Page 1

NISIMAZINE

KARS

#7 13.11.08

A special magazine published by NISI MASA, European network of young cinema

NISI MASA Avrupa Gençlik Sinema Ağı’nın özel festival gazetesi

GÜNÜN FİLMİ / FILM OF THE DAY

RÖPORTAJ / INTERVIEW HANNES STÖHR

ÜÇ MAYMUN / THREE MONKEYS

1999 yılında Berlin Film Akademisi (DFFB)'den mezun olan Hannes Stöhr Alman başkentini konu alan üç film yönetti. Berlin Almanya’dadır adlı filmi festivalde gösterildi.

NURİ BİLGE CEYLAN

IGraduated from the Berlin Film Academy (DFFB) in 1999, Hannes Stöhr directed three films dealing with the German capital. His film Berlin is in Germany is screened at the festival. Neden şimdiye kadar Berlin bütün filmlerinizin merkezinde oldu? Şimdi üç uzun metrajlı filmime baktığımda, önceden tasarlanmamış bir üçleme oluşturduklarını düşünüyorum. Bunu yakın zamanda keşfettim. Berlin Almanya’dadır Berlin'i bir yabancının bakış açısından gösterirken, One Day in Europe Berlin'i Avrupa bağlamında betimliyor, Berlin Calling ise içeriden bir bakış.

Üç Maymun’da büyüleyici olan, suçluluk duygusunun bir karakterden diğerine geçmesi ve fedakarlık arzusunun yönlendirdiği eylemlerin tam tersi etkilerle, tamamen beklenmeyen ve kontrol edilemeyen şekillerde sonuçlanması. İçlerinde kabul edemedikleri açıklanamaz yönü ‘üç maymun’ gizliyor ve bu yüzden hem birbirlerine hem de başkalarına yalan söylüyorlar. Nuri Bilge Ceylan’ın onu Türk toplumunun maçoluğuna çıkışmaktan alıkoymayan mizanseni, eylem kurallarını ve insan mizacını sistematikleştirmeyi hedefliyor. Bir çok sekansta: oğlun gömleğini değiştirmek için eve geri gelişinde yada babanın hapishaneden dönüşünde olduğu gibi bir eylemin beklenmesi ve gerçekleşmesi arasındaki bu gerilim var. Ceylan, neredeyse ruhun meteorolojik ızdırabını ve hiç bir şeyin planlandığı gibi gitmeyeceğini -binlerce kez planlanmış bir durumun öngörülemeyeceğini- anlatmanın başka bir yolunu filme alışında hiçbir zaman bu denli açık ve duyarlı olmamıştı.

Against a film noir canvas, Nuri Bilge Ceylan has constructed a family drama based on lies. Upon the promise of money, the chauffeur of a politician bears the responsibility for a road accident which was caused by his boss. Condemned to a prison sentence, he thus abandons his wife and son. Left to their own devices, his loved ones seem isolated from the rest of the world in the apartment they live in, nevertheless open to the four winds of Istanbul and to its sounds, facing the sea and bordering a railway line. What is fascinating about Three Monkeys is how the feeling of guilt circulates from one character to another, and how the actions, dictated by a desire for generosity, result in opposite effects, completely unexpected and uncontrollable. Incapable of accepting the unexplained part in them, the ‘three monkeys’ bury it, thus lying to themselves and to others. Nuri Bilge Ceylan’s mise en scene intends to systematise the rules of action and human temperaments – which does not prevent him from grazing up against the machismo of Turkish society along the way. Many sequences function on this tension between the anticipation of an action and its realisation, as when the son goes back to the apartment to change his shirt, or during the father’s return from prison. Ceylan has never been so precise and sensitive when filming the almost meteorological torments of the soul, another way of saying that nothing ever happens as planned - a situation envisaged a thousand times cannot be foreseen.

Matthieu Darras

Peki yeni filmin Berlin Calling ne hakkında? Berlin'in acayip bir parti kültürü var. Reggae, Kingston town için ne ise, bugünün Berlin'inde elektronik müzik de öyle. Filmin başkahramanı, Berlin-Lichtenberg banliyosunde büyüyen Paul Kalkbrenner tarafından canlandırıldı. Ünlü bir elektronik müzik sanatçısı, dünyanın her yerinde müziğini yapıyor. Berlin'in içinden konuşan da temelde onun müziği.

What was the main reason behind Berlin is in Germany? Well the main reason for making a film is always fascination for a person. In this case, it was the unique situation of the main character: Martin went into prison before the wall came down in 1988 and was released to unified Germany in the year 2001. He hardly recognizes East Berlin, knows the new reality only from his TV. This character works like a mirror for all the changes of Berlin, makes the change visible. With the fall of the Berlin wall the reality of Germany changed from one day to another. And what is Berlin Calling, your new film, about? Berlin has a strange party culture. Electronic music is to the Berlin of today what reggae is to Kingston town. The main character of the film is played by Paul Kalkbrenner, who grew up in the suburb of Berlin-Lichtenberg. He is a famous electronic musician, he plays his music everywhere in world. Basically it is his music which tells us about the view from within Berlin.

Mario Kozina

GÜNÜN FOTOĞRAFI / PICTURE OF THE DAY

Zeynep Gizem Küçükaksoy

Nuri Bilge Ceylan, bir film noir çerçevelendirmesine girişmeden, yalanlara dayalı bir aile dramı inşa ediyor. Bir politikacının şoförü, patronunun yaptığı trafik kazasının suçunu para vaadi karşılığında üstlenir. Hapis cezasına çarptırılır, böylece karısını ve oğlunu yalnız bırakır. Kendi hallerine terk edilen sevdikleri, İstanbul’un dört rüzgarına ve seslerine açık, denize karşı bir demiryolunun kıyısında, yaşadıkları dairede dünyanın geri kalanından izole olmuş gibidirler.

‘Berlin Almanya’dadır’ arkasındaki temel neden neydi? Bir film çekmenin arkasındaki temel neden her zaman bir kişiye karşı duyulan ilgidir. Bu filmde ana karakterin benzersiz durumu: Martin 1988'de, duvar yıkılmadan önce hapse girip 2001 yılında birleşmiş Almanya'da tahliye oluyor. Doğu Berlin'i hemen hemen hiç tanımıyor, gerçekliği sadece televizyondan biliyor. Bu karakter Berlin'in tüm değişiklikleri için bir ayna işlevi görüyor, değişimi görünür kılıyor. Berlin duvarının yıkılmasıyla Almanya gerçekliği günden güne değişti

Why has Berlin been at the centre of all your films so far? When I see now my three feature films I think they form an unintended trilogy. I found out about this recently. Berlin is in Germany shows Berlin from an alien perspective, One Day in Europe describes Berlin in the European context, and Berlin Calling is the view from within.


KRİTİK / REVIEW CANLANDIRMA FİLM ATÖLYESİ ANIMATION WORKSHOP Kars’taki kent konseyinin havası bu sabah değişti. Çevrilen sayfaların sesi duyuluyor çünkü onbir ilkokul öğrencisi canlandırma atölyesine başlıyor. Hollandalı animasyoncu Petra Dolleman ve Türkiyeli asistanı Hasan Cemal Sargın rehberliğinde, çeşitli örnekler kullanılarak animasyonun temel ilkeleri çocuklara gösteriliyor. Dersin başlangıcında dağıtılan şekerler üretimi cazip kılan objeler gibi görünüyor. Kağıt, oyun hamuru, marker ve değişik çeşitlerdeki figürler gösteriyor ki bir canlandırma filmi kolaylıkla ve ucuza yapılabilir. Kendisi de bir anne olan Petra Dolleman verdiği eğitimde pedogojiyi ve yaratıcılığı birbirleriyle kaynaştırıyor. Ona göre hikaye üretmenin doğru ya

da yanlış yolu diye birşey yok. Bir defter üzerine çizilen canlandırma örnekleriyle çocukları motive ediyor ve böylelikle kendi kendilerine cizgi film yapmalarının yolunu açıyor. Bu atölye bu festival boyunca üçüncü kez yapılıyor ve şimdiden kendine hevesli izleyiciler buldu bile… The atmosphere around the Kars city council has changed this morning. The sound of pages being turned is heard as eleven primary school pupils start their animation workshop. Under the guidance of Dutch animator Petra Dolleman and her Turkish assistant Hasan Cemal Sargin, the basics of animation are introduced to the children using several examples. Candies are

given at the beginning of the class: it appears to be an appealing object in order to create. Paper, modelling clay, marker pens, and different kind of figures, demonstrate how easily and cheaply animation can be made. As a mother herself, Petra Dolleman mixes pedagogy and creativity in her instruction. For her, there's no right or wrong way to create stories. With examples of animations made on a notebook, children get inspired by the movement in order to invent cartoons themselves afterwards. The workshop is being done for the third time during the festival; it has definitely found its enthusiastic audience. Johanna Kinnari

MERCEK / FOCUS TEK PLAN FİLMLER ONE-TAKE FILMS “Tek bir plan herşeyi anlatır”; tek plandan oluşan filmlerin felsefi dayanağı. Kayıt düğmesine bastığınız andan kayıdı bitirdiğiniz ana kadar bir hikaye anlatılmalıdır; artık herhangi bir hata yapma ihtimali ya da ikinci bir şansınız yoktur. Görünüşe göre bu kavram kurgunun rolünü ortadan kaldırıyor: kesme, eritme, açılma, kapanma ya da başka herhangi bir geçiş unsurunu kullanamazsınız. Bu aynı zamanda film yapımında bir meydan okuma, zor bir görev ve oldukça heyecan verici bir olanak… Bu fikir yeni bir fikir olmak dışında herşey, dünyanın ilk hareketli görüntüsü olduğu düşünülen “Lumière fabrikasından çıkan işçiler” filmi sadece tek bir plandan oluşuyordu. İyi bir tek plan film çekebilmek için estetiğe hakim olmanız, oyunu iyi yönetmeniz ve herşeyden önemlisi anlattığınız hikayenin tutarlığını yitirmemeniz gerekir. Bu konuda farklı pek çok teknik vardır. Genellikle seçim steady cam ya da dolly kullanmaktan yana olsa da kullandığınız metot tamamen değişebilir. Kars’ta gösterilen Tek Plan filmler bu konuda iyi örnekler… Slurpin & Co koreografik bir kısa öykü ve bir ofisteki bir günü anlatıyor (Katrin Ólavsdottir, İzlanda, 1997). Bu filmde amaç perspektiflerle oynayarak, gölgelerle ve giren çıkan görüntülerle eylem kendi kendini yönetirken kamerayı aynı sabit dönüş ekseninde tutmak. Şafak Sökmeden’de bir hikayeye tanıklık eden seyyar bir kamera var (Bálint Kenyeres, Macaristan, 2005). Bu filmde ne diyalog, ne müzik, ne özel efekt, ne de şok edici şiddet var; ve sadece bir yakın plan var. Vertigo Etkisi’nde ise tamamen farklı bir yaklaşım söz konusu; bu deneysel film bir ormana ve bizim ona ilişkin olan algılarımıza dair görsel etkileri araştırıyor (Johann Lurf, Avusturya, 2007). Tahrif edilmiş hız, yaklaşma ve uzaklaşmalar ortaya çıkan sonucu inandırıcı kılıyor. Bu konudaki sonsuz olasılıkları

anlamak konusundaki en iyi örnek ise bu güne kadar yapılan en uzun tek plan film olan Rus Hazine Sandığı’dır (Aleksandr Sokurov, Rusya, 2002). 96 dakikalık bu müthiş film, ikibin kişilik güçlü oyuncu kadrosuyla, Hermitage Müzesi’nin otuz üç odasında geçen Rusya tarihinden üç yüz yıllık bir zaman diliminin anlatıldığı, ve üç ayrı canlı orkestra ile çok özgün bir şekilde çekilmiştir. Bu filmin etkileyiciliği bize durmaksızın çekim yapmanın ne kadar karmaşık bir mesele olduğunu farkettirmesi ölçüsünde artmaktadır. Bu konuyu harika bir biçimde kavramış olanlar arasında NISI MASA’nın Kars’ta gerçekleştirmekte olduğu, festivalde de gösterimleri yapılan, Tek Plan Atölyesi katılımcıları da var… Katılımcılar kayıp çekimler, aktöre bağlı aksaklıklar, set sırasında yaşanan gerçeküstü bir tesadüf olan araba kazası gibi durumlar sırasında bu işi yapmanın ve başarılı olmanın ne kadar zor bir tecrübe olabileceğini deneyimliyorlar. Bu konuya ilgi duyanlar için Hırvatistan’ın Zagreb şehrinde tek plan filmlerden oluşan bir yarışma bölümü bulunan ve her yıl düzenlenen bir festival bulunuyor. (www.onetakefilmfestival.com) One shot says it all: this is the philosophy behind one-take films. From the minute you start the camera to the moment you switch it off, there are no second chances, no mistakes to be made, and a story must be told. The concept eliminates the apparently essential role of editing in films: you’re not allowed to cut, dissolve, fade in/out or make any other kind of transition. This makes it at the same time a challenge, a hard task and a very exciting possibility in filmmaking. The idea is anything but new: “Workers leaving the Lumière factory” (1895),

considered by many as the first real motion picture, was shot in only one take. To make a good one, you must master the aesthetics, control the action and above all not lose the consistency of the story you are telling. There are many different techniques. Whereas usually the choice is using a steady cam or dolly, the method you use varies completely. The One Take Films Section shown in Kars serves as a good example. In Slurpin & Co, a choreographic short story portraying a day at the office (Katrin Ólavsdottir, Iceland, 1997), the decision was to keep the camera turning around the same axis of rotation while the action moved itself, playing with perspectives, shadows and in-and-out appearances. In Before Dawn (Bálint Kenyeres, Hungary, 2005), it is the travelling camera which witnesses the story. There is no dialogue, no music, no special effects, no shock-value violence, and only one close-up. A completely different approach is used in Vertigo Rise (Johann Lurf, Austria, 2007), an experimental film exploring the visual effects of a forest and our perceptions of it. The altered velocity and the zoom in/zoom out are what makes the result convincing. One of the best case studies for understanding the endless possibilities is the brilliant Russian Ark (Aleksandr Sokurov, Russia, 2002), the longest one-take movie ever made so far. With a 2000-strong cast, telling 300 years of Russian History in 33 rooms at the Hermitage Museum, and with 3 live playing orchestras, it is a beautiful 96-minute uniquely-shot movie. Its impressiveness is enhanced by the difficulty of the continuous shooting, which makes us realize how complicated it must be to commit to this style of filming. The ones understanding this perfectly

right now are the participants of the NISI MASA One-Take Workshop which has been happening in Kars – the resulting films are being screened at the festival. Between lost shots, one-actorruins-it-all experiences and carscrashing-in-the-middle-of-the-set surreal occurrences, they’re experiencing how hard it can be to achieve a successful feature. For aficionados of the theme, there is one focused festival (www.onetakefilmfestival.com) which holds a single-shot film competition, held every year in Zagreb, Croatia. Joana Pinto Correia

A gazette published by the association with the support of the Festival on Wheels - Gezici Festival. EDITORIAL STAFF Editor-in-chief Matthieu Darras Editorial secretary Mirtha Sozzi, Esra Demirkıran Turkish editor Zeynep Güzel English reviser Jude Lister Layout Cihan Önder Responsible of the publishing Doğu Akal Contributors to this issue Johanna Kinnari, Joana Pinto Correia, Zeynep Gizem Küçükaksoy, Matthieu Darras, Mario Kozina NISI MASA 10 rue de l’Echiquier 75010 Paris France Tel: +33 (0)1 53 34 62 78 europe@nisimasa.com www.nisimasa.com

Nisimazine Kars #7  

NISI MASA daily film festival publication at the European Festival on Wheels (Kars, Turkey)

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you