Page 1

Diyelim de S:02 Vefa duygusu yok olmuş! S:03 Denmiş… Ama öneriye itibar etmemişiz. S:04 Yollar, kaldırımlar, bina cepheleri, bodrumlar, tapusuz yerler kimin? S:05 Bizde de olursa, olur!.. S:06 Sözcükleri ve yazılışlarını unuttuk! S:07 Artık haberlerden sıkılanlarımız var da var! S:08 Ne Diyelim ki? S:09 Zamanında Demiş… S:10 Dediler… Gittiler… Gelecekler… S:11 Halkımız Çok Duyarlı!.. S:12 Nankör/lük… S:13 Atalarımızın yoksulluğu özentilerimizi karşılıyor!..

www.saros.web.tr

1


Vefa duygusu yok olmuş! 12 Haziran 2011 Genel Seçiminden İktidar Partisi galip çıktı. Genelde de yerelde de sandık dökümlerine baktığımızda çarpıcı sayısal değerler görmek mümkün. Yerel sonuçlara göre bir önceki seçimde oy verdiği partisinden vazgeçen binlerce kişi olmuş. Bu vazgeçenler bir tarafı sevindirirken diğer tarafı da üzmektedir. Önerim önce sevinenlere olacak. Sakın hayallere kapılmayın. Dününe vefasızlık gösteren yarın da bugününe vefasızlık gösterebilir. Kaybeden her bir parti de çalışmalarını “daha iyi hizmeti biz veririz” anlayışını elden bırakmadan sürdürmelidir. Saygılarımla. 16 Haziran 2011

www.saros.web.tr 2


Denmiş… Ama öneriye itibar etmemişiz. Dün Keşan Yusuf Çapraz Uygulamalı Bilimler Yüksek Okulu Müdüresi Yard. Doç. Dr. İlknur Kumkale, okul ile ilgili yaptığı açıklamasında akademisyenlerin Keşan’a gelmesinin zor olduğunu belirti. Gerekçe basit. Geleceklerin sorunu “konut”. Bu konuda 17 Şubat 2006 tarihinde yazılan “Fakülte İsteğimiz var!..” başlıklı bir yazı aklıma geldi. O yazıda; “Sayın Duran'dan da Keşan'a kazandırılacak fakültenin adını duymak istiyoruz. Yolumuzda ilerlerken önümüzü görmemiz açısından bu gerekli. Çünkü akademik unvanlı öğretim üyelerini bulmak için, konut için, araç için, gereç için, öğrenci gereksinmeleri için yapabileceklerimizi planlayabilelim” deniliyordu. Yine “Keşan'ın ekonomik, sosyal, kültürel, tarihsel, görsel ve yaşamsal mekânlarını, eğitime ve bilime olan doyumsuzluğunu, halkımızın istek ve destek önerilerini en gerçekçi verilerle sunmalıyız. Keşan'ın bir cazibe merkezi olduğunu kanıtlamalıyız. Bu nedenle ilçedeki siyasi partiler, meslek odaları, dernekler, yazılı ve sesli basın, hayırseverler, vatandaşlar el ele vermeliyiz” deniliyordu. Okul açıldı. Ya biz ne yaptık? Yan gelip yatmışız. Yoksa Yard. Doç. Dr. İlknur Kumkale bu konuda açıklama yapma gereksinmesi duyar mıydı? 25.06.2011

www.saros.web.tr 3


Yollar, kaldırımlar, bina cepheleri, bodrumlar, tapusuz yerler kimin? Bilmeyenler “Allah, Allah” deyip bilgisizliğinin verdiği kabullenmeyle yaşamına devam eder. Hangi konuda mı ? Başlık konusunda. Sadece bir konuda 24.09.1997 tarihli Saros gazetesinin ilk sayfasındaki “İlgilisinden “İLGİ” bekliyor” yazıyı anımsayalım. O hafta gazeteyi okuyan ilgili soruna geçici olarak çözüm üretti. O zamanki çözüm (hala bir uyaran çıkmadığı için) halledilmiş görünüyor. Ordu Evi’nin dört yol köşesinde yerden çıkan vidalardan söz ediyorum. Sapasağlam kaldırımları dandik malzemelerle gelişi güzel yapacağız diye paraları çarçur edeceğinize kaldırımlardaki (sağlam vatandaşlar için bile) tehlike oluşturan demir parçalarını ortadan kaldırın. Daha diyeceklerimiz var. 11.01.2012

www.saros.web.tr 4


Bizde de olursa, olur!.. Çalışma masamı toplarken gazeteleri de incelerim. Gözden kaçan bir bilgi olabilir diye. Göz gezdirmelerim sonucu atlamış olduğum yazıyı ayırır diğerlerini gereğini yapmak üzere ilgili yere koyarım. İşte böyle bir gazeteyi ayırdıktan sonra haberi dikkatle okudum. Düşündüm. Bizde de benzer olayların açıklandığını, ama açıklama ile kaldığını anımsadım. Ya yoktu böyle durumlar, ya da örtbas ediliyordu. Neyse habere geçeğim. 27 Haziran 2011 Pazartesi gününe ait Hürriyet gazetesinin 11. Sayfasında “Kanadalı rüşvetçi 16 milyon lira ceza yedi” haberi şöyle: Kanada’nın bir eyaletinin bir kentinde bir CEO, mahkemede Bangladeş Enerji Bakanı’na, şirketine kolaylık sağlaması için 191 bin Kanada Doları (315 bin TL) değerinde bir araç hediye ettiğini ve seyahat giderlerini karşılama rüşveti verdiğini itiraf etmesi üzerine hakim “ Bu olay tüm Kanada halkının itibarını zedelemiştir. Kanadalılar için utanç verici bir durumdur” diyerek şirkete 9.5 milyon Kanada doları (157.5 milyon (TL) ceza verdi. Bereket bizde, rüşvet alan da yok verende ?! 19.01.2012

www.saros.web.tr 5


Sözcükleri ve yazılışlarını unuttuk! İnsanımızın sözcük haznesinin yıllar öncesi başlayan özgür basın yayınları ile daraltıldığını ve sığlaştırıldığını söylemeden edemeyeceğim. TRT’nin ardından özel tv’ler bizi önce Güney ve Kuzey Amerikan dizileriyle tanıştırdı. Onların spor oyunlarını öğretti. Saçama sapan gizli kamera şakalarıyla haşır neşir etti. Sonra kendi dizilerimiz oluşturuldu. Uyduruk oyunlar geliştirildi. Birbirimize kamera şakaları yapıldı. Yemek programları, arabuluculuk, giyim kuşam, yetenek, doktorculuk, spor, şarkı yarışmaları derken ana haber bültenlerini de sulandırdılar. Seyir ettirilenler sayesinde kullanılan sözcük sayımız iyice azaltıldı. Bu azalma yetmiyor gibi sözcüklerde ve edebi eserlerde hiç olmayan sözcük yazılımları da midemizi bulandırır hale geldi. Bakın sanal medya denen yere. Buralara bilgisayar ve cep telefonu marifetiyle yazılan kısa mesajlarda aklımızda kalanlar sözcüklerin bile doğru dürüst yazılamadığını görürüz. Öğretmenlerin içi yanar mı bilmem? Emekli bir öğretmen olarak benim içim yanıyor. Öğrenme yerine öğretilenleri unutturmak isteyenlere bu ilgi ve sevgi nedendir? Bilemem!.. 13-14 yaşında dünya klasiklerini okuyan ve anlayan Köy Enstitülü büyüklerimiz örnek olsun bizlere… 25.01.2012

www.saros.web.tr 6


Artık haberlerden sıkılanlarımız var da var! Çevremizde, ülkemizde, dünyada olup bitenler hakkında bilgi almak, öğrenme isteği olan insanın doğal hakkıdır. Bunun için yazılı (gazeteler), işitsel (radyolar) veya görsel (televizyon kanalları) basın takip edilir. Gazete, dergi, broşür alınıp okunur. Radyo ve Tv’lerde haber saati geldiğinde nefeslerimizi tutar dikkat kesilir. Neler olmuşu dinlemek - görmek için. Hatta eskiden radyolar memleket saat ayarı da verirdi. Herkes saatini ayarlardı. Okullar bile bu saat ayarı ile derslere giriş çıkış zamanlarını belirlerdi. Şimdi herkesin kendi saat ayarı var. Neyse biz haberlere gelelim. Bazı sunucuların panayır cazgırları gibi olayı abartarak seslendirmelerinin yanında okudukları haberi hazırlayanlar da ayrı bir âlem. Haber masası yetkilisi mi? Editör mü? Yoksa patron veya baskı unsurunun etkisi mi? Hiç fark etmez, her kimse; haber, oluyor yorum? Sanırsın ki haberi hazırlayanlar, sunanlar: tıpçı, hukukçu, şarkıcı, sporcu, fizikçi, depremci daha ne aklına gelirse sırala. Olayları, öyle bire bir katarak anlatıyorlar ki “Hadi canım sende”nin ötesinde homurdanmamıza neden oluyorlar. Toplumu yönlendirmenin ötesinde beyin yıkamak için bütün maharetlerini kullanıyorlar. Birde reklam araları var. Hele reklamlardan sonra devam edecek deyip reklam sonrası “Yeniden buluşmak üzere iyi günler” dilemeleri yok mu? İnsanı çıldırtıyor. O nedenle “lanet olsun” deyip kapatıyoruz haberleri. Kendimizi belgesel izlemeye, müzik dinleye koy veriyoruz. Haber aktaranlara duyurulur. 1.02.2012

www.saros.web.tr 7


Ne Diyelim ki? Birkaç zamandır Keşan’ın geleceği için konuşuluyor. Yıllardır bir vizyonumuz, misyonumuz lafı var ya, işte ondan esinlenerek Keşan konuşuluyor. Aklıma yıllar önce yazılan bir yazı geldi. Yazı belediye seçimleri öncesi yazılmış ve başkan adaylarına bir soru yöneltilmişti: “Hizmet Hedefinizdeki Kitle Kaç Kişi ?” diye. “Keşan nüfusunun azalmayacağı bir gerçek. Çünkü banka ve market şubelerinin ard arda açılması yanında birde konut yapımındaki ısrarcılık bunun en güzel kanıtı” denen yazıda; “Nüfus düşürülmeyeceğine göre nereye değin çıkabilir?” sorusuna yanıt verilmediğini öğrendim. Keşan’a onu yapacağız, bunu yapacağız diyorlar. Bende soruyorum; olanların suyu mu çıktı? Hizmet veremez mi oldu? Getirim (rant) mi lazım? Yapıların ömürleri kaç yıl ki yıkıp yenisini yapmak istiyorlar. Hadi yapacaklar kaş kişiye hizmet olsun diye yapacaklar? Yapılmak istenenlerin TRAKAP ile ilişkisi ne? Duyurucu bir yanıtı herkesi bilmem ama ben bekliyorum. Sonradan sormadılar denmesi için “Keşan’a biçilen gömleğin numarası”nın açıklanmasını istiyorum. 7 Şubat 2012

www.saros.web.tr 8


Zamanında Demiş… Son günlerde tekrarlanan bir kavga var; Bir taraf “Kişiye özel yasa” çıkarırken diğer taraf çıkarılmaz” diye hukuka saygıyı hatırlatıyor. Beyler, bizlere böyle durumların hep olduğunu duyurursunuz. Bizde iki görüş arasında kendi duruşumuzu açıklarız. Bakın bu konu daha önce nasıl kaleme alınmış: Çocuğunun milletvekili olmasını isteyen anan, milletvekilliği pasosu ile her şey bedava olacak, çok güzel yaşayacağız dediği oğlunun yanıtı şöyle olmuş: “Akıllı mebuslar ölümlerinden önce o pasoları yırtıp ateşe atacaklardır. Çünkü mezarda Münkir, Nekir başlarına dikildiği vakit en temizi, haramdan en çok çekineni derin suallerin karşısında apışıp kalacaklardır. Orada hesaba uymayan işlerde meclisi feshetmek, kanun değiştirmek yoktur. İki melek onlardan soracaklardır; “Dünyada müsavat ilan ederek padişahları, taç sahiplerini kovduktan sonra iktisatça, büyüklükçe müstesna bir yere tırmanmaktaki maksadınız nedir? Abdülhamit’in, Almanya İmparatorunun parlak atlarını kırkarak bu iğrenç istibdat pırıltıları ile halka karşı yeniden heybetlenmek, gururlanmak mı istiyorsunuz? Halk sizi göğsünden çıkardı, her vakit kendi ile eş görmek ister. Bir karış yukarı fırlayan bir başa cumhuriyeti ısırmaya uğraşan bir canavar gözüyle bakılır.” Ne diyelim, diyen demiş*. Ama ders alan var mı? 19 Şubat 2012 *Hüseyin Rahmi Gürpınar. “Ben deli miyim?” Atlas kitapevi İstanbul-1972

www.saros.web.tr 9


Dediler… Gittiler… Gelecekler… 2 Mart 2012… Keşan Köşk düğün salonu... (Duyarlı çok insan katılacak ya, yer sıkıntısı çekilmesin!..) Konu: İran-Türkiye-Avrupa Doğal Gaz Boru Hattı Projesi Türkiye Bölümü. Boru hattının ülkemizden çıkış ayağı olan Keşan-İpsala hattı hakkında halk katılım toplantısı. Döküman; şirketin dağıttığı ve A4 boyutunda bilgilendirme notu. Sunulan bu notun az biraz gelişmişi. Katılımcılar sayısı+ sunucuların sayısı 60 kişi. Salon çok çok bol geldi. Birkaç muhtar daha önce yapılan proje çalışması ile ilgili tapulara konan şer sıkıntılarını dile getirdi birde muhtarlığa ne para vereceklerini sordu. Halk, kotarılmış işin laf olsununa katılmak istemediğinden gelmemiş demek ki. Sunum arasında kotarılan işin öz kaynakla olmayacağı söylendi de alınacak kredinin devlet güvencesi ve faiz oranı belirtilmedi. 30 yıllık ürün bedeli verilecek dendi de ürün adı belirtilmedi. Almadığımız gazın parasını öderken geçen gazdan bir miktar gazı tutsak edeceğimiz (Ne işe yarayacaksa.) söylendi. Emekçi istihdam edeceğiz dendi de vasıflı olacak dendi. Suya sabuna dokunmayan şeyler daha dendi gidildi. Geleceğiz dediler. Gittiler. Bir vatandaş olarak çalışmalar esnasında sosyal dokuya, ekonomiye özgü doyurucu bilgi alamadım. Halkımın canı sağ olsun. 5 Mart 2012

www.saros.web.tr 10


Halkımız Çok Duyarlı!.. Ankara’da bir mutfak eşyaları satan yer. Geziyordum uğradım. Kapıda bir hareketlilik vardı. İçerisi kalabalıktı. -Nasıl görmemişiz. Kadın tencereyi çalmış. Diye yüksek sesle konuşan bayan işyerinden biri olduğu horoz gibi dikilişi ile kendini belli ediyordu. Müşterilerde bir telaş ve merak sorma gitsin… -Polise haber verdiniz mi? -Yakaladınız mı? -Nasıl çalmış? -Ammada cesaret! -Ne çalmış? -Yazıklar olsun!.. Durup baktım çevreme. Alt tarafı bir tencere çalındığından söz ediliyor. Ya hastalıktan, ya gereksinmeden çalmış olabilir. Meraklı müşterilere ne oluyor? Demek ki başkasının malına çok duyarlıyız. Birden canım sıkıldı. Hemen oradan ayrıldım. Cebinden çalınana ses çıkaramayanlara acı acı bir kez daha baktım. Duyarlı gibi görünen ama vurdumduymazlık, aymazlık içinde ne de çok insanımız var? Önce kendimize reva görülene ses çıkarmayı ne zaman öğreneceğiz? Diyelim dedik… 5 Nisan 2012

www.saros.web.tr 11


Nankör/lük… İnsanlar yaşadıkları sürece iletişim ve irtibat içinde bulundukları kişileri ölçüp biçip onlara tanımlar vermiş. Bu tanımlar günümüze değin ulaşmış. Bizlerin tekrar tanım üretmemize gerek kalmamış… Bu tanımlamalardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz. İyiliksever, yardım sever, bencil, kindar, yalancı, doğru sözlü, fırıldak, ampacı, şarlatan, dürüst, yağcı, efendi, hanım, yalaka, mert, ödlek. Bu sözcükleri çoğaltabiliriz. Değinmek istediğim “AMPACI-NANKÖR” eşlemesi. Yaşamı boyunca emek verip üretmeyen, buna karşı asalak gibi yaşayıp, kanını emdiklerine karşı herkes içinde şarlatanlıklar, şirin göstermelikler yapan AMPACILAR; sıra emek vermeye geldiğinde yıllarca sömürdüklerine, yararlandıklarına dönük olan sırtlarını iyice dönerler. İşte bu AMPACILAR olmuştur NANKÖR. Sağlığında asalaklarına söz söyleyemeyen onları çevresinden uzaklaştıramayanlar NANKÖRLERE ve NANKÖRLÜKLERİNE katlanmak zorunda kalırlar. Temennim NANKÖRLERden uzak mutlu ve rahat bir yaşam geçirilmesi. Yalakalardan, ampacılardan uzak durun, onları kendinizden öte tutun ki NANKÖRLÜKLERİNE uğramayın diyeyim dedim... 6 Temmuz 2012

www.saros.web.tr 12


Atalarımızın yoksulluğu özentilerimizi karşılıyor!.. Büyük bölümümüzün ataları emekçiydi. Tarlada, imalathanede, ticarethanede, dairede evlatlarını büyütebilmek için dört elle çalışıyordu. Ürünü, emeği para etmiyordu. Kıt kanaat geçinmeye gayret ediyordu. Özentisiz ama geleceği için usanmadan bıkmadan çalışıyordu… Köyde emek veren dedelerimin, ninelerimin eşyası yoktu yenisiyle değiştirmeye. Eskimeden kırıp atıp yenisini yaptıracak dolapları yoktu. Elbisesi, bir günlük bir adamlıktı. İhtiyaç olmadığı için boşuna elbise dolabı alamıyor / yaptıramıyordu. Çatalı bile yoktu, takım takım kaşık çatalından bıkıp onları atarak yenisine para veremiyordu. Kalemi yoktu ki kalemliği olsun. Kitabı okulda, kütüphanede gördüğünden süslü kitaplığı da yoktu. Sağ/sola çeken öküzünü zor zahmet yola getirmesi gerekiyordu. Çekip kenara yenisini alacak durumu da yoktu. Çalışıp evlatlarını büyüttüler. Göçüp gittiler. Zaman geldi evlatları, torunları onlar kadar yokluk çekecek, emek verecek değillerdi ya. “Babam ölse de tarla tezeği satıp şehirde yaşayacağım” diyecek kadar çalışmadan, çalışmaktan kaçan nesil borç içinde yüzmeyi seviyor. Nasıl olsa borçlarını çocukları ödeyecek. Ödeye bilirse!… Atalarımızın çalışkanlığı, nesline tembellik ve ampacılık olarak geçirilmiş diyelim de. 27 Ağustos 2012

www.saros.web.tr 13


Bizde de olursa, olmuyor!.. İki yıl önce Kanada da gerçekleşen rüşvet olayı ile ilgili mahkeme kararını yazmıştım. “Bizde de benzer olayların açıklandığını, ama açıklama ile kaldığını anımsadım. Ya yoktu böyle durumlar, ya da örtbas ediliyordu” dediğim yazıda Kanadalı hâkimin “ Bu olay tüm Kanada halkının itibarını zedelemiştir. Kanadalılar için utanç verici bir durumdur” diyerek şirkete 9.5 milyon Kanada doları (157.5 milyon (TL) ceza verdiğini belirtmiştim. Devamla “Bereket bizde, rüşvet alan da yok verende ?!” diyerek bitirmiştim yazıyı. Şimdi su yüzüne çıkan rüşvet soruşturmaları nedeniyle durum değerlendirmesi yapacak olursak: “Hırsızlık bir haktır. Hırsızı toplum önünde küçük düşürmek suçtur, ahlaksızlıktır” dense; itiraz eder, “Ama yasalar öyle demiyor!” dersek ne yanıt alırız acaba? “Siz şimdi görürsünüz. Nasıl unutturduysak hırsızlığı, rüşveti yasaları da destekçilerimizle değiştireceğiz. O zaman açın ağzınız da göreyim sizi” derler mi, dersiniz. Yok canım; ahlaklı, çalışkan, inançlılar böyle demez ve yapmaz. Yapsa yapsa iftiracılar, yalancılar, ahlaksızlar, hırsızlar yapar bunları. 16.01.2012

www.saros.web.tr 14

Diyelim de  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you