olarak nitelendirilebilir. Bu tarz işbirliklerinin ilerlemesi için Influencer olan kişi ve marka arasındaki uyum en önemli özelliklerdendir. Tanıtılmak istenen ürüne uygun bir sosyal medya üzerinde tanınırlığı olan bir kişi belirlendiğinde, markaya bir zararı olmayacaktır. Bu ihtiyacın beraberinde uygun kitleye hitap eden Influencer’ı belirlemek amacıyla geliştirip ortaya çıkarılmış, markanın çalışabileceği bazı siteler, uygulamalar ve en önemlisi Influencer marketing ajansları mevcuttur. Influencer olarak birlikte iş yürütülecek kişi belirledikten sonra, onun kitlesine yapılan tanıtım dağılacak, insanlardan daha kapsamlı ortamlara genişleyecek ve daha fazla kişiye erişim sağlanmasına neden olacaktır. Psikolojik açıdan ele alınacak olursa Influencer marketing yapan kişi, belirli bir kitleye hitap edebilme özelliğine sahip olduğundan kaynaklı, yaptığı işler ve takındığı duruşu onu takip eden kişilerce zaten beğeni-

liyor ve takdir ediliyor durumda olduğundan, onun tanıttığı ve beğendiği bir ürünü takip ettiği insanın da ondan etkilenme ve onun düşüncesine bilinçaltında oluşan güven sayesinde inanma isteğiyle aynı ürünü beğenmesi çok daha kolay ve kısa sürede olacaktır. Elbette ki Influencer marketing konumuna gelmek isteyenlerin de uygulaması gereken adımlar ve aktif bir sosyal medya yönetiminde söz sahibi olması gereken durumlar vardır. Markalarla iletişime geçebilmek ve kendini fark ettirebilmek adına bir sosyal medya stratejisi geliştirmek, kişinin yaptığı işlerinin her birinin pazarlama hedeflerine ulaşmaya daha fazla yaklaşmasına yardımcı olduğundan, ayrıca doğru bir yol izleyip istek ve beklentilerini açıklamak adına emin olmanın önemli bir parçasıdır. Hangi sosyal medya platformlarının ve yöntemlerinin kullanılacağı belir-

lendikten sonra, ne sıklıkta yayınlanmasının planı ve hangi içerik türlerinin yayınlanacağının dikkate alınması gerekir. Hedef kitleye ulaşmak ve takipçi oranının artması amacıyla sürekli olarak kaliteli ve aynı zamanda güncel içerik yayınlanması oldukça önemlidir. Bunu yapmanın en sağlıklı ve planlı yolu, hangi kanallarda ne zaman ve nereye gönderileceğinin ayrıntılarını veren bir sosyal medya programı oluşturmaktır. Sosyal medya yönetimi için bir editoryal takvim oluşturmak, bir sosyal medya platformunda yapılan işi takip etmenin iyi bir yoludur. Performansı izlemek, değerlendirme ve iyileştirme alanlarının belirlenmesine de yardımcı olur. Bu, şimdi ve gelecekte sonuçların artmasını sağlayacaktır.

INFLUENCER MARKETING

37


Kimi çok güvenir, kimi kavgalıdır şansıyla. Her kaybedişte sığınılan bir bahanedir şans. Peki sürekli uğraştığımız bu şans ya hiç yoksa? Ya sadece bahanelerimizi içine sığdırmak için kendi elimizle yaptığımız hayali bir kale ise şans. Daha önce hiç rastlamadığım ‘Olasılıksız’ kitabı sayesinde fark ettiğim bir teoriden bahsedeceğim: Laplace Şeytanı. Şu an bu yazıyı okurken bile diğer sayfalar, yazılar arasından seçim yaparak okumaya başladınız. Her seçim gibi bu seçim de hayatınızı az ya da çok etkiledi ve bundan sonraki seçimler gibi etkilemeye devam edecek. Ortalığı fazla karıştırmadan teoremden bahsedeyim. Bu teoreme göre, bir canlı hayal edersek (Laplace şeytanı) ve bu canlının evrenin en büyük varlığından atomuna kadar her şeyin konumunu, davranışını vs. bildiğini kabul edersek bu canlı geçmişin sonucunu geleceğin sebebi olarak ele alarak her şeyi hesaplayıp sonuca varırsa geçmiş kadar net bir şekilde geleceği de bilebilir. Kitapta geçen basit bir örnekle

olayı pekiştirebiliriz; havaya bir madeni para atıldığında %50 yazı %50 tura gelecek, bu bir şans meselesi. Fakat Laplace teorisine göre bu şans değil. Yazı ya da tura gelmesi paranın tutulma şekline, yapıldığı maddeye, atıldığı ortamın sıcaklığına, paraya uygulanan kuvvete bağlıdır. Yani varsaydığımız bu canlı tüm etmenleri hesaplarsa paranın yazı ya da tura geleceğini bilirdi. Laplace, Abraham De Moivre’nin çalışmalarını incelemiştir. 1700’lü yıllarda yaşayan De Moivre şans olarak belirtilen olayların önceden belirlendiğini düşünür. Moivre’nin en önemli çalışması da kendi ölüm tarihini bilmesidir. Moivre, yaşamının son zamanlarında her gün bir önceki günden 15 dakika daha fazla uyuduğunu fark etti. Daha sonra, tam olarak 24 saat uyuyacağı zaman öleceğini öngörüyor. 27 Kasım 1754’te öleceğini hesapladı ve 27 Kasım 1754 günü öldü. Laplace ile De Moivre’nin ayrıldığı bazı noktalar vardı. De Moivre eğer olayları doğru bir şekilde hesaplarsa net bir sonuca varacağını söylüyordu fakat Laplace sonuçları ne kadar doğru hesaplarsan hesapla net sonuca değil en yüksek olasılıklı sonuca ulaşacağını söylüyordu. Her ikisinin ortak varım noktasını şu sözlerle özetleyebiliriz. Şimdiki zamanı çok iyi bilirsen geleceği kontrol edebilirsin.

38


39

LAPLACE


Vejetaryen olmak herkesin hakkında fikir sahibi olduğunu düşündüğü ama hiç kimsenin yeterli bir şey bilmediği ya da bilmek istemediği durumdur. Vejetaryen olmaya karar verdiğim iki yıllık kısa dönemde birçok kişiden vejetaryenliğin sağlıklı bir karar olmadığı, bu ‘heves’ ten bir an önce vazgeçmem gerektiği yönünde sözler duydum. Ancak sorun şu ki neden böyle düşünüyorsunuz diye sorduğumda hiçbirinin verecek altı dolu bir cevabı yoktu. Herkes bir başkasından duyduğu bilgileri doğruymuşçasına bana ve bizlere sunuyordu. Türkiye’de vejetaryen olmak hem insanların sizin neden hayvan yemediğinizi anlamaması hem de dışarı çıktığınızda yiyecek bir şey bulamamanız nedeniyle zor ama bu vazgeçmemiz gerektiği anlamına gelmiyor. Aksine düşüncelerimizi insanlara onları aşağılamadan, yargılamadan anlatıp onların da bilinçlenmesini sağlamalıyız ki toplum da vejetaryenlerin varlığını ve haklılığını fark etsin.

Vejetaryenlik ve Veganlık

Vejetaryenlik ve veganlık birbirine çok karıştırılıyor ama aslında ayrım çok basit. Vejetaryenlik, etik veya sağlıksal nedenlerle et, balık, tavuk fark etmeksizin hiçbir şekilde hayvan eti tüketmemeye denir. Veganlık ise et tüketmemenin yanında yumurta, süt, bal, peynir, yoğurt gibi hayvansal kaynaklı ürünleri de tüketmemeye denir. Hatta veganlar, hayvansal kaynaklı tekstil ve kozmetik ürünlerini de kullanmamaya dikkat ederler.

VEJETARYEN İÇİN ET, HAYVAN DEMEKTİR. HAYVAN BİR YİYECEK DEĞİLDİR!

Vejetaryen Olmak ve Vejetaryen Beslenmek

Vejetaryen olmak bir tercih meselesidir. Bir gün vejetaryen olunup diğer gün bir porsiyon iskender yenilmez. Vejetaryen beslenme ise kişilerin özellikle sağlık açısından yöneldiği bir beslenme biçimidir. Vejetaryen beslenenler et yemekten kaçınırlar ancak bu hiç yemeyecekleri anlamına gelmez. Canları çekerse bir öğünlerinde et de yiyebilirler ama bir vejetaryen için et, hayvan demektir. Hayvan bir yiyecek değildir. Bir vejetaryene et yemeyi teklif etmek gereksiz ve yapılmaması gereken bir davranıştır.

40

Balık da mı Yemiyorsun?

Vejetaryenliğin birçok farklı çeşidi vardır. Örneğin: lokto vejetaryenler, ovo vejetaryenler, lakto-ovo vejetaryenler, pesko vejetaryenler ve yarı vejetaryenler. Lakto vejetaryenler kırmızı et, tavuk, balık ve yumurta tüketmezler ancak süt tüketirler. Ovo vejetaryenler kırmızı et, tavuk, balık, süt ürünleri tüketmezler ancak yumurta tüketirler. Lakto-ovo vejetaryenler kırmızı et, tavuk ve balık tüketmezler ancak yumurta ve süt tüketirler. Pesko Vejetaryenler kırmızı et ve tavuk yemezler ancak balık, süt ürünleri ve yumurta tüketirler. Yarı vejetaryenler ise yalnızca kırmızı et tüketmezler.

Peki Sen Ne Yiyorsun?

En çok karşılaştığım sorulardan biri bu: ‘’Peki sen ne yiyorsun?’’ Aslında et haricinde yiyebileceğimiz birçok yiyecek var. Normalde etle yapılan bir yemek bile içinden et çıkartılarak vejetaryen hale getirilebilir. Evde yemek yemek bu bakımdan problem değil ama dışarıda yemek yemek vejetaryenler için


gerçekten büyük sorun olabiliyor. Türkiye’de herhangi bir yere yemek yemeye gittiğinizde ana malzemesi et olmayan bir yemekten bile et çıkması çok olağan. Örneğin bir sokak pilavcısından tavuksuz pilav yemek isteyebilirsiniz ama pilav zaten tavuk suyuyla yapıldığı için o da bir vejetaryen için yenilemeyecek bir şey olur. Bunun dışında masum görünen, içinde ölü bir hayvanın parçalarını taşıdığını hemen anlayamayacağınız şeyler de var: marşmelov, jelibon, jöle vb. Bu ürünlerin üretilmesi için sığır jelatini kullanılıyor ve bu da sığır ve kümes hayvanlarının kemik veya derisinden üretiliyor. Yani siz doğrudan bir hayvanı yemeseniz bile dolaylı olarak yemiş oluyorsunuz. Ayrıca içinde hayvan eti içermemesine rağmen yapım aşamasında ölü hayvan derisinin içine konulduğu için tulum peyniri de vejetaryenlerin yemekten kaçınacağı bir yiyecektir.

Ama Bitkiler de Canlı

Evet bitkiler de canlı ama vejetaryenlikteki amaç canlı yememek değil hayvan yememek. Eğer bitkiler de canlı diye düşünecek olursak mantarlar da canlı, bakteriler de canlı. İnsanların da içinde bulunduğu hayvanların diğer canlılardan ayrı tutulmasının nedeni, hayvanların hislerinin ve duygularının olması. Diğer canlıların sinir sistemi olmadığı için acıyı hissedemiyorlar veya bir mantarla ya da domatesle duygusal bağ kuramıyorsunuz. Biz bir sebzeyi ya da meyveyi yemek isteğimizde hiçbiri kaçmaz veya bizden korkmaz çünkü bu varoluşlarında olmayan bir durumdur. Ancak hayvanlar öyle değildir. Bitkilerin üreme stratejisi, hayvanlar tarafından yenerek tohumlarının kendilerinin ulaşamayacağı yerlere ulaşmasını sağlamak üzerine kuruludur. Hayvanlar ise soylarını devam ettirmek için ürerler. Hiçbir antilop yavrusunu aslanlara yem olsun diye dünyaya getirmez. Aynı şekilde koyunlar, inekler de bizim onları yememiz için dünyaya gelmezler. Gelişmiş düşünce sistemine sahip, üretebilen bir canlı olan insan da tabi ki aslan gibi avlanmak zorunda kalmadan tarım yoluyla kendi yiyeceğini üretebilir.

ğer mineralleri yedikleri bitkilerden karşılarken biz insanların bunu bitkilerden değil de yalnızca hayvanlardan elde edebileceğimizi düşünmemiz doğru değildir. Üstelik besin piramidinde araya farklı alıcılar girdiğinde aktarılan besinin değeri düştüğünden birim miktardaki mineral miktarı hayvanlara oranla bitkilerde daha fazladır. Tüm bu durumlar dikkate alındığında doğrudan bitki yemek her türlü daha mantıklı olacaktır. Protein konusuna gelecek olursak, hayvanlarda birim miktara baktığımızda genellikle protein miktarı bitkilerdekine oranla fazladır. Ancak hayvan etinin içindeki yağ, kolesterol ve sodyum oranı da fazladır. Besin Maddeleri Protein Lif A Vitamini C Vitamini Kalsiyum Yağ Doymuş Yağ Kolesterol Sodyum

Kızarmış Biftek 8,14 g 16 mg 20 g 2,5 g 32,60 mg 30 mg

Marul (666 g) 9,25 g 10 g Günlük ihtiyacın tamamı Günlük ihtiyacın tamamı 260 mg 2g -

Marul ve bifteğin 100 kalorisinde bulunan besin değerleri aşağıdaki tabloda görülebilmektedir. Görüldüğü gibi marul protein açısından etten daha zengindir. Bunun yanında yağ, kolesterol ve sodyum gibi sağlığa zararlı maddeler içermez. Üstelik lif, A vitamini ve C vitaminini et içermezken marul içerir. Yazımın başında da belirttiğim gibi vejetaryenliğin sağlıksız olduğu toplumun genelinin vejetaryenliğe karşı bakış açısıdır. Ancak bu düşüncenin tersini kanıtlayan birçok araştırma ve bu konu üzerine yazılmış birçok kitap vardır. Vejetaryen beslenme düşünülenin aksine sağlıksız değil sağlıklı bir beslenme biçimidir. Hayvansal protein, birim kütlede çoğu besine göre daha fazla protein içerdiği için protein almanın kolay yoludur. Ne yazık ki aynı zamanda içinde fazlaca yağ da barındırır. Bu da kolesterol, kalp krizi, tansiyon, kalp damarlarının tıkanması gibi olumsuz sonuçlar doğurur. Oysaki Vejetaryen Olmak Sağlıksızdır insanlar bilinçli vejetaryen beslenme sayesinde bu Vücudumuz için gerekli kalsiyum, çinko, demir, sorunlardan kurtulabilirler. Ayrıca vejetaryen olmabakır ve başka pek çok gerekli minerali küçük ve yan kişilerin çoğunluğu da eti et bile denemeyecek, büyük baş hayvanlar yedikleri otlardan karşılıyorlar. çeşitli işlemlerden geçmiş, besin değeri düşmüş bir Tüm bu mineraller topraktan bitkilere, bitkilerden şekilde tüketirler. İnsanlar her ne kadar eti zevk onu yiyen hayvanlara ve insanlara aktarılır. Fil, için değil sağlıkları için yediklerini söyleseler de bu, zürafa gibi çok büyük hayvanlar bile kemikleri için hayvanların ölümlerine karşı insanların vicdanlarıgerekli olan kalsiyumu ve vücutları için gerekli dinı rahatlatma şeklidir.

41


Röportaj

Boran Kuzum

Çocukluğunuzdan beri içinizde hep sanatla alakalı bir şeyler yapma isteğinin var olduğundan bahsediyorsunuz. Ekonomi bölümünü bırakıp konservatuar sınavına girmeye karar verdiğinizde neden oyunculuğu seçtiniz?

laşılması bir önem taşıyor. Peki sizin için içinde bulunduğunuz işin anlaşılması ve değer görmesi önemli mi? Yoksa o iş tutmasa bile sadece içinize sinmesi sizin için yeterli midir?

Yaptığımız mesleğin kişinin kendini tatmin etmesi ve kendine Meslek seçimi yaparken kendimle hissettirdikleri dışında, işi yapilgili bildiğim tek şey yaratıcılık tığımız kesime etkilerini, onlara alanım olabilecek bir meslekte hissettirdiklerini çok önemsiyoçalışmaktı. Oyunculuk da tutrum ama ‘işin tutması’ lafından kuyla bağlı olduğum, kendimi en bahsettiğiniz reyting kaygılarıysa, huzurlu hissettiğim ve kendim o benim hâkim olmadığım bir hissederken etrafıma da yansıkriter. tabileceğimi düşündüğüm alan oldu. Bir tiyatrocuyu çoğu zaman

Oyunculuktan ziyade ilgilendiğiniz başka bir sanat dalı var mı? Yağlı boya resim yapıyorum.

Neredeyse her röportajınızda konservatuardan arkadaşlarınızla bir projede yer almak istediğinizden bahsediyorsunuz. Yakın zamanda böyle bir proje var mı? Henüz yok, umarım olur yakın zamanda.

televizyonculuk daha az tatmin eder. Peki sizin bu konuda hisleriniz ne yönde? Sizce tiyatro mu televizyonculuk mu?

Her platformun ayrı bir zevki var. Bu platformları gözetmeden anlattığı hikâyeyi önemsemek, onun üzerinden tatmin sağlamak daha keyifli.

Amerika’nın önemli kanallarından E! Entertainment Television’ın düzenlediği “En İyi TV Çifti” anketinde 64 aday arasından partnerinizle birinci seçildiniz. Yaptığınız işin dünyada değer görmesinin hissettirdikleri nelerdir?

Oynadığınız üç dizi de dönem projesi. Bunun kariyerinizde bir risk olduğunu düşünmüyor musunuz? Gelecek projelerde farklılık- Farklı kültürlerden, dünyanın lara gitmeyi planlıyor mufarklı yerlerinden insanlara ulasunuz? şabilmek büyük şans. Çok mutluBu bir tercih değildi aslında, öyle denk geldi. Birbirinden ayrı dönemler olmasının dışında birbirinden çok farklı karakterler olduğu için asla risk olarak görmüyorum. Risk olduğunu düşünseydim de sevdikten sonra oynardım.

yum.

Bir Anton Çehov klasiği “Martı”da canlandırdığınız Treplev karakteri için yaptığı işin değer görmesi ve an-

Ben de vakit buldukça takip etmeye çalışıyorum. Umarım o alandaki özgürlükler kısıtlanmaz. Çünkü sanırım şu an sanatta en

42

ihtiyacımız olan şey özgürlük hissi. Ben de oynamak isterim tabii ki.

Doğum gününüzde fanlarınızdan Afrika’da adınıza yapılan bir su kuyusu hediyesi aldınız? Böyle düşünceli ve büyük bir hediye almak nasıl bir duyguydu?

Ne diyebilirim ki, o kadar anlamlı bir hediye ki. Hepsinin sevgileri ve destekleri için minnettarım.

Vatanım Sensin’de Hilal karakterinin bir erkek kimliği arkasında yazılar yayımladığını görüyoruz. Aslında kadın-erkek eşitliği anlamında da günümüzde pek farklılıklar göremiyoruz. Sizin bu konu hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyiz? Kadınlar her alanda eşit bir biçimde var olmaya devam edecek, umuyorum. Bunun tartışılacak bir tarafı olamaz.

Düşünce yapınızı değiştiren, size yeni bir ufuk açan izlediklerinizden ve okuduklarınızdan önerilerde bulunabilir misiniz?

Michael Haneke, Martin Scorsese, Guillermo Del Toro, Xavier Dolan ve nice başarılı yönetmen var yarattıkları her an için minnettar olduğum. İhsan Oktay Anar, Barış Bıçakçı gibi yazarlarımız var okudukça yeni kapılar açan.

Son olarak genç bir okuyucu kitlesi olan Profil dergisi okuyucularına tavsiyeleriSon zamanlarda dijital platformdaki diziler çok ses niz nelerdir? getirmeye başladı. Sizin di- Bana bu dergide yer verdiğiniz jital platformdaki dizi işleri- için çok teşekkür ederim. Hayane bakış açınız nedir, ileride tınız için seçtiğiniz meslek her sizi de bu tarz işlerde görür neyse istediklerinizi başarmak için en büyük şansın kendiniz müyüz?

olduğunu unutmayın. Kimse size şans vermeyebilir, o noktada kendi şansınızı kendiniz yaratmaya bakın. Umarım her biriniz seçti-


Röportaj

ğiniz meslekte tutkuyla yolunuza devam edersiniz ve yapmak istediklerinizi başarabilecek kapıları kolayca aralayabilirsiniz.

43


Röportaj

Cansu Dere 2000 yılında Miss Turkey Güzellik Yarışması’yla birlikte ekranlarda sizi görmeye başladık. 2003’te “Alacakaranlık” dizisiyle ise oyunculuk kariyerinize başlamış oldunuz. Oyuncu olmak istediğinize nasıl karar verdiniz? Oyunculuğa geçişiniz nasıl oldu?

Ben bir şeye karar vermedim aslında. Hayatımda önceden kararlar alıp üzerine planlar yapan bir insan hiç olmadım. Mesela teklif gelene kadar model olmak aklımda bile yoktu. Aynı şekilde oyunculuk yapmaya da karar verip harekete geçmedim. Hep bana sunulanları en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştım. Ne zaman ki Uğur Yücel ile “Alacakaranlık” için görüştük, konuştuk sanırım o zaman, ona karşı hissettiğim güvenle bu işe başladım. Tuncel (Kurtiz) abiyle de ilk orada tanışmıştık, kızını oynuyordum. Kars’ta bir gece çalışırken hiç unutmuyorum; dört kişi sette, dışarıda duruyoruz. Tuncel Kurtiz, Uğur Yücel, Settar Tanrıöven ve ben! İlk önce, en baskın hissettiğim duygu; korku ve kaçma isteğiydi. Sonra onlara baktım, gökyüzüne baktım ve dedim ki sana birşey sundu hayat ne kaçması ne öğrenebiliyorsan öğren; mesleğime dair, hayata dair. Bana sunulanları en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştım. Hayatı planlardan çok seçimlerin, tercihlerin belirlediğini düşünüyorum.

Şu ana kadar içinde bulunduğunuz her proje insanlar tarafından çok sevildi, çok tutuldu. Bunu neye bağlıyorsunuz? Teşekkür ederim. Dediğim gibi sunulanları iyi tartmaya, değerlendirmeye çalıştım. Proje seçimlerim ile ilgili mutluyum, pek fena da sayılmam galiba. Şansıma, hislerime ve mesleğime verdiğim öneme bağlıyorum.

44

Hikâyeye çok kıymet veririm, senaryoyu okuduğumdaki heyecanım, o karakter olma arzusu, bunlar biraz duygusal olarak beni yönetiyor.

hibi olmak hayatınızı nasıl etkiledi, göz önünde biri olmaktan hiç pişman oldunuz mu?

Nasıl etkilemiştir bilmiyorum.17 yaş diyorsunuz işte. Hayatta tek Daha önceki röportajlarınız- başına yaşamaya geçiş yapılan dan birinde çalışmadığınız yıllar. O yüzden de bunun içine zamanlarda bol bol okuyup, doğmuş gibiyim diyebilirim. Hep araştırıp, seyahat ettiğiniz- böyleymiş gibi geliyor bana. Aksi den bahsetmişsiniz. Bu ka- durumu bilmiyorum. Nasıl olurdar çok hayata tanık olmak, du fikrim yok ki. Sonuçta güzel, kişisel olarak kattığı şeyler şanslı bir hayatım var, o yüzden dışında oyunculuğunuza da de herhangi bir pişmanlık hissetkatkıda bulunduruyor mu? mem mümkün değil. Olmaz mı? Okumak, seyahat etmek önce insanlığıma sonra da Şu ana kadar izleyicilerin mesleğime büyük katkısı oluyor. karşısına pek çok farklı rolSadece bu meslek için geçerli le çıktınız. Acı Aşk’ta Oya değil, insan ne iş yapıyorsa bu Yılmaz Ataoğlu, Ezel’de Eysaydıklarımız o işe de iyi gelir. şan Tezcan, Anne de ZeyYeni insanlar tanımak, kültürler, nep öğretmen, Şahsiyet’te yaşam biçimleri deneyimlemek Nevra Elmas ve daha nicebence insanı daha derin, daha si... Peki, sizin içinde en çok katmanlı kılıyor. Bakış açınız, Cansu Dere’yi bulduğunuz yelpazeniz genişliyor ki bu evet karakter hangisiydi? oyunculuk yaparken benim için müthiş bir malzeme toplama biŞimdi klişe olacak tabii ama çimi. Ek olarak da çok seviyorum oynadığım karakterlerin hepsi gezmeyi, farklı şehirlerde dolan- iyi yazılmıştı. Bütün hepsinde mak bana çok iyi geliyor, motive benden elbette birşeyler var ama oluyorum. aslında bi o kadar da uzaklar. Hepsini sevdim ama bazen zayıf, Arkeoloji bölümü mezunu- cüretkâr ya da sıkıcı bulduğumsunuz, gezme tutkunuzun da oldu ama başı Eysan Tezcan okuduğunuz bölümle bir çeker... Çok cüretkardı zaman zailişkisi var mı, gittiğiniz yer- man çok, ah Eyşan ah! :) Dedim leri bir arkeolog gözüyle de ya ben seçtim bu karakterleri, inceler misiniz? onlar olup hikayelerine tanıklık Mezun değilim ben bu arada. ettim hepsinin. Son sınıfı bitirmedim. Arkeoloji sevdiğim bir bölümdü, okurken- Proje seçimlerinizi nasıl de çok keyif aldım. Akademik bir yapıyorsunuz, senaryonun kariyer düşünmediğim için ve iyi olması yeterli midir sizin hayat bana farklı şeyler de sunun- için yoksa kadro da belirleca okulu bir türlü bitiremedim. yici bir unsur mudur? Seyahatlerimde tarihi yerleri, müzeleri gezmeyi severim ama Her şey belirleyicidir. Çünkü bu açıkcası artık pek bir arkeoloji bir ekip işi. Senaryo, yönetmen, bakış açısı ile inceleyemiyorum. yapım şirketi, yayın mecra, kanal hepsi önemlidir ve belirleyici17 yaşınızdan beri tanınıdir. Benim için önce hikâye, ben yorsunuz, bu kadar genç o hikâye ve senaryonun içinde yaşlardan itibaren ün saolmak istersem, sonra diğer aşa-


Röportaj

malara geçerim. Yani o karakter olmak istemiyorsam zaten o işe bir faydam olmaz derim.

Şahsiyet dizisinde Cinayet Büro Amirliği’ndeki tek kadın polis olan Nevra karakteriyle iş hayatında kadınların yaşadığı güçlüklere değiniyorsunuz. Daha önce böyle bir güçlükle karşılaşmış mıydınız? Hiç karşılaşmadım. Hep güzel kalpli, işini iyi yapan insanlarla çalıştım. Yaptığım işlerde, çalıştığım setlerde de cinsiyet ayrımına şahit olmadım. Set hayatı biraz cinsiyetsiz bir hayat...

Şahsiyet dizisiyle “internet dizisi” dünyasına giriş yaptınız. Peki, internet dizileri yavaş yavaş televizyonun sonu oluyor mu dersiniz?

nın hikayesi çok nadir anlatılmaya değer bulunuyor.

Son olarak çoğunluğunu üniversite öğrencilerinin oluşturduğu Profil Dergisi okuyucularına tavsiyeleriniz nelerdir?

Tavsiye demeyelim. O biraz bana büyük gelen bir kelime. Hayat ile ilgili kendi fikirlerimi paylaşabilirim sadece. Asla istemediğiniz işi yapmayın, çok mutsuz olursunuz. İnsanın işini sevmeyerek yapması kadar yıpratıcı bir şey yok. Vicdanınızı, özgürlüğünüzü, samimiyetinizi ve saygınızı kaybetmeyin. Her şeyi, herkesi sevmek zorunda değiliz ama saygı duymak zorundayız ama sakın başkalarınının sizinle ilgili ne düşündüğünü çok da önemsemeyin. Okuyun, gezin, hayatlara dahil olun.

Sanmıyorum. Televizyonun sonu değil, alternatif bir platform. Sonu olmaz ama şekillendirebilir, dönüştürebilir. Farklı mecralar, platformlar rekabet halinde olduğunda işin kalitesine yansıyor. Yarışabilmek için daha iyi üretimler olacaktır diye düşünüyorum.

Oynadığınız rollerde hep kendi ayakları üzerinde duran güçlü kadın profili çiziyorsunuz. Seyirci sizi bu rollerde çok benimsediği için mi canlandırdığınız karakterler bu kadar seviliyor?

İnsan kendi ayakları üzerinde durmalı ve güçlü olmalıdır. Mecbur buna. Zayıf olduğu, kaybettiği, kendini güçsüz hissettiği zamanlar olabilir ama her defasında devam edebilmelidir, bir şekilde, kendi şeklinde. Hikâye içerisinde de karakterin, ne kadar güçlü olsa da hayatta olduğu gibi kırılgan ya da başarısız olduğu, yara aldığı düştüğü anlarıda oluyor ama özellikle dizilerde hep kaybedenin hiç ayağa kalkmaya-

45


Röportaj

Hakan Baş Üsküdar Amerikan Akademisi gibi ülkemizin en iyi okullarının birinden mezun olduktan sonra Amerika’nın en iyi okullarının yer aldığı “Sarmaşık Ligi”ndeki iki okuldan eğitim aldınız.Bu eğitimleri alan insanlar genelde yurtdışında kalmayı tercih ediyorlar. Sizi ülkeye dönmeye iten neydi? İki Sarmaşık Ligi okulunda okuyup orada kalınca tabii çok iyi iş fırsatları sunuluyor önünüze ama Amerika’da kalsaydım daha kurumsal yolda ilerlerdim ve kendi işimi kuramayabilirdim ki çocukluğumdan beri hep kendi işimi yapmak istiyordum. Tabii en nihayetinde ben zaten insanını, kültürünü ve çevresini daha iyi bildiğim bir lokasyonda daha başarılı bir iş yaparım diye düşünüp geri dönmek istiyordum.

Yatırım Bankacılığıyla uğraşırken girişimciliğe geçişiniz nasıl oldu? Bize biraz o süreçten bahsedebilir misiniz?

Aslında benim yol haritam çok belliydi. Üniversiteden sonra iyi bir yerde MBA yapabilmem için 2-3 senelik iyi bir iş tecrübesi yaşamam gerektiğini biliyordum. Bu yüzden mezun olunca Bank of America’da 2 sene çalıştım. Bu tecrübenin ardından MBA yaptıktan sonra da Türkiye’ye dönüp başından beri planladığım kendi işimi kurmaya yöneldim.

Peak Games’in kurucularındansınız ama Lidyana yolculuğunuza başladığınız sıralarda Peak Games’le bütün ilişiğinizi kestiniz. Bunun temel sebebi neydi? Siz bıraktıktan sonra şirketin bu kadar büyümesi size nasıl hissettirdi? Hiç pişmanlık yaşadınız mı? Ben zaten 2012’de Lidyana’yı kurduktan sonra operasyondan

46

çıkmıştım. 2014’te de hisseleri devrettim. Bence bu çok hakkaniyetli bir durumdu. Peak şu an milyar dolarlık şirketlerden biri olsun benim için daha iyi, günün sonunda ben hala kurucu ortaklar arasındayım. Ben 2012’den bugüne 17 tane daha şirket kurduysam Peak’ten aldığım miktarı da hep koyarak yapmışımdır. Yani benim sermayem oldu diyebiliriz. Bu durumu da hiçbir zaman ticari kayıp olarak görmedim. Zaten öyle işler yürümez ticaret yapıyorsanız. Hiçbir pişmanlık yok gurur duyduğumuz bir işimiz diyebiliriz.

2011 yılında Alper Özdemir ile birlikte Krombera adında bir ajans kuruyorsunuz ve şirket TOBB tarafından en hızlı büyüyen şirketler arasında gösteriliyor. Alanınız olmayan bir konuda nasıl bu kadar yükselen bir grafiğe sahip olabiliyorsunuz?

Aslında internet ve teknoloji benim alanım oluyor. Tabii Krombera’da işin içine bir de medya faktörü giriyordu. O noktada da Alper Özdemir zaten aileden medya sektöründe olduğu için iyi bir ortaklık oluşmuştu. Benim ortağı olduğum dijital ajansın yaptığı işlerin iyi olacağı konusunda da şirketleri ikna etmek kolay oldu ve başarılı işler ortaya çıktı.

Girişimcilik ve kendi markanı yaratmak günümüzde son derece popülerleşti. Bu kadar marka bolluğu varken hem ajanslarınız hem de Lidyana için beraber çalışacağınız markaları tercih ederken nelere dikkat ediyorsunuz?

Ajans tarafında çalışacağımız ekiple frekansımızın tutuyor olması çok önemli. Bu SuperMassive için sponsorluk anlaşmaları

yaparken de böyle. Biz çalışacağımız ekipte vizyona çok önem veriyoruz. Lidyana’da ise DNA uyumu çok önemli. Bize göre kaliteli, prestijli olan ve Lidyana’ya yakışacak markalar seçmeye çalışıyoruz.

2016’daki kuruluşundan itibaren SuperMassive yolunda beraber yürüdüğünüz Koray- LOL adıyla Naru- ile yollarınızı ayırdınız. Gelecek sezonda bunun takım başarısına etkileri ne yönde olur? Sizin düşünceleriniz nelerdir? Koray’ın bende yeri çok ayrıdır. Yani biz 4 sezonun 4’ünde final oynadıysak bunda Koray’ın rolü çok büyüktür ki 5 senedir var League of Legends Türkiye’de ve 10 sezonun 10’unda da tek final oynayan oyuncu Koray’dır. Bu yüzden biz de onla ayrıldıktan sonra Türkiye’de onun pozisyonunda ondan daha iyisi olmadığı için Kore’den başka bir oyuncuyla anlaştık. Koray’ın yokluğu kesinlikle karakter olarak büyük bir kayıp ama teknik anlamda onun yerinde en az onun kadar iyi biri var o yüzden sıkıntı çıkacağını sanmıyorum.

Bera Medya altına topladığınız şirketleriniz, Lidyana, SuperMassive, Binans… Bunların hepsi birbirinden çok ayrı projeler, farklı sektörler. Bu kadar farklı alanlarda yaptığınız işlerin hepsinin başarılı olmasını neye bağlıyorsunuz?

Başarı biraz göreceli bir kavram ama işlerin bu kadar iyi gidiyor olmasının iyi ekiplerle çalışıyor olmakla ilgisi var. Ekiplerde aidiyet duygusu çok önemli. Ben gün içinde 7/24 bütün şirketlerle alakalı işler yapıyorum ama tabii operasyon kısmında işini iyi yapan insanlarla çalışmak başarıyı getiriyor diyebilirim.


Röportaj

Hala daha piyasaya sürmediğiniz kripto para alışverişi sağlayacak olan Binans. com’un kuruluş sürecinden bahsedebilir misiniz? Bitcoin alımının çok revaçta olduğu günümüzde Bitcoin alımı ve yatırımı hakkındaki düşünceleriniz nedir?

Aslında bizi daha çok ilgilendiren şey bunun ardındaki teknoloji olan Blockchain teknolojisi. Bu teknolojiyle birçok şey yapılabiliyor Bitcoin sadece bir Blockchain. Bitcoin alım-satımı tabii ki riskli yarın 40.000 de olabilir 0 da olabilir. Bunun bir garantisi yok. Yani Türkiye’de şu an yatırım yapanların çoğu çok bilinçsizce yatırıyorlar bence. Şimdi yükselişte olduğu için fark etmiyorlar ama hazin bir sonla da karşılaşabilirler ama kesinlikle orada da bir teknoloji var ve değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Kariyeriniz başarılarla dolu ama sizin “bu sefer olmadı” dediğiniz bir iş oldu mu?

Oldu tabii. Mesela “Mavi Kep” adında bir online eğitim platformu kurmuştuk ama olmadı. Çünkü doğru ekibi kuramadık. Doğru zaman doğru yer doğru insanlar çok önemli kombinasyon bir işi kurarken. Bazen de iş güzel olsa da iyi gitse de ortaklıklardan dolayı bozulabiliyor. La Boucherie’nin ortaklarındanım ben ama mesela koyduğum parayı bırakıp çıktım. Oradaki ortağım çok iyi dostumdur ama iş anlayışınızın da aynı olması çok önemli. Zaten işletmecilik de bana göre değilmiş onu anladım. Ben dijital teknoloji ve kripto para kısımlarından daha çok keyif alıyorum sanırım.

girmeye cesaret edemediğiniz bir sektör var mı?

Yani aslında yok ama mesela ben Binans’ı hep ertelemiştim. Çünkü çok riskli iş ve güvenlik tarafı teknolojik anlamda çok zor. Yani Binans’tan Bitcoin alan biri yarın bir gün Bitcoin düştüğünde bunun hesabını bize de sorabilir yani bizim insanımız garip ama günün sonunda kripto parayla alakalı bir iş yapıyor olmak çok mantıklı geldiği için daha fazla karşı koyamadım. Çünkü ne kadar riskli olsa da o riskin getirisi de çok önemli oluyor.

Çoğunluğu üniversite öğrencilerinden oluşan Profil dergisi okuyucularına tavsiyeleriniz nelerdir?

Genel olarak girişimci adayı olanlara tavsiyem olabilir. Hiç vazgeçmemek lazım. Herkesi dinledikten sonra aklındaki hala sana doğru geliyorsa bunun peşinden gitmek ve çok çalışmak gerek. İyi ekiple çalışmak ve olgunlaşma döneminde manevra kabiliyeti çok önemli. Fikrini aksiyona dökmek çok önemli. Kimse “Ben bunu düşünmüştüm.”lerle ilgilenmez.

Girişimcilikte risk almayı seven, cesur diye tabir edebileceğimiz insanlar başarıya ulaşıyor. Sizin hiç başarısız olmaktan çekindiğiniz,

47


Röportaj

Kaan Kayabalı Elektrik Elektronik Mühendisliği okurken mühendislikten ziyade sizi girişimciliğe iten faktörler nelerdi?

Mühendislikle girişimciliği farklı görmüyorum. Zaten ilk girişimim mühendislik isteyen bir ürün üzerineydi. Hem ürünün tasarımını yaptım hem de girişimci tarafımı da pazarlamış oldum. Bunlar birbirine farklı şeyler değil aksine tamamlayan şeyler oldu.

Bilkent Üniversitesi’nde MBA eğitiminizi bırakıp direkt girişimciliğe atılmışsınız. Sizce iyi bir girişime sahip olabilmek için iyi bir eğitim şart mı? Yoksa bazen bir fikir de çok iyi bir girişime imza atabilir mi?

Ben Bilkent Üniversitesinde MBA ‘e başladığımda zaten girişimciydim. Girişimciliğimi desteklemesi için MBA eğitimine başladım. Devam eden eğitimim, yavaş yavaş artan iş yüküm ve seyahatlerimin de artmasıyla beni zorlamaya başladı. 2-3 dersim kalmıştı ama askerlik sebebiyle Bilkent Üniversitesi’nden ayrılmak durumunda kaldım. İyi bir girişimci olmak için iyi bir eğitim şart mı? Değil tabii ki ama eğitimi veren kurum, kurumun girişimciliğe yaklaşımı ve ekosistemin içinde bulunması çok etkili. O yüzden eğitimden ziyade okuyacağınız üniversitenin girişimcilik ekosisteminde etkin olması önemli.

İyi bir girişimci olabilmek için üniversitede nasıl bir yol izlenmeli? Sizin genç girişimcilere tavsiyeleriniz nelerdir?

Bence üniversitedeyken çok çalışılmalı. Çalışmak derken kitap okumak, ders odaklı olmak değil tabii ki. Start Up firmalarda staj yapmalı, part time olarak yaz ayları çalışarak değerledirilmeli. İş dünyasına atılmadan, iş dünyasını görmeden girişimci

48

olmak gerçekten zor. Çünkü iyi bir girişimci, sektördeki ihtiyaçları tespit etmeli. Bu yüzden de çalışmak bence çok önemli. Başta da söylediğim gibi genç girişimcilere özellikle Start Up firmalarda çalışmalarını tavsiye ediyorum.

İçerikleri alıp sunan veya yeni içerikler üreten bir platformun başındasınız. Günümüz dünyasında içerik üretmenin önemi nedir? Sizce nasıl daha yaratıcı olunur?

Günümüz dünyasında içerik üretiminin önemini ‘Content is the King’ sözüyle anlatıyorlar. Benim de içeriği her yönüyle ele alan bir platform kurma amacıyla ‘Content is the King, Onedio is the Kingdom’ ilk Onedio kurulduğu zaman sloganım bu şekilde olmuştu. İçeriği her yönüyle ele alan bir platform kurma amacındaydım. İçerik artık çok önemli, bütün günümüz artık mobil cihazların başında geçiyor. Sosyal platformlardan sürekli içerik üretiyoruz aslında; fotoğraf bakıyoruz, video izliyoruz, yorum yazıyoruz. Bakacak olursak aslında içerik her yerimizde. İçerik üretmek aslında kolay konular ve herkesin yapabileceği şeyler değil. Sanatçı gibi doğal yeteneklerle, kaleminizle, hayal gücünüzle besleyip ortaya çıkardığınız bir şey. Site trafiğinden de anlayacağınız gibi ben editörlerimizin doğal yeteneklerle doğduğuna inanıyorum. Nasıl daha yaratıcı olunur? Buna şöyle cevap verebilirim; en önemlisi kitleyi takiple başlar, ilk adım budur. Profesyonel bir ‘Yaratıcı’; tepkileri takip eder ve asla içeriklere yapılan yorumlardan olumsuz etkilenip demoralize olmaz. Aksine yaratıcılığını tetikler ve okuyucunun beklentisine göre yönelebilir. Paylaşma oranları, paylaşma aksiyonları analiz edilince de ortaya çok daha yaratıcı ve iyi kullanıcı-okuyucuyla bulu-

şan içerikler çıkıyor.

Onedio’nun bu kadar genç, dinamik ve hayatın içinde olmasını neye bağlıyorsunuz? AEkibine bağlıyorum. 100 kişilik bir ekibimiz var. Freelance’lerle beraber 120 kişiyiz. Bu ekibin yaş ortalaması 25-26 civarında gerçekten çok genç ve çok dinamik bir ekiple çalışıyoruz. Çalışma koşullarımız oldukça rahat. Belli giriş çıkış saatlerimiz yok. Daha çok insan insiyatifi mevcut bir çalışma ortamımız var. Böyle bir çalışma ortamı sağlayınca zinde bir ekiple, hayatın içinde olan bir ekiple, zinde ve hayatın içinden içerikler çıkıyor.

Onedio fikrinin doğuşundan Türkiye’nin en çok ziyaret edilen siteleri arasında yer alana kadar geçen süreçten biraz bahsedebilir misiniz?

Onedio isminin, 2010 yılında domainini registre etmemiştim. Başka bir girişimim olduğu için odaklanmam biraz vakit aldı. 2011’in sonunda yatırımcılarımızla beraber Onedio’yu şirket olarak kurduk amacımız geleneksel medyanın dominasyonunda olan dijital medya sektörünü, dijitalde doğan ve dijitalde yaşayan insanlar için özel bir medya şirketi kurmaktı, başardık, dijital medyayı da sarstık. Gerçekten de 5 yıl gibi bir sürede Türkiye’nin en çok ziyaret edilen beş sitesinden biri olduk. Bu süreçte öncelikle sosyal medyaya çok önem verdik. Sebebi 80 sonrası doğan nesil neredeyse bütün vakitlerini sosyal medya platformlarında geçiriyorlar. O yüzden bizim için en büyük strateji bu insanların paylaşabileceği ya da sosyal medyaya timelinelarında önüne çıkan içerikler üretmek oldu. Başlarda Twitter’da daha çok aktiftik. Burada bir kitle edindikten sonra


Röportaj

bunları Facebook’a taşıdık. Facebook kitlemizden sonra Youtube kanalımızı açtık. İşin özeti gençlerin içerik ürettiği bütün mecralarda Onedio olarak bulunduk. Her mecraya özel içerik ürettik ve bunda da başarılı olduk.

izleneceğini tahmin ediyor muydunuz? İlerleyen dönemlerde YouTube kanalının da içeriğini genişletmeyi planlıyor musunuz?

Oğuzhan ile zaten uzun yıllardır tanışıyoruz. Ve gerçekten kendi eforuyla çok parlayacağını ve büSon dönemlerde televizyon yük bir kitleye sahip olacağını da yayıncılığından çok internet öngörüyorduk. P!NÇ’i yaparken yayıncılığı popülerleşti. Bu YouTube’a damga vuracağımızı bağlamda Onedio’da bir açıkcası tahmin ediyorduk. Ve web dizisi olan “Kanaga” gerçekten de öyle oldu. Nisan ayı ile drama hayatına katılmış içerisinde P!NÇ’in artık ikinci oldu. Sizi böyle bir proje sezonu başlayacak, çok daha oluşumuna iten neydi? zengin bir içerikle çok daha güzel Onedio’yu böyle projelerle bir stüdyoda olacak. P!NÇ tekrar görmeye devam edecek izleyiciyle buluşacak. miyiz? İlerleyen dönemlerde YouTube Yaklaşık iki yıldır video izleyicikanalında içerik genişletmeyi si oluşturmak adına yatırımlar elbette planlıyoruz. Genç kitleyi yapıyoruz. Ve geldiğimiz noktada televizyon izleyen değil, Onedio Türkiye’de kurumsal anlamda en izleyen kitle haline dönüştürmeyi büyük video içerik üreticisi ve da- hedefliyoruz. ğıtıcısıyız. Hala baktığımız zaman kendi içeriğini üreten, hem de Peki böyle hızlı tüketime dağıtan başka bir platform yok. açık bir platformun başında Burayı domine etme amacıyla iki olan Kaan Kayabalı’nın bir yıl önce YouTube kanalı açıp diji- günü nasıl geçer? tal video üretmeye başladık. Yani Ofisimiz; AR-Ge, İdari İşler ve videoda da internet yayıncılığıYazılı Content’in yarısı Ankara’da. mız başlamış oldu. Ve yaklaşık 1,7 Video Prodüksiyon, Müşteri milyon izleyiciye ulaştık. Şu an ilişkileri ve Marketing Departmaayda Youtube, Facebook olmak nımızda İstanbul’da. Aslında yarı üzere toplam 200 milyon Onedio yarıya bölünmüş durumdayız. O videosu izleniyor. Bu kadar büyük yüzden haftanın yarısı Ankara’da bir izleyici kitlesine ulaştığımız yarısı İstanbul’da geçiyor. Ankazaman biz de yavaş yavaş Youtura’da çalışmadığım zamanlar, aibe formatından çıkıp biraz daha lem ve 4 yaşındaki oğlum Uzay’la web dizilerine, web formatlarına vakit geçiriyorum. İstanbul’da da geçiş yapıp, odaklanmaya başlaekip toplantıları, akşam yemeği dık. Aslında Kanaga oldukça niş toplantılarım oluyor. Neredeyse bir prodüksiyon, bizim de bu işte bütün günüm işle geçiyor diyebivar olduğumuzu gösteren de bir lirim. proje. Devamı da gelecek, bu kısa formatlı web dizileriyle takipçileri Yaklaşık olarak 10 yıllık bir buluşturacağız. çalışma hayatınız var. Bu

Onedio YouTube kanalında “Oğuzhan Uğurla P!NÇ” isimli bir program yapılıyor. YouTube üzerinden böyle bir program yapmaya karar verdiğinizde bu kadar

te de çok fazla pişmanlığım ve dönüm noktalarım oldu ama ben bu olumsuzlukları asla keşkeye çevirmedim, olumsuz şekilde değerlendirmedim. Hepsinden bir ders çıkarttım. Tecrübe edindim. Ve orada yaptığım hataları bir daha yapmamak üzerine çaba sarf edip o şekilde adımlar attım. Herkesin de böyle olması lazım bence. Özellikle de girişimciyseniz çalışma hayatınızda çok fazla dibe vuruşlar yaşayabilirsiniz. Önemli olan bu dibe vuruşlardan tekrar yukarı çıkmak, pes etmemek ve hatalardan ders almak diyebilirim.

Son olarak genç bir okuyucu kitlesi olan Profil Dergisi okuyucularına tavsiyeleriniz nelerdir?

Artık iş hayatına giriş bariyerleri oldukça düşük. Evinizden bile basit üretimlerle, Instagram’dan bir sayfa oluşturarak bir şeyler üretip, satmaya başlayabiliyorsunuz. Web aplikasyonları geliştirmek çok kolay. Bence öğrenciler mutlaka kendileri bir şeyler yapmaya çalışsınlar. Ya da Start Up’lar da staj imkanı yaratsınlar. O Start Up’lara destek olmaya çalışsınlar. Böylece hem Start Up hem de girişimci kültürünü öğrenirler ve kurumsal hayatta çalışacaklarsa bile mezun olduklarında hazır hissederler.

süreçte elbette pişmanlıklarınız ve dönüm noktalarınız olmuştur. Bize biraz bahsedebilir misiniz? Tabii ki 1 yıllık çalışma hayatı olan birinin bile hataları, dönüm noktaları olur. 10 yıllık bu süreç-

49


Röportaj

Nazan Kesal Gençlik yıllarınızdan başlayacak olursak; Ticaret Lisesinden mezun olup, İzmir 9 Eylül Üniversitesi Tiyatro-Oyunculuk bölümünü kazanmışsınız. Bu, en başından beri ailenizin de sizi desteklediği ortak bir karar mıydı, yoksa siz tamamen kendi iradenizle mi bu yola koyuldunuz? Babam çok destekledi bu konuda fakat ailemin topyekün bir desteği olmadı. Mutasıp bir ailede büyüdüm, özellikle öyle yıllarda sanatla iştigal eden, bunu talep eden bir torun olarak “Ne gerek var böyle işlerle uğraşmaya?” gibi tepkilerle karşılaştım. Birçok küçük kasabada olduğu gibi benim büyüdüğüm yerde de eril bir anlayış hakimdi. Bu baskılar beni önce aileme, sonra topluma karşı daha tepkili bir hale getirdi. Kasabada birçok işle uğraştım; tütün tarlasında çalıştım, motor sürdüm. Bütün bunlarla uğraşırken içimde bir ses bana başka bir şeyler söylüyordu, o sese kulak verdim ve 9 Eylül Üniversitesi’ni kazandım. 1991’de mezun oldum ve İstanbul’a geldim.

1996-2004 yılları arasında Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda oyunculuk ve yönetmenlik yapmışsınız. Orada 9 sene boyunca çalışmalarınızı sürdürmenizin üzerinizdeki en büyük etkileri nelerdir? Üzerimde birçok etkisi oldu tabii ki. “Ayrıntıları çok iyi oynuyorsunuz ve rolleri derinleştiriyorsunuz.” gibi sözler çok duymuşumdur oyunculuğumla ilgili. Ben bunun sebebinin Diyarbakır olduğunu düşünüyorum. Fakat orada sadece oyunculuk yapmakla ilgili değil, orada yaşamak, orada nefes almak, toplumla iç içe olmak ve oradaki gerçeği görmekle ilgili. Oyunculuk öyle enteresan bir iş ki, siz oyuncu

50

olarak birçok role talipsiniz ama izole olmuş hayatlar yaşayıp, insanların yaşamlarından uzak kalmak, bir oyuncu için bana çok doğru gelmiyor. Bu Diyarbakır da olabilir, Trabzon da olabilir, İstanbul da olabilir. Önemli olan buz dağının görünmeyen yüzünü fark edebilmek.

Belki de böyle bir karakterde olmam beni sanatla uğraşmaya yönlendirdi. “Kendimi daha işe yarar hale nasıl getiririm?” Sanat bunun bir aracı oldu benim için.

Oynadığımız her role bizim bazı özelliklerimiz mutlaka sirayet eder ama topyekün kendini oynayan bir oyunculuk anlayışı bende yok. Bir rol teklifi geldiğinde “Kendime yakıştıramadım bu rolü, bana göre değil.” gibi cümleler pek kurmam. Aksine, “Ben o role yakışır mıyım?” cümlesini kurmayı seviyorum. Böyle olduğu zaman da karakterin bana uzak, tanımadığım bir dünyadan gelmesi lazım. Aslında bir macera diyebiliriz buna. Çünkü o karakterle beraber bir yola koyuluyorsunuz, bilmediğiniz sularda yüzüyorsunuz ve yeni şeyler öğreniyorsunuz. Bunun hazzını aldığınızda, size yakın ve çok iyi bildiğiniz bir karakteri oynamayı tercih bile etmiyorsunuz.

da kendi duruşuyla alakalı bir tutum.

Yaşamı, bu dünyayı daha iyi anlamama yardımcı oldu kesinlikle.

şekilde tarif edemem. Canlı bir performansın içindesiniz ve çok

Bir konuşmanızda, “Oyuncu seçimleriyle vardır, hayır demesini bilmelidir.” diye söz etmişsiniz. Siz bir rol Şu anda, uzun süredir ilgiy- teklifi üzerinde karar verirken hangi kriterleri daha le izlenen “Fazilet Hanım ve Kızları” adlı dizide başrol çok göz önünde bulunduruoyuncususunuz. İzlediğimiz yorsunuz? Daha önce reddedip de pişmanlık yaşadıkadarıyla Fazilet, hayatta büyük hırsları olan ve bun- ğınız işler oldu mu? ları gerçekleştirirken önüne İçerik olarak pişmanlık yaşadığım çıkan engelleri yılmadan işler olmadı. Çünkü karar veriraşmaya çalışan bir karakter. ken o senaryonun gücüne, bu Bu rolü kabul ederken, size dünyaya ne anlattığına bağlı olatamamen ters köşe oldurak değerlendiriyorum. Yönetilğu için mi olumlu baktınız, mesinden ve tamamlanmasından yoksa oyuncular genelde kaynaklanan ve sonrasında içinde kendisinden bir parça görolmasaymışım dediğim işler oldu. düğü rolleri mi tercih eder? Oyuncunun hayır demesi, biraz

Sanatçıların “topluma örnek vatandaş” olması gerektiği gibi bir algı var insanlarda. Siz kendinizde böyle bir sorumluluk hissediyor musunuz?

Böyle bir sorumluluk hissetmiyorum. Ben kendi isteklerim doğrultusunda ve kendi inandığım şekilde yaşıyorum. Bu yaşantım birilerine örnek oluyorsa, ne mutlu bana ama yaşamımı birilerine örnek olmak için sürdürmüyorum.

Tiyatro, sinema ve dizi sektörlerinin üçünü de ele alırsak, siz en çok hangisinin içinde almaktan keyif alıyorsunuz? Artı ve eksileÇok genç yaştan beri sariyle kısa bir değerlendirme natla iç içesiniz. Böyle bir fırsatın, karakterinize ve ya- yapabilir misiniz? şam şeklinize ne gibi artılar Tiyatro benim ilk göz ağrım. kattığını düşünüyorsunuz? Sahnede olmanın tadını hiçbir


Röportaj

zahmetli bir iş. Sinemada da ayrı bir büyü içinde oluyorsunuz. Orada kameranın ve beyaz perdenin büyüsü muazzam. Bir iş gerçekleştiriyorsunuz ve dünyanın en uç noktasına kadar ulaşıyor. Tabii bu, dizi sektörü için de geçerli. Oyunculuk aslında sadece bir eylem. Bunu da soyluca gerçekleştirmek gerek; ister sinemada, ister dizide, ister tiyatroda. İçten ve gerçek bir oyunculuğun peşinde olduğunuz sürece, dünyanın öbür ucundaki insanlar bile sizi bağrına basabiliyor.

Sizce oyuncuların kariyerlerinde “doyum noktaları” ifadesi gerçeği yansıtıyor mu? Şimdiye kadar yer aldığınız projeleri düşündüğünüzde, böyle bir noktaya ulaştığınızı söyleyebilir misiniz?

noktalar var mı?

Ben hiç iyi bulmuyorum. Ülkemizdeki diziler dünyanın birçok yerine satılıyor olabilir ama bu başarı, içeride bizim işleyişimizin mükemmel olduğunu göstermiyor. Sürelerin uzunluğu, senaryoların zamanında gelmemesi gibi birçok neden var. Bir insanın her hafta 140 sayfa yazabilmesi mümkün mü? Adeta her hafta bir sinema filmi çekiyoruz. O yüzden görece bir kaliteden söz etmek çok zor. Sürelerin kısaltılması, ekonomik anlamdaki adaletsizliklerin giderilip, sektörün daha işler bir hale getirilmesi lazım.

Zamanınızı çok iyi değerlendirin. İçini nasıl dolduracağınız size kalmış ama kendinizi parlatacak, yeteneklerinizi açığa çıkaracak şeyler ile meşgul olun. Çünkü bir insanı diğerlerinden ayıran şey çok varlıklı olması değil, nasıl bir insan olduğu, tutkuları, hayalleridir. İnsanı insan yapan şeyler bunlardır.

Dizinizin dışında şu sıralar Moda Sahnesi’nde 2. Sezonunun sonuna yaklaşan “Torun İstiyorum” adlı oyunda yer alıyorsunuz. Böyle bir şey olduğunu düşünSizi bu rolü kabul etmeye müyorum. Oyuncu çok aç bir iten neydi? Oyunun topluvarlıktır. Tabii ki her zaman daha mumuzda çok alışılagelmiş iyi yazılmış olan rolü oynamayı bir konusu yok, seyircilerister. Oyuncu doyuma ulaştığını den nasıl tepkiler alıyorsudüşündüğünde “Ben artık oldum” nuz? der. Öyle diyen bir oyuncudan da bir şey beklenemez o zamandan sonra.

Yer aldığınız diziyle, her hafta birçok insanın evine konuk oluyorsunuz. Daha önceki konuşmalarınızdan birinde “Yolda yürüyemeyecek kadar tanınmıyorum, özgürlüğüm kısıtlanmış değil.” diye belirtmişsiniz. Hala aynı fikirde misiniz?

Hala bu şekilde düşünüyorum. Bir imza gününe ya da söyleşiye gitmediğim sürece, sokakta günlük kıyafetlerimle yürürken tanıyan çok olmuyor. Çok dikkatli bir izleyiciyse fark ediyor, onlarla da selamlaşıyoruz.

Türkiye’deki dizi sektörünün işleyişini nasıl buluyorsunuz? Değişmesi gerektiğini düşündüğünüz

Oyun, Hitler Almanya’sında insanların yaşamlarını konu alıyor. Çocuklarının hayatlarını kontrol altında tutmaya çalışan bir anne ve iki oğlunun hikayesi. Toplumsal eleştirisi bol olan, farklı olanın ötekileştirildiğini anlatan bir senaryosu var. Bu içerikten dolayı rol teklifini kabul ettim. Oynamak oldukça zor benim için, aynı zamanda iki saat süren bir performans ama canlandırdığım için de çok mutlu hissediyorum.

Son olarak çoğunluğunu üniversite öğrencilerinin oluşturduğu Profil dergisi okuyucularına tavsiyelerinizi alabilir miyiz? Gençlik bambaşka bir ruh hali. İnsan ömrünün belki de en zor ama yaş ilerledikçe en çok özlem duyulan yılları. Bu hayatta en kıymetli şey zaman. En çok hor kullandığımız şey de zaman. Belki de bunu salık verebilirim size.

51


52


53


54

Profil16-2  
Profil16-2  
Advertisement