Page 1


BAŞLARKEN / EDITOR’S NOTE Natura Yayın Kurulu Başkanı Chairman of Editorial Committe İstanbul Maden İhracatçıları Birliği adına Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Özer Istanbul Mineral and Metals Exporters Association, CEO Mehmet Özer

GÖKHAN KARAKUŞ

TAŞ mimari ve tasarımda Avrasya bölgesinden ilginç örnekleri yayınlamayı sürdürürken, bu örnekler bize hep mimariyi bugüne taşıyan gelenekleri hatırlatıyor. Zanaat ve taş duvar örme teknikleri konut ve kamu alanlarında geçmiş ve bugün arasındaki sürekliliğin önemli bir parçasını oluşturuyor. Özel iç mekanlardan dev kent bölgelerine taş işçiliğindeki geleneklerin fark edilir çağdaş ortamlar yaratmakta önemli bir rol oynadığını görüyoruz. Ustalık ve teknolojinin birlikteliği günün ruhunu yakalayan yeni şekil ve formları yaratmakta kullanılıyor. Bu sayıda zanaat ve teknolojinin kültürel değişimlere nasıl adapte olduğunu gösteren mimari ve tasarım örneklerine yer veriyoruz. İspanya’daki Plaza del Torico ve SGAE merkez ofisi ve Fransız tasarımcı Mathieu Lehhaneur’ün işleri taşa zamana uygun şekilde verilen yeni formları kültürel geleneklere saygı içinde ortaya koyuyor. Bu projelerde taşın şekil ve dokusu ileri metod ve tekniklerle tasarımı ilgi çekici yeni istikamet ve sonuçlara ulaştırıyor. Yeni ve eskinin bu birlikteliği hızla büyüyen dünya turizm sektörüne yönelik mimarlıkta da önemli bir etkiye sahip. Bu sayıda Avrasya bölgesinde mimari ve iç mekan tasarımlarında taşın önemli yer tuttuğu otellere yer veriyoruz. Ürdün’deki Kempinski Akabe ve Mayorka’daki Hospes Maricel gibi tatil köylerinden, The Istanbul Edition, Selanik Met Hotel ve Atina’daki New Hotel gibi kent otellerine doğal taşın uluslararası bir hedef kitleye yönelik şık ve ilgi çekici bir tasarım için nasıl kullanıldığını görüyoruz. Bütün bu projelerde çağdaş tasarımda kullanılan yerel taş, mekanlara görsel hareketlilik kazandırıyor. Özellikle bu otellerin spa ve hamam tasarımları doğal taşın bu giderek daha popüler hale gelen alanlara ne kadar uyumlu olduğunu gösteriyor. Son olarak 12. İstanbul Bienali ve Tasarım Haftası vasıtası ile eski ile yeninin buluşmasını temsil ederek bizim için sürekli bir ilham kaynağı oluşturan İstanbul’un çağdaş sanat ve tasarım kültürüne dikkat çekmek isterim. Sponsorumuz İMİB gibi biz de bu değerleri uluslararası okur kitlemize aktarmaya devam edeceğiz.

AS we continue to publish interesting examples in architecture and design using stone from the Eurasian region we are constantly reminded of the traditions that have brought this architecture to our day. Craft and masonry techniques in stone are an important part of the continuity between past and present in our domestic and public spaces. From intimate interiors to large urban districts, we can also see that these traditions in stone play an integral part in creating distinctive contemporary environments. The combination of craft and technology is used to create new shapes and forms that capture the spirit of our day. In this issue we feature examples of design and architecture where craft and technology shows us how stonework has been adapted to these shifts in culture. Interesting projects such as Plaza del Torico and SGAE headquarters in Spain and the work of French designer Mathieu Lehanneur in France display new forms of stonework for our time but with respect for cultural tradition. The shape and texture of stone is taken into new directions in these projects by advanced design methods and techniques to produce intriguing results. This union of new an old is also an important part of commercial architecture in the quickly growing tourism sector worldwide. In this issue we feature a number of hotels from the Eurasian region where stone is an integral part of the architecture and interior design. From resorts such as the Kempinski Aqaba in Jordan and Hospes Maricel in Mallorca to urban hotels such as the Edition Istanbul, Met Hotel in Thessaloniki and the New Hotel in Athens we see how stone is used to produce stylish and intriguing design for a global audience. In all of these projects local stone is mixed with contemporary design as part of visually dynamic spaces. New design for spas and hamams in these hotels especially show us the adaptability of stones to these increasingly popular lifestyle spaces. We would lastly like to call your attention to contemporary culture in Istanbul, Turkey with its 2011 Biennial and Design Week, which have come to symbolize the continuing union of the old and the new that is for us a constant inspiration.

Yayın Kurulu Editorial Commitee Mehmet Özer, Ahmet Keleş, Hasan Can Çoker, Erdoğan Akbulak, Erol Efendioğlu, Arslan Osman Erdinç, Candan Özlütürk, Ertuğrul Doğuç, Çoşkun Kırlıoğlu, Fatih Özer, Nergis Büyükkınacı, Engin Yalçın, Serap Yağlı Genel Koordinatör General Director Çoşkun Kırlıoğlu Yayın Direktörü Editorial Director Gökhan Karakuş Genel Yayın Yönetmeni Editor in Chief Özlem Alkan K. ozlem@emedya.net Kretif Direktör / Creative Director Halil Özbayrak Konular Editörü / Features Editor Gözde Kavalcı Editörler/ Editors Burcu Noyan, Charlotte Barban-Dangerfield Yönetim / Management Emedya İletişim Sanayi ve Ticaret Ltd. Abdülhakmolla Sokak 19 Arnavutköy İstanbul 34345 /TURKEY Tel: (212) 359 88 88 info@emedya.net Renk Ayrımı / Color Separation Studio Tel : (0212) 283 90 12 Baskı, Cilt / Printing Stil Matbaacılık İbrahimkaraoğlanoğlu Cad. Yayıncılar Sok. No:5 Seyrantepe / İstanbul Tel: (0212) 281 92 11 www.stil.com.tr Yayın Türü / Publication Type Yerel - Süreli / Local - Periodical Ekim 2011 - October 2011

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011 / JULY - AUGUST 2011 • NATURA 03


DEĞERLI OKURLARIMIZ,

MEHMET ÖZER / İstanbul Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Istanbul Mineral Exporters’ Association Chairman of the Board of Directors

Türk doğaltaş sektörümüzde hem firmalarımız için etkin bir iletişim alanı oluşturma hem de zengin doğaltaşlarımızı kullanarak onları günlük hayata taşıyan tüketicilerimiz olan mimar, iç mimar, tasarımcı ve proje sahiplerimiz için güçlü bir kaynak olacağına inancımızla başlayan Natura yolculuğumuzda, yepyeni bir sayıyla sizlerle buluşmanın keyfini yaşıyoruz. Biz yaptığımız çalışmalarla, Türk doğal taşının zenginliğini, kalitesini ve gücünü yerli-yabancı kitlelere duyurarak kullanım alanını genişletmeyi amaçlıyoruz. Birlik olarak projelerimiz dâhilinde doğal taş sektörünün ülke içinde ve dışında canlandırılması için satın almacı firmalarla ikili görüşmeler organize ediyoruz. Bunun için kimi zaman yabancı firmaları ülkemizde ağırlıyor, kimi zaman da yerli firmalarımızı yurt dışına götürüyoruz. Sektörel heyetler projemiz dâhilinde, doğal taş sektöründeki firmalar arasında yeni iş bağlantıları kurmayı hedefleyen ziyaretler gerçekleştiriyoruz. Alım heyetleri çalışmalarımızda ise, doğal taş sektörünün ülke içinde canlandırılması için yurt dışından satın almacıları ülkemize davet edip, firmalarımızla buluşturuyoruz. Ekonomi Bakanlığı’nın desteğiyle doğal taş sektöründe ihracat yapan firmalarımızın ihracat kapasitelerini geliştirmek amacıyla başlatılan Doğaltaş Pazarlama Takımı projesi dahilinde, doğal taş üreticisi/ihracatçısı firmalarının teknik donanım ve alt yapılarını zenginleştirerek ihracat kapasitelerini arttırmayı amaçlıyoruz. Ayrıca, Dijital Katalog projesiyle de, turkishstones.org sitemizi yenileyip, doğal taşlarımız için kullanışlı bir veritabanı oluşturarak, görseller ve teknik özelliklerle desteklenen bir platform hazırlıyoruz. Biz yine önümüzdeki aylarda, doğal taş sektörümüzü daha aktif hale getirmek için yaptığımız çalışmaları Natura aracılığıyla sizlerle paylaşıyor olacağız. Bu süreçte sizlerin de, gerçekleştirdiğimiz organizasyonlara katılımınız ve destekleriniz bizler için büyük önem taşıyor. DEAR READERS, We are pleased to present to you the newest edition of Natura which we believe is creating an effective communication platform for the firms in the Turkish natural stone sector and is a meaningful resource to architects, interior designers, designers and project owners who are responsible for bringing our rich natural stones into daily life. Recently in our efforts we are trying to increase the scope of the use of Turkish stones by publicizing to a national and international audience their richness, quality and strength. As a part of the IMIB’s projects, we are organizing one-on-one meetings with procurement managers to boost national and international sales. In order to do this we occasionally invite international firms to Turkey or facilitate visits by Turkish firms abroad. Within the scope of our sectoral projects we organize meetings intended to create new business relationships between companies in the natural stone sector. Our purchasing groups activities aiming to enhance the natural stone sector in Turkey include the invitation of these international procurement managers to Turkey to meet with our firms. In the efforts of our Natural Stone Marketing Team project with the support of the Ministry of Economy of Turkey and with the objective to develop the export capacity of the export firms in the natural stone sector we intend to increase export capacity by enriching the natural stone producers/ exporting firms’ technical capabilities and infrastructure. In addition, with our Digital Catalogue, we are renewing our turkishstones.org web site by creating a useful database of our natural stones that contain photos and technical information. In the coming months in Natura we will continue to share with you our activities aimed to stimulate the natural stone sector. In this process, your participation and support of these events is very important for us.

04 NATURA • TEMMUZ - AĞUSTOS 2011 / JULY - AUGUST 2011


TEMMUZ - AĞUSTOS 2011 / JULY - AUGUST 2011

İÇİNDEKİLER / CONTENTS

50

40 8 Haberler 12 Tasarım: Mathieu Lehanneur’ün kutsal geometrileri 20 Dosya: Çağdaş Fas tasarımı 30 Tasarım: Armaggan Nuruosmaniye PROJELER: 40 The Met Hotel: Sanat ve mekanda yeni ufuklar 50 Hospes Maricel Hotel: Mayorka’da yeni Akdeniz mimarisi 62 The New Hotel: Eklektik tasarım 74 The Istanbul Edition: Tasarım, zevk ve malzeme 80 Kempinski Hotel Akabe: Şehrin İçindeki Güneş ve Kum 92 Plaza del Torico: Işık oyunları 102 SGAE Merkez Ofisi: Medya ve megalit 114 Etkinlik takvimi

06 NATURA • TEMMUZ - AĞUSTOS 2011 / JULY - AUGUST 2011


102 80

92

74

8 News 12 Design: Mathieu Lehanneur’s sacred geometries 20 Report: Tradition and global design in Morocco 30 Design: Armaggan Nuruosmaniye PROJECTS: 40 The Met Hotel: New horizons in art and space 50 Hospes Maricel Hotel: New Mediterranean architecture in Mallorca 62 The New Hotel: Art born out of scraps 74 The Istanbul Edition: Design, taste and materials 80 Kempinski Hotel Aqabe: A sand-kissed resort within the city 92 Plaza del Torico: Light material 102 SGAE Central office: Media and megalith 114 Event calendar

TEMMUZ - AĞUSTOS 2011 / JULY - AUGUST 2011 • NATURA 07


Haberler/News

İsimsiz (12. İstanbul Bienali) UNTITLED (12TH ISTANBUL BIENNIAL)

17 Eylül – 13 Kasım tarihleri arasında Antrepo 3 ve 5^te düzenlenen 12. İstanbul Bienali sanatla politika arasındaki zengin ilişkiyi araştırıyor ve hem biçimsel bakımdan yenilikçi, hem de siyasi anlamda sözünü esirgemeyen yapıtlara odaklanıyor. 12. İstanbul Bienali, Küba asıllı Amerikalı sanatçı Felix Gonzales-Torres’in (1957-1996) yapıtlarını çıkış noktası olarak alıyor. Gonzalez-Torres’in çalışmaları bir yandan kişiselle siyasi arasındaki alanı kat ederken bir yandan da sanatsal üretimin biçimsel yönlerine önem veriyor; günlük yaşam temalarına, üst modernizm, minimalizm ve kavramsalcılıktan atıflarda bulunuyor. Bienal beş karma sergi ve 50’den fazla kişisel sunumdan oluşuyor ve tüm bu sergiler bir mekanın iki binasında yer alıyor. Tema başlıkları, İsimsiz (Soyutlama), “İsimsiz” (Ross), “İsimsiz” (Pasaport), İsimsiz (Tarih) ve “İsimsiz” (Ateşli Silahla Ölüm) Gonzales-Torres’in farklı yapıtlarına gönderme yapıyor. El Kitabı’nda yeniden üretilen bu çalışmalar bir yandan Bienal’in tematik dayanak noktalarını oluşturuyor. Karma sergilerin her biri birçok çalışmayı tek bir odada bir araya getiriyor ve bu sergiler kişisel sunumlardan gri duvarlar aracılığıyla ayrılıyor. Kişisel sunumlar, karma sergilerden birinin ya da daha çoğunun konularıyla bağlantılı ve konuyu belirgin biçimde daha ileri taşıyor.

32 NATURA 08 NATURA••MAYIS-HAZİRAN TEMMUZ-AĞUSTOS / MAY-JUNE / JULY-AUGUST 2011 20011

The 12th Istanbul Biennial organized between September 17 – November 13, explores the rich relationship between art and politics, focusing on artworks that are both formally innovative and politically outspoken. It takes as its point of departure the work of the Cuban American artist Felix Gonzalez-Torres (1957–1996). Gonzalez-Torres was deeply attuned to both the personal and the political, and also rigorously attentive to the formal aspects of artistic production, integrating high modernist, minimal, and conceptual references with themes of everyday life. The biennial is composed of five group exhibitions and more than 50 solo presentations, all housed in a single venue, Antrepo 3 and 5. Each of the group shows—Untitled (Abstraction), “Untitled” (Ross), “Untitled” (Passport), Untitled (History), and “Untitled” (Death by Gun)—departs from a specific work by Gonzalez-Torres. These five works are reproduced in the Companion publication and function as thematic anchors for the biennial. Each group show features a large number of works occupying a single room, and is distinguished by its gray walls from the solo presentations. The solo presentations are linked to one or several subjects of the group exhibitions, and push the themes decidedly further.


Haberler/News

İnsan Hakkı Olarak Mimarlık ARCHITECTURE AS A HUMAN RIGHT Her yıl Ekim ayının ilk pazartesi günü kutlanan Dünya Mimarlık Günü’nü izleyen hafta boyunca Mimarlar Odası İzmir Şubesi çeşitli etkinlikler düzenliyor. 2006 yılından beri düzenlenen etkinliklerle mimar-öğrenci-kentli ilişkisinin yoğun olarak yaşandığı bir ortam sunuluyor. Ege Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde atölye çalışmaları, yapılan çalışmaların sergi ve sunumları ile çeşitli söyleşiler gerçekleştiriliyor. Mimarlığın kentli ile buluşmasını sağlamak amacıyla kent ve yapı gezileri düzenleniyor, Metro İstasyonları, Kordon gibi kentin odak noktalarında sergiler ve çeşitli etkinlikler yapılıyor. Bu yıl gerçekleşen etkinlikler UIA’nın Dünya Mimarlık günü teması olarak belirlediği “Mimarlık ve İnsan Hakları” ile ilişkilendirilerek “İnsan Hakkı Olarak Mimarlık” temasıyla gerçekleşiyor. Etkinlikler kapsamında Carlos Ferrater Mimarlık Sergisi, EAA Emre Arolat Architects ‘An’ sergisi ve Gökhan Karakuş küratörlüğündeki Mimaride Görünmeyen: Çağdaş Türk Mimarisinde Görselleştirme gibi sergiler de İzmir’i ziyaret ediyor. On the week of The World Architecture Day celebrated on the first Monday of October, the İzmir Chamber of Architects organize a series of events on architecture. With the aim of establishing a connection between architects, students and the public, workshops and interviews are organized in the Ege University Atatürk Cultural Center. Exhibitions are organized in various locations around the city. This year’s theme is ‘Architecture as a Human Right’ in line with World Architecture Day’s ‘Architecture and Human Rights’ theme. The exhibitions include Carlos Ferrater Architecture Exhibition, EAA Emre Arolat Architects ‘Moment’ exhibition and ‘Invisible in Architecture: Visualization in Contemporary Turkish Architecture’ curated by Gökhan Karakuş.

10 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011


Tasarım/Design

Kutsal geometriler FRANSA’NIN MELLE KENTINDE BULUNAN SAINT HILAIRE KILISESININ MATHIEU LEHANNEUR’ÜN TASARLADIĞI KORO BÖLÜMÜ MERMER KULLANIMYLA TARIHI VE ÇAĞDAŞ TASARIM ARASINDA ORTAKLIK KURUYOR.

SACRED GEOMETRIES THE CHOIR OF THE CHURCH OF SAINT HILAIRE, MELLE, FRANCE IS GIVEN A CONTEMPORARY TWIST BY MATHIEU LEHANNEUR. YAZI-TEXT: CHARLOTTE BARBAN-DANGERFIELD

12 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011


LEHANNEUR’ÜN TASARIMINDA ROMANESK TAŞ MIMARI MERMERDEN DALGALARLA ÇEVRELENIYOR. ROMANESQUE ARCHITECTURE IN STONE IS ENVELOPED BY WAVES OF MARBLE IN LEHANNEUR’S DESIGN.

TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 13


Tasarım/Design

V

ersailles’deki l’Ecole des Beaux Arts ve Fransa’nın en önemli tasarım okullarından ENSCI-Les Ateliers’den mezun olan Mathieu Lehanneur son 10 yılda gerçekleştirdiği ve bilim ile sanatı buluşturan tasarımları ile tanınan genç bir tasarımcı. Tasarımı deneysel bir yaklaşımla ele alan Lehanneur işlerinde daima tasarımın sınırlarını zorlamasıyla dikkat çekiyor. Fransa’nın Melle şehrinde bulunan Romanesk kilisenin iç mekan tasarımı da bu yaklaşımı bire bir ortaya koyuyor.

BILIMSEL ZIHIN Mathieu Lehanneur eğitimi sırasında çalışmalarının itici gücünü teşkil eden iki fikre dayandırdığı özgün tasarım kimliğini oluşturdu: Bunlardan ilki düşünceden nesnenin yaratımına kadar olan süreçte ilk niyetin kaybolmaması gereği… İkincisi ise tasarımın kapasitesinin daima farkında olmak. Bu yöntemle Mathieu Lehanneur tasarımı bir yenilik ve etkileşim alanı, fiziksel dünya olgusuna açılan bir kapı olarak ele alıyor. Tasarımcı daha çok çevresel meseleleri çözmek için canlı ve sentetik malzemelerin sembiyozuyla da ilgileniyor. 2002 yılında Paris’te kendi ofisini açan Mathieu Lehanneur, burada farklı müşteriler için eklektik işlere imza atarken, fiziksel dünyaya ilgisine dayanan kişisel projeler de geliştirdi. 2006’da çağdaş yaşama uygulanan Fransız yaratıcılığını desteklemeyi hedefleyen VIA’dan kendi seçtiği bir konuda bir yıl araştırma ve tasarım yapmak üzere destek aldı. Tasarımcı bu sürede, insan bedeni ve onun çevresiyle ilişkisinden ilham alan nesneler/cihazlar koleksiyonu ‘Elements’ı geliştirdi. Bu serideki ortak fikir günümüzün genel ev ortamlarının arındırmak ve geliştirmekti. Ardından bilime olan ilgisi onu ‘Andrea’ adını verdiği ve ev bitkilerini kullanarak havayı temizleyen filtre gibi farklı tasarımlara yönlendirdi. Bu proje için Lehanneur NASA’dan bilgi toplayarak gerçek bir bilimadamı gibi çalıştı; çevresel ve çağdaş meselelere uyarladığı bir tasarım gerçekleştirdi. Andrea bitkilerin iç mekanı kirleten kimyasalları emen doğal filtre işlevini değerlendiriyordu. Saflık ve sükunet Lehanneur’ün tasarımlarının temel ögelerini oluşturuyor. 2009’da TED’de verdiği konferansta bir başka tasarım ürünü olan DB’yi anlatıyordu. DB rahatsız edici şehir gürültüsünü ekarte eden bir ‘beyaz gürültü’ difüzörü. Bunlar ve benzeri tasarımları tasarımcının dahi ve yenilikçi tasarım yaklaşımının yanı sıra dünyanın geleceğine ve bunun çevresel etkilerine dair duyarlılığını da ortaya koyuyor. New Tork’taki MoMA, Paris’teki Dekoratif Sanatlar Müzesi, San Fransisco’daki SFMoMA ve Lüksemburg’taki MUDAM gibi önemli müzelerdeki sergileri Lehanneur’ü uluslararası üne sahip Fransız tasarımcıları arasında önemli bir konuma yerleştirdi.

KUTSAL TEMAS Uzun süreli deneysel çalışmalarının ardından son zamanlarda iç mekan tasarımına yönelen Mathieu Lehanneur artık sadece ‘gerçek bir ifade ve yaratım özgürlüğü’ sağlayan projeleri kabul ettiğini belirtiyor. Daima yeni deneyimler peşinde koşan tasarımcı en zor alanlara müdahele etmekten çekinmiyor. Bunun son örneği de din ve kutsal alanlar… 14 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011

TASARIMCI MATHIEU LEHANNEUR TASARIMI BILIMLE BULUŞTURUYOR. DESIGNER MATHIEU LEHANNEUR MIXES SCIENCE AND DESIGN.

T

he Choir of the Church of Saint Hilaire, Melle, France was reconceived by Mathieu Lehanneur in 2010 Graduated from l’Ecole des Beaux Arts of Versailles and from France’s leading design school the ENSCI - Les Ateliers, in Paris, Lehanneur is a young designer who in the last 10 years has become known for his work focusing on the union of science and design. His experimental approach to design is his trademark. Mixing science and art, his work catches the eye and always pushes the limits of design creation including his latest project in the interior of a Romanesque church in Melle, France.

A SCIENTIFIC MIND During his studies, Mathieu Lehanneur found his own design identity, marked by two ideas that will be the driving forces of his work: « The first one is that from the idea to the creation of the object, the initial intention should not be lost. The second is to remain conscious of the capacity of design. It doesn’t have any boundaries or definition. It can interact with any field». Using this method, Mathieu Lehanneur tackles design as a space of innovation and interaction, as an open door to the phenomenon of the physical world. Lehanneur is interested in the symbiosis between living and synthetic materials, often to solve environmental problems. In 2002, M. Lehanneur launched his own office in Paris. There he developed a group of eclectic projects for a


BATI FRANSA’DAKI MELLE ŞEHRINDE BULUNAN 11. YÜZYIL KILISESI ST. HILAIRE TASARIMA FON OLUŞTURUYOR. THE 11TH CENTURY CHURCH OF ST. HILAIRE IN MELLE IN WESTERN FRANCE IS THE SETTING.

variety of clients but also generated his own projects based on his interest in the physical world. In 2006, he obtained the « carte blanche » from the VIA, Valorization of Innovation in Furnishing, a French governmental organization that aims to promote French creation in design applied to contemporary living. His funding from the VIA allowed him to research and design on a subject of his choice for a year. He used this time to develop a project called Elements, a collection of objects/devices inspired by the human body and its interactions with the environment. The common idea of this series was to purify and improve the general well-being of today’s domestic environments. Later, his scientific interests in design would lead him to create objects such as Andréa, an air purifier that uses indoor plants to filter air. For that project, Mathieu Lehanneur gathered research from NASA and assumed the role of a real scientist, leading design to adapt itself to environmental and contemporary questions. Andréa utilized the capability of plants as a natural filter that absorbs chemical vapors that pollute indoor air. Purity and serenity seems fundamental to his designs. During a TED lecture he gave in 2009, Lehanneur presented another of his design products, DB, basically a white noise diffuser whose function is to cover uncomfortable urban noises through the emission of a « white noise » that negates these noises to the background. These as well as many of his other designed products display his innovative and ingenious design approach as well as his concern for the evolution of the planet and its impact on the environmental well being of our societies. Exhibitions at leading institutions such as MoMA NY, Museum of Decorative Arts in Paris, at SFMOMA in San Francisco and at MUDAM in Luxembourg, have made him one of the few French designers with an international name.

TOUCHING THE SACRED After a long period of experimental work, Mathieu Lehanneur has recently turned towards interior design where he accepts only projects « where there is a real freedom of speech and creation ». Always eager for new experiences, Lehanneur is inquisitive enough to try his hand at the most difficult of subjects, most recently religion and the sacred. This was realized through the project of the rehabilitation of the choir of a church in Melle, France, where Lehanneur took a new direction, leaving behind his scientific state of mind to allow space for a more holistic form of reflection, drawn from the context of spirituality and religion as achieved through stone and marble. The conversion of the choir of the Church of St Hilaire in Melle, France, in 2010, by Lehanneur represents a major achievement in the confluence between design TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 15


Tasarım/Design

Fransa’nın Melle şehrindeki bir kilisenin koro bölümü renovasyonuyla Lehanneur bilimsel perspektifini bir kenara bırakarak yerine, ruhani ve dini bağlamdan çıkan holistik bir yaklaşım yerleştiriyor. Bu düşünceyi hayata geçirmek içinse malzeme olarak mermeri seçiyor. Lehanneur’ün Saint Hilaire kilisesinin koro bölümü yenileme çalışması tasarım ve geleneğin birlikteliğinde, modernite ve tarihin uzlaşmasında önemli bir aşamayı temsil ediyor. 1998’den beri UNESCO kültür mirası kapsamında bulunan Saint Hilaire’in yalın ancak eskimiş iç mekanı kilisenin işlevini görebilmesi açısından sorun yaratmaya başlayınca alanı yenileme ihtiyacı duyan dini cemaat ve Melle belediyesi tasarımcı olarak Lehanneur’a başvurmuşlar. Koro bölümü bir kilisenin muhtemelen en önemli, karmaşık ve sembolik yeri. İbadetin en önemli anlarının gerçekleştiği, inananların tanrıya iletişim kurmak için kullandıkları bir dini ritüel alanı. Bu nedenle Mathieu Lehanneur St. Hilaire’in koro bölümünü tasarlarken bunu kutsal olana saygılı ve nazik bir yaklaşımla gerçekleştirmeye özen göstermiş. Tasarımcının projedeki hedefi kilisenin taş mimarisini ve üzerine oturduğunu hayal ettiği taş jeolojiyi referans alarak kiliseyi çevresindeki ortamla ilişkilendirmek olmuş. Kilisenin Romanesk mimarisini doğal ortamının, özellikle de taşın sembolik ve telürik değeriyle kurduğu derin bağ ile ele almış. Mathieu Lehanneur ‘Bu ‘kutu’ sanki görünmez, belki de tanrısal bir elin müdahalesiyle toprağa yerleşirken topraktaki jeolojiyi, mineral ve masif formunu açığa çıkardığını hayal ediyorum: Bu açığa çıkarmanın da kilisenin inşasından sonra değil, önce olduğunu düşünüyorum.’ Tasarımcının projedeki önemli bir meselesi kilisenin toprağa bağına ışık tutmak ve bu bağı geliştirmek olmuş. Projenin ana fikri bu progresif keşif hissini ve toprağa bağlanan kökleri akıcı bir mermer yüzeyle belirginleştirmek üzerine kurulu. Tasarımcı pek çok Romanesk kilisenin ortak özelliği olan, koro bölümüne akan ışık selini vurgulayarak Romanesk mimarinin özelliklerine sadık kalmayı amaçlamış. Zeminde kullanılan beyaz Namibya mermeri ve su mermeri binanın diğer bölümlerindeki yoğun taş kullanımıyla paralellik gösteriyor. Dini ritüel mobilyaları (sunak ve kürsü) kilisenin orijinal taşına yakın renkte su mermerinden üretilmiş. Koro bölümünün mermer yapısının diğer taş yüzeylere entegrasyonuyla iç mekanda taşın yarattığı ambiyanstan yararlanılıyor. Mevcudiyet ve tanrısallık vurgusu, kilisenin altındaki zeminin temelindeki jeolojik kıvrımlara gönderme yapan yuvarlak formdaki mermer katmanlarla arttırılıyor. Kilisenin inşasının öncesine ve sonrasına dair bu oyunla, podyumların şeklini meydana getiren rölyef ortaya 16 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011

MERMER KATMANLARI BU VAFTIZHANE GIBI DINI RITÜELLERDE KULLANILAN ELEMANLARLA BIRLEŞIYOR. LAYERS OF MARBLE ARE FORMED INTO THE FURNISHINGS USED IN THE CHURCH RITUAL SUCH AS THIS BAPTISTERY.

and tradition and in the reconciliation between modernity and the ancient. Part of a UNESCO patrimony designation since 1998, The Church St Hilaire’s austere yet aging interior furnishings became a problem in the function of the Church. Renewing the potential of the space felt like a necessity for the religious community and the council of Melle who turned to Lehanneur as designer. The choir is probably the most important part of a church, the most complex and symbolic one. It’s the liturgical space in which crucial moments of worship take place and where the link between a divinity and its believers is made. It is through a gracious and respectful approach towards the sacred that Mathieu Lehanneur designed the new podium of the Choir of Saint-Hilaire. In this project, his goal was to anchor the church in its surrounding environment by referring to the stone architecture of the Church and the imagined stone geology underneath the Church. The Romanesque architecture of the church was seen in this way as profoundly attached to the symbolic and telluric value of stone and natural environment. As Mathieu Lehanneur says : “I imagine that when this « box » was sunk into the ground as if pushed by an invisible, maybe divine hand, it revealed the geology of it, the visible aspect of a mineral and massive form: a revelation which seems anterior, and not posterior, to the construction of the church.” Enlightening and extending the terrestrial anchorage of the church concerned Mathieu Lehanneur. The main idea of the project was then to accentuate this sensation of progressive discovery and taking root in the land through a flowing, terraced marble surface. He also wanted to remain faithful to the qualities of the Romanesque architecture by transcribing and accentuating the « profound light » falling on the choir, a feature of many Romanesque churches. The use of white Namibian marble and alabaster for the choir base was in harmony with the extensive use of stone found in the rest of the building. The liturgical furniture (altar and ambo) is made from colored alabaster, close to the color of the original stone of the church. The merging of the marble patch of the choir with the other stone surfaces draws out an idea of a mineral ambiance. This focus on presence and the divine is accentuated by the addition of marble curved layers emphasizing the foundations of the natural floor underneath the Church as geological curves. This play between the anterior or posterior construction of the Church allows a relief to be produced, which constitutes the shape of the podiums. More so this undulating surface creates a natural hierarchy between the ceremony on the choir and the congregation. The pure and smooth geometry of the curved liturgical elements such as


MERMER BLOKLAR AĞIR MIMARIYLE KORO BÖLÜMÜNÜN ZEMININDEKI AKICI FORMLARI DENGELEMEK IÇIN KULLANILIYOR. SOLID BLOCKS OF MARBLE BALANCE THE FLOWING FORMS OF THE CHOIR’S BASE AND THE HEAVINESS OF THE ARCHITECTURE.

TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 17


Tasarım/Design

çıkıyor. Bu dalgalı yüzey koro kısmındaki tören ile cemaat arasında bir doğal bir hiyerarşi oluşturuyor. Dini ritüel elemanlarının yumuşak hatları ve mermer yükseltinin akıcı ve uyumlu çizgilerinden meydana gelen bu saf ve pürüzsüz geometri Mathieu Lehanneur’ün tarzının ana özelliği. Çok katmanlı, üst üste yerleştirilen, lineer yüzeylere işlerinde sıklıkla rastlamak mümkün. Modern tasarımla, alanın bütünlüğüne ve dini mimarinin kodlarına saygının bileşimi burada belirgin olarak ortaya çıkıyor. Tasarımdaki akıcı ve ince çizgiler ağır Romanesk mimarinin dengeli özelliklerini yankılarken, alanı kaplayan mermerin beyazlığı günışığı ile birleşerek uhrevi bir beyaz hale yaratıyor. Eskiyle yeninin birleştiği bu atmosfere ilham veren saflığı yansıtan mermer, ibadet için meditatif bir alan yaratılmasını sağlıyor. Tasarım, bina ve binanın içinde bulunduğu çevrenin sentezi doğrudan mermere oyulan vaftizhanede ortaya çıkıyor. Mermerin oluşturduğu küçük havuzda biriken su sanki kilisenin altında akan pınardan geliyor gibi… Bu da ‘daha önceden var olan bir yer’ duygusunu ve binanın doğal çevresi içindeki jeolojik yerleşimini vurguluyor.

YENI BIR TASARIM ALANI OLARAK DIN Modern tasarımın geleneksel ve dini mimariye uyarlanmasının iyi bir

örneği olan Saint Hilaire kilisesi koro bölümü bu iki farklı dünyanın sentezindeki imkanlara işaret ediyor. Din, tarih boyunca işlevlerini, değerlerini, kodlarını ve kurallarını muhafazakar biçimde korumuştur. Öte yandan tasarım yeni sorunlara yeni çözümler arayışı içinde kendini yenileme çabasında her türlü şekil ve sınırı aşmayı hedefler. Din, ikonografisinin yanında bir dizi yerleşik kaide ve kodu ve bunun yanı sıra görsel kimliğini tanımlamak üzere çok spesifik bir dili de barındırır. Din işaret ve ifadelerin soyut dünyasında yeni ilhamlara kapalı gibi dururken, tasarımsa tersine mevcut tüketim fikirleri içinde yeni gerçekliklere karşılık vermek ve adapte olmak amacını taşır. Saint Hilaire kilisesinin koro bölümünü dönüştürme projesi aslında din ve tasarımı karıştıran bir proje değil. Dini ritüel gibi karmaşık ve gizemli bir alanda malzeme ve form katmanında fiziksel ve sembolik mutabakat yaratma düşüncesiyle bir tasarım yaklaşımı geliştirmenin imkanlarına işaret ediyor. Mathieu Lehanneur dinin kodlarına ve ritüellerine saygı gösterirken, dini perspektifin kısıtlamalarını aşmayı ustalıkla beceriyor. Önceden belirlenmiş dini kaideler bütünün içinde, dini amaçlı tasarım diline yeniden hayat veriyor. Stratejisini mermerin sembolik ve maddesel özelliklerine dayandırarak, taş malzemeden ilkiltürel formlarla modern tasarımı kutsal bir mekan için kullanıyor.

LEHANNEUR TASARIMI KORO KİLİSE PLANININ SİMETRİSİNE AMORF BİR MÜDAHALEDE BULUNUYOR. LEHANNEUR’S CHOIR IS AN AMORPHOUS INTERVENTION IN THE SYMMETRY OF THE CHURCH PLAN.

18 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011


the dulcet and harmonic lines of the marble hillock, correspond to Mathieu Lehanneur’s style. He has often used layered, stacked and linear surfaces. They reflect the attention given to the combination of modern design and a sense of respect for the integrity of the space and the codes of religious architecture. The fluid and fine lines of the design echoes the sober traits of the heavy Romanesque architecture while the whiteness of the marble that floods the space render an ethereal white air in combination with the sunlight. The marble religious furnishings refer to purity that inspires the whole atmosphere of the combination of new and old to create a meditative space for worship. The ultimate synthesis between the design, the building and its environment is the baptistery that is directly carved in the marble. The water in the small pool formed by the marble seems to come from the spring running under the church. This reinforces the impression of a preexisting place and the geological placement of the construction within its natural surroundings.

RELIGION AS NEW SPACE FOR DESIGN? As a great example of adaptation of modern design to spiritual and traditional architecture, Mathieu Lehanneur’s choir of the Church Saint Hilaire points out the possibilities in the synthesis of those two different

worlds. Religion seems to conservatively maintain its functions, values, codes and rules throughout history. In contrast design seeks to move past any form of frontier in the quest to constantly renew itself in search of new solutions for new problems. Besides its iconography, religion is home to a series of established conventions and codes as well as a very specific language to define its visual identity. In an intangible world of signs and signifiers, religion seems closed to new inspiration. Conversely, design has as a goal to adapt itself and respond to new realities within the present ideas of consumerism. The conversion of the Choir of the Church Saint-Hilaire doesn’t stand for the merging of religion and design. Rather it points to the possibilities of adapting a design approach with the idea to create physical and symbolic correspondences at the layer of material and form with something as complex and mysterious as religious rituals. Mathieu Lehanneur has succeeded in moving past the restrictions of a religious viewpoint while respecting still its codes and liturgical rules. It is within this predefined set of religious conventions that he has managed to reinvigorate the language of design for religious purposes. Using the symbolic and material properties of marble as his strategy, he has found a way to create archetypal forms from stone connecting to the divine to create a modern design for sacred space.

TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 19


Dosya/Report

20 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011


Çağdaş Fas Tasarımı FAS TASARIMI DENINCE GENELDE ILK AKLA GELEN ÜLKENIN TARIHI EL SANATLARI MIRASI VE GELENEKSEL TARZI OLUR. BU NEDENLE ‘ÇAĞDAŞ FAS TASARIMI’ TABIRI INSANDA ÖNCE BIR ÇELIŞKI DUYGUSU DOĞURUYOR. ANCAK FAS TASARIMI İSLAM VE BERBERI KÜLTÜRLERININ BIR SENTEZI OLDUĞU KADAR, GIDEREK LIBERAL POST-MODERN ESTETIK VE ÇAĞDAŞ KAVRAMLARIN DA ETKISI ALTINDA KALAN BIR ALAN.

TRADITION AND GLOBAL DESIGN LIKE MANY OTHER SOCIETIES WITH STRONG TRADITIONS, MOROCCAN DESIGN HAS ALWAYS BEEN SEEN THROUGH ITS HANDICRAFT INHERITANCE. THE TERM «CONTEMPORARY MOROCCAN DESIGN» IS IN THIS SENSE AN OXYMORON AS MANY ASPECTS OF TRADITION ARE PART OF CONTEMPORARY DESIGN PRACTICE. IF MOROCCAN DESIGN SEEMS AT FIRST GLANCE A RESULT OF THE FUSION OF THE TRADITIONS OF ARAB, ISLAM AND BERBER CULTURE, IT IS ALSO INCREASINGLY INFLUENCED BY POSTMODERN LIBERAL AESTHETICS AND CONTEMPORARY CONCEPTS. YAZI-TEXT: CHARLOTTE BARBAN-DANGERFIELD

B

HICHAM LAHLOU

atı’nın dışında kalan çağdaş tasarım kendi folklor ve yerleşik mitik özelliklerine mahkum edilmiş durumda. Bir çağdaş tasarımcı devrimci bir yaklaşımla geçmişin yükünü üzerinden atıp tasarım kültürü ve metodolojisini yeniden şekillendirmeyi deneyebilir. Ya da tam tersi genç Faslı tasarımcıların yaptığı gibi geleneklerine sadık kalarak, bu gelenekleri modern yaratıcılık ve üretim tekniklerini kullanarak sürdürme yoluna gidebilir. Genç Faslı tasarımcıların ortak tercihi köklerine bağlılıklarını sürdürerek, modern tasarımı geleneğin hizmetine sunmak. Gelenekler Faslı çağdaş tasarımcıların modern yaratıcılığa tuttukları bir prizma işlevi görüyor. Tasarım sanayii devrimiyle birlikte doğdu. Tasarımcıların onu geleneksel bilgiyle nasıl buluşturduklarını izlemek bu açıdan ilginç. En son teknik ve ilham kaynaklarının ışığında zengin kültür miraslarını tekrar gözden geçiren tasarımcılar, tasarım üretiminin endüstriyel prosesine el işi boyutunu da katıyor ve sinerjik bir tasarım oluşturuyorlar. Bu bakış açısıyla geleneksel Fas tasarımının yenilenmesi, bir kaç farklı kolektif ve grubun doğmasına yol açtı. 2007’de Karim Hamdi tarafından kurulan Darenart web sitesi ortak bir yaratıcı prensipte buluşan Faslı sanatçıları bir araya getirerek çağdaş Fas tasarımını dünyaya duyurmak adına önemli bir yol açtı. Yüzlerce yıllık zanaatten ilham alan bu sanatçılar Fas geleneklerini teknolojiyle bir araya getirip yeniden yorumluyorlar.

T

he reality of working in non-western contemporary design is that in many instances these practices are weighed down by the crude application of folklore and traditions. This pressure reduces the power of these traditions while making little gain in the way of contemporary design. Contemporary design in these cultures could easily adopt a more radical approach by getting rid of the burden of the past in order to reshape design culture and methodology. In the case of young Moroccan designers though the opposite has happened. They have decided to work remaining faithful to their traditions by perpetuating them through a focus on contemporary modes of creativity and production. The idea of design was born with the industrial revolution. It is then interesting to see how designers from semi-industrialized countries try to reconcile industry with traditional knowledge. Over the last years in countries such as Morocco we see the increasing interest in patrimony in the light of current inspirations and techniques. This conception of design relies on the integration of handcraft within the industrial process of design production. Several collectives in the Moroccan context have grown from this renewal of traditional Moroccan design with a global focus. One of the leaders is Darenart created in 2007 by Karim Hamdi, a group of designers working around the same creative principles. Their design embodies the evolution of Moroccan design and shows an unceasing adaptability of Moroccan handcraft applicable to their local culture but also adaptable to creative contexts of France and Europe. TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 21


Dosya/Report

Hicham Lahlou

1973 Rabat doğumlu Hicham Lahlou, 1995’te Paris’teki Academie Charpentier’den mezun olmuş. O günden bu yana giderek daha popüler hale gelen tasarımcı bugün Mağrip’te modern tasarımın öncülerinden biri kabul ediliyor. Tasarımcı öncelikli amacının geleneklere saygılı Fas tasarımını daha popüler hale getirmek ve insanları bu yönde teşvik etmek olduğunu belirtiyor. Lahlou pek çok Fas kentinin şehir planlamasına da katkıda bulunmuş. Tasarımcı kültür mirası ile çağdaşlığı, tarihi ve kültürel referansları, belli bir tasarım kimliği çerçevesinde sentezlediği işleriyle tanınıyor. Lahlou’nun tasarımları büyük bir bütünlük hissi yayıyor. Tasarımın kollektif talebin beklentilerini karşılaması gerektiğini düşünüyor; kullanışlı ve kimliği ön plana çıkaran tasarımın toplumda ortak bir bağ yaratacağını ve farklı kimlikleri kaynaştıracağını vurguluyor.

22 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011


Hicham Lahlou was born in Rabat in 1973 and graduated from the Academie Charpentier in Paris in 1995. Since then he’s become a renowned designer considered one of the pioneers of modern industrial design in the Maghreb. He has worked in many different design disciplines producing work from decorative objects to urban design. Similar to many of his colleagues he has attempted to balance Moroccan techniques trying to adapt them to contemporary settings and markets.

TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 23


Dosya/Report

Younes Duret

Faslı bir baba ve Fransız anneden dünyaya gelen Younes Duret tasarıma yenilikçi bakışıyla uluslararası ilgi gören bir tasarımcı. Paris’te Ecole Nationale Supérieure de Création Industrielle (ENSCI)’den mezun olan Duret, ardından Marakeş’e yerleşti. Burada kurduğu ofisinde farklı köklerini ikonik tasarımlarında bir araya getiriyor. Fas yaşam tarzı ve âdetlerinden ilham alan tasarımlarında geleneğin etkileri bariz olarak ortaya çıkıyor. Tasarımcının ‘Zelli’ kütüphanesi şeklini, Duret’in çocukluğunda her yaz Fas’ta ziyaret ettiği babaannesinin evinde aklına kazınan ve Fas mimarisinin önemli bir elemanı olan ‘zellige’ seramiklerden alıyor. Fas gündelik yaşamının nesnelerini yeniden yorumlamasına iyi bir örnek geleneksel Fas pişirme yöntemlerinden yaratarak oluşturduğu Canoon elektrikli ısıtıcı. Duret’nin tasarımları geleneksel doğulu grafik kodları modern ve programlı bir tasarım yaklaşımıyla sürdürerek zaman ve kültürler arasında bir köprü kuruyor.

24 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011


Born from a Moroccan mother and a French father, Younes Duret is an internationally renowned young designer known for his innovative approach to design. Duret studied in Paris at the Ecole Nationale Supérieure de Création Industrielle (ENSCI) where he had already stood out from the crowd. After graduating, he decided to settle in Marrakech where he now has his own office and continually tries to manifest his two roots through iconic designs. Strongly inspired by the ways and customs of Moroccan lifestyle, his creations are deeply saturated with traditional influences. The bookcase Zelli has the shape of zellige, a traditional ceramic geometric decorative element from Moroccan architecture. He reinvests quotidian objects of Moroccan lifestyle through items such as Canoon, a small space heater that was created from a reinterpretation of Moroccan cooking vessels. Duret’s design is therefore a bridge between time and culture, that develops and perpetuates traditional North African objects and patterns while innovating through a new and pragmatic approach to modern design.

TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 25


Dosya/Report

Mostapha El Ouhlani

Mostapha El Ouhlani çalışmalarını Fransa’da sürdüren 29 yaşında, genç bir tasarımcı. Faslı köklerinden ilham alarak el sanatları ve tasarım, gelenek ve çağdaşlık arasındaki rekabeti ortaya koyan kişisel tasarımlar yapıyor. Fas el sanatlarını yeni üretim prosesleri ve bunların sağladığı bilgiyle modern tasarıma katıyor. El Ouhlani’nin en ünlü işi Fas mimarisinin soyut formları ve arıların kovanlarından ilham alan modüler kütüphane sistemi ‘La Ruche’. Lake ahşaptan meydana gelen sistem İslami desenleri hatırlatan delikli bir tasarıma sahip. Mostapha El Ouhlani is a young 29 year old designer, working in France and deeply inspired by his family’s Moroccan roots. His approach to design is very personal and his main goal is to create connections between crafts and design, between traditions and modernity. His approach relies on the production process and all the knowledge required to merge design styles through technique. His most well known piece is a modular bookcase system inspired by shelter structures built by bees and abstract traditional forms of vernacular Moroccan architecture. This piece of furniture is made of lacquered wood and presents perforated patterns that are drawn from geometric patterns of the Arab and Islamic culture in North Africa. The modular cases overleap each other and their disposition can be easily changed allowing for constant adaptability and transformation.

26 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011


TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 27


Dosya/Report

28 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011


Amina Agueznay

Kazablanka doğumlu Amina Agueznay sanatla iç içe bir çocukluk geçirdikten sonra ABD’de mimarlık okumuş ve yedi yıl mimarlık yapmış. Ülkesine döndükten sonra anneannesinden kendisine geçen mücevher tutkusuyla takı tasarımına başlamış. Büyük bir incelik ve yaratıcılıkla tasarladığı takıları geleneksel ögeleri modern ve soyut bir yaratıcılıkla buluşturuyor. Malzemelerini Marakeş pazarlarının ara sokaklarından temin eden Agueznay’ın son tasarımlarından biri büyük ‘Jellabas’ düğmeleri ve değerli taşlardan oluşan bir parça. Agueznay’ın hareket halinde şekillerden, süperpozisyon ve lineer formlardan meydana gelen tasarımları insanda hafiflik hissi yaratıyor. Farklı doku ve yapıları karıştıran takılarında asıl mesleğinin de etkisiyle, mimari yapılara özgü bir kuvvet hissediliyor. Amina Aueznay was born in Casablanca. Immersed in art since her childhood, she studied architecture in the USA and worked as an architect for seven years. After coming back to her native Morocco, she decided to commit herself to jewelry, a passion she inherited from her grandmother. Her designs combine traditional inspirations with modern and abstract tendencies that display a great sense of delicacy and inventiveness. She finds the materials for her work in the twists and turns of the Casablanca souk and is constantly inspired by the traditions that surround her. One of her last creations consists of big Jellabas buttons and precious stones and illustrates Amina Agueznay’s Moroccan influences. Her creations are marked by drifting shapes and structures, superimpositions and linear forms that leave an impression of weightlessness. They have the power of architectural structures, mixing textures and structures, which emphasize her design education.

TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 29


Tasarım/Design

Osmanlı’dan ilham alan çağdaş tasarım SINIRLI SAYIDA ÖZEL TASARIM MÜCEVHER, OBJE, DERI VE EV TEKSTIL ÜRÜNLERINE YER VEREN ARMAGGAN NURUOSMANIYE’NIN MEKAN TASARIMI MAĞAZADA SERGILENEN ÜRÜNLERIN GELENEKTEN YOLA ÇIKARAK VARDIĞI ÜSTÜN TASARIM ANLAYIŞINA IHTIŞAMLI BIR FON OLUŞTURUYOR.

THE LEGACY OF THE SELJUK AND OTTOMAN PAST THE ARMAGGAN STORE IN NURUOSMANIYE, ISTANBUL BY ARCHITECT AND INTERIOR DESIGNER MUSTAFA TONER YAZI-TEXT: BURCU NOYAN

A

nadolu kültürünü, çağdaş tasarımcılık, el işçiliği ve doğal boya tekstili ile yorumlayan Armaggan markasının yeni Nuruosmaniye binası ürün seçkinliği ve mağazacılık anlayışlarını tamamlayan bir mekan. Geçtiğimiz Mayıs sonunda açılan 7 katlı bina, mağaza katları, sanat galerisi, gurme yiyecek bölümü ve turizm şirketi gibi pek çok farklı kategoriyi tek çatı altında birleştirirken homojen tasarım özellikleri gösteriyor. Armaggan ürün koleksiyonları, mücevher, obje, deri ve ev tekstil ürünlerini içeren bir yelpazeye sahip. Her bir ürün Armaggan’ın kendi atölyelerinde el işçiliği ile, üretimin her aşaması organik materyallerle, türünün tek örneği olan eşsiz ve sınırlı sayıdaki yerini alıyor. Bundan dolayı, “Unique by Design” imzası taşıyor. Tasarımları ise, alanında uzman pek çok Türk tasarımcıya ait. Armaggan markası, her bakımdan tamamen yerel bazlı bir üretim. İstanbul turizminin can damarlarının biri olan Nuruosmaniye’deki yeriyle, Armaggan, kaliteli malzemeler ve Anadolu kültürü ile dokunmuş, tasarım değeri olan, zamansız ve kalıcı Türk işi hediyelikler sunuyor. Armaggan Yönetim Kurulu üyesi Samir Bayraktar, “İstanbul’da Kapalıçarşı’yı günde 500 bin, yılda milyonlarca insan ziyaret ediyor. Türk kültürünün en rafine sunulacağı nokta olduğu için burada bulunmayı istedik. Türkiye’ye gelenlere tasarım şeklinde Türk kültürü sunacağız,” diyor. 2010’da açılan Nişantaşı binası ise, Armaggan’ın 2008 yılından beri süren markalaşma, tasarım ve üretim çalışmalarının ilk gözbebeği ve yeri ile seçkin zevkleri olan bir camiayı hedefliyor.

30 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011

T

he Armaggan brand which fuses Anatolian culture, contemporary design, handcraft and naturally dyed textiles is coordinated with their nuanced product selection and retailing concept at their newly opened Nuruosmaniye building in Istanbul, Turkey. On seven floors of this, their second major store in Istanbul are product displays, an art gallery, gourmet food outlet and a travel agent in a highly detailed renovation of an existing building. Armaggan’s product catalogue consists of jewelry, objects, leather and home textiles. Each of their products is hand made in their own workshop using organic materials at each step to create one of a kind and limited edition products. Hence their slogan “Unique by Design”. The designs, which are produced by a variety of Turkish designers, are paralleled by production realized completely in Turkey. In the heart of Istanbul’s tourist district in Nuruosmaniye, Armaggan offers timeless and durable Turkish made gift objects with high design values inspired by Anatolian culture. Armaggan Board Member Samir Bayraktar comments, “The Grand Bazaar in Istanbul has 500,000 visitors daily, millions annually. We chose to be in this location because it is where Turkish


NURUOSMANIYE’DEKI NEO-KLASIK BIR BINA RENOVE EDILEREK ARMAGGAN MAĞAZASINA DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞ. ARMAGGAN’S NURUOSMANIYE OUTPOST IS LOCATED IN A RENOVATED NEO-CLASSIC BUILDING IN THE OLD SULTANAHMET NEIGHBORHOOD OF ISTANBUL.

TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 31


Tasarım/Design

Eski Türk el sanatı ve zanaatlerinin modern sanat halini yansıtan dekoratif objeler üreten, yurt dışında ve yurt içinde isimleşmiş Hiref mağazaları gibi, Armaggan da bu trende bir marka daha ekliyor. Bu yeni sanat ve mağazacılık akımı, hem Türk kültürünü koruyup dünyaya tanıtarak, hem de Türk tasarımcı ve üreticilerini koruyarak, ithal olmayan tasarım ürünü bulmanın neredeyse imkansız hale geldiği günümüzde, doğal ve saf Türk malı ürünler ortaya koymasıyla saygı ve beğeni kazanıyor. Armaggan’ın arkasındaki isimler, Türkiye’deki yatırımları 200 milyon doları geçen, Yalçın ve Serpil Ayaslı çifti. ODTÜ mezunu ve ABD’de Massachusets Institute of Technology’de doktora yapmış olan Yalçın Ayaslı’nın 1985 yılında Amerika’da kurduğu Hittite Microwave Corporation şirketi, bugün Nasdaq’ta işlem görüyor. Ayaslı’nın ülkesine hediyesi olan Armaggan ve NAR Gourmet gibi yatırımlar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, yörenin en çok yardıma ihtiyacı olan kadınlarına istihdam sağlıyor. Armaggan Nişantaşı’nın desteği ile kurulan Doğal Boya Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezi (DATU) ise, doğal tekstil boyamacılığı ve üretimi alanında dünyanın en önemli laboratuvarlarından birine ve gelişmiş teknoloji cihazlarına sahip.

MIMARI DETAYLAR Nuruosmaniye’deki 7 katlı eski Milliyet gazetesi binası, bir yıllık restorasyon sonucunda Armaggan olarak kapılarını yeniden açtı. Hem mağazadaki ürünlerin ön planda olmasını hedefleyen minimalist iç tasarımda, hem de binanın davetkar dış tasarımında, doğal taş uygulanıyor. Dış cephede, kemer ve sütun temalarının modern bir anlayışla işlendiği taş dokulu prekast beton yer alıyor. İlk iki katı kaplayan bloklar, binanın çevresini dolanan kemerli bir tasarım oluşturuyor. Bloklar arasındaki belirgin fissürler, bu kemerlerin hareketini belirginleştiriyor ve yüzeye canlılık veriyor. Kemerlerin içlerindeki geniş cam yüzeyler, içerisi ve dışarısı arasında geçirgenlik sağlayarak, binanın 32 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011

culture is presented in its most refined form.” Founded in 2008, their branding, design and product efforts were initially realized in their first store, which was opened in Istanbul’s cosmopolitan shopping district of Nişantaşı in 2010. Like the well known brand Hiref, Armaggan was the next example of a trend in Turkey which incorporated the artistic aspects of traditional Turkish handcraft into decorative objects for domestic and international markets. This new artistic and retailing tendency that preserved and publicized Turkish culture in addition preserved the values of Turkish designers and producers working in natural and pure Turkish products that gained respect and prestige in the face of a mass influx of foreign products into Turkey. The investors behind Armaggan were the TurkishAmerican couple, Yalçın and Serpil Ayaslı who have made 200 million USD worth of investments in Turkey. A graduate of Middle Eastern Technical University in Ankara, Turkey, with a PhD from MIT, Yalçın Ayaslı was the founder of the Boston based Hittite Microwave Corporation which is currently a NASDAQ listed company. Investments such as Armaggan along with NAR Gourmet were conceived as a give back to Turkey by Ayaslı to provide valuable economic opportunities especially to the disadvantaged women of Turkey’s eastern and southeastern Anatolian regions. Their Natural Dye Research, Development and Application Center was founded with the assistance of Armaggan Nişantaşı and is today one of the most technologically advanced and important laboratories in the world for natural textile dying and production.

ARCHITECTURAL DETAILS The 7 storey building in Nuruosmaniye which was originally the headquarters of the Milliyet newspaper opened after a yearlong restoration effort. Natural stone from Turkey was used extensively in the inviting exterior entrance area and the spare yet detailed interiors that emphasize the visual features of Armaggan products. On the exterior is neoclassic decoration of columns


MIMAR MUSTAFA TONER IMZALI IÇ MEKAN TASARIMI ARMAGGAN ÜRÜNLERINE IHTIŞAMLI BIR FON OLUŞTURUYOR. ARCHITECT MUSTAFA TONER DESIGNED THE DETAILED INTERIORS CREATING AN IMPRESSIVE STAGE TO DISPLAY ARMAGGAN’S PRODUCTS.

TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 33


Tasarım/Design

bir mağaza olduğuna dikkat çekiyor. Giriş yüzeyi, duvarın eni boyunca yerde uzanan siyah mermer platform ile pekiştiriliyor ve misafirleri içeri girmeye davet ediyor. Dış cephede kemerin üstündeki kısımda ise, yatay dizilimli taşlar üzerinde, dikey çizgiler oluşturan başka bir taş uygulamayla sütun kabartmalar öne çıkıyor. Eski mimari öğeler kullanan, fakat modern görünümlü dış tasarım, Armaggan mağazasının eskiyi yeniyle harmanlayan anlayışına referansta bulunuyor. Girişteki geniş holü, alacalı desenli gri ve beyaz tonlarındaki cilalı mermer zemin dolduruyor. Dikdörtgen çevreli, düz renkli parlak mermer sütunlar, üst kattaki balkonu ayakta tutuyor. İç balkonun etrafını saran cam yüzeyler, tavanda asılı baloncuklar halindeki ışıklı düzeneğin yansımasını yaparak, ortamın parlaklığını ve ışıltısını maksimuma çıkarıyor. Holün bir tarafını kaplayan ışıltılı makore yüzey, kahverengiliğiyle açık renk mekanı dengeliyor. Binanın mağaza bölümünü oluşturan katlarda, ürünler geniş aralıklarla, modern bir müze edasıyla yerleştirilmiş. Sergilenen ürünlere dikkati çeken, sadece mermer yüzeyler ve sütunlarla oluşturulan, nadiren sade masalar ve varak mobilyalarla karşılaşılan, minimalist iç tasarım. Siyah lakeli sütunlar ürün yerleştirilmelerini çerçevelerken, cilalı mermer

34 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011

and arches in a stone-like texture done with a contemporary flair. The stone paving on the first two floors is coordinated with these arches that surround the building façade. The lines between the panels on the architectural decoration on the façade visually unite these arches adding a texture that is in tune with the patterns on the surface. The large expanses of glass between these arches provide visual connections between interior and exterior clearly showing that this is a shop. The surface of the entrance area is paved with a strip of raised black marble that invites visitors into the shop. Above the columns on the upper part of the façade is a different style of neo-classic façade decoration that gives this building a historical appearance yet with modern flair. The interior entrance area is paved with marble dappled in a white and grey pattern. Polished monochromatic marble columns organized in a square support the upper balcony. Glass panels covering the inside of these interior balconies along with multicolored glass balls hanging from the ceiling reflect the light that bounces off the marble surfaces creating a very shiny environment. The matte brown color of the walls balances these reflective surfaces. The wide expanse between the products on the retail floors gives the feeling of a museum. The spare design and open spaces acts to direct attention to the products complemented by the marble surfaces and the occasional piece such as the gold colored tables and chairs. Visitors understand they are in a special environment through the elegance created by the use of polished marble, mirrors, reflective stainless steel, glass and the black lacquer columns surrounding the space. Even the service areas such as the door to the warehouse are lined with velvet. The use of flowing curtains provides a degree softness balancing the hard marble surfaces. Even in the art gallery floor, despite the fact there is a noticeable change in the paving material towards more even colored stone flooring the overall polished surfaces are maintained to provide continuity with the rest of the interior. On the far end of each floor are a series of interior balconies looking towards an open atrium. The balconies provide views down to the NAR restaurant and to a stone clad interior wall covered with a natural surface of plants. The glass above the atrium provides sunlight down to the restaurant reinforcing the permeability between interior and exterior that is found throughout the design. In fact the lack of interior walls and partitions supported by the spatial openness of the winding marble paved staircases also works to support the transparency and permeability that is the one of the main features of the design. The qualities of light, nature and elegance seen in Armaggan’s products are in this way also reflected in these expertly crafted interiors.


TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 35


Tasarım/Design

yüzeyler, aynalar, ayna görünümlü paslanmaz çelik yüzeyler ve cam elemanlar, ortama ışıltı ve zarif bir hava, ziyaretçilere ise seçkin bir mekanda olduklarının yoğun hissini veriyor. Mağazanın işleyişi için gerekli olan depo kapısı gibi tüm kapılar, kadife perdelerle örtülü. Öncelikli amacı işlev olan perde unsurları, sert taş yüzeylere karşı, yumuşak-sert dengesini de sağlamış oluyor. Müze eserleri gibi, değerle ve ayrıcalıkla sunulan ürünler geçildikten sonra, doku değiştiren zemin kaplaması, sanat galerisi bölümüne gelindiğinin habercisi oluyor. Krem rengi zemin kaplama, aynı rengin tonlarındaki sade dekorasyon ile binanın her katındaki minimalist esintiyi sürdürüyor. Tüm katlarda, binanın bir ucunda boşluk oluşturan iç balkonlar var. Balkonların

OSMANLI DESENLERININ ETKISI MERMER YÜZEYLERLE ARTIRILIYOR. OTTOMAN AND SELCUK PATTERNS ARE JUXTAPOSED WITH THE ORGANIC TEXTURES OF MARBLE.

36 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011

baktığı yer ise, aşağıda, NAR restoran alanı, karşıda ise, yeşillikler ve bitkilerle kaplanmış doğal taş bir duvar. Binanın tepesi sadece restoran oturum alanında cam bir tavan oluşturarak gökyüzüne açılıyor, gün ışığı içeri girip, içerisi ve dışarısı arasında geçirgenlik sağlayan temayı devam ettiriyor. Tüm katların aynı havayı soluması, katlar boyunca kapalı oda varlığının görünmemesi ve katları bağlayan merdivenlerin de kıvrak mermer gövdelerini göz önünde sergilemesi, geçirgenlik temasını binanın tüm iç mekanları boyunca yayıyor. Tasarım yoluyla yaydığı ışık, seçkinlik ve natürellik, yine tasarım yoluyla, aynı özelliklere sahip, “Unique by Design” sloganlı Armaggan ürünlerini bütünleyerek, mimarinin mağazacılık ve sunuştaki önemini vurguluyor.


Armaggan’ın mimarı: Mustafa Toner MIMARI TARZINI SICAK-MODERN OLARAK TANIMLAYAN MUSTAFA TONER, DOĞAL MALZEMELERI, SAKIN BIR DILLE VE AĞIRBAŞLI BIR NETICE ELDE EDECEK ŞEKILDE BIR ARAYA GETIRMEYE ÖZEN GÖSTERIYOR.

ARMAGGAN’S ARCHITECT: MUSTAFA TONER THE NEW ARMAGGAN STORE IN NURUOSMANIYE, ISTANBUL IS THE LATEST EXAMPLE OF ARCHITECT MUSTAFA TONER’S FUSION OF CLASSIC AND MODERN STYLES USING NATURAL MATERIALS SUCH AS TURKISH STONE.

Uzun yıllar Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi rektörlüğü yapan babanızın mimarlığa yönelmenizde etkisi oldu mu? Tasarım altyapınızdan ve yaklaşımınını belirlemekte etkisi olan isimlerden bahseder misiniz? Mimarlık mesleğini seçmemde elbette babamın çok büyük etkisi oldu. Kendisi rektörlüğün gerektirdiği idari işlerden çok mimarlıktan keyif alan bir insandı ve bunu tüm yaşamına hatta giyim kuşamına dahi yansıtırdı. Sanıyorum babamın da etkisi ile benim tasarım anlayışımın temelinde doğru fonksiyon çözümleri yatar....Mies Van Der Rohe, Louis Kahn, Le Corbusier gibi ustalar ve onların mimarlık anlayışları beni çok etkilemiştir. Fotoğraf da çekiyorsunuz... Fotoğrafçılık ve mimarlık arasında bir bağ kuruyor musunuz? Amatör ve acemice yaptığım fotoğraf calışmalarımda tam tersine fonksiyonu ve estetiği deforme ederek kompozisyonlar oluşturmayı hedeflemekteyim. Burada ancak aksi yönlerde bir bağdan söz edebiliriz. Ev ve otel tasarımından restoran ve mağazalara, mimariden konsept tasarımına çok kapsamlı projelerde imzanız var. Farklı dönemlerde ve amaçlarda işler yaptınız, zaman içinde sizden beklenenler ne şekilde değişti? Son zamanlarda çağdaş tasarımda Türkiye’nin tarihine yönelik referanslar ön plana çıkıyor, sizin bu konudaki yaklaşımınız nedir? Eskiden yurt dışında gördüğü örneklerin aynısını isteyen ve bir anlamda risk almak istemeyen işveren profili artık yerini daha özgün, çarpıcı çözümler isteyen ve bir anlamda risk almaya nispeten daha açık bir işveren profiline bıraktı. Şimdi sıra aynı işverenin maddi riski de almayı kabullenmesine geldi. Bu noktada inşaat bütçelerinin ve sürelerinin yurtdışı örneklerine göre çok kısıtlı olduğunu ve bunun da tasarımı çok etkilediğini belirtmek isterim.Türk-Batı sentezi örnekleri abartılmadığı sürece çok beğenmekte ve konuların izin verdiği ölçüde benzer çalışmalar yapmaktayız. Tasarım anlayışınızı ve üslübunuzun kaynağını nasıl tanımlarsınız? Başladığınız döneme göre bugünkü tasarım yaklaşımınız ne şekilde değişti? Mesleğe başladığım yıllarda yurtdışı trendleri daha sıkı takip ediyordum. Ancak, son senelerde kendi tasarım dilimi geliştirmeye önem vermekteyim. Bunu da sıcak modern olarak tanımlamaktayım. Doğal malzemeleri, sakin bir dille ve ağırbaşlı bir netice elde edecek şekilde bir araya getirmeye özen gösteriyorum.

Was the fact your father was the dean of the Architecture School at Yıldız Technical University in Istanbul influential in your choice of profession? What figures were important to your design approach? Of course my father influenced my selection of architecture. He enjoyed much more working on architecture than his administrative responsibilities; his architectural sense was also reflected in his lifestyle including his sense of fashion. I think he was influential in my focus on functional solutions in my design. Master architects such as Mies Van Der Rohe, Louis Kahn, Le Corbusier also affected me very much. You are known as a photographer. What’s the connection between photography and architecture? Photography, which I pursue in an amateur and naïve way, is exactly the opposite of my architectural approach in that I aim to deform function and aesthetics to generate compositions. Here there is a correlation based on oppositions. From architecture to concept design, you are responsible for a number of residential, hotel, restaurant and retail projects. How have clients’ expectations changed over the years? In recent years there is increasing use of historical references in Turkish architecture, what’s your opinion of this trend? In the past the client’s would ask for same examples they would see abroad and not be willing to take risks. But today we have clients that demand more original and striking work and are willing to take risks. Now it is the turn of a client that is willing to take financial risks. I would like to point out that budgets and project schedules are much less then found abroad and this very much affects design. We like very much the Turkish-Western synthesis and produce similar works when it seems appropriate to the project. How would you describe the basis and source of your design style? How has your approach changed from when you first started work to now? When I first started to work I would closely follow international trends. In recent years though I have given TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 37


Tasarım/Design

Doğal taş ve mermerin tasarımlarınızdaki yeri nedir? Neye göre bu malzemeleri kullanıp kullanmama kararı veriyorsunuz? Projelerinizde Türkiye kaynaklı hangi taşları tercih ediyorsunuz? Doğal taş ve mermerler ile doğal ve karakterli ahşaplarin bütünlüğü beni çok etkiliyor. Bu nedenle konu izin verdigi olçüde özellikle kuvvetli damar yapısına sahip mermerleri kullanıyorum. Lykia beji, Diyarbakır siyahı, Marmara ve Uşak beyazları sevdiğim yerli mermerler... Nuruosmaniye’deki Armaggan mağazası için tasarladığınız bina projesi nasıl gelişti? Bu binanın tasarımında nelere önem verdiniz? Yiyecek, galeri ve mağaza katlarındaki çalışmalarınızdan bahseder misiniz? Nuruosmaniye de yaptığımız Armaggan binasına başlarken esasında daha küçük ölçekli olmakla birlikte Nişantası mağazasında elde ettiğimiz sonucun başarısı bizi yönlendirdi. Ancak arada büyük bir fark da bulunmaktaydı; Nişantaşı mağazası 2200 m2 iken Nuruosmaniye binasi 8000 m2’den büyüktü ve bu da daha farklı fonksiyonların belirlenmesini gerektiriyordu. Türk restoranı, eğitim mutfağı, seminer salonları, giriş kat galeri boşlukları, dikey bahçe gibi mekanlar bu ihtiyacın ve binanın imkanlarının sonucunda ortaya çıktı. Armaggan’ın ürün tasarımlarını nasıl buluyorsunuz? Mekanın tasarımını sergilenen Armaggan ürünlerini nasıl ilişkilendirdiniz? Armaggan’ın ürün tasarımlarını muhteşem buluyorum. Türkiye’de ne yazık ki bugüne kadar çok az düzgün örneği olan bir alanda gerek tasarım, gerek işçilik kalitesi olarak yapılmamışı gerçekleştirdiklerini düşünüyorum. İlk mağazadan beri işverenimiz ile fikir birliğinde olduğumuz bir kriterimiz vardı; bu özel ürünler kendilerine yakışır kalitede, onları ön plana çıkartan ve bir müzede sergileniyorlar ifadesini taşıyan bir mekanda sunulacaklardı. Sanıyorum bu anlamda ve boyutta tek bir markanın farklı alanlardaki ürünlerinin sergilendiği bir başka örnek yoktur. Binanın dış yüzeyinin taş kaplama, iç tarafında da belirli katların taban, sütun ve merdivenlerinde değişik renk karışımları ve desenler oluşturacak biçimde mermer kullandığınızı görüyoruz. Bu projede taş ve mermer ile çalışmak, işlevsel ve estetik bakımdan size ne gibi avantajlar sağladı? Başta da ifade ettiğim gibi taş, mermer, metal ve ahşap gibi doğal ve kuvvetli etkisi olan malzemelerin tasarımlari daha kalıcı hale getirdiğini düşünmekteyim. Armaggan projesinde de yoğun bir şekilde yatay ve düşey düzlemlerde farklı renk, doku 38 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011

importance to the development of my own design language that I describe as “warm modern”. I carefully try to bring together natural materials with a calm design language that will reach a dignified result. Can you describe the role of natural stone and marble in your design? Which stones do you favor? Which Turkish stones do you use? The character and unity of natural materials such as wood, natural stone and marble affects me very much. When it is appropriate I try to use marble with strong patterns and veins. I like Turkish stones such as Lycia beige, Diyarbakır black, Marmara and Uşak whites. Can you describe the process behind the Armaggan building project? When we started the Nuruosmaniye Armaggan we were influenced by the results of our design for the smaller scale Nişantası store. There was a major difference in that the Nişantası store was 2200m2 and the Nuruosmaniye was 8000m2 and also included other functions. Spaces such as the Turkish restaurant, kitchen classroom, seminar rooms, gallery openings on the ground floor and the vertical garden were based on need and the opportunities the building presented. How do you find the design of Armaggan’s products? How did you relate the product design to your interior design? I find Armaggan’s product design exceptional. I believe they have produced design and quality craftsmanship that has unfortunately up to this time in this area have been only very few good examples in Turkey. Ever since the design of the initial store we have been in agreement with our client on one criteria: we would display these products in a museum like space that focused on and was of the same quality as these products. In this sense and at this scale I don’t think there is an example of a single brand that displays this variety of products.


ve desenlerde taş ve mermer kullanımının ve bunların cam, metal ve ahşap malzemelerle birlikteliğinin zaman ötesi bir sonucu elde etmekte avantaj sağladığını düşünüyorum. Son zamanlarda mermeri işlemek için waterjet ve CNC yöntemler gelişti. Bu yöntemleri kullanıyor musunuz? Bu tür yöntemler ile el işçiliği arasındaki ilişkileri ne şekilde dengeliyorsunuz? El işçiliğinin bugün Türk tasarımındaki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yöntemlerle oluşturulabilen farklı desen ve yüzeyleri projelerinizde nasıl değerlendiriyorsunuz? Waterjet ve CNC gibi tekniklerin mermer işlemede büyük kolaylıklar getirdiği bir gerçek. Ancak bu teknikler ile üretilen malzemelerin montajı sonuçta el işçiliği ile yapılmak zorunda ve ne yazık ki sorunlar da o noktada başlıyor. Bu kadar düzgün ve pahalı yapılan üretimler işçilik kalitesinin yetersizliğinden dolayı istenilen neticeleri veremeyebiliyor. Bence tasarımcı arkadaşların bu teknolojilere çok fazla güvenip montajında sorunlar yaşayacakları detaylardan kaçınmalarinda veya çok kalifiye ekipler ile çalısmalarında fayda bulunmakta.Biz bu tip teknikleri özellikle yüzeyin tamamına yayılmasını istediğimiz desen ve dokular oluşturma için kullanmayı tercih ediyoruz.

Çeşitli ülkelerde projeleriniz var. Yurtdışı ile karşılaştırdığınızda mimarlık ve tasarımın Türkiye’deki yerini nasıl buluyorsunuz? Sizce etrafımızda tasarım anlamında daha değerli yapılar görebilmemiz için, nelerin değişmesi gerekli? Ne yazık ki Türkiye’de mimari ve tasarımın Batı’dan bir 10 yıl geride olduğunu düşünüyorum. Evet, son senelerde büyük atılımlar yapıldı ancak hala gurur duyarak gösterebileceğimiz bir anıtsal çağdaş mimari örneğimiz yok. Bence burada sorun işveren taleplerinden ve alışkanlıklarından kaynaklanıyor; çabuk olsun, ucuz olsun, hem de çok güzel olsun kafası değişmedikçe mimarların tek başlarına bu sorunu çözebileceklerine inanmıyorum.... Unutmamak gerekir ki, mimarlık işveren olmadan gerçekleşmesi mümkün olmayan tek plastik sanattır.

You use a variety of marble and stone on the exterior and interior of the building. What was the advantage of using stone? As I have previously mentioned, natural and strong materials such as stone, marble, metal and wood give the design a more lasting and enduring quality. I think that in the Armaggan project the detailed use of stone and marble in both the horizontal and vertical planes in a variety of colors, textures and patterns, unified with the glass, metal and wood provides the advantage of a timeless result. Recently there has been extensive use of techniques such as CNC and water jet. Do you use these production techniques? What do you see as the role of handcraft in Turkey today? It is a fact that CNC and water jet do provide great convenience. But in the end materials created by these techniques need to be installed by hand and unfortunately that’s where the problems start. After this expensive and organized production because of the lack of quality craftsmanship the desired results can sometimes not be reached. I think that designers should not trust these techniques and avoid creating details that could create problems in installation or work with highly qualified craftsmen. We prefer to use these techniques in patterns and textures that completely cover a surface. How do you rate design and architecture in Turkey? What do we need to do in Turkey to create more valuable buildings? Unfortunately, I believe that architecture and design in Turkey is 10 years behind the West. Of course in the last few years great strides have been made but we do not have monumental examples of contemporary architecture that we can be proud of. I think this originates from the demands and habits of the clients, as long we have a mindset that demands that design should be quick, cheap and look good there is not much architects can do to remedy the situation by themselves. Let us not forget that architecture is the only plastic art that is only realized with a client.

MUSTAFA TONER ARMAGGAN’IN TASARIMINDA AHŞAP VE MERMER GIBI DOĞAL MALZEMELERIN IFADE GÜCÜNÜ DEĞERLENDIRMIŞ. MUSTAFA TONER’S DESIGN HIGHLIGHTS THE VISUAL BRILLIANCE OF NATURAL SURFACES SUCH AS WOOD AND MARBLE.

TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 39


Projeler/Projects: Selanik/Thessaloniki

40 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011


Sanat ve mekanda yeni ufuklar THE MET HOTEL SELANIK’IN BIR ÇAĞDAŞ KÜLTÜR KENTI OLMA HEDEFINDE ÖNEMLI BIR ADIM TEŞKIL EDIYOR.

NEW HORIZONS IN ART AND SPACE

THE MET HOTEL BRINGS CONTEMPORARY FLAIR TO THE GREEK PORT CITY OF THESSALONIKI YAZI-TEXT: GÖKHAN KARAKUŞ

TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 41


Projeler/Projects: Selanik/Thessaloniki

THE MET HOTEL ÇAĞDAŞ TASARIMI TARIHI SELANIK’E GETIRIYOR. THE MET HOTEL BRINGS CONTEMPORARY DESIGN TO HISTORIC THESSALONIKI

E

ge Denizi ile Makedonya dağlarının arasında konumlanan Selanik ilginç ve zengin bir tarihe sahip. MÖ 315’te kurulan şehir, Roma, Bizans ve Osmanlı imparatorlukları tarafından yönetilmiş. Bugünse Yunanistan’ın en önemli kentlerinden biri… Farklı milliyetlerden nüfusu, çeşitli kültürlerin etkileri ve tarihi zenginliği şehre bugünkü karakterini veriyor. The Met Hotel bu tarihi ve kültürel bağlamda, iş oteli odaklı Chandris otel ve tatil köyü zincirinin beşinci oteli olarak 2009 yılında açılmış. Otelin mimarisi Tasos Zeppos ve Eleni Georgiades tarafından yönetilen ve çağdaş tarzları ve ayrıntılara gösterdikleri hasassiyetle tanınan Atinalı Zege Mimarlık’a ait. The Met Hotel Selanik’e yeni bir kavram getiriyor. Çağdaş mimarinin ön plana çıkmadığı şehir, aksine Yunanistan’ın pek çok sanayi şehri gibi limanı çevreleyen ve birbirinden ayırt edilemeyen betonarme binalarla dolu. Şehrin oldukça canlı ve çağdaş kent kültürünü binalarda görmek pek mümkün değil. Bu açıdan The Met Hotel, sınırlı lokal faktörün bulunduğu bir çevrede tasarım olanakları bakımından bir deney sayılabilir. İfade gücü yüksek bir strüktür ve malzemeye odaklanan net bir stratejiyle yola çıkan mimarlar, otel zincirinin yüksek tasarım standartlarıya, otelin şehrin sevkiyat depolarına yakın, ticari bir bölgesinde bulunan konumunu birleştirebilmişler. Met Hotel projesinde stilli bir tasarım, endüstriyel malzemelerle birleştirilerek, doğal ahşap ve Makedonya’dan temin edilen taş kullanımıyla estetik amaca hizmet eden bir çalışma ortaya çıkıyor. Chandis Group’un en yeni tasarım oteli olan The Met Hotel’in tasarımı özellikle iç mekanda güçlü bir sanatsal ifade ortaya koyuyor. Sanat ve

42 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011

L

ocated between the Aegean Sea and the hills of Macedonia, on the Gulf of Thermaique, Thessaloniki is a city with a rich and intriguing history. Founded in 315 BC, the city has been ruled by the Roman, Byzantine and Ottoman Empires and is today one of Greece’s major urban centers. Steeped in multiculturalism and charged with history, Thessaloniki was host to a rich and multi-ethnic population that has given the city its character. It’s in this prodigious historical and cultural context that the Met Hotel was opened in 2009, the fifth hotel of the business oriented Chandris Hotels and Resorts chain of Greece. Architecture was realized by Athens practice Zege Architects, led by Tasos Zeppos and Eleni Georgiades, known for their stylish contemporary sensibility and sense for details. The Met Hotel was for Thessaloniki a new concept. The city despite its history was not known for contemporary architecture. Quite the opposite, the urban setting like many of Greece’s industrial cities was a collection of undistinguished concrete buildings dominated by its port. The contemporary culture of the city while quite lively and urbane was not visible in the built environment. The Met Hotel was in many ways an experiment in the possibilities of design based on a


TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 43


Projeler/Projects: Selanik/Thessaloniki

tasarımı buluşturan otel, gruba da uluslararası tasarım standartları açısından önemli bir kimlik kazandırıyor. İç mekanda düz köşeli, net hatlı mobilyalar, sanatsal aksesuarlar ve dinamik sanat eserleriyle ortaya konan bir ciddiyet ve keskinlik var. Farklı ruh hallerini değişik tasarım yaklaşımları ve alanlarla dengeleyen tasarım, çoğul tasarım ihtimalleri ve atmosferler içinde sanat ve tasarımı buluşturuyor. Bunu akıcı ve açık bir alana yerleştirilen sade ama katı hatlı bir resepsiyon masasından müteşekkil zemin katının binanın geneline ve tasarım karakterine dair verdiği ilk izlenimde tespit etmek mümkün. Temiz mermer yüzeylerin geniş kullanımı bu alana ağırlık kazandırıyor ama bunu hafif bir atmosfer içinde yapıyor. Işık ve taş, ahşapla bir araya gelerek doğal bir aura yaratıyor. Lobi bölümünü geçtikten sonra şömine ve lounge saf çizgiler ve özel tasarım mobilyalarla bu ‘katılık’ duygusunu sürdürüyor. Burada sakin ve sofistike tonlar dikkati hareketli sanat eserlerine yöneltiyor. Andreas Gursky, Jenny Holzer, Thomas Struth ve Jannis Varelas gibi çağdaş sanatın önemli isimlerinin eserlerine yer veren The Met Hotel, Selanik’in kültür odaklı yapısına paralel olarak bir çağdaş sanat merkezi görevi de görüyor.

44 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011

MINIMAL GEOMETRILER ÖZEL TASARIM MOBILYALARLA BIRLEŞIYOR. MINIMAL GEOMETRIES ARE MERGED WITH HIGH-DESIGN FURNITURE

limited set of local factors. In a straightforward strategy focusing on expressive structure and materials, the architects brought together the high design standards of the owners other hotels with the commercial setting in a peripheral area of the city near the shipping terminals. In the design of the Met Hotel an intriguing combination of stylish design and industrial materials was coordinated with natural wood and stone surfaces from the quarries of the Macedonian area to realize a project of advanced aesthetic purpose. The design of The Met Hotel especially in the interiors was a strong artistic statement as the newest of the design hotels of the Chandis Group. In its combination of art and design it advanced the Group’s identity towards global design standards. There is a strictness and seriousness expressed in the interiors that is put forward through the straight edge clear cut furniture combined with artistic accessories and dynamic artworks. Balancing different moods through different design and spaces, the hotel is a combination of art and design in a multiplicity of interior design possibilities and atmospheres. We can see this clearly in the ground floor which consists of a simple and stark reception desk set in a fluid open space giving a foretaste of the general building and its design character. Ample use of clean marble surfaces gives weight to this area but in a light atmospheric way. Light and stone combine with wood to produce a natural aura.


TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 45


Projeler/Projects: Selanik/Thessaloniki

Andy Martin tasarımı restoranda daha detaylı ve kontrastlı tonlar beliriyor. Buradaki amaç keskin, şehirli bir ortamda yakınlık duygusu yaratmak. Dairesel oturma düzeni bu kozmopolit ortamda mahremiyet sağlıyor. Restoranın mağarayı andıran tasarım dili otelin diğer ortak kullanım alanlarından farklılık gösteriyor. Burada lobinin sert yüzeylerine ve keskin hatlarına zıt biçimde kullanılan yumuşak formlar ve kumaş yüzeyler rahatlatıcı bir ortam yaratıyor. The Met’in en belirgin mimari özelliği restoranların arasındaki camlı atrium. Günışığını içeri alan bu hibrid iç/dış mekan zemin katın ana odak noktasını teşkil ediyor. Aynı zamanda içinde bulunduğu kentin sert kaldırımlarından içeri doğru bir kent alanı meydana getiriyor. Bu çevresel duruş taş ve ahşap iç mekanın katı modern diliyle, dış mekan peyzajının doğal, topraksı özellikleri arasında mükemmel bir denge kuruyor. Bu duygu Makedonya mermerinin yoğun olarak kullanıldığı spaya da hakim. Taş 46 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011

After the lobby area the fire place and lounge continues this tasteful sense of “strictness” through its pure lines and elegant furniture. Here the subdued sophisticated tones focus attention on the dynamic art pieces. Indeed aligned with Thessaloniki’s focus on culture, The Met Hotel is in part a center of contemporary art exhibiting the works of well known names from the contemporary art world such as Andreas Gursky, Jenny Holzer, Thomas Struth and Jannis Varelas. More elaborate and contrasting tones appear in the restaurant designed by Andy Martin. The emphasis here is to create a feeling of intimacy in a stark, urbane space. The round and circular shaped seating provide privacy within this scenic cosmopolitan setting. The restaurant’s cave like design language is treated in a different way to the rest of the hotel’s public spaces. Here in contrast to the hard surfaces and strict lines of the lobby, the restaurant soft forms and textiles surfaces provide a relaxing environment.


MISAFIR ODALARI DOĞAL, YUMUŞAK TONLAR VE YÜZEYLERLE DÖŞENMIŞ. GUEST ROOMS ARE FITTED IN SUBDUED, NATURAL TONES AND SURFACES.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 47


Projeler/Projects: Selanik/Thessaloniki

yüzeyler otelin tasarım kimliğinin çağdaş zevkine ters düşmeden doğal bir karakter ortaya koyuyor. Otelin tasarımında yüzey malzemelerin yaygın kullanımına paralel olarak burada taşın temiz geometrilerinden yararlanılıyor. İç mekan tasarımında dikkatli malzeme seçimi ile özgün alanlar yaratma stratejisi The Met Hotel’in 212 odasında da görülebiliyor. Misafir odalarında kullanılan cam, lake ve ahşap malzeme hafif ve çağdaş bir atmosferde konfor sağlıyor. Banyolarda odaların genel stilini destekleyecek şekilde mermer kullanılıyor. Doğal yüzey tercihleri, avangard sanat ve mobilyaların kullanılmasıyla ayrıntıya verilen önem, The Met Hotel’in tasarım stratejisini tanımlayan zarif tonlar ve temiz hatlarda ortaya çıkıyor. Tasarımındaki avangard ve estetik kaygı oteli Selanik’in bir çağdaş kültür kenti olma yönündeki hedefinin önemli bir parçası haline getiriyor.

MİMAR/ARCHITECT: ZEGE Zeppos-Georgiadi Associates Architects YER/LOCATION: Selanik, Yunanistan / Thessaloniki, Greece YIL/YEAR: 2010 PROGRAM/PROGRAMME: Şehir Oteli / City Hotel MALZEMELER/MATERIALS: Venge (ahşap), mermer, siyah granit, corian / Wenge wood, marble, black granite, corian TASARIM EKİBİ/DESIGN TEAM: Tasos Zeppos – Eleni Georgiades

48 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011

The most dominant architectural feature of the Met is the glazed atrium between the restaurants. This hybrid exterior and interior space is the prime focus of the ground floor allowing natural daylight to reach the interior. At the same time it creates an urban area as an extension of the hard paves surfaces of the surrounding city. This environmental presence is the perfect balance between the strict modern language of the stone and wood interior and the naturalearth like quality of the landscaped exterior. The natural feeling can also be in the Spa where there is an extensive use of Macedonian marble. These stone surfaces in marble are arranged to provide natural character but in the overall contemporary taste of the Hotel’s design identity. The clean geometries of stone are part of the Hotel’s extensive use of material surfaces in its design. The 212 rooms that make up the Met Hotel also are part of this same strategy to produce unique spaces through the choice of material in the interior design. Glass, lacquer and wood are the primary elements applied in the guest rooms to provide comfort in a light contemporary atmosphere. The use of marble in the bathrooms participates to the general stylishness of the rooms. The importance given to detail through the choice of natural surfaces, avant-garde art and furniture to produce the elegant tones and clean-cut design defines the design strategy of the Met Hotel. A sense of avant-garde and aesthetic purpose in its design makes it an important part of Thessaloniki’s aim to be a place of contemporary culture.


SPA VE HAVUZDA BEYAZ MAKEDONYA MERMERI KULLANILMIŞ. THE POOL AND SPA INTERIORS ARE CLAD IN WHITE MACEDONIAN MARBLES.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 49


Projeler/Projects: Mayorka/Mallorca

Mayorka’da yeni Akdeniz mimarisi MIMAR XAVIER CLARAMUNT’UN HOSPES MARICEL HOTEL’E YAPTIĞI EK BINA, DOĞAL KAYNAKLARI DEĞERLENDIREN PRIMITIF MODERN MIMARIYE IYI BIR ÖRNEK OLUŞTURUYOR.

50 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011


NEW MEDITERRANEAN ARCHITECTURE IN MALLORCA ARCHITECT XAVIER CLARAMUNT’S PRIMITIVE MODERN EXTENSION TO THE HOSPES MARICEL HOTEL YAZI-TEXT: GÖKHAN KARAKUŞ, CHARLOTTE BARBAN-DANGERFIELD FOTOĞRAF-PHOTO: ADRIÀ GOULA

TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 51


Projeler/Projects: Mayorka/Mallorca

I Ç

ağdaş mimaride doğal çevrelerindeki malzemeye uyumlu binaların sayısı giderek artarken, modernitenin özgün bir biçimiyle birlikte primitif bir ifadeyi de ortaya koyabilen doğal taş kullanımı ön plana çıkıyor. Mevcut yapıların renovasyonunda doğal taş artık modernizmi kısıtlayan değil, aksine ona ulaşmayı sağlayan bir unsur… İspanya’nın Mayorka kentinde 2009’da inşa edilen Hospes Maricel Hotel doğa ve kaynaklara yönelen modern mimarinin iyi bir örneği. Mevcut bir Neo-klasik binanın mimar Xavier Claramunt tarafından yeniden düzenlendiği projede, mermer ve yakındaki Santanyi kasabasından gelen kumtaşının kullanıldığı revaklar, arkadlar ve sütunlarla orijinal binanın Balearik tasarım unsurları mimariye dahil edilmiş. Balearik Adaları, Mayorka peyzajının önemli bir özelliğini oluşturan teras, ahır, ağıl ve mağara evler gibi tarım alanlarında yer alan önemli taş yapı mirasına sahip. Bu benzersiz çevredeki geleneksel taş mimarinin korunması ve geliştirilmesi kamu otoriteleri için önemli bir önceliğe sahip. Ancak bunu sadece tarım alanlarının iyi yönetimi ile gerçekleştirmek mümkün değil, Hospes Maricel Hotel gibi turizm sektörüne ait binaların da bu yaklaşımı yansıtması bu hedefin gerçekleştirilmesinde önemli bir rol oynuyor. Hospes Maricel Hotel’in Calvia Mayorka’daki orijinal binası 1948 yılında, adadaki ilk turizm inşaat furyası sırasında inşa edilmiş. Barselonalı EQUIP mimarlıktan Xavier Claramunt bu Neo-klasik tasarıma çağdaş bir atmosfer getirmek üzere ek bina projesini üstlenmiş. Mimarın stratejisi binanın çevresindeki doğal elemanlarla, denizle ve arazideki konumuyla ilişkisini derinleştirmek üzerine kurulmuş. Proje üç yeni binanın inşaatını içeriyor: İkisi misafir odalarını, üçüncüsü ise otelin spasını barındırıyor. Bu yeni eklentiler Hospes Maricel Hotel’e çevresiyle mükkemmel uyum içinde yerden yükselen doğal taştan bir çıkıntı görünümü veriyor. Binanın büyük bölümünü oluşturan yerel doğal taştan yığma duvarlar adanın kıraç doğasını ve toprağı denizle birleştiren kayalık kıyıları referans alıyor. Eklentilerin teraslardan oluşan çok katmanlı cephesi bölgenin tarım geleneğine gönderme yapıyor. (Mayorka’daki geleneksel tarım faaliyetlerinde kullanılan teraslara ‘Marjades’ adı veriliyor.) Bu terasların daha büyük bir versiyonuna yer veren tasarım, binaya kademeli ama güçlü bir ifade veriyor, otel taş ve suyun doğal bir uzantısı gibi duruyor.

52 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011

MIMARI MAYORKA KIRLARINDAKI TAŞ DUVARLARDAN ILHAM ALIYOR. THE STONE WALLS OF THE MALLORCAN COUNTRYSIDE WERE AN INSPIRATION FOR THE ARCHITECTURE.

t is becoming more common to come across modern and contemporary designed buildings in tune with the materials of their natural surroundings. Especially in the use of stone in recent contemporary architecture we see this increasing application of natural stone surfaces as a way to convey a primitive expression while reflecting a certain form of modernity through its stoic and minimalist characteristics. In the renovation of existing buildings, stone is no longer a restrictive obstacle to modernity but rather a means to achieve it. We can see this in the The Hospes Maricel Hotel in Mallorca, Spain, 2009, which is the perfect example of modern architecture embracing nature and origins. Following a restructuring of an existing neo-classic building by architect Xavier Claramunt, traditional Balearic design elements of the original building have been brought back to life in the form of archways, arcades and pillars in marble and stone, and the densely-packed sandstone of the nearby town, Santanyi. The Balearic Islands possess a significant heritage of dry stone constructions such as agricultural terraces, sheds, sheep enclosures, or troglodytic housing which are an integral part of the Mallorcan landscape. The preservation and improvement of traditional stone architecture of this exceptional environment has a become major preoccupation for the public authorities. Yet, the maintenance of this historical inheritance can’t rely simply on the land management of the rural landscape but has to also focus also on the buildings of the tourism industry such as the Hotel. The architecture for The Hospes Maricel Hotel corresponds to this modern reinterpretation of the stone and natural inheritance of the Balearic architecture and culture. The original hotel was built in 1948 in Calvià, Mallorca, coinciding with the first wave of construction for the tourism industry on the Island. The Barcelona practice of EQUIP Xavier Claramunt was asked to manage the extension of the hotel to inject a contemporary feel to the mid 20th century design. Their strategy was to deepen the relation of the building with the surrounding natural elements, its link with the sea, and it’s setting in the landscape. The project consisted of the construction of three new buildings – two of them dedicated to rooms, and a third a spa. These new additions made the The Hospes Maricel Hotel appear like a natural stone outcropping completely engaged within its environment, articulating sea and nature, integrated with the surrounding elements.


TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 53


Projeler/Projects: Mayorka/Mallorca

DUVARLAR VE TERASLAR ANA ARKITEKTONIK ELEMANLARI OLUŞTURUYOR. WALLS AND TERRACES ARE THE PRIMARY ARCHITECTONIC ELEMENTS.

54 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011


Suya doğru dev bir merdiven gibi inen teraslar, otelin fasilitelerini denize doğru uzatıyor. Bu bağlantı kahverengi ve bej renkli yerel taş kullanımıyla daha da kuvvetleniyor; doğru noktalara yerleştirilen cam bölmeler ve avlular eğimli araziye uygun bir akıcılık hissi yaratıyor. Bu taş duvarlar denizle ve güneş ışığıyla bağlantıyı sağlamak için güneşlenme teraslarına ve deniz manzarasına sahip olacak şekilde alanın üst kısmından itibaren kademeli olarak sıralanıyor. Buradaki bütün unsurlar otelin özenle yerleştirildiği Akdeniz peyzajını yansıtıyor. Bu eklentinin inşa edilmesiyle otel yanındaki sokağın diğer tarafına taşmak zorunda kalmış. Otelin bazı bölümlerinin sokağın diğer tarafında kalmasının sonucu olarak tasarım otelin iki tarafını bir yaya köprüsü ile birleştirerek sokağı zemin katın alan mantığına dahil etmeyi hedefliyor. Hospes Maricel Hotel’in eklentisi daha büyük ölçekte her biri deniz manzarasına sahip odalarda denizi ortak nokta olarak değerlendirerek otelin kent ve doğa bağlamları arasında bağlantı kurmayı da sağlıyor. Xavier Claramunt’un projesi binalar ve elementler arasındaki hassas

YENI EKLENEN BÖLÜM NEOKLASIK BINAYA KESKIN BIR TEZAT OLUŞTURUYOR. THE NEW ADDITION IS IN STARK CONTRAST TO THE ORIGINAL NEO-CLASSIC BUILDING.

The dry natural stonewalls that compose the major part of the building and that were locally produced, are reminiscent of the arid surroundings of the Island and the rocky seashore that it embraces. The multi-layered façade of EQUIP Xavier Claramunt’s additions is made out of terraces hinting at the agricultural tradition of the region, namely the so called terraced ‘Marjades’ the terraces used on traditional agriculture activities in Mallorca. Using a larger version of these terraces the design creates a gradual yet strong gesture to the building, the Hotel seems to be a natural extension of the stone and the water. The terrace extends the Hotel’s facilities towards the sea acting as a giant stair to the water. This connection is amplified by the choice of brown and tan colored local stone, sensitively located glass partitions and patios, that give an impression of fluidity corresponding with the sloping landscape. In order to maintain contact with the sea and the sunlight, these stonewalls seems to fall from the upper part of the space providing views and sundecks. Everything here reflects the Mediterranean context in which the hotel is carefully positioned. Because of this extension, a rupture was created by a cross street, dividing the different parts of the hotel. As a consequence, the design focused on trying to reunite the hotel through the creation of a foot-bridge and

TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 55


Projeler/Projects: Mayorka/Mallorca

EĞIMLI ARAZIYE YERLEŞEN BINA TAŞ DUVARLARLA DESTEKLENIYOR. THE SLOPING SITE IS BUTTRESSED BY THE STONE CLAD WALLS.

BIRIBIRIYLE KESIŞEN DUVARLAR VE PATIKALAR OTELIN FARKLI BÖLÜMLERINI BIRBIRINE BAĞLIYOR. A NETWORK OF WALLS AND PATHWAYS CRISSCROSS AND CONNECT THE DIFFERENT PARTS OF THE HOTEL.

56 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011


BINANIN DUVAR GEOMETRILERI DOĞAL TAŞ DOKULARLA VURGULANIYOR. NATURAL STONE TEXTURES ARE CRISPLY ARTICULATED IN THE BUILDING’S MURAL GEOMETRIES.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 57


Projeler/Projects: Mayorka/Mallorca

İÇ VE DIŞTAKI TAŞ DUVARLAR BETONARME BIR STRÜKTÜRÜN IÇINE YERLEŞTIRILMIŞ. STONE CLAD WALLS IN THE EXTERIOR AND INTERIOR ARE SET INSIDE A REINFORCED CONCRETE STRUCTURE.

58 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011


MISAFIR ODALARI DIŞ CEPHEYLE AYNI DOĞAL TAŞ YÜZEYLERE SAHIP. GUEST ROOMS HAVE THE SAME NATURAL STONE SURFACES AS THE EXTERIOR.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 59


Projeler/Projects: Mayorka/Mallorca

uyumu takip ederek terasların altında doğal mağaralar oluşturuyor. Bu mağaralar otelin iç mekan alan düzenlemesinde merkezi unsuru teşkil ediyor. Sonuç olarak bu eklenti tarih ve doğa arasında zeki bir sentezi ortaya koyuyor. Eklentinin çağdaş mimarisi doğal taşı ana arkitektonik eleman olarak kullanarak yapısal mantığı ve ifadeyi güçlendiriyor, iç mekan tasarımına karakter kazandırıyor. Yaygın revak, sütun ve arkad kullanımı ve mermer ve taşa verilen önem bu arkitektonik stratejiyi ortaya koyan unsurlar… Projede orijinal binada görülen, ‘otelin yakın kentsel çevresinden ayrıştırılması’ düşüncesi korunmuş. Otelin çevresinde dönen kıvrımlı taş promenad otelin dışında dolaşımı sağlarken bölgenin bir özelliği olan kıvrımlı patikalara benzerliğiyle yerel topografiye gönderme yapıyor. Bu yürüyüş yollarını çevreleyen yüksek duvarlar mahremiyet sağlarken genel bütünlüğü bozmadan otelin farklı bölümlerini birbirine bağlıyor. Mimarın stratejisi vadide yeni bir alt-bölüm yaratarak binanın farklı bölümleri, kentsel durum ve doğal çevre arasında iletişim sağlarken, yalıtılmışlık duygusunu da koruyabilmek üzerine kurulu. Doğal taş kullanımıyla iç ve dış mekanlara enerji katan ve mekan deneyimini çarpıcı Akdeniz peyzajıyla bütünleştiren yaklaşımında başarılı olduğuna ise hiç şüphe yok.

EĞIMDEKI DERIN KESIKLERLE ALT KATLARIN DA IŞIK ALMASI SAĞLANIYOR. DEEP CUTS IN THE SLOPE BRING LIGHT TO THE LOWER FLOORS.

60 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011

endeavoring to incorporate the street into the spatial logic of the groundfloor. On a larger scale, the extension of the Hospes Maricel Hotel was also a way to provide connections between the natural and urban contexts of the hotel, with the sea acting as the common thread between the different rooms which all have sea-views. EQUIP Xavier Claramunt’s project follows the notion of a subtle harmony between buildings and elements, creating natural caves under the terraces as a central spatial element of the interior of the hotel. As a result, the extension remains an intelligent synthesis between history and nature. This is a contemporary architecture that uses stone as its primary architectonic element, providing expression and structural rationale while generating interior design character. The widespread use of archways, pillars and arcades, and the importance given to marble and stone display this architectonic strategy. The general isolation of the Hotel to the immediate urban environment present in the original building is also preserved. A sinuous stone promenade, winding around the Hotel maintains a reference to the local topography allowing circulation around the hotel, reminiscent of local paths that characterize the region. Privacy is provided by the high walls of stone overhanging these paths and walkways defining the fluid configuration of the space linking the parts of the hotel while maintaining a general unity. The architects’ strategy was to combine an idea of communication between the different parts of the building, the urban situation and the natural environment with a feeling of isolation by creating a new subdivision within the valley. Their success has been to give an energy to the exterior and interior spaces through the use of stone that makes the experience at one with the striking Mediterranean landscape.

MİMAR/ARCHITECT: EQUIP Xavier Claramunt YER/LOCATION: Calvia, İspanya / Calvià, Spain YIL/YEAR: 2009 PROGRAM/PROGRAMME: Otel / Hotel OTURMA ALANI/FLOOR AREA: 5.500 m2 TASARIM EKİBİ/DESIGN TEAM: Xavier Claramunt, Martín Ezquerro, Pau Rodríguez


LOBIDE BETONARME STRÜKTÜR VE TAŞ KAPLAMALAR DIKKAT ÇEKIYOR. THE REINFORCED CONCRETE STRUCTURE AND STONE CLADDING ARE VISIBLE IN THE LOBBY.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 61


Projeler/Projects: Atina / Athens

Eklektik tasarım CAMPANA KARDEŞLER NEW HOTEL PROJESİYLE ATİNA’NIN MERKEZİNE BREZİLYA HAVASI GETİRİYOR.

ART BORN OUT OF SCRAPS THE CAMPANA BROTHER’S BRING BRAZILIAN FLAIR TO CENTRAL ATHENS WITH THE NEW HOTEL. YAZI-TEXT: CHARLOTTE BARBAN-DANGERFIELD

THE NEW HOTEL ATINA’NIN KALBINDEKI BIR RENOVASYON PROJESI. THE NEW HOTEL RENOVATION IS IN THE HEART OF MODERN ATHENS.

62 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011


TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 63


Projeler/Projects: Atina / Athens

CAMPANA KARDEŞLERIN EKLEKTIK TARZI YUNAN GELENEKLERI ILE BIRLEŞIYOR. THE CAMPANA BROTHERS MIX AND MATCH STYLE IS MERGED WITH GREEK TRADITIONS.

64 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011


A

tina’nın Syntagma Meydanı (Syntagma Yunanca’da ‘Anayasa’ demek), hem toplu ulaşımın, iş ve alışverişin merkezi, hem de parlamentonun bulunduğu yer olmasıyla şehrin kalbinin attığı yer. Meydan adını 1843 devriminden sonra, dönemin kralına zorla imzalatılan anayasadan alıyor. Hemen Syntagma’nın yanında, Akropolis’i çevreleyen ve neoklasik mimariyle kaplı labirentvari sokaklarıyla meşhur Plaka adlı eski, tarihi mahalle bulunuyor. Ana caddeye bakan modernist bina ise eskiden Oympic Palace Hotel adıyla hizmet veren ve bu yıl yenilenerek Temmuz 2011’de hizmete açılan New Hotel. Yes! Hotels’in sahibi ve aynı zamanda önemli bir çağdaş sanat koleksiyoncusu olan Dakis Joannau 1958’de açılan Olympic Hotel’i satın aldıktan sonra bu eski binanın tüm orijinal parçalarını koruyarak onu New Hotel’e dönüştürmüş. Joannou bu fikrini hayata geçirirken, dekonstrüksiyonda ve sıradan malzemeleri birer sanat eserine dönüştürmekte usta Campana Brothers ile işbirliği yapmış. Brezilyalı Humberto ve Fernando Campana kardeşler özellikle karnaval temalı mobilya ve tasarımlarıyla tanınan uluslararası ödüllere sahip, dünya çapında tanınan tasarım ustaları… New Hotel alıştığımız mobilya ve obje tasarımlarının çok ötesine geçen ve onlar için bu manada bir ilk teşkil eden bir proje olduğu halde, bu tasarım sihirbazları ele aldıkları yaşlı binayı masalsı bir boyuta taşımayı başarmışlar. Otelin her metrekaresinde görülebilen sanat, renk ve enerjiyle yaşlı bedenine taze bir ruh kazandırmış, mekanın her bir orijinal parçasını koruyup yeniden yorumlayarak, çerçeveyi bozmadan mekanın ruhunu canlandırmayı becermişler. Campana kardeşlerin çalışması Atina’da çağdaş tarzda tasarım otelleriyle tanınan Yes! Hotels’in yaklaşımına mükemmel uyum sağlıyor. Yes! Hotels’in adını oluşturan harflerin açılımı aynı zamanda şirket profilini oluşturuyor: ‘Young (Genç), Enthusiastic (Hevesli), Seductive (Baştan Çıkarıcı)’. New Hotel de adı gibi yeni bir tasarım yolculuğunun sonucunda ortaya çıkmış. Campana kardeşler Yunanistan’daki Thessaly Üniversitesi’nden 20 mimarlık öğrencisiyle bir atölye gerçekleştirerek, Campana tarzı yeniden kullanım, restore etme ve yeniden yorumlama metotlarıyla otelin iç mekanına yönelik özel mobilyalar tasarlamış, örnek ve prototipler oluşturmuşlar. Yunan öğrencilerle yapılan workshop ayrıca Brezilyalı kardeşlerin Yunan değerleri ve kültürünü yakından tanımalarını sağlayarak, malzemelerle birlikte yerel gelenekleri de yeniden yorumlamalarına olanak vermiş.

İLK BAKIŞ Otelin modernist cephesinin ardında tasarım ve anlam olarak pek çok katman var. Otelin parlamento binasına ve anayasanın imzalandığı merkezi meydana yakınlığıyla tarihi öneme sahip konumu Campana kardeşlere, ‘demokratik’ olarak tanımladıkları ve ‘çok sıradan malzemeleri kullanarak zarafet yaratma etos’unu ortaya koyan bir tasarım yönünde ilham vermiş. Malzemeleri geri dönüştürme becerilerini otelin renovasyonuyla birleştirerek eski kültürel değerlere dokunan bir çağdaş sanat meydana getirmişler. Campana kardeşlerin ‘eski’ ve ‘yeni’ kavramlarıyla oynayarak tasarım yaratmaktaki ezeli gayretleri onları 3 kültürel temaya ulaştırmış: Karagiosis (Karagöz), nazar ve kartpostallar… Osmanlı İmparatorluğu döneminde Bursa’da ortaya çıkan ve 19. yüzyılda Yunanistan’a da sıçrayan, hepimizin yakından tanıdığı kukla tiyatrosu ‘Karagöz ve Hacivat’ gösterilerindeki ince politik ve toplumsal hiciv hem Türk, hem

AHŞAP VE DOĞAL MALZEMEYLE OLUŞTURULAN AÇILI FORMLAR ANGULAR FORMS ARE FORMED FROM WOOD AND NATURAL MATERIAL.

W

hen zooming in on Athens, almost impossible to miss is the bustling Syntagma Square (meaning “Constitution” Square), which is the life and blood of the city as a hub of public transportation, business, shopping, and the site where the House of Parliament is located. The square itself is named after the constitution the king of the time was forced to sign after the 1843 revolution. Right next to Syntagma is an old historical neighborhood, Plaka, clustered around the Acropolis, known for its labyrinthine streets of neoclassical architecture. The modernist building overlooking the main road is the former Olympic Palace Hotel – now renovated and open for business since July 2011, as New Hotel. Dakis Joannou, a prominent collector of modern art and the owner of the Yes! Hotels, bought tho Olympic Palace Hotel, built in 1958, to converting the old building into New Hotel, without discarding any piece of the original hotel. With such an idea, Joannou collaborated with the Campana Brothers, who are the champions of deconstruction and reclaiming of ordinary materials as master-pieces of art. Consisting of Humberto and Fernando Campana, the brothers are a Brazil-based, award-winning duo, and world-renowned masters of design, known for their Brazilian carnival-themed furniture and object designs. Even though New Hotel is their first venture into a project that is much beyond their normal scale of furniture and individual objects, the design-magicians manage to reform the aging place into an other-worldly new dimension. The color, energy and art they weave into every square-meter of the hotel injects young spirit into an aged body. By keeping and reinterpreting every single original item of the place, the brothers work of the spirit of the place, while keeping the frame. The work of Campana Brothers is in a harmony that is well-suited to Yes! Hotels, who TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 65


Projeler/Projects: Atina / Athens

ÇAĞDAŞ YUNANISTAN TARIHLE DAIMA IÇ IÇE… ANCIENT HISTORY IS NEVER FAR AWAY IN MODERN GREECE.

de Yunan kültüründe köklü bir yere sahip. Kem gözlere karşı koruyan nazar boncuğu ise pek çok kültürde karşılık bulan bir simge. Kartpostal teması ise eski Atina’ya modern bir bakış sağlıyor.

LOBIDEKI AĞAÇLIK Campana kardeşlerin 1991’de tasarladıklar ikonik ‘Favela’ sandalyeye ve eski otelin hatırasına bir saygı duruşu olarak, zemin katın kolonları eski otelin mobilyalarının parçalarından oluşturulan sanat yerleştirmelerine dönüştürülmüş. Campana kardeşler enstalasyona bu ahşap kolajda Brezilya gecekondu mahallelerinden yola çıktıkları ve Favela da gecekondu anlamına geldiği için ‘Favela Kolonları’ adını veriyor. Bu katın zeminindeki mermerin açık rengi favela kolonlarının karanlık etkisini yumuşatıyor ve ve yoğun ahşap kolaja zıt bir ferahlık sağlıyor. Mermer, iyice vurgulanan doğal parlak yüzeyi ile de opak ve kaba duvarların etkisine yarı-saydam ve pürüzsüz bir görünümle karşılık veriyor. Taşın açık gri ve beyaz deseni ise ahşabın yarattığı doğallığı devam ettiriyor. Lobi tasarımı açık yeşil kağıt görünümlü oturma üniteleriyle tamamlanıyor. 66 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011

are renowned for contemporary-style design hotels in Athens. “Young, Enthusiastic and Seductive” is their company profile, and New Hotel is conceived as a journey of design that is as new as it sounds in the hotel title. The Campanas collaborated with a workshop of 20 local architecture students from University of Thessaly, who created custom-made furniture, samples and prototypes for the hotel interiors, along the lines of Campanastyle reuse, restoring and reinterpreting techniques. The workshop with Greek students also aimed at offering insights into the local culture to better acquaint the Brazilian brothers with Greek values and folklore, in order to reinterpret the local traditions along with materials.

WALKING IN Beyond the modernistic facade of the hotel lie many layers of design and meaning. The historically-significant location of the hotel close to the House of Parliament and the central square where the constitution was signed, inspired the Campanas into a design that they describe as “democratic,” which displays their “ethos to create elegance using very ordinary materials.” In parallel to the idea of renovation of the old hotel was their recycling of materials, and creating contemporary art that touches ancient cultural values. The Campanas’ ever-ongoing design-play of the concepts “old” and “new” induced them to explore three cultural themes: Karagiosis, the “evil eye,” and postcards. Karagiosis refers to the shadow puppet theater called “Karagöz and Hacivat” that originated in Bursa (Turkey), during the Ottoman Empire and later hellenized in the Greek mainland in the 19th century.


DUVARDAKI KOLAJDAKI ATINA KARTPOSTALLARI GENEL IFADEYI GÜÇLENDIRIYOR. POSTCARDS OF OLD ATHENS ON VIEW IN AN EXPRESSIVE WALL COLLAGE

TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 67


Projeler/Projects: Atina / Athens

KAT PLANLARI VE ODALAR TARIHI BINANIN KÜTLESINE UYARLANMIŞ. FLOOR PLANS AND ROOMS WERE ADAPTED INTO THE HISTORICAL BUILDING’S VOLUMES.

68 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011


HER BIR ODA CAMPANA KARDEŞLER VE YUNAN TASARIM ÖĞRENCILERI TARAFINDAN ÖZEL OLARAK TASARLANMIŞ. EACH ROOM WAS CUSTOM DESIGNED BY THE CAMPANA BROTHERS AND GREEK DESIGN STUDENTS.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 69


Projeler/Projects: Atina / Athens

Bu sandalyeler zemin katın doğa metaforunu sürdürüyor ve ağaçların yaprakları gibi duruyorlar. Doğal zeminden yükselen ağaç kabuklarının üzerindeki yeşil yapraklar… Zemin ve duvarlar restorana doğru devam ediyor; burada yeşil otları andıran ‘verde’ halılar, etraflarındaki 6 sandalye ile birlikte birer çiçeğe benzeyen yuvarlak yemek masalarının altına seriliyor. 1940’lardan kalan ahşap trabzanlı siyah mermer merdivene hiç dokunulmamış. Üst katlara doğru dolanan merdiven beyaz mermere dönüşerek otelin 79 odasına ulaşıyor.

ODALARDA 3 FARKLI TEMA Odalar misafirleri kayıp adetler, tarih ve karnavallarla dolu, masal karakterlerinin ve sihrin gerçek olduğu, gerçeküstü bir dünyaya taşıyacak kişisel alanlar olarak tasarlanmış. Odalar tasarım ve metrekare olarak tutarlılık gösteriyor ama her birinde Karagöz, nazar boncuğu ve kartpostal üzerine farklı temalı sanat çalışmaları yer alıyor. Bir kaç özel tasarım mobilyayı saymazsak sade ama oyunbaz odalarda bu 3 temadan biri dikkat çekiyor. Altın kaplama Karagöz figürleri turuncu, pembe ya da gri vinil/PVC duvar kağıtlarının üzerine yerleştirilmiş. Diğer odalarda Karagöz figürlerinin yerini çeşitli boyutlarda cam 70 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011

The performances make subtle political and societal satire through comedy, and has roots in both cultures. The evil eye is a bead charm representing protection against bad omens, and also has a place in both cultures. Lastly, the postcard theme offers a modern design glimpse into the old Athens.

LOBBY AREA AND THE WOODS YUNANISTAN’DA OLDUĞU KADAR TÜRKIYE’DE DE TANINAN GÖLGE OYUNU KARAGÖZ FIGÜRLERI STENCILED CUTOUTS OF SHADOW PLAY FIGURES, KARAGIOSIS/ KARAGÖZ, FROM GREEK AND TURKISH TRADITIONS

As a tribute to the Campanas’ iconic “Favela” chair of 1991, and to the memory of the old hotel, the ground floor area walls and columns are an art installation of pieces and strips of wood from the old furniture of the former hotel. The Campanas named the installation “favela columns,” since favela translates as “shack” in English and the idea of a wood collage was derived from the Brazilian shantytowns. The light color of the marble that covers the floor throughout the ground level dilutes the darkening effect of the favela columns, and provides the fresh and spacious feeling lost by the dense wood collage. The


nazar boncukları veya üzerlerinde tarihi Atina manzaraları bulunan plastik kartpostallar alıyor. Açık renk bambu zeminler ve masalara Campana’ların meşhur Favela sandalyesi ve -superior odalardamerdivenden dönüştürülmüş sandalyeler eşlik ediyor. Bu merdiven sandalyeler yerden tavana yükselen ve insana bir karnavaldaymış hissi veren çift taraflı amorf aynalara karşı konumlanıyor. Ayna eğri formuyla odadaki alan algısını arttırırken yatak odası ile banyo arasında bir separatör vazifesi görüyor. Aynanın bir yüzüne bağlanan lavabonun tasarımı, otelin iç mekanını belirleyen dağınık favela parçaları ve diğer objelerle aynı fikri sürdürüyor. Mimar ve tasarımcıların kolektif tasarımı lavabolar kırık kayaları andırıyor. Polyesterden taban üzerine oturtulan lavabolar pirinçten imal edilmiş. Otelin genel tuvaletleri ise zarif onks taşlarıyla kaplanmış. Günlük ve sıradan nesneleri taze bir bakışla ele alan Campana’lar, bu perspektiflerini New Hotel’de ortaya koyarak ister şehirdeki kitsch’den, ister doğayla kurulan ilişkiden ortaya çıksın hayatın sanatla dopdolu olduğunu kanıtlıyorlar. Campana kardeşler, yine de tam bir Campana oteli yapmak üzere yola çıkmadıklarını, tasarım için buradaklerle işbirliği yaparak Atinaya dair unsurları değerlendirdiklerini vurguluyorlar. Kendi deyimleriyle: “ Bu hayatımızın en zengin deneyimlerinden biriydi. Bu deneyimin en güzel tarafı da paylaşmaktı.”

CAMPANA KARDEŞLERIN TASARIMINDAKI NAZAR BONCUKLARI ODALARI ‘NAZAR’DAN KORUYOR. THE “EVIL EYE” GLASS SHAPES WARD OFF NEGATIVE SPIRITS IN THE CAMPANA’S SYMBOLIC DESIGN STRATEGY.

emphasis on natural shiny surfaces of marble also revitalizes the environment by adding translucence and smoothness to the rough and opaque walled areas, while the light-gray and white random-lined texture of the stone continues the naturalism created by the wood. The topping to the lobby design is the mint-green paper-looking chairs that appear as the leaves of the woods metaphor that reigns on the ground floor – the wood barks rise from the natural ground to produce the leafy green chairs. The floor and walls continue towards the restaurant, where green grassy designed “verde” carpets lie under round tables that simulate flowers with 6 red chairs placed around like petals. The black marble staircase remains untouched from the 1940s, with its solid wood balustrade. It coils around and transforms into a white marble staircase in the upper floors, leading to the 79 rooms and suites of the hotel. TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 71


Projeler/Projects: Atina / Athens

MEVCUT MERMER ZEMIN YENILENEREK YENI MALZEME VE AYDINLATMAYLA TAMAMLANMIŞ. EXISTING MARBLE FLOORING WAS RENOVATED AND COMPLEMENTED BY NEW MATERIALS AND LIGHTING.

72 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011


THEMED GUEST ROOMS The designs of the rooms are meant to provide a personal space that transports the guests to surreal settings, worlds filled with lost customs, history and carnivals, where fictional characters and magic exist, and fairytales are real. The rooms are consistent in square-meters and design, but the art differs along the themes of Karagiosis, the evil eye, and the postcards. One or two pieces of design furniture lie in the otherwise plain, yet quirky rooms, where one of the 3 themes grabs attention. The Karagiosis figures are carved and covered with gold, and mounted over orange, pink or gray vinyl/PVC wallpapers. The figures are replaced with glass-made evil eyes in various sizes, or plastic postcards with printed historical photos of Athens in the rooms that display the other themes. Light-colored solid bamboo floors and desks accommodate the Campanas’ signature design Favela chair, as well as a ladder-turned-chair (in the superior type rooms) facing an amorphouslyspread, double-sided mirror that rises from floor to the ceiling and resembles funky carnival mirrors. The jagged shape of the mirror lets the Campanas amplify the perception of space in the room, and acts as a separator of the bedroom and the bathroom. The washbasin of the bathroom connects to the other side of the mirror, and its design follows up the idea of fragmented pieces of favelas and other objects shaping the interiors of the hotel. The washbasins appear as “fragmented rocks,” uniquely designed by the collaboration of architects and designers. The bases of the washbasins are made of polyester, and the bowls,

CAMPANA KARDEŞLER YENILENEN OTELIN ESKI EŞYALARINDAN PARÇALARI ÜNLÜ ‘FAVELA’ SANDALYELERINDEKINE BENZER ŞEKILDE DEĞERLENDIRIYORLAR. THE CAMPANAS USED BITS AND PIECES FROM THE RENOVATED HOTEL’S OLDER FURNITURE IN A STYLE SIMILAR TO THEIR FAMED “FAVELA” CHAIR.

of solid brass. The public bathrooms of the hotel are covered with elegant inspiring onyx stones. The Campanas, who with their fresh look on mundane everyday objects prove how life is full of art, whether it rises from urban kitsch or in contact with nature, express this view in the form of New Hotel. Yet, they emphasize that they didn’t want to solely make a Campana hotel, but made use of Athenian elements and shared the design with other collaborators. “The experience was one of the richest experiences in our lives,” reveal the Campanas, “...and sharing was the great beauty of this experience.”

MİMAR/ARCHITECT: Humberto & Fernando Campana YER/LOCATION: Atina, Yunanistan / Athens, Greece YIL/YEAR: 2011 PROGRAM/PROGRAMME: Şehir Oteli / City Hotel MALZEMELER/MATERIALS: Dönüştürülmüş ahşap, siyah mermer, doğal (ağaç kabuğu) duvar kağıdı / Reclaimed wood, black marble, natural (bark) wallpaper OTURMA ALANI/FLOOR AREA: 450 m2 TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 73


Projeler/Projects: Istanbul

74 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011


Tasarım, zevk ve malzeme THE ISTANBUL EDITION HOTEL GELENEKLE ÇAĞDAŞ IHTIŞAMI BIR ARAYA GETIRIYOR.

DESIGN, TASTE AND MATERIALS ISTANBUL’S NEW THE EDITION HOTEL MERGES TRADITION AND CONTEMPORARY OPULENCE YAZI-TEXT: CHARLOTTE BARBAN-DANGERFIELD

DIŞ PANELLEREDE SIVAS TRAVERTENI KULLANILIYOR. TRAVERTINE FROM SIVAS, TURKEY IS USED ON PANELS ON THE EXTERIOR.

TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 75


Projeler/Projects: Istanbul

N N

ew Yorklu mimarlık ve iç mekan tasarımı firması Gabellini Sheppard Associates 2009 yılınd İstanbul’daki The Edition Hotel’in iç mekan tasarımını yapmak üzere görevlendirildi. Ünlü otel yatırımcısı Ian Schrager ve Mariott International oteller zincirinin ortak markaları için bu ilk projeleri Schrager’in New York’taki The Royalton ve The Gramercy gibi butik otelleriyle oluşturduğu konseptin dünyaya açılması anlamına geliyordu. 2010’da tamamlanan The Istanbul Edition günün stil trendlerini İstanbul kentinin kültürel konteksti ile buluşturuyor. Oteldeki taş, metal ve kumaşlarda kullanılan Türkiye’den malzeme ve teknikler İstanbul’a özgü, benzersiz ve çarpıcı bir deneyim yaratmak üzere modern bir yaklaşımla yeniden yorumlanıyor. Binanın dış cephesi ise Tümay Mimarlık tarafından Sivas traverteni ile kaplanarak yenilenmiş. Levent’teki 78 odalı otel giriş katındaki ortak kullanım alanlarına hareket kazandırmak için içinde bulunduğu iş bölgesinin enerjisinden yararlanıyor. İki katlı atriumun hareketli kubbe tavanı soyut bir geometri oluşturuyor. Bronz, gümüş-altın ağırlıklı bir renk paletinde, açık ve koyu renkli ahşabın yoğun olarak kullanıldığı mekanın uyumlu, sıcak atmosferinde ortak kullanım alanlarından özel alanlara geçişte bütünlük korunuyor. Daima yoğun olan girişten oniks duvarlı, rahat oturma alanlı resepsiyon bölümüne geçiliyor. Asansör lobisinde altın mozaik karolar ile gümüş rengi traverten ve gül ağacından yapılan ve otelin asma katındaki kütüphaneye yükselen ihtişamlı açık merdiven bulunuyor. Lobinin bir tarafında tüm duvarı kaplayan ve egzotik balıklara ev sahipliği yapan gözalıcı akvaryum lobi ile Gold Bar arasında ışıltılı bir separasyon oluşturuyor. Resepsiyondan misafir odalarına giderken alan, ses, ışık ve hava düzenlenmesi ve malzemenin benzersiz özellikleri kullanılarak yaratılan

76 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011

NEW YORKLU TASARIMCILARIN VE İSTANBULLU USTALARIN ELINDEN ÇIKAN IÇ MEKAN INTERIORS ARE A PRODUCT OF NEW YORK DESIGNERS AND ISTANBUL CRAFTSMEN.

ew York architecture and interior design firm Gabellini Sheppard Associates was commissioned in 2009 to design the interior’s for the Edition Hotel in Istanbul. This was the first project in a branded collaboration between famed hotelier Ian Schrager and Marriott International, representing the internationalization of Schrager’s boutique hotel concepts from New York such as The Royalton and The Gramercy. Discreet and refined, the Edition Istanbul completed in 2010 merges current style trends with the cultural context of the burgeoning urban center that is Istanbul today. Materials and techniques from Turkey such as stone surfaces, metalwork and textiles are reinterpreted with a modern sensibility, for a striking, customized lifestyle experience unique to Istanbul. The building’s exterior was a renovation by Istanbul firm Tümay Mimarlık who were primary responsible for the recladding of the existing building’s facade using travertine from Sivas, Turkey. Located in the city’s Levent business district, the 78-key hotel draws on the energy of the urban environment to animate its ground-floor public spaces: the twostory atrium with its dynamic ceiling feature, recalling a geometric, abstracted vaulted ceiling, and restaurant and lounge areas distinguished by screened partitions. In a color palate of bronze and silver-gold, with extensive use of light and dark woods, the interior transitions seamlessly from public to private spaces in a sleek, harmonious environment with a warmly intimate atmosphere. The soaring entrance leads to an onyx-walled, seated reception area, an elevator lobby decorated in gold mosaic tiles, and a sweepingly dramatic open staircase in silver travertine and rosewood rising to the Drawing Room on the hotel’s mezzanine floor. The lobby is framed on one side by a dramatic, wall-sized aquarium populated by exotic fish, forming an incandescent screen between the Lobby and the


mekan kurgusuyla duyulara misafirlerin duyularına yönelik farklı deneyimler sunuluyor. Tasarıma temel oluşturan geometrik form ve desenler için İstanbul’un kültür mirasından yararlanılmış. Malzemelerin renk ve dokularından yararlanılarak meydana getirilen formlarda en çok doğal taşın imkanları değerlendirilmiş. Doğal mermer ve oniksten yüzeylerin bir arada kullanılmasıyla elde edilen sıcaklık duygusu giriş katındaki ortak alanlardan spa ve hamama kadar uzanıyor. Alanlarda bu etkiyi yaratabilmek için koyu Zimbabwe granitinin yanı sıra Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden temin edilen pek çok doğal taş türü kullanılmış. Odalar misafirlerin işlevsel ihtiyaçlarını karşılarken, günlük hayat faaliyetlerine şık ve bir fon oluşturmak üzere tasarlanmış. Odalar birbirine geçen üç alan halinde düzenlenmiş: Banyo ve giyinme, uyku, çalışma ya da dinlenme için bir iç ‘veranda’. Bazı odalarda taze bitki aranşmanlarının yer aldığı açık teras da bulunuyor. Açık kahve Botticino mermeriyle kaplanan geniş banyolarda duş bölümünün yanı sıra bir küvet ve buhar odası da bulunuyor. Odadan sadece şeffaf bir camla ayrılan banyolar parlak ve dikkat çekici bir bölüm olarak odalara dahil ediliyor. Uyku için ayrılan alanda ise ahşap, mermer, ustaların hünerle şekil verdiği metal ve hafif bir aydınlatmayla duyuları rahatlatan bir ortam yaratılıyor. Perdeli separatörler günışığını filtreleyerek veranda bölümlerini tanımlıyor. Pencerenin yanına yerleştirilen bank ve şezlonglara yer verilen veranda ise şehrin bu kalabalık semtinde huzurlu bir dinlenme ortamı yaratıyor. Misafir odalarında modern ve geleneksel, kimi zaman birbirini tamamlayan, kimi zaman da kontrast yaratacak şekilde bir araya geliyor; modern bitirişe sahip zanaat malzemeleri tarihi motiflere gönderme yapıyor. Aydınlatma konsepti ise katmanlı ışık örtüleri yaratıyor, yarı saydam ışık hüzmeleri yumuşak tonlarla hissedilir bir

OTEL OTELEARI SOFISTIKE BIR ŞIKLIK ORTAYA KOYUYOR. THE HOTEL’S ROOMS ARE COOL AND SOPHISTICATED.

Gold Bar. A series of experiences unfold in a layered progression—from reception to the guest rooms—with the sensory qualities of space, sound, light, and air modulated to create a narrative environment of interiors with distinctive qualities originating from the materials. Istanbul’s heritage provided a range of geometric forms and patterns that were used as a basis for the design. These forms are realized through the textures and colors of these materials with stone being the most prominent of these. There is a warmth achieved by a combination of surfaces in natural, marble and onyx that starts from the public spaces on the ground-floor and that continues to the spa and it’s hamam. In these public spaces dark and deep Nero Zimbabwe granite as well as many different types of local Turkish stones was used to create these effects The guest suites are designed to elevate guests’ functional needs, creating a heightened backdrop that provides a luxurious environment in the activities of daily living. The Edition guest room is organized into three overlapping zones: bathing and dressing, sleeping, and an indoor “veranda” for leisurely work or lounging. Some rooms also feature outdoor terraces with fresh and graphic natural topiary display. The generous washrooms lined with bright tan Botticino marble, are each conceived as a “wet room” with a soaking tub and separate steam room and shower. A translucent glass wall enclosure surrounding the bathing area creates a TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 77


Projeler/Projects: Istanbul

ZEMIN KATTA MERMER VE DERI GIBI DOĞAL MALZEMELERI BİR ARADA KULLANILIYOR. THE GROUND FLOOR LOUNGE MIXES NATURAL MATERIALS SUCH AS MARBLE AND LEATHER.

ambiyans yaratıyor. Odaların aydınlatma ve malzeme çeşitliliğiyle yerel geleneklerin dokunduğu rafine bir modernite yaratılıyor. El işçiliği ve yerel malzeme kullanımı en sofistike şekliyle otelin Espa Spa’sında görülüyor. Espa Spa’nın tasarımını turizm sektörüne hizmet eden tasarım firması Hirsch Bedner Associates’den Inge Moore ve Nathan Hutchins üstlenmiş. The Istanbul Edition, Inge Moore’un yönettiği HBA’nın Londra stüdyosu The Gallery’ye tasarımlarında geniş yaratıcı özgürlük tanıyarak misafirlerine İstanbul’da unutulmaz bir deneyim yaşatacak benzersiz bir mekan yapmalarına olanak vermişler. Spada kullanılan kabartmalı bronz zemin ve metalik ahşap, at derisiyle kaplanan duvarlar ve konforlu koltuklarla yumuşatılıyor. Üç kata yayılan bu 1.800 m2’lik muazzam spada kullanılan koyu renkte ve ihtişamlı malzemelerin etkisi aynı derecede zengin ve gölgeli bir aydınlatmayla pekiştiriliyor. HBA’nın tasarımının ana bileşenlerinden birini teşkil eden ışık oyunlarında geleneksel Türk hamamındaki desenlerden esinlenilmiş. Misafirleri rahatlatmak ve lüks duygusunu kuvvetlendirmek için nötr tonlarda bir renk paleti kullanılmış. Çikolata renkli mermer ve dökme bronz lavabolar hamama sükunet ve sıcaklık kazandırıyor. Hamamın yanındaki havuz bölümünde ise yelpaze deseninde yerleştirilen oniks panellerin kullanıldığı aydınlatma etkileyici bir atmosfer yaratıyor.

MİMAR/ARCHITECT: Gabellini Sheppard Associates YER/LOCATION: İstanbul, Türkiye / Istanbul, Turkey YIL/YEAR: 2010 PROGRAM/PROGRAMME: Şehir Oteli / City Hotel MALZEMELER/MATERIALS: Marmara mermeri, gümüş rengi traverten, oniks, mozaik, gül ağacı, meşe / Marmara marble, silver travertine, onyx, mosaic tiles, rosewood, oak

78 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011

glowing, alluring presence within the guest rooms. A rich material palette, employing unique woods, marbles, artisanal metals, and subtle lighting for an immersive, sensory environment, defines the sleeping areas. Veiled partitions filter daylight and define the veranda areas, which feature casual banquettes and chaises longues lining the window aperture for a casual lounging environment in the busy center of the city. Throughout the guest rooms, the modern and the traditional mix in complementary, contrasting ways; artisanal materials are blended with modern finishes to recall historical motifs. The lighting concept creates a sense of layered light veils, soft glows of ambient translucence, which create an environment of subdued tones and tactile brilliance. In this way, the material and lighting palette of the rooms is developed to embellish a sense of authenticity with a display of refined modernity tinged with local traditions. The use of craft and local materials was seen in its most sophisticated form in the hotel’s Espa Spa. Inge Moore and Nathan Hutchins of Hirsch Bedner Associates, the global hospitality design firm from London were commissioned to design the Espa Spa in the Edition. The Istanbul Edition striving to provide a unique Istanbul experience giving freedom to The Gallery, HBA’s London studio led by Moore to be creative and expressive with their design resulting in a memorable space. A mood of lavishness and opulence pervades the spa, which is decorated in rich metallic woods and embossed bronze floors softened by upholstered walls and comfortable seating. Spread over three floors, this astonishingly large 20,000 square foot spa with dark and opulent lighting, and dark materials, such as rich metallic woods, embossed bronze floors and walls upholstered in exquisite horsehair makes for a truly extensive design atmosphere. The play of light was one of the main components in the design inspiration of Hirsch Bedner Associates and was drawn from the faceted cut out patterns found in a traditional Turkish hammam. A neutral tone color scheme was applied throughout the ESPA spa to relax the clients and provide a tone of luxury; opulent chocolate brown marble and cast bronze sinks create a deep sense of calm and warmth throughout the hamam. In the neighboring pool area onyx marble was used to create an expansive lighting feature using onyx panels arranged in fan a pattern.


SPA VE HAMAMDA ONIKS VE MERMER KULLANIMI IŞIK VE MALZEME OYUNLARINA OLANAK VERIYOR. THE SPA AND HAMAM USE ONYX AND MARBLE IN A PLAY OF LIGHT AND MATERIALS.

TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 79


Projeler/Projects: Akabe/Aqaba

80 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011


Şehrin İçindeki Güneş ve Kum DOĞAL TAŞ İŞÇİLİĞİ VE DOĞADAN ESİNLENEN BİR KEMPINSKI, ÜRDÜN’DE ÇAĞDAŞ BİR TATİL CENNETİ...

BETWEEN SAND AND SEA THE HERITAGE OF JORDAN’S DESERT STONE ARCHITECTURE IS INTERPRETED BY NABIL GHOLAM FOR THIS SEASIDE RESORT HOTEL YAZI-TEXT: BURCU NOYAN, FOTOĞRAF-PHOTO: GERALDINE BRUNEEL

KEMPINSKI HOTEL, ÜRDÜN’DE AKABE KÖRFEZI’NIN ÜZERINDE YER ALIYOR. THE KEMPINSKI IN AQABA IS LOCATED DIRECTLY ON THE BAY OF AQABA IN JORDAN.

TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 81


Projeler/Projects: Akabe/Aqaba

TAŞ CEPHE ÜRDÜN’DEKI KAYA YONTULARDAN ILHAM ALIYOR. HISTORICAL ROCK CARVINGS IN JORDAN INSPIRED THE STONE FAÇADE.

B

eyaz kum sahillerin Kızıldeniz’in dalgalarıyla buluştuğu Akabe körfezinde, Kempinski oteller zincirinin yeni incisi 2009 yılında açılan 5 yıldızlı Kempinski Hotel Akabe Nabil Gholam mimarlık firmasının imzasını taşıyor. Proje, ana otel binası, restoran binaları, havuz ve deniz çardakları, çok kademeli bir yüzme havuzu ve spor merkezi gibi bölümleri barındırıyor. Otel binasının tüm dış yüzeyleri boyunca uzanan kaplama ise, doğal kireçtaşı. Doğal taş bir kütle gibi görünen otelin dış tasarımı, milattan önce 3-4. yüzyıllarda Güney Ürdün’de yaşamış Nebatiler’in taş oymalarını ve taşın oyulmasıyla kurulmuş yerleşim birimlerini anımsatarak, bölgenin yerel tarihine bir referansta bulunuyor. Antik Ürdün mimarisini soyut ve modern bir anlayışla ve minimalist bir konsept ile yeniden yorumlayarak, batılı bir otel kompleksi ortaya konuluyor. Lübnan merkezli Nabil Gholam Mimarlık, genç ekibine rağmen projeleriyle uluslararası arenada büyük ödüllere layık görülmüş ve kendilerini “insan odaklı” olarak tanımlayan bir şirket. “İnsan odaklı”nın tanımını, tasarımlarındaki birincil amacın hayatı kolaylaştırmak ve müşterinin ihtiyaçlarına mimari cevaplar verebilmek olarak açıklıyorlar. Bunun hemen yanı sıra, projelerin toplumsal ve çevresel etkilerini dikkate alıyorlar.

82 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011

N

abil Gholam Architecture and Planning of Beirut, Lebanon, known for their thoughtful modernist architectural projects primarily in Arabic countries completed the 5-star luxury beach resort Kempinski Hotel Aqaba in 2009 in the special climate of the Gulf of Aqaba where the Nefud desert meets the waves of the Red Sea. This addition to Jordan’s only tourist coastal city consists of the hotel building, 5 dining outlets, ground floor platforms, pool and sea cabins, a multi-layered pool, and a gym & wellness complex. The convincing modern architecture here displays a consistent use of Jordanian limestone throughout the exterior surfaces which is inspired by the famous Nabatean stone carvings from the 3-4th century, B.C. rediscovered in the 1800s in nearby Petra. The exterior cladding of the building with its yellowish color and mat honed finish reflects an abstraction of these Nabataean-style carvings reinterpreting these ancient building techniques with a modernist flair. Nabil Gholam is a young, yet highly recognized architect who has been based in Lebanon since the early 1990s after an earlier stint with post-modernist Ricardo Bofill. His award-winning firm describes themselves as a “people-focused” practice whose priority is to facilitate lives and address the needs of the clients, while taking into account “the societal and environment impact of the project today and tomorrow.” The mix of modernist, Jordanian and ancient influences in the design by Nabil Gholam Architecture and Planning is coordinated deftly with the Kempinski brand – the renowned luxury chain hoteliers who incorporate local elements with a deep rooted European heritage in their hotels in Europe, Asia and Africa.


BU AKDENIZ MIMARISINDE ÜRDÜN KIREÇ TAŞI YOĞUN OLARAK KULLANILIYOR. JORDANIAN LIMESTONE WAS USED EXTENSIVELY IN THIS MEDITERRANEAN INSPIRED ARCHITECTURE.

TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 83


Projeler/Projects: Akabe/Aqaba

AKICI ALANLAR VE IŞIK NABIL GHOLAM’IN MIMARISININ ANA UNSURLARI. FLOWING SPACES AND LIGHT ARE A HALLMARK OF NABIL GHOLAM’S ARCHITECTURE

84 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011


Batılı, Ürdünlü ve tarihi tasarım elemanlarını karıştıran Kempinski Hotel Akabe dizaynıyla da, Kempinski oteller zincirinin arzularına cevap veriyor. İstanbul’daki örneği Çırağan Sarayı olan Kempinski zinciri, Avrupa’nın köklü otelcilik, lüks ve hizmet anlayışını, yerel kültür ve tarihi de göz önünde bulundurarak dünyanın çeşitli yerlerine taşıyan bir profil çiziyor. Sahildeki lüks tatil köyleri, rüzgar sörfü ve dalgıçlık merkezi, Wadi Rum çölüne ve taş şehir Petra’ya yakınlığıyla ideal bir tatil kenti olan Akabe, Kempinski oteli için en uygun ortamı sunuyor. Ülkenin tek liman şehri olmasıyla stratejik bir konuma sahip olan şehir, turizmin yanısıra endüstriyel bakımdan da önemli bir kent. Demografik olarak Ürdün’ün en hızlı büyüme oranına sahip olduğu gibi, bu büyümeyi yapılaşma alanında da gösteriyor. Öyle ki, şehirdeki tüm yapıların %60’lara varan bir oranda 1990 yılından sonra inşa edilmiş binalar olması bunun en büyük göstergesi. Şehrin yeni yapılarından birisi olan Kempinski Hotel Akabe, etrafını çevreleyen büyük şehre ve farklılık gösteren arazilere, geçirgenlik ve süreklilik temalarını işleyen tasarımıyla uyum sağlamayı amaçlıyor.

MIMARIDE DENIZIN RITMI Denize sıfır konumuyla, Akabe’nin sahillerini ve mercan kayalıklarını arayan turist ve ziyaretçileri hedefleyen otel, aslen mimari bakımdan zor ve kısıtlanmış bir arazide yer alıyor. Limitasyonları baz alınarak çizilen otel, tasarımı sayesinde arazinin dezavantajlarını yarara çeviriyor. Yapının formu, birbirini sıyırırcasına konumlandırılmış, kavisli iki kanattan oluşuyor. Kavisin iç kısmı denize dönük olduğu için, şehir tarafına bakan iki taş duvar, soyut ve hareketli bir görünüm sunarak, “arka duvar” izlenimi vermekten kaçınıyor. Yapının en büyük özelliği, bakıldığı her açıdan bambaşka bir izlenim veren bir silüete sahip olması. Birkaç adım geri atıp, binadaki tasarım elemanlarının birbiri ile etkileşimine bakıldığında, adeta kanatlarını açtığı denizi ve denizdeki dalgaların ritmini taklit eden öğeler olduğu ve bu öğelerin hep birlikte bir akıcılık ve süreklilik teması oluşturduğu gözleniyor. Kavis çizen formu, 252 odalı otelin her bir odasının boylu boyunca deniz manzarası görebilmesini sağlıyor – otelin bu yüzünün batıya dönük olmasıyla, her akşamüstü Kızıldeniz’in üzerinde süzülen mehtabın izlenebilmesi de cabası. Dış yüzeyleri kaplayan sarımtrak renkli kireçtaşının dikey birleşim noktalarının neredeyse görünmez hale gelecek kadar örtülmesi ve yatay olarak uzanması, mekanik açıdan denize parallellik gösteriyor. Yapının radikal biçimini dengeleyen, rasyonel bir düzenle sıra sıra dizilmiş balkonlarıyla göze çarpan misafir odaları. Odaların denize açılan manzarasını engellememek için balkonlar cam panellerden oluşturularak sade bir alüminyum metalle tutturulmuş trabzanlar kullanılmış. Odaların dikdörtgen kutucuklar gibi dizilmesi, mavi yolculuk yapan bir teknenin kamaralarını andırıyor ve odalara sağlanan açık deniz manzarası da bu fikri pekiştiriyor. Otelin genel biçimi, denizde seyahat eden lüks ve çok katlı bir gemiye benzeyecek şekilde göze çarpıyor. Üzerinde yer aldığı, iç içe geçmiş kavislerle biçimlendirilmiş yer seviyesi platformları denizle birleşerek, denizin dalgalarını karada sürdürüyor ve otelin, deniz üzerindeki bir gemiye benzediği kanısını güçlendiririyor. Ayrıca, arka planda kıyıya paralel uzanan dağların dalga dalga yamaçlarına da uyum sağlıyor.

Located in the south of Jordan, Aqaba is the country’s only seaport. Renowned as a luxury beach resort city, a hub of water sports like windsurfing and scuba diving for coral reefs, an access-point to the awe-inspiring desert of Wadi Rum and the stone city Petra, Aqaba yet still remains an important industrial area for its strategic seaport location. The city has the highest demographic growth rates in Jordan, and more than half of the buildings in the city were built after 1990. One of the newest buildings, the Kempinski Hotel Aqaba’s architectural strategy was to relate to the surrounding city and landscape through an interplay of the themes of transparency and continuity.

RHYTHM OF THE SEA IN THE ARCHITECTURE A tan earth-colored transition from the blue and shadowy sea to the granite mountains on the backside of the city, the hotel building is an eye-catching landmark for tourists and visitors to the nearby beaches. Built on a tightly constrained plot, the project manages to make use of its limitations to achieve efficiency and simplicity through a layered program. The form consists of two curved wings arranged as nested concentric arcs sliding against each other with their interior sides embracing the Red Sea. In plan, the convex walls converge towards a central point located at the sea. On the city side, the curved wings are designed to offer a view of two stonewalls with an abstract and animated design in order to prevent the impression that the hotel is turning its back to the city. In fact, despite the limitation of its site the project manages to present a number of engaging silhouettes from both the city and seaside. The architecture proposes the theme of fluidity and continuity emulating the wavy forms of the sea in creating space and light. The basis for the curved form of the hotel is based in the desire to provide views to the sea and the dramatic sunset over the Red Sea to the West of each of the 252 rooms and outlets of the hotel. For the facade cladding, mechanically fixed light-ivory Jordanian limestone with main horizontal joints and almost concealed vertical joints act as an abstract expression of the sea waves. Maintaining the balance against the strict geometry of the structure is the rational positioning of the rooms, which are pierced on the western facade as individual boxes with identical balconies. The unobstructed view of the open sea from the rows of guest rooms is achieved by the use of simple aluminum balustrades providing the feeling of a sea voyage. There is a strategy to create a feeling that the building is a sea vessel in the wavelike progression of concentric arcs. The architecture continues the undulating patterns of nature, of the sea, and of the nearby mountains in a subtle manner. The sliding wooden shading louvers of each balcony and the shaded sliding glass panels disrupt the regularity of the pierced rows of rooms to produce a playful rhythm and a texture. The sliding wood panels allow for privacy and enable soundproofing between the balconies. At the eastern facade facing the city, the rhythm created by horizontal slits of windows in various sizes and lengths on the otherwise plain limestone walls extend the idea of abstraction and rhythm towards an idea of transparency. TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 85


Projeler/Projects: Akabe/Aqaba

ŞEHIR VE DENIZ MANZARALI ÇOK KATLI BIR OTELI ÖNGÖREN PLAN BINANIN ŞEKLINI BELIRLEYEN BIR UNSUR. THE PLAN CALLED FOR A MULTI-STOREY HOTEL WITH CITY AND SEA VIEWS DETERMINING THE SHAPE OF THE BUILDING

86 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011


YARI-DAIRESEL PLANIN IÇINE PEK ÇOK FONKSIYON DAHIL EDILMIŞ. MANY FUNCTIONS WERE SET INSIDE THE SEMICIRCULAR PLAN

TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 87


Projeler/Projects: Akabe/Aqaba

Balkonların sürgülü ahşap panjur ve cam panelleri, karşıdan bakıldığında oynayan dizilimleri ve materyal çeşitliliğiyle, düzenli cepheye hareketli bir ritim kazandırıyor. Ahşap panjurlar odalara mahremiyet sağlarken, geceleri yanan ışık panelleri, balkonlar arasında ses izolasyonu ve ayıraç görevi görüyor. Şehre dönük doğu yüzeydeki geniş ve sade duvarlarda yer alan, farklı genişliklerdeki yatay aralıklar şeklindeki ve ritmik düzenli pencereler, canlı bir görünüm sağlıyor. Amacı, şehre karşı, otelin kapattığı deniz manzarası yerine dalgaları ifade eden soyut bir desen sunmak olan bu kesikli duvar, deniz ve şehir arasında transparanlık sağlayan otelin “geçirgen” mimarisini anlatıyor. Bu camların diğer estetik amacı, kentleşmenin bozukluklarını örterek, nefes kesici güzellikteki granit sıradağları çerçeveleyen sakin ve göz alıcı bir manzara yaratmak. Geçirgenlik temasının ana unsur olduğu alan ise, otelin giriş katı ve zemin seviyesi yerleşimleri. Duvarlar yerine geniş cam panellerle kaplı giriş katı, bahçeye ve sahile tamamen açık bir görünüme sahip. Otelin çatısında bulunan, cam çevrili panoramik restoran, açık ve kapalı bölümleri arasında geçirgenlik sağlayan yapısıyla zemin kata parallelik gösteriyor.

İÇ DETAYLAR VE HAVUZ Giriş katı boyunca uzanan lobi, üst katlara çıkan üç havalandırma noktasına ve bodrum katı, zemin ve balkon katındaki pek çok alana açılıyor. Zemini boydan boya kaplayan sarı renkli yerel mermer döşeme, 88 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011

AÇIK RENKLERDEKI MISAFIR ODALARI GÜNEŞLI IKLIME UYUM GÖSTERIYOR. GUEST ROOMS IN LIGHT TONES COMPLEMENTING THE SUNNY CLIMATE.

The sporadic slits represent an abstract expression of the sea waves that are now blocked by the walls of the hotel and generate a notion of permeability between the city and the sea through the architecture of the hotel. The horizontal openings also function to regulate the view by blocking out the random urbanization below and framing the silhouette of the granite mountains beyond. Transparency becomes the key in the design of the ground level, where heavily landscaped platforms and plants constitute the main elements and the terrain freely opens into the sea. On the top floor that crowns the building with a glazed facade are indoor and outdoor areas that parallel the transparency of the ground floor with a panoramic restaurant with a sweeping 360-degree view.

INTERIOR DETAILS AND THE POOL The spacious lobby functions as a central circulating point by leading to the three primary vertical circulation paths and additional functions located in the basement, ground and mezzanine levels. The warm colored, continuous cladding of local marble floor paving with a polished finish reflects the sunlight from the ample


OTELIN TAMAMINDA DOĞADA BULUNAN DOKULAR VE CESUR GEOMETRILERE YER VERILIYOR. A MIX OF NATURE’S TEXTURES AND BOLD GEOMETRIES IS SEEN THROUGHOUT THE HOTEL

TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 89


Projeler/Projects: Akabe/Aqaba

geniş cam duvarlardan gelen güneş ışınlarını yansıtarak gün ışığının etkisini maksimuma çıkarıyor ve ahşap panjurlarla optimum ışık seviyesi ayarlanabiliyor. Yerleri ve kolonları kaplayan ve cilayla doğal parlaklığı arttırılmış sarımsı-fildişi renkli mermerin güneş ışınları ile birleşimi, fazla eşya ile döşenmeye gerek kalmadan sıcak fakat aynı zamanda da zarif ve minimalist bir atmosfer sağlıyor. Mermer birimlerin taban uygulaması, otelin kıvrımlı yapısını izleyen bir özellik gösteriyor ve havalandırma noktalarında renk değişikliği yaparak, yol değişikliklerini müşterilere belirtiyor. Bu yumuşak ve sıcak ortamı toplayarak şekil veren ise, tavan boyunca zemini takip eden çizgili ahşap döşeme. Mekandaki diğer ahşap eşya ve panjur gibi elemanlarla uyum sağlayan tahtanın küt ve kesin hatları, iç mimariye çerçeve görevi görüyor. Otelin iç ve dış mekanlarındaki elemanların pek çoğunun birbiri ile eşleştiği süreklilik temasına uygun olarak misafir odası tasarımı, havuzunki ile birtakım benzerlikler göstermekte. Beyaz ve ona kontrast sağlayan mavi renkler üzerinde oynayan dizayn, otelin diğer bölümlerindeki sarı-turuncu-kahverengi renk paletine yeni bir nefes getiriyor. Bu renkler işlevleri ferahlatıp rahatlatmak olan oda ve havuz için çok uygun olduğu gibi, temiz bir görünümü ve suyun yansıttığı mavi rengin derinliğini de ön plana çıkarıyor. Havuzun maviliği, beyaz mermer döşenmiş yüzeye ve taburelere sahip havuz-içi bar ile buluşurken, pek çok oda, beyaz tonlardaki modern ve minimalist tasarımlarıyla dikkat çeken eşyalar ile beyaz mermerin şıklığını taşıyor. Güneş ışığının girişini optimize eden geniş camlar ve ahşap gölgelikler, otel boyunca görülen birlikteliklerini koruyor.

DOĞAYA DÖNÜŞ Nabil Gholam Mimarlık, projedeki amacı doğanın temel elementlerine bir dönüş yaparak insan ruhuna seslenmek olarak ifade ediyor. Bu ana elementler olan taş, su, hava ve ateş; dağlar, deniz, rüzgar ve ışık olarak projede yerini alıyor. Kireçtaşı, mermer gibi doğal taşlar ve ahşap gibi materyallerin oluşturduğu yapı, doğallığın modern bir temsilini yapıyor. Gün boyunca doğal ışık ve havalandırmadan yararlanabilmek için, çevre dostu yöntemler kullanılıyor. İç ve dış alanları, optimum gün ışığı ve temiz hava alacak şekilde düzenlenmiş olan yapı, konumu dolayısıyla doğal bir gölgeye de sahip. Fazla ışık ve sıcaklığa karşı ise ahşap panjurlu paneller ve pergola kaplı teraslar işlev görüyor. Geceleri, şehir tarafına ışık ve gölge oyunları sunan otel tasarımı, karanlık denizin üzerine ışıldayan bir silüet halinde yansıyor. Doğal taş ve materyallerden oluşmuş, Ürdün stili taş işçiliğinden esinlenmiş ve zorlu arazisi göz önüne alınarak yapılanmış Kempinski Hotel Akabe tasarımda sadelik, işlevde ise verimlilik sunuyor. 90 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011

wall of partitioned glass offering a sustainable solution to maximize daylight. The reflection of the light, combined with the emphasis on the shiny surface of the marbled floors and yellow-ivory marbled columns creates a well organized environment that requires very little in the way of additional furnishing. The plain yellow and orange colored soft leather couches and the wooden coffee tables complete the intimate lobby-lounge, yet retain a very sharp and luxurious character. The wood panels and curved ceiling stretch uninterrupted along the lobby and extend the theme of continuity and flow to the interiors. The tiling layout of marbled floor with lines following the curvature of the building emphasizes this effect as the zones of dead sea-gray stone in the circulation areas assist in providing context and wayfinding. The hardwood linings of the ceiling and the wooden louvers partially covering the glass walls aesthetically function to frame and organize the fluid and expansive interiors. The design of the typical guest room parallels the pool design in adding other tones to the basic yellow and tan color palette. Both combine the blue of the sea and the pool with its natural contrast in white. This enables a crisp and clean, refreshing luxury-resort mood both aesthetically and functionally. While the majority of the rooms are starkly white with white marbled bathtubs and a shadowy-white colored contemporary design palette, the pool itself transforms into a white marble bar, with marble stools situated inside the water. All rooms contain sunlight-optimizing wooden louvers and large glass panels, and some room types are matched with hardwood or colored concrete floors and spare wooden furniture.

ENVIRONMENTALISM AND THE BASICS “The spirit of the project is about a respect for the visceral experience of the elements, in their most basic form: stone, water, air and fire represented by the mountains, the sea, the wind and the light. It offers guests a comfortable setting without negating the simple, hard, awesome beauty of the Jordanian landscape,” explains the architect Nabil Gholam. The emphasis clearly is a return to the basics through the use of natural stones and material. With generous expanses of glass, the indoor and outdoor areas are designed to catch optimal sunlight and fresh air during the day. The landscaping provides natural shading with excess heat and sun blocked by the efficient and environmentally friendly use of wooden pergolas, louvers and terraces that are common Nabil Gholam techniques. At night, a spectacle of light and shadows produce an animated effect on the city-facing eastern façade. Lighting units in panels in various colors on balconies of the western facade reflect the shimmering silhouette of the hotel over the surface of the sea. Despite the constraints of its plot, Nabil Gholam Architecture and Planning achieves a simple and efficient architecture with the Kempinski Hotel Aqaba in a blend of local natural stones and materials while reflecting the heritage of Jordanian masonry.


MODERN MIMARI GÜNEŞ VE DENIZ DENEYIMINI DAHA DA GÜZELLEŞTIRMEK IÇIN KULLANILIYOR. MODERN ARCHITECTURE ENHANCES THE EXPERIENCE OF SUN AND SEA

MİMAR/ARCHITECT: Nabil Gholam Architects YER/LOCATION: Akabe, Ürdün / Aqaba, Jordan YIL/YEAR: 2004 PROGRAM/PROGRAMME: Resort Hotel MALZEMELER/MATERIALS: Fildişi rengi Ürdün kireçtaşı, açık sarı yerel mermer, renklendirilmiş beton, ahşap, renklendirilmiş sıva / Ivory Jordanian limestone, local light yellow marble, colored concrete, wood, colored cement plaster TOPLAM ALAN/TOTAL AREA: 24 000 m² + 15 400 m² basements TASARIM EKİBİ/DESIGN TEAM: Nabil Gholam / Missir TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011 • NATURA 91


Projeler/Projects: Teruel

Işık oyunları İSPANYA’NIN TERUEL ŞEHRININ YENILENEN MEYDANI PLAZA DEL TORICO GEÇMIŞI INCELIKLE BUGÜNE TAŞIYOR.

LIGHT MATERIAL THE DESIGN FOR THE PLAZA DEL TORICO SUBTLY WEAVES THE PAST INTO THE PRESENT

YAZI-TEXT: CHARLOTTE BARBAN-DANGERFIELD FOTOĞRAF-PHOTO: ADRIÀ GOULA

PLAZA DEL TORICO İSPANYA’NIN TARIHI TERUEL KENTININ MERKEZINDE YER ALIYOR. THE PLAZA DEL TORICO IS THE CENTER OF HISTORIC TERUEL, SPAIN.

92 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011


TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 93


Projeler/Projects: Teruel

T İ

spanya’nın kuzeydoğusundaki Aragon bölgesindeki Teruel kenti tarihi ve Ortaçağ mimarisiyle ülkenin önemli bir turist çekim merkezi. 2008 yılında tarihi mahallenin merkezinde bulunan Plaza del Torico’nun yenilenmesi gündeme geldiğinde şehir belediyesi Barselonalı mimarlık firması b720’den bu önemli kent simgesinin genel karakterinin yanı sıra kaldırım ve aydınlatma sistemlerinin de yenilenmesi için teklif istedi. Meydan, bu tarihi bölgedeki rastgele ve organik kentsel büyümenin sonucunda aldığı üçgen şekliyle tanınıyordu. Alandaki en belirgin unsur ise tam ortada bulunan ve meydana adını veren ‘El Torico’ boğa heykelli çeşmeydi. Meydanın üçgen şekli, merkezdeki çeşme ve onun çevresindeki arkadlar Plaza del Torico’yu bağlamı, İspanyol kültürü ve tarihiyle ilişkilendirerek meydana bütünlük kazandıran unsurlardı. Dahası, insan ölçeği ve konumu dolayısıyla Plaza del Torico yaya trafiği akışını şehrin tarihine yöneltmesiyle de önemli bir etkiye sahipti.

94 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011

he town of Teruel in Aragon in northeast Spain has long been a tourist destination because of its medieval architecture and history. In 2008, when planning to rehabilitate the Plaza del Torico, a graceful town square in the center of the historic district, the city asked Barcelona firm b720 to propose a plan for the renovation of the paving and lighting systems as well as the overall character of this important urban location. Plaza del Torico was known for its triangular shape, the outcome of spontaneous and organic civic and urban development in the historic area. The most visible element in the space was the fountain in the middle with a bull sculpture, « El Torico», that gave the square its name. The triangular shape of the square, the central fountain and the arcades running around its periphery were the elements that gave coherence to the square, relating to its context, the past and Spanish culture. Furthermore, the human scale and location of Plaza del Torico made it a central point in the area’s pedestrian network concentrating urban flow trough the town throughout it’s history. After an earlier successful project near the train station, in 2005 b720 Fermin Vazquez Arquitectos was asked by the city to take up the architectural renovation and the extension of the square. Their task was to invigorate the square through reorganizing the potential of the space while keeping faithful to its history. For the city, the renovation of the square was a longterm investment into an important civic and urban landmark. Furthermore, the choice made to pave the Plaza with granite basalt was a way to create a sense of coherence and regularity while relating connections to the limestone arcades that define its border and give definition to the space.


YERE GÖMÜLEN LED IŞIKLAR YERALTINDAKI JEOLOJI VE TÜNELLERI TEMSIL EDIYOR. THE PATTERN OF EMBEDDED LEDS REFLECTS UNDERGROUND TUNNELS AND GEOLOGY.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 95


Projeler/Projects: Teruel

96 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011


2005 yılında tren istasyonu yakınında gerçekleştirdikleri bir projedeki başarılarının da etkisiyle belediye tarafından meydanın mimari renovasyonu ve genişletilmesi için irtibata geçilen b720 Fermin Vazquez Architectos’un görevi alanın potansiyelini tarihi karakterine saygılı biçimde yeniden ele alarak meydana hareket kazandırmaktı. Şehir açısından meydanın yenilenmesi ülke ve kent için önemli bir tarihi simgeye yapılan bir yatırımdı. Meydanın sınırlarını teşkil ederek alanı tanımlayan kireç taşı arkadlarla ilişki kurarken bir bütünlük ve düzen duygusu katmak üzere meydanın kaldırımları granit bazalt ile döşendi. Renovasyon için bir başka ilham kaynağı meydanın altında yer alan 14. yüzyıldan kalma iki Ortaçağ sarnıcıydı. Tarihi geçmişin hatıralarını korumak adına sarnıçların varlığı 1,230 LED ışığın dinamik bir yerleştirmesi ile tasarıma dahil edildi. Granit zeminde akan paralel çizgiler halinde tasarlanan ışıkların grafiği aşağıdaki sarnıçları referans alarak oluşturuldu. Sadece geceleri aydınlatılıyor olsalar da lambaların cam muhafazaları gündüzleri de günışığını yakalayarak kaldırımda gizli ışık oyunları yaratıyor. LED’lerin meydandaki heykel gibi objelerin çevresinden akan grafiği aşağıdaki tarihi sarnıçlarındaki suyun akışına da gönderme yapıyor.

YERALTINDAKI ALANLAR ŞEHRIN TARIHI KATMANLARINDAN PARÇALARIN YER ALDIĞI GALERILER OLARAK DEĞERLENDIRILIYOR. THE UNDERGROUND SPACES WERE CONCEIVED AS GALLERIES EXPOSING PARTS OF THE HISTORICAL LAYERS OF THE CITY.

A further point of inspiration was the two medieval cisterns from the 14th century that were located under the Plaza. In an effort to maintain the memories of the historical past the presence of the cisterns was mapped onto the design through the dynamic installation of 1,230 LEDs. Although illuminated only at night, the lights’ glass covers reflect sunlight to provide lighting effects during the day. Arranged in a constellation of flowing lines in between the granite, the lights refer to the shape of the cisterns below. The presence of the ancient water depots below ground also reinforces the flowing nature of the LEDs, which fluidly flow around the Plaza. The cisterns also provided the basis for an underground museum in a series of newly created galleries and exhibition spaces that brought the past that the cisterns embody, back to present life In order to keep faithful to the spirit of the space, its morphology and its heritage, b720 Fermin Vazquez Arquitectos focused on a subtle and innovative form of design using a combination of stone and LED lighting. More than a process of renovation, their approach called for a real process of addition and enhancement of the underlying features of the Plaza. The historical monuments in the area remained the basis for inspiration with the architect’s aim was above all to give them a physical presence in contemporary forms.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 97


Projeler/Projects: Teruel

MEYDANIN AYDINLATMA SISTEMI TAŞ KALDIRIMLARA YERLEŞTIRILEREK CAMLA KAPLANAN LED IŞIKLARDAN MEYDANA GELIYOR. THE PLAZA’S LIGHTING SYSTEM IS COMPOSED OF GLASS COVERED LED LIGHTS EMBEDDED INSIDE THE STONE PAVEMENT.

98 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011


TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 99


Projeler/Projects: Teruel

Sarnıçların taşıdığı tarihi günümüze kazandırmak için bir başka çalışma da yeni galeriler ve sergi mekanlarıyla oluşturulan yeraltı müzesi. b720, alanın ruhuna, morfolojisine ve mirasına saygıyı ortaya koymak üzere doğal taş ve LED aydınlatmayı birleştirerek incelikli ve yenilikçi bir tasarım yöntemi kullanmayı tercih etmiş. Yaklaşımları sadece bir renovasyon prosesi gerçekleştirmek üzerine değil, meydanın altta kalan unsurlarını ortaya çıkarıp geliştirme hedefli olmuş. Bölgedeki tarihi eserler projeye ilham kaynağı teşkil ederken mimarların amacı bu eserlere çağdaş formlarda fiziksel varlık kazandırmak olmuş. Alanın tarihi açıdan çok önemli ama görünmeyen bir özelliği olan sarnıçlar ana çıkış noktasını oluşturuyor. Meydanın altındaki iki Ortaçağ sarnıcı mimarların yeraltıyla şehir hayatını, alttaki suyun akışıyla da Plaza del Torico’nun önemli bir özelliği olan yaya akışını ilişkilendirme stratejisinin temelini teşkil ediyor. Bu amaçla 1230 LED lamba zemine yerleştirilerek lambaların renklerini değiştiren bir bilgisayar sistemine bağlanıyor. Güçlendirilmiş camla kaplanan lambalar granit zemine incelikli bir düzende yerleştirilerek tarihin bir ispatı olarak yerlerini alıyorlar. Işıkların tekrar eden ritmik düzeni aşağıda suyun sürekli akışını temsil ederken aynı zamanda meydandaki hareket ve akış için de bir metafor olarak kullanılıyor. Mimaride görünmeyene odaklanarak ışıkla alan ve şekil yaratan bir stratejiyi benimsemek kuşkusuz mimari ve şehirciliğin imkanlarını genişletmenin yenilikçi bir yolu. Burada ışık alanı tanımlıyor, kütleleri yerleştiriyor ve meydanın renovasyonunda kullanılan malzemelerin yeniden keşfedilmesini sağlıyor. LED ışıkların parlaklığı azaldığında dikkat tarihi mimarinin meydana getirdiği çevrenin bütünlüğüne yöneliyor. Hem aydınlatma, hem de granit kaldırım meydanın kültürel sembolizmine odaklı. Tasarımın hedefi ışık ve taşın bir arada kullanımıyla ortak alanı, onun kültür mirası ve tarihiyle birlikte sürekliliğini vurgulamak. Plaza del Torico’nun renovasyonunun önemi tarihi anıtlara çağdaş tasarım formlarını kullanarak ışık tutmasından kaynaklanıyor. Modernizm burada saygıda kusur etmeksizin üzerine yerleştiği tarihi çerçeveyi güzelleştiriyor.

An invisible yet historically important element of the space, the cisterns, were the primary point of departure. Indeed, the two medieval cisterns buried under the square were central to the designers’ aspiration to link the underground with the city life and transcribe the underground water flow and connect it with the human flow that characterizes Plaza del Torico. For this purpose, 1230 luminaries, linear LED lamps, were embedded in the ground and plugged to a computerized system from which their color can be changed. Covered with tempered glass, they were subtly arranged in the granite and anchored themselves as a testimony of history. The repetitive and rhythmic disposition of the lights appears like the metaphor of the constant movement and emulation of the square while being a reminder of the perpetual flow of the water below. Investing into such a strategy for architecture in focusing on the immaterial, to create space and form through light, proposes an innovative way of widening the possibilities of architecture and urbanism. The light here defines the space, settles volumes and reinvents the materials used for the renovation of the Plaza. This resort to the dim glow of LED lights also focuses attention on the complete surroundings of the historical architecture. The focus of both the lighting and the granite paving gives attention to the civic and cultural symbolism of the Plaza. The intention of the design is to emphasize the common space, its continuity with heritage and history, through this combination of light and stone. The importance of the renovation of Plaza del Torico is how it shines a light on to past monuments through contemporary forms of design. Modernism comes here to enhance the historical framework in which it respectfully sits.

TARIHI BINALARA YANSITILAN HAFIF IŞIK LED IŞIKLARIN DESENLERIYLE KONTRAST OLUŞTURUYOR. DIM LIGHT REFLECTED ON TO THE HISTORICAL BUILDINGS CONTRASTS WITH THE LED PATTERNS.

MİMAR/ARCHITECT: b720 Fermín Vázquez Arquitectos YER/LOCATION: Teruel, İspanya / Spain YIL/YEAR: 2007 PROGRAM/PROGRAMME: Meydan / Plaza MALZEMELER/MATERIALS: Volkanik taş, LED aydınlatma / Basalt stone, led light OTURMA ALANI/FLOOR AREA: 3.729 m2 TASARIM EKİBİ/DESIGN TEAM: Fermín Vázques, Agustín Miranda, Pedro Baltar, Sebastián Khourian, María Barbeito, Ana Caffaro, Leyre Ciriza, Ángel Corsino, Pedro García, Pablo Garrido, Gustavo Gaudeoso, Guillermo Gutiérrez, Markus Jacobi, Paulo Moreira, Magdelena Ostornol, Javier Piedra, Andrea Rodríguez, Marta Sorribes, Alesandro Zanchetta

100 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011


TEMMUZ-AĞUSTOS 2011 / JULY-AUGUST 2011 • NATURA 101


Projeler/Projects: Santiago de Compostela

Megalit ve medya MADRIDLI ENSAMBLE STUDIO HAM TAŞIN ILKELLIĞI ILE MODERNITEYI MONOLITIK BIR YAPIDA BULUŞTURUYOR.

MEDIA AND MEGALITH MADRID’S ENSAMBLE STUDIO’S MONOLITHIC MERGER OF STONE AND MODERNITY YAZI-TEXT: GÖKHAN KARAKUŞ - CHARLOTTE BARBAN-DANGERFIELD FOTOĞRAF-PHOTO: ROLAND HALBE

102 NATURA • MAYIS-HAZİRAN / MAY-JUNE 2011


MAYIS-HAZİRAN / MAY-JUNE 2011 • NATURA 103


Projeler/Projects: Santiago de Compostela

M

adridli Ensamble Studio’nun Santiago de Compostela’da 2007 yılında gerçekleştirdiği SGAE’nin merkez ofisi mimaride kütle ve malzeme kavramını inceliyor. İber yarımadasının kuzaybatısındaki Galiçya bölgesinin başkentinde bulunan bu ofis ve kültür merkezi elementlerle dokuları karıştıran, kent bağlamında monolitik taş mimarinin özgün kullanımı üzerine odaklanan bir yapı. Ensamble Studio’nun taşa modern bir yaklaşımla primitivizmi birleştirmesi açısından örnek teşkil edebilecek bu projenin ‘mihenk taşı’nı geçmiş ile bugünün ilişkisi oluşturuyor. Yerçekimi ile hafifliği dengeleyen SGAE binası Hıristiyanlığın hac şehri Santiago’nun ruhunu ortaya koyarak tarih ve hafıza ilişkisinin birleştiği bir kimlik kuruyor. 2000’lerin sonunda İspanya’da yoğun inşaat faaliyetleri sırasında Katolik inançla özdeşleşen bu şehirde inşa edilen bu ikonik bina, ünlü Ortaçağ katedrali başta olmak üzere önemli tarihi binalara ev sahipliği yapan kente çağdaş bir mimari vizyon getirmeyi hedefliyor. SGAE (Sociedad General de Autores y Editores) İspanya’daki film yönetmenleri, senaristler, besteciler, oyun yazarları ve koreografların fikri mülkiyet haklarını korumaktan sorumlu idari birim. 3000 m2’lik alana sahip bina idari ofisler ve kamusal kültür programlarını barındırıyor. Ofisler, kütüphaneler, kayıt stüdyoları, sınıflar ve gösteri salonları her biri farklı malzeme ve dokular, yayılım, formasyon, ortak alanı ve yönetim ile birbirinden farklılaşan dört kata yerleşiyor. Binaya hem 104 NATURA • MAYIS-HAZİRAN / MAY-JUNE 2011

DOĞAL TAŞ VE TAŞ BLOKLARI MIMARININ ANA MALZEMELERINI OLUŞTURUYOR. NATURAL STONE AND QUARRIED STONE BLOCKS ARE THE BASIC MATERIALS OF THE ARCHITECTURE.

T

he SGAE central office building designed by Madrid practice Ensamble Studio, 2007 in Santiago de Compostela, Spain explores the concept of mass and material in architecture. This office building and cultural center in the northwest Galician region of the Iberian Peninsula mixes elements and textures, unifying its concept around a distinctive use of monolithic stone architecture in an urban context. The encounter of past and present becomes the literal touchstone for Ensamble Studio’s exemplary approach to primitivism within a modern approach to stone. Balancing between gravity and lightness, the SGAE building incorporates the spirit of the pilgrimage city of Santiago composing a unified identity in the relation between history and memory. Built at time of extensive construction in Spain in the late 2000’s, this iconic building for a city identified with the Catholic faith was an attempt at giving a contemporary architectural vision to a city filled with important historic buildings especially the famed medieval Cathedral. The SGAE (Sociedad General de Autores y Editores) is the administrative body responsible for the protection of the intellectual property of film directors, screenwriters, composers, playwrights, and choreographers in Spain.


İSPANYA’DAKI YEREL TAŞ OCAKLARINDAN TEMIN EDILEN TAŞ BLOKLAR ÖZENLE DÜZENLENMIŞ. STONE BLOCKS FROM LOCAL QUARRIES IN SPAIN WERE CAREFULLY ARRANGED AND CONNECTED

MAYIS-HAZİRAN / MAY-JUNE 2011 • NATURA 105


TAŞ DUVAR PARKIN DOĞAL BÖLÜMÜNE BAKARKEN, YOL CEPHESINDE DAHA DÜZENLI BIR GÖRÜNÜM TERCIH EDILIYOR. THE STONEWALL FACES THE NATURAL AREA OF THE PARK WHILE THE STREET FAÇADE IS MORE REGULARIZED.

106 NATURA • MAYIS-HAZİRAN / MAY-JUNE 2011


MAYIS-HAZİRAN / MAY-JUNE 2011 • NATURA 107


Projeler/Projects: Santiago de Compostela

sokaktan, hem de bahçeden girilebiliyor. Bina bütün bu fonksiyonları bir araya getirirken, modernite ile primitif esasiciliği, kaba malzeme ile yüzeyi dengeleyerek izleyeni zıtlık ve çelişkilerle dolu bir dünyaya davet eden çoklu dinamikleri birleştiriyor. Binanın özgün kimliği çeşitli dokulardan yararlanılarak oluşturuluyor. Alanı bölen ve tanımlayan üç duvarda kullanılan üç farklı malzeme binanın ana elemanlarını teşkil ediyor. Şehrin merkezindeki bir parkın periferisinde konumlanan SGAE binası farklı malzeme kullanımlarıyla çoklu bağlamlara hitap edebiliyor. Sokağa bakan ve ofislere bol ışık sağlarken mahremiyeti de muhafaza eden cam duvar ve yarı-şeffaf malzemeler binanın kentsel bağlamını karşılıyor. Bu cam cephe binanın kentsel konumuyla ilişki kurarak yapıyı sokağın doğrudan ve düzenli bir parçası haline getiriyor. Arkadda bulunan ve CD kutularından oluşturulan ikinci iç duvar akşamları aydınlatıldığında rengarenk ışıklar saçıyor. Bu CD’ler SGAE’nin fikri mülkiyet işlevine gönderme yaparken malzeme vurgusunu devam ettiriyor. Bu stratejideki en belirgin unsur ise parka bakan ve ham taşlardan örülen düzensiz duvar. Bir tarafta bu kaba taş monolitler, diğer tarafta buna tam bir kontrast oluşturan CD duvarla uzun bir arkad oluşturuluyor. Bu çakışma zaman ve alan, modernite ve kökler üzerine mimarın direkt bir yorumu. Bu üç eleman; cam cephe, CD duvarı ve monolitik kemeraltı aynı doğrusallık ve aynı işlevde katmanlar halinde birbirleriyle iletişim kuruyor, bir başka deyişle şehrin kentselliği ile parkın peyzajı arasında, insan yapısı dünya ile onun içinde bulunduğu doğa arasında bir geçiş noktası yaratıyor. Bu stratejinin en görünür kısmı İspanya’daki taş ocaklarından bu amaç için toplanıp örülen Mondariz Grey granitten oluşan anıtsı taş duvar. 108 NATURA • MAYIS-HAZİRAN / MAY-JUNE 2011

TAŞ MONOLITLER CD KUTULARINDAN MEYDANA GELEN DUVARLA ILGINÇ BIR TEZAT OLUŞTURUYOR. THE STONE MONOLITHS ARE JUXTAPOSED WITH A WALL MADE OF CD CASES

The building’s 3000m2 area is occupied by a combination of the administration offices and public cultural programs. The offices, libraries, recording labs, classrooms and performance halls are divided into four distinct levels, each one defined by the use of different materials and textures, diffusion, formation, public area and management, with access provided both from the garden and the street. The building assembles all these functions gathering multiple dynamics that immerse the observer in a world of contrasts and contradictions, balancing modernity and primitive essentialism, rough material and surface. A variety of textures are employed to constitute the singular identity of the building. Three inherently different materials are used for the three walls that define and divide the space constituting the major elements of the building. Situated on the periphery of a park in the urban center of the city, the SGAE building addresses its multiples contexts based on different material treatments. Addressing the urban context is a wall of glass and translucent materials facing the street, providing privacy while allowing abundant light for the offices. This glass facade also allows the building to connect with its urban situation becoming an integral part of the street in a straightforward and regularized manner. A second interior wall in the arcade is made out of CD cases, which are illuminated at night and shine


Bu taşların böyle bir kent ortamında pek rastlanmayan monolitik çıkıntıları doğal güçlerin kuvvetini ifade ediyor. Taşlar köklerinden gelen ağırlık ve katılığın sembolizmini korurken havada hareket ediyorlamış izlenimi veriyorlar. Daha önce de malzeme ve kütlenin bu temel birleşimini araştırmış olan Ensamble Studio bu yapıda maden ocaklarındaki fire bloklardan özel olarak seçilenlerle bu taş duvarın inşasına odaklanmışlar. Pürüzlü, şekilsiz ve işlenmemiş taşlar tek tek seçilip dikkatle düzenlenerek sanki bütün bu kompozisyonu ayakta tutan taşların kendi ağırlıkları ve yerçekimiymiş izlenimi veriliyor. Duvarın örülüşü için farklı düzenleri ve konsepte uygun ihtimalleri inşaat alanının dışında deneyen mimarlar inşaat alanında taş elemanları birer birer dizmişler. Bu yığını gizli bir çelik strüktür bir arada tutuyor olsa da ana yapısal prensip taşların birbirlerini destekleyen kendi ağırlıkları. Büyük ham taş parçalarının seçimi dengesiz görünümlü bir strüktürde dengeye odaklanma amacına hizmet ediyor. Mimariye bu aynı zamanda metafizik ve figüratif kabul edilebilecek yaklaşım, taşın dokusuna, fiziksel özelliklerine, ağırlıksızlık ve çekime hem karşı çıkan hem de bunları kucaklayan ağırlık ve kalınlık sembollerine dayanıyor. Ensamble Studio yerçekimi kanununu akrobatik beceriklilikle ilkel, konstruktif mimaride kullanarak doğayı insan elinden çıkma suni bir yapıda yeniden yaratıyor. Yapı, doğaya ve onun güçlerine referansla, taşın mimarinin köklerindeki ilkel halini hatırlayarak topraktan yükseliyor. Galiçya ve Kuzey İspanya’da bulunan ve tek taştan oluşan menhir ve iki taşın üzerine yatay olarak yerleştirilen üçüncü bir taştan meydana gelen dolmen gibi eski Neolitik insan yapımı taşların yapısal özelliklerinden ilham alan SGAE ofis binası böylelikle insanlığın köklerini yeniden canlandırmış oluyor.

BINA TAŞ DUVARIN HARICINDE OLDUKÇA BASIT BIR YAPI SERGILIYOR. THE BUILDING IS QUITE SIMPLE IN STRUCTURE EXCEPT FOR THE STONEWALL.

with multiple colors. These CDs refer to the intellectual property functions of the SGAE while also continuing the emphasis on materiality. Undoubtedly the most distinctive element in this strategy is the irregular wall composed of raw quarry stones that face the park. A long arcade is formed by these rough stone monoliths on one side in contrast to the CD wall on the other; this juxtaposition is the architect’s direct comment on time and space, modernity and origins. These three elements, the glass façade, CD wall and monolithic portico, interact in layers along the same linearity with the same function, namely creating a frontier between the urbanism of the city and the landscape of the park, between the man-made world and nature in which it is set. Certainly, the most visible part of this strategy is the monumental stonewall consisting of raw Mondariz Grey granite selected and assembled for this purpose from quarries in Spain. The monolithic prominence of these stones expresses the power of natural forces not usually found in such an urban setting. These stones seem to drift in the air while remaining the symbolism of heaviness and solidity related to their origins. Ensamble Studio who have previously explored this basic union of material and volume have in this building focused in-depth on the construction process of this stone wall through the direct selection of cast-off stones at the quarry. MAYIS-HAZİRAN / MAY-JUNE 2011 • NATURA 109


Projeler/Projects: Santiago de Compostela

DOĞRUSAL PLANDA ORTAK KULLANIM ALANI VE OFISLER YER ALIYOR. THE LINEAR PLAN ACCOMMODATES A PUBLIC SPACE AND OFFICES

110 NATURA • MAYIS-HAZİRAN / MAY-JUNE 2011


DUVARLARIN TASARIMINDA DETAYLI PLANLAR KADAR ŞANTIYEDE ALINAN KARARALAR DA ROL OYNUYOR. DETAILED PLANS AND ON-SITE CHOICES WERE EMPLOYED IN THE WALLS’ DESIGN

MAYIS-HAZİRAN / MAY-JUNE 2011 • NATURA 111


Projeler/Projects: Santiago de Compostela

Bu tür taş megalitler insanoğlunun tanrılarla araziye yerleştirilen ham taşlar aracılığıyla ilişki kurduğuna dair inanca dayanıyordu. Ham taşın tanrısal sembolizmini, bazı açılardan insan becerisinin tanrısal yaratıcı güce yetişmesinin ispatı kabul edilen ham taş ve işlenmemiş malzemelerden inşa edilen tapınak mimarisinde de görmek mümkün. Benzer bir yaklaşımla Ensamble Studio insanın yaratıcılığına vakfedilen SGAE Merkez Ofis binasında taşın sağladığı kalıcılığı vurgulamayı amaçlıyor. Ekibin bu binadaki başarısı, bu arketip taş duvardaki malzeme ve kütlenin SGAE’nin işlevini ve modern hayatı temsil eden CD kutusundan duvarla mükemmel koordinasyonu… Park tarafından bakıldığında iki duvarın sinerjisi bu katmanlı yüzeylerin açılı ve karışık görünümüyle farklı dönemlerin bir karşılaşmasını temsil eden dev bir mozaik olarak görünmesine yol açıyor. Taşların bariz durağanlığı yerleşimlerindeki enerjiyle tezat teşkil ediyor. Duvardaki yansımalar da gün boyu değişerek taşın durgun yapısına zıt ışık ve gölge oyunlarıyla akışkan ve başkalaşan bir mimari oluşturarak hareketsizlik ve hareketin zıtlığını vurguluyor. Malzemeler arasındaki bu net kontrast çok basit ve doğrudan görünebilir ancak SGAE Merkez Ofisi’nin tasarımında Ensamble Studio’nun binanın yer aldığı ve ruhani yönü ve dini yapılarıyla tanınan Santiago’nun mimari özelliklerine yaptığı katkı bu direkt yaklaşımı doğruluyor.

KAMUYA AÇIK ETKINLIKLER IÇIN AYRILAN YER ALTI ALANLARINDA BETON YÜZEYLER KULLANILIYOR. BELOW GROUND SPACES FOR PUBLIC EVENTS CONSIST OF EXPOSED SURFACES.

112 NATURA • MAYIS-HAZİRAN / MAY-JUNE 2011

Rough, shapeless and raw stones were individually selected and arranged for placement one on top of each other, giving the impression that only natural weight and gravity maintain the whole composition. After studying off-site the different ways the wall could be assembled and the different possibilities offered by the concept, the architects repositioned the stone elements one by one on the construction site. A hidden steel structure of rods keeps the pile in place, but the pure weight of the stones supporting each other remains the primary structural principle. The choice of massive raw stone fragments appeals to an ambition to focus on balance in a seemingly unstable structure. This at the same time metaphysical and figurative approach to architecture relies on the materiality and the texture of stone, its symbolism of heaviness and thickness that defies and embraces the idea of weightlessness and attraction. Ensamble Studio seems to have re-created nature through man-made artifice by acrobatically using the law of gravity in a primitive, constructive architecture. As a reference to nature and its forces, the building seems to rise from the earth while remembering the primitive aspect of stone in the origins of architecture. Indeed, the SGAE Central Office building revives the idea of the origin of humanity and was deeply inspired by the sculptural qualities of the ancient Neolithic man-made stones such as menhirs, upright standing stones, and dolmen, three or more upright stones supporting a large flat horizontal capstone, that are found throughout Galicia in northern Spain. These types of stone megaliths relied on a belief


in an interaction between mankind and gods through the intermediary of raw stones set up on the landscape. It is possible to find the divine symbolism of uncut stone in the architecture of temples, built in raw stone and unrefined materials that were considered in some senses as a human achievement overshadowing divine creative energy. In a similar approach, Ensamble Studio’s design aims to emphasize the permanence and the longevity achieved by stone in a building devoted to the creativity of man as a major element of the SGAE Central Office. Their accomplishment in this building is the coordination of material and volume in the archetypal stonewall in its relation to the present exemplified by the wall of CD cases, a symbol of modern life and the SGAE’s function. From the park side, their synergy makes these layered surfaces appear like a giant stained glass window that in its angular and jumbled appearance exemplifies the confrontation of different eras. The apparent motionlessness of the stones is contradicted by the energy inherent in their placement. Further extending this contrast between stasis and movement, reflections on the wall change throughout the day, creating patterns of light and shade in a constant flux and mutation of the architecture in opposition with the inert characteristic of the stone. While this overt contrast between materials could be seen as perhaps too simple and literal, the building’s direct approach can be justified somewhat by its location in Santiago with its spiritual character and distinct religious architecture to which Ensamble Studio has made a significant addition with its design for the SGAE Central Office. SOKAĞA BAKAN CEPHE VE OFISLERDE DAHA STANDART VE ÖLÇÜLÜ BIR TASARIM ANLAYIŞI HAKIM. OFFICES AND THE STREET FAÇADE ARE MORE STANDARD AND RESTRAINED.

MİMAR/ARCHITECT: Antón García-Abril (Ensamble Studio) YER/LOCATION: Santiago de Compostela, İspanya / Spain YIL/YEAR: 2007 PROGRAM/PROGRAMME: Merkez Ofis / Central Office MALZEMELER/MATERIALS: Mondaris gri granit, yarı-saydam cam, CD (duvarı) / Mondaris grey stone (granite), translucent glass, CD (wall) OTURMA ALANI/FLOOR AREA: 3.000 m2 TASARIM EKİBİ/DESIGN TEAM: Débora Mesa Molina (Partner Architect), Jose Antonio Millan, Ricardo Sanz, Marina Otero, Elena Perez, Helena Serrano, Jorge Consuegra, Andres Toledo MAYIS-HAZİRAN / MAY-JUNE 2011 • NATURA 113


2011 Etkinlik Takvimi / 2011 Event Calendar

MARMOMACC 46TH INTERNATIONAL EXHIBITION OF STONE DESIGN AND TECHNOLOGY 21 - 24 EYLÜL SEPTEMBER 21 – 24 VERONA

Dünya mermer piyasasındaki son trendlerin buluştuğu fuar 2011 yılında 46. kez düzenlenecek. Mermer işleme makinelerinden bloklara ve yapı malzemelerine uzanan geniş bir ürün yelpazesinin yer aldığı fuarda tasarım ile teknoloji buluşuyor. The fair which showcases the latest trends in the marble market will be organized for the 46th time in 2011, exhibiting a large variety of products ranging from marble processing machinery to building materials.

100% DESIGN LONDON 22 – 25 EYLÜL SEPTEMBER 22 – 25 LONDRA, LONDON

Çağdaş iç tasarım dünyasının ilham veren önemli aktivitelerinden 100% Design mimarları, iç mimarları, tasarım danışmanlarını ve perakendecileri aynı platformda buluşturuyor. Fuar geçtiğimiz yıl 444 katılımcıya ve 20.000’den fazla profesyonel ziyaretçiye ev sahipliği yaptı. The UK’s leading contemporary interiors event for the contract market connects architecture and design with innovative, contemporary interior design products, creativity and an exciting mix of new and established talent.

CERSAIE 2024 EYLÜL, SEPTEMBER 20 – 24 BOLOGNA

MARMOMACC – 46TH INTERNATIONAL EXHIBITION OF STONE DESIGN AND TECHNOLOGY

Bu yılki uluslararası seramik fuarında, 31 ülkeden binden fazla seramik ve banyo sektörü kuruluşu en yeni ürünlerini sergiledi. 1983 yılından bu yana düzenlenen fuarı, bu yıl 700 gazeteci ve yaklaşık 113.000 kişi ziyaret etti. At this year’s international exhibition of ceramic tile and bathroom furnishings, more than a thousand ceramic and bathroom companies from 31 countries exhibited their products. The fair attracted a total of 113.000 visitors and 700 journalists.

ISTANBUL DESIGN WEEK 29 EYLÜL – 2 SAIE 5 – 8 EKİM, EKİM, OCTOBER 5 – 8 SEPTEMBER 29 – BOLOGNA 2010 yılında formatı yenilenen bu OCTOBER 2 fuar yapı inşaat çözümleri, projeleri ve son teknolojiler ile 170.000 ISTANBUL profesyoneli aynı platformda 2010 yılında tasarım dünyası İstanbul Design Week ile bir hafta süresince tüm dünyadan tasarım sergilerini ve tasarımcıları Eski Galata Köprüsü’nde ağırladı. 10.000 m2’lik alanda 25 ülkenin katılımı ile ulusal sergiler, konferans ve seminerler düzenlendi. Istanbul hosts major designers and design exhibitions on a 10,000 m2 space on the Old Galata Bridge for a week. 25 countries participate in the exhibitions, conferences and seminars organized within Istanbul Design Week.

buluşturuyor. Fuar yeni formatında, yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir inşaat sistemleri (SAIENERGIA & Sustainability), yapı kaplamaları (SAIECANTIERE & Production) ve teknolojik gelişmeler (SAIE Servizi) konulu 3 tema alanına sahip. SAIE is the meeting place for more than 170,000 professionals interested in building construction solutions. After the re-formatting of 2010 SAIE is organized under 3 main themes: Sustainability, Production and Servizi, which covers the technological innovations.

100% DESIGN LONDON

114 NATURA • TEMMUZ-AĞUSTOS / JULY-AUGUST 20011

NATURAL STONE 27 – 30 EKİM, OCTOBER 27 - 30 ISTANBUL

Dünya doğal taş rezervlerinin önemli bir kısmına sahip Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı fuarda Türk mermer ve doğal taşlarının tüm çeşitlerinin sergileniyor. 2009 yılında 3.124’ü yabancı 26.439 ziyaretçinin ilgi

gösterdiği fuarda Türkiye’nin yanı sıra Çin, Fransa, Hindistan, İtalya ve Mısır’dan 400’ün üzerinde katılımcı stand açıyor. Bu dev organizasyon 80.000 m2 alanda gerçekleşiyor. Organized in Turkey, the fair showcases a vast variety of Turkish stones. The fair is organized on 80,000 m2 space with more than 400 participants from countries like China, France and India.

BATIMAT 2011 7 – 12 KASIM, NOVEMBER 7 – 12 PARIS

Batimat, Fransızlar ile uluslararası inşaat sektörünü buluşturan, sürdürülebilir ve yenilenebilir yapı projeleri için çözüm önerileri sunan önemli bir buluşma alanı İki yılda bir düzenlenen fuar, 109.514 m2’lik bir alanda 2.500’e yakın katılımcıya ve 230.000’e yakın ziyaretçiye ev sahipliği yapmaktadır. The fair on sustainable and renewable building solutions is organized bi-annually on a 109.514 m2 space and hosts around 2,500 participants and 230,000 visitors.

BIG 5 SHOW 2011 21 – 24 KASIM, NOVEMBER 21 -24 DUBAI

Her yıl düzenlenen Big 5 Show sektöründe hem Ortadoğu bölgesinin hem de dünyanın bir numaralı fuarı kabul ediliyor. Fuar 2010 yılında 69 ülkeden 2.519 katılımcıya ve 45.177 ziyaretçiye ev sahipliği yaptı. The leading fair of both the Middle East and the world, Big 5 Show hosted more than 2,500 participants and 45,000 visitors last year.

BIG 5 SHOW

Natura Magazine 004  

Stone Architecture and Interior Magazine, Istanbul Turkey