Page 1

NISIMAZINE

KARS

#2 8.10.08

A special magazine published by NISI MASA, European network of young cinema

NISI MASA Avrupa Gençlik Sinema Ağı’nın özel festival gazetesi

GÜNÜN FİLMİ / FILM OF THE DAY

RÖPORTAJ / INTERVIEW LUDMILA CVIKOVA

SKHIZEIN JEREMY CLAPIN Ludmila Cvikova, Uluslararası Rotterdam Film Festivali’nin (IFFR) program yapımcılarından. Kars’ta ise yeni Türk filmi projeleri arıyor… Ludmila Cvikova is a programmer for the International Rotterdam Film Festival (IFFR). In Kars, she's scouting new Turkish film projects. Kars’a ne için geldiniz? Son yıllarda Türk sinemasında süregiden ve olumlu olduğunu düşündüğümüz gelişmeler olduğundan 2009 yılı boyunca, IFFR olarak, bu fenomene özel bir ilgi göstermeye karar verdik. Dolayısıyla ismi ‘Genç Türkler’ olan tematik bir program hazırladık. Kars’taki Türk programına gelince, gösterimdeki filmleri iyi biliyorum. İşleri post-prodüksiyon aşamasında olan film yapımcıları ve prodüktörlerle tanışmak ise benim için daha ön planda.

Bir gün kendini kendinden 92 santimetre uzakta bulur Henri. Etrafindaki şeyleri yakalayabilir ama aradaki boşluk yüzünden kendi düşüncelerine ve zihnine ulaşamaz. Kendisine çarpan 150 tonluk göktaşından bahsettiğinde, terapisti, “Sonucta önemli bir hasar yok öyle değil mi?” diye sorar. Henri kendisinden yaklaşık bir metre uzaklasmış olarak yaşamayı kabullenmeye karar verir. Gayretle bütün yolları dener. Tekrar bir göktaşının kendisine çarpması gerektiğini farkettiğinde bunu gerçekleştirmek için işe koyulur. Fakat maalesef yeterince detaylı bir hesaplama yapamamıştır ve şimdi de ‘75 santimetre’ sorunu ile karşı karşıyadır… Yönetmen Jérémy Clapin, ikinci kısa animasyonu Skhizein’da, ustaca tasarlanmış çizimleri, cazip hikaye anlatımı ve melankolik müzik kullanımıyla bize Henry’nin hala orada, ama tam olarak olması gereken yerde olmadığını anlatıyor. Henry’nin sorunu, filmde de değinildiği gibi insanların % 1’inin başına gelebilir, ancak bu hikaye, bir insana göktaşı çarpmasıyla ilgili bir talihsizlik öyküsünden ibaret değil. Bu aynı zamanda, gürültü yapmak daha çok işe yarasa bile, sessiz kalıp, içinde bulunduğu duruma alışmaya çalışan insanların öyküsü.

Henry, 91 centimetres away from Henry. As a story, it is both funny and tragic. As a real experience, it is simply something with which one has to find ways to deal with. And Henry is doing just that... One day, he finds himself 91 centimetres away from his own self. He is able to catch things around him, but cannot reach his own thoughts, his mind, because of the separating space. “There were no actual damages after all, is that right?” asks his therapist, while he explains about the 150 tons of meteoroid that struck him. Henri decides to get on with his life by just accepting that he has slipped away from himself by around a metre. Even so, he tries all his chances. When he realises that he could be hit by another meteoroid, he tries hard to make this possibility real. But unfortunately this time, his calculating is not precise enough, since now there is a new '75 centimetre' problem he has to consider… With his well-designed drawings, engaging storytelling and melancholic music, Jérémy Clapin, the director of Skhizein - which is his second short animation - tells us that Henry is still 'there', although he is not exactly at the point where he should be. Henry’s problem, which, as mentioned, can be experienced by 1% of people, is not only an unfortunate story about a meteoroid crashing onto somebody. It is also a nice example of people who keep quiet and decide to get used to their new situation when there is no way out, even though making noise is sometimes more valuable.

Esra Demirkıran

Yaklaşmakta olan IFFR için sizin kişisel keşfiniz var mı – bir film ya da yönetmen? Keşif olmasa bile, Nuri Bilge Ceylan’ın işlerine duyduğum hayranlığı sayabilirim. Yakınlarda auteur sinemanın artık bittiğini savunan bir film eleştirmeniyle konuşuyordum. Ceylan’ın işleri bunun bitmediğini kanıtlıyor. Ne büyük bir sanatçı ve ne heyecan verici başyapıtlara imza atıyor!

Could you mention some common tendencies in recent Turkish cinema? Well, to draw some more elaborate conclusions, you will have to wait a bit longer. What we can say for sure is that the young filmmakers are coming with daring new projects. They try to bring original themes and in my opinion manage to free themselves from traditional filmmaking. Do you have a personal discovery for the upcoming IFFR edition – a film or director? If not a discovery, then my personal admiration for the work by Nuri Bilge Ceylan! Lately I had a conversation with one film critic who was telling me that auteur cinema does not exist any more. Ceylan's work proves it does. What an artist and how breathtaking the masterpieces he makes! Mariana Hristova

GÜNÜN FOTOĞRAFI / PICTURE OF THE DAY

Zeynep Gizem Küçükaksoy

Henry, Henry’den 91 santimetre uzakta... Hikaye olarak hem eğlenceli hem trajik... Gerçek bir deneyim olaraksa kişinin nasıl başa çıkacağını bulması gereken bir mesele... Henry de tam olarak bunu yapar...

Son dönem Türk sinemasındaki ortak eğilimlerden biraz bahsedebilir misiniz? Aslında, daha ayrıntılı bir kanaate varabilmem için, biraz daha beklemeniz gerekecek. Ancak genç film yapımcılarının cüretkâr bir şekilde yeni projelerle ortaya atıldıklarını kesin olarak söyleyebiliriz. Özgün temalar işliyorlar ve benim fikrime göre kendilerini geleneksel sinemacılıktan sıyırmayı başarıyorlar.

What explains your presence in Kars? As we can see a constant and positive development of Turkish cinema in the last few years, we have decided to pay special attention to this phenomenon during the IFFR 2009. The thematic programme will be called 'Young Turks'. As for the Turkish programme in Kars, I'm well-acquainted with the present films. I am more interested in meeting filmmakers and producers whose works are now in post-production.


KRİTİK / REVIEW TURNE / THE TOUR GORAN MARKOVIC Turne, 90’larda yaşanan eski Yugoslavya sorununa Sırp’ların perspektifinden yaklaşan yenilenmiş bir yorum… Savaşın en amansız zamanı olan 1993 yılında, Belgradlı aktörlerden oluşan gamsız bir kumpanya her zamankinin aksine tiyatro kahvesinde briç oynamak yerine taşrada bir tura çıkarlar ve kolay yoldan para kazanırlar. Beklenmedik bir şekilde kendilerini Hırvat, Bosnalı ve Sırp milislerin arasındaki sıcak savaşın tam ortasında bulurlar. Trajik durumlarla renklendirilmiş kara mizah yoluyla onlar, sadece Sırp ulusal “kahramanları”nın zalimliğine tanık olmakla kalmaz, yerelde yükselmiş olan milliyeçiliğin toptan gülünçlüğünün de farkına varırlar. Goran Markovic’in bu son filmi Sırp Sineması’ndaki önemli bir değişime

işaret etmektedir. Bu değişim sahte vatanseverliğin arkasına gizlenen dar bakış açısından, olayların kendisiyle belirli bir mesafe almaya yetecek kadar zamanın da geçmesiyle, gerçekte ne olduğuna dair ciddi bir güncel değerlendirmeye doğrudur. The Tour is an updated Serbian interpretation of the Yugo conflict in the 90s. During the hardest time of the war in 1993, a torpid company of Belgrade actors leave their everyday bridgeplaying at the theatre café to make a tour around the country and earn some fast money. Unexpectedly they find themselves in the heart of the battle, performing from front to front and tossed

between Croatian, Bosnian and Serbian fighters. Through some black-humour coloured by tragic situations on the road, they not only become witnesses of the Serbian national 'heroes'’ cruelty but realize the whole absurdity of the local inflated nationalism. Goran Markovic’s latest film makes a necessary turn for Serbian cinema: from the narrow point of view hidden behind fake patriotism to a sober contemporary estimation of what happened, distanced enough in time from the events themselves. Mariana Hristova

MERCEK / FOCUS ELİO PETRİ VE YOLDAŞLARI ELİO PETRİ AND HIS COMPANIONS

Santis, one of the main figures of the neorealist movement. De Santis and Petri would work together many times, which eventually gave Petri the opportunity to shoot his first feature film.

The Assassin (1961), konformist ve sınıf atlamaya çalışan, tipik bir Romalı’nın kendini bir cinayete bulaşmış halde bulmasının hikayesidir. Film daha o zamandan beri Petri’nin üzerine düşündüğü temel konuyu göstermektedir: İktidar ve ona duyulan tüketici sevgi; yönetenler ve yönetilenler arasındaki, tüm karakterleri etkisi altına alan, neredeyse cinsel bir nevroz kadar erotik ilişki. 1967’deki We Still Kill the Old Way ona Cannes Film Festivali’nde en iyi senaryo ödülünü ve en önemlisi, ismine ve sanat yaşantısına herşeyden çok damgasını vuracak iki kişiyi senarist Ugo Pirro ile oyuncu Gian Maria Volonté’yi getirmiştir.

Gian Maria Volonté'nin mükemmel bir şekilde somutlaştırdığı tüm bu şeyler, politik sinema hakkında konuştuğumuzda, günümüzde vazgeçilebilir olan sonsuz maskeler yaratıyor. Film eleştirmeni Alfredo Rossi, "Volonté Petri'nin ellerinde bir Stradivari'ye dönüşüyor" der. Volonté’nin en zorlayıcı iki performansı son derece zıttır: Investigation of a Citizen Above Suspicion'da, sevgilisini öldüren ama kuruma zarar gelmemesi için cezalandırılmayan bir polistir (bu film en iyi yabancı film dalında Oscar kazandı). The Working Class Goes to the Heaven'da ise kendini politik mücadelenin içinde bulan bir fabrika işçisini canlandırır. Bu kusursuz anti-kahraman, sol cenah tarafından çok ağır eleştirilmiş, fakat aynı zamanda Romalı yönetmenin sağduyu ve bağımsızlık konusunda neler yapabileceğini bir kez daha herkese göstermiştir. Petri 1982 yılında 53 yaşında öldü. Filmleri her ne kadar geçtikleri yıllarda yaşanmış olaylar üstüne kurulu olsa da güncelliğinden birşey kaybetmemiştir. Bu, açıkça onun dehasının ve aynı zamanda İtalya’da iktidarın kendini yeniden üretmesinin değişmez bir işaretidir. Not only was Elio Petri a brilliant and original director, he was also a typical figure amongst the Italian intellectual scene of the 70s. Many companions crossed his path, but three are not to be forgotten: De Santis, Pirro, and Volontè.

Militan bir gazeteci olan Ugo Pirro, Petri’nin tamamen politik sinemaya girmesini sağladı: hem sahte hem de gerçek hayatlara sahip politikacılara, ritueller karnavalına, tapmaya ve nefret etmeye, demokrasilere ki özellilkle İtalya’da olduğu gibi kusurlu olanlara, sonradan halk erdemlerine dönüşen kişisel saplantılara.

In 1946 Elio Petri was just 17, but he took part in the referendum for Italy to choose between democracy and monarchy. At that time, he was already a year into his journalistic career. By 1949 he had become a film critic for L’Unità, the Italian Communist Party newspaper. His activism led to an important encounter with Giuseppe De

All of these things Gian Maria Volontè embodies perfectly, creating everlasting masks that are now indispensable when we talk about political cinema. “Volontè becomes a Stradivari in the hands of Petri”, the film critic Alfredo Rossi used to say. His two most challenging performances are extreme opposites. In Investigation of a Citizen above Suspicion he is a policeman who kills his lover and doesn’t get punished because that would subvert the establishment (the film won the Academy Award for Best Foreign Film). In The Working Class goes to Heaven he plays a factory worker who finds himself getting into

Elio Petri parlak ve özgün bir yönetmen olmasının yanı sıra, 70'lerin İtalyan entelektüel sahnesinde de belirgin figürlerden biriydi. Birçok yoldaşıyla yolu çakışmıştır fakat bunlardan üçü unutulmamalıdır: De Santis, Pirro ve Volontè. 1946'da Elio Petri henüz 17 yaşında olmasına rağmen demokrasi ile monarşi arasında seçim yapacak olan İtalya'daki referandumda yer aldı. O zamanlar sadece bir yıllık gazetecilik deneyimi vardı. 1949 yılında İtalyan Komünist Partisi’nin dergisi L' Unita’nın film eleştirmeni oldu. Politik faaliyetleri ona neorealist hareketin en önemli figürlerinden biri olan Giuseppe De Santis ile karşılaşma olanağı verdi ve birlikte çalıştıkları uzun yıllar Petri’ye ilk filmini çekme fırsatını sağladı.

The Assassin (1961) tells of a typical, conformist social climber from Rome who finds himself embroiled in a murder. The film already shows the main issue Petri always reflected on: power and the consuming love of it; the relationship almost erotic, as sexual neuroses burden all of his characters - between the rulers and the ruled. We still Kill the Old Way in 1967 brought him the award for Best Script at the Cannes Festival and most importantly the two encounters that would mark his name and artistic life more than anything else: screenwriter Ugo Pirro and actor Gian Maria Volontè. Ugo Pirro, a militant journalist, led Petri fully into political cinema: to the politicians with a façade and a real life, the carnival of rituals, worship and hate which are so typical to democracies, especially those as imperfect as the Italian one. Power and the lack of it, personal obsessions that turn into public virtues.

Working Class Goes to Heaven

political fights. This character, the perfect anti-hero, was heavily criticised by leftist circles, but once and for all showed the lucidity and independence that the Roman director was capable of. Elio Petri died in 1982, aged 53. Even if his films came from the specific events of the years during which they were shot, they are still extremely fresh. This is certainly a sign of his talent, but also of the immovable way power reproduces itself in Italy. Marta Musso

A gazette published by the association with the support of the Festival on Wheels - Gezici Festival. EDITORIAL STAFF Editor-in-chief Matthieu Darras Editorial secretary Mirtha Sozzi, Esra Demirkıran Turkish editor Zeynep Güzel English reviser Jude Lister Layout Cihan Önder Responsible of the publishing Doğu Akal Contributors to this issue Esra Demirkıran, Mariana Hristova, Marta Musso, Zeynep Gizem Küçükaksoy NISI MASA 10 rue de l’Echiquier 75010 Paris France Tel: +33 (0)1 53 34 62 78 europe@nisimasa.com www.nisimasa.com

Nisimazine Kars #2  

NISI MASA daily film festival publication at the European Festival on Wheels (Kars, Turkey)

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you