__MAIN_TEXT__
feature-image

Page 1


Bu gezi Suriye ile ilişkilerin “sıfır sorun” olduğu günlerde gerçekleşti (Kasım 2010). Bizi dostça evlerine aldılar, yedirdiler, içirdiler, misafir ettiler. Hepsine tekrar ayrı ayrı teşekkür ederiz. Bu güzel insanların yerlerinden yurtlarından olmaları çok üzücü. Her şeyin normale dönmesi kim bilir ne kadar zaman alacak? Yıkımlar, acılar, yaralar nasıl iyileşir, bilinmez! [ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye

2


Bisikletle Türkiye Ötesi: Suriye Kilis – Halep – Der-ez Zor (Bölüm 1) Yazı ve fotoğraflar: Mustafa Dorsay, Firuzan Özoğul

Koca

bir yılı dolu dolu geçirdik. Nerelere gitmedik ki? Terkos’a

leylekleri izlemeye, Kars-Ardahan-Iğdır’a bölge kültürünü keşfetmeye, Gökova’ya maviyle yeşili solumaya, Yalova’ya tepeleri aşmaya ve daha pek çok yere... Sene sonu yaklaşıyordu. Epeydir aklımızda olanı yapalım istedik. Güneydoğu komşumuz Suriye’ye vize kalkmış, ziyaret kolaylaşmıştı. Doğru zamanın ilk veya sonbahar olduğu söyleniyor, sıcaklardan dolayı. Bu durumda bize uyan tarih kasım ayındaki Kurban Bayramı olabilirdi. Neredeyse 10 günlük bir tatil. Önüne ve arkasına da birer hafta ekleyerek, 3 haftalık bir sürede Suriye’yi pedallamayı, tanımayı amaçladık. Ülke dışına çıkılacak ilk gezimizdi, hem heyecanlıydık hem de kaygılı; dilini ve adetini bilmediğimiz bir yere gidecektik, üstelik bisikletle. Suriye’ye geçmek için en çok kullanılan iki sınır kapısı var. Biz Öncüpınar’ı seçtik. Yolu eğim açısından daha avantajlı. 670 metre rakımlı Kilis’ten 370 metredeki Halep’e gitmek pek zor görünmedi gözümüze. Cuma gününe bilet almıştık. Akşam 7’de kalkacak otobüse zamanında varmak için evden 4 gibi çıktık. Yolun bir kısmını metroyla yapmak daha pratik olacaktı, çok da acele etmemize gerek yoktu yani. Tek sıkıntımız 5’ten sonra metroya bisiklet almamalarıydı. Neyse sorunsuzca otogara vardık ve bisikletleri yerleştirip 15 saatlik otobüs yolculuğuyla Kilis’e geldik. 1. gün: Hava İstanbul’a göre daha sıcak, güneşse çok daha parlak. Kısa bir araştırmadan sonra bulduğumuz otele yerleşip günümüzü şehri gezmekle geçiriyoruz. Çarşısı, sokakları, kuru yemişleri, tatlıları, hepsi ayrı bir heyecan. Hele meyankökü şerbeti benim için yepyeni bir tat. Bilirsiniz, kolalı meşrubatın temel malzemesi. Bir de burada Öcce dedikleri, bolca taze soğan, sarımsak ve maydanozla yapılan mücverimsi bir kızartma tadıyorum ki, ağızlara lezzet.

3

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye


Kilis’te eski taş konakları halen görmek mümkün.

Meyankökü şerbetini mutlaka tadın Kilis’te!

Kilis, 1927’de Gaziantep’e bağlı bir ilçe, 6 Haziran 1995 tarihinde de il oldu. Tarihçesine bakacak olursak, M.Ö. 1460 yıllarında Halep Krallığı’na bağlıydı. Hitit İmparatorluk döneminin başlamasıyla Hitit etkisine girdi. [ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye

4


M.Ö. 356’da Makedonya’dan yola çıkan Büyük İskender, bütün Anadolu topraklarını işgal ederek İskenderun’u kurup Kilis üzerinden Mısır’a doğru yoluna devam etti. Ancak M.Ö. 323 yılında İskender’in ölümüyle imparatorluk üç general arasında paylaşıldığında, Kilis ve çevresi Selefki’nin egemenliği altına girdi ve 227 yıl Selefkiler Devleti’nin yönetiminde kaldı. Türklerin bölgeye gelişi 8. yy’da başlar. Harun Reşit El-Mehdi döneminde Orta Asya’dan koparak İslamiyet’i kabul eden Horasanlı Oğuz Boyları gruplar halinde Abbasîlerin hizmetine girmeye başlamasıyla, kentin bugün bulunduğu yerde Kilis adıyla gelişmesi, Mısır-Türk Kölemen Devleti zamanında, yani 1250’li yıllara rastlar. Yavuz Sultan Selim’in 1516’da Mercidabık Savaşı’yla Osmanlı Devleti topraklarına kattığı Kilis, bu dönemde Halep eyaletine bağlı bir sancaktı. Kilis, Mondros mütarekesiyle Aralık 1918’de önce İngilizler daha sonra da Fransızlar tarafından işgal edildi. Bölgedeki Ermeniler Fransızlarla birleşerek Kilislilere zor günler yaşattılar. Tüm yurtta seferberliğin başlamasıyla Kilis’te kurulan Kilis Kuva-i Milliyesi düşmanlarla kahramanca çarpışarak 6 Aralık 1921’de kendi kurtuluşunu kendi kazanır ve Gaziantep’e yardıma gider.

Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan Adliye Sarayı yeni yerine taşınacak.

Yarın erken yola çıkma kararındayız. Fazla da gecikmeden günümüzü sonlandırıp dinlenmek için otel odamıza çekiliyoruz. Suriye, Halep, Şam, Palmira, Mezopotamya..., her şey çok merakımızı çekiyor, yaşayacak ve göreceklerimizin beklentisini yükseltiyor. 2. gün: Sabah erkenden hazırlanıp bisikletlerimize atladığımız gibi Öncüpınar’dayız. Bizdeki işlemler çabuk tamamlanıyor; kalabalık yok. Ancak

5

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye


Suriye gümrüğüne ulaştığımızda durum hiç de bizdekine benzemiyor. Arabalar, kamyonlar, ortalıkta dolanan insanlar..., acaba nasıl çıkacağız buradan? Boşuna endişelenmişiz, hiç korktuğumuz gibi olmuyor. Az çok Türkçe konuşan bir memurun bizi güler yüzle karşılayıp pasaportlarımızı damgalaması uzun sürmüyor. Yüzümüzden sevincimiz anlaşılıyor olmalı ki, en son memur bize selam durarak karşılık bile veriyor.

Bisikletlerimizin önüne gezimizin amacını anlatan birer levha astık, Türkçe ve Arapça olarak.

Artık Suriye’deyiz ve manzara da buraya uygun değişmeye başlıyor. Arapçayla birlikte araçların hızları ve dağınıklıkları, değişik ulaşım şekilleri, her şey farklılaştı. Özellikle motosikletler; üzerinde mutlaka iki kişiden fazlası var. Gerçi bizimkilerde de ilginç çözümler görmüştük. Bir tanesini hatırlıyorum, sepetine aldığı sayı beşti, iki de motorun üzerinde, yani yedi kişi. Minibüs sayısına az kalmış. Gerçi minibüslerin de 18 kişi taşıdığını düşünürsek işin içinden çıkamayız. Camiler değişti, minareler kalınlaştı. Binaların rengi sarılaştı. Bir çeşit taş var, her yerde kullanılan, Kavşani denilmekte. Göze hoş geliyor hepsi. Damlar düz, mimaride Arap üslubu öne çıkıyor. Kamyonların hepsinde römork takılı. Herhalde bu şekilde kapasite arttırıyorlar, TIR yerine. Yol düz ve asfalt harika. Bisiklet için sanki. Solumuzdan vızır vızır araçlar geçmekte. İllaki korna çalıp bizi selamlıyorlar. Karşı şeritten geçenler de elleriyle, selektörle bize ulaşmaktalar. Biz de onlara “selaaam, merhabaaa” şeklinde karşılık veriyoruz.

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye

6


Halep’e giden yol çift şerit ve düzgün.

Gelmeden önce biraz hazırlanmıştık, sözlük, kılavuz yanımızda. Boş zamanımızda çalıştık. Ama unutuluyor hemencecik. Ancak Eski Türkçeye biraz dönerek, daha kolay olabilir iletişim. Pek çok Arapça kelime var dilimizde. Gerçi biz bazılarını kullanırken değiştirmişiz. Örneğin bardağa kase diyorlar. Bizdeyse çanak anlamında kullanılıyor kase. Bunun gibi pek çok var. Aklıma bir başkası geldi. Babacığım hep söylerdi, evrak aslında varak kelimesinin çoğuluymuş. Biz evraklar diyerek çoğula çoğul eki takmışız! Farklı kareler algılıyor gözlerimiz. Etrafta Başkan Esat’ın resimleri bolca, solumuzda kocaman bir pist, helikopterle dolu. Bir yığın yazı ama anlamıyoruz. Gerçi yerleşim tabelaları Latin harfleriyle yazılmış, Türkçe olanlar bile var. Tabii Kilis’ten gelen çok. Her gün çay, sigara, benzin, şeker alıp Türkiye’de ticaretini yapıyorlar. Bizdekinden çok daha ucuzmuş. Bir motosikletli geçti yanımızdan, arkasında dört kız çocuğu. Şimdi yavaşlıyor, konuşmak için ona yetişmemizi mi bekliyor? Türk olduğumuzu öğrenince akrabasının Konya’da çalıştığını söylüyor. Yusuf da bir kaç kez gelmiş Türkiye’ye, uzunca bir müddet yan yana gidip laflamaya çalışıyoruz, çok samimi ve dostça. Arkasındakiler kardeşleriymiş. O ne? Soldan U dönüşüyle yola atlayan traktörü kullanan 15 yaşında bile değil! Yusuf’un motorunun da plakası yok. "Mümkün" diyor Suriyeliler. Güzel malikaneler var yol boyunca, hepsi duvarlarla çevrili. Mahremiyet olsa gerek.

7

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye


Hep sıcak ve dostça karşılanıyoruz.

40 kilometreyi geride bırakırken artık Halep’in yakında olduğunu sıklaşan trafikten anlayabiliyoruz. Arabalar çoğaldı, kamyonların gürültüsü arttı. Bizi selamlamak için o canavar klaksonlarını çalınca içimiz hop ediyor. Aman yakın geçmesinler diye tedirgin olurken tam aksine geniş bir yay çizip ciddi bir mesafe bırakarak solluyorlar. Halep levhası olmamasına karşın stadyum, istasyon gibi yazılardan hedefimize ulaştığımızı kolaylıkla anlıyoruz. Artık "istikamet merkez?" diye sora sora Bağdat’ı bile bulabiliriz. İstanbul’dan getirdiğimiz cesaretle dalıyoruz arabaların aralarına. Kalabalığın ve binaların çoğaldığı, katların yükseldiği bölgelerden geçip “merkez medine”yi, yani şehir merkezini sorarak meydanlardan geçiyoruz. Şükran dedik, önümüzdeki yazıyı gösterdik. Bazen unutup sırf Türkçe konuşarak kafalarını karıştırdık. Elimdeki bilgiye göre otellerin topluca bulunduğu meydan nerede? Nihayet bulduk. Evet, sağda solda gerçekten çokça otel var.

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye

8


Halep’e girişimizde Al Rahman Camii uzaktan kendini belli ediyor.

Bab El Faraj meydanındaki saat kulesi çevresinde sıralanmış farklı sınıftaki otellerin arasından bütçemize uygun bir hostele yerleşip, pedalladığımız 68 kilometrelik yolun yorgunluğunu odada bırakıp Halep’i keşfe çıktık. Halen doğru zamanı gösteren saat kulesi Abdülhamit dönemi eseri ve Kanuni Sultan Süleyman’ın çeşmesi üzerine inşa edilmiş. Bildiğiniz gibi 1516’da Osmanlı topraklarına dahil olan Halep, İstanbul ve Kahire’den sonra imparatorluğun üçüncü büyük şehriydi. Biz de hem eski dönemden kalan eserleri, hem de günümüz yaşantısını izlemek üzere giriyoruz sokak aralarına.

Trafik yoğun olmasına karşın insanlar birbirlerine karşı sabırlılar.

Önce enerjimizi kazanmak için taze meyve suyu satan büfelerden birine uğrayıp bizdekinden oldukça ucuza ikişer kocaman bardak nar ve greyfurt suyu içtik. Bugün Halep’in büyük pazarıymış. Cuma - cumartesi hafta sonu burada, pazar haftanın ilk işgünü. Sonuna yetiştiğimiz halk pazarının içine dalıyoruz. Kalanı bile muhteşem. Peynirler, zeytinler, meyveler, sebzeler... Yani nasıl anlatayım, ortalık bir curcunadır gidiyor. Hararetli bir alış veriş. Baharatlar, sabunlar; sokaklara kadar kokuları yayılıyor. Kahveciler var, 9

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye


“espresso” yapıyorlar. Küçük kağıt bardaklarda birer tane içip devam ediyoruz dolanmaya. İhtiyacımız olan bazı şeyleri alıyoruz. Aslında bisikletli olmasa insan alacak o kadar çok şey var ki.

Eski ve yeni, Halep’te hep yan yana.

Bisiklet satıcıları ve tamircileri oldukça fazla.

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye

10


Pazarda yiyecek, içecek, kısaca her şey var.

Halep sokaklarında bal bile satılıyor.

Sonunda acıktık. Akşam yemeği için kendimize yer bakınırken, Antakya’ya dolmuşçuluk yapan bir şoför bize Al Kommeh Restaurant’ı

11

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye


öneriyor. Hem kaliteli hem de makul fiyatlardadır diyor. Tarif üzerine lokantayı bulduğumuzda, hostelimize de pek uzak olmadığını gördük. Kapıda karşılayan garson bize yer gösteriyor. Yerel bir dekor içinde alçak bir masada sedirlere oturup mönüyü önce bir inceliyoruz. İngilizce karşılıkları olsa da, biz yine garsona vejetaryen olduğumuzu, yanımızda taşıdığımız Arapça yazıyı göstererek anlatıyor, siparişlerimizi “nebati” olarak veriyoruz. Humus ve babaganuşla başlıyoruz. Beraberinde bir tabak nane, turp, acı biber geliyor, puf gibi kabarık ekmeklerle. Merakla beklediğimiz sebze yemeği de peşinden. Müthiş bir lezzet. Hangi baharatları kullanmışlar acaba? Karnımız doyduktan sonra birer mırra içip ayrılıyoruz.

Meydanlar günün her saati kalabalık.

Saat daha çok geç olmadığından bir şehir turu atma fikriyle farklı yönlere gidiyoruz. Daha lüks yerler burası. Markalar, kafeler, dondurmacıda gençler, açılışı yapılan mekanlar, yüksek sesli müzik... Sonra sarı ışıklı fenerlerle aydınlatılmış Halep’in labirent gibi sokaklarında dolaşıp baklavalarını ve kuruyemişlerini tadıyoruz. Bazı binalar butik otele dönüştürülmüş. Burada Hristiyanlar da var. Kilisede bir kutlama. Şık giyimli insanlar. Başka bir sokaktan müzik sesi gelmekte. Sanki bir düğün. Dalıyoruz içeri. Kahve ikram ediyorlar. Evlere alçak bir kemerin altından giriliyor. Pencereler kafes kafes. Hayat içeride, dışarıya kapalı.

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye

12


Sokaklar seyyar satıcılarla dolu, her çeşit yemek var. Köşe başlarında yemek yiyenler. Dolu dolu yaşayan bir yer Halep.

Gece geç saatlere kadar alış veriş etmek mümkün Halep’te.

3. gün: Sabah tazelenmiş olarak uyandığımızda güneşli bir gün penceremizden içeri bakıyor. İlk işimiz hostele çok uzak olmayan turizm ofisini bulup ülkeye ve Halep’e ait bir harita edinmek. Kahvaltı sonrası da Halep’in ulusal müzesini ziyaret edeceğiz. 1931 tarihli müze Suriye’nin arkeolojik buluntularından oluşuyor ve oldukça zengin eserlere sahip. Giriş katı tarih öncesi kültür ve Suriye’deki eski çağ uygarlıklarının örnekleriyle dolu. İkinci kat ise Yunan, Roma ve Bizans dönemleri ile Arap-İslam tarihine ilişkin eserler barındırıyor. Fazla ayrıntıya girmediğimiz halde iki saatimiz burada geçiyor. Ardından Halep’in ünlü kalesine çıkıyoruz. M.Ö. 3000'li yıllara tarihlenen Halep Kalesi'nde çeşitli Mezopotamya devletleri, Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Arap hakimiyeti, Büyük Selçuklu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu devirleri yaşanmış.

Sokak levhaları ayrı bir zarafette.

13

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye


Halep kalesi, etrafındaki çevre düzenlemesi ile ihtişamlı bir görünümde.

Kaleden Halep’i kuşbakışı izlemek ayrı bir zevk.

Kaleye güney kısmından muhteşem bir kapıdan girdik. Tepesinden baktığınızda tüm şehir ayağınızın altında. Gezdiğimiz yerleri kuşbakışı bulmaya çalışıyoruz. Sonrasında yakındaki El Medine çarşısı var sırada. İstanbul’daki tarihi Kapalıçarşı küçükmüş: bunun uzunluğu 10 kilometrenin üzerinde. Ve de 15 bin işyeri bulunuyormuş. Dolaş dolaş bitiremiyoruz. Daha görmek istediğimiz yerler var. Çarşıdan ayrılıp acıkan karnımızı bir felafelcide doyursak mı?

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye

14


Halep’e hayat veren parklardan birinde biraz nefeslenerek birer kahve eşliğinde büfedekilerle sohbetteyiz. “Suriye-Türkiye sadık”, yani iki ülke dost diyorlar. Evet, Suriyeliler bizleri çok seviyorlar. Şarkıcılarımızı, dizilerimizi yakından izliyorlar, her bir sanatçı burada şöhret. Kişisel zevkimizi yansıtmasa da, bu ortak noktalarla dostluk köprüsü kuruluyor.

Hanlar düzenlenip turistik alış veriş mekanlarına dönüştürülmüş.

Şehrin her yerinde yeşil alanlar var.

15

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye


Halep’te pek çok park var. Hepsi birbirinden güzel.

Meydanları heykeller süslemekte.

Halep sadece eskiden oluşmuyor. Modern mahalleri çokça.

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye

16


Vergiler daha düşük olduğundan fiyatlar bizden çok ucuz.

Yarın yaklaşık 340 kilometre uzaklıktaki Der-ez Zor şehrine doğru hareket edeceğiz. Bakalım kaç gün sürecek? Merak ve heyecan içindeyiz. 4. gün: Güneşin ilk ışıklarıyla eşyalarımızı toplayıp kahvaltı sonrası yola koyulduk. Halep’in dış mahallerini geçerek Ar Raqqa yönüne doğru pedal basıyoruz. Yolumuz bizi hafif bir eğimle hava alanının yakınından Suriye’nin güneydoğusuna taşımakta. Bir süre gittikten sonra yol kenarındaki seyyar kahve ocağında kısa bir kafein molası vermek iyi geliyor. Aldığımız enerjiyle, geniş güvenlik şeridinde fazla yorulmadan Al Mahdoum’a doğru ilerlemeyi sürdürüyoruz. Yolumuz boyunca pek çok çay daveti aldık. Kiminde durduk, kimine teşekkür edip devam ettik. Suriyeliler sıcak insanlar, ikramı seviyorlar. Hava kararmaya yüz tutmadan çadırımızı nereye kursak? Sağdaki benzinci? Mümkün; burada çadır kurabileceğiz. Biraz sonra, hemen yakındaki köyde oturan Saad’ın babası Mustafa bizi evine davet ediyor ve geceyi rahat bir şekilde, pencereleri henüz takılmamış konukevinde tulumlarımızda geçiriyoruz. Gündüz 31 dereceye çıkan hava gece epeyce soğudu. Odada yatmamız çok da isabetli oluyor. 5. gün: Sabah güzel bir sürprize uyanıyoruz: kahvaltı! Evin oturma odasına gelen bir tepsi içinde peynir, zeytin, domates ve zahteri yer sofrasında bağdaş kurarak büyük bir iştahla paylaşıyoruz. Lavaştan koparılan

17

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye


küçük parçalarla yiyecekler tutulup ağıza atılıyor, her şey elle yeniliyor. Abi Muhammed ile İngilizce anlaşabiliyor olmak iki ülke konularına daha derin girmemizi sağlıyor. Komşuyduk; ama yıllarca ilişkiler bugünkü düzeyde değildi. Saatler artık yola çıkmamız gerektiğini gösteriyor. Vedalaşıp ayrılıyoruz bu dost insanlardan. Hava ısınmış, güneş tepede; ama zorlanmadan yol alınıyor. Geçtiğimiz köylerde karnımızı sıcak açma ve felafel ile doyurup her fırsatta kahve içiyoruz; büyük keyif, canlandırıcı da.

Maskaneh küçük bir köydü, ama karnımızı çok iyi doyurdu.

Bu bölge Fırat Nehri’ne yakın olduğundan tarım arazileriyle dolu. Özellikle pamuk ekili. Yol boyunca tarlada çalışan kadın işçiler ve onları taşıyan kamyonetler var. Bazen durup selamlaşıyor, kısaca gezimizin amacını “ziyaret Suriye” diye anlatıyoruz. Bugün 88 kilometre yol aldık, yorulmuşuz; geceleme sorununa çözüm bulmamız gerekiyor.

Suriye’de de çalışanlar hep kadınlar.

Al Thawra yakınında bir dört yol ağzındayız. Şu polis karakoluna gidelim de çadırlık yer soralım. Aman bu ne ilgi ne ikram böyle. Bize çay eşliğinde küçük pideler ısmarlıyorlar. Sonra yakındaki lokantanın bahçesi ayarlanıyor, çadırı kurmaya bile yardımcı oluyorlar.

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye

18


Gece soğuk olacağını sanıyorum ancak geçen kamyonların sesi dışında şikayet edilecek fazla bir şey yok. 6. gün: Bugün erken harekete geçtik. Kahvaltımızı edebilecek yer aramaktayız, ama boşuna. Bu bölgede kahveciler yok; felafel veya fırın da! Epey gittikten sonra Al Mansura’da bir salepçi, yanında meyve satan da var. İdare edeceğiz artık. Yolumuz devam ediyor. Şu köye girip bir bakalım mı? Merak bu işte. Köyde tanıştığımız kadınlı erkekli bir toplulukla oldukça keyifli bir zaman geçirdik. Anladığımızı sandıklarından Arapça konuştular. Biz de eski Türkçeyle konuşup sebeb-i ziyaretimizi anlattık. Çocuklar heyecanla bisikletlerin etrafından ayrılmadılar. Yanımızdaki ufak tefek hediyeler gönül aldı.

Yol boyunca geçtiğimiz kasabalarda çöp gibi atıkların kutulara atılması için uyarılar var.

19

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye


Hemen arkada uçsuz bucaksız çöl başlıyor.

Fırat Nehri’nin iki yakası ekili biçili, ama çöl kumları kenarına kadar dayanmış.

6 saat 15 dakikası bisiklet üzerinde geçen yolculuğumuz bizi 108 kilometre sonra Madan kasabasına getiriyor. Burada rastlantı sonucu tanıştığımız Ali’ye misafiriz. Ailenin büyük oğlu. Evleri oldukça kalabalık. Diğer akrabalar da bizimle tanışmak için gelince oturduğumuz oda doluyor taşıyor. Bizim için banyo hazırlanmış, daha ne isteyebiliriz ki? Akşam yemeği sonrası ailenin reisi ile sohbetteyiz. Zamanında TIR şoförlüğü yaptığını ve Kuveyt’e sıkça gittiğini anlatıyor. Evin küçükleri meraktan hiç yanımızdan ayrılmıyorlar; anlaşılan onlar için bu bir başka eğlence. Yanımızdaki bilgisayardan Türkiye gezilerimizi izletiyoruz. Yorgunluk etkisini gösterince “istirahat mümkün?“ diyerek izinlerini alıyoruz. 7. gün: Yerimiz çok keyifliydi. Onların oturma odasına serilen döşek üzerinde tulumların içinde mışıl mışıl uyumuştuk. Banyonun da verdiği rehavet vardı elbette. Sabah iyi dinlenmiş olarak uyanıyoruz. Önümüzde 80 kilometrelik bir yol kalmıştı Der-ez Zor’a ulaşmak için. Aileyle yaptığımız kahvaltı sonrasında sanki eski dostlarımızdan ayrılırcasına bir duygu içinde vedalaşıp yollara koyuluyoruz. Bugün cuma, Suriye’de tatil. O nedenle ortalık sakince. 5 kilometre kadar gittikten sonra çöl başlıyor. Sağ sol kum tepeleri. Asfalt olan yol ters ışıktan dolayı gümüşümsü bir renkte parlıyor. Hava daha da ısınıyor. Çöl yolculuğunu çok merak ediyoruz, nasıl bir duygudur uçsuz bucaksız düzlük görmek? Her yerin tek renk olması? Gezimizi sadece fotoğraflamıyor aynı zamanda video da çekiyoruz. Bu bölge bir başka güzel. Çöl uzun sürmüyor ve Fırat Nehri’yle beraber bereketli topraklara geri döndük. Yol hiç bozulmadı. Güvenlik şeridi buralarda yok ama araçlar sorun oluşturmuyor. Yeterli mesafeyi bırakarak yanımızdan geçiyorlar. [ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye

20


Kasım ayının ortası neredeyse. Suriye için tam gezilecek mevsim.

Yolun solunda bu bakkal dikkat çekici; kadınlar doluşmuş. Oraya yanaşalım da tatlı bir şeyler buluruz belki. Değişik bir şey var, tek tarafı fıstık, diğer yanı Hindistan cevizi. Dükkan sahibesinin beyi cumadaymış. O nedenle kendisi bakıyormuş. Kucağında, daha doğrusu yürüteçte bebeği. Yarım saatten fazla oturuyoruz yanlarında. Çaylar içip fotoğraflar çektik. Ama artık ayrılmamızın zamanı geldi. Neyse ki varmak istediğimiz yere sadece 40 kilometre kalmış. Der-ez Zor’un dış mahallerindeyiz. Yanıma yanaşan motosikletli bozuk bir İngilizceyle “nereye?” diye soruyor. Kısaca meramımı anlatıyorum. Bu sohbet bir dostluğu başlatıyor ve adının İsa olduğunu öğrendiğim arkadaş bizi evine davet ediyor. Az sonra kendimizi İsa’nın Fırat Nehri’ne bakan bahçesinde bir tepsi yemek karşısında buluyoruz. Tüm aile ile tanıştık. Hanımı ve beş çocuğuyla bu üç binadan oluşan evde oturuyor. İnşaat işiyle meşgul. Az İngilizce, bol eski Türkçeyle zaman zaman farklı şeyler anlasak da dostluğumuzu ilerletiyoruz. Hava kararmadan, eşyalarımızı bırakıp, bisikletlerle 3 kilometre ötedeki şehre bir göz atmak için yanlarından ayrıldık. Burası çok keyifli; Fırat hayat katmış. Palmiyelerle süslenmiş caddeleri, heykellerle donatılmış meydanları geçiyoruz. Tatil günü olmasına karşın ortalık kalabalık. Deyrizor (Der-ez Zor) vilayetinin başkenti olan şehirde 2004 sayımına göre 239 bin kişi yaşıyormuş. 1867 yılına kadar küçük bir kasaba iken Osmanlı döneminde büyüyen ve 1915’deki tehcir ile çok sayıda Ermeni’nin yerleştiğini biliyoruz. Bugün kent nüfusunun çoğunluğunu Sünni Araplar oluşturuyor. Az sayıda Kürt, Ermeni ve Süryani de yaşamakta.

21

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye


Der-ez Zor meydanları Hafız Esat heykelleriyle donatılmış.

Cuma tatil olduğundan dükkanların çoğu kapalı Der-ez Zor’da.

Kendimize kuruyemiş, İsa’nın ailesine de aldığımız baklavalarla eve döndük. Akşam yatacağımız yeri ayarladıktan sonra İsa bizi minik kamyonetiyle gezmeye çıkarıyor. Önce Der-ez Zor'un ünlü 1927’de (bazı kaynaklar 1930 demekte) Fransızlarca inşa edilmiş asma köprüsüne gidiyoruz. Fırat’ın iki yakasını birleştiriyor. Üzerinden yürüyerek karşıya geçiliyor. Bir hayli kalabalık var; balık tutanlar, çekirdek çıtlatanlar, arak (Suriye rakısı) içip keyiflenenler, envaiçeşit olay...

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye

22


Fransızlarca inşa edilmiş köprü Der-ez Zor’un sembolü olmuş.

Daha sonra kamyonetle şehir turu atıyoruz. Önceden görmediğimiz yerler burası. Gece olmasına karşın oldukça hareketli ortalık. Birden farlar üç renge boyanmış büyük bir bisikleti aydınlatıyor. Heykel herhalde! Ne güzel bir şey. Yakınlaşıp açısı değiştikçe üç ayrı parçanın (daire, üçgen ve kare) arka arkaya sıralanması ve belli bir açıdan bakıldığında üst üste gelmesinden oluşan bir göz yanılsaması olduğunu anlıyoruz. Yani optik sanat (opart) yapmışlar. Öyle hızla geçiyor ki önümüzden bu resim; algılanması ve kaybolması bir hayal gibi. İsa bizi bir lokantaya götürüyor. Yerlisiyle gezmek lazım. Hayatta bulamayacağımız yerler ve yemekler. Ful geldi, ama öncekilerle ilgisi yok. Üzerine zeytinyağı gezdirilmiş, humus ve nohut da eklenmiş. Bir tabak beyaz lahana salatası. Felafeller minnacık, üzerine humus dökülmüş. Turşu, soğan ve bir tabak daha humus; bol zeytinyağlı. Nasıl lezzetli, anlatamam. Hele lavaşlar sıcacık. Öyle güzel gidiyor ki yanında! Suriye’de yediğimiz yemeklerin başında humus, felafel ve ful var. Humusu hepimiz biliriz. Felafel, haşlanmış nohut ezmesinin ince bulgur ve çeşitli baharatlarla karıştırılıp, köfte veya halka şeklinde yağda kızartılması gibi düşünün. Ful ise, iri bakla içlerinin haşlanıp, üzerine zeytinyağı ve limon suyu gezdirilmesiyle hazırlanıyor. Tabii hepsine farklı malzemeler katarak zenginleştirebilirsiniz.

23

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye


Suriye usulü “fast food”: humus, falafel, ful...

Buradan çıkıp küçük bir tur daha atıp “mesken”imize dönüyoruz. Yorgunluk artık bizim daha fazla ayakta durmamıza engel. Yarın yolumuz çöllere düşecek, Palmira’nın kraliçesi Zenobia ile buluşacağız. Tesbahune alahayr (iyi geceler)!

Suriye: Kilis-Halep-Der ez Zor-Tadmor-Şam, Halep-Kilis. Toplam 973 km, 71 saat pedal çevirerek aldık. Gezi notlarının tamamını bisikletle.net veya bisikletle.blogspot.com sitesinde “Suriye” olarak okuyabilirsiniz.

[ b i s i k l e t l e ] TürkiyeÖtesi: Suriye

24

Profile for el Turco

Bisikletle Türkiye Ötesi: Suriye  

Bisikletle Türkiye Ötesi: Suriye  

Profile for elturco51
Advertisement

Recommendations could not be loaded

Recommendations could not be loaded

Recommendations could not be loaded

Recommendations could not be loaded