Issuu on Google+

SÜKÛN DERGiSi Sosyal Bilimler ve Edebiyat Sayý: 2

Ýradenin eseri olan her hareket mükemmele, daha mükemmele doðru bir atýlýþtýr.

Nurettin Topçu


Bürokrasi Vasýtasýyla Yürütülebilecek Siyasi Faaliyetler Songül Düger Ankara Türk Telekom Mehmet Kaplan Sosyal Bilimler Lisesi

Büyük tahripler yapan bir hastaliðimiz var; adi 'büromani'dir. Bazen bir hükümet biçimine bürünüyor, o zaman da ismi 'bürokrasi' oluyor. (Vincent de Gournay)

Anlamý oldukça geniþ olan bürokrasi(bkz: bureaucracy) teriminin günümüzde kullanýlan biçimi çok gerilere gitmese de kelime olarak kökeni oldukça eskilere dayanmaktadýr. Köken olarak Latince ve Yunancaya dayanan bürokrasi kelimesi, ‘Burreu’ Latince koyu renk, ‘Cratie’ hakimiyet, iktidar anlamýna gelen sözcüklerden oluþmaktadýr. Ýlk defa Fransýz Ticaret Bakaný Vincent de Gournay tarafýndan bugünkü anlamýyla kullanýlmýþtýr. Günlük anlamýyla genellikle olumsuz anlamlar içeren bürokrasi, kýrtasiyecilik, gereksiz formaliteler, zaman israfý, verimsizlik, iþlerin yavaþ yürümesi vb. anlamlara gelebilmektedir. Ayný zamanda üst düzey yöneticiler, devlet daireleri, kamu yönetimi, idare gibi kurumlarla da ayný anlamda kullanýlmaktadýr. Siyaset bilimi için bürokrasi politika üretimi ve uygulanmasý konularýnda önemli bir etkinliðe sahip olan, yasalar koyan ve yürürlükte olmasýný saðlamakla görevli, atanmýþ memurlardan oluþan geniþ çaplý örgütlerdir. Kamu bürokrasilerini ise diðerlerinden ayýran en büyük özellik kamuya karþý hesap verme sorumluluðu taþýmalarýdýr. Bilimsel anlamda bürokrasinin ortaya çýkýþý ya da bir alt baþlýk olarak incelenmeye baþlanmasý, sanayi toplumunun ortaya çýkmasýyla baþlar. Buna raðmen bürokratik yapýlarýnýn oluþma sürecinin çok daha

gerilerden oluþmuþ olduðunu da belirtebiliriz. Söz gelimi, MÖ I – II. yýllarýndan bu yana Çin’de devlet memurlarý iþe alýnýrken yazýlý sýnava alýnýp belirli bir elemeye tabi tutulmaktadýr. Tarihsel süreç içinde devlet yapýsýný oluþturan bürokratlýk sistemi bir hayli önem kazanmýþ, modern devlet oluþumuna da temel hazýrlayan bu tür oluþumlar sonucunda kamu yönetimi herkese açýlmaya, sabit maaþ ve emeklilik gibi birtakým haklar tanýnmaya baþlanmýþtýr. Zaman içinde iþe alýnan dini, siyasi ve askeri görevleri yerine getiren her memur yavaþ yavaþ ayrýcalýklý kimseler haline gelmiþtir. Weber, rasyonel anlamda sanayi toplumu ve ulusdevletlerin ortaya çýkmasýyla birlikte oluþan modern bürokrasileri üç ana nedenle açýklamaktadýr: - Para ekonomisinin geliþmesi - Modern devlete yüklenen görevlerin, ancak bürokratik bir örgütlenmenin baþa çýkabileceði oranda artmasý ve karmaþýklaþmasý - Bürokratik örgütlenmenin teknik üstünlüðü 20. yüzyýlda zirvelere ulaþan bürokrasiler 1929 Krizi, dünya savaþlarý nedeniyle kesintiye uðramýþtýr. Topluma müdahalesi ve sorumluluklarý artan devletler özellikle 1980’lerden sonra ortaya çýkan Yeni Sað fikri ile devlet yükünü azaltmaya çalýþan


Bürokrasi Vasýtasýyla Yürütülebilecek Siyasi Faaliyetler

dünyanýn farklý yerlerindeki Ronald Reagan ve Margaret Thatcher gibi bazý politikacýlar mali krizleri fýrsat bilerek bu doðrultuda bürokrasilerin etkinliðini kýrmaya giriþmiþlerdir. Bütün bu çabalar sonucunda deðiþen bürokratik yapýnýn adý bugün Yeni Kamu Yönetimi anlayýþýyla yukarýdan aþaðýya inen ‘yönetiþim’ (governance) kavramý olarak kabul edilmektedir. Bu yeni kavram katý örgütlenmeler yerine sürekli deðiþim içinde olan yeni bir anlayýþ getirmiþtir. Devlet- vatandaþ iliþkisinde modern anlayýþý ifade edip, ‘birlikte hareket’ anlayýþý içeren çalýþmalarla eþit ortaklýk ve açýk kanallar sistemiyle verimlilik saðlanmak amacý taþýmaktadýr.

denetleme iþini de ‘Bir görevin yolunda yürütülüp yürütülmediðini anlamak için yapýlan araþtýrma.’ olarak da ifade etmiþtir. Bunun anýndan bir denetim anlayýþýnýn idarenin iþleniþ biçimi ele aldýðý kadar bireyin haklarýný koruma altýna almasý gerektiðine de dikkat çekmeliyiz.

Biraz da Mizah

*Modern bürokrasinin en belirgin özelliklerinden biri, ayrýntýlý usul ve esaslara baðlý olmasýdýr. Herhangi bir idari kararýn ya da iþlemin belirli kaynaklara dayandýrýlmasý son derece önemlidir. Siyasi kararlar bürokratlar tarafýndan yürütüldüðü gibi, bilgi ve birikimlerini rakiplerinden ve ilgililerden ‘gizlilik’ adý altýnda saklayabilirler. Bu tür haber iletiminin dýþarýya kapalý olmasý görevlerinin bilincini unutacak olan bürokratlarýn ‘yolsuzluk’ adý altýnda arka perdeden iþler çevirmesine neden olabilmektedir. Transparency International’ýn yayýmladýðý yolsuzluk endeksinde Türkiye 64. Sýrada olmakla beraber Gayri Safi Milli Hasýla’nýn %65’i devlete ait olan ülkemizde Dünya Bankasý tarafýndan yayýmlanan raporlara göre %30’unun yolsuzluklara gittiðini belirtmek gerekecek. *Devletin ekonomik gücünü verimli ve etkili bir biçimde kullanmasýný temin edecek olan temel güç halkýn kendisidir. Bu prensiple sadece halkýna karþý daha dürüst davranan devlet yönetim anlayýþý hedeflenmeyip, halkýn yaygýn ve etkin katýlýmýyla daha da geliþim gösterecek yeni bir kamu yönetim anlayýþý reformu oluþturmak gerekmektedir. Weber’in bürokrasi kuramýnda samimiyetle üzerinde durduðu noktadýr: Ýdeal Tip. Gerçekliðin saf ve katýksýz halidir. Saydamlýðý sadece ‘ýþýðý geçirebilme özelliði’ olarak açýklayamayýz, bkz: TDK ‘Piyasanýn durumu veya herhangi bir iktisadi olay, geliþme veya düzenleme hakkýnda, herkesin tam bilgi sahibi olmasý.’ olarak da açýklamýþtýr. Bunun yanýnda ‘teftiþ’ denilen hesap sorma faaliyeti anlamýna gelmeyen

‘‘Her iþin bürokrasi vasýtasýyla görüldüðü bir yerde, onun gerçekten muhalefet ettiði hiçbir þey asla yapýlamaz.’’ John Stuart Mill, 1859 Unutmamalýyýz ki, özellikle son yirmi yýldýr birçok geliþmiþ ülkede bürokratik yapýlarý köklü bir biçimde dönüþtürmeye dayalý politikalar üzerinde çalýþýlmaktadýr. Bu çalýþmalar ile kamu hizmetlerinin maliyetini düþürmek ve kalitesini arttýrmak amacý taþýmaktadýr. ‘’Tam geliþmiþ bir bürokrasinin gücü, olaðan koþullarda hep çok yüksek olmuþtur. ‘Siyasal efendiler’, ’uzmanlarýn’ ve yönetim iþleri içinde yer alan eðitilmiþ memurlarýn karþýsýnda kendilerini bir ‘delitant’ ya da amatör konumunda bulurlar.’’ Max Weber


Abdestinizden de Þüpheniz Olsun Namazýnýzdan da Emre Karatekin

Pamukkale Üniversitesi Uluslararasý Ticaret ve Finansman

Ýstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet, fethin üzerinden yaklaþýk on sene sonra cami inþasýnda kullanýlacak iki mermer sütunu Sinan Atik isimli Rum mimara (bazý kaynaklarda bu mimarýn ismi Khristodoulosolarak geçer) teslim eder. Fatih Sultan Mehmet, fetihten on yýl sonra da Mimar Atik Sinan’a, kubbesi Ayasofya’dan daha büyük bir cami yapmasý için emreder. Atik Sinan her ne kadar bu iþe “Emrin baþým üstüne” diyerek baþlasa da malzemeler arasýnda bulunan yüksek mermer sütunlarý kendi hesabýna göre ölçüp biçip “üç arþýn” kestirdikten sonra yaptýðý cami Fatih’in istediði ölçüde heybetli olmaz. Fatih Sultan Mehmet, yeni yapýlan camiyi görünce “Kubbesi Ayasofya’dan daha büyük olsun...” emrine neden uyulmadýðýný sorar. Mimar; büyük bir depremde caminin yýkýlacaðýndan korktuðu için kubbesini Ayasofya’dan daha küçük yapmak zorunda kaldýðýný ve bu yüzden sütunlarý kestirdiðini söyler. Fatih, mimarýn hem Ayasofya’yý (emrine raðmen) özellikle kayýrdýðýný düþündüðü için hem de kendinden izin alýnmadan böyle bir iþe kalkýþtýðý için “Mermer sütunlarý kesen ellerin kesilmesi” emrini verir... Mimar Atik Sinan bunu özellikle yapmadýðýný “Hesaplarýna göre Ayasofya’nýn kubbesinden daha büyük bir kubbenin, ilk depremde yýkýlacaðýný” düþündüðünü söyler ama emir büyük yerdendir ve geri dönüþü yoktur. Fakat çevresindekilerin de cesaretlendirmesiyle, mimar haklýlýðýna olan güvenini daha da bir pekiþtirir ve “Ýstanbul’u fetheden, fatihler fatihi, Padiþah Fatih Sultan Mehmet”i mahkemeye verip hakkýný aramak için Kadý Hýzýr Bey’e þikâyet eder... Bizzat Fatih Sultan Mehmet tarafýndan atanmýþ, Osmanlý adaletini simgeleyen Kadý Hýzýr Bey, mimarý dinleyip dava açýlmasý için haklý sebep olduðuna kanaat getirir ve Fatih Sultan Mehmet’in mahkeme edilmesine

karar verir... Fatih mahkemeye gelir ve duruþma baþlar; Fatih Sultan Mehmet çok büyük bir insan olabilir ama emrindeki birini mahkeme etmeden cezalandýrmýþtýr. Karþý taraf savunmasýný yapar, mimar gerekçelerini açýklar ve kadý kararýný verir: Fatih Sultan Mehmet suçlu bulunur ve kendisi de mimara uyguladýðý cezayla yani elleri kesilerek cezalandýrýlacaktýr... Bunu duyan Mimar Atik Sinan kulaklarýna inanamaz ve kadýya yalvararak þikâyetini geri çeker. Kadý, bunu göz önünde bulundurarak cezayý maddi tazminata çevirir ve mimara yüklü bir miktarda para verilmesine karar verir... Evliye Çelebi’nin aktardýðýna göre, karardan sonra Fatih, çýkardýðý demir sopayý kadýya göstererek; "Eðer sen Allah’ýn hükmünü uygulamayýp, elimi kesmeye beni mahkum etmeseydin bununla baþýný paramparça ederdim" der. Kadý Hýzýr Bey de sakladýðý kamayý


Abdestinizden de Þüpheniz Olsun Namazýnýzdan da

ediyor. Adaletin yalnýzca rejim deðiþikliðiyle mümkün olmadýðýný, asýl adaletin vicdanlarda olmasý gerektiðini gösteriyor bu tavrýyla Fatih Sultan Mehmet. Ama ne yazýk ki bu adalet duygusu artýk görülmüyor, Adaletin yasalaþtýðý, yargýnýn devlet erkinden ayrýldýðý, modern hukukun hayatýmýza girdiði dönemde her þeyin daha adil, daha hakkaniyetli, daha eþitlikçi olmasý beklenirken her þey tersine dönmüþ vaziyette… Günümüz siyasetinde iktidar sahipleri olarak… çýkararak cevap verir: "Sen de benim hükmümü kabul etmeseydin, ben de bununla seni delik deþik ederdim" der. Bu olay 5 yüz küsur yýl önce yaþandý. O dönemler þer-i hukuk iþliyor, yargý, yürütme þu andaki gibi deðil tabi ki... Demokrasi yazýlý olarak yok fakat vicdanlarda adalet duygusu var. Padiþah kadýyý kendi elleriyle getiriyor ve kadý kendisine yönelik yargýlamada bulunduðunda “sen kimsin eyyy aciz” demiyor! “Ülkenin padiþahý ben miyim yoksa bu kadý mý” demiyor! “Sen Osmanlý devletinin baþkenti Ýstanbul'a göz diktin biz seni en iyisi Anadolu'ya sürelim” demiyor. “Bunlar, vatan haini, dýþ güçlerle birlik oluyor bunlar” da demiyor. Ya ne yapýyor Fatih? Devlet'in hak hukuk saðlayan Kadý'sýna karþý kendi iþlediði suç karþýsýnda kabarmýyor, adalete karþý boynunun kýldan ince olduðunu sessizliðiyle kabul

16

Yolsuzluðu kollayýp, çanak tutarsanýz... Yolsuzluðu unutturma çabalarýna girip, yargýlayaný devlete ortak olmakla suçlarsanýz... Oðlunuzu adalete teslim edemeyip, Anayasada yeri olmayan “evlatlýktan reddetme”ye bel baðlarsanýz... Soðuk kýþ þartlarýnda binlerce kolluk kuvvetini masum çoluk çocuklarýyla beraber taþýnmak zorunda býrakýrsanýz... Hazine arazilerini imara açýp yandaþa, eþe dosta parsa yedirirseniz... Ýçerde binlerce insanýn düzmece delillerle çürümesine göz yumarsanýz... Sizin abdestiniz de þüphelidir namazýnýz da...


GELÝN DUVARLARI YIKALIM Fatma Nur Kýlýç Ankara Türk Telekom Mehmet Kaplan Sosyal Bilimler Lisesi 'Bir duvar… Sadece bir duvar, üç adýmdý, senle beni birbirimizden ayýran. Benim adým ''kýz çocuðuydu'' senin adýn ''evli barklý kadýn'' Benim önlüðüm vardý, senin ise önlüklü çocuklarýn. Boyum kadar oyuncak bebeklerim vardý benim, senin ise boyunca bebeklerin. Sadece bir duvar… Ve toplasan üç adým… Biraz aklýn baþýna gelince, senin öldüðünü/öldürüldüðünü televizyonlar sýradan bir haber gibi sunduðunda anlýyorsun, normal olmayan bir þeyler var.' Hemen hemen bütün hukuk sistemleri bireylerin yapabilecekleri/yapamayacaklarý olgularý bir bütünlük arz etmesi için yaþ kriterine baðlamýþlardýr. Dünya üzerinde varlýðýný sürdüren 'Çocuk Gelin' sorunu için birçok çözüm yolu bulunmaya çalýþýlmýþ ve yine yaþ kriteri uygun görülmüþtür. Ülkemizde de kapanamamýþ bir yara olarak gündemde devamlýlýðýný sürdüren 'çocuk gelin' haberlerine çözüm yaþ kriterince bulunmaya Biraz da Mizah

çalýþýlsa da kanunlar ile gerçek hayat arasýndaki uzlaþmazlýklar uygulamada aksaklýklara neden olmuþtur. Evlilik müessessinde yaþ kavramý evlilik yaþý olarak bilinmektedir. Bu durum Türk Medeni Kanununun 124. Maddesinde 'Erkek veya kadýn on yedi yaþýný doldurmadýkça evlenemez. Ancak, hâkim olaðanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple on altý yaþýný doldurmuþ olan erkek veya kadýnýn evlenmesine izin verebilir.' þeklinde düzenlenmiþtir. Medeni Kanun, bir kimsenin ergin sayýlabilmesi için 11. Maddesinde bireylerin on sekiz yaþýný doldurmasýný þart koþmuþtur ancak 124. Maddesinde evlenmek için on yedi yaþý doldurmayý yeterli görmüþtür. Bu iki maddeye bakarak kanun koyucunun gerçek yaþamdaki bazý çýkmazlarý ön göremediðini söyleyebiliriz. Türk hukuk siteminde yer alan kanunlar tek tek irdelendiðinde görüleceði üzere kimlerin çocuk sayýlacaðý hususu belirsizdir. Öyle ki, yasalarýmýza göre çocuk kavramýný rayýna oturmamýþ bir tren olarak nitelendirebiliriz. Bu b a ð l a m d a , Tü r k h u k u k s i ste m i n d e ço c u k ge l i n k a v ra m ý y a s a l a r y a d a d u r u m l a r a g ö r e deðiþmektedir. Nitekim Türk Medeni Kanunu'na göre on yedi yaþýný, Çocuk Koruma Kanunu'na göre on sekiz yaþýný, Türk Ceza Kanunu'na göre ise on beþ yaþýný doldurmamýþ kimseler çocuk g e l i n s a y ý l m a k t a d ý r l a r. Kanunlar arasýndaki bu farklýlýklar geleneksel yapýlý ya da eðitim seviyesi düþük ailelerin çocuklarýný erken yaþta çeþitli nedenlerle evlendirmelerine karþý ortaya


GELÝN DUVARLARI YIKALIM atýlan bütün çözüm yollarýný çýkmaza sokmaktadýr. Türkiye'de çocuk kavramý konusunda bu kadar esneklik varken uluslararasý düzenlemeler bu kavramda kesin ve sabit bir kanýya sahiptirler. Türkiye'nin taraf olduðu Kadýna Karþý Her Türlü Ayrýmcýlýðýn Tasfiye Edilmesine Dair Sözleþme (CEDAW) ve BM Çocuk Haklarý Sözleþme (CRC) de dâhil olmak üzere uluslararasý belgelere göre on sekiz yaþýný doldurmamýþ herkes çocuktur. Bu örneklere daha birçok örnek sayýlabilir, ayrýca bu örnekler irdelendiðinde Türk Medeni Kanunu'nda uygulanan asgari yaþ on yedi kuralýnýn, taraf olunan bu uluslararasý normlara uygun olmadýðý anlaþýlmaktadýr. Türk Hukuk sitemine göre bireyin evlenebilmesi için kanunlarýn öngördüðü yaþ kriterinin yaný sýra durumlara göre deðiþen bir takým kriterlerin de gerçekleþmiþ olmasý gerekir. Örneðin imam nikâhý tek baþýna hukukun kabul edeceði bir evlilik türü deðildir. Ýmam nikâhlarý Ýslam dünyasýnca kabul görmüþ bir yöntem olsa da günümüz dünyasýnda imam nikâhý kavramýnýn suistimali nedeniyle tek baþýna imam nikâhý yeterli deðildir. 'Çocuk Gelin' sorununun ortadan kalkmasýna engel usulsüzlükleri irdelediðimizde karþýmýza toplumumuzun iki sorunu ortaya çýkmaktadýr. Bunlardan ilki yaþý küçük olan çocuklarýn evlendirilmesinin önünde engel olan yaþ problemini ortadan kaldýrmak için mahkemelere baþvurulmasýdýr. Kýz çocuklarý ve hayat arasýnda duvarlar ören bu ebeveynler hukuk sisteminin koyduðu emredici kurallarý lehlerine çevirmek amacýyla yaþ büyütme usulsüzlüðünü yapmaktan

çekinmemektedirler. Günümüzde yaþ büyütme iþlemi yaygýnlaþmýþ ve kolaylaþmýþtýr. Bu sonuç da kanunlarýn koyduðu yaþ kriterinin yetersiz olduðunu bir kez daha ortaya koymaktadýr. Yapýlan usulsüzlüklerden elde ettiðimiz ikinci sonuç ise imam nikâhý çatýsý altýnda çocuklarýn baþkalarýna eþ yapýlmasýdýr. Ýmam nikâhý toplumumuz kültüründe halen mevcut olan önemli bir kurum olmasýna karþýn en fazla suistimal edilen kurumlarýndan da biridir. Çeþitli törelerin gerçekleþmesi için yapýlan evliliklerde baþrolü üstlenen küçük kýz çocuklarý bu suistimallerin en büyüðü ve önemlisidir ve bu sorun kanunlarýmýzca çözülmeye çalýþýlmýþ ve birtakým düzenlemeler yapýlmýþtýr. Bu noktada yapýlmýþ çalýþmalardan biri de Ceza Kanunumuzun 230. Maddesinin 5. Fýkrasýdýr. Bu hükme göre, aralarýnda evlenme olmaksýzýn, evlenmenin dinsel törenini yaptýranlar hakkýnda iki aydan altý aya kadar hapis cezasý verilir. Türk Medeni Kanunu'nun emredici hükmü karþýsýnda kanunu devre dýþý býrakarak imam nikâhý çatýsý altýnda çocuklarla cinsel birliktelikte bulunan k i m s e l e r, c i n s e l s u ç l a r b a k ý m ý n d a n cezalandýrýlmalarýnýn yaný sýra bu hükme göre de ceza alacaklardýr. Yapýlan bunca çalýþmalara karþýn ülkemizde halen bir sonuç elde edilememiþtir. Ancak haberlerden 'çocuk gelin' baþlýklarýnýn silinmesi için hala çalýþmalar yapýlmaktadýr. Gelin, o duvarlarý yýkmak için çocuklar gelin olmasýn!

Benim önlüðüm vardi, senin ise önlüklü çocuklarin. Boyum kadar oyuncak bebeklerim vardi benim, senin ise boyunca bebeklerin.


SÝSTEMATÝK YOZLAÞMA Nazifenur Ayrancý

Rize Sosyal Bilimler Lisesi

Kendisine yer edinmeye çalýþan insan, çaðlar atlasa da sýret ve enesinden ödün vermeden her alanda görüþleriyle ve davranýþlarýyla tutunmaya çalýþýyor. Ýçinde yaþadýðý toplumdan istediði payý alamamasý, çýkarlarýna ters düþen durumlarý, kimi zamanda kendisine verilmesi gerekenin verilmemesi durumunda ortaya çýkan haksýzlýklarý ve bunlarýn çözüm yollarýný beraberinde getirirken bulunduðu konumu deðiþtirmez. Süregelen kimlik çatýþmalarýnýn ve farklýlaþan d e ð e r ya rg ý l a r ý n ý n t e m e l n e d e n i d e b u d u r. i n s a n l a r ý n s a b i t b i r n o k t a d a n deðiþtirmeye lüzum görmedikleri bakýþ açýlarý, onlarý at gözlüðü takmýþçasýna kör eder. Bu nedenle ki ortaya çýkan hiçbir görüþ ve yaklaþým tam anlamýyla kabýný dolduramaz veya insan aklýný doyuramaz. Bu boþluðu gidermeye çalýþan insan, bunlar birçok kez toplu haldedir; bulanýklaþmaya baþlayan haklarý ve giderek daralan sýnýrlarý aþmaya çalýþmasý gittikçe tehlikeli bir hal almaya baþlamýþtýr. Yakýn zamanda da farklý görüþler ve kesimler kontrolde tutulup, hoþnut edilmeye çalýþýlýrken bir yandan da birçok gruba ayný ayrýcalýklarý tanýyan bir demokratik sistem oluþturulmaya çalýþýlýyor. Toplum ve insanýmýz tarafýndan

oluþturulmuþ, ahlaki normlarýmýzca þekillendirdiðimiz, söz gelimi özgür yaþamýn kendisine baðlý olduðu ve iþitilmeye her zaman ihtiyaç duyulan yekpare kavram. Þimdilerde de demokrasi; devletle sivil toplum arasýndaki çatýþmayý gidermesi istenen bir sistem olup devlete karþý bireyleri koruma ihtiyacý güderken, ki bu makul bir durum olarak kabul edilemez, bununla ayný doðrultuda fakat farklý yönlerde devlet düzeninin ve rejiminin belirlenmesinde insan haklarýna uygun olacak þekilde kullanýlan bir kýlýftýr. Sesiyle ayakta kalmaya çalýþan ve kimi zaman sorundan baþka bir þey getirmeyen sonuçlara yol açan bir toplum sahibi olarak bununla ne kadar gurur duymalýyýz tartýþýlýr. Demokrasiyi toplumsal bir yapý olmaktan çýkarýp kiþisel bir hak haline getirdiðimizden beri; “Ýnsan”, “hak”, “demokrasi”, Ne zamandýr süre gelen kelime anlamlarýyla savunduðumuz ender zaman ve toplumlarda bir bütün oluþturulmaya çalýþýlan bu karmaþýk y a p ý l a r, s a y f a l a r a d ö k ü l ü p , c i l t l e r e sýðdýrýlamayan anlam ve izahlarýyla þu zamanlarda rafa kaldýrýlmýþ gözüküyor.


TOPLUMSAL UYANIÞ Enes Tuzlu Prof.Dr. Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi organlarý iþlev görmez halde ve "gerçek" diye tanýmladýðýmýz hayattan bihaberdir. Dolayýsýyla kiþi, muhtemel bir tehlikenin farkýnda olamayacaðý gibi, düþünme sorgulama ve harekete geçme safhalarýndan oluþan "üretim"i de yapamayacaktýr. Bu durumda insanýn uyumasý gereken vakit tehlikenin olmadýðý ve üretime ihtiyaç duyulmayan bir vakit olmalýdýr.

Hangi konuda bir yazý hazýrlasam diye düþünürken Malcolm X'in bu sözüyle karþýlaþtým: "Bütün uyuyanlarý uyandýrmaya bir tek uyanýk yeter." Buradaki uyanmak kelimesini aklýmýza gelen ilk anlamýn dýþýnda düþünmek gerektiði kanaatindeyim. Zira gerek içinde bulunduðumuz süreç, gerekse de ülkemizin her zamanki siyasi çalkantýlarýndan dolayý uyanmak kavramýnýn çok sýk telaffuz edildiðine þahit oluyoruz. "Artýk uyanma vakti, uyanýn ve gerçeði görün" gibi repliklere fazlasýyla alýþýðýz. Uyuyan kiþi bildiðimiz reel alemin dýþýnda, farklý bir alemde yaþamaktadýr aslýnda. Uyuyan kiþinin iradesi kendi elinde deðildir ve önceden belirlenen programa göre irade otomatiðe alýnmýþtýr. Duyu

Toplum, istisnalar olsa da birçok konuda insana benziyor. Uyumak mevzusu da böyle. Uyuyan toplumlar ve uyanýk toplumlar vardýr. Kýsaca anlatmak gerekirse; uyuyan toplumun iradesi kendi elinde deðildir ve "birileri tarafýndan" önceden belirlenen programa göre otomatiðe alýnmýþtýr. Duyu organlarý iþlev görmez halde ve gerçek diye tanýmladýðýmýz hayattan bihaberdir. Dolayýsýyla uyuyan toplum, muhtemel bir tehlikenin farkýnda olamayacaðý gibi, düþünme sorgulama ve harekete geçme safhalarýndan oluþan "üretim"i de yapamayacaktýr. Bu durumda, bir toplum için tehlikenin olmadýðý ve üretime ihtiyaç duyulmayan bir zaman olmayacaðýndan dolayý toplum asla uyumamalýdýr. Son kýsým haricinde neredeyse ayný... Önce irade mevzusuna bir bakalým. Kýsaca tanýmlamak gerekirse irade; harekete geçme veya var olan bir hareketi durdurma konusunda ortaya konan güçtür diyebiliriz. Uyuyan kiþinin iradesi kendi elinde deðildir. Örneðin kulaðýna bir sinek konsa kiþi onu kovacaktýr ama bunu iradî olarak deðil de önceden beyinde oluþturulan programa g ö r e y a p a c a k t ý r. B u n u t o p l u m o l a r a k düþündüðümüzde normal bir toplumda; tepki verilecek bir durum oluþursa inanç, gelenekler, tarihi geçmiþ ve içinde bulunulan þartlar gibi kriterlere göre bir tepki ortaya çýkacaktýr. Fakat bu uyuyan bir toplumsa verilecek tepki birileri tarafýndan yazýlan programlamaya göre olur. Bu


TOPLUMSAL UYANIÞ

programlamayý yazanlar genellikle bir zümreden oluþur ve bu kiþiler o toplumun içinden de olabilir, baþka toplumlardan da olabilir. Duyu organlarý konusundaki durum ise þudur. Uyuyan bireyin duyu organlarýnýn çalýþmadýðýný biliyoruz. Toplumda ise az önce bahsettiðimiz "birileri" toplumun uyanmamasý için duyu organlarýnýn kapalý kalmasý hususunda özen gösterirler. Toplum için bu organlardan en önemlileri göz ve kulaktýr zannýmca. Bunlar halka bakan yönüyle "medya", üst ölçekte ise "istihbarat"týr. Eðer medya kuruluþlarý belli gruplarýn boyunduruðu altýna girmiþ ve yayýnlarýný o temele göre yapýyorlarsa, istihbarat kurumlarý ise kendinden beklenen görevi yerine getiremiyorsa toplumun gözü ve kulaðý çalýþmýyor demektir. Bunlarla birlikte diðer önemli bir organ dildir. Toplum açýsýndan bu "siyasetçiler"dir. Eðer siyasetçiler aldýklarý kararlarý ve attýklarý adýmlarý kendi menfaatlerine göre belirliyorlarsa toplumun dili de çalýþmýyor, yani konuþamýyor demektir. Toplumun tehlikeleri yok etmek için kullandýðý eli ve ayaðý ise, ordusudur diyebiliriz. Eðer ordunun içinde var olan hiyerarþi dýþýnda baþka bir hiyerarþi, baþka bir yapý varsa toplum tehlikeleri göðüsleyebilecek güçten de mahrum demektir.

Tüm bunlar gösterir ki uyuyan bir toplum, düþünme sorgulama ve harekete geçme safhalarýndan oluþan "üretim"i gerçekleþtiremez. Ýnsanýn sürekli üretmesine ihtiyaç yoktur fakat toplum üretimden asla geri duramaz. Bu yüzden toplumsal uyumaya kesinlikle izin vermemeliyiz ki problemlerimizi çözebilelim. Bunun yolu da elbette ki, vesayetlerin ortadan kaldýrýlmasýndan geçer. Ordu, emniyet gibi kurumlarýmýzda oluþan vesayetlerin üzerine gidildiði gibi, yargý medya ve istihbarat gibi kurumlarda da vesayetin kaldýrýlmasý için titiz bir çalýþmaya ihtiyaç vardýr. Bu çalýþmalarý Necati Þaþmaz'ýn deyimiyle "acil olarak deðil de, çabuk çabuk" yapmak gerekiyor. Malcolm X'in sözüyle ilgili son olarak eklemek istediðim þudur: Bir kiþinin birçok kiþiyi uyandýrdýðý doðrudur, fakat kimin gerçekten uyandýrmaya çalýþtýðýný, kimin de art niyetler taþýdýðýný iyi görmemiz ve uyandýrmaya çalýþan kiþinin dediklerine kulak vermemiz gerekir. Bizi kimse uyandýrmasa dahi irademizi sonuna kadar kullanarak uyanalým ve bütün mumlarý tutuþturan bir mum gibi etrafýmýzdaki herkesi uyandýralým. Hepinize þimdiden günaydýn arkadaþlar !

Ne tuhaftýr Ali Rýza ile Ahmed'in hikayesi Birisi köyde oturur Birisi þehirde Ve her sabah Þehirdeki köye gider Köydeki þehire Orhan Veli Kanýk


Üzerimizden Düþen Bir Gölge: Kara Kitap Kevser Akdemir

-Samsun Sosyal Bilimler Lisesi Mezunu -Ýstanbul Þehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararasý Ýliþkiler

“Hayat da budur zaten: Akýl ve duygunun çatýþmasý, diyordur Orhan P a m u k d a .” (Ecevit, 134) 20. y ü z y ý l ý n sonlarýnda e d e b i y a t dünyasýnýn deðiþtiren düþünce iþte bu akýl ve duygu oyunlarýnýn karmaþýklaþmasý , birbiri içerisine geçmesi, gerçek ve kurmacanýn birbiri içerisinde çözündüðü metinler oluþturma fikri olmuþtur. Türkiye’de postmodenizmin önemli kurucularýndan biri olan Orhan Pamuk’u çaðýnýn diðer yazarlarýndan ayýran en önemli özelliði postmodernist öðretilerle kitaplarýný örmesi ve okuyucuyu da içine alan bir serüven oluþturmasýdýr. “Postmodern roman, geleneksel romanýn gerçeklik düzleminden hýzla uzaklaþmakta, giderek yapaylaþmakta; ikinci elden gerçeklik, bir labaratuvarda üretilircesine titiz ama oyunsu bir yaklaþýmla biçim düzlemine taþýnmaktadýr. ...Italo Calvino “romansýl bir oyundan” söz eder. Ona göre yazar ne denli çok oynarsa romaný da o denli iyi olur.” (Ecevit, 26) Pamuk, postmodernizmin önemli özelliklerinden biri olan metinlerarasýlýðý eserlerinde sýkça kullanmýþtýr ve bunun neticesinde eserlerinin çalýntý olduðu iddialarý ile karþýlaþmýþtýr. Oysa Orhan Koçak’ýn da söylediði gibi “her metin, bir baþka metinin ara metnidir ve kendisi de metinlerarasý bir alanda yer alýr; ancak, bu metinlerarasý alan, metnin kökeni ya da aslý gibi bir þeyle karýþtýrýlmamalýdýr.” (79) Orhan Pamuk’un ilk postmodernist eseri Sessiz Ev’den sonraki daha karmaþýk, imge ve esrar üzerine kurulu olan kitabý Kara Kitap’ýn Mesnevi ya da Hüsn-ü Aþk gibi çok bilinen metinlere açýk göndermelerde bulur. “ Yazarýn Galip’e adýný, Aþk’ýn Hüsn’ü, yani Güzellik’i aradýðý uzun mistik þiiri (Hüsn ü Aþk) yazan Osmanlý þairden yola çýkarak verdiði, kuzen Celal’in adý da bariz olarak, adý Celalettin Rumi olan büyük tasavvuf piri Mevlana’yý anýþtýrmaktadýr.” ( Kýlýç, 194 ) Bunlardan yararlanmasýný

çalýntý olarak nitelemek postmoderniteden uzak gelenekçi bakýþ açýsýna ait bir görüþ olarak karþýmýza çýkabilir. Orhan Pamuk bu söylentilere uygun olan cevabý yine Kara Kitap’ta vermiþtir: “Önemli olan yeni birþey yaratmak deðil, daha önceden binlerce zeka tarafýndan binlerce yýlda yaratýlmýþ olan harikalarý bir köþesinden, bir ucundan deðiþtirerek yeni birþey söyleyebilmektir.” (Pamuk, 241) Kara Kitap,’ta, Mantýku’t Tayr, Binbir Gece Masallarý gibi eserlerin kullanýmý kitabýn doðu gelenekle örülmüþ altyapýsýný sunarken, her bir metin farklý bir kurmacayý beraberinde getirir. “...Kara Kitap hikayenin kendisinden çok hikaye anlatma üzerinde duran bir romandýr. Baþka bir deyiþle üstkurmacadýr (metafiction) Kara Kitap. Üst kurmaca deyimini geniþ anlamda kullanýyorum, çünkü aslýnda Kara Kitapta edebiyata iliþkin türlü sorunlar irdelenir; kurmaca ve gerçeklik, kopya ve asýl, taklit ve otantik, metinlerarasý iliþki, okurun tutumu vb...” (Moran, 98 ) Kara Kitap yüzeysel bir bakýþla sýradan bir avukat olan Galip’in ansýzýn evi terk eden karýsý Rüya’yý, Ýstanbul’un çeþitli yerlerinde aramasýný konu alan polisiye tadýnda bir roman olarak deðerlendirilebilir. Ancak yapýsý ve içeriðiyle birlikte Orhan Pamuk Kara Kitap’a çok daha geniþ “esrarlar ve manalar” saklamýþtýr. “Kara Kitap’ta içinden geçtiði cehennem öyle bir dünyadýr ki, buradaki herkes yitik bir orjinalin kopyalarýdýr. Galip labirentte dolanýrken kendini o kadar eksik bulmuþtur ki, tek arzusu bir baþkasý haline gelmek, bir baþkasý olmaktýr.” ( Kýlýç, Nükhet Esen 169) Çünkü Galip, karýsýný aramak için baþladýðý yolculuðu, karýsýnýn birlikte kaçmýþ olduðunu düþündüðü Rüya’nýn üvey abisi ve ünlü bir köþe yazarý olan Celal olmaya çalýþmakla, Celal gibi yazabilmek, Celal’in yerine yazmakla bitirmiþtir. “Baþka bir deyiþle Galip’in aradýðý Celal yazarlýðý, yazma edinimini, yaratmayý temsil eder gibi görünmektedir ve Celal Þehrikalp apartmanýnda Celal’e dönüþtüðünde ya da ikinci kiþiliðini bulduðunda yazar olur.” (Moran,97) Bu aþamalarda Rüya’ya kapýlmak Galip için önemini yitirmiþ, yazýnýn kendisi asýl amaç haline gelmiþtir. Rüya’yý kaybettikten sonra sahip olduðu tek þeyin yazý olduðunu anlamýþtýr Galip. “Bugün Rüya’dan bana kalan ise yalnýzca yazýlar; bu kara, kapkara, karanlýk sayfalar.” (Pamuk, 442) Ve yazýnýn keþfi ile biter Kara Kitap; “ Çünkü hiçbir þey hayat kadar þaþýrtýcý olamaz. Yazý hariç Yazý hariç. Evet tabii, tek teselli yazý hariç.”(Pamuk, 442)


Üzerimizden Düþen Bir Gölge: Kara Kitap Pamuk’un kitaplarýný aydýnlatan diðer bir postmodern anlatý tekniði çiftanlamlýlýktýr (doubleness). Pamuk, içerisinde yaþadýðý sosyal hayatýn deðiþimi ve dönüþümüyle ortaya çýkan çoðulculuk ve farklýlýklarý birarada barýndýrabilme özellðine paralel olarak sahip olunan farklý kimlik yapýlarýný kitaplarýnda bu çift anlatý tekniði ile ortaya koymuþtur. Bunun amacýnýn anlamý saklamaktan ziyade, anlama çaþitlilik kazandýrmak olduðunu söylemek daha doðru olacaktýr. Hem bireysel olarak bir kimlik arayýþýnýn hem de Türkiye’nin doðu ve batý arasýna sýkýþmýþlýktan kaynaklanan bir kimlik arayýþýnýn iþlendiði Kara Kitap’ta çiftanlamlýlýk kullanýlan metinler ve Galip’in kendi hikayesi üzerinden okuyucuya aktarýlmýþtýr. “Bu çiftanlamlýlýk ayrýca Kara Kitap’ta sýkça karþýlaþýlan sorunlardan birini anlatýr: biri olabilmek sorunu (imkansýzlýðý). Türkiye için modern ve seküler olan ansýzýn baþka biri olmaya dönüþmüþtür. Türk muhafazakarlarýný uzun süre mücadele ettiði modernizm “doðru, gerçek Türklüðü” kaybettirmiþ olabilir.” (Andrews, 126-7) Türk modernleþmesi, birçok romana konu olmuþ, henüz sorgulama aþamasý tamamlanmamýþ ve toplumsal deðiþimlerle birlikte varlýðýný yeniden kuran bir süreçtir. Ancak Türk modernleþme tarihine baktýðýmýzda, edebi eserlerde de görebileceðimiz gibi modernleþme “batýlýlaþma” ile eþ deðer tutulmuþtur. “Türk modernleþmesi terimi, Türk tarih yazýmýna ve sosyal bilimler literatürüne Türkiye’nin devam eden sosyo-tarihsel yapýsýnýn modern ve Batýlý bir modele dönüþmesi olarak katýlmýþtýr.” (Ertuðrul, 636) Bu durum karþýsýnda sýradan insanýn doðal olmayan bir þekilde hayatýna giren gereklilikler, “yeni ve doðru” olana karþý bir itiliþ ve geçmiþinden kopma süreci ile birlikte bir kimlik bunalýmý yaþamasý ve bir müddet sonra kendisini tanýmlayacak kelimeleri bulamamasý þaþýrtýcý olmamaktadýr. Orhan Pamuk Türklerin bu kimlik karmaþasý ve kendini arama ve bulma sürecini Kara Kitap’ta postmodern bir anlatý ile iþlemiþtir. Ayrýca Kürþat Ertuðrul Kara Kitap’ý Ýstanbul mikrokosmosu ile birlikte Türkiye toplumunun “kara bir tasviri” olarak nitelendirmiþtir. Bu “kara tasviri” ise Türklerin hafýza kaybýna (kendi tarihlerine karþý), baþka biri olmaya karþý olan umutsuz taklitlerine, bozulmuþ kimlik yapýlarýna ve bu durum karþýsýndaki mutsuzluklarýna iþaret eder þekilde kullanmýþtýr. (649) Kitap genel olarak birbirini takip eden iki parçadan oluþur. Ýlk olarak Galip’in arayýþ serüvenine dair olaylardan söz edilir ve sonrasýnda Celal’in köþe yazýlarýndan bir tanesine yer verilir. Birbirlerinden kopuk olarak görünen bu metinler aslýnda, Orhan Pamuk’un yüksek edebi zekasýyla birlikte Galip’in Celal olma sürecini iþlemektedir. Bununla birlikte Türkiye’nin Batýlýlaþma yolunda deðiþen sosyal yapýsýný ve kimlik

kaybý sürecini Celal’in aðzýndan çeþitli yazýlarla ya da Galip’in farklý anlatýlarýyla okuyucuya sunmuþtur. Bu kimlik kaybý sürecini en açýk anlatan bölümlerden biri “Bedii Usta’nýn Evlatlarý” olmuþtur. Celal’in anlattýðý bu hikayede Bedii Usta, zamanýn ilk manken ustasý olarak tasvidr edilmiþtir. Bedii Usta “evlatlarým” dediði mankenlere saflýklarýný bozmamak ve gerçek insan hallerini anlatmak için varlýk kazandýrmaya çalýþmýþtýr. Ancak cumhuriyet sonrasý baþlayan toplumsal deðiþim projeleriyle birlikte onun mankenlerinin de bir önemi kalmamýþtýr. “ Türkler artýk Türk deðil baþka birþey olmak istiyorlarmýþ çünkü. Bu yüzden kýlýk kýyafet devrimini icat etmiþler, sakallarýný týraþ etmiþler, dillerini ve harflerini deðiþtirmiþler. Daha veciz konuþmayý seven bir dükkan sahibi, müþterilerin bir elbiseyi deðil bir hayali satýn aldýklarýný açýklamýþ. O elbiseyi giyen ötekiler gibi olabilme hayaliymiþ asýl satýn almak istedikleri.” ( Pamuk, 66) Bu anlamda Celal’in anlattýðý Bedii Usta öyküsü Türkiye’nin geçirdiði deðiþim sancýlarýný ve kimlik kaybýný anlatma noktasýnda önemli bir yere sahiptir. Kara Kitap’ýn sonu da birçok önemli modern ve postmodern eserde olduðu gibi bazý mulaklýklar taþýmaktadýr; Celal ve Galip’in hiç karþýlaþmamasý, kitapta Celal’in yazýlarýndan baþka söyleyecek hiç sözünün yer almamasý, Rüya ve Celal’in katilinin kimliðinin dair þüpheler gibi. Burada merak konusu olan diðer bir konu da Galip’in gerçekten asýl kimliðine, gerçek “özbenine” sahip olup olmadýðý konusudur. Çünkü kitabýn sonlarýnda yer alan “Þehzadenin Hikayesi” aslýnda kitabýn küçük bir özeti niteliðindedir. Kitap boyunca iþlenen kendi olamamak, baþkalarýnýn sözleriyle konuþmak sorunsalý burada þehzadenin aðzýndan aktarýlmýþtýr: “ Kendisi olabilmenin bir yolunu bulamamýþ bütün kavimler köleliðe, bütün soylar soysuzluða, bütün milletler yokluða, hiçliðe, hiçliðe mahkumdur...” (Pamuk, 402) Bu hikaye okuduklarý nedeniyle kendisi olamadýðýný farkeden bir þehzadenin kendini bulma arayýþýný anlatýr. Yalnýzca kitaplarýn deðil, insanýn hayatýndaki her bir cismin kimlik üzerindeki etkisini anlatýr hikaye. Sahip olunan her eþyanýn insan hayatýndaki yerine dikkat çekiyor, bunlarýn dahi kimliðimizi etkilediðine deðiniyor þehzade. Daha da önemlisi insanlarla kurulan iliþkilerin çaresiz devamlýlýðýný ve bunun kiþiyi nasýl kendinden uzaklaþtýrdýðýný anlatýyor. “Ama hepsinden beteri, bütün anýlardan, eþyalardan ve kitaplardan daha çekilmez olan insanlardýr.” (Pamuk, 412) Sosyal hayat içerisinde ilitiþim kurmak zorunda olduðun insanlar, duyduklarýn karþýsýnda verdiðin ezberlenmiþ, beklenen cevaplar, sergilenen alýþýldýk tavýrlar ve birbirine benzemenin bilinçaltýna yerleþmiþ gereklilik zinciri


Üzerimizden Düþen Bir Gölge: Kara Kitap Eden Türk Modernleþmesinin Üç Yolu”, Uluslararasý Ortadoðu Çalýþmalarý 41 (2009): 635652. Kýlýç, Engin, Türkler Geliyor: Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ýný Çözmek, Orhan Pamuk’u Anlamak, Ýstanbul: Ýletiþim Yayýnlarý, 2006. _________, Bir Sufi Romaný Olarak Kara Kitap, Orhan Pamuk’u Anlamak, Ýstanbul: Ýletiþim Yayýnlarý, 2006. Kýlýç, Nükhet Esen, Orhan Pamuk’un Edebi Dünyasý, Ýstanbul: Ýletiþim Yayýnlarý, 2008. Koçak, Orhan, Aynadaki Kitap/ Kara Kitap,

aslýnda insaný en temelde kendisi olmaktan uzaklaþtýran nedenlerdir. Þehzadenin Hikayesi’nde olduðu gibi, kitaplara sýðýnmak, onlarla yaþamak yalnýzca yaþadýðýn dünyanýn eksenini deðiþtirmeyi, tercih hakkýn olmaksýzýn hayatýna dahil olmuþ birçok cismi ve insaný unutup kendi iradenle seçtiðin kitaplarla örülü farklý bir hafýza ve anýlara sahip olmayý saðlayan bir yol olarak görüldüðü için güzeldir ve aslýnda mutlu olduðunu düþündüðün tüm zamanlarýn yalan olduðunu da söylediði için kýsa süreli bir sarhoþluktur. Sonrasýnda, þehzadenin yaptýðý gibi gerçek hayatta da kendi cümlelerin ve anýlarýnla mutlu olabilmeye, gerçek benini bulabilmeye iter insaný. Ancak bunun ne kadar mümkün olduðu, Galip’in Celal’i ne kadar içinde erittiði her zaman akýllarda bir soru iþareti olarak kalacaktýr.

Moran, Berna, Üst Kurmaca Olarak Kara Kitap, Türk Romanýna Eleþtirel Bir Bakýþ, Ýstanbul: Ýletiþim Yayýnlarý, 1994. Pamuk, Orhan, Kara Kitap, Ýstanbul: Ýletiþim Yayýnlarý, 2011. Andrew, G. Walter, Kara Kitap ve Kara Kutular: Orhan Pamuk’un Kara Kitabý, Edebiyat Vol. 11 (2000): 105-129. Ecevit, Yýldýz, Türk Romanýnda Postmodernist Açýlýmlar, Ýstanbul: Ýletiþim Yayýnlar, 2009. _________, Orhan Pamuk’u Okumak, Ýstanbul, Ýletiþim Yayýnlarý, 2008

Referanslar

Ertuðrul, Kürþat, “Bir Türk Romaný Okumasý: Teþkil Eden Türk Modernleþmesinin Üç Yolu”, Uluslararasý Ortadoðu Çalýþmalarý 41 (2009): 635652.

Andrew, G. Walter, Kara Kitap ve Kara Kutular: Orhan Pamuk’un Kara Kitabý, Edebiyat Vol. 11 (2000): 105-129.

Kýlýç, Engin, Türkler Geliyor: Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ýný Çözmek, Orhan Pamuk’u Anlamak, Ýstanbul: Ýletiþim Yayýnlarý, 2006.

Ecevit, Yýldýz, Türk Romanýnda Postmodernist Açýlýmlar, Ýstanbul: Ýletiþim Yayýnlar, 2009.

_________, Bir Sufi Romaný Olarak Kara Kitap, Orhan Pamuk’u Anlamak, Ýstanbul: Ýletiþim Yayýnlarý, 2006.

_________, Orhan Pamuk’u Okumak, Ýstanbul, Ýletiþim Yayýnlarý, 2008 Ertuðrul, Kürþat, “Bir Türk Romaný Okumasý: Teþkil

Kýlýç, Nükhet Esen, Orhan Pamuk’un Edebi Dünyasý, Ýstanbul: Ýletiþim Yayýnlarý, 2008. Koçak, Orhan, Aynadaki Kitap/ Kara Kitap,


Sallanan Sandalye Habil Kaya

Fýrat Üniversitesi iktisadi ve Ýdari Bilimler Fakültesi

Duvarlar uzun bir ömrün izlerini taþýyan, yaþanýlan her anýn yarýnlara taþýnmasýný saðlayan, ölümsüzlük deðil de anlýk yaþanmýþlýðý bir kaðýdýn ömrü kadar uzatan resimlerle kaplýydý.

Bütün hayatý geçti gözlerinin önünden, baktýðý resimleri çekerken yaþadýklarý önceleri ve sonralarýyla, seksen yýl gibi uzun bir süre yaþamýþtý ama bu ona çok kýsa geliyordu bu son beþ yýlý saymazsak eðer.

Duvardaki resimlerin geçmiþ günlerden getirdikleri konuþmalar dýþýnda ses yoktu odada. Duvardaki saatin tik taklarýný ve sallanan sandalyenin çýkardýðý gýcýrtýyý saymazsak eðer.

Karýsýný çok özlüyordu, Özlem'ini çok özlüyordu az deðil tam elli beþ yýl birlikte yaþamýþlar, ayný yastýða baþ koymuþ, ayný çocuklarý büyütmüþ, ayný evin havasýný solumuþ, ayný sabaha uyanmýþ, ayný güneþi izlemiþ, ayný tabaða kaþýk atmýþlardý.

Fransýz tipi balkonun önüne dýþarýya bakar þekilde duran sallanan sandalyede oturan yaþlý adamýn kýrýþan ve büzüþen elleri cansýz ve yavaþ hareketlerle duvara mýhlanmýþ kitaplýkta duran gramofona uzandý. Yaþlanan sadece bedeni ve hareketleri deðildi. Ruhu da yaþlanmýþtý duygularý da çok çeþitli duygularý býrakmýþtý. Sevinmeyi aðlamayý heyecanlanmayý her þeyi sadece tek bir duygusu kalmýþtý. Özlem… Belki özlemeyi de unutabilirdi ama özlemeyi unutturmayan þey karýsýnýn adý olmasýydý. Elli beþ yýl süren uzun bir evliliðin ardýndan kaybetmiþti onu, yalnýz yaþayalý henüz beþ yýl olmuþtu. Balkondan dýþarýya bakýyordu her þey ne kadar da hýzlý geliyordu. Herkes ne kadar da hýzlý hareket ediyordu. Hele çocuklar nasýl da böyle koþturabiliyordu. Büyük bir caddeye bakýyordu evi, belki de þehrin en büyük caddesiydi kalabalýk insanlar vardý. Caddede hýzlý ve menzilini kaybetmiþ gibi adým atan insanlar birçoðu yaþadýðýnýn bile farkýnda deðildi. Öylesine günlük telaþlarýn peþine takýlýp kalmýþ hayatýn bütün güzel yönlerini kaçýrmýþ insanlar doluydu. Bir pencereyi açsa kýyamet gibi gürültü dolardý içeriye odayý havalandýrmak için pencereyi açtýðýnda hep böyle olurdu. Caddede koþturan insanlarla gramofonda çalan Türk Sanat Müziðinin temposu birbirine uymayýnca karýþan kafasýný dinlendirmek için kalktý sandalyeden. Bu kadar hýzlý yürüyen insanlar onu dinlendirmiyor aksine göðsünü daraltýyor, baþýný döndürüyordu. Odada bir tur attý, duvardaki resimleri tek tek inceledi. Evlenmiþ olduklarý gün çektikleri resme baktý, sonra ilk çocuklarý Murat'ýn doðumunda çektiklerine baktý sonra Berna'nýn doðumunda çektiklerine.

Akþam oluyordu yavaþ yavaþ, karanlýk çöküyordu ama lambasýný yakma gereði hissetmiyordu çünkü sokak lambasý yeterince ýþýk dolduruyordu içeriye. Anýlarla yaþayan biri için daha fazla ýþýktan ziyade loþ bir karanlýk yeðdi. Yine eski günler yine Özlem yine büyüttüðü çocuklar… Okuma koltuðuna oturmuþ bir þiir kitabý almýþtý eline birkaç þiir okudu ve Özlem'i hatýrladý, özlediðini hatýrladý okuduðu þiirde onu alýp götüren iki dizeye takýldý ve tekrar tekrar okudu. Karanlýk bir odanýn nasýl yalnýz olduðu Sensiz uyununca anlaþýlýrmýþ meðer Kendi hayatýndan bir þeyler ekledi þiire Bir hayatýn nasýl anlamsýz olduðu Sensiz yaþanýnca anlaþýlýrmýþ meðer Þair deðildi belki ama beþ yýllýk özlem dolu hayat ona da bir þeyler öðretmiþti. Kitabý kapattý, parmaðýný kaldýðý yere koydu, kitabý dizinin üzerine bakýþlarýný karýsýnýn resmine mýhladý. Sol yanýndaki acýyý hissedebiliyordu. Biraz kývranýr gibi oldu, acýnýn giderek arttýðýný hissetti nefesinin hýzlandýðýný, baþý sol omzuna düþtü. Gramofon sustu, saatin tik taklarýný duymuyordu sallanan sandalye çoktan durmuþtu zaten… Odada ki her þey durmuþ kalmýþtý. Yaþlý adamýn cesedi gibi… … Yaþlý adamýn öldüðünü çocuklarý 10 gün sonra bayram ziyaretine geldiklerinde öðrendiler.


MEKTUP Safa Yýlmaz Ýstanbul Üniversitesi Sýnýf Öðretmenliði Sevgili dost, Mektup, iki ruh arasýndaki mahremi mülakattýr. Okunduðu sýrada aradaki mesafeleri ortadan kaldýran, sanki gönderenini yaný baþýndaymýþ gibi hissetmeni ve gönderenin ses tonuna uygun bir þekilde okumaný saðlayan satýrlar… Eski zamanlarda da, kendilerini görmesek de edebiyatýný yapmadan edemediðimiz posta güvercinlerinin ayaklarýna bað olmuþ satýrlardý mektuplar.

Karþýdakinin telefonu kapasitesince ve 'sil' butonuna basmak kadar ucuz olur satýrlarýn. Ben hâlâ tümüyle teslim etmedim duygularýmý tekniðe. Ben hâlâ mektup yazar koyarým kenara, dokunurum satýrlara ve satýrlarým bilirler ki bir gün adresine ulaþýp anlam bulacaklar. Belki de bebeklerinin ellerini kaðýda çizip askerdeki eþine g ö n d e re n v e “ Ç o c u k l a r ý n ý e l l e r i n d e n tanýyabilecek misin bakalým” diye soran bir annenin evladý olduðum içindir bu hassasiyet…

Þimdilerde posta kutularý mektuplara hasret, elektrik ve su faturalarýna maruz kalmýþ durumda. Posta kutusundan duygularý çalýp, faturalarý koyan kim? Ulaþým ve iletiþim araçlarýnýn geliþmiþ olmasý mesafeleri öldürdü bu yüzden i n s a n l a ra m e k t u p yazacak kadar uzak kalmýyor onlarý özlemiyoruz deðil mi? Þ i m d i l e r d e z a r f, kelimelerimizin tesettürü olmaktan ziyade telefonlarýmýzýn mesaj butonuna logo olmuþ ve haliyle mektubu ulaþtýracak telefonumuz da postacýmýz olmuþ vaziyette… Ama duygunun tabiatýna aykýrý bir durum bu, eþyanýn tabiatýna da… Eline kalemi alýp sayfaya dokunamadýktan sonra, kaðýdý gözyaþlarýnla ýslatamadýktan sonra, zarfý sýmsýký kapatýp yalnýzca okuyucusuna ait bir hale getiremedikten sonra ne kadar sýð kalýr hislerin.

Daha fazla uzatmanýn anlamý yok ama bir de kitap tavsiye edeyim madem. Ali Ural'ýn okuyucusuna yazdýðý mektuplardan oluþan “Posta Kutusundaki Mýzýka” kitabý benim en kýymetlilerim arasýnda zirveye oynuyor hâlâ. Posta Kutusuna, mýzýkayý yani duygularýný koyan adamý yalnýzca hisleri olanlar anlar.


Açýk Unutulan Þemsiye Fatih Talha Boyraz

Malatya Niyazi Mýsri Sosyal Bilimler Lisesi

Yaðmur her yaðdýðýnda orta çaðýn sýnýfsal ayrýmý hâkim olur sokaklarda birden. Hayatýn adaletsizliði berraklaþýr, yaðmur içinden çýkýlamamýþ orta çaðý gösterir herkese: Þemsiyesi olan burjuvalar, þemsiyesi olmayan köleler. Her damlada çaresizlik ifadesi okunmaktadýr yüzlerinden kölelerin, bir yere yetiþmek zorundadýrlar, her dükkân kapýsýndan birazcýk olsun güneþlik dilenirler. Efendileri için çalýþmak zorundadýr köleler. Sýrýlsýklam olana kadar ýslanmak zorundadýrlar. Aðlasalar kimse fark etmez bu yaðmurda, fark edilmez olur gözyaþlarý yaðmur damlalarýnýn arasýnda. Göz pýnarlarýndan çýkýp yüz kývrýmlarýndan süzülen suyla kaldýrým oluklarýndan akan su denktir efendileri için. Efendiler, baþlarý dik yürürler sokaklarda. Acele etmezler ama tahammülsüzdürler, bir tek damlaya dahi tahammülleri yoktur. Damlalarýn þemsiyeye çarptýklarýnda çýkardýklarý ses, damlalarýn þemsiyeye çarpýp parçalandýklarýnda çýkardýklarý ses onlarýn baþarýsýdýr. Her damlada büyür kibirleri ve göðüslerini kabartýr.

Ah âþýklar, âþýklar yine bozarlar kompozisyonu. Mutludur âþýklar yaðmur damlalarýnýn arasýnda. Her damlada artar ihtiras, her damlada artar sevgi. Âþýk, sevgilinin yanaðýndan süzülen damlada boðulur ve oracýkta can verir. Oyun biter ve herkes evine döner. Peki ya ben nerdeyim, neresindeyim bu oyunun? Ben burjuvalarýn arasýndayým, þemsiyem elimde, baþým dik, pervasýz düþüncelerim. Ýnanmam dilencilerin gerçekten fakir olduklarýna, inanmam þemsiyemin sahibinin aslýnda ben olmadýðýna, inanmam bir þemsiyeye birden fazla kiþi sýðacaðýna. Yürürüm sadece düþünmem bunlarý. O anda bir þemsiyeye sahip olmak bir þanstan baþka nedir? Kaderim bana gülümsemiþ, peki ya kader nedir? Þemsiye benim kaderimdir, evet. Peki ya þemsiye nedir? Þemsiye nedir sorusuydu beni kendime getiren. Þemsiye, yaðmurda ýslanmamak için kullanýlan bir eþya. Ama yaðmur yaðmýyor þu an, yaðmur yaðmýyor ve hava güneþli! Yaðmur durmuþ olmalý,


Açýk Unutulan Þemsiye* peki ya ben ne zamandýr taþýyorum bu þemsiyeyi tepemde, kaç yüz metredir, kaç yüz yýldýr taþýyorum? Þemsiye bana yük olmakla kalmadýðý gibi güneþimi de gölgeliyor, görüþ alanýmý da k ý s ý t l ý y o r, i d ra k i m d e n h i ç b a h s e t m e k istemiyorum. Yaðmur durmuþ ve ben metrelerce belki de kilometrelerce boþu boþuna taþýmýþtým bu yükü omuzlarýmda ama þemsiye nedir sorusu hâlâ bir anlam kazanmýþ deðildi düþüncelerimde. Neydi þemsiye, beni onu taþýmakta zorunlu kýlan etken neydi, hem ne olurdu bu mukaddes damlalarýn altýnda sýrýlsýklam ýslansam, ne deðiþirdi? Zihnim darma daðýnýk sorularla dolmuþ ve bu kez de þemsiyem kapalý yürüyordum sokaklarda. Korkusuzca seyredebiliyordum gökyüzünü, kýþ güneþinin o tatlý dalgalarý vuruyordu gözlerime ve en nihayetinde bir anlam kazanýyordu artýk düþüncelerim. Þemsiye bundan kýrk asýr önce Mezopotamya'da bir rütbenin simgesiydi ayný bugün gibi. Aradan dört bin yýl geçmiþ ama deðiþmemiþti mahiyeti bu þeytan icadýnýn. Fakat bir fark vardý arada o gün insanlar o iptidai yaþamlarýnda güneþten korunmak için kullanýyorlardý þemsiyeyi; bugün biz yaðmurdan kurtulmak için kullandýðýmýzý zannederken güneþimizi elimizden almak isteyenler, bizi birbirimizden ayýrmak isteyenler zorla kullandýrýyorlar þemsiyeyi biz fark etmesekte. Hem yaðmurdan kurtulmak gerekir diye bir hakikat yokken ortada. Ýngilizce de ve diðer Avrupa dillerinde olan “umbrella” kelimesinin kökü Latince “umbra” yani “gölge” anlamýna gelen kelimeden geldiðini bir yerlerden okumuþ olmalýyým. Türkçedeki þemsiye ise Arapça'daki “þems” yani “güneþ” kelimesinden türetilmiþ olmalý. On binlerce kez döndü dünya, milattan önce 1200'lerde þeytan bu sefer daha farklý bir anlam kattý þemsiyeye. Gökyüzü tanrýnýn vücudundan yapýlmýþ sonsuz bir þemsiyedir dedi Mýsýrlýlar'a. Bu þekilde kendi vücuduyla koruyordu tanrý

dünyayý. Onlar da yüksek ahlakýn simgesi olarak taþýdýlar þemsiyeyi. Þeytan'dý iþte ne yapsa yeriydi. Taþýdýlar þemsiyeyi, tanrýnýn vücudu üzerlerine çökene kadar taþýdýlar. Daha sonra Romalýlar gördü þemsiyeyi Mýsýrlýlar'ýn elinde. Romalýlar için þemsiyeye kadýnsý bir varlýktý bu yüzden o dönemde hiçbir Romalý erkeðin elinde görülmemiþtir þemsiye. Daha sonra bir þey daha keþfetti þeytan: icadýný yaðlý kâðýttan yaptýðýnda yaðmuru da geçirmediðini gördü, güneþi geçirmediði gibi. Bu yolla þeytan iki mukaddesi aldý insanlarýn elinden. Yaðmur ve güneþ düþman olmuþtu artýk onlara. Trajikomik olan da þuydu Roma antik tiyatrolarýnda, kadýnlar þemsiyeyle yaðmurdan korunurken erkekler sýrýlsýklam ýslanýyorlardý hâlâ. Dünya olanca hýzýyla dönmeye devam ediyordu hiç fark ettirmeden. Avrupa'da 1700'lü yýllar yaþanýyordu. Þeytan bu sefer erkekleri de ele geçirmenin peþindeydi. Þemsiyeyi yünlü kumaþlardan yapýyordu artýk. Yünlü kumaþý bir çeþit yað ile sývýyor ve siyah bir renk veriyordu. Siyah renk erkekler tarafýndan da benimsenince Avrupa sokaklarýnda erkeklerde siyah kadýnlarda beyaz þemsiye vazgeçilmez bir aksesuar olmuþtu artýk. Ve bugün… Þeytan öylesine kandýrmýþtý ki beni metrelerce boþu boþuna taþýmýþtým þemsiyeyi. Neden diye sormadan taþýmýþtým, idrakimden habersiz taþýmýþtým. Ama sonunda farkýna varmýþtým olup bitenin artýk taþýmýyordum þemsiyeyi, güneþimi, idrakimi gölgelemesine izin ve r m i yo rd u m . Þ e m s i ye s i z y ü r ü yo rd u m sokaklarda artýk ama idrakim bir sonuca varmak ve fiilleþmek istiyordu. Ve birden sokaðýn köþesinde þeytanla karþýlaþtým yani þeytanýn eviyle! Bir banka þubesiydi bu. Ýdrakim onu kendi silahýyla vurmak istiyordu. Þemsiyeyi kaldýrdým ve olanca kuvvetimle camlarýna geçirdim. Koca cam paramparça olmuþtu. Etraftakiler korkuyla bana bakýyor ve kaçýþýyorlardý. Benimse ruhum bu kutsal görevi yerine getirdiði için güneþe doðru yükselirken bedenim anarþist damgasý yemek için polisleri bekliyordu.


ÞÖLEN Ömer Faruk Bal Aydýn Sosyal Bilimler Lisesi Nimetleri höpürdetenler siz Yýlan baþlý bastonuyla oturanlar siz Yataðýný ýsýtanlar masumlarýn kanýyla siz. Ya da fil diþi kulelerde sanat yaptýðýný sananlar siz Kaðýttan putun yobaz köleleri siz Siz: doymak bilmez lümpenler Beni dinler misiniz? Oturun oturun rahatsýz olmayýn Hatta yayýlýn iyice arkanýza yaslanýn Bir fincan kahve ve en fiyakalýsýndan bir sigara buyurun yakýn iki çift lafým var zamanýnýzý almayacaðým … Öz vatanýnda hor görülsün Hanzala itilsin kakýlsýn Kanýyla þereflendirsin topraðý Ben her damlada boðazýnýza yapýþacaðým Öz vatanýnda hor görülsün Hanzala Kanýmýz aksa da, Ýntifada! Emin olun boðulacaksýnýz akýttýðýnýz kanda Filistin'e düþen her bombada Suratýnýzýn ortasýna bir yumruk çakacaðým Kanýmýz aksa da, Ýntifada! Analarýn attýðý her çýðlýkta

Umrunuzda deðil biliyorum, evet Ama mýþýl mýþýl uyurken yataðýnýzda Kulaklarýnýza mýhlar sokacaðým Analarýn attýðý her çýðlýkta Küçük Muhammet'in ruhu ulaþmadan cennete Þehadetine þahit olan babasýnýn gözlerinde Gözyaþý ve acýyý gördüðüm her seferinde Þeytan gözlerinize mil çekeceðim Küçük Muhammet'in ruhu ulaþmadan cennete Masum bir çocuðun küçük bedeni soðumadan Alamadýðý her nefes için Ailesine doya doya sarýlamadýðý her dakika Hayatý size zindan edeceðim Masum bir çocuðun bedeni soðumadan … Hiçbir masum ulaþmadan henüz cennete Hiçbir ananýn gözyaþý düþmeden henüz yere Ya da Hanzala her itildiðinde Bir baba her baðýrdýðýnda –Oðlum! Bir millet her baðýrdýðýnda –Ýntifada! Bir Müslüman her kaldýrdýðýnda þehadet parmaðýný Kaçacak bir delik arayýn saklanacak bir köþe ve tir tir titreyin bence ve af dileyin Allah'tan Zira ben onun kadar Affedici deðilim.


SÜKÛN DERGiSi Dünya'ya Sosyal Bilimler Gözüyle Bakma Zamaný !

www.sukundergisi.weebly.com

facebook.com/sukundergisi

twitter.com/SukunDergisi


SÜKÛN DERGiSi Dünya'ya Sosyal Bilimler Gözüyle Bakma Zamaný !

www.sukundergisi.weebly.com

facebook.com/sukundergisi

twitter.com/SukunDergisi


Sükûn Dergisi-2.Sayı