Page 1


ÖNSÖZ Hepimiz Erenler Ali Dilmen İlköğretim okulunun birer öğrencisiyiz ve hepimiz bu okuldan mezun olacağımız günün gelmesini bekliyoruz.Bizlerde mezun olmadan önce okulumuzda hatırlanmak için bir dergi çıkarmaya karar verdik ve bunun için çalışmalara başladık ve çalışmalara başladığımız günden beri arkamızda duran ve çalışmalarımızı destekleyen Türkçe öğretmenimiz Ferda Kurtuluş Tan ve Bilgisayar öğretmenimiz Erkan Özcan ve bizim daima arkamızda durup dergi çıkarmaya başladığımız günden beri bize manevi destekçi olan sınıf öğretmenimiz Aykut Atam' a sonsuz teşekkür borçluyuz. Bizlerin bu dergiyi çıkarmaktaki asıl amacı okulumuzun tarihinde bu tarz çalışmaların pek yapılmamasıydı ve bizde böyle bir çalışmayı yapan öncü sınıf olmak istedik.Bize bunu yapma ilhamını veren aslında bize liseleri tanıtmak için gezi düzenleyen okul müdür yardımcımız Aydın Özkan ve okulumuz rehberlik öğretmeni Asuman Ak oldu.Çünkü gittiğimiz liselerde bu tarz çalışmaların yapılmakta olduğunu ve bu tarz çalışmaları yapmanın zevkli olabileceği fikrine kapıldık fikrimizi Türkçe öğretmenimize açınca oda bize destekçi oldu ve derginin içeriğini toparlamada bize yardımcı oldu bunun ardından da Bilgisayar öğretmenimiz derginin düzenlemesini yapmada bize yardımcı oldu ama her şeyden önemlisi onların bize karşı olan güveniydi çünkü bu bizim azmimizi arttırdı eğer ki onlar bize karşı güven duymasaydılar veya bizi desteklemeseydiler bugün bu dergiyi çıkaramazdık onun en başta bize destekçi olan öğretmenlerimiz ve diğer bizi destekleyen arkadaşlarımıza çok teşekkürler.


Okul Müdürümüzle Röportaj OKULUMUZ HAKINDAKİ GÖRÜŞLERİNİZ? Okulumuz fiziki yönden yetersizdir.Okulumuzun bahçesine günün şartlarına uygun bir okul yapılmalıdır.Öğrencilerimizin genelinde okulunu seven, sahip çıkan,bir hedefe ulaşma düşüncesi yoktur.Öğrencilerimizin her alanda birbirine yardımcı olmalı paylaşma duyguları geliştirilmelidir.

MİSYONUMUZ NEDİR? Biz okulumuzda; Türkçe’ yi en güzel şekilde kullanabilen öğrenciler yetiştirmek. Okulun her ferdinin kendine güvenen ve üreten kişiler olmasını istiyoruz. Teknolojiden yararlanabilen öğrenciler yetiştirmek. Her yıl orta öğretim kurumlarına önceki yıldan daha fazla öğrenci göndermek. Saygın, değişikliğe açık, ahlaki, manevi değerlere sahip, sosyal yönden gelişmiş öğrenciler yetiştirmek istiyoruz. İNANDIĞIMIZ İLKELER İnanıyoruz ki... Öğrencilerin öğrenmeyi öğrenmeleri ilk önceliktir, İnanıyoruz ki... Öğrenciler eğitim öğretim çalışmalarının odak noktasıdır. İnanıyoruz ki... Bütün çalışmalarımız öğrencilerin, toplumun genel çıkarlarını gözeten kişiler olarak yetişmesine yöneliktir. İnanıyoruz ki... Hedefimize ulaşmak için, idareci, öğretmen, öğrenci ve velinin yönetime katılması temel koşuldur. İnanıyoruz ki... Demokratik katılım başarının anahtarıdır. İnanıyoruz ki... Bütün öğrenciler insandır, onlara insan gibi davranılmalı ve saygı duyulmalıdır. İnanıyoruz ki... Öğrenciler farklı bilgi ve becerilere sahiptir. Bu farklılıklar bizim zenginliğimizdir. İnanıyoruz ki... Öğrenciler geleceğin yöneticileridir ve özgür kişilikli birer insan olarak yetişmeleri gerekir. İnanıyoruz ki... Her öğrenci değer verilmesi ve saygı duyulması gereken birer insandır. VİZYONUMUZ NEDİR? İçimizdeki yurt ve millet sevgisini, okulumuzdaki saygı ve hoşgörü ortamında çok çalışma azmiyle ve sevgiyle birleştirip; el ele, omuz omuza, daha iyiye, daha doğruya, daha güzele yönelerek; Atatürk'ümüzün ilke ve inkılâpları ışığında, ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarma ülküsünü hedeflemiş, haklarını, ödevlerini ve sorumluluklarını, bilen, gerekli bilgi ve beceriyle donanmış, milletin değeriyle özdeşleşmiş çağdaş gençler yetiştirmektir. İstiyoruz ki... Öğrencilerimiz okula sevinerek gelsin ve severek öğrensin. İstiyoruz ki... Öğrencilerimiz okul toplumunun en önemli üyeleri olduğunun bilincine varsın. İstiyoruz ki... Her veli okuldaki bütün çalışmaların öğrencilerin başarısına yönelik olduğuna inansın İstiyoruz ki... Okulun bütün personeli kendi alanındaki yeniliklere ilgi duysun ve okul yaşamında uygulamaya çalışsın. İstiyoruz ki... Okulumuzun bütün personeli karşılıklı güven ortamı içinde, okul ve çevreyi bir bütün olarak düşünerek çalışsın. İstiyoruz ki... Okulumuzdaki çalışmalar belirli aralıklarla değerlendirilsin ve ileriye yönelik çalışmalar programlansın. İstiyoruz ki...


Edebi Değerimiz Edebiyatımızdaki Garip Hareketinin Öncülerinden Olan Orhan Veli KANIK ‘ ın Hayatı

Doğumu: 13 Nisan 1914, İstanbul Ölümü : 14 Kasım 1950, İstanbul Galatasaray'da başladığı öğrenimini, babasının atandığı Ankara'da Gazi İlkokulu ve Ankara Erkek Lisesi'nde sürdürdü. Lise sıralarında Oktay Rıfat ve Melih Cevdet'le arkadaş oldu. Liseyi bitirince İstanbul'a dönerek, Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi (1932) , ancak yüksek öğrenimini yarım bıraktı (1935) . 1936'da Ankara'ya döndü ve askere gidinceye dek PTT Genel Müdürlüğü Telgraf İşleri Reisliği Milletlerarası Nizamlar Bürosunda memurluk yaptı. Yedek subaylığını tamamlayınca, iki yıl kadar, yine Ankara'da, Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu'nda çalıştı. 1 Ocak 1949-15 Haziran 1950 tarihleri arasında yirmi sekiz sayı süren, on beş günde bir yayımlanan, iki sayfalık 'Yaprak' dergisini çıkardı. Yaprak dergisi serüvenini sürdüremeyeceğini anlayınca Ankara'dan ayrılıp İstanbul'a gitti. Gene o yılın kasım ayı içinde, bir haftalığına geldiği Ankara'da, 10 Kasım 1950 gecesinde, yolda, onarım için kazılmış bir çukura düşerek ayağından yaralandı. İstanbul'a döndükten sonra, bir arkadaşının evindeyken, durumu birdenbire kötüleştiği için kaldırıldığı Cerrahpaşa Hastanesi'nde, 14 Kasım 1950 tarihinde beyin kanamasından öldü, Rumelihisarı Mezarlığı'na gömüldü. Garip ya da Birinci Yeni denilen akımın öncüsü, kuramcısı. Yirmi sekiz sayı süren Yaprak serüveni öncesinde, Ankara Erkek Lisesi'nde okul kooperatifin parasıyla Oktay Rıfat ve Melih Cevdet ile birlikte Sesimiz dergisini çıkarmışlardır. Biçemini belli eden ilk şiirlerini, yine, arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet ile birlikte Varlık dergisinde yayımladı ve müthiş bir ilgi gördü. Şiir ve yazıları, Varlık dergisinden başka İnsan, Ses, Gençlik, Küllük, İnkılapçı Gençlik, Ülkü, Demet, İşte, Aile gibi dergilerde yayımlanmıştır. İkinci Dünya Savaşına katılmayan ve katılmış kadar etkilenen Türkiye'de, Türk şiirini bir takım kalıp ve klişelerden, şairanelikten, yıpranmış benzetmelerden kurtardı, kısa ve basit ama vurucu bir söylem -eda- geliştirdi. Şiirin bilinen ve kabul gören sınır taşlarını yerinden oynattı. Yalın bir halk dili kullandı, yergi ve gülmeceden yararlanarak, sıradan yaşantıların şiirinin de yazılabileceğini gös-

ESERLERİ Şiir Kitapları; Garip (1941, Resimli Ay Matbaası) Vazgeçemediğim (1945, Marmara Yayınevi) Destan Gibi (1946, Ölmez Eserler Yayını) Yenisi (1947, İnkılâp Yayınevi) Karşı (1949, Güney Matbaacılık ve Gazetecilik) Bütün Şiirleri (1951, Varlık Yayınları) Hikâye/Şiir; Nasreddin Hoca Hikâyeleri (1949, Doğan Kardeş Yayınları) Yazılar; Nesir Yazıları (1953, Varlık Yayınları) Edebiyat Dünyamız (1975, Bilgi Yayınları. Hazırlayan: Asım Bezirci) Bütün Yazıları (1982, Can Yayınları)

Çevirileri Bir Kapı Ya Açık Durmalı Ya Kapalı, Alfred de Masset (1943, Maarif Basımevi) Berberine, Alfred de Masset (1944, Maarif Basımevi) Scapin'in Dolapları, Molière (1944, Maarif Basımevi) Versailles Tûluatı, Molière (1944, Maarif Basımevi, Azra Erhat'la birlikte) Sicilyalı Yahut Resimli Muhabbet, Molière (1944, Maarif Basımevi) Tartuffe, Molière (1944, Maarif Basımevi) Üç Hikâye, Nikolas Gogol (1945, Alaeddin Kırıl Basımevi, Erol Güney'le birlikte) Turca ret, Algin Rana Lesage (1946, Milli Eğitim Basımevi) Fransız Şiir Antolojisi, (1947, Varlık Yayınevi) La Fontaine'in Masalları, La Fontaine (1948, Doğan Kardeş Yayınları) Hamlet, William Shakespeare (1949, Charles Lama uyarlaması, Doğan Kardeş Yayınları)


Edebi Değerimiz

ANLATAMIYORUM Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda; Dokunabilir misiniz, Göz yaşlarıma, ellerinizle? Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu Bu derde düşmeden önce. Bir yer var, biliyorum; Her şeyi söylemek mümkün; Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; Anlatamıyorum

İSTANBUL‘U DİNLİYORUM İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Önce hafiften bir rüzgar esiyor; Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar ağaçlarda; Uzaklarda, çok uzaklarda Sucuların hiç durmayan çıngırakları; İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı; Kuşlar geçiyor derken Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık; Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı,


Zamanı Kullanmak Sizin Ellerinizde

Bir zamanlar iki kızıyla birlikte yaşayan yaşlı bir adam vardı. Kızları, her şeyi merak eder ve pek çok soru sorarlardı. Babaları soruların kimine yanıt verebilirken, kimilerini yanıtsız bırakırdı. Ve kısa bir süre sonra kızlar tüm sorularına yanıt verebilecekleri birine gereksinim duymaya başladılar. Bu nedenle babaları onları, dağda tek başına yaşayan bir bilge kişinin yanına göndermeye karar verdi. Kızlar, kısa bir süre sonra bilge kişinin yanına gittiler ve ona, ardı arkası kesilmeyen sorular sormaya başladılar. Sorular, sorular, sorular… Babalarının aksine, bilge kişi kızların tüm sorularını yanıtlayabiliyordu. Aradan aylar geçti. Giderek kızların canı sıkılmaya başladı. Ne sorarlarsa sorsunlar, bilge kişi soruları tek tek yanıtlayabiliyordu. Zaman geçtikçe bilge kişinin her soruyu yanıtlayabilmesi karşısında kızmaya başladılar. Ona bir oyun oynayıp, yanıtlayamayacağı bir soru bulmaya karar verirler. Bir gün büyük kız kardeş, elinde, masmavi, sevimli bir kelebekle geldi eve. “Aklıma çok güzel bir fikir geldi.”dedi, küçük kız kardeşine ”Bu güzel kelebeği ellerimde saklayacağım ve bilge kişiye gidip, ellerimin içinde kelebeğin canlımı yoksa ölümü olduğunu soracağım.”Sonra da, bilge kişiye yapacağı oyunu açıkladı: “Bilge kişi kelebeğin ölü olduğunu söylerse, ellerimi açacağım ve kelebeği serbest bırakacağım. Canlı olduğunu söylerse, o zaman ellerimi sıkıca kapatacağım ve “Bilemediniz işte… Kelebek ölü’ diyeceğim. Yani ne yanıt verirse versin, sonunda sorunun doğru yanıtını bilememiş olacak.” İki kız kardeş, akıllarına koyduklarını yapmak için gittiler, bir ağacın altında oturan bilge kişiye bir soru sormak istediklerini söylediler. Büyük kız kardeş, arasında kelebeği sakladığı ellerini uzatarak, bilge kişiye sordu: “Ellerimin arasında bir kelebek var” dedi.” Söyleye bilir misiniz? Bu kelebek canlımı yoksa ölümü ?” Bilge kişi, iki kız kardeşin yüzlerine baktı ve bir süre bir şey söylemedi. Sonra gülümseyerek onlara, hayatları boyunca kulaklarına küpe olarak kalacak bir ders verdi: “Sen akıllı bir kızsın” dedi.”Bu sorunun yanıtı da, aynen kelebek gibi senin ellerinde…” Zamanı kullanmak sizin ellerinizde. Öğrenci mazeretlere sığınıp, ders çalışmak istemedikten sonra hikayede olduğu gibi öyle veya böyle bir neden uydurabilir. Veya hedefi belli olan ve kazanacağına inanan bir öğrenci başarmak için her yolu deneyebilir. Kazanmakta kaybetmekte öğrencinin elinde. Yasin Karaaslan


Meslekleri Tanıyalım Merhaba Arkadaşlar, Bildiğiniz gibi orta öğretimin sonunda lise giriş sınavı ile birçok liseye giriş hakkı elde edebiliyoruz. Bu mesleklerden bir kaçını tanıyalım.

LABORANT NEDİR

Meslek Eğitiminin Verildiği Yerler ve Eğitime Giriş Koşulları Mesleğin eğitimi, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık meslek liseleri ile Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı sağlık meslek liselerinin “Laboratuar” bölümünde ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Çankaya Tarım Meslek Lisesi “Laborant” bölümünde de verilmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı liselerinin bölümüne girebilmek için, Milli Eğitim Bakanlığı’nca merkezi sistemle yapılan Orta Öğretim Kurumları Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavını kazanmış olmak gerekmektedir. Sağlık Bakanlığı Sağlık Meslek Liselerine girebilmek için İlköğretim okulu mezunu olmak, gerekmektedir. Başvurular arasında en yüksek diploma notu yüksek olanlar kesin kayıt hakkı kazanmaktadırlar Görevleri - Deneyler, analiz ve testler için gerekli olan mikroorganizma kültürleri yetiştirme, boya ve sabitleştirme gibi teknikleri kullanarak salgı sıvılar, hücre, doku ve vücut organlarından örnek hazırlar - Analiz için çözelti ve kültür ortamları hazırlar - Laboratuar araç-gereçlerini kullanarak istenilen deney, test ve analizleri yapar - İşlem sırasındaki gözlemlerini formlara kaydeder - Deney, test ve analiz bulgularını rapor eder - Laboratuar araç-gereçlerini temizler, dezenfekte eder bakımını yapar. Çalışma Ortamı ve Koşulları Tıbbi laboratuar teknisyenleri sağlık kuruluşlarının laboratuarlarında görev yaparlar. Çalışma ortamı temiz ve ilaç kokuludur (kimyevi madde ve ilaç). Görevini genellikle oturarak yapar. Tıbbi laboratuar teknisyeni birinci derece maddelerle (kan, idrar vb.) ve aletlerle ilgilidir, ancak hasta ve hasta sahipleri ile de iyi ilişkiler kurmak durumundadır. Bu meslek zaman zaman tek başına, zaman zaman işbirliği halinde çalışmayı gerektirir. Dikkat edilmediği takdirde mikrop bulaşma ihtimali yüksektir. Bu dergimizde size tanıtacağımız diğer bir meslek de öğretmenlik: Hedefimizde eğer bir öğretmenlik varsa bunun için ilk öncelikle değişen öğretim sistemlerini takip etmek gerekir. Çünkü eskisi gibi öğretmen liselerinden mezun olup hemen işe başlamak mazide kaldı artık iyi bir liseyi ve iyi bir üniversiteyi bitirmeye ihtiyacımız var. Bu mesleği istiyorsak bize düşen iyi bir lise kazanıp bir üniversitede eğitim fakültesi bölümünden mezun olmaktır. Tabi ki her şey üniversiteyi bitirmekle kalmıyor MEB’in açtığı sınavı başarıyla geçmek gerekiyor ve artık mesleğe hazırsınız.

SEHER AYDEMİR, ESİN HARMAN


İCATLAR

PUSULA En ilkel pusula suda yüzen bir tahta parçasına tutturulmuş mıknatıs taşından ibarettir. Pusulayı M.S. 100 yılında Çinliler tarafından icat edildi. Mıknatısın kutupluluğunu ve yerin mıknatısa uyguladığı yönlendirme etkisini ilk ayrımına varanların Çinliler olduğu sanılmaktadır. Çinliler bu özelliği 1100 yılına doğru kullanmışlardır.Pusuladan yararlanmayı Çinlilerden öğrenen Araplar öğrendiklerini Avrupalılara’ da aktarmışlardır. Böylece pusula XII . yy ‘ın sonundan itibaren Avrupa da ‘da kullanılmaya başlandı. Fransa ‘ da pusuladan ilk olarak 1200 yılında , söz edilmeye başlandı. Bunu 1207 ‘de İngiltere ve 1213 ‘ te İzlanda izledi. Pusula üzerinde ilk önemli gelişmeyi gerçekleştiren Pierre Maricourt oldu. İğneyi bir mile geçirdikten sonra bunu bir saydam derecelendirilmiş bir kutunun içine yerleştirdi. Mıknatıslı pusula yerin mıknatıs alanı ile çalışarak yön gösterdi.

FOTOĞRAF MAKİNESİ Bugün birkaç saniyede poz verip çektiğiniz ,banyosu son derece kolaylıkla yapılan, gerekirse tez zamanda büyültülüp istediğiniz boyutta kopyası elinize verilen fotoğrafın, aslında yüz yıllarca süren deneme ve çalışmaların sonucu olduğuna inanmak gerçekten güçtür Aslında, fotoğraf makinesi büyük icatların çoğu gibi bir kişi tarafından icat edilmemiştir Fotoğraf makinesinin icat edilmesi, ilk kez her türlü nesnenin aslına uygun görüntüsünün kısa sürede elde edilmesini sağladı. Bu icat, optik ile kimyanın bileşimi sonucunda gerçekleştirildi. Güneş'in görüntüsünün bir perdeye düşen izdüşümü, M.S. 9. Yüzyılda Arap gökbilimcileri tarafından (onlardan önce de Çinliler tarafından) incelenmişti. 16. yüzyılda Canaletto gibi İtalyan ressamları düzgün çizim yapmalarına yardım eden mercekler ve camera obscura (karanlık kutu) gibi araçlar kullanıyorlardı. Alman anatomi profesörü Johann Heinrich Schulze, 1725'te, cam şişe içindeki gümüş nitrat çözeltisinin güneş ışığı altında kaldığında siyah renge döndüğünü fark etti. 1827'de, metal bir levhanın ışığa duyarlı bir maddeyle kaplanmasıyla, ilk kez bir nesnenin kalıcı görsel kaydı gerçekleştirildi.


Gururumuz Kenan Sofuoğlu Kenan Sofu oğlu, 25 Temmuz 1983 Adapazarı doğumlu Türk motosiklet yarışçısı. Motor tamircisi bir babanın dört çocuğunun üçüncüsüdür. 1996 yılında Türkiye şampiyonasında yarışan ağabeyi Bahattin'i izleyerek motor sporları ile tanışmış, 2000 yılında abisi Sinan'ın bir yarışta ayağını kırması ile boş kalan motorunda, 16 yaşında özel izin ile yarışlara katılmaya başlamıştır. Ağabeyi Sinan'ın motoruyla yaptığı bu ilk drag yarışını kazanmıştır. 2002 yılında Almanya'ya yerleşmiş, aynı yıl Yamaha-Cup'ı kazanmıştır. En büyük destekçisi olan ağabeyi Bahattin'in 2002 yılında bir otomobil kazasında vefatı sonrasında ağabeyinin arkadaşı Aytunç Taş'tan destek görmüştür. 2003 sezonunda Supersport-IDM’ de 2. olduktan sonra 2004'te Fim Superstock 1000 Cup'a geçmiştir. 2004 sezonunu şampiyona üçüncüsü olarak tamamladıktan sonra 2005 Superstock-1000 şampiyonluğunu hdefe seçmiştir. İlk iki yarışı kazanmasına rağmen yaptığı bir kaza sonucu bileğini kırması sebebiyle Misano'daki yarışa katılamamış, sezonu 2. olarak tamamlamıştır. 2006 senesinde Supersport-WM'ye başlarken sponsorluk sorunları yüzünden Yamaha Almanya takımından ayrılmak zorunda kalmıştır. Ancak son anda İsviçre'de yaşayan, ismi gizli tutulan bir Türk işadamının sponsorluk sağlamasıyla Ten Kate'nin Honda takımına katılmıştır. Supersport WM'de 2006 sezonunu 3. olarak tamamlamıştır.


Tüketici Hakları Bilindiği üzere yaşadığımız çevre üzerinde herkesin birtakım hakları vardır bunlardan biri tüketici hakkıdır.Tüketici kelime anlamı olarak:mal ve hizmetlerden yararlanan, satın alıp kullanan, tüketen kimse, çoğaltıcı manasına gelmektedir yani biz tüketiciler çevremizde satılan ürünleri uygun şartlarda satın alır ve tüketiriz.Peki bu uygun şartlar nelerdir? Şimdide buna bir göz atalım: İlk olarak aldığımız ürünün satıldığı dükkanın bize fiş vermesi beklemeliyiz, sartın aldığımız ürürleri sokakta kaçak olarak satıcılık yapanlardan almamalıyız, alış veriş yatığımız dükkan bize fiş vermiyorsa şikayette bulunmalıyız ve önemli olarakta haksızlığa uğramış ve mağdur duruma düşmüşsek buna sessiz kalmamalı ve yetkililere başvurmalıyız.Az önce yetkililerden bahsetmiştik şimdi bu yetkilileri biraz tanınyalım tüketici olarak haksızlığa uğradığımızda başvurmamız gereken yetkililerin kim olduğunju biliyor muyuz?Bu yetkili ''TÜKODER'' yani ''Tüketici hakları koruma derneği'' eğer yukarıda saydığımız gibi uygun şarktlarda alış veriş yapmışsak elimizde bir alış veriş senedi, fiş veya makbuzumuz varsa aldığımız üründe bir sorun çıktığı zaman , aynı ürünün bir başka versiyonuyla değiştirmek istediğimizde ya da satıcının bizi dolandırdığı izlenimine kapıldıysak Tükoder'e baş vururuz elimizdeki fiş , senet veya makbuz incelenir ve satıcıyla görüşmeye geçilir eğer satıcı elimizdeki fiş , senet veya makbuza rağmen gerekli ürün değişimi veya geri alımını yapmadığı sürece mahkemeye suç duyurusunda buluna biliriz çünkü bir Türk vatandaşı olarak sağlığımızı tehdit eden yiyecek , defolu üretilip piyasaya kaçak sürülen giyim ürünleri , malzemesinden çalınmış inşaaat malzemeleri gibi bizi mağdur eden durumlarda en doğal hakkımız olarak mahkemeye suç duyurusunda bulunabilir ve hakkımızı sonuna kadar arayabiliriz buna engel olan herkesi de mahkemeye verebiliriz. Bu sebepten dolayı bir ürünü almadan önce tüketici olarak onu iyice bir gözden geçirmeli alım-satım kurallarına uygun olup olmadığını mutlaka değerlendirmeli ve özellikle fiş , senet veya makbuz almalı yine sağlığını , güvenliğini tehdit altına sokan bir ürün olursa önce satıcıyla görüşüp konuşmalı buna rağmen satıcı tüketicinin hakkını çiğnerse tüketici olarak yetkililere baş vurabiliriz fakat şikayette bulunacak sak yukarıda saydığımız olay sırasına göre gidilmeli sorun önce satıcıyla görüşülmeli ondan sonra yetkli kişilere gidilmeli olay sırası ancak böyle işlerse en doğru sonuca ulaşabiliriz aksi halde önümüze bir çok engel çıkar ve mapdur durumda oluruz .Bu yüzden bilinçli bir tüketici olalım ve doğru alış veriş yapmaya özen gösterelim oluşan sorunlardada hakkımızı savunmaktan çekinmeyelim.


Bizden Gelenler ÖĞRETMENİM Bizi okutup öğreten, sevgili öğretmenim Hakkını ödeyemem,ödenmez ki emeğin Bizi çalışkan görmek, güldürür gül yüzünü Bilgi sevgi doldurmuş o çalışkan özünü Atam’ı öğretmenimi, yurdumu çok severim Onlar için çalışmak benim manevi görevim Okurum gece gündüz bilge olmak için Barış dolu dünya içinde yerimi almak için RABİA KAMİLOĞLU

ATATÜRK Atam ben seni daha küçükten tanırım Tüm dünya milletine yeni ufuklar açtın Atamın armağanı bize yurdun her yanı Tanı sende çocuğum yurdu kurtaranı Ününü dünyaya tanıtmış “Atam” Rahmetli demeye dilim varmıyor Karanlık ülkede dünyaya gelen “Atam” RABİA KAMİLOĞLU

HAYATTA HER ZAMAN DÖRT DÖRTLÜK OLAMAYIZ AMA SORUNSUZ BİR ÖĞRENCİ OLMAK DA BİZİM ELİMİZDE 1-) Yerini getiremediğin ya da yapmadığın işler için sürekli mazeretler bul! Yapmadığın işler için mutlaka kendine göre geçerli bir mazeretin olsun. 2-) Hatalı olduğun durumlarda hatanı kabul etme. Yaptığın hataların bedellerini de başkalarına yık. 3-) Sorumsuzca bir davranış sergilediğinde hemen kendini affet, yaptığın davranışı görmezden gel ve kendine karşı hoşgörülü ol. 4-) Nasıl olsa etrafında başka birileri senin adına her şeyi düşünüp yapıyor. Hiç keyfini bozma. Sen pasif bir şekilde bir kenarda otur. 5-) Zamanını, yapacağın işleri programlamaya hiç gerek yok. Nasılsa başkaları yapar. 6-) Sakın kendine bir hedef belirleme. Annenin ya da babanın senin için belirlediği bir hedefi vardır. 7-) Etrafında gördüğün ya da hayatında olan olumsuz bir davranışı değiştiğiyim falan deme. Nasıl olsa böyle gelmiş böyle gider. 8-) Sahip olduğun o kadar çok kabiliyet ve beceri var. Ama olsun. Senin onları kullanmana gerek yok. Onları kullanmak ve geliştirmek için bir çaba sarf etme. YASİN KARAASLAN


Çanakkale Mahşerinin Erleri Bir çığlık duyuldu Çanakkale'den, Bir çığlık ki dünyaları dar eden; Böyle buyurmuştu yurdu var eden. Çanakkale mahşerinin erleri, "Bedr'in aslanı"ydı sanki pirleri. Dört bir yandan koşup koşup geldiler, Candan vazgeçmeyi şeref bildiler, Kahramanca vuruşarak öldüler. Çanakkale mahşerinin erleri, İmanda gizliydi bütün sırları. Ateş denizinde yüzendi onlar, Zalim oyunları bozandı onlar, Vatan için destan yazandı onlar. Çanakkale mahşerinin erleri, Hala gökyüzünü süsler nurları. Şehitlerin kınalıydı başları, Daha çocuk sayılırdı yaşları, Başında dönerdi cennet kuşları. Çanakkale mahşerinin erleri, Resul'ün yanında hazır yerleri. ( ?)


Günlük hayatta kullandığımız birçok deyim var ve bu deyimlerin birçok hikayesi var. Saman altından su yürütmek Vaktiyle bir ova köyünde köylüler tarlalarını sulamak için ırmağın suyunu nöbetleşe kullanmak için anlaşmışlar. Irmak boyunda bulunan tarlalar açılan kanallar vasıtasıyla sıra ile sulanıyor, herkes ziraatiyle meşgul oluyormuş. Köyün açıkgözlerinden biri, daha fazla su alabilmek için tarlasında derin ama ince bir kanal kazıp ırmaktan su çalmayı aklına koymuş.Kanalı gizleme maksadıyla da çalı çırpı ve taşlarla örtüp araziye uydurmuş. En üste de saman yığınları koymuş ki kimse kanaldan şüphe etmesin. Bir süre sonra köylüler durumu anlayıp gereken cezayı vermişler.

Atı alan Üsküdar’ı geçti Zamanında Bolu Beyi’ ne baş kaldıran Köroğlunun dillerde yağız mı yağız atı çalınır. Bütün civarı arar tarar yok. Bir kimse bir de İstanbul’ daki pazarları dolaş der. İstanbul’ da pazarları dolaşırken atına rastlar. Pazar sahibine şu ata bir bineyim hele der.Pazarcı da buyur der . Eski sahibinin kokusunu alan at şahlanıp, dört nala ordan uzaklaşır. dövünen pazarcıya ihtiyarın biri gelip , Ah evlat! Atı alan üsküdarı geçti. O Köroğlu’ ydu , atın gerçek sahibi.

İpe Un Sermek (İstenilen işi yapmamak için çeşitli bahaneler uydurmak, güç koşullar öne sürmek, güçlük çıkarmak anlamında bir deyim ) Nasreddin Hocanın, aldığını bir türlü geri vermeyen ya da kırık dökük, delik, kopuk, sakat olarak geri getiren bir komşusu Hocadan bir gün urgan ister Hoca da Bizim hanım biraz evvel urganın üzerine un serdi, veremeyiz Der Komşusu güler;Aman hocam, hiç urgan üstüne un durur mu, ipe un serilir mi? diye sorunca, Hoca cevabı yapıştırır Neden serilmesin Vermeye gönlüm olmayınca, ipe un da serilir elbet


İnsan Hayatını Etkileyen Birçok Söz Vardır 

Başkalarından üstün olmamız önemli değildir.Önemli olan dünkü halimizden üstün olmamızdır. Hint Atasözü

Bir işe başlamak için iyi bir gerekçemiz yoksa ona başlamak için iyi sir neden var demektir. W.SCOTT

“Zor işler, zamanında yapmamız gerekip de yapmadığımız kolay şeylerin birikmesiyle oluşur.” Henry FORD

Hayatta muvaffak olmak için üç şey lazımdır:Dikkat,intizam,çalışma. Mevlana

İnsan Hayatına İz Bırakan Düşünür, Mevlana! Mevlana’nın 7 öğüdü 1-CÖMERTLİK ve YARDIM ETMEDE AKARSI GİBİ OL 2- ŞEVKÂT ve MERHAMETTE GÜNEŞ GİBİ OL 3- BAŞKALARININ KUSURUNU ÖRTMEDE GECE GİBİ OL 4- HİDDET ve ASABİYETTE ÖLÜ GİBİ OL 5- TEVAZÛ ve ALÇAKGÖNÜLLÜLÜKTE TOPRAK GİBİ OL 6- HOŞGÖRÜLÜLÜKTE DENİZ GİBİ OL 7- YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN.YADA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL


KARE BULMACA

SUDOKU

ARALARINDAKİ 7 FARKI BULUN


“Gülmek için mutlu olmayı beklemeyin; belki gülmeden ölürsünüz.” Victor HUGO

Hayat ve Mutluluk Hayatınızda kaç kere içinizden geldiği gibi doyasıya güldünüz? İnsan hayatı bir o kadar uzun bir o kadar da kısa. Küçük bir anın değerini bilmek ve bunun doyasıya yaşayabilmek. Kaçımız karşımızdaki insana “seni seviyorum” demek için yarını beklemedi ki? Oysa bilseydik yarının gelmeyeceğini hiç tutar mıydık içimizde bu sözleri. Hayatı ıskalar mıydık? Her doğan gün yeni bir umuttu hayata dört koldan sarılabilmek için ve geleceğe ümitle bakabilmek için. Oysa biz her doğan günü tersinden algıladık yalnızca ömrümüzden bir gün daha gidiyor dedik. Yaşamak için bir sebep arayıp da bulamadık günü bir kez daha kaçırdık elimizden. Bardağın dolu tarafını göremedik. Hep bir şikâyet hep bir serzeniş… İçimize doğan güneşi bile söndürür olduk. Mutlu olmak için açan çiçeğe bile bakmayı bilemedik. Bir çift gözün içinde parlayan sevgiyi göremedik. Mutluluk aslında o kadar uzakta değildi. Elimizin altındaydı; bir kuşun ötüşünde, bir çiçeğin kokusunda, içtiğimiz suyun tadında, yediğimiz ekmekteydi… Yani hayatın içindeki küçük detaylardaydı. Büyük hayallere gerek yoktu. Olanı olduğu gibi kabul edip hayatı sevebilmekteydi. Bunu başarmış olsaydık gülmeyi de başarmış olacaktık. “Gülmek için mutlu olmayı beklemeyin; belki gülmeden ölürsünüz.” Henüz hayattayken her şeyin daha başındaymışçasına doğan güne gülümseyerek uyanıp hayata yeniden merhaba diyelim. Mutlu olmak için hala bir sebebimiz varken elimizden geleni yapıp hayata gülümseyelim.

Ferda Kurtuluş TAN Sakarya


8-A’ dan İNCİLER Sekiz senedir aynı sınıftayım. Bu sene arkadaşlarımdan ayrılacağım için üzgünüm. Sınıfım en baba sınıf. Emirhan ŞENTÜRK Sınıfımı çok seviyorum. Bu sene dağılacağımız için üzgünüm. Arkadaşlarımı asla unutmayacağım. Ahmet Eray SARI İyi kötü bir sürü anılarımız oldu. Bu sene ayrılacağımız için üzgünüm ama sınıfımı asla unutmayacağım. Selin CAH Sekiz senedir bu sınıftayım. İyi kötü bir sürü anımız oldu.Bu sene arkadaşlarımdan ayrılacağım için çok üzülüyorum.Ama onları unutmayacağım. Ezgi Ebrar DEMİRCİ Bu sınıfta sekiz senedir tanıdıklarımda var sonradan gelenlerde ama hepsinin yeri bende bambaşka. İlayda ALİMANOĞLU Ben sekiz senedir bu sınıftayım. Bu sene sınıftan ayrılacağım için üzgünüm. Sınıfımı asla unutmayacağım. Elif Nazlı ACAR 6. sınıfta bu sınıfa geldim. 3 yıldır bu sınıftayım bu sınıfa geldiğimden dolayı çok mutluyum. Bu sınıfta beni bıktıran bir kaç kişi hariç diğer kişileri çok özleyeceğim. Son olarak kaçık, komik bir sınıfta olmak her insanın sahip olacağı bir şans değildir Hilal DOĞAN 8-A sınıfı olabilmek yüz basamaklı merdivenin doksan dokuz basamağını çıkıp yoruldum diyip geri inebilmektir. Onur YERLİKAYA 8-A' da herkes çok iyi, paylaşmayı ve yardımlaşmayı seviyor. Kısacası herkes kardeş gibi. Berkay BAYRAKTAR 8-A demek 8-A demektir. Yani felsefeye gerek yok.Bu sınıfı asla unutmayacağım. Yasin KARAASLAN Bazen neşeli bazen üzgün hatta sınıflar arasında en çok müdür veya müdür yardımcısının yanına giden biziz.O yüzden 8-A benim için bir nevi ha babam sınıfıdır. Furkan ERDOĞAN Bu sınıf kadar kaçık bir sınıf görmedim. Ama hoşuma gidiyor ama birde ders dinleyemiyorum.Eski okulumda bu kadar cana yakın sınıf görmedim. Ömer AKGÜL


BİR DEVRİN SULTANINDAN, FATİH SULTAN MEHMET’TEN, HAYAT DERSİ

FATİH SULTAN ve DİLENCİ Fatih Sultan Mehmet, adamları ile gezerken, yanına sokulan dilenciye bir altın vermiş. Dilenci parayı alınca: -Aman Sultanım, demiş. Koskoca bir padişah, kardeşine bu kadar para verir mi? Fatih Sultan Mehmet, nereden kardeş olduğunu sorunca, dilenci: -İkimiz de Hazreti Ademin çocukları değil miyiz? demiş. Elbette kardeşiz. Sultan Fatih: -Bu keşfini sakın başkasına söyleme, diye gülümsemiş. Diğer kardeşlerimiz de pay isterse, sana zırnık bile düşmez. AÇLIK Fatih, hocası Akşemsettin’e sorar:- İnsan açlığa ne kadar dayanabilir? Akşemsettin cevap verir:- Ölünceye kadar FATİH NİYE ÜSTÜN Napolyon, Helen adasında sürgün bulunduğu sırada ‘Fatih mi yoksa siz mi büyüksünüz? Sorusunu soranlara şöyle cevap vermişti: Büyüklükte ben onun çırağı bile olamam. Çünkü ben, kılıçla zaptettiğim yerleri henüz hayattayken geri vermiş bir bedbahtım. O ise; fethettiği yerleri nesilden nesile intikal ettirmenin sırrına ermiş bir bahtiyardır. GÖNLÜMÜ FETHETTİĞİ İÇİN Fatihe sorarlar: -İstanbul’u niçin fethettin? Cevap Verir: Önce o benim gönlümü fethettiği için! KADER Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası olan 2. Murat Han: -“Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz” diye çıkışır. Orada bulunan ve velâyet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemsett’in Hazretleri, hafifçe gülümseyerek şöyle der: Peder ne der, kader ne der. Derleyen: Ahmet Eray SARI


ANKETİMİZ Bize emek veren öğretmenlerimizi arkadaşlarımıza sorduk aldığımız cevaplar şunlardır: EN SIRADIŞI: Sibel YAVUZ (İngilizce Öğretmeni)

EN DİSİPLİNLİ:Aykut ATAM (Sosyal Bilgiler Öğretmeni) EN TİTİZ :Aykut ATAM (Sosyal Bilgiler Öğretmeni)

EN ŞIK: Emre YILMAZ (Matematik Öğretmeni)


EN SICAK KANLI:Ferda Kurtuluş TAN (Türkçe Öğretmeni) EN SOSYAL:Ferda Kurtuluş TAN (Türkçe Öğretmeni)


8A'nın Renkleri  

Sinif Dergisi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you