Page 1

Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

SİNEMAYA GİTMEK VE SEYİR: BİR SÖZLÜ TARİH ÇALIŞMASI1 Hasan Akbulut2 Özet Sinema tarihi, uzun yıllar boyunca yönetmenler ve filmler üzerinden yazılmıştır. Türk sineması tarihi söz konusu olduğunda ise, tartışmaların, Türk sinemasına bir milat bulma arayışını dert edindiği görülür. Bunun yanı sıra, Türkiye‟nin demokrasi tarihindeki tarihsel ve toplumsal kırılmalara dayalı bir sinema dönemselleştirmesiyle birlikte, ekonomik yapıya dayalı bir dönemselleştirme önerisi de yapılmıştır. Anlamların inşa edilmesinde izleyiciyi öne çıkaran iletişim ağırlıklı çalışmaların gelişimi ise, sinema tarihi dönemselleştirmesinde ibrenin izleyiciye çevrilmesine yol açmıştır. Türk sinema tarihi içinde bu tür bir çalışmanın ilk örneklerinin, akademide yenilerde tartışılmaya başlandığı görülür. Bu çalışma, sinemanın kültürel tarihine bakmayı amaçlayan dersler dizisi çerçevesinde yapılan sözlü tarih görüşmeleri üzerinden, seyrin ya da seyircinin tarihine ilişkin „dağınık‟ görüşleri içermektedir. Odağını, yılda yüzlerce filmin çekildiği, şehir merkezlerinden taşraya dek sinema salonlarının her kentte açıldığı, ailece ve toplu olarak sinemaya gidildiği, Türkân Şoray, Hülya Koçyiğit, Kadir İnanır gibi yıldız oyuncuların setten sete koştuğu ve çoğunlukla melodramların perdeleri kapladığı 1960-1980 arası Türkiye‟sinde sinemaya gitme deneyiminin olduğu çalışma, bizatihi o dönemi yaşamış seyircilerle sözlü tarih yöntemiyle ve farklı yönleriyle ortaya koymayı amaçlamaktadır. Annette Kuhn‟un yapmış olduğu gibi, etnotarihsel bir desende ilerleyen seyir deneyimi araştırmasında elde edilen görüşme anlatıları, tematik analize tabii tutulmuş ve seyrin toplumsal, kültürel ve politik doğası betimlenmiştir. Çalışma, belli yanıtlar vermekten çok, sinemanın kültürel tarihini düşünürken akla gelen bazı soruları sormayı amaçlamaktadır. Bir „sesli düşünme‟ pratiği içinde tasarlanan sunuşta, farklı yaş, cinsiyet ve sosyo-ekonomik düzeydeki görüşmecilerin, 1960‟lar ve 1970‟ler Türk sinemasına ilişkin sözlü tarih anlatılarının, „sinemanın toplumsal yaşamdaki yeri‟ne ilişkin bir orta sınıf miti ürettiği iddia edilerek, sinemaya gitme deneyimi, modernleşme, bellek, gündelik yaşam pratikleri bağlamında irdelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Seyir, sözlü tarih, sinemaya gitmek. Abstract Going to the Cinema and Watching Movies: An Oral History Research For many years the history of cinema has been written relating to the directors and films. When it comes to the history of Turkish cinema, it is seen that the debates concerned about the quest of finding a milestone in Turkish cinema. Besides this, a proposal of cinema periodization based on economic structure is also presented along with a periodization based on fundamental historical and social changes in the history of democracy in Turkey. The development of communication focused studies that emphasize the audience in the process of construction of meaning led to audience based periodization of cinema history. The first examples of this kind of work in the history of Turkish cinema are newly being discussed academically. This study includes 'scattered' opinions regarding to the history of movie watching or audiences, through the oral history interviews conducted as part of course 1 Bu makale Kadir Has Üniversitesi‟nde, Türk Film Araştırmalarında Yeni Yönelimler Konferansında „Sinema ve Seyirci‟‟ konulu söyleşiden derlenmiştir. 8-10 Mayıs 2014, 2 Prof. Dr. Kocaeli Üniversitesi, İletişim Fakültesi, RTS Bölümü

1


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

sequences aimed to look at the cultural history of cinema. This study, focusing on the cinema-going experience in Turkey between the years 1960 and 1980, -a period in which hundreds of films were shot per year, movie theaters were opened in every city, the entire families went to the cinema, film stars like Türkân Şoray, Hülya Koçyiğit, and Kadir İnanır rushed from one set to another, and melodramas reached their pinnacle-, aims to reveal the experiences of the cinema-going audiences who lived in this period by using oral history method. The interview narratives obtained by an ethnohistorical viewing experience research design, as Annette Kuhn did, were thematically analysed, and social, cultural and political nature of the movie-watching was described. The study aims to ask some questions comes to mind when thinking about the cultural history of cinema rather than give specific answers. In the present research which was designed in a „think aloud‟ method, the cinema-going experience is examined in the contexts of modernisation, memory and everyday life practices, arguing that the oral history narratives of participants (with different age, sex and socioeconomic status) regarding to the Turkish cinema of the 1960s and 1970s produce a middleclass myth. Keywords: Movie-watching, oral history, cinema-going. Giriş Sinema, öncelikli olarak, bu olguyu var eden filmlerle akla gelir. Perdede suretlerini görüp hayran olduğumuz, korktuğumuz, güldüğümüz, ağladığımız, yıldız oyuncularıyla, yönetmenleriyle filmler, sinema olgusunun temel bileşenlerinden biridir, ancak tümü değildir. Sinema, aynı zamanda belirli yerlerde gösterime sunulan filmlerin izlendiği, sinema salonlarında filmle ve diğer insanlarla iletişime geçildiği, filmler, oyuncular, yönetmenler ve sinema hakkında düşünce ve duyguların geliştirildiği çok yönlü bir zihinsel ve kültürel bir deneyimi kapsar. Bu yönüyle sinema, sinemaya gitmek deneyimini, bu deneyimin zamana, mekâna, sosyo-kültürel ve politik bağlama göre değişen pratikler bütününü oluşturur. Kuşkusuz bu deneyimin ortaklıkları olduğu gibi, kişilerin ilgi, gereksinim, sosyo-ekonomik ve eğitim düzeyi gibi farklı etmenlere göre farklıklılar, özgül durumlar da ortaya çıkarır. Bir iletişim ve sanat olgusu olarak bakıldığında sinemanın temel bileşenlerinden birinin de seyirci olmasına karşın sinema araştırmalarında seyirci çok az inceleme konusu yapılmıştır. Öyle ki, sinema tarihi bile filmler ve yönetmenler üzerinden yapılır, izleyici genelde göz ardı edilir. Bu sunuş ise, temelde izleyiciyi merkeze alarak, onun deneyimlerini okumaya odaklanmıştır. Sunuşta sinemanın bir aile eğlencesi olduğu 1960‟lı ve 70‟li yıllarda sinemaya gitme olgusu, toplumsal ve kültürel boyutlarıyla irdelenmeye çalışılmıştır. Yöntem: Sözlü Tarih Sinema tarihinde seyirciyi konu edinen ilk çalışma, Hugo Münsterberg‟in Photoplay: A Psychological Study (1916, German: Das Lichtspiel: eine psychologische Studie, 1916) adlı çalışmasıdır. Münsterberg, kitabında Neo-Kantçı bir etkiyle izleyicinin zihinsel işlevleriyle uğraşan deneysel psikolojiden etkilenmiştir. Film izleyerek izleyiciye ne olur sorusu, onun çıkış noktasıydı. Bu soru, erken seyir deneyimini de ortaya koymuştur. Öyle ki Balazs, hayatında ilk kez sinemaya giden Sibiryalı bir kızın, izlenimleri sorulduğunda şunları anlattığını kaydeder: “İğrençti. Böyle şeylere neden izin verildiğini anlamıyorum. İnsan bedenleri parçalara ayrılmış, kafa bir yana, gövde bir yana ve eller başka bir yana atılmıştı” (Balazs, 1972: 34-35‟ten akt. Erdoğan, 1993:)

2


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Elbette imgelerin egemen olduğu bir medya ekolojisinde yaşayan günümüz insanı için bu ifadeler, tarih öncesi çağlar kadar eskiye ait görünebilir, ancak seyircinin deneyiminin anlaşılmasında bize yol gösterici oldukları kesin. Seyircinin filmin dünyası ile nasıl ilişki kurduğuna odaklanan bu çalışmalardan sonra, 20.yüzyılın başlarında ABD‟de yapılan çalışmalarda, seyircilerin doğum yeri, etnik kökeni, cinsiyeti ve yerleşim yerlerine göre sınıflandığı ve seyirciliğin politik bağlamda tartışıldığı (Stokes, 2001: 3) dikkati çeker. Aynı zamanda modern kitle iletişim araçlarının izleyiciler, özellikler çocuklar üzerindeki etkilerine odaklanan ampirik çalışmaların ardından, filmler üzerinde denetim ve sansür gibi uygulamaları beraberinde getirmiştir. Film endüstrisinin müşterilerini, kendi pazarlarını tanımaları yönünde yaptığı ampirik çalışmalar, “hem tutucu/ muhafazakâr politik söylemlerle bağları hem de Hollywood‟un kendisi tarafından çarpıtılmaları nedeniyle çoğu film çalışmaları akademisyenlerinin gözünden düşmüştü (Stokes, 2001: 5). Artık araştırmacılar, bireysel izlemenin tepkilerinin öznelliğini ya da tepkilerin doğasını neyin biçimlendirdiğinin her bir anlamını sunmuyorlardı; onlar, “izleyicilerin gördükleri ya da hissettikleri ya da inandıklarına ilişkin ne düşündüklerini” öğreniyorlardı. Janet Staiger‟in belirttiği gibi bu tip erken çalışmalar, insanların yüzlerindeki spotlara/ noktalara” dikkat çekmeye gömülmüşlerdi. Böylesi görülebilir göstergeler, “bu spotların ürettiği organizma hakkında değil, açığa çıkarılmış belirtiler” hakkında enformasyon sağlamıştı (Staiger, 1986: 21‟den akt. Stokes, 2001: 5). İzleyicilerin bireysel ve kolektif sinematik deneyimlerine olan ilgi, 1980‟lerde feminist film eleştirmenlerince derinden paylaşılarak kadın izleyiciliğin araştırılmasına yol açmıştı (Stokes, 2001: 5). Laura Mulvey ve onun 1975‟te klasik Hollywood sinemasının eril bir seyirci konumu önerdiğini, dişil izleyicilerin, ataerkil değerlerle yüklenmiş sinematik kurum tarafından yok sayıldığını belirten makalesi çığır açıcıydı. Ancak bu çalışmalar, genelde metinsel olarak inşa edilmiş kadın seyirci üzerinden onun seyir deneyimini analiz ediyordu, gereksinilen şey ise, Annette Kuhn‟un belirttiği gibi, gerçek seyircilerin deneyimlerine odaklanmaktı. 1980‟lerden itibaren ortaya çıkan yeni “revizyonist” film tarihi yaklaşımları, ise, sinemayı daha karmaşık bir fenomen olarak anlamak için izleyici ve alılmama çalışmalarına odaklanmıştı (Kuhn 2002; Maltby, Biltereyst and Meers 2011; Biltereyst, Maltby and Meers 2012); Biltereyst, Lotze ve Meers 2012: 691). Richard Maltby‟nin de söylediği gibi, film çalışmalarında bu dönüşüm, filmlerin dağıtım ve tüketimini incelemek için, film ve medya çalışmalarında olduğu kadar, tarih, coğrafya, kültürel çalışmalar, ekonomi, sosyoloji ve antropolojiyi içeren disiplinlerdeki farklı bakış açılarından gelen katkılarla oluştu (2011: 3‟ten akt. Biltereyst, Maltby and Meers 2012) (Biltereyst, Lotze ve Meers 2012: 691). Bu kapsamda filmlerin, gösterildiği dönemde medyada/ basında nasıl çerçevelendiği, dönemim seyirci sayıları (box-ofis kayıtları) ve görüşmeler, temel yöntemler idi. Sinemaya gitme üzerine diğer çalışmalar, gerçek izleyicilerin deneyimlerini keşfetmek için niteliksel bir metodoloji kullanır. Bu, görüşmeler, gözlemler, günlükler ve tanıklıklar ya da anılar gibi yazılı kaynaklar dizisinden mikro düzeyde küçük araştırma tasarımları ve etnografik yaklaşımların kullanımıyla birliktedir. Sinemanın rolüyle, insanların onu yeniden anımsamaları için öncü araştırmacılar, gazetelerde kişisel mektupları, önceki sinema ziyaretçilerinin yazdığı hayran mektuplarını (örneğin Jackie Stacey, 1994; Helen Taylor, 1989) ya da derinlemesine görüşmeleri (örneğin Annette Kuhn) kullandı. Bir esin kaynağı, bellek çalışmalarından gelen kuramlarla birlikte (Radstone, 2000), “aşağıdan tarih yazımı” (Iggers, 2005: 7) olarak da bilinen sözlü tarih metodolojisidir. Stacey‟nin Star Gazing (1994) çalışması, yıldız çalışmaları içinde bu izleyici araştırma eğiliminin en iyi öncüsü olarak bilinir. Televizyon izleyicileri üzerine olan kültürel çalışmalara gönderme yapan Stacey, feminist film eleştirisindeki seyircilik kuramlarıyla, sormaca da kullanarak, kültürel çalışmalardaki toplumsal cinsiyet ve izleyici üzerine ampirik çalışmaları birleştirir. Kuhn ise 3


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

(1999), temel olarak 1930‟larda Büyük Britanya‟daki film kültürü deneyimine odaklanır. „Etnotarih‟ kavramını kullanarak Kuhn (2002), günlük sinemaya gitme deneyimini anlamak için etnografik metodolojinin gücünü güçlü biçimde yansıtır (Biltereyst, Lotze ve Meers 2012: 696). Annette Kuhn, An Everyday Magic: Cinema and Cultural Memory (2002) adlı kitabında, sinemanın seyircileri için geldiği anlamı daha geniş bir bağlamda inceler. Kitap, sinemanın hayattaki anlamı konusunda yorumlarla birleşmiş etno-tarih ve psikolojik kuramın önemli bir örneğidir. Filmlerin izleyicileri nasıl etkilediği ile ilgilenen Kuhn, 1930‟larda sinemaya giden kişilerin deneyimlerini sözlü tarih görüşmeleriyle inceler. Öznelerin belleğini, anılarını, izleyicileri biçimlendiren ve onların paylaştığı bir güç olarak kültürel belleğin nasıl işlediğini keşfetmek ister. Yaptığı görüşmelerle seyircilerin sinema dönemlerine, tarihsel, ekonomik, politik olaylara, onların komşuluklarına bakar. Başka bir deyişle Kuhn, seyircilerin sinemaya dair tanıklıklarını, daha geniş bir tarihsel bağlama yerleştirmeye çalışır. Seyircilerin deneyimlerini, doğrudan onların öykülerinden, anlatılarından öğrenmeyi seçen Kuhn, bu projenin de temel sorusu olan, “seyircilerin sinemayla nasıl iletişime geçerler” sorusunu sorar. “Dönemin anahtar filmlerinin metinsel analizi, geleneksel tarihsel kaynakların yanı sıra izleyicilerin anlatılarını üçgenleştirerek inceleyen Kuhn‟un ilgisi, sinemaya gitme deneyiminin, daha geniş yananlamlarını ve duygularını ortaya çıkarmaktır” (Dhoest, 2004). Bu çalışma ise, Kuhn‟un çalışmasından esinlenilerek tasarlanmış ve 1960‟lı ve „70‟li yıllarda sinemaya giden 78 seyirci ile sözlü tarih görüşmesine dayanarak inşa edilmiştir. Türkiye‟nin farklı illerinden, yaşlardan kadın-erkek, en yaşlısı 1930, en genci 1963 doğumlu olan görüşmecilerin anlatıları, sinema deneyiminin neye benzediğini, nasıl bir işlevi olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışmada temel olarak etnografik araştırma tekniklerinden sözlü tarih seçilmiştir. Sözlü tarih, “belli bir döneme ait kişisel tanıklık ve/ veya yaşantıların, belleğin derinliklerinden çıkarılıp değerlendirilmesi yoluyla toplumların tarihlerinin inşasına katkıda bulunan bir araştırma yöntemidir. Sözlü tarih, her türden insani ilişkilerin, ev-içi hayatların, anne-çocuk ilişkilerinin, küçük yerleşim yerlerindeki değişimlerini, gündelik yaşamın tarihi türündeki anıların derlenmesiyle, yazılı tarihin saptayamayacağı bilgilere ulaşılmasını sağlar. Bu nedenle, insanlar etrafında kurulmuş bir tarih türüdür” (Thompson, 1999). Bireylerin geçmişlerine ilişkin düşüncelerini, deneyimlerini, duygularını kısaca geçmişlerine dair tüm biriktirdiklerini, görüşmeler yoluyla elde etmeyi ve bu verilerin işitsel ya da görsel biçimde kaydedilmesini kapsayan bir yöntem (Hoopes 1979, akt. Ciliv, 2002) olan sözlü tarih, tarih söylemlerinde yer almayan, Tan‟ın deyişi ile tarihin kıyısında kalan tüm insanların (ötekilerin) tarihini ortaya koyma amacı taşır (Tan, 1999). Allen (1981) da sözlü tarihin klasik tarih araştırmaları kadar önemli olmadığı, ancak klasik tarihe yardımcı olabileceği eleştirilerine karşılık olarak, sözlü tarihin dönemi yaşayan sıradan insanların deneyimlerini yansıtması açısından önemli bir metodolojiyi ifade ettiğini belirtmektedir (Allan, 1981 akt. Steinberg, 1993). Sözlü tarih, Kottak‟ında ifade ettiği gibi (1997: 20) yalnızca bir kayıt faaliyeti değildir, aynı zamanda görüşme hazırlığı, görüşme süreci ve görüşme sonrası “katılımcı gözlemcilik” tekniklerinin kullanıldığı bir etnografik araştırma tekniğidir. Bu nedenle görüşmecilerin anlatıları kadar, önce nelerin anımsandığı, nelerden söz edilmediği, anlatıların nasıl performe edildiği gibi soruların tespiti önem kazanır. Sinema Deneyiminin Önemi Sinema deneyimi, kişilerin sinema salonunda film izlerken yaşadıkları her türlü seyir deneyimini kapsar. Bu deneyim içinde filmi, çeşitli kimliklerde ve bilinçliklerde izlemek; salondaki diğer izleyicilerle ortak bir deneyimi paylaşmak (karanlık salonda, projektörün aydınlattığı beyaz perdedeki görüntüleri izlemek, bir tür sözleşme yapmak; izleyicilerle film aracılığıyla etkileşmek; perdedeki karakterlerle duygusal bir ilişki geliştirmek; film aralarında yemek, içmek; sinema mekânıyla farklı bir ilişki yaşamak; film sonrası filme dair duygu ve 4


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

düşünceleri çevreyle paylaşmak gibi pratikleri barındırır. Bu deneyim öylesine önemlidir ki, sinema araştırmacısı Francesco Casetti, bu deneyimi araştırmanın üç açıdan önemli olduğunu söyler: İlkin, sinemasal deneyimin araştırılması sinemanın 20.yüzyıl kültüründeki yerini daha iyi anlamamızı sağlar. Sinema dünyayı bize yeniden getirdi ve yeniden görebilmemizi sağladı. Sinemasal Deneyim, ikinci olarak, sinema tarihini daha iyi tartışabilmemize olanak sağladı. Film izleme eyleminin tarihsel boyutunun yanı sıra görmenin tarihsel olarak nasıl şekillendiğini kavramamıza yardımcı oldu. Üçüncü nokta, günümüzde sinema sınırlarını giderek genişletiyor, ama aynı zamanda kimliğini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya. Youtube‟da ya da bir cep telefonunda bir film veya filme benzer bir şey izlediğimizde, hala sinemadan söz edebilir miyiz, yoksa söz konusu olan başka bir şey midir?( Casetti, 2009, s.57).

Casetti‟nin vurgusuna, bir de sinemasal deneyimin toplumsal imgelem biçimine ışık tutabileceğini ekleyebiliriz. Toplumsal imgelem ya da tahayyüller, gerçekte ne olduğu ile birlikte, olanın nasıl algılandığını ortaya koyma gücüne sahiptir. Zira “bellekteki veri, hatırlama anının özellikleriyle hatırlanarak yeniden oluşturulur… Bu açıdan hatırlanan, yaşanmış olandan yapılan bir seçkiden oluşur” (Neyzi, 2013). Bu vurucu nokta, sözlü tarih aracı olduğunda daha da belirgin hale gelebilir. Judith Mayne (1993: 1) seyirciliğin (spectatorship), sinemaya gitmenin, filmleri ve filmlerin mitlerini tüketmenin, sembolik faaliyetler ve kültürel açıdan anlamlı etkinlikler olarak önemini vurgulayan bir kavram olduğunu söyler. Mayne‟in bu sorusundan hareketle, 1960‟larda ve „70‟lerde sinemaya gitmenin nasıl bir anlamı olduğu, ne tür bir mit ürettiği sorulabilir. Çalışmamıza konu olan dönemde izleyiciler nasıl bir sinema deneyimi yaşamıştı, sinemaya dair ne tür anlatılar ürettiler? Sinema onlar için nasıl anlama sahip ve nasıl anımsanıyor? Bu temel soruları içeren araştırmada ulaşılan veriler ve yorumlar aşağıdaki gibi sınıflandırılmıştır. 1. Sinema, 1960‟lı ve „70‟li yılların ucuz, popüler ve özellikle belli bir toplumsal kesimi için neredeyse tek eğlencesidir. Bu saptama, neredeyse bütün görüşmeciler tarafından çeşitli biçimlerde ifade edilmiştir: “Yahu sinemadan başka bir şey yok ki. Ya Karagöz‟e gideceksin, Karagöz kahvehanesine gideceksin, Karagöz‟ü seyredeceksin ya sinemaya gideceksin. Başka eğlence yeri yok ki. Ondan sonra şey vardı bir de, kahvelerde hikâye anlatan kişiler vardı. Dizi gibi, Dijitürk izler gibi izlerdik” (Mehmet Karaboğa, Nizip, 1940). “O dönemlerde sinema, insanların tek eğlence aracı ve de en çok zevk aldığı tek eğlence sistemiydi” (Ülkü Özden, 1947, Samsun-Çarşamba). “Bizim yaşadığımız yer zaten küçük bir ilçe olduğu için o yıllarda da zaten insanların eğlenebileceği bir şey olmadığı için, televizyon olayının da olmadığı yıllarda hemen hemen tek eğlenceydi diyebilirim. Ailelerin birbiri ile görüşmeleri veya herhangi bir lokalde bir araya gelme, düğün, nişan gibi şeylerin dışında insanların hayatındaki tek eğlence sinemaydı diyebilirim. Tabi o yıllar zaten Yeşilçam olgusunun insanların beynine kazındığı, Yeşilçam filmlerinin topluma gerçekten mal olduğu, işte ailelerin filmleri seyredip uzun bir süre o filmdeki sahneleri, olayları konuştuğu yıllardı. Ben de o yıllarda çok küçük olmama rağmen bu filmlerden, işte hem macera filmlerinden hem Yeşilçam‟ın çevirdiği güzel aşk filmlerinden, ya da ne bileyim iyi adamların, kötü adamların, jönlerin olduğu filmlerden çok zevk alarak izlediğimi hatırlıyorum” (Yaşar Coşkun, 1960, Isparta).

5


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

2. Anlatılar, sinemanın aynı zamanda bir sosyalleşme, bir araya gelme olanağı sunduğunu vurgular. Sosyalleşme olanağı veren sinema deneyiminde açık hava sinemalarının ise, özel bir yeri vardır. “Genellikle ailelerle dedim ya o güzelliği vardı. Aileler topluca, çoluk çocuk giderlerdi tabii bebekler hariç, bebekleri muhakkak götürmezlerdi. Yani izleyecek çağdaki çocuklarını muhakkak sinemaya götürürlerdi. Filmler ortak izlenirdi” (Timur Koşal, 1956,Çanakkale/ Gökçeada). “Bir defa benim çocukluğumdan sonra ve çocukluğumdan beri sinemaya gitmek çok özel, yani hemen hemen tek eğlence araçlarından biriydi. Biz bir defa yazın açık sinemaya giderdik. Bu açık sinemaya gitmek, çok da rahat olmayan bir zamanda böyle 7-8 çocuğun birleşerek ellerine minderlerini alarak, yollarda Bağdat Caddesinde yürüyerek Budak‟a veya Çınar Sineması‟na veya İkizler‟e çok büyük bir keyifti. Sinema çok önemli eğlence ve kültür aracıydı o dönemde” (Banu Avar, 1954, İstanbul). “Yazlık sinemalar vardı. Çok keyifli ve güzeldi. Üç tane kışlık sinema vardı kasabada. Üç tanede yazlık sinema vardı. Yazı ve kışı böyle sinemayla geçirirdik” (Ülkü Özden, 1947, Samsun-Çarşamba). “Sırf eğlence sinemaydı; yazlık ve kışlık sinema derdik kapalı olan sinemalara. Bütün halk sinemalara koşardı. Akşam olunca yaz geceleri yemeğimizi de yer, çoluk çocuk hepimiz yollara koyulur, yazlık sinemalara, bahçe sinemalarına giderdik. Çok zevkliydi, çok güzeldi” (Bülbin Eke, 1934, Malatya). Anlatılar, zorunlu olan çalışmak eyleminden farklı olarak, sinemaya gitmeye, özgür iradeyle ve severek yapıldığı için olumlu bir nitelik atfedildiğini gösterir. Sinemaya gitmek, gönüllü ve keyif verici bir deneyimdir. Tıpkı “çocukken oynanan oyunların „toplumun bütün kesimlerinde söz konusu topluma üye olan bütün fertler tarafından zevk alma maksadıyla gönüllü olarak gerçekleştirilen bir eylem‟ (Özdemir 2006: 21) olarak” (Akbulut, Akar Vural, 2012: 254) anımsanması gibi, sinemaya gitme deneyimi de, gönüllü ve keyif veren bir oyun gibi anımsanır. Bu anımsama biçimi, öznenin, geçmiş içinde topluluk ile birlikte bir eylemde bulunmaktan haz almasını sağlayarak, sinema deneyimine çocuksu bir masumiyet de ekler. 3. Sinema anlatıları, seyirciye, ortak bir “biz” kültürünü oluşturan referans çerçevesi sunar. Sinema, kişilere, kendilerini ait hissettikleri bir ortak kimlik kurmak için, referans sağlar. Böylece sinemaya gidenler, ortak bir anı, deneyimi, kültürü paylaşarak “biz”in bir parçası olurlar. Sınıfsal farklılıklara göre gidilen filmler ve sinema salonları değişse de, sinema deneyimi, heterojen kitleyi, aynı amaç ekseninde bir araya gelmiş homojen bir gruba dönüştürür. Sınıfsal farklar, daha çok sinemaya gidişte giyilen kıyafetlerde kendisini açığa çıkarmaktadır. “Sinemaya gitmek, aynı zamanda filme gitmek, zaman geçirmek falan değil. Sinemaya gitmek, aynı zamanda bir sosyalleşme. Toplumun farklı alanlarda birbirinden haberi olmadan paylaştıkları bir ortam” (Yaşar Coşkun, 1960, Eskişehir). “Bir de sinema izleyicisini özellikle açıklamak istiyorum. Benim annem başörtülüydü, ama ilçe protokolünde babamın görevi nedeniyle yer alırdı. Profil, seyirci profili açısından açmak istiyorum. Yedi yaştan deriz ya da yediden 6


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

yetmişe, herkes izlerdi. Bayan profili açısından okuryazar olmayan da, başörtüsü olan da, yöre itibariyle şalvarıyla, feracesi dediğimiz yöreye özgü kıyafetiyle insanlar gelirler veya işte o ilçenin yönetim kadrosunda, idari kadrosunda yer alanlar eşleriyle ve çocuklarıyla gelirler. Sinemaya geliş, bir mabede geliş gibiydi. Bir kere herkes iyi giyinir, düzenli gelir. Film izleme kurallarına şimdi uyulmuyor, o zaman uyulurdu. Çok saygı gösterilirdi. Belki filme, belki de insanlara yaptığı filmlerini, sinemacıların yaptığı emeğe saygı duyulması, belki değişik ortamdandı, ama çok saygı gösterilirdi” (Timur Koşal, 1956, Çanakkale- Gökçeada). Timur Koşal‟ın anlatısında yer alan, “sinemaya geliş, bir mabede geliş gibiydi” benzetmesi, sinemaya, bir kutsallık atfederek, seyircinin kayıtsız koşulsuz hem sinema salonunun, sinemaya gitmenin yazılı olmayan koşullarına, hem de perdede gösterilen filme kendisini teslim etmesi anlamına gelir. Bu bir sessiz sözleşme, Fatih Özgüven‟in deyişi ile “bir tevazu kontratı”dır. Türk filmlerine ilişkin tepeden bakan eleştirmen tavrını eleştiren Özgüven (2001: 128-129), filmleri anlamak için „saf‟ seyirci konumunu içselleştirmek gerektiğini belirtir „eski Türk filmleri‟ olarak adlandırdığı melodramların da dâhil olduğu Yeşilçam filmlerine üstten bakılmaması, o filmlerle aramızda (eleştirmen, izleyici olarak) „bir tevazu kontratı‟, bir „mahviyetkârlık kontratı‟ olması gerektiğini savunur. İşte bu kontrat, 1960‟lı ve „70‟li yılların seyircisinde vardır ve seyirci, mabede benzettiği sinema salonunda, kendisini zihin, duygu ve beden olarak teslim etmeye hazırdır. Bu çoklu teslimiyet, “biz”in temel bileşenlerinden biridir ve onun göstergesidir. Anlatılarla inşa edilen “biz” duygusu, gerçekte Yeşilçam filmlerinde üretilen “zenginyoksul ayrımının yok eden mutlu sonlu evlilikler” aracılığıyla kurulan “biz, sınıfsız, sömürüsüz, kaynaşmış bir kitleyiz” söyleminin sağlamasıdır adeta. Yeşilçam, zengin kız-fakir oğlan ya da tam tersi zengin oğlan- fakir kız çatışmasını evlilikle çözerek sınıfsal engellerin aşıldığını anlatmıştır. Yeşilçam filmlerine gitmeye ilişkin anlatılar ise, başka bir açıdan sinemaya gitmenin ortak bir paydada buluşturan, sınıfsız bir kitle olmaya hizmet eden bir işlevi olduğunu savlar. 4. Sinemaya gitmek, kolektif bir deneyim olarak hikâye edilir. Sözlü tarih görüşmeleriyle elde edilen anlatıların da ortaya koyduğu şey, gerçekte bir içdış hikâyedir. Kişilerin kendilerini anlatmalarını hikâye olarak kavramsallaştıran Randall (1999: 12-19), kendi hikâyelerimizi anlatarak kendimizi yarattığımızı söyler ve bunun dört düzey olarak saptar. İlk düzey varolma olup, geçmişte gerçekten ne olduğu düzeyidir, olgular anlamında hayat‟tır. Randall buna dış hikâye adını verir. İkinci düzey, deneyim; iç hikâye‟dir. “Bu düzeyde hayatımın tüm hikâyesi, benim içimde ele alınan ve benim tarafımdan yorumlanan bir hikâye olarak ulaşılabilir hale gelir” (Bruner‟den akt. Randall, 1999: 58). Randall, bu düzeyin, geçmişte nasıl olduğu anlamında değil, “nasıl yorumlandığı ve yeniden yorumlandığı, anlatıldığı ve yeniden anlatıldığı” anlamında benim hayatım olduğunu vurgular (1999: 58). Üçüncü düzey, ifade; iç-dış hikâye‟dir. Bu, “iç hikâyemin başkalarına ilettiğim bireysel çeşitlemesi, dünyaya sunduğum ya da yansıttığım anlamda benim hayatım‟dır (Randall 1999: 63). Bu düzey, kendi iç-hikâyemi başkalarına nasıl anlattığım sorusuna yanıt verir. Son düzey ise, izlenim; dış-iç hikâye‟dir. “İzlenim düzeyi, beni dıştan içe anlatan, beni tanıyan ya da benimle herhangi bir şekilde karşılaşmış herkesin, hayatımla ilgili okumaların oluşturduğu hikâyeler düzeyidir. Başkalarının, benim hakkında söyledikleri anlamında hayat hikâyem.” (Randall, 1999 64). Kişilerin sinemaya gitmeye dair kendi hikâyelerini nasıl anlattıkları, onların iç-dış hikâyeleridir. Ancak bu hikâyeler, anlatıcıların bir şey anlatmalarına yol açan çerçeve sorular ile kurulmaktadır. “Bu anlatı, görüşmecinin bellek yoluyla geçmişte yaşanmış olayları anımsarken, onları bugünün gözüyle ve bugün için yorumlanmasıyla 7


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

oluşur.” (Neyzi, 2004: 15). Bu yönüyle sinemaya gitme anlatılarının, bugünün perspektifinden kurulduğu vurgulanmalıdır. Öte yandan bellekle ilgili çalışmaların gösterdiği gibi, “olaylara ilişkin bellek, sonradan geliştirilir” (Kruppa, 1985). Sözlü tarih, bireylerin deneyimlerini alıp, onları yeni etkileşimlerin dünyasına açar” (Hoopes 1979‟dan akt. Huerta; Flemmer 2000). Böylece bireysel deneyim, kolektif deneyime, belleğe aktarılır ve kültürel belleğin bir parçası olur. Jan Assmann (2001: 24), iki tür bellek arasında bir ayrım yapar: iletişimsel bellek ve kültürel bellek. İletişimsel bellek, nesilden nesile aktarılan hikâyelerle yaşarken, kültürel bellek, kişisel hatırlamaların bireysel koşulları aşmasına olanak veren sembollere dayanır. Üstelik kültürel bellek, sadece geçmişe ait ayrıntıları korumakla kalmaz, geçmişle de ilişki kurar; kısacası kültürel bellek, grubun kimliğini, geçmişe dayanarak açıklamaya çalışır (Assmann, 2001: 53-59). Sinema anlatılarında dikkat çekici olan şey, sinemaya gitme deneyiminin çoluk-çocuk, genç-yaşlı, kadın-erkek, ailece, „mahallece‟ gidilen kolektif bir deneyim olarak tanımlanması ve bu deneyimin günümüzde artık olmaması nedeniyle geçmişe bir özlem/ nostalji üretmesidir. Geçmiş seyir deneyiminin bu denli kolektif olarak hikâye edilmesinin etmenlerinden biri, gerçeklikte de sinema deneyiminin kolektif olarak icra edilmesi; diğeri ise, bu deneyimin, Yeşilçam filmleri ve anılar, hatırlar gibi kültürel yeniden üretimlerde de kolektif olarak kodlanmasıdır. Thompson bu ikinci etmeni, “ikinci el izlenimlerin, kişilerin bir anda gelip giden olaya ilişkin kendi deyimlerinden daha baskın çıkması” biçiminde yaşanan ve bu yönüyle “kolektif topluluk belleğinin ayrılmaz parçası” (1999: 121) olarak açıklar. Bizatihi yaşanmış olaylar ve deneyimler kadar, bu deneyimlerin, film ve edebiyat gibi farklı mecralarda yeniden hikâye edilmesi, görüşmecilerin de seyir deneyimlerini, kolektif olarak iç-dış hikâye etmelerinin gerekçeleri gibi durmaktadır. Bir başka deyişle Yeşilçam filmleri, seyircilerin sinemaya gitme anlatılarının yeniden inşasında başvurdukları bir dolayımlayıcı hafızadır. Örneğin Kartal Tibet‟in yönetmenliğini yaptığı, Türkan Şoray ve Bulut Aras‟ın başrollerini oynadığı Sultan (1987) filminde arsa spekülatörlerine karşı mücadele eden mahalleli, bir sahnede cümbür cemaat sinemaya gider. Gürültülü patırtılı kalabalıklar, sinema salonuna taşınan yemek tencereleri, tuvaleti gelen çocukların oracıkta işetilmesi, filme kendini kaptırarak ve söyleşerek etkileşimsel izleme deneyimi, görüşmecilerin tümü tarafından deneyimlemese de, sinema anlatılarına referans ettiği kolektif belleğin bir parçasıdırlar. Seyir deneyiminin kolektif inşasında işbaşında olan, gerçek deneyimler kadar, filmsel anlatılarda tekrarlanan sinemaya gitme görüntüleridir. Bu veriden yola çıkarak, Türkiye‟de 1960‟lı ve „70‟li yıllarda sinemaya gitme deneyiminin, “mahalleli, cümbür cemaat, sarmalı dolmalı sinemaya giderdik” biçiminde anlatılaştırılmasının, filmlerde, romanlarda yeniden üretilen bir mit olduğu iddia edilebilir. Üstelik bu mitin, o dönemde perdeleri kaplayan filmlerin anlatılarında görünür kılınan sınıfsal farkların evlilikle ortadan kaldırılması gibi bir bütünleşme arzusuna bağlandığı da eklenebilir. Filmsel anlatılar ve bu filmlerin seyir deneyimi, sınıfsız, imtiyazsız kaynaşmış bir kitle olarak “biz” kimliğini inşa ederler. Heteroseksüel aşkın her türlü engelleri kaldırarak zengin ile yoksul arasındaki farkları bulanıklaştırdığı Yeşilçam filmlerinin kurduğu “biz”, kökleri doğuda olan bir batılılaşma/ modernleşme söylemine dayanır. Hem ayrıştırıcı, hem de kaynaştırıcı olan bu ikili ve projesiz modernleşme söyleminin, sinemaya gitme anlatılarında da belirerek, biz kimliğinin inşasına gönderme yapması son derece ilgi çekicidir. 5. Sinema, modernleşmenin, modern yaşam pratiklerinin öğrenildiği ve yansıtıldığı bir ortamdı, şehir hayatının temel bir bileşenidir. “Sinema sınırlararası ve kültürlerarası seyirciyi kavranabilen bir dille buluşturur. İlk dönem sanayileşme ile birlikte kırsal alanlardan şehirlere gelen büyük halk kitlelerinin sosyalleşmesini ve şehirli olmalarının referanslarını sunar. Sinema bu işlevini yerine getirirken başka hiçbir sanat kolunun bu derece 8


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

başaramadığı, modernlik ile popülariteyi bir araya getiren bir görev üstlenir” (Casetti, 2009: 58). Türkiye‟de sinema, cumhuriyet değerlerinin, aydınlanmanın hem taşıyıcısı hem de, bu modernliğe karşı duyulan korkuların/ kaygıların aynası işlevindedir. Örneğin toplu olarak Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet‟in kuruluşu gibi konulu filmlerin toplu gösteriminden ziyade Sümerbank, Seka gibi devlet kuruluşlarında açılan sinema salonları, bizatihi Cumhuriyet değerlerinin, yeni ve modern bir yaşamın pratik edilmesine olanak vermiş, kamusal alanda sinemanın varlığı toplumda bir sosyalleşme, kadın, erkek kaynaşma ortamı doğurmuştur. Türkiye‟de modernleşme, kökleri Tanzimat dönemine uzanan, Cumhuriyet‟in kurulması ile kurumsallaşan ve günümüze dek duraklamalarla, gelgitlerle devam eden bir köklü bir harekettir. Bu hareket, 1923‟te Türkiye Cumhuriyeti‟nin kurulmasıyla resmi olarak benimsenmiş ve Batılı bir dizi gündelik yaşam pratiğinin bu topraklarda tutunmasına dönük inkılâpları ortaya çıkarmıştır. Projeli olarak addedilebilecek bu modernleşme deneyimi, harf inkılâbı, kılık kıyafet, Batılı ölçüler gibi düzenlemelerle somutlaşmıştır. “Tepeden inmeci”, “dayatmacı” olarak eleştirilen bu modernleşme deneyimine karşı Hakan Kaynar, modernleşmenin gerçekte projesiz yaşandığını savunmakta ve bunu gündelik yaşam pratiklerinde örneklemektedir. Başat modernleşme paradigmasını sorgulayarak, modernliği gündelik yaşam pratiklerinin sindiği gazetelerde, anılarda, romanlarda ve dergilerde arayan Hakan Kaynar, Projesiz Modernleşme: Cumhuriyet İstanbul’undan Gündelik Fragmanlar (2013) adlı kitabında özellikle erken Cumhuriyet İstanbul‟undaki sıradan yaşamlara odaklanır ve modernleşme paradigmasına yönelik şu eleştirileri yöneltir: “Modernleşmenin ülkeyi yöneten bürokratik sınıflar eliyle başlatılan, yürütülen, planlanan, programlanan; kısaca varlığı iktidara bağlı bir süreç olduğu konusundaki yaklaşım, süreci anlamak için geçmişe bakanları da sürekli aynı adrese yönlendirir: yukarıya ya da tepeye. Bunun bir sonucu olarak tarihçiler bürokrasiye, bürokratik karar ve tasarruflara ilişkin değişimleri modernleşme olarak adlandırma eğilimindedirler. Belki nasıl, ne yönde, hangi nedenlerle değiştiklerinin kayıtları devletin değişen kanun ve nizamnameleri kadar net ve kolay ulaşılır olmadığından, sokaktaki insanlar ise bir türlü modernleşemezler; ancak „merkez‟in baskısıyla değişebilirler” (Kaynar, 2013: 1112). Kaynar‟a göre “siyasal erk, sadece çerçeveyi değiştirebilir, şehrin fizik çehresini belirleyecek reformları yapabilir, ancak bütün bu değişikliklerin insanlar üzerinde yol açacağı etkileri belirleyemez. Bu yüzden modernleşme süreci, siyasal erkin projelerinden kısmen bağımsız, insanların karşılaştıkları yeni koşulları deneyimlemeleri üzerinden de yürüyebilir” (2013: 33). Böylece tepeden değil, aşağıdan bir tarih anlayışından hareketle yazdığı kitabında sinemaya gitmeyi de modernleşme deneyimi çerçevesinde okuyan Kaynar, moderniteyi şöyle tanımlar: “Tüketici kapitalizmin yükselişi ile karakterize edilen modernleşme, sürecin, mekân, zaman ve sosyal hayata dair algıları dağıtmasıyla sonuçlanan yeni tecrübelerle ortaya çıkan bir durumdur” (2013: 21). Zaten modernleşme, pek çok yazarın vurguladığı gibi, şehir hayatı ile ilgili bir olgudur. Sinema, bu olgunun görünür ve deneyimlenebilir temel bir bileşeni gibidir. “Nasıl şehir, çeşitli ulaşım araçları, sokakları ve meydanlarıyla tesadüfi karşılaşmalar yaratıp, aynı şehri paylaşan şehirlileri benzer duygulara sahip tedirgin hemşeriler haline getirdiyse, sinema da seyircisini dünyanın başka yerlerine götürüp, bir yandan diğerlerinin kendisinden ne kadar farklı, öte yandan ne kadar aynı olduğunu göstermekteydi. Hatta farklı olanları aynılar konusunda sinema, benzersiz bir güce sahiptir” (Kaynar, 2013:147). 9


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Kitleleri homojen bir “biz” kimliği ekseninde kuran sinemaya gitme anlatıları, seyircilerin giyim kuşamları, sinema salonundaki adab-ı muaşeret kuralları aracılığıyla, biz içindeki kırılmaları da görünür kılar. Kitlesel bir eğlence olan sinema, aniden özneyi seçkin/ elitist bir kültür taşıyıcısı çerçevesinde kurar. “Seyirci profili de çok önemliydi. Çok seçkin bir seyirci profili vardı. Bu seyirci profilini, ben bir opera seyircisinde bile göremiyorum. Giysiler konusunda muhakkak en yenisi, en temizi giyilir. Bir bayram havası oluşurdu.” (Timur Koşal, 1956, Çanakkale). “Özenli giyinirdik. Küçük kasabalarda özen vardır. Herkes muntazam temiz giyinir, sinemaya o şekilde gidilirdi. Ben de bunu uygulamaya çalışırdım” (Ülkü Özden, 1947, Samsun-Çarşamba). “Tabii ki güzel giyinmeye çalışırdık. Ama ben Cumartesi günleri okuldan ... Ne yapardım? Tabii şey yapardık canım, elbiselerimizi alırdık. Torbaya koyardım formamı. Naylon torbaya koyardık. Halam, zaten her zaman çok şık bir insandı. Kuzenim de okludan gelirdi, onunla buluşurduk bir yerde. Kıyafetimiz düzgün, temiz, çünkü Beyoğlu'na çıkıyorduk. Şık olmak zorundaydık. O yıllarda Beyoğlu kafeleri ile muhallebicisi, kafecisi işte meşhur bu profiterol yediğimiz yerler, yemek yediğimiz lokantalar çok lüks bir mekândı. Beyoğlu en güzel mekânlardan bir tanesiydi o yıllarda Bizim gençliğimizin yeriydi” (Nurdan Özkan, İstanbul, 1946). “Sevgili Hasan biz düşünürdük, her hafta ayni şeyi giymezdik, yer gösteren görevli çok hoş giyimli olurdu, orta yaslıydı, otel kapısının önündeki erkekler gibi kırmızı ceketi vardı. Belirli saatlerde gidince ayni kişileri görürdük. Belirli yerlere otururlardı, dosyamız da vardı, beğendiğimiz artistlerin haber ve fotoğraflarını keser bir deftere yapıştırırdık” (Seçil Büker, 1947, Eskişehir). Sinema kuramcısı Seçil Büker‟in anlatısı, sinemaya gitmenin, modern şehir hayatı içinde bir yaşam tarzının da ifadesi olduğunu açıklar. Sinemaya gitmek, orta ve üst sınıf için, özenli giysilerle, belirli yerlerde yenilen yemekler ile, biriktirilen sinema dergileri ile modern şehir yaşamının, bir orta-üst sınıf kimliğinin performe edilmesi anlamına gelir. Seçkinci/ elitist bir söylem, gidilen sinema salonu İstanbul‟da ve özellikle Beyoğlu‟nda ise daha öne çıkar. Film aralarında fuayeye çıkılıp bir şeyler yendiğinde bile görgü kurallarına dikkat edildiğini Nurdal Özkal şöyle anlatır: “Yani dışarı derken salona çıkardık. Varsa salonda ufak tefek bir şeyler işte. Zaten sinemanın içine de getirirlerdi. Frigolar, Frigo, Alaska onları yerdik. Fakat o zaman bir şey vardı sinemada insanlar son derece saygılıydı. Yani öyle alıp hışır hışır yemek yemek, fıstık yemek, fındık yemek, bu müthiş insanların kızdığı şeydi. Hele ki bunu Yeni Melek, ki daha sonraki yıllarda Fitaş açılacak, Fitaş‟a da gitmeye başladık, Yeni Melek, Saray. Saray, biraz daha şey getirirdi. Yalnız Türk filmi, daha çok Türk filmi ağırlıklı, yanlış hatırlamıyorsam onu getirirdi. Atlas gibi sinemalarda böyle fındık, fıstık yemeniz mümkün değildi. Hele alacaksınız kokulu mokulu yiyecekler... O yüzden bu tür şeyleri ara verdikleri zaman yer, filmin esnasında asla kimse konuşmaz, ufak bir konuşma olsa bile, insanlar uyarır. Çünkü filmi çok dikkatli izlerlerdi” (Nurdal Özkan, 1946, İstanbul). 10


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Bazı öznelerin anlatıları, bu seçkinci söylem içinde kadın-erkek yakınlaşmasına olanak veren bir serbestliğe/ özgürlüğe sahip modern bir özne de inşa etmeye girişir. “Çok daha rahat ve de çok daha kendimizi özgür hissettiğimiz bir dönemdi. Hiçbir çevre baskısı ve de öyle bir aile baskısı yoktu. Bir dereceye kadar tabii. Çok modern ve güzel bir şekilde yetiştik. Çarşamba bir Kaza olduğu halde, bir şehir havasında ve o düzeyde yetiştik orada.” (Ülkü Özden, 1947, Samsun/ Çarşamba). 6. Görüşmecilerin anlatılarında sinema, taşranın, kasabaların da kültürel lokomotifi olarak görülür. Anlatılar, bunda yazlık sinemaların büyük bir yeri olduğunu ortaya koyar. “Sinemalar özellikle yaz aylarında en çok tercih edilen eğlence ve kültür yerleriydi. Yazlık sinemalar çok revaçtaydı ve yazlık sinemalar özellikle küçük kasabaların Türkiye‟deki küçük kasabaların insanlarının kültür farkı olmaksızın bir araya geldikleri, paylaştıkları tek mekândı, ama 70‟li yılların benim özellikle hatırladığım 74 yılında bizim evimize televizyon girdikten sonra sinemadan uzaklaşma, tembelleşme başladı. Çünkü insanlar bir ücret ödemeden, belki o dönemlerde televizyon edinebilmek için sinemaya belki iki yıllık giriş paralarını ödemişlerdi. Ödemeden hazır gördükleri filmlerin tekrarı da tek kanallı televizyonlardan izlemeye başladılar” (Timur Koşal, 1956, ÇanakkaleGökçeada). Sinemanın çok olmadığı taşrada seyircinin sinemaya erişme yolunu, okul, fabrika gibi kurumlar karşılar. Zülfü Şunceli‟nin sinemayla ilk tanışıklığını, ilkokulda iken gittiği “fabrikanın sineması” (1935, Elazığ) karşılar. 7. Sinema, sınırı aşma deneyimi sunar: Sinemaya gitme deneyimi, bireylere, mevut otoriteye (evde onları bekleyen kızgın ebeveyne, ağabeye ya da her şeyi baskılayan siyasal iktidara karşı) karşı bir başkaldırı, yerleşik toplumsal cinsiyet kodlarına medyan okuma, hem de günlük yaşam içinde kimi sınırlamaları aşma deneyimi sağlar. Bunlardan birini Nurdal Özkan, çok merak ettiği “açık” filmlerden birini, erkeklerle dolu bir sinema salonunda izleyerek gösterir. “Şimdi hatırladığım bir anı var. O çok güzel bir anı. Artık büyüdüm. 18-19 yaşına gelmişim. Kendi başıma sinemaya gidebildiğim bir dönemdeyim. Beyoğlu‟na çıktım sinemaya gideceğim. Seçim yapamayacağım. Ve bir İlk defa herhalde cinselliğin girdiği veya açık filmlerin ilk olduğu zamanlarda orada bir ekranda bir yazı işte açık bir takım sahneler ve ne kadar erkek varsa hepsi toplanmış. Film açık ona gidecekler. Fakat nedense benim de dikkatimi çekti film. 11 matinesi zannediyorum şu an. Gitmek istedim filme. Yani nasıl bir filmdi merak. Bileti aldım. İçeri girdim. Fakat şoke oldum çünkü içerde sadece üç hanım salon dolu yani daha salona girmedi antre dolu tıklım tıklım ve sadece erkek var. Üç tane hanım var. Şimdi ne yapacağımı bilemedim. Acaba çıksam filmi seyretmesem diye düşündüm. Bir şey mi olur? Fakat herhalde çok güçlü olduğum için "Hayır" dedim. Ben bu filme gireceğim. Paşalar gibi bu filmi seyredeceğim. Nasıl bir açıkmış çok merak ediyorum bu filmi. Sinema salonuna oturduk. Yanım erkek, sağım erkek, solum erkek hepsi, erkek fakat ben aslanlar gibi duruyorum böyle. Hiç şey yapmadan arkamda iki tane delikanlı "Ya" dedi " böyle bir filme genç kızlar gelir mi? Nasıl seyredecek bu filmi?" diye ben duyuyorum bunu. "Nasıl seyredecek bu filmi?" Bende hiç cevap yok bir kere oraya oturdum. O filmi seyredeceğim. Öbür hanımlarda biraz kıpırdanmaya başladı. Hanımın bir tanesi, 11


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

“Acaba kalksak mı?" gibi. Dedim, "Hayır kalkmayacaksınız oturun. Seyredeceğiz bu filmi. Açık da olsa seyredeceğiz." Belki ilk ilk tanışacağım daha o yıllarda daha cinsellik çok ön planda olmamış. Film başladı. Bekliyoruz şimdi. Bende bekliyorum. Açık sahne bekliyorum. Açık sahne olacak ki merak ediyorum. Nasıl bir açık sahne? Film yarısına geldi yani antrak oldu filmde tek bir açık sahne yok. Ve bütün salondaki erkekler ohhlayıp, üfflüyor. Ve biz üç hanım gülmeye başladık. Çünkü filmde açık sahne yani o dışarıda gösterilen sahneler filmde yoktu. Filmin bir yerinde çok üstü kapalı olarak açık sahne göründü hepsi o kadar. Ve biz üç hanım çıkarken de son derece gülüyorduk. Erkekler yerlerde iki büklüm çıktı. Bu hiç unutamadığım anıdır. İyi hatırladım ama bunu” (Nurdal Özkan, İstanbul, 1946). Aysel Kence ise, genç kız ve erkeklerin sinema flört ettiklerini aktarır. “Ya şimdi şöyle söyleyeyim hani o gençlik çağlarında güzel kızlar öyle, hani flört olur ya öyle bakışmalar falan filan. Giden insanlar hep aynı mahallenin insanları hep bellidir böyle, tam gençlik çağlarıdır. Böyle uzaktan uzağa bakışmalar falan, böyle onun dışında, işte sinemada şey yemek çekirdek yemek tabii bu yazlık sinemalarda çekirdek yemek ve gazoz içmek, yani böyle bu çok güzel anılar o zamana ait…” (Aysel Kence, İstanbul, 1958). 8. Sinema, çocukluk yıllarının kaçamak dinlenen ve seyredilen tatlı bir anısı olarak hikâye edilir. Sinema ve çocukluk eşleştirmesi, sinemaya da çocukluk gibi bir masumiyet atfeder. İlk kez 6 yaşında sinemaya gittiğini belirten Nurdal Özkal (1946, İstanbul), evinin yanı başında ucuz olan geniş yazlık sinemalarda westernlerin yanı sıra Cahide Sonku‟lu, Sezer Sezin‟li filmler izlediğini; 1950‟lerde halkın henüz yabancı filmlere çok rağbet etmediğini; evlerinin yıkılıp şimdiki Vatan Caddesi‟nin yapıldığını; yeni sinemaların açıldığını ve yine evlerinin karşısındaki sinemada gösterilen filmleri, çoğu kez ücretsiz izlediğini anlatırken, o yılları filmlerdeki gibi kurar. “Ben çok küçük yaşlarda sinemayla tanıştım. Altı yaşımı hatırlıyorum. Evimizin yanında, oturduğumuz o zaman ki evin yanında o yıllarda bahçeler vardı. Sinema yaz aylarında, insanların daha çok sinemaya gitmesini sağlamak için yazlık bahçeler kurulmuştu. Bunlar çok geniş alanlardı ki insanlar gelsin, daha çok para kazanılsın. Ve daha çok insana hitap etmesi için yazlık sinemalar son derece ucuzdu. Benim şansım evimin tam sinemaya bakan tarafında küçük bir pencere vardı. Hatta o zaman işleten sinemacı o pencereyi kapatmak istemesine rağmen, belediyeye de şikâyet etmesine rağmen, o pencereyi kapatamadığı için iki yıl zannediyorum; iki yıl ben her yaz oradan o yıl gelen filmleri seyrediyordum. Ama şu anda tam hatırlayamıyorum. Şarlo‟lu filmlerde gelmişti; Türk filmleri gelmişti; yabancı filmlerde gelmişti. O yıllarda ki Türk filmleri, tabii Sezer Sezin'i hatırlıyorum. Cahide Sonku'nun filmlerini hatırlıyorum. Beklenen Şarkı, yanlış hatırlamıyorsam. Yabancı filmler olarak da western türü filmler, Amerikan filmleri gelirdi. Ama bunlar çok az olurdu çünkü Türk halkı yabancı filmlerle bağdaşmış değildi o yıllarda, yani „50‟lili yıllarda. Daha sonra o evimiz yıkıldı. Belki bilirsiniz Vatan Caddesi açıldı büyük. Sayın Adnan Menderes zamanında. Vatan Caddesi‟nin istimlâk edildiği o yıllarda, o ev yıkıldığında biz yerine onun bir alt sokağında bir eve taşındık. Yine o yıllarda yani „60‟lı yıllara yakın

12


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

zamanlarda yeni yeni sinema salonları başlamıştı halkın gidebilmesi için. Ve bu sinema salonları biraz pahalı olduğu için ve bu salonları özel kişiler işletiyordu. Yani bilinçli değildi bunları işleten. Zengin ve varlıklı kişiler ancak işletebiliyordu bunları. Ve bizim oturduğumuz evin tam karşısına adını da hatırlıyorum, İsmail Bey, çünkü biz bütün mahalle çocukları İsmail Bey'i çok iyi tanırdık. Hem ondan korkardık hem de çok severdik. Sinemayı hoparlörle dışarı veriyordu. Yani bütün filmlere gitmesek de çocuklar taşların kenarına diziliyordu. Heyecanla atlar koşuyor ne bilim ben, dan dan dan vuruyor, kızcağız ağlıyor. Ben hiç unutmuyorum adını, şimdi hatırlamıyorum, ama gelinli bir film vardı, meşhur bir Türk filmi idi o gelinli film. Oturur taşlara çocuklar filmi izlemezdik,ama filmin o sahnesi gelince hüngür çakır o gelin ağladığı zaman, işte kötü adam zannediyorum Tarık Tekçe vardı o zaman. Kötü adam Tarık Tekçe, kızı öldüreceği sahnede biz bütün çocuklar ağlardık. Mahallenin çocukları olduğumuz için zaman zaman İsmail Bey de, tabii öle paramız yoktu, her dakika sinemaya gitmeye, bizi belirli günlerde sinemaya sokar, işte her bir hafta boyunca sesini dinlediğimiz filmi izlerdik. Bazen annemizden babamızdan para alabilirsek, o sinemaya giderdik. Yani 60‟lı yıllara kadar geçirdiğim sinema hayatı buydu. Hemen hemen o yıllarda olan bütün filmleri izledim” (Nurdal Özkan, 1946, İstanbul). Timur Koşal ise, Gökçeada‟da ilkokul 3. sınıftayken, anne-babasından habersizce, onların gittiği yazlık sinemada film izlediğini ve onlardan erken dönerek uyuyormuş numarası yaptığını, ama bu numaraya babasının anladığını anlatırken, yaptığını “muzurluk” olarak niteler ve o günleri unutamadığını söyler. “Zannediyorum ilkokul 3. sınıftaydım. Annemle babam beni ders yılı olması nedeniyle zannediyorum, okulların yeni açıldığı bir dönemdi... Eylül sonu, ekim başı olabilir. Çünkü Ekim döneminde de Çanakkale‟nin Gökçeada ilçesinde ve çevresinde de çok ılık ılık bir mevsim oluşur. Yine yazlık bir film, yazlık sinemada bir film oynuyordu. Annemin ve babamın beni niye götürmediklerini hatırlamıyorum. Ama Gökçeada‟da çok güzel bir Rum evinde kiracı oturuyorduk. Çok güzel bir kapısı vardı. Kapısında giriş kapısında da açılan bir pencere vardı. Ancak bir çocuğun geçebileceği kadar annemler beni evde bıraktılar. Daha sonra da yat, uyu dediler demek ki; ama ben onları dinlemedim. O filmi ben de izlemeliydim. Kapı da kilitli olmasına rağmen ben o küçücük mandalı çevirdim. O giriş kapısındaki pencereden çıktım ve yazlık sinemaya doğru koşarak gittim. Yazlık sinemanın etrafı da, şimdi hatırlıyorum, sazlıklarla çevriliydi. Ben yine de filmi bilet almadan izleme şansımız olmadan izleme şansımız olmasına rağmen herkes bilet alıyordu; fakat benim gibi muzurluk yapanlar, ancak sazların arasından filmi izledim. Filmin bitmesi ile birlikte, son yazının görünmesi ile birlikte eve doğru koştum. Aynı yerden eve girdim. Uyuma taklidi yaptım. Hiç unutmuyorum, babam üst kata çıktı. Ahşap bir evdi. Çıktı annem ve babam. Gözlerimi kırpıştırıyorum demek ki. Bizim oğlan da film izlemiş hanım” (Timur Koşal, 1956, Çanakkale). Böylece sinemanın, belleklerde unutulmayan çocukluk düşü; bir daha geri gelmeyeceğini bilinen ve bu nedenle nostaljiyle anılan çocukluk ülkesinin kolektif bir deneyimi olarak inşa edildiği söylenebilir.

13


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

9. Sinema deneyimini anımsamak, hikâye etmek, “geçmişte her şey daha iyi ve güzeldi” biçiminde bir nostalji duygusu üreterek, öznenin şimdiki toplumsal gerçekliğe eleştirel ve mesafeli bakmasına neden olmaktadır. “İşte o devirlerdeki sinemalar mesela Mısır filmleri. Mısır‟dan gelen filmler. Onlara bayılıyordum. Daha sonra Türk filmleri başladı tabii (çocukluğumdan bahsediyorum).Türk filmleri başladığı zaman Mısır filmlerini getirmediler. Türk filmlerine rağbet olsun, insanlar gitsin diye. Çünkü tercih belki öbürü olacaktı o bakımdan o filmleri de unutamıyorum. Çok güzeldi. Daha sonra Eskişehir‟de izlediklerim, onlar da çok güzel filmlerdi. O artistler hep öldü. Amerikan artistleri, onlar başlı başına yetenekti, onlar fevkaladeydi. Şimdiki artistler de ben o güzelliği bulamıyorum, yeteneği göremiyorum. O dönemin filmlerini ben şimdi bulamıyorum” (Bülbin Eke, 1934, Malatya). Bugün o kadar muhteşem filmler belki çevriliyor özel efektler çok güze kullanılıyor ama o günkü imkanlar içinde, kıt imkanlar içinde, ki buna da Amerikan sineması da dâhil olmak üzere ki Türk sinemasında da durum aynıydı. Öyle olmasına rağmen bugün o filmleri tekrar seyrediyorum aynı hazda seyrediyorum. Ama muhteşem efektlerle çevrilen bu filmler bana aynı zevki vermiyor, o yıllarda seyrettiğim zevki vermiyor (Nurdal Özkan, 1946, İstanbul). Geçmişe özlem duyan nostaljik bakış, öznelerin izledikleri filmleri ve sinemaya gitme deneyimlerini ayrıcalıklı hale getirdiği gibi, kendilerini de bu ayrıcalıklı deneyime tanık olmuş “ayrıcalıklı” özne konumu verir. Bu nedenle izledikleri filmler, eksik teknolojiyle yapılmış olsalar da daha değerli ve sahici görünür. Onların tanık olduğu hayat, daha sıcak, samimi, gerçekçi, toplumcu ve ideolojiden arındırılmışlık anlamında “saf” iken, şimdiki hayat ve sinema, daha yapay, soğuk, bireyci ve “ideolojik”tir. Sonuç Bu çalışma, sözlü tarih görüşmeleri ile seyircinin deneyimlerine bakılmasının, yalnızca sinema tarihi açısından değil, aynı zamanda öznelerin (görüşmecilerin), toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel bağlam içinde nasıl özne kimliklerini yeniden kurduklarını/ hikâye ettiklerini anlamak açılarından da yol gösterici olduğunu ortaya koymaktadır. Sinemaya gitmek, film izlemekten ibaret değildir; şehirli, “modern”, makbul bir yurttaş olmayı deneyimlemenin, bir yere (mekâna), tarihe (zamana), ideolojiye, sınıfa ya da “sınıfsız, imtiyazsız kaynaşmış bir kitleye ait olmanın ve sınır aşmanın pratik edildiği toplumsal, siyasal ve kültürel bir deneyimdir. Ve bu deneyimin, daha derinlikli, farklı boyutlarının araştırılması gerekmektedir.

Kaynakça Akbulut, Hasan; Akar Vural, Ruken (2012). “Çocukluğun Anımsanışı: Masumiyet Arayışında Uzak/ Yakın Geçmiş Nostaljisi”, Milli Folklor, 24 (95): 249-262. Assmann, Jan (2001). Kültürel Bellek: Eski Yüksek Kültürlerde Yazı, Hatırlama ve Politik Kimlik. Çev. A. Tekin. İstanbul: Ayrıntı.

14


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Casetti, Francesco (2009). Inside the Gaze: The Fiction Film and Its Spectator. Blomington, Indianapolis: Indiana University Pres Biltereyst, David; Lotze, Kathleen; Meers, Philippe (2012). “Triangulation in historical audience research: Reflections and experiences from a multi-methodological research project on cinema audiences in Flanders”, Participations: Journal of Audience & Reception Studies, 9 (2), 690-715. Casetti, Francesco; Fanchi, M. 2004. “Introduction”, Cinema & Cie, 5 (Fall): 7-9. Ciliv, Serra (2002). Between Belonging and Opposition: Life Story Narratives af Women From the Generation of ’78. Unpublished Masters Dissertation, Sabancı University, İstanbul. Dhoest, A. (2004). “A Review”, Participation, 1 (2). http://www.participations.org/volume%201/issue%202/1_02_kuhn_review.htm, Son Erişim Tarihi 20.02. 2014. Erdoğan, Nezih (1993). Seyirci: Bir Anlamlama Süreci Olarak Sinema. Ankara: Med-Campus Proje # 126. Gledhill, Christine (1992). Home is Where the Heart Is: Studies in Melodrama and the Woman’s Film. BFI: London. Gledhill, Christine (2000). “Rethinking Genre”, Reinventing Film Studies. Ed. C. Gledhill and L. Williams. ss. 221-243. Arnold: London. Huerta, Grace C.; Leslie A.Flemmer. (2000). “Using Students-generated Oral History Research in the Secondary Classroom”. The Clearing House. 74 (2): 105-110. Kaya Mutlu, Dilek (2005). The Midnight Express Phenomenon: The International Reception of the film Midnight Express. İstanbul: The Isis Press. Kaynar, Hakan (2013). Projesiz Modernleşme: Cumhuriyet İstanbulu’ndan Gündelik Fragmanlar. İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yayınları. Kruppa, Patricia S. (1985). “The History of Childhood”. The Texas Humanist. (March/April, 1985). http://www.humanitiesinteractive.org/texas/annexationlhistory-ofchildhood.htm Erişim tarihi 20 Eylül 2007. Kuhn, Annette (1999). “Cinemagoing in Britain in the 1930’s: Report of a Questionnarie Survey”, Historical Journal of Film, Radio and Television, 19 (4): 531-543. Kuhn, Annette (2002). An Everyday Magic: Cinema and Cultural Memory. London, NY: I.B. Tauris. Mayne, Judith (1993). „Cinema and Spectatorship’. London, New York: Routledge. Neyzi, Leyla (2004). Ben Kimim?: Türkiye’de Sözlü Tarih, Kimlik ve Öznellik. İstanbul: İletişim. Özdemir, Nebi (2006). „‟Türk Çocuk Oyunları 1-2.‟ Ankara: Akçağ Yayınları. Özgüven, Fatih (2001). “Türk Sineması ve Biz: Çamlıca‟daki Eniştemiz,” Yay. Haz. D. Derman. Türk Tilm Araştırmalarında Yeni Yönelimler 2, Bağlam Yayınları, İstanbul, s.121-130. Öztürkmen, Arzu (2011). „‟Yerellik, Kurumsallık ve Aile Ekseninde Cumhuriyet Dönemi Sözlü Tarih Projesi.’’ TÜBİTAK Projesi, 104K086. Randall, William L. (1999). „‟Bizi Biz Yapan Hikâyeler: Kendimizi Yaratma Üzerine Bir Deneme. „Çev. Ş. S. Kaya. İstanbul: Ayrıntı. Stacey, Jackie (1994). „Star Gazing: Holywood Cinema and Female Spectatoship’. Routledge, London and NY. Staiger, Janet (2000). „Perverse Spectators: The Practices of Film Reception’’. New York: New York University Pres. Steinberg, Stephen (1993). “The World Inside The Classroom: Using Oral History To Explore Racial And Ethnic Diversity”, The Social Studies, March/April, p 71-72. 15


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Stokes, Martin (2001). “Introduction: Historical Hollywood Spectatorship”, ss.1-16. Hollywood Spectatorship: Cahnging Perceptions of Cinema Audiences. Ed. M. Stokes; R. Maltby. London: BFI. Tan, Mine (1999). “Erken Cumhuriyet Çocuklarıyla Bir Sözlü Tarih Çalışması”, Cumhuriyet ve Çocuk: 2. Ulusal Çocuk Kültürü Kongresi, (Ed.) B. Onur, Ankara: ÇOKAUM Yayınları. Thompson, Paul (1999). „Geçmişin Sesi’: Sözlü Tarih. Çev. Ş. Layıkel. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yay.

16


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

OKULDA SĠBER ZORBALIĞIN NEDENLERĠ, TÜRLERĠ VE MEDYA OKURYAZARLIĞI EĞĠTĠMĠNĠN ÖNLEYĠCĠ ÇALIġMALARDAKĠ YERĠ* Emel BaĢtürk Akca1, Ġdil Sayımer2, Jale Balaban Salı3, Bircan Ergün BaĢak4 Özet Siber zorbalıkla üzerine araştırmalar özellikle son on yılda yoğunlaşmıştır. Bu yayımlar daha çok siber zorbalığın yeni iletişim teknolojileri bağlamında betimlenmesi ve geleneksel zorbalık ile siber zorbalık arasındaki olası ilişkiler üzerinedir. Türkiye‟de siber zorbalığın yaygınlığına ilişkin tüm ülkeyi kapsayacak genişlikte çalışmalar henüz mevcut değildir. Siber zorbalık, daha çok İnternet kullanımına ilişkin çalışmalar içerisinde altbaşlıklardan biri olarak ele alınmıştır. Ancak siber zorbalık vakalarının giderek artması, bu konuya odaklanan çalışmaların sayısının da artması gerektiğini göstermektedir. Bu çalışmada siber zorbalıkla mücadele, okuldaki şiddetin bir türü olarak ele alınarak, nedenlerine ve öğrenciler üzerindeki etkilerine odaklanılmış, dünyadan ve Türkiye‟den örneklerle siber zorbalığı önleyici faaliyetler incelenmiştir. Dijital okuryazarlık ya da yeni medya okuryazarlığı kavramı da siber zorbalıkla mücadelenin araçlarından biri olarak tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İnternet Teknolojileri, Siber Zorbalık, Yeni Medya Okuryazarlığı.

THE CAUSES AND TYPES OF CYBER BULLYING IN SCHOOL AND ROLE OF MEDIA LITERACY IN PREVENTIVE SERVICES Abstract

Numbers of researches on cyberbullying have been increased in last decade. These studies are mostly about the description of cyberbullying in the context of new communication technology and relationships between traditional bullying and cyberbullying. In Turkey researches on the prevelance of cyberbullying, which are wide enough to comprise the whole country, remain virtually absent from the research literature. Researchers considered cyberbullying as one of the subtitle of internet usage studies. However, with the increasing cases of cyberbullying, more studies on this subject are required. In this study, coping ways of cyberbullying was explained, cyberbullying considered as a type of school violence, reasons and impacts on students was focused and preventive services from world and Turkey was * Bu makale, TÜBİTAK tarafından desteklenen "Türkiye'de Temel Eğitim Gençliğinde Siberzorbalık Konusunda Farkındalık Geliştirmek: Gençlerin 'Siberzorbalık'ı Algılayışı, Yaygınlığı ve Farkındalığa İlişkin Alan Çalışması" başlıklı (113K170 No'lu) proje çerçevesinde yapılan literatür çalışmaları sonucunda oluşturulmuştur. 1 Doç. Dr., Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü, emelbasturkakca@gmail.com 2 Doç. Dr., Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü, sayimer84@yahoo.com 3 Doç. Dr., Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi İletişim Tasarımı ve Yönetimi Bölümü, jbalaban@anadolu.edu.tr 4 Yrd. Doç. Dr. Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü, bebasak@anadolu.edu.tr

17


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

surveyed. Moreover, digital literacy or new media literacy was discussed as a tool of coping with cyber bullying. Keywords: Internet Technologies, Cyberbullying, New Media Literacy. GiriĢ 20. yüzyılın son çeyreğine damgasını vuran en önemli gelişmelerden biri şüphesiz bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerdir. Bilgi ve iletişim teknolojileri bireylerin bilgi kaynaklarına kolayca ulaşmasını, eş zamanlı ve mekandan bağımsız iletişim kurmasını sağlamakta, sosyal paylaşım ağları aracılığıyla sosyalleşmelerine yardımcı olmakta ve öğrenme ve öğretme ortamlarında destek olarak kullanılmaktadır. Ancak internet teknolojileri, sunduğu çok sayıda olanağa karşılık çeşitli riskler de taşımaktadır. Kimliği bilinmeyen zararlı ve virüslü e-postalar, hakaret, saldırı ve tehdit içeren karalama postaları, sosyal medya iletileri, kısa mesajlar, yine sosyal ağlarda paylaşılan uygunsuz görseller ve videolar bireylerin yaşamında yeni tehdit alanları yaratan sorunlardan bazılarını oluşturmaktadır. İnternetin etik dışı kullanımı nedeniyle siber dolandırıcı, siber tacizci, siber gözetleyici gibi bireyler ve kavramlar ortaya çıkmıştır. Kötü amaçlı kullanım örneklerinden bir tanesi de siber zorbalıktır. “Siber Zorbalık”, bilgi iletişim teknolojileri aracılığıyla bireylerin birbirlerine düşmanlık, korkutma, tehdit, sindirme, taciz amaçlı yazılı ve görsel iletileri kasıtlı ve düzenli bir şekilde göndermelerine işaret etmektedir. Dijital ortamın giderek çeşitlenen iletişim olanakları hiç şüphesiz ki siber zorbalığın uygulandığı ya da yaşandığı alanları da genişletmektedir. Bu bağlamda siber zorbalık, kameralı cep telefonları aracılığı ile kurbanların görüntülerini çekmek, çoğunlukla rızası ve haberi olmadan sosyal medya aracılığıyla paylaşmak, elektronik posta ya da cep telefonu mesajları ile aşağılayıcı, alay edici, tehditkâr, cinsel taciz veya şiddet içeren mesajlar göndermek ve yine kurbana ilişkin karalayıcı, aşağılayıcı web sayfaları hazırlamak gibi birçok davranışı kapsamaktadır. Daha çok akran öğrenciler arasında görülen siber zorbalıkla okullarda mücadele edilmesi oldukça önemli bir konudur. Ancak elbette ki mücadelenin yolu internet kullanımını engellemek ya da çocukları internetten „korkutmak‟ değil, bilinçli kullanımı öğretmekten geçmektedir. Bu amaçla okul personelinin, ailelerin ve öğrencilerin siber zorbalığın belirtileri, bireyler üzerindeki etkileri, siber zorbalık sürecinde sahip oldukları haklar ve sorumluluklar hakkında bilgilendirilmeye gereksinimleri vardır. Bu çalışmanın amacı da Türkiye‟de giderek daha fazla yaşanmaya başlanan siber zorbalık kavramını açıklamak, nedenlerini ve öğrenciler üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Çalışmada ayrıca dünyadan ve Türkiye‟den örneklerle siber zorbalığı önlemek için yapılan çalışmalara değinilecek ve önleyici çalışmaların nasıl yürütülebileceğine ilişkin öneriler sunulacaktır. Okulda ġiddetin Bir Türü Olarak Siber Zorbalık ve Nedenleri Okul, bireylere eğitim ve öğretimin yanı sıra akranlarıyla sosyal ilişkiler kurma olanağı da sunmaktadır. Özellikle ergenlik dönemindeki bireyler için akranlarla ilişkiler hayati bir önem taşır. Ergenler akranlarıyla ilişkilerinde çeşitli sosyal beceriler geliştirmeyi öğrenirler. Akranlarıyla ilişkilerinde geliştirdikleri beceriler, değerler, arkadaşlıklar ve dostluklar ergenlerin kimlik oluşturma sürecine yön veren en önemli öğeler arasında yer almaktadır. Bu nedenle ergenler akranlarının beğenisini kazanmak ve bir akran grubuna kabul edilmek için çaba harcalar (Santrock, 2012). Bu süreçte ergenlerin okulda geniş akran gruplarıyla uzun süre vakit geçirdikleri belirtilmektedir. Ancak yetişkinler tarafından kontrolü oldukça güç 18


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

olan bu akran gruplarının bazıları okul ortamında şiddet odağı haline de dönüşebilmektedir (Flannery, Wester ve Singer, 2004). Okulda şiddet, geçmişten beri süregelen sosyal bir problem olup, çoğunlukla öğrencilerin birbirlerine yönelik sergiledikleri zorbaca davranışlardan oluşmaktadır. Zamanla bilgisayar ve iletişim teknolojilerinin hızla ilerlemesi ve gençlerin bu teknolojileri farklı amaçlarla kullanmaları sonucunda zorbalığın öğrenciler arasında yeni ve daha tehlikeli bir biçim kazandığı belirtilmektedir (Bhat, 2008). Zorbalığın bilgi ve iletişim teknolojileri yolu ile gerçekleştirilen bu yeni türü siber zorbalık olarak adlandırılmaktadır (Kowalski ve Limber, 2012). Bu nedenle okul ortamında siber zorbalığın psikolojik danışmanlar ve okul personeli tarafından daha yakından tanınması ve önlenmesine yönelik çalışmalar yapılması gerekmektedir. Bu amaçla da öncelikle okulda siber zorbalığın nedenleri doğru bir biçimde ortaya konmalıdır. Okulda siber zorbalığa neden olan çok çeşitli durumlar söz konusudur. Ancak çocuk ve gençlerin internette geçirdikleri sürenin artmasına paralel olarak siber zorbalığa karışma olasılığının da arttığı gözlenmektedir (Gardner, 2010). Günümüzde okullarda eğitimin niteliğini arttırmak amacıyla internet destekli sınıf ve laboratuarların yaygınlaştırılması ve teknik olanakların arttırılması yönünde önemli çalışmalar mevcuttur. Bunun yanı sıra ailelerin büyük bölümü de, -çocuklarını küçük yaşlarda teknolojiyle buluşturmak istemese degüvenlik gibi çeşitli nedenlerle onları cep telefonu sahibi yapmaktadır. Günümüzde çocukların okul dışı etkinliklerinin artması ve buna paralel olarak evde geçirdikleri zamanın azalması da çocukların cep telefonu edinmelerinin sebepleri arasında sıralanır. Okullarda akıllı cep telefonu kullanımı da okul yönetimleri açısından kontrol altına alınması gereken bir durum oluşturmaktadır. Kalkınma Bakanlığı tarafından hazırlanan Bilgi Toplumu Stratejisinin Yenilenmesi Projesi raporunda (2013) dijital yerliler ve dijital göçmenlerin yalnızca İnternet kullanımı konusunda değil, yaşam biçimi açısından da farklılaştıkları vurgulanmaktadır. Dijital yerlilerin önemli bir kısmı haber, iletişim ve eğlence erişimi için ağırlıklı olarak mobil cihazlarını kullanmaktadırlar. Türkiye‟de, dijital uçurum ya da dijital açık diye adlandırılan İnternet erişimi ve kullanım becerisi konusundaki eşitsizlik göz ardı edilemeyecek boyutlarda olsa da, gençlerin internet kullanımı konusunda anne-babalarından, hatta bazen öğretmenlerinden daha donanımlı oldukları açıktır. Avrupa Çevrimiçi Çocuklar Projesi kapsamında Türkiye‟de yapılan araştırmada çocukların yalnızca %40‟ının kendisine ait bilgisayarı olduğu tespit edilmekle birlikte, ebeveynlerin bilgisayar ve internet kullanma yeterliliğinin çocuklarınınkinden çok daha az olduğu ortaya konmuştur. Bu rakamlar Türkiye‟de siber zorbalığı anlamak açısından da önem taşımaktadır. Çünkü ebeveynlerin, çocukların internette karşılaşacakları riskler ya da teknolojik sorunlar konusunda çocuklarına yardımcı olmak konusunda yetersiz kalacaklarını göstermektedir. Ebeveynlerin sadece %36‟sı rahatsız edici bir içerikle karşılaşmaları durumunda çocuklarının ne yapmaları gerektiği hakkında bilgi sahibidir ya da onlarla konuşabilecek yeterliliktedir. Siber zorbalığın önlenmesinde (ya da yayılmasında) yetişkinlerin tutumları oldukça etkilidir. Şöyle ki, bazı yetişkinlere göre çocukların akranları ile çatışma yaşamaları doğaldır. Yetişkinler çocuklarının bu sayede sosyal becerilerini geliştireceklerine inanmaktadırlar (Anderson, 2012). Cassidy, Jackson ve Brown‟a (2009) göre bu anlayışa sahip yetişkinlerin çocukları ebeveynlerinin desteğini en başından kaybetmiş oldukları için siber zorbalıktan etkilenmeye en açık gruplardan biridir. Eğitimcilerin bir bölümü de, öğrenciler arasındaki siber zorbalığı okul dışındaki bir sorun olarak görmekte ve kayıtsız kalmaktadır. Oysa siber 19


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

zorbalık okulda başlayan bir nefret ya da saldırının okul dışında da devam etmesini içermektedir. Dahası kısa sürede okuldaki tüm öğrencilerin haberdar olduğu ve bazılarının da katılım gösterdiği bir davranışa dönüştüğü için okul personelini yakından ilgilendiren bir problemdir. Okul yöneticileri ve öğretmenlerin bu konuda daha duyarlı ve bilinçli davranması oldukça önemlidir. Aksi halde, siber zorbalığın durdurulması ya da azaltılması mümkün olmayacaktır. Siber zorbalıkla ilgili araştırmalarda fail ve mağdurların birçoğunun başlangıçta bu olayı şaka ya da eğlence olarak algıladıkları, bu davranışın yaratacağı zararı hesap edemediği gözlenmektedir. Mesajların internet ortamında hızlı yayılması, kimi zaman şaka olarak başlayan zorbalık davranışının büyük olumsuzluklar doğurmasına neden olmaktadır. Gerek faillerin, gerekse mağdurların olaydan psikolojik olarak rahatsızlık duymalarına rağmen çoğu zaman da arkadaşları, aileleri ya da öğretmenleriyle bu durumu paylaşmaktan kaçındıkları gözlenmektedir. Yapılan araştırmalarda genellikle mağdur olan bireylerin birçok yönden olumsuz etkilendikleri vurgulanmaktadır. Siber zorbalık alanında çalışan iki önemli isim olan Hinduja ve Patchin‟in araştırmasına göre (2010), kurbanların %20‟si intihar etmeyi düşünmekte ve siber zorbalığa maruz kalmayan akranlarına göre iki kat daha fazla intihara teşebbüs ettikleri görülmektedir. Siber zorbalık ergenlik dönemindeki bireyler arasında yaygın bir şekilde gözlenmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden biri ise dürtüselliktir. Ergenler genel olarak davranışlarının sonuçlarını düşünmeden hareket ettikleri için kolayca risk içeren deneyimlerin bir parçası olabilmektedir (Bhat, 2008). Siber zorbalığın yayılmasını kolaylaştıran bir diğer önemli faktör ise ergenlik dönemindeki bireylerin yaşamında önemli bir yere sahip olan akran etkisidir. Okulda zorbalık yapan ergenlerin özelliklerine bakıldığında genellikle fiziksel açıdan güçlü öğrenciler oldukları görülmektedir. Bu özellikleri nedeniyle okuldaki öğrencilerin çoğu zorbaları model almakta ve onların onayına ihtiyaç duymaktadırlar. Çünkü zorbalarla aynı tarafta olmak bir ergen için güç ve statü elde etmek anlamına gelmektedir (Salmivalli, 2010). Bu durum zorba öğrencilerin okuldaki diğer ergenler tarafından ideal rol model olarak görülmesine yol açmaktadır. Anderson (2012) zorbalık davranışlarına ilişkin araştırmasında kimi ergenlerin okulda zorbalık yapan öğrencileri sayısız kez gözledikten sonra bu davranışı taklit ettiğini ve bir süre sonra kişiliklerinin bir parçası haline dönüştürdüklerini belirtmektedir. Bu durum siber zorbalığın okullarda engellenmesini zorlaştıran bir döngüyü doğurmaktadır. Bu döngüsel süreçte birçok öğrenci zorbalığa katılmakta ve birbirlerinin zorbalık davranışlarını pekiştirmektedir. İnternet bireylere gerçek kimliklerini gizleyerek eylemde bulunma olanağı vermektedir. Dijital kimlik, siber uzamda kullanıcının oluşturduğu kimliktir. Dijital kimlikler, kişinin değerlerini ve nasıl bir kişi olduğunu ya da dijital kimliğini bir proje olarak görerek olmak istediği kişiyi de yansıtabilmektedir. Kendine ait özel uygulamaları, dili ve kültürü içinde tasarlanmış dijital kimliklerin varoluşlarını sürdürebilmesi için diğerleriyle etkileşim içinde olması gerekmektedir. Bu etkileşim sonucu, dijital kimlikler kendilerini sürekli olarak değerlendirerek yeniden inşa edebilirler. Tasarlanmış, birbiriyle çakışmış ya da bulanıklaşmış dijital kimlikler siber uzamda potansiyel olarak risk taşımaktadırlar (Balaban-Salı & Şimşek, 2013). Siber zorbalar, siber takipçiler, internet trolleri ya da dijital avcılar problemli etkileşim kuran kimlikler olarak ön plana çıkmaktadırlar. Saldırgan ergenler de siber zorbalık ataklarını gerçekleştirirken kendi kimliklerini saklamaktadırlar. Siber zorbaların kimliği genellikle belirsiz olduğu için bulunma ve cezalandırılma ihtimalleri de oldukça düşüktür (Li, 2007). Bu durum siber zorbaların, kendilerini denetlenemeyen güçlü bireyler olarak görmelerine yol açmaktadır (Steffgen, König, Pfetsch ve Melzer, 2011). Bu güç siber zorbalara yeni siber 20


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

ataklar yapma cesareti vermektedir. Öte yandan siber zorbaların kimliklerinin tespit edilememesi, başka öğrencileri de siber zorbalık yapmaya özendirebilmektedir. Okulda Siber Zorbalık Sürecinin ĠĢleyiĢi ve Öğrenciler Üzerindeki Etkileri Siber zorbalık çok çeşitli biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Hatta her siber zorbalık vakasının biricik bir örnek olarak ele alınabileceği düşünülmektedir. Okullarda siber zorbalığa ilişkin olarak yapılan çalışmalar, siber zorbalık biçimlerini anlamamızı sağlamaktadır. Bir öğrencinin fotoğrafından sadece yüzünü kesip başka bir pornografik fotoğrafa yapıştırarak sosyal paylaşım siteleri ya da elektronik posta aracılığı ile okuldaki öğrencilerle paylaşmak bir siber zorbalık örneğidir. Kurbanlarının sırlarını okuldaki tüm öğrencilere elektronik posta yolu ile bildirmek, herkese açık bir web sayfası hazırlayarak kurbanları hakkındaki videoları, fotoğrafları ve yazılı paylaşımları diğer öğrencilere servis etmek, yine bir web sayfası hazırlayarak diğer öğrencilerden okulun en çirkinini ya da en şişkosunu oylamalarını isteyebilmektedirler. Ayrıca siber zorbaların başvurduğu bir diğer yol da ortak tanıdıkları etkileyerek kurban öğrenciyi arkadaş listelerinden silmelerini ve bloke etmelerini yani sosyal olarak dışlamalarını sağlamaktır (Campbell, 2007; Li, 2007; Bhat, 2008). Zorbalar bu şekilde kurban olarak seçtikleri öğrencilerle alay etmekte ve diğer öğrencilerin de kurbanla ilgili yorumlar yapmalarına yol açmaktadırlar. Bu süreçte siber zorbaların amacı kurbanlarını utandırmak, rencide etmek, korkutmak, incitmek ve dışlamaktır. Böyle söz konusu kişi arkadaşlarının gözünde itibarsızlaştırılır, yalnızlaştırılır ve hatta okuldaki diğer öğrencilerin de ona aynı şekilde davranabilmesi için ortam yaratılmış olur. Kurban konumundaki öğrencilerin siber zorbalarla başa çıkmaları oldukça zordur. Çünkü bu öğrenciler, zorbalarla ilişkilerini kesseler ve onlardan uzaklaşsalar dahi kendilerine yönelik saldırganlık, alay ve istismarın cep telefonlarında, bloglarda, sosyal ağlarda ya da internet sayfalarında sürdürülmesine engel olamamaktadırlar (Kildow, 2008). Ayrıca kurbanlar kendilerine yapılan zorbalığa geniş bir izleyici kitlesinin de ortak olduğunu bilmektedirler. Bu nedenle siber zorbalık fail ve mağdur arasında yaşanan bir durum değildir. Siber zorbalığa maruz kalan ergenler, ya akran grupları tarafından dışlanmakta ya da utandıkları ve endişe duydukları için akranlarıyla ilişkilerini kesmektedirler. Bu süreçte çevrelerinde güvenebilecekleri kimse bulamadıkları için umutsuzluk yaşamakta, akranlarından, ebeveynlerinden ve öğretmenlerinden yardım istemekten çekinmektedirler (Anderson, 2012). İçinde bulundukları bu yoğun yalnızlık duygusu benlik saygılarını zedelemekte ve değersizlik duygusu geliştirmelerine yol açmaktadır (Hinduja ve Patchin, 2008). Buna bağlı olarak da siber zorbalık mağduru öğrencilerde depresyon belirtileri, intihar girişimi ve kendini yaralama davranışları gözlenmektedir (Schneider, O‟Donnell, Stueve ve Coulter, 2012). Siber zorbalık mağduru öğrencilerin duygusal açıdan zedelenmeleri onların okula yönelik tutumlarını da olumsuz yönde etkilemektedir. Yapılan araştırmalarda internet ortamında taciz ve istismara uğrayan öğrencilerin okul devamsızlığı yaptıkları (Raskauskas ve Stoltz, 2007), okul başarılarının ve okula bağlılıklarının ise azaldığı (Schneider, O‟Donnell, Stueve ve Coulter, 2012) bulgulanmıştır. Özetle siber zorbalık, kurban durumundaki öğrencilerin okul performanslarını, akran ilişkilerini, fiziksel ve ruhsal sağlıklarını tehdit eden bir faktördür. Siber zorbalık, kurbanların akademik ve kişisel gelişimlerini olduğu kadar zorbaların gelişimini de olumsuz yönde etkilemektedir. Hinduja ve Patchin‟e göre (2008) kurbanlar, siber zorbalık sürecinde sosyal ilişkilerden izole olup yalnızlaşırken, zorbalar ise kendileri gibi şiddete yönelimli akranlarıyla geniş bir arkadaşlık ağı kurmaktadırlar. Sahip oldukları bu ilişki ağı zorbalık yapan öğrencilerin suça karışma, alkol ve madde bağımlılığı geliştirme ve 21


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

akademik problemler yaşama riskini arttırmaktadır. Dahası, siber zorbalığın gözlendiği bir okulda, zorba öğrenciler ve kurbanları kadar diğer öğrenciler de bu süreçten etkilenmektedir. Çünkü zorbalar kurbanlarını internet aracılığı ile tüm öğrencilerin gözü önünde istismar etmektedir. Buna bağlı olarak diğer öğrenciler de gerek izleyerek gerekse kurbanla alay ederek siber zorbalığın bir parçası haline gelmektedir. Sonuç olarak siber zorbalık bir okuldaki tüm öğrencilerin kişilik gelişimi üzerinde olumsuz izler bırakmaktadır (Bourassa, 2012). Bu bağlamda, siber zorbalıkla mücadele etmek için nitelikli çalışmalar yapılması gerekmektedir. Okullarda Siber Zorbalıkla Mücadele Programının Özellikleri Beran ve Li 2005 yılında yaptığı araştırmaya göre okul yöneticilerinin ve okul personelinin çoğu öğrenciler arasında şiddetin yaygın olduğunu bilmektedir. Ancak çok azı öğrencilerin elektronik iletişim araçlarını kullanarak birbirlerine şiddet uyguladığının farkındadır. Kimi durumlarda okul yönetimi siber zorbalık vakalarının farkına varmakta ve failleri cezalandırma yoluna gitmekte, ancak sorunun nedenine inmeyi göz ardı ettikleri görülmektedir. Anderson (2012) okul yönetimlerinin erkek öğrenciler arasında yaşanan zorbalık davranışlarını daha çok fark edip cezalandırma yoluna giderken, kız öğrenciler arasında gerçekleşen siber zorbalık olaylarının okul idarecileri tarafından çoğunlukla üzerinde durulmaya değmez bir olgu olarak değerlendirildiğini ortaya koymaktadır. Siber zorbalığın okullardaki tüm öğrencilerin gelişimini tehdit etmesi sebebiyle okul personelinin siber zorbalığı anlamaları ve öğrencilerin güvenliğini sağlamaya yönelik önleyici ve müdahale edici eylem planları oluşturmaları gerekmektedir. Okullarda uygulanabilecek siber zorbalıkla mücadele eylem planlarının farkındalık yaratma, ortak anlayış geliştirme, supervizyon ve program geliştirme boyutlarından oluşması önerilmektedir (Campbell, 2005). Farkındalık oluşturma aşamasında, siber zorbalığın okulda öğretmenler, öğrenciler ve aileler arasında açıkça tartışılabileceği ortamların hazırlanması gereğine vurgu yapılır. Bu ortamlarda öğrencilerin siber zorbalık deneyimlerini paylaşmalarına fırsat verilmeli, siber zorbalığın olumsuz sonuçlarının ve önleme yollarının tartışılması sağlanmalıdır (Cassidy, Jackson ve Brown, 2009). Bu tartışma ortamları, öğrenciler, okul yönetimi ve aileleri bir araya getirdiği için zorbalık vakalarının farklı boyutlarının anlaşılmasına da olanak sağlayacaktır. Farkındalık aşamasının ardından okul personeli, öğrenciler ve velilerin siber zorbalıkla mücadelede ortak bir anlayış geliştirmeleri sağlanmalıdır. Okullarda siber zorbalığa yönelik ortak bir anlayış geliştirmek için ise siber zorbalıkla mücadele ilkelerinin belirlenmesi ve bu ilkelere bağlı hareket edilmesi gerekmektedir. Siber zorbalıkla mücadele ilkeleri öğretmenlerin, öğrencilerin ve velilerin katılımıyla belirlenmelidir (Campbell, 2005). Bu ilkelerin her okulun kendi ihtiyaç ve olanaklarına göre düzenlenmesi ve günlük yaşamda uygulanabilir olması önemlidir. Bunun yanı sıra, hazırlanan planda siber zorbalığı önlemeye ve azaltmaya yönelik kurallar ve yasal önlemlere de açık bir şekilde yer verilmelidir. Ardından da belirlenen kurallar siber zorbalığın faili ya da mağdurunun kim olduğuna ya da cinsiyetine bakılmaksızın tolerans gösterilmeden uygulanmalıdır. Çünkü Campbell‟ın da belirttiği gibi ilkeleri hayata geçirememek, siber zorbaları cesaretlendirerek zorbalığı önlemekten çok yayılmasına neden olabilmektedir. Siber zorbalıkla mücadele etme sürecinde yer alması önerilen supervizyon boyutu ise okullarda ebeveynlerin teknoloji kullanımı konusundaki bilgi ve becerilerini arttırmaya yönelik eğitimlerden oluşmaktadır. Bu eğitimler sayesinde öğrencilere, ebeveynlerinin teknoloji hakkında bilgi sahibi oldukları ve gereksinim duyduklarında ebeveynlerinden destek 22


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

alabilecekleri mesajını vermek hedeflenmektedir (Campbell, 2005). Son olarak da okulların zorbalıkla mücadele programı geliştirerek, bu programın sınıflarda ders şeklinde uygulanmasının yararlı olacağı belirtilmektedir. Bu derslerde öğrencilere siber zorbalığın hedefi olan ve olumsuz mesajlar alan sınıf arkadaşlarını nasıl fark edebilecekleri öğretilmelidir. Bununla birlikte öğrencilere siber zorbalığa seyirci olmamaları, gözledikleri zorbalığı yetişkinlere bildirmeleri ve zorbalara karşı tepki göstermeleri öğretilmelidir. Bu yapılmadığı takdirde siber zorbalığın önce okulda daha sonra da toplumda yaygınlaşmasının kaçınılmaz olduğu belirtilmektedir (Kowalski, Limber ve Agatston, 2007). Siber zorbalıkla mücadele eylem planlarının içerisinde olumlu okul atmosferinin oluşmasını kolaylaştıran akran destek programlarına ve kişilik gelişiminde önemli bir yeri olan değerler eğitimine de yer verilmelidir. Burada sözü edilen değerler eğitiminin öğrencilere farklılıklara saygı duyma ve empatik anlayış kazandırma temelli olması gerektiğinin altı çizilmektedir (Campbell, 2005). Bununla birlikte öğrencilere elektronik ortamda birbirlerine saygılı olmaları öğretilmeli, duyarlılık ve sosyal sorumluluk duygusu kazanmaları teşvik edilmelidir. Böylece öğrencilerin sağlıklı bir kimlik ve internet vatandaşlığı geliştirmelerinin mümkün olacağı belirtilmektedir. Ayrıca dijital yurttaşlık eğitimi ve yeni medya okuryazarlığı eğitimleri de siber zorbalıkla mücadelenin araçları olarak görülmeli, bu eğitimlerin içerikleri belirlenirken bu durum göz önünde bulundurulmalıdır. Siber zorbalık yaklaşık son on yıldır gündemde olmasına karşın bu tehditle mücadele konusunda özellikle son birkaç senedir tüm dünyada giderek artan biçimde resmi ve sivil çalışmaların yapıldığı görülmektedir. Çocuk ve ergen sağlığını riske atan siber zorbalık, çeşitli ülkelerde bir suç saldırısı olarak değerlendirilmekte ve giderek daha fazla ülkede yasal düzenlemeler gündeme gelmektedir. Hükümetler, hukukçular, eğitimciler, kar amaçsız kuruluşlar siber zorbalık mağdurlarına ve ailelerine yardımcı olmak, konuyla ilgili farkındalığı arttırmak ve bu yönde eğitimler vermek konusunda işbirliği yapmaktadır. Sanal ortamda gerçekleşen bir zorbalık türü olması nedeniyle siber zorbalığın coğrafi bir sınırı da bulunmamaktadır. Ancak intiharlarla sonuçlanan vakaların daha ziyade ABD, İngiltere ve Avustralya gibi gelişmiş ülkelerde olması, bu ülkelerde ne tür önlemler alındığı konusunu da ön plana çıkarmaktadır. Bu nedenle söz konusu ülkelerde yapılan işbirliği çalışmaları hakkında bilgi edinmek Türkiye için de yeni bir kavram ve mücadele alanı olan siber zorbalık konusundaki çalışmalar açısından da yol gösterici olacaktır. Siber Zorbalıkla Mücadele Konusundaki YaklaĢımlara Dünyadan Örnekler İnternet güvenliği ve siber zorbalık sorununa yönelik önlemler alma konusunda faaliyetler başlatan ülkelerin başında Amerika Birleşik Devletleri gelmektedir. Bu faaliyetlerin başında özellikle çocuk ve ergenlerin çevrimiçi ortamda istismarını önlemeye yönelik yasal düzenlemelerdir. Siber zorbalığın kapsamı içerisine girmese de bu ülkelerde yaşlıların çevrimiçi ortamda istismarı da oldukça yaygındır. Bu nedenle kamusal eylemler ve bilinçlendirici çalışmaların yanı sıra internetin kötü amaçlı kullanımını önleyici yasal düzenlemeler yürürlüktedir. ABD‟de İnternet güvenliği konusunda birinci federal yasa “Çocukları İnternetin Zararlarından Koruma Eylemi 2000” (CIPA) olarak bilinmektedir CIPA, kendisine üye olan okul ve kütüphanelerin, bilgisayarları için zararlı içerikleri filtreleyen ve bloke eden internet güvenliği programına sahip olmaları zorunluluğunu getirmektedir. Üyeler, böylece E-Rate olarak bilinen internet kullanım ücretinde indirim hakkı elde etmiş olmaktadır. Okullar aynı zamanda internet güvenliği konusundaki programlarını kamuya duyuracak bir sistem geliştirmeye de zorunlu tutulmaktadırlar. 23


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

ABD‟de siber zorbalık konusunda hükümet tarafında yürütülen çalışmalardan biri Savunma Bakanlığı Eğitim Bölümü‟nün “Zorbalığı Önleme ve Farkındalığı Arttırma” programıdır. Sağlık ve İnsan Servisi Departmanı‟nın “stopbullying.gov” isimli web sitesinde ise siber zorbalık hakkında geniş bir enformasyon sunulmaktadır. Eğitim Departmanı bünyesinde yer alan Sivil Haklar (OCR) Ofisi, Sivil Haklar Eylemi çerçevesinde yer alan ve milliyet, renk ve ırk temelli her türlü ayrımcılığı yasaklayan, bu tür eylemleri suç sayan “Başlık VI” gibi bazı kanunları uygulamaktadır. Ayrıca Amerika‟da FBI, çeşitli programlar aracılığıyla internet güvenliği konusunda çalışmalar yapmaktadır. ABD‟de hükümet tarafından yürütülen çalışmaların yanı sıra sivil toplum kuruluşları da siber zorbalıkla mücadele konusunda önemli çalışmalar yürütmektedir. Kâr amaçsız organizasyonların içinde en bilineni “Cyberangels” (Siber Melekler)‟ dir . Örgütün başlıca amacı eğitim aracılığıyla siber zorbalık konusunun önlenmesidir (http://www.cyberangels.org/about.php). Benzer bir çevrimiçi güvenlik programı olan “Wiredsafety” ise siber suç kurbanlarına yardım ve destek sunmak; yasal haklar konusunda çocuklara, ailelere, eğitimcilere, topluluklara tavsiyeler ve eğitim vermek; çevrimiçi güvenliğin tüm boyutları hakkında enformasyon ve farkındalık sağlama amacı taşımaktadır (https://law.wiredsafety.org/). 1982 yılında kurulan “Ulusal Suç Önleme Konseyi”(NCPC)‟nin amacı ise ailelere ve topluluklara güvende olmaları ve suçtan uzak kalabilmeleri için yardımcı olmak ve konuyla ilgili her türlü enformasyon dağıtımında bulunmaktır. ABD‟deki organizasyonlardan bir diğeri ise “Siber Zorbalığın Sonlandırılması Organizasyonu” (ETCB)‟dir. ETCB‟nin faaliyet konularının başında siber zorbalığa yönelik farkındalığın geliştirilmesi, konuyla ilgili bilgilendirme ve siber zorbalıkla mücadele ederek onu tamamen sonlandırmak hedefiyle öğrencileri, eğitimcileri, aileleri eğitmek gelmektedir (http://www.endcyberbullying.org/) İngiltere‟de ise siber zorbalıkla ilgili dört yasal düzenleme öne çıkmaktadır. “Taciz Eyleminden Korunma” kanunu geniş kapsamlı olması nedeniyle siber zorbalığı da içine alan bir kanundur. “Kriminal Adalet ve Kamu Düzeni Yasası” da tacizi kapsamakta ve aynı zamanda siber zorbalıkla ilgili olarak çevrimiçi mesajları da içine almaktadır. “Kasti Eylemlere Yönelik İletişim Yasası” ve tehdit, aşağılama ve korkutma içeren telefon görüşmelerine yönelik olarak geliştirilen “Telekomünikasyon Yasası”, elektronik iletişimi kapsayan yasalardır. “İletişim Yasası” (Communication Act) rahatsız etme, sıkıntı verme maksadı taşıyan yalan mesajların gönderilmesini ve bu içerikte mesaj göndermeye sebep olma eylemini de suç kapsamına almaktadır (http://www.legislation.gov.uk/ukpga/2003/21). İngiltere‟de ayrıca Çocuk-Okul-Aile Departmanı ve Birleşik Krallık Çocuk İnternet Güvenliği Konseyi gibi resmi kurumlar siber zorbalıkla mücadele konusunda sivil toplum örgütleri ve üniversitelerle işbirliği de yaparak geniş çaplı çalışmalar yürütmektedir. Siber zorbalıkla mücadele konusunda önemli adımlar atan bir diğer ülke ise Avustralya‟dır. Avustralya hükümeti çocuk ve gençler ile aileleri bilinçlendirme çabasına ağırlık vermektedir. Avustralya‟daki okulların kullandığı temel stratejilerden birisi hem öğrencilerin hem de ailelerin imzalamasını bekledikleri “sorumlu kullanım poliçesi”dir. Bu poliçe açık, anlaşılır olmalı, uygunsuz davranışlar net bir biçimde tanımlanmalı ve bu tür davranışların olumsuz sonuçları da açıkça anlatılmalıdır (Ofsted, 2010). Avustralya‟da okullar giderek siber zorbalığı okul içi davranış bozukluğu olarak ele alma eğilimine girmişlerdir. Avustralya Federal Polisi ve Microsoft Avustralya şirketinin işbirliğinde internet güvenlik programı olarak hizmet veren “ThinkUKnow” web sitesi, ailelere ve eğitimcilere etkileşimli eğitim vermenin yanı sıra kullanıcılara uygunsuz, zararlı ve suç teşkil edebilecek 24


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

aktiviteleri rapor etme imkanı vermektedir. “Cybersmart online helpline” sitesi ise kullanıcıların siber zorbalıkla ilgili konularda müzakere edebilecekleri bir platformdur. Çocuklara, gençlere ve ailelere güvenli internet hizmetleri hakkında pratik bilgiler, görselişitsel materyal, link ve geniş çapta kaynak sunan sitelerden biri de Avustralya İletişim ve Medya Başkanlığı (ACMA)‟dır. Avustralya‟da yapılan faaliyetler, siber zorbalık gerçekleştikten sonra bunun tespit edilmesindeki iki önemli faktörden birincisinin, çocuk ya da gencin bu konuyu ailesine açıklamaktaki isteksizliği ve çekingenliğine; diğerinin ise ailenin konuyu anlama ve hızlı yanıt verme konusundaki kapasitesine bağlı olduğunu göstermektedir (Robinson, 2012). Her ne kadar, siber zorbalıkla mücadele konusunda henüz yolun başında olunsa da, bu konuda Türkiye‟de yapılan çalışmalar da mevcuttur. Siber Zorbalıkla Mücadele Konusunda Türkiye’de Yapılan ÇalıĢmalar Türkiye‟de, -kavramın yeni olması, siber zorbalığın faili ve kurbanı olma durumlarını gösteren yeterli alan araştırmalarının bulunmaması, ihbar merkezlerinin yeterince işlevsel olmaması gibi nedenlerden dolayı- siber zorbalığa ilişkin çalışmalar daha çok önleyici çalışmalar niteliğindedir. Siber zorbalık uygulayanlar ve/veya bunun mağduru/kurbanı olanların psikolojik açıdan desteklenmesi de oldukça önemlidir. Türkiye‟de genel olarak internet kullanımı ve özelde de siber zorbalık konusunda önleyici çalışmalar yapan kurumların başında Milli Eğitim Bakanlığı gelmektedir. Bakanlığın çalışmaları daha çok öğrencilerin internet kullanımına ve bunun okul yaşamına yansıma biçimlerine odaklanmaktadır. Bu çerçevede siber zorbalık tanımlaması içerisine girmese de aşırı bilgisayar kullanımı, bunun yarattığı sağlık problemleri, okul başarısına ve aile içi iletişime etkileri gibi konular da „eğitici çalışmaların‟ kapsamı içerisinde yer almaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı‟nın, Ulaştırma Bakanlığı ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile işbirliği içinde 2009 yılında hazırlamış olduğu “Güvenli İnternet Kullanımı İçin Tavsiyeler” isimli kitapçık internet üzerinden de erişilebilen bilinçlendirici çalışmaların örneklerinden biridir. Kitapçıkta İnternet kullanımının bir hak ve bireysel özgürlüklerimizin bir parçası olduğu vurgusu dikkat çekmektedir. Ancak kitapçıkta –bu tür eğitici yayınların pek çoğunda olduğu gibi- doğrudan çocuklara hitap etmek amaçlandığı için anlaşılır bir dil kullanmak adına pek çok kavramın oldukça basite indirgendiği görülmektedir. Kitapçık, daha çok çocuk ve ergenleri bilgi teknolojileriyle tanıştırma, ilk adımların bilinçli biçimde atılmasını sağlama amacına yönelik görünmektedir. İnternet kullanımı konusunda daha yetkin konumdaki gençlere yönelik de İnternet etiği ve kötüye kullanıma ilişkin farkındalık yaratıcı materyallere ihtiyaç vardır. İnternet kullanımı konusunda hem istatistiksel veriler elde edilmesine yönelik alan araştırmaları, hem de önleyici ve farkındalık geliştirici çalışmalar yapan kurumlardan biri de Kalkınma Bakanlığı‟dır. Bakanlığın “Bilgi Toplumu Stratejisinin Yenilenmesi” başlıklı proje raporunda „sanal (siber) zorbalık‟, toplumların bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanım alışkanlıklarında görülen riskler başlığı altında ele alınmaktadır. Bu başlık altında sıralanan diğer davranışlar ise “cinsel ve zararlı içeriğe maruz kalma, kişisel bilgilerin kötüye kullanılması, yabancılarla iletişime geçme, yanlış bilgi ve dezenformasyon, bağımlılık yaratma, nefret söylemi ve agresif davranışlar”dır. Kalkınma Bakanlığı, bilgi ve iletişim teknolojilerinin (BİT) kullanımının yaygınlaştırılmasını stratejik bir hedef olarak benimserken, bireyleri bilinçlendirmeden gerçekleşecek yaygın BİT kullanımı sonucunda 25


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

sosyal, psikolojik ve davranışsal alanlarda istenmeyen sonuçların ortaya çıkabileceğine dikkat çekmektedir (Bilgi Toplumu Stratejisinin Yenilenmesi Projesi, Mevcut Durum Raporu, 2013).

Yeni Medya Okuryazarlığı Eğitiminin Siber Zorbalıkla Mücadeledeki Yeri Medya okuryazarlığı, farklı biçimlerdeki medya metinlerine erişebilme, erişilen metinleri analiz edip yorumlama ve kendi medya metinlerini üretebilme becerisi olarak açıklanmaktadır, Medya okuryazarlığı konusundaki ilk sistematik tanımlamayı yapan Sirkka Minkkinen‟e göre medya okuryazarlığı; bilişsel, etik, felsefi ve estetik konulardaki becerileri geliştirmeyi hedeflemektedir. Renee Hobbs (2010), “Dijital ve Medya Okuryazarlığı: Bir Hareket Planı” başlıklı raporunda, medya okuryazarı bireylerin sahip olması gereken becerileri ortaya koymuştur. Bunlar; erişim, analiz ve değerlendirme, üretme, paylaşma ve harekete geçme-eylemselliktir. Hobbs‟a göre enformasyon toplumunda katılımcı kültürün oluşması ve sürdürülmesi için bu becerilerin kazanılması büyük önem arz etmektedir. Günümüzde medya okuryazarlığı yaklaşımları içerisinde bilgi okuryazarlığı, ifade özgürlüğü, haber okuryazarlığı, bilgisayar okuryazarlığı, internet okuryazarlığı, dijital okuryazarlık, film okuryazarlığı, multimedya okuryazarlığı, reklam okuryazarlığı, video oyunlar, sosyal ağlar ve yeni medya okuryazarlığı gibi kavramlar öne çıkmaktadır (Orhon, 2014). Etkileşimlilik, kitlesizleştirme ve eş zamansızlaştırma özelliği sayesinde birçok teknolojiyi bünyesinde barındırması bakımından “yeni medya” ve bu bağlamda “yeni medya okuryazarlığı” kavramlar içerisinde kapsamı en geniş olandır. Livingstone, yeni medya okuryazarlığının 3 bileşeni olduğunu belirtir. Bunlardan ilki; okuryazarlığın bir bilme biçimi olmasıdır. İkincisi; okuryazarlığın bireysel beceriler ve toplumsal pratikleri bağlayan, bilmenin yerleştirilmiş bir biçimi olduğudur. Üçüncüsüyse; okuryazarlığın neyin kültürel olarak kural, neyin onaylanmayan olduğu bilgisini kapsayan, kültürel olarak belirlenmiş yetkinlikler dizgesi olduğudur. Yeni medya okuryazarlığı bireyin çevrimiçi risklere karşı donanımlı olmasını sağlarken, çevrimiçi olanaklardan yaralanmasının da yolunu açmaktadır (2008). Yeni medya okuryazarı olan birey, kamusal, sivil ve siyasal alanlarda bireysel ve kolektif olarak fikirlerini daha iyi şekilde açıklayabilir, pazar yönelimli ekonomide kendinin salt tüketici olarak konumlandırılmasını önleyecek şekilde enformasyonu kullanabilir ve nitelikli enformasyon kaynaklarına ulaşabilir, yeni medya ortamlarında etik ihlallerde bulunmaz ve etik ilkelere uygun davranabilir. Bir başka deyişle, yeni medya okuryazarı olan bireyin internette risk yaratabilecek çeşitli niteliksiz ve/veya sakıncalı içeriklere erişim konusunda bir çeşit farkındalıkla donanmış olması ve bu içeriklere erişmemesi, aracın ve ortamın iletişim sürecindeki dolayımlayıcı niteliğinin farkında olması beklenebilir (Binark, 2012‟den akt. Binark, Bayraktutan, 2013). Türkiye‟de Medya Okuryazarlığı dersinin okutulması ilk olarak 2004 yılında Devlet Bakanlığı bünyesinde kurulan Şiddeti Önleme Platformu‟nda önerilmiş, 2007-2008 eğitim ve öğretim yılından itibaren ilköğretim 6., 7. ve 8. sınıflarda seçmeli olarak okutulmaya başlanmıştır. Ders programında yer alan “İnternet” başlığı altında; internetin özellikleri ve işlevleri ile internet kullanımında dikkat edilmesi gereken hususlar konularının yer aldığı ve teknolojideki gelişmeler yönünde içeriğin yenilenmediği görülmektedir. Bu bağlamda, yeni medya teknolojilerinin dersin içeriğine dahil edilmemesi, ülkemizdeki medya okuryazarlığı eğitiminin yetersizliğine dair ipuçlarını bize vermektedir. Oysaki yeni medya teknolojilerindeki gelişmeler yeni medya okuryazarlığı kavramının da önemini her geçen gün 26


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

arttırmaktadır. Günümüzde çocuklar ve gençlerin yeni medya araçlarını da yoğun olarak kullanmaları, yeni medya okuryazarlığı eğitiminin, medya okuryazarlığı eğitimi kapsamına dahil edilmesini elzem kılmaktadır. Siber zorbalıkla mücadele de ancak öğrencilerin teknolojiyi ve interneti akıllıca, sorumlu bir şekilde ve etik değerlere uygun olarak kullanmayı öğrenmeleriyle mümkün olabilecektir (Yaman, Eroğlu ve Peker, 2011). Çocukların yeni medya ortamlarında uymaları gereken kuralları içselleştirmeleri ve etik değerlere göre hareket etmelerinin, akranlarıyla kurdukları ilişkilere de olumlu yönde yansıması muhtemeldir. Bu bakımdan öğrencilerin yeni medya konusundaki yetkinlikleri arttıkça, siber zorbalık vakalarında azalma görüleceğini öngörmek yanlış olmayacaktır. Diğer yandan, siber zorbalıkla mücadelede çocuklar kadar ebeveynlerin de yeni medya okuryazarı olmaları büyük önem taşımaktadır. Yeni medyayı yetkin kullanan ebeveyn, çocuğunun çevrimiçi davranışlarını denetleyebilip, siber zorbalık vakası yaşanması durumunda ona yol gösterebilecektir.

Sonuç İnternetin bireylerin yaşamını kolaylaştıran pek çok yönü bulunmaktadır. Eğitim açısından bakıldığında internetin bilgi edinmeyi, araştırma yapmayı, bilgileri saklamayı ve paylaşmayı oldukça kolaylaştırdığı görülmektedir. İletişim dünyası ise internet sayesinde daha önce olmadığı kadar büyük bir değişime sahne olmaktadır. Öyle ki, internet sayesinde bireyler için uzak kavramı anlamını yitirmekte ve tüm dünya kolayca ulaşılabilir hale gelmektedir. Bu durum bireylere farklı kültürleri tanıma, ortak projeler geliştirme, farklılıklara saygı duymayı öğrenme, ön yargıları kırma, yeni ülkeleri keşfetme, daha fazla bilgiye ulaşma, tanıdıklarla bağları sürdürebilme ve yeni insanlarla tanışma gibi olanaklar sağlamaktadır. Tüm bu özellikleri internetin her yaştan birey için vazgeçilmez bir fenomene dönüşmesine yol açmıştır. Birçok yetişkin tarafından internet çocuklarını tehdit eden bir araç olarak algılansa da kötü olan internet değildir. Bireylerin kullanma amaçlarına bağlı olarak internet faydalı ya da zararlı bir araca dönüşebilmektedir. Siber zorbalık interneti amacı dışında kullanan gençlerin gerçekleştirdiği olumsuz ve zarar verici bir davranış biçimidir. Bu gençler interneti diğer öğrencilerle alay edebilecekleri bir kanal olarak kullanmaktadırlar. Dahası bu eylemlerini sadece biraz eğlenmek amacıyla yaptıklarını belirtmektedirler (Cassidy, Jackson ve Brown, 2009). Son yıllarda bu anlayışa sahip öğrencilerin çoğalması ve diğer öğrencilerin de onlara katılmasının sonucunda siber zorbalık okullarda da yayılmaktadır. Fakat gerekli önlemler alındığında okulda siber zorbalığın engellenmesi ya da azaltılması mümkündür. Bunun için okullarda siber zorbalıkla mücadele planlarının oluşturulması ve bu konuda okul, öğrenci, veli işbirliğinin sağlanması zorunludur. Siber zorbalık ne gelişim sürecinin doğal bir parçası ne de güçlü bir karakter oluşturmaya katkısı olan bir yaşantıdır. Bu nedenle siber zorbalığı çocukların becerilerini geliştirmeleri için katılmaları gereken bir tür akran çatışması olarak görmek doğru değildir. Tam aksine siber zorbalık çocuklar ve yetişkinler açısından ciddi sonuçlar doğurabilecek olumsuz bir yaşantıdır (Anderson, 2012). Bu nedenle çocuklar ve ergenler bu sorunla baş etmede yalnız bırakılmamalı ve gerekli olan becerileri geliştirmelerine yardım edilmelidir. Ayrıca ihtiyaç duyduklarında okul personelinin ve ailelerinin kendilerine destek olabileceğine ilişkin bir güven kazanmaları sağlanmalıdır. Bunu gerçekleştirmek okulların siber zorbalıkla mücadelede kararlı politikalar üretip uygulamaları ile mümkündür. Türkiye‟de siber zorbalığın faili ve kurbanı olma durumunu tespit edecek ülke çapında yapılmış derinlikli bir çalışma henüz mevcut değildir. Bu nedenle Türkiye genelinde ne kadar 27


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

fail ve kurban olduğunu, bunların, yaşadıkları olay karşısında nasıl davrandıkları ve ergenleri siber zorbalığa iten nedenler hakkında Türkiye özeline ilişkin kesin veriler üzerinden konuşabilmek zordur. Ancak gerek Türkiye‟deki sınırlı ölçekli çalışmalar, gerekse ABD ve Avrupa‟da yapılan çalışmalar siber zorbalık mağdurlarının, çoğu zaman siber zorbalığın faali de olduklarını göstermektedir. Bu nedenle önleyici, farkındalık yaratıcı çalışmalar kadar bu vakaların yaşanması durumda nasıl hareket edileceğine, siber zorbalığa maruz kalmanın yarattığı zararı en aza indirmek ve psikolojik olarak destek vermek konusunda da sistemli çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Türkiye‟de sözü edilen psikolojik desteği vermek üzere kurulmuş bir merkez yoktur. Ancak yukarıda anlatılan önleyici çalışmaları yürüten kurumların, üniversiteler ve bu alanda çalışan sivil toplum örgütlerinin desteğini ve görüşlerini de alarak böyle bir merkez oluşturması önemli bir girişim olacaktır. Bu psikolojik desteğe yönelik çalışmalar, ergenleri siber zorbalığa iten nedenlerin ve siber zorbalığa maruz kalma durumunda hangi tür davranışların caydırıcı olabileceğinin tespitini de içermelidir. Siber zorbalık kurbanlarının psikolojik desteği, özgüvenlerini ve çevrelerindeki itibarlarını yeniden kazanmaları için neler yapılabileceği belirlenmeli ve bu konuda çalışan merkezler ya da birimler oluşturulmalıdır. Böylece çeşitli kurumlar düzeyinde yürütülen çalışmaların bir merkezde toplanması da sağlanmış olacaktır. Bu çalışmalara ek olarak, yeni medya okuryazarlığı kavramı siber zorbalığı önlemeye yönelik çalışmalar için de anahtar olmalıdır. Ergenler ve gençleri siber zorbalıktan koruma çabası onların bu teknolojiden uzaklaşmaları ve içerik üretmek konusunda kaygılar yaşamaları sonucunu doğuracak şekilde değil, bilinçli içerik üretimini teşvik edici yönde olmalıdır. Özellikle çocukların yeni iletişim ortamları karşısında pasif bir alıcı olmak yerine, günümüz dijital kültüründe yeni teknoloji okuryazarı olabilmek için bazı becerilere sahip olmaları gerektiği açıktır. Yeni medya okuryazarlığını sadece teknik beceri olarak görmemek özellikle siber zorbalık konusunda büyük önem taşımaktadır. İçeriğin güvenirliliğine karar verirken içeriğin yazarını, mesajın amacını ve içeriğin nasıl yapılandırıldığını eleştirel değerlendirme becerileriyle karar vermek de yeni medya okuryazarlığının önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla ilköğretim programında seçimlik ders olarak yer alan medya okuryazarlığı dersinin amaçları ve içeriği yeni medya okuryazarlıklarını da kapsayacak biçimde yeniden düzenlenmelidir. Kısaca, günümüz gereksinimleri doğrultusunda siber zorbalığı önleyici hizmetler ilgili bakanlıklar ve sivil toplum kuruluşlarının tüm eylem planları içerisinde yer almalıdır. Kaynakça Akca, E. B. (2014). „‟Demokratik katılım bağlamında yeni medya ve dijital yurttaşlık‟‟. Editör E. B. Akca, Yeni Medya Pratikler Olanaklar (pp. 17-44). Kocaeli: Umuttepe Yayınları. Anderson, K. L. (2012). „New kid on the block‟‟. Yükseklisans Tezi, California:California State University. Balaban-Salı, J. & Şimşek, E. (2013). „Abnormalities in virtual world. Uluslararası İletişim, Medya, Teknoloji ve Tasarım‟‟, Gazi Mağusa, KKTC. Konferansında Sunulmuş Bildiri. Beran, T., ve Li, Q. (2005). „Cyber-harassment: a new method for an old behavior‟‟. Journal of Educational Computing Research, 32(3), 265–277. Bhat, C. S. (2008). Cyber Bullying: „Overview and Strategies for School Counsellors, Guidance Officers, and All School Personnel‟‟. Australian Journal of Guidance and Counselling, 1(1), 53-66.

28


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Binark M., Bayraktutan, G. (2013). „Ayın Karanlık Yüzü‟: Yeni Medya ve Etik. İstanbul:Kalkedon. Bourassa, C. A. L. (2012). „Student cyberbullying: raising awareness for school counselors.‟‟ Yükseklisans Tezi. University of Wisconsin-Stout, Menomonie, ABD. http://www2.uwstout.edu/content/lib/thesis/2012/2012bourassac.pdf adresinden 28 Ocak 2014 tarihinde alınmıştır. Bullying and cyberbullying facts. http://www.qld.gov.au/disability/children-youngpeople/bullying/facts.html adresinden 9 Şubat 2014 tarihinde alınmıştır. Campbell, M. A. (2005). „‟Cyber bullying: An old problem in a new guise?‟‟ Australian Journal of Guidance and Counselling, 15(1), 68-76. Campbell, M. A. (2007). Cyber bullying and young people: Treatment principles not simplistic advice. http://eprints.qut.edu.au/14903/1/14903.pdf adresinden 1 Şubat 2013 tarihinde alınmıştır. Cassidy, W., Jackson, M. ve Brown, K. N. (2009). „Sticks and Stones Can Break My Bones, But How Can Pixels Hurt Me?‟ Students Experiences with Cyber-Bullying. School Psychology International, 30(4), 383-402. Communications Act 2003. http://www.legislation.gov.uk/ukpga/2003/21 adresinden 14 Şubat 2014 tarihinde alınmıştır. Cyberangels "About Cyberangels." http://www.cyberangels.org/about.php adresinden 12 Şubat 2014 tarihinde alınmıştır. End to Cyber Bullying Organization, http://www.endcyberbullying.org/ adresinden 13 Şubat 2014 tarihinde alınmıştır. Flannery, D. J., Wester, K. L. ve Singer, M. I. (2004). „Impact of exposure to violence in school on child and adolescent mental health and behavior.‟‟ Journal of Community Psychology, 32, 559-573. Gardner, M. C. (2010). „Principals‟ perceptions of cyberbullying policies in selected Florida middle schools.‟‟ Doktora Tezi. Florida:University of Central Florida, College of Education. Hinduja, S. ve Patchin, J.W. (2008). „Cyberbullying: An Exploratory Analysis Of Factors Related to Offending and Victimization.‟‟ Deviant Behavior, 29, 129-136. Hinduja, S. ve Patchin, J.W. (2010). „Bullying, cyberbullying, and suicide. Archives of Suicide Research,‟‟ 14(3), 206‐221. Hobbs R. (2010). „Digital and Media Literacy: A Plan of Action,‟‟ Washington D.C.:The Aspen Institute – Communications and Society Program. Kildow, . M. (2008). „Cyberbullying: When peer bullying moves from the classroom to the home‟‟. Yüksek Lisans Tezi. University of Wisconsin-Stout, Guidance and Counseling, Menomonie, ABD. https://minds.wisconsin.edu/handle/1793/42723 adresinden 20 Ocak 2014 tarihinde alınmıştır. Kowalski R. M., Limber S. ve Agatston P. (2007). „Cyber Bullying: Bullying in the Digital‟‟ Age. Malden, Massachusetts:Blackwell. Kowalski, R. M. ve Limber, S. P. (2012). „‟Psychological, physical, and academic correlates of cyberbullying and traditional bullying‟‟. Journal of Adolescent Health, 53, 13-20. Li, Q. (2007). „New bottle but old wine:A research of cyberbullying in schools.‟‟ Computers in Human Behavior, 23(4), 1777-1791. Livingstone, S. (2008). „Internet literacy: young people's negotiation of new online opportunities.‟‟ Editör McPherson, Tara, Digital Youth, Innovation, and the Unexpected. The John D. and Catherine T. MacArthur Foundation series on digital media and learning (pp. 101-121). Massachusetts:MIT Press. New Cybersafety Partnership Announced. „Homeland Security Studies & Analysis Institute.‟‟ Homeland Security Forum. 2 November, 2012. 29


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

http://mops.gov.il/Documents/International_Public_Security_Briefs/cyberbullying%20b rief%2001.13.pdf adresinden 13 Şubat 2014 tarihinde alınmıştır. NYSUT – A Union of Professionals http://www.nysut.org/~/media/Files/NYSUT/Resources/2013/March/HS_20130320_Im plementationDignityAct.pdf adresinden 12 Şubat 2014 tarihinde alınmıştır. Ofsted (2010). The safe use of new technologies. Manchester, UK. http://www.ofsted.gov.uk/resources/safe-use-of-new-technologies adresinden 12 Ocak 2014 tarihinde alınmıştır. Orhon, N. (2014). „Ekran Kuşağını Anlamak ve Ekran Kuşağı Çerçevesinde Medya Okuryazarlığını Tekrar Okumak‟‟. Editör G. Uğurlu, SOBE – Çocuklara Dair Büyükler İçin Medya Okumaları (pp. 203-214). İstanbul:Literatürk. Raskauskas, J., ve Stoltz, A. D. (2007). „Involvement in traditional and electronic bullying among adolescents.‟‟ Developmental Psychology, 43, 564-575. Robinson, E. (2012). „Parental involvement in preventing and responding to cyberbullying. Australian Institute of Family Studies,‟‟ Paper No.4, Child Family Community Australia (CFCA). Salmivalli, C. (2010). „Bullying and the peer group: A review.‟‟ Aggression and Violent Behavior, 15, 112-120. Santrock, J. W. (2012). „Akranlar, Romantik İlişkiler ve Yaşam Tarzı.‟‟ (B. Uzun-Öner, Çev.). Editör D. M. Siyez, Ergenlik (pp. 204-329). Ankara:Nobel Yayınevi. Schneider, S., O'Donnell, L., Stueve, A., ve Coulter, R. S. (2012). „‟Cyberbullying, school bullying, and psychological distress: A regional census of high school students. American Journal Of Public Health,‟‟ 102(1), 171-177. Steffgen, G., König, A, Pfetsch, J. ve Melzer, A. (2011). Are cyber bullies less empathic? Adolescents' cyber bullying behavior and empathic responsiveness. Cyberpsychology, Behavior, and Social Networking, 14 (11), 643-648. Stopbullying. http://www.stopbullying.gov adresinden 14 Şubat 2014 tarihinde alınmıştır. Wiredsafety. WiredSafety's Law Page. https://law.wiredsafety.org/ adresinden 13 Şubat 2014 tarihinde alınmıştır. Yaman, E., Eroğlu, Y. ve Peker, A. (2011). „Okul Zorbalığı ve Siber Zorbalık‟‟ İstanbul:Kaknüs Yayınları.

30


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

ENDÜSTRİYEL TESİSLERDE ORTAYA ÇIKABİLECEK YANGIN RİSKLERİNİN BİR DEĞERLENDİRMESİ: KOCAELİ ÖRNEĞİ Rojhat GENÇ1, Hakan PEKEY2

Özet Uygarlık tarihi açısından incelendiğinde ateşin bulunması, insan yaşamı için devrim niteliğinde bir gelişmedir. İnsanoğlunun farklı ihtiyaçlarını karşılamak için ateşin üretilebilmesi ve bu ateşi kontrol altında tutarak işlevsel bir kullanıma sahip olması, insanlık tarihinin en büyük gelişmelerinden biri olarak kabul edilir. Kontrol dışı yanma olan yangın olayı ise ateşin en önemli tehlikesidir. Tarih boyunca kontrol edilemeyen ateşin can ve mal kayıplarına neden olduğu bilinmektedir. Sanayi devrimi sonrası artan üretimle beraber daha fazla enerji gereksinimine ihtiyaç duyulmuştur. Enerji üretimindeki artışın büyük bölümü hem miktar, hem çeşit bakımından ateş kullanımının artmasıyla sağlanmıştır. Bu enerji sayesinde makinelerin çalışması sağlanmıştır. Günümüzde, endüstriyel tesislerde yapılan üretim süreçlerinin en önemli tehlikelerinin başında yangınlar gelmektedir. Yangın tehlikesinin bugüne kadar tam olarak çözülemediği de yadsınamayan bir gerçektir. Türkiye sanayisinin en önemli ili olan Kocaeli ilinde faaliyet gösteren endüstriyel tesislerde 2005-2011 yılları arasında 1177 adet yangın çıkmıştır. Bu yangınlar; ölüm ve yaralanmalara, büyük çevresel zararlara ve ekonomik olarak olağanüstü maddi kayıplara sebebiyet vermiştir. Anahtar Kelimeler: Yanma, yangın, endüstriyel tesis, yangın sebepleri

AN EVALUATION OF THE RISKS OF FIRE WHICH MAY OCCUR IN INDUSTRIAL FACALITIES : SUCH AS KOCAELİ Abstract When analyzed in terms of the history of civilization, the controlling fire is a revolutionary development for human life . To meet the different needs of human beings, to have a functional use of fire and produced fire by controlling it, is considered one of the largest development in humanity’s history. The most important danger of fire is the fire which is burning out of control. Throughout history, the fire which can not be controlled is known to cause loss of life and property. After Industrial Revolution, more energy was required 1

Kocaeli Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, rojhatgenc@gmail.com

2

Kocaeli Üniversitesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, hpekey@kocaeli.edu.tr

55


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

because of increase in the production. The increase in production energy has been provided both increase in the amount and kind of using the fire.The working of machines are provided through this energy. Nowadays, fire is most important danger in manifacturing process of industrial plants the. Also the danger of fire hazard couldn’t be solved exactly so far and its a fact that can not be denied. Between 2005 and 2011, 1177 fire broke out in the industrial plants in Kocaeli which is the most important province of of the industry oparating in Turkey. These fires caused deaths and injuries, major environmental damages. Also, They caused extraordinary material losses economically. Keywords: combustion, fire, causes of fire, industrial facalities Giriş Yanma, yanıcı maddelerin ateşle tutuşturulmasından sonra oksijenle beslenerek hızlı bir şekilde reaksiyona girmesi sonucu, yanıcı madde içinde depolanmış bulunan enerjinin, ısı enerjisi biçiminde açığa çıktığı kimyasal bir işlemdir. Bu işlem sırasında çıkan enerji, genellikle sıcak gazlar şeklinde olmasına rağmen, çok küçük miktarlarda elektromanyetik (ışık), elektrik (serbest iyonlar ve elektronlar) ve mekanik (ses) enerjiler şeklinde de ortaya çıkmaktadır (Eyriboyun, 2009). Yüksek sıcaklığa sebep olan yangın ise katı, sıvı ve/veya gaz halindeki maddelerin kontrol dışı yanması olayıdır. “Yanma kimyasal bir oksidasyon reaksiyonudur. “ Bu reaksiyonun oluşması için öncelikle, yanıcı madde ve havaya veya oksijene ihtiyaç vardır. Bu karışım genellikle bir başlangıç enerjisiyle yanmayı başlatır. Ancak bazı yanıcı maddelerin özellikleri gereği başlangıç enerjisine ihtiyaç duyulmayabilir. Yanıcı madde ile hava arasındaki karışım oranları da yanmanın oluşmasında temel faktördür. Yanmanın başlangıcı tutuşmadır. Tutuşmanın olabilmesi için ısı, oksijen ve yakıt bir arada hazır bulunmalıdır ve bu üçünden biri ortadan kalktığında reaksiyon sona erecektir. Yangın oluşabilmesi için bu üçünün aynı anda birlikte olması zorunludur ve buna Yangın Üçgeni (Şekil 1) denir.

Şekil 1: Yangın Üçgeni (Tama, 2012), Bir yanma olayının meydana gelmesi için 3 temel parametreye gereksinim duyar (şekil 1).  Yanıcı madde  Oksijen  Isı/ tutuşma sıcaklığı 56


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Yanıcı madde Yanıcı maddeler (nükleer yanmalar ve metal yangınları hariç) organik bileşiklerdir. Organik bileşikler de, güneş enerjisinin özümlenmesinden oluşmuş bitki, hayvan ve insan şeklindeki canlılar ve onların fosilleridir. Sonuçta, güneş enerjisinden dönüşerek oluşan yanıcı madde, tekrar ısı enerjisine dönüşmektedir. Yanıcı maddelerin çoğunun bileşiminde; karbon, hidrojen, oksijen, kükürt, fosfor vardır. Yanıcı maddeler doğada katı, sıvı ve gaz halinde bulunurlar. Bu maddeler kimyasal özelliklerine bağlı olarak farklı buharlaşma, alevlenme/parlama, tutuşma ve yanma değerlerine sahiptirler (Özkan E. 2002), Oksijen Yanıcı madde bilindiği üzere sayılamayacak kadar çoktur. Ancak yakıcı madde olarak sadece oksijen bilinmektedir. Burada yanmayı sağlayan saf oksijen değildir. Havada bulunan oksijendir. Hava bir gaz karışımıdır. Bileşiminde şu gazlar bulunmaktadır. Azot % 78,1 Oksijen % 20,9 Argon % 0,93 Karbondioksit % 0,03 Neon % 0,0015 Helyum % 0,0005 Kripton % 0,00011 Ksenon % 0,000008 Ayrıca meteorolojik duruma göre % 3-5 arasında su buharı bulunur. Havadaki gazlardan; azot (N) ve karbondioksit (C02) söndürücüdür. Oksijen (0) ise yakıcıdır. Diğerleri ne yakıcı ne de söndürücüdür. Teneffüs edilen havadaki oksijen miktarı yaklaşık % 21 olup, yangın çıkması için havadaki oksijen miktarının %16 kadar olması yeterlidir. Yanma sırasında ısınan hava yukarı çıkmakta onun yerine yanlardan oksijen taşıyan yeni hava akımı boşluğu doldurmakta, dolayısıyla madde yanana kadar veya bir müdahale ile yanma durduruluncaya kadar devam etmektedir (Kadırgan, 1990) Yanma olayı sırasında, ısınarak yükselen havanın yerini, yanlardan gelen ve oksijen taşıyan yeni hava akımı doldurmaktadır. Böylece yanıcı madde, tamamen yanana kadar veya müdahale edilene kadar, yanma olayı sürmektedir, (şekil 2).

Şekil 2. Yangın merkezi ve çevresindeki hava akımları, [2] Isı Isı, belirli sıcaklıktaki bir sistemin sınırlarından, daha düşük sıcaklıktaki bir sisteme, sıcaklık farkı nedeniyle transfer edilen enerjidir. Bir maddenin yanmaya başlaması için, çoğunlukla ısıya ihtiyaç vardır. İhtiyaç duyulan bu ısı enerjisi, birçok kaynaktan meydana gelir. Kibrit alevi, brülör gibi açık alevler, elektrik tesisatları, elektrikli ısıtıcılar, kızgın yüzeyler, kıvılcım, sürtünme, yıldırım ve güneş gibi 57


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

doğal ısı kaynakları, ısı kaynaklarına örnek olarak verilebilir. Her yangın kendi başına bir olaydır. Buna rağmen bütün yangınlar fazlara ayrılmış halde gösterildiği gibi basit bir yol izler (şekil 3)

Şekil 3. Bir yanmanın temel diyagramı Yangın olayının Evreleri Bir yangın olayı 5 evreden oluşmaktadır. Bunlar sırasıyla; tutuşma, gelişme, büyüme, tam büyüme ve sönme evreleridir (İplikçi, 2006) Tutuşma; başlangıç aşaması olarak da bilinir. Bu aşamada, alevler henüz büyümemiştir. Ancak, çok kısa bir süre içinde ortam, tavandan başlayarak dumanla dolmaya başlar. Tutuşma aşamasında oksijen yeterli seviyededir. Ancak, henüz sıcaklık yeterli seviyeye yükselmediği için yanıcı malzemeler tam yanmaya uğramamıştır. Gelişme; yangının meydana geldiği hacmin büyüklüğü, geniş alanlar, yanıcı maddenin fazla miktarda olması ve ısının yayılması yangının gelişmesine neden olmaktadır. Küçük alanlarda ise, ışıma ile ısı, alanın duvar ve tavanlarından tekrar yangına katılarak yangının hızla gelişimine neden olmaktadır. Büyüme, (Parlama-Flashover); ortamdaki yanabilir malzemelerin ve gazların ani ve etkili şekilde, eş zamanlı tutuşması aşamasıdır. Yangının başlaması ile büyüme aşaması arasındaki zaman; insanların tahliyesi ve yangına müdahale edenlerin kurtarma ve söndürme operasyonları için en kritik zamandır. Büyüme aşaması, alan içindeki yangının gelişiminde yeterli yanıcı madde ve havalandırmanın olduğu bir aşamadır. Bu aşamanın engellenmesi için potansiyel yanıcı maddeler arasındaki mesafe arttırılmalı, alan içindeki hava sınırlı tutulmalı ve içeri taze hava girişi engellenmelidir. Alanın bir noktasında başlayan yangın, ortamda yeterli oksijen bulunduğu için kısa bir zamanda tüm alana yayılmaktadır. Tam büyüme; bu aşamada ortamdaki oksijen miktarı %15'in altındadır. Ortamda, yanma için yeterli oksijen yoktur. Ancak, yeterli miktardaki yanıcı madde ve ısı yanmayı 58


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

devam ettirmektedir. Eğer kontrol dışında içeriye oksijen girişi olursa patlama oluşabilmektedir. (Back Draft) Korlanma (Sönme); bu aşamada yanıcı madde tükenme noktasına gelmektedir. Ortamda çok az miktarda, giderek azalan alevler bulunmaktadır. Bu alevler yerini zamanla korlaşmaya bırakmaktadır. Eğer, yangına müdahale edenler yangını kontrol altına tutmadan ayrılmazlarsa, yangın sönmeyle son bulacaktır. Bir yanma olayında "Sıcaklık-Zaman" ilişkisi şekil 4 de gösterilmiştir (Özberk, 2010).

Şekil 4. Yanma sürecinde sıcaklık-zaman ilişkisi. [6]

Kocaeli’nde Endüstriyel Tesislerde Çıkmış Yangınlara sebep olan faktörler ve önlemler Kocaeli Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı arşivinde yapılan araştırmalar sonucunda 20052011 yılları arasında müdahale edilen tüm yangınların istatistikî verileri ve yangın sonu raporları incelenmiştir. Bu raporlara göre;  2005-2011 yılları arasında atölye, imalathane, fabrika vb. yangınları toplamı 1177 adettir. ( şekil 5)

59


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

250 200 150

ATÖLYE İMALATHANE FABRİKA VB. YANGINLARI

100 50 0 2005

2006

2007

2008

2009

2010

2011

Şekil 5: Kocaeli İlinde Yıllara göre endüstriyel tesislerde çıkan yangın adedi  2005-2011 yılları arasında atölye, imalathane, fabrika vb. yangınları daha çok betonarme binalarda görülmüştür.(Şekil 6) 200 Ahşap

150

Karkas 100

Betonarme Çelik

50

Diğer

0 2005

2006

2007

2008

2009

2010

2011

Şekil 6: Yanan Endüstriyel Tesisin İnşaat malzemesine göre cinsi  2005-2011 yılları arasında atölye imalathane fabrika vb. yangınlarının sonucu tesislerin % 79,2 si kısmen yanmış, % 11,4 ü tamamen yanmış, çıkan yangınların % 9,4 ü başlangıç aşamasında söndürülmüştür. (Şekil 7)

60


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

250 200 150

BAŞLANGIÇTA SÖNDÜRÜLEN KISMEN YANARAK KURTARILAN

100

TAMAMEN YANAN

50 0 2005

2006

2007

2008

2009

2010

2011

Şekil 7: Yanan Endüstriyel Tesisin yanma derecesi  2005-2011 yılları arasında atölye, imalathane, fabrika vb. yangınlarının sebepleri genelde itfaiye tarafından kesin olarak tespit edilememekte ve nihai sebebin bulunması için bilirkişilerden faydalanılmaktadır. Bilirkişi tarafından yangın sebebi tespit edilse dahi, sonuç itfaiye arşiv bölümüne ulaştırılmadığı için istatistikî verilerden sağlıklı sonuçlara ulaşılamamaktadır. (Şekil 8)

200 180 160 140 120 100 80 60 40 20 0

ELEKTRİK KONTAĞI OCAK,SOBA,KALORİFER KAZANI

BACA TUTUŞMASI SİGARA KİBRİT AKARYAKIT PATLAYICI MADDE YILDIRIM DÜŞMESİ SABOTAJ ÇATI DİĞER

2005 2006 2007 2008 2009 2010 2011 Şekil 8: Endüstriyel Tesislerde çıkan yangınların nedenleri Endüstriyel tesislerde yangına sebep olan faktörler Genel olarak; Yangın çıkmasına neden olan sebepler genellikle şu gruplandırma içerisinde toplanabilir. 61


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

a) Yangınlardan korunma önlemlerinin alınmaması, b) Bilgisizlik, c) İhmal ve dikkatsizlik, d) Kazalar, e) Sıçrama, f) Sabotaj, g) Tabiat olayları Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı yangın raporlarına göre yangın sebeplerinin tespiti gerçekleşememektedir. İncelenen İtfaiye raporlarında yangına müdahale eden ekip başının yangın sebebi ile ilgili tahminini belirttiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte rapor sonunda bilirkişinin asıl nedeni bulması istenmektedir. Bu sebepten ötürü tablo 7 de görüleceği gibi yangın nedenleri istatistiği çalışmaya ışık tutacak veriler içermemektedir. İncelenen raporlar ışığında, itfaiye tahminleri sonucunda aşağıda yazılı yangına sebep olan faktörler üzerinde durulmalıdır. Bu faktörler ve önlemleri; Bacalar Yapılarda ısı elde etmek amacıyla yakılan ateşten oluşan duman ve gazları dışarı atmak için kullanılan kısımlara ya da yapılan imalat, boyama vb. işlem sonucunda oluşan atık gazların bertarafını sağlayan kısımlara baca denilmektedir. Bacaların içlerinin sıvanmaması, yüzeylerinin pürüzlü olması, yeterince geniş ve dik temizliklerinin yapılmaması nedeniyle iç kısımlarında atık olarak da adlandırılan kurumların birikmesine neden olurlar. Biriken bu kurumların tutuşması sonucunda yangınlara sebebiyet verirler. Kurum ve Tutuşması: Yakıt maddesinde bulunan karbon ve uçucu maddeler (gazlar) havanın oksijeni ile birleşince yanma meydana gelir. Bu yanma tam yanma değildir, duman içerir. CO (Karbon monoksit) gibi zehirli gazlar içerir. Yanmamış kömür tozları ve kurum meydana getirir. Kurum yakıt maddesinin cinsine bağlı olarak muhtelif cins ve tertipte, yani levha, yapışkan, sert ve toz halinde olabilir. Levha halinde olan kurum odun ve maden kömürünün yanmasından ortaya çıkar. Yapışkan kurum ise bilhassa rutubetli odun, tunç ve linyit kömürlerinin yanmasından meydana gelir. Kurum ıslak bir halde bacaya yapışır. Sonradan kuruyarak sert ve pütürlü kurum şeklini alır. Levha halinde olan kurumla toz halinde bulunan kurumların temizlenmesi kolay olduğu gibi, tutuşması halinde de kendiliğinden yanması ve sönmesi çabuk olur. Baca yangınının işaretleri ve tehlikesine gelince ocakta yakılan yakıtlardan meydana gelen rutin periyotlarda temizlenmeyen bacaların, özellikle kış aylarında tıkanması sebebiyle karbon monoksit zehirlenmeleri ve yangınların oluşması her yıl karşılaşılan yangın olaylarının önemli sebeplerinden biridir. Bacaların periyodik olarak kontrolü ve itfaiye ya da akredite kurumlar tarafından temizlik ve bakımı yaptırılmalıdır. Baca yangınlarına karşı baca yalıtımı da önem kazanmaktadır. Özellikle sanayi bacalarında sıcaklık oldukça yüksek olup, gerekli yalıtım yapılmaması halinde ciddi tehlikeler doğurmaktadır. Parlayıcı, patlayıcı ve tehlikeli kimyasalların dolumu taşınması, yoğun olarak kullanılması

62


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Üretim, laboratuar ve depolama alanlarında bulunan hammadde, yarı mamul ve ürünlerin kimyasal yapısı, yoğunluğu ve çeşitliliğinden ötürü özellikle kimyasalların yoğun kullanıldığı ya da üretildiği sektörlerin potansiyel olarak yangın riski ol dukça yüksektir. Can ve mal güvenliğinin azami oranda sağlanmasına yönelik olarak, 28328 Resmi gazete sayılı "Kimyasal Maddelerle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik" , 26392 Resmi gazete sayılı " Muhtemel Patlayıcı Ortamlarda Kullanılan Teçhizat ve Koruyucu Sistemler İle İlgili Yönetmelik " başta olmak üzere ulusal ve u l u s l a r a r a s ı standartlar da ilgili sektörlerde titizlikle uygulanmalıdır (Küçük, 2007). Elektrik Yangın riski e l e k t r i k h a t t ı n ı n ç e ş i d i n e , elektrik enerjisinin kullanımına ve elektrik ile çalışan cihazların niteliğine bağlı olarak artış gösterebilir. Ö n c e l i k l e e lektrik enerjisi sağlıklı bir projeye göre tesis edilmeli ve kullanılmalıdır. Endüstriyel tesislerde değişiklikler ve gelişmeler de bu projeye uygunluk göstermelidir. Üretimin gerek görülecek tüm noktalarında bulunan elektrikli cihaz, motor, havalandırma, aydınlatma armatürleri vb. unsurlar kesinlikle ex-proof (patlama güvenlikli/alev geçirmez) olmalıdır. Tesislerde, ü retim birimleri içinde elektrik ile ilgili tamirat, montaj, bakım gibi işler mutlaka bir izin belgesine bağlanmalıdır. Kıvılcım ya da ark oluşması tehlikesi varsa elektrik iş iznine ek olarak, ateşli iş izin belgesi düzenlenmelidir. Ayrıca topraklama konusuna özel bir önem verilmelidir. Koruma ve işletme topraklaması çok sağlıklı tesis edilmelidir. Tüm elektrik aksamlar tesis içinde üç ayda bir bakım ve kontrole tabi tutulmalı, ayrıca akredite bir kurum tarafından yılda bir periyodik olarak kontrol edilmelidir. Elektrik trafoları ve panoları etrafına yanıcı maddeler depolanmamalıdır (Küçük, 2007), (Tesisat Mühendisliği Dergisi, 2005). Statik elektrik Statik yüklenme sıvıların katılarla teması sırasında oluşur. Bu olay genelde pompalama, boru içinde akış, filtreleme, püskürtme gibi işlemler sırasında oluşmaktadır. Bazı durumlarda sıvı hidrokarbonlar içinde de yük birikimi olur. Eğer bu yük birikimi yeterli seviyeye ulaşırsa bir kıvılcım oluşabilir ve eğer bu kıvılcım yanıcı bir hava-buhar karışımında oluşursa tutuşma meydana gelir. Parlayıcı ve patlayıcı kimyasalların yoğun olarak kullanıldığı tesislerde statik yüklenme oluşumunu engelleyici topraklama, iletkenliğin arttırılması, nemlendirme, iyonlaştırma gibi yöntemler tercih edilmelidir. Yangın ve patlama tehlikesinin yoğun olarak bulunduğu ortamlarda çalışanlar anti statik ayakkabılar başta olmak üzere uygun koruyucu ekipmanla donatılmalıdır (Fire Safety Planning Guide, 2006). Ateşli işler Kaynak, kesme, taşlama gibi sıcak çapak çıkaran ateşli işler özel bölümlerde yapılmalıdır. Ateşli işler özel bölümde yapılamıyorsa çevresinde yanıcı madde bulunmaması sağlanmalıdır. Kaynak yöntemine göre özel talimatlar hazırlanmalıdır. Basınçlı tüp manometreleri kontrol edilmeli, alev geri tepme valfleri kullanılmalıdır. 63


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Tüm ateşli işler mesleki yeterlilik sertifikası olan, ehil personel tarafından yapılmalıdır. Ateşli İş İzin Belgeleri düzenlenmeli, uygulaması ve denetlenmesi titizlikle sürdürülmelidir. (Tesisat Mühendisliği Dergisi, 2005), (Fire Safety Planning Guide, 2006).

Sigara Sigara ucundaki kor parçasının sahip olduğu 730-800 C sıcaklık sonucu yangın riskini arttıran önemli bir faktördür. Üretim, depolama, nakliye, ikmal alanları gibi yerlerde sigara içilmesi kesin olarak yasaklanmalı ve kontrol altında tutulabilecek sigara içme alanları belirlenmelidir.

Forklift Sebepli Yangınlar Dizel, benzin ya da LPG gazının enerji olarak kullanıldığı forkliftlerin, CO ve diğer zararlı gaz emisyonları sebebiyle, endüstriyel tesislerin içerisinde kullanılması İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği gereği kısıtlanmıştır. Bu sebepten dolayı tesislerde elektrikli forkliftler kullanılmaktadır. Elektrikli forkliftlerin şarjı sırasında redresörlerden çıkan kıvılcımlar ve H gazı parlamaya sebebiyet vermektedir. Şarj yapılan alanda yanıcı maddelerin bunması yangın riskini arttıran etkenlerin başında gelmektedir. Endüstriyel tesislerde forklift şarjı için kullanılan redresörlerin olduğu bölüm izole edilmeli ve alana çekiş gücü yüksek havalandırma sistemi takılmalıdır. Redresörlerin bulunduğu alanda kesinlikle yanıcı maddeler bulunmamalıdır. Sıcak yüzeyler Toz toplama üniteleri, tehlikeli kimyasalların üretim alanlarına taşındığı makinelerde, patlayıcı ortam oluşma ihtimali olan alanlarda kullanılan makinelerin pistonları güç aktarım parçaları, operasyon bölgelerinde, enerjiden ve sürtünmeden dolayı yangın için gerekli olan başlangıç enerjisi/ ısısı oluşabilir. Bu riskin bertaraf edilmesi için; - Makinelerin rutin bakımlarının aksatılmadan yapılması - Kimyasalların taşınması/transferi için kullanılan ekipmanın, çalışılan kimyasalın tutuşma sıcaklığına ulaşmasını engelleyecek kapatma sensörlerinin olması - Patlayıcı ortamın oluşmaması için çalışılan alanda algılama sistemleri ile kontrolün sağlanması - Personelin patlama ve yangın riskleri ile ilgili özel eğitimlere tabi tutulması gerekmektedir. Kazan daireleri ve yakıt depoları Endüstriyel tesislerde ve genellikle LPG yakıt ile kullanılan kazan daireleri, sıcak suyun işletmede proseslerde ve ısınma gibi amaçlar için kullanılır. Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmeliği gereği; (http://www.mevzuat.gov.tr) - Kazan daireleri, binanın diğer kısımlarından, yangına en az 120 dakika dayanıklı bölmelerle ayrılmış olacaktır. - Kazan dairesi üzerinde kat yapılmaz. Kazan daireleri mesken ve genel kullanım binasına en az 20 m mesafede olacaktır. 20 m’den yakın yapılması gereken yerlerde koruma duvarı 64


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

yapılacaktır. - Ehil personel tarafından kullanılmalı, tesis içinde en az üç ayda bir bakımı ve yılda bir akredite bir firma tarafından fenni muayenesi yaptırılmalıdır. Yakıt tankları; - Kazan ile yanmaz bir duvar ile ayrılmalı, tank altına tank hacminin 1/3’ü hacmini alacak şekilde havuz tasarlanmalıdır. - Tank kenarlarında bakım amaçlı 40 cm. boşluk bırakılmalı ve tank en az 10cm.lik kaide üzerine oturtulmalıdır. - İki tank arasında en az 40 cm. boşluk bırakılmalı ve tanklar kesinlikle duman kanalları ve ısı üretici cihazlar üzerine yerleştirilemez. - Endüstriyel tesis içinde ya da tank dışarıda olsa dahi, ancak mevzuatın öngördüğü miktarlarda yakıt depolanmalıdır. Sonuçlar Kocaeli ili endüstriyel tesislerinde çıkan yangınların sebepleri ile ilgili İtfaiye Daire Başkanlığı arşivi istatistikî verilerinde yeterli bilgi bulunmamasına rağmen yangın raporları tek tek incelendiğinde yukarıda yazılan yangın sebepleri tespit edilmiştir. Çıkmış yangınların incelenmesi ve paydaşlar ile paylaşılması, gelecekte aynı ya da benzer sebepler ile çıkabilecek yangınların önüne geçilmesi açısından çok önemlidir. Bu konu sadece İtfaiye Daire Başkanlığına bırakılmayacak kadar önemlidir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, üniversiteler, sivil toplum örgütleri özellikle endüstriyel tesisler için yangın sebepleri ve önlemleri hakkında detaylı çalışmalar yapmalı, eğitim ve bilgilendirme toplantıları düzenlemelidir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İş Teftiş Kurulu Başkanlığına bağlı müfettişler 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve bu kanuna bağlı yürürlükte olan yönetmeliklere göre yangın riski bulunan küçük büyük tüm tesisleri rutin aralıklarla denetlemeli ve sonuçları paydaşlar ile paylaşmalıdır. Öneriler -

-

-

İtfaiye Dairesi Başkanlıklarına yangına sebep olan faktörlerin tespit edilebilmesi için bir kriminal laboratuvarı kurulmalı ve yangın sonrası müfettişler meskende yangın araştırması yapmalıdır. İtfaiye Dairesi Başkanlıkları tarafından endüstriyel tesislerde çıkan yangınlar incelenip, yangına sebep olan faktörler ve bir daha benzer yangınlar gerçekleşmemesi için benzer işletmeler ile irtibata geçilmelidir. Her ilin İtfaiye Daire Başkanlıkları internet sitesinden yangın sebepleri ve önlemleri ile ilgili yayınlar yapılmalı ve tüm paydaşlar bilgilendirilmelidir. Endüstriyel tesisler kişilerin sosyal yaşamlarında alışageldiği ortamlardan önemli farklar taşıyan yerlerdir. Kendilerine özgü tehlikeleri ve bunlara karşı geliştirilmiş davranış biçimleri vardır. Bir tesiste tüm çalışanların, yangın risklerine yönelik algıları eşit düzeyde olmalıdır. Tüm çalışanların yangın risk algılarının eşit düzeyde olması için etkili bir eğitim sürecinin planlanması gerekmektedir. Tüm işletmelerde 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 11. 12. ve 30. Maddeleri gereği acil eylem planları ve acil durum ekipleri kurulmaktadır. Ancak ekiplere özellikle yangın söndürme ve kurtarma ile ilgili özel eğitimler verilmeli ve rutin tatbikatlar ile 65


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

-

-

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

personel bir yangın çıkması durumunda hazırlıklı olmalıdır. Özellikle yanıcı, parlayıcı, patlayıcı kimyasalların yoğun olduğu işletmelerde kimyasalların malzeme güvenlik bilgi formları iyi incelenmeli, çalışma alanları, taşıma/transfer sistemleri ve depolar için patlamadan korunma dokümanı hazırlanmalıdır. Endüstriyel Tesislerin uygun şekilde idare edilmesi, emniyetli bir iş alanının temininde büyük önem taşımaktadır. Atölyeler, avlular, ofisler ve iş alanları her zaman için temiz ve düzenli olmalıdır. Kötü tesis idaresi çalışanlarının yaralanmasının ve yangınların önemli bir sebebidir. Endüstriyel tesislerin yangından korunma ile ilgili ulusal mevzuat maddeleri ve standartlara uygun çalışma ve depolama yapmaları gerekmektedir.

Kaynakça 1- Eyriboyun M, (2009), ‘Yanma ders notları’, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, 1-3 2- Tama Y.S, (2012), ‘Çelik Yapıların Yangına Karşı Korunması’, Çelik Yapılar, Teknik Makale Sayı:32 3- Özkan E. (2002), ‘Çelik Yapı Bileşenlerinde Alınması Gereken Yangın Güvenlik Önlemleri ve Bir Uygulama Örneği’, Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Ankara. 4- Kadırgan N. (1990), ‘Doğal Gazın Yanma Özellikleri’’, Yanma Ürünleri ve Hava Kirliliği Kim. Müh. Odası/İstanbul Doğalgaz Okul Notları Sayfa: 221-225, 227-232) 5- İplikçi E. (2006), ‘Binalarda Yangın Güvenlik Önlemlerinin Analizi Ve Yangın Güvenlikli Bina Tasarımına İlişkin Performans Kriterlerinin Ortaya Konulması’’, Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Ankara. 6- Özberk, D. D. (2010), "Çelik Yapılarda Pasif Yangından Korunma Yöntemlerinin Karşılaştırmalı Maliyet Analizi", Pamukkale Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, İnşaat Mühendisliği Anabilim Dalı 7- Küçük, S. (2007) IV. ‘İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi Endüstride Yangın ve Yangın Sebepleri’’ sayfa 15-17, 22-24 8- Tesisat Mühendisliği Dergisi Sayı: 85, s. 56-75, 2005 9- Fire Safety Planning Guide, (2006) Environment and Plastics Industry Council (EPIC), sayfa: 5-11 10- http://www.mevzuat.gov.tr/Metin.Aspx?MevzuatKod=3.5.200712 937&MevzuatIliski=0&sourceXmlSearch ulaşım tarihi: 14.05.2014 66


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

ÖNLĠSANS TURĠZM ÖĞRENCĠLERĠNĠN KARĠYER DEĞERLERĠ: SARIKAMIġ ÖRNEĞĠ Prof. Dr. Ġlker Hüseyin ÇARIKÇI1 Öğr. Gör. Sine ERDOĞAN MORÇĠN2 Özet Günümüzde değiĢen iĢ koĢulları ve bireylerarasında artan rekabet daha planlı bir kariyer yaĢamını zorunlu kılmaktadır. Kariyer değerleri ise kiĢilerin kariyer eğilimleri hakkında ipuçları vermekle birlikte, bireyin iĢ yaĢamına bakıĢ açısı hakkında da fikir vermektedir. Bu araĢtırmada, kariyer değerleri konusu, nitelikli iĢgücünün yeterince değerlendirilemediği turizm alanında ele alınmıĢtır. AraĢtırmanın temel amacı, turizm eğitimi alan öğrencilerin kariyer değerlerinin ne ve hangi düzeyde olduğunun belirlenmesidir. Veriler, bir devlet üniversitesi olan Kafkas Üniversitesi‟ne bağlı SarıkamıĢ Meslek Yüksekokulu‟nda, ön lisans düzeyinde eğitim alan turizm iĢletmeciliği ve otelcilik programı öğrencilerden toplanmıĢtır. Veri analizinde betimsel istatistiklerden, faktör, varyans, korelasyon ve regresyon analizlerinden faydalanılmıĢtır. Sonuçta, öğrencilerin en yüksek tutumlarının giriĢimci yaratıcılık değerinde olduğu, giriĢimci yaratıcılık değerinin cinsiyete, yönetsel yetkinlik değerinin ise medeni duruma göre farklılaĢtığı, yönetsel ve teknik yetkinlik değerlerinin saf meydan okuma ve hizmete adanmıĢlık değeri ile otonomi değerini etkiledikleri ortaya çıkmıĢtır. Anahtar Kelimeler: Kariyer değeri, ön lisans, turizm.

THE CAREER VALUES OF ASSOCIATE DEGREE TOURISM STUDENTS: THE CASE OF SARIKAMIġ Abstract At the present days, changing job requirements and rising competition in interperson compel more well planned career. Career values provide clues about trends in the career of the person doch gives an idea about individual perspective of business life. In this study, the issue of career value is dealt with in the field of tourism can not be considered qualified labor sufficiently. The main purpose of the research is to determine what the field of tourism education students' career values and at what level. Data were collected from the SarikamiĢ Vocational School is link to Kafkas is a state university of the associate degree level education in tourism and hospitality management program‟s students. Descriptive statistics, factor, variance, correlation and regression analysis has been utilized in data analysis, As a result, students at high attitudes entrepreneurial creativity is worth, entrepreneurial creativity of the value of gender, managerial competence of the value of the marital status differs in accordance with managerial and technical competence values effect of pure challenge and service commitment to the value of autonomy has been revealed. Keywords: Career Value, Associate Degree, Tourism. 1 2

Süleyman Demirel Üniversitesi, İİBF, İşletme Bölümü, ilkercarikci@sdu.edu.tr Ardahan Üniversitesi, Çıldır MYO, Turizm ve Otel İşletmeciliği, sineerdoganmorcin@ardahan.edu.tr

67


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

GiriĢ Günümüzde, iĢ yaĢantısında yaĢanan rekabet ve giderek adaylardan daha çok nitelik bekleyen sektörler bireyleri daha planlı bir iĢ yaĢantısına yönlendirmektedir. „Planlı iĢ yaĢamı‟ ya da diğer bir ifade ile kariyer planlama konusu bilim adamlarının da yoğunlukla çalıĢtığı konular arasında yer almaktadır. Literatürde „kariyer kavramı‟ iĢ yaĢamı süresince gelinebilecek pozisyonları ve sahip olunacak ünvanları karĢılayan bir kavram olarak kullanılırken bir taraftan da bu sürecin planlanması, geliĢtirilmesi ve yönetilmesi gerektiği de sık sık vurgulanmıĢtır. Bununla birlikte, bazı araĢtırmacıların kariyer kavramını „bireysel‟ ve „örgütsel‟ düzeylerde ele aldıkları da göze çarpmaktadır. Sonraki çalıĢmalarda ise, kariyer kavramının örgütün sınırlarını aĢan bir konuma ulaĢtığına vurgu yapan „sınırsız kariyer‟ gibi konulara ağırlık verildiği görülmektedir. Bu bağlamda, kariyer kavramının, tüm sektörler bazında bireyler ve örgütler için önemi giderek artan bir konu olduğu söylenebilir. Bu yönüyle ele alındığında, konunun tüm sektörler için önemli olduğu gibi turizm sektörü açısından da önem verilmesi gereken bir konu olduğu söylenebilir. Bu bağlamda, turizm sektöründe çalıĢanların ve çalıĢan adaylarının kariyer değerlerinin araĢtırılmasının eğitimcilere, akademiye ve sektör yöneticilerine yol göstereceği söylenebilir. Ülkemizde turizm eğitimi verilen kurumlar incelendiğinde eğitimin lise, ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde verildiği görülmektedir. Bunun yanı sıra, turizm eğitimi sürekli eğitim merkezleri, kurumsal otellerin personel yetiĢtirme eğitimleri ve çeĢitli istihdam projeleri (www.iskenderun.org) aracılığı ile de verilmektedir. Ortaöğretim düzeyinde eğitim veren turizm meslek liseleri, sektörün çalıĢan ihtiyacını karĢılamayı; ön lisans düzeyinde eğitim veren kurumlar ara eleman ve orta düzey yönetici yetiĢtirmeyi ve lisans düzeyinde eğitim veren kurumlar ise daha çok eğitici ve üst düzey yönetici yetiĢtirmeyi hedeflemektedir (Kusluvan ve Kusluvan, 2000: 252; Akoğlan Kozak, 2009: 2). Lisansüstü eğitim veren kurumlar ise daha çok turizm alanında çalıĢacak akademik personel yetiĢtirmeyi amaçlamaktadır. Turizm sektörünün dünyada ve Türkiye‟de giderek büyüyen bir sektör olması, nitelikli iĢ gücüne olan ihtiyacı artırmaktadır (Akt: Richardson, 2010: 1). Bununla birlikte, ülkemizde turizm eğitiminin liseden doktora düzeyine kadar veriliyor olması da göz ardı edilmemesi gereken bir durumdur. Literatür incelendiğinde, kariyer konusunda turizm alanında kariyer konusu ile ilgili araĢtırmaların diğer sektörlere oranla daha az olduğu; mevcut araĢtırmaların ise daha çok lisans düzeyinde turizm eğitimi alan öğrencilere odaklandığı görülmektedir (Ġstanbullu Dinçer vd.,2013). Bu bağlamda, turizm eğitimi alan ön lisans öğrencilerinin kariyer değerlerinin araĢtırılmasının önemli olduğu söylenebilir. Bu nedenle araĢtırma evreni olarak Kafkas Üniversitesi‟ne bağlı SarıkamıĢ Meslek Yüksekokulu bünyesinde bulunan turizm iĢletmeciliği bölümü öğrencileri ele alınmıĢtır. AraĢtırmacıların alanı iyi tanıması, ekonomik ve zaman kısıtları nedeniyle araĢtırma tek bir birimde yürütülmüĢtür. Bu durum araĢtırmanın en önemli kısıtıdır. Bununla birlikte, araĢtırmanın sonuçları yalnız belirtilen evren için genellenebilir özelliktedir. AraĢtırmanın diğer bir kısıtı ise araĢtırma evreninde görüĢülecek deneklerin sayısının 35 olmasıdır. Bu durum Doğu Anadolu Bölgesi‟nde yer alan özellikle yeni açılmıĢ üniversitelerin turizm iĢletmeciliği ve otelcilik programlarında sıkça rastlanan bir durumdur. Doğu Anadolu‟da bulunan üniversitelerin çoğunda turizm alanı ile ilgili bölümler açılmasına karĢın öğrenci sayısının kontenjanların altında olduğu söylenebilir. Türkiye‟deki üniversiteler kuruluĢ yılı açısından ele alındığında, 1992 öncesi kurulan birinci kuşak üniversiteler; 1992-2006 yılları arasında kurulan ikinci kuşak üniversiteler ve 2006 sonrası kurulan üçüncü kuşak üniversiteler olarak sınıflandırılabilir (Günay ve Günay, 68


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

2011). Kafkas Üniversitesi 1992 yılında kurulmuĢ bir devlet üniversitesidir (www.kafkas.edu.tr). Bu açıdan bakıldığında, araĢtırma verilerinin ikinci grup üniversiteler grubundaki bir üniversiteden toplandığı görülmektedir. Önceki araĢtırmaların verilerinin genellikle birinci kuşak üniversitelerden toplandığı göz önüne alınırsa (Ör: Türkay ve Solmaz, 2011; Akoğlan Kozak ve Dalkıranoğlu, 2013; Ġstanbullu Dinçer v.d, 2013; Ġyem ve Erol, 2013) çalıĢmanın bu yönüyle de alana katkı yapabileceği söylenebilir. Kuramsal Çerçeve Geleneksel anlamda kariyer yaklaĢımı, bireyin belli bir çalıĢma süresi boyunca örgütte gelebileceği hiyerarĢik basamakların önceden belli olduğu bir yapıya iĢaret etmekte ve daha çok bireyin yaĢına odaklanmaktadır (Seçer ve Çınar, 2011: 51; Seçer, 2007: 21). Kariyer kavramı, hem üst kademelere doğru yükselmeyi hem de kiĢisel geliĢim ve büyüme anlamlarını barındırmaktadır. Buna bağlı olarak kariyerin, kariyer planlaması kavramının en önemli unsurunu oluĢturduğu söylenebilir (TaĢlıyan v.d, 2011: 234). Günümüz iĢ dünyasında yaĢanan hızlı değiĢimi yakalamak ve ayak uydurabilmek için bireylerin kendilerini en iyi Ģekilde geliĢtirebilmeleri gerekmektedir. YaĢamlarının geri kalan kısmını iĢlerinde baĢarılı olan ve iĢ yaĢamında değer üretebilen bireyler olabilmek için kiĢilerin kariyer planlamalarını yapmaları gerekmektedir (Soysal ve Söylemez, 2014: 24). Kariyer planlaması süreci, bireyin iĢ yaĢamına baĢarılı bir Ģekilde devam edebilmesi açısından çok önemli bir süreçtir. Nitekim, bireylerin bu süreçte elde edecekleri motivasyon sayesinde kariyerlerinde baĢarı ve ilerleme elde edebileceklerini söylemek mümkündür (Ġstanbullu Dinçer vd., 2013: 44). TaĢçı (2007) bireyin iĢ yaĢamı ve dolayısıyla genel yaĢam koĢulları açısından çok önemli olan bu sürecin kendini değerlendirme, fırsatları tanıma, hedefleri belirleme ve planları hazırlama ve uygulama aĢamalarından oluĢtuğunu belirtmiĢtir. Bireyler kariyer tercihlerini yaparken pek çok kritere göre değerlendirme yapmaktadırlar. Ancak kararlarını verirken onları etkileyen en önemli unsurun „mesleğe ilgi duyulması‟ olduğu söylenebilir (Ġyem ve Erol, 2013: 139). Diğer taraftan, bireyler ilgi duydukları mesleği yapsalar bile kariyer yaĢamları boyunca bazı sorunlarla karĢılaĢtıkları söylenebilir. Bu sorunlar literatürde, kadınların karĢılaĢtığı yükselme problemlerini ifade eden cam tavan sendromu, eĢlerin her ikisinin de kendi kariyerlerinin peĢinden koĢması olarak ifade edilen çift kariyerli eşler, bireyin birden fazla uzmanlık alanının olması anlamına gelen çift kariyerlilik, gelir yetersizliği gibi nedenlerle birkaç iĢte birden çalıĢmak anlamına gelen ay ışığı sorunu, kariyer duraklaması anlamına gelen kariyer platosu, beceri ve yeteneklerin zamanla kaybedilmesi anlamına gelen beceri eksikliği, çeĢitli engeller, gözden düĢme, iĢten çıkartılma, stres ve tükenmiĢlik ve engellenme baĢlıklarında ele alınmaktadır (Tunçer, 2012). Bu sorunlarla daha az karĢılaĢmak ve karĢılaĢıldığında baĢ edilmek için iyi bir kariyer yönetiminin elzem olduğu söylenebilir. Kariyer yönetimi, kariyer planlama ve kariyer geliĢtirme gibi kavramların örgütler açısından önemli olmasının temel nedenleri; örgütsel ve bireysel amaçlar arasındaki uyumun sağlanması, takım çalıĢması, istihdam anlaĢmalarının değiĢmesi ve iĢgören verimliliğinin artırılması gibi konularda belirleyici unsur olmalarıdır (Kılıç ve Öztürk, 2010: 982). Ġnsan kaynaklarına verilen önemin artmasıyla yaĢanan değiĢmeler, çalıĢanların motivasyonu ve iĢ tatmini gibi konulara daha fazla önem verilmeye baĢlanmasını sağlamıĢtır. Kariyer kavramı açısından bu konuları açıklamada ön plana çıkan kavramlar Schein‟in Envanteri‟nde yer alan „kariyer değeri‟ ve „kariyer yolu tercihleri‟ „kariyer çapası‟ gibi 69


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

kavramlarıdır. Schein ilk çalıĢmasında kariyer değerlerini 5 boyutta toplamıĢ, ancak daha sonra yapılan çalıĢmalarla 3 boyut daha eklenmiĢtir (Schein, 1996; Türkay ve Eryılmaz, 2010; Çerik ve Bozkurt, 2010). Schein‟a (1980) göre kariyer değeri kavramı, bireylerin sahip oldukları kiĢilik özelliklerinin etkilediği bazı kiĢisel değerlerden oluĢmakta ve bireylerin kariyer seçimlerini etkilemektedir (BaĢol vd., 2012: 59). Öğrencilerin kariyer değerlerinin ve bu değerler arasındaki iliĢkilerin tespit edilmesi, mutlu çalıĢan adaylarının yetiĢtirilmesi konusunda önemli avantajlar sağlayabilir. Bununla birlikte öğrencilerin iĢ yaĢamına katıldıklarında sahip oldukları kariyer değerlerinin daha da belirgin olacağı göz önüne alındığında, konuyla ilgili yapılacak araĢtırmaların sonuçlarının önemli olabileceği düĢünülmektedir (Karakaya vd., 2013: 93). Schein‟in kariyer değerleri kavramına iliĢkin tanımlamalar tablo 1‟de özetlenmiĢtir.

Tablo 1 Kariyer Değerleri Kariyer Değeri

Tanım

Otonomi/Özerklik

ÇalıĢanın iĢle ilgili konularda bağımsız düzenleme yapabilme derecesidir.

Güvenlik/Coğrafi Ġstikrar

ÇalıĢanın uzun süre çalıĢabilme ve iĢ garantisi düzeyidir. Organizasyonun belli bir (coğrafi) bölgesinde çalıĢmaya devam edebilme derecesidir.

Teknik Yetkinlik

ÇalıĢanın uzmanlık düzeyi ve uzman olduğu iĢte çalıĢabilmesi konularını içermektedir.

Yönetsel Yetkinlik

ÇalıĢanın kariyer planında yöneticiliğe verdiği önemi ifade etmektedir.

GiriĢimci Yaratıcılık

ÇalıĢanın giriĢimciliği ön planda tutmasıdır.

Hizmete AdanmıĢlık

ÇalıĢanın kariyerinde baĢkalarına faydalı olma hedefine öncelik vermesidir.

Rekabet

ÇalıĢanın kariyerinde baĢkalarıyla rekabet edebilme derecesini ifade etmektedir.

YaĢam Tarzı

ÇalıĢanın iĢ ve sosyal yaĢamını dengede tutabilme derecesini ifade etmektedir.

Kaynak: Schein, 1996; Türkay ve Eryılmaz, 2010; Çerik ve Bozkurt, 2010; Türkay ve Solmaz, 2011‟den uyarlanmıĢtır.

Bu çalıĢmada önlisans turizm öğrencilerinin kariyer değerleri otonomi, teknik yetkinlik, yönetsel yetkinlik, giriĢimci yaratıcılık ve saf meydan okuma/himete adanmıĢlık boyutları ile ele alınacak ve bu boyutların rekabet ve hizmete adanmıĢlık boyutuna etkileri araĢtırılacaktır. Bununla birlikte, Andrew ve Helfig‟in (2001) sahip olunan kiĢisel özelliklerin kariyer değerine etkisinin beklenenden daha fazla olabileceği konusundaki görüĢleri temelinde (Karakaya vd., 2013: 87), katılımcıların sektörle iliĢkili kiĢisel özellikleri de araĢtırılmıĢ ve kariyer değerlerinin bu özelliklere göre farklılaĢıp farklılaĢmadığı da test edilmiĢtir. Sonuçlar, yalnız farklılık tespit edilen değiĢkenler için raporlanmıĢtır. Çerik ve Bozkurt (2010), banka çalıĢanları üzerinde yaptıkları araĢtırmada örgütsel sosyalizasyon ve kariyer çapalarının (değerleri) algılanmaları arasında pozitif yönlü ve orta düzeyde bir iliĢkinin varlığı ortaya koymuĢlardır. Eren (2012) öğretmen adaylarının mesleki yönelimi, kariyer seçim arzuları ve kariyer seçim memnuniyeti konusunda bir araĢtırma yapmıĢtır. Eren (2012: 821) bu araĢtırmasında, öğretmen adaylarının öğretmen olduklarında 70


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

mesleki açıdan göstermeyi planladıkları çabanın, mesleki geliĢim arzularının artırılması açısından önemli bir hareket noktası olduğunu belirtmiĢtir. Koçoğlu (2013), otomotiv sektörü çalıĢanları üzerinde yaptığı araĢtırmada, kariyerden tatmin düzeyinin artıkça iĢten ayrılma niyetinin azaldığını ortaya koymuĢtur. Gürkan ve Koçoğlu (2014: 600), vakıf üniversitelerinde çalıĢan öğretim üyelerinin kariyer tatmin düzeylerinin, devlet üniversitesinde çalıĢan öğretim üyelerinden daha yüksek olduğunu ortaya koymuĢlardır. Dündar ve Köse (2001: 15) iĢletme bölümü son sınıf öğrencileri üzerinde yaptıkları araĢtırmada, öğrencilerin finans sektöründe kariyer yapma isteklerinin oldukça yüksek (%62,5) olduğunu ortaya koymuĢlardır. Derya Beydağ v.d, (2008), sağlık yüksekokulu öğrencileri üzerinde yaptıkları araĢtırmada, öğrencilerin %60,6‟sının mezuniyet sonrasında mesleklerini yapmayı düĢündüğünü ortaya koymuĢlardır. Adıgüzel (2009) ĠĠBF öğrencileri üzerinde yaptığı araĢtırmada, öğrencilerin daha çok güvenlik ve istikrar değerine odaklandıklarını bulgulamıĢtır. BaĢol v.d, (2012) ise meslek yüksekokulları öğrencileri üzerinde yaptıkları araĢtırmada, öğrencilerde „yaĢam tarzı‟ ve „güvenlik/istikrar‟ kariyer değerleri etrafında yoğunlaĢtıklarını ortaya koymuĢlardır. Aynı çalıĢmada öğrencilerin en çok önem verdikleri bireysel değerin ise „evrensellik‟ olduğu bulgulanmıĢtır. Bacanlı v.d, (2013) lise öğrencileri üzerinde yaptıkları araĢtırmalarında, kariyer kararını vermiĢ ve kararlarına güveni yüksek olan öğrencilerin kariyer karar verme güçlük düzeylerinin, kariyer kararını vermemiĢ ve kararlarına güveni düĢük olan öğrencilere göre daha düĢük olduğunu bulgulamıĢlardır. Ġyem ve Erol (2013: 145), iĢletme bölümü öğrencileri üzerinde yaptıkları araĢtırmada, demografik özellikler ile mesleki yönelimler arasında güçlü bir iliĢkinin olduğunu tespit etmiĢlerdir. Bu sonuca göre ise, erkeklerin kadınlara göre daha fazla kendi iĢlerinin sahibi olmak istediklerini bulgulamıĢlardır. Çınar (2013) üniversite öğrencileri ve mezun durumdaki öğrenciler üzerinde yaptığı araĢtırmada finans yani kariyerden elde edilmesi beklenen parasal faydanın kariyer tercihlerini en çok etkileyen unsur olduğunu ortaya koymuĢtur. Literatürde, farklı alanlarda eğitim alan öğrencilerin meslek seçimlerini etkileyen faktörler ve kariyer değerleri konusunda çok sayıda araĢtırma bulunmakta ancak bunların çok azı turizm sektörüyle ilgili mesleklere odaklanmaktadır (Erdem ve Kayran, 2013: 85). Bununla birlikte, literatürde lisans düzeyinde eğitim alan ve mezun durumdaki öğrenciler kariyer araĢtırmalarına sıklıkla konu olurken, önlisans öğrencileri üzerinde daha az sayıda araĢtırmanın yapıldığı görülmüĢtür (Ġstanbullu Dinçer v.d, 2013: 44). Bu nedenle bu araĢtırmada, ön lisans düzeyinde eğitim alan turizm alanı öğrencilerinin kariyer değerlerinin araĢtırılması hedeflenmiĢtir. Kariyer kavramını çeĢitli yönlerden ele alan pek çok araĢtırma vardır. AĢağıda ele alınan çalıĢmalar kariyer konusuna farklı açılardan yaklaĢan araĢtırmalara örnek verilebilir. Kusluvan ve Kusluvan (2000: 257) Türkiye‟de lisans düzeyinde turizm eğitimi alan öğrenciler üzerinde yaptıkları araĢtırmalarında, cevaplayanların (n=397) %42.5‟i turizm sektöründe kariyer yapmayı tercih ettiklerini, % 38.7‟si tercih etmediklerini ve %18.7‟si ise kararsız olduklarını belirtmiĢlerdir. Bu araĢtırmaya katılanlar turizm sektörünün çalıĢma koĢulları hakkında yeterli bilgiye sahip olan katılımcılardır. Koyuncu v.d, (2011) ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıfta okuyan turizm öğrencileri üzerinde yaptıkları araĢtırmada, kadınların erkeklere göre; eğitiminin baĢındaki öğrencilerin eğitimlerinin sonlarındaki öğrencilere göre ve turizm sektöründeki daha az deneyimli öğrencilerin daha fazla deneyimlilere göre turizm sektöründe kariyer yapmayı istediklerini ortaya koymuĢlardır. Richardson ve Thomas (2012) BirleĢik Devletlerde turizm eğitimi alan Y kuĢağı üzerinde bir araĢtırma yapmıĢlardır. Bu araĢtırmada, öğrencilerin büyük bir kısmının (%59.3) 71


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

eğitimlerinden sonra turizm sektöründe kariyer yapmayı istediklerini ortaya koymuĢlardır. Erdem ve Kayran (2013: 101), turizm iĢletmeciliği ve otelcilik yüksekokulu öğrencileri üzerinde yaptıkları araĢtırmada, yüksekokul öğrencilerinin meslek seçimlerini etkileyen en önemli faktörün „kariyer beklentisi‟ olduğunu ortaya koymuĢlardır. Buna göre öğrenciler, turizmin gelecekte de önemini koruyacak bir sektör olmasını kariyer seçimlerini etkileyen en önemli faktör olarak görmektedirler. Dinçer v.d, (2013) önlisans düzeyinde turizm eğitimi alan öğrenciler üzerinde yaptıkları araĢtırmada, Anadolu Turizm ve Otelcilik lisesi mezunlarının diğer lise mezunlarına göre turizm sektörüne daha olumlu yaklaĢtıklarını ortaya koymuĢlardır. Güzel vd., (2014) ise Çanakkale, Mersin ve Kıbrıs‟ta 3. ve 4. sınıfta okuyan turizm lisans öğrencilerinin kariyer algılarını araĢtırmıĢ ve turizm sektöründe kariyer yapma algılarının illere göre farklılık gösterdiğini ortaya koymuĢlardır. AraĢtırma sonuçlarına göre sırasıyla Kıbrıs, Çanakkale ve Mersin illerinde okuyan turizm öğrencilerinin turizm sektöründe daha fazla çalıĢma eğiliminde oldukları ortaya çıkmıĢtır. Lu ve Adler (2009: 74) Çinli turizm öğrencileri üzerinde yaptıkları araĢtırmalarında turizm sektörü dıĢında kariyer yapmayı planlayan öğrencilerin daha çok mühendislik, bilgi teknolojileri, iletiĢim, eğitim, inĢaat, genel iĢletme, basın-yayın, otomobil, arabuluculuk, finans, ekonomi, danıĢmanlık, sanat, spor, tekstil, emlak, bankacılık, reklam/ pazarlama, eğlence, perakendecilik veya kendi iĢlerini yapmak istediklerini belirtmiĢlerdir. Silkes v.d, (2010: 128) kariyer fuarına katılan öğrenciler üzerinde yaptıkları araĢtırmada, öğrencilerin bu fuarlara katılmalarındaki ilk üç amacın, network kurmak, sektör ve iĢletmeler hakkında bilgi toplamak ve stajyerlik için görüĢme fırsatı yakalamak olduğunu belirtmiĢlerdir. Ayres (2006: 117) ise, sektör (turistik yer, toplantı turizmi, turizm ofisi ve taĢımacılık) yöneticileri üzerinde yaptığı keĢif araĢtırmasında, turizm sektöründe kariyerin bürokratik bir yapıdan daha esnek ve hareketli bir yapıya dönüĢtüğünü belirtmiĢtir. Turizm sektörü hizmet sektörünün önemli ve gittikçe büyüyen bir koludur. Piyasa temelli sınıflama sistemlerine göre kiĢisel hizmetler grubunda yer almaktadır. Hizmet sektörünün doğası gereği, bu sektörde çalıĢmak bir takım özellikleri gerekli kılmaktadır (Gündoğan, 2002). Kariyer değerleri konusu bağlamında, yönetsel yetkinlik, teknik yetkinlik, giriĢimci yaratıcılık değerlerinin birer bağımsız değiĢken olabileceği ve saf meydan okuma ve hizmete adanmıĢlık ile otonomi değiĢkenlerini olumlu yönde etkilemelerinin beklendiği söylenebilir. Bu araĢtırma, araĢtırmanın bu öngörülerini test etmek amacıyla dizayn edilmiĢtir. Turizm sektöründe kariyer yapmak isteyen öğrenciler, kendilerini gerçekçi ve nesnel bir Ģekilde değerlendirmeleri konusunda yönlendirilmelidirler. Örneğin, öğrencilerin bireysel özellikleri, kiĢilik özellikleri, mesleki ilgi alanları, becerileri, yetkinlikleri, bilgiye ulaĢma biçimleri, bireysel ve kariyer değerleri konularında tutumları araĢtırılarak mesleki kariyerlerine yön verilmesi sağlanabilir (Seymen ve Bolat, 2010: 393). AraĢtırmada test edilecek hipotezler, yönetsel yetkinlik, giriĢimci yaratıcılık ve teknik yetkinlik kariyer değerlerinin saf meydan okuma ve hizmete adanmışlık değeri ile otonomi değeri üzerindeki etkilerini test etmek amacıyla geliĢtirilmiĢtir Daha önce saf meydan okuma değerini bağımlı değiĢken olarak ele alan araĢtırmalar bulunmaktadır. Örneğin BaĢol ve arkadaĢları (2012: 67) bireysellik, baĢarı ve olumlu olma değerlerinin saf meydan okumayı anlamlı ve pozitif yönde etkilediğini ortaya koymuĢlardır. Bu çalıĢmada saf meydan okuma değerine ek olarak otonomi değeri de bağımlı değiĢken olarak ele alınmıĢtır. AraĢtırmanın hipotezleri Ģunlardır: H1 Yönetsel yetkinlik değeri saf meydan okuma ve hizmete adanmıĢlığı etkilemektedir. 72


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

H2 Girişimci Yaratıcılık değeri saf meydan okuma ve hizmete adanmıĢlığı etkilemektedir. H3 Teknik yetkinlik değeri saf meydan okuma ve hizmete adanmıĢlığı etkilemektedir. H4 Yönetsel yetkinlik değeri otonomiyi etkilemektedir. H5 Girişimci Yaratıcılık değeri otonomiyi etkilemektedir. H6 Teknik yetkinlik değeri otonomiyi etkilemektedir.

Yöntem AraĢtırmanın amacı ön lisans öğrencilerinin kariyer değerlerini turizm iĢletmeciliği bölümü bağlamında değerlendirmektir. Bu amaçla, Kafkas Üniversitesi‟ne bağlı SarıkamıĢ Meslek Yüksekokulu‟nda bulunan Turizm ve Otel ĠĢletmeciliği Programı öğrenciler araĢtırma kapsamına alınmıĢtır. AraĢtırmanın uygulama aĢaması 2014 Nisan ayında yapılmıĢtır. SarıkamıĢ MYO Turizm ve Otel ĠĢletmeciliği programında sene baĢında 55 kayıtlı öğrencinin olduğu ancak bu sayının bahar döneminde terk ve yatay geçiş ile devamsızlık gibi nedenlerden dolayı 35 civarına düĢtüğü öğrenilmiĢtir. Dolayısıyla yetkililerden öğrenilen bu rakam araĢtırmanın evrenini oluĢturmaktadır. Evren ulaĢılabilir olduğu için herhangi bir örnekleme yöntemi kullanılmamıĢ ve tam sayım yapılması hedeflenmiĢtir. 35 öğrenciye anket ulaĢtırılmıĢ fakat bu anketlerden 33 tanesi analize uygun olarak geri dönmüĢtür. Buna göre anket dönüĢ oranı %94,28dir. Öğrencilerin kariyer değerlerini ölmek için Türkay ve Eryılmaz‟ın (2010), kariyer değerleri ve kariyer yolu tercihleri arasındaki iliĢkileri analiz etmek için geliĢtirdikleri ölçektir. Ölçeğin güvenirlik katsayısı ,815 olarak bulunmuĢtur. Türkay ve Solmaz (2011) „Liderlik Yeteneği ve Kariyer Değerlerinin Turizmde Kariyer Yapma Ġsteği Üzerindeki Etkileri‟ isimli çalıĢmalarında bu ölçeği faktör analizine tabi tutarak ölçeği en iyi ifade eden boyut ve ifadeleri ortaya koymuĢlardır. Bu araĢtırmanın ölçekleri de benzer Ģekilde turizm öğrencileri üzerinde uygulandığı için herhangi bir uyarlama çalıĢmasına gerek görülmeden kullanılmıĢtır. Ancak farklı bir araĢtırma evreninde uygulandığı ve sonuçların geçerliğini sağlamak için doğrulayıcı faktör analizi yapılmasına karar verilmiĢtir. Veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiĢtir. H1

Yönetsel Yetkinlik Girişimci Yaratıcılık Teknik Yetkinlik

H3

H2

H5

H4

Saf Meydan Okuma ve Hizmete Adanmışlık Otonomi

H6

ġekil 1. AraĢtırma Modeli Bulgular

SarıkamıĢ Meslek Yüksekokulu‟nda öğrenim gören turizm öğrencilerinin profilini belirlemek amacıyla cinsiyet, yaĢ ve medeni durumu belirleyen demografik sorular ve katılımcıların sektörle ilgilerini belirlemek için bazı betimleyici sorular yöneltilmiĢtir. Bu sorulara iliĢkin yüzde ve frekans dağılımlarına tablo 2‟de yer verilmiĢtir. Tablo 2 Katılımcıların Profili

73


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

DEĞĠġKEN

TÜR

f

%

Cinsiyet

Kadın Erkek 18-24 25-28 28+ Evli Bekâr Evet Hayır

6 27 28 4 1 3 30 24 9

18,2 81,8 84,8 12,2 3 9,1 90,9 72,7 27,3

Evet Hayır

22 11

66,7 33,3

Evet Hayır Evet Hayır

19 14 19 14

57,6 42,4 57,6 42,4

YaĢ Medeni Durum Turizm Alanını Ġsteyerek Seçme Sektördeki Kariyer Olanakları Hakkında Bilgi Sahibi Olma Staj Yapma Durumu Staj Haricinde Sektörde ÇalıĢma

Ağustos 2014

Tablo 2 incelendiğinde katılımcıların %18,2‟sinin kadın, %81,8‟inin erkek olduğu görülmektedir. Katılımcıların %84,8‟i 18-24, %12,2‟si, 25-28 ve %3 ise 28+ yaĢ grubundadır. Katılımcıların %9,1‟i evli, %90,9‟u ise bekardır. Buna göre katılımcıların daha çok erkeklerden, 18-24 yaĢ grubunda olanlardan ve bekarlardan oluĢtuğu söylenebilir. Öğrencilerin turizm sektörü ile iliĢkilerini belirlemek üzere sorulan sorulara verilen yanıtlardan %72,7 sinin turizm bölümünü isteyerek tercih ettiği, %27,3‟ünün ise istemeden bu bölüme geldiği ortaya çıkmıĢtır. Öğrencilerin %66,7‟sinin turizm sektöründeki kariyer olanakları hakkında bilgi sahibi oldukları ve %33,3‟ünün ise kariyer olanakları hakkında bilgi sahibi olmadıkları ortaya çıkmıĢtır. Öğrencilerin %57,6 sının staj yaptığı ve %42,4‟ünün yapmadığı ve %57,6‟sının staj haricinde de turizm sektöründe çalıĢtığı ve %42,4‟ünün ise staj haricinde sektörde çalıĢmadıkları ortaya çıkmıĢtır. Bu sonuçlara göre araĢtırmaya katılanların daha çok sektörün yapısı ve sektördeki kariyer olanakları hakkında bilgi sahibi olanlardan oluĢtuğu söylenebilir. Bu durumun araĢtırmanın konusu itibariyle avantaj sağlayacağı söylenebilir. „Kariyer Değeri‟ ölçeğine iliĢkin doğrulayıcı faktör analizi yapılmıĢtır. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda tüm ölçeklerin tek faktör yapısına sahip olduğu doğrulanmıĢtır. Ancak, „Teknik Yetkinlik‟ ölçeğinde „genel yönetim kademesine terfi etmektense, uzmanlık alanımda kalmayı tercih ederim‟ ifadesi -603 faktör yüküyle yüklendiği için analizden çıkarılmıĢtır. Bu ifadenin analizden çıkarılmasıyla ölçeğin açıklanan varyans değeri %52,08‟den %70,135‟e yükselmiĢtir. Bu sebeple analizlere bu ifade çıkarılarak devam edilmiĢtir. „Teknik Yetkinlik‟ ölçeği son haliyle 2 ifadeden oluĢmaktadır. Literatürde genellikle, ölçeklerin en az üç ifadeden oluĢması gerektiği yönünde varsayımlar bulunsa da bazen tek bir ifadenin bile ölçülmek istenen değiĢkeni rahatlıkla ölçebildiği ölçeklere de rastlanmaktadır. Örneğin „genel olarak işimden memnunum’ ifadesini içeren iĢ tatmini ölçeği araĢtırmacılar tarafından sıklıkla tercihe edilen ve geçerliliği pek çok çalıĢmada ortaya konmuĢ bir ölçektir (Robbins ve Judge, 2013: 81). Dolayısıyla, teknik yetkinlik boyutunun iki ifade ile ölçülmesinin, araĢtırma için bir problem teĢkil etmediği söylenebilir. Bununla birlikte, ölçeğin açıklanan varyans değerinin %70‟in üstünde olmasının da bu düĢünceyi destekler nitelikte olduğu söylenebilir. (Ölçeklerin KMO değerleri örneklemin yeterli olup olmadığını göstermektedir (Ġslamoğlu, 2011: 244). Bu değerin, ,50‟den küçük olmaması beklenir (Çokluk vd. 2012: 207). Barlett testi sonucunun anlamlı sayılması için ise 0.05‟den küçük olması gerekir. Genel olarak denek sayısının 5‟ten büyük olduğu durumlarda 74


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

hesaplanan değerin anlamlı çıkma oranı yüksektir (Büyüköztürk, 2009: 126). Doğrulayıcı faktör analizi sonuçlarına tablo 3‟te yer verilmiĢtir. Bu sonuçlara göre, araĢtırma verilerinin geçerli olduğu söylenebilir. Tablo 3 Doğrulayıcı Faktör Analizi Sonuçları Ölçek

Ġfade Sayısı

KMO/Barlett Testleri

Açıklanan Varyans

1. SMOVHA

5

,736/ ,000

%74,874

2. OTN

3

,656/ 0,05

%59,546

3. YY

6

,650/ ,000

%62,415

4. GY

3

,678/ ,000

%68,690

5. TY

2 ,500/,020 %70,135 *1.Saf Meydan Okuma ve Hizmete AdanmıĢlık, 2.Otonomi, 3.Yönetsel Yetkinlik, 4.GiriĢimci Yaratıcılık, 5.Teknik Yetkinlik

Tablo 4‟te Öğrencilerin araĢtırmada kullanılan ölçeklere iliĢkin tutum düzeylerine yer verilmiĢtir. Tablo 4‟te yer alan sonuçlar incelendiğinde, öğrencilerin tüm boyutlara yüksek bir ortalama ile katıldığı görülmektedir. Bununla birlikte en yüksek ortalama, giriĢimci yaratıcılık boyutunda ortaya çıkmıĢtır. Buna göre SarıkamıĢ MYO‟da okuyan turizm alanı öğrencilerinin en belirgin kariyer değerinin girişimci yaratıcılık (X= 3,65) değeri olduğu söylenebilir. GiriĢimci yaratıcılık değeri ise ikinci sıradadır (X= 3,64). Tablo 4 Öğrencilerin Kariyer Değerleri Tutum Düzeyleri Ölçek

N

1. SMOVHA 2. OTN 33

3. YY 4. GY 5. TY

Std. ,84428

X 3,43

,86127

3,45

,73376

3,64

1,01203

3,65

,84555

3,43

Tablo 5‟te öğrencilerin demografik ve kiĢisel özelliklerine göre farklılıklar ele alınmıĢtır. Analizlerde T-testi ve One-Way- ANOVA testleri kullanılmıĢtır. Yapılan analizler sonucunda yalnız anlamlı fark tespit edilen değiĢkenlere çizelgede yer verilmiĢtir. Fark tespit edilmeyen değiĢkenlere yer verilmesine gerek görülmemiĢtir. Tablo 5 Öğrencilerin Kariyer Değerlerindeki Farklılıklar DeğiĢken Tür Erkek GiriĢimci Kadın Yaratıcılık Bekar Yönetsel Yetkinlik Evli

N 27 6 30 3

X 3,83 2,83 3,69 3,11

p 0,02 0,00

*p0.05

75


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Tablo 5 incelendiğinde, bağımsız örneklem t-testi sonuçlarına göre, erkek ve kadın öğrencilerin giriĢimci yaratıcılık değerlerinde anlamlı fark olduğu görülmektedir. Buna göre, erkek öğrencilerin giriĢimci yaratıcılık değerine iliĢkin ortalama puanları daha yüksektir. Benzer bir Ģekilde, yönetsel yetkinlik değerinde de anlamlı bir fark ortaya çıkmıĢtır. Buna göre bekar öğrencilerin yönetsel yetkinlik değerine iliĢkin ortalama puanları evli öğrencilerinkinden daha yüksektir. DeğiĢkinlere ait korelasyon analizi sonuçları tablo 6‟da verilmiĢtir. Aralarında istatistiksel olarak anlamlı iliĢki olan değiĢkenler koyu yazı ile belirtilmiĢtir. Tablo 6 Korelasyon Analizi Sonuçları SMOVHA SMOVHA ,321 OTN YY ,438 ,149 GY TY ,401

OTN ,321 ,425 ,041 ,397

YY ,438 ,425 ,159 ,287

GY ,149 ,041 ,159

TY ,401 ,397 ,287 ,036

,036

Tablo 6 incelendiğinde, saf meydan okuma ve hizmete adanmıĢlık değeri ile yönetsel yetkinlik ve teknik yetkinlik değerleri arasında anlamlı ve pozitif bir iliĢki ve otonomi değeri ile yönetsel yetkinlik ve teknik yetkinlik değerleri arasında anlamlı ve pozitif bir iliĢki olduğu ortaya çıkmıĢtır. Korelasyon analizine dayanarak, saf meydan okuma ve hizmete adanmışlık ile otonomi değerleri bağımlı, diğer değiĢkenler ise bağımsız değiĢkenler olarak ele alınmıĢtır. Regresyon analizini yapabilmek için en az 15 gözlem olması önerilmektedir (Ġslamoğlu, 2011: 260). AraĢtırmada gözlem sayısı 33 olduğu ve örnekler normal dağılım gösterdiği için regresyon analizinin yapılmasına karar verilmiĢtir. Tablo 7‟de hipotezleri test etmeye yönelik regresyon modelleri verilmiĢtir. Tablo 7 incelendiğinde, Model 1a‟da yer alan regresyon analizine göre, yönetsel yetkinlik değeri saf meydan okuma ve hizmete adanmıĢlığı etkilemektedir. Bu sonuca göre, H1 hipotezi desteklenmiĢtir. Yönetsel yetkinlik değerine ait değiĢkenlerin tümü saf meydan okuma ve hizmete adanmıĢlık değerini %19,2 düzeyinde açıklamaktadır. Model 1b‟de yer alan regresyon analizine göre, giriĢimci yaratıcılık değeri saf meydan okuma ve hizmete adanmıĢlığı etkilememektedir. Bu sonuca göre H2 hipotezi desteklenmemiĢtir. Model 1c‟de yer alan regresyon analizine göre, teknik yetkinlik değeri, saf meydan okuma ve hizmete adanmıĢlığı etkilemektedir. Bu sonuca göre, H3 hipotezi desteklenmiĢtir. Teknik yetkinlik değerine ait değiĢkenlerin tümü saf meydan okuma ve hizmete adanmıĢlık değerini %16,1 düzeyinde açıklamaktadır. Model 2a‟da yer alan regresyon analizine göre, yönetsel yetkinlik değeri otonomi değerini etkilemektedir. Bu sonuca göre H4 hipotezi desteklenmiĢtir. Tablo 7‟de gösterildiği üzere, yönetsel yetkinlik ile ilgili değiĢkenlerin tümü otonomi %18,1‟ini açıklamaktadır. Model 2b‟de yer alan regresyon analizine göre, giriĢimci yaratıcılık değeri otonomi değerini etkilememektedir. Bu sonuca göre H5 hipotezi desteklenmemiĢtir. Model 2c‟de yer alan regresyon analizine göre, teknik yetkinlik değeri otonomi değerini etkilemektedir. Bu sonuca göre H6 hipotezi desteklenmiĢtir. Tablo 7‟de gösterildiği üzere, yönetsel yetkinlik ile ilgili değiĢkenlerin tümü otonomi %15,7‟sini açıklamaktadır. Tablo 7 Regresyon Analizi Sonuçları Model 1 a Bağımsız DeğiĢken

Bağımlı değiĢken: SMOVHA β p

H1 Desteklendi

76


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

,438 ,028* R2=,192 F=7,37 Bağımlı değiĢken: SMOVHA Model 1b Bağımsız DeğiĢken β p ,149 ,408 GiriĢimci Yaratıcılık R2=,022 F=,705 Bağımlı DeğiĢken: SMOVHA Model 1c Bağımsız DeğiĢken β p ,401 ,001** Teknik Yetkinlik R2=,161 F=5,9 Bağımlı DeğiĢken: OTN Model 2a Bağımsız DeğiĢken β p ,425 0,014* Yönetsel Yetkinlik R2=,181 F=6,84 Bağımlı DeğiĢken: OTN Model 2b Bağımsız DeğiĢken β p ,041 ,820 GiriĢimci Yaratıcılık R2=,002 F=.053 Bağımlı DeğiĢken: OTN Model 2c Bağımsız DeğiĢken β p ,397 ,002** Teknik Yetkinlik R2=,157 F=5,78 *p0.05 düzeyinde anlamlıdır **p0.01 düzeyinde anlamlıdır.

Ağustos 2014

Yönetsel Yetkinlik

H2 Desteklenmedi

H3 Desteklendi

H4 Desteklendi

H5 Desteklenmedi

H6 Desteklendi

Sonuç Önlisans turizm öğrencilerinin kariyer değerlerinin araĢtırıldığı bu çalıĢmada öğrencilerin kariyer değerleri tutum düzeyleri incelendiğinde en yüksek tutum giriĢimci yaratıcılık değerinde ortaya çıkmıĢtır. Buna göre, turizm öğrencilerinin bilgi ve birikimlerini kendi iĢyerlerini kurmak için kullanma eğiliminde oldukları, kariyerlerinde kendi fikirlerinin ürünü olan iĢlerle uğraĢmayı önemsedikleri ve kendi iĢyerlerine sahip olmayı kariyerlerinin bir parçası olarak gördükleri söylenebilir. Buna ek olarak, bu çalıĢmada, kariyer değerlerinden yönetsel yetkinlik, teknik yetkinlik ve giriĢimci yaratıcılık değerlerinin saf meydan okuma ve hizmete adanmışlık değeri ile otonomi değerine etkileri araĢtırılmıĢtır. Sonuç olarak yönetsel yetkinlik ve teknik yetkinlik değerlerinin saf meydan okuma ve otonomi değerlerini etkiledikleri ortaya çıkmıĢtır. Bu bağlamda, yönetsel açıdan kendini yeterli gören ve yönetici kapasitesine sahip olduklarına inanan öğrencilerin rekabet anlamı taĢıyan saf meydan okuma değerlerinin de yüksek olduğu söylenebilir. Yönetsel açıdan yetkin olduklarına inanan turizm öğrencileri yönetim konusunda güven sahibi oldukları için aynı zamanda kendilerini rekabet edebilir görmektedirler. Buna ek olarak, yönetsel açıdan kendilerinin yetkin gören öğrenciler kendileri yaptıkları iĢe daha fazla verebilmektedirler. Bu nedenle hizmete adanmıĢlıklarının daha fazla olabileceği söylenebilir. Bununla birlikte teknik yetkinlik değeri de saf meydan okuma ve hizmete adanmıĢlık değerini etkilemektedir. Buna göre teknik açıdan iĢ bilgisine sahip turizm öğrencilerini rekabet konusunda kendilerine güvenli oldukları söylenebilir. Buna ek olarak, teknik açıdan kendilerini yetkin gören turizm öğrencileri kendilerini iĢlerine verebilmekte ve hizmete daha yatkın olmaktadırlar. Sonuç olarak, yönetsel ve teknik yetkinliğe sahip öğrencilerin baĢkalarının mutlu edilmesini temel alan hizmet sektörünün bir alt kolu olan turizm endüstrisinde isteyerek çalıĢacakları söylenebilir. Aynı zamanda, bu öğrencilerin bilgi ve becerilerini baĢkalarına hizmet etmede ve yararlı olmada kullanabilecek öğrenciler oldukları da söylenebilir. Diğer bir bağımlı değiĢken olarak ele alınan otonomi değerini etkileyen değiĢkenler incelendiğinde, yönetsel ve teknik yetkinliğin otonomiyi etkilediği, giriĢimci yaratıcılık değerinin ise otonomi değerini etkilemediği ortaya çıkmıĢtır. 77


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Buna göre yönlendirme ve kontrol etme yetisine sahip öğrencilerin aynı zamanda kariyerlerinde bağımsızlık arzu ettikleri, kendi iĢ saatlerini belirleyebilecekleri ve kendi kararlarını alabilecekleri bir kariyer istedikleri söylenebilir. Bununla birlikte, teknik yetkinliğe sahip öğrenciler için de aynı durum geçerlidir. Ancak turizm iĢletmeleri genel olarak böyle esnek bir çalıĢma biçimine sahip değildir. Özellikle de acentecilik ve otelcilik alanı bir takım çalıĢmasını zorunlu kıldığından kendi baĢına kararlar almaya veya kendi iĢ saatlerini belirleyebilmeye müsait olmadığı söylenebilir. Bu kariyer değerlerine sahip olan turizm öğrencilerinin daha baĢarılı bir kariyer sahip olabilecekleri diğer turizm mesleklerine yönlendirilmesi gerektiği söylenebilir. Örneğin turist rehberliği, turizm animasyonu ve turistik eĢya satıĢ danıĢmanlığı alanları daha esnek bir yapıya sahip olduğundan ve kendi kararlarını almaya daha müsait iĢ kolları olduğundan bu öğrenciler bu alanlara yönlendirilebilirler. Gelecekte yapılacak araĢtırmalarda, kariyer değerleri konusunun turizm alanının diğer kollarında eğitim alan öğrencilere uygulanmasının alana katkı yapabileceği düĢünülmektedir. Kaynakça Adıgüzel, O. (2009). „Schein’in Kariyer Çapaları Perspektifinde Süleyman Demirel Üniversitesi İİBF Öğrencilerinin Kariyer Değerlerine İlişkin Bir AraĢtırma‟, Süleyman Demirel Üniversitesi Ġktisadi ve Ġdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 14 (2), s. 277-292. Akoğlan Kozak, M. (2009). „Akademik Turizm Eğitimi Üzerine Bir Durum Analizi’, Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 22, s. 1-20. Akoğlan Kozak, M.; Dalkıranoğlu, T. (2013). ‘Mezun Öğrencilerin Kariyer Algılamaları: Anadolu Üniversitesi Örneği’, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 13 (1), s. 41-52. Ayres, H. (2006). „Career Development In Tourism And Leisure: An Exploratory Study Of The Influence Of Mobility And Mentoring’, Journal of Hospitality and Tourism Management, 13 (2), s.113-123. Aytemiz Seymen, O.; Bolat, T. (2010). „Bireysel Kariyerin Planlanması’, .Çalışma Yaşamında Bireysel Gelişim Turizm İşletmelerinden Örnekler Ve Uygulamalar İçinde (Ed: Ömür N. Timurcanday Özmen ve Cafer Topaloğlu). s. 373-393. Ġstanbul: Beta Yayıncılık. Bacanlı, F.; EĢici, H.; Özünlü, M. B. (2013). „Kariyer Karar Verme Güçlüklerinin Çeşitli Değişkenlere Göre İncelenmesi’ Türk Psikolojik DanıĢma ve Rehberlik Dergisi, 5 (40), s. 198-211. BaĢol, O. ; Bilge, E. ve Kuzgun, ġ. (2012). „Öğrencilerin Kariyer Değerlerini Etkileyen Unsurların Tespitine Yönelik Bir Araştırma: Bireysel Değerler’ Elektronic Journal Of Vocational Colleges, s. 57-68. Büyüköztürk, ġ. (2009). „Sosyal Bilimler Ġçin Veri Analizi El Kitabı‟. Ankara: PEGEM Akademi. Çerik, ġ.ve Bozkurt, S. (2010). „Çalışanların Örgütsel Sosyalizasyon ve Kariyer Çapalarına Yönelik Algılamalarının İncelenmesi ve Banka Çalışanlarına Yönelik Bir Araştırma’ Erciyes Üniversitesi Ġktisadi ve Ġdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 35, s. 77-97.

78


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Çınar, Y. (2013). „Kariyer Tercihi Probleminin Yapısal Bir Modeli ve Riske Karşı Tutumlar: Olasılıklı Dematel Yöntemi Temelli Bütünleşik Bir Yaklaşım’ Sosyoekonomi, 1, s. 158-185. Çokluk, Ö.; ġekercioğlu, G.; Büyüköztürk, ġ. (2012). Sosyal Bilimler Ġçin Çok DeğiĢkenli Ġstatistik: Spss ve Lisrel Uygulamaları, Ankara: PEGEM Akademi. Derya B., Kerime; Gündüz, A.; Gök Özer, F. (2008). „Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Eğitimlerine Ve Mesleklerine Bakış Açıları, Meslekten Beklentileri’, Pamukkale Tıp Dergisi, 1 (3), s. 137-142. Dündar, G.; Köse, A. (2001). „ĠĢletme Eğitimi Alan Öğrencilerin Finans Alanında Kariyer Yapma Eğilimlerini Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesine Yönelik Bir AraĢtırma Ġ.Ü. ĠĢletme Fakültesi Örneği‟, Yönetim, 39, S. 5-16. Erdem, B.; Kayran, M. F. (2013). „Balıkesir Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Ve Otelcilik Yüksekokulu Öğrencilerinin Meslek Seçimini Etkileyen Faktörler Üzerine Bir Araştırma’, Cumhuriyet Üniversitesi Ġktisadi ve Ġdari Bilimler Dergisi, 14 (1), s. 81-106. Eren, A. (2012). „Öğretmen Adaylarının Mesleki Yönelimi, Kariyer Geliştirme Arzuları ve Kariyer Seçim Memnuniyeti’’, Kastamonu Eğitim Dergisi, s. 807-826. Günay, D.; Günay, A. (2011). „1933’den Günümüze Türk Yükseköğretiminde Niceliksel Gelişmeler’, Yükseköğretim ve Bilim Dergisi, 1(1), s. 1-22, http://higheredusci.beun.edu.tr/pdf/pdf_HIG_1517.pdf (EriĢim Tarihi: 27.10.2013). Gündoğan, N. (2002). “Hizmetler Sektöründe İstihdam”, Kamu-ĠĢ, 7 (1), http://www.kamu-is.org.tr/pdf/718.pdf (EriĢim Tarihi: 05.05.2014).

Gürkan, G.Ç.; Koçoğlu, M. (2014). „Yaratıcı Örgüt İkliminin Kariyer Tatmini Üzerine Etkisinde Duygusal Bağlılığın Aracı Değişken Rolü: Türkiye’de Bir Vakıf Ve Bir Devlet Üniversitesinde Karşılaştırmalı Bir Araştırma‟, Uluslararası Sosyal AraĢtırmalar Dergisi, 7 (29), s. 588-602. Güzel, T.; Akdağ, G.; Güler, O.; ġener, S. (2014). „Turizm Eğitimi Alan Öğrencilerin Turizmde Kariyer Algılamaları: Çanakkale, Mersin ve Kıbrıs’ta Bir Araştırma’, 18 Nisan 2014, 3.Doğu Akdeniz Sempozyumu, s. 176-187, Mersin, ISBN: 978-605-4940-06-6. Ġslamoğlu, A. H. (2011). „Sosyal Bilimlerde Araştırma Yöntemleri’, Ġstanbul: Beta Basım Yayım. Ġstanbullu Dinçer, F.; Akova, O.; Kaya, F. (2013). „Meslek Yüksekokulu Turizm Ve Otel İşletmeciliği Programı Öğrencilerinin Kariyer Planlaması Üzerine Bir Araştırma: Ġstanbul Üniversitesi ve GümüĢhane Üniversitesi Örneği‟, Elektronik Mesleki GeliĢim Ve AraĢtırma Dergisi, 1 (2), S. 42-56. Ġyem, C. ve Erol, E. (2013). „Mesleki Yönelimlerde Bireylerin Kişilik Ve Demografik Özelliklerinin Rolü: Sakarya Üniversitesi İşletme Bölümü Örneği’ Sosyal ve BeĢeri Bilimler Dergisi, 5 (1), s. 137-146. Karakaya, Y. E.; KarataĢ, Ö.; Özdenk, Ç.; KarataĢ, F. (2013). „Üniversiteli Sporcu Öğrencilerin Kariyer Değeri Algıları’, DoğuĢ Üniversitesi Dergisi, 14(1), s. 86-94. http://journal.dogus.edu.tr/index.php/duj/article/view/670/pdf_12 (EriĢim Tarihi: 05.05.2014). 79


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Kılıç, G.; Öztürk, Y. (2010). „Kariyer Yönetim Sistemi ve Örgütsel Bağlılık Arasındaki İlişki: Beş Yıldızlı Otel İşletmelerinde Bir Araştırma’, Ege Akademik BakıĢ, 10 (3), s. 981-1011. Koçoğlu, M. (2013). „Çalışanların Örgütlerine Yönelik Girişimcilik Yönelimi Algıları, Örgüt Desteği, Kariyer Tatminleri Ve İşten Ayrılma Niyetleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi: Otomotiv Sektöründe Bir Araştırma’, Akademik BakıĢ Dergisi, 35, s. 1-20. Koyuncu, M.; Fiksenbaum, L.; Ronald J. B.; Demirer, H. (2011). „Predictors Of Commitment To Careers In The Tourism Industry’, Anatolia: An International Journal Of Tourism And Hospitality Research, 19 (2), s. 225-236. Kusluvan, S.; Kusluvan, Z. (2000). „Perceptions And Attitudes Of Undergraduate Tourism Students Towards Working In The Tourism Industry In Turkey’, Tourism Management, 21, s. 251-269. Lu, T. ve Adler, H. (2009). „Career Goals And Expectations Of Hospitality And Tourism Students İn China’, Journal Of Teaching İn Travel&Tourism, 9: 1-2, s. 63-80. http://dx.doi.org/10.1080/15313220903041972 (EriĢim Tarihi: 10 Mart 2014). Richardson, S. (2010). „Tourism And Hospitality Student’s Perceptions Of A Career İn The Industry: A Comparison Of Domestic (Australian) Students And International Students Studying İn Australia’, Journal of Hospitality and Tourism Management, 17, 1-11. Richardson, S.; „‟Thomas, N. J. (2012). ‘Utilising generation y: united states hospitality and tourism students’ perceptions of careers ın the ındustry’’, Journal Of Hospitality and Tourism Management, 19, s. 1-13. Robbins, S. P.; Judge, T. (2013). „Örgütsel Davranış.‟ (Çev. Ed: Ġnci Erdem). Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık. Schein, E. H. (1996). „Career Anchors Revisited: Implications For C Areer Development In The 21th Century‟, Academy Of Management Executive, 10 (4), s. 80-88. Seçer, B.(2007). „Kariyer Sermayesi ve İstihdam Edilebilirliğin İş Güvencesizliği Üzerindeki Etkisi,’ Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ġzmir. Seçer, B.; Çınar, E. (2011). „Bireycilik ve Yeni Kariyer Yönelimleri’ Yönetim ve Ekonomi, 18 (2), s. 49-62. Silkes, C.; Adler, H.; Phillips, P. S. (2010). „Hospitality Career Fairs: Student Perceptions Of Value And Usefulness’, Journal of Human Resources in Hospitality & Tourism, 9, s. 117-130. Sosyal, A.; Söylemez, C. (2014). „İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğrencilerinin Bireysel Kariyer Planlamalarına Etki Eden Faktörler: Kilis 7 Aralık Üniversitesi Örneği’, Uluslararası Ġktisadi ve Ġdari Ġncelemeler Dergisi, 6 (12), s. 23-38. TaĢçı, D. (2007). „İnsan Kaynakları Yönetimi’, EskiĢehir: Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayınları. TaĢlıyan, M.; Arı, N.Ü. ve Duzman, B. (2011). „İnsan Kaynakları Yönetiminde Kariyer Planlama Ve Kariyer Yönetimi: İibf Öğrencileri Üzerinde Bir Alan Araştırması’, Organizasyon ve Yönetim Bilimleri Dergisi, 3 (2), ISSN: 1309-8039 (Online), http://www.sobiad.org/ejournals/dergi_ybd/arsiv/2011_2/mustafa_tasliyan.pdf (EriĢim Tarihi: 12.03.2013). 80


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Tunçer, P. (2012). „Değişen İnsan Kaynakları Yönetimi Anlayışında Kariyer Yönetimi’, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 31 (1), s. 203-233. Türkay, O. ve Eryılmaz, B. (2010). „Kariyer Değerleri Ve Kariyer Yolu Tercihleri İlişkisi: Türk Turizm Sektöründen Örnekler’, Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Üniversitesi Dergisi, 24, s. 179-199. Türkay, O. ve Solmaz, S. A.(2011). „Liderlik Yeteneği Ve Kariyer Değerlerinin Turizmde Kariyer Yapma İsteği Üzerindeki Etkileri‟, Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi Dergisi, 1, s.46-71. Öncelikli Sektörlere Ġstihdam Artırma Projesi. (t.y). EriĢim: 4 Mart 2014, http://www.iskenderun.org/haberdetails.isk?ID=12563#.U2ZFJIF_t1Y http://www.kafkas.edu.tr/kau/TR/sayfa255 (EriĢim Tarihi: 14.05.2014).

81


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

TERFİ, İŞLEM KAYIRMACILIĞI VE İŞE ALMA BOYUTLARINDA KAYIRMACILIK DAVRANIŞI ALGISININ ÖLÇÜLMESİ: İSTANBUL İLİNDE FAALİYET GÖSTEREN BİR BELEDİYE İŞTİRAKİNDE ÇALIŞANLAR ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA Öğr. Gör. Ebru KURT1 Öğr. Gör. Bahar DOĞRAMACI2 Özet Bu çalışma İstanbul ilinde faaliyet gösteren bir belediye iştirakinde kayırmacılık davranışının terfi, işlem kayırmacılığı ve işe alma boyutlarında çalışanlar arasında hangi düzeyde algılandığını ölçmek üzere yapılmıştır. Bu amaçla söz konusu işyerindeki toplam 63 çalışana anket uygulanarak 46’sından geri bildirim alınmıştır. Elde edilen veriler, SPSS 13 programıyla analiz edilmiştir. Araştırmada ortalama, standat sapma, güvenirlilik analizi t testi ve varyans analizleri yapılmıştır. Çalışma ile ilgili toplam 21 hipotez oluşturularak bunlardan yalnızca biri reddedilmiştir. Reddedilen hipotez işe alma boyutunda kayırmacılık davranışı algısının çalışanın işyerindeki statüsüyle ilişkisi arasında anlamlı bir fark olmadığıdır. Anahtar Kelimeler: Kayırmacılık, Nepotizm, Belediye.

MEASURING THE FAVORTISM BEHAVIOR PERCEPTION AT PROMOTION, PROCES FAVORTISM AND RECRUITMENT DEMANSIONS: A RESEARCH ON EMPLOYEES OPERATING A MUNICIPALITY IN İSTANBUL Abstract This study has been done, in order to measure at what level is perceived that favoritsm behavior’s dimensions which are promotion, proces favoritism and recruitment among employees in municipalities operating in İstanbul. Data were collected through the survey distributed to 63 employees. 46 employees answered and returned the surveys. The results were analyzed by SPSS 13. The research applied means, standart deviation, reliability analysist test and variance analysis. Study on creating a total of 21 hypothesis was rejected only one of them. The rejected hypothesis is that no significant difference between favoritizm behavior perception and the status of employees in the workplace at recruitment demansion. Keywords: Favoritism, Nepotism, Municipality. Giriş İrrasyonel davranışlardan sayılmakta olan kayırmacılığın yerli ve yabancı literatürde farklı türlerinin tanımları yapılmaktadır. Bunlar; eş dost kayırmacılığı, akraba kayırmacılığı, aynı aşiretten ya da kabileden olan insanların kayrılması ve siyasi düşünceden dolayı yapılan kayırmacılık. Bu çalışmada, bahsi geçen bütün kayırmacılık türleri tek bir çatı altında toplanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde kayırmacılık kavramının tanımına ve türlerine yer verilirken, ikinci bölümde araştırmanın yöntemine ve oluşturulan hipotezler doğrultusunda gerçekleştirilen analizler ile bu analizler sonucu elde edilen bulgulara yer verilmiştir. Çalışanların kayırmacılık davranışı algıları analiz edilmeye çalışılırken, ölçeklerin güvenirlilik analizleri, ölçeklere verilen yanıtların ortalamaları ve standart sapma analizlerinden yararlanılmıştır. Çalışma sonuç ve yorumlar kısmı ile tamamlanmıştır. 1

Gedik Üniversitesi Gedik Meslek Yüksek Okulu, ebru.kurt@gedik.edu.tr

2

Artin Çoruh Üniversitesi, bahar_dogramaci@hotmail.com

82


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

1. Kayırmacılık 1.1. Kayırmacılık Kavramı “Kayırmacılık” kavramı ve biçimleri üzerine yapılan tanımlamalar incelendiğinde bu tanımların kültürden kültüre farklılık gösterdiği görülmektedir (Büte, 2011a:385). Bir tanıma göre kayırmacılık, belli bir kadroya eleman seçiminde niteliksel ölçütlerden çok arkadaşlık ya da akrabalık ilişkilerini kriter olarak değerlendirmek ve alınacak elemanı bu kriterlere göre almaktır (Ören, 2007:84). Başka bir tanıma göre de kayırma yalnızca kamu görevlilerine mal edilerek şu şekilde tanımlanmıştır: “Para ya da mal gibi ekonomik güçler yerine aile-akrabalık bağları gibi maddesel olmayan etkileme araçlarının kullanılarak, kamu görevlilerinin yetkilerini bazı kişilere kamu işlemlerinde ayrıcalık sağlamak amacıyla kullanmalarına kayırma denir” (http://www.tbmm.gov.tr/etik_komisyonu/belgeler/makale_KamudaEtikInayetAydin.pdf, Erişim Tarihi: 15/12/2013). Yerli literatürde kronizm olarak belirlenen eş-dost kayırmacılığı, yabancı literatürde favoritism veya favorism olarak belirlenmiştir. Ayrıca yabancı literatürde siyasi düşünceden dolayı birilerinin kayırılması cronyism olarak tanımlanırken, kan bağından dolayı kayırma her iki literatürde de akraba kayırmacılığı yani nepotizm olarak belirlenmiştir. Diğer taraftan, aynı aşiret veya kabileden insanların kayırılması eğilimi söz konusu olduğunda, buna Tribalizim denmektedir (Büte, 2011a:176). 1.2. Akraba Kayırmacılığı ( Nepotizm) Latincede “yeğen” anlamına gelen “nepos” sözcüğünden türetilen nepotizm, günümüzde mevkisini ailesinin yararına suistimal eden kişiler için kullanılmaktadır (Büte, 2011b:385). Genellikle örgütsel ilişkilere zarar veren bir durumu ifade ettiği savunulan nepotizmin, bireylerarası ilişkiler açısından değerlendirildiğinde subjektif karakter içerdiği bilinmekle birlikte uygulandığında da mağdurlar yarattığı düşünülmektedir. Çünkü, yeterli niteliklere sahip olmadan, sadece akrabalık ya da benzeri yakınlık ilişkileri dikkate alınarak kişilerin işe alınmasının, yükseltilmesinin veya ayrıcalıklı olarak örgütün kaynaklarından yararlandırılmasının, özellikle diğer (aile dışı) çalışanlar arasında memnuniyetsizliğe neden olacağı düşünülmektedir (Asunakutlu & Avcı, 2010:94). Geleneksel bağların ve ilişkilerin yoğun olarak yaşandığı ve piyasa mekanizmasının yeterince gelişmemiş olduğu ülkelerde daha yaygın olarak görülmekle beraber, gelişmiş ülkelerin aile işletmelerinde de yaşanan bir olgudur (Özler & Özler & Gülten, 2007: 438) Bireylerin iş hayatında statü değiştirmesinde ve belirli görevlere gelmesinde kendi çaba ve yeteneklerinin yerine, akrabalık ilişkilerini kullanmaları, kendi açılarından bir zafiyete neden olurken, iş ortamı açısından, göreve gelmede başarı ve yetenek ölçüt alınmadığından dolayı iş kaybı ve başarısızlığa neden olmaktadır. Nepotizmin olumsuz diğer bir yanı da, üst düzey yöneticilerin akrabaları ile iş yapan, onlarla çalışmak zorunda olan ve bir aile ferdine terfi ve ödüllerin adaletsizce verildiğini hisseden diğer çalışanların moral düzeylerini düşürmesidir (Asunakutlu & Avcı, 2010:94). Dolayısıyla kayırmacılık usulsüzlük, yolsuzluk ve adeletsizlik gibi etiğe aykırı bir davranıştır (Saylı & Kızıldağ, 2007:232) 1.3. Eş-Dost Kayırmacılığı (Favorizm / Favouritism) Birbirinden çok az farklı iki ayrı anlama sahip olan favorizm, bir kişi ya da grubu diğerlerinden kayırmaya yönelik genel bir eğilimi ifade ederken ayrıca kişisel ilişkilerinde arkadaş, komşu veya diğer tanıdıklara ayrıcalıklı muamele edilmesini de ifade etmektedir. İşyerinde işe alma sürecinde, çalışanlar ile ilgili kararlarda ve terfi konusunda eş-dost, ahbap ve arkadaşlara ayrıcalıklı bir şekilde davranmaya “favorizm” denmektedir (Büte, 2011a:387). 1.4. Siyasi Kayırmacılık (Cronyism) Araslı ve Tümer kronizmi, bir kimsenin beceri, kabiliyet, başarı ve eğitim düzeyi gibi işin gerektirdiği niteliklere sahip olmaksızın sadece çok eski yakınlarına özellikle de politik tercihe yakınlık gibi nedenlerle ayrıcalıklı bir şekilde davranma olarak tanımlamışlardır (Büte, 2011a:387). Siyasal süreç içerisinde siyasal partilerin iktidara geldikten sonra kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan “üst düzey bürokratları” görevden alarak bu görevlere yine siyasal yandaşlık, ideoloji, nepotizm kronizm gibi faktörler esas alınarak yeni kimseler atamaları bazen yaygın bir durum arz edebilmektedir. Bu duruma literatürde “patronaj” adı verilmektedir (Özsemerci, 2003:22).

83


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

2. Literatür Taraması Bireylerin gruplar arası davranış sergilemeleri, yani kendi gruplarını kayırıp diğer grupları yermeleri ve grupla rarası çatışmaya girmeleri için gerekli ve yeterli olan koşulların ne olduğu sorusuna dair yanıtı Tajfel ve arkadaşları, en küçük grup paradigması araştırmalarıyla vermişlerdir. Bu araştırmacılar, lise öğrencileriyle gerçekleştirdikleri bir araştırmada, katılımcılara, bir karar verme araştırmasına katılacaklarını söylemişler ve ardından katılımcılar tümüyle rastlantısal olarak iki ayrı gruba atanmışlardır. Ancak onlara, Kandinsky ve Klee adlı ressamların eserlerine yönelik seçimleri temelinde gruplandırıldıkları belirtilmiştir. Her denek, tek başına bir odaya alınarak kendisinin yer almadığı denek çiftlerine (biri kendi grubundan, diğeri öbür gruptan) bir miktar parayı dağıtması istenmiştir. Sonuçlar, katılımcıların kendi gruplarını büyük oranda kayırdıklarını göstermiştir. Bu gruplar, çok önemsiz sayılabilecek bir ölçüte göre oluşturuldukları, hiçbir geçmişleri ve olası bir gelecekleri olmadığı, deneklerin birbirlerini görüp tanımadıkları ve ödül dağıtılırken kendileri ödül alanların içinde yer almadığı halde, yani bireysel bir çıkarları olmadığı halde iç-grup kayırmacılığı gözlenmiştir (Demirtaş, 2003:137) Diğer taraftan kayırmacılığın olumlu etkileri de yapılan araştırmalarda ortaya çıkmıştır. Örneğin, Daily ve Reuschling (1980) birlikte yapmış oldukları bir araştırmaya göre; nepotizmin küçük aile şirketlerinde kendini örgüte adamış çalışanların tespit edilmesinde etkili bir yol olduğunu, kayırılan akrabaların, rastgele seçilecek bireylerden daha etkili bir katılım gösterdiğini ve nepotizmin aile ortamını oluşturmaya katkı sağlayarak akraba ya da akraba olmayan tüm çalışanların moralini ve iş tatminlerini arttırdığını ifade etmişlerdir (Büte, 2011a:387). Bir başka çalışma da Nepotizm algısı ile iş tatmini arasındaki ilişkiyi araştırmaktadır. Nepotizm algısı ile iş tatmini arasındaki ilişkiyi incelemek için Muğla ilinde faaliyet gösteren aile işletmesi niteliğindeki mermer işletmelerinin çalışanlarından veri toplanmış ve araştırma verileri beş mermer işletmesinin iki yıl ve daha uzun süredir işletmede bulunan 123 çalışanından anket ile toplanmıştır (Asunakutlu & Avcı, 2010:94). Çalışmanın sonucunda, kayırmacılık algısının üç boyutta ortaya çıktığı görülmektedir. Bu boyutlar, terfi, işlem, ve işe alma boyutudur. Çalışmada kayırmacılık algısı ile iş tatmini arasında beklendiği ve literatürde yer alan çalışmalarda da vurgulandığı gibi negatif bir ilişki olduğu dikkati çekilmektedir. Ancak, söz konusu çalışmada terfiye ilişkin kayırmacılık ile işlem kayırmacılığının iştatmini ile ilişkisi daha yüksek düzeydedir. Bu durum da, çalışanların kaynakların dağıtımı, beceri ve yeteneklerine göre terfi ettirilme, , çalışanlara karşı eşit davranma gibi konulardaki algılarının iş memnuniyetlerini olumsuz etkilediğine işaret etmektedir (Asunakutlu & Avcı, 2010:94). Nepotizm, favorizm ve kronizm arasındaki ilişki ile çalışanların şirkete olan güveni arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmada sonuç olarak nepotizm, favorizm ve kronizmin örgütsel güven üzerinde olumsuz etkisinin bulunduğu yönündeki hipotezler doğrulanmış, ve çalışmanın en temel bulgusu olarak her üç kayırmacılık türünün de örgütsel güveni azalttığı gösterilmiştir (Keleş & Özkan, 2011:11-14). 3. Araştırma 3.1. Araştırmanın Amacı ve Önemi Araştırmanın amacı incelenen işyerinde çalışanların kayırmacılık davranışı algılarının hangi düzeyde olduğunu saptamaktır. Kayırmacılığın, örgütsel ilişkilere zarar vererek, çalışanlar arasındaki ilişkileri zayıflatması, güven unsurunu olumsuz yönde etkilemesi, iş ortamında genellikle başarısızlığa neden olması bunlara bağlı olarak çalışanların memnuniyetini olumsuz etkilemesine neden olmasından dolayı böyle bir algının varlığının teşhisi önem arz etmektedir. 3.2. Araştırmanın Yöntemi Anket aracılığıyla toplanan veriler, SPSS 13 programından yararlanılarak veri girişi yapılmış, bunu takiben güvenilirlik analizi, ortalama, frekans, standart sapma hesaplanarak, t testi ve varyans (anova) analizleri yapılmıştır. 3.3. Araştırmanın Kısıtı

84


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Araştırmanın, Türkiye’deki bütün belediye iştiraklerini temsil etmeyip, sadece İstanbul ilinde faaliyet gösteren bir belediye iştirakinde çalışanlara uygulanması nedeniyle daha küçük bir evreni temsil etmektedir. 3.4. Araştırmanın Varsayımları Araştırmada;  Deneklerin araştırmanın amacına uygun olarak seçildikleri,  Çalışanların anket sorulannı okuyup anlayabildikleri,  Veri toplamak üzere geliştirilen ölçeğin araştırmanın amacını gerçekleştirmeye uygun olduğu,  Çalışanların içtenlikle ve tarafsız olarak cevap verdikleri farz edilmiştir. 3.5. Evren ve Örneklem Bu çalışma İstanbul ilinde faaliyet gösteren bir belediye iştirakinde çalışanlara uygulanmıştır. Toplam, 63 çalışandan 63’üne anket dağıtılmış, bunlardan 46 tanesine cevap alınmıştır. Çalışmanın örneklem grubunu 46 katılımcı oluşturmaktadır. Örneklem grubu evrenin % 20’ sinden büyük sayıda olma şartını taşımasından dolayı evreni temsil etmektedir. 3.6. Verilerin Toplanması İlgili işyerinden çalışmanın yapılabilmesi için izin alındıktan sonra, toplam sayısı 63 olan bütün çalışanlara anketler dağıtılarak, 46 çalışandan geri bildirim alınmıştır. Anketler iki hafta içerisinde toplanmıştır 3.7. Araştırmanın Değişken ve Hipotezleri Araştırmanın bağımlı değişkeni; Y→ Çalışanların işyerinde kayırmacılık davranışına ilişkin algılarıdır. Y1→ Terfi Y2→ İşlem Kayırmacılığı Y3→ İşe Alma Araştırmada, bağımsız değişkenler de şöyle belirlenmiştir; X1→

Yaş

X2→

Çalışma Süresi

X3→

Cinsiyet

X4→

Eğitim Seviyesi

X5→

Unvan

X6→ Medeni Durum X7→

İş Statüsü Araştırmanın Hipotezleri ise;  H1: Farklı cinsiyet gruplarındaki çalışanlar arasında, iş ilişkisi boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark yoktur.  H2: Farklı cinsiyet gruplarındaki çalışanlar arasında, işe alma boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark yoktur.  H3: Farklı cinsiyet gruplarındaki çalışanlar arasında, terfi boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark yoktur.  H4: İşyerinde farklı çalışma sürelerine sahip çalışanlar arasında, iş ilişkisi boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark yoktur.

85


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

 H5: İşyerinde farklı çalışma sürelerine sahip çalışanlar arasında, işe alma boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark yoktur.  H6: İşyerinde farklı çalışma sürelerine sahip çalışanlar arasında, terfi boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark yoktur.  H7: Farklı yaş gruplarında bulunan çalışanlar arasında, iş ilişkisi boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark yoktur.  H8: Farklı yaş gruplarında bulunan çalışanlar arasında, işe alma boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark yoktur.  H9: Farklı yaş gruplarında bulunan çalışanlar arasında, terfi boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark yoktur.  H10: Farklı eğitim düzeylerine sahip çalışanlar arasında, iş ilişkisi boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark yoktur.  H11: Farklı eğitim düzeylerine sahip çalışanlar arasında, işe alma boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark yoktur.  H12: Farklı eğitim düzeylerine sahip çalışanlar arasında, terfi boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark yoktur  H13: Farklı unvanlara sahip çalışanlar arasında, iş ilişkisi boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark yoktur.  H14: Farklı unvanlara sahip çalışanlar arasında, işe alma boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark yoktur.  H15: Farklı unvanlara sahip çalışanlar arasında, terfi boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark yoktur.  H16: Medeni durumları farklı çalışanlar arasında, iş ilişkisi boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark yoktur.  H17: Medeni durumları farklı çalışanlar arasında, işe alma boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark yoktur.  H18: Medeni durumları farklı çalışanlar arasında, terfi boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark yoktur.  H19 İş Statüleri farklı çalışanlar arasında terfi boyutunda kayırmacılık davranışı algı düzeyi bakımından anlamlı bir fark yoktur.  H20 İş Statüleri farklı çalışanlar arasında işlem kayırmacılığı boyutunda kayırmacılık davranışı algı düzeyi bakımından anlamlı bir fark yoktur  H21 İş Statüleri farklı çalışanlar arasında işe alma boyutunda kayırmacılık davranışı algı düzeyi bakımından anlamlı bir fark yoktur 3.8. Araştırmanın Bulgu ve Yorumları 3.8.1. Güvenirlilik Analizi Sonuçları Güvenirliliği ölçmek için kullanılan Alfa katsayısı; 1 ile 0 arasında değer almakta ve ölçeğin güvenirliliği katsayı değeri 1’e yaklaştıkça artmaktadır. Alfa katsayısının değerlendirilmesinde kullanılan ölçüt değerler genel olarak şöyledir: 0.00 <= alfa < 0.40 → Güvenilir değil, 0.40 <= alfa < 0.60 → Düşük güvenilirlikte, 0.60 <= alfa < 0.80 → Oldukça güvenilir, 0.80 <= alfa < 1.00 → Yüksek derecede güvenilir. Tablo 1: Güvenilirlik Analizi Sonuçları Cronbach's Alpha

Madde Sayısı

Terfi

0,79

5

İşlem Kayırmacılığı

0,85

7

86


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

İşe Alma

0,43

4

Toplam

0,88

16

Tablo 1’de her boyut için ayrı hesaplanan güvenilirlik analizlerine göre toplam 5 ifadeden oluşan terfide kayırmacılık ifadelerine ilişkin Cronbach's Alfa değeri; 0,79 ( oldukça güvenilir) olarak hesaplanırken, 7 ifadeden oluşan işlem kayırmacılığı ifadelerine ilişkin bu değer; 0,85 (yüksek derecede güvenilir) ve 4 sorudan oluşan işe almada kayırmacılık ifadelerine ilişkin de sözkonusu değer; 0,43 ( düşük güvenilir) olarak hesaplandığı görülmektedir. Toplam 16 ifadeden oluşan kayırmacılık ifadelerine ilişkin Cronbach's Alfa değeri ise; 0,88 çıktığından dolayı ölçeğin “yüksek güvenilir” düzeyinde olduğunu görmekteyiz. 3.8.2. Katılımcılara Ait Demografik Bulgular Tablo 2: Örneklemin Demografik Değişkenlerinin Dağılımı n

(Kişi Sayısı)

% (Yüzde)

Erkek

23

50

Kadın

23

50

20 – 35

41

89,13

36 – 45

3

6,52

46 yaş ve üzeri

2

4,35

Evli

23

50

Bekar

23

50

Lise

22

47,8

Üniversite

23

50

Eğitim Seviyesi

Master veya Doktora

1

2,2

İşyerindeki Çalışma Süresi (Yıl)

1 yıldan az

16

34,8

1 – 4 yıl

23

50

4 yıl ve üstü

7

15,2

Yönetici

3

6,5

Unvan

Ast

43

93,5

İşyerindeki İş Statüsü

Tam Süreli

42

91,3

Kısmi Süreli

4

8,7

Cinsiyet

Yaş

Medeni Durum

87


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Araştırmada yer alan toplam 46 katılımcının, 23’ü (% 50) erkek, 23’ü (% 50) kadındır. Katılımcılardan, 20-35 yaş aralığında bulunan 41 kişi ( % 89,13) iken, 36-45 yaş aralığında bulunan 3 kişi ( % 6,52), 46 yaş ve üzerindeki kişi sayısı da 2’ (% 4,35) dir. Katılımcıların 23’ü (% 50) evli iken, 23’ü (% 50) bekardır. Toplam 46 katılımcıdan 22’si ( % 47,8) lise seviyesinde eğitim düzeyindedir. Üniversite eğitim seviyesine sahip kişi 23 (% 50) iken, master veya doktora eğitim seviyesinde olan 1 (% 2,2) kişi mevcuttur. İşyerindeki çalışma süresine göre 1 yıldan az bir süre çalışan sayısı; 16 kişi (% 34,8), 1 yıldan fazla ve 3 yıldan 4 yıla kadar çalışan sayısı; 23 kişi (% 50), 4 yıl ve üzeri çalışan sayısı; 7 (% 15,2) kişidir. Araştırmaya katılanlardan 3 kişi ( % 6,5) yönetici, 43 kişi (% 93,5) ast çalışan iken, 42 kişi (% 91,3) tam süreli olarak 4 kişi de (% 8,7) kısmi süreli olarak çalışmaktadır. Toplam 46 katılımcıdan 11’i (% 23,9) “Nerelisiniz?” sorusuna İstanbul olarak cevap verirken, 3 kişi (% 6,5) Bursa, 2’ şer kişi de (% 21,7) Samsun, Kastamonu, İzmir, Ankara ve Bayburt olarak, diğer 23 kişi de (% 50); Eskişehir, Kırıkkale, Giresun, Muş, Sivas, Bolu, Hatay, Erzurum, Trabzon, Kars, Sinop, Muğla, Kayseri, Konya, Burdur, Elazığ, Niğde, Iğdır, Rize, Edirne, Batman, Çankırı ve Tekirdağ olarak cevap vermiştir. 3.8.3. Katılımcıların Yanıtlarına İlişkin Frekans Dağılımları ve Ortalamalar Çalışanların kayırmacılık davranışına ilişkin algılarının anket yoluyla tespit edilmek istendiği bu araştırmada, verilen cevaplara ilişkin frekans dağılımları ve ortalamalar tespit edilmiş olup bu sorulara verilen yanıtlara ilişkin 5 farklı düzey mevcuttur. Sorular, 5’li Likert ölçek ile hazırlanarak, Kesinlikle Katılmıyorum→ 1, Katılmıyorum→ 2, Kararsızım→ 3, Katılıyorum→ 4 ve Kesinlikle Katılıyorum→ 5 olarak kodlanmıştır. Sorulara verilen yanıtların puan ortalaması 1 ile 5 arasında değişmektedir. Yanıt ortalamalarının 1’e yakın olması bahsi geçen duruma ilişkin olumsuz düşünceyi belirtirken, 5’e yakın olması durumla ilgili olumlu düşünüldüğü anlamına gelmektedir. Tablo 3, Tablo 4 ve Tablo 5’te, terfi, işlem kayırmacılığı ve işe alma boyutlarında ortalama ve standart sapmalar görülürken, Tablo 6’da da katılımcıların işyerindeki kayırmacılık davranışı algılarına ilişkin sorulan sorulara verdikleri yanıtlarla ilgili ortalama ve standart sapmalar görülmektedir. Anketin ilk bölümünde yer alan 5 soru; “Terfide Kayırmacılık” algısının ölçülmesi için, ikinci bölümünde yer alan 7 soru “İşlem Kayırmacılığı” algısının ölçülmesi için ve son bölümde yer alan 4 soru da “İşe Alma Sürecinde Kayırmacılık” algısının ölçülmesi için kullanılmıştır. Tablo 3:Terfi Boyutuna Göre Ortalama ve Standart Sapma N

Min.

Max.

Ortalama

Standart Sapma

46

7

35

4,16

1,17

Terfi boyutuna göre yapılan ölçümde ortalama 4,16 olarak hesaplanmıştır. Dolayısıyla katılımcıların bu boyuttaki sorulan sorulara katıldıkları anlaşılmaktadır. Tablo 4:İşlem Kayırmacılığı Boyutuna Göre Ortalama ve Standart Sapma N

Min.

Max.

Ortalama

Standart Sapma

46

8

20

1,86

0,36

İşlem Kayırmacılığı boyutuna göre yapılan ölçümde ortalama 1,86 olup, katılımcılar kesinlikle katılmamakla birlikte bu boyutta sorulan sorulara katılmamaya daha yakındır. Tablo 5:İşe Alma Boyutuna Göre Ortalama ve Standart Sapma N

Min.

Max.

Ortalama

Standart Sapma

46

5

25

3,59

1,12

88


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

İşe Alma boyutuna göre yapılan ölçümde ortalama 3,59 olup, katılımcılar kararsız olmakla birlikte bu boyutta sorulan sorulara katılmaya daha yakındır Tablo 6:İşyerinde Kayırmacılık Davranışları Ölçeği Soruları, Standart Sapma ve Ortalamaları Ortalama

Standart Sapma

1- Bu işyerinde çalışanların terfi etmesinde bilgi, beceri ve kabiliyetlerin ikinci planda kaldığını düşünüyorum.

3,00

1,26

2- Bu işyerinde ne kadar başarılı olursam olayım, yöneticilere yakın olan kişilerin önüne geçemeyeceğimi düşünüyorum.

2,59

1,18

3- Bu işyerinde çalışanların terfi ettirilmesinde akrabalık ve hısımlık ilişkilerinin öncelikle dikkate alındığını düşünüyorum.

2,70

1,09

4- Bu işyerinde hemşerilik bağı olan çalışanların daha kolay terfi ettiğini düşünüyorum.

2,80

1,15

5- Bu işyerinde çalışanların terfi ettirilmesinde objektif kriterlerin (Performans, Liyakat, Kıdem v.b. faktörler) uygulandığını düşünüyorum.

3,28

1,39

6- Bu işyerinde yöneticilere yakın olan kişilere, diğer çalışanlara göre daha fazla değer verildiğini düşünüyorum.

3,07

1,34

7- Bu işyerinde yöneticilerin yakın olan kişileri işten çıkarmanın veya onlara ceza vermenin oldukça zor olduğunu düşünüyorum.

3,20

1,19

8- Bu işyerinde yöneticilerin tanıdığı olan kişilerden diğer çalışanların çekindiğini düşünüyorum.

2,61

1,08

9- Bu işyerinde yönetim kadrosunda tanıdığı olanların, işyerinin imkânlarından (eğitim, sosyal imkânlar gibi) daha kolay (veya fazla) yararlandığını düşünüyorum.

3,17

1,10

10-Bu işyerinde yöneticilere yakın olan kişilerin diğer çalışanlara göre daha kolay izin aldığını düşünüyorum.

2,98

1,22

11- Bu işyerinde ücretlerin yöneticilere yakınlıklara göre farklılaştığını düşünüyorum.

2,41

0,96

12- Bu işyerinde ücretlerin objektif kriterlere göre belirlendiğini düşünüyorum.

3,35

1,16

13- Bu işyerinde eleman alımında tanıdıklara öncelik verildiğini düşünüyorum.

3,33

1,03

14- Bu işyerinde personel alımında referansın belirleyici bir faktör olduğunu düşünüyorum.

3,76

1,06

15- Bu işyerinde yöneticilere yakın olanlara, diğerlerine kıyasla daha az iş verildiğini düşünüyorum.

2,67

1,01

16- Bu işyerinde eleman alımlarının objektif kriterlere göre gerçekleştirildiğini düşünüyorum.

3,26

1,08

Tablo 6’yı incelediğimizde her bir yanıtın kararsız sınırında olduğunu görmekteyiz. Terfi boyutunda 1. ve 5. soruların nispeten aynı boyuttaki sorulara göre daha yüksek bir değer aldığını, işlem

89


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

kayırmacılığı boyutunda ise; 6., 7., 9. ve 12. soruların aynı boyuttaki diğer sorulardan daha yüksek bir değer aldığını işe alma boyutunda da sadece 15. sorunun, aynı boyuttaki diğer sorulara göre düşük değer aldığını, ve 14. sorunun, katılıyorum ifadesine yakın bir anlam taşıdığını söyleyebiliriz. 3.8.4. Hipotezlerin Testi 3.8.4.1. Çalışanların Verdikleri Yanıtların Demografik Değişkenlerle İlişkisi ( T testi ve varyans analizi) Tablo 7: Terfi Boyutunda Kayırmacılık Davranışı Algısının Cinsiyet ile İlişkisi Cinsiyet

N

Ortalama

Standart Sapma

Erkek

23

4,01

1,31

Kadın

23

4,30

1,01

Serbestlik Derecesi

Anlamlılık Düzeyi (p)

t

44

0,85

0,40

Yapılan t testi sonucunda kayırmacılık davranışı algısına ilişkin t değeri 0,85 ve anlamlılık değeri p= 0,40 olarak hesaplanmıştır. (p > 0,05) Bu durumda H1 hipotezi kabul edilir. Yani erkek ve kadın çalışanlar arasında, terfi boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark olmadığı sonucuna varılır. Tablo 8:İşlem Kayırmacılığı Boyutunda Kayırmacılık Davranışı Algısının Cinsiyet İle İlişkisi Cinsiyet

N

Ortalama

Standart Sapma

Erkek

23

1,88

0,34

Kadın

23

1,84

0,39

Serbestlik Derecesi

Anlamlılık Düzeyi (p)

T

44

0,40

0,69

Tablo 8’de kayırmacılık davranışı algısına ilişkin t değeri 0,40 ve anlamlılık değeri p= 0, 69 olarak hesaplanmıştır. (p > 0,05) Bu durumda H2 hipotezi kabul edilir. Yani erkek ve kadın çalışanlar arasında, işlem kayırmacılığı boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark olmadığı sonucuna varılır. Tablo 9: İşe Alma Boyutunda Kayırmacılık Davranışı Algısının Cinsiyet İle İlişkisi Cinsiyet

N

Ortalama

Standart Sapma

Erkek

23

1,93

0,67

Kadın

23

2,18

0,60

Serbestlik Derecesi 44

Anlamlılık Düzeyi (p)

T

1,36

0,18

Tablo 9’da da kayırmacılık davranışı algısına ilişkin t değeri 1,36 ve anlamlılık değeri p= 0,18 olarak hesaplanmıştır. (p > 0,05) Bu durumda H3 hipotezi kabul edilir. Yani erkek ve kadın çalışanlar arasında, işe alma boyutunda kayırmacılık davranışıyla ilgili algı düzeyleri bakımından anlamlı bir fark olmadığı sonucuna varılır. Tablo 10:Terfi Boyutunda Kayırmacılık Davranış Algısının Çalışma Süresi İle İlişkisi Çalışma Süresi

N

1 yıldan az

16

4,30

1,22

1-4 yıl

23

4,20

0,95

4 yıl ve üzeri

7

3,80

1,57

Ortalama

Standart sapma

F

Serbestlik derecesi

Anlamlılık değeri (p)

0,54

2

0,59

90


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Yukarıdaki tabloda yapılan varyans analizi sonucunda F= 0,54 ve anlamlılık değeri; 0, 59 olarak hesaplanmıştır. (p>0,05) dolayısıyla H4 Hipotezi kabul edilir. Terfi boyutunda kayırmacılık davranış algısının çalışma süresi ile ilişkisi yoktur. Tablo 11: İşlem Kayırmacılığı Boyutunda Kayırmacılık Davranış Algısının Çalışma Süresi İle İlişkisi Çalışma Süresi

N

1 yıldan az

16

1,91

0,45

1-4 yıl

23

1,83

0,33

4 yıl ve üzeri

7

1,84

0,28

Ortalama

Standart Sapma

F

Serbestlik derecesi

Anlamlılık değeri (p)

0,23

2

0,80

Tablo 11’de yapılan varyans analizi sonucunda F= 0,23 ve anlamlılık değeri; 0, 89 olarak hesaplanmıştır. (p>0,05) dolayısıyla H5 Hipotezi kabul edilir. İşlem kayırmacılığı boyutunda kayırmacılık davranış algısının çalışma süresi ile ilişkisi yoktur. Tablo 12: İşe Alma Boyutunda Kayırmacılık Davranışı Algısının Çalışma Süresi İle İlişkisi Çalışma Süresi

N

1 yıldan az

16

3,94

1,10

1-4 yıl

23

3,56

0,95

4 yıl ve üzeri

7

3,06

1,41

Ortalama

Standart Sapma

F

Serbestlik derecesi

Anlamlılık değeri (p)

1,86

2

0,17

Tablo 12’de yapılan varyans analizi sonucunda F= 1,86 ve anlamlılık değeri; 0, 17 olarak hesaplanmıştır. (p>0,05) dolayısıyla H6 Hipotezi kabul edilir. İşe alma boyutunda kayırmacılık davranış algısının çalışma süresi ile ilişkisi yoktur Tablo 13: Terfi Boyutunda Kayırmacılık Davranış Algısının Yaş İle İlişkisi Yaş

N

Ortalama

Standart Sapma

20 – 35

41

4,20

1,15

36 – 45

3

4

1,56

46 yaş ve üzeri

2

3,60

1,70

F

Serbestlik Derecesi

Anlamlılık Değeri (p)

0,27

2

0,77

Tablo 13’te yapılan varyans analizi sonucunda F= 0,27 ve anlamlılık değeri; 0, 77 olarak hesaplanmıştır. (p>0,05) dolayısıyla H7 Hipotezi kabul edilir. Terfi boyutunda kayırmacılık davranış algısının yaş ile ilişkisi yoktur. Tablo 14: İşlem Kayırmacılığı Boyutunda Kayırmacılık Davranış Algısının Yaş İle İlişkisi Yaş 20 – 35

N

41

Ortalama

1,83

Standart Sapma

0,38

F

Serbestlik Derecesi

Anlamlılık Değeri (p)

1,08

2

0,35

91


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

36 – 45

3

2,10

0,16

46 yaş ve üzeri

2

2,07

0,10

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Yapılan varyans analizi sonucunda Tablo 14’te de görülüğü üzere F= 1,08 ve anlamlılık değeri; 0, 35 olarak hesaplanmıştır. (p>0,05) dolayısıyla H8 Hipotezi kabul edilir. İşlem kayırmacılığı boyutunda kayırmacılık davranış algısının yaş ile ilişkisi yoktur Tablo 15: İşe Alma Boyutunda Kayırmacılık Davranış Algısının Yaş İle İlişkisi Yaş

N

Ortalama

Standart Sapma

20 – 35

40

3,61

1,09

36 – 45

3

3,67

1,28

46 yaş ve üzeri

3

3,13

2,30

F

Serbestlik Derecesi

Anlamlılık Değeri (p)

0,18

2

0,84

Tablo 15’te yapılan varyans analizi sonucuna göre F= 0,18 ve anlamlılık değeri; 0,84 olarak hesaplanmıştır. (p>0,05) dolayısıyla H9 Hipotezi kabul edilir. İşe alma boyutunda kayırmacılık davranış algısının yaş ile ilişkisi yoktur. Tablo 16:Terfi Boyutunda Kayırmacılık Davranışı Algısının Eğitim Düzeyi İle İlişkisi Eğitim Düzeyi

N

Ortalama

Standart Sapma

Lise

22

3,85

1,23

Üniversite

23

4,42

1,09

Lisansüstü

1

4,80

F

Serbestlik Derecesi

Anlamlılık Değeri (p)

1,49

2

0,24

Tablo 16’daki varyans analizi sonucunda F= 1,49 ve anlamlılık değeri; 0,24 olarak hesaplanmıştır. (p>0,05). Dolayısıyla, terfi boyutunda kayırmacılık davranışı algısının eğitim düzeyi ile ilşkisi yoktur. H10 kabul edilir. Tablo :17 İşlem Kayırmacılığı Boyutunda Kayırmacılık Davranışı Algısının Eğitim Düzeyi İle İlişkisi Eğitim Düzeyi

N

Ortalama

Standart Sapma

Lise

22

1,80

0,38

Üniversite

23

1,90

0,34

Lisansüstü

1

2,29

F

Serbestlik Derecesi

Anlamlılık Değeri (p)

1,14

2

0,33

Tablo 17’deki varyans analizi sonucunda F= 1,14 ve anlamlılık değeri; 0,33 olarak hesaplanmıştır. (p>0,05). Dolayısıyla, işlem kayırmacılığı boyutunda kayırmacılık davranışı algısının eğitim düzeyi ile ilşkisi yoktur. H11 kabul edilir. Tablo 18: İşe Alma Boyutunda Kayırmacılık Davranışı Algısı İle Eğitim Düzeyi İlişkisi Eğitim Düzeyi

N

Ortalama

Standart Sapma

F

Serbestlik

Anlamlılık

92


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Lise

22

3,35

1,26

Üniversite

23

3,80

0,97

Lisansüstü

1

4

Cilt:2 Özel Sayı

0,98

Ağustos 2014

Derecesi

Değeri (p)

2

0,38

Tablo 18’deki varyans analizi sonucuna göre F= 0,98 ve anlamlılık değeri; 0,38 olarak hesaplanmıştır. (p>0,05). H12 Hipotezi kabul edilir. Dolayısıyla, işe alma boyutunda kayırmacılık davranışı algısının eğitim düzeyi ile ilişkisi yoktur. Tablo 19: Terfi Boyutunda Kayırmacılık Davranışı Algısının İşyerindeki unvan ile ilişkisi Unvan

N

Ortalama

Standart Sapma

Yönetici

3

3,93

1,03

Ast

43

4,17

t

Serbestlik Derecesi

Anlamlılık Değeri (p)

0,34

44

0,74

1,19

Yapılan t testi sonucunda kayırmacılık davranışı algısına ilişkin t değeri 0,34 ve anlamlılık değeri p= 0,74 olarak hesaplanmıştır. (p> 0,05) Bu durumda H13 hipotezi kabul edilir. Yani terfi boyutunda yönetici ve ast çalışanlar arasında, kayırmacılık davranışını algılamada anlamlı bir fark olmadığı sonucuna varılır. Tablo 20: İşlem Kayırmacılığı Boyutunda Kayırmacılık Davranışı Algı Düzeyinin İşyerindeki Unvan İle İlişkisi Unvan

N

Ortalama

Standart Sapma

Yönetici

3

1,67

0,58

Ast

43

1,87

0,35

t

Serbestlik Derecesi

Anlamlılık Değeri (p)

0,95

44

0,35

Tablo 20’de yapılan t testine göre kayırmacılık davranışı algısına ilişkin t değeri 0,95 ve anlamlılık değeri p= 0,35 olarak hesaplanmıştır. (p> 0,05) Bu durumda H14 hipotezi kabul edilir. Yani işe alma boyutunda yönetici ve ast çalışanlar arasında, kayırmacılık davranışını algılamada anlamlı bir fark olmadığı sonucuna varılır Tablo 21: İşe Alma Boyutunda Kayırmacılık Davranışı Algı Düzeyinin İşyerindeki Unvan İle İlişkisi Unvan

N

Ortalama

Standart Sapma

Yönetici

3

3,33

0,76

Ast

43

3,61

t

Serbestlik Derecesi

Anlamlılık Değeri (p)

0,41

44

0,68

1,15

Tablo 20’de yapılan t testine göre kayırmacılık davranışı algısına ilişkin t değeri 0,41 ve anlamlılık değeri p= 0,68 olarak hesaplanmıştır. (p> 0,05) Bu durumda H15 hipotezi kabul edilir. Yani işe alma boyutunda yönetici ve ast çalışanlar arasında, kayırmacılık davranışını algılamada anlamlı bir fark olmadığı sonucuna varılır. Tablo 22: Terfi Boyutunda Kayırmacılık Davranışı Algısının Medeni Durum İle İlişkisi

93


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Medeni Durum

N

Ortalama

Standart Sapma

Bekar

23

4,30

1,12

Evli

23

4,01

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

t

Serbestlik Derecesi

Anlamlılık Değeri (p)

0,85

44

0,40

1,22

Tablo 22’de yapılan t testi sonucunda kayırmacılık davranışına ilişkin t değeri 0,85 ve anlamlılık değeri p= 0,40 olarak hesaplanmıştır. ( p>0,05) Bu durumda H16 hipotezi kabul edilmiş olmaktadır. Yani terfi boyutunda kayırmacılık davranışına ilişkin algının medeni durumları farklı çalışanlar arasında anlamlı bir fark yoktur. Tablo 23: İşlem Kayırmacılığı Boyutunda Kayırmacılık Davranışı Algısı İle Medeni Durum İlişkisi Medeni Durum

N

Ortalama

Standart Sapma

Bekar

23

1,83

0,38

Evli

23

1,89

t

Serbestlik Derecesi

Anlamlılık Değeri (p)

0,63

44

0,53

0,36

Tablo 23’te yapılan t testi sonucunda kayırmacılık davranışı algısına ilişkin t değeri 0,63 ve anlamlılık değeri p= 0,53 olarak hesaplanmıştır. ( p>0,05) Bu durumda H17 hipotezi kabul edilmiş olmaktadır. Yani işlem kayırmacılığı boyutunda kayırmacılık davranışına ilişkin algının medeni durumları farklı çalışanlar arasında anlamlı bir fark yoktur. Tablo 24: İşe Alma Boyutunda Kayırmacılık Davranış Algısı ile Medeni Durum İlişkisi Medeni Durum

N

Ortalama

Standart Sapma

Bekar

23

3,59

1,06

Evli

23

3,60

t

Serbestlik Derecesi

Anlamlılık Değeri (p)

0,03

44

0,97

1,21

Tablo 24’te yapılan t testi sonucunda kayırmacılık davranışı algısına ilişkin t değeri 0,03 ve anlamlılık değeri p= 0,97 olarak hesaplanmıştır. ( p>0,05) Bu durumda H18 hipotezi kabul edilmiş olmaktadır. Yani işe alma boyutunda kayırmacılık davranışına ilişkin algının medeni durumları farklı çalışanlar arasında anlamlı bir fark yoktur. Tablo 25: Terfi Boyutunda Kayırmacılık Davranış Algısı ile İş Statüsü İlişkisi İş Statüsü

N

Ortalama

Standart Sapma

Tam Süreli

42

4,26

1,11

Kısmi Süreli

4

3,10

t

Serbestlik Derecesi

Anlamlılık Değeri (p)

1,95

44

0,06

1,41

Tablo 25’te yapılan t testi sonucunda kayırmacılık davranışı algısına ilişkin t değeri 1i95 ve anlamlılık değeri p= 0,06 olarak hesaplanmıştır. ( p>0,05) Bu durumda H24 hipotezi kabul edilmiş olmaktadır. Yani terfi boyutunda kayırmacılık davranışına ilişkin algının çalışanların iş statüleri arasında anlamlı bir fark yoktur.

94


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Tablo 26: İşlem Kayırmacılığı Boyutunda Kayırmacılık Davranışı Algısı ile İş Statüsü İlişkisi İş Statüsü

N

Ortalama

Standart Sapma

Tam Süreli

42

1,86

0,38

Kısmi Süreli

4

1,82

t

Serbestlik Derecesi

Anlamlılık Değeri (p)

0,22

44

0,83

0,21

Tablo 26’da yapılan t testi sonucunda kayırmacılık davranışı algısına ilişkin t değeri 0,22 ve anlamlılık değeri p= 0,83 olarak hesaplanmıştır. ( p>0,05) Bu durumda H25 hipotezi kabul edilmiş olmaktadır. Yani işlem kayırmacılığı boyutunda kayırmacılık davranışına ilişkin algının çalışanların iş statüleri arasında anlamlı bir fark yoktur. Tablo 27: İşe Alma Boyutunda Kayırmacılık Davranışı Algısı ile İş Statüsü İlişkisi İş Statüsü

N

Ortalama

Standart Sapma

Tam Süreli

42

3,73

1,07

Kısmi Süreli

4

2,13

t

Serbestlik Derecesi

Anlamlılık Değeri (p)

2,96

44

0,00

0,43

Tablo 27’de yapılan t testi sonucunda t değeri; 2,96 olarak hesaplanmıştır. Anlamlılık düzeyi de 0,00’dır. p < 0,05 olduğundan dolayı işe alma boyutunda kayırmacılık davranışı algısı ile iş statüsü ilişkisi arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. H21 Hipotezi reddedilmiştir. Tam Süreli çalışanların işe alma boyutundaki ifadelere verdikleri yanıtların ortalamaları; 3,73’ tür. Yani kararsız düzeyinde olmalarına rağmen katılıyorum düzeyine de yakındırlar. Kısmi Süreli çalışanların işe alma boyutundaki ifadelere verdikleri yanıtların ortalamaları da 2,13’tür. Yani bu çalışanlar katılmıyorum düzeyindedirler. Tam Süreli çalışanların bu boyuttaki ifadelere verdikleri yanıtların standart sapması incelendiğinde standart sapmanın 1,07 (Standart Sapma > 1 ) olduğu görülmektedir. Bu da bize katılımcıların birbirlerinden uzak yanıtlar verdiğini göstermektedir. Kısmi Süreli çalışanların bu boyuttaki ifadelere verdikleri yanıtların standart sapması incelendiğinde de bu değerin 0, 43 (Standart Sapma < 1) olduğu görülmektedir. Yine bu değer de bize katılımcıların birbirine yakın yanıtlar verdiklerini göstermektedir. Sonuç ve Yorumlar Araştırmanın yapıldığı Belediye İştirakinin çalışanlarına yöneltilen ifadelerin yanıtları incelenmeye çalışılırken, güvenilirlik analizi, ortalama, standart sapma, t testi ve varyans (anova) analizlerinden yararlanılmıştır. Bu doğrultuda saptanan bulgular şunlardır: Araştırmada yer alan toplam 46 katılımcının, 23’ü erkek, 23’ü kadındır. Katılımcılardan, 20-35 yaş aralığında bulunan 41 kişi iken, 36-45 yaş aralığında bulunan 3 kişi , 46 yaş ve üzerindeki kişi sayısı da 2’dir. Katılımcıların 23’ü evli iken, 23’ü bekardır. Toplam 46 katılımcıdan 22’si lise seviyesinde eğitim düzeyindedir. Üniversite eğitim seviyesine sahip kişi sayısı 23 iken, master veya doktora eğitim seviyesinde olan 1 kişidir. İşyerindeki çalışma süresine göre 1 yıldan az bir süre çalışan sayısı 16, 1- 4 yıla kadar çalışan sayısı; 23 kişi , 4 yıl ve üzeri çalışan sayısı; 7 kişidir. Araştırmaya katılanlardan 3 kişi yönetici, 43 kişi ast çalışan iken, 42 kişi tam süreli olarak 4 kişi de kısmi süreli olarak çalışmaktadır. Toplam 46 katılımcıdan 11’i Nerelisiniz? sorusuna İstanbul olarak cevap verirken, 3 kişi, Bursa, 2’ şer kişi de Samsun, Kastamonu, İzmir, Ankara ve Bayburt olarak, diğer 23 kişi de; Eskişehir, Kırıkkale, Giresun, Muş, Sivas, Bolu, Hatay, Erzurum, Trabzon, Kars, Sinop, Muğla, Kayseri, Konya, Burdur, Elazığ, Niğde, Iğdır, Rize, Edirne, Batman, Çankırı ve Tekirdağ olarak cevap vermiştir.

95


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Anket sorularıyla yöneltilen ifadelerin güvenirliliği Cronbach's Alfa değeri ile ölçülmeye çalışılarak ortalama değer; 0,88 olarak elde edilmiş bu değer de bize ölçeğin “yüksek güvenilir” düzeyinde olduğunu göstermiştir. Katılımcıların vermiş oldukları yanıtların puan ortalamalarına bakıldığında, sadece terfi boyutuna göre yapılan ölçümde ortalamanın 4,16 olarak hesaplandığını görmekteyiz. Dolayısıyla katılımcıların, terfi boyutunda kayırmacılık olduğunu düşündüklerini söyleyebiliriz. İşe alma boyutuna göre yapılan ölçümde ortalama 3,59 olup, katılımcılar kayırmacılığın olup olmadığı konusunda kararsız olmakla birlikte bu boyutta sorulan sorulara katılmaya daha yakındırlar. İşlem kayırmacılığı boyutunda ise yapılan ölçüm ortalama 1,86 olup, katılımcılar kayırmacılığın olmadığı yönünde düşünce sergileyip kesinlikle katılmamakla birlikte bu boyutta sorulan sorulara katılmamaya daha yakındır. Katılımcıların demografik özelliklerinin, verdikleri yanıtlarda bir farklılık yaratıp yaratmayacağını ölçmek açısından her boyut için t testleri ve varyans (anova) analizleri yapılarak verilen cevaplara ilişkin, cinsiyet ve yaşlarına, unvanlarına, çalışma sürelerine, eğitim seviyelerine ve medeni durumlarına ilişkin farklılıklar taşımadıkları saptanmıştır. Yalnızca işe alma boyutunda statülerine göre anlamlı bir fark saptanmış, diğer boyutlarda yine anlamlı bir fark bulunamamıştır. Yapılan t testi sonucu işe alma boyutunda kayırmacılık davranışı algısının statüyle ilişkisinin olmadığı yönündeki hipotez 21, anlamlı bir fark bulunduğundan dolayı reddedilmiştir. Kaynakça Asunakutlu T. & Avcı,U. (2010). Aile İşletmelerinde Nepotizm Algısı ve İş Tatmini İlişkisi Üzerine Bir Araştırma. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 15(2), 9399. Aydın, İ. Kamuda Etik, Erişim Tarihi: 15.12.2013, http://www.tbmm.gov.tr/etik_komisyonu/belgeler/makale_KamudaEtik-InayetAydin.pdf. Büte, M. (2011a). Kayırmacılığın Çalışanlar Üzerine Etkileri İle İnsan Kaynakları Uygulamaları İlişkisi: Türk Kamu Bankalarına Yönelik Bir Araştırma. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 15 (1), 385-390. Büte, M.(2011b). Nepotizm ve İş Tatmini İlişkisinde İş Stresinin Aracı Rolü Var mıdır?. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 29, 176. Demirtaş, H. A. (2003). Sosyal Kimlik Kuramı, Temel Kavram ve Varsayımlar. İletişim Araştırmaları, 1(1), 137. Erişim Tarihi:02.01.14. http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/23/665/8472.pdf. Keleş,H. N. & Özkan,T. K. & Bezirci M. (2011 September) . A Study On The Effects Of Nepotizm, Favoritism And Cronyism On Organizational Trust In The Auditing Process In Family Businesses in Turkey, International Business & Economics Research Journal, 11-14. Ören, K. (2007). Sosyal Sermayede Güven Unsuru ve İşgücü Performansına Etkisi. Kamu-İş, 9 (1), 84. Özler, H. & Özler, D. & Gülten, E. & Gümüştekin, E.(2007). Aile İşletmelerinde Nepotizmin Gelişim Evreleri ve Kurumsallaşma. Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 17, 438. Özsemerci, K. (2003 Ekim). Türk Kamu Yönetiminde Yolsuzluklar, Nedenleri, Zararları ve Çözüm Önerileri. T.C. Sayıştay araştırma inceleme çeviri dizisi, 27, 22-23. Saylı H. & Kızıldağ, D. (2007) Yönetsel Etik ve Yönetsel Etiğin Oluşmasında İnsan Kaynakları Yönetiminin Rolünü Belirlemeye Yönelik Bir Analiz. Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, 9 (1), 232.

96


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

YENİ MEDYA ORTAMLARINDA AĞLAR OLUŞTURAN TOPLUMSAL HAREKET DENEYİMLERİ İdil Sayımer1

ÖZET Günümüzde İnternet‟le birlikte ortaya çıkan yeni medya ortamları bireysel ve toplumsal iletişim süreçleri ile birlikte yaşamın tüm alanlarını dönüştürmüştür. Yeni medyanın en önemli etkilerinden biri ise toplumsal hareketler üzerinde olmuştur. Farklı toplumsal muhalefet odaklarının, kurumların ve grupların bir araya gelerek örgütlenme ve bunu eyleme dökme pratikleri sosyal medya ortamlarında yeni ve farklı bir boyut kazanmıştır. İnterneti önemli bir araç olarak benimsediklerinden beri son yıllarda dünyanın birçok yerinde meydana gelen protesto ve işgal hareketleri; akışkan örgütlenme modelleri, lidersiz olma ve kendiliğindenlik özellikleri nedeniyle akademisyenlerin en çok araştırdıkları konuların başında gelmektedir. Günümüz toplumunu merkezsiz bir ağ olarak gören teoriler, siyasi katmanların üstlerinden de destek görerek toplumsal hareketlere birçok anlam yüklemekte ve İnterneti 21. yüzyıl‟ın Che Guevara‟sı olarak tanımlayan Hillary Clinton‟un danışmanı gibi, bu hareketlerin sosyal medya aracılığıyla kazandığı devrimci güçlerini vurgulamaktadırlar. Bu çalışmada, son yıllarda mobil teknolojilerin de yaygınlık kazanması ile birlikte artan sosyal medya kullanımının toplumsal hareketlere etkisi, kullanım biçimi ve yeni bir protesto kültürü ve anlatısının oluşumu sürecindeki rolü dünyadaki belli başlı hareket örnekleri üzerinden kuramsal olarak tartışılmaktadır. Giriş İletişim teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte hayatımıza giren

yeni medya

ortamlarının etkileşimsellik, kitlesizleştirme ve eşzamanlılık gibi temel özellikleri bireylerin fiziksel ortamda bir araya gelme zorunluluğunu ortadan kaldırmış, gerek bireysel gerekse toplumsal iletişimi önemli ölçüde etkilemiştir. Özellikle 2000‟li yıllardan sonra literatüre giren sosyal medya, İnternet ve akıllı telefon teknolojilerinin de gelişmesi ile birey ve 1

Doç. Dr. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü, sayimer84@yahoo.com

97


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

grupların İnternet üzerinden birbirleriyle gerçek zamanlı olarak diyalog kurmasına, çift yönlü veri ve enformasyon paylaşmasına olanak tanıması nedeniyle gün geçtikçe pek çok bağlamda etkin konuma gelmiş ve kullanımı hızla yaygınlaşmıştır. Sosyal medyanın bireye veya bir gruba fotoğraf, video, yazılı metin gibi herhangi bir içerik üretip kendi medyasını oluşturma ve bunu sanal dünyada paylaşma imkânı vermesi iletişim teknolojileri bakımından devrim sayılabilecek mahiyette bir gelişme sayılmaktadır. Ana akım medya aracılığıyla sesini duyuramayanlar için de önemli bir iletişim platformu haline gelen sosyal medya ortamlarında paylaşılan içerikler kolaylıkla dolaşıma sokulmakta ve böylece hızla dünya çapında etki yaratabilmektedir. Üstelik tamamen devletlerin ve tekellerin kontrolünde olan geleneksel medya ortam ve araçlarına kıyasla daha zor denetlenip kontrol altına alınabilmektedir. Tüm bu özellikleri nedeniyle yeni medya ortamları farklı toplumsal muhalefet odaklarının, kurumların ve grupların bir araya gelerek örgütlenebildikleri ve seslerini rahatça duyurabildikleri bir mecra durumuna gelmiştir. Dünyanın herhangi bir noktasında meydana gelen bir olaydan anında haberdar olmak, görüntülere erişmek artık mümkündür. Dolayısıyla coğrafi sınırları ortadan kaldırarak bireyleri sanal uzamda bir ağ üzerinde buluşturan web tabanlı hizmetler toplumsal hareketler üzerinde de dönüşüm yaratmıştır. Geçmişteki sınıf ve çıkar temelli hareketlerden, ağırlıklı olarak küreselleşme karşıtı, kültürel ve kimlik temelli hareketlere dönüşen yeni hareketler toplumda yeni bir siyasi ve sosyal ilişki biçimi yaratırken sosyal medyanın sağladığı iletişim pratiklerinin bolluğu ve çeşitliliği ile sürekli olarak yeniden şekillenmektedir. Sosyal medya bu anlamda esasen farklı coğrafi alanlarda dağınık halde bulunan bireylere kılavuzluk ederek fiziksel olarak bir araya gelmelerini kolaylaştırmakta ve sembolik bir kamusal alan kurma sürecinin sorumluluğunu üstlenmektedir. New York Üniversitesi‟nde Profesör olan tekno-iyimser sosyal medya teorisyeni Clay Shirky‟nin, grup oluşturmanın yeni biçimlerini mümkün kılan yeni araçlar olarak tanımladığı sosyal medya (2008: 54), toplumsal hareketler bağlamında siyasetin yüksek katmanları tarafından da öne çıkarılmıştır. Mısır‟daki toplumsal hareketlerde sosyal medyanın yükselişi ABD Dışişleri Bakanlığı‟nın İnternet özgürlüğü gündeminin yeniden önem kazanmasına neden olmuş, Hillary Clinton‟ın inovasyondan sorumlu danışmanı Alec Ross, Arap Baharı‟nın yükselişiyle birlikte İnterneti 21. yüzyılın Che Guevara‟sı olarak tanımlamıştır (Halliday, 2011). Söz konusu çerçevede hazırlanan bu inceleme yazısında toplumsal hareketlerin kökeni ve doğası hakkında bilgi verilerek yeni olarak nitelendirilen toplumsal hareketlerin ne‟liği ve bu bağlamda iletişim teknolojilerinin hareketler üzerindeki etkileri tartışılacaktır. Bugün sosyal medyada örgütlenen, genişleyen ve tüm dünyayı içine taşıyan toplumsal hareketler 98


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

yeni bir uzam biçimi inşa ederken, sosyal ağlar bu deneyimlerin iletilmesine ve güçlenmesine olanak sağlamakta, dayanışma, müzakere ve stratejik planlama forumu yaratmaktadır. Çalışmada Arap dünyası, İzlanda, İspanya, Wall Street ve Gezi Parkı gibi dünyanın birçok yerinde ortaya çıkan hareket örnekleri üzerinden İnternet tabanlı yeni medyanın ağlar oluşturma gücü vurgulanacaktır. Toplumsal Hareketlerin “Yeni”liği Üzerine Toplumsal hareketler demokratik toplumlarda yurttaşların toplumsal ya da siyasi konularda kaygılarını ve muhalif duruşlarını ortaya koymalarını sağlamaktadır. Giddens (2000: 540-541) toplumsal hareketleri “yerleşik alanın dışındaki toplu eylemler yoluyla, ortak bir çıkarı korumak ya da ortak bir hedefe erişmeyi sağlayabilmek için girişilen toplu bir çaba” olarak tanımlamaktadır. Bu tanımlamaya göre toplumsal hareketler, ortak bir amaca hizmet etmekte, belli toplumsal sorunlarla ilgili farkındalık yaratmak, çözüm üretmek için gerçekleştirilmekte, dolayısıyla ortak bir amaca hizmet etmektedir. Toplumsal değişimlerin yarattığı belirsizlik ve çatışmalardan kaynaklanabildiği gibi toplum içinde yer alan farklı grupların istek ve beklentilerini ifade etme biçimi olarak da ortaya çıkan toplumsal hareketler kendi içlerinde çatışma ve reformist bakış açılarını barındırmaktadır. Kökleri, insanların adalet özlemiyle durmaksızın karşı koydukları, bütün toplumlarda var olan adaletsizlikte yatan toplumsal hareketler (Castells, 2013:25), tarih boyunca, toplumun kurumlarını dönüştüren yeni değer ve hedeflerin üreticisi olmuştur; bu kurumlar toplumsal hayatı örgütleyecek yeni normlar yaratarak bu değerleri temsil eder hale gelmiştir. Toplumsal hareketler en başta, kurumsal iktidara sahip olanların denetiminden bağımsız özerk bir iletişim süreciyle kendi kendilerini kurarak karşı iktidarı icra ederler. Kitlesel medya büyük ölçüde hükümetler ve medya kurumları tarafından kontrol edildiğinden, ağ toplumunda iletişimsel özerklik en başta İnternet ağlarında ve kablosuz iletişim platformlarında inşa edilir (Castells, 2013: 23). Tarihsel olarak toplumsal hareketler özgül iletişim mekanizmalarının varlığına dayalı olmuşlardır: elden ele, kulaktan kulağa yayılan, kürsüden, basından ya da mevcut herhangi bir iletişim kanalından çıkan söylentiler, vaazlar, broşürler ve manifestolar. Zamanımızda çok biçimli dijital yatay iletişim ağları tarihteki en hızlı ve en özerk etkileşime dayalı, yeniden programlanabilir ve kendi kendini genişleten iletişim araçlarıdır. Toplumsal harekette yer alan bireyler arasındaki iletişim süreçlerinin nitelikleri toplumsal hareketin örgütsel niteliklerini belirler: iletişim ne kadar etkileşime açık ve kendi kendini yapılandırır olursa örgüt o kadar az 99


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

hiyerarşik, hareket katılıma o kadar açık olur. Dijital çağda ağlar oluşturan hareketlerin yeni bir tür toplumsal hareketi temsil etmesin nedeni budur (Castells, 2013: 28). Toplumsal hareketler konusundaki yaklaşımlardan biri „yeni toplumsal hareketler‟dir (Habermas, 1981; Offe, 1985). Yeni toplumsal hareketler paradigması sosyal hareketleri süper-bürokratik modern toplumsal yapıda yer alan karşıtlıkların hem semptomları ve hem de bu karşıtlıkların çözümü olarak görmektedir. Sosyal hareketler insan otonomisinin genişleyen alanları ile post-endüstriyel gelişmenin mantığı içinde yer alan ve giderek büyüyen düzenlemeler arasındaki gerilimi açıkça dile getirmektedirler. Bu karşıtlık pek çok yeni anlaşmazlığa yansımaktadır ki Habermas‟a göre (1981: 34) daha ziyade kültürel yeniden üretimler, sosyal entegrasyon ve sosyalizasyon alanları gibi materyalin yeniden üretimi alanlarında ortaya çıkan yeni çatışmalar partiler ve organizasyonlar tarafından kanalize edilmiyorlar. Yeni toplumsal hareketler, özellikle 1960′ların sonlarında ortaya çıkan ve toplumsal yapının farklı katmanlarındaki çelişki ve çatışmalar üzerinde hareket eden, o alanların sorun, çözüm ve taleplerini öne çıkaran sosyal-muhalif hareketleri tanımlamak için kullanılmaktadır. Eski sosyal hareketlere karşı yeni toplumsal hareketler birey ve devlet arasındaki yeni toplumsal çatışmalardan besleniyor denilebilir. Yeni toplumsal hareketlerin, “yeni” olarak tanımlanmasının en önemli özelliği söz konusu hareketlerin geleneksel kitle hareketlerine kıyasla farklılaşmış, daha parçalı ve özel konular eksenindeki meselelere odaklanmalarıdır. “Eski” ve yeni hareketler arasındaki farklılıklar sadece ilgi alanları ve taleplerle sınırlı değildir. Bu hareketlerin örgütlenme, eylem yapma ve söylem biçimlerinin de daha önceki kitle hareketlerinden farklılaşmış olmalarıdır. Mücadelelerin tek bir yapıda değil farklı konu ve araçlarla sürdürülmesini destekleyen bu hareketler, postmodernizmin bütün yerine parçalara odaklanma eğilimi ile uyum göstermektedir. Yeni toplumsal hareketler direniş hareketleridir, hedef iktidarı ele geçirmek değil siyasal özneleri hareketlendirmektir (Benasayag, Aubenas, 2007). Toplumsal hareketler konusundaki yaklaşımlardan biri de Touraine ve Castells‟in temsil ettiği „aksiyon-kimlik‟ paradigmasıdır. Touraine‟e göre (1981 :77) sosyal hareketler anormal ya da patolojik değildir, bilakis doğal ve gereklidir, çünkü hem sosyal durgunluğu önler hem de toplumsal özgürlük de vaat ederler. Toplumsal olarak sosyo-ekonomik yeniden üretim sürecini yöneten ve sosyal normlara şekil veren hâkim sınıf enformasyonun kurumsal yapıları ve normlarını da oluşturan yatırımlar yapar, tüm bunları o topluma emrivaki yoluyla dayatır. Toplumsal hareketler tüm bu sınıfsal temelli sosyal formlara meydan okumaktadır.

100


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Endüstriyel kapitalizmin eski formu kademeli olarak yerini farklı modelde sınıfsal ilişkilere ve sınıfsal çatışmalara dayanan yeni post endüstriyel „programlanmış‟ topluma bıraktığını düşünen Touraine‟e göre programlanmış bir toplumda hakim sınıf teknokrasidir ve işçiler/çalışanlar statükoya karşı çıkan temel gruptur. Temel sınıf çatışması sosyo-ekonomik olmaktan ziyade sosyo-kültürel bir çatışmadır;

bilginin ve yatırımın kontrolü noktası

ekseninde dönüp durur. Touraine‟in ifadesiyle bir toplumsal hareket “belli bir sınıfsal aktörün, kendi tarihsel gerçekliğinin sosyal kontrolünü ele geçirmek için kendi sınıfının karşıtına karşı geliştirdiği organize, kolektif mücadelesidir” (Touraine, 1981: 77). Tarihsel gerçeklik içinde sınıflar belli bir ihtilaflı konu çerçevesinde birbirine karşı duruş geliştiren gruplardır. Hakim sınıf sosyal normları ve kültürel modelleri yaratmak için gücü elinde bulundurur; yönetilen sınıf hakim sınıfın izin verdiği ölçüde ve ona tabi olarak tarihsel konumunu yaratma iradesi gösterir ya da hakim sınıfın gücünü yıkmaya çalışır (Touraine, 1988: 110). Inglehart‟a göre (1977: 78-83) yeni protestolar toplumsal değişimin getirdiği, değişen yeni değerlerle ortaya çıkmaktadır. Maddi değerlerden postmateryal değerlere doğru değişen değerler sürecidir bu süreç. Post materyal değerlere doğru gelişen değişim aynı zamanda endüstriyel kapitalizmden enformasyonel kapitalizme doğru olan bir geçiştir ve bu ifade modern toplumun sınıfsal yapısını reddetmektedir. Öte yandan geç kapitalizm hala bir sınıf toplumudur, gelir dağılımında eşitsizlik, sosyal tabakalaşma ve sömürü düzeni mevcuttur. Tüketim toplumu olarak da ifade edilen bu toplumsal yapının değerlerindeki değişimler materyalist düşünce biçiminden farklılaşmamıştır, mülkiyet; güç, üretim ve eğitimle ilgilidir. Harter (2011: 18), yeni toplumsal hareketlerin 1960‟lı yılların sonunda parçalanan „Yeni Sol‟un ürünleri olduğunu öne sürmektedir. Yeni Sol; barış hareketi, çevre hareketi, öğrenci hareketi, kadın hareketi ve eşcinsellerin özgürlüğü hareketi gibi tek bir konu ekseninde toplanan kalabalıklara bölünmüştür. Tek konu eksenli grupların ortaya çıkışı bazı akademisyenlere özellikle eski sol olarak ele alınan, işçi ve sendikalardan oluşan geleneksel toplumsal hareketlerin bu konuları gündeme getirmede yetersiz kaldıklarını düşündürmüştür. İşte bu bölünmüş sosyo politik ortam 1970‟lerin yeni toplumsal hareketler teorisinin ve aktivizm patlamasının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yeni toplumsal hareketler teorisinin köklerini marksistlerin savaş sonrası dönemde kapitalist sistem içindeki farklı sosyal oluşumları açıklama girişimlerine kadar götürmek doğru olabilir. Marcuse, Althusser ve Touraine etkisiyle sosyologlar devrimci faktör olarak gördükleri “yeni çalışan sınıf” fikrini karşılayan teoriler üzerinde çalışmaya başladılar (Harter, 2011: 10). 101


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Bu fikirleri geliştirerek “yeni çalışan sınıf” teorisini ortaya atan kuramcı Fransız sosyolog Alaine Touraine “The May Movement Revolt and Reform: May 1968 – the Student Rebellion and Workers’ Strikes – the Birth of a Social Movement” isimli çalışmasında Mayıs hareketinin de gösterdiği gibi mevcut kapitalizm çağının yeni bir “çalışan sınıf” ortaya çıkardığını öne sürmektedir. Modern endüstriyel kapitalizmin yeni bir “çalışan sınıf” yarattığını tartışan Touraine, böylece Ortodoks marksizmden farklılaşmaktadır. Ona göre bu yeni çalışan sınıf endüstri işçilerinden değil, profesyonellerden oluşmaktadır. Mayıs hareketinin baş aktörleri de işçiler değil profesyonellerdir. Touraine öne sürdüğü “yeni çalışan sınıf” teorisini, Fransa‟daki „anti-nükleer‟ hareket ile Polonya‟daki „dayanışma‟ hareketine uygulamıştır (Harter, 2011: 14-16). Touraine‟in analizinin temelinde gelişmiş modern endüstri toplumlarındaki sınıfsal ilişkilerin değişmiş olduğu teması bulunmaktadır. Buna göre geleneksel işçilerin yerine profesyonellerin geçtiği gelişmiş kapitalizm modeli, sermaye ile işçi arasında yeni bir tür ilişkinin doğmasına neden olmuştur. Bu yeni ilişki profesyonellerin ileri kapitalist endüstriler için gereken sofistike teknolojilerden sorumlu olmalarıyla gelişir. Touraine‟e göre Mayıs 1968 hareketinde yer alan bu teknisyenler, memurlar, mühendisler, araştırmacılar, bilim insanları ve adı geçen mesleklerin eğitimini alan öğrenciler, sadece yeni bir toplumsal hareket başlatmakla kalmadılar aynı zamanda yeni bir toplumsal sınıf da oluşturdular (Harter, 2011: 18). Melucci

(1991:57)

yeni

toplumsal

hareketlerin

değişik

gruplarla

diyaloglar/mücadeleler yoluyla kolektif kimliğin inşa edildiği toplumsal ilişkiler ağı olduğunu belirtir. Bu ağ içersinde bir hareketin bireylere değişik üyelikler roller ve deneyimler arasında parçalanmış kimlikleri yeniden inşa etmek için bir dayanak noktası sağladığının da altını çizmektedir. Melucci (1991) özellikle kolektif eylemlerin siyasal reformların yaşanmasına örgütsel kültürün değişmesine ve toplumsal pratiklerin yeniden tanımlanmasına neden olduğuna dikkat çekmektedir. Yeni Medya Ortamlarında Ağlar Oluşturan Yeni Toplumsal Hareket Deneyimleri 1990‟lı yıllarla birlikte hayatımıza giren İnternet, yaklaşık 25 yıllık bir süreçte yaşamın tüm alanlarında baskın bir rol oynamaya başlamıştır. İnternet‟in kullanım alanını genişleten Web 2.0 teknolojileri tarihte ilk kez fiziksel bir mekanda karşı karşıya gelme zorunluluğu olmadan insanların birbirleriyle 24 saat kesintisiz iletişim kurmalarına olanak tanımıştır. Bir araç ve ortam olarak sosyal medya uygulamalarının etkileşimselliğinden 102


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

faydalanan kullanıcılar web tabanlı uygulamalar sayesinde birer içerik üreticisi konumuna geçmiş, öte yandan da İnternet üzerinden yürütülen ticari eylemlere ve reklam verenlere pazarlanan tüketici olmuşlardır. Ancak önceleri sermaye birikim alanı olarak görülen İnternet ortamı bir taraftan da sanal dünyanın kamusal alanı olarak düşünülen ortamların gelişmesine izin vererek işlevsel bir rol üstlenmiştir. Toplumsal konularla ilgili farkındalık yaratmak, belli bir meseleye yönelik toplumsal müzakere başlatmak, ana akım medyanın yer vermediği konularla ilgili haberlerin dolaşıma girmesini sağlamak için de etkin biçimde kullanılan yeni medya ortamları son yıllarda tüm dünyada toplumsal hareketlerin eylem yaratmak üzere örgütlendikleri ve seslerinin duyurdukları temel mecralar olmuşlardır. Yeni medya ortamlarının bireyleri tanıştırdığı yeni sosyalleşme biçimi sosyal medya ile daha farklı ve gelişmiş iletişim kurma modelleri getirmiştir. 1980‟li yıllardan sonra dijital bir dünyaya doğan gençlik için siyaset yapma biçimi de farklılaşmıştır. Sosyal medyanın örgütlenme ve sesini duyurma anlamında önemli rol oynadığı Anonymous hareketi, Arap Baharı, Wall Street İşgali ve Gezi Direnişi hareketlerinde doğrudan demokrasi ve özgürlüklerin önemi en etkili biçimde vurgulanmıştır. Böylece farklı kimliklerin farklı mücadele alanlarında ön plana çıktıkları yeni toplumsal hareketler İnternet‟in gelişiyle birlikte daha fazla çeşitlenerek hızla kitlesel zemine ulaşmaya başlamıştır. Geleneksel işçi hareketlerinin öncü rolü içinde görülen hiyerarşik yapılanma, yeni toplumsal hareketlerde yerini yatay ilişkilere dayanan, esnek ve katılımcı bir yapıya bırakmıştır. Bu bağlamda sosyal medya, Gramsci'nin terimleriyle konuşacak olursak antikapitalist bir mücadele için hegemonya oluşturmakta yararlanılabilecek bir mevzi, yani sınıf mücadelesinin alanlarından biri olarak görülebilir (Özinanır, 2013). Teknolojiyi baskın bir iyimser yaklaşımla öne çıkaran Shirky (2008) sosyal medyanın grup oluşturmayı kolaylaştırmasını ve ona yeni devrimci biçimler kazandırmasını önemsemekte, bu yeni araçların iletişimimizi hızlı ve daha iyi bir hale getirmekle bireysel yaşamlarımızı da daha önce hiç olmadık şekilde kolaylaştırdığını öne sürmektedir. İletişimin hızlanması ve daha kaliteli hale gelmesi grup eylemlerine hız kazandırmakta ve etkin koordinasyon sağlama biçimleri yaratılmaktadır. Shirky‟e göre (2008: 53-55).yeni iletişim teknolojileri bilgiye daha fazla ulaşma imkânı sağladıkları için kamusal alanda konuşulan konular artmaktadır. Bu durum toplumsal olaylara katılımcılığın artmasına, dolayısıyla demokrasinin gelişmesine katkı sunacak koşulların gelişmesin neden olmaktadır.

103


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Zapatistalar Zapatistalar 90‟lı yılların yeni toplumsal hareketleri içinde en tanınmış ve ses getiren örneklerinden birisi olarak literatüre geçmiştir. Meksika hükümetinin Kuzey Amerika Ülkeleri Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA)'na hazırlanma sürecinde mısır ithalatı üzerindeki kısıtlamaları kaldırması ve yine kahve fiyatı üzerindeki koruyucu politikaları terk etmesi, ülkenin mısır ve kahve üretimine dayalı yerel ekonomisini çökme noktasına getirmiştir. Bu durum karşısında Meksika hükümetine protesto gösterileri ile seslerini duyurmayı başaramayan ve zapatistalar olarak anılan bir grup silahlı çiftçi, Meksika'nın güneyindeki Chiapas eyaletinde bulunan Lacandon Ormanı'nın yakınındaki yerel yönetimlere el koymuştur (Castells, 2006 ). Zapatistalar bu süreçte İnternet‟i etkin kullanarak mesajlarını tüm dünyaya duyurmayı ve kendilerine destek sağlamayı başarmışlardır. Meksika hükümeti ise davanın uluslararası düzeye taşınması ile birlikte zapatistalara karşı giriştiği her saldırı da büyük tepki görmüştür. 1995‟te Meksika hükümetinin Zapatista lideri Marcos‟u yakalamak için başlattığı operasyon karşısında verilen mücadelenin gerillalar tarafından internette duyurulmasıyla birlikte dünya çapında isyancılara destek olmak amacıyla birçok gösteri yapılmış, hem Meksika hem ABD hükümetleri isyancılarla görüşme masasına oturmaları için elektronik mesaj bombardımanına tutulmuştur. bu mücadele karşısında Meksika devleti, muhalif grupları bastırmak yerine, 1998 sonbaharı itibarıyla isyancılarla görüşme masasına oturmak zorunda kalmıştır (Kellner, 2004). İlerleyen yıllarda yayınlanan bildirileri ile Zapatistalar hareketlerinin amacının belli bir grubun ya da sınıfın hegemonyasını dayatmak olmadığını, özgürlük ve demokratik alan yaratmak olduğunu vurgulamışlardır. Zapatistaların mücadelesi 90‟lı yılların sonunda Seattle‟da, Prag‟da, Brüksel‟de, Cenova‟da neo liberal politikaları protesto eden birçok hareketin ilham kaynağı olmuş, 2001‟de on binlerin katıldığı Dünya Sosyal Forumunun "Başka bir dünya mümkün!" sloganı, tüm dünyanın hafızasına kazınmıştır. Kendiliğinden ve Lidersiz Toplumsal Hareket Pratikleri: Arap Baharı, İzlanda, Wall Street Son yıllarda dünyanın farklı coğrafyalarında meydana gelen toplumsal hareketlerin, kültürel ve kurumsal bağlamları tezat gösterdiği halde ortaya çıkış nedenlerinde benzerlikleri olduğu görülmektedir. Tunus ve İzlanda gibi birbirinden bahsi geçen bağlamlarda farklı olan ülkelerde patlak veren isyanlar ağır ekonomik krizlerin sonuçlarına karşı gelişmiş olmakla birlikte her iki ülkede de genel olarak siyasetçilerin ve hükümetlerin halkın iradesini temsil 104


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

etmediği algısı oluşmuştur. Siyasi hoşnutsuzluğa eşlik eden kapitalizm muhalefeti benzerlikleri sonuçta hareketlerin pratiklerine uzanmıştır. Cep telefonları ve İnternet ortamındaki sosyal ağlar bu hareketlerin örgütlenmesinde ve genişlemesinde, kitlelere bilgi aktarımında, eylemlerin gerçekleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. Daha sonra Mısır‟da, Wall Street İşgali‟nde, Gezi Parkı‟nda ve dünyada farklı yerlerde meydana gelen eylemlerin tümünde ağlar oluşturma pratikleri yaşanmıştır. Tunus ve İzlanda örneklerinde hareket, sembolik kamusal meydanların-Tunus‟ta sloganlar savrulmasından, Reykjavilk‟te tencerelere ve tavalara vurulmasına kadar (aynı eylemler Gezi Parkı Direnişi‟nde gerçekleşmişti)- hem tartışmalar hem protestolara maddi destek sağlamak amacıyla işgal edilmesiyle birlikte siberuzamdan kent uzamına çıkmıştır. Dijital sosyal ağlardan ve yeni yaratılmış bir kent cemaatinden oluşan melez bir kamusal alan, hem bir kendi üzerine düşünüm aygıtı hem de halk iktidarlarının bir ifadesi olarak hareketin kalbinde yatmaktadır (Castells, 2013: 53). Gerbaudo‟ya göre (2014: 9) sosyal medya esas olarak, son derece dağınık ve bireysel davranan bir kitlenin fiziksel biçimde toplanmasını kolaylaştıran ve bunda kılavuz rolü oynayan, sembolik bir kamusal alan kurma süreci şeklindeki bir araya gelme koreografisinin kurulmasının sorumluluğunu üstlenmiş haldedir. Arap Baharı olarak da tarihe geçen Tunus ve özellikle Mısır‟daki devrimler, toplumun çeşitli katmanlarından diktatörlük karşıtı bireyleri içine alan hareketler olmuştur. Geniş kesimlerin katıldığı hareketlerin ortak noktası lidersiz oluşları, sosyal medya üzerinden örgütlenip meydanlarda bir araya gelen eylemler olmalarıydı. İnternet ağları, cep telefonu ağları, önceden var olan sosyal ağlar, sokak gösterileri, kamusal meydanların işgalleri, camilerin çevresindeki Cuma toplaşmaları, bunların hepsi de Mısır devrimini başlatan kendiliğinden, büyük ölçüde lidersiz, çok biçimli ağların ortaya çıkmasını sağladı. Allagui ve Kuebler‟in değerlendirmesine göre: “Rus Devrimi‟nden halk inisiyatifini öğrendiysek Tunus ve Mısır‟daki Arap devrimleri de ağların gücünü göstermiştir” (aktaran Castells, 2013: 63). Sosyal medya ağları Mısır devriminde önemli bir rol oynamıştır. Göstericiler olayları cep telefonlarıyla kaydedip videoları YouTube ve Facebook üzerinden ülke halkıyla ve dünyayla genellikle canlı yayınla paylaşmışlardır. Facebook‟ta düşünüp taşınan, Twitter‟da koordine olan ve görüşlerini aktarıp tartışmalar yürütmek için yaygın biçimde blogları kullanan göstericilerin Tahrir Meydanı‟nda yarattıkları cemaat dayanışması, sonraki aylarda dünyada patlak veren Occupy [İşgal] hareketleri için bir örnek olmuştur (Castells, 2013). Sosyal medya aracılığıyla örgütlenen yeni toplumsal hareketlerin, Castells, Allagui ve Kuebler‟in ağ literatüründe vurguladıkları “lidersizlik” ve “kendiliğindenlik” özelliklerine karşı Paolo Gerbaudo (2014), sosyal medyanın akışkan ve informel örgütlenme pratikleri için 105


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

uygun kanallar yaratıyor olmasının, günümüz hareketlerinin iddia edildiği gibi lidersiz oldukları anlamına gelmediğini öne sürmektedir. Gerbaudo‟ya göre (2014) sosyal medyanın kullanılması, sosyal medyanın etkileşimli ve kişisel karakterinden faydalanmak suretiyle yeni dolaylı ya da „koreografik‟ liderlik biçimlerinin ortaya çıkmasıyla paralellik göstermektedir. Etkili Facebook sayfa yöneticileri (admins) ve eylemci twit yoldaşları, zeminin belirlenmesinde ve içinde kolektif eylemin serpilebileceği bir duygusal alanın kurulmasında söz sahibi „yumuşak liderler‟, yani koreograflar durumuna gelmişlerdir. Bu çerçevede Facebook ve Twitter‟a farklı roller atfedilmektedir; Facebook yeni insanları toplayacak bir platform olarak kullanılırken, Twitter esas olarak eylemci topluluğunun iç koordinasyonu aracı işlevi görmektedir. Gerbaudo her iki web sitesinin de örgütlenme aracı olarak oynadıkları rolün daha fazla aydınlatılmasını sağlamak amacıyla bu sitelerin duygusal bir gerilimin sağlanmasında, toplanma yerlerine gitme dürtüsünün yaratılması ve bu yerlerin bir çekim merkezi haline getirilmesinde nasıl kullanıldığını, bir başka ifadeyle sosyal medyanın günümüz eylemciliği üzerindeki etkilerini araştırdığı çalışmalar yapmıştır. Gerbaudo‟nun Facebook ve Twitter‟a atfedilen rollerle ilgili sözleri Gezi Parkı Direnişi‟nde de görmüş olduğumuz gibi artık toplumsal tüm hareketler için geçerlidir; Twitter binlerce kişiyi harekete geçirmek için kullanılmakta, protestocular kesintisiz biçimde enformasyon, fotoğraf, video ve yorumlar paylaşarak gerçek zamanlı bir iletişim ağı kurmaktadırlar.

Hareketler genişledikçe Twitter‟ın iç haberleşmede temel iletişim aracı

geldiği yine çoğu hareketin bir Facebook grubu kurdukları da bilinmektedir. Twitter ve Facebook patlak veren gelişmelerin anında aktarılması, somut mesajların pekiştirilmesi, meydanlarda toplanma ve gösterilerin düzenlenmesi bakımından güçlü birer araç olurken Tumblr kullanımı diğer hareketlerden farklı olarak Wall Street İşgali hareketinin ayrıksı bir özelliği olarak öne çıkmıştır. Güçlü bir hikaye anlatma ortamı olarak Tumblr‟ın Wall Street hareketini insanileştirdiğini öne süren Graham-Felsen (2011) hareketin hikayelerden oluştuğuna ve “Biz Yüzde99’uz” diyen bir Tumblr sayfasının hareketin hikayesini aktarmadaki rolüne değinmektedir. Bu hikâyeler ülkedeki ekonomi politikaları nedeniyle insanların okulların dışında kaldığına, borç batağına sürüklendiklerine, emekliliklerini ertelemek zorunda kaldıklarına ve tüm bunlardan dolayı aile birliklerinin bozulduğuna dair hikâyelerdir. Wall Street İşgal hareketi siberuzam ile kent uzamını çok çeşitli iletişim biçimleriyle birbirine bağlayan, ağlar oluşturan melez bir hareket olarak kesintisiz bir hikâye anlatma pratiği barındırıyordu. Herkes sürekli video hazırlıyor, fotoğraf çekiyor, bunları YouTube‟a ve çoklu sosyal ağlar oluşturan sitelere yüklüyordu. Her gün kendi hikâyesini kendisi 106


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

oluşturan çok sayıda sesle, hem zamanı hem mekanı aşacak şekilde anlatan, böylece kendini tarihe yansıtan ve dünyanın küresel hayallerine, seslerine ulaştıran ilk hareket olma özelliği taşıyordu (Castells, 2013: 159). Mısır devriminde de hareketin temel toplumsal biçimi kamusal alanın işgalidir. İnternet‟teki sosyal medya, halkın sosyal medyası ve ana akım medya arasındaki bağlantı, yeni kamusal alanı siberuzam ile kent uzamı arasındaki dinamik etkileşime yerleştiren işgal edilmiş bir toprağın varlığı sayesinde mümkün olmuştur. Devlet otoritesine karşı gelişen bu meydan okuma hareketi cep telefonu ağları ve İnternet erişimine son verilmesine neden olduysa da bir toplumsal hareket boyutları ve etkisi bakımından belli bir eşiğe ulaştığında İnternet‟i kapatmak ne etkili ne de mümkündür. Hareketler, akışlar uzamından çıkıp mekânlar uzamına eriştiğinde başka birçok iletişim ağı çok biçimli olarak kurulduğundan dolayı hareketi durdurmak için geç kalınmış olacaktır (Castells, 2013: 68-71). Tarrow, İnternet üzerinden örgütlenmenin başlıca problemlerinden birisinin, yüz yüze temasın olmaması durumunun, kullanıcıların başka insanların niyetlerinden emin olmalarını güçleştirerek, güven duygusunun sağlanmasına engel olması problemi olduğunu öne sürmektedir (aktaran, Gerbaudo, 2014: 240). Facebook etkinlik sayfalarındaki cevap verme işleminin benimsenmesini “sayımız çok olacak” izlenimi yayarak İnternet etkileşiminin temelinde yatan bu güvensizliği aşmaya yönelik bir girişim olarak düşünebiliriz. Olumlu cevap verenlerin sayısı gösterilere fiilen kaç kişinin katılacağını tam olarak yansıtmamaktadır. Mısır, İspanya ve ABD‟deki protesto eylemlerinde fiili katılım, Facebook‟ta eylemlere gelmeye söz verenlerin yüzde 10‟u ile yüzde 50‟si arasında değişmesine rağmen tahminleri gerçeklerden daha yüksek gösterme kapasitesiyle olumlu cevap tıklama işlevi, eylemlerin coşkuyla karşılandığı, sokağa dökülenlerin ezici polis gücüyle karşılaşmayı göze alan bir avuç kişiyle sınırlı kalmayacağı izlenimini uyandırmakta ya da en azından, gerekli olan böylesi bir yanılsamayı yaratmaktadır (Gerbaudo, 2014: 240). Arap isyanları, toplumda zaten mevcut olan hem dijital hem yüz yüze sosyal ağlara dayanarak İnternet‟ten ve kablosuz iletişim teknolojilerinden yapılan çağrılarla ortaya çıkmış kendiliğinden seferberlik süreçleridir. Howard ve Hussain Arap isyanları sonrasında gerçekleştirdikleri bir çok araştırmada dijital ağların daha ziyade genç gösterici nüfus tarafından yoğun biçimde kullanılmasının hareketlerin etkisi ve yaygınlığı üzerinde hatırı sayılır bir öneme sahip olduğunu düşündürecek bulgular elde etmişlerdir. Araştırmacılara göre Facebook ya da Twitter‟ın devrimlere yol açtığını söylemek mümkün değildir, ancak bölgede yaşayan halklar arasında ağlar oluşturmak ve uluslararası destek sağlamak için yeni medya ortamlarının stratejik biçimde kullanılmasının eylemcileri ileriki yıllarda bölgede daha fazla 107


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

demokrasi talep edecek halk hareketleri oluşturacak kadar güçlendirdiğini görmezden gelmek de akıllıca değildir (aktaran Castells, 2013: 100-103). Gezi Parkı Direnişi ve Türkiye’de Sosyal Medyanın Yükselişi Gezi Parkı Direnişi olarak Türkiye tarihine geçen ve farklı toplumsal dinamikleri barındıran kitlesel eylem, daha önce gerçekleşen farklı coğrafyalardaki toplumsal hareketlerde olduğu gibi bir birlik retoriğine sahip olmakla birlikte en baştan kendiliğindenlik özelliğini ortaya koymuştur. İlk önce bir grup çevre aktivistinin kentsel dönüşüme ve çevre tahribatına karşı İstanbul Gezi parkı‟nda başlattıkları eylem, başta İstanbul olmak üzere giderek tüm ülkeye yayılmış, hareketin tüm dünyadan destek görmesiyle dünya çapında ses getirmiştir. Gezi Parkı direnişi “kentsel dönüşüm”ün bir parçası olarak kapitalizmin kamusal alanlarda kendini yeniden üretim sürecine gösterilen tepkiyi temsil etmektedir aynı zamanda. Kentin merkezi alanlarının sermayeye açılması ile görülen yapılaşma halkın ortak kullanımına açık olması gereken kamusal alanları giderek yok etmektedir. Kentsel dönüşüm ve onun sebep olduğu çevre tahribatına karşı genç aktivistlerin başı çektiği eylem ilerleyen günlerde siyasi boyut kazanarak birbirinden farklı gerekçelerle de olsa iktidar karşıtı olan toplumsal kesimlerin tümünü içine alan geniş çaplı bir protesto eylemine dönüşmüştür. Gezi direnişi Türkiye‟de uzun süredir sessizliğini koruyan kitlelerin iktidar politikalarına karşı duruşunu ortaya koyması bakımından da önemli olmuştur. Siyasi aktivizmden uzak duran gençlerin bu direnişte öne çıkmaları ve yeni bir siyaset yapma biçimi talepleri göz ardı edilemeyecek gerçeklerle ilgili farkındalığı arttırmıştır. Yeni medya ortamlarında bir araya gelen ve daha önceleri

görmezden

gelinen

kesimler

seslerini

duyurma

cesareti

elde

etmişler,

mağduriyetlerinin farkına varılmasını sağlamışlar, geniş kitlelerce tanınmaya başlamışlardır. Bu direniş Türkiye‟de ilk kez kendisine has bir eylem örgütlenme biçimi yaratmıştır. Özellikle gençlerin yeni iletişim teknolojileri aracılığıyla sosyal ağlarda bir araya gelmeleri ve yerleşik siyasi düzene karşı geliştirdikleri isyanı ifade etmek için kullandıkları terminolojiler toplumsal hareket eylemleri açısından farklı bir deneyim yaratmıştır. Gezi Direnişi bir yanıyla yeni medya ortamlarını kullanarak sosyal ağlarda bir araya gelen ve örgütlenen, bir lidere ihtiyaç duymayan, özgürlükçü küresel Y kuşağı gençliğinin Türkiye‟deki

örneğini

oluşturmuştur.

Bu

örnek

geleneksel

bürokratik

örgütlenme

modellerinin geçersizliğini ilan etmiş, yatay örgütlenme ve esnek ilişkiler temelindeki taban inisiyatifine dayanan örgütlenme modellerine işaret etmiştir. Castelles‟e göre (2013: 201) ağlar oluşturan toplumsal hareketler, tarihteki bütün toplumsal hareketler gibi toplumların damgasını taşır. Bu hareketler büyük ölçüde gerçek 108


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

sanallığın melez dünyasında dijital teknolojilerle araları iyi olan bireylerden kuruludur. Değerleri, hedefleri ve örgütlenme tarzları doğrudan genç bir yüzyılın genç kuşaklarına damgasını vurmuş özerklik kültürünü ifade eder. İnternet olmaksızın var olamazlar. Ama anlamları daha derinlerde yatar. Tarihsel olarak hükümsüz kılınan bir toplumsal yapıdan miras alınan modası geçmiş siyasi kurumların tam tersine, ağ toplumunda değişimin failleri olarak bu role uygundurlar. Gezi Parkı eylemlerinin en çok konuşulan özelliklerinden birisi de süreci örgütleme ve sokağa yönlendirme aşamasında Castells‟in bahsettiği dijital teknolojilerle arası iyi olan bireyler, daha doğrusu sosyal medya ortamlarını etkin biçimde kullanan gençlerdi. Greenberg ve Weber (2008: 20) Y kuşağı ya da Milenyum jenerasyonu olarak da isimlendirilen bu adı geçen kitlenin sosyal ağları önemli bir teknolojik ve sosyal trend haline getiren bireylerden oluştuğunu öne sürmektedirler. Onlar anlık mesajlaşma üzerinde yaşayan, birbirleriyle kesintisiz biçimde yazılı ve görsel mesaj alışverişi içinde olan, çoklu oyuncu içeren çevrimiçi oyun endüstrileri gibi bütünüyle yeni endüstrilerin yaratıcısı, eğlence ve enformasyon paylaşımı bağlamında İnternet‟i, dünyanın en hızlı büyüyen, en önemli araç haline getirmiş olan bir jenerasyondur. Greenberg ve Weber (2008) söz konusu jenerasyonun teknoloji ekseninde yer alan yaşam biçimlerinin siyaset üzerinde yarattığı güçlü etkilerine de dikkat çekerek, çevrimiçi ortamda gerçekleşen müzakere ortamı ve hızlı örgütlenme biçiminin tüm siyasal kurum ve süreçleri değiştireceğini öne sürmektedirler. Türkiye‟nin kültürünü ve doğasını tehdit eden bir ekonomik büyüme modeline getirilmiş eleştiri olması nedeniyle de anlamlı bulunan Gezi Parkı Direnişi daha ziyade yeni bir sürecin başlangıcı olarak değerlendirilebilecek kolektif eylem, dayanışma ve hegemonya mücadelesinin koşullarını oluşturması bakımından önem kazanmıştır. Sonuç Yerine.. Sosyal medyanın tüm dünyada giderek yaygınlaşması ve özellikle genç kitlenin hayatının merkezine yerleşmesi kültürel tutumların şekillenmesinde önemli ölçüde belirleyici olmuştur. Kitleleri mobilize etme aracı olmanın ötesinde sosyal medya aynı kitlenin kültürel kaynağı durumundadır; genç kuşak toplumsal anlamda nelerin kabul edilebilir olduğunu sosyal medya aracılığı ile takip etmekte, bu ortamlarda yaptığı paylaşımlarla kendisini istediği yönde konumlandırmakta ve gündemi yine sosyal medyadan takip etmektedir. Dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşen bir olayla ilgili olarak küresel medyanın yansıttığı haberlerin

109


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

karşısında, yeni medya ortamlarını etkin biçimde kullanabilen ve aynı olayla ilgili kendi haberini üreten bir kitle bulunmaktadır artık. Anlık paylaşımlarıyla vatandaş gazeteciliğini yükselten bireylerin siyasi hassasiyetleri de farklılaşmıştır. Ana akım medyanın göstermediği, farklı yansıttığı ya da yeteri kadar gündeme taşımadığı çevre, kadın, azınlık ve LGBTT hakları, ırkçılık, AIDS aktivizmi gibi birçok meselenin küresel ve yerel siyaset çizgisine taşınmasında sosyal medyanın önemli bir rol oynadığını söylemek mümkün olmuştur. Günümüzün küresel ağlarla iletişimde olan, multimedyaya hâkim bireyleri etkin ve yoğun biçimde kullandıkları sosyal medya sayesinde tüm dünyaya içinde yaşanan anda neler olup bittiğini haber verebilmektedirler. Bu bağlamda dünyanın herhangi bir yerindeki haberin taşıdığı soruna yönelik olarak dakikalar içinde küresel protesto dalgaları yaratabilmek olanaklı hale gelmiştir. Hükümetler böyle bir haber ve bilgi akışı üzerinde tam anlamıyla bir kontrol mekanizması oluşturamamaktadır. Bu durum geleneksel yöntemlerle siyaset yapmanın anlamını yitirmekte olduğunu da ortaya koymaktadır. Söz konusu kitlelere ulaşmak ve onlarla yakınlaşmak için siyasetçiler sosyal medya ortamlarını iletişim kampanyalarına dâhil etmeye başlamışlardır. Yeni siyaset yapma biçiminin odak noktasında bu kitleyi, örgütlenme biçimlerini ve dile getirdikleri konuları anlamaya çalışmak ve bu doğrultuda politika üreterek şeffaf ve etkileşimli bir siyasi çizgi içine girmek önem kazanmıştır. Gezi Parkı hareketi ve bu eylemlerin devamındaki süreçte Türkiye‟de yerleşik ve geleneksel siyasete, onun temsili kurumlarına ve ürettiği politikalara karşı yeni bir yurttaş siyaseti yönelimli tepki oluşmuştur. Bunu yaparken dünyadaki benzer eylemlerde olduğu gibi yeni medya ortamları yoğun biçimde kullanılmış ve bu dönem sosyal medyanın yükselişe geçtiği dönem olarak hafızalara kazınmıştır. İlerleyen süreçte Başbakan‟ın sosyal medyaya yönelik genel tavrı ve Twitter‟la ilgili sözleri, bu mecraların siyaset üzerindeki etkisini ve yarattığı kaygıyı da ortaya koymaktadır. Protestocuların çeşitliliği ve bu çeşitliliğin birlikteliği Türkiye‟de siyasi yelpaze üzerinde yer alan hiçbir siyasal parti tarafından temsil edilmediğini düşünen önemli oranda bir kitle olduğunu ve yeni bir tür sivil toplumun ortaya çıktığını göstermektedir. Bu birliktelik içinde yer alan çeşitliliğin ortak yönlerinin başında yeni medya ortamlarını kullanabilen, ağlar oluşturabilen, yaşam tarzı ve bireysel özgürlüklere hoşgörülü yaklaşan ve siyasetçilerin de bireysel özgürlüklere saygı göstermesini, özel yaşama müdahale etmemesini talep eden bireylerden oluşmasıdır.

Sosyal medya Gezi Direnişi‟nin gelişimini ve biçimlenmesini

doğrudan doğruya etkileyerek belirlemesi nedeniyle direniş esnasında ve sonraki süreçte kritik, merkezi ve önemli bir yere sahip olmuştur. 110


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

İnternet elbette ki öncelikle üretim araçlarını elinde bulunduranlara fayda sağlamakta, devletin güvenlik aygıtlarının bizleri izleme imkânlarını arttırmaktadır. Bu bağlamda sosyal medya aktivistlerin önünde ciddi riskler de oluşturmaktadır. Ancak öte yandan, en başta elektronik posta ile yola çıkıp Web 2.0 teknolojileriyle sosyal medyaya doğru evrildiği süreç içinde sıradan bireyin kendisini özgürce ifade etmesine ve enformasyona kolaylıkla ulaşmasına olanak tanıyan küresel bir bilinç ve yeni bir demokrasi anlayışı yaratılmasında etkin bir role sahip olmuştur. Sonuçta yeni medya teknolojileri günümüzde toplumsal hareketlerin örgütlenme, yayılma ve toplumsal dönüşüm yaratma olasılığını önemli ölçüde etkilemiştir. Söz konusu hareketler tüm dünyada yükselişe geçerken, gelip geçici yapılar olmadıklarını, iktidarlar üzerinde baskı yaratma ve bir karşı hegemonya oluşturma potansiyeli taşıdıklarını, sivil toplumun giderek güçlendiğini göstermektedirler. Hiyerarşik ve bürokratik yapıların, statükocu sistemlerin karşısında esnek ve ağ tabanına dayalı biraraya gelme modelini benimseyen kitleler için, küresel sorunlara köprü kurma misyonu vermesi ve yurttaş inisiyatiflerinin özerkliklerini yeniden inşa etme konusunda fırsat sunması bakımından yeni medya ortamlarının önemi ve misyonu göz ardı edilemeyecek kadar önem kazanmıştır.

Sosyal medyanın toplumsal hareketlerin

koordinasyonu ve dağınık haldeki bireyleri bu hareketlere katılmaya teşvik etme noktasında gerekli olan duygusal biraradalık duygusunun yaratılmasında çok önemli bir rolü olduğu görülmektedir. Özellikle Paolo Gerbaudo‟nun (2014) yaptığı araştırmalar bu rolü belgeler niteliktedir. Sosyal medya günümüz hareketleri için hem taktik olanaklar sunmakta, hem de bireyleri harekete geçirip sokağa çıkarabilecek bir duygusal anlatının araçlarına dönüşme kapasitesini her şeyden daha fazla taşımaktadır. Toplumsal hareketlerin dikkat çekmeye çalıştığı konuların kamuoyunda tartışma yaratması ve kamuoyu söyleminde öne çıkması, bir başka deyişle insanların bilincinde etki yaratması önemlidir. Sosyal medya bu yönde gündem oluşturmayı başarmakta, bu konular ana akım medyada da gündem yaratmaktadır. Tartışılabilecek pek çok yönü olmakla birlikte, sosyal medyanın toplumları değiştirme mücadelesinin ve demokratik toplum talebinin bir parçası olduğunu, dolayısıyla ağlar oluşturan yeni toplumsal hareketler açısından önemli bir yere sahip olduğunu gösterdiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Kaynaklar Benasayag, Miguel ; Aubenace, Florance(2007). Direnmek Yaratmaktır, Işık Ergüden (çev), İstanbul: Versus Kitap

111


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Castells, M (2013). İsyan ve Umut Ağları; İnternet Çağında Toplumsal Hareketler, çev: Ebru Kılıç, Koç Üniversitesi Yayınları, İstanbul Castells, Manuel (2006). Enformasyon Çağı: Ekonomi, Toplum ve Kültür İkinci Cilt: Kimliğin Gücü. Çev.: Ebru Kılıç. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul. Gerbaudo, Paolo (2014). Twitler ve Sokaklar, Sosyal Medya ve Günümüzün Eylemciliği, Osman Akınhay (çev), İstanbul: Agora Kitaplığı Giddens, Anthony (2000). Sosyoloji, (Yay. Haz. Hüseyin Özel ve Cemal Güzel), Ayraç Yay., Ankara. Graham-Felsen, S (2011). “Is Occupy Wall Street the Tumblr Revolution?” GOOD: Technlogy. http://www.good.is/post/is-occupy-wall-street-the-tumblr-revolution, Erişim Tarihi: 12.02.2014. Greenberg, E.H.,& Weber, K. (2008). Generation WE: How Millennial youth are taking over America and changing our world forever. Emeryville, CA: Pachatusan. Habermas, J. (1981) “New social movements”. Telos. 49 (Fall): 33-37. Halliday, Josh (2011). “Hillary Clinton adviser compares İnternet to Che Guevara” , http://www.theguardian.com/media/2011/jun/22/hillary-clinton-adviser-alec-ross, Erişim Tarihi: 22.05.2014 Harter, John Henry (2011). New Social Movements, Class, and the Environment: A Case Study of Greenpeace Canada, Cambridge Scholars Publishing. Inglehart, Ronald (1977) The Silent Revolution. Changing Values and Political Styles among Western Publics. Princeton: Princeton University Press. Kellner, D. (2004). Tabandan Küreselleşme: Radikal Demokratik Bir Tenopolitikaya Doğru. M. Özbek (Der.) içinde, Kamusal Alan (T. Kurtarıcı, Çev., s. 715-735). İstanbul: Hil Yayın. Melucci A (1991) Toplumsal Hareketler ve Gündelik Yaşamın Demokratikleşmesi, Birikim., 24, 55-62. Shirky, Clay (2008). Here Comes Everybody: The Power of Organizing Without Organizations, New York: Pengıin Press. Touraine, Alain (1981) The Voice and the Eye. Cambridge: C.U.P. Touraine, Alain (1988) Return of the Actor. Minneapolis. University of Minnesota Press. Offe, Carl. (1985) New Social Movements: Challenging the Boundaries of Institutional Politics. Social Research. vol.54(4): 817-67. Özinanır, C.I. (2013) http://canirmakozinanir.blogspot.com.tr/2013/07/ileri-demokrasiuzerine-dusunceler-geri.html Erişim Tarihi, 01.05.2014. 112


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

İKMEP VE ELEKTRİK ÖN LİSANS PROGRAMLARI Nesrin Çolak1 Özet Milli Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu iĢbirliği ile gerçekleĢtirilmiĢ olan “Ġnsan Kaynaklarının Eğitim Yoluyla GeliĢtirilmesi Projesi” kapsamında Meslek Yüksekokulların 52 programı için yeni ders planları hazırlanmıĢ ve YÖK Genel Kurul Kararı ile 2010-2011 öğretim yılından itibaren bu müfredatın Yükseköğretim Kurumlarında uygulanmasına karar verilmiĢtir. Bu çalıĢmada, Meslek Yüksekokullarındaki Elektrik Programları müfredatlarının ĠKMEP ile uyumlu olup olmadığını araĢtırmak amacıyla 109 Meslek Yüksekokulundaki Elektrik Programlarının müfredatları incelenmiĢ ve ĠKMEP müfredatı ile karĢılaĢtırılmıĢtır. Okulların programları genel olarak ĠKMEP ile uyumlu olmakla birlikte, özellikle elektrik teknikerliği mesleğinin temelini oluĢturan ana derslerin bazı okulların müfredatında olmadığı görülmüĢtür. Günümüzde her meslek dalı için gerekli olan mesleki yabancı dil, mesleki bilgisayar uygulamaları, iĢ güvenliği, meslek etiği, ilk yardım, çevre koruma gibi genel konuların ise okulların çoğunun müfredatında olmadığı saptanmıĢtır. Yapılan bu çalıĢma sonucu, Meslek Yüksekokulların, Elektrik Programı müfredatlarını gözden geçirerek ĠKMEP ve 5. Seviye Mesleki Yeterliliklere uygun olarak revize etmesi öğrencilerin mesleki yeterliliklere sahip olarak mezun olmaları bakımından önemlidir. Anahtar Kelimeler: Meslek yüksekokulu müfredatı, elektrik ön lisans, ikmep

IKMEP AND ELETRICAL PROGRAMS ON VOCATIONAL SCHOOLS Abstract Established with a collaboration between the Ministry of National Education and the Council of Higher Education (YÖK), the “Project to Advance Human Resources through Education” (IKMEP) prepared new lesson plans for 52 programs, and with a decision taken by the YÖK these new curricula would be applied as of the 2010 – 2011 academic year. The aim of this paper is to determine how closely the Electric Program of the Vocational Schools (MYO) accord with the IKMEP programs. To this end, the curricula of 109 MYO were examined and then compared with the IKMEP lesson plans. While, generally speaking, it was found that the MYOs' programs are compatible with those of IKMEP, it was noted that the curricula of some of the MYO did not include courses that is fundamental to the profession of electric technician. It was also noted that the majority of the MYO did not include training in a foreign language, computer applications, work safety, professional ethics, first aid. The results of this study indicate that the MYOs should reevaluate the course of studies and revise their plans. Key words: Vocational Schools lesson plans, Associate Degree in Electricity, IKMEP 1

Yrd.Doç.Dr., Anadolu Üniversitesi, nesrincolak@anadolu.edu.tr

113


Giriş 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununda Meslek Yüksekokulu, “Belirli mesleklere yönelik nitelikli insan gücü yetiĢtirmeyi amaçlayan, yılda iki veya üç dönem olmak üzere iki yıllık eğitim-öğretim sürdüren, ön lisans derecesi veren bir yükseköğretim kurumudur” Ģeklinde tanımlanmıĢtır. Bu okulların teknik bölümlerinden mezun olanlar öğrenciler “tekniker” unvanı alırlar. Temel amacı belirli mesleklere yönelik nitelikli insan gücü yetiĢtirmek olan Meslek Yüksekokulları; geleceğimizin teminatı olan gençlerimize, bilgi, beceri, davranıĢ ve birlikte iĢ görme alıĢkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlanmasında önemli bir yere sahiptir. ĠĢ dünyası ve sanayinin ihtiyaç duyduğu ara kademe teknik elemanların yetiĢtirildiği Meslek Yüksekokulları mezunlarından, sorumluluk sahibi, üretken ve mesleği ile ilgili temel bilgi ve beceriye sahip olması beklenir. Yüksekokul programlarında 4 yarıyıllık eğitim-öğretim, teorik ve uygulamalı olarak yürütülmektedir. Avrupa Yeterlilikler Çerçevesinde kabul edilen Mesleki Eğitim Seviyesi tanımı içinde yer alan beĢinci seviye eğitimi ülkemizde meslek yüksekokulları ile verilmektedir. Ülkemizde 969 Meslek Yüksekokulu, 344 farklı programda eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Meslek Yüksekokullarında İyileştirme Süreci 4702 Sayılı Kanunla mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarından meslek yüksekokullarına sınavsız geçiĢ hakkı sağlanması ile mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarından meslek yüksekokullarına geçiĢte programın devamlılığı önem kazanmıĢ ve meslek yüksekokullarının program ve müfredatlarının yeniden gözden geçirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıĢtır. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ulusal eğitim sistemimizi küresel eğitim anlayıĢı doğrultusunda uluslararası paydaĢlarımızla uyumlu hale getirebilmek için birçok proje ve çalıĢma gerçekleĢtirmiĢtir (DemirtaĢ, Yılmaz, 2013). Bu amaçla MEB ile YÖK bünyesinde Meslek Yüksekokulları Program GeliĢtirme Projesi adı altında Aralık 2001 tarihi itibariyle baĢlayan ve 6 ay süren bir proje gerçekleĢtirilmiĢtir. Amacı “Mesleki Teknik Ortaöğretim Programları Ġle Meslek Yüksekokulları Eğitim Programlarının, ĠĢ Dünyasının Talep ve Ġhtiyaçlarını da KarĢılayacak ġekilde, Bütünlük ve Devamlılığını Sağlamak” olan bu proje sonunda meslek yüksekokullarındaki 15 programın müfredatları yeniden yazılmıĢtır (myo.karatekin.edu.tr). Mesleki eğitimi güçlendirme amacıyla, 2002-2007 yılları arasında yine MEB-YÖK bünyesinde Mesleki Eğitim ve Öğretim Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi (MEGEP) gerçekleĢtirilmiĢtir. 2008 yılında baĢlayıp 2010 yılında biten Ġnsan Kaynaklarının Mesleki Eğitim Yoluyla GeliĢtirilmesi Projesi (ĠKMEP) ise MEGEP in devamı olarak gerçekleĢtirilmiĢtir ( Ozmusul, 2012). İnsan Kaynaklarının Mesleki Eğitim Yoluyla Geliştirilmesi Projesi (İKMEP) Avrupa Birliği‟nin üye ve aday ülkelerde eğitimde iĢbirliğini geliĢtirmek amacıyla uygulamaya koyduğu proje niteliğinde üç temel program vardır. Bunlar genel eğitim alanındaki Socrates, mesleki eğitim alanındaki Leonardo Da Vinci ve gençlik konusunda Avrupa Gençliği projeleridir (Gülcan, Gürkan 2010). Bunlardan baĢka ülkelere göre değiĢen farklı programlar da uygulanmaktadır. IPA da bunlardan biridir. 114


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

İnsan Kaynaklarının Mesleki Eğitim Yoluyla Geliştirilmesi Projesi (İKMEP) Ġnsan Kaynaklarının Mesleki Eğitim Yoluyla GeliĢtirilmesi Projesi (ĠKMEP), Avrupa Birliği tarafından IPA 2006 (Instrument for Pre-Accession Assistance - Katılım Öncesi Mali Yardım) programı kapsamında finanse edilen ve Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) ile Yükseköğretim Kurulu (YÖK) iĢbirliği ile Haziran 2008 - Mayıs 2010 tarihleri arasında gerçekleĢtirilmiĢtir. MEB Projeler Koordinasyon Merkezi BaĢkanlığı ve YÖK ile ortaklaĢa yürütülen projeye, GFA Consulting liderliğindeki uluslararası bir konsorsiyum teknik destek vermiĢtir. ĠKMEP projesinin bütçesi, 10 milyon avro donanım ve 5,4 milyon avro hizmet alımı olmak üzere toplam 15,4 milyon avrodur. ĠKMEP‟ in genel amacı nitelikli iĢ gücünün katılımı ile Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki küçük ve orta ölçekli iĢletmelerin geliĢimini ve rekabet edilebilirliğini teĢvik etmektir. ĠKMEP aynı zamanda hayat boyu öğrenme perspektifinde, iĢgücü piyasası ile meslek yüksekokulları ve mesleki teknik ortaöğretim kurumları arasında istihdam amaçlı birlikteliğin sağlanması yoluyla, mesleki eğitimin modernizasyonu ve kalitesinin artırılmasına çalıĢmakta ve bu sayede de insan kaynaklarının geliĢimine katkıda bulunmayı hedeflemektedir. ĠKMEP, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bulunan Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Gaziantep, KahramanmaraĢ, Malatya, ġanlıurfa ve Van olmak üzere sekiz pilot ilde uygulanmıĢtır. Aralarında Elektrik - Elektronik sektörünün de bulunduğu, ekonominin lokomotifi olan aĢağıdaki sekiz sektör ise pilot sektörler olarak seçilmiĢtir. Pilot 8 sektör Tablo 1 de verilmiĢtir. Tablo 1: ĠKMEP Pilot Sektörler SEKTÖRLER BiliĢim Elektrik-Elektronik Makine (Makina Teknolojisi ile Tesisat Teknolojisi ve Ġklimlendirme) Metal Otomotiv Tekstil (Tekstil Teknolojisi ile Hazır Giyim Teknolojisi) Turizm (Yiyecek Hizmetleri ile Konaklama ve Seyahat Hizmetleri) Gıda Pilot 8 sektörde iĢ hayatının ihtiyaçlarına uygun olarak 5. seviye (ulusal yeterlilik çerçevesi) için modüler eğitim programları oluĢturulması projenin özel hedeflerinden biridir. Bu hedef doğrultusunda meslek yüksekokulu (5. Seviye) düzeyinde yeterliliğe dayalı modüler müfredat geliĢtirme çalıĢmaları yapılmıĢtır. Öğretim Programları hazırlanması çalıĢmalarında sırasıyla pilot meslek alanlar için meslek analizleri, iĢlem analizleri, yeterlilik tabloları ve modül bilgi formları hazırlanmıĢtır. Daha sonra bunlar program geliĢtirme çalıĢmalarının bir sonraki ayağı olan derslerin belirlenmesi ve çerçeve öğretim programlarının hazırlanmasında kullanılmıĢtır. 22 meslek alanında yer alan 52 adet 5. seviye program için yapılan çalıĢmalar MEB alan uzmanı öğretmenler, Meslek Yüksekokulu öğretim üyeleri, program koordinatörleri, 115


sektör ve sivil toplum kuruluĢu temsilcileri ve akademisyenlerin katılımıyla yürütülmüĢtür (www.ikmep.gov.tr) Müfredat çalıĢmaları tamamlanan 52 adet 5. seviye program için, söz konusu müfredatların Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilerek üniversitelere tavsiye edilmesi konusu 01/07/2010 tarihli Yükseköğretim Genel Kurul toplantısında incelenmiĢ ve 2547 sayılı Kanun‟un 2880 sayılı Kanun‟la değiĢik 7/d-2 ve 7/h maddeleri uyarınca, söz konusu proje çerçevesinde hazırlanan programlar ve müfredatları uygun görülerek, 2010-2011 Öğretim Yılından itibaren yükseköğretim kurumlarında uygulanmasına karar verilmiĢtir. İKMEP’in Elektrik Programı Müfredatı ĠKMEP kapsamında seçilen pilot sektörlerden biri olan Elektrik-Elektronik sektöründeki çalıĢmalar sonunda, bu sektör Elektrik - Enerji ve Elektronik - Otomasyon olmak üzere iki ana bölümde toplanmıĢ ve müfredat çalıĢmaları biten on program için müfredatları uygun görülerek, 2010-2011 öğretim yılından itibaren yükseköğretim kurumlarında uygulanmasına karar verilmiĢtir. Bu programlar Tablo 2‟ de verilmiĢtir. Bu çalıĢmada Elektrik ve Enerji Teknolojileri Bölümü altında yer alan Elektrik Programı incelenmiĢtir. Hangi düzeyde ve hangi alanda olursa olsun, bir eğitim müfredatı hazırlanırken dikkat edilmesi gereken temel hususlar Ģunlardır: (McNeil, 2003). -Öğretilen bilgi toplumun yaĢam kalitesine katkı sağlamalıdır. -Bireysel çıkarlar değil, toplumsal çıkarlar gözetilmelidir. -Ne öğretildiği, öğretilen yerden önemlidir. -Müfredat öğrencileri yerel etki ve sınırlamaların ötesine taĢımalıdır. -Müfredat basit değil, bütünü ortaya çıkaracak kapsamda olmalıdır. -Müfredat toplumsal davranıĢ ve kültür izlerini de taĢımalıdır. -Eğitim planlaması öğrenmeyi kümülatif artıracak Ģekilde planlanmalıdır. -Farklı alanlarda bir konuyu öğrenme, değerlendirme metotları gerçek değer ve kabullerle bağlantılı olmalıdır. Müfredat geliĢtirme çalıĢmalarında yukarıda belirtilen hususlara dikkat edildiği görülmektedir. Meslek bilgisi olarak da elektriksel değerleri ölçebilmek, yük hesapları yapabilmek, zayıf akım temel tesisatını yapabilmek, aydınlatma proje hesaplamasını bilmek, mesleki etik değerlere sahip olmak, gerilim ayarı yapabilmek, kaynak makinası ile ark kaynağı yapabilmek, D.A. üreteç bağlantıları, güvenlik sistemleri kurulması, kiĢisel web sitesi hazırlayabilmek, yenilenebilir enerji santralları iĢleyiĢinin analizi, bobinajda sargı bandı ve vernikleme yapabilmek, dokunmatik panel kullanmak, montaj ve demontaj, keĢif ve planlamasını yapabilmek, iĢ tutanakları hazırlayabilmek, pano bağlantıları yapabilmek, mesleki olasılık hesaplarını yapabilmek, koordinat sistemleri ve mesleki uygulamalar, kalite süreçlerini öğrenmek ve geliĢtirilmesine öncülük etmek gibi 5. seviye yeterlilik kriterlerini baz alınmıĢ ve tekniker unvanı alacak bir öğrenciye hazırlanabilecek ideal bir çerçeve ve buna uygun ders müfredatı hazırlanmıĢtır. Bu kapsamda, sanayileĢmiĢ ülkelerde, enerji sektörü için geniĢ bir istihdam olanağı sağlayan Elektrik ve Enerji Teknolojileri Bölümü altında yer alan Elektrik Programı, sektörün ihtiyaçları

116


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

da dikkate alınarak geliĢtirilmiĢtir. AĢağıda verilen açıklamalar ve tablolar ĠKMEP web sayfasından alınmıĢtır (www.ikmep.gov.tr) Tablo 2: Elektrik-Elektronik Sektörüne Yönelik Önlisans Programları Bölüm

5.Seviye Öğretim Programları Elektrikli Cihaz Teknolojisi Elektrik

Elektrik ve Enerji

Yenilenebilir Enerji Kaynakları Ġklimlendirme ve Soğutma Teknolojisi Gaz ve Tesisatı Teknolojisi Kontrol ve Otomasyon Teknolojisi Mekatronik Biyomedikal Cihaz Teknolojisi

Elektronik ve Otomasyon

Elektronik Teknolojisi Elektromekanik TaĢıyıcılar

Program yeterlilikleri kırk dört ana baĢlıkta toplanmıĢtır (Tablo 3). Eğitim- Öğretim programında yer alan dersler; zorunlu dersler, meslek dersleri ve seçmeli dersler olmak üzere üç kategoriye ayrılmıĢtır. Zorunlu Dersler YÖK veya Yükseköğretim Kurumları tarafından belirlenen ve tüm programlar için zorunlu olan dersler ile bölüm ve/veya program için temel ve ortak yeterlikleri kazandırmayı hedefleyen derslerdir. Elektrik programında Atatürk Ġlkeleri ve Ġnkılap Tarihi, Türk Dili, Yabancı Dil, Matematik 1 ve Matematik 2 olmak üzere beĢ adet zorunlu ders vardır. Zorunlu Dersler altında verilen dersler mutlaka eğitim programına alınmalıdır. Meslek Dersleri Mesleğe iliĢkin yeterlikleri kazandırmaya yönelik derslerdir. Meslek dersleri, yeterlik tablosuna göre eğitim kurumlarınca ilgili mevzuat çerçevesinde ders planından seçilerek uygulanır. Meslek dersleri belirlenirken sektör talepleri, bölgesel ihtiyaçlar, eğitim kurumunun koĢulları ve öğrenci yönelimleri ve talepleri dikkate alınır. ĠKMEP müfredatında kırk dört mesleki ders vardır (Tablo 4). Bu derslerden Mesleki Yabancı Dil, ĠĢletme Yönetimi, Bilgisayar Destekli Proje ve Güç Elektroniği dersleri I ve II olmak üzere iki dönemlik derslerdir. Bu dersler Tablo 4‟te tek ders olarak gösterilmiĢ ve bu çalıĢmada ĠKMEP‟ in belirlediği meslek derslerinin sayısı 40 olarak değerlendirmeye alınmıĢtır. Seçmeli Dersler Öğrencinin bireysel geliĢimi ve yaĢam kalitesinin artırılması, sektörel ve bölgesel ihtiyaçlar, eğitim kurumunun koĢulları ve öğrencinin istihdamına katkıda bulunacak ilave yeterliklerin kazanılması, disiplinler arası çalıĢmalar vb. durumlar dikkate alınarak, ilgili program 117


ya da diğer programlardaki derslerden seçilir. Ders Planındaki seçmeli dersler; mesleki derslerden, yörenin veya ilin ihtiyacına binaen konulacak derslerden, ortak derslerden veya diğer programların derslerinin arasından belirlenir. Tablo 3: Elektrik Programı Yeterlilikleri ÖLÇÜM VE HESAPLAMA UYGULAMALARI YAPMAK DOĞRU AKIM DEVRE BAĞLANTILARINI YAPMAK TEMEL ELEKTRONĠK DEVRE VE UYGULAMALARI YAPMAK ELEKTRĠK TESĠSAT UYGULAMALARI YAPMAK

ELEKTRĠK ġEBEKELERĠNĠN KURULUM VE ĠġLETĠLMESĠNĠ YAPMAK BĠLGĠSAYAR DESTEKLĠ SĠSTEM DENETĠMĠ YAPMAK

MESLEKĠ ETĠK DEĞERLERE UYMAK

ALGILAYICILARI KURMAK HĠDROLĠK PNÖMATĠK SĠSTEMLERĠN KURULUMUNU YAPMAK

ĠLETĠġĠM KURMAK ALTERNATĠF AKIMDEVRE BAĞLANTILARINI YAPMAK SAYISAL DEVRELERĠ KURMAK TRAFO VE DOĞRU AKIM ELEKTRĠK MAKĠNALARININ KURULUMUNU YAPMAK BĠLGĠSAYAR DESTEKLĠ TASARIM YAPMAK MESLEKĠ TEKNĠK YÖNTEMLERĠ UYGULAMAK ALTERNATĠF AKIM ELEKTRĠK MAKĠNALARININ KURULUMUNU YAPMAK

Ġġ PLANLAMAK SĠSTEM ANALĠZĠ VE ÜRÜN TASARIMI YAPMAK

ARAġTIRMA VE DEĞERLENDĠRME/ĠZLEME ELEKTRONĠK DEVRELER YAPMAK PANO TASARIMI VE ĠMALATI YAPMAK MESLEĞĠNDE MATEMATĠK ĠLE ĠLGĠLĠ UYGULAMALAR YAPMAK MESLEĞĠNDE MATEMATĠK ĠLE ĠLGĠLĠ UYGULAMALAR YAPMAK SCADA SĠSTEMLERĠ

ÖZEL ELEKTRĠK TESĠSATLARI YAPMAK KUMANDA SĠSTEMLERĠNĠN KURULUMUNU YAPMAK BĠLGĠSAYAR DESTEKLĠ ELEKTRĠK ġEMASI ÇĠZMEK

Ġġ YERĠ/ĠġLETMEYĠ KURMAK

GÜÇ ELEKTRONĠĞĠ DEVRELERĠ KURMAK SĠSTEM ANALĠZĠ VE ÜRÜN TASARIMI YAPMAK BĠLĠġĠM OLANAKLARINI KULLANARAK KENDĠNĠ GELĠġTĠRMEK BĠLGĠSAYAR DESTEKLĠ ELEKTRĠK PROJESĠ ÇĠZMEK ELEKTRĠK ENERJĠ ÜRETĠM SĠSTEMLERĠNĠN ANALĠZĠNĠ VE ARIZALARINI YAPMAK ELEKTRĠK MAKĠNALARININ SARIMINI YAPMAK ÖZEL ELEKTRĠK MOTOR KURULUMUNU YAPMAK

MESLEKĠ ETĠK DEĞERLERE UYMAK

ĠġLETMEYĠ YÖNETMEK ĠLETĠġĠM KURMAK

ARAġTIRMA VE DEĞERLENDĠRME/ĠZLEME BĠLĠġĠM OLANAKLARINI KULLANARAK KENDĠNĠ GELĠġTĠRMEK KALĠTE YÖNETĠM SĠSTEMLERĠNĠ UYGULAMAK KALĠTE GÜVENCE VE STANDARTLARINI UYGULAMAK ACĠL DURUMLARDA HASTAYA/YARALIYA ĠLK YARDIM YAPMAK ÇEVRE VE ĠNSAN SAĞLIĞI KORUMA KURALLARINA UYMAK

Tablo 4: Elektrik Programı Meslek Dersleri MESLEKĠ TEKNĠK YÖNTEMLER

SARIM TEKNĠĞĠ

ĠLK YARDIM

ELEKTRĠK ENERJĠ SANTRALLERĠ

118


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

ÇEVRE KORUMA

ÖZELTASARIMLI MOTORLAR

OFĠS YAZILIMLARI

TESĠSATA GĠRĠġ

SOĞUTMA TEKNĠĞĠ

KALĠTE GÜVENCESĠ VE STANDARTLAR

MESLEK ETĠĞĠ

TEMEL ELEKTRONĠK

SCADA SĠSTEMLERĠ ARAġTIRMA YÖNTEM VE TEKNĠKLERĠ

BĠLGĠSAYAR DESTEKLĠ PROJE 1-2

MESLEKĠ YABANCI DĠL I -II

PROGRAMLANABĠLĠR DENETLEYĠCĠLER

ĠLETĠġĠM

BĠLGĠSAYAR DESTEKLĠ TASARIM

Ġġ GÜVENLĠĞĠ

GÜÇ ELEKTRONĠĞĠ I -II

ELEKTRONĠK DEVRE TASARIMI

SĠSTEM ANALĠZĠ VE TASARIMI I

EV CĠHAZLARI - I ARIZA ANALĠZĠ

SAYISAL ELEKTRONĠK ELEKTROMEKANĠK KUMANDA SĠSTEMLERĠ

ĠġLETME YÖNETĠMĠ I - II

ALTERNATĠF AKIM DEVRELERĠ

PANO TASARIM VE MONTAJI

ELEKTRĠK ENERJĠSĠ ĠLETĠM VE DAĞITIMI

BĠLGĠ VE ĠLETĠġĠM TEKNOLOJĠSĠ

ÖLÇME TEKNĠĞĠ

SÖZLEġME KEġĠF VE PLANLAMA

DOĞRU AKIM DEVRELERĠ

HĠDROLĠK PNÖMATĠK

ASENKRON VE SENKRON MAKĠNALAR

SENSÖRLER VE TRANSDÜSERLER

TRAFO VE DOĞRU AKIM MAKĠNALARI

ÖZELTESĠSAT

Meslek yüksekokulunda bir ders programı için belirleyici ölçüt; dört yarıyıl boyunca alacağı derslerin AKTS kredilerinin toplamının 120 olmasıdır. MYO Elektrik Programları Türkiye‟de 138‟i devlet, 3‟ü vakıf olmak üzere toplam 141 Meslek Yüksekokulunda Elektrik programı vardır. Bu programa her yıl 12.105 öğrenci alınmaktadır. Elektrik Programı öğrenci kontenjanları Tablo 5‟te verilmiĢtir (Kaynak: 2013-2014 ÖSYM Kılavuzu) Tablo 5: Meslek Yüksekokulları Elektrik Programı Öğrenci Kontenjanları Program Adı Elektrik

Örgün Öğretim 2.Öğretim 6650 5205

Uzaktan Eğitim TOPLAM 250 12105

Elektrik programı 141 Meslek Yüksekokulunda bulunmakta olup bunlardan 32 programın dersleri ile ilgili bilgiler web sayfalarında yoktur. Bu nedenle bu çalıĢmada web sayfalarında bilgi bulunan 109 Meslek Yüksekokulunun ders programları incelenmiĢtir. Bu okulların ders programları birbirlerinden farklılık göstermekle birlikte genel olarak ĠKMEP müfredatı çerçevesinde değerlendirilebilir bulunmuĢlardır. Bu okullar içinde sadece Abant Ġzzet Baysal Üniversitesine bağlı Bolu Meslek Yüksekokulundaki Elektrik ve Enerji adlı bölümün müfredatı ĠKMEP müfredatı ile hiç uyuĢmamaktadır. Bu nedenle, Bolu Meslek Yüksekokulu da bu çalıĢmada değerlendirmeye alınmamıĢtır. Bolu MYO müfredatındaki mesleki dersler Tablo 6‟ da verilmiĢtir. 119


Tablo 6: Bolu Meslek Yüksekokulu Mesleki Dersler MUKAVEMET

TERMODĠNAMĠK

TEKNĠK RESĠM I

ĠMALAT ĠġLEMLERĠ I

MALZEME TEKNOLOJĠSĠ

ĠMALAT ĠġLEMLERĠ II

TEMEL ĠMALAT ĠġLEMLERĠ

CNC TORNA TEKNOLOJĠSĠ

HĠDROLĠK VE PNÖMATĠK

ALIġILMAMIġ ÜRETĠM TEKNĠKLERĠ

MAKĠNE MESLEK RESMĠ

SĠSTEM ANALĠZĠ VE TASARIMI

BĠLGĠSAYAR DESTEKLĠ ÇĠZĠM I-II

MAKĠNE ELEMANLARI

CNC FREZE TEKNOLOJĠSĠ

HACĠM KALIP TASARIMI

Değerlendirmeye alınan 108 MYO‟ da 40‟ı ĠKMEP ders programında, 93‟ü ise ĠKMEP ders programında olmayan toplam 133 farklı ders vardır. MYO Elektrik Program Müfredatlarının Değerlendirilmesi Değerlendirmeye alınan 108 Meslek Yüksekokulundaki ders programlarında bulunan mesleki ve seçmeli dersler sayısal incelenmiĢ ve Yükseköğretim Kurulu‟nun 1.7.2010 tarihli kararı gereğince 2010-2011 öğretim yılından itibaren yükseköğretim kurumlarında uygulanmasına karar verilmiĢ olan müfredat ile ne ölçüde uyumlu olduğu ortaya konulmaya çalıĢılmıĢtır. Bu çalıĢmada ders içerikleri değerlendirilmemiĢtir. ĠKMEP müfredatında 40 meslek dersi bulunması rağmen, Meslek Yüksekokulların programlarında farklı isimlerde 133 ders bulunmaktadır. Öncelikle ĠKMEP müfredatında bulunan 40 meslek dersinin Meslek Yüksekokullarında hangi oranda olduğunu saptamak amacıyla; her ders için ayrı ayrı inceleme yapılmıĢ ve bu derslerin kaç okulun programında olduğu saptanmıĢtır ve bulunan bu değerler değerlendirmeye alınan okul sayısı 108‟ e bölünerek yüzde cinsinden ġekil „ de verilmiĢtir. Ġkinci aĢamada ise Meslek Yüksekokulların programlarında olan fakat ĠKMEP müfredatında olmayan dersler incelenmiĢtir. MYO müfredatında olup, ĠKMEP müfredatında olmayan 93 farklı ders olduğu saptanmıĢtır. Her bir dersin kaç okulun programında olduğu belirlenmiĢtir. BeĢ ve daha fazla okulun programında olan dersler ġekil 2‟de verilmiĢtir. ġekil 1‟de verilen ders isimleri ĠKMEP müfredatındaki ders isimleridir. MYO programlarındaki derslerin içeriği incelendiğinde aynı içeriğe sahip fakat isimleri faklı dersler olduğu görülmüĢtür.

120


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

ġekil 1: ĠKMEP Müfredatında Bulunan Dersler ve Bunların MYO Programlarındaki Oranı ĠKMEP Müfredatındaki Dersler ve MYO Programlarındaki Oranı TRAFO VE DOĞRU AKIM MAKĠNALARI ASENKRON VE SENKRON MAKĠNALAR DOĞRU AKIM DEVRELERĠ ÖLÇME TEKNĠĞĠ ELEKTRĠK ENERJĠSĠ ĠLETĠM VE DAĞITIMI ALTERNATĠF AKIM DEVRELERĠ ELEKTROMEKANĠK KUMANDA SĠSTEMLERĠ SAYISAL ELEKTRONĠK SĠSTEM ANALĠZĠ VE TASARIMI GÜÇ ELEKTRONĠĞĠ BĠLGĠSAYAR DESTEKLĠ TASARIM PROGRAMLANABĠLĠR DENETLEYĠCĠLER ÖZELTESĠSAT BĠLGĠSAYAR DESTEKLĠ PROJE TEMEL ELEKTRONĠK KALĠTE GÜVENCESĠ VE STANDARTLAR TESĠSATA GĠRĠġ ÖZELTASARIMLI MOTORLAR ELEKTRĠK ENERJĠ SANTRALLERĠ SARIM TEKNĠĞĠ SENSÖRLER VE TRANSDÜSERLER HĠDROLĠK PNÖMATĠK SÖZLEġME KEġĠF VE PLANLAMA BĠLGĠ VE ĠLETĠġĠM TEKNOLOJĠSĠ PANO TASARIM VE MONTAJI ĠġLETME YÖNETĠMĠ ARIZA ANALĠZĠ EV CĠHAZLARI ELEKTRONĠK DEVRE TASARIMI Ġġ GÜVENLĠĞĠ ĠLETĠġĠM MESLEKĠ YABANCI DĠL ARAġTIRMA YÖNTEM VE TEKNĠKLERĠ SCADA SĠSTEMLERĠ MESLEK ETĠĞĠ SOĞUTMA TEKNĠĞĠ OFĠS YAZILIMLARI ÇEVRE KORUMA ĠLK YARDIM MESLEKĠ TEKNĠK YÖNTEMLER

%0

%20

%40

%60

%80

%100

ĠKMEP‟in öğretim programının uygulanmasına iliĢkin açıklamalarında “ Programda uygulanacak meslek dersleri, modüller ve seçmeli dersler belirlenirken; sektör talepleri, bölgesel ihtiyaçlar, eğitim kurumunun koĢulları ve öğrenci yönelimleri dikkate alınır.” denilmektedir; ancak MYO‟lara tanınan bu esnekliğe rağmen mesleğin temelini oluĢturan ana derslerin program dıĢı bırakılması gerekir. ġekil 1‟ de ilk sırada bulunan altı ders içerikleri açısından incelediğinde aĢağıdaki sonuçlar elde edilmiĢtir:

121


-MYO programlarındaki Elektrik Makinaları I ve II derslerinin içeriği ĠKPEP müfredatındaki Trafo ve Doğru Akım Makinaları ve Senkron ve Asenkron Makinalar derslerinin içerikleri ile birebir uyumludur ve bu dersler tüm Meslek Yüksekokulların programlarında bulunmaktadır. -Doğru Akım Devreleri adlı ders sadece bir okulun programında yer almamaktadır; ancak bu okuldaki Elektrik Devreleri ve Laboratuvarı I adlı ders içerik olarak benzemektedir. -Ölçme Tekniği adı altında 103 okulda ders vardır, diğer 5 okulda ise içerikleri benzer Ölçme-Kontrol ve Elektrik- Elektronik Ölçmeleri adlı dersler vardır. -Alternatif Akım Devreleri adlı ders 105 okulun programında bulunmaktadır, bir okulda içeriği benzer Elektrik Devreleri ve Laboratuvarı II adlı ders vardır. Ġki okulda ise bu dersin içeriğine uygun hiçbir ders yoktur. -Elektrik Enerjisi Ġletim ve Dağıtımı adlı ders 105 okulun programında vardır, bir okulda içeriği benzer Enerji Ġletim Hatları dersi, iki okulda ise bu içeriğe uygun hiçbir ders yoktur. -Elektronik Kumanda adlı ders 100 okulda vardır, bir okulda içeriği benzer Endüstriyel Otomasyon dersi, 7 okulda ise bu dersin içeriğine uygun hiçbir ders yoktur. -Bilgisayar Destekli Proje ve Bilgisayar Destekli Tasarım adlı dersler tüm okullarda yoktur. Bazı okullarda ise ders isimleri ile içerikler uyumlu değildir. ġekil 2: Meslek Yüksekokulu Programlarında Olup ĠKMEP Müfredatında Bulunmayan Dersler ĠKMEP Müfredatında Olmayan Dersler ve Okutuldukları MYO sayıları 30

Mikro Denetleyiciler GiriĢimcilik Teknik Bil.Ġlk. Mesleki Matematik Analog Elektronik Elektrik Tesisat Planları Elektrik Bakım ve Arıza Bulma Elektrik ġebeke Tesisleri Enerji yönetimi Yüksek Gerilim Tekniği Otomatik kontrol Kalite Yönetim Sistemleri Gn ve Teknik ĠletiĢim Fizik Temel Bilgi Teknolojileri Kullanımı Ġleri Sayısal Uygulamaları Endüs. Kontrol Ve Eleman. ĠĢçi Sağlığı ve ĠĢ Güvenliği Bilgisayar Donanımı Tamam. Elk. Servis ve Sistem. Teknik Resim Fabrika Ġmalat Teknikleri Elektrik ve Elektronik Ölçmeleri Tamamlayıcı Elektrik Servis ve Sistemleri Elektronik güvenlik sistemleri

25 24 23 23 22 21 20 19 16 16 15 14 12 11 11 11 10 10 9 7 7 6 5 5 0

10

20

30

okul sayısı

122


Elektronik Mesleki Gelişim ve Araştırma Dergisi (EJOIR)

Cilt:2 Özel Sayı

Ağustos 2014

Sonuç Türkiye‟de sanayileĢme ilerlemekte, elektrik enerjisine olan talep sürekli katlanarak artmakta, yenilenebilir enerji kaynakları kullanımı yaygınlaĢmakta, kentsel dönüĢüm çalıĢmaları nedeniyle inĢaat faaliyetleri artmaktadır. Elektrik tüketimi ġubat 2013 de 18.803.180 MWh iken Ocak 2014 de 21.976.612 MWh olmuĢtur.2 Bilimsel ve teknolojik geliĢmeye uyum sağlayabilen, iĢ hayatının ihtiyaç duyduğu nitelikli ara elemanlara fazlasıyla ihtiyaç duyulmaktadır.3 Üretim ve hizmet sektöründe ara eleman olarak çalıĢan elektrik teknikerleri, mesleki bilgileri ve el becerileri yüksek, mesleki etiğe sahip, ilk yardımdan haberdar, çevre bilincine sahip, mesleki yazıĢma ve raporları yazabilecek, kanunen yetkili oldukları projelendirmeleri yapabilecek yeterlilikte olmalıdır. Mesleki Yeterlilikler Kurumu‟nun 5. Seviye Yeterlilikler olarak tanımladığı 4, Yükseköğretim Kurulu‟nun da ĠKMEP çerçevesinde meslek yüksekokulları elektrik programları için hazırladığı müfredat bu çerçeveye uygundur. 109 meslek yüksekokulunun elektrik programları incelendiğinde temel elektrik derslerinin tüm okullarda olmadığı görülmüĢtür. Çağımızın vazgeçilmez aracı olan bilgisayar ile ilgili mesleki derslerin okullarda yeterli derecede verilmediği, bazı okullarda ise bu ders olmasına rağmen ĠKMEP içerikleri ile uyumlu olmadığı görülmüĢtür. GloballeĢen dünyada mesleki Ġngilizcenin önemi yadsınamaz, oysa MYO elektrik programlarının sadece % 50‟sinde Mesleki Yabancı Dil dersi vardır. Ayrıca günümüzde her meslek alanı için gerekli olan iĢ güvenliği, meslek etiği, çevre koruma, ilk yardım gibi konulara Meslek Yüksekokullarının elektrik programlarında fazla da önem verilmediği görülmüĢtür. Yapılan bu çalıĢma sonucu, Meslek Yüksekokulların Elektrik Programı müfredatlarını gözden geçirerek ĠKMEP ve 5. Seviye Mesleki Yeterliliklere uygun olarak revize etmesi tekniker olacak elektrik programı öğrencilerinin 5. Seviye mesleki yeterliliklerine sahip olarak mezun olmaları bakımından önemlidir. Kaynakça DemirtaĢ,B.,Yılmaz,Ö.(2013). Türkiye‟de Yükseköğretimde Küresel Standardizasyonu Yakalamada ĠKMEP ve Örnek Ülke Modelleriyle KarĢılaĢtırma. Electronic Journal of Vocational Colleges Gülcan, Murat Gürkan. (2010). Avrupa Birliği ve eğitim. Ankara. Pegem Akademi Yayınevi. 2013-2014 ÖSYM Kılavuzu McNeil, John D. (2003). Curriculum. New Jersey. Merrill Prentice Hall 2

www.enerji.gov.tr Özdemir, D.,GöktaĢ, Y. (2012). MYO‟larda ĠKMEP in Öğrencilerin Akademik BaĢarılarına Etkisi, Yükseköğretim ve Bilim Dergisi 4 http://www.myk.gov.tr/ adresinden 7 Haziran 2014 tarihinde alınmıĢtır. 3

123


Ozmusul, M. (2012) Developments in Turkish Education System towards International Dimension, Ġnternational Journal of Social Science & Education Özdemir, D.,GöktaĢ, Y. (2012). MYO‟larda ĠKMEP in Öğrencilerin Akademik BaĢarılarına Etkisi, Yükseköğretim ve Bilim Dergisi www.enerji.gov.tr http://ikmep.meb.gov.tr/tr/images/stories/ikmep_bulten_2010.pdf http://ikmep.yok.gov.tr myo.karatekin.edu.tr/siteDocs/MEB-YOK/arsiv/sunum.ppt http://www.myk.gov.tr/

124

ELECTRONİC JOURNAL OF OCCUPATIONAL IMPROVEMENT and RESEARCH 2014 Cilt 2 Sayı 2  

ELEKTRONİK MESLEKİ GELİŞİM ve ARAŞTIRMA DERGİSİ ELECTRONİC JOURNAL OF OCCUPATIONAL IMPROVEMENT and RESEARCH Cilt 2 Sayı 2

ELECTRONİC JOURNAL OF OCCUPATIONAL IMPROVEMENT and RESEARCH 2014 Cilt 2 Sayı 2  

ELEKTRONİK MESLEKİ GELİŞİM ve ARAŞTIRMA DERGİSİ ELECTRONİC JOURNAL OF OCCUPATIONAL IMPROVEMENT and RESEARCH Cilt 2 Sayı 2

Profile for ejoir
Advertisement