Issuu on Google+

ĐŞ SAĞLIĞINDA GÜNCEL KONULAR Sıra No / Konu Amaç

Öğrenim hedefleri

Alt başlıkları

Süresi Eğitim şekli Eğitici niteliği

43 / Đş Sağlığında Güncel Konular Çok hızlı bir değişim ve gelişim içinde olan çalışma hayatında yeni ortaya çıkan etmenler, meslek hastalıkları ve yeni yaklaşım metotları hakkında bilgi sahibi olmak. • Çalışma ortamında yeni ortaya çıkan etmenler (dioksinler vb.), • Meslek hastalığı veya işle ilgili hastalık olarak tanımlanan yeni hastalıklar ( Hasta bina sendromu vb.), • ĐSG yaklaşımında yeni açılımlar hakkında bilgi sahibi olmak. • Çalışma ortamında yeni ortaya çıkan etmenler (dioksinler vb.), • Meslek hastalığı veya işle ilgili hastalık olarak tanımlanan yeni hastalıklar ( Hasta bina sendromu vb.), • ĐSG yaklaşımında yeni açılımlar 1 saat Uzaktan eğitimle de verilebilir. Yönetmeliğin 47/a-c (tıp)* bendine uygun eğitimci * Halk sağlığı, göğüs hastalıkları ve iç hastalıkları uzmanları.

• ÇALIŞMA ORTAMINDA YENĐ ORTAYA ÇIKAN ETMENLER Toplumsal gelişme ve gelişen teknoloji bir yandan sağlık sorunlarına çözüm bulurken bir yandan da gün geçtikçe yeni sağlık risklerini güdeme getirmektedir. Yeni sağlık risklerinin ortaya çıkmasının elbette tek nedeni teknolojik gelişmeler değildir. Sağlık risklerinin farklılaşmasının, bazılarının azalırken bazılarının artmasının başlıca nedenleri şunlardır; • Çalışan işgücünü demografik ve eğitim durumundaki değişmeler • Yeni kullanıma giren kimyasala maddeler ve veya eskiye göre daha yüksek randa kullanılan kimyasallar, • Kişisel korunma ekipmanlarındaki gelişmeler, • Çalışan bilincindeki artış, • Ulusal ve uluslararası mevzuattaki gelişmeler, • Gelişen teknolojiye bağlı olarak üretim sürecinde yeni uygulamaya konulan işlem ve prosesler Sayılan bu gelişmeler sonucunda eskiden görülmeyen veya nadir görülen sağlık sorunları ve bunlara neden olan etkenler artık daha çok sorun olmaya başlamıştır. Ya da tam tersine yıllardır uğraşılan sağlık sorunları artık sorun olmaktan çıkmıştır. Bu bölümde çalışma ortamında yeni ortaya çıkan etmenler ve korunma ve tıbbi-teknik yaklaşım yöntemleri üzerinde durulacaktır. Yeni ve giderek artan güncel sağlık sorunları ve bunların risk etmenleri; a. Fiziksel


b. Kimyasal c. Biyolojik d. Psikososyal risk etmenleri olarak 4 ana grupta irdelenmiştir.

Özellikle gelişmiş ülkelerde olmak üzere tüm dünyada kronik hastalıklarından ölümler ilk sıradadır. Kronik hastalıklarının içinde de Koroner Arter Hastalıkları, Diabet, Hipertansiyon, Kanserler ve diğer kardiyovaskuler sorunlar ilk sıraları almaktadır. Kronik hastalıkları en önemli risk faktörleri; ileri yaş, erkek cinsiyet, aile hikayesi, hipertansiyon, diyabet, lipit düzeyi anormallikleri, obezite, fiziksel inaktivite ve sigara içimi olarak belirlenmiştir. Ancak, bu faktörler kronik hastalıkların çok küçük bir bölümünün nedenini açıklığa kavuşturur. Geri kalan büyük bir bölümünde ise risk faktörleri bilinmemekle birlikte toksik maddelere işyeri ve çevreden etkilenme ve değişik çevresel streslerin önemli etkenler olduğu birçok kaynakta belirtilmektedir. Đnsan sağlığını doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen mesleki ve çevresel faktörleri saptamak ve gereken tedbirleri almak suretiyle etkeni yok etmek iş sağlığı uygulamalarının esasıdır. Bu mesleki ve çevresel faktörleri doğal ve yapay faktörler olarak sınıflamak mümkün olabildiği gibi aşağıdaki şekilde de sınıflandırılabilir. a. Fiziksel faktörler (Örneğin, iyonizan radyasyon, Elektromanyetik radyasyon, gürültü) b. Kimyasal faktörler (Örneğin, ağır metaller, toksik kimyasallar ve gazlar) c. Biyolojik faktörler (Örneğin, bakteri, virüs ve mantarlar) d. Sosyokültürel faktörler (sosyoekonomik durum, stres, kültür ve alışkanlıklar) e. Ergonomik Etkenler A. Fiziksel Etkenler 1. Đyonlaştırıcı Radyasyon ve Kronik hastalıklar: Yüksek doz radyasyon koroner arterlere ve kalbe önemli zararlar verebilir. Düşük ve orta düzeyde (<5 Gy) dozlarda radyasyonun kardiyovasküler etkileri de birçok çalışmada araştırılmıştır. Endotel hücrelere verdiği hasar ve buna yanıt olarak oluşan inflamasyon sebebiyle gecikmiş olarak kardiyak sorunlara yol açabilmektedir. Bununla birlikte somatik mutasyona neden olabildiği bilinmektedir. Bu durum kanserin nedenidir. Ancak 0-4 Gy dozlarında iyonizan radyasyonun dolaşım sisteminde herhangi bir etki oluşturmayacağını bildiren yayınlar da bulunmaktadır. Đyonlaştırıcı Radyasyon gelişen teknolojiye paralel olarak gideren artan oranda sağlık hizmetlerinde çalışanlar için risk oluşturmaya devam etmektedir.

2. Güneş ışığı ve UV-B: Vitamin D eksikliği; bazı kanserler, otoimmun hastalıklar ve kardiyovasküler hastalıklarla ilişkilidir. Vitamin D oluşumu için güneş ışığı (UV-B) mutlaka gereklidir. Güneşten koruyucu kullanımı, yaşlanma, deri pigment yapısı, günün saati, yükseklik (rakım) D vitaminin oluşumunu etkileyen çevresel ve bireysel faktörlerdir. Gelişen koşullar açık havada uzun süre UV radyasyona maruz kalmayı önleyici gelişmeler gibi görünse de büyük çaplı (baraj, köprü vb) inşaatlar, yüksek rakımlı yerlerde kar ve kayak turizmi için yapılan alt yapı çalışmaları uzun süre açık havada UV ile karşı karşıya kalmayı gerektirebilecek iş kollarıdır.


3. Elektromanyetik radyasyon; Radyofrekans düzeyindeki elektromanyetik etkilenimin sağlık etkilerinin araştırıldığı epidemiyolojik çalışmalar incelendiğinde; birçok yöntemsel zorluklar nedeniyle (uzun süreli etkilenim gerekmesi, birçok karıştırıcı faktör olması vb. nedenlerle kesin bir kanıya ulaşılamamıştır. Bunun yanında lösemi ve beyin tümörü oluşumu ile cep telefonlarının yaydığı EMR arasında ilişki büyük olasılıkla ortaya konmuştur. Modern yaşamın bir parçası olan ve elektrikle çalışan ve-veya elektrik geçen her türlü cihaz tarafından yayılan çok düşük frekanslı elektro manyetik alanlar (EMA) bazı kronik hastalıklar ve çocukluk lösemileri ile ilişkilidir. Ancak ispatlanmış bir kronik hastalık EMA ilişkisi yoktur. EMA’lara karşı ihtiyatlılık ilkesi çerçevesinde dikkatli olunmalı uzun süreli, yüksek doz etkilenimden ve özellikle çocuk – fetüs etkileniminden uzak durulmalıdır. Epidemiyolojik araştırmalar ALS (amyotrophic lateral sclerosis) ile EMA arasında güçlü bir ilişki ortaya koymuştur ancak kardiyovasküler hastalıkların oluşumu ile doğrudan ilişki gösteren bir çalışma yoktur. Cep telefonu kullanımı ile (varsa bile çok düşük bir olasılıkla) erişkinlerde beyin tümörü, akustik norinoma, tükrük bezi kanseri, lösemi ve gözlerde malign melanom oluşumu ile çok düşük olasılıklı ilişkiler saptanmıştır. Ancak kalp damar hastalıkları ve aritmilerin oluşumu ile ilgili bilinen bir kanıt bulunamamıştır. Elektromanyetik alanların sağlık etkilerini iki ana başlıkta toplamak mümkündür: a. Biyolojik etkileri: a. Hücre zarından protein ve iyonların geçişinde değişiklik b. Kromozom hasarı c. Hücreinin hormon ve enzimlere cevabındaki değişiklik d. Nörotransmitterler ile etkileşme e. Hücrenin immun yanıtında değişim b. Sağlık etkileri: (Biyolojik etkilerinin sonucunda veya biyolojik etkilerinden bağımsız olarak veya bilinmeyen mekanizmalarla ortaya çıkan sorunlardır.) a. Kanser (yukarda ayrıntıları verilmiş olup; başta lösemi ve beyin tümörü olmak üzere akustik norinoma, tükrük bezi kanseri ve malign melanom EMA ile ilişkilidir. b. Elektromanyetik aşırı duyarlılık sendromu c. Üreme sistemi üzerindeki (abortus, erken doğum, düşük doğum ağırlıklı doğum vb. sağlık etkileri d. Endokrin sisteme etkileri nedeniyle infertilite, üreme sağlığı sorunları vb.

4. Gürültü: Gürültüden akut etkilenim ve sağlık etkileri yıllardır bilinen, birçok önlemi alınan mevzuatı olan bir etkendir. Gürültü konusunu güncel etmenler başlığında yer almasının nedeni kronik ve aşırı yüksek olmayan gürültü etkilenimi konusudur. Örneğin, özellikle gece saatlerinde trafik ve havaalanı gürültüsüne uzun süre maruz kalanların hipertansiyon açısından artmış risk oluşturduğu saptanmıştır. Gürültüden kronik etkilenimin MI riskinin artışı ile ilişkili olduğu saptanmıştır. 5. Sıcak hava dalgaları; günümüzün tehlikelerinden biridir. Küresel ısınmanın sonucu olarak sıcak hava dalgalarının ve aşırı sıcak olan günlerin sayısı ve sıklığı artmaktadır. Kardiyovasküler hastalıklardan dolayı olan ölümlerin sıcak hava dalgalarının olduğu günlerde yüksek oranda olduğu bilinmektedir. Bu günlerde açık havada çalışmayı gerektiren işlerde


çalışmamak, güneşin tepede olduğu saatlerde çalışmamak, uzamış kapalı ortam işlerinden uzak durmak vb. etkilenimi azaltmaya yönelik tedbirler üzerinde durulmalıdır. B. Kimyasal Etkenler Kimyasal etkilenimler akut sorunlara neden olabildiği gibi var olan sorunları tetikleyici etki de gösterebilirler. Kimyasal maddelere yüksek yoğunlukta maruz kalmak akut toksik etkiler yapabilirken kronik etkiler düşük düzeyli ve uzun süreli etkilenimin sonucu ortaya çıkan etkilerdir. Bu nedenle tanıda ve korunmada önemli sorunlarla karşılaşılabilmektedir. a. Toksik madde ortamda yokken bile (geçmişte maruz kalındığı için) kronik hastalığın görülebiliyor olması, b. Toksik nedenle ortaya çıkan kronik hastalığın başka bir nedenle oluşandan farklı olarak ortaya çıkan spesifik bir patolojik bulgusu olmaması, c. Toksik maddenin kanda ve/veya doku analizlerinde yüksek düzeyde saptanmaması d. Etkenin hastalığa neden olabilmesi için çok uzun yıllar (Örneğin 20 yıldan fazla kronik etkilenim) gerekmesi, e. Kronik hastalığının diğer risk faktörleriyle, toksik nedenlerin birbiriyle interaksiyon göstermesi, (Örneğin, toksik maddenin doğrudan kalp damar hastalığına neden olmaması ancak hipertansiyona neden olarak diğer hastalıkları tetiklemesi gibi gerekçelerden dolayı kronik hastalıklar üzerinde mesleki ve çevresel toksik maddelerin hangi boyutta etkili olduğu tam olarak ortaya konamamaktadır. Ancak doğrudan sebebi bulunamayan kalp damar hastalıklarının %80-90 gibi büyük bir oranının bu tür etkilenimlerden dolayı ortaya çıktığı tahmin edilmektedir.) Organizmaya giren kimyasal maddenin etki oluşturabilmesi kimyasal maddenin etki gücüne, organizmanın savunma mekanizmalarının etkili çalışıp çalışmamasına, maruz kalmanın devamlılığı gibi faktörlere bağlıdır. Bu süreç kromozomal anomalilere yol açan, uzun süre etkilenilen kimyasallarda olduğu gibi yıllarla ifade edilmektedir. Ancak Metil kloridin akut MI’ne neden olması örneğinde olduğu gibi akut toksik etkilere de neden olabilmektedir. Çok değişik yollardan vücuda girebilen kimyasal ve toksik maddeler vücut sistemleri üzerindeki etkileri sonucunda başta kalp damar hastalıkları olmak üzere birçok kronik hastalığın doğrudan veya dolaylı sebebi olabilir, bazı kronik sorunları tetikleyebilirler. Gıdaların çevresel etkenlerle kontaminasyonu önceleri daha çok mikrobiyolojik etkenlerle olurken, son yıllarda besin zincirine civa veya polychlorinated biphenly (PCBs) eklenmesi, besinlere nutrisyonel eklemeler yapılması, böcek ilaçlarının yiyecekler üzerine kalıntılar bırakması, sebze veya hayvanların daha hızlı büyümeleri için biyolojik olmayan maddeler veya hormonların kullanılması sonucunda biyolojik kirliliğe ilaveten kimyasal kirlilikte giderek artan önemli bir sorun olmaya başlamıştır. 1. Cıva: Cıva ve bileşenleri; asetaldehit ve viniklorit gibi sentetik endüstriyel maddelerin üretiminde katalizör olarak, sodyum klorürden sodyum hidroksit ve klor üretiminde elektrot olarak, kozmetikler, piller, floresan lambalar, ilaçlar (laksatifler, supozituarlar), amalgam (diş dolgusu), solventler, plastik, yazıcı mürekkepleri, cilalar, boyalar gibi çok çeşitli kullanım alanlarında bulunur. Ayrıca termometre ve elektrikli aletlerin üretiminde, endüstriyel kontrol aygıtlarında, tarım ilaçlarında insektisit ve fungusit olarak, ayrıca boya ve kağıt sanayinde de kullanılmaktadır. Vücuda hava, su, deri ve gastrointestinal sistem yoluyla girebilir. Örneğin, balık ve deniz hayvanlarından, yapısında cıva bulunan tarım ilaçlarının sık kullanımı sonucu, tarım ürünlerinin yapısından beslenme döngüsüne girerek etkisini göstermektedir. Cıva madenlerinde çalışan işçilerde kardiyovasküler hastalık sıklığının yüksek oranda olduğu bu durumun yüksek oranda 2,3,7,8 tetra klorodibenzo p-dioksin etkileniminden kaynaklandığı saptanmıştır. Yüksek dozda cıva alımıyla ortaya çıkan hastalık; ilk kez Japonya’nın Minamata Körfezi’nde yaşayan balıkçılarda santral sinir sistemi ve kardiyovasküler sistem semptomları ile kendini göstermiş ve Minamata Hatalığı olarak adlandırılmıştır. Bu hastalık Metil Cıvadan kaynaklanmaktadır. Başlıca semptomları santral sinir sistemi etkilenime bağlı (hareket bozulması, titreme, dudaklarda uyuşma, görmede azalma ve konuşma bozukluğu) olmakla birlikte dilate kardiyomiyopatiye neden olduğu da bildirilmektedir. Cıva bu etkiyi kalp kası hücreleri üzerindeki toksik etkisi nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Minamata’daki bu olay en çok bilinenidir. Benzer etkilenimler başka ülkelerde de olmuştur. Örneğin; tüm dünyada taze tahıllarda fungusit olarak kullanılan kimyasallar etil cıva içermektedir. 1972’de Irak’ta Cıva ile kontamine taze tahıl yiyen 6530 kişi hastalanmış, 459 kişi ölmüştür.


2. Arsenik ve kronik hastalıklar: Bir ağır metal olan arsenik, sanayi atıkları, kanatlı hayvanların yemlerinden ve gübrelerden kaynaklanan bir şekilde özellikle sularda kirlilik yaratarak, kalp damar sistemi hastalıkları yanında, cilt ve akciğer kanserine, sinir sistemi hastalıklarına neden olabilir. 3. Pestisitler (kimyasal tarım ilaçları): Tarım ürünlerinden alınan verimi artırmak amacıyla tüm dünyada yaygın olarak kullanılan kimyasallardır. Bu kimyasal maddeler; kimyasal yapılarına, kullanılma zamanına, hasatı yapılan ürünün değerlendirilme şekline bağlı olarak, değişen miktarlarda tarım ürünlerinde kalıntı bırakabilmektedir. Bu kalıntıların başlıcaları, arsenik, nitrat, ağır metaller ve organik fosfat ve karbamatlardır 4. Nitrat: Tarımda yaygın kullanılan sanayi gübreleri azotlu bileşiklerdir ve gıdalarda nitrat birikimine yol açabilir. Böylece özellikle havuç, turp, şalgam gibi yumrulu sebzelerde nitrat ve nitrit izin verilen sınır değerleri aşabilmektedir. Tarım sektöründe çalışanlar içi önemli bir risk oluşturabilen nitrat insan vücudunda nitrite ve nitrozaminlere dönüşerek sağlık etkilerine yol açabilir. Yüksek oranda nitrit özellikle bebeklerde ve küçük çocuklarda methemoglobinemiye neden olur. 5. Binalardan Kaynaklanan Sağlık Sorunları Son yıllarda binalardan kaynaklanan sağlık sorunları Binayla ilişkili hastalıklar (Building Related Illness ve Hasta Bina Sendromu (Sick Building Syndrome) olmak üzere iki ana başlık altında incelenmektedir.

5a. Binayla ilişkili hastalıklar; Hastalığın etkeninin net olarak ortaya konabildiği ve etkenin bina içinde tespit edilebildiği sağlık sorunlarıdır. Nedensel faktör ile doğrudan bağlantılı spesifik semptomlar söz konusudur. Tüberkülozis, Legionnellosis, asbestle ilişkili mesothelioma, ev tozu ve mite’lara karşı alerji gibi hastalıklar başlıca örnekler olarak verilebilir. Bu hastalıklarda spesifik bir etken hastalardan izole edilebilir ve hastaların semptomu hastalığa özgüdür. Aynı zamanda etken bina iç ortamında tespit edilebilir. 5b. Hasta Bina Sendromu; Gözlerde yanma, burun akıntısı, burun boğaz ve ciltte irritasyon belirtileri, başağrısı, yorgunluk ve açık düşünememe ve konsantrasyon güçlüğü gibi özgün olmayan belirtilerle ortaya çıkan bir sendromdur . Her ne kadar ısınma sistemi, havalandırma, kimyasal madde emisyonu gibi etmenler suçlansa da bu belirtilerin sebebi tam olarak ortaya konamaz. Ancak etken olduğu düşünülen binadan uzaklaşılınca semptomlar azalır veya kaybolur. Bunun yanında tek başına hastalığa sebep olmayan ancak semptomları tetikleyen bazı faktörler tespit edilmiştir . • Hasta bina sendromu çoğunlukla yeni binalarda, yeni döşenmiş binalarda veya karmaşık havalandırma sistemlerine sahip olan binalarda ortaya çıkar. Bu tür binalar çoğunlukla ofis olarak kullanılan odaların bulunduğu büyük işmerkezleri ve plazalardır.

C. Biyolojik Etkenler Özellikle gıda, tarım ve sağlık sektöründe çalışanlar için her geçen gün yeni bir mikrobiyolojik etken risk olarak tanımlanmaktadır. Önceleri HIV enfeksiyonu güncel bir sağlık sorunu olarak ele alınırken, özellikle son 10 yılda, SARS, kuş gribi, domuz gribi , kırım kongo kanamalı ateşi, Ebola viral ateşi vb. bir çok viral etken yeni ortaya çıkmış veya yeniden ortaya çıkmış durumdadır. Güncel iş sağlık sorunu olarak ortaya konabilecek başlıca biyolojik etken er yıl bir yenisi ortaya çıkan viral enfeksiyonlardır. . D. Psikososyal Etkenler Son yıllarda otobüs ve kamyon sürücüleri gibi bazı meslek gruplarında yapılan çalışmalarda bilinen risk faktörleriyle koroner arter hastalığı sıklığı arasında ilişki saptanamamış bunun yerine iş koşullarının getirdiği psikososyal sorunların etkisi ortaya konmuştur.


Son yıllarda gündeme gelen bir başka psikososyal sorun işyerinde taciz ve mobingdir.Mobbing;bir veya birkaç kişi tarafından diğer bir kişiye yönelik olarak, düşmanca ve ahlak dışı yöntemlerle sistematik bir biçimde uygulanan psikolojik taciz veya psikolojik terördür. Taciz ise bir başkasını yıpratmak, ona eziyet etmek, onu engellemek veya ondan tepki almak amacıyla tekrar tekrar ve sürekli olarak yapılan girişimler; sürekli diğer kişiyi kışkırtan, ona baskı yapan, korkutan, yıldıran veya rahatını kaçıran davranışlarda bulunmaktır. Modern yaşamda giderek artan bir sorun olarak karşımıza çıkan psikososyal sorunlar işyerlerinde psikososyal destek ve rehberlik hizmetleri ile azaltılabilir. Đşyeri hekimleri bu tür etkenlere ve sağlık sonuçlarına karşı bilinçli ve hazırlıklı olmalıdır. D. Ergonomik Etkenler Ergonomik sorunlar aslında yeni bir etken ve sağlık sorunu olarak adlandırılamazlar. Ancak yıllardır var olan sorunlar iken son yıllarda büro çalışmalarında uzun süre hareketsin statik pozisyonda tekrarlı travmalara maruz kalmanın kas iskelet sisteminde ortaya çıkardığı sağlık sorunlarıyla karşılaşıldıkça önemi artan sorunlardır.

Ergonomi gerek iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili önlemlerin etkinliğini sağlamak, kazaları önlemek, gerekse iş veriminin artmasındaki etkileri nedeniyle giderek önem kazanmaktadır. Ne yazık ki ergonomik değerlendirme ve danışmanlık hizmeti sunabilecek ergonomi ekipleri yada danışma birimleri ülkemizde etkin bir işlev kazanamamıştır. Çıraklık okullarından başlayarak kişilere temel ergonomi ilkelerinin öğretilmesi işçi sağlığı ve iş güvenliği uygulamalarına önemli katkıda bulunacaktır. Ergonominin belirli disiplinlerin teknik ayrıntıları ile işlenmesi günlük yaşamdaki öneminin kavranmaması özellikle ilk, orta ve lise öğrenimi düzeyinde ergonomi bilincinin yerleşmesini sağlayacak yaklaşımlar için engelleyici olmuştur. Günümüzde ergonomik özellik sadece tüketicilerin yönlendirilmesi amacıyla bazı reklamlarda kullanılan, ancak tüketicinin bilgilendirilmesine gerek görülmeyen bir kavram olarak kalmıştır. Öte yandan ergonomi hem çalışma hayatında, hem de günlük yaşamda insan sağlığı, verimi ve etkinliği açısından çok büyük önem taşıyan ilkeleri ortaya konan bir temel disiplin olma özelliği ile toplum genel kültürüne katılamamıştır.

KORUNMA ÖNLEMLERĐ

Avrupa bölgesinde ülkemize benzer şekilde Küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBĐ) tüm işletmelerine oranı 95’ten fazladır. KOBĐ'lerin ekonominin tüm sektörlerinde yer aldığını biliyoruz. Đşgücü toplam istihdamının da %80’den fazlası bu işletmelerdedir. Đş kazaları ve tehlikeli maddelere maruz kalma oranı KOBĐ lerde büyük işletmelere göre daha fazladır. Kimya sektörü, kuru temizleme, çamaşır ve tekstil, kuaför hizmetleri dahil kişisel bakım hizmetleri sektörü, metal, mobilya, gıda üretimi gibi birçok sektör yeni kimyasalların sıklıkla kullnaıldığı ve büyük bir çalışan kitlesinin maruz kalma olasılığı olan sektörlerdir. Üstelik büyük işletmelerde olduğu gibi koruyucu önlemler gerektiği kadar alınamayabilir. Bütün bu nedenlerle özellikle bu iş işletmelerin bu iş kollarında sağlık riskleri daha hassas izlenmeli ve gerekli önlemler alınmalıdır. Alınması gereken önlemler bir bütün olarak listelemek gerekirse;


• Daha az tehlikeli alternatifleri ile bu tehlikeli maddeleri veya süreçleri değiştirmek (ikame) • Mühendislik denetimleri veya yeterli havalandırma ve uygun örgütsel önlemler gibi toplu koruma önlemleriyle etkenin ortadan kaldırılması • Kimyasal maddeler ile çalışanlara uygun kişisel koruyucu ekipman verilmesi; Maruz kalan veya maruz kalma olasılığı olan işçi sayısını en aza indirmek; Maruz kalma yoğunluğunu ve süresini azaltmak • Uygun hijyen tedbirlerini almak • Kullanılması gereken kimyasal maddelerin miktarını azaltarak ilgili iş türü için gerekli miktarda tutmak, aşırı kullanmayı önlemek • Kullanılması zorunlu tehlikeli kimyasalların güvenli olarak taşınması, depolanması ve atıkların taşınması için düzenlemeler dahil olmak üzere uygun çalışma prosedürleri uygulamak Elbetteki korunmada en etkili yol, etkenle temasın kesilmesidir. Zararlı olduğu bilinen kimyasal maddelerin yasaklanması, kullanılmaması, kimyasal madde kalıntısı içermeyen gıdaların kullanılması vs. önlemler asıl olandır. Çoklu Kimyasal duyarlılık, kanser ve kalp damar hastalıkları gibi çok etkenli hastalıkların ortaya çıkmasında ve gelişiminde etken olduğu ya da hastalık oluşumunu kolaylaştırdığı bilinen kimyasal maddelerle tek tek mücadele etmek imkansızdır. Bu nedenle etkin su ve gıda politikaları, kimyasal madde kullanımının kontrollü ve denetim altında olması, gübre kullanımının etkin ve kontrollü olması, her türlü giyim, mobilya vb. tüketim malzemelerinde kullanılacak boya, vernik, çözücü ve yapıştırıcı kimyasalların denetim altında kullanılması, üretilen son üründe kalıntı olup olmadığının etkin denetlenmesi ve ölçülmesi gibi kamu ve devlet görevi olan primer korunma tedbirlerinin alınmasının yanında sekonder korunma ve erken tanı için taramalar, aralıklı kontrol muayeneleri yapılmalıdır.


İş sağlığında güncel konular