Page 1

Mercedes-Benz S Class Coupé

Özel Dosya KIŞ LASTİĞİ GERÇEKLERİ

5

SÜPER TEST

Jaguar XJ 2.0T › Mercedes-Benz E250 Coupé › BMW 320d GT › Hyundai iX35 1.6 › Opel Cascada 1.6 SIDI


Kış bastırmadan a karşın halen Ülkemizde yaşanan onca trafik kazasın blemi var. Yıllardır çok kabullenilememiş bir güvenlik pro ında bile sürüşe ve gözlediğim kadarıyla biraz yağmur yağdığ babayiğit sürücültrafik güvenliğine dair bildiklerini unutan etmeye devam edierimiz, kar ihtimalini iyiden iyiye göz ardı rla kış koşullarında yor. Son yıllarda başlatılan kampanyala ler bilinçlendirildeğişen sürüş etkenleri hakkında sürücü muhalif kitle olduğu meye çalışılırken bir o kadar da direnen sürüş koşullarının gözleniyor. Yağmur ve kar yağdığında yüzünden her yıl ciddi olarak değiştiğine kulak asmayanlar eli” haberleri izlitelevizyonlarımızda sektirmeden o “eğlenc ında teknik olarak yoruz. Babayiğit sürücülerimiz kar yağdığ adan kalma yönkanıtlanmış gerekliliklere uymaktansa bab kilitlemekten, diğer temlerle “ben yaparım” havasında trafiği tehlikeye atmaktan sürücü ve yolcularla kendi yaşamlarını ranalım dedik ve çekinmiyorlar. Bu yıl onlardan erken dav rı hakkında bilgisürücülerimizi değişen kış sürüş koşulla lıklı özel bir dosya lendirmek için Kış Lastiği Gerçekleri baş iler arasında bilhazırladık. Dosyamızda göreceğiniz bilg başka verileri gerdikleriniz olabilir ama çok şaşıracağınız den okuyacaksınız. çek bir uzmanın, Alpay Lök’ün kalemin r da sizi yeniden İnanıyoruz ki, doğru bildiğiniz yanlışla Bu bilgilerle dikgüvenli sürüş ortamına dahil edecektir. i kış lastikleriyle katinizi daha da artıracağınız sürüşleriniz desteklemenizi öneririm. iğimizin yanı sıra bu Bu ayki çok özel testlerimizin, keyifli içer fikrindeyim. özel dosyadan da çok yararlanacağınız Herkese güvenli sürüşler dilerim.

YAYIN YÖNETMENİ Süreyya İZGİ MOTORSPORLARI EDİTÖRÜ Fatih YURDATAPAN FOTOĞRAF EDİTÖRÜ Batuhan KIRAN GÖRSEL YÖNETMEN Metin YILMAZ PHP Developer Emin ZEYBEK Yıl: 1 Sayı: 10 Ofis: Çayırbaşı Caddesi Kırklar Sokak No: 15 Büyükdere, Sarıyer / İSTANBUL 212 218 10 89

http://www.e-motoring.com https://www.facebook.com/uniqdergi http://twitter.com/emotoring

Süreyya İZGİ sizgi@e-motoring.com

e-motoring magazine › kasım 2013


HOT NEWS

İşte yeni Nissan Qashqai Nissan’ın tamamen yenilediği crossover modeli Qashqai’nin üzerindeki sır perdesi kalktı. İngiltere’de Sunderland tesislerinde artık sadece 5 kişilik versiyonuyla üretilecek araçta eskisine göre daha agresif burun tasarımı, geleneksel Nissan ızgara formu ve LED’li arka aydınlatma grubuyla dikkat çekiyor. Ön ve arka çamurluklarda şişkin kas yapıları da hemen fark ediliyor. Burun yapısını Note ile paralel çizgide değerlendirmek mümkün. Renault ve Nissan’ın eskisine göre 40 kg daha hafif olan Common Module Family (CMF) platformu üzerinde yapılandırılan yeni Qashqai’de en önemli yenilikler 1.2 ve 1.6 litrelik iyi yeni dört silindirli DIG-T 06 › 07 e-motoring magazine › kasım 2013

benzinli motorun sunulacak olması. 1.2 litrelik turbo beslemeli DIG-T, 115 HP, 1.6 litrelik DIG-T ise 150 güç üretiyor. Bu yeni motorların yanında güç ve tork değerleri artırılmış 1.5 dCi, 1.6 dCi ve 2.0 litrelik benzinli motorlar da kullanılacak. Süspansiyon sistemi de geliştirilen ve daha doğal sürüş hissi kazandırılan Qashqai’nin eskisiyle benzer stilde tasarlanmış iç mekanda birçok kullanım alanına yer verilmiş. Daha lüks ve daha geniş 7 inçlik renkli bilgi ekranının kullanıldığı otomobilde elektronik güç destekli direksiyon sistemi yer alıyor. Avrupa’da Ocak ayından itibaren satışa sunulacak Qashqai, ülkemizde ilkbaharda müşterilerle buluşacak.


Alfa Romeo 4C’den Nürburgring rekoru

Alfa Romeo’nun yeni coupe modeli 4C, Almanya-Nürburgring’deki dünyaca ünlü yarış pistinde yaptığı test sürüşünde 8 dakika 4 saniyelik tur zamanı elde ederek, 250 HP’nin altında motor gücüne sahip spor otomobiller arasında bir rekora imza attı. Alfa Romeo 4C, 100 km hızlanmasını 4.5 saniyede tamamlarken, 258 km/s’lik maksimum hız ve 4 kilogram başına 1 HP’den fazla güç üreten performansıyla göz kamaştırıyor. Alfa Romeo 4C’nin Aralık ayından itibaren Türkiye yollarında boy göstermesi planlanıyor. Yaklaşık 4 metre uzunluğa ve 2,4 metrelik aks mesafesine sahip olan Alfa Romeo’nun iki kişilik coupe modeli 4C, karbon ve alüminyum kullanılan gövde ve şasi unsurları sayesinde, 4 kilogram başına 1 HP’den fazla güç üretmesiyle de dikkat çekiyor. 4C maksimum 258 km/s hıza ulaşırken, 0-100 km/s hızlanmasını ise sadece 4.5 saniyede tamamlıyor. 350 Nm maksimum tork oranıyla sporcu ruhunu kantılayan Alfa Romeo 4C, dakikada 6.000 devirde 240 HP’lik bir güce ulaşıyor. Alfa Romeo’nun asırlık geleneğinden ilham alan, performans, tasarım ve teknik mükemmellik unsurlarının tamamını barındıran 4C’nin kökleri 1930 ve 1940’lı yıllardaki, güçlü 8 silindir ve yenilikçi 6 silindirli yarış ve binek modelleri olan 8C ve 6C’ye dayanıyor.

Guilia, Alfa’nın yeni yüzünü gösterecek Fiat Chrysler Group Global Tasarım Direktörü Lorenzo Ramaciotti, 2015 yılnda satışa sunmayı planladıkları Guilia’nın markanın yeni tasarım felsefesini ortaya koyacağını açıkladı. Amerika pazarında Chrysler’in Pentastar V6 motoruyla sunulması planlanan otomobilde Avrupa pazarı için 4C’deki 1.85 litrelik benzinli motor yer alacak. Gelecek 5 yıllık plan içinde Guilia’nın 159’un yerini alacak sedan ve SW versiyonları da üretilecek. Bu otomobillerin tümünün arkadan itişli olmasına kesin gözüyle bakılıyor.

e-motoring magazine › kasım 2013


HOT HOT NEWS NEWS

Tokyo Otomobil Fuarı 20 Kasım’da başlayacak 43. Tokyo Otomobil Fuarı’nda sergilenecek modeller birer birer ortaya çıkmaya başladı. Ev sahibi kimliğiyle Japon otomobil üreticilerin sergileyecekleri modeller batılı üreticilerden daha önce netleşti. “Compete! And shape a new future/Rekabet! Ve yeni bir gelecek şekillendir” sloganıyla Tokyo Big Sight’ta start alacak fuarda Japon üreticilerin tanıtacakları modelleri bir arada sunalım istedik.

Honda’dan Tokyo yenilikleri

Honda’nın süper coupesi NSX’in 2012′de tanıtılan konsept versiyonunun en güncel halinin Japonya prömiyerinin yapılacağı fuarda yepyeni iki kişilik mini roadster S660 Concept de otomobilseverlerle buluşacak.URBAN SUV Concept’in de sergileneceği fuarda UNI-CUB adlı kişisel ulaşım aracı, N Serisi minik vanların dördüncü nesli N-WGN, Accord Plug-in Hybrid ve Earth Dreams Technologies’e uygun çevreci Fit (Avrupa’da Jazz) tanıtılacak. Sıvı soğutmalı 50 cc’lik yeni motoruyla iç pazarda satılan DUNK adlı scooter’in yanında birçok motosiklet modeli de ilk kez otomobil ve motosiklet severlerle buluşacak.

Toyota’dan ortaya karışık Japon üretici Tokyo Otomobil Fuarı’nda konsept modellerine ağırlık verecek. Sports Aqua G Sportsve 2015’te yollarda olması planlanan 500 km’den fazla menzile sahip yakıt hücreli sedan FCV ve bir kez daha ısıtılan FT-86 Open projesi Toyota standının öne çıkan otomobilleri olacak. Tokyo Motor Show’da elektrikli kapılara sahip geleceğin Tokyo taksi adayı JPN Taxi, Mart ayında Cenevre Otomobil Fuarı’nda sergilenen i-Road Concept ve markanın gelecek nesil minivan konseptleri Voxy ve Noah’ın yanısıra tek kişilik aracı FV2 de sergilenecek.

10 › 11 e-motoring magazine › kasım 2013


Japon elması konseptlerle geliyor Mitsubishi üç yeni konspet ile Tokyo Otomobil Fuarı’nda dikkatleri çekmeyi planlıyor. Sürekli dört tekerlekten çekişli SUV modeli GC-PHEV, superşarjlı 3.0 litrelik V6 motorun yanısıra plug-in-hybrid teknolojisine de sahip. Grand Curiser’da 8 ileri otomatik şanzıman kullanılıyor. Geleceğin kompakt SUV’u XR-PHEV’de ise 1.1 litrelik direct enjeksiyonlu turbo beslemeli bir motor yer alacak. Concept AR modeli ise gelecek nesil çok amaçlı araç olarak tasarlanmış. Çok konforlu olması planlanan otomobil, XR-PHEV ile aynı yürüyen aksam ve motoru kullanıyor.

370Z’nin yerine kim geliyor? Nissan, 370Z’nin halefini Tokyo Motor Show’da sergileyeceği konsept modeliyle tanıtacak. 370Z’den daha küçük ve daha hafif olacağı kesin olan coupé modeli, 1.6 litrelik hacme sahip turbo beslemeli 197 HP’lik bir motora sahip olacak. Elektrikten yararlanmayı șimdilik düșünmeyen Nissan mühendisleri, otomobilin 2011’de tanıtılan ESFLOW EV’nin çizgisinde olabileceğini söylüyor.

Daihatsu’nun Copen inadı Ülkemize ithal edilmediğinden artık ismini unutmaya yüz tuttuğumuz en eski Japon otomobil üreticisi Daihatsu, Tokyo’da Kopen adıyla iki farklı konsept sergileyecek. 2014’te satıșa çıkması planlanan RMZ ve XMZ isimlerini tașıyacak roadsterler aynı gövde ölçülerini aylașıyor. Ama XMZ gövde korumalarıyla biraz daha aktivite aracı olarak pozisyonlandırılmıș. 660 cc hacimli 3 silindirli motora sahip olacak Kopenler, direksiyondan da kumanda edilebilen CVT șanzımanla sunulacak. e-motoring magazine › kasım 2013


HOT NEWS

Tokyo Otomobil Fuarı

Suzuki de konseptlerden gidiyor Suzuki, fuarda üç konseptle öne çıkacak. 2011’de aynı standda sergilenen Regina konseptinin yerini alacak kompakt crossover Crosshiker üç silindirli 1.0 litrelik motora sahip. Emektar Jimny platformunda geliștirilen sürekli dört tekerlekten çekișli X-LANDER’da elektrik motoruyla kombine edilmiș 1.3 litrelik benzinli motor, robotize otomatik șanzımanla yönetilecek. Üçüncü konsept ise outdoor sporları için geliștirilmiș HUSTLER crossover’ı olacak.

Subaru’dan üç yeni konsept Subaru Tokyo Big Sight’taki fuar alanında LEVORG adını verdiği sports tourer kimlikli modelini sergileyecek. LEVORG, Legacy, revolution ve touring kelimelerinden türetilmiș bir konsept. 1.6 litrelik turbo beslemeli bir motorun kullanılacağı araç Subaru’nun sürücü destek sistemi EyeSight’a da sahip olacak. LEVORG’un yanısıra Cross Sport adını verdiği gelecek nesil SUV modelini ve yedi kișilik Crossover 7 konseptini otomobilseverlerle bulușturacak. Fuarda ayrıca bu yıl Cenevre Otomobil Fuarı’nda sergilenen VIZIV konsepti de sergilenecek.

Mazda’nın ası Mazda3 CNG olacak Japonya’dan Frankfurt’a tüm Asya’yı geçerek tanıtılan hatchback versiyonun ardından Mazda3’ün sedan kardeșiyle de sükse yapan Mazda, fuarda en yine aynı modele bel bağlamıș durumda. Geçtiğimiz haftalarda Mazda3’ün hibrid versiyonunu tanıtan marka, bu kez sıkıștırılmıș gaz ile çalıșabilen CNG versiyonunu tanıtacak. Mazda3 SKYACTIVE-CNG istenirse benzinle de kullanılabiliyor. 12 › 13 e-motoring magazine › kasım 2013

Subaru LEVORG


Hyundai i10 kadınları hedefliyor 1.0 ve 1.2 lt benzinli motor seçenekleri ile Türkiye pazarına sunulan Yeni i10, öncelikle Ekim ayında 1.0 düz vites seçeneği ile showroomlardaki yerini almıştı. Kasım ayının sonunda ise 1.0 ve 1.2 otomatik vites seçeneği Türk tüketicisinin beğenisine sunulacak. 1.0 lt manuel ve otomatik modeller sadece Style donanım seviyesiyle sunulurken,1.2 lt otomatik versiyon ise sadece Elite donanım seviyesine sahip olacak. Markanın globalleşme çalışmalarının bir diğer adımını oluşturması bakımından önemli bir yere sahip olan Yeni i10, 1.0 lt D-CVVT Style düz vites versiyonuyla birlikte 28.490 TL’ye satılıyor. Segment olarak A ve B arasında konumlandırılabilen Yeni i10, rekabetin yoğun olduğu ve fiyat odaklılığının yüksek olduğu bir skalada yer alıyor. Önceki i10’dan 80 mm daha uzun olan Yeni i10, tam 65 mm daha geniş ve 40 mm daha alçak. Bu artışın ardından 3665 mm uzunluğa, 1660 mm genişliğe ve 1500 mm yüksekliğe ulaşan Yeni

i10, 2385 mm de aks mesafesine sahip. Büyüyen boyutlarıyla beraber daha geniş ve ferah bir oturma alanına kavuşan i10, artırılmış diz mesafesi ve yüzde 12 büyüyerek 252 litreye ulaşan bagaj kapasitesiyle de sınıfının en iyi değerlerini sergilemiş oluyor. Bu değerler ile segmentinin en iyi bagaj hacmini sunan Yeni i10’da 60/40 katlanabilen koltuklar sayesinde bagaj hacmi istenildiğinde 1.046 lt’ye kadar büyütülebiliyor. Ayrıca Yeni i10′da sunulan aktif ön koltuk başlıkları, kaza anında yolcunun boynuna daha yakın mesafede konumlanarak, boyun yaralanmalarının önlenmesine ve/veya azalmasına etkin biçimde destek oluyor. Tamamen yepyeni bir platform kullanan Hyundai i10, sürüş özellikleri bakımından da segmentinin sınırlarını aşmış oluyor. Eskisine göre 5 mm daha uzun dingil mesafesine sahip olan i10, yeni süspansiyon sistemi sayesinde de tüm yol şartlarında kararlı bir tutuş sergiliyor. e-motoring magazine › kasım 2013


HOT NEWS

Maserati Ghibli 13 ön siparişle Türkiye’de Maserati’nin yeni üretim stratejisinin önemli bir adımını oluşturan, üst orta sınıftaki dört kapılı sedanı Ghibli, Türkiye’de otomobilseverlerin beğenisine sunuldu. Tofaş çatısı altındaki Fer Mas Oto tarafından pazara sunulan Maserati Ghibli’nin tanıtımı, Türkiye’nin ilk metalüks gayrimenkul projesi Quasar İstanbul sponsorluğunda gerçekleşti. Maserati Ghibli, henüz pazara sunulmadan 13 adetlik ön satış rakamına ulaşarak, lüks sportif sedan segmentindeki farkını şimdiden ortaya koydu. Maserati Ghibli, markanın tarihinde bir ilk olan, 3.0 litre V6 turbo dizel ve 3.0 litre V6 benzinli olmak üzere iki farklı motor seçeneğiyle Türkiye pazarında yerini aldı. 3.0 litrelik V6 turbo versiyonu 155.485 Euro’dan başlayan fiyatla satışa sunulan olan Ghibli’nin, 3.0 litre V6 benzinli motor seçeneği ise 196.271 Euro’luk başlangıç fiyatıyla dikkatleri üzerine çekiyor.

2 depo yakıtla 3000 km Skoda’nın şimdiye kadar en çok satılan modeli olan Octavia ile ilginç bir deneyim yaşandı geçen hafta. Skoda’dan bir ekip, otomobilin 1.6 TDI modeli ile Prag’dan Kuzey Kutup Dairesi’ne gitmek için yalnızca iki depo yakıt harcadı. Çek ekip, çok ekonomik sürüş tarzları sayesinde 3030 km yaparak 100 km’de 3,241 litrelik ortalama tüketime ulaştı. Skoda Tasarruf Yarışmaları’nın ekip üyeleri Marek Tomisek ve David Kazda, Prag Prosek’deki benzin istasyonunda araçlarına ilk yakıtı alıp yola çıktılar. Aracın yakıtını İsveç’teki bir başka istasyonda tamamlayıp depoyu tekrar kilitledikten sonra ikinci depolarıyla Kuzey Kutup Dairesi’ne vardılar. Bu sonuç, Kutup Dairesi’nin 169 km ötesinde aracın tekrar yakıt aldığı Finlandiya’nın Muonio şehrindeki benzin istasyonunda onaylandı.

Latitude’da EDC otomatik konforu Kısa bir süre önce makyajlanan Latitude’ün sınıfında yer etmiş benzersiz konfor ve teknoloji özelliklerine şimdi de dizel otomatik EDC vites konforu ekleniyor. 110 HP’lik Latitude 1.5 EDC, 73.250 TL’den başlayan fiyatlarla Türkiye’de satışa sunuluyor. Yeni Latitude 1.5 dCi EDC 110 bg farklı ihtiyaç ve beğenilere hitap eden 3 farklı donanım seçeneği ile satışa sunuluyor: Expression, Privilege ve Executive. EDC otomatik vites, sürücü ve yolcularına sıradışı bir sürüş konforu sağlıyor. Aynı anda güç, performans ve yakıt tüketim kontrolünü bir arada barındıran 1.5 dCi EDC 110bg, atak canlı ve tepkisel bir hızlanma sunarken yakıt tüketimi ve CO2 emisyonları açısından da sınıfında öne çıkıyor. 1.5 EDC motor, karma parkurda 4.7 litre / 100km düşük yakıtım tüketimi ve 125g CO2/km salım değeri kaydediyor.


Dizel Türkiye’de avantajını yitirdi Ülkemizde artık dizelin avantajı sorgulanır durumda. Dizel motorlu otomobillerin yaygınlaşması ülkemizde yıllık kullanım/km/maliyet hesabı yapılmaksızın biraz “bizim arkadaş aldı, çok memnun” usulü geliştiğinden yine duvara tosladı. Gerçi dizel pazarının gelişimine insanlarımızın “sahip olmadan kolay ve karlı satma” hesabı da katkıda bulundu ama eğer ticari amaçla kullanmıyorsanız sonuç dizel motorlu araçlara fazladan para ödendiği şeklinde gelişti. Yılda 30 bin km’den az yol yapıyorsanız dizelin sağladığı herhangi bir avantaj söz konusu değil! Enflasyon sepetinde yer alan yakıt türleri içerisinde son 1 yılda fiyatı en fazla artan ürün mazot oldu. Mazotun litre fiyatı bu dönemde yüzde 11,1 arttı ve TÜFE’nin yaklaşık 4 puan üstünde gerçekleşti. Böylece Eylül 2012′de 4,1 lira olan mazotun litresi, geçen ay itibariyle 4,5 liraya yükseldi. Litre fiyatındaki artışa bağlı olarak geçen yılın eylül ayında 50 litre mazot için 205 lira ödenirken, bu yılın aynı ayında bu miktar 225 liraya çıktı. Mazot, benzinden fazla zam gördü Buna karşılık aynı dönemde benzin fiyatlarındaki artış, enflasyonun, mazot ve LPG fiyat artışlarının gerisinde kaldı. Benzin fiyatında son 1 yılda yaşanan artış yüzde 6,4′le sınırlı kaldı. Böylece Eylül 2012′de 4,6 lira olan benzinin litre fiyatı, geçen ay 4,9 lira oldu. Fiyatlardaki bu artışa paralel olarak 2012 yılı eylül ayında 50 litre benzin için 230 lira ödenirken, bu yılın aynı ayında bu miktar 245 liraya yükseldi.

Avantajı yok oldu Bu arada, benzin ve mazot arasındaki fiyat farkı son yıllardaki en düşük seviyeye indi. Benzin ve mazot arasında 2005 yılı başından bu yana en yüksek fiyat farkı Ağustos 2009′da 76 kuruş olarak gerçekleşti. Bu yılın Eylül ayındaki 36 kuruşluk fark, Aralık 2008′den bu yana (34 kuruş) geçen 57 ayda, yani yaklaşık 5 yılda kaydedilen en düşük değer oldu. LPG dolum ücreti de yıllık bazda enflasyonun üzerinde gerçekleşti. Eylül 2012-Eylül 2013 döneminde LPG’deki fiyat artışı yüzde 8,6 oldu. Böylece geçen yılın eylül ayında 2,5 lira olan LPG dolum ücreti, geçen ay 2,7 liraya çıktı. LPG dolum ücretindeki artışa bağlı olarak geçen yılın eylül ayında 50 litre LPG için 125 lira ödenirken, geçen ay bu miktar 135 liraya ulaştı.

GT86’ya sedan kardeş Üstü açık versiyonunun üretilip üretilmeyeceği konusunda sürekli spekülasyon yapıladursun GT86’ya sedan kardeş geliyor. Coupé otomobile yapılan 100 mm ek ile geliştirilen GT86 Sedan’ın burun yapısında da samuray kılıcını anımsatan farklı bir ızgara kullanılmış. 2.0 litre 200 HP’lik motorla yol alacak otomobilde ayrıca 250 HP güç üretecek hibrid versiyonda sunulacak. Toyota içinde kaynaklar, otomobilde frenajda açığa çıkan gücü kinetik enerjiye çeviren KERS sisteminin de kullanılacağını söylüyor. Dubai Otomobil Fuarı’nın resmi Facebook sayfasında Toyota’nın otomobili gelecek hafta başlayacak organizasyonda sergileyeceğini duyurması Toyotaseverlerde heyecan yarattı. Otomobilin Dubai’de konsept olarak sergilendikten sonra Mart ayında Cenevre Otomobil Fuarı’nda sergilenmesi bekleniyor. Belirlenen yola çıkış tarihi ise 2014 sonu ya da 2015 olacak. e-motoring magazine › kasım 2013


HOT NEWS

Hala otomobil kalmış olursa… 75 yıl sonra hala otomobil var olur mu bilemeyiz ama Audi tasarımcıları ve mühendislerinin bu yönde bir çabası olduğu muhakkak! Başrolünü ünlü Hollywood yıldızları Harrison Ford ve Ben Kingsley’nin oynadığı Ender’s Game filmi için özel olarak tasarlanan Audi Fleet Shuttle Quattro, geleceğin spor otomobilinin nasıl olacağı hakkında tasarımcıların vizyonunu ortaya koyuyor. Audi Fleet Shuttle quattro, tamamen sanal dünya için dijital olarak geliştirilmiş bir imaj. Konsept araçlardan farklı olarak bir prototipin üretilmediği otomobil, uzun süre alan çalışmalar sonunda Audi mühendislerinin ve tasarımcılarının geleceğe dair ön görüleriyle oluşturuldu. Geleceğin otomobili, başrolde Harrison Ford ve Ben Kingsley gibi yıldızların yer aldığı Ender’s Game filminin özel efekt uzmanları tarafından beyaz perdeye entegre edildi. Aktörler gerçek hayatta çekimlerde A7 kullanırken, çekimlerin sonrasında yapılan özel efekt uygulamalarıyla, beyaz perdeye A7’nin yerine Fleet Shuttle quattro yansıdı. Audi Tasarım Mühendisi Björn Wehrli, “ 75 yıl sonra otomobillerin nasıl olacağına dair öngörülerimiz ile hareket ettik. Audi, filmin yüksek teknolojili atmosferine çok uydu” diye konuştu. Audi Fleet Shuttle quattro’nun 1:4 ölçeğindeki maketi, Ender’s Game’in Los Angeles’ta yapılan prömiyerinde de sergilendi.

Peugeot 2008’e 5 yıldızlı pekiyi Peugeot 2008′in güvenliği, Euro NCAP tarafından yapılan testlerle onaylandı. Aracın 1.2 VTi versiyonunyla yapılan çarpışma sonucunda yetişkin yolcu için 32, çocuk yolcu için 38 puanla güvenlik seviyesi 5 yıldızla derecelendirildi ve otomobilin güvenliği onaylandı. Testler sonucunda yolcu kabini önden çarpışmalarda formunu koruyup sabit kalırken sürücü ve yolcu mankenlerde diz ve omurga yeterince iyi koruma gözlendi. Benzer koruma özellikleri farklı boyutlardaki bedenlerde de kendisini gösterdi. Yandan çarpma testlerindeyse göğüs korunması yeterliydi ve vücudun diğer bölgelerinde de iyi seviyede oldu. İptal edilebilir yolcu havayastığının durumu hakkında yeterince bilgilendirici bulunmayan etiketlere dikkat çekildi. Yaya korumayla ilgili 2012 yılında tasarlanan 208′in verilerinden yararlanmak yerine 2008 için yeni testler gerçekleştirildi. Kaput ve tampon yayalar için eskisinden daha dostane bulundu Eylül sonu itibariyle, 25.000’i Fransa’da olmak üzere 30 Avrupa ülkesinde 54.000’in üzerinde müşteri siparişi topladı. Aynı tarihte, 2,5 aylık üretime eşdeğer 25.000 adet ilave sipariş daha kaydedildi. En yüksek donanım düzeyleri toplam siparişlerin %71’ini oluşturuyor.


HOT NEWS

S Class Cou Mercedes-Benz, Eylül ayında Frankfurt Otomobil Fuarı’nda sergilediği S Serisi’nin coupé versiyonunu 2014 yılında tanıtacak. Markanın șef tasarımcısı Jan Kaul, otomobilin çok yakında üretime alınacağını açıkladı. Fuarda sergilenen konseptten 30 mm yüksek ve 20 mm dar olması beklenen üretim versiyonunda köpek balığı burnu dikkat çekiyor. Burnun alıșılmadık derecede yüksek tasarlandığı otomobilin iç mekanı ise hayli futuristic. Çift monitörün yer alacağı kokpitte üretimde olan S Class’tan tanıdık bazı aksamlar da bulunacak. Direksiyon simidi, kokpit yapısı, ana kumandalar hep tanıdık olacak. Ama Jan Kaul konsept modeldeki havalandırma petekleri ve alüminyum kapı içi panellerin üretim versiyonunda kullanılmayacağını söylüyor. Muhtemelen Mart ayındaki Cenevre Otomobil Fuarı’nda sergilenecek S Class Coupé’nin ardından Eylül ayındaki Paris Otomobil Fuarı’na cabrio versiyonunun da yetiștirilmesi bekleniyor. Otomobilde S Class’ta yer alan motor ve șanzımanlar kullanılacak.

22 › 23 e-motoring magazine › kasım 2013


upé geliyor

e-motoring magazine › kasım 2013


LANSMAN CR-V 1.6 i-DTEC Türkiye’de

Tek eksiği otomatik vite

Honda CR-V’nin 1.6 litrelik dizel motorlu versiyonu Türkiye’de satışa sunuldu. Sadece 6 ileri manuel vites kutusuyla satılacak olan kompakt SUV, en çok düşük yakıt tüketimi, zengin donanımı ve fiyatına güveniyor. Süreyya İZGİ / Antalya

10 › 25 24 11 e-motoring magazine › kasım ağustos2013 2013


es

H

onda Türkiye, kompakt SUV’u CR-V’nin uzun zamandır beklenen 1.6 litrelik motora sahip dizel CR-V i-DTEC’i satışa çıkardı. 1996 yılından bu yana dünya genelinde 5.1 milyon adedin üzerinde satılan Honda CR-V’nin fiyatı Dream donanımında 80.900 TL’den başlıyor. Sadece manuel şanzımanla sunulacak otomobilin Premium versiyonu 86.900 TL’den satılacak CR-V 1.6 dizelin top modeli olan Elegance versiyonuysa 92.400 TL’den satılacak. Yılsonuna kadar 800 adet satılması planlanan otomobilden gelecek yıl 4200 adet satılması hedefleniyor. 2.2 litre motorlu diğer di-

Honda Türkiye Genel Müdürü Hideto Yamasaki

zel seçeneğine göre 47 kg daha hafif motora sahip 1.6 i-DTEC, %40 daha az mekanik sürtünme avantajı sağlayabilirken, böylelikle yakıt tüketimi çok düşük gerçekleştiriyor. Civic Hatchback’te de kullanılan 1.6 litrelik motor, 2000 d/d’den itibaren alınabilen 300 Nm’lik maksimum torkuyla dikkat çekerken olağanüstü akıcı sürüş özellikleri gösterebiliyor. Sadece 6 ileri vitesli manuel şanzımanla sunulan CR-V’de olası takla atma durumuna karşı araç denge sistemi VSA ile G sensörü devreye giriyor ve riski minimuma indiriyor. Otomatik şanzıman seçeneğinin geliştirilmekte olduğu açıklanırken yakın vadede ürün gamında olmayacağı belirtildi.

e-motoring magazine › kasım 2013


LANSMAN CR-V 1.6 i-DTEC Türkiye’de

CR-V 1.6 i-DTEC’in Antalya’da yapılan lansmanında konuşan Honda Türkiye Başkanı Hideto Yamasaki “İnovasyon, üstün mühendislik, sportiflik ve eğlence gibi otomobiller için vazgeçilmez değerlerle yoğrulan Honda modelleri, bu yıl itibarı ile yeniden doğuyorlar. 2015 yılında yeniden başlayacağımız Formula 1, gerçek Honda ve Honda mühendisliğinin doğuşunu simgeliyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye’de de satışa sunacağımız NSX ve Type R modelleri, Honda’nın sportif, yenilikçi ve eğlenceli yanını pekiştirmiş olacaklar. 2012 yılı itibarı ile dünya genelinde 25 milyon Honda müşterisine ulaştık ve bugün rekor sayılabilecek yıllık 3.8 milyon yeni müşteri sayımızı 2017 yılı sonunda yıllık 6 milyon satışa ulaştırmayı hedefliyoruz. Küçük dizel motorumuzla Avrupa’da önemli bir başarı hedefliyoruz ve ‘Earth Dreams Technology’ motorlarımızın ilki olan 1.6 i-DTEC sayesinde Türkiye’deki müşterilerimizi sınıf lideri performans ve düşük tüketimle buluşturuyoruz. CR-V dizel modelimizin sadece 4,5 litre olan 100 km’deki tüketimiyle Türkiye’de büyüyen SUV pazarında güçlü bir konuma yerleşeceğine inanıyoruz” dedi.

Civic HB’te kullanılan dizel motor Olağanüstü düşük yakıt tüketimi CR-V 1.6 dizelin Honda ürün gamındaki Earth Dreams Technology motor serisinin bir ürünü olan yeni 1.6 i-DTEC motor ile donatılmış ikinci model olduğunu belirten Honda Türkiye Satış Sonrasından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Can Eroskay, “Otomobil tipi oturma pozisyonu, akıllı ergonomi ve geliştirilmiş ses yalıtımı ile konfor seviyesini yukarılara taşıyan CR-V 1.6 i-DTEC’in, tek dokunuşla katlanan arka koltukları ve geniş bagaj hacmi ile sınıfına örnek... Önden çekiş ve manuel vites kombinasyonu ile 120 PS güç ve 300 Nm tork ile yüksek performansı 100 km’deki sadece 4,5 litrelik düşük yakıt tüketimi ile birleştiren CR-V, ‘Earth Dreams Technology’ sayesinde sınıfının en düşük değerlerine ulaşıyor. Bunu hafifletilmiş bir motor ve iki tekerlekten çekişli aktarma sisteminin beraber kullanılması ile sağlayan modelimiz, 2.2lt dizel CR-V ile karşılaştırıldığında 116 kg daha hafif olmasının yanında daha iyi yol tutuşa da sahip“ dedi. 26 › 27 e-motoring magazine › kasım 2013

Honda’nın 1.6 litre i-DTEC motoru, üstü açık bir alüminyum bloğuyla birleştirilen bir alüminyum silindir başlığını içeriyor ve Honda’nın 2.2 litre i-DTEC motorundan 47 kg daha hafif. Bütün parçalar ağırlıklarını ve büyüklüklerini en aza indirmek için teker teker yeniden tasarlandı ve gelişmiş üretim teknikleri de ağırlığı daha da azaltmaya yardım etti. Silindir duvarlarının kalınlıkları 8 mm’ye düşürüldü: 2.2 litre i-DTEC’de bu rakam 9 mm. Buna ek olarak, 120 HP gücündeki 1.6 litre i-DTEC’de daha hafif pistonlar ve piston bağlantı (biyel) kolları kullanıldı. Honda’nın geliştirme mühendislerinin temel hedefi 1.6 litre i-DTEC motorunun mekanik sürtünmesini benzinli bir motorla aynı düzeye düşürmekti. Örneğin, daha kısa ve kalın bir piston eteği kullanıldı. 1500 devir/dakikada, 1.6 litre i-DTEC motorun sürtünmesi, 2.2 litre i-DTEC’e göre yaklaşık % 40 daha az. CR-V 1.6 i-DTEC’te Honda’nın Idle Stop sistemi standart olarak yer alıyor. Sistem genel


Dünden bugüne CR-V

O kadar yenilikçi teknolojinin arasında basit bir çözüm çok dikkat çekici! Kol dayanağının altındaki soketler kullanıldığında kabloların geçirilebilmesi için delikler ince düşüncenin eseri...

yakıt tüketimini yaklaşık 5 gr/km azaltıyor ve CO2 atıklarını sadece 119 gr/km’ye düşürmeye yardım ediyor. CR-V 1.6 i-DTEC, diğer CR-V modelleriyle aynı McPherson kollu ön süspansiyon ve çok kollu arka süspansiyon düzenine sahip. Yana yatma hissini azaltmaya, yüksek hızda dengeyi korumaya ve konforu iyileştirmeye yardım etmek için ön amortisör ayarlarında ve arka burçlarda bazı ince ayarlar yapıldı. CR-V 1.6 i-DTEC ayrıca aynı ön ve arka denge çubuklarını paylaşıyor ve bu da virajlarda yana yatmayı azaltıyor. Öndeki boru şeklindeki denge çubuğunun çapı aynı (23 mm), ama arkadaki som çubuğun çapı 1 mm artırıldı (18 mm’ye). Arka uzunlamasına sallantı kolunun burulma sertliği % 13 artırılarak CR-V’nin direksiyon hareketlerine daha çabuk tepki vermesi sağlandı. İyi tepki veren bir sürüş, çok iyi kontrol sağlamak ve eşya alanını mümkün olduğunca artırmak için CR-V 1.6 i-DTEC’de gelişmiş bir bağımsız çok kollu arka aks kullanılıyor.

Honda CR-V, 1995 Tokyo Otomobil Fuarı’nda tanıtıldı ve yeni ortaya çıkan ve çabuk büyüyen küçük SUV sınıfında kısa sürede örnek alınan araçlardan biri haline geldi. Bir SUV’nin kullanışlılığı ve çok yönlülüğünü daha küçük bir otomobilin sürüş kolaylığı ve dinamizmi ile birleştiren CR-V, standartları yükseltti ve Avrupa’da 1997’de satışa sunulduğunda müşteriler hemen büyük ilgi gösterdi. CR-V’ye olan talep o kadar yüksekti ki Avrupa versiyonunun üretimi 2000 yılında Honda’nın İngiltere fabrikasına aktarıldı ve o tarihten beri de hep orada üretildi. 2001’de piyasaya sunulan 2. nesil CR-V önemli bir evrim geçirdi ve modelin güçlü yönlerini korumakta ve geliştirmekte başarılı olurken 2.0 litre i-VTEC benzinli motoru sayesinde daha yüksek performans ve verimlilik de sundu. Yolcular ve bagajlar için iç alan da artırıldı ve “on demand” (gerektiğinde devreye giren) Gerçek Zamanlı Çift Pompalı 4WD sistemi bütün modellerde standarttı. Honda’nun son derece beğenilen iCTDi dizel motoru 2005’te CR-V ailesinde sunulmaya başlandı. Daha da fazla verimlilik ve yüksek torklu, sakin bir sürüş deneyimi sunuyordu. 2007’de üçüncü nesil CR-V bu küçük SUV’nin çekiciliğini daha da genişletti. Önceki modelden daha alçak, daha kısa ve daha geniş olan yeni model, kullanışlılıktan taviz vermeden yolda daha iyi sürüş dinamikleri sundu. Yedek lastiğin artık arka kapıda bulunmaması da CR-V’de ilk kez dikey açılan bagaj kapağının kullanılmasına olanak tanıdı. 2009’da yeni nesil i-DTEC dizel motor sunuldu. Böylece ilk kez otomatik şanzımanla birlikte seçilebilir hale geldi. 995’te piyasaya sunulduğundan beri dünya çapında beş milyon adetten fazla CR-V satıldı. CR-V şu anda dünyanın en çok satılan SUV’lerinden biri ve dünya çapında 160’tan fazla ülkede satılıyor. 1997 Honda CR-V

e-motoring magazine › kasım 2013


LANSMAN Yeni Note

Olgunlaștı ve tam Note aldı

Nissan Türkiye, geçtiğimiz aylarda yenilenen iki model Note ve Micra’yı bir arada satıșa sundu. İkinci nesil Note yenilikler getirdiği sınıfında artık iddia sahibi. Revize Micra ise adeta baștan yaratılmıș. Süreyya İZGİ / Antalya

Yeni Note ve Micra’nın Antalya’da gerçekleştirilen lansmanında Nissan Türkiye Genel Müdürü Kei Kubota ve Pazarlama Müdürü Mehmet Akın ev sdahipliği yaptı.

N

issan Türkiye, tamamen yenilenen iki modeli Note ve Micra’nın satışına başladı. Antalya’ya düzenlenen basın organizasyonuyla tanıtılan otomobiller, Nissan bayilerinde müşterilerle buluşmayı bekliyor. 1.2 litrelik benzinli ve 1.5 litrelik dizel motorlarla satışa çıkan Yeni Nissan Note, 41.900 TL’den, sadece 3 silindirli 1.2 litrelik benzinli motorla sunulan Yeni Micra ise 36.900 TL’den başlayan fiyat etiketi taşıyor. Nissan’ın düşük ağırlıktaki V platformu üzerine inşa edilen Yeni Nissan Note, sportif ve atik bir görünüme sahip olmak için uzun bir aks mesafesine sahip. Aracın yan tarafı, güçlü bir dinamizm katan ve adını kortta hızla hareket eden bir squash topundan esinlenerek alan çarpıcı “Squash Çizgisi” ile ayırt edilebiliyor. Yeni Nissan Note pratikliğini ve çok yönlülüğünü korurken; dinamik, enerjik ve sportif olan tamamen yeni bir hatchback olarak tasarlandı. Yeni Nissan Note, iç mekanda da kullanıcılarına havalı ve eğlenceli bir atmosfer sunuyor. Üstelik 85 derece açılabilen arka kapılarıyla araca inişbinişlerde ve yük yüklemede kolaylık sağlıyor. Sektöre heyecan verici yeni teknolojiler getiren Yeni Nissan Note’un motoru ve şanzımanı, hem verimliliği hem de 28 › 29 e-motoring magazine › kasım 2013

sürüş konforunu artıran akıllı özellikler içeriyor. Yeni Nissan Note’un 1.2 benzinli ve 1.5 dizel motor seçenekleri bulunuyor. Benzinli motoru 80 HP gücünde 3 silindirli olan Yeni Nissan Note’un, 1.5 litrelik turbo dizel motor seçeneği ise 90 HP gücünde. Dizel motor seçenekleri geleneksel dizel motor ekonomisini sağlarken, benzinli motora eşdeğer bir sürüş keyfi sunuyor. Eco Sürüş Modu sayesinde motor özelliklerini ayarlayarak en iyi yakıt ekonomisini elde etmeye yardımcı oluyor. Nissan Note’un yeni modellerinde 95 gr/km değere denk gelen, düşük CO2 emisyonları sağlayan start/stop sistemi standart olarak sunulurken, kullanım maliyetleri de aynı derecede cezbedici hale geliyor. İlk Note’a göre daha ferahlamış bir kabin ve kalitesi


artırılmış materyallerle dikkat çeken yeni model, ergonomik açıdan da daha başarılı. Burun tasarımında Nissan’ın yeni karakterini taşıyan Note, kabin içinde de sınıfı için etkileyici donanımlarıyla şaşırtıyor. Özellikle Çevre Görüş Sistemi, sürücülere yardımcı olabilecek yararlı bir özellik. Bu önemli teknolojiler arasında, geri gidiş ve paralel park etme stresini ortadan kaldıran yenilikçi bir sistem olan, Nissan’ın gelişmiş Çevre Görüş Sistemi (AVM) yer alıyor. Dört ayrı kamera kullanan ve gösterge paneline monte edilen 5.8 inçlik ekran, Yeni Nissan Note’un üstten görünümünü gösterirken, manevraları önemli ölçüde kolaylaştırarak sürücünün çevreyle bağlantılı olarak aracın konumunu görsel olarak algılamasına yardımcı oluyor. Ayrıca Yeni Nissan Note; Çevre Görüş Sistemi’ne ek olarak, üç adet gelişmiş emniyet sisteminden oluşan Nissan Güvenlik Kalkanı paketi eklenen ilk model oldu. e-motoring magazine › kasım 2013


LANSMAN Yeni Micra

30. yılına üst düzey saygı

Micra’da yeni standartlar Șehir içi ulașımın ikonik simgelerinden Micra, yenilenen görüntüsünü yeni teknolojilerle süsleyip ülkemizde satıșa sunuldu. Sadece 3 silindirli 1.2 lt’lik benzinli motorla satılacak Micra, dizel ekonomisine meydan okuyacak. Nissan’ın Hindistan’daki tesislerinde üretilen Yeni Micra, aslında kapsamlı bir güncellemenin eseri. İlk olarak 1983’de tanıtılan markanın bestseller modeli artık 30. üretim yılında. 2010’da tanıtılan modelin kapsamlı güncellemesiyle ön ve arka tasarımı tamamen yenilenen Nissan Micra’da, Nissan Connect Multimedya Sistemi, Park Asistanı gibi özellikler hayata geçirildi. Ayrıca komp30 › 31 e-motoring magazine › kasım 2013

le metal değişimleri ile iç mekanda önemli değişiklikler yapıldı. Merkez konsol, trim, LED’li stop lambaları, Radyo CD-MP3 Çalar yenilendi. Versiyonlara göre değişiklik gösteren yeni multimedya sistemi, USB+AUX girişleri ve son teknoloji geniş ekranlı dokunmatik navigasyon sistemi eklendi. Yeni eklenen 2 renkle ve 15 inç jant seçeneğiyle dış tasarımda ekstra bir yenilik sağlandı.


Yeni Nissan Micra’da yer alan önemli özelliklerden biri üzerinde V şekli yer alan yeni ön ızgara. Değişim sadece ön ızgara ile sınırlı kalmayıp, kaput, ön farlar ve ön tamponlar da yeni bir tasarıma sahip. Ön sis lambalarının da krom çerçeveler içinde yer alması, fark yaratıyor. Dış tasarımda yapılan tüm bu değişiklikler, Nissan Micra’yı daha güçlü, daha kararlı ve dinamik gösteriyor. Yeni Nissan Micra’nın bir diğer önemli özelliği ise üst versiyonda yer alan Nissan Connect Navigasyon ve Multimedya sistemi. 5,8 inç’lik yeni ekrana sahip bu sistem, kromajlı düğmelerle kumanda ediliyor. Dünyanın en verimli petrol motorlarını üreten Nissan, Yeni Nissan Micra’nın en üst versiyonunda 3 silindirli 1.2 litrelik direkt enjeksiyonlu, benzinli ve “supercharge”lı DIG-S motoru kullanıyor. Sınıfının en üst teknolojisine sahip olan motor, 98 PS’lik sıradışı bir performans yaratıyor

ve adeta bir dizel ekonomisi sağlıyor (100 km’de 4,4 lt.). Ayrıca 99 gr/km’lik düşük emisyon değeriyle doğayı da düşünen DIG-S motorlarda yer alan otomatik stop/start teknolojisi yakıt ekonomisini yüzde 4 oranında geliştiriyor. Yeni Nissan Micra’nın STREET versiyonunun standart donanımları arasında; merkezi kilit, elektrikli ön camlar, elektrikli direksiyon simidi, 14 inç çelik jantlar, Cruise Control, sürücü, yolcu, yan ve perde hava yastıkları ile ABS ve ESP yer alıyor. MATCH versiyonu ile birlikte Otomatik klima, Ön sis farları, 15 inç çelik jantlar, otomatik yanan farlar ve yağmur sensörlü silecekler sunuluyor. En üst versiyon olan DIG-S DESIRE’da ise Nissan Connect Multimedya Sistemi, Akıllı anahtar, Start Stop Düğmesi, Otomatik katlanan ısıtmalı yan aynalar, Park Asistanı, Park sensörleri, Cam Tavan ve Süet görünümlü koltuk kaplamaları bulunuyor. e-motoring magazine › kasım 2013


NEWS EXTRA

BMW ve Toyota’nın birlikte geliştirmekte oldukları spor otomobil, Lexus LFA’ya rakip olacak. BMW’nin 4.4 litrelik motorunun kullanılacağı coupé’deki hibrid sistemlerse Toyota’dan.. Volkswagen’in tasarım felsefesini tamamen değiştireceği konuşuluyor. Marka, gelecek Mart ayında yapılacak Cenevre Otomobil Fuarı’nda Golf’ten 83 mm daha uzun olan ve 1500 litreden fazla yükleme alanı olan Golf Plus’ı (ya da diğer ismiyle Sportsvan) tanıtacak... 2014 model Nissan Patrol makyajlı olarak üretilecek... Rolls-Royce’un patronu Torsten Müller-Ötvös, Wraith Drophead Coupe’nin 2015’te lanse edileceğini açıkladı… Peugeot, 208’in elektrikli versiyonu 208 HYbrid’i üretti. Otomobil 0-100 km/s hızlanmasını 8 saniyede gerçekleştirebiliyor. Standart modelden %20 hafif olan otomobil, 1.2 litrelik üç silindirli ve 68 HP gücündeki VTi benzinli motoruna ek olarak 40 HP’lik (30 kW) bir de elektrik motoruna sahip… VW Tiguan’a Exclusive adını taşıyan bir donanım eklendi. Özel gövde rengi tamponlar ve sportif ayarlı süspansiyonların kullanıldığı otomobilde 19 inçlik jantlara yer verilmiş. Kabindeyse deri spor koltuklar ve çok fonksiyonlu direksiyon simidi dikkat çekiyor... Ferrari’nin Maranello’da Formula 1 otomobili üretimi için yeni bir fabrika inşa edeceği açıklandı. Fabrikada yeni bir rüzgar tüneli ve sürüş simülatörü yer alacak... BMW i3 Proje Menajeri Roland Kowaski, BMW’nin i modellerine SUV’ları dahil etmeyeceğini açıkladı... i1’den i9’a kadar tüm isimleri adına tescilletmiş olsa da BMW’nin üçüncü i modeli bir sedan ya da crossover olarak i5 olacak... Rolls Royce, yeni Ghost Majestic Horse edisyonunu tanıttı. Buna göre bu özel seriye ait otomobillerin koltuk ve kokpitinde kraliyet atı işlenmiş olacak... Renault, Red Bull takımının dördüncü sürücüler ve takımlar şampiyonluğunu kutlamak için sadece 120 adet üretilecek Megane RS 265’i tanıttı...


4 Serisi Gran Coupe’yi Temmuz ayında satışa sunacak olan BMW, üzerinde çalışmakta olduğu X4 modelini 14 Mart’ta 84. Cenevre Otomobil Fuarı’nda tanıtacağını açıkladı... Yeni VW Scirocco’nun 2017 yılında tanıtılacağı söyleniyor.. Yeni Opel Astra ise 2015 yılında tanıtılacak. Otomobilin tasarım çizgisinin Eylül ayında Frankfurt

Renault Megane RS265

Otomobil Fuarı’nda sergilenen Monza Concept’in izinde olması bekleniyor... Honda, 2015 yılında yollara çıkması beklenen yeni NSX’in Porsche 911 fiyatında ve performans olarak da Ferrari 458 Italia seviyesinde olacağını söylüyor... Aston Martin’in CEO’su Ulrich Bez, SUV modeli Lagonda’nın 2017 yılında yollara çıkabileceğini

Peugeot 208 HYbrid

söyledi... Citroen, Cactus modelinin örtüsünü

Golf Plus

5 Şubat 2014 tarihinde kaldırıyor... Land Rover, Range Rover Long versiyonu Dubai Otomobil Fuarı’nda tanıtıyor.. Standart versiyondan 200 mm daha uzun olan araç, arka koltuk yolcularına 140 mm daha fazla ayak boşluğu sunuyor. Long versiyonda Vogue, Vogue SE, Autobiography ve Autobiography Black donanım seviyeleri yer alacak… Honda Civic Si Coupe’nin SEMA Otomobil Fuarı’nda tanıtılacağı açıklandı…

Lexus LFA

e-motoring magazine › kasım 2013


TEST Jaguar XJ 2.0 i4 Portfolio LWB

34 › 35 e-motoring magazine › kasım 2013


Asalete halk tarifesi Az görüyoruz ama bıraktığı etki diğerlerinden farklı oluyor. “Satın alınabilen asalet” Jaguar’ın amiral gemisi XJ, üst sınıf rekabetine muhafazakarlıktan sıyrılmaya oynayan İngiliz yaklaşımıyla bakıyor. Motor ailesine geçen yıl eklenen 2.0 litre 240 HP’lik turbo motor ise “halka inme projesi” kapsamında harikalar yaratıyor. Yazı: Süreyya İZGİ Fotoğraflar: Nihat ATATEPE

e-motoring magazine › kasım 2013


TEST Jaguar XJ 2.0 i4 Portfolio LWB Kabul etmek gerekiyor ki Türkiye’de premium otomobil satışları iki Alman marka, BMW ve Mercedes-Benz domine ediyor. Onlara en yakın seyreden Audi bile ancak “halk otomobili” A3 ile ya da Q7 ile mücadeleye katılabiliyor. Ama bu şık Almanların yanında sesini çok duyurmadan daha fazla elitizme oynayan markalar da var. Yollarda pek sık göremeyeceğiniz, valelere teslim etmeye kıyamayacağınız türden birkaç marka. Çok satmak istemiyorlar, seçkin kalmaktan yanalar. Bunların en başında şüphesiz Jaguar geliyor. Yakın geçmişte Ford bünyesindeyken X-Type gibi Mondeo’ya Jaguar elbisesi giydirilmiş bir model denendi ama Jaguar müşterileri bu denemeden pek de hoşlanmadı, markanın halkla buluşmaktan vazgeçip kendi çizgisine dönmesi çok sürmedi. Bugün Jaguar cephesinde paranın, dolayısıyla markanın sahibi Tata. Markanın ekonomik yönden güçlü bir patronunun olması önemli... Birmingham’daki Castle Bromwich fabrikasında büyük ölçüde elde üretilen otomobil, patron Hint olsa da buram buram İngiliz kokuyor.

Kedigillerin en güzelidir Jaguar Globalleşen dünyada, giderek artan parça paylaşımı dahilinde kendi standartlarında bir Jaguar ile beraberiz. XJ, günümüz koşullarında olabildiğince Jaguar kalabilmiş bir otomobil. Daha çok paranız varsa elbette motor açısından safkan Jaguarlara doğru yönelebilirsiniz ama yüksek yakıt maliyetleri, vergiler, kullanım giderleri derken elit duruşunuzdan ödün vermek istemiyorsanız iş geliyor 2.0 litrelik Peugeot motorlu bu premium İngiliz’e dayanıyor! XJ ismini ilk olarak 1968 yılında kullanan Jaguar’ın bugün İngiltere’de Kraliyet Ailesi üyelerinin ve başbakan David Cameron’ın kullandığı tamamen alüminyum gövdeli bu otomobili ise 2009 yılında tanıtmıştı. Tanıtanlar, Jaguar’ın kabuğunu kırıp daha popülerleşmek ama şöhret büyüsüyle çok da dağılmamak isteğinin göstergesiydi adeta: Elle MacPherson ve Jay Leno! Belki dört yuvarlak farlı ilk XJ gibi karakteristik bir görüntüsü yok ama otomobilde tasarım trendleri de teknolojiler de çok değişti. Muhafazakarlık kaldırmayacak bir noktadayız artık. Boyu 5250 mm, eni 1895 mm olan otomobil, şeritlere zor 36 › 37 e-motoring magazine › kasım 2013

Jaguar XJ 2.0 i4 Portfolio LWB + Soylu tasarım, üst düzey lüks, kalite, performans - Çok dikkat çekiyor, manevra için geniş alanlar arıyor Yakıt tipi: Benzinli Motor hacmi (cc): 1999 Motor gücü (HP): 240 HP/5500 d/d Maksimum tork (Nm): 340 Nm/2000-4000 d/d Vites kutusu: 8 ileri otomatik Maksimum hız (km/s): 241 0-100 km/s hızlanma (sn): 7.5 Tüketim (şehiriçi/şehir dışı/karma) (lt/100 km): 13.6/6.8/9.3 Ağırlık (kg): 1700

sığan, yola ağırlığını koyan türden. Heybetinin tartışılacak yanı yok. Coupélerle yarışan 1450 mm’lik alçaklığı (!) zarafetine sporcu kimliği de ekliyor! Deyim yerindeyse bakan dönüp bir kez daha bakıyor. Bu bakanların bir kısmı yolda görmeye alışık olmadığı markayı anlamaya çalışıyor ama önemli bir kısmı da süzülen otomobilin asaletine takılıyor. Logosundaki Jaguar freski gibi sert ve güçlü bir yüz ifadesi taşıyan XJ, liftback modeller kadar eğimli gövdesinin arkasında da sıçrayan bir Jaguar barındırıyor. “Cat’s claws” adı verilen arka aydınlatma grubu için “kedi pençesi” denilirken elbette kedigillerin en güzeli Jaguar’ın “patisi” kast ediyor!.. Kabine adım attığımda asaletiyle insanı hemen saran bir ortam karşılıyor. Bir de Range Rover’de sezinlenen saray odası gibi bir aurası var. Jaguar’ın kokpiti, mesafelerin ferah ferah kullanıldığı bir alan. Deri kaplı kokpitte


kumandaların çoğu büyük ekranda dokunmatik olarak kullanılıyor. Çok zengin menüden otomobille ilgili tüm ayarlar dokunarak gerçekleştiriliyor. Havalandırma kanallarının arasına yerleştirilen analog saat, muhafazakarlıktan tamamen vazgeçilemeyeceğini gösteriyor. Ne de olsa asaletin simgelerinden biri analog saatler. Beni en çok etkileyen bölüm ise, son dönemde Volvo’nun da başarıyla uygulamaya başladığı yüksek çözünürlüklü gösterge paneli. İbreler bile dijital birer sembol durumunda. Bu gösterge tablusu, Jaguar’ın muhafazakarlığın kabuğunu kırdığını gösteriyor. Gerekli mi, tartışma konusu bence... Kumandalar arasında hiçbirine yabancılık çekmiyorum, mesele neredeyse var olan tüm kumandaların bu otomobilde bir arada olması! Kapı içleri bile deri kaplı. Bilmeyenler için karanlık camların ardındaki o sportifliğin yanında arka koltuk yolcuları için 125

mm’lik kullanım alanı ve yarım metreden fazla ayak boşluğu olduğunu anlamak çok kolay değil! Arka koltukların arasındaki kol dayanağı kapağı açılırsa adeta çalışma masasına dönüşüyor. Jaguar XJ’in bagajına sağ arka stop lambasının altındaki düğmeye basılarak ulaşılıyor. Öyle ahım şahım büyük bir bagaj yok, hatta gövde boyutlarına göre küçük ama sanırım golf takımı ya da binicilik kask ve kıyafetleri için yeterli!.. Yoksa hele hele ülkemizde kimsenin XJ ile market alışverişine gitmesini beklemiyoruz!.. Yine de kıyaslamak gerekirse XJ’in dar ağızlı sırt e-motoring magazine › kasım 2013


TEST Jaguar XJ 2.0 i4 Portfolio LWB

çantasında orta sınıf sedanlar kadar (Passat 565 lt) kullanım alanı var: 520 lt! Alüminyum gövdenin %50’si geri dönüşümden elde edilmiş malzemelerden üretilmiş. Kullanılan hafif malzemeye karşın otomobilin boş ağırlığı 1700 kg. Uzun versiyon, standart XJ’den 26 kg daha ağır. 2015’te makyajlanacak olan Jaguar XJ’de en düşük motor seçeneğindeyiz ama yeterli paranız hazırsa 340 HP’lik 3.0 V6 benzinli, 275 HP’lik 3.0 V6 dizel, 385 HP’lik 5.0 V8 ve 510 HP’lik 5.0 V8 de mevcut. Söz ettiğim finansal koşullar ve kullanım maliyetleri, zaten ilerleyecek yol bulmakta zorlandığımız ülkemizde tercihi öncelikle 2.0 litrelik versiyona yönlendiriyor. 2012’de ürün gamına eklenen direkt benzin enjeksiyonlu turbo motor, Jaguar’ın yırtıcı değilse de asaletini 38 › 39 e-motoring magazine › kasım 2013

göstere göstere ilerlemesini sağlıyor. Bu segmentte kimsenin caddelerde yarıştığını göremezsiniz, yarıştırılan görkemdir. Homurdanmadan, pek ses çıkartmadan pürüzsüz sürüş özelliklerini yola aktaran XJ, geçtiği yolllara anlam katıyor, asalet getiriyor. 240 HP güç ve 2000-4000 d/d arasında alınan 340 Nm’lik tork, bu cüsseye beklenen dinamizmi kazandırıyor. Jaguar XJ’in 8 ileri otomatik şanzımanı bir ZF tasarımı. Pürüzsüz değişimleriyle ipeksi sürüş hissi veren sistem, Ford zamanlarından kalma, Range Rover Evoque’ta da 6 viteslisi kullanılıyor. JaguarDrive Selector adı verilmiş sistem, Evoque’takiyle aynı kumandayla yönetiliyor. Otomobil çalıştırıldığı zaman tıpkı Evoque’taki gibi vites konsolundan yükselen dairesel kumanda sürücünün seçeceği vitesi bekliyor. 8 ileri


Kraliyet Ailesi’nin oturduğu kabini mütevazı bekleyen yoktur herhalde! Nakışla işlenmiş gibi görünen iç mekanda dokunmatik bilgi ekranı, havalandırmadan navigasyona, radyodan telefon bağlantısına onlarca fonksiyonu yönetiyor. Arka koltuklarda da çift bölgeli klima yönetimi var. Motor çalıştırıldığında yükselerek aktif hale gelen JaguarDrive Selector adlı vites seçim kumandası, Range Rover Evoque’la ortak kullanılmış.

e-motoring magazine › kasım 2013


TEST Jaguar XJ 2.0 i4 Portfolio LWB

vitesli otomatik şanzıman, Sport modu seçildiğinde direksiyonun arkasındaki düğmelerle manuel de kullanılabiliyor. Aslında hiçbiri yabancısı olduğumuz özellikler değil ama sunuluş biçiminde hakim olan asalet hemen fark ediliyor. Alıştığımız Alman lüksüne şımartan bir alternatif Jaguar’ınki... Sürüş dinamikleri beklendiği kadar tutarlı ve iyi hissettiriyor. Saray odasında olduğunuz hissini dah ailk girdiğiniz anda hissedeceksiniz. Bu kadar lüks bir modelde hiçbir şeyin şansa bırakılma ihtimali zaten bulunmuyor. Otomobilin süspansiyon sistemini yöneten Adaptive Dynamics, değişen yol ayarlarını saniyede 500 kez kontrol edebiliyor. Vites değişimlerinden darbe emişlerine kadar bu özellik de varlığını hissettirmeden çalışıyor. Jaguar XJ’in sadece donanımlarını yazsam, birkaç sayfa sürer ama yine de seçerek birkaç satır yazmaszam eksik kalır gibime geliyor. Ses izolasyonlu ön ve ön yan camlar, 12.3 inçlik dijital ekran, ayrıca 8 ilçkik dokunmatik ekran, navigasyon, Jaguar lastik tamir sistemi, ısıtmalı ve soğutmalı ön/arka koltuklar, 12 yöne elektrikli ayarlanabilir ön koltuklar, ısıtmalı deri kaplı direksiyon simidi, dört bölgeli dijital klima, 19 inçlik jantlar, Meridian 380 W ses sistemi, geri görüş kamerası ve opsiyon olarak da arkada ikiz ekranlar, Whitefire kulaklık, arka koltuklarda masaj, arkadan ön sağ koltuk ayarı, ayak dinlendirme yeri, zaman ayarlı ısıtmalı ön cam, dijital TV, akıllı anahtar sistemi... 3 yıl/sınırsız km garantili satılan XJ 135.000 Euro’dan başlıyor. Ama Long versiyon tercih edilirse 5000 Euro daha eklemek gerekiyor. 40 › 41 e-motoring magazine › kasım 2013


240 HP gücündeki turbo beslemeli 2.0 litrelik Peugeot motoru, Jaguar XJ’ye dinamik performansı ekonomik olarak getiriyor. Otomobilin bagaj kapağı sağ stop lambasının altındaki düğmeye basılarak açılıyor!

e-motoring magazine › kasım 2013


TEST Mercedes-Benz E250 Coupé

BÜYÜLEYİCİ ATLETİK TUTKULU Otomobilin coupé hali, sürüş coşkusunu, performans tutkusunu ve tabii ki zevki simgeler. Amaç ulaşım değil, o anın keyfini alabilmek yaşamaktır. Coupé geleneklerine tam uygun E250 Coupé, üretimden yollara klasik olarak çıkmış bir otomobil.

Yazı: Süreyya İZGİ Fotoğraflar: Ahmet ÖZHAN


e-motoring magazine › kasĹm 2013


TEST Mercedes-Benz E250 Coupé Coupé, otomobilin coşkulu ruh halidir, fonksiyonel ulaşım aracından mobil duyguların kabarmasının tanımıdır. Zamansız otomobillerdir coupéler, her zaman albenileri yüksektir, modaları geçmez. Gerçek coupé ruhuna sahiplerse üretim bandından çıktıkları andan itibaren artık klasiktirler. Ulaşım için değil, zevk için, baktıkça mutlu olmak için alınırlar. Bu Fransızca ismini aldığı, sürücü bölümünün içinde arkaya dönük koltuğun bulunmadığı, gidiş yönüne bakan sadece tek sıra koltuğun yer aldığı, o kadar ihtişamın sadece sürücü ve iki yolcu için yaratıldığı at arabalarından beri böyleydi. Coupé kelimesinin gerçekte bir ruhu, ulaşımı değil, keyifle gezmeyi sembolize ettiğini kabullenmek gerekiyor. Coupé denilince akla sadece “tek kapılı otomobil” gelmelidir.

Terzi işi kabin Mercedes-Benz E250, coupé kelimesinin tam karşılığı. Konunun sadece kapı eksikliğinden kaynaklanmadığının kanıtı. İki yanında birer kapısı eksiltilmiş E Serisi değil. Zarif ama agresif görünen gövdesinin ardında taşıdığı elit sportif ruh onu ayırt ediyor. Futbol değil E250, biraz golf biraz polo... Mercedes-Benz, 1990’larda C Serisi platformu üzerinde E Serisi’nin yüzüyle lüks coupe CLK ve CLK Cabrio’yu üretirdi. Bu gelenek sürüyor, C Serisi platformu üzerinde üretip 2009 sonbaharında tanıttığı E Serisi Coupé, geçen yılbaşında Sedan E Serisi’nin geçirdiği makyajla paralel yenilenmişti. 2013 Ocak ayında Detroit Otomobil Fuarı’nda tanıtılan otomobilde burun tasarımı ve arka yapı dışında birçok teknolojik yenilik de yer almış ve “makyaj” dediğimiz aslında teknolojik bir güncellenmeye dönüşmüştü. Gerek artık tek parça olan farlardaki buğulu bakışlar, gerek ortadaki yıldıza iki taraftan tek kolla uzanan çıtasıyla radyatör ve tabii ki daha büyük hava girişleriyle formu ye44 › 45 e-motoring magazine › kasım 2013

nilenen tampon hemen dikkatimizi çekiyor. Bu değişikliklerin gövde boyutlarında herhangi bir etkisi olmasa da (uzunluk halen 4703 mm, aks mesafesi 2760 mm) getirdiği tazelik fark edilmeyecek gibi değil. Profilde yine eski bir


Merc geleneği olarak şişkin arka çamurluklar korunuyor. Arkada da yenilenen iki tonlu lensleriyle LED teknolojili fiber optik stoplar fark ediliyor. Modellerin yenilenen ince çerçeveli egzoz çıkışları da tıpkı E Serisi’ndeki

Sürücünün E250 Coupé’yi içselleştirmesi an meselesi. Otomobil çok yüksek hızlarda bile stabilitesini bozmuyor. Kapıyı kapatınca emniyet kemeri ince bir kol aracılığıyla nezaketle sunuluyor. Gel de takma!

gibi bir sanat eseri kıvamında. Genel toplamda Mercedes-Benz Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Joachim Schmidt, bu iki modeli üç kelimeyle tanımlamış; büyüleyici, atletik ve tutkulu... Kabin tam terzi işi. Kalitesini her noktasından belli eden, hani otomobil biraz eskiyene kadar dokunmaya kıyamayacağınız türden. Modern zamanlarda otomotiv sektörü, bu büyüklüklerde iki koltukla sınırlı kalamıyor ama 4 koltuklu coupéler üretirken arka koltukları genellikle fonksiyonellikten çok tasarım anlayışı olarak sunuyor. Mercedes-Benz E250 Coupé’de ön koltukların kolayca öne kalması, arkaya rahat geçiş ve makul baş/diz mesafesi ve ayak boşluğuyla arka koltuklar fonksiyonellik de gösteriyor. Ama bu otomobil ön koltuklarında yer alınması gerekenlerden. Emniyet kemerlerini koltuklara oturulup kapılar kapatıldığı anda ince taşıyıcılarla uzatan sistem, ardından da sıkıca bir gerip yolculara nasıl bir araca bindikleri mesajını veriyor. Elbette tedirgin olacak bir durum yok, güvenlik had safhada. e-motoring magazine › kasım 2013


TEST Mercedes-Benz E250 Coupé

Mercedes-Benz E250 Coupé + Elegan tasarım, coupé ruhu, üretim kalitesi, performans - Kıskançlık yaratıyor! Yakıt tipi: Benzinli Motor hacmi (cc): 1991 Motor gücü (HP): 211 HP/5500 d/d Maksimum tork (Nm): 350 Nm/1200-4000 d/d Vites kutusu: 7 ileri otomatik Maksimum hız (km/s): 250 0-100 km/s hızlanma (sn): 7.1 Tüketim (şehiriçi/şehir dışı/karma) (lt/100 km): 8.4/5.4/6.5 Ağırlık (kg): 1600

46 › 47 e-motoring magazine › kasım 2013


Biraz da motordan söz edelim. Turboyu yeniden keşfeden otomotiv sektörü, pek de savurgan olmadan performanslı otomobillere kavuşmanın keyfini çıkarıyor. Hacimler çok büyük olmayınca daha çok insan performansla tanışabiliyor. E 250 Coupé’nin 2.0 litre hacimli turbo beslemeli motoru, direkt benzin enjeksiyonlu motor. 1200-4000 d/d arası sürekli alınabilen 350 Nm’lik maksimum tork değeri, 1600 kg’lık otomobili kullanmayı zevk haline getiriyor. Motor performansı var olan en iyi iki şanzımandan biri olan 7GTRONIC ile yönetilen otomobil, istenirse direksiyon üzerindeki kulakçıklarla manuel de kullanılabiliyor. Sportif süspansiyonla yere sağlam bastığını gösteren otomobil, direksiyon hassasiyetinden fren özelliklerine tam güven veriyor. Bu kadar komplike sistemler içinde sağlanmış bütünlük olgunluğu hemen algılanan sürüşü gerçek bir zevk haline getiriyor.

Her şey kontrol altında Mercedes-Benz’in yenilediği sedan ve station wagon E Serisi modellerindeki Intellligent Drive teknolojisi, Coupé’de de yer alıyor. Bu çok amaçlı gelişmiş sensörler ünitesi, otomobilin önünde 50 metrelik alanın 3 boyutlu görüntüsünü sunabildiği gibi karşıdan karşıya

geçen yayaları, hareket eden objeleri ya da trafik işaretlerini de sürücüye bildirebiliyor. Fren desteği de sağlayabilen Çarpışma Önleme Sistemi’nin de opsiyonel yer aldığı otomobillerde son dönemde bütün Mercedes-Benz modellerinde görmeye alıştığımız sürücünün dikkati dağıldığında uyaran ATTENTION ASSIST sistemi de yer alıyor. Bir elektronik iletişim merkezi özellikleri gösterebilen otomobillerde şerit dışına taşmayı saptayan, sürücüyü uyaran, gerekli gördüğünde fren pedalına hassas dokunuşlarla otomobili doğru çizgisine çeken PRE-SAFE Plus, yolcuları koruyan bir melek gibi! Karşıdan gelen araçların sürücülerinin rahatsız olmaması için farların ışıma şiddetini değiştirebilen Adaptive Highbeam Assist Plus ve daha nice özellikler yer alıyor. 11 havayastığının standart olarak sunulduğu otomobilde arka koltuk yolcuları için pencere havayastıkları opsiyon listesinden alınabiliyor. Bunlar gerçekten sıralamayla bitecek gibi değil, Mercedes-Benz modellerini, sadece stil, konfor ve performans için değil, güvenlik için de adeta dantel gibi milimetrekare bazında işliyor! Markaya ödenen o “yüksek” denilen ücretlerin karşılığında alınan, aslında en yüksek en güncel teknolojiler!.. e-motoring magazine › kasım 2013


TEST BMW 320d Gran Turismo

Arada dered

5 Serisi GT kabusundan sonra sıra 3 Serisi GT’de! İrileştirilmiş 3 Serisi Gran Turismo’da 5 Serisi kadar aks mesafesi, 3 Serisi SW kadar bagaj hacmi, X1 kadar yükseklik ve 5 Serisi’nden daha geniş kabin var. Yenilik için bu kadar kafa karıştırmaya gerek var mıydı? Yenilikçi ama zor tasarım, büyük bagaj ve geniş kabin avantajlarına karşın bir kez daha tartışılmaya açık.

48 › 49 e-motoring magazine › kasım 2013


de yenilikçi

Yazı: Süreyya İZGİ Fotoğraflar: Ahmet ÖZHAN

e-motoring magazine › kasım 2013


TEST BMW 320d Gran Turismo

B

MW ciddi bir yenilik arayışında, bu tartışılmaz. Kolay vazgeçeceğe de benzemiyor. Dünyanın en iyi otomobil dergisi Car’ın 50. Yıl sayısında yayında olduğu yarım yüzyılda en kötü 10 tasarım arasında yer verdiği, yollarda da garipsenen 5 GT’den mesajı almayan Alman üretici, yenilikçi kabin formatı anlayışını 3 Serisi’ne de indirdi. Olsun, geçmişten beri BMW’nin böyle ilginç denemeleri olmuştur. Bu yıl Cenevre Otomobil Fuarı’nda tanıtılan 3 Serisi Gran Turismo, bildiğimiz 3 Serisi’nin platformu üzerinde biraz daha iç mekan, biraz daha bagaj hacmi ilkesiyle geliştirilmiş yenilikçi bir fastback. 3 Serisi’nin geçmişten beri aldığı “yetersiz iç mekan genişliği” eleştirileri sanıyoruz bu modelle son bulacaktır. 50 › 51 e-motoring magazine › kasım 2013

3 Serisi sedana göre aks mesafesi 2810 mm’den 2920 mm’ye uzatılan platform, gerçekten de daha fazlasını vaat ediyor. Dış tasarımda BMW usulü crossover tiplemesi olarak yorumlanabilecek far ve tampon tasarımından sonra B sütunlarına kadar 3 Serisi’nden farksız olan gövde, daha sonra eğim kazanarak fastback forma bürünüyor. Arka kısımdaki örnek ise 5 Serisi Gran Turismo. Sedan versiyona göre 80 mm artışla 1510 mm’ye yükseltilen otomobil, bambaşka bir form kazanıyor. 3 Serisi’ne kurulup X1 yüksekliğinden yolu seyretmek... Kapıyı açıp içeri girdiğimizde bizi alıştığımız tasarımı dinamik, kalitesi yüksek BMW dünyası karşılıyor. Titizlikle işlenmiş kabinde hata bulmak çok zor, fonksiyonları yönetmekse çok kolay. Kokpit üzerindeki bilgi ekranı, örneğin Audi model-


Bu otomobil sağladığı avantajlar yanında kullanıcısına bir imaj da katabilecek nitelikte. O güce sahip olsa da tipik BMW dinamik kimliğini taşımayan otomobil, daha çok stil arayanları hedefliyor. Buna karşılık aynı rakamlara dahafazla fonksiyonellik için 3 Serisi station wagon da alınabilir. Keza irileştirilmiş bir 3 Serisi yerine oturmuş stiliyle -bencegelmiş geçmiş en iyi dönemini yaşayan- 5 Serisi’ne ulaşmak da mümkün olabilir.

lerindeki gibi kullanılmadığında gizlenemiyor ama o kadar cezbedici ki her an kurcalamak isteniyor. Kabinde bu modele özel en önemli bölüm tabii ki arka koltuklarda sunulan diz mesafesi. 3 Serisi’nin iç hacminden şikayetçi olanlar 3 Serisi Gran Turismo’da mutlu olabilir. Diyebiliriz ki arka kısımda sunulan ferahlık, 5 Serisi’nden daha fazla. Özellikle test otomobilimiz gibi devasa açılabilir cam tavan seçeneği alınırsa kabinde fark edilir bir ferahlık hakim oluyor. Gerçi 3 kafalık sunuluyor ama bacakların rahatlığı, ayakların özgürlüğü iki yolcuya tanınmış. Ortada oturan yolcu ayaklarını hala yüksek şaft tünelinin üzerine koymak zorunda. Üç parça koltuğun birbirinden bağımsız olarak yatırılabilmesi, BMW’den çok Japon üreticilere özgü bir değişkenlik. Arka koltuk sırtlıkları yatırıldığında elde edilen zemin tamamen

düz olduğu için kullanım avantajları maksimum düzeye ulaşıyor. Gerçi BMW, büyük ya da küçük ama pahalı velur kaplı bagajıyla market alışverşleri ya da eşya taşımak için ideal bir seçim değildir ama 3 Serisi Gran Tursimo’nun da en büyük numarası bagaj hacmi. Sedan versiyonda sunduğu 480 litre ile orta sınıfın gereklerini yerine getirebilen sedan versiyona karşılık 320d GT, 520 litrelik kapasite sunuyor. Tartışmaya açık bir avantaj ama kabindeki ferahlıkla beraber düşünülürse olumlu düşünülebilir. Ha tabii bir de genişletildiğinde e-motoring magazine › kasım 2013


TEST BMW 320d Gran Turismo

1600 litreye ulaşabilmesi, otomobilinizle evinizi bile taşıyabileceğinizi gösteriyor! Bu da neredeyse 3 Serisi Station Wagon gibi. BMW’nin son dönemdeki en verimli motoru olarak nitelenen 2.0 litre hacimli turbo dizel, 10 yılda 150 HP’den performansı artıp tüketimi azalarak ve üstelik tüm modern emisyon normlarını karşılayarak 184 HP’ye kadar geldi. Düşük yakıt tüketimi ve esnek tork bandıyla kullandıkça keyif veren otomobil, inanılması zor ekonomi değerleri sergiliyor. 8.0 saniyeyi bile bulmayan 0-100 km/s hızlanmasına karşılık 100 km’de yakıt tüketim 52 › 53 e-motoring magazine › kasım 2013

ortalaması 6 litre civarlarında gezinen otomobil, tek kelimeyle mest ediyor. Ara hızlanma performansı ise 8 ileri vitesli çift kavramalı gelişmiş otomatik vites sayesinde çok çok hızlı. Her hızda ideal vitesi seçmiş olarak göreve hazır bekleyen sistem, 380 Nm’lik maksimum torku elinin altında bulundurmanın güvencesiyle etkileyici performans sergileyebiliyor. Motorun bu otomobilde tek bir kusuru var, biraz gürültülü çalışıyor. Aslında bu sorunun daha iyi kabin yalıtımıyla halledilmiş olması gerekirdi. BMW’nin yabancısı olduğu bir konu değil....


BMW 320d Gran Turismo + Sürüş performansı, tork dağılımı, düşük tüketim, kabin konforu, büyük bagaj - Riskli arka tasarım, gürültülü motor

Bu otomobil sağladığı avantajlar yanında kullanıcısına bir imaj da katabilecek nitelikte. O güce sahip olsa da tipik BMW dinamik kimliğini taşımayan otomobil, daha çok stil arayanları hedefliyor. Buna karşılık aynı rakamlara daha fazla fonksiyonellik için 3 Serisi station wagon da alınabilir. Keza irileştirilmiş bir 3 Serisi yerine oturmuş stiliyle -bence gelmiş geçmiş en iyi dönemini yaşayan- 5 Serisi’ne ulaşmak da mümkün olabilir. Bu rakamlarda bir otomobil almak isteniyorsa iyi bir değerlendirme gerekebilir. Yenilik arayan kullanıcıları bilemem ama 3 Serisi Gran Turismo bana biraz fazla zorlama geldi.

Yakıt tipi: Dizel Motor hacmi (cc): 1995 Motor gücü (HP): 184 HP/4000 d/d Maksimum tork (Nm): 380 Nm/1750-2750 d/d Vites kutusu: 8 ileri otomatik Maksimum hız (km/s): 226 0-100 km/s hızlanma (sn): 7.9 Tüketim (şehiriçi/şehir dışı/karma) (lt/100 km): 5.9/4.4/4.9 Ağırlık (kg): 1565

e-motoring magazine › kasım 2013


DOSYA

ge

54 › 55 e-motoring magazine › kasım 2013


Kış lastiği

erçekleri Kış koşullarında otomobil kullanmayı öğrenemedik gitti. Sürücülerimiz bir türlü kabullenemiyor ki, karda yağmurda otomobil kullanmak ayrı bir organizasyon ister, her şeyden önemlisi “kış lastiği” ister! Ülkemiz trafiğinde hakim olan “ben yaparım” babayiğitliğiyle trafikte ancak keşmekeşler yaratılabilir. Yüksek Makine Mühendisi Alpay Lök’ün hazırladığı kış lastiği dosyasında okuyacağınız “doğrular” ve “yanlışlar” sizi şaşırtacak. e-motoring magazine › kasım 2013


DOSYA

Kış lastiğinin yaz lastiğinden farkı nedir? Yaz lastiklerinin malzemesi 7 °C’ın altındaki sıcaklıklarda sertleştiği için yola tutunmayı azaltır. Kış lastiklerinin ise, özel profillerinin yanısıra üretildikleri silica esaslı malzeme daha yumuşaktır ve 7 °C’ın altındaki soğuk hava şartlarında kuru asfalt, kar ve buzda tutunmayı artırır. Bir lastiğin kış lastiği olup olmadığı nasıl anlaşılır? Kış lastiği ile ilgili RMA (Rubber Manufacturers Association) ve ASTM şartlarını sağlayan lastikler yandaki sembolü kullanılır. (“Bu sembolü taşıyan lastikler kış lastiğidir” diyebiliriz.) M+S kış lastiği nedir? Fren özelliğinin yanında çekiş özelliği de artırılmış kış lastiği’dir. RMA (Rubber Manufacturers Association)’un tanımlamasına ve ASTM’nin test metoduna göre kış şartlarını temsil eden kaygan bir yolda yapılan çekiş kuvveti testinde “referans lastiğin” çekiş kuvvetinden en az %10 daha fazla çekiş kuvveti sağlayan lastikler kış lastiği sembolünün yanında M+S veya M S veya M/S işaretleri taşıyabilmektedirler. Aşağıdaki sembolleri bir arada taşıyan lastiklere “M+S kış lastiği” diyebiliriz: Kar lastiği var mıdır? Her ne kadar İngilizce konuşulan ülkelerde, örneğin ABD’de, isim olarak “Snow Tyre” kullanılsa da “kar lastiği” diye ayrı bir lastik sınıfı yoktur. Kış lastiği yerine “kar lastiği” denilmesi doğru değildir. Kış lastiğine “kar lastiği” yakıştırması “sadece kar üzerinde kullanılabilen” veya “kar üzerinde kar zinciri kullanılmasını gerektirmeyen” gibi yanlış anlamalara neden olmaktadır. Öte yandan bazı, genellikle ucuz, kış lastiği markalarının kar üzerindeki sonuçlarının diğer rakip markalardan daha iyi, fakat kuru ve ıslak yolda belirgin şekilde kötü olması, bu zayıflığı olan lastiklerin “kar lastiği” olarak satılması bir “pazarlama stratejisi” olarak da değerlendirilebilir. M+S “Dört Mevsim Lastiği” nedir? “Dört Mevsim Lastiği“ olarak da bilinen M+S lastikleri (M: Mud = Çamur / S: Snow = Kar) çamur ve kar üzerinde daha iyi sonuç almak için üretilmiş, ancak bu ek özelliklerinin standardı olmayan lastiklerdir. Bu harfleri taşıyan lastiklerin hangi şartları sağladığı belli değildir. Yol üstü ve yol dışı şartlarda gitmesi beklenen 4x4 SUV araçların fabrika çıkışı lastikleri genellikle M+S lastikleridir. M+S “Dört Mevsim Lastiği” kış lastiği sayılır mı ? Hayır. M+S lastikleri ancak kış lastiği sembolünü taşıyorsa M+S kış lastiği olarak değerlendirilebilir. 56 › 57 e-motoring magazine › kasım 2013


Kış lastiği sembolünü taşımayan M+S lastiklerinin kar üzerinde fren mesafelerinin yaz lastiklerinden daha kısa, ancak kış lastiklerinden daha uzun olduğu saptanmıştır. “Kış lastiği” sembolünü taşımayan M+S “Dört Mevsim Lastikleri”nin kışın iyi bir kış lastiği, yazın da iyi bir yaz lastiği olamayacağı mutlaka bilinmelidir. Kar yağmıyorsa kış lastiğine neden ihtiyaç olsun? “Kar yağınca yaz lastiğine kar zinciri takarım” düşüncesi yanlış mıdır? Risk yönetimi açısından yanlıştır. Kış Lastiği Risk Yönetimi , Kar Zinciri Kriz Yönetimi’dir. Ne kadar çok Risk Yönetimi , o kadar az Kriz Yönetimi anlamına gelir. Kış lastiği , kışın kar yağsın yağmasın düşük sıcaklıklarda aracın yola tutunmasını artırmakta, aşırı buzlanma olmadığı sürece aracın kar üzerinde gitmesine ve durmasına olanak vermektedir. Özellikle kuru yoldan kaygan yollara (köprü ve viyadük üstünde buzlanma veya siyah buz vs) ani girişlerde aracı yolda tutabilmektedir. Yani kış lastiği riskleri azaltmaktadır. Yaz lastiği ise aynı şartlarda ve özellikle ani zemin değişikliklerinde aracı yolda tutamamaktadır. Kış lastiğine göre çok daha erken ve sık kar zinciri takma ihtiyacı duymakta, zincir takıldığında yavaş gitmek ve kuru zeminde ise çıkarılmak zorundadır. Kış lastiğinin sadece çekişi olan tekerleklere takılması yeterli midir? Kesinlikle hayır. Kış lastikleri dört tekerleğe de takılmalıdır, çünkü aracın en kısa mesafede durması hareket edebilmesinden daha önemlidir. İyi bir fren performansı ve kararlılık için 4 tekerlekte de Kış lastiği şarttır. Karayolları Trafik Kanunu’nda Kış Lastiği tanımı var mıdır? Karayolları Trafik Kanunu’nda “kış lastiği” yer almamaktadır, ancak 30.maddede yeralan; “Araçların, esasları yönetmelikte belirtilen şekilde ve tarzda teknik şartlara uygun durumda bulundurulması zorunludur”cümlesi ilgili yönetmelikte yeterli bilgi olmadığı için Trafik Polisi ve Trafik Jandarması’na; “kışın bazı kaygan yollarda kış lastiği yeterlidir, zincir istenmeyebilir” şeklinde yorum yapma sorumluluğu yüklemektedir. Kış lastiği takılı araçların kar zinciri bulundurmaları gerekli midir? Evet, zorunludur! Karayolu Trafik Kanunu ve ilgili Karayolu Trafik Yönetmeliği gereği karlı ve buzlu yollarda “bir takım kar zinciri bulundurulması” zorunludur. Bu zorunluluk yaz veya kış lastiği takmış tüm araçlar için geçerlidir. Kış lastiği takılı bir araca kar zinciri takılır mı? Takılırsa hangi durumlarda takılmalıdır? Takılabilir. 1) Trafik yetkililerinin talebi durumunda, kış lastiği takılı araçlara ne zaman kar zinciri takılması gerektiği Trafik Polisi ve Trafik Jandarması’nın yetkisinde olmakla birlikte, zorunluluk olmaksızın bu sorumluluk öncelikle sürücülerin üzerindedir. Karlı yollarda trafik yetkilileri yaz lastiği takılı araçlardan kar zinciri takmalarını isterken, kış lastiği takılı araçlardan bunu istemeyebilirler. e-motoring magazine › kasım 2013


DOSYA

Kış lastiği takılı olduğu görülmesine karşın, trafik yetkilileri kar zinciri takılmasını isterse, sürücülerin kesinlikle bu karara uymaları gereklidir. 2) Kış lastiğinin yetersiz kaldığı karlı veya buzlu yollarda özellikle yokuş aşağı inişlerde aşağıdaki deneme yapıldığında sonuç olumsuzsa; - aracın hızı ve vitesi o şekilde seçilmelidir ki, gaz pedalı bırakıldığında araç blokajsız yavaşlamalı, gaza basıldığında patinajsız hızlanmalıdır. 3) Araç hızı düşürülmesine karşın aşağıdaki durumlar devam ediyorsa; - Fren sırasında ABS’nin , - Gaza basıldığında ASR’nin ve - Dönemeçlerde ESP’in kendiliğinden çok sık devreye girmesi sınır değerlere de çok sık ulaşıldığı anlamına gelir. Tehlikeli durum oluşmadan araç üreticisinin tanımladığı tekerleklere kar zinciri takılmalıdır. ABS / ASR / ESP olan araçlara da kış lastiği takılmalı mıdır? Evet takılmalıdır. ABS fren, ASR ise çekiş güvenliğini arttıran teknik üstünlüklerdir, ancak ABS/ASR fizik kurallarını ,yani tekerlekle yol arasındaki sürtünme katsayısını, değiştiremez, kötü lastiklerle buzda fren mesafesini kısaltamaz. ESP ise hareket sırasında sürücünün istediği hareket çizgisinden çıkma eğilimi gösteren aracı, sürücünün istemi dışında, frenleri tek tek kullanarak, aracın tekrar sürücünün istediği hareket çizgisine girmesini sağlayan kararlılığı artıran bir elektronik denetim sistemidir. Sayılan tüm Elektronik Güvenlik ve Çekiş Sistemleri’nin başarısı ve doğru çalışabilmeleri için lastiklerin yola iyi tutunmaları şarttır. Kışın bu araçlar da kış lastiği kullanmalıdır. 4X4 araçların kış lastiği takmasına gerek var mıdır? Evet, mutlaka takmaları gerekir. Yaz lastikleriyle donatılmış dört tekerden çekişli (4x4) bir araç rahatlıkla kalkış yapabilmekte ve kısa sürede yüksek hızlara çıkabilmektedir, fakat fren sırasında durma mesafesi aşırı uzamaktadır, yani “gittiği gibi duramamaktadır”. Bunun çok basit bir nedeni vardır: Fren sırasında tüm araçlar dört tekerlekten fren yapmaktadır, yani araçlar eşittir. Yaz lastiği ile kar veya buz üzerinde araç kullanmak isteyen (özellikle 4x4) araç sahiplerine (kış lastiği veya zincir takmak dışında) tavsiyemiz bundan vazgeçmeleri, kendilerinin ve başkalarının can ve mal güvenliğini tehlikeye sokmamalarıdır. 58 › 59 e-motoring magazine › kasım 2013


Kış lastiği takılı dört tekerden çekişli (4x4) araçların kar zinciri bulundurmaları gerekli midir? Evet zorunludur! Karayolu Trafik Kanunu ve ilgili Karayolu Trafik Yönetmeliği gereği karlı ve buzlu yollarda “bir takım kar zinciri bulundurulması” zorunludur. Bu zorunluluk yaz veya kış lastiği takmış, 4x4’ler dahil, tüm araçlar için geçerlidir. Yaz lastiği takılı 4X4 ABS/ASR ve ESP’li bir araç, kış lastiği takılı önden çekişli ve ABS’li başka bir araçla karlı bir yolda karşılaştırıldığında hangi araç daha güvenlidir? Elbette ki fren açısından kış lastikli önden çekişli araç. Kış lastikleriyle donatılmış önden çekişli bir aracın yaz lastikleriyle donatılmış dört tekerden çekişli 4x4 bir araca göre daha güvenli olduğunu herhalde pek azımız biliyordur. Bunun çok basit bir nedeni vardır: Fren sırasında bütün araçlar dört tekerden fren yaptıkları için eşittirler. Yaz lastikleriyle donatılmış 4x4 bir araç “gittiği gibi duramamaktadır” yani fren sırasında fren mesafesi aşırı uzamaktadır. Öte yandan dört tekeri de kış lastikleriyle donatılmış tek dingilden çekişli bir araç “gittiğinden daha iyi” durabilmektedir. Yeni kış lastiği takıldıktan sonra nelere dikkat edilmelidir? Yeni kış lastiği takıldıktan sonra; - Kuru yol üzerinde 200 - 300 km “Yüzey Alıştırması” yapılması, - “Yüzey Alıştırması” sırasında yüksek hızlara çıkılmaması, ani fren yapılmaması, virajlara hızlı girilmemesi, - “Yüzey Alıştırması” yapılmadan kar üzerinde kullanılmaması, gereklidir. Kuru yol üzerinde “Yüzey Alıştırması” yapılması gereğinin nedeni kış lastiği üretim sürecinde lastiğin lamellerinin kalıptan kolay ayrılabilmesi için silica bazlı bir “kalıptan ayırma yağı” kullanılması ve bu yağın lastiğin istenen tutunmayı sağlayabilmesi için temizlenmesi gereğidir. Geniş tabanlı kış lastikleri için “Yüzey Alıştırması” süreci daha da önemlidir. Kış lastiğinin yola daha iyi tutunması için hava basıncını düşürmek doğru mudur? Hayır, kesinlikle yanlıştır. Kış ve yaz lastiklerinin hava basınçları “kesinlikle” lastik ve araç üreticisinin verdiği değerler olmalıdır. Öte yandan düşük basınç durumunda sanıldığı gibi yola tutunma artmamakta, lastiğin yola tutunmayı artıran profilleri yetersiz basınçtan dolayı işlevsiz kalmaktadır. Genel inanışın tersine hava basıncının istenen değerden 0.1 - 0.2 bar daha yüksek basılmasının kış lastiğinin tutunmasını artırdığı saptanmıştır. En son olarak, lastik basıncının düşürülmesinin aracın e-motoring magazine › kasım 2013


DOSYA

viraj kararlılığını olumsuz etkilemenin yanında “yuvarlanma direnci”ni ve dolayısıyla yakıt tüketimini de yükselttiği unutulmamalıdır. Kış lastiği takarken yaz lastiğinden farklı (Ölçü, Hız ve Yük Sınıfı ) bir lastik takılabilir mi? Araç üreticisinin önerdiği ve standart yaz lastiğinin özelliklerine sahip kış lastiği takılmalıdır. Ancak üretici tarafından tavsiye verilmemişse; - Çapı aynı ancak genişliği daha az olan kış lastikleri kullanılabilir. - Yük Sınıfı kesinlikle aynı olmalıdır. - Hız sınırı daha düşük bir kış lastiği kullanılacaksa kış lastiğinin bu düşük hız sınırından dolayı, sürücü kilometre göstergesine yapıştırılacak bir çıkartma ile uyarılmalıdır. Kış lastikleri nasıl saklanmalıdır? Kış lastikleri 15 - 20 ºC sıcaklıkta karanlık , kuru ve serin bir yerde, radyatör gibi ısı kaynaklarından en az 1m uzaklıkta ve naylon gibi bir torbaya sarılarak depolanmalıdır. Jantlı ve jantsız olarak depolandığında şunlara dikkat edilmelidir: - JANTLI: Üst üste ve yatık şekilde depolanmalıdır . - JANTSIZ: Dikine ve yanyana depolanmalı , deforme olmamaları için lastikler peryodik olarak döndürülmelidir. Kış lastiklerinin saklanma ömrü kaç senedir? Beş yıldır. Bu süreyi geçen kış lastikleri işlevsel açıdan zayıflamaktadır. Kış lastiği seçiminde nelere dikkat etmelidir? 1) Araç üreticisinin önerdiği; - Kış lastiği markası ve Tipi - Ölçü, Yük Sınıfı ve Hız Sınıfı takılmalıdır. Bu bilgiler Kullanıcı El Kitabı veya araç üzerinde bulunmaktadır. Aracın Yetkili Servisleri de bu konuda bilgi verebilir. 2) Araç üreticisi tarafından kış lastiği markası ve tipi önerisi verilmemişse, seçilecek kış lastiğinin aracın üzerindeki standart yaz lastiği ile aşağıdaki özellikleri aynı olmalıdır; - Ölçü: Genişlik (mm) / Profil (%) X Jant çapı ( inç) - Yük Sınıfı: Load Index - Hız Sınıfı: Speed Index 60 › 61 e-motoring magazine › kasım 2013


3) Aşağıdaki durumlarda standart yaz lastiği ile farklı özelliklere onay verilebilir: - Çapı aynı ancak genişliği daha az olan kış lastiği kullanılabilir. - Yük Sınıfı kesinlikle aynı olmalıdır. - Hız Sınıfı daha düşük bir kış lastiği kullanılacaksa sürücü, kış lastiğinin bu düşük hız sınıfından dolayı, kilometre göstergesine yapıştırılacak bir çıkartma ile uyarılmalıdır. 4) Seçilen kış lastiğinin mutlaka; - Üzerinde “Kış Lastiği” işaretinin olması, - Üretim yılı ve ayının kontrol edilmesi, - Garanti şartlarının öğrenilmesi, - Aracın tüm tekerleklerine takılması gerekir. (4x4x4 kuralı) 5) Kış lastiklerinin çeşitli otomobil dergileri veya kuruluşlar tarafından yapılmış testlerdeki sonuçları, fiyatlarının yanında, aşağıdaki önem sırasına göre göz önüne alınmalıdır: - Kuru yolda fren - Islak yolda fren - Karda Fren - Karda Çekiş Kış lastikleri kışın, kardan çok kuru ve ıslak zeminlerde kullanılmaktadır. Sadece kar üzerinde iyi sonuç veren, kuru yolda kötü sonuçlar veren “kar lastiği” iyi bir kış lastiği olamaz. 6) En iyi kış lastiği; - Karda fren ve çekiş yönünden yeterli, - Kışın kuru ve ıslak zeminde yazın yaz Lastiğine en yakın sonuç veren lastiktir. Kış lastiği 12 ay kullanılır mı? Hayır, kullanılamaz. Kış lastikleri ile yazın yapılan fren testleri yaz lastiklerine göre daha uzun fren mesafeleri vermiştir. Aşağıdaki örnekte yaklaşık 3m lik bir uzama görülmektedir. Yazın 100 km/h hızda yapılan fren testinde durma mesafesi; - Kış Lastiği ile 41 m - Yaz Lastiği ile 38 m ölçülmüştür. Gereğinde bu 3 m’lik fark hayat kurtarabilir. Bu nedenle kış lastiklerini yazın kullanmamak gerekir. Öte yandan kış lastiklerinin yaz lastiklerine göre daha pahalı olduğu da göz önüne alınacak olursa , bu kararın ekonomik olmadığı da ortadadır. e-motoring magazine › kasım 2013


TEST Opel Cascada 1.6 SIDI Turbo ECOTEC

Marka prestiji için Yabancısı olduğu bir segmentte büyük oynamak isteyen Opel, imajını parlatırken dört kişilik üstsüzüyle alternatif sunuyor. Amerikanvari cabrio zarafeti, havalı tasarım ve yeni bir motor... Üstsüz ziyafetine buyurun...

Yazı: Süreyya İZGİ Fotoğraflar: Ahmet ÖZHAN

C

abrio otomobilin en güzel hali midir? Buna inananların sayısı hiç şüphesiz sedan “fanatiklerinden” fazladır! Bir hatchback severle bu tartışmaya girmem, o gövde formunun misyonu, kullanım amacı başkadır ama otomobilin tavanı olmayınca güzelliği gibi seveni de artar, bu kesin. Zaten her şeyin cabriolarla başladığını unutmamak gerek. General Motors’un Avrupa ayağı olarak Opel’in marka kimliğinde geçmişten bugüne rakiplerinde pek görülmeyen özellikler kullanıldı. Dört kişilik üstü açılabilir model olarak 1940’lar biterken Kapitan modelini tanıtan Opel, 1967’de Record ile iki koltuğa dönmüştü. Ama 1980’ler başlarken Monza modelinin 4 koltuklu cabrio versiyonu da üretilmiş. Cascada, markanın uzun yıllar sonra 4 kişilik cabrio pazarına dönüşünü gösteriyor. 48 › 63 62 49 e-motoring magazine › kasım ekim 2013 2013


Cascada’yı biraz gecikmeli test sürüşüne aldım. Çünkü yılda 5000 adet civarı cabrio satılan ülkemizdeki genel saplantıya kapılmamaya kararlıydım. Cabrio, beş kişi doluşup yaz sıcağında etrafa hava atmak ve “beyin haşlaması” yapmak için kullanılmaz. Yaz geceleri dışında cabrio otomobil kullanmak için en ideal zaman, havadar sürüş keyif seansları için bahar ayları ve yağışsız kış günleridir. Biraz geciktiysek bunun sebebi nettir. Otomobile dönelim. İrileştirilmiş bir Astra mı yoksa biraz küçültülmüş bir Insignia mı? Evet, ikisi de ve hayır, ikisi de değil

ama ikisinden de yoğun esintilerle yaratılmış dört kişilik bir cabrio Cascada. Doğrusu Astra platformu üzerinde 10 cm’lik bir uzatmayla geliştirilmiş altyapıya Insignia gövde aksamları ve süspansiyon elemanları adapte edilmiş. İsmini İspanyolca çağlayan kelimesinden alan Cascada, Opel’in sahibi GM’in Amerikan kökeni ve geleneklerinden doğduğunu yoğun olarak hissettiren bir otomobil. Bunun çeşitli nedenleri var, günümüzde 4 koltuklu cabriolara çok fazla rastlanmaz oldu, Chrysler Sebring tadı veren gerçek 4 kişilik bir üstsüz Cascada, tam Amerikan kökenli gibi. e-motoring magazine › kasım 2013


TEST Opel Cascada 1.6 SIDI Turbo ECOTEC

64 › 65 e-motoring magazine › kasım 2013

Cascada’nın tavanı, otomobil hareket halindeyken bile 50 km/s hızı aşmamak kaydıyla açılıp kapatılabiliyor. Bagaj kapağı açıkken görev yapan aydınlatma unsurları dikkat çekici. Otomobilin rahat geçilen arka koltuklarında iki kişi için yeterince geniş yolculuk alanı sunuluyor.


Opel Cascada, Opel’in geleneksel güven veren süspansiyon ve sürüş özelliklerine ek olarak rijit gövdesiyle cabrio hissini iyi temsil ediyor. Tavan açıkken ön cam çerçevesinin titrememesi, bu rijitliğin göstergesi. Özellikle güçlendirilmiş A sütunları, ön cam çerçevesinin bozuk yüzeylerde bile titrememesini sağlamış. Opel’in bir önceki nesil cabrio modeli Astra TwinTop ile kıyaslandığında Cascada’nın gövdesi burulma anlamında %41 ve bükülme anlamında %27 daha sert.

Artık kullanıcı dostu! Astra ve Insignia’nın deri kaplanarak daha “süslenmiş” kokpitinden kumanda edilen Cascada, orta konsoldaki düğme bolluğunu saymazsak sorunsuz bir görüntü çiziyor. Opel’in uzun yıllar başını ağrıtan radyo frekans aramasının ilham alınan iki modelle beraber kazandığı “kullanıcı dostu” kimliği Cascada’da da sürüyor. Özellikle deri kaplı kısımlarla genelde daha çok yüksek adet satışa yönelik Opel markasından beklenmedik derecede lüks hissettiren kabin, premium sınıfın standartlarını yakalıyor. Bir Alfa Romeo gibi gösterişli değil ama abartmadan kalitesini gözler önüne koyuyor. Geniş, rahat, yani tam

Opel Cascada 1.6 SIDI Turbo ECOTEC + Zarif kabin, güçlü çekiş, güvenlik donanımları - Yakıt tüketimi, motor/şanzıman uyumu Yakıt tipi: Benzinli Motor hacmi (cc): 1598 Motor gücü (HP): 170 HP/4250 d/d Maksimum tork (Nm): 260 Nm/1650 d/d Vites kutusu: 6 ileri otomatik Maksimum hız (km/s): 217 0-100 km/s hızlanma (sn): 9.9 Tüketim (şehiriçi/şehir dışı/karma) (lt/100 km): 9.3/5.9/7.2 Ağırlık (kg): 1660

e-motoring magazine › kasım 2013


TEST Opel Cascada 1.6 SIDI Turbo ECOTEC

da Amerikanvari ön koltuklar, baldır ayarlarının yanı sıra kafalık ayarıyla da dikkat çekiyor. Arka koltuklara geçişte yeterince öne kayan ön koltuk sıkıntı yaratmıyor. Arkada süphesiz salon salomanje bir kullanım alanı yok ama “arka koltuk varmış gibi” yapan otomobillere göre ciddiye alınır bir seyahat alanı olduğu kesin. Doğrusu, markaların pazarlamaya bayıldığı “tavanın hızlı açılıp kapanma meselesi” beni çok heyecanlandırmıyor, iki saniye hızlı kapanmak ancak aniden bastıran sağanakta yolcularını 15 damladan kurtulabilir ama otomobilin hareket halindeyken açılıp kapanabilmesi bu konuda daha önemli. Cascada’da tavanın 50 km/s hıza kadar açılıp kapanabilmesi, elektrohidrolik 66 › 67 e-motoring magazine › kasım 2013

mekanizmayı ne kadar yorar bilemem ama muson yağmurları yaşanan coğrafyalarda çok takdir göreceği muhakkak! Bu tavan açma kapama hızı konusunda markalar arasında bir itiş kakış olduğu malum... Ama ben bu otomobilde, tüm rakiplere fark atabilecek bir fikre bayıldım: Bagaj kapağı açıkken arkadan gelen araçların fark edebilmesi için bir çift ekstra aydınlatma grubu yerleştirilmiş! Güvenliğe yönelim çok ince bir düşünce.

Yeni motor 1.6 SIDI ümit veriyor Otomobilde kullanılan motor, Opel için bir ilk. Günümüzün en popüler trendi olan motor hacimlerinde küçülme ve turbo besleme (downsi-


değişimleri kol üzerinden manuel olarak da gerçekleştirilebiliyor.

Katalog verileri çok mu iyimser?

zing) Opel’de bu makine ile temsil edilecek. İlk kez Opel’in bu yeni convertible modeliyle sahneye çıkan 1.6 SIDI Turbo ECOTEC, ürün yelpazesindeki diğer orta sınıf ve kompakt modellerde de kullanılacak. 1.6 SIDI Turbo ECOTEC motor, güç ve tork üretiminin yanı sıra çoğunlukla gezinti için kullanılan bir cabrio otomobile uyan bir zarafet gösterebiliyor. Direkt benzin enjeksiyonlu motor 42506000 d/d arasında 125kW/170 HP ve overboost işlevi sayesinde anlık olarak 280 Nm’ye kadar tork üretiyor; bu rakam, bu güç kategorisindeki turbo beslemeli bir 1.6 litrelik motor için en iyi tork değeri. Start/Stop sistemli motor, 6 ileri otomatik şanzımana sahip. Eğer istenirse vites

Sakin kullanımda sıkıntı yaratmadan akıcı sürüşe eşlik edebilen vites kutusu, tempolu kullanımdaysa hızıyla ve vites düşürme taleplerinde zaman zaman motorun yüksek ritmine yetişmekte zorlanıyor. Rakip markaların kullandığı, daha esnek vites değişimlerine imkan veren çift kavramalı daha modern şanzımanlar var. Otomobilin yakıt tüketimiyse katalog değerlerinde sunulan iyimser tabloyla pek örtüşemiyor, metropol trafiğinde 100 km ortalaması 11 litrenin altına inmiyor. Otomobilin süspansiyon salınımları, geçmişin yaylanarak süzülen Amerikan cabriolarına nazire yapıyor. Günümüzün güvenlik, teknoloji ve tabii tasarım trendleri öyle bir yaylanmaya izin vermiyor ama Cascada’da bu tadı almak mümkün. Cascada’nın ön aksı, ilk olarak Insignia OPC için geliştirilmiş olan bir HiPerStrut (Yüksek Performanslı Helezonlu Amortisör) süspansiyon düzeniyle, Opel’in en iyi şasi teknolojisine standart olarak sahip. HiPerStrut, sönümleme ve yönlendirme işlevlerini ayırarak optimum çekiş ve dönüş hassasiyetinin yanı sıra tüm yol koşullarında daha düşük tork kumandası ve daha iyi yol tutuş sağlıyor. Bu otomobille “bıçkınlık” yapmak gerekmez ama zarafetle dolaşmanın keyfini güvenle sunabilen bir süspansiyon geometrisi gözleniyor. Ürün olarak gayet başarılı bir model olan Cascada’nın tek problemi, zorlu rakipler arasında göreceği rağbetle ilgili. Opel’in alışık olmadığı bir segmentte köşebaşları çoktan tutulmuş durumda. Opel’in bu tekeli kırabilecek imkanlar yaratması gerekiyor. Bunu yılda 5000 adet cabrio satılan Türkiye pazarında gerçekleştirmenin zorluklarıyla pazarlama departmanı mücadele edecek. e-motoring magazine › kasım 2013


TEST Hyundai iX35 1.6 4x2 Elite

68 › 69 e-motoring magazine › kasım 2013


Tatlı sert Yazı: Süreyya İZGİ Fotoğraflar: Ahmet ÖZHAN

Ne kadar heybetli görünürlerse görünsünler, SUV’lar sadece önden çekişli olduğunda süngüleri düşüyor, şehir tipi oluveriyorlar. Makyajla yenilenen iX35, 1.6 litrelik motoruna eşlik eden otomatik şanzımanla şehirde harika bir konfor aracıyken arazi macerası ancak toprak yollarla sınırlı kalıyor. e-motoring magazine › kasım 2013


TEST Hyundai iX35 1.6 4x2 Elite

Son yıllarda otomobillerin makyaj masasında geçirdiği zaman, genelde güncellenme ile geçiyor. Tasarımda, teknolojide limitler o kadar sınıra dayandı ki, eski makyaj operasyonlarında görünümü değişen otomobillerin yerine makyajla güncellenen, upgrade edilen teknolojiler aldı. Bunun örneklerinden biri Hyundai iX35. Güney Koreli üreticinin havalı SUV’u, 2010 yılında piyasaya çıktıktan üç yıl sonra Mart ayında güncellenmişti. Hyundai iX35’in gövde yapısında hiçbir değişiklik yok. Farları xenonlarla ve günümüzün trendi gündüz farlarıyla donatılan otomobilin ızgarasında da minik bir desen değişikliği var. Arka kısımdaysa aydınlatma grubunun lens renkleri değiştirilirken bagaj kapağındaki Hyundai yazısı yerini model ismine bıraktı. Kompakt SUV’un içine girildiğindeyse formun aynen korunduğunu görmek zaman almıyor. Selefinden aktarılan güçlü kokpit tasarımı, kapılardaki cam kumandaları dahil sanki bir bütünmüş gibi görünen el altındaki butonlar… Sadece arka cam rezistansına takılıyorum; start/stop düğmesiyle simetrik olsun diye sürücüye ‘bir lokma’ uzakta kalmış! Kabindeki plastik kalitesi pek etkileyici değil ama kusur bulmak da zor. Fiyatına göre normal. Orta konsoldaki LCD ekran, radyo ve CD/MP3 ile ilgili bütün fonksiyonlara kumanda edilebilen bir işlem merkezi durumunda. Havalandırma ise bu 70 › 71 e-motoring magazine › kasım 2013

büyük ekranın dışında tutulmuş, daha altta küçük bir ekranda. Evet kokpitte form ya da yerleşim olarak değişen bir şey görünmüyor. Ama direksiyon sertliğini ayarlayan düğme eklenmiş. (Ya da belki öncüsünde de vardı ama kullandığım donanım seviyesi nedeniyle görememiştim!).

Şehir tipi otomatik şanzıman Hyundai ix35, Güney Koreli üreticinin şehir tipi SUV modeli. Önden çekişli olduğu için yoldan çıkma olanakları bir hayli kısıtlı. Kaslı gövde hatlarıyla sanki bir offroader gibi güçlü görünüyor ama fotoğraflarda gördüğünüz toprak yollardan daha ağır koşullara girmesi durumunda saplanıp kalması muhtemel. Yerden yüksekliği 17 cm olan iX35’in 24.2 derecelik yaklaşma açısı, 26.9 derece uzaklaşma açısı kötü değil ama biliyoruz ki kapalı yollarda ilerleyebilmek için gövde açılarından daha önemli bazı gerçekler var; şanzıman ve diferansiyel özellikleri! Tabii lastikleri de eklemeliyim. Ama var olan özellikleriyle gözü karartıp 50 cm’lik göletlerden geçebilmek mümkün. Za-


Hyundai iX35 birçok avantajı sunabiliyor. Ferah ve kullanışlı kabin, büyük bagaj, elektronik yardım sistemleri ve iç aynaya yerleştirilmiş arka görüntü bunlardan en öne çıkanlar.

ten “şehir tipi” bir otomatik şanzımandan daha fazlasını beklemek haksızlık olur. Bu marifetlerin tümü, dört tekerlekten çekiş opsiyonu sunan 2.0 litrelik turbo dizel versiyonda iş görebilir. Eğer 1.6 litrelik versiyona sahipseniz maceraya atılmamanızda yarar var. ix35’in otomatik şanzımanı, geçmişten beri Porsche ile yapılan işbirliğinin eseri olan HMatic’in geliştirilmiş hali Shiftronic. Sarsıntısız değişimler sağlayabilen 6 kademeli vites kutusunun tepkileri de gecikmesiz görünüyor. Arazi modu bulunmayan sistem, şehir ve otoyol

sürüşlerinde beklentilerimi karşılıyor. Eski Mercedes modellerindeki gibi zigzaglı yol üzerinden kullanılan kol, en alt pozisyondan sola çekildiğinde manuel kullanım imkanı sağlıyor. Defalarca yazdım, manuel kullanım modu, sunulduğu otomobiller içinde sürücüye pahalı bir oyuncaktan fazlasını ifade etmiyor. Tabii eğer performans tipi bir coupe değilse! Hafif arazi koşulları haricinde şehir trafiği, otoyol, toprak yol gibi koşullarda kullandığım ix35 ile ilgili en belirgin sıkıntı -ki o da kişiseldir!- hava karardığında ortaya çıkıyor. Göstergelerin mavi renkli aydınlatması, en çok da e-motoring magazine › kasım 2013


TEST Hyundai iX35 1.6 4x2 Elite

Hyundai iX35 1.6 4x2 Elite + Zengin donanım, uygun fiyat, geniş kabin, yüksek güvenlik

orta konsoldaki büyük ekrandan fena halde göz alıyor. Neyse ki paneli tamamen ışıksız bırakma imkanı sunulmuş! Otomobilin içindeki mesafeler kompakt SUV için oldukça geniş, rahat etmemek imkansız. Ama örneğin bir kavşakta yan yola katılırken kabin içinden çarpaz görüş hayli sıkıntılı. Bagaj hacimleriyse boyutlara bağlı olarak yeterince büyük. 465 litrelik, arka koltukların değişkenliği sayesinde 1435 litreye kadar genişletilebiliyor.

- Mavi aydınlatmalar, yakıt tüketimi, yüksek hızda yol tutuş, hızlanırken boğuk motor sesi Yakıt tipi: Benzinli Motor hacmi (cc): 1591 Motor gücü (HP): 140 HP/6300 d/d Maksimum tork (Nm): 167 Nm/4850 d/d Vites kutusu: 6 ileri otomatik

Hız yükseldikçe stabilite azalıyor Hyundai iX35’in 1.6 litrelik motor seçeneği, 2010’da tanıtılan ilk versiyonda da sunulan direkt benzin enjeksiyonlu motora sahip. 140 HP gücündeki motor, start/stop teknolojisiyle de kombine edilmiş. Sıkıntısız devirlenen motor, 167 Nm’lik maksimum torkunu 4850 d/d gibi yüksek bir devirde sunuyor. Ama maksimum torka gelene kadar devir bandındaki tork dağılımı da yeterli performasın elde edilmesine izin veriyor. Boğuk bir motor sesiyle biraz uğultulu olarak hızlanan otomobilde şanzıman, motorun hızlı devirlenmesine ayak uyduramıyor gibi hissettiriyor. Hızlı kullanımda vites seçimlerinde bocalamalar gözleniyor. Sakin kullanımlarda iX35’in yakıt tüketimi 8.0 litre civarında gerçekleşebiliyor. Ama hız yükseldiğinde rüzgara karşı direnci yüksek olan iri gövde, altına aldığı havanın da payıyla yakıt tüketiminin 10 litreyi aşmasına göz yumuyor. Dur kalklı şehir trafiğini ise ne siz sorun ne ben söyleyeyim. O yol koşullarında otomatik vitesli bir araç kullandığınıza şükretmek en iyisi. 72 › 73 e-motoring magazine › kasım 2013

Maksimum hız (km/s): 178 0-100 km/s hızlanma (sn): 11.1 Tüketim (şehiriçi/şehir dışı/karma) (lt/100 km): 7.5/5.8/6.4 Ağırlık (kg): 1425

Yerden yüksekliği 17 cm olan iX35’in 24.2 derecelik yaklaşma açısı, 26.9 derece uzaklaşma açısı kötü değil ama biliyoruz ki kapalı yollarda ilerleyebilmek için gövde açılarından daha önemli bazı gerçekler var...


Şehir içi kullanımında heybetiyle güven veriyor, trafiği yüksekten seyretmek iyi hissettiriyor. Ama otoyola çıkıp hızı 150 km/s civarına çıkardığınızda stabilite sorunları başlıyor. İzini korumakta kararlı görünmeyen otomobili çizgide tutmak için ekstra çaba gerekiyor. iX35 ile bu hızlarda seyretmemek bence en güvenlisi… Alman rakiplerde sürüş kalitesi çok daha üst düzeyde…Zengin donanım paketleri içinde devrilme önleyici sistem ROP, ESP, savrulma ve patinaj önleme sistemi TCS, yokuş iniş destek sistemi DBC gibi elektronik donanımların yanısıra ön ve

yan havayastıkları, deri döşeme gibi ekipmanlar öne çıkıyor. Deri döşeme, iç aynada renkli geri görüş ekranı, anahtarsız giriş ve çalıştırma sistemi, karartılmış camlar, yan aynalar üzerinde sinyaller, 18 inçlik koyu renkli jantlar ve lastik basınç kontrol sistemi ile arka park destek sistemi gibi ekipmanlar yer alıyor. Manuel şanzımanlı versiyonu 59.700 TL’den başlayan iX35 1.6’nın test ettiğimiz otomatik vitesli versiyonu Style donanımında 63.200 TL’den başlıyor. Zengin donanımlı Elite versiyonu için 6300 TL daha eklemek gerekiyor. e-motoring magazine › kasım 2013


KÜLTÜREL Tarih boyunca trafik

Çoban salatasından trafik düzenine


Araçların hangi yönden gidip gelebileceği, hangi ışıkta durmaları gerektiği, yayaların trafik kargaşası içinde yapması gerekenler.... Yüzlerce yılda oturmuş kurallar halen güvenle yolculuk etmeye yeterli gelemiyor...

T

arihte ilk trafik düzenlemeleri Romalılar tarafından yapılmış. Büyük şehirlerdeki yoğunluğu azaltmak için daha o zamandan tek yönlü yollar, kaldırımlar, yaya geçitleri, park sokakları, özel araç sürücülerine belli saatlerde ve belli yollarda araba kul-

lanma yasakları gibi önlemler alıyorlardı. Bütün bunlar olurken ikinci yüzyılda Roma’nın şehir olarak değil, ülke olarak nüfusu 1.3 milyon! Düzene ve etkinliğe önem veren Romalılar, Avrupa’nın bugün hala bölüm bölüm kullanılan ilk yol ağını inşa etmişlerdi. O dönemde amaç, sürekli genişleyen bir imparatorluğun ordusunun sevkini kolaylaştırmak, eyaletler arasındaki ulaşımı ve ticari ilişkileri geliştirmekti. Önemlerine şehirlerarası

göre

sınıflandırılan

mesafelerin

bu

belirtildiği

iletişim kilometre

yollarına taşları

yerleştirilmişti. Bir başka yenilik de, yollara taş döşenmesi ve iki tekerlek arası mesafenin bir standarda bağlanmış olmasıdır. Bu mesafe yanyana iki atın genişliğine eşitti. Fransa, İngiltere ve hatta ABD’deki tren rayları arasındaki mesafe de Romalılar’ın ortaya koyduğu bu standardın bir kalıntısıdır. İmparatorluğun gerilemesi, yollardaki gelişmeyi de sekteye uğratmıştı. Yüzıllar boyunca bu yollar, Romalılar’dan kalan haliyle kullanılmaya devam edildi. Oysa fuar şehirlerinin ortaya çıkması ve dini yer ziyaretlerinin canlanmasıyla trafik gitgide önem kazanıyordu. Ama Fransa’da yeni bir yol ağının inşa edilmesi ve özel bir yol idaresi ile yol ve köprü mühendisliği okulunun kurulması, ancak 18. yüzyılda gerçekleşecekti. Merkeziyetçiliğin

de

etkisiyle

bütün

ana

yollar

Paris’e

bağlandı. O zamanlar Paris sokakları, dönemin bütün diğer büyük Avrupa kentlerinde olduğu gibi, genellikle kaplamadan yoksun, dar, loş, pis ve kalabalık birer labirenti andırıyordu. Bu durum, Baron Haussmann’ın bir sonraki yüzyılda kentin surların içinde kalan kısmını yeniden çizmesine kadar devam etti. Baron Haussmann yeni ana arterler açtı, Seine Nehri üzerine yeni köprüler inşa etti ve kente kaldırımlar döşetti. Askeri birliklerin hareketlerini kolaşlaştırmak için yapılan bu kaldırımlar, bilmeden, otomobilin gelişiyle doğacak ihtiyaçların e-motoring magazine › kasım 2013


KÜLTÜREL Tarih boyunca trafik cevabını hazırlıyordu. Bu sayede otomobil, o döneme göre mükemmel bir yol ağına sahip olan Fransa’da gelişebildi. ABD’de ise yolla, kitlesel araç üretiminin gelişmesinin zorunlu bir sonucu olarak inşa edildi. Ford T Model, bunun en somut örneğiydi. Büyük tekerlekler üzerine oturtulmuş yüksek kaportasıyla ‘dünyayı değiştiren araç”, belli ki kaplamasız yollar için tasarlanmıştı. O dönem Amerika’sında hala ilk yerleşimci kafilelerin açtığı toprak yollar kullanılıyordu.

Düzen ve güvenlik Uzun zamandan beri kurallara bağlanmış olsa da at arabaları doğal bir olguydu. Oysa mekanik araçlar, bir taraftan hızıyla korku saçıyordu. Ulaştıkları hızı herkesin çılgınlık diye nitelediği trenler de vardı ama hiç olmazsa kendilerine ayrılmış bir yoldan gidiyorlardı. Oysa otomobiller ortalığı toza dumana katarak tehlikeyi her yere taşıyorlardı. Kiminin ilerleme, kimininse kurulu düzene başkaldırı olarak gördüğü otomobillerhemen denetim altına alındı. Fransa’da otomobil, 30 Mayıs 1851’de çıkarılan ve bütün tekerlekli araçların seyrini düzenleyen yasanın kapsamına girdi.

Daha

başından

teknolojinin

gerisinde

kalan hukuk, zamanla gerçekliğe uyarlandı. 1870’te ilk buharlı araçların şoförleri için trafiğe çıkmadan önce valilikleri güzergah bildiriminde bulunarak izin alma zorunluluğu getirildi. Bu düzenleme 1899’da tüm ülkede yaygınlaştırıldı. 1893’te Parisli sürücülere getirilen ve günümüz ehliyetlerinin atası olan sürüş sertifikası alma zorunluluğu 1899’da tüm ülkede uygulanır hale geldi. Yine 1893’te ilk hız sınırlamaları getirildi.

çıkardığı Locomotive Act ile 1865’te çıkardığı

1903’te araçların ve kazaların artması sonucunda

ve araçların önünde 60 yard (56 m) mesafede

bir trafik yönetmeliğinin oluşturulması için özel

elinde kırmızı bayrak sallayarak yürüyen birisi

bir komisyon kuruldu. Ama ilk trafik yasasının

olmadan trafiğe çıkmalarına yasaklayan Red

çıkması için Aralık 1922’ye kadar beklemek ge-

Flag Act ile, otomobil gelişimini 1866 yılına ka-

rekti.

dar yasal yoldan “frenledi”. En iyi niyetle can

Otomobil olgusunun ortaya çıkmasına verilen

sıkıcı olarak niteleyebileceğimiz bu yasaların

tepkiler ve alınan yasal önlemler ülkeden ül-

1896 yılında kaldırılması bütün Britanya sürücül-

keye değişir. Örneğin at meraklısı İngilizler, bu

eri tarafından memnuniyetle karşılandı. Red

atsız arabaları pek hoş karşılamadılar. Zaten 19.

Flag Act yasasının kaldırılmasıyla İngiliz sürücü-

yüzyılın başlarında da buharlı yolcu arabalarına

leri trafiğe bayrak sallayan birisi yürümeden

sert

çıkabildiler. Bu ‘kurtuluş günü’, her yıl Brighton-

tepki

göstermişlerdi.

76 › 77 e-motoring magazine › kasım 2013

İngiltere

1861’de


Otomobil olgusunun ortaya çıkmasına verilen tepkiler ve alınan yasal önlemler ülkeden ülkeye değişir. At meraklısı İngilizler, bu atsız arabaları pek hoş karşılamadılar. Zaten 19. yüzyılın başlarında da buharlı yolcu arabalarına sert tepki göstermişlerdi.

Londra arasında düzenlenen ve sadece ‘hain

trafik sol şeritten işler. Aslında kökeni yine

yasanın’ kaldırılmasından önce üretilen otomo-

Roma’yı ziyaret etmek isteyen Hırastiyanların

billerin katılabildiği Veteran Car Club of Great

akışısın kolaylaştırmak için Papa’nı aldığı kar-

Britain Rallisi ile kutlanıyor. Kendilerine has özel-

ara kadar uzansa da kesinleştirici ayrım 1789

liklerini

duyarlılıklarına

Fransız Devrimi’ne dayanır. O zamana kadar sağ

rağmen uluslararası deniz ve demiryolu trafiği

elin savunma için serbest bırakılması mantığında

gibi bu yeni aracın da uluslararası bir düzenle-

buluştuğundan samuraylara kadar dünyada her-

meye tabi olmasının gereğini kavramaları uzun

kes yolun solundan gidiyordu. Kurnaz Korsikalı

sürmedi. 1909’da Uluslararası Otomobil Trafiği

Napolyon, bir gün süvarilerine karşı yönden

Kongresi Paris’te toplandı. Bu kongrenin temelini

gelen düşman ordularının karşısına aynı yönden

attığı uyum çalışmaları, önce Milletler Cemiy-

çıkarak onları şaşırtmak için sağdan ilerlemele-

eti, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da Birleşmiş

rini emreder. Fiilen kural haline gelen bu emir,

Milletler tarafından devam ettirildi. Uluslararası

önce imparatorluğun boyunduruğu altındaki tüm

toplum, Roma İmparatorluğu’ndan günümüze bu

ülkelerde, sonra da sömürgelerde uygulamaya

süreçleri yaşadıktan sonra artık ortak trafik dilini

koyulur. Diğer ülkeler de Çarlık döneminin so-

kullanıyor.

nunda sağa geçen Rusya gibi zamanla yönleri-

koruma

konusundaki

ni değiştirdiler. Napolyon’dan bu yana kısmen

Özetle sağ sol meselesi

sağdan giden Avusturya gibi III. Reich zamanında

Daha önce trafiğin akış yönünün belirlenme-

doğru yola doğru kaydılar. İngiltere hiçbir zaman

siyle ilgili Trafikte Din ve Emperyalizm Unsuru

değiştirme emaresi göstermediği gibi soldan

adlı bir yazı yayınlamıştık. (http://e-motoring.

akan trafiği, sömürgelerine ve nüfuz bölgelerine

com/trafikte-din-ve-emparyalizm-unsuru). Ama

de dayattı. ABD ve sonra Kanada 1920’de sağ

yeri gelmişkin bilgileri tazelemekte de yarar var.

şeride geçti. Adalı Japonlar solda kalırken tarafsız

Bugün 51 ülkede, yani dünyanın dörtte birinde

ve temkinli İsveç ise 1967’de sağa geçti... e-motoring magazine › kasım 2013


sade’ce M. Ali Sade

Dikkat! Çevirme var!.. 12 Eylül darbesinden sonraki günlerdi. Mahallemizde dolaşırken bir arkadaşımı tertemiz bir Volkswagen’in kaputunu açmış uğraşırken gördüm. Herhalde yeni aldı diye düşündüm ve “güle güle kullan, hayırlı olsun” diye seslendim. O da arabanın onun değil teyzelerinin olduğunu, teyzesinin kızlarının bir akrabalarının yanında kalmak üzere Çorlu’ya gittiklerini, kızları getirmek için arabayı teyzesinin kendisine verdiğini, yarın sabah da yola çıkacağını, aslında pek de şoförlüğü olmadığından bu işten çekindiğini anlattı. Ve de hazır beni görmüşken benden bu arabayı Çorlu’ya götürmek için yardım istedi. Dönüşte yardıma ihtiyaç yoktu, nasıl olsa arabayı kızlar kullanacaktı.

Trakya yollarını sevdiğimden ve de bana da güzel bir gezme olacağından bu teklifi seve seve kabul ettim. Arabayı da beğenmiştim çünkü. Kısaca Volkswagen’lerden de bahsedelim. O yılların tutulan otomobillerinden olan bu Volkswagen’ler oldukça sorunsuz arabalardı. Hava soğutmalı oluşları dolayısıyla yazın çok sıcaklarda ufak tefek sorunlar çıkarsalar ya da kışın çok fazla ısınmasalar da ekonomik ve sağlam otomobillerdi. Kaplumbağa modeli bu otomobillerin ülkemizde halen de meraklısı çoktur. Dernekleri, kulüpleri var ve çok da aktif. Hatta Ordu’da öyle meraklıları var ki, bu otomobillere bir de “Yayla Şenliği” düzenliyorlar. 1990larda Ordu’da daha ziyade ağır araçlara


› yönelik kaporta dükkanı işleten Talat Usta, bütün maharetini göstererek böyle bir 1968 model Volkswagen’in şase boyunu uzatarak limuzin haline bile getirmiş ve bu otomobil ülke çapında nam salmıştı. Otomobil halen de çalışır durumdaydı, bildiğim kadarıyla. Arkadaşımın uğraştığı araba 1303 Big modeliydi. 1600 cc motorlu, ön camı bombeli, kocaman stoplu, metalik açık mavi renkli içi ve dışı tertemiz bir otomobildi. Madem yarın beraber gidecektik ufaktan bir kontrol yapıverdim. Otomobilin hazır kaputu açıkken yağ çubuğunu çekerek baktım, yağı tamamdı. Görünürde de bir kusuru yoktu. Arkadaşıma çalıştırmasını söyledim. Hemen çalışıverdi. Karbüratör üzerindeki kuş gagasına benzer gaz koluyla biraz gaz verdim, gaz yiyişi de çok güzeldi. Kaputu kapattım. Ertesi gün buluşmak üzere sözleşip ayrıldık. Öğleye doğru evlerinin önünde

12 Eylül sonrası toplumda yaşanan sıkıntılar, ülkenin dört bir yanında yollara da yansımıştı. M.Ali Sade o dertli dönemleri tasvir eden “Çevirme” yazısıyla unutulası yılları tekrar hatırlarımıza getiriyor.

buluştuk. Arabanın anahtarını bana uzatarak “sen kullansan iyi olur, en azından şehir içi trafiğini sen çık, daha sonra ben alırım “ dedi. Marşa basıp çalıştırdım. Koltuğu da iyice öne doğru çekerek kendime göre ayarladım. Volkswagen kullanmış olanlar hatırlayacaklardır. Bu otomobilde pedallar altta dikine durur. Şoför mahallinde otururken de masada oturur gibi oturulur. Ayaklar göstergenin bulunduğu panelin altına doğru resmen uzatılır. Gaz pedalı dert değil de fren ve debriyaj pedalına benim gibi boydan fukara olanların basması için koltuk en ön saflarda yer almalıdır. Çünkü Alman bu pedal sistemini kendi boy ortalamasına göre yapmıştır ve pedallar oldukça uzaktadır. Bir de dikine durduğu için pedala basmak oldukça külfetlidir. Ama belirttiğim gibi bu kusurlar sadece benim gibi kısa boylulara geçerlidir. Topkapı, Avcılar, Haramidere derken Büyükçekmece’yi bulduk. Hava da oldukça sıcaktı ama güzeldi. Büyükçekmece’de yol kenarındaki bir çay


sade’ce M. Ali Sade

bahçesinde küçük bir çay ve ihtiyaç molasından sonra tekrar yola koyulduk. Bu defa direksiyona arkadaşım geçti. Aslında şoförlüğü çok da kötü değildi ama cesareti yoktu. İki şeritli yolda kamyonların arkasına takılıp gidiyorduk. Çünkü sollama konusunda da hiç tecrübesi yoktu. Olsun, vaktimiz boldu. Biraz ona antreman yaptırarak, biraz gülüp sohbet ederek Silivri Murat Çeşme bölgesine geldik. En başta da bahsettiğim gibi tarih 1981 yılı, yani 12 Eylül sonrasıydı ve burada kurulan bir karakol marifetiyle sürekli trafik, kimlik ve güvenlik kontrolları yapılıyordu. Yoldan geçen bütün otobüsler, kamyonlar ve tır araçlarıyla otomobillerden de şüpheli görülenler durdurularak kimlik kontrolu yapılıyor ve hatta bazılarının içi ve bagajları da aranıyordu. Yolun sağında iki üç tane Trakya otobüsü kontrol için bekliyordu. Biz onları sollayıp geçerken otobüslerin arasından sanıyorum jandarma idi, birisi işaret ederek çıktı ve bizi de durdurdu. Nüfus kağıtlarımıza ve de tiplerimize baktı, nereden gelip nereye gittiğimizi sordu, ehliyet ve ruhsatı kontrol etti ve bizi serbest bıraktı. Daha sonra da Kınalıköprü kavşağından içeri saparak Çanta, Değirmenköy ve Seğmen köylerini geçerek akşam üzeri Çorlu’ya girdik. Akrabaları Çorlu’nun içinden geçen E5 karayolu kenarında güzel bir apartmanda oturuyorlardı. Bizi içeri davet edip ikramlarda bulundular. Yine de çok karanlığa ve de sokağa çıkma yasağına kalmamak için bir an evvel ikram faslından vazgeçip yola çıkmaya karar verdik. Bu defa biz arkadaşımla arabanın arkasına geçtik. İki kız kardeşten büyük olanı direksiyona geçti, küçüğü de yanına oturdu. Ancak kız bu otomobile alışık olduğu için çok rahat ve serbest sürüyordu. Şoförlüğü de oldukça iyiydi. Arabayı benden dahi

iyi kullanıyordu. Hele ki arkadaşımda yaşadığımız sollama sıkıntıları, ayna ve sinyal problemleri hiç yoktu. Volkswagen’lerin en bozuk taraflarından birisi de bu arka koltuklarıdır. Yazın da motorun sıcağı, gürültüsü ve de kokusu ön taraftan değil ama buradan az da olsa hissedilebilir. Olsun, ne de olsa birkaç saat buna tahammül edebilirdik. Aynı yolu geri dönmeye başladık. Seğmen rampasını indik, Değirmenköy, Çanta, Kınalı derken yine Murat Çeşme’ye geldik, olası kontrol için yoldaki işaretlere uyarak yavaşladık. Kızlar Murat Çeşme’yi iyi biliyorlardı. Daha önceden aileleriyle piknik yapmak üzere de buraya gelmişler. Hatta bir gün yeniden hep beraber gelmek üzere de anlaştık. Yine yolun sağında birkaç otobüs ile kamyon kontrolden geçiyordu. Tam herhalde bize bu defa bakmayacaklar diyorduk ki elinde kırmızı bir flama olan bir jandarma durmamızı işaret etti. Jandarmayı geçip ileride sağda, cepte durduk. Jandarma “ehliyet, ruhsat ve nüfus kağıtlarınızı göreyim” dedi. Hepimiz kimliklerimizi çıkardık. Torpidodan da ruhsat bulundu. Görevli arkadaş önce kimliklerimizi kontrol etti. Ve içeriye eğilip tiplerimizle nüfus kağıtlarımızdaki resimlerin benzeyip benzemediğine baktı. Bize de fazla değil ama kızlara epey göz attı. Evrakların hepsini tek tek ayrıntılarıyla inceledi. Tabii bir şey bulamadı. Arabanın muayenesi, sigortaları ve her şeyi tamdı. “Bagajı açın” deyip arabanın arkasına geçti. Arkadaşım arkadan sıyrılıp aşağıya indi. Bagajın orada olmadığını, orada arabanın motoru olduğunu söyledi. Ve öndeki bagajı açtı. Jandarma buna biraz bozuldu ama stepnenin havası dahil herşeyi tek tek inceledi ve tekrar ön kapının hizasına geldi.


Arabayı kullanan kıza “bu arabanın iç lambası yanıyor mu?” diye sordu. O da gülerek “tabii ki yanıyor, bakın kapıyı açayım da görün” dedi. Jandarma da güldü. Sıkıyönetim komutanlığının emri gereği bütün araçlarda gece iç lambaların sürekli yanması gerektiğini, yanmayanların trafikten men edileceğini, yolda da herhalde kapı açık gidilemeyeceğini alaycı bir ifade ile anlattı. Ama gerçek olan bir şey varsa bu arabada kapılar açıldığı zaman ön sol kapı üzerinde bulunan iç lamba yanıyor, düğmenin diğer konumlarında ise yanmıyordu. Bu lambanın üzerindeki düğme bozuktu. Normalde bu düğme yukarıdayken kapılar açık olduğunda yanması, orta konumdayken kapalı olması, aşağıdayken ise devamlı olarak bu lambanın yanması gerekirdi. Düğmeyi orta konuma getirdiğimizde lamba sönüyor ama alt konumda yanması gerekirken yanmıyordu. Neyseki birkaç acil kurcalama ve açıp kapama sonucu düğmedeki oksiti yok ettiğimizden lamba yanar hale geldi. Gerçi bu ufacık lamba yansa bile pek faydası olacağı söylenemezdi.

Fuzuli kontrollar Bu arada jandarma da işi uzattıkça uzatıyordu. ”Farları yak, sellektör yap, kornaya bas, sinyalleri yak” gibi komutların ardı arkası kesilmiyordu. Ben işi çözer gibi olmuştum. Belli ki öndeki kızcağızlar bizim jandarmanın hoşuna gitmişti. Her iki kız da oldukça alımlı ve güzel olduklarından ve de biraz da dekolteli giyindiklerinden bizimki gözlerini içeriden alamıyordu. Mesela “silecekleri çalıştırır mısınız?” dedikten sonra eğilerek içeri bakıyor ve “nereden çalışıyor, görebilir miyim?” gibi olmadık sorular soruyordu. Her kontrolden sonra gereksiz yeni bir şey icat etmeye çalışıyordu.”El frenini çek, bırak, birinci vitese tak, geri vitese tak” gibi hep içeriye yönelik “dikiz” faaliyeti gerektiren gereksiz ve kontrolle alakası olmayan hareketler istiyordu. Bu arada yazmayı unuttum; benim arkadaşım da aslında İstanbul Davutpaşa Kışlası’nda üsteğmendi. Çok idealist bir yapısı olduğu için bu kontrol noktalarının mutlaka bir amaca hizmet ettiğini, burada görev yapanlara müdahele etmeyi uygun görmediğini, her kontrolda askeri kimliğini ortaya çıkarmayı sevmediğini Çorlu’ya gelirken anlatmıştı. Ama iş artık çirkinliğe bindiğinden arkadaşım ön bagaj kaputunu kapatıp jandarmanın yanına gitti. Cebinden çıkardığı askeri kimliğini gösterdi

ve onu koluna girerek arabadan uzaklaştırdıktan sonra bizim duyamayacağımız sesle uzun uzun bir şeyler söyledi. O da ara ara başını sallayarak bu nasihatlerden ders aldığını gösterircesine sessiz kaldı, oldukça da mahcup oldu. Jandarma elindeki evraklarımızı arkadaşıma teslim ederken sertçe de bir selam çaktı ve “iyi yolculuklar komutanım” dedi. Yola çıktığımızda arabada uzun bir sessizlik oldu. Jandarmaya ne söylediğini kimse de sormadı. Bu arada güneş batmıştı. Ben de uzanıp aldığımız talimat gereği olarak sol kapı üzerindeki iç lambayı yaktım. Cılız bir ışık arabanın içine doğru yayılmaya başladı. Arkadaşım da arka koltuğun arkasındaki yüklük bölmesini karıştırıyordu. Buradan hırka gibi bir şeyler bulup kızlara uzattı. ”Şunları bir müsait yerde üzerinize giyin. Bir daha kontrol olursa sizin yüzünüzden yine her şeye baktırmayalım” dedi. Gülüşüp yolumuza devam ettik. Sokağa çıkma yasağına yakalanmadan da evimizde olduk. Not: Bu hikayenin kahramanı olan 1973 VW 1303 Big birkaç yıl daha kızlar tarafından kullanıldı. Sonra kızların her biri evlenip yuva kurunca VW ikiye bölünemediği için satıldı. Kızlar da yeni araba almayıp kocalarının arabalarından istifade eder oldular. Arkadaşım bir süre sonra evlendi. Birkaç yıl sonra da Davutpaşa’dan tayin oldu. Yurdun dört bir tarafını yıllarca dağ-bayır demeden gezdi. Bir daha İstanbul’a gelemedi. Yaklaşık 5-6 altı yıl önce emekli oldu. Şu anda Ayvalık’ta emekliliğin tadını çıkarıyor. Kızlar da evvelki yıl Umre’ye gidip geldiler, şimdi hacca gitmek için sıra bekliyorlar. Yine yaşlarına göre güzel sayılırlar, altmışlı yaşların keyfini ilk torunlarını severek çıkarıyorlar. Sözleşmemize rağmen bir-araya gelip bir daha Murat Çeşme’ye piknik yapmaya gelemedik. Murat Çeşme piknik alanı da 3-4 yıl önce gördüğüm kadarıyla aynen duruyor. Piknik yapacaklara tavsiye ederim. Artık oralarda kontrol da yok.


KÜLTÜREL

Bir Jean Reno ve Robert De Niro destanı

Fransız polisiye

82 › 83 e-motoring magazine › kasım 2013


Need for Speed Oytun IŞLAR

D

ergimizin bu ayki kültürel sayfalarında özel bir filmi ağırlıyoruz. Tesadüfi olduğunu bilemiyorum ancak yine Fransa’nın değişik bölgelerinde geçen, mevzu olarak sıradan, oyuncu ve çekimler olarak on numara diyebileceğimiz efsane olmuş bir film: Ronin! 1998 yılında çekilen, John Frankenheimer’ın yönettiği bu macera-gerilim filminde baş rollerde usta ve kurt oyuncular var…ve tabi dönemin güncel ganster otomobilleri… Konu olarak özetleyecek olursak; Eski CIA ajanı Sam (Robert De Niro) ve eski bir paralı asker olan Vincent (Jean Reno) soğuk savaş’ın sona ermesiyle adeta bağımsız kalmışlardır. 20. Yüzyılın son yıllarındaki yeni dünya düzeninde takip, organizasyon ve atak yetenekleri çok üstün olan ve en yüksek parayı verenlerin kiraladığı paralı askerler haline gelen bu ajanlara “Ronin” adı verilmiştir. Her ikisi de Fransa’da çok gizli bir görev için buluşurlar; kendileri gibi istihabaratçı ya da özel

kuvvetlerde görev yapmış paralı askerlerden oluşan dört kişiyle beraber çok gizli bilgiler içeren bir çantayı ele geçirmekle görevlendirilirler. İlk bakışta kolay gibi görünen bu görev, aynı çantanın peşinde olan İrlanda ve Rus asıllı yeraltı ve istihbarat elemanlarının da işe karışmasıyla çok zor hale gelir. Tipik bir gerilim-casus-aksiyon filmine hoşgeldiniz!... Filmin mekanları olarak Paris, Nice ve Arles kullanılmış, özellikle etkileyici otomobil takip sahneleriyle ilgi çekicidir. Bizi ilgilendiren kısmı da daha çok bu takip ve nefes kesen oto akrobasi (!) sahneleridir. Şimdi gözlerinizi kapayın ve 90’lı yılların sonunda acaba Fransa topraklarında geçen bu filmde hangi marka ve modellerin resmi geçidi yapılmıştır diye bir düşünün. İzleyenleriniz hemen meşhur sahneleri gözlerinin önüne sereceklerdir. Bolca siyah renkli orta üst sınıf alman ve Fransız modellerin kıyasıya mücadelesine tanık olan

e-motoring magazine › kasım 2013


KÜLTÜREL

Bir Jean Reno ve Robert De Niro destanı

sahnelerde, benim ilk aklıma gelen tabii ki siyah Citroen XM. Tüm film boyunca peşinden gidilen evrak çantasının ölesiye korumalı bir şekilde taşındığı bu üstün teknolojili araç, Audi S8’e kafa tutmuştu. 1990 yılında COTY (car of the year) ödülü aldıktan 8 yıl sonra, özel kovalamaca sahnesinde kullanılması hafızalarımıza yazılmıştı. Ancak yönetmenin gözünden kaçan detaylar otomobil takipçilerinin gözünden kaçmamıştı. Farklı yazı formatlarıyla yazılmış aynı plakaya sahip 90 ve 95 model iki ayrı Citroen XM ile sahnelerin çekildiği fark ediliyordu. Traction Avant, DS, CX ile gelen estetik ve avangard tasarım anlayışının XM ile sürüp C6 ile kabusa dönüştüğü Fransız gemisi, küçük kardeşi BX’ten gelen mirasla Bertone tarafından tasarlanmış, 90’lı yıllara damgasını vurmuştu. Kendinden 3 yıl sonra üretilen alt orta sınıf Xantia için de tasarım olarak etki bırakmıştı.

84 › 85 e-motoring magazine › kasım 2013

Aynı aracın iki ayrı sahnedeki farkları umarım görebiliyorsunuz. Plakalara ve sis farlarındaki tasarım ve model yılı farklarına dikkat!... Ufak detaylara dalmadan film ile ilgili özel bilgileri paylaşayım biraz da… Ronin filminde, özellikle Paris’in ara sokaklarında ve tünellerinde geçen nefes kesen kovalamaca sahnelerinde toplam 300 dublör kullanılmıştı. Yönetmen Frankenheimer için filmin ayrı bir özelliği vardı. 1966 yapımı filmi “Grand Prix” den beri eski bir amatör yarış sürücüsüydü. Aksiyon sahneleri genellikle ikinci birim yönetmeni tarafından çekilmesine rağmen , Frankenheimer bu filmdeki aksiyon sahnelerini bizzat kendisi çekti. Hatta bazen içlerinde bile dublör olarak oynadı. Güncel dijital özel efektler gibi birçok yeniliğin farkında olmasına rağmen, özgünlüğü maksimum düzeyde elde etmek için, tüm bu gerçekçi sahneleri filme serpiştirdi . Bu bilgilere ek olarak, yüksek hızlı çekimlerde arabalarda gerçek aktörleri kullandı. Filmin oyuncularından Amerikalı aktör Skipp Sud-


duth tüm kovalamaca sahnelerinde kendi oynadı. Araçların ölümcül parçalanma anlarında araçlara sağdan direksiyon düzeneği kurulup özel dublörler kullanıldı. Özgünlüğün tam olması için, rol alan tüm araçların motor performans sesleri ayrı ayrı kaydedilip ses montajlaması yapıldı . Bir adet Audi S8 D2, bir adet Peugeot 406 Turbo., üç adet Peugeot 605 3.0 V6, iki adet Citroën XM 3.0 V6, bir adet BMW M5 E34 ve kahverengi klasik Mercedes - Benz 450 SEL 6.9 ateşli kovalamaca sahnelerinde kullanıldı. Farkındaysanız araçlar yüksek versiyon performans canavarları, ancak görüntüleri cadde tipi mütevazi versiyonlar olarak gösterilmiş… Skipp Sudduth tarafından kullanılan 1998 model Audi S8 quattro, azot oksit güç yükseltici ile donatılmıştı. Modifiyeli bu araç yüksek kavrama ve tork için seçilmişti ancak hidropnömatik II gibi kendine özgü donanıma sahip XM ile Nice varyantlarında baş edememişti. Ancak sonuç olarak Audi, İngiliz Car dergisinin “Top 40 Coolest Movie Cars” sıralamasında 9. olabilmişti.

Katerina Witt de rol almıştı Yönetmen Frankenheimer’ın açıklamalarına göre, Paris’teki ölümcül kovalama sahnelerinde yüksek hız çekimlerinin bir Mercedes - Benz 500E ile simüle edilerek servis edildiği doğrulanmıştı. Ayrıca filmin araba dublör koordinatörü Jean-Claude Lagniez, Ronin’deki çeşitli sahneler için yaklaşık 150 dublör sürücüyü kendisi denetlemişti . Yani sadece toplamın yarısını…Paris cadde ve çevre yollarında 120 km/h hıza kadar sürmüşler, toplamda 80 araba bu kıyasıya parçalama ve kaza sahnelerinde hurdaya çıkmıştı. Alain Delon aksiyon filmlerinde kullanılmaya başlanan Paris’in alt geçit ve tünelleri, Ronin’de tam güdümlü

kullanılmıştı. Ayrıca bir önceki yaz Galler Prensesi Diana ve sevgilisinin başına gelen korkunç kaza da bu tünellerden birinde meydana geldiği için olsa gerek, hız dehşetini ve sonuçlarını gösteren çok çarpıcı sahneler çekmişti Frankenheimer… Aynı yıl ilki çekilmeye başlanan ve bir sayı önce kritiğini yaptığımız Taxi serilerindeki başrol oyuncumuz Peugeot 406, Ronin filminde de hatırı sayılır sahnelerde boy göstermekteydi. Robert de Niro’nun direksiyonda, Jean Reno’nun co-pilot durumunda çekilen Paris kovalamacasında, rakiplerin BMW 5.20’sini nakavt durumuna sokabiliyordu. Filmdeki oyunculara bakacak olursak, başroldeki amerikalı Robert De Niro son evliliğini bir yıl önce yapmış ve 55 yaşına gelmişti. Fransız Jean Reno ise, 80’li yılların başından beri silik bir kariyere sahipken, 94 yılında oynadığı “Leon” sonrasında bu filmle, tam 50 yaşında aranan oyuncular kategorisine ulaşmıştı. Filmde yardımcı rollerde İngiliz sinema ve tiyatro oyuncularının yoğun olduğunu söyleyebiliriz. Çok uluslu oyuncu kadrosuna, filmin son sahnelerinde eklenen artistik patinaj sporunun kraliçesi Demokratik alman (!) Katarina Witt ayrı bir renk katmıştı. Artık 33 yaşına gelmiş olan Witt, Natasha adındaki bir dünya şampiyonunu canlandırıp, temsilinin sonunda buz pistinde öldürülüyordu. Ronin, gerek oyuncuları, gerek kurgusu ve gerekse seyircilerin kanını donduran gerçekçi ve özenli aksiyon sahneleriyle kült filmler listesine kazınıyordu. Aradan 15 yıl geçmiş olmasına rağmen, güncelliğini ve heyecanını koruyan, defalarca izlense de sıkılmayacağınız bir film… Günümüzde Fast and Furious gibi abartı otomobil kovalamaca sahnelerinin çekildiği filmlerin bile, Fransa yollarındaki görüntüsü sıradan, motor güçleri modifiyeli cadde otomobilleriyle çekilmiş kovalamaca sahneleri kadar keyif vermediği kanaatindeyim. Sizce de öyle değil mi? e-motoring magazine › kasım 2013


RETROTEST Maserati Ghibli II 1995

Üçüncü kuşak Ghibli’nin satışa çıktığı şu günlerde “nasılsa Tofaş’tan deneme sürüşüne alamayacağımızı” düşünüp Retrotest başlığı altında selefine yer verelim dedik. Kilometreleri yuttukça fark ettik ki iyi de etmişiz iyi ki yapmışız... Eski Yunan’da var olsa Maserati kesin otomobil tanrısı olurmuş...

86 › 87 e-motoring magazine › kasım 2013

Yazı: Süreyya İZGİ Fotoğraflar: Aras DİNÇER


e-motoring magazine › kasĹm 2013


RETROTEST Maserati Ghibli II 1995

R

etrotest sahnesinde tarihi anlardan biri yaşadığımız. Hep az üretilmiş nadide parçaları kullandık ama böylesi gerçekten çok az. Hepsi hepsi 1157 adet üretilmiş bir otomobilden bahsediyorum. Adını Afrika çöllerinde esen sıcak rüzgardan alıyor Ghibli. İlk kez 1966’da başlayan Ghibli çağının ikinci döneminden bir parçayla beraberiz. Sevgili dostum Aras Dinçer’in Maserati Ghibli’siyle geçmişe bir yolculuk yapacağız. Park halinde bile bir karizma gösterisi ama harekete geçtiğinde performansıyla konuşuyor bu dört koltuklu lüks coupé. Neresine baksam özel neresini incelesem butik bir çalışma. Her yerinde döneminin ilerisnde en iyi ekipmanlar kullanılmış. O yıllar için yeryüzündeki insanların adını an88 › 89 e-motoring magazine › kasım 2013

cak dergilerden okuduğu her şey bu yakışıklı İtalyan’da standart. 300 km/s’de son bulan hız göstergesi, turbo basınç göstergesi, otomatik klima, dijital ısı göstergesi, içerden açılabilen bagaj kapağı, elektrikli ayarlanabilir koltuklar ve sürüş dinamiklerine ait onlarca teknoloji... Ve belki de en mühim aksesuarlardan biri, Ghibli’nin kabini gerçek ahşap malzeme ile kaplı, şimdikiler gibi ahşap görünümlü plastiklerle değil! Maserati Ghibli’de hiçbir unsur geri planda bırakılmamış, hem çok lüks hem de çok yüksek performanslı. Hepsi bu kült spor otomobilde bir araya getirilmiş. Ama üretim çok sınırlı olduğu için otomobilin hiçbir parçasının yan sanayisi bulunmuyor, arıza ya da yıpranma olduğunda parçanın orijinalini almaya mecbursunuz!


Karizma ondan sorulur!.. Döneminin tüm prima İtalyan teknolojilerini biraraya toplayan Maserati Ghibli, performans, estetik ve lüks donanımlarıyla eşsiz bir otomobil olarak tarihe işlendi.

Tablo diye duvara asılabilecek güzellikte motor, 3 farklı süspansiyon ayarı ve elektrikli ayarlı koltuklar...

e-motoring magazine › kasım 2013


RETROTEST Maserati Ghibli II 1995

Hareketi sağlayan çift turbolu tablo! Otomobilde 2.0 litre hacimli çift turboyla aşırı beslenen 306 HP’lik bir V6 motor var. Ghibli’yi 250 km/s hıza kadar ulaştırabilen, 0-100 km/s hızlanmasını 5.7 saniyede tamamlamasını sağlayan elektronik enjeksiyonlu bir başyapıt!.. Silindir başına 4 supap teknolojisine sahip motor üstten çift egzantrikli. Sürüş dinamiklerinde en dikkat çekici aksamların başında Getrag vites kutusu geliyor. 6 ileri vitesli Maserati Ghibli’de %75 oranında kilitli Colotti diferansiyel yer alıyor. 225 45ZR16 gibi bu güç seviyesinde unutulmaya yüz tutmuş ebattaki lastiklerin sardığı jantlar ise hafif metalden üretilmiş OZ markasını taşıyor. Prima İtalyan markalarından oluşturulmuş bu yürüyen 90 › 91 e-motoring magazine › kasım 2013

aksamı zapt etmek içinse önde 307, arkada 316 mm çapındaki hava kanalcıklı disklere ek olarak 1995’ten itibaren donanıma ABS dahil edilmiş. Bütün bunlar Ghibli’nin sadece görsel bir sporcu olmadığının, “temsil ettiği sporun” hakkını vermeye hazır olduğunun göstergesi. Maserati’yi yola yerleştiren süspansiyon sistemi de çok önemli, değil o tarihlerde, günümüzde bile az kullanılan pahalı bir teknoloji, Koni markasını taşıyan elektro-pnömatik ayarlanabilir süspansiyon sistemi!.. Otomobilde detaylara da çok önem verilmiş, örneğin motor kaputu bile yalıtılmış. Biturbo motorun şarkısı, sadece egzoz çıkışından dinlensin istenmiş. Tablovari görünen motoru incelerken


dikkatimi çeken kapak amortisörleri, otomobilin arkasına geçtiğimde bagaj kapağında da dikkatimi çekti. İçerden bir düğmeye basılarak açılan bagaj kapağının altında yan duvarları bile velur halı kaplı kullanım alanı bulunuyor. Zaten bir Maserati müşterisi bu şık coupé ile alışverişe gitmeyecektir ama “bagaj da var mı var” dedirtmek için sunulmuş bir alan olduğunu hissettiriyor. Bana sorarsanız, bir copué için fazla bile! Bagajın içinde ilginç bir detay var, protatif bir flaşör! İstenirse çıkartılıp seyyar aydınlatma gibi kullanılabilen flaşörün üzerinde Maserati markası yer alıyor! Tüm bu yazdıklarımı “ne olmuş yani, nesi var ki” diye karşılayanlara yılın 1995 olduğunu bir kez daha hatırlatmak isterim.

Ghibli ile yola koyulduğumda onun ihtiraslı şarkısı çınlattı Boğaz yollarını. Turboyu dolu tutup gaza bastığınızda gerçekleşen hızlanmayı tarif etmek gerçekten çok zor. “Trident” deyim yerindeyse ışınlanmayı kanıtlıyor. Arkadan itişli otomobil, müthiş bir dengeyle uzuyor ve gidiyor. Hani otomobil yayıncıları hızlı buldukları her aracı F16 ile birlikte kaldırmak, birlikte fotoğraflamak isterler ya, işte o fantazinin gerçekleştirilmesi gereken asıl otomobil bu yakıcı çöl rüzgarı! Aras ile güzel bir tatil günü, Boğaz’da özel otomobilleriyle keyif yapanlara katıldık. İkimiz de biliyorduk ki en özel otomobilde biz vardık. Modena’da 1992-1996 arası sadece 1157 adet üretilip yeryüzüne salıverilen Ghibli’den kaç tane yaşar durumda kalmış olabilirdi ki? Neler neler geçmedi ki, 1976 model mavi bir SL yanımızdan geçti gitti, Yeniköy’de park edilmiş kırmızı bir 1991 NSX’in yanından biz vınladık, en az üç tane tarihi Vosvos, bir tane dededen kalma Cadillac, bir de Citroen 2CV ile birbirimizi süzdük... Doğrusunu isterseniz yanımızdan geçen her özel otomobilde pek de kasılmadık, gülümseyip birbirimize baktık ve daha bir keyifle gaza bastık..... e-motoring magazine › kasım 2013


ETERNAL Honda NSX (1990-bugün)

Uçak boyalı Japo Honda’nın ortadan motorlu, 17 kat uçak boyalı süper spor otomobili NSX, agresif tasarımı, yüksek motor performansı ve başarılı sürüş özellikleriyle 1990’lardan 2015’e uzanıyor. Ferrari rakibi ilk iki versiyon unutulmaz efsanelerdi ama konsept versiyonda görünen o ki elektrik destekli olacak 3. versiyon da tarihe işlecek.


on Ferrarisi

e-motoring magazine › kasĹm 2013


ETERNAL Honda NSX (1990-bugün)

1990’lar Japonlar için inanılmaz keyifli başlamıştı. Çok satılan halk otomobilleriyle rağbet görmeyen Japon otomobili yoktu, popüler sportif modeller, lüks sedanlar, minivanlar, hatta kamyonetler.. Soruzsunlukları ve düşük yakıt tüketimleri, Avrupalılara göre mantıklı alternatifler olarak görülmelerini sağlıyordu. Spor otomobiller konusunda da birbirini takip ederek aynı rotayı izledi “çekik gözlüler”. Nissan, 300 ZX modelini tanıttıktan hemen sonra Honda da ortadan motorlu NSX’i tanıttığında Japonların fiyakası kelimenin tam anlamıyla 1500 olmuştu! Özellikle yüksek performansları nedeniyle Amerika’da çok rağbet gören bu modeller, zengin müşterilerin aklını çeliyordu. Özellikle Amerika pazarı için üretilen, bununla da kalmayıp uygulanan kotaya karşılık Acura adıyla Amerika üretimi de yapılan NSX, yerli spor otomobil üreticilerinin canını bir hayli sıkmıştı. Japon üreticiler arasında en genç marka olan Honda, aslında dünyanın en büyük motosiklet üreticisi durumunda. Otomobil üretimine 1962 yılında başlayıp kısa sürede S360 roadster ve ardından 2000’li yılların “deli” roadsteri S2000’e esin kaynağı olacak S500 üretimiyle butik otomobil üreimine geçen Honda, 1970’lerla birlikte önce Civic, ardından Accord modelleriyle dünya çapında bir otomobil üreticisi olmayı başarmıştı. Bir Ferrari rakibi olarak NSX üretimi için start 1984 yılında verildi. Honda’nın City modeli temelinde geliştirilmeye başlanan ilk ortadan motorlu arkadan itişli NS-X konseptinin test sürüşleri yine 1984 yılında başladı. Bu arada baika bir departman, arkadan motorlu ve arkadan itişli bir Civic CRX geliştirmekle meşguldü. Bu deneme otomobilinde 2.0 litre 180 HP gücünde bir motor yer alıyordu. Bu arada bir Pininfarina konsepti olan HP-X (Honda Pininfarina Xperimental) de deneniyordu. Anlaşılan Honda, kafayı Ferrari’ye fena takmıştı ve İtalyan aygırıyla biraz oynamak istiyordu. HP-X’in kaputunun altında F2 yarış otomobillerinden alınan bir V6 motoru vardı. Bu ilginç testler, birbirinden farklı çekiş, motor ve tasarım özelliklerine sahip 15 modelin üreti94 › 95 e-motoring magazine › kasım 2013


miyle sonuçlandı. Bunlardan bazılarında 3.0 litre SOHC (üstten tek eksantrikli) V6 motorlar görev yapıyordu. Diğerleri çift turbo beslemeliydi ve V8 motorlarla sanki Amerikan pazarını hedefliyordu. Ama bunların hiçbiri üretilmedi, konsept olarak kaldılar. Plan, bunlardan altyapı olarak yararlanıp en iyisini ortaya çıkarmaktı. Final otomobilin üretimi için bir konsept hazırlanmaya başladı. Suzuka pistinde Japon F1 sürücüsü Satoru Nakajima test sürüşlerinde bizzat yer alıyordu. Son aşamada ise NS-X’in Suzuka testlerinde Ayrton Senna yer alıyordu. Senna, otomobilin rijit şasinden ve viraj performansından çok etkilendiğini ifade ediyordu. 1990’lara gelindiğinde S2000 projesinde önemli rol üstlenecek şef tasarımcı Ken Okuyama ve şef mühendis Shigeru Uehara tarafından geliştirilen ilk NS-X, 1989 yılında Ocak ayında önce Chicago Otomobil Fuarı’nda, ardından Ekim ayında Tokyo Otomobil Fuarı’nda tanıtılırken üretimin 1990’da başlayacağı açıklandı. Gerçi üretim modelinde bazı önemli değişiklikler yapılmıştı ama sonuç olarak e-motoring magazine › kasım 2013


ETERNAL Honda NSX (1990-bugün)

S2000 projesinde önemli rol üstlenecek şef tasarımcı Ken Okuyama ve şef mühendis Shigeru Uehara tarafından geliştirilen ilk NS-X, 1989 Ocak ayında önce Chicago Otomobil Fuarı’nda, ardından Ekim ayında Tokyo Otomobil Fuarı’nda tanıtılırken üretimin 1990’da başlayacağı açıklandı.

Honda ilk süper spor otomobiline kavuşuyordu. Aks mesafesi biraz uzatılırken süspansiyon sistemi ve motor havuzunda bazı geliştirmeler yapılmıştı. NS-X ismi de NSX olarak son halini almıştı. Alman ya da İtalyan spor otomobillere karşı bir alternatifti New Sportscar eXperimental!.. Ferrari 348’e düşük fiyatlı ciddi bir rakip gelmişti. 1991 yılıyla beraber Amerika ve Hong Kong pazarları için Acura markasıyla üretildi.

Projeye ilk başlandığında karoserin çelikten üretilmesi planlanmıştı ama sonradan alüminyum seçildi ve böylece otomobilin ağırlığı 1280 kilograma kadar çekilebildi. Bu özellik, NSX’i tamamı alüminyum monokok gövdeli ilk otomobil yapıyordu. Gövdenin oturtulduğu şasi de tamamen alüminyumdandı. Honda’nın Formula 1’deki tecrübelerinden yararlanılmış ve bazı teknolojiler bu yol yarışçısına uyarlanmıştı; 4 kanallı ABS, elektrikli direksiyon, yüksek devirlerde titreşimi önlemek ve motoru sabitleyebilmek için titancum pimler, elektronik gaz kontrolü ve diğerleri... Öyle

Teknik veriler Motor: DOHC V6 Yerleşim: Ortada enlemesine Hacim: 2977 cc Maksimum güç: 274 HP-7300 d/d Maksimum tork: 288 Nm-5400 d/d Şanzıman: 5/6 ileri manuel/4 ileri otomatik Maksimum hız: 258 km/s 0-100 km/s: 5.9 sn 0-400 km: 13.4 sn U/G/Y (mm): 4394/1803/1168 Aks mesafesi (mm): 2530

96 › 97 e-motoring magazine › kasım 2013

Honda NSX’in sadece gövdesi değil, platformu ve süspansiyon elemanları da alüminyumdan üretilmişti. Bu özelliği onu dünyanın ilk alüminyum otomobili yapmaya yetti.


ki, gövde üzerindeki boya bile 23 aşamada son halini alıyordu. Bu aşamalardan biri de alüminyum gövdeyi korumak için uçaklara uygulanan özel bir katmandı. Alüminyumdan üretilmiş ve enlemesine yerleştirilmiş 3.0 litrelik DOHC (üstten çift eksantrikli V6 motor, silindir başına dört supap teknolojisinin yanısıra Honda’nın sonraki yıllarda efsaneleşecek değişken supap zamanlama sistemi VTEC de yer alıyordu. Otomobilin motorunda titan piston kolları 8300 d/d’lik maksimum devir çevirmeye imkan tanırken ürettiği gücü 5 vitesli manuel ya da 4 vitesli otomatik şanzıman yönetiyordu. Sonradan 6 vitesli bir manuel şanzıman da eklendi. Süspansiyon geometrisini bağımsız alüminyum üçgen çift alt salıncak, helezon yaylar, gaz basınçlı amortisörler tamamlıyordu. Ayrıca önde ve arkada havalandırmalı fren diskleri kullanılıyordu. Honda, kokpit tasarımı için F16 savaş uçağından esinlenilen bu spor otomobilini o kadar önemsiyordu ki, sadece NSX üretimi için AR-GE’sinin bulunduğu Tochigi’de ayrı bir fabrika kurdu. Burada 200 işçi günde 25 NSX üretiyordu. Daha sonra Suzuka’da R&D departmanı yakınlarında da NSX üretimi gerçekleştirildi. Gelmiş geçmiş en sorunsuz süper spor otomobil olarak pek çok adedi 300.000 km’yi geride bırakan Honda NSX, 2002’de eklenen xenon farlar gibi

bazı küçük değişikliklerle başladığı ikinci dönemini 2005 yılında tamamladı. Artık gözler gelecek yıl çıkacak yeni NSX’te. Önde iki elektrik motoru ve ortada benzinli bir motorla ilerleyecek olan yeni NSX’in konsept modeli, Ocak 2012’de Detroit Otomobil Fuarı’nda Acura NSX Concept olarak tanıtılmıştı. Honda NSX’in bu örnek paralelinde bir süper spor otomobil olacağı şüphe götürmüyor. Çevre dostu olacağı açıklanan otomobil, Honda’nın Amerika Ohio’da inşa edilmekte olan Marysville tesisinde üretilecek.

e-motoring magazine › kasım 2013


Motorsporları

Fatih Yurdatapan

Vettel dördüncü kez șampiyon Sebastian Vettel, Formula 1’in bitimine üç yarış kala arka arkaya dördüncü şampiyonluğunu ilan etmeyi başardı. Bu büyük başarıya, Red Bull Racing’in takımlar şampiyonluğunu da ekledi. Hindistan GP’sini kusursuz bir galibiyetle kapatan Alman pilot, böylece Fernando Alonso, Kimi Raikkonen, Lewis Hamilton gibi şampiyonları da mağlup etmiş oldu. Vettel, bu şampiyonlukla birlikte istatistik anlamında Juan Manuel Fangio, Alain Prost gibi pilotların arasına kendi ismini yazdırmış oldu. Diğer yandan Abu Dabi GP’si zaferiyle birlikte arka arkaya 7 galibiyet alan Vettel, Ascari’nin 9 yarışlık rekoruna da yaklaşmaya devam ediyor. Hindistan’da elde ettikleri şampiyonlukta ilginç detaylardan birisi, kutlamalara gelecek yıl F1’e veda edecek olan Mark Webber’in katılmamış olması. Yarışı alternatör sebebiyle erken bitince Webber, zaten arasının iyi olmadığı Vettel’in şampiyonluk kutlamalarında görünmemek için bahane bulmuş oldu.

Super Aguri geri dönüyor Formula 1’de de bir dönem yarıșan ve sempati toplayan Super Aguri takımı geri dönüyor ama bu kez yeni global elektrikli yarıș serisinde mücadele edecek. Efsanevi Japon sürücü Aguri Suzuki pilot olacak ve böylece takımı bu seriye katılan altıncı ekip olacak. Tokyo merkezli ekip, F1 deneyimiyle birlikte büyük bir pazar haline gelen elektrikli otomobil teknolojisini birleștirecek. 88 Grand Prix’de yarıșan Aguri Suzuki, ekibini șekillendirdi ve China Racing ile birlikte Asya merkezli takımlardan birisi olacak. Yarıșlar, 2014 Eylül ayında bașlayacak ve Pekin, Los Angeles, Londra gibi önde gelen dünya ülkelerinde sadece elektrikli açık tekerlekli otomobillerle koșulacak 98 › 99 e-motoring magazine › kasım 2013


Loeb’ün hedefi 2015 Rallide büyük başarılar elde ettikten sonra bu defa WTCC’ye gözünü diken Sebestien Loeb, ilk şampiyonluğun 2015’te gelmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takımdakiler, Loeb’ün ilk yarıştan itibaren galibiyet alabilecek kapasiteye sahip olduklarını belirttiler. Ancak herkesin asıl hedefi 2015’te şampiyonluk elde etmek gibi görünüyor. Farklı kategorilerde farklı başarılar elde eden Loeb, WTCC’ye ilginç bir heyecan katacak. Şimdiden birçok yarış sever, WTCC’nin yeni sezonunu büyük bir heyecanla bekliyor.

Lada’dan önemli atak

k anlaşmaya Rob Huff, Lada takımı ile iki yıllı 2014 WTCC şampiyonası için ra Seat’a son ve nluğu Chevrolet ile alan imza attı. 2012 yılında şampiyo Bu yıl , yine ilginç bir hamle yaptı. şaşırtıcı bir geçiş yapan sürücü WTCC tarihinde sürücü 24. galibiyetini alarak şampiyonluğunu koruyamayan uştu: “Lada’nın Huff, 2015 için de umutlu kon ikinci sırayı almasını sağladı. ve ön sıraya ilemişti. Giderek gelişiyorlar birkaç yıldır yaptıkları beni etk n yeni için büyük bir açlığı var. Lada’nı yaklaşıyorlar. Onlar kazanmak .” cı olacağım için çok mutluyum otomobilini geliştirmeye yardım 5’te 201 ıca ayr a, mobil hazırlayan Lad 2014’te yeni kurallara göre oto piste çıkmaya hazırlanıyor. tamamen yeni bir otomobille

Lotus’ta Raikkonen krizi var Kimi Raikkonen, Abu Dabi GP’sine çıkmak için zorla ikna edildi. Takımla finansal problemleri olduğu bilinen ve gelecek yıl için Ferrari takımıyla anlașan Raikkonen, Abu Dabi GP’sine çıkmama kararı almıș; fakat son anda takım tarafından ikna edilmiști. Daha sonra detaylar ortaya çıkınca Kimi’nin uzun süredir maașını alamadığını ve alacaklarının 15 milyon doların üzerine olduğu öğrenildi. Finansal olarak belirli bir ödeme planında anlașan Lotus ve Kimi, böylece son yarıșa kadar ortaklıklarına devam edecek. Diğer yandan Lotus’un uzun zamandır beklediği sponsorluk anlașmasının da imzalandığı öğrenildi. Bu da takıma önemli bir para akıșı sağlayacak. e-motoring magazine › kasım 2013


Motorsporları

Fatih Yurdatapan

Spies yarıșlara veda ediyor Ben Spies, geçirdiği bazı ciddi sakatlıklarından ardından tam olarak forma girememesinden dolayı 29 yaşında motosiklet yarışlarına veda edeceğini açıkladı. Ducati’nin fabrika destekli Ignite Pramac Racing Team ile iki yıllık sözleşmesi bulunuyordu fakat sağ omzundaki sakatlık nedeniyle sezonun büyük bölümünü kenarda geçirdi. Bu kaza ise 2012 Malezya GP’sinde yaşanmıştı. Pramac ile yarışmaya başlasa da işler yolunda gitmedi. Indianapolis Grand Prix’sinin antrenmanlarında yaşadığı kaza onu daha fazla sıkıntıya soktu. 2014 sezonu için fiziksel anlamda soru işaretleri varken Spies bırakma kararını açıkladı: “Ducati’de umutlarım büyüktü. Bu zor yıl boyunca beni çok desteklediler ve tam olarak istenileni veremediğim için çok üzgünüm. Yine de bu seviyeye geleceğimi asla hayal etmemiştim. Diğer yandan bırakıyor olmak da büyük bir üzüntü…”

GP2’nin șampiyonu belli oldu GP2 şampiyonası, her zaman yetenek avcıları tarafından dikkatle izleniyor. F1’e en yakın seri olan ve bir adım öncesi olarak görülen GP2 şampiyonası, Abu Dabi’de son buldu. Genç pilotların yakın mücadelesi, sonuç olarak İsviçreli Fabio Leimer’in şampiyonluğuyla bitti. 201 puanla Sam Bird’ü mağlup eden Leimer toplamda 3 zafere imza attı. Daha istikrarsız yarışan Sam Bird’ün ise 5 zaferi bulunuyor. 2011’de Sauber ile F1 testine çıkan Leimer için henüz F1 konuşulmuyor. Ancak bu seriden F1’e adım atan Lewis Hamilton, Nico Rosberg, Romain Grosjean, Nico Hulkenberg, Pastor Maldonado gibi sürücüler oldu.

McLaren 2014 kreasyonu hazır! eşlik edecek ikinci pilot Sergio Perez olacak. Kulislerde Fernando Alonso, Nico Hulkenberg ve Kevin Magnussen’in adının geçmesine karşın 23 yaşındaki Meksikalı pilot adını yazdırmayı başardı. Sezonun son yarışı olan Hindistan’da beşinci olarak sezonun en iyi Formula 1’de gelecek sezonun hazırlıkları

derecesini yapan Perez’in yeni takımıyla

tam gaz sürüyor. McLaren gelecek yıl F1

kontratı, geçen sezondan uzanan spon-

otomobillerini kullanacak pilotları belirledi

sorluk

bile. Zorlu Grand Prix’lerde Jenson Button’a

açıklanacak.

100 › 101 e-motoring magazine › kasım 2013

anlaşmalarının

tamamlanmasıyla


Șampiyonlar Yarıșı’na bir kadın Williams F1 takımının geliştirme pilotu olan Susie Wolff, Aralık ayında yapılacak Şampiyonlar Yarışı organizasyonuna katılan ilk kadın sürücü olacak. David Coulthard ile birlikte aynı ekipte yer alacak olan Wolff, Team GB adına Bangkok’taki Rajamangala Stadyumu’nda mücadele verecek. Şampiyonlar Yarışı her ne kadar eğlence amaçlı olsa da, önemli sürücüleri burada görmek mümkün. F1 efsanesi Michael Schumacher’in yanı sıra WRC şampiyonu Sebastien Ogier, dokuz kez Le Mans kazanan Tom Kristensen ve dört kez V8 Süper otomobil şampiyonasını alan Jamie Whincup bu sene yarışta yer alacak. Wolff yaptığı açıklamada sevincini ve heyecanını dile getirdi: “Şampiyonlar Yarışı’na davet edilen herkes bundan mutluluk duyar. Otomobillerin başa baş ve bu kadar yakın mücadele ediyor olması harika. Farklı otomobillerle farklı mücadeleler var. Hiç kolay bir yarış olmayacak.” 2013 yarışında bireysel olarak şampiyonayı Romain Grosjean kazanmıştı; ülkeler bazında ise bunu 2007’den beri Schumacher ve Vettel kazanıyor.

Kobayashi özür diledi

Sigara içerken fotoğraflanan Toyota ve Sauber takımlarının eski sürücüsü Kamui Kobayashi özür diledi. Tam Formula 1’e geri dönebilmeyi ümit ederken Japon dedikodu gazetesi Friday’de “kimliği belirsiz bir kadınla” birlikte sigara içerken fotoğrafları yayınlanan Kobayashi’nin ha-yalleri yıkılıverdi. 27 yaşındaki pilor “bir sporcuya yakışmayan” davranışından duyduğu utancı ifade ederken düşüncesizle davrandığını itiraf etti. Halen Ferrari için GT yarışlarında yer alan Kobayashi, bu tür davranışların tekrarlanmayacağının garantisi verdi.

e-motoring magazine › kasım 2013


E-motoring | E-dergi 10.sayı  

E-motoring | E-dergi 10.sayı

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you