Issuu on Google+

Element Glow Stickler Mısır Şurubu Yaşam Kaynağımız Su

MAYIS / 2014

| 2. SAYI | Mayıs - Haziran 2014 | element.dergisi@gmail.com |

Siyah İnci Kömür Malakit Taşı M a r i e Cru i e

Karikatür & Bulmacalar Ve Daha Fazlası


TA S A R I M C I L A R Cenk ÖZŞANLI Enes EVREN S O S YA L M E D YA YÖNETİMİ Cenk ÖZŞANLI K A R İ K AT Ü R Medeni ÇETİN BULMACA Gülnihal ER

iletişim element.dergisi@gmail.com

/element.dergi

Editörden

Dergimizin 2. sayısını bu anlamlı günde çıkarmamızdan dolayı hem mutlu hemde geçtiğimiz günlerde Manisa / Soma’da meydana gelen maden kazasında hayatlarını kaybeden 302 kişinin üzüntüsünü yaşamakta olduğumuzu belirtmek isterim. İlk sayımızda sizden gelen talepler üzerine dergimizde ve sosyal medya hesabımız üzeride biraz değişiklikler yaparak yenilenmiş olduğumuzu belirtmek isterim. Dergimizin bu sayısında ise eksikliklerimizi giderip biraz daha bilgi dolu ve aramıza katılan yeni arkadaşlarımızın katkılarıyla güzel bir sayı ortaya çıkmış oldu. Bu sayımızda başta Kömür ve Kömür Madenciliği olmak üzere ünlü bilim kadını Marie Curie, Günlük hayatımızda Su-yun önemini, Glow Sticklerin çalışma prensibini, Dönüşüm taşı Malakit ve Mısır Şurubu konularına yer verdik. Ssayımızı okurken bilgi ve keyif almanız dileğiyle.

Cenk ÖZŞANLI


İçindekiler Marie Curie Kimdir?

4

Yaşam Kaynağımız Olan Su

8

Glow Stick (Parlak Çubuklar)

10

Dönüşüm Taşı Malakit

12

Sağlığımızın Katili Mısır Şurubu

14

Siyah İnci Kömür

16

Karikatürler

22

Bulmaca Bölümü

26

Marie Curie

4

Glow Stick

10

Siyah İnci Kömür

16


4

mAmAgiz

Marie Curie (1867-1934) Asıl adı Manya Sklodowska olan Polonya asıllı Fransız kim-yagerdir.

Marie curie Polonya’nın başkenti Varşova’da dünyaya gel-

di. Köy kökenli ana babası salt eğitim tutkusuyla genç yaşlarında başkente göçmüşlerdi. Marie Curie Babası lisede fizik ve matematik öğretmeni, annesi usta bir piyanist olmuştu.

Manya adı Fransızca’daki söylenişiyle Marie’ye dönüşen

genç kız istençle başladığı dört yıllık öğrenimini, sobası bile olmayan bir çatı katında çoğu günler peynir, ekmek ve çayla yetinerek sürdürdü. Ne var ki, yoksunluk Marie’nin direncini kırmayıp, tam tersine artırdı: Coşkulu öğrenci matematik, fizik,kimya ve astronominin yanı sıra müzik ve şiir derslerine de katıldı. Mezun olur olmaz Fizik’te Master derecesi için girdiği sınavda birinci oldu. Bir yıl sonra da Matematik’te Master çalışmasına başladı.

Marie curie 27 yaşına gelmişti. Çalıştığı laboratuarda

araştırma yapan genç bilim adamı Pierre Curie ile tanıştı. Pierre de olağanüstü bir yetenekti: Daha onaltı yaşında iken üniversiteyi bitirmiş, onkesiz yaşında fizikte master derecesi almıştı. Elektrik ve manyetizma alanındaki araştırmalarıyla daha genç yaşta dikkatleri çekmeye başlamıştı. Yaşamını bilime adamış Pierre karşı cinse önyargıyla bakmaktaydı. Ona göre dahi diyebileceğimiz kadın yok denecek kadar azdı. Sıradan kadın ise ciddi kafalı bilim adamı için bir ayak bağı olmaktan ileri geçmez, diyordu. Genç bilim adamı otuzbeş yaşındaydı.Marie ile karşılaşıncaya dek deneyimleri hiç de olumlu olmamıştı. Şimdi yok denecek kadar az dediği kadını bulmuştu. Araştırmalarını yan yana aynı alanda sürdüren Marie ile Pierre, yalnız yaşamlarını değil, bilimsel uğraşlarını da birleştirmekte gecikmediler. Bu bilimsel buluşların biribirini izlediği bir dönemdi. Almanya’da Röntgen X-ışınları dediği katı cisimlerden bile geçen çok güçlü bir ışın keş-fetmişti. Fransa’da ise yoğun çalışmalarıyla ünlü fizikçin Becquerel gündemdeydi.


PAGINATION 1

6 november 2012

5

Marie curie 27 yaşına gelmişti. Çalıştığı laboratuarda araştırma yapan genç bilim adamı Pierre Curie

ile tanıştı. Pierre de olağanüstü bir yetenekti: Daha onaltı yaşında iken üniversiteyi bitirmiş, onkesiz yaşında fizikte master derecesi almıştı. Elektrik ve manyetizma alanındaki araştırmalarıyla daha genç yaşta dikkatleri çekmeye başlamıştı. Yaşamını bilime adamış Pierre karşı cinse önyargıyla bakmaktaydı.

Ona göre dahi diyebileceğimiz kadın yok denecek kadar azdı. Sıradan kadın ise ciddi kafalı bilim

adamı için bir ayak bağı olmaktan ileri geçmez, diyordu. Genç bilim adamı otuzbeş yaşındaydı.Marie ile karşılaşıncaya dek deneyimleri hiç de olumlu olmamıştı. Şimdi yok denecek kadar az dediği kadını bulmuştu. Araştırmalarını yan yana aynı alanda sürdüren Marie ile Pierre, yalnız yaşamlarını değil, bilimsel uğraşlarını da birleştirmekte gecikmediler. Bu bilimsel buluşların biribirini izlediği bir dönemdi. Almanya’da Röntgen X-ışınları dediği katı cisimlerden bile geçen çok güçlü bir ışın keş-fetmişti. Fransa’da ise yoğun çalışmalarıyla ünlü fizikçin Becquerel gündemdeydi.

Becquerel, deneylerine dayanarak uranyum maden filizinde uranyum dışında başka bir elementin

daha bulunduğu kanısındaydı; düşüncesini deney becerisine hayranlık duyduğu Marie Curie’ye iletti. Sorunu eni konu irdeleyen karı koca Curie’ler söz konusu elementin bilinen bir element değil, yeni bir element olduğu sonucuna ulaştılar ve ellerindeki araştırmalarını bir yana iterek çok ilginç buldukları bu soruna açıklık getirmeye koyuldular.

Uranyum maden filizi pahalı bir meta

idi; o zaman yalnızca bir ülkeden (Avustur-ya’dan) sağlanabilirdi. Curie’ler kısıtlı mali olanaklarıyla filizi olduğu gibi değil, uran-yumu alınmış kalıntısını satın alabilirlerdi ancak. Becquerel gibi onlar da yeni element-in kalıntıda olduğuna emindiler. Avustur-ya hükümeti istenen kalıntıyı taşıma ücreti pahasına göndermeyi kabul etti. Curie’ler tonlarca uranyum filiz kalıntısını laboratuvar diye hazırladıkları derme çatma ahşap barakalara yığdılar. Bundan sonrası, bilim tarihinin bildiğimiz en yorucu ve yıpratıcı araştırma uğraşıydı.

İşe kalıntıyı ocak üzerinde kocaman kazanlarda kaynatıp arındırma işlemiyle başlandı. Eriyik, sürekli

karıştırılarak filtreden geçirildi. Kapalı yerde çıkan gaz çoğu kez dayanılamayacak yoğunlukta olduğundan kazanlar, hava koşulları elverdiğinde, üstü açık avluya taşınıyordu. 1896 yılı boyunca kaynatma, süzme işi aralıksız sürdürüldü. Yorgun düşen Marie kışın gelmesiyle zatürreeye yakalanıp yatağa düştü; üç ay iş tümüyle Pierre’in omuzlarında kaldı. İki yıl süren süzme ve arındırma sonunda az miktarda biz-mut bileşiği elde edildi.


6

mAmAgiz

Bu bileşimin uranyumdan 300 kat daha aktif olduğu

göz önüne alındığında bu bile küçümsenecek bir basan değildir. Üstelik, bu bizmut bileşiminde bilinen elementlerden başka bir şeyin daha olduğu demekti.

Marie var gücüyle bu bilinmeyen şeyi ortaya

çıkarmaya koyulabilirdi artık. 1898’de Marie ülkesinin adıyla andığı „Polonyum” elementini bulduk-larını açıkladı. Ne var ki, sorun henüz tam çözülmüş değildi; çünkü, polonyum çıkarıldıktan sonra geri kalan posanın çok daha güçlü olduğu görüldü. Süzme ve arındırma işi bitmemiş-ti. Curie’lerin yılmadan, usanmadan sürdürdükleri çetin uğraş, sonunda hedefine ulaştı: Işın etkinliği yüksek rad-yum elementi bulundu.

Radyum gerçekten bulunması yolunda verilen tüm emek ve zamana değen ilginç bir element-

tir. Radyoaktifliği uranyumdan yaklaşık bir milyon kat daha fazladır.

Fotoğraf filmi üzerinde ışığa duyarlı maddeyi, film ışık geçirmez kağıda sarılı olsa bile, kolayca

etkiler. Havadaki gazların moleküllerini iyonize ederek gazların elektrik taşımasını sağlar; ayrıca, diğer bileşimlerle karıştırıldığında floresans üretme gücüne sahiptir. Radyum ışınları tohumların büyümesini önleyebilir; bakterileri, dahası küçük hayvanları öldürebilir. Bu ışınların bugün kanserin ve bazı deri hastalıklarının tedavisinde kullanıldığını biliyoruz. Radyumun bir özelliği de, enerji saldıkça kendini tüketmesi, basit atomlara dönüşmesidir. Sanayi çevrelerinden gelen ısrarlı taleplere karşın, buluşlarını satma yoluna gitmeyen Curie’ler, 1903’de fizikte Nobel Ödülü’nü Becquerel ile paylaştılar. Böylece uzun yıllar biriken araştırma masraf borçlarını ödeme olanağına kavuştular.


PAGINATION 1

6 november 2012

Pierre Curie

Sorbonne’a profesör olarak çağrıldı. İki çocuklu

aile artık daha rahat ve mutlu bir yaşam içindedir. Ne yazık ki, aileyi, mutsuzluğa gömen bir trafik kazası bekli-yordu: 1906’da Pierre Curie bilimsel bir seminerden çıkıp evine yürürken atlı bir arabanın altında kaldı, kaza yerinde yaşamını yitirdi.

Dünyası bir anda kararan Marie kurtuluşu tekrar

laboratuara dönmekte buldu. Her gece uykuya yatmadan o günkü çalışmasını yazdığı bir mektupla artık birlikte olmadığı kocasıyla paylaşmak istiyordu. Kimi çevrelerin karşı çıkmasına karşın, Fransa yerleşik normları bir yana

Öğretim göreviyle birlikte araştırma etkinliğini de sürdüren bayan profesör, radyumu yalın bi-

çimiyle elde etmeyi başardı. 1911’de ikinci kez Nobel Ödülü’nü aldı.

1934’de öldüğünde, ünlü bilim kadınının yıllarca radyum ışınlarının etkisinde kalan iç

organlarının nerdeyse tümüyle yıkım içinde olduğu görüldü. Keşfettiği radyum bir bakıma ondan

Marie Curie Adığı Ödüller; 1903 - Nobel Fizik Ödülü 1903 - İngiliz Kraliyet Birliğinden Davy madalyası 1903 - İngiliz Kraliyet Birliği’nden Davy madalyası 1911 - Nobel Kimya Ödülü 1921 - Bilime katkılarından ötürü, Amerika’nın kadınları adına, başkan Warren Harding’ten 1 gram radyum

7


8

mAmAgiz

Yaşam Kaynağımız Olan Su İçmek İçin Kullandığımız Suların Özellikleri Suda çözünmüş maddeler organik ve anorganik olmak üzere ikiye ayrılır. Anorganik bileşikler gaz ve tuz olabilir. İçilebilen sular, litresinde 20-50 ml kadar gaz bulundurabilir. Bunun yarısı CO2 ve diğer yarısının üçte biri oksijen ve üçte ikisi azottur. Eğer litredeki CO2 miktarı 25 ml’yi geçerse bu su, bulunduğu ve geçtiği yeri bozar; kurşun ve kireçli malzemeyi aşındırır. CO2’li su kaynatılırsa kullanışlı hal alır. Su çözünmüş bulunan kalsiyum ve magnezyumun bikarbonat, karbonat, sülfat, nitrat, fosfat ve silikat tuzları sulara sertlik verirler. Karbonat ve bikarbonattan meydana gelen sertliğe karbonat sertliği denir. Bikarbonattan meydana gelen sertliğe eskiden geçici sertlik de denir. Öteki tuzlardan meydana gelen sertliğe de karbonat olmayan sertlik denir. Eskiden bu sertliğe kalıcı sertlik denirdi. Çünkü kaynamakla gitmez. Bu iki sertliğin ikisine birden sertlik bütünü denir. Suyun sertliği sertlik dereceleriyle anlatılır. Alman, Fransız ve İngiliz sertlik Sertlik derecesi yüksek olan sular acı, düşük olan sular tatlıdır. Fransız sertlik derecesine göre sular ortalama şöyle sınıflandırılır: 0-7 arasında olanlar çok yumuşak - çok tatlı, 7-14 arasında olanlar, yumuşak-tatlı, 14-22 arasında olanlar sertçe-orta tatlı, 22-32 arası olanlar sert-acı, 32-54 arası olanlar çok sert-çok acı sulardır. İçilecek menba sularının iyilerinin sertliği 5’den azdır. Sertliği 7’den çok olan menba sularına tüzük gereği satış izni verilmez. Bununla beraber sertlik derecesi 30’a kadar olan sular içilebilir. Sertliği 60’tan büyük olan sular hiçbir yerde kullanılmaz. Sertlik, suyun lezzetine etki ettiği halde, sağlığa zararlı değildir. Ancak fazla sert sular, böbrek taşı teşekkülünde etkili olur. Yumuşak suların raşitizme sebep olduğu da doğru değildir. Bikarbonat suya serinletici bir tad verir ve suyun kurşun borulara etkisini önler. Tatlı sularda baklagiller çabuk pişer. Sert sular kahve, çay yapmağa da elverişli değildir, çayın lezzetini bozar.


PAGINATION 1

9

Az miktarda da olsa sularda organik maddeler bulunur. Bunların az miktarı zararlı değildir. Yalnız kaynağı hayvani olan organik maddelerin mikrop taşıması bakımından miktarı çok önemlidir. İçilebilen sularda genel olarak amonyak bulunmaz. Eğer amonyak varsa, bir litre sudaki miktarı 0,02 mg’dan az olmalıdır. 1-2 mg/litre amonyak bulunduran sular şüpheli daha çok bulunduran sular ise kötüdür. İçme sularında nitritlerin bulunması sağlık için mahzurludur. Az miktarda silikatlar bütün sularda bulunabilir. Suların hemen hepsinde klorür bulunur. Bunlar çoğunlukla sodyum klorür halindedir. Potasyum klorür, ancak maden sularında bulunur. İçilen suyun sodyum klorürünün birden değişmesi bu suya lağım suyunun karıştığının alameti olabilir. Kaynak sularının litresinde 27 mg, içilebilen suların litresinde ise 65 mg NaCl (klorür olarak 40 mg) olabilir. Tüzük gereği kaynak sularında klorür miktarı 20 mg’yi geçmemelidir. İçilebilen sularda NO-3, 15-20 mg/litre olabilir. Tüzüğe göre kaynak sularında nitrat en çok 25 mg/litre, içme sularında ise 45 mg/litre olabilir. Nitrat fazlası, süt çocuklarında methemoglobin meydana getirebilir ve galvanizli boruların aşınmasına sebep olur. Tüzüğe göre kaynak sularında en çok 20 mg/litre, içme sularında ise 400 mg/litre sülfat (SO42-) iyonu bulunabilir. Sularda demir, Fe2+ halinde bulunur. Suda demirin bulunması sıhhat için zararlı değildir. Çok demir ihtiva eden sularda (0,3 mg/litreden fazla) demir hidroksit meydana gelir ki, bu da suyun tadını değiştirir ve bulanık bir su meydana gelir. Mangan sularda Mn2± halinde bulunur. Sağlığa zararlı değildir. Manganın da demir gibi mahzurları vardır. Litrede 0,1 mg’dan fazla mangan bulunduran sular lezzetli olmaz. Çamaşırlarda leke yaparlar. Litrede 1 mg’a kadar flor bulunması diş sağlığı bakımından gereklidir. Eğer litredeki flor miktarı 1,5 mg’ı geçerse dişlerde benekler meydana gelir, görüntü bozuk olur, fakat çürüme olmaz. Fazlası zehirleyici olabilir. Gıdalardan alınan günlük flor miktarı hemen hemen sabit olup, 0,4 mg’dır. Bu yüzden sulardan alınan flor miktarı önemlidir. Eksik floru tamamlamak için bazı ülkelerde sulara flor ilave edilir. Ülkemizde Isparta’daki sularda dişlerde benek yapacak kadar flor vardır. İçme sularında çinko çok rastlanan elementlerdendir. Kurşuna daha az, bakıra ise nadir rastlanır. Çinko genellikle galvanizli borulardan suya geçer ve bir litre suda 15 mg’dan fazla çinko, kabızlığa sebep olur. İçme sularında ençok 3 mg/litre bakır bulunabilir. Sağlığa zararlı olan metaller kurşun, arsenik ve kromdur. Suda çözünmüş kurşun zehirlenmeye sebep olur. Kurşun borulardan geçen sularda kurşun çözünmüş olarak bulunur. Litrede 0,1 mg’dan fazla çözünmüş kurşun ihtiva eden sular içilmemelidir. İçme sularında fosfatlar bulunmaz. Eğer fosfat varsa bu suyun kirlendiğinin alametidir ve böyle sular içilmez. Tabii suların pH sı 7,0 ila 8,5 arasında olmalıdır. Yeraltı sularının normal pH’ları 5-7’dir. Bu CO2 gazından ileri gelmektedir. Suda çözünmüş oksijen miktarı sağlık bakımından önemli değildir. İçilecek suyun renksiz, berrak ve kokusuz olması istenir. Depolarda bulunan suyun yaklaşık 10 m derinliğinde bulunan cisimler fark edilebilmelidir. Berrak sular asılı madde (bakteri, bazı organik maddeler, mantar, kil, toprak vs.) ihtiva etmezler, Yağmurdan sonraki bulanıklık toprak taneciklerinden ileri geldiğinden sağlığa zararlı değildir. Su, kapalı bir kapta 10 gün bırakıldıktan sonra gerek iyi, gerekse fena bir koku vermemelidir. Suyun tadı hoş ve sıcaklığı serin olmalıdır. Kaynamakla gazı atılan bir su tatsız olur. İçilecek bir suyun sıcaklığı 8-15°C olmalıdır. Bu su, serin su olup, mikropların üreme şanslarının zayıf olduğu sudur. Bir hadis-i şerifte serin su içilmesi buyrulmaktadır. Çok soğuk veya çok sıcak su, hem lezzetinin alınamaması hem de boğaza, mideye zarar vermesi bakımından çok zararlıdır. En iyi içme suları granitli çatlak kaya tabakalardan çıkan kaynak sulardır.


10

mAmAgiz

GLOW ST

Eğlence Sektörününün Vazgeçilmezi ve Karanlık Ortamlarda Yardımımıza Koşan Glow Stickler Kıvırdığımızda bir kimyasal tepkime gerçekleşerek yanmaya başlayan glow stickler etrafa ışık saçmaya başlayarak ortamı aydınlatıyor. Çünkü plastik çubuğun içinde çok ince bir çeşit cam tüp bulunur ve bu tüp bizim çubuğu kıvırmamız ile kırılır. Böylece plastiğin içindeki kimyasal maddelerle, cam tüpün içindeki kimyasallar tepkimeye girerek ışık şeklinde enerji yayarlar. Kimya biliminde, ışık saçarak enerji açığa çıkarma olayına “kemiluminesens” denir. Çubuğun içinde genelde hidrojen peroksit (H2O2) çözeltisi, fenil oksalat ester ve ışıma özelliğine sahip boyar madde bulunur (böylece farklı renklerde ışık saçan çubuklar elde edilir). Çubuğu kıvırdığımızda cam tüp kırılır ve hidrojen peroksit çözeltisi ile fenil oksalat ester tepkimeye girerler. Hidrojen peroksit, fenil oksalat esteri yükseltger. Fenol ve kalıcı olmayan peroksi asit ester oluşur. Peroksi asit esterin bozunmasıyla fenol ve döngüsel peroksi bileşiği oluşturur. Bu bileşik de karbon dioksit’e bozunur ve bu sırada enerji açığa çıkar.


PAGINATION 1

6 november 2012

11

TİCKLER

Tepkime sonucu açığa çıkan enerji, boyar maddenin atomlarındaki elektronlar tarafından soğurulur ve elektronlar bir üst enerji seviyesine çıkarlar. Elektronlar, tekrar eski enerji seviyelerine dönerken ışıma yayarlar. Olayın özeti budur. Meydana gelen tepkimenin ortamın sıcaklığıyla da ilgisi vardır. Çubuğu sıcakta kullanırsak tepkime hızlı gerçekleşir ve ışık yayma ömrü kısa olur. Eğer daha uzun süre ışık yaymasını istersek bu işlemi soğukta yapmalıyız. Ama bu sefer de, yayılan ışığın parlaklığı sıcaktaki kadar fazla olmayacaktır. Burada karar size kalıyor. Metin Çakır


DÖNÜŞÜMÜN TAŞI MALAKİT Malakit’in çocuklar için güçlü bir koruyucu olduğuna inanılır. Kullanıcısını ve yolculuk yapanları kazalardan koruduğu söylenir. Malakit, geçmişten bugüne iş yaşamında başarıya yardımcı olmak ve istenmeyen iş ortaklıklarının şekillenmesini önlemek amacıyla kullanılmıştır. İlişkilerdeki dengeyi sağladığına inanılır. Malakit, hemen daima yeşil bazen açık yeşilden koyu yeşile değişen bantlardan oluşan renktedir.

Malakitin şifa özellikleri Ruhun aynası olarak adlandırılır. Kişinin içindeki duygulara ulaşır ve kişinin negatif yada pozitif özellikleri nelerse onları dışa yansıtır. Mücevher olarak kullanılmak istenen güzel bir taştır ancak bu amaçla kullanılırken dikkat edilmesi gerekir. Her zaman szin nasıl hissettiğinizi dışa yansıtır. Eğer kendinizde negatif duygular hissediyorsanız malakit olan mücevher takmamaya özen gösterin. Kabuslara karşı yatak odanızda bir parça malakit bulundurmanız faydalı olacaktır. Soğuk terleme, malarya, titremeler ve Parkinson Hastalığının semptomlarını rahatlatır, astım ve romatizmal ağrının giderilmesinde yardımcı olur. Diüretik özelliği olan bir taştır ve bu nedenle böbrek ve safra taşlarının tedavisine yardımcı olabilir. En belirgin olarak omurgada olmak üzere aoteoartrite karşı etkilidir ve özellikle kısa bir süre önce duyulan isimleri hatırlama zorluğu ile ilgili kısa dönem hafıza kayıpları başta olmak üzere hafızayı kuvvetlendirir. Kan basıncını düşürdüğü bilinen Malakit aynı zamanda epilepsi, taşı tutması ve vertigoda da etkilidir. Kemiklerdeki kırıktan, şişmiş eklemlerin, timörlerin, yırtılmış kasların istenmeyen tümörsel gelişimlerin iyileşmesine yardım eder. Malakit, bakır ile birlike kullanıldığında gücü artar.


PAGINATION 3

6 november 2012

13

Önemli uyarı: Sadece tamburlanmış yada cilalanmış malakit kullanın. Malakit ile yapılmış çözeltileri kesinlikle kullanmayın. Malakit’i ağzınıza almayın. Vücut üzerinde kullanacaksanız mutlaka bir parça kumaşın üzerine koyarak kullanın. Bu, kristalin gücünde herhangi bir azalmaya neden olmaz.

Malakit ve duygusal enerji şifası Dönüşümün taşı olarak malakit, değişim ve duygusal risk alma konularında kişiyi cesaretlendirir. Duyguların ifade edilmesini sağlarken utangaçlığın ortadan kalkmasını, kişinin kendi düşünce ve hareketleriyle ilgili sorumluluk almasını öğrenmesini teşvik eder. Son olarak şifalı taşlardan olan malakit günlük hayatta kullanılabilecek çok faydalı bir aksesuar gibi duruyor.


14

SAĞLIĞIMIZIN KATİLİ MISIR ŞURUBU Mısır şurubu şerbetinin yanında; soya, suni Mısır şurubu; ticari açıdan daha ağır kıvamlı olduğu tatlandırıcılar ve Çin tuzları da kalp için zararlı ve daha fazla tatlandırıcı özelliği bulunduğu için maddeler arasında yer alıyor. Bunun için dışarıda tercih edilmektedir. Kalp hastası olanların ve hazır satılan tatlılar değil, evde şeker pancarından olmayanların dikkat etmesi gereken en önemli üretilen çay şekeri ile yapılan tatlılar tercih edil- nokta, dışarıdan ticari olarak tatlandırılmış hameli.

mur işi tatlıları kesinlikle tüketmemeleridir. Eğer

Memorial Şişli Hastanesi Kalp ve Damar Cerra- dışarıdan tatlı alınıyorsa, mısır şurubu kullanılıp hisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, kalp kullanılmadığı mutlaka sorulmalıdır. sağlığını tehdit eden beslenme şekilleri hakkında bilgi verdi. Mısır şurubundan elde edilen şeker, kalp ve da-

ABD’de yüzde 2.5 bizde 30! Mısır şurubu için Amerika’da kullanılan kota %

mar sağlığını önemli ölçüde tehdit eden bir besin 2.5 -3’ken, Türkiye’de bu oran % 30’a çıkarılmıştır. maddesidir. Dışarıda yapılan hamur işi tatlıların Evde yapılan tatlıların mümkünse pancar şekeri büyük bir kısmı bu şeker türü ile üretilmektedir. kullanılarak yapılması gerekir.

Açlık duygusunu körüklüyor Şeker pancarından elde edilen çay şekeri (sakaroz) bir molekül glukoz ve bir molekül früktozdan oluşur (glukoz/froktoz oranı yarı yarıya yani %50 / %50’dir). Mısır şurubunda bu oran fruktoz lehine artarak %80’i bulur. Fruktoz glukoza göre daha kuvvetli bir tatlandırıcıdır. Ancak emilerek karaciğere gelen fruktoz metabolize edilmek için insüline gerek duymaz ve çok azı kullanılan fruktoz hızla trigliseride dönüşerek depo yağ haline gelir. Fazla fruktoz kullanılan hayvan modellerinde obezite, diyabet, kan yağları yüksekliği, karaciğer yağlanması, yüksek tansiyon ve koroner kalp hastalıkları görülmüştür.


Çin tuzları iştah artırarak şişmanlatıyor! Çin lokantalarında lezzet ve iştahı arttırmak için

Çocuklara ev yemeği yedirin Evde yapılan her türlü yiyecek, sokaktaki ürünlerden

kullanılan Mono Sodyum Glutamat (MSG) adlı tuzun çok farklıdır. Evde yapılan patates kızartması bir ya da özel bir tadı ve kukusu yoktur. Tatlı, tuzlu, ekşi her iki kez aynı yağda kızartıldığı halde dışarıda bu sayı 10’a türlü gıdaya ilave edilmekte, iştah ve doyma mer- kadar çıkabilmektedir. Evde yapılan tatlıların ki, bunlar kezi etkilenerek yenilen maddeden daha çok yen- yalnızca sütlü tatlılar değil, şerbetli hamur tatlıları da mesi sağlanmaktadır. Hazır köfte, et suyu tabletleri, olabilir, dışarıda yapılanlara göre çok daha sağlıklıdır. cipsler, hazır çorbalar, bisküvi, kraker, salsam, sosis, Çünkü evdeki tatlılar pancar şekeri, sokaktaki ürünler sucuk gibi sayılamayacak kadar çok yiyeceğin içine ise kalp ve damar sağlığı için son derece tehlikeli olan konulmaktadır.

mısır şurubu şerbeti ile yapılmaktadır. Evdeki pizza ile

Alzheimer’a da sebep oluyor

restoranda yenen pizza arasında da sağlık yönünden

Yüzde ve boyunda yanma, gerilme ve karıncalanma, çok farklar var. Dışarıda sağlık yönünden tehdit olubaş ağrısı, bulantı, çarpıntı uyuklama, halsizlik gibi şturan en önemli yiyeceklerden biri de köfte. Evdeki masum belirtiler yanında obezite yüksek tansiyon köfte et ve biraz da ekmekle yapıldığı halde dışarıda nedeni olarak kalp sağlığını tehdit etmektedir. He- % 40’ı soyadan oluşan köfteler tüketilmektedir. Bu nemen her yiyecekte bulunduğu için „azı karar çoğu denle annelerin özellikle çocukları için hangi yiyecekzarar” düz mantığı geçerli değildir.

-leri pişirirse pişirsin, evde yapmalarını öneriyoruz.

Gün içinde üst üste alınan MSG miktarının toplamını kontrol etmek mümkün değildir. MSG kalp sağlığı dışında da birçok hastalığa da (Alzheimer, parkinson, epilepsi, görme bozukluklarına neden olmaktadır. Mısır hazır

şurubu

yiyeceklerde

koladan şuursuzca

gofrete

tüm

kullanılıyor

Hazır satın alınan; bisküvi, kolalı içecekler, şekerlemeler, çikolata, gofret, ucuz hamur işi tatlılar, hazır pasta ve keklerde şuursuzca mısır şurubu şerbeti kullanılmakta ve bilgi olarak sadece „Nişasta Bazlı Sıvı Şeker” ifadesinin baş harfleri, „NBSŞ” hatta sadece „NBŞ” ibaresi bulunmaktadır.


16

SİYAH İNCİ KÖMÜR Kömür Kömür, katmanlı tortul çökellerin arasında bulunan katı, koyu renkli ve karbon bakımında zengin kayaç şeklindeki yakacak türüne verilen addır. Dünya’nın çoğu bölgesinde bulunan kömüre, Yer’in yüzeye yakın bölümlerinde ya da çeşitli derinliklerde rastlanır. Kömür çok miktarda organik kökenli maddenin kısmi ayrışması ve kimya-sal dönüşüme uğraması sonucunda oluşan birçok madde içerir.

Kömür çeşitleri

Kömürler, gerek meydana geliş zamanları, gerekse bileşimlerindeki karbon miktarı yönünden birbirinden ayrılırlar. Meydana gelişleri eski olan kömürlerin ısıtma değeri de o nispette yüksektir.

Antrasit: En eski ve karbon yönünden en zengin kömür çeşididir. Meydana geliş tarihi 300 milyon yıl geriye dayanan antrasitteki karbon yüzdesi 90-95’i bulur. Taş kömürü: Antrasit kadar eski olmamak-la beraber 200-250 milyon yıllık bir geçmişe sahip olduğu tahmin edilmektedir. Karbon yüzdesi 80-90’ı bulur. Linyit: Daha oluşumunu tamamlamamış kömürlerdendir. Tahminen 60 milyon yıl önce meydana gelmeye başlayan linyitte su ve bu arada birçok yabancı madde de bulunmaktadır. Karbon yüzdesi 65-70 kadardır.


Turba: Bu kömüre daha çok bataklık yerlerde rastlanmaktadır. İçindeki su miktarı yüksektir. Karbon yüzdesi ise 60’ı geçmez. Turba, henüz karbonlaşma safhasını tamamlamamış genç kömürlerdendir.

Grafit:

Grafit, karbon denilen kimyevî maddenin, tabiatta bulunan saf durumudur. Elmas da saf bir karbon olduğu halde aralarındaki fark grafitin kristalsiz bir yapıya sahip oluşudur. Grafit, ark lambası kömürlerinin yapımında ve yağlama maddelerinde kullanılır. Kil ile belirli bir nispette karıştırılırsa, kalem ucu yapımına yarayan bir madde elde edilir.

Kok:

Kok, gerçek anlamda bir kömür değildir. Tabiatta serbest olarak bulunmaz, fabrikalarda taş kömürünün içindeki gazların çıkartılmasından sonra elde edilen kömürdür.

Kömür yatakları Kömür katmanlarının jeolojik oluşumu, bize kömürün yer kabuğunun 400 ile 4000 m derinlikleri arasında yayılmış olduğunu göstermektedir. Kömür yataklarına dünyanın hemen hemen her yerinde rastlanır. Polon-ya Rusya ve Çin, kömür yatakları yönünden dünyanın en zengin ülkeleri arasında sayılırlar. Bazen 5000 kilometre karelik geniş bir alana yayılmış büyük kömür yatakları olduğu gibi, toprak seviyesinden 50-60 m aşağıda işletilmesi kolay kömür yatakları da vardır.


18

Kömür Madenciliği İlk olarak M.Ö. Çinliler tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Kömür işletmeciliğine ait dökümanlar 12. yüzyıla aittir. Kömürün yoğun olarak kullanımı ise 18. yüzyılın ikinci yarısına rastlar. Özellikle gelişen sanayi ve endüstri kömür kullanımını arttırmış kömürü önemli bir mineral haline getirmiştir. Kömür demir-çelik sanayinin hammaddesi olarak kullanılmış ve buharlı motorlarda yakıt olarak kullanılmıştır. Bugün çıkarılan kömürün büyük bölümü ise elektrik üretimi ve çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Kömür yatakları, aşağı yukarı 250-400 milyon yıl öncesinin sıcak ve nemli iklimlerinde yetişen büyük orman bitkilerinin kalıntılarından meydana gelmiştir. Bu bitkiler, ölerek çürümüş ve zamanla, karaları kaplayan, denizlerin biriktirdiği tortular altına gömülüp katılaşmıştır. Yüzyıllarca önce Avrupa’da çok büyük ormanlar vardı, ama zamanla bu ormanların yok olması, yakacak olarak odunu çok pahalı bir kaynak hâline getirdi. Bu sebeple, kömürün bulunması ve işletilmesi, ekonomik yönden büyük değer kazandı. On yedinci yüzyılda, kömürün odunun yerini alması, sanayi inkılâbının temelini teşkil eder. Kömür ekonomisi ve teknolojisi geliştikçe, madenlerdeki güvenlik meselesi de büyüdü, bu yüzden zaman geçtikçe modern kömür madenciliği metotlarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması zaruri bir hâl aldı. Ancak günümüzde de modern madencilik teknikleri uygulandığı halde bazı memleketlerde çok sayıda işçinin ölümüyle sonuçlanan kazalar olmaktadır.


Tüm Dünyada Günlük Hayatta Kömür Niçin Önemlidir? Kömür Dünyada en yaşlı bir şekilde bulunan, güvenilir aynı zamanda düşük maliyetlerle elde edilebilen temiz bir fosil yakıtıdır. Yaygın: Kömür Dünya’da 50 den fazla ülkede üretilmektedir. Kömür rezervleri diğer fosil yakıtlar gibi (petrol ve doğalgaz) Dünya’nın belli bir bölümünde değil fakat tüm dünyada yaygın bir şekilde bulunmaktadır. Emniyetli: Kömür kullanımı, depolaması ve nak-liyesi açısından en emniyetli fosil yakıttır. Güvenilir: Endüstriyel ve diğer alanlarda elektrik enerjisinin rekabetçi fiyatlarla ve güvenilir olarak temini açısından, kömürün Dünyada yaygın bir şekilde bulunuşu ve birçok ülke tarafından üretiliyor oluşu tedarikte güvenirliliği sağlamaktadır. Temiz: Temiz Kömür Teknolojileri kullanılarak günümüzde kömür tüm dünyada doğayı doğayı kirletmeden kullanılmaktadır. Ucuz: Elektrik Enerjisi Üretiminde ucuz ve rekabetçi bir yakıt olması nedeniyle Dünya elektrik üretiminin yaklaşık % 40 kömürden karşılanmaktadır.

Kömür Nasıl Oluşur? Kömür, nebatların bataklık alanlarda birikmesi sonucu oluşan tabakaların değişime uğraması neticesi meydana gelmiştir. Bu tabakalar üzerine çeşitli çökeltilerin birikmesi ve arz’ın hareketleri sonucu derinliklere gömülmüştür. Gömülmüş olan bu nebatlar; artan ısı ve basınca maruz kaldıklarında bünyelerinde fiziksel ve kimyasal değişikliğe uğrayarak kömüre dönüşürler. Bu proses milyonlarca yıl içinde gerçekleşerek kömürler organik olgunluklarına göre Linyit, Alt bitümlü, Kömür, Bitümlü kömür ve Antrasit tiplerine ayrılırlar. Linyit ve kısmen Alt Bitümlü kömürler genellikle yumuşak, kırılgan ve mat görünüştedirler. Bu tip kömürlerin ana özelliği göreceli olarak yüksek nem içerirler ve karbon içerikleri düşüktür. Antrasit ve Bitümlü kömürler ise genellikle sert ve parlak görünüştedirler. Göreceli olarak nem içerikleri düşük olup, karbon oranları yüksektir. Jeolojik olarak kömürlerin yaşları 400 milyon yıl ile 15 milyon yıl arasında değişir. Genellikle yaşlı kömürler daha kalitelidir.


20

Kömür Nedir Nasıl OLuşur ? Kömür homojen olmayan, kompakt, çoğunlukla lignoselülozik bitki parçalarından meydana gelen, tabakalaşma gösteren, içersinde çoğunlukla C, az miktarda H - O - S ve N elementlerinin bulunduğu ama inorganik (kil, silt, ,z elementleri gibi) maddelerinde olabildiği, bataklıklarda oluşan, kahverengi ve siyah renk tonlarında olan, yanabilen, katı fosil organik kütlelerdir. Kömürler yakıt hammaddesi oldukları gibi, değişik amaçlarda (kok yapımı, kimya-sal madde üretimi gibi alanlarda) da kullanılırlar. Kömürler, bataklık ortamlarda, uygun (nemli ve sıcak iklimin bulunması, yeterli organik maddenin ortama gelmesi, bataklık suyunun Ph şartlarının 4-5 civarında bulunması, bataklığın malzeme gelimi ile birlikte aşağı doğru çökelmesi, bataklığın zamana bağlı olarak örtülmesi gibi) şartların sağlanması durumunda, bitki parçalarının bozuşması, parçalanması, bataklık suyu ile bir jel haline gelmesi, bazı kimyasal reaksiyonlar sonucu bu organik malzemenin fiziksel ve kimyasal değişikliklere uğraması sonucu meydana gelirler. Kömürleri meydana getiren bataklıkların geliştiği ortamlar; - Deltalar (en kalın kömür damarlarının oluştuğu ortamlardır), - Göller (Göl kıyıları, kalın kömür damarlarının meydana geldiği uygun bataklık ortamlardır), - Lagünler ( Deniz etkisinin olduğu ince kömür damarcıklarını meydana getirirler), - Akarsu taşma ovaları (İnce kömür damarcıklarını oluştururlar).

Kömürlerin Fiziksel ve Kimyasal Özellikleri Kömürler gevrek, kınlgan, yanabilen, içerisinde organik maddeler dışında değişik özellikte inorganik maddeler de içeren tortul kayaçlar dır. Kömürlerin fiziksel özelliklerinden ziya-de halk arasında kimyasal özellikleri çok kullanılmaktadır.

Kömürlerin Fiziksel Özellikleri Kömürlerin fiziksel özelliklerine kabaca bakılırsa; Yoğunlukları, içerdiklen inorganik madde ve nem oranına bakarak artmasına rağmen 1,1 ile 2.2 gr/cm3 arasında değişmektedir. Poroziteleri, kömürleşme derecelerine bağlı olarak % 3 (antrasit) ile % 25 arasında değişmektedir. Sertlikleri (Vickers), 30 (linyit) - 120 (antrasit) kg/mm2 arasında değişmektedir.


Kömürlerin Kimyasal Özellikleri Kömürlerin kalitesi ve özelliklerini ortaya koyan kalori (ısısal), kısa ve elementel analizleridir. Bunun yanında kömürlerde iz element analizleri de yapılabilmektedir. Kömürlerin Kısa („Proximate”) Analizleri Nem,Uçucu Madde, Kül ve Sabit („Fıxed”) Karbon analizleridir. Bu analizler bir kömürün petrografik analizler ile birlikte niteliklerini ortaya koyabilmektedir. Kömürlerin Element („Ultimate”) Analizleri Kömürler içerisinde bulunan „C”, „S”, „O”, „N”, „H” elementlerinin tesbit analizleridir. Çok özel ve detay araş- tırmalar için yapılabilmektedir. Kömür analizleri MTA Genel Müdürlüğü Maden Analizleri ve Teknolojisi Dairesinde, TÜBİTAK, demir çelik fabrikaları, bazı kömür işletmeleri (TTK ve bazı TKİ bölge müdürlükleri), Hacettepe ve ODTÜ” gibi bazı özel üni- versitelerimizde ve kuruluşlarımızda yapılabilmektedir.

Kömür madenlerinin korkulu karbonmonoksit gazı

rüyası

Karbonmonoksit, bir karbon ve bir oksijen atomundan oluşan molekülün adı. Molekül formülü: CO. Molekül Ağırlığı M: 28.01 g/mol. Renksiz, kokusuz bir gazdır. Bazen görüldüğü gibi, sobalarda mavi bir alevle yanar. Çok kuvvetli bir zehirdir. Solunan havada konsantrasyonu artarsa, kana geçer ve oksijenin taşındığı hemoglobine O2’den daha kolay bağlanır. Yani bütün CO’lar bitmeden O2 bağlanamaz. Bu bakımdan oksihemoglobin meydana gelemez ve kanda karboksihemoglobin artar, dokulara oksijen taşınamaz ve hücre ölümü meydana gelir. CO, kanın hemoglobininin merkez atomu demire bağlanarak ölüme sebep olur. Zehirlenme tablosunda başağrısı, görme bozuklukları, uyku hali, zihni bulanıklık ve koma vardır. Yargı kabiliyeti bozulur ve sezgi kaybolur. Sonuçta kalıcı beyin hasarı meydana gelebilir. Ayrıca nevrasteni, depresyon görülebilir. Belirgin iyileşme durumunu oksijensizliğe ikincil gelişen ansefalopati takib edebilir. Organik psikozlar aylarca sürebilir, fakat sonu nisbeten iyi biter. Tedavisi mekanik bir solunum aracı ile %70 azot ve %30 oksijen verilmesi veya acil durumlarda ağızdan solunum yoluyla yapılır. Endüstride jeneratör gazı, su gazı, kuvvet gazı ve hava gazı içinde kullanılır. Yakıt olarak da kullanılmaktadır. Ayrıca sigaranın içinde de bulunur.


KARİKAT


TÜRLER

PAGINATION 1

23


24

PAGINATION 1 mAmAgiz


25

Medeni ÇETİN


Bulm

1. Isı alan reaksiyonlara verilen ad. 2. DNA nın yapıtaşlarıdır. 3. Potasyum hidroksitin formülü. 4. Radyoaktivite üzerine yaptığı çalışmalarla iki farklı alanda Nobel ödü 5. Doğada sıvı halde bulunan element. 6. Biyolojik örneklerin korunması amacıyla kullanılan bir çözeltidir. 7. Ametallerin kendi aralarında yaptıkları bağ türü. 8. Kapalı kaplardaki gaz basıncını ölçen aletlere verilen isim. 9. Organik kimyada pek çoğu hoş kokulu olarak bilinen bileşiklerdir. 10. Maddenin en düzenli halidir. 11. Yağların hidrolizinden açığa çıkan bir madde. 12. Spekroskopik çalışmalar sonucu elde edilen grafikler. 13. Simgesi Pd olan element. 14. Antioksidan bir vitamin.


maca

PAGINATION 2

ülü alan bilim insanı.

6 november 2012

27


DERGİMİZDE YAZI YAZMAK VE GÖRÜŞLERİNİZİ BİLDİRMEK İÇİN BİZLERE SOSYAL MEDYA VE MAİL ADRESİMİZDEN ULAŞABİLİRSİNİZ

/element.dergi

element.dergisi@gmail.com


Element Dergisi 2. sayı