Page 1

IÇINDEKILER BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ SPOR KURULU SPOR&KÜLTÜR YAŞAM DERGİSİ

KIŞ 2011 SAYI 03

16. DÜNYA BAYAN VOLEYBOL ŞAMPIYONASI

2010

FIFA DÜNYA

KUPASI

KILYOS’ TA SURF BOAT

YILMAZ VURAL RÖPORTAJI BURSASPOR’UN ŞAMPIYONLUĞU

BOCCE BARIŞ’ IN GÖZÜNDEN İSPANYA’DA DÜNYA KUPASI

2010 DÜNYA BASKETBOL ŞAMPIYONASI

BASKETBOL >> FUTBOL >> VOLEYBOL >> MOTOR SPORLARI >> EKSTREM SPORLAR 1 ATHLETICS KIŞ 2011


ATHLETICS EDITÖR BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ SPOR KURULU SPOR&KÜLTÜR YAŞAM DERGİSİ

KIŞ 2011 SAYI 03

İMTIYAZ SAHIBI Boğaziçi Üniversitesi Spor Kurulu adına Fatma Uzunlar GENEL YAYIN YÖNETMENI Özlem Tetik YAZI İŞLERI MÜDÜRÜ Fatma Uzunlar EDITÖRLER Gülnur Koç, Enis Can Karakoç YAYIN KURULU Alper Yıldız, Gülbin Güvenç, Hüseyin Şengül, Melis Soyumgürbüz, Metin Morgül, Nuri Yüksel SPOR KURULU 2011 Gökhan Döneli, Özlem Tetik, Emrah Aydın, Mehmet Karaca, Ayberk Erdoğan, Barış Cesur, Cemre Alkumru, Enis Can Karakoç, Erdi Özer, Gülnur Koç, Ozan Bayrak, Ahmet Salih Çakar, Sinan Arslan TASARIM: Vahit Tuna Tasarım ve Danışmanlık GRAFIK TASARIM: Duygu Bayındır KATKIDA BULUNANLAR Abdülkadir Aydın, Berk Köklü, Caner Akdolun, Can Gürkan, Ece Üzcan, Egemen Eser, Ilgın Arpacı, Kaan Ökten, Semra Duman, Sena Şaban, Şafak Ercişli, Tugay Çiftçiçelik, Yiğit Eren Civilo TEŞEKKÜRLER Kaan Verdioğlu, Yılmaz Vural, Derya Büyükuncu, Hasan Emre Musluoğlu Dergimize yaptığı çok değerli katkılarıyla Spor Kurulu ‘91 Mezunu Bora Akgül’e teşekkürlerimizi sunarız. ADRES: Boğaziçi Üniversitesi Spor Kurulu, 34340, Bebek İstanbul TEL: (212) 257 10 81 E-POSTA: sk@boun.edu.tr İNTERNET SITESI: www.sportscommittee.com

MERHABALAR

H

aftanın altı gününde dokuz antrenman yapmak, bir kulvar dolusu kardeşinizle yarışarak, yardımlaşarak, sınırlarınızı aşarak büyümek, başarıyı küçücük yaşta öğrenmek, bir gün tek tek herşeyi unutsam bile spor deyince aklıma gelecek hatıraların ortak paydaları bunlar.

Aslında hatıralardaki duygulardan öte… Bir bakmışsınız tüm hayatınızı aynı çizgide sürdürmüşsünüz. İşte bu noktalardan yola çıkan bir ekip olarak bir kez daha sizlerle buluşuyoruz. Boğaziçi Üniversitesi’nin tek güncel spor ve sporcu dergisi olan “Athletics” ile üçüncü kez sizlerle buluşmaktan büyük bir sevinç ve gurur duyuyoruz. Spor kültürünü yaşamlarına aktarmış, Boğaziçili bir okur kitlesine ulaştığımız bilinci bizleri hem sevindiriyor hemde her sayıda daha iyisini yapmak için kamçılıyor. Ülkemiz 2010 yılı içerisinde bir çok branşta Avrupa ve Dünya şampiyonalarına ev sahipliği yaptı, ve bir çok branşta başarı elde etti. Üçüncü sayımızda bizde bu

DAĞITIM Subcommittee 2011 BASIM YERI MAS Matbaacılık A.Ş. Hamidiye Mahallesi Soğuksu Caddesi 3 Kağıthane 34408 İstanbul BASIM TARIHI Ocak 2011 Athletics, dönemsel yayınlanan yerel süreli yayındır. Bu dergi basın meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. Dergide yayımlanan tüm yazıların sorumluluğu yazarlarına, reklamların sorumluluğu reklam veren firmalara aittir. Athletics’in içeriği, tamamen ya da bölümler halinde dergi yönetiminden ve yazarlarından izin alınmaksızın kullanılamaz.

müsabakaları mercek altına aldık. Umarım hepiniz beğenerek okursunuz. Takdir edersiniz ki “Athletics” in sizlere ulaşana kadar ki sürecinde, büyük bir takım çalışması, heyecanlar, telaşlar, kaygılar ve en çok da sporcu olarak kendimizi ifade edebildiğimiz bir dergimizin olmasının gururu var. Dergide emeği geçmiş tüm herkese teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Motivelerimiz çok ama ortak noktamız şüphesiz “spor ve sporcu ruhu”. Sporu sporcu yorumundan dinleyeceğimiz, bu kültürü yaşatmaya devam edeceğimiz dördüncü sayımızda görüşmek üzere. BOĞAZIÇI ÜNIVERSITESI SPOR KURULU 2. BAŞKANI

KIŞ 2011 ATHLETICS 3


ATHLETICS

44

IÇİNDEKILER

48

50

52

8

ÜNIVERSITE OYUNLARI UNIVERSIADE Her branşa hitap eden Universiade, yaz ve kış oyunlarıyla çok sayıda sporcuya katılma

54

4

6

20

Bu sene 16. sı düzenlenecek olan Snow Break katılımcılarına unutamayacağı bir kış tatili sunuyor.

EN EKSTREM KIŞ SPORU SNOW BOARD

Günümüzün en popüler kış sporlarından biri Snow Board, bakalım nasıl ortaya çıkmış?

10

OLIMPIYATLARDAKI GARIPLIKLER

Yüzyıllardır efsaneler tanıklık eden olimpiyatlara, bir de hiç bilmediğiniz ilginç detaylar tarafından bakmaya ne dersiniz?

14

4 ATHLETICS KIŞ 2011

SNOW BREAK 2011

16.DÜNYA BAYANLAR VOLEYBOL ŞAMPIYONASI A bayan milli voleybol takımımız kendisinden çok üst sıralarda yer alan takımlarla mücadele ederek ilk 6’ ya girmeyi başardı.

16

İTALYA’DA SAMBA

2 yıldır kupayı müzesine götüren Brezilya bu sene de geleneği bozmadı.

24

32

38

F1 2010 SON YARIŞI VE SEZON SONU 2010 Sezonunun son yarışı olan Abu Dhabı gp son yıllardaki yarışların arasında en fazla izlenme oranına sahip olandı.

13. AVRUPA KISA KULVAR YÜZME ŞAMPIYONASI Kasım ayında İstanbul’da 13. sü düzenlenen Avrupa kısa kulvar yüzme şampiyonasında yüzücülerimizin kazandığı başarılar kadar Türkiye’nin bu konudaki ilgisizliği de göze çarptı.

DERYA BÜYÜKUNCU HAVUZUN EFENDISI, YÜZMENIN ESKIMEYEN YÜZÜ Derya Büyükuncu 15 yaşında dünya rekortmenini geçerek Amerika’da 1. oldu ve oradaki rekoru hala kırılamamış bir rekordur.

GENÇ YÜZÜCÜ HASAN EMRE MUSLUOĞLU Boğaziçi Kıtalararası yüzme yarışlarında erkeklerde 41.20’lik dereceyle birinci gelen Enka’nın sporcularından Hasan Emre Musluoğlu oldu.

“TRAFIK’TE STRES YAPMA, LIFE GYM’DE SPOR YAP” HAKAN DUMAN

24

Life GYM’in aynı zamanda Avrupa ve Dünya şampiyonu milli bir güreşçi olan yöneticisi Hakan Duman sizler için Athletics’le ropörtaj yaptı.

DÜNYA BASKETBOL ŞAMPIYONASI / TÜRKIYE 2010 2001’de ülkemizde düzenlenen Avrupa Basketbol Şampiyonası’nın ardından, 2010 yılında bu sefer Dünya Basketbol Şampiyonası ülkemizde düzenlendi.

HER YÖNÜYLE 2010 BASKETBOL ŞAMPIYONASI 28 Ağustos ve 12 eylül tarihleri arasında Türkiye’de gerçekleşen ve şimdiye kadar Türkiye’de düzenlenen en büyük organizasyon olan FIBA Dünya Basketbol Şampiyonası her yönüyle kendinden çok bahsettirdi.

2010 DÜNYA BASKETBOL ŞAMPIYONASI’ NDAN KRITIK MAÇLAR

68

Millilerimizin 2. olarak ayrıldığı ve ev sahipliğini yaptığımız 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası kritik son dakikalarıyla çok konuşuldu.

BASKETBOLDA EN BÜYÜK SILAHIMIZ: SAVUNMA Türkiye’yi ikinciliğe taşıyan başarımız birçok nedene bağlansa da, genel görüş bizi finale taşıyan asıl etkenin savunmamız olduğu yönünde.

56

ŞAMPIYONADAKI EN İYI 5

FIBA’ nın genel sekreteri Patrıck Baumann’ın, 60 yılın en başarılı dünya şampiyonası organizasyonu olarak nitelendirdiği, ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilen, 2010 FIBA Dünya Şampiyonasının en değerli oyuncuları açıklandı.

58

FIBA DÜNYA BASKETBOL ŞAMPIYONASINA GENEL BAKIŞ 66

60

62

64

Ağustos’un sonunda başlayıp Eylül ortası biten 2010 FIBA Basketbol Şampiyonası herkese heyecanlı dakikalar yaşattı.

4.DÜNYA PLAJ HENTBOL ŞAMPIYONASI ANTALYA’DA Uluslararası Hentbol Federasyonu’nun (IHF) aldığı bir kararla plaj hentbolunun resmi bir statü kazanması sağlanmış.

BOCCE SPORUNUN GEÇMIŞI VE OYNANIŞI Antik çağlarda çok popüler bir spor olan Bocce’nin ilk olarak Mısır Uygarlığında ortaya çıktığı düşünülmektedir.

BURC CUP 2010 SURF BOAT ROWING Çanakkale Savaşı’nı milli bağımsızlıklarının

çıkış noktası olarak gören Avustralyalıların amacı, savaşın 100. yıl dönümünü Çanakkale’de 100 ekibin katılacağı 100 kilometrelik bir yarışla anmaktı.

Türkiye Judo ve Kuraş Federasyonu’nun ev sahipliğinde düzenlenen Dünya Takımlar Judo Şampiyonası 30 - 31 Ekim’de Antalya’da gerçekleştirildi.

TÜRKIYE’DE JUDO

ATHLETICS

74

TIMSAH DEVRIMI

2009-2010 sezonunu hiçbir futbolsever unutamayacak.

78

94

FUTBOLUN DOBRA ADAMI YILMAZ VURAL Türkiye onu kendine özgü tarzıyla sevdi, benimsedi. Kasımpaşa’nın teknik direktörü Yılmaz Vural’la, kariyeri, Türk ve dünya futbolu üzerine konuştuk.

AYAKTA SATRANÇ OYNAMAK DART Hem spor hem eğlence

IÇINDEKILER BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ SPOR KURULU SPOR&KÜLTÜR YAŞAM DERGİSİ

KIŞ 2011 SAYI 03

16. DÜNYA BAYAN VOLEYBOL ŞAMPIYONASI

2010

FIFA DÜNYA

KUPASI

KILYOS’ TA SURF BOAT

YILMAZ VURAL RÖPORTAJI BURSASPOR’UN ŞAMPİYONLUĞU

BOCCE BARIŞ’ IN GÖZÜNDEN İSPANYA’DA DÜNYA KUPASI

2010 DÜNYA BASKETBOL ŞAMPIYONASI

BASKETBOL >> FUTBOL >> VOLEYBOL >> MOTOR SPORLARI >> EKSTREM SPORLAR 1 ATHLETICS KIŞ 2011

KIŞ 2011 ATHLETICS 5


ATHLETICS

SNOW BREAK

14 ŞUBAT SEVGILILER GÜNÜNDE ULUDAĞ’ DA SNOW BREAK SAYESINDE LEVENT YÜKSEL’ I DINLEME ŞANSINIZ OLACAKTIR.

SNOW BREAK 2011 S Bu sene 16. sı düzenlenecek olan Snow Break, Boğaziçilileri yeniden Uludağ götürerek Monte Baia Otel’ de unutamayacağı bir kış tatili yapmaya hazırlanıyor. now Break, ilk olarak 1995 yılında Uludağ’da Spor Kurulu tarafından düzenlenen Boğaziçi Üniversitesi kış festivalidir. 90’lı yıllarda ülkemizde kış sporları yeterince tanınmazken ve olanaklar kısıtlıyken, Boğaziçi öğrencilerinin kış sporlarıyla tanışması ve bu alanlarda da gelişmesi amacıyla düzenlenen Snow Break, artık 15 senelik bir gelenek haline gelmiştir. Boğaziçi Üniversitesi kayak ve snowboard takımlarına antrenman ve yarışma imkanı sağlayan bu festival, bu spor dallarını öğrenmek ya da kendini geliştirmek isteyen yüzlerce Boğaziçiliyi de uygun fiyatlarla Kartalkaya ve Uludağ’daki kayak merkezlerine götürerek temel amacına hizmet etmektedir. Kış sporlarında sağladığı olanakların yanında açılış-kapanış törenleri, animasyonları, farklı konseptlerdeki partileri ve gelenekleriyle de sınırsız eğlence vaad etmektedir. Geçen yıl 15.sini düzenlediğimiz Snow Break’in ilk gününün 14 Şubat olması nedeniyle, “Love Night”, yani Sevgililer Günü temalı bir açılış partisi gerçekleşti. İkinci gün ise bir

6 ATHLETICS KIŞ 2011

fenomen haline gelen ve festivalin açılışını simgeleyen SNOW BREAK 2010 harflerinin karın üzerinde yakılmasıyla sınırsız eğlence resmi olarak başlamış oldu. Her Snow Break organizasyonunun olmazsa olmazı olan Pijama Partisi ise üçüncü geceye farklı bir eğlence anlayışı kattı. Pijaması olmayanın alınmadığı bu partide, katılımcılar birbirinden orijinal pijamalarıyla eğlenirken, Spor Kurulu üyeleri de korsan ve vampir temalarıyla kendilerini belli etti. Son geceki kapanış partisinde ise Snow Break’e yakışır bir biçimde eğlendiler. Bütün bu gece aktivitelerini dışında, lobide yapılan animasyonlar ve Tabu, Jenga, tavla, Twister ve Beerpong turnuvalarıyla da sıkılmaya fırsat bulamadıkları bir Snow Break yaşadılar. Hedefimiz 13-17 Şubat tarihlerinde Uludağ Monte Baia Otel’ de 16.sını düzenleyeceğimiz Snow Break’i, Boğaziçi Üniversitesi’nin en büyük kış organizasyonu olmaktan bir adım öteye taşıyarak, tüm katılımcılarına unutamayacakları bir festival yaşatmaktır. n


ATHLETICS

EKSTREM SPORLARI

EN EKSTREM KIŞ SPORU

SNOWBOARD Snowboard günümüzde en popüler kış sporlarından birisi. Denge ve cesaret gerektiren bu kış sporu bakalım nasıl ortaya çıkmış? HAZIRLAYAN CEMRE ALKUMRU

1

970’lerde sörf tahtası dizayn eden bir grup, aynı dizaynın kar üzerinde de kullanılabileceği fikrini ortaya atınca “Snowboard” sporuna ilk adımlar atılmış. Bu gruptan Bob Weber 1972’de snowboard’un patentini alarak onu resmileştirirken, Jake Burton ise snowboard’u geliştirmeyi kafasına koyup, günümüzde de en bilindik ve gözde snowboard markalarından olan Burton firmasını kurmuş. Snowboard, ilk dizaynlarında ucuna bir ip bağlı ve üzerinde durmayı kolaylaştıracak pütürlü bir yapıya sahip küçük bir kızak biçimindeyken, zamanla geliştirilerek ve bağlamalar eklenerek ayakta daha uzun durmaya, farklı hatta ekstrem denilecek hareketleri yapmaya elverişli bir hale getirilmiştir. En basitinden farklı boy ve kilodaki insanların daha iyi kayabilmeleri için yine farklı boy ve kalınlıklarda snowboardlar geliştirilmiştir. İleri düzeydeki boardcular için ise hız, denge, manevra kabiliyeti gibi özel isteklerini karşılayacak kadar incelikli snowboardlar tasarlanmış. Bu yüzden, snowboard almaya karar veren birisi için üzerindeki desen ve renkler de dahil olamak üzere yüzlerce, hatta binlerce seçenek bulunmaktadır. Dünyada yeni bir spor sayabileceğimiz Snowboard’un Türkiye’ye gelişi ise 90’lı yıllardır. Belki de pistlerde kayabilmenin haricince, bol karda da kayabilme lüksü sağlayan bu spor, yaşattığı farklı heyecanlar sayesinde özellikle gençler arasında popülerlik kazanmıştır. 25. kez düzenlenen ve 5 farklı kıtadan ülkelerin katılacağı “2011 Winter Universiade” yani 2011 Üniversite Kış Oyunları’na, Erzurum’un ev sahipliği yapacak olması da, Türkiye’de snowboard sporuna ilgiyi daha da arttıracaktır. Yan ve esnek duruşu sayesinde, kayaktan çok daha farklı görselliğe sahip bu sporun yarışları boyunca, dünyanın dört bir yanından kaymaya gelen en iyi üniversiteli snowboardcuları olduğu kadar izleyenleri de, bazen yarattığı rekabet ortamı, bazen hız tutkusu bazen ise artistik yanıyla heyecanlandırmayı başaracağını söylemek hiç de yanlış olmayacaktır. n

SNOWBOARD, ILK DIZAYNLARINDA UCUNA BIR IP BAĞLI VE ÜZERINDE DURMAYI KOLAYLAŞTIRACAK PÜTÜRLÜ BIR YAPIYA SAHIP KÜÇÜK BIR KIZAK BIÇIMINDEYKEN, ZAMANLA GELIŞTIRILEREK VE BAĞLAMALAR EKLENEREK AYAKTA DAHA UZUN DURMAYA, FARKLI HATTA EKSTREM DENILECEK HAREKETLERI YAPMAYA ELVERIŞLI BIR HALE GETIRILMIŞTIR.

8 ATHLETICS KIŞ 2011

KIŞ 2011 ATHLETICS 9


ATHLETICS

ÜNIVERSITE OYUNLARI

İLK YAZ OYUNLARI: TORINOİTALYA’DA VE İLK KIŞ OYUNLARI ISE CHAMONIXFRANSA’DA GERÇEKLEŞTI.

İZLEYENLERI VE SPORCULARI ‘EGE MAVISI’ ILE BÜYÜLEYEN İZMIR 2005 YAZ OYUNLARINA YEREL VE ULUSLAR ARASI MEDYADAN ÖVGÜLER YAĞDI.

ÜNIVERSITE OYUNLARI UNIVERSIADE

Spor ve kültürün eşsiz buluşmasında yıllardır süregelmiş bir olimpiyat. Her branşa hitap eden Universiade, yaz ve kış oyunlarıyla çok sayıda sporcuya katılma imkanı sunuyor. HAZIRLAYAN HÜSEYIN ŞENGÜL

S

por, şüphesiz insanların yaşamında çok önemli bir yere sahip. Kimi zaman yenilenmek, kimi zaman da forma girmek için yaparız. Belli bir yerden sonra parçamız olmuştur artık, bir gün spor yapmadığımızda kendimizi rahatsız ve kötü hissederiz. Bazen de abartıp çok fazla yaparız, yorgunluk iki üç gün peşimizi bırakmaz. Ama yine de aldığımız nefesin tazeliğini fark ettiğimizde anlarız. ‘Biz sporsuz yapamayız’. Çok açık ki dünyanın her yerinde böyle insanlar var. Spor yaşamlarının en önemli parçası olmuş. Hatta spor, yaşamları olmuş. Günümüze

10 ATHLETICS KIŞ 2011

baktığımızda bir sürü spor organizasyonları görebiliriz. Belli bir dalda, her dalda. Küçük veya büyük çaplı. Yerel ya da beynelmilel. Ama ortak bir şeyin varlığından eminiz ki, o da spor yapmanın verdiği inanılmaz, tadı belki karamel- çikolata karışımı, ama kilo ya da göbek yapmayan bir aşk. Spor aşkı.

TARIHÇE Ortada böyle bir tutkunun varlığı varsa, neden dünya çapında organizasyonlar yapılmasın diye sormuş birileri. En önemli uluslar arası spor-kültür organizasyonlarından

birini başlatmış. Yıl: 1959. Başlatan organizasyon kuruluşu:FISU(Uluslarası Üniversite Sporları Federasyonu) İsim: Universiade. University ve Olympiad kelimelerinin müthiş birleşimi. Türkçeye de Üniversite Oyunları olarak geçmiş. Teknik olarak her iki yılda bir farklı kentlerde düzenleniyor. Yaz ve kış olimpiyatları olmak üzere ikiye ayrılmış. Bir yıl yaz oyunları, öbür yıl kış oyunları oynanmakta. Universiade, o kadar çok yönlü bir organizasyon ki, her sene belli spor dallarında müsakabalara ev sahipliği yapmak yerine, programını yaz ve kış olarak ikiye ayırmış ve böylece her spor dalının

gerçekleştirilmesine imkan veriyor. İlk olarak Torino-İtalya’da yaz oyunları olarak başlamış, ve ilk kış oyunları da Chamonix-Fransa’da gerçekleştirilmiş.

KURALLAR VE KATEGORILER Yaz oyunlarındaki müsabakalar on zorunlu dalda gerçekleştiriliyor. Futbol, basketbol, voleybol, tenis, jimnastik, atlama, eskrim, yüzme, sutopu ve atletizm. İsterse organizasyonun o seneki ev sahibi üç veya dört tane spor dalını ekleyebilir programına. Kış oyunlarındaki müsabakalar ise altı zorunlu dalda yapılıyor. Alp disiplini, kuzey disiplini, buz hokeyi, hız pateni, biatlon ve artistik paten. Aynı şekilde ev sahibinin isteğine bağlı bir veya iki tane kış sporu eklenebilir.

DÜNYA 2005 YILINDA EGE MAVISINDE BULUŞTU Türkiyenin Universiade ile tanışması ilk olarak İzmir’de gerçekleşti. 2005 yılında Ağustos 11-21 tarihleri arasında muhteşem bir organizasyon. İzmirliler, 9 bine yakın gönüllü, 170 ülkeden yaklaşık 9 bin sporcu, 700 teknik personel ve nerdeyse 1500 tane hakem, binlerce seyirci

ve tabiî ki de adından bolca söz ettiren açılış ve kapanış törenleri. Sloganları ise ‘Dünya ege mavisinde buluşuyor.’ Ve buluştu da. Tam 14 dalda sporcular karşılaştı ve organizasyonun en büyülü öğesi ortaya çıktı: rekabet. O kadar çok beğenildi ki organizasyon, hem yerel medyada hem de uluslar arası medyada övgüler yağdı.

DÜNYA 2011 YILINDA ANADALONUN ZIRVESINDE BULUŞACAK Sırada ise 2011 Erzurum kış olimpiyatları var. 27 Ocak- 6 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Slogan:’ Anadolunun zirvesinde buluşalım.’Alp Disiplini, Biatlon, Buz hokeyi, Curling, Kayakla Atlama, Kayaklı Koşu, Kuzey Kombine, Snowboard, Serbest Stil Kayak, Artistik Paten ve Short Track olmak üzere toplam 11 dalda müsabakalara yer verilecek. Umarız, İzmir’deki gibi başarılı, ses getiren ve damaklarda tat bırakan bir olimpiyat Erzurum’da da aynı şekilde, hatta daha büyük bir coşkuyla yaşanır. n

MÜSABAKALARIN GERÇEKLEŞTIĞI DALLAR Atletizm Basketbol Atlama Jimnastik Eskrim Futbol Yüzme

Tenis Voleybol Sutopu Okçuluk Yelken Tekvando Güreş

MÜSABAKALAR SONUCU ILK ON ÜLKE 1 Rusya 2 Çin 3 Japonya 4 Ukrayna 5 ABD

6 Polonya 7 Kore 8 Türkiye 9 Tayvan 10 İtalya

KIŞ 2011 ATHLETICS 11


ATHLETICS

OLİMPİYAT

OLİMPİYATLARDAKİ GARİPLİKLER Yüzyıllardır efsanelere tanıklık eden olimpiyatlara, bir de hiç bilmediğiniz ilginç detaylar tarafından bakmaya ne dersiniz? HAZIRLAYAN METIN MORGÜL 12 ATHLETICS KIŞ 2011

1 2

Yaz olimpiyatlarında Amerika tüm diğer ülkelerden fazla madalya (2019) kazandı.

1932 Los Angeles Olimpiyat Oyunlarında Amerikalı Bayan Atletler, 100 metre yarışında başarılı olamadılar. Bu mesafede yapılan yarışı Polonya’da doğmasına karşın çok küçükken Amerika’ya gelen ve burada yaşayan Stanislawa Walasiewicz kazandı. Amerika’da Stella Walsh olarak tanınan bu atlet, Olimpiyatlarda tam Amerika adına koşmasını sağlayacak işlemler tamamlanmak üzeydi ki son bir karar değişikliği ile Polonya adına koşacağını açıkladı. Olim-

piyat seçmelerinde ve finalde dünya rekorunu egale eden Walsh, spor hayatı boyunca pek çok başarıya imza attı. Kanada’nın bu oyunlar için yayınladığı raporda “erkekler gibi uzun fulelerle” koşuyor şeklinde anlatılan bu sporcu, 1980 yılında, bir süpermarketi soyan hırsızlar tarafından öldürüldü. Yapılan otopsi sonucu, herkesin uzun yıllar bayan atlet olarak bildiği bu sporcunun kadın değil erkek olduğu ortaya çıktı.

3

Beş olimpiyat halkası, dünyanın beş temel kıtasını- Afrika, Amerika, Asya, Avrupa ve Okyanusya’yı temsil eder ve her ülkenin ulusal

bayrağı bu beş renkten bir tanesini içerir, bunlar (soldan sağa) mavi, sarı, siyah, yeşil, kırmızı.

4

Eski Olimpiyatlarda müsabakalar tamamıyla kişisel sporlardan oluşuyordu; bunun için o dönemde hiçbir takım oyununa rastlanmamıştır. Yine o dönemde olimpiyatlarda mücadele edecek olan sporcular mutlaka çıplak yarışırlardı. Sporcuların ciltlerinin güneşten etkilenmemesi için vücutlarına zeytinyağı sürülürdü.

5

1986’ya kadar olimpiyat oyunları her dört senede bir yapılırdı. Ondan sonra, yaz ve kış KIŞ 2011 ATHLETICS 13


ATHLETICS

OLİMPİYAT

oyunları olmak üzere iki sene de bir değişimli olarak yapılmaya başlandı.

6

“Pentatlon” denen ve M.Ö. 708 yılında programa dâhil edilen koşu, uzun atlama, disk atma, mızrak atma ve güreş gibi beş spor dalından oluşan kategori Yunancada “Penta” (beş) anlamına gelen kelimeden gelmektedir. 

7 8

Güney yarımküredeki hiçbir ülke kış olimpiyatlarına ev sahipliği yapmamıştır. 

1912 yılındaki Olimpiyat Oyunları’nda yüzmeden güreşe kadar bir dizi hakem komedisi yaşanmıştı. Son olarak güreşte ilginç bir olay yaşandı. O tarihte uygulanan kurallara göre güreş müsabakalarında, taraflardan birinin galip gelebilmesi için rakibini mutlaka tuşlaması gerekiyordu. Bu nedenle birbirine üstünlük sağlayamayan güreşçiler, deyim yerindeyse kaçak güreşiyor, işi uzattıkça uzatıyorlardı. Yine böyle bir yarı finalde, tam dokuz saat güreşen sporcular birbirine üstünlük sağlayamamıştı. Bu durumdan sıkılan hakemler de müsabakayı durdurup her ikisine birer gümüş madalya vererek sonuca varmışlardı. Yine aynı yıl bir başka güreş müsabakasının yarı finali 11 saat 40 dakika sürmüş, yarı finalin galibi aşırı yorgunluk nedeniyle ertesi günkü finale çıkamamıştı. Buna rağmen kendisine gümüş madalya verildi.

9 10

Üç kıta-Afrika, Güney Amerika, Antarktikahiçbir olimpiyata ev sahipliği yapmamıştır. 

1908’de ki Olimpiyatlarda Maraton yarışında birinciliği kazanan İtalyan atleti Dorando Upietri birkaç kez düştüğü ve hakemlerin yardımıyla varış çizgisine ulaştırıldığı yarış14 ATHLETICS KIŞ 2011

mada birinci olmuştu. Ancak bu olay sonrasında Pietri, diskalifiye edilince deyim yerindeyse yer yerinden oynadı. Kraliçe, Pietri’yi özel bir kupa ile mükâfatlandırdı. Diskalifiye edilecek bir atletin neden yerden kaldırılıp koşmaya zorlandığı sorusunun cevabı tam 48 yıl sonra 1956 yılında hayata gözlerini yuman son hakemden geldi. Hakemin ölüm döşeğindeki sözlerine göre gerçek şuydu: Dorando Pietri, doping aldığından hakemler kendisini koşturmak zorunda kalmışlardı. Onun gibi öldürücü bir yarış çıkaran bir atleti halkın gözünde suçlu göstermek istememişlerdi.

vuzların Kralı” daha sonraları, Hollywood’da 12 tane Tarzan filminde başrol oynayarak “Ormanlar Kralı” oldu.

15

Kış olimpiyatlarında kimse Norveçli Bjorn Dählie’den fazla madalya kazanmamıştır (12 madalya)

16

Olimpiyat bayrağı ilk kez 1920 Ansvers’de göndere çekildi. Birbirine geçmiş siyah, kırmızı, mavi, yeşil ve sarı halkalardan oluşan bayrak, Olimpiyatların kurucusu Coubertin tarafından çizildi. Bayraktaki halkaların her biri bir kıtayı temsil ederken, halkaların renkleri de tüm ülkelerin bayraklarındaki bir rengi temsil ediyor. 

11 12

17

13

18

Atlanta’daki 1996 Olimpiyat Yaz Oyunlarına 197 ülke katılmıştır.

Yine 1908 Olimpiyat oyunlarında 110 metre engelli koşunun finalinde Amerikalı atlet F.C. Smitson, elinde İncille yarışmak istemiş, yönetmeliklerde bunu engelleyici bir kural olmadığından İncille koşmuştu.  Şu ana kadar sadece üç atlet hem yaz hem de kış oyunlarında madalya almıştır. Eddie Eagan (Amerika), Jacob Tullin Thams (Norveç), ve Christa Luding-Rothenburger (Almanya). 

14

Johnny Weissmuller, 1924 Paris Olimpiyat Oyunları’nın yıldızları arasında yerini alan sporculardan biri oldu. Weissmüller, 100 ve 400 metre serbestte stile ek olarak 4x200 metrede birinci olan takımda yer alarak 3 birincilik elde etti. Su topunda 3. olan Amerikan takımında da oynayan efsane yüzücü bu oyunlarda 3 altın 1 bronz madalya alarak “Havuzların Kralı” oldu. Weissmüller, dört yıl sonra yapılan Amsterdam Oyunları’nda da 2 altın madalya alarak adını Olimpiyat tarihine altın harflerle yazdırdı. “Ha-

Etiyopyalı atlet Abebe Bikila, 1960 ve 1964 olimpiyatlarında çıplak ayakla maraton koşup birinci olmuştur.  Olimpiyat Oyunları’nda ilk kez elektrikli kronometre ve fotofiniş aletleri 1908’deki Londra Olimpiyat Oyunları’nda kullanıldı. Kullanılan aletler bugün ile kıyaslandığında çok ilkeldi belki, ama o günün şartları akla getirildiğinde çok büyük bir gelişmeydi. 

19

Olimpiyat madalyası, Olimpiyat oyunlarını o sene düzenleyen komite tarafından özel olarak tasarlanır.

20

M.Ö. 776 yılında tek bir yarışma olan 192 metrelik koşu ile başlayan olimpiyatlara zamanla koşu mesafelerinin değişmesi ile yeni koşular eklenmiştir. Daha önce bir günde gerçekleştirilen müsabakalar 5 güne kadar yayılmıştır. Programa dâhil edilen

bu yeni uzun mesafe koşuları bazı yazarlara göre Yunan şehirleri arasında haberleşmeyi sağlayan profesyonel koşucuların ağırlığı ile olmuştu. Bu habercilerin en tanınmışı hep anlatılan, Perslerle yapılan savaşta Atina’dan Isparta’ya kadar 200 km olan mesafeyi 2 günde koşarak askeri birliklerin savaşa katılmasını sağlayan Phidippdes’dir. Bugüne kadar adı gelen, Maraton galibiyetini Atina’ya bildiren ve haberi verdikten sonra ölen Phidippdes’in de kökeninde bu habercilerden olduğu iddia edilir.

21

1. ve 2. Dünya Savaşları nedeniyle, 1916, 1949 ve 1944 yılında Olimpiyat Oyunları olmamıştır. 

22

Bugünkü Modern Olimpiyat Oyunları’nın adeta sloganı haline gelen “Daha hızlı, Daha yüksek, Daha kuvvetli” sözcükleri Latince “Citius, Altius, Fortius” kelimelerinden gelmektedir.

23

Tenis 1924’den sonra Olimpiyat Oyunlarında yer almamıştır, 1982’den sonra tekrar yer almaya başlamıştır.

24

Modern Olimpiyatların kurucusu Baron de Coubertin’e göre; “Olimpiyatlardaki en önemli unsur kazanmak değil, katılmaktır. Yaşamdaki en önemli unsur zafer değil, mücadeledir. Önemli olan birinci gelmek değil, sonuna kadar savaşabilmektir.”

25

Eski Yunan’da Olimpiyatlar sadece Yunanlı olanlara açıktı. Olimpiyatlara katılacak olanlar Yunanlı olduklarını ispatlamak zorundaydılar. Ve yine o dönemde kadınlar seyirci olarak dahi oyunların gerçekleştirildiği sahaya

alınmazlardı. Görevlilerin dikkatlerinden kaçarak sahaya giren kadın, yüksek bir tepeden aşağı atılarak ölümle cezalandırılırdı. Roma’nın Yunan topraklarını işgal etmesinden sonra, imparatorluk sınırları içindeki herkesin yarışmalara katılması sağlanmıştı. Yine Eski Yunan’da yarışmalara katılmak isteyen her genç, Yunan vatandaşı da olsa, müsabakaların hakemlerine hırsızlık ya da cinayet gibi suçlardan sabıkalarının olmadığını ispatlamak zorundaydılar. Olimpiyatlara katılacak sporcuların isimleri ile yarışacakları spor dallarını gösterir bir liste herkesin görebileceği bir yere asılır ve atletler, olimpiyat kurallarına uyacaklarına dair yemin ederlerdi.

26

M.Ö. 776 yılında başlayan olimpiyatların, çıkışı ile ilgili olarak tarihçiler çeşitli görüşler ileri sürmektedirler. Bazıları, olimpiyatların “Tanrılar Tanrısı Zeus” adına yapıldığını iddia ederken, diğer bir grup tarihçi de o devirde adı efsane olmuş bir kahraman olan Pelops’un hatırasına düzenlendiğini iddia etmektedirler. Bu görüşün çıkışı, efsanesi de şöyle: Bugünkü Peloponez Yarımadası’na adını veren Pelops, o zamanlar “Küçük Asya” diye anılan bugünkü Anadolu’dan gelen bir delikanlıdır. Efsaneye göre, Pelops, yöreyi yöneten hükümdarın kızı olan Hippodamia’ya âşık olur. Ama hükümdar kızının evlenmesini kesinlikle istememektedir. Zira, hükümdarın hayatı, kendisine çok evvelden verilen bir bilgiye göre, kızının evlenmemesine bağlıdır. Kızı evlenince, kendisi de ölecektir. Bu nedenle, kızını almak isteyen herkesle atlı araba yarışına giren hükümdar, gayet iyi cins atları ve çok iyi bir arabası olduğundan, yarışmayı kazanmakta ve yarışı kaybeden de ölüme mahkûm olmaktadır. Hükümdarla yarışmada yenik çıkacağını gayet iyi bilen Pelops, Hippodamia ile anlaşarak, araba

bakıcısını rüşvetle elde eder, yarışı ve kızı kazanır. Ama olayın ortaya çıkmasını önlemek için de arabacıyı öldürmek zorunda kalır. Arabacının, Pelops tarafından suda boğulurken onu lanetlemesi, sonunda tutar ve Pelops, kendi babası tarafından öldürülür. Yaşadığı sürece, yöreye yaptığı olumlu katkılardan dolayı, yöre halkı tarafından bir kahraman olarak tanınan Pelops adına ölümünden sonra çeşitli tören ve şölenlerin yapıldığını anlatan tarihçiler, M.Ö. VIII. Asırda zamanın hükümdarı olan Iphitus’un, Pelops adına ve sonra “Olimpiyatlar” diye anılan şölenleri başlattığını söylenir.

27

1924 Paris Olimpiyat Oyunları’nda uzun atlamada altın kazanan ABD’li Willam D. Hubbard, Olimpiyat tarihinde bireysel bir müsabakada, altın madalya kazanan ilk siyahî atlet oldu.

28

Yazarlar, olimpiyatların 28 asırlık tarihini başlıca üç bölüme ayırırlar. 1. M.Ö. 776 yılında başlayıp, M.S. 393 yılında Constantinople (İstanbul)’da bulunan Roma İmparatoru I. Theodasius tarafından sona erdirilen “Klasik ya da Eski Olimpiyatlar” olarak adlandırılan 1.169 yıllık dönem. 2. M.S. 393 yılından 1896 yılına değin geçen ve “Yarı Unutulmuşluk” devri diye adlandırılabilecek 1503 yıllık zaman dilimi. 3. 1896 yılında, bugün bildiğimiz olimpiyatların temelini atan ve devamlılığı için servetini ve ömrünü veren Fransız Boran de Coubertin’in başlattığı “Modern Olimpiyatlar.”

29

1987’den bu yana 25 bisikletçi, kırmızı kan hücrelerinin sayısını arttıran EPO maddesini kullandıkları için canlarından oldu. n KIŞ 2011 ATHLETICS 15


ATHLETICS VOLEYBOL

16. DÜNYA BAYANLAR VOLEYBOL ŞAMPIYONASI Rusya’nın iki kez üstüste 1.Liği yaşadığı şampiyonada a bayan milli voleybol takımımız kendisinden çok üst sıralarda yer alan takımlarla mücadele ederek ilk 6’ya girmeyi başardı. HAZIRLAYAN MELIS SOYUMGÜRBÜZ

H

er dört yılda bir, FIVB (Uluslararası Voleybol Federasyonu) tarafından düzenlenen Dünya Bayanlar Voleybol Şampiyonasının 16.sı bu sene Japonya’da yapıldı. 24 ülke takımının 4 ayrı grupta mücadele ettiği şampiyonada, dünya genelinde 96 takım arasında yapılan kıta elemelerinden çıkmayı başaran 22 takım ile finallere direk katılım hakkı bulunan son şampiyon Rusya ve ev sahibi Japonya yer aldı. Kuzey ve Orta Amerika ve Karayipler Voleybol Konfederasyonundan 6, Avrupa’dan 8, Asya’dan 4, Güney Amerika’dan 2 ve Afrika’dan 2 takım şampiyonada mücadele etti.

Sultanların dünya beşinciliği için yapılacak maçta oynamaya hak kazanması için diğer grubunun 3.süyle maç yapması gerekiyordu. F grubunun 3.sü Almanya’yla oynanan maçta verilen kıran kırana mücadele sonucu Almanya’yı 3-2 yenen A Bayan Milli Takımımız beşincilik maçı oynamaya hak kazandı. İtalya-Sırbistan maçının galibi

ŞAMPIYONADAKI ILK GRUPLAR;

İtalya ile çıktıkları dünya beşinciliği maçında İtalya iyi top karşılayıp neredeyse hatasız oynayarak milli takımımızı 3-0 yendi. Filenin sultanları dünya şampiyonasını altıncı sırada tamamladı ve tarihe geçti. 2006 yılında yapılan Dünya Şampiyonasını 10. Sırada bitiren milli takımımız, böylece derecesini yükselterek Çin, Polonya, Küba gibi dünya ekollerini geride bırakmış oldu. Sona eren şampiyonada 213’ü smaç, 19’u blok ve 19’u servis atışlarından olmak üzere toplam 251 sayı üreten Neslihan Darnel, ‘’top scorer’’ olarak ülkemizi gururlandırdı.

SONA EREN ŞAMPİYONADA 213’Ü SMAÇ, 19’U BLOK VE 19’U SERVİS ATIŞLARINDAN OLMAK ÜZERE TOPLAM 251 SAYI ÜRETEN NESLİHAN DARNEL, “TOP SCORER” OLARAK ÜLKEMİZİ GURURLANDIRDI.

A Grubu: Japonya, Sırbistan, Polonya, Peru, Cezayir, Kosta Rika B Grubu: Brezilya, İtalya, Hollanda, Kenya, Porto Riko, Çek Cumhuriyeti  C Grubu: ABD, Küba, Almanya, Kazakistan, Tayland, Hırvatistan  D Grubu: Türkiye, Çin, Rusya, Güney Kore, Dominik Cumhuriyeti ve Kanada 

TÜRKIYE’NIN DURUMU Türkiye, ilki 2006 yılında olmak üzere, tarihinde 2. kez Dünya Şampiyonası’nda mücadele etti. İlk tecrübesi olan, 2006 yılında Polonya’da yapılan şampiyonada 10. olmuştu. 2010 şampiyonasındaki durumuna geldiğimizde ise şunu söyleyebiliriz ki, D grubunda sıralaması kendisinden düşük olan sadece Kanada vardı ve işi oldukça zordu. Buna rağmen Çin’den Dominik Cumhuriyet’inden ve Kanada’dan aldığı 3 maçla gruptan 3. çıkarak 2. tura yükseldi. Gruptaki sıralamanın belli olduğu son maçlarda Rusya Çin’i 3-0, Kore de Milli Takımımızı 3-2 mağlup etti. Filenin sultanları bir üst grupta (E grubu) ilk turda A grubundan olan Sırbistan, Japonya, Polonya ve Peru takımları ile eşleşti. Bu turda 4 takımla maç yapan milli takımımız Sırbistan’a ve Peru’ya karşı yaptığı maçları 3-0 kazanmış olsa da, hem Japonya’ya hem de Polonya’ya 3-1 yenilerek grup 4.sü oldu. 16 ATHLETICS KIŞ 2011

SONUÇLAR Şampiyona’da İlk 4’ün yarıfinal maçlarına kalan ülkeler Rusya, Amerika, Japonya ve Brazilya’ydı. Oynanan yarıfinal maçlarında Rusya Amerika’yı 3-1, Brazilya’ da Japonya’yı 3-2 yenerek final hakkı kazandılar. Rusya ve Brezilya’nın 14 Kasım’da yaptıkları final maçında başa baş giden takımların beraberliği 5. seti Rusya’nın 1511 almasıyla 3-2 sona erdi ve Rusya Dünya 1.si, finaldeki rakibi Brezilya ise Dünya 2. si oldu. Aralarında 3.lük maçı yapan Japonya ve Amerika’nın kazanan tarafı Japonya 3-2lik maç sonucuyla Dünya 3.sü, Amerika ise Dünya 4.sü oldu. n KIŞ 2011 ATHLETICS 17


ATHLETICS VOLEYBOL

2 YILDIR KUPAYI MÜZESINE GÖTÜREN BREZILYA BU SENE DE GELENEĞI BOZMADI.

Şampiyonu İspanya 3.olarak yoluna devam ederken, Tunus üç mağlubiyetle turnuvadan ayrıldı. Modena’da oynanan C grubu maçlarında ise voleybolun ekol ülkesi Rusya; Porto Riko, Avustralya ve Kamerun’u mağlup ederek zirveye yerleşti. Tek maçını Rusya’ya karşı 3-2’lik skorla kaybeden Porto Riko ikinciliği, Avustralya’yı 3-1’le okyanus ötesine geri gönderen Kamerun ise üçüncülüğü elde ederek gruptan çıktı. Dört Amerika kıtası takımının mücadele ettiği D grubunda ise Latinler Amerika Birleşik Devletleri’ni durdurmayı başaramadı. Reggio Calabria’da oynanan maçlarda Arjantin, Venezüella ve Meksika ‘yı yenen ABD birinciliği elde etti. Arjantin çekişmeli geçen ve mağlubiyetiyle sonuçlanan ABD maçı hariç tüm maçlarını kazanarak ikinciliğe, Venezüella’yı zorlanmadan geçen Meksika ise üçüncülüğe yerleşti. Bayan voleybolunda fırtınalar estirmesine rağmen aynı başarıyı erkeklerde gösteremeyen Çin’in 3 yenilgiyle dibe demir attığı E grubunda ise Fransa 3-2 kazandığı Çek Cumhuriyeti ve 5.seti 19-17 ile aldığı Bulgaristan maçlarında zorlanmasına rağmen liderliği kaptırmadı. Torino’da oynanan maçlarda Çek Cumhuriyeti, Bulgaristan’ı 3-1 yenerek sıralamayı belirledi ve kendilerini ikiciliğe taşırken Bulgarlar üçüncülükte kaldı. Trieste’de oynanan F grubu maçlarındaysa Polonya 3’te 3 yaparken, Sırbistan, Almanya ve Kanada 1’er galibiyette kaldılar. Sayı averajı kuralının uygulamaya konulduğu sıralamada 2.likle gruptan çıkmayı başaran ekip Sırbistan olurken, Sırbistan’ı 3-1’le geçen Kanada ise şampiyonaya veda etmek zorunda kaldı. İkinci tur maçlarına geçildiğinde voleybol coşkusu 3 şehre paylaştırıldı. Catania’da Almanya ve Porto Riko’yu 3-1’le geçen İtalya’nın 1., Porto Riko’yu 3-0 mağlup eden Almanya’nın ise 2. olarak kupa mücadelesine devam ettiği G grubu; ve ilk tur maçlarını üçüncülükle tamamlayan İspanya’nın Rusya ve Mısır’ı yenerek liderliğe

geçen ikinci maçta Rusya’yı da 3-1’le geçti ve yarı finale yükselen bir diğer ekip oldu. Q grubunda İspanya ilk iki maçta iki mağlubiyetle kupa defterini kapatırken grubun son maçında Küba ve Bulgaristan nefes kesen bir mücadele ortaya koydular. Dördüncü sette maç sayısından yararlanamayan Bulgaristan, final setini kaybederek yarı final biletini Küba’ya kaptırdı. Küba-Sırbistan yarı finali yine kıyasıya bir mücadeleye sahne oldu. Roma’da oynanan maçta genç Kübalıların estetik ve hareketli oyunu ile Sırpların disiplinli ve sert voleybolu karşı karşıya geldi. Küba blok hattında etkili oyuncuları ile maçı tie-break setine taşımayı başardı. Sırbistan’ın hücum yükünü tek başına taşımaya çalışan Ivan Miljkovic’in müthiş oyununa rağmen Kübalılar final setini de 14-16 kazanarak kupaya bir adım daha yaklaştılar. İtalya ile Brezilya arasındaki yarı final maçı ise 11.800 İtalyan seyircinin kupaya yaklaştıkça artan coşkusu eşliğinde başladı. Ancak Brezilya Murilo Endres’in etkili servisleri ile maça hızlı bir giriş yaptı, ve ilk seti 25-15 aldı. İkinci seti de 22-25 kaybeden İtalya savaşını sürdürdü ve üçüncü seti 25-23 kazandı. Kendi ülkesinde kupayı kaldırma isteğiyle dördüncü sete başlayan İtalya, karşısında turnuvadaki en iyi oyununu oynayan son şampiyon Brezilya’yı buldu ve bu seti 17-25 kaybederek final yolunu Brezilya’ya bıraktı. Sırbistan ile İtalya’nın karşılaştığı üçüncülük maçında seyircileri yarı final yorgunu iki takım bekliyordu. Ev sahibi oldukları turnuvada elenmenin yarattığı hayal kırıklığını atlatamayan İtalyanlar, 12.000 seyirci önünde Sırbistan’a 3-1 mağlup oldular. Bu sonuçla Sırbistan tarihinin ilk dünya üçüncülüğünü elde etti. Turnuvanın finali ise turnuvanın tartışmasız en iyi iki takımını karşı karşıya getirdi. 18 günlük bu organizasyonda Türk takımı elemeleri geçmeyi başaramadığı için yer alamadı, ancak turnuvanın en önemli maçında sahada milli hakemimiz, baş hakem Ümit Sokullu vardı.

TURNUVAYA ŞAMPIYON BREZILYA’YI YENEREK BAŞLAYAN GENÇ YETENEK ORDUSU KÜBA FINALDE TECRÜBESIZLIKLERININ KURBANI OLDULAR.

İTALYA’DA SAMBA HAZIRLAYAN ŞAFAK ERCIŞLI

S

ambacılar bu yılı da kupasız geçmedi ! Önce Dünya Kupası’nı, ardından da ülkemizde düzenlenen Dünya Basketbol Şampiyonası’nı hayal kırıklığı ile kapatan Brezilyalılar 2010 Erkekler Dünya Voleybol Şampiyonası’nda üst üste 3.şampiyonluğuna ulaştı. 2010 Erkekler Dünya Voleybol Şampiyonası bu yıl 25 Eylül-10 Ekim tarihleri arasında İtalya’da düzenlendi. 1978 Roma’da yaptığı ev sahipliğinin ardından 32 yıl sonra ikinci kez dünya voleybolunu ağırlayan İtalya’da, 5 kıtadan 24 ülkenin katıldığı dev organizasyonun maçları, 10 farklı şehirde oynandı. Ev sahibi İtalya, son iki turnuvanın şampiyonu Brezilya ve 6 şampiyon18 ATHLETICS KIŞ 2011

luğu bulunan Rusya’nın favori olarak katıldığı şampiyonanın ilk tur maçları finallere katılmaya hak kazanan 24 ülkenin 4’erli yerleştiği 6 eleme grubunda oynanan müsabakalarla yapıldı. Statü gereği ilk gruplarda ilk 3 sırayı yer alan takımların bir üst tura devam ederek üçerli 6 grupta mücadeleye devam etti. Ardından bu gruplarda ilk ikiye giren 12 takım 3’erli 4 grupta liderliği elde edip yarı finale kalma savaşı verdi. İtalya, Mısır, Japonya ve İran’ın mücadele ettiği Milano’da oynanan A grubu maçlarında ev sahibi İtalya zorlanmadan 3’te 3 yaparak grubu lider tamamlarken geri kalan takımların hepsi bir galibiyetle kurallar gereği sayı averajına göre sıralandı. Bu kurala göre; İtalya’ya 3-2 mağlup olan

İran, set averajında üstünlük kurmayı başardığı ve 3-1’le geçtiği Japonya’nın ardında kaldı ve turnuvaya veda eden takım oldu. Mısır ise 2.sıradan bir üst tura uzandı. Turnuvanın en çekişmeli ve seyir zevki yüksek grup maçlarına ev sahipliği yapan Verona’da ise B grubu takımları Brezilya, İspanya, Küba ve Tunus vardı. Genç kadrosuyla muhteşem maçlar çıkaran Küba, üç maçını da kazanıp liderliğe otururken eksikleri olarak yıllardır bir kupa kaldıramamanın verdiği özgüven eksikliği, şampiyonluk havasına bir türlü giremeyen bir takım oluşları ve tecrübesizlikleri göze çarptı. Tek mağlubiyetini Küba’dan alan son şampiyon Brezilya 2, Tunus’u çekişmeli bir maç sonunda geçen 2007 Avrupa

yerleştiği I grubu maçları oynandı. Milano ise Sırbistan’ın Küba ve Meksika’yı mağlup ederek zirvesine geçtiği H grubu maçlarına ev sahipliği yaptı. Bu turda Küba Meksika’yı yenmeyi başardı ve yoluna devam etti. Aynı şehirde oynanan M grubu maçlarında ilk turdan grup ikincisi olarak gelen Arjantin, Japonya’nın yanında grup lideri olarak gelen Fransa’yı da aynı skorla,3-1’le, geçip ilk sıraya yerleşti. Fransa’ya mağlup olan Japonya ise turnuvaya veda etti. İkinci tur maçlarına ev sahipliği yapan bir diğer şehir Ancona’da oynanan L grubu maçlarında ise yine bir ilk tur ikincisi Çek Cumhuriyeti, hem ilk turda grup lideri olan ABD’yi ve hem de Kamerun’u set vermeden geçip isimlerini favoriler arasına yazdırdılar. ABD, Kamerun’u 3-2 yenerek turnuvada kalmayı başardı. Bu şehirdeki diğer grup olan L grubu ise süprizlere sahne oldu. İlk turda grup lideri olan Polonya hem son şampiyon Brezilya’ya hem de ilk turda grup üçüncüsü olan Bulgaristan’a mağlup olarak oyunun dışında kalırken; Bulgaristan’ın 3-0 yendiği Brezilya, ikinci olarak belki de yarı final yolunda Küba ile karşılaşmamayı başardı. Turnuvanın en can alıcı maçları ise üçüncü turda yaşandı. Roma ve Floransa’da oynanan maçlarda sadece grup liderlerini yarı finale devam edeceği için takımlar ellerinden gelenden fazlasını ortaya koymak zorundaydılar. O grubunda ilk maçta Fransa’yı mağlup eden ABD, iyi başladığı ikinci maçta ilk setin ardından ev sahibi İtalya’nın etkili oyununa direnemedi ve 3-1 mağlup olarak yarı final şansını kullanamadı. Grubun son maçında seyircisinin de desteğiyle Fransa’yı mağlup eden İtalyanlar yarı finale ulaşmış oldu. R grubunda ise henüz kendinden beklenen oyunu ortaya koyamayan Brezilya önce Çek Cumhuriyeti’ni ardından da Almanya’yı yenerek yarı finalde İtalya’nın rakibi oldu. P grubunda Arjantin’i yenen Sırbistan, büyük çekişme içinde

KIŞ 2011 ATHLETICS 19


ATHLETICS VOLEYBOL

EVINDE ŞAMPIYON OLMAK ISTEYEN İTALYA YARI FINALLERE KADAR BAŞARI ILE GELSE DE SON 4 IÇERISINDE TUTUNAMADI. Final maçına Brezilya yine en etkili oyuncusu Murilo’nun servisleriyle başladı. Bruno Rezende, Dante Amaral ve Lucas Saatkamp’ın blokları ve Vissotto’nun etkileyici hücum performansı ile sayılar buldu. Bu isimlere karşılık veren Küba hücumları ise Leal, Simon ve 1993 doğumlu Leon’dan geldi; ancak ilk setin 22-25’lik skorla Brezilya’ya gitmesine engel olamadılar. İkinci set Küba’nın turnuva boyunca sürdürdüğü servis hataları ile başladı ve Brezilya bir anda 7-1’lik üstünlüğü ele aldı; son derece tecrübeli oyunculara sahip son şampiyon bu noktadan sonra ikinic seti zorlanmadan 25-14 gibi bir skorla kazandı. Üçüncü sete farklı bir motivasyon ve cesaretle giren Küba ekibi tekrar başa baş bir 20 ATHLETICS KIŞ 2011

oyun sergilemeyi başardı; ancak skor 24-22 iken Vissotto’nun smacı Brezilya’yı üst üste 3.dünya şampiyonluğuna taşımayı başardı. Turnuvanın MVP’si de yine şampiyon takımdandı. Brezilyalı Murilo 111 sayı, 14 ace ve 47.9’luk hücum başarı yüzdesiyle en değerli oyuncu ödülüne layık görüldü. İspanya’dan Iban Perez 173 sayı ile en skorer oyuncu, ABD’den Clayton Stanley 23 ace ile en iyi servis atan oyuncu, Rusya’dan Maxim Mikhaylov 58.8 hücum yüzdesi ve 130 sayı ile en iyi smaçör, Küba’dan Robertlandy Simon set başına 1.05 blok ortalaması ve 39 blokla en iyi blokör, Sırbistan’dan Nikola Grbic en iyi pasör ve Almanya’san Ferdinand Tille en iyi libero seçildi. n

24 takımın katıldığı organizasyon erkek voleybolu takipçileri açısından gözlerin pasını silen bir turnuva oldu. Turnuvanın ardından Brezilya dünya sıralamasındaki birinciliğini korurken, Küba üç sıra yükselerek beşinciliğe yerleşti. Rusya’nın ikinci, ABD’nın üçüncü, Sırbistan’ın dördüncü sıradaki yerlerinde değişiklik olmazken organizasyonun ev sahibi İtalya beşincilikten altıncılığa düştü. Turnuvada final, üçüncülük ve klasman maçları sonucunda takımların sıralaması şu şekilde oluştu: 1. Brezilya 2. Küba 3. Sırbistan 4. İtalya 5. Rusya 6. ABD 7. Bulgaristan 8. Almanya 9. Arjantin 10. Çek Cumhuriyeti 11. Fransa 12. İspanya 13. Kamerun, Mısır, Japonya, Meksika, Polonya, Porto Riko 14. Avustralya, Kanada, Çin, İran, Tunus, Venezüella


ATHLETICS

MOTOR SPORLARI

SEZONUN GİDİŞATINI TAHMİN ETMEK ÇOĞU ZAMAN İMKANSIZDI. BUNA EN BÜYÜK KANIT DA “F1 TARİHİNİN EN GENÇ ŞAMPİYONU” (IN TIME SPORT’S YOUNGESTEVER CHAMPİON) ÜNVANINI ALAN SEBASTİAN VETTEL OLDU.

F1 2010 SON YARIŞI VE SEZON SONU

2010 Sezonunun son yarışı olan abu dhabı gp son yıllardaki yarışların arasında en fazla izlenme oranına sahip olandı. Heyecanlarla dolu yarış şaşırtıcı sonucuyla 2010 için güzel bir finaldi. HAZIRLAYAN BERK KÖKLÜ

22 ATHLETICS KIŞ 2011

KIŞ 2011 ATHLETICS 23


ATHLETICS

MOTOR SPORLARI

F

ormula 1’de 2010 sezonunun son yarışı yapıldı. Abu Dhabi Grand Prix’sinde damalı bayrağı ilk gören pilot olan Red Bull’dan Sebastian Vettel şampiyonluğunu ilan etti.v 2010 FIA Formula 1 Şampiyonası şimdiye kadarki en iyi sezonlardan biri olarak lanse edildi. Abu Dhabi, bu sporun şanlı ve uzun geçmişinde sadece bu sezonda başı çeken dört sürücüyü seyircilere izletti. Bu da beklentilerin oldukça üzerinde bir keyif verdi.Sezon içindeki acımasız 19 yarış boyunca Bahreyn’den Abu Dhabi’ye, Avustralya, Malezya, Çin, İspanya, Monako, Türkiye, Kanada, İngiltere, Almanya, Macaristan, Belçika, İtalya, Singapur, Japonya ve Brezilya’da hiçbir sürücü hakimiyeti kuramadı. Liderlik, Ferrari pilotu Fernando Alonso, Red Bull pilotu Mark Webber, McLaren pilotu Lewis Hamilton ve şampiyonluğu alan Red Bull pilotu Sebastian Vettel arasında inanılmaz bir çekişmeyle sürekli el değiştirdi.Sezonun gidişatını tahmin etmek çoğu zaman imkansızdı. Buna en büyük kanıt da “F1 Tarihinin En Genç Şampiyonu” (In Time Sport’s Youngest-Ever Champion) ünvanını alan Sebastian Vettel oldu. Abu Dhabi Grand Prix’ini podyumda birincilik kürsüsünde tamamlayan Vettel aynı zamanda

da sürücüler şampiyonluğunu ilan etmiş oldu. İkinci sırayı McLaren’dan Lewis Hamilton alırken, podyuma çıkan son isim yine McLaren’dan Jenson Button oldu. İlk turlarda Mark Webber ve Fernando Alonso’nun erken pit-stop yapması, şampiyonanın kaderini etkiledi. Ferrari pilotu Fernando Alonso, son sıçramayla sürücüler klasmanındaki yakaladığı liderliğini koruyamayarak. Renault’dan Vitaly Petrov’u bir türlü geçemedi ve yarışı 7. sırada noktalayarak hem şampiyonluğu hem de pilotlar şampiyonluğunu rakibine hediye etti.

MARKALARDAN SONRA PİLOTLARDA DA ŞAMPİYON RED BULL! Markalara klasmanında 469 puanla şampiyon olan Red Bull takımı, Sebastian Vettel’in altı yıllık geçmişine bu kadar kısa zamanda bir şampiyonluk, daha doğrusu “En Genç Şampiyonluk Ünvanı” nı katarak mucizevi şampiyonluğu ile sezonu çifte şampiyonlukla kapattı. Alman pilot 256 puanla şampiyon olurken, Fernando Alonso 252 puanla ikinci, Mark Webber 242 puanla üçüncü ve Lewis Hamilton 240 puanla dördüncü olmayı başardı. n

FERRARİ PİLOTU FERNANDO ALONSO, SON SIÇRAMAYLA SÜRÜCÜLER KLASMANINDA YAKALADIĞI LİDERLİĞİ KORUYAMAYARAK RENAULT’DAN VİTALY PETROV’U BİR TÜRLİ GEÇEMEDİ. ABU DHABI GP PİLOTLAR SIRALAMASI 1. S Vettel - Red Bull 2 L Hamilton - McLaren 3 J Button - McLaren 4 N Rosberg - Mercedes 5 R Kubica - Renault 6 V Petrov - Renault 7 F Alonso - Ferrari 8 M Webber - Red Bull 9 J Alguersuari - Toro Rosso 10 F Massa - Ferrari 11 N Heidfeld - BMW Sauber 12 R Barrichello - Williams 13 A Sutil - Force India 14 K Kobayashi - BMW Sauber 15 S Buemi - Toro Rosso 16 N Hulkenberg - Williams 17 H Kovalainen Lotus 18 L di Grassi - Virgin 19 B Senna - Hispania 20 C Klien - Hispania 21 J Trulli - Lotus 22 T Glock - Virgin 23 M Schumacher - Mercedes 24 V Liuzzi - Force India

24 ATHLETICS KIŞ 2011

KIŞ 2011 ATHLETICS 25


ATHLETICS YÜZME

13. AVRUPA KISA KULVAR YÜZME ŞAMPİYONASI Kasım ayında istanbul’da 13.Sü düzenlenen avrupa kısa kulvar yüzme şampiyonasında yüzücülerimizin kazandığı başarılar kadar Türkiye’nin bu konudaki ilgisizliği de göze çarptı. HAZIRLAYAN ECE UZCAN

26 ATHLETICS KIŞ 2011

ERKEKLER 200 METRE SIRTÜSTÜNDE KENDİSİNE AİT TÜRKİYE REKORUNU YENİLEYEN DERYA, ŞAMPİYONADA ŞU ANA KADAR FİNALE ÇIKAN İLK VE TEK TÜRK SPORCU OLDU.

KIŞ 2011 ATHLETICS 27


ATHLETICS YÜZME

Rosenberger, Türkiye rekoru kırdı. Erkekler 200 metre sırtüstünde kendisine ait Türkiye rekorunu yenileyen Derya, şampiyonada şu ana kadar finale çıkan ilk ve tek Türk sporcu oldu. Erkekler 50 metre serbest stilde Kaan Tayla ise yarı finale çıktı. Erkekler 50 metre serbestte Yılmaz Yiğit Tokman, Doğa Çelik, Can Anacak, 100 metre kurbağalamada Türkiye rekoru kıran Ömer Aslanoğlu ile Muzaffer Demirtaş, 200 metre bireysel karışıkta Serkan Atasay, 200 metre sırtüstünde Alp Yokay, Tayfun Konuralp, 100 metre kelebekte Nurettin Erhan, 400 metre serbestte Halim Lafçı, 4x50 metre karışık bayrak seçmelerinde de Orel Oral, Serkan Atasay, Ömer seçmelerinde de Orel Oral, Serkan Atasay, Ömer Aslanoğlu ve Kaan Tayla›dan oluşan Türkiye takımı elendi. Erkeklerde 200 metre sırtüstünde Volkan Atakan ise yarışmadı. Bayanlar 50 metre kurbağalamada Dilara Buse Günaydın ve Ceren Dilek, 100 metre sırtüstünde Gizem Çam, Nazlı Ege Çalışal, Gizem Yalı ve Cansu Buket Tokat, 200 metre kelebekte Türkiye rekoru kıran Yasemin Rosenberger ile Iris Rosenberger ve Melisa Akarsu, 200 metre bireysel karışıkta Ceren Dilek ve Gizem Bozkurt, 100 metre serbestte Burcu Dolunay elendi. Bu arada, 1970 doğumlu Serkan Atasay›ın şampiyonanın en yaşlı sporcusu olduğu bildirildi. Ayrıca ilk gün yapılan seçmeleri az sayıda seyirci tribünlerden izleyerek, yüzücülere destek verdi. Şampiyonayla ilgili diğer ayrıntılara gelecek olursak, sporculara avantaj sağlayan poliüretan boy mayolar son kez kullanıldı. Bu yüzden şampiyonada kırılacak rekorların 4-5 yıl kırılamayacağı bekleniyor. 2010’dan itibaren bayanlar dize kadar ve kolları açıkta bırakan sırtı açık mayolar giyebilecek. Erkeklerse yine diz ile bel arasında kalan bölümü kaplayan mayolar giyebilecek.

AVRUPA KISA KULVAR YÜZME ŞAMPİYONASI GİBİ BÜYÜK BİR ORGANİZASYONUNUN ÜLKEMİZDE GERÇEKLEŞTİRİLMİŞ OLMASI TANITIM AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİYDİ. TÜRKİYE’DE ÇOK SES GETİREMEMİŞ OLMASI ONUN HAK ETTİĞİ İLGİYİ ÇEKEKEMİŞ OLMASI YÜZMEYE VERDİĞİMİZ DEĞERİ GÖSTERDİ.

30. AVRUPA YÜZME ŞAMPIYONASI

G

eçtiğimiz sene yani 10-13 Aralık 2009 tarihleri arasında ülkemizde gerçekleştirilen 13. Avrupa Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası, Türkiye’deki yüzme branşına katkı sağlamasının yanında organizasyonla ilgili yetersizlikler ülkemizde yüzme branşına gerekli özenin gösterilmediğini ortaya çıkardı. Gerçek bir olimpik havuzun olmaması da buna bir kanıttı. 4 gün içinde Abdi İpekçi Arenası’na 26m x 25m 10 kulvarlı ve 15m x 25m 6 kulvarlı 2 portatif havuz kuruldu.Ülkenin en büyük basketbol salonu olan Abdi İpekçi Arenası’nın bir yüzme havuzuna dönüştürülmesi ve böylelikle Avrupa ve Dünya yüzme rekorlarının bir basketbol salonundan çıkması bir ilkti doğrusu. Avrupa Yüzme Birliği (LEN) ile birlikte yürütülen çalışmalar aslında ülkemizde gerçekleştirilecek olan 2012 Dünya Şampiyonasına da bir ön hazırlık oldu. Böylece daha başarılı bir organizasyon için eksikler tespit edilmiş oldu. 28 ATHLETICS KIŞ 2011

ŞAMPIYONA SÜRECI 42 Ülkeden 340 erkek, 290 da kadın sporcu katıldı. İlk gün sabah seçmelerinde erkekler 50 metre serbest stilde 1. seride yarışan Kaan Tayla, 21.95 derece yaparak ilk sırayı aldı ve yarı finale çıkmaya hak kazandı. İlk günkü seçmelerde 50 metre serbest stilde en iyi zamanlamayı yapan yarışmacı 20.80’lik dereceyle Fransız Amaury Leveaux›tu. Bunların dışında 20 sporcu yarı finale kaldı. İlk günkü seçmelerde 1 Dünya 1 Avrupa, ve 3 Türkiye rekoru kırıldı. Erkekler 4x50 metre karışık bayrak seçmelerinde Rusya, 1.32.08 ile Dünya rekoru kırdı. Eski rekor 1.32.91 ile İtalya›ya aitti. Erkekler 100 metre kurbağalamada ise Macar Daniel Gyurta 56.89›luk derecesiyle Avrupa rekoru kırdı. Eski rekor 57.11 ile Rus yüzücü Stanislav Lakhtyukhov›a aitti. Bayanlar 100 metre serbestte Hollandalı Inge Deker 51.85 ile şampiyona rekoru kırdı. İlk gün 22 Türk sporcudan sadece 2›si seçmeleri geçebildi. Derya Büyükuncu, Ömer Aslanoğlu ve Yasemin

Bu Avrupa Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonasından sonra geçtiğimiz aylarda Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de 30. Avrupa Yüzme Şampiyonası yapıldı. Bu şampiyonada yarı finale kalan tek yüzücümüz Derya Büyükuncu’ydu. 200 m sırtüstü yarı final yarışlarında serisinde 7. olarak turnuvaya veda etti. Diğer yüzücülerimizden bahsedecek olursak Buse Günaydın 50 m kurbağalamada klasmanda 24. olarak yarı finale kalmayı başaramadı. 50 m serbestte yarışan Burcu Dolunay 35. sırada kalarak elendi. 50 m serbestte yarışan Kaan Tayla da yarı finale kalamadan turnuvaya veda etti. Hep dile getirilen ama üzerinde çok da durulmayan amatör branşlarda bir devlet politikasına sahip olamamamız aslında neden bu durumda olduğumuzu da gösteriyor. Avrupa Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası gibi büyük bir organizasyonun ülkemizde gerçekleştirilmiş olması tanıtım açısından çok önemliydi. Bu tanıtımların birincisi ülkemizin dünyaya olan tanıtımıydı, ikincisi ise yüzme sporunun ülkemize olan tanıtımı. Buna rağmen bu organizasyonun Türkiye’de çok ses getirememiş olması KIŞ 2011 ATHLETICS 29


ATHLETICS YÜZME

30 ATHLETICS KIŞ 2011

KIŞ 2011 ATHLETICS 31


ATHLETICS YÜZME

önemli lise sınavına hazırlanması gerektiğiydi. Çevreden aldığı bu baskılar onun kendi kararlarını almasını iyice zorlaştırıyordu. Tabi ergenliğin getirdiği diğer sorunlardan hiç bahsetmeyelim...

EN ZOR SEÇIM

GİZEM AİLESİNİN, HOCALARININ, ARKADAŞLARININ VE ETRAFINDAKİ DİĞER HERKESİN KAZANMASI GEREKTİĞİNİ SÖYLEDİĞİ YEPYENİ BİR MARATONUN ORTASINDA BULUVERDİ KENDİNİ. BU ŞEKİLDE, İLK KEZ YÜZME VE OKUL ARASINDA BİR TERCİH YAPMAYA ZORUNLU BIRAKILDI. onun hak ettiği ilgiyi çekememiş olması yüzmeye verdiğimiz değeri gösterdi. Yüzme sporunun insana olan getirisi (sağlık , sporcu disiplini vs.) bu kadar barizken ülkemizde bunun hala yeterince önem kazanamamış olması çok üzücü. Üstelik yüzme olimpiyatlarda en önemli sporlardan biridir, eğer ülkemizin spordaki başarısından bahsetmek istiyorsak önceliklerden biri bu spor olmalıdır. Ülkemiz de çok da önemsenmese de çok önemli bir spor dalı olan yüzmeye daha çok yatırım yapılmalı ve gençlerin ilgisini bu dala çekmek için daha iyi politikalar uygulanmalı.

GIZEM’IN HIKAYESI Şimdi anlatacağımız hikaye aslında Türkiye’de sporcu olmaya çalışan pek çok gencin mücadelesini anlatıyor. Kahramanımızın adı Gizem ama o ülkemizdeki yüzlerce örnekten sadece biri ve eminim onda kendinizden çok şey bulacaksınız. Gizem’in spor hayatı aslında çok basit bir şekilde başladı. Henüz 7 yaşındayken, bir akşam ailece televizyonda rastgele açılmış bir kanalda yüzme yarışlarını izliyorlardı. Babası henüz yüzmeyi bile öğrenmemiş Gizem’e dönüp ‘’Sen de böyle olmak ister miydin? Seni bir yüzme kulübüne yazdıralım mı?’’ diye sordu. İşte Gizem’in engellerle dolu yüzme hayatı böylece başlamış oldu. Gizem ilkokul ve yüzmeye aynı anda başladı. İkisini bir arada yürütmek o zamanlar 32 ATHLETICS KIŞ 2011

çocuk oyuncağıydı, ikisi de daha başlangıç aşamasındaydı ve ikisi de Gizem’e ağır gelmiyordu. Hafta içi okuluna gidip gelirken, hafta sonları da yüzmeye gidiyordu. Antrenmanlarını hiç aksatmadan devam eden Gizem 4-5 yıl içinde kendini geliştirdi, minik de olsa başarılar elde etti, bu şekilde yüzmeye olan ilgisi ve motivasyonu daha da arttı. Yavaş yavaş yoğunlaşmaya başlayan okul temposu hala sorun değildi çünkü henüz düşünmesi gereken önemli durumlar yoktu örneğin lise giriş sınavları. Ne yazık ki bu rahatlık uzun sürmedi, çünkü Türkiye’de yaşayan her çocuk gibi Gizem de eğitim sistemimizin zorunlu kıldığı lise giriş sınavlarının telaşına kapıldı. Arkadaşları gibi o da bir dershaneye yazıldı, Birkaç özel ders devreye girdi vs... Kısacası Gizem ailesinin, hocalarının, arkadaşlarının ve etrafındaki diğer herkesin kazanması gerektiğini söylediği yepyeni bir maratonun ortasında buluverdi kendini. Bu şekilde, ilk kez yüzme ve okul arasında bir tercih yapmaya zorunlu bırakıldı. Bu süreçte ikisi arasında iyi kötü bir denge kurmaya çalıştı, ama bu oldukça zor ve yorucuydu ve iç dünyasında ilk defa geleceği hakkında farklı çatışmalar yaşamaya başladı. Yüzücülüğün Türkiye’de bir meslek olamayacağı fikri oldukça sık yüzüne vuruluyordu ve bu durumda yapması gereken doğru hareket okula, derslere ve tabi ki öncelikli olarak şu çok

Gizem bu zorlu süreçte ortalama bir liseyi kazanmayı başardı. Lise döneminin ilk 2 senesinde bir rahatlama yaşadı çünkü liseyi henüz kazanmıştı ve bir sürede yüzmeye tekrar yoğunlaşabilme fırsatı buldu. Bu dönemde Türkiye çapında birinciliklere ve rekorlara imza attı. Tam bu kadar yükselmişken Gizem’in yüzme kariyerine 2. darbe yine eğitim sisteminden geldi. Lisenin 3. senesinde hızlanmaya başlayan üniversiteye giriş sınavı bu sefer lisedeki ders temposundan da ağırdı. Bu şartlar altında Gizem yıllarca emek verdiği ve çok sevdiği yüzmeyi tercih ederek başta ailesi olmak üzere etrafındaki herkesi de karşısına almış oldu. O senenin sonunda hiç olmadığı kadar yorulan Gizem son senesinde mücadelesinin daha da zo rlaşacağını anlamıştı. Artık tam bir yol ayrımındaydı, iyi bir gelecek için ikisini yürütmesi imkansızdı çünkü Gizem iki tarafa da gereken özeni gösteremiyordu. Bunun için birinden birini seçip ona yoğunlaşmalıydı. Yüzmeye olan tutkusuna rağmen çevreden etkilenmemek imkansızdı ve yüzmenin bu ülkede ona hiçbir şey getirmeyeceği çok açık bir şekilde vurgulanıyordu. Tüm bunların sonucunda Gizem yüzmeyi profesyonel olarak devam ettirmekten vazgeçip tamamen derslere verdi kendini. Evet belki Gizem iyi bir üniversiteyi kazandı ama hayatında severek ve gerçekten iyi yaptığı bir sporu, belki de çok iyi yerlere gelebilecek durumdayken yarım bırakmanın burukluğunu hayatı boyunca yaşayacaktı. Aslında Gizemin durumu üzücü gibi görünse de o şanslı olanlardandı! En azından diğer ailelere göre spora önem veren bir aileye sahipti. Yıllarca devam ettiği bu spor ona bir sporcu disiplini kazandırmıştı, ki bu da çok önemli bir şeydi. Her şeyden önce İstanbul›da yaşıyordu ve yüzme imkanı vardı. Hala pek çok ilimizde yüzme havuzu bile yok. Bırakın yüzme havuzunu, toplum olarak spora verdiğimiz önem ne kadar? Önce bunu sorgulamalıyız. Sınav diye o kadar çıldırmış durumdayız ki beden eğitimi derslerinde bile artık öğrencilere ‹›Oturun ders çalışın, test çözün. Ne gerek var spora!›› deniliyor. Kısacası böyle bir durumda Gizem›in bu kadar bile devam ettirebilmesi mucize doğrusu... Yapılması gereken şeye gelirsek, önce toplum olarak zihniyetimizi değiştirmeliyiz. Sporu artık hayatımızın bir parçası haline getirmeli ve onu gereksiz bir hobi olmaktan çıkarmalıyız. Türk toplumu olarak spordan anladığımız tek şey ‹›Futbol›› olmamalı. Bu konuda gelecek kuşakları bilinçlendirmeliyiz ki spor onlar için vazgeçilmez bir alışkanlık olsun. Onları spordan vazgeçirmeye zorlayacak durumları yaratmaktansa onları teşvik edici politikalar uygulanmalı. Gençleri sadece tek bir yönden geliştirmek onlara iyilik değil! Herkes bunun farkında olmalı. n KIŞ 2011 ATHLETICS 33


ATHLETICS RÖPORTAJ

DERYA BÜYÜKUNCU HAVUZUN EFENDISI, YÜZMENIN ESKIMEYEN YÜZÜ

Derya Büyükuncu 15 yaşnda dünya rekortmenini geçerek Amerika’da 1. oldu ve oradaki rekoru hala kırılamamış bir rekordur. Gençlerde Avrupa Şampiyonu olmuş ilk Türk sporcudur ve İngiltere’de de Avrupa rekoru kırmıştır. HAZIRLAYAN KAAN ÖKTEN HÜSEYİN ŞENGÜL

34 ATHLETICS KIŞ 2011

Bize kendinizden bahseder misiniz? 1976 doğumluyum.5Yaşında sadece boğulmuyayım yüzmeyi öğreneyim diye yüzmeye başladım. Sonra beni yeteneksiz buldukları için yüzmeyi bıraktım. Bir süre karete yaptım. Benden bir kaç yaş büyük bir ablam var. Onla beraber yüzmeye başlamıştık. O devam etti. Sonra o kendisini geliştirip madalyalar kazanmaya başladı. Ablam evimize madalya getirince tabi bende de hırs oldu. O kadar küçük yaşta bu durum çok büyük geliyor insana. Sonra ben yüzmeye tekrar başladım. Yüzmeyi gerçekten öğrenmeye başladıkça sevdim. İlk 9 yaşında milli oldum. Gene 9 yaşında Türkiye rekoru kırdım. İlk milli oluşumda Bulgaristan’da Balkanlar Yaş Gruplarında 12 yaşlarla yüzdüm. 3. oldum. Kendinizi en başarısız bulduğunuz branş nedir? En kötü branşım kurbağalama. Çok büyük başarılara imza attınız. Bu başarının sırrı nedir? Çok çalışan bi çocuktum ben iyi çalışıyodum. Yani bu belki insanın içinden gelen bişey. Bilmiyorum belki de küçükken bana öğretildi. O yaşta bir madalya alsan, başarın olsa, rekor kırsan sana teşvik oluyor. O yaşta bilmiyosun herşey sana teşvik oluyor. Böyle böyle ben milli oldum ilk Uluslar arası madalyamı aldım. Türkiye rekorları kırmaya başladım.Benden büyük yaşların rekorlarını da kırmaya başladım. Bu tabi isteğimi arttırdı. Daha da iyisini yapmak istedim.. Motivasyonumu bu şekilde sağladım. 13 yaşında Türkiye ve Avrupada 1yıl içerisinde 31 tane rekor kırmışsınız. 31 rekor nasıl gerçekleşti hem de 1 yıl içersinde? Şöyle hani sene başında sallıyorum şubat ayında yarış oluyor, sen rekor kırıyorsun kelebekte mesela. 2ay sonra bir yarış daha oluyor sen kırdığın rekoru bir daha kırıyorsun. Sonuçta 25metre havuzları var 50metre havuzları var. Onların ayrı ayrı rekorları var ve ben o dönemde bütün branşların rekorlarını kırıyordum. Hatta bilmiyorum 31den daha fazla rekorum var galiba 1sene içerisinde. 14 yaşında dünya liseler arası yarışmalarda şampiyon oldunuz. 200Metre sırtta bir dünya şampiyonusunuz ve bu ünvanı alan ilk ve tek Türksünüz.bu nasıl bir duygu? İlk önce çok güzel bir duygu tabi.ilk defa büyük bişey başarıyorsun. Ülkeye bu başarıyı kazandırıyorsun. Kendine bu başarıyı kazandırıyorsun o kadar emek veriyorsun ve şu ana kadar olan sürece baktığımızda zaten hep bir seviyede durmaya çalışıyorsun. Hani 20sene 30sene neyse yani bence o zaten dünya veya a vrupada başarı kazanmaktan daha önemli. Yani 1-2 başarı kazanıp sonra devamı gelmezse tamam başarı kazandın

ama niye devamı gelmedi dersin. 14 yaşında çok büyük bir onur bir ilk olmuş ve tarihe geçmişsin. Tarih seni yazacak bundan sonra da. Ama ben şeyden daha çok gurur duyarm. Ben 25senedir milli takımdayım. O seviyede sürdürmek bana daha çok gurur ve onur veriyor. Ben 5 olimpiyata gittim. İnşallah 6.ya gidicez ve bu dünyada tek olucak. Dünya tarihinde tek olucak yani o seviyeyi tutturmak orda kalmak o motivasyonu sağlamak. Yani 1olimpiyata gitmiş bile olsan büyük olay. 1999’da Lizbon’da 100metre sırt 2.liği ve 2000 yılında da dünya ve avrupa 3.lüğü. Yani sonuç olarak zaten kırılmadık rekor bırakmamışsınız bunun üzerine Avrupa 2.liği ve dünya 3.lüğü ekleniyor. Bu nasıl gerçekleşebiliyor? Çok klişe olucak yani çalışmak inanmak ama işin ters tarafı ise bunları başarırken yanında kimsenin olmaması zaten. Bence o daha büyük bir başarı. Çünkü ne sana yardım eden var, ne maaş veren var. Kimse yok yani madalyalar çok önemli tabiyki. Sonuçta sen kariyer yapıyosun, ülkene ilk defa birşeyler kazandırıyorsun. Ama işte farkına varıyolar mı varmıyolar mı? 2003 yılında mesela hiç yarışmamışsınız niye yarışmadınız yani sebebi nedir?özel bi nedeniniz mi vardı? Yok bıkmıştım.

Peki neden? Desteğin eksik olmasından. Tamam hani 2003e kadar gidelim 18-19 yıl milli takımdayım ülkem için inanılmaz reklam yaptım her zaman ilkleri başardım ama ona rağmen sana ilgi gösterilmiyor, sana sponsor olunmuyor. Niye niye niye die sormaya başlıyorsun kendine. Zaten psikolojik bir savaş var. Kendim psikolojik bir savaş veriyorum. 2009 yılında Avrupa Şampiyonası İstanbul’daydı. Siz 33yaşında bir sporcu olarak Türkiye rekorunu 3saniye geliştirdiniz. 1.51.08e çektiniz. Bunun için ne söyleyebilirsiniz sonuç olarak 33yaşındasınız sporun da bir yaşı vardır derler siz bunun tersini ispatladınız. Bence o türk insanının sporu anlamamasndan kaynaklanıyor. Mesela insanlar bakıyo 25-30 yaşındasın spor yapıyorsun ve hala spor mu yapıyorsun diyolar. Abi yapabiliyorsan yapacaksın sen yapamıyorsun diye ben de mi yapmayacağım? 3Sn yani az da değil hem de 33 yaşında. 3sn dilekolay tabi canım. 3sn bir hayat ya yüzmede. Günümüzde Türkiye’de yüzme ne durumda? Yüzme Türkiye’de çok zayıf. Önce sistemin değişmesi lazım. Ben insalara değil sisteme karşıyım. Yani baktığımızda 20senedir Amerikada’yım yüzmeden falan çok arkadaşım var. Sistemin ne olması gerektiğini biliyorum. Bizim ülkemize ba

DERYA BÜYÜKUNCU:5KEZ OLIMPIYATLARA KATILDIM. NASIP OLURSA 6. YA GIDECEĞIM BU DÜNYADA BIR ILK OLACAK. BUNUN NE ANLAM IFADE ETTIĞINI ÜLKEMIZDE KIMSE ANLAMIYOR. BU TÜRKIYE’DE DEĞIL DE AVRUPA VEYA AMERIKA’DA YAŞANSA NE KADAR ÇOK REKLAM YAPACAKLARINI DÜŞÜNEBILIYOR MUSUNUZ?

KIŞ 2011 ATHLETICS 35


ATHLETICS RÖPORTAJ

DERYA BÜYÜKUNCU:5KEZ OLIMPIYATLARA KATILDIM.NASIP OLURSA 6. YA GIDECEĞIM BU DÜNYADA BIR ILK OLACAK. BUNUN NE ANLAM IFADE ETTIĞINI ÜLKEMIZDE KIMSE ANLAMIYOR. BU TÜRKIYE’DE DEĞIL DE AVRUPA VEYA AMERIKA’DA YAŞANSA NE KADAR ÇOK REKLAM YAPACAKLARINI DÜŞÜNEBILIYOR MUSUNUZ?

kıyoruz bir kere sporu sevmiyoruz. Sadece futbol ve basketbol var. Bize amatör diyorlar ancak ben hepsinden daha profesyonel yarışıyorum. Bizim lakabımız amatör sporcu eyvallah ama bizim işimiz çok daha zor. 1kere bireysel. 2.si yeteri kadar destek yok. Ama sisteme baktığın zaman ne yeteri kadar antrenör var iyi antrenör diyorum, ne tesis ne altyapı ne ilgi hani. Türkiye Şampiyonası bu yaz trübünler bomboştu çok üzücü. Sadece futbol ve basketbol seviyoruz diyorsunuz? Evet. Mesela 2tane kurbağaya sarı kırmızı, sarı lacivert forma giydir.şurda 50bin kişi toplanır. İşin garipliği bu yaz Türkiye Şampiyonası’nda insanlar “aa bu Türkiye Şampiyonası mi diyor. Genelde seyirciler de yarışmacıların tanıdıkları oluyor. “Aaa Türkiye Şampiyonası varmş gideyim yüzeyim veya izliyeyim diyen yok. 15-20 sene evvel trübünler tıklım tıklımdı artık hiç birşey yok. Peki bu durumu nasıl deiştirebiliriz? Halkı yüzmeye nasıl teşvik edebiliriz? 1.si havuz yapılmalı. Çok klişe birşey var bana 20senedir soruyolar. 3tarafımız denizlerle çevrili niye yüzücü çıkmıyor derler. Yani ne alakası var ya 3 tarfın denizlerle çevrili de denizde antreman yapmıyorsun ki. Yani sana havuz lazım koskoca İstanbul diyoruz nerede havuz var? Hepsi elle sayılır miktarda. İstanbul’da mesela sporcu olarak baktığımızda 50metrelik havuz istiyorsam şuraya gitmem lazım trafiği mesafesi çok yorucu. Yurtdışına baktığında yaklaşık bizden 20kat daha fazla havuzları var. İlk önce havuz lazım. Havuz yoksa yüzme sporu da yok zaten. Değişik illerde de çok havuz var belki ama bakım yapılmıyor, dökülüyor. Bomboş hiç birşey yok insanlar da gitmiyorlar tabiyki niye gitsin yani? Derya Büyükuncu nasıl antreman yapar programı nedir? Ben zaten tek başıma antreman yapıyorum. Yanumda kimse yok. Ben tek gidiyorum kimse yok. Kimseyle konuşamıyorum. O başlı başına büyük bir olay başka sporcu 1000metre yüzer çeker gider yani. Duvarda oturuyorsun kendi nefesinden başka birşey yok yani kimse yok. Çok sıkılıp lanet olsun deyip bıraktığınız oldu mu hiç? Tabiyki yani o zaten herkesin başına gelir. Çünkü herkesin iyi ve kötü günü vardır. O dönemlerde önemli olan kendini itmek yani yarışta kötü hissedersen ne yapacaksın vücuduna onu da alıştırman lazım. Tabi benim de çok sıkıldığım anlar oluyor kötü hissettiğim oluyor. Doğal bunlar ama ben yine de devam etmeye çalışıyorum kendimi motive ediyorum.

Kendinizi rahatlatmak için bir düşünceniz toteminiz var mı ? Benim çok düşüncelerim var işte. Çünkü diyorum ya tek başımayım ve düşünecek çok vaktim var çok şey düşünüyorum. Acı çektiğimde yine öyle birşeylere odaklanıyorum. Totemim yok ya gelirse aklıma söylerim ama. Baatıl inancı olan çok sporcu var da benim yok. Mutlaka uğur olayı var da bende yok. 2004 yılnda yapılan araştırma sonucunda haftada 8tur 3ağırlık ve yaklaşk 45 km yüzüyormuşsunuz. Doğru mudur? Doğrudur. Benim her antremanda 6km yüzeceğim gibi birşeyim yok. Bazen 3 yüzerim bezen 6 yüzerim. İlk milli olduğunuz dönemlerde eski sırtüstü rekormenini örnek alıyormuşsunuz. Doğru mu örnek aldığınız birisi var mı? Sporda yok. Genç yaşlarda iyi yüzücüler nasıl yüzüyorlar ne yapıyorlar bakıyorsun tabi ancak sporda örnek aldığım birisi yok ama hayatta var ATATÜRK. Üst üste 5defa olimpiyat ve önümüzdeki sene nasip olursa 6.sı dünyada tek Guinness Rekorlar Kitabına gireceksiniz. Bu nasıl bi duygu? İnşallah olacak. Olursa da madalya alırsın alamazsın o başka bir konu ama başta dediğim gibi zaten o seviyeyi o kadar uzun süre tutmak önemli olan. Kendi kendime o motivasyonu sağlamak. Onca süre buna devam etmek zaten olay ki 5olimpiyat müthiş zaten. 6 yani ben bile anlamıyorum ne olduğunu ancak ben bunun da anlaşılmasını istiyorum Türkiye için nasıl bir reklam oluduğunu kimse anlamş değil. Belki geç anlayacaklar. Belki de 6. olimpiyatınız dünyada rekor olma dolayısıyla ülkede artık yüzmeye olan desteğin artmasına sebep olacaktır. Acaba destek verilse neler olur derler yani. Aslında ben 25 senedir onu diyorum gazeteleri açıp baktığımda hep aynı şeyleri diyorum ben. Bu kadar şey yaptım bir destek olsanız daha neler olur yani bu kadar yanlışı insanların yüzüne vurmaya çalışıyorum. Doğruları söylüyorum ben yalan söylemiyorum ama bunların hepsini benim arkamdan gelen nesiller çekmesin diye yapıyorum. Yani tabiyki ben o başarıları kendim için de yaptm ancak Türkiye için de yaptım, arkamdan

gelenler de yapabilsin. Onun anlaşılması lazm zaten. Ama 6. olimpiyat mesela Amerika veya Avrupa’dan biri tarafından başarılsa onların yapacağı reklamı düşünebiliyor musunuz? Bizde bunun da eksikliği çok fazla. Siz tabiyki çok başarılısınız ama eleştirmenler nedense sizin başarınızı değil de mesela 5. oldunuz niye 3. olmadı niye 1. olmadı diyolar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Destek verdi mi ki? Zaten 20senedir söylemek istediğim o. Ben başarılıyken herkes memnun yüzme iyi. Ama ben kötü yüzünce ben kötü oluyorum. Sen nasıl kötü yüzersin diyorlar. Ama ben de cevap veriyorum: insalık hali kötü yüzebilirim ama sen ne yaptın ki ben başarılı olayım, ne verdin ki yani? Onun beni değil, benim onu eleştirmeye hakkım var. Türkiye’de mantelite çok farlı. Destek vermeden başarı istiyorlar. Bir de Derya Büyükuncu ne başarısı var diyorlar yani gir internete arat bak. Onu çekeyemen insan kötülüyor zaten. Belki eskiden yüzmüş başarılı olamamış insan söylüyor. Malesef ülkenin durumu böle Medyayayı spora karşı ilgili görüyor musunuz? Gazeteye baktığımızda %98 futbol ya şu futbolcu antremana katılmadı, şu düzkoşu yaptı. Diğer sporcuları niye yazmıyolar ki? Derya bugün teknik çalıştı, yarın ayak üzerine çalışcak gibi. Televizyona bakıyorum spor bülteni diyorlar ama sadece futbol yani neden futbol bülteni demiyorlar ki? Avusturalya ya baktığımızda yüzme sporu 1 numara yani 1numara. Bütün sporlar var ama yüzme 1 numara. Derya Büyükuncu şu an bir kulüp adı altında yüzmüyor eskiden Galatasaray’daydınız Neden ayrıldınız? Evet tek başıma yüzüyorum da buraya geldiğim zaman Galatasaray ile yüzüyorum ama Galatasaray ile antreman yapmıyorum Galatasaray’ın hocalarıyla da antreman yapmıyorum. Yüzme dışındaki hobileriniz nelerdir? Basketbol oynamayı, kitap okumayı ve sinemaya gitmeyi severim. Denizin yanında olmayı da çok seviyorum. Yengeç burcuyum ondandır belki. Zaten bunlardan başka bir aktivititeye enerji de kalmıyor vakit de kalmıyor. Yok böyle bir dansa adlı yarışmaya katıldınız. Derya Büyükuncu’yu televizyonda görmeye alışık değiliz. Sizi bu programa çeken neydi? Zaten ilk teklif geldiğinde çok şaşırdım. Amerika’yı aradılar mesaj bıraktılar geri

DERYA BÜYÜKUNCU: BEN HENÜZ SPORU BIRAKMADAN ADIMA KIBRIS’TA YARIŞLAR DÜZENLENDI VE KENDI ADIMA DÜZENLENEN YARIŞLARDA YÜZDÜM. ÇOK ŞANLSIYIM. ANCAK NE YAZIK KI BU YARIŞLARI BENIM KENDI ÜLKEM TÜRKIYE DÜZENLEMEDI.

36 ATHLETICS KIŞ 2011

KIŞ 2011 ATHLETICS 37


ATHLETICS RÖPORTAJ

DERYA BÜYÜKUNCU: KIMSE BANA DESTEK VERMEZKEN BEN IYI YÜZÜNCE HERKESIN BAŞARISI OLUYOR AMA INSANLIK HALI BEN KÖTÜ YÜZÜNCE TEK SUÇLU BEN OLUYORUM. BEN BUNDAN RAHATSIZIM. 20SENEDIR BU DURUM BÖYLE BENIM DIŞIMDA BAŞKASI OLSA ÇILDIRMIŞTI VEYA KATIL OLMUŞTU. BÖYLE ŞEYLERLE UĞRAŞMAK HERKESIN HARCI DEĞIL ÇOK GÜÇLÜ BIR KARAKTERININ OLMASI LAZIM. anlattırlar işte çocuklar hayır için yapılcak falan diye. Çok şaşırdım çünkü hiç dans yapmamıştım. Ama sevdiğim birşey bu yüzden olur dedim. Öyle başladı iyi de gidiyor ancak dans tecrübem yok. Seviyorm öğrenmeyi de kavramayı da beceriyorum sanırım.biraz da yetenek var sanırm. Kendime rakip olarak Nouma’yı görüyorum iyi gidiyor o baya ben iyi yaptım ilk hafta 1-2 hata oluyor tabi juri malesef az puan verdi. Halkımızın oylarıyla inşallah daha devam eder inşallah elenmeden devam ederim sonuçta çocukların hayrı için yapılan birşey ve çok eğlenceli. Peki yüzme olmasaydı bunu yapardm dediğiniz bir spor dalı var mı? Atletizm. Gerçekten atletizmi seviyorm çok branşı var şimdi yüzmede sadece 4tane var bir

38 ATHLETICS KIŞ 2011

tanesinde bir tarafından yapabilirsin gibime geliyor. Ama atletizm çok iyi zaten Türkiye’de de gelişmiş dünyada da tanınan bir spor. Son 10 senedir özellikle büyük gelişim yaşandı. Atletizme baktığmızda mantelite olarak da yüzmeye göre gerçekten çok gelişmiş. Bakış açısı olarak benim gördüğüm kadarıyla sporcularına çok daha fazla ilgi gösteriyolar . Onun için atletizm diyorum. Malesef şu an yüzme ile aralarınla uçurum var. Amerika’da antrenör yardımcısı olarak çalıştınız. Nasıl bir tecrübeydi? Amerika’nın milli takım antrenörünün yanında çalştm. Baya şey örendim zaten baya biliyordum kendimi geliştirdm. Yüzerken olaya sporcu olarak bakıyorsun ama dışarı çıktığında antrenör olarak görüyorsun aradaki farkı görüyorsun. Bu herkese nasip olmayan birşey hem sporcu hem antrenör olmak güzel birşey. Sözlüklerden kendinizi takip ediyor musunuz? Sözlükler beni pek sevmez kötülerler. Kötüleyen de var ancak tam tersi de var. Mesela hakkınızda Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi sporcusu diyen de var. Ayrıca gene sözlüklerde en büyük hayalinizin Galatasaray’a başkan olmak yazıyor doğru mu? O tartışılır tabi gerçekten çok iyiler geldi geçti. Başkanlık ise çok ilersi yani kafamda kuramıyorm o kadar da zor birşey yani geçrekten kolay birşey değil. Kısmet tabi ama en büyük hayalim o mu en büyük hayalm değil. Benim en büyük amacım Türkiye’ye yardım etmek ülkemi geliştirmek, arkamdan gelenlerin önünü açabilmek en büyük hayalim bu. O kadar tecrübem ve bilgim varken bunları kullanmam lazım. Yüzmeye gerçekten gönül vermiş hayatını buna adamak isteyen bir öğrenci gelse ona ders verir misiniz? Tabiyki düşünülür yani nie düşünülmesin sonuçta ülkene ve sporcuya yardım ediyorsun. Ama bunun dışında çok farklı sistemler var, yöneticiler var, prosedür var. Mesela ben şimdi antrenör olsam bu sistem beni de öğütür, bana hiçbirşey yaptırmaz. Öyle bir geleceksin ki kendi sistemini kuracaksın, kendi isteklerini yaptıracaksın ancak öyle başarılı olursun 20-30 yıldır zaten birşey değişmiyor hiç birşey değişmiyor. İnsanlar değişiyor sistem hep aynı. Peki size antrenörlük teklifi Amerika’dan gelse kabul eder misiniz? Sonuçta onların sistemleri farklı. Tabiyki sistem farklı. Onu gerçekten düşünmek için süre isterim. Çünkü öncelikli olarak ülkem için birşey yapmak istiyorum. Ülkemi geliştirmek istiyorum ki onlar zaten gelişmişler arada büyük fark var bu farkı kapatmamız lazım. Peki biz Boğaziçi Üniversitesi Spor Kurulu ola-

rak öğrenciyi spora çekmek için ne yapmalıyız üniversite sporunu geliştirmek için öğrenciyi nasış teşvik edebiliriz? 1.si üniversitelerde spor yapana burs vermek gerek yani ne kadar iyi sporcusa o kadar burs verilmeli. En büyük motivasyonlardan bir tanesi budur sporcu için. Ben Amerika’da okudum, burslu okudum ama kendi bursumu kendim kazandım. İyi yüzüyorum diye bana ne Türkiye burs verdi, ne kulüp burs verdi. Ben gittim çalştım Amerika’da en iyi oldum. Ben gezegende nereye gitmek istesem bana tam burs verecekti. Benim lisedeki son senemi bilmeniz lazım kimse bilmez bunu. Ben o kadar ilgiden dolayı telefonumu deiştirdim. Bütün üniversiteler yığınla teklif sunuyor, Amerikadaki bütün okullar müthiş birşeydi yani Türkiye’de o eksik Türkiye’de sporcuyu motive edecek birşey eksik ve gerçekten spordan anlayan antrenör eksik. Antrenör şart mı diyorsunuz? Türkiye’de çok antrenör var ama iyi mi vizyonu nasıl, öretirken nasıl öretiyor? Sen ufakken yanlış öretirsen onu değiştirmek artık çok zor yani benim kendi stilimi deiştirmem 15yaşındaki birisine göre çok daha zor. Malesef o eksiğimiz var ya da antrenör sen yap diyor gidiyor öyle şey olabilr mi.? Yaşayan bi sporcu adına, sizin adınıza, Kıbrıs’ta bir yarış yapıldı. Bu size ne hissettirdi? Yani evet bence müthiş bir onurdu. 13 tane ülke katıldı ve ben kendi adıma olan yarışta yüzdüm. Ya ölünce ya da sporu bırakınca birisi adına yarış yapılır. Ben çok şanslıyım. Bunu Türkiye yapmadı işin kötü yanı evet bu yarışları Türkiye yapmadı. Her yarışa siz gidiyorsunuz. Seribaşı hep Derya Büyükuncu. Bundan dolayı rahatsızlıkduyuyor musunuz? Bütün branşlarda yarışlara katılmak için baraj istenir. Her seferinde benden başka geçen yok barajı. Son Avrupa yarışında benden başka hiç kimse barajı geçemedi. Önümüzdeki Avrupa ve Dünya şampiyonaları için kadro var ama benden başkası barajı geçemedi. Ancak Uluslar arası Olimpiyat Komitesi’ne sunulan sporcuya bursu tanımadığım baraj bile geçemeyen birisine verdiler. Sürekli ben katılıyorum demek ki hakediyorum ki katılıyorm, barajı geçiyorm, ülkemi temsil ediyorum çok güzel birşey. Beni rahatsız eden şey ben kötü yüzünce nasıl kötü yüzer oluyorum herkes eleştirmeye başlıyor kimsenin suçu yok tek benim suçum oluyor. Ben iyi yüzünce herkesin başarısı oluyor ben bundan rahatsızım. 20Senedir bu durum böyle benim dışımda başkası olsa çıldırmıştı veya katil olmştu böyle şeylerle uğraşmak

2003 YILINDA DESTEĞIN EKSIK OLMASINDAN DOLAYI 1SENE YARIŞMADIM. 18-19 YILDIR MILLI TAKIMDAYDIM, ÜLKEM IÇIN INANILMAZ REKLAM YAPTIM. HER ZAMAN ILKLERI BAŞARDIM AMA ONA RAĞMEN BANA ILGI GÖSTERILMIYOR, BANA SPONSOR OLUNMUYOR. BEN DE BU PSIKOLOJIK SAVAŞ IÇERISINDE BIKTIM VE 2003 YILINDA YARIŞMADIM. herkesin harcı değil çok güçlü bi karakterinin olması lazım. Hiç ciddi bir sakatlığınız oldu mu? O yönden çok şanslyım yüzmeye uzun süre ara vereceğim bir sakatlığım olmadı. Çok dikkat ediyorm kendime. Çok dikkatli ve profesyonel yaşıyorum. Tabi arada hani ben de eğlenmek istiyorum, onu da yapıyorum, insanlık hali arada deşarj olmak lazım. O da motivasyon sağlıyor sonuçta ama sakatlık konusunda çok şanslıyım. İnşallah nazarınız da değmez. Önümüzdeki ilk yarışlar ne zaman? Kasım ayı sonundaki Avrupa Şampiyonası Hollanda’da. Derece bekliyor musunuz? Avrupa 5.liğinizi geliştirebileğinizi düşünüyor musunuz? Sporda herşey mümkün. O senin gününe bakıyor, rakiplerinin gününe bakıyor. Nasıl hissettiğin çok önemli herşey olabilir 1. de 8. de 5. de olabilirim. İnşallah geçen seneden daha iyi olur. Beslenmenize çok dikkat eder misiniz? Evet çok dikkat ederim. Çok dikkat ediyorum sonuçta 33 yaşındayım. Yaş ilerledikçe daha çok dikkat etmen gerek. Yüzerken çok efor sarfediyorsun. Beslenme de çok önemli tabiyki.

Ona göre şeyler yemeye çalışıyorum, sağlıklı beslenmeye çalışıyorum. Tabi arada bu kurala uymuyorum motivasyon olsun diye ancak mümkün olduğunca dikkat ediyorum. Özel yarışlarda giydiğiniz size özel mayonuz var mı yoksa sürekli değiştiriyor musunuz? O küçükken vardı şimdi mayolar değişti artık. Bazen giyerken yırtılıyor öyle mayolar değişiyor. 2008 olimpiyatlarında üretilen bir mayo var. Üretildi, kullanıldı, her yarışta bir rekor kırıldı sonra kaldırıldı. Sizce iyi mi yoksa kötü mü oldu? Tabiyki yüzücüye yardım eden mayolar onlar. Sonuçta yorulduğunda yüzücü aşağıya düşüyor, batıyor. Yorulduğunda seni yukarda bir tutan mayoydu o. Pnun kaldırılma sebebi zaten çok fazla derece geliştirilmesi değil. Ancak artık rekorlar çok zor kırılacak. Çok rekor kırıldı diye kaldırılmadı mayolar. Herkes eşit olmadığı için kaldırıldı. Bazı ülkeler zengin bu araç gereçleri sağlıyorlar, bazıları sağlayamıyorlar. O eşitsizlikten dolay kaldırıldı. Bence kaldırılmamalıydı insanoğlu hep ileri gitmek istiyor. Yüzmede de mayo yaptılar teknolojiyle ve bugün şimdi elindeki teknoloji kullanılmıyor. Hepimizin amacı

geliştirmek yani daha hızlı yüzmek. Sizce sporcu hata yapabilir mi? Michael Phelps uğuşturucu bağımlısı mesela. Yanlış bir hareket tabiyki ama yüzme sporu bu hatayı telafi edebilir mi? Edebilir tabi yani sonuçta adam partiye gitmiş orda zaten aptalca birşey bu. Sponsorlar kendilerini çekti ama. 15sene önce olsa böle birşey olsa inanmazlar kanıtlama imkanın da olmayacak ama şimdi bakıyorsun her tarafta kamera, telefon yani orada dikkatli olmak gerek. Madem birşey yapıyorsun kendi başına yapacaksın. Dünya yüzme bunu kaldırabilr mi evet kaldırmış ki adam şampiyon. Hiç yanlış branş seçtiğinizi düşündüğünüz oldu mu? Olmadı. Çünkü bir yaşa geldiğin zaman zaten kendisi öne çıkıyor. 1 veya 2 tanesi o biraz da yeteneğe bakıyor. Şu anda da 3tane branştayım. Belki 14-15 yaşındayken birazcık ayrılma oldu sırt biraz daha fazla gelişti öyle devam etti. Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür eder ve kariyerinizin başarı ile devam etmesini temenni ederiz. Ne demek canım ben teşekkür ederim. n

KIŞ 2011 ATHLETICS 39


ATHLETICS

RÖPORTAJ

GENÇ YÜZÜCÜ HASAN EMRE MUSLUOĞLU

22. Boğaziçi Kıtalararası Yüzme, Kürek ve Kano Yarışları, 750 yüzücü, 250 de kürekçi ve kanocunun katılımıyla İstanbul Boğazı’nda yapıldı. Anadolu yakasında Kanlıca Vapur İskelesi’nden başlayıp, Avrupa yakasında Kuruçeşme Cemil Topuzlu Parkı’nda sona eren yarışlarda, yüzmede 41.20’lik dereceyle birinci gelen Enka’nın sporcularından Hasan Emre Musluoğlu oldu. Biz de bu genç şampiyonla keyifli bir sohbet yaptık. HAZIRLAYAN ILGIN ARPACI

I

lgın: Biraz kendinden bahseder misin lütfen? H.E: 1992 şişli doğumluyum, 4 yaşından beri yüzüyorum. Yüzmeye Galatasaray Spor Kulübü’nde başladım. ILGIN: ailenin isteğiyle mi başladın. H.E: O yaşta annem yüzmeye gitmemi istemiş 4yaşından 7 yaşına kadar Galatasaray’da yüzdüm. 7 yaşında İstanbul Yüzme İhtisas kulübüne geçtim orda 2005 yılına kadar yüzdüm 2005’ten beri de ENKA Spor Kulübü’ndeyim. ILGIN: Biraz aldığın derecelerden bahsedelim. H.E: Çok sayıda Türkiye şampiyonluğum var zaten. Bunun dışında Balkan üçüncülüğüm var. Avrupa gençler şampiyonasına katıldım. Ama En büyük hedefim olimpiyatlar ve dünya şampiyonası. Bir çok şey yaptım tek hedeflerim bunlar kaldı. Ama olimpiyatlar ve dünya şampiyonası

40 ATHLETICS KIŞ 2011

KIŞ 2011 ATHLETICS 41


ATHLETICS

RÖPORTAJ

biraz zor gözüküyor. Ilgın: ama çok çalışılırsa yapılmayacak bir şey değil herhalde. H.E: Yüzme ve okulu götürmek çok zor oluyor. Bu ülkede bu sporu yapmak gerçekten çok zor. Bu sporu yapabilmek için birçok şeyden feragat etmek gerekiyor. O yüzden biraz zor. Ilgın: Boğaziçi Kıtalar Arası Yüzme Yarışları’nın birincisi oldun, hayatını havuzda geçiren biri olarak deniz yarışında birincilik elde etmek nasıl bir duyguydu senin için? HASAN EMRE: Denizde yüzmek çok ayrı bir durum. Eğlenceli ve çok güzel bir yarıştı. Ilgın: Amatörler de katıldı sanırım. H.E: Evet amatörlerin yanında yurtdışından da sporcularda vardı. Yaklaşık 750 kişi vardı yarışta. Yurt dışı basında da yankı uyandıran bir yarıştı. 22. Düzenlenen bir yarış. Her sene gittikçe artan bir katılım var. Ilgın: Sen ilk defa mı katıldın bu yarışa? H.E: Evet. ILGIN: Bu yarışa katılmaya nasıl karar verdin? H.E: Aslında başka bir yarışa katılmak istiyordum. Ancak onun kayıtları 1 ay öncesinden başlamış olduğu için kaçırdım. Bu yarışı gördüm öyle kısmet oldu. Ilgın: Bu yarış için nasıl hazırlandın? H.E: O yarıştan 1 hafta sonra Türkiye Şampiyonası vardı. Benim ve bütün yüzücülerin bu yarışa girmesi yasaktı. Yarışamadan antrenmanların hafiflediği bir dönem oluyor. Bu dönemde kısa mesafe yüzmeye başlıyoruz. Boğaz yarışına girerek kendimi yormuş oldum ancak yinede Türkiye şampiyonasında iyi dereceler yaptım. Fazla etkile42 ATHLETICS KIŞ 2011

medim yani. Ilgın: Yarışlara hazırlanmak için çok fazla çalışıyorsun anladığım kadarıyla, daha önce konuştuğumuzda bu hafta çok yoğun olacağını söylemiştin günde kaç saat oluyor antrenmanlar? H.E: Hafta içi okuldan önce gidiyorum antrenmanlara sabah 5,45’te başlıyor 7,30-8’e kadar sürüyor. Sonra okula geçiyorum oradan akşam antrenmanlarına geçiyorum. Akşam antrenmanları da 16.30’da başlayıp 18.30-19’a kadar sürüyor. Nerdeyse günün 6 saati antrenmanda geçiyor. Ilgın: Bu arada nasıl ders çalışıyorsun ÖSS ye mi hazırlanıyorsun? H.E: Pek ders çalışamıyorum ÖSS için şöyle söyleyeyim üniversiteyi Amerika’da okumayı düşünüyorum. Çünkü oradaki şartlar çok daha güzel ülkemize göre. Çok avantajlı orda sporcu olmak ülkemizdeki gibi değil yani. Ilgın: Ailen ne diyor okul konusuyla ilgili belki ilk zamanlarda bu kadar yüzmeye zaman ayırmana karşı çıkıyorlar mıydı? H.E: Pek bir sorun olmadı hayatımı ve kariyerimi yüzme üzerine kurmamdan dolayı pek bir sorun yok. İlerde de yüzme antrenörlüğü yapmayı düşünüyorum. Ilgın: Yarışlar ve antrenmanlar arasında kalan zamanı nasıl değerlendiriyorsun? HASAN EMRE: Pek vakit olmuyor ama olan vaktimi arkadaşlarımla geçiriyorum. Ilgın: Örnek aldığın sporcular var mı? H.E: Bu konuda bir büyüğüm olarak Derya Büyükuncu’yu söyleyebilirim. Ben bir olimpiyata gitmek isterken o dört olimpiyat gördü. O

Türkiye için büyük başarılara imza attı bence Türkiye’nin gururu. Onun hakkında ne kadar spekülatif konuşsalar da büyük bir sporcudur. Ilgın: Türkiye’de genç sporcuların yaşadığı sıkıntılar neler? H.E: Geleceğin sporcularının yaşayacağı en büyük sıkıntıların başında okul geliyor. Okul ve yüzme bir arada gitmiyor Türkiye’de. Buna çözüm bulunması gerekiyor. Ailelerde spordan önce okul eğitimini ön plana koydukları için sıkıntı büyük boyutlara ulaşıyor. Çözüm şu şekilde getirilebilir diye düşünüyorum liselerde spor kulüpleri açılabilir ve gençler iyi bir yönlendirmeyle ne olmak istediğine karar verip o doğrultuda erkenden yol alır. Mesela ben antrenörlük yapmak istediğim için antrenörlükle ilgili dersler görmek ve o yönde kendimi daha çok geliştirmek isterim. Ben yüzme yüzünden lisede 1 senemi kaybettim. Yarışlar ve milli takım derken derslerden geri kaldım. Spor odaklı bir okul olsa benim ve benim gibi sporcuların böyle dertleri olmaz. Şu an beden eğitimi saatlerimiz bile yok örneğin. evvelki sene 2 dersti geçen yıl 1 derse indi bu yılsa hiç yok. Ilgın: kendini 10 yıl sonra nerde görüyorsun? H.E: 10 yıl sonrada yüzmenin içinde görüyorum kendimi. Yüzmeyi gerçekten seviyorum ve gittiği yere kadar bu işi yapmayı planlıyorum. Ama şu an değişik bir dönemden geçiyorum, sanki biraz soğuyorum gibi yüzmekten, bu işin bir hobiye dönmesinden de korkmuyor değilim. Bu durumu da yaşadığım zorluklara bağlıyorum. Yaşım ilerledikçe daha da zorlaşıyor ve zorlaşacağını hissediyorum. Bazen kendi kendime niye yüzmeyi bu kadar ön plana koydun diyorum. Bu kadar derece yaptım hatta kendimi geçtim Derya Büyükuncu bile bu kadar başarıya imza atmasına rağmen yeterince karşılığını alamadı. Derece almak güzel ama bunlar bir şekilde geri dönseydi daha farklı yerlerde olabilirdik. Ilgın:Peki antrenörlükten başka bir meslek düşünür müsün? H.E: Bu saatten sonra artık başka bir şey düşünemiyorum. Şu an bile kendi çapımda bir tecrübe kazandığımı söyleyebilirim. Zaten şu an ENKA Spor Kulübü yıldız takım antrenörlüğü yapıyorum. Hiç yüzme bilmeyen kişilere yüzmeyi öğrettiğim oluyor. Ilgın: Amerika’da gitmek istediğin üniversiteyi kararlaştırdın mı? H.E: Henüz değil. Şu an CV mi gönderiyorum üniversitelere. Tabi %100 burslu bir üniversiteye gitmek istiyorum. Ilgın: Türkiye’de yüzmeyi daha çok ön plana çıkarmak için neler yapılabilir? H.E: En azından akşam spor haberlerinde küçük bir bölüm ayrılabilir. Spor haberlerinde sürekli futbol belki biraz basketbol ve voleybol var. Ilgın: Teşekkür ederim. İyi çalışmalar. Başarılarının devamını dilerim. H.E: Ben teşekkür ederim. n

HAFTA IÇI OKULDAN ÖNCE GIDIYORUM ANTRENMANLARA SABAH 5,45’TE BAŞLIYOR 7,30-8’E KADAR SÜRÜYOR. SONRA OKULA GEÇIYORUM ORADAN AKŞAM ANTRENMANLARINA GEÇIYORUM. AKŞAM ANTRENMANLARI DA 16.30’DA BAŞLAYIP 18.30-19’A KADAR SÜRÜYOR. NERDEYSE GÜNÜN 6 SAATI ANTRENMANDA GEÇIYOR.

KIŞ 2011 ATHLETICS 43


ATHLETICS

FITNESS

L

ife Gym’in eğitmen kadrosu 2011 yılında trend olacak egzersiz programlarını koreografisi ve müziği ile sıkılmadan spor yapın diye devamlı yeniliyor. En favori kardiyo,güç ve esneme egzersizleri,grup dersleri ve cihazlarda yapılan en trend egzersizler ile eğlence ve egzersiz programlarını Life Gym’in stüdyo derslerinde bulabilirsiniz. LES MILLS™ GROUP FITNESS FORMULAS LES MILLS™ group fıtness formula programları, dünyanın fitness kavramına bakışını değiştiriyor. Bu programın bir parçası olan Life Gym Club, her gün daha fazla kulüp üyesinin heyecanlı çalışmalar yapması için ilham kaynağı oluyor. İşte üyelerini çoşturan LİFE GYM CLUB’ın 2011 trendleri…

BODYPUMP BODYPUMP™ bütün vücudu güçlendiren orijinal “barbell”dersidir. 60 Dakikalık bu çalışma, ağırlık istasyonlarındaki squat, press, lift and curl gibi en iyi egzersizleri kullanarak tüm temel kas gruplarını çalıştırır. Muhteşem müzik, olağanüstü eğitmenler ve sizin seçeceğiniz ağırlıklar sayesinde istediğiniz sonuçlara ulaşacaksınız. Kaslarınız şekillenecek, kemik yoğunluğunuz artacak her derste en az 600 cal. Yakacaksınız. Hem de hızlıca!

BODY BALANCE

LIFE GYM 2011 FITNESS TRENDLERİ

a Life Gym’in eğitmen kadrosu 2011 yılında trend olacak egzersiz programlarını koreografisi ve müziği ile sıkılmadan spor yapın diye devamlı yeniliyor. En favori kardiyo,güç ve esneme egzersizleri,grup dersleri ve cihazlarda yapılan en trend egzersizler ile eğlence ve egzersiz programlarını Life Gym’in stüdyo derslerinde bulabilirsiniz. HAZIRLAYAN SEMRA DUMAN

BODY BALANCE, Yoga, tai chi ve pilates çalışmalarından oluşur.Esneklik ve güç sağlarken kişisel dinginliğinize de yardımcı olur. Eklemlerin esnekliğini geliştirir.stres seviyesini düşürür,kalıcı bir iyilik ve sakinlik hissi sağlar. Vücuda tam bir uyum denge kazandırır,kas gücü ve dayanıklılığını artırır daha ince bir görünüm kazanmanızı sağlar.

BODY ATTACK BODYATTACK™ sportif antrenmanlardan esinlenen, güç ve dayanıklılığı artıran bir kardio çalışmasıdır. Bu yüksek enerjili ve aralıklı ders, atletik aerobik hareketleriyle güç ve stabilite egzersizlerini birleştirir. Dinamik eğitmenler ve güçlü müzik herkesi ulaşmak istediği fitness hedefine doğru motive eder. Daha ince bir vücut için ekstra fazla kalori yakar. • Vücudunuzu şekillendirir ve forma sokar • Futbol ya da tenis gibi sporlar için dayanıklılığınızı artırır • Koordinasyon ve çevikliğinizi geliştirir • Güçlendirir • Kemik sağlığını ve yoğunluğunu artırır • Tüm vücut kardio çalışmasıyla kalp ve akciğer kapasitesini yükseltir

RPM™ RPM güçlü müziğin ritmiyle birilikte pedal bastığınız bir salon bisiklet dersi. Size ilham veren eğitmeninizin liderliğinde yol almaya başlayın; tepeler, düzlükler, dağ zirveleri ya da zamana karşı yarış… Endorfin seviyenize tepe yaptırmak için terleyin ve yağlarınızı yakın. RPM™ , outdoor bisiklet disiplinini esas alan 50 dakikalık bir salon bisiklet dersi. Farklı yol koşullarına denk gelen yaklaşık 20 - 25 kilometrelik bir parkuru, heyecan verici bir müzik eşliğinde geçecek, direnç ve pedal hızı göstergelerine bakarak çalışmanızın yoğunluğunu kontrol edebileceksiniz. RPM çalışmaları ile; Kardiovasküler fitness seviyesini yükseltir. Bacakları ve kalçaları şekillendirir Gereksiz kas yığını oluşturmadan bacak ve kasların gücünü artırır. 5o dakikalık ders boyunca 600 kaloriye kadar enerji yakılmasını sağlar

BODYCOMBAT™ BODYCOMBAT™ kendinizi tamamen serbest bıraktığınız, güç veren bir kardio çalışması. Bu son derece enerjik program, Uzak Doğu sporlarındanesinlenilerek oluşturuldu. İçeriğinde karate, boks, taekwondo, tai chi vemuay thai gibi farklı disiplinlerden etkiler olan program, hareketlendiren birmüzik ve elbette her biri ayrı bir rol modeli olan eğitmenler ile tamamlanıyor. Egzersiz boyunca saldıracak, yumruk ve tekme atacak ve kata yaparak kalorilerinizi yakarak üstün bir kardio fitness

düzeyine erişeceksiniz. BODYCOMBAT™ ile; Kalp ve akciğer fonksiyonlarını geliştirerek kalp hastalığı riskini azaltır Ana kas gruplarını şekillendirir Daha fit bir vücut için kalori yakılmasını sağlar Koordinasyon ve çevikliği artırır Kemik yoğunluğunu artırır Duruşu ve dayanıklılığı geliştirir

BODYVIVE™ BODYVIVE™ yoğunluğunu sizin belirlediğiniz bir çalışma. Kalp sağlığı için aerobik egzersizleri ile güç, dayanıklılık için direnç eğitimini stretching ile birleştiren BODYVIVE™, grup egzersizine yeni başlayan ya da yeniden spor yapmayabaşlayan kişiler için de idealdir. VIVE™ topları ve VIVE™ boruları ya da isteğe bağlı olarak el ağırlıkları ile yapılan çalışma, ders boyunca bildiğiniz ve canlandırıcı müziklerle yetkin bir eğitmenin gözetiminde gerçekleşir. Sonunda kendinizi gençleşmiş ve enerjiyle dolu hissedersiniz. n

LIFE GYM’ DE BOĞAZIÇILILERE ÖZEL AVANTAJLAR SIZLERI BEKLIYOR! 44 ATHLETICS KIŞ 2011

KIŞ 2011 ATHLETICS 45


ATHLETICS

RÖPORTAJ

“TRAFIK’TE STRES YAPMA, LIFE GYM’DE SPOR YAP” HAKAN DUMAN Life GYM’in aynı zamanda Avrupa ve Dünya şampiyonu milli bir güreşçi olan yöneticisi Hakan Duman sizler için Athletics’le ropörtaj yaptı. HAZIRLAYAN GÜLNUR KOÇ, CANER AKDOLUN

B

ize biraz hayatınızdan bahseder misiniz? 1975 İstanbul doğumluyum. İlköğretimden sonra güreşe başladım. Güreş hayatım 2000 olimpiyatlarından sonra bitti. Üniversite ile birlikte güreşe devam ediyordum. Avrupa dünya şampiyonası Grekoromende, Avrupa 3.lüğü Dünya 2.liğinden sonra 2000’de iş hayatına atıldım. Üniversitede de sektördeydim bir çok alanda çalıştım, fitness eğitmenliği, grup egzersiz eğitim müdürlüğü, spa müdürlüğü, tesis müdürlüğü, tecrübelerle kendi markamızı yaratmak istedik. Halkalı’da ilk şubeyle Life Gym ile başladık. Uzak değil mi şubeler birbirine, yönetimi zor olmuyor mu? Şubelerle problemlerle büyüyor zaten zoru seviyoruz. Alt kadromuz iyi, her kulübün başında işin uzmanı kulüp müdürleri satış fitness personel müdürleri var. Dönem içerisinde kendim de derslere katılıyorum. İnsanlara

46 ATHLETICS KIŞ 2011

insanla hizmet veriyoruz ama kadroyu oturtup eğitimi verdikten sonra ve en önemlisi işi seven personelle çalıştıktan sonra gözüktüğü kadar zor olmuyor. Zamanında motivasyon kaynağınız neydi, yapamayacağınızı düşünürken neyden güç alıyordunuz? Ben çok hırslı bir sporcuyumdur. Bunu yapamadık neden yapamadık yok, yapacağım var, spor yapıyorsak, milli takımlarda görev alıyorsak, orada madalyaya koşuyorsak o madalyayı alacağız. Herkes altın madalya ister tabii ki ama bunun için çalışmak ve yaptığın sporu sevmek gerekiyor. Bizim zamanımızda zordu, 2000’den sonra rahatlamaya başladı, o dönemde mevcut güreşçi sayısı fazlaydı, rekabet ortamı çok fazlaydı, motive olmak için tek kaynak şampiyonluktu. Buna ulaşmak için çalışmak gerekirdi, iş hayatı da spor hayatı da hem hırsı hem çalışmayı ve sabrı gerektiriyor. Gerekli sabrı, çalışmayı ve arzuyu göstermeyip hırslı çalışmazsanız ne işte ne sporda başarılı olabilirsiniz. Neden güreş? Orta 1’deyim, okulun bahçesinde boğuşurken okulun güreş takımı kaptanı takıma sporcu arıyordu. Bana takıma katılır mısın dedi ben katılmam dedim, ama okuldan kaytarırsın dedi tamam dedim, ilk senelerde amacım okuldan kaytarmaktı.3 antrenman gidip 5 antrenman gitmiyordum okullar arası turnuvalar geldi Hiç unutmam, yenildim ve İstanbul 4.sü oldum. Okul müdürüm çağırdı niye yenildin biliyor musun dedi düzenli antrenman yapmadın dedi, güreşe yeteneğim olduğunu bilmiyordum, orada yenilmem beni inanılmaz kamçıladı  sporculuk hayatımda sadece sakatlık dönemimde antrenman yapamadım. O antrenmanda da omzum sakatsa koşu yapıyordum, ayağım sakatsa diğer bölgelerimi çalıştırıyordum. Yatmak gibi bir lüksünüz yok her gün beklenti artıyor antrenörlerin güveniyor, ailen güveniyor ve çok sevdim istemeyerek başladım inanılmaz severek devam ettim. Güreşte sakatlıklar çok fazla. Ailem güreşe karşıydı. Eve geliyordum, kolum kırık, kaburgam kırık saklıyorum onlardan ama onlar da gördü ki bu çocuk bu işi yapacak, engel olmayalım ve güreş sayesinde spor akademisini kazandım. Bir soru eksik yapsam kazanamıyordum. Sporun hayatıma katkılarından en büyüğü özgüvenimi

BAŞARIYA ULAŞMAK IÇIN ÇALIŞMAK GEREKIRDI, IŞ HAYATI DA SPOR HAYATI DA HEM HIRSI HEM ÇALIŞMAYI VE SABRI GEREKTIRIYOR. GEREKLI SABRI, ÇALIŞMAYI VE ARZUYU GÖSTERMEYIP HIRSLI ÇALIŞMAZSANIZ NE IŞTE NE SPORDA BAŞARILI OLABILIRSINIZ.

KIŞ 2011 ATHLETICS 47


ATHLETICS

RÖPORTAJ

SPORUN HAYATIMA KATKILARINDAN EN BÜYÜĞÜ ÖZGÜVENIMI GELIŞTIRMESIYDI. HIÇ BIR IŞE BAŞLARKEN ASLA BAŞARAMAYACAĞIM DEMEDIM.

48 ATHLETICS KIŞ 2011

geliştirmesiydi. Hiç bir işe başlarken asla başaramayacağım demedim. Sporu da erken bıraktım, zamanında bırakmışım. Spor sayesinde 45 ülke gezdim. Gezdiğim tesisler bana örnek oldu. Mimarlar yapıyor ama asıl mimarı biziz. Bu zamanların özellikle çocuklar arasında en popüler güreşi olan Amerikan güreşi Türk güreşini baltalama seviyesine mi geldi? Aslında Türk güreşini baltalamıyor. Bu bir gösteri sporu, keşke biz de bir yağlı güreşi böyle sunabilsek. Çocuklar da seyrediyor. Smack down’un şimdi yerli versiyonu Turkish Power isimli gösteri güreşi başlıyor, o da bizim Darüşşafaka’daki tesislerimizde çekilecek.  Daha önceden milli takımda görev yapmış güreşçilerimiz orada yer alacak. Sonuçta her ne olursa olsun golf, beyzbol ya da Amerikan güreşi, çocuklara, insanlara güreşi sevdiriyorlar, sporu sevdiriyorlar. Bunu sektör haline getirip inanılmaz reklam yapıyorlar. Çocuklar şimdi Amerikan güreşini seviyor, yarın bir gün Türk güreşini severler. Umut edelim ki insanlar spora kanalize olurlar, çok sakıncalı olduğunu düşünmüyorum, bu bir rüzgar böyle geçiyor ve keşke onlar gibi biz de yapabilsek, Avrupa’nın ve Amerika’nın güzel faaliyetlerini örnek almamız gerekiyor, gösteri sporları çok fazla, bakarsak adını duymadığımız sporlarla insanlar eğleniyor. Biz güreşi bırakınca sporu bırakıyoruz ama yurtdışında başka bir sporla podyumda, ringde, sahada devam ediyor ve kendini unutturmuyor. Güreş dışında başka bir spora ilginiz oldu mu? Ben bütün sporları seven ve yapan bir adamdım. İşim spordu. Futbol, basketbol oynadık kamplarımızda, atletizm yaptık, 100 metrede çok iyiydim çünkü patlayıcı kuvvetim gelişmişti, judoya yeteneğim vardı çünkü grekoromenle benzer bir spordu. Bedenime en uygun spor güreşti, daldan dala atlamadan en iyi olduğum dalda devam edelim istedim. En sevmediğim sporların başında futbol gelir, bu da futbola aktarılan paradan kaynaklanıyor. Türkiye’de spor sadece futbol değil, sokak aralarında insanlar kick boks yapıyor. Milli takım düzeyine geliyorlar, aynı olay karate, judo, taekwondo için de geçerli. Maddi imkansızlıklar çoğu insana spor şansı vermiyor. Sizin gücünüz bir yere kadar yetiyor ama her toplantıda, röportajda bunları dile getiriyoruz. Birisi buna dur derse ne mutlu bize,çorbada tuzumuz olur. Sizin Avrupa ve Dünya birincilikleriniz var, Life Gym’in hedefi nedir? Life Gym markasını yaratırken hedefimiz bir şube değildi. Şimdi zincirin halkalarının araları dolmaya başladı. Önce Halkalı sonra Avcılar,

Deposite AVM, Flatofis, en büyük şubemiz 38 000 m2 ile Darüşşafaka ve Etiler şubemiz oldu. Life Gym bebeğimiz gibiydi, büyüte büyüte bu noktalara gelmek keyifli ve zor oldu. Sektörde ciddi açık görüyorduk ve yatırımlarımızı buna göre planladık. Bundan sonraki hedefimiz İstanbul dışına açılmak, Bursa Ankara İzmir projemiz var ve sonraki ayak Franchising olacak ve bir Life Gym üyesi tüm Life Gym’lerden faydalanabilecek. Bunun bir örneği Amerika’da var. 25 Aralık’ta Avrupa’nın en büyük fitness ve sosyal yaşam merkezini Darüşşafaka’da açacağız. Hemen arkasından Etiler’i açacağız ve burası biraz daha VIP konsepti olacak. Çünkü buradaki alanımız çok büyük değil ve çok sayıda üyeyi misafir etmek istemiyoruz, burada az üyeye iyi hizmet vermek istiyoruz, bundan sonraki hedeflerimizde İstanbul’da birçok yerde express fitness yapmak var 2000-2500 m2 alanlarda. Life Gym şu anda 6 şube oldu ama inşallah İstanbul’da 2011’de 10 şube olacak İstanbul dışına da 2011’de açılmış olacağız. Life Gym 6 şubesiyle İstanbul’da tek oldu. Avrupa’nın 20 dönüm üzerine kurulu inanılmaz kaliteli ve nezih bir paintball alanına sahibiz. Life Gym diğer sporlara da ilgilidir. Biz spora yatırım yapıyoruz, yarın bir gün buz pateni olabilir. Hedefimiz Amerika’daki her eyalette Gold Gym olması gibi Türkiye’nin her ilinde bir şubemizin olması. Bir sonraki ayağımız Franchising ve şubeleşmek, bu işe yatırım yapmak isteyen yatırımcıların doğru yerde, doğru personelle, doğru ekipmanla, doğru bir profilde bu hizmeti sunabilmesini sağlamak istiyoruz. Bunun için yapacağımız danışmanlığın yanında da Life Gym markasını verebilmek, çünkü o zaman Life Gym’i büyütebiliriz. Life Gym 2008’de 2 express fitness’la kurulmuş bir şirket,2010’a kadar 4 tane sağlık kulübü oldu, hedefimiz 2011’de 11 şube olmak ve sonra da diğer illere açılmak. Bir iş yapıyorken en iyisi olmalıyız. Life Gym adını herkes duymalı. Her kesime hitap edip daha çok insana spor yaptıralım. Bir yere gidince o insan Life Gym’i biliyorsa biz hedefimize ulaşmışızdır. Üyelerimize sosyal ortam sağlıyoruz. Bunu paintball turnuvalarıyla, dalış ekipleriyle, Kaçkar’da trekkingle, kroslarla, Life Gym Olimpiyatları’yla, yüzme turnuvalarıyla yapıyoruz. Dolayısıyla insanlar başka bi yer tercih etmiyor, çünkü buraya bağlanıyorlar, bir süre uzaklaşsalar bile sonunda yuvaya dönüyorlar. n

FUTBOL, BASKETBOL OYNADIK KAMPLARIMIZDA, ATLETIZM YAPTIK, 100 METREDE ÇOK IYIYDIM ÇÜNKÜ PATLAYICI KUVVETIM GELIŞMIŞTI, JUDOYA YETENEĞIM VARDI ÇÜNKÜ GREKOROMENLE BENZER BIR SPORDU.

Life Gym olarak bizi okuyan, duyan ya da duymayan herkesi “Sağlıklı yaşama Life Gym ile merhaba” diye çağırıyoruz.

KIŞ 2011 ATHLETICS 49


ATHLETICS

BASKETBOL

A MILLI BASKETBOL TAKIMIMIZ FINALDE KAYBETMESINE RAĞMEN OYNADIĞI BASKETBOLLA TARAFLI TARAFSIZ HERKESIN BEĞENISINI TOPLADI VE ADETA ‘IŞTE BASKETBOL BU’ DEDIRTTI KAMUOYUNA.

TÜRKIYE, HARIKA MAÇLAR ÇIKARTARAK TARAFTARININ DA DESTEĞIYLE ZORLANMADAN BÜTÜN MAÇLARINI KAZANDI VE ANKARA ARENA’DAN İSTANBUL’A BILEĞININ HAKKIYLA YOLA ÇIKTI

DÜNYA BASKETBOL ŞAMPIYONASI/TÜRKIYE 2010 2001 yılındaki başarılı organizasyonun ardından finalde Yugoslavya’ya yenilerek Avrupa 2.si olan Türkiye, hem başarılı bir organizasyon çıkartarak hem de dünya 2.si olarak adından oldukça söz ettirmişti. HAZIRLAYAN CAN GÜRKAN

2

001’de ülkemizde düzenlenen Avrupa Basketbol Şampiyonası’nın ardından, 2010 yılında bu sefer Dünya Basketbol Şampiyonası ülkemizde düzenlendi. 2009 yılında bütün kıtalarda yapılan eleme müsabakalarının ardından 24 takım, Türkiye’de düzenlenecek şampiyonaya katılma hakkı kazandı. Bu takımlar 6’şarlı 4 grup şeklinde her grup farklı bir ilimizde olmak üzere maçlar yaptıktan sonra her gruptaki ilk 4 takım

50 ATHLETICS KIŞ 2011

İstanbul’a gelerek çapraz eşleşmelerle Sinan Erdem Spor Salonu’nda birbirleriyle karşılaştı. Bu müsabakaların ardından şampiyon ABD milli takımı oldu. Türkiye ise ev sahibi takım olarak katıldığı turnuvadan 2.likle ayrılarak büyük bir başarı gösterdi. Bu kısa özetin ardından turnuvanın nasıl geçtiğine göz atalım. A grubunda oynanan maçların sonunda Kayseri Kadir Has Spor Salonu’ndan İstanbul bileti kazanan takımlar sırasıyla Sırbistan,

Arjantin, Avustralya ve Angola olurken, D grubunda İzmir Halkapınar Spor Salonu’ndaki maçların ardından sırasıyla Litvanya, İspanya, Yeni Zelanda ve Fransa adını bir üst tura yazdırdı. B grubunda ise 2008 Pekin Olimpiyatları’nın ardından Dünya Şampiyonası’nda da altın madalya kazanmak isteyen ABD, süper yıldızlarının bu turnuvayı transfer sezonu ve yorgunluk bahaneleriyle es geçmelerinin ardından çok genç ama yıldız seviyesindeki oyuncularıyla

YARI FINALIN ILK MAÇINDA, ABD, LITVANYA’YI EYLÜL AYINDA 22 YAŞINI YENI DOLDURMUŞ NBA’IN SAYI KRALI GENÇ SÜPER YILDIZI KEVIN DURANT’IN 38 DAKIKADAKI 38 SAYILIK PERFORMANSIYLA YENERKEN, MILLI TAKIMIMIZIN BAŞROLDE OLDUĞU DIĞER YARI FINAL MAÇI UZUN SÜRE HAFIZALARDAN SILINMEYECEK GIBIYDI. da iddialı olduğunu kanıtlarcasına bir performans göstererek 1.sırada bitirdi ve Slovenya, Brezilya, Hırvatistan ile birlikte bir üst tura yükseldi. Bu gruptaki maçlar ise İstanbul Abdi İpekçi Arena’da oynandı. C grubuna gelince… Türkiye, harika maçlar çıkartarak taraftarının da desteğiyle zorlanmadan bütün maçlarını kazandı ve Ankara Arena’dan İstanbul’a bileğinin hakkıyla yola çıktı. Bu grupta Rusya 2. Yunanistan 3. ve Çin de 4. oldu. Yunanistan ile Türkiye arasında oynanan maç 2 ezeli rakip arasındaki çekişmeli bir maç olurken Türk milli takımı maçın sonlarına doğru farkı artırarak anlamlı bir galibiyet almış oldu. Bu arada Yunanistan’ın son oynadığı Rusya maçını kendini zorlamadan kaybetmesi, ABD ile karşılaşmamak için özellikle yapılan bir davranış olarak spor otoritelerince yorumlandı. Grup maçlarının ardından son 16 takım çapraz eşleşmelerle birbirleriyle karşılaştı ve çeyrek finale kalan takımlar belli oldu. Bu bölümdeki en önemli maçlar İspanya-Yunanistan ve ArjantinBrezilya maçları oldu. Yunanistan takımı bir

devden kaçarken diğerine yakalandı ve bu çekişmeli maçı kazanan İspanya oldu. Arjantin ise Brezilya’yı son dakikalarda yenerek bir üst tura çıkmayı başardı. Türkiye ise Fransa karşısında ilk yarıdaki üstün oyunuyla galip ayrılmayı bildi. Çeyrek finallerde ise Litvanya Arjantin’i, ABD ise Rusya’yı zorlanmadan yenmeyi başarırken Sırbistan-İspanya arasında ise son saniyelere kadar zevkli bir mücadele vardı. Bu maçta Sırbistan oyun kurucusu Teodosic son saniyede orta sahanın 2 adım önünden attığı 3 sayılık basketle takımını yarı finale taşıdı. Türkiye ise sahanın her yerinde muhteşem bir oyun sergileyerek Slovenya’yı sahadan sildi ve Sırbistan’ın rakibi oldu. Türkiye’nin bu başarısının ardında, antrenör Tanjevic imzası ve oyuncuların kararlılıkları ile saha içindeki birliktelikleri yatıyordu. Yarı finalin ilk maçında, ABD, Litvanya’yı Eylül ayında 22 yaşını yeni doldurmuş nba’in sayı kralı genç süper yıldızı Kevin Durant’in 38 dakikadaki 38 sayılık performansıyla yenerken, milli takımımızın başrolde olduğu diğer yarı final maçı uzun süre hafızalardan silinmeyecek gibiydi.

Kerem Tunçeri’nin son saniyedeki turnikesiyle 12 Dev Adam, bize unutulmaz bir gün yaşatıyordu. Bütün maç geride olan ulusal takımımız, maçın son 3 dakikasında rakibine yetişiyor, ekran başındaki ve salondaki herkes heyecandan yerinde duramıyordu. Nitekim milli takımımız inanılmazı başardı ve hazırlık maçlarında fark yediği Sırbistan’ı devirmeyi başardı ve tarihinde ilk kez dünya şampiyonasında finale yükseldi. ABD-Türkiye finali… Ülkemizin beklediği bir rüya finaldi aslında bu final. Sonunda rüya gerçek olmuştu. Fakat maç, beklendiğinin aksine rüya gibi olmadı ne yazık ki. Bir tarafta makine gibi işleyen ABD milli takımı vardı, diğer tarafta ise bir önceki gece hayatının en önemli maçını oynayan ekibimiz vardı. Sonuçta şampiyon 81-64 ile ABD olurken, A Milli Basketbol Takımımız finalde kaybetmesine rağmen oynadığı basketbolla taraflı tarafsız herkesin beğenisini topladı ve adeta ‘işte basketbol bu’ dedirtti kamuoyuna. Bu güzel anılarla da 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası tamamlanmış oldu. n

KIŞ 2011 ATHLETICS 51


ATHLETICS

BASKETBOL

HER YÖNÜYLE 2010 BASKETBOL ŞAMPİYONASI

nış gününde düzenlenen basın toplantısında konuşan FIBA Genel Sekreteri ve IOC Üyesi Patrick Baumann, Türkiye’nin 60 yıllık Dünya Şampiyonaları tarihinin en başarılı organizasyonuna imza attığını söyledi. TV verileri de genel sekreterin söylediğini doğrular nitelikte. 200 ülkeden 1 milyar izleyicinin izlediği 2010 Dünya Şampiyonası bu rakamla, Japonya’da düzenlenen 2006 FIBA Dünya Şampiyonası ve Polonya’da gerçekleştirilen 2009 Avrupa Şampiyonası’nın izleyici sayısını aşıyor. İnternet kullanıcılarının 2010 FIBA Dünya Şampiyonası’na gösterdiği ilgi de istisnai boyutlara ulaştı. Şampiyonanın resmi sitesire 30 milyon kullanıcı girerken 100 bini aşkın kişi de FIBA’nın Facebook’daki sayfasına üye oldu. Ayrıca Twitter’daki takipçi sayısı da ikiye katlandı.

28 Ağustos ve 12 eylül tarihleri arasında türkiye’de gerçekleşen ve şimdiye kadar türkiye’de düzenlenen en büyük organizasyon olan fıba dünya basketbol şampiyonası her yönüyle kendinden çok bahsettirdi. HAZIRLAYAN SENA ŞABAN

DEV BULUŞMA, DEV ORGANIZASYON, DEVHATALAR 27 Ağustos 2010 Cuma gecesi Ataköy Sinan Erdem Spor Salonu’nun tribünlerini hınca hınç dolduran yerli veya yabancı tüm seyirciler beklentilerini yüksek tutmuşken organizasyonda yaşanan aksaklıklar salon seyircisinden çok televizyonunun başında açılışı izleyen canlı seyircisinin gözüne battı. Açılış esnasında Türkiye’deki her büyük organizasyonun klasiği olan Anadolu Ateşi’ni veya sevilen sanatçıları sahneye çıkarmak dışındaki tek

52 ATHLETICS KIŞ 2011

büyük sürpriz Türkiye’ye ilk kez gelen Cirque du Soleil şov ekibi oldu. Ünlü topluluk şampiyona için özel olarak hazırladığı gösterisini sergilerken ortaya çıkan görkemli görüntü performansçıların tesadüfi olsa da tam kameranın önünde düşmeleri gibi talihsizliklerle bozuldu. Sunuculuğunu Mehmet Ali Alabora ve Tülin Şahin’in yaptığu muhteşem(!) açılış gecesinin bir kritik noktası da sunucular ve açılış konuşmacılarının doğruluğuydu. Kimi eleştirmenler “Müzikler ve gösteriler bu kadar profesyonelken daha başarılı ve mesleği bu olan sunucular olmalıydı.” dedi.

Açılış gecesine çıkıp çıkmayacağı tartışmalı olan sanatçılar ve Cirque du Soleil’den sonra Anadolu Ateşi’nin gösterdiği harikulade performans ve devamında Truva Atı’nın gelimiyle açılış gerçek anlamda “bizim açılışımız” oldu. Kıyafetleri ve müzikleriyle Anadolu Ateşi kültürümüzü eğlenceli ve profesyonel bir şekilde tüm dünyaya tanıtmış oldu.

FIBA GENEL SEKRETERI: “TARIHIN EN BAŞARILI ORGANIZASYONU”

ORGANIZASYON SADECE GÖSTERI DEMEK MI? 2010 FIBA Dünya Şampiyonası’nda tartışmalara yol açan bir başka konu da hakemler ve kritik anlarda verilen kararlar oldu. Özellikle sıralamayı belirleyecek olan önemli ve gergin maçlarda alınan yanlış kararlar kameralar önünde tatsız anlar yaşanmasına yol açtı. Tüm dünyanın izlediği organizasyonda gerçek şov açılış-kapanışta veya molalarda, devre aralarında değil sahada, maçlar esnasında oldu. Güç gösterisi yapmayı seven hakemler her zamanki gibi tarihi kararlara imza attı. İyisiyle kötüsüyle Türkiye’nin bu zamana kadar gerçekleştirdiği en büyük organizasyon geride bırakılırken, akıllarda kalan dansçılar, hakemlerden çok uzun zamandır izlenen en kaliteli maçların bir araya gelmiş olmasıydı. n

2010 FIBA DÜNYA ŞAMPİYONASI AÇILIŞI, MAÇLARI VE TÜM ORGANİZASYONUYLA HENÜZ BAŞLAMADAN KENDİSİNDEN BOLCA SÖZ ETTİRMEYİ BAŞARMIŞTI.

2010 FIBA Dünya Şampiyonası’nın kapa-

KIŞ 2011 ATHLETICS 53


ATHLETICS

BASKETBOL

ANKARA, İSTANBUL, İZMIR VE KAYSERI’DE OYNANAN GRUP MAÇLARI ÇOK ÇEKIŞMELI KARŞILAŞMALARA SAHNE OLDU VE TURNUVA ELEŞTIRMENLERDEN TAM PUAN ALDI.

G

eçtiğimiz yaz ev sahipliğini yaptığımız ve 24 takımın katılımıyla gerçekleşen Dünya Basketbol Şampiyonası, her şampiyonada olduğu gibi yine çok heyecanlı ve eğlenceli geçti. İstanbul, Ankara, İzmir ve Kayseri’de oynanan grup maçlarının ardından, gruplarında ilk 4’e kalan takımlar şampiyonluk için İstanbul’da kozlarını paylaştılar. Bilindiği gibi bu takımlar kura ile değil gruplarda ki başarılarına göre eşleştirildiler ve bu nedenle gruplarda ki her maç o takımın şampiyonadaki kaderini belirledi. Şimdi bu kritik maçlardan bir kaçını mercek altına alacağız.

ANGOLA-ALMANYA

2010 DÜNYA BASKETBOL ŞAMPIYONASI’NDAN KRITIK MAÇLAR Millilerimizin 2. Olarak ayrıldığı ve ev sahipliğini yaptığımız 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası kritik son dakikalarıyla çok konuşuldu. HAZIRLAYAN AYBERK ERDOĞAN

54 ATHLETICS KIŞ 2011

Bu kritik maça kadar Angola takımı 3 maçından da galibiyet alamamış, Almanya ise tek galibiyetini ilk maçında Sırbistan’a karşı almıştı. Bu maçı kazanan takım üst tura çıkmayı neredeyse garantileyecekti çünkü iki takımın da son maçı grubun en zayıf takımı olarak gösterilen Ürdün’leydi. Bu kritik maça iki takımda iyi başladı ve ilk çeyrekte birbirlerine üstünlük sağlayamadılar. 2.çeyrekte Cipriano’nun sürüklediği Angola takımı Almanya’ya karşı 40-35 üstünlük sağladı. 3. ve 4. çeyrek yine çok çekişmeli ve heyecanlı geçti. Almanya farkı kapatmasına rağmen öne geçemedi ve maç uzatmalara gitti. Uzatmalarda Angola, Almanya’nın top kayıplarını iyi değerlendirince rakibine üstünlük sağladı ve maçtan 92-88 üstün ayrıldı.

TÜRKİYE-YUNANİSTAN C grubunun iki favorisinin karşı karşıya geldiği maç, grup liderliği için büyük önem taşımaktaydı. İlk çeyrekte iyi savunma yapan ve sabırlı hücumlarıyla maçın kontrolünü elinde tutan bir Türkiye vardı ve Türkiye ilk

çeyreği 22-15 önde tamamladı. İkinci çeyrekte millilerimiz hücumda yine etkili olmasına rağmen Bourousis’in sayılarına engel olamayınca çeyreği 24-19 geride kapattı ve ikinci yarıya 41-39 önde girdi. Üçüncü çeyrekte sahada sert savunma yapan ve rakibine hücumda pota göstermeyen bir Türkiye vardı. Bu çeyrekte Yunanistan, millilerimizin ürettiği 24 sayıya karşılık sadece 12 sayı üretebildi. Son çeyrekte de maçın kontrolünü bırakmayan millilerimiz karşılaşmadan 76-65 önde ayrıldı ve grup liderliği yolunda çok büyük bir avantaj elde etti. Karşılaşmada Ersan İlyasova 26 sayıyla maçın yıldızı olurken, Yunanistan’ın en skorer ismi 15 sayı atan Bourousis oldu.

2010 DÜNYA ŞAMPIYONASININ EN DEĞERLI OYUNCUSU OLAN KEVIN DURANT 22.8 SAYI ORTALAMASI ILE OYNADI.

ABD-BREZİLYA B grubunda, Amerika kıtasını temsil eden iki takımının karşılaştığı maç adeta nefesleri kesti. İran ve Tunus galibiyetleriyle turnuvaya iyi başlayan Brezilya turnuvanın en iyi takımı olarak gösterilen ABD’yle karşılaştığı maça iyi başladı ve ilk çeyreği 28-22 önde tamamladı. İkinci ve üçüncü çeyreklerde ABD rakibine göre daha kolay sayı bulmasına rağmen maçı kopartamadı ve son çeyreğe sadece 2 sayı önde girebildi. Son çeyrekte iki takımda hücumda etkisiz kaldı ve maçın son 10 saniyesine ABD 2 sayı önde girdi. Son saniyelerde Billups’ın üçlüğü kaçırmasının ardından Kevin Durant’in yaptığı faul sonrasında serbest atış çizgisine gelen Marcelo Huertas ilk atışını sayıya çeviremeyince ikinci atışı bilerek kaçırdı ve top Barbosa’da kaldı .Barbosa da atışından sonuç alamayınca maçı ABD 70-68 galip tamamladı.Maçta ABD’den Kevin Durant 27 sayı 10 ribaund ile göz dolduruken, Brezilya’ya Vinicius’un 16 , Barbosa’nın 14 sayısı galibiyet için yetmedi. n

KIŞ 2011 ATHLETICS 55


ATHLETICS

BASKETBOL

MILLILERIMIZ ÜST ÜSTE FRANSA VE SLOVENYA’YI FARKLA YENEREK NE KADAR AZIMLI OLDUKLARINI KANITLADI. TÜM TÜRKIYE BU FARKIN SAVUNMAMIZ SAYESINDE OLDUĞUNUN BILINCINDEYDI.

MAÇIN SON 0.8 SANIYESINDE HERKES “MAÇ BITTI.” DERKEN ORTAYA YINE SAVUNMAMIZ ÇIKTI VE SEMIH’IN TOPU BLOKLADIĞI AN BIZIM FINALE ÇIKTIMIZ AN OLARAK TARIHE GEÇTI.

2 BASKETBOLDA EN BÜYÜK SILAHIMIZ: SAVUNMA 28 Ağustos – 12 Eylül tarihleri arasında gerçekleşen ve ülkemizin ev sahipliği yaptığı 2010 FIBA Dünya Basketbol Şampiyonası’nda milli takımımız Türkiye’yi ikincilikle taçlandırdılar. Bu başarımız birçok nedene bağlansa da, genel görüş bizi finale taşıyan asıl etkenin savunmamız olduğu yönünde. HAZIRLAYAN EGEMEN ESER

56 ATHLETICS KIŞ 2011

010 Dünya Basketbol Şampiyonası’nın ev sahibi ve ikincisi olarak büyük bir başarıya imza attık. Bu başarıya ulaşırken basketbolu bilen bilmeyen herkes savunmamızdan bahsediyordu. Dünyanın en önemli takımlarından olan Yunanistan, Slovenya, Rusya, Sırbistan gibi takımları durdurarak fastbreak stratejisine dayalı hücumlarla, aslında kâğıt üstünde çok da hücum opsiyonumuz olmamasına rağmen önemli rakiplerimize çok büyük farklar atarak yarı finale kadar geldik. Bu, daha önce ulaşamadığımız bir başarı olduğu için, başarının rehavetine kapılarak Sırbistan maçına benim açımdan beklenilenin çok altında başladık. Savunmada yaşadığımız sıkıntılara rağmen hücumda iyi günde olmamız sayesinde farkı 10 sayının altında tutmayı başardık. Son periyoda girildiğinde savunmamız etkisini göstermeye başladı. Farkı yavaş yavaş eritmeye başladık fakat Sırbistan’ın can yakan üçlükleri onların skor açısında önde kalmasını sağladı. Son anlara geldiğimizde ise Kerem Tunçeri sahneye çıktı. Semih’e yaptığı asistle bizi öne geçirdi, o da yetmedi maçı bize getiren turnikeyi attı. Burada değinmek istediğim şey son 0,8 saniyede herkes “Maç bitti.” derken Sırbistan koçu İvkoviç’in çizdiği mükemmele yakın oyunla her şey orada bitebilirdi. Bu noktada ortaya yine savunmamız çıktı ve Semih’in parmağının ucuyla değdiği an bizim finale çıktımız an olarak tarihe geçti. Peki bizi finale götüren savunmamızın özünde ne vardı? Tüm bu hırs ve şevk nereden geliyordu? Bu savunmanın özünde çok önemli bir isim

var. Bu isim tabi ki de Bogdan Tanjevic. Bogdan Hoca göreve geleli 6 yıl oldu. Bu 6 yıl içinde bu turnuvaya kadar milli takımımız çok inişli çıkışlı bir grafik sergiliyordu. Bogdan Hoca da bunca sene boyunca herkesten çok ağır eleştiriler aldı, ama o bu eleştirilere hiç kulak asmadan işine baktı. Federasyon da diğer milli takımlar gibi ayran gönüllülük yapmayıp hocanın kalitesine güvendiler ve sonucunu da fazlasıyla aldılar. Turnuvaya başlamadan önce herkesin kafasında birçok soru işareti vardı. Takımımızın all - star pivotu Mehmet Okur ligin sonunda aşil tendonundan sakatlanarak 1 yıllık sakalık sürecine girdi. Hazırlık maçlarında da takımızın sorun çektiği mevki olan oyun kurucumuz Engin Atsür de sakatlandı. Bu aksiliklerden sonra takımın hazırlık maçlarında istenen performansı vermemesi tüm basketbol severleri endişelendirmeye başlamıştı. Ama tüm oyuncular verdikleri demeçlerde çok ağır çalıştıklarını o yüzden maçlarda her şeylerini veremediklerinden bahsediyorlardı.

Bunu da turnuvanın başında kanıtlayacaklardı. Turnuvanın başında ortaya koyduğumuz performans tüm basketbol severleri umutlandırmıştı, ancak takımımızın çeyrek finallerdeki gruplardan sonraki kötü performansı herkesi endişelendiriyordu. Bu noktada milliler bize endişelenmeye gerek olmadığını gösterdi ve üst üste Fransa ve Slovenya’yı farkla yenerek ne kadar azimli olduklarını kanıtladı. Bu farkın da savunmamız sayesinde olduğunun tüm Türkiye farkındaydı. Savunma sistemimiz aslında çok karmaşık değil. Tüm takımların bunu uygulayamama nedeni ise bu tempoyu oyunun her anına yansıtacak kondisyona sahip olmamalarıydı. Savunma sistemiz maç içerisinde devamlı değişmekteydi fakat oyun içinde patlama yaptığımız anlarda her zaman alan savunmamız ön plandaydı. 2-3 alan savunması uygularken içeride hareketli uzunlarımızla, dışarıda da hiçbir kısa oyuncunun karşısında görmek istemeyeceği savunmacılarımız Ömer, Ender ve Sinan’la rakiplerimize yaşattığımız top kayıplarını çok yüksek bir yüzdeyle sayıya çevirmemiz bizim farkı 30’lara çıkarmamıza neden oldu. Zaman zaman oyun içerisinde ileride Ömer’le yaptığımız baskılarla rakibi yıprattıktan sonra pota altında Ersan ve Ömer Aşık’la rakiplerin direncini kırdık. Savunmamız böyle anlatıldığında çok basit fakat oyu içerisinde öyle olmadığı çok belirgindi. Oyuncuların sarf ettiği efor çok üst düzeydeydi. Bunun altında da Koç Tanjevic’ in 6 yıldır takıma empoze ettiği disiplin yatıyordu. Son olarak bize 2 hafta boyunca yaşattığın heyecan ve gurur için çok teşekkürler 12 dev adam ve Bogdan Hoca… n

KIŞ 2011 ATHLETICS 57


ATHLETICS

BASKETBOL

KEVIN DURANT 2010 Dünya basketbol şampiyonası denildiğinde kesinlikle Kevin Durant’in inanılmaz performansı (22.1 sayı 6.2 ribaunt ortalaması) ile hatırlanılacak. Lebron James, Kobe Byrant gibi superstar oyuncularından eksik mücadele eden ABD’ye tek başına altın madalyayı getirmiştir. Ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu turnuvaya gelmeden NBA’de sayı kralı olarak ispatlayan 22 yaşındaki oyuncu geleceğin en büyük yıldızı adayı olduğunu, turnuvanın en değerli oyuncusu seçilerek bir kez daha ispatlamıştır ki Lebron James ve Kobe Bryant henüz bu altın madalyaya sahip değil.

HIDAYET TÜRKOĞLU Milli takımımızın gümüş madalya almasındaki şüphesiz en büyük katkı Hido’nundur. Takımın tam bir lideri olan Hido, 12.3 sayı, 4.2 ribaunt ve 3.4 asist ortalamalarıyla oynamıştır turnuva boyunca. Ülkemizde ilk kez düzenlenen dünya basketbol şampiyonasında ülkemize ”Maddi ve Manevi” birçok şey katan bu başarının mimarıdır Hido.

KEVIN DURANT GELECEĞİN EN BÜYÜK YILDIZ ADAYI OLDUĞUNU, TURNUVANIN EN DEĞERLİ OYUNCUSU SEÇİLEREK BİR KEZ DAHA İSPATLAMIŞTIR Kİ LEBRON JAMES VE KOBE BYRANT HENÜZ BU ALTIN MADALYAYA SAHİP DEĞİL.

MILOS TEODOSIC

ARJANTİN FUTBOLDA TANRISINI NASIL MARADONA İLAN ETTİYSE, 9 MAÇTA 244 SAYI ATAN ŞAMPİYONANIN SAYI KRALI LUİS SCOLA’YI DA BASKETBOLDA TANRISI OLARAK GÖREBİLİR.

ŞAMPIYONADAKI EN İYİ 5

Fıba’nın genel sekreteri patrıck baumann’ın, 60 yılın en başarılı dünya şampiyonası organizasyonu olarak nitelendirdiği, ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilen, 2010 fıba dünya şampiyonasının en değerli oyuncuları açıklandı. HAZIRLAYAN SINAN ARSLAN

58 ATHLETICS KIŞ 2011

Turnuvayı izleyen herkesin beğenisini topladığını düşündüğüm Teodosic 23 yaşında genç bir oyuncu olmasına rağmen takımının liderliğini kusursuz bir şekilde yaptı. Neredeyse her Sırbistan hücumunda top Teodosic’in elinden geçti. Sırbistan’ın yarı finale kadar gelmesinde şüphesiz en büyük payın sahibidir. Sırbistan, Teodosic önderliğinde önümüzdeki 10 yıla bu genç jenerasyonla damga vuracaktır.

LUIS SCOLA Ginobili’siz, Nocioni’siz, Pepe Sanchez’siz turnuvaya gelen Arjantin’i tek başına sırtlamıştır.9 maçta 244 sayı yani 27.1 sayı gibi inanılmaz bir sayı ortalamasıyla oynarak şampiyonanın sayı kralı olmuştur Scola aynı zamanda. Arjantin hücum hattının her yerinde bu adam;3lük atıyor,2lik atıyor, yüksek yüzdeli serbest atışları var. Arjantin futbolda tanrısını nasıl Maradona ilan ettiyse basketbolda da Luis Scola’yı tanrısı olarak görebilir.

LINAS KLEIZA Euroleague sayı kralı olarak şampiyonaya gelen Kleiza, Litvanya’nın dünya 3.lüğünü kazanmasında en büyük rolü oynamıştır. Kleiza,2011 Avrupa Basketbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapacak ülkesi Litvanya’nın yıldız oyuncularından yoksun olmasına rağmen basketbol ülkesi olduğunu

VE AYRICA;

ispatlamıştır yaptığı 19 sayı, 7.1 ribaund ve 1.4 assist ortalamalarıyla.

ABD’nin superstar oyuncusu Kevin Durant turnuvanın en değerli oyuncusu(MVP) seçilmiştir. Luis Scola oynadığı 9 maçta attığı 244 sayıyla maç başına 27.1 sayı ortalamasıyla turnuvanın en çok sayı atan oyuncusu olmuştur. Jianlian Yi oynadığı 5 maçta aldığı 51 ribauntla maç başına ortalama 10.2 ribauntla Turnuvanın en çok ribaunt alan oyuncusu olmuştur. Pablo Prigioni oynadığı 6 maçta yaptığı 40 asistle(ortalama 6.7 ) turnuvanın en çok asist yapan oyuncusu olmuştur Fildişi Sahili oyuncusu Mamadou Lamizana 5

maçta yaptığı 16 blokla(ort. 3.2) turnuvanın en çok blok yapan oyuncusu olmuştur. İranlı oyuncu Arsalan Kazemi 5 maçta yaptığı 14 top çalmayla (ort. 2.8) turnuvanın en çok top çalan oyuncusu olmuştur. Carlos Delfino toplam 217 dakika süre alarak şampiyonada en çok süre alan oyuncu olmuştur. Türkiye uyguladığı baskılı alan savunmasıyla maç başına ortalama 65.9 sayı yiyerek turnuvanın en az sayı yiyen takımı ve aynı zamanda 203’te 87 isabetli 3 lük atışıyla turnuvanın en iyi 3lük atan takımı olmuştur. ABD oynadığı 9 maçta rakip potalara 835 sayı atarak turnuvanın en çok sayı atan takımı unvanını ve aynı zamanda 379’da 215 isabetli iki sayılık oranıyla turnuvanın en iyi iki sayılık atış yapan takımı ünvanını elde etmiştir. n

KIŞ 2011 ATHLETICS 59


ATHLETICS

BASKETBOL

FIBA DÜNYA BASKETBOL ŞAMPIYONASINA GENEL BAKIŞ

Ağustos’un sonunda başlayıp Eylül ortası biten 2010 FIBA Basketbol Şampiyonası herkese heyecanlı dakikalar yaşattı. Bu muhteşem organizasyonun en çok konuşulan takımı, şüphesiz ev sahibi Türkiye. HAZIRLAYAN ALPER YILDIZ

B

u sene 20.si düzenlenen FIBA Dünya Basketbol Şampiyonasına Türkiye ev sahipliği yaptı. 28 Ağustos-12 Eylül 2010 tarihleri arasında düzenlenen turnuvayı tüm dünya nefesini izleyerek tuttu. Milli takımımızın da büyük bir başarıya imza atarak dünya 2.si olduğu şampiyona için, Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel ‘’Ülkemiz spor ve basketbol camiası için tarihi bir an. Şampiyona ülkemizde bugüne kadar düzenlenen en önemli spor organizasyonu’’ dedi. Gelin şimdi de bu efsanevi organizasyonu istatistikler üzerinden değerlendirelim.

TURNUVA TARİHİNİN İSTATİSTİKLER • Brezilyalı Oscar Schmidt, dört turnuvada,35maçta 916 sayı kaydetti • ABD,1954 ve 1959 yılındaki iki turnuvada üst üste 15maç kazandı.

60 ATHLETICS KIŞ 2011

• Sovyetler Birliği, Orta Afrika Cumhuriyeti’ni 140-48 mağlup ederek, en büyük farka imza attı. • Brezilya, Mısır’ı 38-19’la geçerek, en düşük skorlu maçta galip geldi.154-97 sona eren en yüksek skorlu maçta, Çin’i yenen takım, yine Brezilya’ydı. • Brezilyalı Maciel Ubiraten Pereira,1963 yılından 1978 yılına kadar, beş şampiyonada 41 maçta forma giydi. • Tarihte en çok şampiyonluk yaşayan ülkeler, üçer kez birincilik kürsüsüne çıkan; Sovyetler Birliği,ABD ve Yugoslavya oldu

TAKIM BAZINDA TURNUVA ISTATISTIKLERI • FIBA 2010’da maç başına en çok sayıyı Amerika Milli Basketbol Takımı 92.8 ortalama ile kaydetti.88..9 sayı ile Turnuva 4.sü Sırbistan 2.liği elde ederken,Turnuvada umduğunu bulamayan İspanya85.2 ile 3.olurken FIBA sıralamasında

turnuvaya 1. olarak giren Arjantin ise 83.5 ile 4.lükte kaldı.Milli takımımız ise bu kategoride oynadığı 9maçta 81.1 sayı ortalaması ile 7.oldu. • En yüzdeli atan takımlar sıralamasında ise Amerika %49.7 ile yine 1. sırayı kaptırmazken %49.6 ile Sırbistan Amerika’nın arkasında 2. sırayı elde etti. Türkiye %49.3 ile 3.lükte kaldı. Geri kalan sıralama şöyle: İspanya(%48.9), Arjantin(%48.2), Brezilya(%47.9), Litvanya(%47.1) Slovenya(%46.4) Hırvatistan(%45.9) Fransa (%45.6) • En yüzdeli serbest atış atan takım, oynadığı 9 maçta %80.1 ile Rusya olurken 2.liği %76.6 ile Almanya aldı. Slovenya %74.9 ile 3. olurken Sırbistan %74.6 ile 4.oldu Turnuva şampiyonu Amerika %73.3 ile 10. olurken, Milli takımımız %60.1 ile 24takım arasında son sırada kendisine yer buldu. • En ribaundcu takımlara da göz atarsak: Amerika maç başına aldığı 41.7 ribaund ile 1’inci, Porto Riko 40.4 ile 2’inci ve Litvanya aldığı

37.8 ribaund ile 3. oldu. Ülkemiz ise maç başına aldığı 36.2 ribaund ile 7.oldu. • Turnuvanın blok istatistiklerinde ise: oynadığı maçta toplam 44 blok yapan ispanya ortalama 4.9 ile ilk sıraya otururken, oynadığı 5maçta 24 blok yapan Fildişi Sahili ortalama 4.8 ile 2.oldu. 3. sırayı ortalama 4 blokla Amerika alırken 4. 3.8 ile Rusya, Türkiye ise 3.4 blok ile 5.sırayı elde etti. • En çok asist yapan takımlarda ise Amerika bu turnuvada beyinlerde oluşmuş önyargıları kırarak toplamda 164, maç başına ise ortalama 18.2 asist ile 1. sırayı Avrupa Ekolü haline gelmiş İspanya ile paylaştı. Bu 2 takımın hemen ardında toplamda 163 maç başına ise 18.1 asistle Sırbistan gelirken Milli takımımız toplamda 149 asist ortalama ile16,6 4.oldu.5. sırayı Rusya ile Yeni Zelanda ortalama 16 asist ile paylaşırken sıralamayı Porto Riko 15.8, Fransa 15.7, Arjantin 15,4 ve Yunanistan ortalama 14,7 ile takip etti. • Turnuvanın en çok top çalan ekiplerine göz atarsak; 1.sırayı maç başına çaldığı 10.4 top ile Amerika elde etti. Oynadığı 5 maçta 42 top çalan Fildişi Sahili 2. olurken ortalama 8.2 ile Brezilya 3 ve 8.1 ile Türkiye 4. oldu. Bu kategoride hayal kırıklığı yaratan ekip Litvanya ortalama çaldığı 5.7 top ile turnuvanın 21.si oldu. • Topun değerini en çok bilen en az top kaybeden ekip sıralamasında Arjantin ortalama 10.4 top kaybı ile 1. sıraya oturdu. 2. Yunanistan 10.8 top kaybederken, ülkemiz 11.7 ile 3. oldu. Maç başına kaybettiği 12 top ile Amerika ise 6. sırada kaldı. • Turnuva’nın en hırçın takımı maç başına yaptığı 24.7 faul ile Yeni Zelanda olurken, Yeni Zelanda’yı 23.8 ile Hırvatistan ve 23.3 ile Slovenya takip etti. Bu istatistikte ülkemiz 17.9 ile 20. olurken Amerika 19 faul ile 18.sırada yer aldı. Turnuvanın en az faul yapan takımı ise oynadığı 5 maçta, maç başına 16 faul ile Tunus oldu. • Maç başına yaptığı 5 double-double ile Rusya bu kategoride 1. olurken, 2. sırayı 4 double-double ile Türkiye ve Amerika paylaştı. • Turnuvada bir maçta en çok sayı atan takım 121- 66 ile Angola’yı geçen Amerika oldu.

10.2 ile 1.liği elde ederken, 8.6 ile Hamed Ehadadi(IRI) 2, Zaid Abbas (Jor) 8.4 ile 3. oldu. Temsilcimiz Ersan İlyasova ise maç başına aldığı 7.6 ribaund ile 6. olurken, Odom (usa) 7.7 ile 5. oldu. • Turnuvanın en çok asist yapan oyuncularında ise Pablo Prigioni(ARG) 6,4 ile 1. oldu. 2.liği Marcelo TIEPPO HUERTAS (BRA) 5.8 ile elde ederken, Sırp yıldız Milos Teodosic 5.6 ile 3.lükte kaldı. Oyun kurucumuz Kerem Tunçeri ise maç başına yaptığı 4 asist ile bu kategoride 11. sırada kendisine yer buldu. • En hırçın oyunculara bakarsak Yeni Zelandalı Mika Vukona maç başına yaptığı 4 faul ile 1. olurken Zaid ABBAS(Jor) gene 4 faul ile 2. oldu. • Sahada en çok kalan oyuncular ise maç başına 36.3 dakika ile Carlos Delfino 1. , çinli Wei Liu 36 dakika ile 2. oldu. 3. sırayı ise yine Arjantin’den 35.9 dakika ile yıldız Scola aldı. • Bir maçta en çok sayı atan oyuncu, yarı finalde Litvanya’ya karşı kaydettiği 38 sayı ile Kevin Durant olurken, 2. sırayı Yeni Zelandalı yıldız yine Litvanya’ya karşı attığı 37 sayı ile elde etti.

• Çin’i 87-40 mağlup ettiğimiz maçta Sinan Güler çaldığı 8 top ile bir maçta en çok top çalan oyuncu oldu.

TURNUVA SONRASI ISTATISTIKLERI • Turnuvayı 4. kez kazanan ABD aynı zamanda FIBA sıralamasında daha önce Arjantin’e kaptırdığı 1.lik koltuğunu da geri kazandı. • Oynadığı tüm maçları kazanan ABD, 4. kez kupayı müzesine götürdü. • Turnuvada istediğini yakalayamayan İspanya ise buna rağmen FIBA sıralamasında 1 basamak yükselerek 2.lik koltuğuna oturdu. • Arjantin 1.likten 3.lüğe düşerken, Yunanistan geçmiş başarıları sayesinde 4.lükte tutunmayı başardı.1 basamak yükselen Litvanya ise 5.liğe oturdu. • Milli Takımımız büyük bir başarıya imza atarken 18.sıradan 6.lığa yükselerek turnuvanın en çok dikkat çeken takımı oldu. • Turnuva 172 ülkede aynı anda yayınlanarak da büyük bir başarı elde etti. n

TURNUVA ÖNCESI 3 KUPAYLA BIRINCILIĞI SOVYET RUSYA VE YUGOSLAVYA ILE PAYLAŞAN ABD, 4. KEZ KUPAYI MÜZESINE GÖTÜRDÜ VE 2010 ŞAMPIYONA ILE EN FAZLA BIRINCILIK ELDE EDEN ÜLKE UNVANINI ELINE ALDI.

OYUNCU ISTATISTIKLERI • Turnuvanın maç başı en çok sayı atan oyuncu sıralamasına göz attığımızda Luis Scola (ARG) attığı maç başı 27.1 sayı ile 1. olurken, Yeni Zelandalı Kirk Penny 24.7 ile 2, Amerika’nın süper starı Kevin Durant ise 22.8 sayı ile 3.oldu. Maç başına attığı 13.4 sayı ile Ersan İlyasova 23.olurken, 12.3 sayı ile Hidayet Türkoğlu 34. Oldu. • Serbest atış çizgisinden en rahat atan oyunculara baktığımızda Slovenya’dan Sani Becirovic %94.3 ile zirveye otururken, İspanyol Rudy Fernandez 2.(%91.4), Amerikalı Kevin Durant %91.2 ile 3. oldu. Ersan ile Hidayet bu kategoride %71.9 ile 30.luğu paylaştılar. • Ribaundlara baktığımızda Jianlian YI (CHN)

KIŞ 2011 ATHLETICS 61


ATHLETICS

HENTBOL

B

4.DÜNYA PLAJ HENTBOL ŞAMPIYONASI ANTALYA’DA

Uluslararası Hentbol Federasyonu’nun (IHF) aldığı bir kararla plaj hentbolunun resmi bir statü kazanması sağlanmış ve 2004 yılından itibaren 2 yılda bir düzenlenen Dünya Plaj Hentbol Şampiyonası gerçekleştirilmeye başlanmıştır. HAZIRLAYAN ENIS CAN KARAKOÇ

62 ATHLETICS KIŞ 2011

u sene 4.sü düzenlenen 2010 Dünya Plaj Hentbol Şampiyonası daha önceki yıllarda Mısır, Brezilya ve İspanya’da düzenlenmişti. Bu seneyse İtalya’nın çekilmesiyle birlikte tek aday olarak kalan Antalya, şampiyonaya ev sahipliği yapmaya hak kazanmıştır. Plaj hentbolu yıllardan beridir hentbol camiası içersinde yapılan turnuvalarla varlığını sürdürse de resmi bir görünüm kazamadığı için fazla ön planda olamamıştır. Ancak Uluslararası Hentbol Federasyonu’nun plaj hentbol uluslararası bir boyuta taşımasıyla bu sporun ön plana çıkması kaçınılmaz olmuştur. Kuralları federasyonun belirlemiş olduğu salon hentbolundan farklı olsa da dünya çapında büyük bir rağbet görmüştür. Kısaca kurallardan bahsetmek gerekirse, salon hentbolundan farklı olarak takımların 8 oyuncudan oluşması gerekmektedir ve 4 oyuncuyla (3 saha oyuncusu, 1 kaleci) sahada bulunabilirler; maçlar 10’ar dakikalık 2 devreden oluşur ve her devreyi alan takım bir puan kazanır, her iki takım da birer devreyi kazanırsa “kaleciye karşı bir oyuncu” (bire bir) uygulamasına geçilir; tüm oyunlar yalınayak 40 cm derinliğindeki kumda oynanır ve son olarak her gol bir puan olarak yazılsa da görülmeye değer güzel goller (360 derece dönerek gol atmak vb.) 2 puan olarak yazılır. Kurallarından da anlaşılacağı gibi plaj hentbolu doyumsuz seyrin olduğu bir spordur. Bu yüzden 4. Dünya Plaj Hentbol Şampiyonası’nın Antalya’da yapılması hem ülkemiz için hem de hentbol dünyası için büyük bir önem taşımıştır. Bu önemin farkında olan Antalya Belediyesi ve Türkiye Hentbol federasyonu, Muratpaşa Belediyesi’nin ev sahipliğinde 22-27 Haziran tarihleri arasında yapılacak olan şampiyonaya var gücüyle hazırlanmıştır. 18 ülkeden erkekler ve bayanlar dalında 24 takımın katıldığı turnuvanın

açılışı Atatürk Kapalı Spor Salonu’nun önünden yürüyüşle başlamış ve Cumhuriyet Meydanı’nda takımların halkı selamlamasıyla son bulmuştur. 23 Haziran tarihinde grup maçlarının başlamasının ardından elemelere kalan takımlardan erkeklerde Brezilya finalde Macaristan’ı 2-0’lık skorla yenerek 2.kez Dünya Şampiyonu olmuştur. Milli takımımız ise 3.lük maçında Mısır’ı 2-1’lik skorla yenerek bronz madalyanın sahibi olmuştur. 2004 ve 2006 yıllarında finale kadar çıkmayı başaran erkek plaj hentbol takımımız bu sporda iddialı olduğunu bir kez daha göstermiştir. Öte yandan bayanlarda Norveç Danimarka’yı finalde 2-0 yenerek ilk kez şampiyonluğa ulaşmıştır. 3.lük maçında ise Brezilya Ukrayna’yı 2-0 yenerek bu şampiyonada 2.kez bronz madalyayı almıştır. Turnuvanı sırasında 1 haftalık süreçte sporcular yalnızca maçlara çıkmakla kalmayıp düzenlenen partilerde ve aktivitelerde birlikte eğlenebilmenin tadına da varabilmiştir. Şampiyonanın sorunsuz ve keyifli bir şekilde bitmesiyle birlikte Uluslararası Hentbol Federasyonu’nun Türkiye’ye tebrik mesajı vermesi, gelişmekte olan Türk hentbol camiasına bir ışık tutmuştur ve ilerleyen yıllarda yapılacak uluslararası turnuvalara da ev sahipliği yapabileceğini göstermiştir. Umarız bu şampiyonayla birlikte Türk takımlarına verilen destek artar ve uluslararası başarıların yolu gözlenir. n

KIŞ 2011 ATHLETICS 63


ATHLETICS

BOCCE

ROMA İMPARATORLUĞUNDA OLGUNLAŞMIŞ HINDISTAN CEVIZLERI BOCCE TOPU OLARAK KULLANILMAKTAYDI.

BOCCE OYUNUNUN GEÇMİŞİ İnsanlık tarihinin ilk dönemlerinde bile izlerine rastlanılan spor, neredeyse insanoğlunun kendisi kadar eski bir olgu. Tarihte ilk sporlar savunma amaçlı saldırı gibi nedenlerden dolayı türemişse de zamanla insanoğlu, kendini eğlendirerek ve zararsız bir takım aktiviteler üreterek bunları spora dönüştürmeyi başarmış. M.Ö 5000 yıllarında cilalanmış kaya parçalarıyla oynanan ve kökeni Anadolu’ya dayanan bocce, insanoğlunun yaptığı en eski sporlardan biri olarak biliniyor. İlk olarak Mısırlılar tarafından oynanan, daha sonrada Yunanlar ve Romalılar tarafından popüler bir spor haline getirilen bocce, Latincede “patron” anlamına geliyor. Boccenin isim babası olan Romalılar, bugünkü şekline sokan ve oynayan ilk toplum olarak tarihteki yerlerini almışlar.

BOCCE SPORUNUN GEÇMIŞI VE OYNANIŞI Antik çağlarda çok popüler bir spor olan Bocce’nin ilk olarak Mısır Uygarlığında ortaya çıktığı düşünülmektedir. HAZIRLAYAN GÜLNUR KOÇ

64 ATHLETICS KIŞ 2011

NASIL OYNANIR? Bocce müsabakaları, bireysel veya takım olarak yapılıyor. Oynanan sahanın yüzeyi oldukça düzgün olmalı. Yüzey asfalt, halı veya sentetik malzemeyle kaplanıyor. Saha 26 metre uzunluğunda ve 4 metre genişliğinde olup, kenarları 25 santimetre yüksekliğinde tahtalarla kapatılıyor. Oyun greyfurt büyüklüğünde ve 1 kiloya yakın ağırlıktaki toplarla oynanıyor. Toplar, bilardo topuna benziyor, ancak daha büyük ve ağır. Ayrıca, pinpon topu büyüklüğünde olan hedef top (Pallino) var.

Oyunda tüm amaç, hedef topa kendi toplarının daha yakın olmasını sağlamak. Top elle atılıyor ve hedef topa yaklaşan sayı alıyor, ancak rakibiniz topa çok yaklaşırsa ve daha yakınına kendi topunuzu yuvarlamak imkansız olursa rakip topu veya hedef topu vurmak için de atış yapılıyor. Takımlar 6’şar top kullanıyor ve takımlarda 3 asıl ve bir yedek oyuncu bulunuyor. Bireysel oynanırken ise 4’er top kullanılıyor. 12 sayıya ilk ulaşan taraf oyunu kazanıyor. Takım maçları tekler, çiftler ve üç kişilik gruplar arasında yapılıyor ve 2 oyun kazanan maçı da kazanmış oluyor.

TÜRKİYE’DE BOCCE Yüzyıllar boyunca Anadolu’da özellikle denize yakın ve ılıman iklime sahip coğrafyalarda oynanan bocce, Türkiye ile ilk olarak 1991 yılında tanıştı. İlk olarak Herkes İçin Spor, daha sonra da Beysbol ve Softbol Federasyonu çatısı altında faaliyet gösteren Bocce, 2005 yılında Bocce, Bowling ve Dart Federasyonu’nun kurulmasıyla kendi kimliğine kavuştu. Başta İstanbul, Antalya, Bartın, İzmir ve Eskişehir olmak üzere 20’den fazla ilde oynanan Bocce, 4 üniversitede de seçmeli ders olarak okutuluyor. Avrupa ve dünya şampiyonalarına katılan Bocce Milli Takımı, en büyük başarısını, geçen yıl ABD’de düzenlenen Dünya Şampiyonası’nda 5.olarak elde etti. n *Roma’da ilk bocce topu hindistan cevizi.

KIŞ 2011 ATHLETICS 65


ATHLETICS SURF BOAT

ÇANAKKALE SAVAŞI’NI MILLI BAĞIMSIZLIKLARININ ÇIKIŞ NOKTASI OLARAK GÖREN AVUSTRALYALILARIN AMACI, SAVAŞIN 100. YIL DÖNÜMÜNÜ ÇANAKKALE’DE 100 EKIBIN KATILACAĞI 100 KILOMETRELIK BIR YARIŞLA ANMAKTI.

BURC CUP 2010

SURF BOAT ROWING HAZIRLAYAN METIN MORGÜL

66 ATHLETICS KIŞ 2011

S

urf boat rowing bir çoğumuzun henüz ismini bile duymadığı Avustralya menşeli bir spor dalı. Bu sporda ülke olarak boy göstermemiz 22 Ağustos 2010 yılında olan Burç Cup’ta Avustralya’dan Forsters, MacMasters, Tamarama, Yamba; Yeni Zelanda’dan Lylal Bay, Türkiye’den Boğaziçi Üniversitesi Kürek Takımı, Bümed Mezun Takımı ve Galatasaray’ın katılımıyla gerçekleşti. Normal şartlarda 8 ekibin katılımıyla gerçekleşecek yarışlar hava muhalefeti ve güvenlik nedeniyle üç adet ulusal karma ekibe dönüştürüldü. Türk takımını Boğaziçi Üniversitesi Kürek Takımı’ndan Kutlu Kaan Haliloğlu ve Metin Morgül, Bümed Takımın’dan Mehmet Tuğutlu ve Galatasaray’dan Bahadır Kaykaç oluşturuyordu. Yarışlar Yeni Zelanda’nın üstünlüğüyle başladı Türk ve Avustralya takımları ise birbirlerine yakın mücadele ediyorlardı. Dubalar Yeni Zelanda ekibi birinci, Türk ekibi ikinci ve Avustralya ekibi üçüncü iken iken dönüldü. Fakat yarışın son yüz metresinde çok büyük bir dalgaya mukavemet gösteremeyen Yeni Zelanda yan dönerken büyük bir dalga yakalayarak hızlanan Türk ekibi ipi göğüslemek için geliyordu. Ve yarışın sonunda da güzel bir sürpriz yapan karma Türk ekibi yarışı lider olarak tamamladı. Yeni Zelanda ikinci olurken Avust-

ralya da üçüncü olabildi. Henüz bu sporda 2 aylık bir geçmişi olan türk sporcuların 100 yıldır bu işi yapan deneyimli ekiplere karşı yarışı birinci sırada bitirmesi oldukça mutluluk verici bir tabloydu. Ancak her şeyden önce unutmamak gerekir ki üç ülke sporcuları arasında kurulan dostluk bağları hepsinden önemliydi. Türkiye ve Boğaziçi üniversitesinin bu sporla tanışması nasıl oldu? Türkiye’nin ve Boğaziçi Üniversitesi’nin bu sporla tanışmasını Paul Murphy’e borçluyuz. Her yıl Çanakkale’ye Anzak anma günleri düzenleyen bir firmanın sahibi olan Paul Murphy’nin ortaya attığı düşünce, Çanakkale Savaşı’nı milli bağımsızlıklarının çıkış noktası olarak gören Avustralyalıların, savaşın 100. Yıl dönümünü Çanakkale’de 100 ekibin katılacağı 100 kilometrelik bir yarışla anmaktı. Bu amaçla Türkiye’de de bu sporun yaygınlaşması gerekmekteydi. Yapılan araştırmalar sonucunda Boğaziçi Üniversitesi’ne ait Kilyos

Kampüsü’nün sahilinin bu spor için çok uygun olduğu ortaya çıktı. Boğaziçi Üniversite’si Kilyos Kampüs Koordinatörü ve aynı zamanda eski bir kürekçi olan Doç. Dr. Emre Otay’ın projeye büyük ilgi göstermesi ve azimli çalışmalarıyla beraber Boğaziçi Üniversitesi Kürek Takımı sporcularının yıl boyunca yaptığı çalışmalarla bu noktaya gelindi. Haziran ayında Avustralya’dan gelen tekneler ve Avustralya Surf Boat Federasyon başkanının da içinde bulunduğu ekip eşliğinde Boğaziçili kürekçiler denizde ilk çalışmalarına başladılar. n

KIŞ 2011 ATHLETICS 67


ATHLETICS

JUDO

ÜÇÜNCÜLÜK MAÇI IÇIN RUSYA FEDERASYONU ILE KARŞILAŞAN JUDO TAKIMIMIZ, 3 - 2 YENILEREK DÜNYA TAKIMLAR JUDO ŞAMPIYONASI’NIN ERKEKLER KATEGORISINI BEŞINCI SIRADA TAMAMLAMIŞ OLDU.

D

TÜRKIYE’DE JUDO

Türkiye Judo ve Kuraş Federasyonu’nun ev sahipliğinde düzenlenen Dünya Takımlar Judo Şampiyonası 30 - 31 Ekim’de Antalya’da gerçekleştirildi. Milli sporcularımız judoda da kendilerini gösterdi, Türk Bayan Milli Takımımız Fransa’yı 3 - 2 mağlup ederek bronz madalyanın sahibi oldu. HAZIRLAYAN GÜLBIN GÜVENÇ

68 ATHLETICS KIŞ 2011

ŞAMPIYONADA BIRINCI OLAN HOLLANDA BAYAN MILLI TAKIMINA 25 BIN DOLAR, IKINCI ALMANYA’YA 15 BIN DOLAR, BRONZ KAZANAN TÜRKIYE VE JAPONYA’YA ISE 5’ER BIN DOLARLIK SEMBOLIK DEV ÇEK VERILDI.

ünya Takımlar Judo Şampiyonası bu sene Antalya’da, Dilek Sabancı Spor Salonu’nda düzenlendi. Müsabakalara, Eylül ayında Japonya’nın başkenti Tokyo’da yapılan Dünya Şampiyonası’nda ilk 8’e giren ülkeler katıldı. Şampiyonanın “Erkekler” kategorisinde Mısır, Kore, Japonya, Moğolistan, Rusya, Gürcistan, Fransa, ABD ve Türkiye yer alırken, “Bayanlar” kategorisinde ise Tunus, Japonya, Çin, Hollanda, Gürcistan, Fransa, Almanya, Brezilya ve Türkiye takımları yarıştı. Şampiyonaya 58 erkek, 53 bayan sporcunun katıldığı bildirildi. Şampiyona, bayanlar kategorisi karşılaşmalarıyla başladı. Çekilen kuralarda Türkiye’nin bayanlardaki ilk rakibi Japonya olurken, Brezilya ile Fransa, Almanya ile Çin, Hollanda ile de Moğolistan eşleşti. Japonya’ya 3 (27) - 2 (15) yenilen Türkiye, bir alt kategoriye düştü. Repesajda Moğolistan’ı 5 (45) - 0 (0) mağlup eden bayan milliler, üçüncülük maçında da Fransa’yı 3 (25) - 2 (20) yenerek Dünya Takımlar Judo Şampiyonası’nda bronz madalya elde etti. Japonya ise üçüncülüğe layık görülen diğer ülke oldu. Dünya Takımlar Judo Şampiyonası’nın çekişmeli geçen finalinde Hollanda, Almanya’yı 3-2 yenerek şampiyon oldu. Şampiyonada birinci olan Hollanda Bayan Milli Takımına 25 bin dolar, ikinci Almanya’ya 15 bin dolar, bronz kazanan Türkiye ve Japonya’ya ise 5’er bin dolarlık sembolik dev çek verildi. Erkekler kategorisinde ise, ilk turunda karşılaştığı Moğolistan Judo Milli Takımı’nı 3 (24) - 2 (20) mağlup eden Türkiye, Brezilya Milli Takımı karşısında yarı finalde 5 – 0 ’lık yenilgi aldı. Üçüncülük maçı için Rusya Federasyonu ile karşılaşan Judo Takımımız, 3 (30) - 2 (20) yenilerek Dünya Takımlar Judo Şampiyonası’nın erkekler kategorisini beşinci sırada tamamlamış oldu. Rusya ve Güney Kore şampiyonada üçüncülüğü paylaşan takımlar oldu. Birincilik kupasını ise finalde Brezilya’yı 4 - 1 yenen Japonya aldı. Ay-yıldızlı Milli Judocularımızı tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz. n

KIŞ 2011 ATHLETICS 69


ATHLETICS

KÜREK

SÜRPRİZ, GÖZYAŞI VE MUTLULUK;

2010 DÜNYA KÜREK ŞAMPİYONASI

Gezegenin diğer ucu Yeni Zelanda’da yapılan Dünya Kürek Şampiyonası, hafızalara kazınan tarihi finallere sahne oldu. Britanya spor yönetiminin Londra 2012 için en çok yatırım yaptığı dallar arasında başı çeken kürekte madalya sıralamasında, Adalılar ilk sırayı kaptı.

HAZIRLAYAN METIN MORGÜL

2005 GIFU’DA BAŞLAYAN ŞAMPIYONLUK SERISINI DÖRDE ÇIKARAN YENI ZELANDA’NIN YETIŞTIRDIĞI EN IYI KÜREKÇILERDEN OLAN MAHE DRYSDALE SERISINE 5. ŞAMPIYONLUĞU DA EKLEYEREK PETER-MICHAEL KOLBE’NIN TOPLAM ŞAMPIYONLUK REKORUNA ORTAK OLMA PEŞINDEYDI.

70 ATHLETICS KIŞ 2011

KIŞ 2011 ATHLETICS 71


ATHLETICS

KÜREK

D

oğanın hayli cömert davrandığı Karapiro(*) Gölü, 1978’den sonra ikinci kez dünya kürek şampiyonasının ev sahipliğini yaptı. Sekiz gün süren ve 49 ülkenin katıldığı – Türkiye yer almadı – şampiyonayı yaklaşık 40 bin biletli seyirci takip etti. Olağanüstü güzellikteki manzaraya karşı çekilen yarışlardaki çekişme ve yaşanan sürprizler, şampiyonayı unutulmazlar arasına sokmak için fazlasıyla yeterliydi. Karapiro 2010 başlarken, izlenilmesi gereken yarışların başında erkekler tek çifte finali geliyordu. 2005 Gifu’da başlayan şampiyonluk serisini dörde çıkaran Yeni Zelanda’nın yetiştirdiği en iyi kürekçilerden olan Mahe Drysdale serisine 5. Şampiyonluğu da ekleyerek Peter-Michael Kolbe’nin toplam şampiyonluk rekoruna ortak olma peşindeydi. Ancak sezonun formda ismi Ondrey Synek buna izin vermedi. Yarı final serisinde geçildiği Drysdale’e finalde geçit vermeyen Synek, Çek takımının bu kategorideki ilk şampiyonluğuna da ulaştı. Bu yıl hem dünya kupası etaplarını, hem de Avrupa şampiyonasını lider tamamlayan Synek, 6:47.49’luk derecesiyle 2010 dünya şampiyonu olurken, Mahe’nin hayallerini Karapiro’nun sularına gömdü. Bayanlar tek çiftede de benzer bir hikaye vardı. Gelmiş geçmiş en iyi bayan kürekçi unvanına otoritelerce layık görülmesi beklenen Ekaterina Karsten, 15 yarıştır geçilmediği tek çiftede, bu kez geride kaldı. 2006 yılında dünya üçüncüsü olan İsveçli Frida Svensson, çıkıştan itibaren Karsten’i kontrol ederek gelirken, Belarus’lu efsanenin yarışın son metrelerinde 39 tempoya çıkmasıyla yarışın heyecanı üst seviyelere çıktı. Son metrelerdeki dirayetiyle efsanenin ataklarına karşılık veren İsveçli, yarışı Karsten’in sadece 18 salise önünde bitirerek ülkesi İsveç’e Yeni Zelanda’daki tek madalyasını kazandırdı.

ŞAMPİYONLARIN HAZİN SONU Şampiyonanın en unutulmaz yarışlarından birine, 5 Kasım

cuma günü yapılan erkekler dört tek yarışı sahne oldu. Britanyalıların on yarış üst üste geçilmeyen ve bu seriye olimpiyat ve iki dünya şampiyonluğu ekleyen geçilmez armada, büyük bir şok yaşadı. Yarışa bir numaralı parkurda başlayan Fransa, inanılmaz bir tempoyla son 500 metrede izleyenleri şaşırtırken, adeta nefesi kesilen Britanyalılar podyumun dışında kaldı. Yunan teknesi ikinci olurken, yenilmez armadaya son darbe ev sahibi Yeni Zelanda’dan geldi. Hafif kilo erkekler dört tekte, İtalyanlar da Adalıların yaşadığı şokun benzerini tecrübe etti. 2000 yılından beri şampiyonluğu kimseye bırakmayan gladyatörler, yarışın son çeyreğinde Alman, Fransız ve Danimarkalı ekiplere geçilerek 4. oldu. İtalyanlar bu şampiyondaki tek altın madalyasını Marcello Miani ile elde etti. Miani, hafif kilo erkekler tek çifte finalini 7:05.82 çekerek kazanırken, son üç dünya şampiyonasında ismini en üste yazdırmayı başaran Yeni Zelandalı Duncan Grant ancak 7. Sırayı alabildi. Şampiyonanın çifte altın kazanan tek ismi, 29 yaşındaki Alman bayan kürekçi Marie-Louise Draeger hafif kilo dört çiftede Ania Noske, Lena Müller ve Daniela Reimer ile zirveye çıktıktan bir gün sonra hafif kilo tekçiftede ilk kez dünya şampiyonu oldu. Ayrıca bu yarışta dördüncü olan Brezilyalı Fabiana Beltrame, ülkesinin kürekte dünya şampiyonası madalyası kazanan ilk ismi olmaya çok yaklaştı, ama 6 numaralı kulvarda mükemmel bir yarış çıkaran Brezilyalı şampiyon olan Alman sporcunun yalnızca 0.13 saniye arkasından gelerek bu şansı kaçırdı. 0.13 saniyeye 4 sporcunun yerleştiği bu yarışta heyecan çok yüksekti.

HAKACILAR İŞ BAŞINDA Ev sahibi Yeni Zelanda 10 madalya ile başarılı bir şampiyona geçirirken, iki tekte şov yaptı. Geçen yıl Yeni Zelanda’nın en prestijli spor ödüllerinde yılın takımı seçilen Hamish Bond

ŞAMPIYONANIN ÇIFTE ALTIN KAZANAN TEK ISMI, 29 YAŞINDAKI ALMAN BAYAN KÜREKÇI MARIELOUISE DRAEGER HAFIF KILO DÖRT ÇIFTEDE ANIA NOSKE, LENA MÜLLER VE DANIELA REIMER ILE ZIRVEYE ÇIKTIKTAN BIR GÜN SONRA HAFIF KILO TEKÇIFTEDE ILK KEZ DÜNYA ŞAMPIYONU OLDU.

ve Eric Murray, Britanya’dan Triggs-Hodge ve Reed’i yine devirip zirveye çıkarken, iki ekibin son 300 metre içindeki kapışması görülmeye değerdi. Aynı şekilde kadınlarda da Juliette Haigh ve Rebecca Scown, Britanya’dan Glover ve Stanning’i devirip altına uzandı. Yeni Zelanda, Karapiro’daki üçüncü altınına da ‘birliği içinde bulunduğu’ Britanya’yı geçerek erişti. Geçen yıl farklı partnerle dördüncü olduğu iki çifteye bu kez 23 yaşındaki Joseph Sullivan ile birlikte giren Nathan Cohen, son 700 metre içinde Wells ve Bateman’ın sarsılmaz temposuna karşı koydu. Üçüncü sıradan gelip bitime 100 metre kala öne geçen Yeni Zelanda, ayaklanan 10 bin seyircinin desteğiyle finişe Britanya teknesinden önce ulaştı.

GALADA ‘TEK’

YENI ZELANDA, KARAPIRO’DAKI ÜÇÜNCÜ ALTININA DA ‘BIRLIĞI IÇINDE BULUNDUĞU’ BRITANYA’YI GEÇEREK ERIŞTI.

Kürek sporunun galası sekiz tek mücadelelerinde zirve değişmedi. Son dönemlerde bayanlarda yeni fenomen yaratan ABD, geçen yılki kadronun yalnızca iki elemanıyla mücadele etmesine karşın üst üste 4. Dünya şampiyonluğuna ulaştı. Amerikalılar, 6:12.42 ile artık tarih olan Sovyetler Birliği’nden sonra bu dalda üst üste dört zafer gören ilk ekip olurken, 51 yaşındaki dümenci ThompsonWillie’nin sürüklediği Kanada ikinci, kategorinin gediklisi Romanya da üçüncü sırada yer aldı. Son metrelerde üçüncü sırayı kapan Romanya 25 yıl sonra ilk kez podyum dışında kalmaktan kurtuldu. Erkeklerde de son şampiyon, sekizliyi ‘tek geçti’. 2006’dan bu yana üçüncü kez kazanan Almanya, parkurun son çeyreğinde Britanya tarafından hayli sıkıştırılsa da zirveyi bırakmadı. Panzerler 5:34 çekerek altın kazanırken, Britanya ikinci, Avustralya da üçüncü oldu. Britanya ve Almanya’nın beşer altın kazandığı Karapiro 2010’da en büyük hayal kırıklığını ise Polonya yaşadı. Malta Gölü’nde düzenlediği 2009 Dünya Şampiyonası’nda harika yarışlar çıkaran Polonyalılar, beş dalda katıldığı mücadeleden tek bronz ile ayrılabildi. n (*) Karapiro: Yeni Zelanda yerlilerinin konuştuğu Maui dilinde ‘pis kokan taş’ anlamına geliyor.

72 ATHLETICS KIŞ 2011

KIŞ 2011 ATHLETICS 73


ATHLETICS

MAGAZIN

150 BIN EURO’LUK YENI OYUNCAĞIYLA İLGI TOPLADI

BECKHAM ÇIFTI KRALIYET DÜĞÜNÜNE DAVETLI

Bentley, Lamborghini gibi birbirinden değerli arabaları olan Fenerbahçe’nin kalecisi Volkan Demirel, araç koleksiyonuna bir yenisini daha ekledi. Milli kaleci, 150 bin euro değerindeki 2011 model BMW 550i GT marka aracıyla İstinye Park’ta tüm dikkatleri üstüne topladı. Volkan, geçen ay 650 bin TL›lik Bentley marka aracıyla görüntülenmişti.

David ve Victoria Beckham, İngiltere Prensi William ve nişanlısı Kate Middleton’un düğününe davet edilen ilk ünlüler arasında. Çiftin daveti alınca çok heyecanlandıkları gelen söylentilerden biri. Düğüne katılacak olan diğer davetliler, 2011 Şubat ayının sonuna doğru açıklanacak.

SPOR DÜNYASINDAN MAGAZINLIK ATIŞTIRMALIKLAR HAZIRLAYAN GÜLBIN GÜVENÇ

Onlar, işleriyle oldukları kadar özel hayatlarıyla da gündemdeler. Ünlü sporcularla ilgili son haberler ve dedikodular…

Dürüst’ün kızı Elif Dürüst, katıldığı yardım balosundaki piyangodan çıkan “Fenerbahçeli Alex’le akşam yemeği” hediyesini geri çevirince devreye hemen Fenerbahçe yöneticisi, işadamı Cihan Kamer girdi. Piyangodan kendisine İsmail Acar tablosu çıkan Kamer, kulüpte yöneticilik yapmasına rağmen Alex’le yemek yiyemediğini belirterek, ödüle talip olduğunu açıkladı. İkilinin hediyeleri değişmesiyle birlikte, yaşanan gerginlik de son buldu.

ALTIN AYAKK ABI BU SENE MESSI’NIN

e isimlerinden Türk futbolunun efsan 88 sezonunda Tanju Çolak’ın 1987 - 19 Ayakkabı’ 39 gol atarak aldığı ‘Altın gitti. Barcelona ödülü bu yıl Messi’ye bu ödülü formasıyla 34 gol atarak ödülüm vardı, kazanan Messi, “Çok u” dedi. altın ayakkabım da old

Takım’ın Fenerbahçe’nin ve Milli n Mehmet başarılı futbolcularında villasından 6 Topuz’un Kayseri’deki lındı. “Maske” aylık kangal köpeği ça sanılan üç adındaki köpeği çaldığı

29 yaşındaki ünlü tenis oyuncusu Serena Williams’ın sağ ayağındaki alçı gittiği gece kulübünde tüm dikkatleri yıldız sporcunun üzerinde topladı. Cam parçası üzerine basan Williams, Avustralya Açık Turnuvası’nı kaçırmasına sebep olan bu kaza sonucunda sağ ayağına Swarovski kristalleriyle bir alçı yaptırmıştı. Serena Williams, maçlara kendi tasarladığı tenis kıyafetleriyle çıkıyor. Wimbeldon şampiyonluğunu dört kez alan ünlü sporcu, 2011 baharında kortlara dönmeyi umuyor.

ıllı Real Madrid’in Türk as sahada futbolcusu Mesut Özil zandı. kaybetti ama aşkta ka lü Alman OK! Dergisi, ün adındaki futbolcunun Monrose olan 20 müzik grubunda solist isto ile aşk yaşındaki Mandy Capr

ri tarafından şüpheli, emniyet güçle al, Sibirya aranıyor. Topuz’un kang cinslerinde kurdu ve Alman kurdu uyor. beş köpeği daha bulun

Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımı oyuncusu Oğuz Savaş, Melike Demirkaya ile dünya evine girdi. Çiftin nikah şahitliğini Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım yaptı. Oğuz Melike çiftini yalnız bırakmayanlar arasında Fenerbahçe Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Semih Özsoy, Fenerbahçe Kulübü Basketbol Şube Genel Koordinatörü Aydın Örs ile Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımı Menajeri Damir Mrsic de vardı.

WILLIAMS’TAN SWAROVSKI KAPLI ALÇI

SAHADA K AYBETTI, AŞKTA K AZANDI

MEHMET TOPUZ “MASKE”SINI ARIYOR

FENERBAHÇELI BASKETBOLCUDAN ÖMÜRLÜK İMZA

74 ATHLETICS KIŞ 2011

GALATASARAYLI ELIF’TEN ALEX’E RED

yaşadığını iddia etti.

YENI BIR AŞK MI DOĞUYOR?

a ve İspanya Katalan basını, Barcelon vunmacısı Milli Takımı’nın yıldız sa p yıldızı Shakira Gerard Pique ile ünlü po yor. İki ünlü ismin arasındaki aşkı konuşu a tanıştıkları 2010 Dünya Kupası’nd i için geldiği ve Shakira’nın klip çekim üler verdikleri İbiza’da samimi görünt söyleniyor.

EN ÇOK KAZANAN SPORCU YINE TIGER WOODS OLDU Amerikalı golfçü Tiger Woods uzun süredir turnuva kazanamamasına rağmen dünyanın en çok kazanan sporcusu unvanını halen elinde bulunduruyor. Forbes dergisinin hazırladığı listeye göre, Woods 105 milyon dolarla en fazla kazanan sporcu oldu. Nike’tan yılda 30 milyon dolar kazanan Woods, üst üste yedinci kez Forbes›un en fazla kazanan sporcular listesinde ilk sırada yerini aldı. Woods›u 65 milyon dolarla Amerikalı boksör Floyd Mayweather ve 48 milyon dolarla Los Angeles’ta oynayan Kobe Bryant takip ediyor.

QUARESMA’NIN İLGINÇ LAKAPLARI Beşiktaş’ın Portekizli yıldız futbolcusu Ricardo Quaresma, küçük Beşiktaşlı taraftarlar için hazırlanan Yavru Kartal Dergisi’nin Fun Club üyelerinin sorularını yanıtladı. Kendisine takılan “Harry Potter”, “Mustang” ve “Q7” lakapları ile ilgili bir soruyu yanıtlayan Quaresma, ‘’Portekiz’de bir kitap çıkmıştı. O kitapta hızlı koştuğum için benden Mustang diye söz ediliyordu. Harry Potter’ı saha içinde sihir yaptığımı düşünerek söylüyorlardı. Q7’de Quaresma›nın Q›su ve forma numaram olan 7 var. 7 rakamının bana şans getirdiğini düşünüyorum ve hep bu numara ile anılmayı istiyorum.›› diye konuştu.

KIŞ 2011 ATHLETICS 75


ATHLETICS

FUTBOL

ağırladığı Fenerbahçe’ye 1-0 mağlup olmuştu. İlk 5 haftada beklenen sonuçlar yoktu ama Ertuğrul Sağlam’a olan güven halen devam ediyordu ve oynanan futbol umut veriyordu. Yeşil-beyazlı ekip altıncı haftada Sivasspor’u deplasmanda 3-1, sahasında Diyarbakırspor’u 4-0, deplasmanda Manisaspor’u 2-0 ve yine deplasmanda Denizlispor’u 3-2 ve sahasında İstanbul Büyükşehir Belediyespor’u da 6-0 mağlup ederek 5’te 5 yapıyordu.

DEVLERI YENDILER, DEVREYI ÜÇÜNCÜ KAPATTILAR

SEZON ÖNCESI TRANSFER DÖNEMINDE ASLINDA PEK DE YANKI UYANDIRAN IŞLER YAPMADI YEŞILBEYAZLILAR.

TİMSAH DEVRİMİ

2009-2010 sezonunu hiçbir futbolsever unutamayacak. Bu müthiş sezonu zaferle kapatan Bursaspor, en üst lig tarihinde 4 Büyükler dışında şampiyonluk yaşayan ilk ekip oldu. Yeşil-beyazlılar, son haftaya kadar kovaladıkları şampiyonluğa, son hafta Fenerbahçe’nin Trabzonspor’la berabere kalmasıyla ulaştılar. HAZIRLAYAN AHMET SALIH ÇAKAR

B

ursaspor geçtiğimiz sezonu 58 puanla altıncı sırada tamamlamıştı ve takımda yaz sezonu transferde sık sık adı geçen genç oyuncu Sercan Yıldırım ve Volkan Şen tüm ısrarlara rağmen satılmamış ve kulüpte kalmıştı. Ertuğrul Sağlam henüz ilk sezonunda Bursaspor’da uzun süredir özlenen başarıyı yakalamıştı. Sıra transfere gelinmişti ve Bursaspor 2009-2010 sezonunda daha üst sıralara oynamak için ince eleyip sık dokuyordu.

TRANSFERLER ILK BAKIŞTA DIKKAT ÇEKMEDI BILE Sezon öncesi transfer döneminde aslında pek de

76 ATHLETICS KIŞ 2011

yankı uyandıran işler yapmadı yeşil-beyazlılar. En azından, o sıralarda, normal boyutta transfer olarak düşünülüyordu yaptıkları. Trabzonspor’la yolları ayrılan Hüseyin Çimşir’i ya da Beşiktaş’ta istenmeyen Zapotocny’yi almaları eşyanın mantığıydı. Değerleri sonradan ortaya çıkan Pablo Batalla ve Ivan Ergic’se görece kapalı kutuydu çoğumuz için. Kayserispor’dan alınan Turgay Bahadır’ın bu kadar parlak bir transfer olacağını hele, hiç öngöremezdik. Transfer döneminde Bursaspor’un belki de en büyük başarısı, özellikle de Fenerbahçe ve Galatasaray’ın çok istediği Sercan Yıldırım’ı elinde tutmasıydı.

İLK 5 HAFTADAN ÇIKAN SADECE UMUTTU İlk izlenimler ise yapılan tüm transferlerin olumlu olduğuydu ve hazırlık maçlarından galip gelinememesi bile taraftarı umutsuzluğa itmemişti. Turkcell Süper Lig’de 2009-2010 sezonunda yeşil-beyazlı ekip sahasında ilk maçta Kasımpaşa’yı ağırladı ve Bursaspor rakibini zor da olsa 2-1 mağlup ederek 3 puanla açılışını yaptı. İkinci maçta Eskişehirspor’a deplasmanda 3-2 mağlup olan Bursaspor, üçüncü maçta evinde kardeş takımı Ankaragücü’nü 1-0 mağlup etti. Trabzon deplasmanından 1-1’lik sonuçla dönen yeşil-beyazlı ekip sonraki hafta sahasında

İlk yarının kalan bölümünde görece inişli çıkışlı bir grafik çizmesine karşın, bu periyotta da G.Saray’ı iç sahada 1-0 ve Beşiktaş’ı dış sahada 3-2’yle yenip devreyi kapatan Ertuğrul Sağlam’ın öğrencileri, 17. hafta sonunda puan cetvelinin 3. sırasında, lider Fenerbahçe’nin yalnızca 2 puan gerisinde yer alıyor ve tatile bir hayli mutlu çıkıyordu.

BURSASPOR’UN IDDIASI SÜRÜYOR VE MORALLER DE GAYET YERINDEDIR 10 Mart’ta erteleme maçı Kasımpaşa ile İstanbul’da oynanıyordu. Bursaspor, biraz da olsa çekinerek geldiği İstanbul deplasmanından 2-0’lık galibiyetle çok önemli bir 3 puanın sahibi olmuştu. 25. haftada Bursaspor’un rakibi Manisaspor’du ve Ege temsilcisi düşme hattından kurtulma mücadelesi veriyordu. Timsahlar zorlandığı maçı 2-0 kazandı ve bir hafta sonra ise rakibi ateş hattındaki Denizlispor’du. Haftalar ilerledikçe zorlanan Bursaspor, Denizlispor’u özellikle son dakikalarda ecel terleri döktüğü maçta zor da olsa 2-1 mağlup ederek zirveye kapağı atıyordu. Sırada İstanbul Büyükşehir Belediyespor deplasmanı vardı ve tam 30.250 biletli seyirci karşılamıştı timsahları İstanbul’da. Maçın henüz ilk yarısında 2-0 geriye düşen yeşil-beyazlı ekip, daha sonra bu sezon büyük çıkış yapan oyuncusu Volkan Şen ile farkı bire indirmesine rağmen puansız evine döndü. Moraller yine de bozulmamıştı Bursaspor’da. 28. haftada rakip Antalyaspor’du ve maçın başında 1-0 geriye düşen yeşil-beyazlı ekip zor da olsa maçı 2-1 kazanarak liderliğini devam ettirdi. 29. haftada Ankara’da Gençlerbirliği deplasmanına çıkan timsahlar, büyük seyirci çoğunluğa sahip olduğu maçta özellikle ikinci yarıda çok önemli pozisyonlardan yararlanamayıp belki de kendisini şampiyonluktan edecek 2 puanı başkentte bırakmıştı. 30. hafta evinde Gaziantepspor’u konuk eden Bursaspor, rakibini rahat bir galibiyetin ardından 2-0 mağlup ederek zirvedeki yerini korudu.

TRABZON KADIKÖY’DE TARIH YAZARKEN BURSASPOR TRABZONSPOR’DAN SONRA ANADOLU’DAN ŞAMPIYONLUK KUPASINA ULAŞAN IKINCI TAKIM OLARAK ADINI TARIH KITAPLARINA YAZDIRIYORDU. 31. haftada ise rakip Galatasaray’dı. İki takıma da mutlak galibiyet lazımdı ve son yıllara damgasını vuracak müthiş bir maç oynandı Ali Sami Yen Stadı’nda. İnanılmaz gol pozisyonlarının yaşandığı maç hiç beklenmedik bir şekilde golsüz sona ermiş ve Bursaspor liderliği haftalar sonra Fenerbahçe’ye kaptırmıştı.

VE 2-2 OLDU (!) Son hafta yeşil-beyazlı ekip sahasında Beşiktaş’ı konuk edecek, Fenerbahçe de evinde Trabzonspor’u ağırlayacaktı. Yeşil-beyazlı ekipte gözler sahada, kulaklar ise İstanbul’daydı. Fenerbahçe’nin kaybedeceği herhangi bir puanda Bursaspor’un kazanması şampiyon olmasına yetiyordu ve her zaman olduğu gibi Bursa tribünleri

tıklım tıklımdı. Takım şampiyon olmuşçasına hazırlıklar yapılmış, tam bir karnaval havası yaşanıyordu Bursa’da. Bursaspor Şampiyonlar Ligi şarkılarıyla girdi Beşiktaş maçına... İnanç tamdı ama Fenerbahçe’nin Trabzonspor’u yenerek şampiyon olacağı da düşünülmüyor değildi... Bursaspor Beşiktaş’ı 2-1 ile geçerken Fenerbahçe’nin Trabzonspor ile 1-1 berabere kalmasıyla tarih yazılıyor Bursaspor sezonu şampiyon olarak bitiriyordu. Trabzon Kadıköy’de tarih yazarken Bursaspor Trabzonspor’dan sonra Anadolu’dan şampiyonluk kupasına ulaşan ikinci takım olarak adını tarih kitaplarına yazdırıyordu. Şampiyonluğu hak eden Bursaspor’du, gereken oldu, alkışlarımız Bursaspor’a... n

KIŞ 2011 ATHLETICS 77


ATHLETICS FUTBOL

JOSE MARIA GUTIERREZ HERNANDEZ

ÜLKEMİZDE ÇOK TARTIŞILAN ALTYAPILARIN YETERSİZ OLMASI SONUCUNDA BÜYÜK TAKIMLAR YURTDIŞINDAN FUTBOLCU ALMAYA YÖNELİYOR.

31 Ekim 1976 doğumlu efsane futbola 1984 yılında Real Madrid’in altyapısında başladı. 14 sene boyunca Real Madrid formasıyla 5 lig şampiyonluğu, 4 İspanya Süper Kupası, 3 Şampiyonlar Ligi ve 1 kez UEFA Süper Kupası kazandı. Real Madrid’te 387 maçta 46 gol atan efsane futbolcu 26 Temmuz 2010 tarihinde Beşiktaş’a transfer oldu.

MAMADOU NIANG FEDERICO INSUA

13 Ekim 1979 doğumlu Senegalli futbolcu kariyerineLe Havre AC genç takımında başladı. İlk profesyonel maçını 2000 yılında Troyes formasıyla oynadı. 2005 yılında Olympique Marseille takımına transfer olan futbolcu 5 sezon boyunca efsaneleşmesini sağlayan bir performansla 153 maçta 73 gol attı. 14 Ağustos 2010 yılında 7.5 milyon Euro karşılığında Fenerbahçe takımına transfer oldu.

S

por Toto Süper Ligi’nde bu sene de birbirinden ünlü yıldızlar top koşturuyor.. Transfer bütçelerindeki genişlemeyle beraber sadece futbolda değil, basketbol ve diğer sporlarda da dünya yıldızları Türkiye’yi tercih ediyor. Bu dosyada 2010-2011 sezonunda Türkiye’ye gelen dünya yıldızlarını inceleyeceğiz.

RICARDO ANDRADE QUARESMA BERNARDO 26 Eylül 1983 doğumlu olan Portekizli yıldız kariyerine 10 yaşında Sporting Lisbon takımında başladı. Yeteneğiyle dikkatleri üzerine çeken oyuncu 17 yaşında iken ilk kez A takım forma-

78 ATHLETICS KIŞ 2011

sını giydi. Barcelona, Inter, Chelsea gibi büyük klüplerde oynayan Quaresma 13 Haziran 2010’da 7.3 milyon Euro karşılığında Beşiktaş takımına transfer oldu.

MIROSLAV STOCH 19 Ekim 1989 Çekoslavakya doğumlu olan futbolcu ilk resmi maçına 2005-2006 sezonunda FC Nitra takımıyla çıktı. 2006 yılında Chelsea takımına transfer olan futbolcu 4 sene boyunca sadece 4 maça çıkabildi ve 2009-2010 sezonu için Twente’ye kiralık olarak gönderildi. 32 maçta 11 gol atan Slovak futbolcu performansıyla göz doldurdu ve 10 Haziran 2010 tarihinde 5.5 milyon

Euro karşılığında Fenerbahçe takımına transfer oldu.

ZVJEZDAN MISIMOVIC 5 Haziran 1982 doğumlu Bosna-Hersek kökenli Yıldız futbolcu profesyonel kariyerine 2000-2001 Sezonunda Bayern Münih’te başladı. 2004 yılında Bochum’a transfer olan futbolcu 92 maçta 21 gol attı ve büyük klüplerin dikkatini üstüne çekmeyi başardı. 2008-2009 sezonunda Wolfsburg takımına transfer olan yıldız, takımının şampiyonluğunda büyük katkıda bulundu. 2010-2011 sezonunun başında 7 milyon Euro karşılığında Galatasaray takımına transfer oldu

26 Şubat 1986 doğumlu brezilyalı futbolcu ortasaha ve forvet mevkilerinde oynamaktadır. Kariyerine AmericaMG klübünde başlayan Jaja 2004-2005 sezonunda Feyenoord takımına transfes olmuştur. Daha sonra Getafe’ye transfer olan yıldız kiralık olarak Flamengo, Racing Genk ve Westerlo takımlarında oynamıştır. 2008’de Metalist Kharkiv’e transferiyle birlikte iyi bi çıkış yakalayan Jaja 4.2 milyon euro karşılığında 2010 sezonunda Trabzonspor takımına transfer olmuştur

OSE MARIA GUTIERREZ HERNANDEZ

LORIK CANA 27 Temmuz 1983 yılında doğan arnavut futbolcu profesyonel kariyerine Fransanın Paris Saint-German takımında başlamıştır. 3 sene boyunca başarılı bir grafik çizen futbolcu 2005-2006 sezonunda Marseille takımına transfer oldu. Hırslı futbolu ve taraftarın sevgisini kazanması sayesinde takım kaptanlığına kadar yükseldi. 2009- 2010 sezonunda İngiltere’nin Sunderland takımına transfer olan Cana, burada bekleneni veremeyince 2010-2011 sezonunda 4.5 milyon euro karşılığında Galatasaraya transfer oldu. n

SPOR TOTO SÜPER LİGİNDE BU SENE TRANSFERE 100 MİLYON DOLAR HARCANDI BUNA RAĞMEN FUTBOL KALİTESİ BAKIMINDAN BEKLENENİN VERİLEMEMESİ ELEŞTİRMENLER TARAFINDAN ÇOK KONUŞULDU.

ZVJEZDAN MISIMOVIC

Spor toto süper ligi bu sene yıldız transferleri ile konuşuluyor. Birbirinden kaliteli yıldızlar türkiye’yi tercih ediyor. HAZIRLAYAN NURI YÜKSEL

JACKSON COELHO(JAJA)

MIROSLAV STOCH

2010-2011 SEZONUNDA SÜPER LİG’E TRANSFER OLAN YILDIZLAR

3 Ocak 1980 yılında Buenos Aires’te doğan futbolcu profesyonel kariyerine 1997 yılında Argentinos Juniors takımında başladı. 2005 yılında Boca Juniors’ta çok iyi bir performans sergileyen futbolcu 37 maçta 11 gol attı ve Almanya’nın Borussia Mönchengladbach takımına transfer oldu. Kendi ülkesi dışında pek varlık gösteremeyen oyuncu 17 Haziran 2010 tarihinde Bursaspor’a transfer oldu.

LORIK CANA

MAMADOU NIANG

FEDERICO INSUA

KIŞ 2011 ATHLETICS 79


ATHLETICS

RÖPORTAJ

FUTBOLUN DOBRA ADAMI

YILMAZ VURAL Türk futbolunun en deneyimli ve renkli simalarından biri o. Türkiye onu kendine özgü tarzıyla sevdi, benimsedi. Kasımpaşa’nın teknik direktörü Yılmaz Vural’la, kariyeri, Türk ve Dünya futbolu üzerine konuştuk. HAZIRLAYAN OZAN BAYRAK ERDI ÖZER

80 ATHLETICS KIŞ 2011

E

rdi: Hocam, öncelikle bu yoğun gündemde bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için Boğaziçi Üniversitesi Spor Kurulu ailesi adına teşekkür ederim. Yılmaz Vural: Ben teşekkür ederim. Biz de sizin gibi okulluyuz. Ben de iki tane spor akademisi bitirdim. Türkiye de 19 Mayıs Gençlik Spor Akademisi’ni, Almanya‘da da Alman Köln Spor Akademisi’ni bitirdim. Yani yüksek lisans diplomam var. Türkiye’de yüksek lisans diploması olan başka bir spor adamı ben bilmiyorum. Erdi: Teknik direktörlük kariyeriniz nasıl başladı? Bir dönem Alman ve Türk futbolunda ayrı bir yeri olan Köln Spor Akademisi’nde eğitim aldınız. Bu okula girişiniz nasıl oldu? YV: Benim herkese tavsiyem şu, insanlar kendi karakterlerini çok iyi analiz etmeliler yani ben neyim, ne yapabilirim, hangi işe daha yatkınım? Çok şükür ben kendimi iyi tanıdım. İşte benim psikolojim neydi; başımda biri olmasın kendime özel bir iş yapayım, bir özgürlüğüm olsun kendi becerimle var olayım ya da yol olayım neyse… Düşündüm o zaman ne yapabilirim ben; tiyatrocu olmayı düşündüm, bana da öyle bir yeteneğim olduğunu söylüyordu insanlar; veya bir gemide kaptan olayım, yani hep böyle maceracı bir yapım vardı ve sonra da tabii futbol oynadığım için düşündüm, futbol adamı olabilirim diye… Çünkü ben 17 yaşındayken Sakaryaspor’un genç takımında lisanslı futbolculuk dönemim başladı. İzmirspor takımında 26 yaşında teknik direktör yardımcısı oldum. Spor akademisini bitirdikten sonra profosyonel olarak futbolcuydum. İşte oradaki teknik direktör bizim okulda da hocamızdı tesadüfen. Bir sene oraya gidince dedi ki ben bu kadar genç arasından seni seçtim gel bana yardımcılık yap. Suphi Varel diye bir hocamız ve onu hiç unutmuyorum, sağ olsun, beni bu işe başlatan, yol veren, böyle bir yeteneğim olduğunu bana hissettiren bir adam, hocam. Ve sonra ben 19 Mayıs Gençlik Ve Spor Akademisi’nden sonra futbol öğretim görevlisi oldum. Sonra Futbol Uzmanlığı Sınavı’nı kazanmış olmama rağmen ben dedim ki yurt dışına gideyim. Çünkü, Türkiye’nin o zaman siyasi koşulları çok farklıydı, 75-80 yılları bir gençlik için çok zor yıllardı. Dolayısıyla yurtdışına gideyim hem hiç bir şey yapamazsam geri dönerim, bu sırada da Türkiye biraz daha durulur diye düşündüm. Bu amaçla futbol federasyonunun eğitim görevlisi Doğan Andaç diye bir hocamız vardı onun tavsiyesiyle ben Almanya ya antrenörlük kursuna kabul edildim. Böylece Almanya macerası başladı 1980 senesinde. Orada akademiyi yeni baştan okuduk. 6 yıl sonra 1986 senesinde Türkiye’ye dönmüş oldum. 1986 senesinde Malatyaspor’dan Özkan Sümer Hoca’nın yardımcılığı teklifini aldım ve

bu ilişkileri bana oluşturan, sevgiyle andığım, saygıyla andığım Ergün Gürsoy ve Fecri Aydın tavsiyesiyle 6 ay ona yardımcılık yaptıktan sonra Almanya ya gidip tekrar yarım kalmış dersleri bitirdim. Türkiye’ye 92 yılında Almanya’da bütün beklediğim şeyleri yapmış olarak geri döndüm. Yani bu, 26. sezonum benim Türkiye liginde, 6 ayı yardımcı hocalık olmak üzere teknik direktörlük yapıyorum, 20 değişik takımda çalıştım, 3 kere de yılın teknik direktörü seçildim.

gerekiyor yoksa hakem olunamaz. Bana göre çok kolay bir şey hakemlik, gördüğünüzü çalacaksınız ve insanlar sizin gördüğünüzü çaldığınızı hissedecekler. Yani işin püf noktası bu. Ozan: Hocam hakemlik demişken Dünya Kupası’ndaki hakem hatalarını gördükten sonra Türk hakemliğini nereye koyuyorsunuz? YV: Hakem her yerde aynı, her yerde aynı hatalar yapılıyor. Türk hakeminin sıkıntısı Türkiye’de ilişkiler çok iç içe. Bizde insanlar birbirlerini çok

İNSANLAR PRES ISTIYOR, ÖNDE BASKI GÖRMEK ISTIYOR, TOPLU MÜCADELEYLE KAZANMAK ISTIYOR. VARYASYON GÖRMEK ISTIYOR, HÜCUMDA, SAVUNMADA HATASIZLIK GÖRMEK ISTIYOR. KREATIF OYUN ISTIYOR, FUTBOLDA OYUNCU BECERISI ISTIYOR. BUNLAR İSPANYA’NIN OYUN TARZINDA VAR. DOLAYISIYLA TAKDIR GÖRÜYOR. Erdi: Almanya’daki antrenörlük eğitiminin bir parçası olarak bir yıl boyunca hakemlik de yaptınız. Sahada oynanan futbolu bir de hakem gözüyle değerlendirebilir misiniz? Sizce hakemlerin işi ne derece zor? YV: Tabi 60’a yakın maç yönettim çünkü o dönemde antrenörlük yapacaklar en az 5 kere orta hakemlik 10 kere yan hakemlik yapmak zorundaydılar. Her şeyden önce hakem olmak liderlik istiyor. İnsan ilişkilerini yönetme becerinizin olması, doğru karar verme, çabuk karar verme

etkiliyorlar yurtdışında böyle değil. Türkiye’de hakemi medya etkiliyor, büyük takımlar etkiliyor ve hakemlerin etkilenmeyenleri Türkiye’de hep saygıyla anılanlar oluyor, etkilenenler de kaybolup gidiyor. Ozan: Dünya Kupası’nda o şölende biz de olmalıydık dedi tüm Türk halkı, katılamamamızı nasıl değerlendiriyorsunuz? YV: Yani şimdi bu tür turnuvalara sürekli katılmak Türkiye’deki futbolun istikrarı ile ilgili bir şey. İşte gördüğün gibi Dünya 3.sü, Avrupa 3.sü

KIŞ 2011 ATHLETICS 81


ATHLETICS

RÖPORTAJ

oluyorsunuz, derken turnuvalarda olmuyorsunuz. Erdi: Genelde büyük turnuvalara katılabildiğimizde başarıyı yakalıyoruz zaten. YV: Futbol federasyonunu yeni projeler üretmesi lazım, çünkü bu ülkede Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre 18 - 20 milyona yakın 7 - 18 yaşında çocuk ilköğretimden lise çağına kadar okuyorlar, demek ki bu ülkede bilinen 20 milyona yakın bu yaş grubunda çocuk var. Altyapı derken, Türkiye’nin altyapısı bu. Bugün Hollanda milli takımı yarı final oynadı Dünya 2.si oldu 16 milyon nüfusu var, çok yaşlı bir ülke ve genç yaşı çok kısıtlı biliyorum orda kamp yaptık 30 gün köylerinde bile amatör takımların 6 tane pırıl pırıl yeşil sahası var. O kadar çözmüşler ki tesis oluşturmasını, çalıştırmasını, gençlerin katılımını, organizasyonu öyle tamamlamış ki yani şimdi burada soruşturmak lazım. Bu kadar

olması lazım. Çünkü bizde federasyonlar geliyor, kulüplerin memnuniyetini sağlamak amacıyla çalışmalar yapıyorlar. Dolayısıyla böyle projeler üretip onları çok ciddi biçimde takip etmek, futbolu iyi organize edebilmek adına çok önemli bir gelişme olur. Bunları göremiyoruz. Dolayısıyla da daha çok bekleriz. Yani bana göre bu bir tesadüf değil, oradaki başarılar bir tesadüftür. Katılmamak bir tesadüf değildir. Erdi: Dünya Kupası’nda sizce en iyi futbolu hangi takım oynadı? YV: Dünya Kupası’nda en iyi futbolu şampiyon olan takım oynadı; İspanya. Ben başından beri İspanya’dan yanaydım. Yanılmadım, çünkü futbol, isminden belli, ayak oyunudur, ayak topudur. Topu ayağa iyi oynayan, bu işi en iyi yapan takım İspanya. Dolayısıyla gerçekten İspanya’nın başarısı futbolun başarısıdır.

FUTBOL BIR EĞLENCE, FUTBOL BIR ŞOV. FUTBOL, BIR GÖRSEL TARAFI OLAN BANA GÖRE SANATTAN FARKI OLMAYAN BIR OLGU. DOLAYISIYLA BUNA HIZMET ETMEK LAZIM. milyon gencin olduğu yerde sistemin içine bu çocukları çekemiyorsanız bu işi yönetenlerin idare edenlerin büyük bir hatası vardır. Organizasyon hatası vardır. Bakıyorsun oradaki çocukların hepsi okullara gidiyor buradakiler gidemiyor neden çünkü spor artı okul birbirini zaman anlamında çok engelleyen şeyler. Dolayısıyla eğitim sistemini evirip çevirip spor yapanlara göre farklı bir boyuta getirmek lazım. Ülke politikası olması lazım, devlet politikası olması lazım, futbol federasyonu çalışmalarının çok ciddi boyutta 82 ATHLETICS KIŞ 2011

Ozan: Peki en değerli oyuncu hakkında kimi söyleyebilirsiniz? YV: Xavi, Iniesta; bunlar çok önemli oyuncular olarak ortaya çıktı. Ozan: En iyi kaleci olarak kimin adını söylersiniz? YV: Casillas. Ozan: Mesut’un performansı hakkında ne söylersiniz? YV: Real Madrid gibi dünya devi bir takıma transfer oldu. Neden? Çünkü onlar en iyiyi

alırlar, en iyiyi seçerler. Demek ki en iyilerden bir tanesi de performans alanında Mesut’tu anlamı çıkıyor. Tabi ki Türk olması da bizi daha farklı gururlandırıyor, daha farklı mutlu ediyor. Çünkü bizlerden birisi. Kısa ve öz. Erdi: Maradona hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Messi’yi kullanabildi mi, takımı iyi yönetebildi mi sizce? Çoğu insan da Maradona’yı hırsı doğrultusunda size benzetiyor. YV: Maradona çok doğal bir insan. Tepkilerini çok doğal bir şekilde ortaya koyuyor; sevinçlerini, üzüntülerini, takımla olan ilişkilerini. Farklı bir vücut dili var. Tarzı futbolseverler tarafından çok sempatiyle karşılanıyor. Ama tabi antrenörlük bir vahiyle insana gelmez. Yani süreç başka. Çok önemli oyuncu olmak demek çok önemli antrenör olmak anlamına gelmez. Bu, antrenörlüğün öğrenilebilir bir tarafı var. Bilimlerden aldığı bir tarafı var. Bir de kendi insan boyutu var. Yani yönetme boyutu var, insan ilişkileri var. O açıdan bakarsak tabi işin öğrenme boyutunda Maradona’nın bu süreci tam tamamladığını düşünmüyorum. Dolayısıyla tabi ki onun için bu çok farklı bir deneyim oldu. Umarım bir dahaki kupalara Arjantin takımının da başında kalırsa daha farklı bir Maradona görebiliriz. Ama bu Dünya Kupası’nda çok mu iyilerdi diye sorulursa, bana göre çok da iyi değillerdi. Erdi: 2006’daki Dünya Şampiyonası’na baktığımız zaman defans daha ön plandaydı. Sonucunda da İtalya şampiyon oldu. Ama bu yıl ki şampiyonada finalde Hollanda ve İspanya vardı. İkisi de atak futbolunu benimsemiş takımlar ki, bu göze de daha hoş geliyor taraftarlar için. Artık atak futboluna doğru bir geçiş var mı, bu konudaki görüşleriniz nelerdir? YV: Şimdi tabi dedim ya İspanya’nın başarısı futbolun başarısı diye. İnsanların görmek istediği tarz bu. Yani çok savunan takım 1 - 0 kazandığında çok mutlu olmuyor insanlar. Ama atak yapan takım 1 - 0 kazandığında daha mutlu oluyor. İnsanlar pres istiyor, önde baskı görmek istiyor, toplu mücadeleyle kazanmak istiyor. Varyasyon görmek istiyor, hücumda, savunmada hatasızlık görmek istiyor. Kreatif oyun istiyor, futbolda oyuncu becerisi istiyor. Bunlar İspanya’nın oyun tarzında var. Dolayısıyla takdir görüyor. Ama İtalya’nın şampiyonluğu sanırım dünya futbolundaki kimseyi mutlu etmemiştir. Çok sevimli değildi yani. O futbol adına bana göre bir kayıptı. Bir zaman kaybıydı. Nitekim İtalya, gördünüz, daha turlarda elendi. Gruplardan çıkamadı. Bu, dört sene sonra da olsa futbolun gerçeği ortaya çıktı. Ozan: Geçen sene lig içerisinde Kasımpaşa için Türkiye’nin Barcelona’sı demiştiniz. Bu futbolu oynatmaya devam edecek misiniz? YV: Tabi, tabi. Ben antrenörlüğe başladığımdan beri benim futbola bakışım bu. Futbol bir

ONUR’U SAHADAN ÇIKARDIM, ÇOK ÇIRKIN BIR TEPKI KOYDU BANA. YAŞIN DAHA 19. SEN BUNU YAPARKEN TEPKI GÖRMEYECEKSIN, BIZ TARTAKLAYINCA TEPKI GÖRECEĞIZ. OLUR MU? eğlence, futbol bir şov. Futbol bir görsel tarafı olan bana göre sanattan farkı olmayan bir olgu. Dolayısıyla buna hizmet etmek lazım. Yani futbolun bozma tarafı değil, gol yapma tarafının önde olması gerekiyor. Ben Kasımpaşa takımına bunu uygulatmaya çalıştım. Elimizdeki imkanlarımızla, bir benzetmeyle tabi, nitekim biz o kendi gücümüzle Türkiye’nin en fazla gol atan beşinci takımıydık. 50 gol attık. Ama en fazla gol yiyen de alttan üçüncü takımı olduk. 53 gol yedik. Dolayısıyla bu sene bu dengeyi kurmaya çalışıyoruz. Yani daha ona göre oyuncu taktiği yapmaya, ona göre daha hızlı oynayacak bir takım oluşturmaya çalıştık. Bu açıdan Kasımpaşa takımı geçen yılkinden daha farklı, daha pozitif oynamaya aday takımlardan bir tanesi diye düşünüyorum. Yani en azından seyredenlere yine keyif verecek. Taraftara bunlar ne güzel yapıyor, Tepebaşı’ndan geçerken aşağıda Kasımpaşa’yı gidip bir seyredelim, takımımızı görelim dedirtecek. Yani bu tarafıyla biz işe bakıyoruz. Bu tabi bir yarış, bir müsabaka. Dolayısıyla kazananı ve kaybedeni olan bir olay bu. Bu yumuşaklığın gelmesi gerekli diye düşünüyorum. Taraftarımıza, kendi yönetimimize, futbolcumuza, teknik kadromuza, kendi medyamıza bu amaca yönelik davranmaya çalışıyoruz. Bu sempatiyi de devam ettirme gayreti içerisinde olacağız. İşte tesisleşiyoruz ki insanlar daha rahat gelebilsin, daha keyif alsın. Antrenman sahalarımızı yapmaya çalışıyoruz. Yani böyle inanılmaz bir faaliyet içerisindeyiz. Erdi: Özellikle üç büyüklerle Avrupa’daki kulüpler arasında maddi durum açısından da eskisi gibi büyük uçurumlar yok. Ama başarı da henüz gelmiş değil. Bu başarıyı yakalamak için neler yapılması gerekiyor? YV: Diğerleri ne yapıyorsa onu yapmak gerekiyor. Yani yedi bilinmeyenli denklem değil bu. Kurumsallaşmak gerekiyor. Yönetimleri kontrol eden bir mekanizmanın bunu yapması lazım ama işin yasal boyutunda profesyonelleri iyi seçip kullandırması gerekiyor. Oyuncu seçiminde uzun vadede transferin bir ay değil on bir ay olduğu, bir ayın bir anlaşma dönemi olduğu mantığıyla davranmak gerekiyor. Süreklilik gerekiyor. Organizasyon gerekiyor. Alt yapı gerekiyor. Bunları yaparsanız başarılı olmaya muktedir KIŞ 2011 ATHLETICS 83


ATHLETICS

RÖPORTAJ

MILLI TAKIM YA DA ÜÇ BÜYÜKLERDEN BIRININ BAŞINDA OLMA IDEALIM HIÇ BITMEYECEK. ANTRENÖRLÜK HAYATIM BITENE KADAR BEN ONU ISTEYECEĞIM. olursunuz. Zaten başarılıysanız, başarınız sürekli olur. Dolayısıyla bunlar, bu takımlar; Manchester United, Barcelona, Real Madrid, Inter. Yani örnek alacağımız takımlar bunlar olmalı. Örnek alacağımız ligler de Avrupa’nın beş tane ligi. Bu ligler olmalı. Erdi: Üç büyüklerden birinin başına geçmek gibi bir idealiniz olduğu biliniyor. Ne diyeceksiniz bu konuda? YV: O idealim hiç bitmeyecek. Milli takım ya da bu takımlardan birinin başında olma idealim hiç bitmeyecek. Antrenörlük hayatım bitene kadar ben onu isteyeceğim. Oralarda olmak için, daha başarılı olmak, oralara gelebilmek adına ne yapılması gerekiyorsa onları yapmaya devam edeceğiz. Umarım bir gün oralarda oluruz. Ozan: Bildiğiniz gibi Asamoah Gyan çeyrek final maçında Uruguay’a karşı son dakikada bir penaltı kaçırdı. Eğer Gyan sizin oyuncunuz olsaydı o penaltıyı kaçırdığında nasıl bir tepki verirdiniz? YV: Bunlar futbolda var. Ama futbol dışı olan 84 ATHLETICS KIŞ 2011

şeylere çok tepkim olur. Lüzumsuz kart görmeye, takımı eksik bırakmaya, disiplinsiz olmaya, söylediğiniz şeylere sahada uygulamayan oyunculara bunlara tepkim oluyor. Ama oyun içerisinde penaltı kaçırmış, pas hatası yapmış bunlar futbolda var. Bunlar olacak tabi. Penaltı kaçmaz mı? Kaçacak arada. Penaltı gol olacak diye bir şey yok. Benim oyuncularım bu sene çok kritik penaltılar kaçırdı. Hiç kimseye bir şey yapmadık. Sarıldık, öptük. Teselli etmeye çalıştık. Erdi: Sarıyer’de Bulgar futbolcu Donev, Antalyaspor’da Altay maçında Onur, Ankaragücü’ndeyken Sakarya maçında Effa ile Adem Dursun’u tartaklamıştınız. Bunların sebebi aşırı hırsınız mı? YV: Hayır. Onların aşırı yapmış olduğu yanlışlar. Mesela Onur’u sahadan çıkardım, tepki koydu bana. Hem de çok çirkin. Yaşın daha 19. Sen bunu yaparken tepki görmeyeceksin, biz tartaklayınca tepki göreceğiz. Olur mu? Veya diğerlerine küme düşme maçında daha 46. dakikada 2 - 1 galipken iki kişi birden oyundan atılmaya hakkın

var mı? Bu kadar emekleri bitirmeye hakkın var mı? Veya o zamanki dönemde Todorov Sarıyer küme düşerken, hakemin gelip “Hocam bak atılmak istiyor, yarın Noel var. Ülkesine gitmek istiyor. Atmayacağım ben bunu.” dediği yerde adama tekme atıp da kasıtlı atılmak için kırmızı kartı gördükten sonra sahayı terk etmesinin insani tarafı var mı? Yani insan ilişkileri bu değil midir? Ne kadar insan olursan o kadar insanlık bulursun. Ne kadar insanlık dışı davranırsan o kadar insanlık dışı davranış görürsün. Bunlar doğal tepkilerdir. Ozan: Süper Lig’deki takımlar arasında bariz bir fark var mı? YV: Artık çok yok yani. Gördüğün üzere Bursaspor bu imkanlarıyla, bu kadrosuyla, bu maddi imkanlarıyla şampiyon oldu. Sanırım bu başarı bu sorunun cevabı olsa gerek. Erdi: 2006’daki bir röportajınızı okudum. Orada dört büyükler haricinde bir şampiyon ne zaman çıkar sorusuna bu sene demişsiniz. O sene olmasa da dört sene sonra çıktı. Bursaspor dışında ikinci şampiyon ne zaman çıkar? YV: Bu sene çıkabilir. Yani bir bakarsın Gaziantepspor, Ankaragücü, Kayserispor, Gençlerbirliği, Trabzonspor yani üç büyüklerin dışında, Bursaspor tekrar, Kasımpaşa, artık herkes bu heves içerisinde. Herkes bu hevesle oynayacak. Ozan: Dört büyüklerden birini çalıştırıyordunuz. Trabzonspor’da başarılı olduğunuz bir dönemde neden ayrıldınız? YV: Hakikaten güzel soru. Yıllar sonra ilk kez böyle güzel soruyu soran sen oldun. Ben de bilmiyorum desem yeridir. Çünkü Türkiye ikincisiyken, 9. hafta liderdik. Biz o hafta Samsunspor’a 2 - 1 mağlup olduk. Fenerbahçe Bursaspor’u yendi. Fenerbahçe bizi iki puan geçti. 9 hafta biz liderdik ve salı günü yönetim kurulu “Biz seninle çalışmak istemiyoruz.” dedi. Nedenini sordum. “Anlaşamıyoruz seninle.” dediler. Erdi: “Milli takımın başına Türk hoca gelmeli.” görüşünü savunduğunuzu herkes biliyor. Peki Gus Hiddink hakkındaki görüşleriniz nelerdir? YV: Benim düşüncem her zaman Türk’ten yana, çünkü millinin adının geçtiği yerde bir yabancının olması, işin sırf uzmanlık boyutu tercih sebebi olur. Ama uzmanlık boyutunda da Hiddink futbolda sanırım benim yaptığım eğitimi yapmamıştır. İki üniversite bitir, futbola gel. 20 tane takım çalıştırdım ben bugüne kadar. Ben Türk olarak onun kadar uluslararası olmadım, çünkü Türklere bu devirde bunu yapma şansı kimse vermiyor. Bırakın yabancıları bizim Türkler vermiyor, yani biz birbirimize vermiyoruz bu şansı bence. Türkiye maalesef sosyal egosu değil, bireysel egosu gelişmiş

İNSANLA UĞRAŞILAN BIR IŞTE KENDINIZE ÖZEL ZAMANINIZ OLMUYOR, ÇÜNKÜ ARTIK SIZIN HAYATINIZ O INSANLARIN HAYATI OLUYOR. O YÜZDEN ANTRENÖRLERIN EVLENME, ÇOCUK SAHIBI OLMA HAKKI YOK. ÇÜNKÜ AILELERE ZAMAN AYIRAMIYORLAR. ANTRENÖRLÜK SEVILMEDEN YAPILACAK BIR ŞEY DEĞIL. insanların olduğu bir ülkedir. Sosyal ego, insanların bir şeye hep birlikte hayır ya da evet demesiyle mümkündür. Türkiye maalesef tepkilerini birlikte koyan insanların olduğu bir ülke değildir. İnsanların bireysel tepkileri de cılız kalıyor. Yüksek ses çıkması lazım. Hakkını aramasını bilmeyen bir toplumuz. Bu açıdan benim bu çabam karşılık vermedi. Şimdi Hiddink var artık tartışacak bir şey yok. Milli takımın başarısı bizleri çok sevindiriyor, başarısızlığı üzüyor. Dolasıyla biz de artık milli takımın başarılı olması için başında kim olursa olsun ona destek olmak zorundayız diye düşünüyorum. Bundan sonra tartışacak bir şey yok, gelmeden önce her şeyi tartıştık ama geldikten sonra artık destek olmaktan başka bir şey yok. Erdi: Pionek döneminde Türk Milli Takımı Yardımcı Antrenörlük görevi teklif edilmişti size. “Kabul etmediğim göreve Fatih Terim geldi” diyorsunuz, hafif bir küçümseme var sanki... Bu durumu bize biraz açıklayabilir misiniz? YV: Bir önceki 1989 senesiydi. Ben kabul etmedim böyle bir görevi. Belki kabul etsem şimdi kariyerim çok farklı olacaktı. Belki ben kabul etmedim ya da yanlış anlaşıldım. O zaman Fatih Terim milli takım teknik direktörü seçildi, ben kabul etsem ben olacaktım belki de milli takımın teknik direktörü ama insanların yaşam şartları işte. Bir takım kararlar alındı. Benim böyle kararlar almamdan sonra Fatih Hoca getirildi. Belki de çok iyi yaptım, belki de dünya çapında bir teknik direktör olmasına yol açtım. Ozan: Biraz da saha dışındaki Yılmaz Vural’ı tanıyalım. Boş vakitlerinizde neler yaparsınız? YV: Boş vaktim hiç yok çünkü bir kulübe başladığınız zaman tüm hayatınız o oluyor. Mesela biz temmuzda başladık ve bugüne kadar saat 6’da kalk, antrenman, yat, kalk, ye, 11’de bir daha antrenman, akşam bir daha antrenman, yani

insanüstü bir çaba bu. Çok zor bir iş. Bunun dışında transfer, sporcuların sosyal problemleri, psikolojik problemleri, sürekli, uyuyana kadar hatta uyurken bile problem görüyorsunuz. Yani insanla uğraşılan bir işte kendinize özel zamanınız olmuyor, çünkü artık sizin hayatınız o insanların hayatı oluyor. Maalesef böyle bir şey var. Boş dönem diyorsunuz mesela, tatiller oluyor o tatillerde transfer kovalıyorsunuz yeniden, prim için diğer farklı şeyleri kovalıyorsunuz. Diyelim çalışmıyorsunuz, bu sefer yurt içi, yurt dışı maçları takip ediyorsunuz. Yurt içi maçlara gidiyorsunuz, izliyorsunuz. O yüzden antrenörlerin evlenme, çocuk sahibi olma hakkı yok. Çünkü onlara zaman ayıramıyor. Ailelere zaman ayıramıyor. Çok acı bir şey bu. Antrenörlük sevilmeden yapılacak bir şey değil. Ozan: Hiç alkol kullanmamışsınız, doğru mu? YV: İçki ve sigara içmiyorum. Çocuklarıma da bu konuda öneri ve tavsiyelerde bulunuyorum; çünkü ben şuna inanıyorum insanlar içkiye başlarken tamamen bir sosyalleşme aracı veya bir kişilik problemiyle ya da meraktan başlıyorlar. Yani insanların kendine zarar verdiğini bile bile bir şeye başlaması çok saçma. Bugün akciğer kanserinin tek nedeni hemen hemen sigara. İnsanlar bunu bile bile nasıl kullanıyorlar hayret ediyorum ben.

O yüzden böyle kendimize zarar verecek her şeyden kaçınmalıyız. Ben sporun etkisi ile hiç bir gün içki ya da başka bir şeyi merak edip kullanmayı düşünmedim. Erdi: Boğaziçi Üniversitesi Spor Kurulu aracılığıyla, Boğaziçili öğrencilere tavsiyeleriniz nelerdir? YV: Bir kere Boğaziçi Üniversitesi gibi bir okulda okumak ayrıcalıktır. Çok önemli eğitim veren bir kurumun içindesiniz, okulunuzun değerini bilin. Mesela şunu anlamıyorum, Amerika’da bugün spor sisteminin içinde üniversiteler çok önemli bir yer tutuyorlar. Ben Türkiye’de sporculara burs verildiğini duymadım, buna çok önem verildiğini görmüyorum. Üniversiteler bu konuda çok cimri davranıyor, hiç bir şey yapmak istemiyorlar. Gençliğe bir katkıda bulunmak adına spor yapanlara, sanatla uğraşanlara, böyle özel insanlara farklı bir burs vermeliler. Türkiye’de, üniversite sporu gelişmiş değil. Üniversitelerin buna daha bilinçli daha sağlıklı bakmaları lazım çünkü her şey üniversitelerde; bilim orada, medeniyet orada dolayısıyla üniversitelerdeki sporculara daha fazla önem verilmeli, kolaylıklar sağlanmalı. Bize vakit ayırdığınız için, Boğaziçi Üniversitesi Spor Kurulu ailesi adına tekrar teşekkürlerimizi sunuyoruz. Başarılar diliyoruz. n KIŞ 2011 ATHLETICS 85


ATHLETICS

G

FUTBOL

FUTBOL, SON YILLARDA IÇINDE PEKÇOK SOSYOLOJIK ÖĞE BARINDIRAN MILYONLARIN TAKIP ETTIĞI BIR SPOR HALINE GELMIŞTIR.

THAT IS THE FOOTBALL, IT IS THE FOOTBALL HAZIRLAYAN ABDÜLKADIR AYDIN

86 ATHLETICS KIŞ 2011

özlerinizi kapatın. Yeşil bir çayır hayal edin. Beyaz çizgilerle dikdörtgen şekli verin. Oyuncular olsun o alan içerisinde, 22 kişi olsunlar ve 1 topun peşinden koşsunlar. Sahaya yakın tarafa kulübeler koyun. İzan sahibi, nizam sahibi biraz da izah sahibi bir liderleri olsun. Onlara destek unsuru oluşturan, heyecanlarına  efekt yapan, sinir katsayılarını indiren-frenleyen arkadaşları olsun. Etrafına onları izleyen,  sevinçlerine ve üzüntülerine müzikal bir şölenle katılan insanlar koyun. Tribünleri olsun. Kameralar olsun fazla sayıda. Bağlantı araçları bulunsun. Televizyonlar  kurun  hayallerinizde Emekli  maaşıyla emeklemeye çalışan bir  yaşlı çift. Hayat hikayesi maaş bordrosundan okunan   Cimşit Amca ve ona gündelik hayatın kronik monotonluğunu unutturan heyecanı. Erkeğin kalbine giden yola mayın döşemeye çalışan, “Ofsayt nedir, aşkım?” sorusuyla dikkat çekmeye çalışan bir kadın. Uzlaşmacı romantizm sahibi bir duruşla, kız arkadaşının elini tutan ancak golün mutluluğuyla eli bırakıp  “şimdi eller havaya” diyen sevgilisi.  Mutfakta mesai yapan annelerin sevinç ortaklığı. Kahve köşelerinde ellerine aldıkları sigaranın dumanı arasından refleks şeklinde küfür eden insanlar. Hayallerimizin “sınırı” olmamalı. Dünya zevklerinden  arınması  gereken, derin düşüncelere, ibadete çekilmiş olan 2 Buda rahibi düşünün. Tibet Manastırlarında mağaraya televizyon kuran, onlar için bir tutku motifi  oluşturacak bir şey bu. Filistin’de takımının yenilgisine bozulan bir gencin “taş atması” ; Malavi’de açlıktan kemikleriyle parmaklıklar oluşan,  vücudu bir hapishaneye çevrilmiş ufak bir çocuğun “ PELE duruşu ve bakışı”… Anlık bir zevk gibi duruyor sanki; değil ama. Gazetelerde tam sayfalarda verilsin sonraki günlerde. Yorumcular olsun. Sosyalleşme için araç –verkaç- olsun. Bazıları kasık çatlatıp gülsün, bazıları  da gırtlak patlatıp ağlasın.  Her sohbetin içerisinde ortak değer yaratan bu oyun için TV programları yapılsın, kodaman adamlar  enteresan  kelimesinin enteresanlığını kaybettiği  tartışmalar yapsın. Reytingler tavan yapsın. Memnun olma ve tatmin seviyesindeki ayrışmalara rağmen, bütün farklılıkların ulusal, ırksal, dinsel, kuşaksal ve toplumsal bölünme;  televizyon sayesinde herkesin buluşabileceği “yekpare stat”ta buluşması;  maçları yayınlayan kanalların büyümesine, sponsor firmalarla ciddi anlaşmalar yapılmasına   sebep olsun. Parasal ve simgesel güç sahipleri oluşsun futbolda. Pazar payları oluşsun. Rekabet durumu pazarın promosyonunu, küreselleşmesini, pratik ve felsefi duruşunu güçlendirsin. Kulüpler medya

şirketi olsun, eğlence şirketi olsun. Marka olsun. Kültürler arası etkileşimler, coğrafi aidiyetten küresel vizyon sahibi oluşumlar ortaya çıksın. İşte futbol bu. İngiliz işçilerinin “dayanışma” için bulduğu oyunun şimdilerdeki yansıması. Büyük bir hegemonik güç kabul edelim futbolu. Teknoloji deyince Silikon Vadisi gelir aklımıza, Wall Street deyince ekonomi. Sinema deyince gülümse esintisiyle beraber Hollywood. Tarihsel gelişim içerisinde birtakım güçlerin dayatımı söz konusu burada, ancak futbol engel tanımaz; sınır tanımaz; dayatma istemez; her taraftan girişi olan büyülü bir dünyadır. Sevinçlerin, üzüntülerin, hırsın, nefretin, çaresizliğin oyun içerisinde   tuttuğu takım üzerinde yaşanması, normalliğin konforunu tadamayacağınız zamanlardır. Bazen hayal kırıklıkları yaşarsınız ve kısa süreli duvarlar örersiniz bu kırıklarla. Bu duvarı yıkmak uzun zaman almaz. Futbol gezegende hayat olduğunun kanıtıdır çünkü onlar için. Kazandığınız zaman çok gülersiniz, mutlu olursunuz ama hayat ciddiyetinden kaybetmez. Kaybederken ağlarsınız, yıkılırsınız ama hayatın gülünçlüğünde eksilme olmaz. Futbol yasal bir uyuşturucu mu, afyon mu bilinmez; belki de hayatın en ciddi saçmalığı. Kitlelerin varoluşunu anlamlandırmasını önleyen, “anı yaşa” felsefesine göre temel eleştiri mekanizmalarını kaybetmesine yol açar. “22 kişinin 1 top peşinde koşması garip” söylemlerine inat, sözü  Albert  Camus’a verelim; “Kendimi sadece tiyatro salonunda ve futbol maçlarında tıklım tıklım dolu bir stadyumda “masum”  hissedebiliyorum“. Fatih Terim ile de kapatalım; “ that is the football, it is the football. n

ENDÜSTRILEŞEN FUTBOL ILE BIRLIKTE, SPONSOR VE DIĞER KAYNAKLARDAN AKTARILAN PARALARLA MILYAR DOLARLARA VARAN BÜTÇELERE SAHIP KLÜPLER HISSELERINI HALKA AÇIP, ULUSAL BORSALARDA IŞLEM GÖRMEYE BAŞLADILAR.

KIŞ 2011 ATHLETICS 87


ATHLETICS

FUTBOL

ISPANYA’NIN

FUTBOL 2008 AVRUPA ŞAMPIYONLUĞUYLA BAŞLAYIP 2010 DÜNYA ŞAMPIYONLUĞUYLA DEVAM EDEN HEYECANLI, SÜRPRIZ DOLU SERÜVENI 3 Temmuz’da, çeyrek final maçını Paraguay’a karşı 1–0 alan İspanya, takım ve millet olarak heyecanlı bir yolculuğa adım attılar. Ardından Almanya’ya karşı alınan yarı finaldeki galibiyet sürpriz de olsa tüm İspanyollara aynı zamanda ‘umut’ oldu ve finalde Hollanda’yı yenerek ‘2010 Dünya Şampiyonu’ unvanını aldılar. Bu coşkuya İspanya’nın merkezi Barcelona’dan tanıklık edip bu yazıda sizlerle paylaşmak benim için ayrı bir keyif olucak. HAZIRLAYAN BARIŞ CESUR

88 ATHLETICS KIŞ 2011

3

temmuz 2010.. İspanya’nın Katalunya bölgesinin en büyük şehri Barselona’da tüm publar, barlar, restaurantlar yıllardır beklenen şampiyonlukta bir adım olan çeyrek final maçı heyecanı içerisindeki İspanyollarla doluydu. Herkes Paraguay gibi dışarıdan bakıldığında kolay gözüken ülkeyi yeneceklerinden çok emindi. Fakat işler o gece İspanya için o kadar da kolay gitmiyordu. Sayısızca harcanan gol pozisyonları, kaçan penaltı, Paraguay’ın direnişi ve son 10 dakikaya 0–0 girilmesi maçın çok da rahat geçmediğinin göstergesiydi. Fakat İspanyollar umutluydu ve beklenen gol 83’te Barselonalı Villa ile geldiğinde sevinçleri görülmeye değerdi. 1–0 biten maçın ardından yarı finaldeki rakip İngiltere ve Arjantin’i 4’er golle deviren turnuva ülkesi Almanya idi. Arada daha 4 gün olmasına rağmen tüm Barselona’da nefesler tutulmuştu. Katalunya, İspanya’nın ayrılıkçı bölgesi olmasına rağmen,

futbolun rüzgârı her şeyin önüne geçmişti. Henüz yarı final olmasına rağmen birçok yerde İspanya bayrakları görmemiz mümkündü. Tarihler 7 Temmuzu gösterdiğinde ise tüm İspanya maça kilitlenmişti. Formalar giyilmiş, tüm barlar dolu, herkes yemeklerini yiyip içkilerini yudumlarken maç saatini bekliyordu. Çoğu yerde Almanya formalı turistleri de görmek mümkündü. 80 yıllık dünya kupası tarihinde ilk defa yarı finale kalmayı başaran İspanya, Almanya’dan daha çok coşkulu ve heyecanlıydı. Rakip güçlü de olsa 2008’de finalde kazanmayı başardıkları gibi yine kazanma şansları yüksekti çünkü 3–4 senedir dünyada takım oyununu en iyi oynayan ülke durumundaydı. Başlama düdüğünden itibaren topun kontrolü İspanya’daydı. Çok net gol pozisyonlarını aynı Paraguay maçındaki gibi harcıyorlardı. İlk yarı bitiş düdüğüyle birlikte Almanya derin bir oh çekmişti. İzlediğimiz bardaki tüm İspanyollar galibiyetten emindi,

HARCANAN GOL POZISYONLARI, KAÇAN PENALTI, PARAGUAY’IN DIRENIŞI VE SON 10 DAKIKAYA 0–0 GIRILMESI MAÇIN ÇOK DA RAHAT GEÇMEDIĞININ GÖSTERGESIYDI. FAKAT İSPANYOLLAR UMUTLUYDU VE BEKLENEN GOL 83’TE BARSELONALI VILLA ILE GELDIĞINDE SEVINÇLERI GÖRÜLMEYE DEĞERDI.

KIŞ 2011 ATHLETICS 89


ATHLETICS

FUTBOL

TARIHINDE DÜNYA KUPASI KAZANAMAMIŞ IKI TAKIM DA ÇOK IYI BIR OYUN SERGILEYEREK NORMAL SÜREYI 0–0 BITIRMIŞ VE SONUÇ YARIM SAATLIK UZATMALARA KALMIŞTI. 116. DAKIKADA GELEN GOL ILE, IŞLER İSPANYA IÇIN COŞKU VE KUTLAMALARDAN BAŞKA BIR ŞEY IFADE ETMIYORDU. 90 ATHLETICS KIŞ 2011

aynı şekilde Almanların yüzünde ise tedirginlik hakimdi. Aynı disiplinle başlayan ikinci yarıda ataklar 73. dakikada sonuç vermişti. Milli takım kariyeri boyunca 3. golünü fakat en anlamlısını Almanya kalesine gönderiyordu Puyol. Görülmeye değer bir sevinç vardı her yerde. Bitiş düdüğüyle birlikte yıllardır beklenen, hayallerde yaşayan o olay olmuştu. Evet, İspanya Dünya Kupası finaline kalmıştı. Barselona’da sanki kupa kazanılmış gibi bir sevinç vardı. En ünlü caddesi La Rambla’da sarı kırmızı renkler hakimdi. İspanyollar zafer sarhoşuydu. 11 Temmuz’u dört gözle bekliyorlardı. Rakip Hollanda’ydı ve herkes Almanya’dan daha kolay bir rakip olduğunu düşünüyordu. Çoğunluk şampiyonluktan emindi. Ama futboldu bu sonuçta. Aynı zamanda karşılarında da en iyi zamanlarında dahi Dünya Kupası kazanamamış bir ülke vardı. Kupaya aç iki takımın finali olacaktı bir anlamda. Final günü geldi çattı. Maçı boğa koşuları için

geldiğim İspanya’nın başka şehri Pamplona’da San Fermin festivalinde izleyecektim. Şehir küçük olmasına rağmen festival sebebiyle inanılmaz kalabalıktı. Birçok ülkeden ve İspanya içinden binlerce insan Pamplona’ya akın etmişti. Sabahki boğa koşusundan sonra, öğle saatlerinde şehrin en ünlü meydanında dev ekran kurma çalışmaları başlamıştı. Akşam saatleri olduğunda alandaki kalabalık görülmeye değerdi. Binlerce insanın ellerinde İspanya bayrakları, üzerlerinde İspanya formaları finale odaklanmışlardı. Tarihe tanıklık edeceğimiz vakit gelmişti, evet tarihinde Dünya Kupası kazanamamış iki takımdan biri için bu ilk olacaktı. Herkes gibi ben de elimde İspanya bayrağı maç heyecanıyla doluydum. Futbol sevdalısı biri olarak İspanya’yı destekliyordum. Maç tempolu başladı. Her iki takım da inanılmaz goller kaçırıyordu. İlk yarı 0–0 bitmişti. Tıpkı İspanya’nın 2.tur, çeyrek final ve yarı final maçları gibi.. İspanyollar coşkuluydu. Devrede

sürekli tezahürat yapıyorlardı. İkinci yarı başladığında bağrışmalar yerini pür dikkat maça konsantre olmaya bıraktı. Hollanda çok akıllı oynuyor ve İspanya’ya gol şansı tanımıyordu. 62. dakika İspanyollar için tarihi bir andı. Dünyanın en iyi yeteneklerinden Robben, yaklaşık 35 metreden kaleci Casillas ile karşı karşıya kalmış ve topu sürdükten sonra ona nişanlamıştı. Bu kaçırış İspanya’ya kupayı getirecekti maçın sonunda. Normal süre 0–0 sona ermişti. Uzatmalar oynanacaktı. Altın gol uygulaması kalktığı için heyecan otuz dakika daha sürecekti. Uzatmalara İspanya çok iyi başladı. Robben’in kaçırdığına benzer bir pozisyonda Cesc Fabregas karşı karşıya topu Hollanda kalecisi Stekelenburg’a nişanladı. Maç skorun aksine gol pozisyonlarıyla doluydu. Net diyebileceğimiz 10’a yakın gol kaçmıştı ama bir türlü iki takımın da istediği, beklediği gol gelmiyordu. 108’inci dakikada Hollanda’nın savunma oyuncusu Heitinga golü

engellemek için kendini feda ederek kırmızı kartla oyun dışında kaldı. Hollanda 12 dakika 10 kişi oynayacaktı. İspanya’nın atakları da haliyle sıklaştı. Ve beklenen gol 116. dakikada geldi. Van der Vaart’ın büyük hatasında Iniesta kaleci ile karşıya kaldığı pozisyonda düzgün bir vuruşla İspanya’ya kupayı getiren golü atıyordu. Dev ekranın bulunduğu alandaki sevinç görülmeye değerdi. Alandaki bir kaç grup meşalelerini yakmıştı. İspanyolların ünlü “Campeones, campeones ole ole olee” tezahüratı bağırılıyordu hep bir ağızdan. 80 yıl sonra gelen ilk Dünya Kupası coşkuyla kutlanıyordu. İspanya Euro 2008’in ardından World Cup 2010’u da kazanarak Dünya’nın şu an için en iyi futbol oynayan ülkesi oluyordu. Ayrıca kupa boyunca 7 maçta ve o da grup maçlarında olmak üzere sadece 2 gol yiyerek ne kadar güçlü bir jenerasyon olduğunu kanıtlamıştı. 2010 yılı İspanyollar için unutulmayacak bir yıl olmuştu. n

80 YILLIK DÜNYA KUPASI TARIHINDE ILK DEFA YARI FINALE KALMAYI BAŞARAN İSPANYA, ALMANYA’DAN DAHA ÇOK COŞKULU VE HEYECANLIYDI. RAKIP GÜÇLÜ DE OLSA 2008’DE FINALDE KAZANMAYI BAŞARDIKLARI GIBI YINE KAZANMA ŞANSLARI YÜKSEKTI ÇÜNKÜ 3–4 SENEDIR DÜNYADA TAKIM OYUNUNU EN IYI OYNAYAN ÜLKE DURUMUNDAYDI. KIŞ 2011 ATHLETICS 91


ATHLETICS FUTBOL

DÜNYA KUPASI’NIN GENÇ YETENEKLERI HAZIRLAYAN YIĞIT EREN CIVILO

KIRAN KIRANA GEÇEN VE EN HEYECANLI DÜNYA KUPASI OLARAK GÖSTERILEN 2010 DÜNYA KUPASI’NIN ARDINDAN KUPANIN KADERINI DEĞIŞTIREN GENÇ YILDIZLARI AYRINTILI BIR BIÇIMDE ELE ALIYORUZ.

THOMAS MÜLLER Panzerlerin en genç oyuncularından biri olan Thomas Müller , turnuvadaki 5 gol , 3 asistlik performansı ile hem Adidas Altın Ayakkabı ödülünü hem de en iyi genç oyuncuya verilen Hyundai En İyi Genç Oyuncu ödülünü kazanarak tüm dikkatleri üzerine çekti. 13 Eylül 1989 tarihinde doğan Thomas Müller, Alman Milli Takımı’nın efsane futbolcusu Gerd Müller’in torunudur.Dedesi tarafından 7 yaşında keşfedilmiş ve Bayern Münih’in altyapısına verilmiştir. Hücuma yönelik orta saha ve forvet pozisyonlarında oynamaktadır.

MESUT ÖZIL 15 Ekim 1988 tarihinde Gelsenkirchen’de doğan Türk asıllı Alman Milli Takımı  futbolcusudur. Orta saha mevkiinde görev yapan Mesut, 2010 Dünya Kupası’nda gösterdiği performans ile Werder Bremen’den Real Madrid’e 15 milyon avro karşılığında transfer olmuştur. Ayrıca bu turnavadaki başarılı futbolu ile Altın Top Ödülü’ne aday gösterilmiştir.

LUIS SUAREZ Turnuva 4. sü olan Uruguay milli takımının formasını giyen golcü, Hollanda liginde, 2009-2010 sezonunda 34 maçta attığı 35 golle gol kralı olmuştur. Ayrıca Dünya Kupası elemelerinde attığı 5, kupada attığı 3 gol ile Altın Top ödüllü forvet Diego Forlan ile beraber takımına çok büyük katkıda bulunmuştur. Ayrıca ilginç bir olaya da imza atan golcü, Gana maçında gole giden topu kale çizgisinde elle kesip, maçın penaltılara gitmesini sağlayarak turu ülkesi Uruguay’a kazandırmıştır. Dünyanın en iyi golcüleri

92 ATHLETICS KIŞ 2011

arasında gösterilen Suarez Dünya Kupası ile birlikte tüm dünyada akıllardan kolay kolay silinemeyecek bir yer edinmiştir.

ANGEL DI MARIA Turnuva sürerken Real Madrid takımı ile 6 yıllık sözleşme imzalayan Arjantinli orta saha oyuncusu , hızı ve tekniği ile oynadığı 5 maçta istikrarlı bir görüntü çizmiştir.

KEVIN-PRINCE BOATENG Almanya doğumlu , Gana Milli Takımı’nın 23 numaralı orta saha oyuncusu ; beceri, hız, gelişmiş taktik bilinç ve güçlü vücuda sahip bir futbolcu olarak tanımlanmaktadır. Turnuvada 1 gol kaydetmiştir ve A.C. Milan takımında kiralık olarak oynamaktadır.

ALEXIS SÁNCHEZ Şili Milli Takımı’nın ilk 11’inin değişmezi olan , ülkesinde “El Niño Maravilla” (Harika Çocuk) olarak tanınan Sánchez, 2007’de World Soccer tarafından en iyi 50 genç futbolcu arasında gösterilmiştir. İtalya’nın Udinese takımında forma giyen oyuncu, sürprizlerle dolu Şili Milli Takımı’nın en iyi performans gösteren oyuncularından biridir.

EDINSON CAVANI Uruguay doğumlu 1.84 boyundaki genç golcü; gerek sahada duruşu ile, gerek forma giydiği 6 maçta attığı 1 gol ile ve etkili oyunu ile dikkatleri üzerine topladı.Aynı zamanda hava toplarında, uzun boyu sayesinde sağladığı üstünlük onun bir diğer avantajı olmaktadır. Başarılı geçen turnuva sonrası

forma giydiği Serie A takımı Palermo’dan ayrılıp, bir diğer Serie A takımı Napoli ile anlaşmıştır.

ANDRE AYEW Gana Milli Takımı formasını ve Fransa Liginde Marsilya takımının formasını giyen 21 yaşındaki genç yıldız , 3 kez Afrika Yılın Futbolcusu ödülü almıştır ve FIFA 100 üyesi olan Abedi Pele’nin oğludur. Kupadaki performansıyla Hyundai En İyi Genç Oyuncu ödülüne aday gösterilmiştir.

JAVIER HERNANDEZ Eski Meksikalı futbolcu Tomás Balcázar’ın torunu , yine eski Meksikalı futbolcu Javier Hernández Gutiérrez’in oğludur. 20092010 sezonunda Meksika Liginde gol kralı olduktan sonra giydiği Meksika A-Milli Takımı formasını terlettiği süre içerisinde Dünya Kupasında 4 maçta attığı 2 golle beraber, toplam 20 maçta 11 kez fileleri havalandırdı.2010 Dünya Kupasının en hızlı oyuncusu olan(32.15km/h) ve başarılı geçen Dünya Kupası ardından Manchester United takımı ile anlaşan genç yıldız, kariyerine Sir Alex Ferguson’un övgülerini alarak devam etmektedir.

ELJERO ELIA Hollanda Milli Takımı forması giyen Surinam asıllı kanat oyuncusu, turnuvada aldığı kısa sürelere ve oynamadığı Brezilya maçı dışındaki tüm maçlara sonradan dahil olmasına rağmen, attığı çalımlar ve takıma katkısıyla dikkat çekmeyi başarmıştır. Geçtiğimiz sezon da Wijnaldum, Dembele ve Gregory van der Wiel’i geride bırakarak Hollanda 1.Ligi Eredivisie’nin en yetenekli ismi seçilmiştir. n

KIŞ 2011 ATHLETICS 93


ATHLETICS

EĞLENCE

Shakira’ nın seslendirmiş olduğu, içinde Afrika ve Güney Amerika ezgileri ve enstrümanları bulunan hareketli şarkı Waka Waka. 11 Mayıs 2010 tarihinde dijital indirme yoluyla piyasaya sürülmüş. Şarkı aynı zamanda Shakira ve John Hill’in beraber yapması ve Güney Afrikalı grup Freshlyground’un seslendirmesiyle bilinmektedir. Genellikle olumlu eleştiriler alan şarkı, dünya çapında hit bir parça olmuştur. 2010 FIFA açılış maçında ve finalinde seslendirilen şarkı, çok uzun süre 35 ülkede listelerde 1 numarada yer almış ve 4 milyon üzerinde satılarak en çok satış yapan FIFA resmi şarkısı olmuştur.

RICKY MARTIN’IN 1998 YILI FRANSA KUPASI IÇIN SESLENDIRDIĞI THE CUP OF LIFE ŞARKISI, KUPADAN, ŞAMPIYONDAN VE EN IYI GOLLERDEN BILE DAHA ÖN PLANDA.

TONI BRAXTON & IL DIVO TIME OF OUR LIVES (2006): Almanya’da 2006 FIFA Dünya Kupası gerçekleştirilmiş ve resmi şarkı olarak ‘Time of Our Lives’ seçilmiştir. Organizasyona bakıldığında televizyon tarihinin en fazla izlenilen gösteri ünvanına sahip olmasında rağmen, şarkısı da bir o kadar sönük ve sanki bir albümün pas geçilip de dinlenmeyen şarkısı gibi. Mutlaka sevenleri de sevmeyenleri kadar fazladır ama şarkıyı hatırlamak için birkaç kez dinlemem gerektiğini göz önünde bulundurursak, çok fazla ön planda olmadığı ve unutulması muhtemel bir şarkı olduğu gerçeğini de görmüş oluruz.

VANGELIS-ANTHEM (2002):

EN İYI DÜNYA KUPASI ŞARKILARI

Dünya Kupası hayatımızda yer etmiş en önemli klasiklerden biri. Hafızamıza kazınan maçların, şampiyonların ve gollerin yanı sıra; açılış ve kapanış törenlerinde, maçlarda, reklâmlarda, tanıtımlarda ve internette sürekli karşılaştığımız ve dünya kupasını ‘kupa’ yapan şarkılar, eskisiyle ve en yenisiyle sürekli dilimize dolanıyor. HAZIRLAYAN HÜSEYIN ŞENGÜL

S

por, bütün insanlar için ortak bir dil neredeyse. Yöresel oyunlar, yerel müsabakaların yanında uluslar arası oyunlarla spor yaşatılıyor, her milletten birçok sporcu tarafından harika bir organizasyon çıkıyor ortaya. Belki herkes farklı bir dil konuşuyor karşılaşmalar boyunca. Ya da farklı kıyafetler giyiyorlar. Ama hepsinin de tek bir amacı var: ‘Spor yaparak anlaşabilmek’. Ve sonunda sadece spor kazanıyor. Çünkü herkes amacını gerçekleştirmiş oluyor organizasyon bittiğinde. Bu organizasyonlardan bir tanesi var ki, tüm dünya için çok önemli. DÜNYA

94 ATHLETICS KIŞ 2011

KUPASI. Futbol aşkı sporcuları, izleyenleri, çocuktan yaşlısına herkesi ekranlara kilitliyor. Herkesin kazanacağını bildiği ve kazanmasını istediği bir takım mutlaka oluyor. Ama sürprizlere ve gruplardaki şaşkınlıklara da açık bir tutum içerisinde herkes takip ediyor dünya kupası maçlarını. Maçların yanında, insanların takip ettiği, daha doğrusu farkında olmadan kullandıkları bir tane daha ortak dil var. O da müzik. İstisnasız her büyük ve uluslar arası bir organizasyonun reklamı, tanıtımı, gösterimi için resmi bir şarkı kullanılıyor. Ama dünya kupası şarkıları nedense bir başka.

Bugüne kadar yapılan bütün dünya organizasyonlarında mutlaka bir resmi şarkı kullanılmış. Hatta bu şarkılar o kadar çok tutulmuş ki, bazen şarkılar daha çok konuşulmuş yapılan karşılaşmalardan ve atılan gollerden. Ben ise en son yapılan Güney Afrika Dünya Kupası 2010’dan başlayıp 1994 ABD Kupası’na kadar yapılmış, bestelenmiş ve resmi olarak ilan edilmiş 5 şarkıdan bahsetmek istiyorum.

SHAKIRA-WAKA WAKA (2010): Çoğunuzun bildiği ve bu sıralar çok sık dinlediği gibi, 2010 Dünya Kupası’nın resmi şarkısı

SHAKIRA’ NIN SESLENDIRMIŞ OLDUĞU, IÇINDE AFRIKA VE GÜNEY AMERIKA EZGILERI VE ENSTRÜMANLARI BULUNAN HAREKETLI ŞARKI WAKA WAKA ÇOK UZUN SÜRE 1 NUMARADA YER ALMIŞ VE 4 MILYON ÜZERINDE SATILARAK EN ÇOK SATIŞ YAPAN FIFA RESMI ŞARKISI OLMUŞTUR.

Güney Kore ve Japonya’nın ortaklaşa düzenlemiş olduğu 2002 FIFA Dünya Kupası ülkemiz için çok çok önemli bir yere sahiptir. Milli takımımızın tarihi bir başarıyı sağlayarak 3. oldukları bu dünya kupası şarkısı, her ne kadar marş izlenimi çizse de, bu şarkıyı her duyduğumda tüylerim diken diken olur. Bizim uğurlumuz olduğu için ve tabiî ki de orijinal bir şarkı olduğu için apayrı bir yere sahip olduğu kanısındayım tüm dünya kupası şarkılarında. Aynı zamanda şakının birçok remixi ve hızlı sürümü de mevcuttur. Ama en güzel hali tabiî ki de coşkunun en çok hissedildiği orijinal halidir.

RICKY MARTIN THE CUP OF LIFE (1998): Fransa’da düzenlenmiş 1998 FIFA Dünya Kupası şarkısı Ricky Martin tarafından seslendirilmiştir. Bu şarkıyı bilmeyen ve dinlemeyen yoktur diye düşünüyorum; çünkü şarkı tam bir efsane. Yapıldığı zaman da tüm müzik listelerini ve sıralamaları yerinden oynatıp zirveye ulaşmış. Ricky Martin’in ününe ün katmıştır ve yılın pop şarkısı ödülünü de kazandırmıştır. Latin ezgileri hakim olan bu şarkı, 1998 yılındaki kupa birincisinden daha ön planda gibi gözüküyor.

QUEEN - WE ARE THE CHAMPIONS (1994): Muhteşem bir grup ve karşımızda muhteşem bir

şarkı. 1994’de Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan dünya kupasının resmi şarkısı il olarak Queen’in 1977’deki albümünde yer almıştır. Ama bu şarkı o kadar çok fazla karşılaşmalarda söylenmiştir ki resmi olmasa bile her galibiyetin her kazancın ardından, tribünler veya izleyenler tarafından seslendirilmiştir. Bazen reklam müzikleri yerine de kullanılan Queen’in bu mükemmel şarkısı Amerika’nın belirlemesine ve aramasına gerek kalmadan resmi şarkı olmuştur. Şüphesiz tüm kupa şarkıları arasında apayrı bir yere sahip ‘We are the Champions’. n

KIŞ 2011 ATHLETICS 95


ATHLETICS

BRANŞ TANITIMI

DART TAHTASININ IÇ MERKEZI YERDEN 1,73 M YÜKSEKLIĞINDEDIR. DART TAHTASI ILE ATIŞ ÇIZGISI ARASI ISE 2,37M OLUP, AYAKLAR ATIŞ ÇIZGISINI GEÇMEMELIDIR.

DART SPORU SADECE YARIŞMA AMAÇLI BIR SPOR BRANŞI DEĞIL, INSANLARIN STRESINI ATACAĞI, YENI INSANLARLA TANIŞMASINI KOLAYLAŞTIRACAK, BEDENSEL FALIYETLERI KADAR ZIHIN FAALIYETLERINI DE KULLANACAĞI BIR SOSYAL ETKINLIK OLARAK ÖN PLANA ÇIKIYOR.

DART; AYAKTA SATRANÇ OYNAMAK!

Hem spor hem eğlence... HAZIRLAYAN ALPER YILDIZ

G

enellikle eğlence amaçlı oynanan dart 1970’den sonra hızla geliştiği biliniyor. Dartın gerekli ekipmanlarının birçok spora oranla daha kolay temin edilebilmesi, oynamak için ufak bir alanın yeterli olması ve en önemlisi başarılı olabilmek için fiziksel özelliklerin ve yaşın önemli olmaması bu sporu daha da çekici hale getiriyor. Dart sporunda kısa süre içerisinde karar vermek, bu kararı nasıl uygulayacağını planlamak, yapılan atış istenilen noktaya isabet etmezse yaşanan moral bozukluğunun üstesinden gelmek, bir sonraki hamleyi planlamak ve en önemlisi bun-

96 ATHLETICS KIŞ 2011

ların hepsini bir rakiple karşı karşıya oynuyorken yapabilmek gibi birçok zihinsel faaliyeti bir arada yapmak gerekiyor. Bu yüzden satranca da çok benzetilir. Hatta dart sporuna “Ayakta Satranç Oynamak” da denir.

DART NEDIR? Oyun, üzerinde numaralanmış daireler bulunan yuvarlak bir nişan tahtasına dart adı verilen küçük okların atılmasıyla oynanır. Dart yaklaşık 16 cm uzunluğundadır. Sivri ucu metaldir; hedefe şaşmadan gitmesi için arkasına bir tüy takılıdır. Çapı 45 cm olan nişan tahtası, 1’den 20’ye kadar

değerlerin yazılı olduğu 20 dilime bölünmüştür. Numaralama, yüksek ve düşük değerler art arda gelecek biçimde düzenlenmiştir. Ayrıca iki geniş”tek katı” halkası; dar bir “üç katı” halkası ve en dışta dar bir “çift katı” halkası vardır. “Üç katı” halkasını vuran oyuncu yazılı puanın üç katını; “çift katı” halkasını vuran ise iki katını alır. Alınacak puanları belirleyen iç içe altı halka vardır. En içteki halka 50 puan; hemen ardından gelen halka 25 puandır. Her oyuncunun üç dart atma hakkı vardır; üç dartla kazanılabilinecek en yüksek puan 180’dir. Oyuna her sporcu eşit sayı ile başlar. Bu

sayılar genellikle 301, 501, 701 gibi sayılardır. Sporcunun vurduğu her sayı toplam sayısından düşülür ve sporcular sıfıra ulaşarak oyunu bitirmeye çalışır. Oyunu bitirebilmek için tam sıfıra ulaşmak şarttır. Eğer oyuncu sıfırın altında bir puana ulaşırsa son atışı geçersiz sayılır. Eğer özel bir kural konulmamışsa oyuna başlama ve bitiriş atışı çift sayı halkası ile yapılmalıdır. Bu nedenle oyuncular 170 sayıya kaldıktan itibaren 3 atışta oyunu bitirme hesapaları yaparlar. (170 bitirmek için ulaşabilinecek en yüksek sayıdır. 2Tane 20’nin 3katı halkasına 1tane de 25’in çift katı halkasına atarak oyun bitirebilinir. 3Tane 20nin 3katı halkasına atış yapılarak oyun bitirelemez. Çünkü çift katı halkasına yapılacak son atışla bitirilmelidir.) Dolayısıyla sonsuz sayıda bitiş stretejisi gündeme gelebilir. Sporcu eğer istediği atışı yapamazsa bitirmek için kafasında alternatifleri de hızlı bir şekilde düşünmelidir.

DÜNYADA ESKI TÜRKIYE’DE YENI BIR SPOR Dart sporunun ortaya çıkışının 1500’lere dayan-

dığı, bugünkü halini ise 19. Yüzyılın sonlarında aldığı söyleniyor. Dartın spor olarak kabul edilmesi, oyuncuların organize bir şekilde hareket etmesi ise 20. Yüzyılın başlarından itibaren gerçekleşiyor. 1908’de İngiltere’de publarda şans oyunlarının yasaklandığı bir dönemde, bir pub sahibi dartı bir şans oyunu olarak mekanında oynatıyor olmasından dolayı mahkemeye verilmesi ve bunun üzerine pub sahibinin mahkemede kurdurduğu bir Dart tahtasına atışlar yaparak bunun bir şans değil, beceri, antreman ve zeka işi olduğunu kanıtlaması üzerine mahkemenin düşmesinin Darta olan bakış açısını geniş ölçüde değiştirdiği görülüyor. Dünya Dart Federasyonu (WDF) 63 ülkenin üye organizasyonları ile bir çok önemli Dart faaliyetine ev sahipliği yapıyor. WDF, 2006 yılı içerisinde Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin yan kuruluşu olan GAISF’e müracaatta bulunarak yeni bir dönüm noktasına girmiştir. Dart’ın anavatanı olan İngiltere’nin 2012 Olimpiyat Oyunlarına ev sahipliği yapması nedeniyle, Olimpiyat Oyunlarının gösteri bölümünde yer alması gündeme gelmiştir. Türkiye’de ise dartın tarihi oldukça yeni.. Dart

2004 yılından beri Türkiye Bocce Bowling ve Dart Federasyonuna bağlı olarak yapılmaktadır. Dart oyuncularına sporcu lisansı verilmektedir. Günümüzde Değişik kategorilerde Türkiye Şampiyonaları ve Kupa Yarışmaları düzenlenmektedir. TBBDF 2006 yılında Dünya Dart Federasyonuna tam üye olmuştur. Milli takımımız Uluslararası yarışmalarda yer almaktadır. Türk Milli Takımı, 2006 yılında ilk kez Avrupa şampiyonasında yer almış, 2007’de Dünya Şampiyonasında yarışmıştır. Yine 2007 yılı içerisinde ülkemizde Uluslararası Açık Dart Turnuvası Organize edilmiştir.2010 Avrupa Şampiyonası’nı da düzenlemeye hak kazanan Türkiye bu konuda ne kadar gelişme gösterdiğini kanıtlamıştır. Federasyon öncelikle dart sporunun Türkiye’de tanınmasını hedefliyor. Dart sporunu tanıyanların Türkiye’de giderek yaygınlaşan dart kulüplerine giderek fiilen dart oynamasını sağlamak, dart oynayanlar arasından yetenekli ve istekli olanların dart sporcusu olarak yetiştirilmesini sağlamak federasyonun öncelikli hedefleri arasında geliyor. n

KIŞ 2011 ATHLETICS 97


ATHLETICS

FUTBOL

2010 DÜNYA KUPASINA DAMGASINI VURAN OLAYLAR HAZIRLAYAN TUGAY ÇIFTÇIÇELIK

VUVUZELA: Bazen lepatata diye bazen de Güney Afrika Zurnası diye adlandırılan, Güney Afrika yöresine ait üflemeli bir çalgıdır. Güçlü bir ciğer ve üfleme yeteneği isteyen Vuvuzela’nın çıkardığı ses sis düdüğü ya da fil sesine benzerdir. Vuvuzela toplu olarak çalındığında çıkarmış olduğu ses yaklaşık olarak 135 desibeldir. Vuvuzela, adını Zulu dilindeki Vuvu sözcüğünden alıyor. Vuvu sözcüğü, Türkçede gürültü anlamına geliyor.

2010 FİFA DÜNYA KUPASININ ENLERI; En başarılı takım: İspanya 2010 FİFA Dünya Kupası Şampiyonu olan ispanya milli takımı 2008 yılında Avrupa Futbol Şampiyonası’nda kazandığı şampiyonlukla tekrardan sesini duyurmaya başlamış ve 2010da kupayı kaldırarak bu başarısını perçinlemiştir. İspanya milli takım tarihinin en golcü ismi Raul Gonzalez iken aktif olarak milli takıma devam eden oyuncular arasında en golcü isim David Villa’dır. En başarısız takım: İtalya Azzurri (Türkçesi gökmavililer) lakaplı İtalya Milli Futbol Takımı sonuncusu 2006 yılında olmak üzere 4 kez FİFA Dünya Kupası’nı kazanma başarısını göstermiştir. Ancak 2010 Dünya Kupası’nda 2 beraberlikle 1 mağlubiyet alarak ilk turda elendi. En antipatik takım: Fransa Fransa 2010 FİFA Dünya Kupası’nda, Raymond 98 ATHLETICS KIŞ 2011

Domanech yönetiminde A Grubu’nda sonuncu olarak elenerek kötü bir performans sergilediler ve Chelsea’nin başarılı futbolcusu Nicola Anelka kampı terk ederek kupanın belki de en sansasyonel olayına imzasını atmıştır. En başarılı futbolcu: Mesut Özil 2010 FİFA Dünya kupasında ki başarılı futbolu ile Altın Top ve Avrupa’da yılın futbolcusu ödüllerine aday gösterilmiştir. Turnuva boyunca hep ilk onbirde sahaya çıkan Mesut, Almanya ile dünya üçüncüsü oldu. Kupa sonunda sergilediği başarılı futbol sayesinde dünya devi Real Madrid’in kadrosunda önemli bir yere sahip olmuştur. En güzel maç: Gana – Uruguay Maçın ilk golü, ilk yarının uzatma dakikalarında Muntari’den geldi. Diego Forlan’ın 55. dakikadaki frikiği skorda dengeyi getirdi ve normal süre ve uzatmalarda başka gol olmayınca maç penaltılara gitti. Penaltı atışları sonrası Uruguay Gana’yı 5-3 mağlup ederek yarı finale yükseldi. Penaltı atışlarında Uruguay adına Forlan, Victorino, Scotti ve Abreu penaltıları gole çevirirken M. Pereira topu auta gönderdi. Gana’da ise Asamoah Gyan ve Appiah atışları gole çevirirken Mensah ve Adiyah’ın kaçırdığı penaltılar galip tarafı tayin etti. Ve son Afrika takımı da kupa dışı kaldı. En öne çıkan futbolcu: Thomas Müller Dünya kupasında öne çıkan isimlerden biri

Altın ayakkabı ve en iyi genç oyuncu ödülünü alan Thomas Müller oldu. 2010 FIFA Dünya Kupası’nda çok başarılı bir performans gösterip, 5 gol atmıştır ve 3 asist yapmıştır. Ayrıca 1934’ten bu yana Almanya Milli Futbol Takımı’na seçilen en genç oyuncudur. En Güzel Gol: Van Bronckhorst, HollandaUruguay Hollanda, Giovanni van Bronckhorst’un golüyle 1-0 öne geçti. Hollanda atağında Giovanni van Bronckhorst uzaklardan çok sert bir vuruş yaptı ve top ağlarla buluştu. Böylece yarı final maçlarında takımını öne geçirdi. Tarihe geçen an: İngiltere’nin çizgiyi geçen ama sayılmayan golü Dakikalar 38’i gösterdiğinde ise 1966’da yaşananların bir benzeri yaşandı... Lampard’ın uzaktan vuruşunda kaleci Neuer’i aşan top, Almanya kalesinin üst direğine çarpıp, içeriden dışarı çıktı. İngilizler ‘gol’ diye ayaklanırken, maçın hakemi pozisyonu devam ettirdi. Hayalkırıklığı yaratan oyuncular 1 Wayne Rooney (İngiltere) 2 Cristiano Ronaldo (Portekiz) 3 Lionel Messi (Arjantin) n

Athletics  

Boğaziçi University Sports Committee