Page 1

Emekçi Hareket Partisi diyor ki...

1929 Buhranı’nda ekmek kuyruğu heykeli, Washington

Konferansımızdan Aldığımız Güçle 41 İlde Örgütlenmeye Sayfa 3 Sayfa 2

Kara Elmas Tabut Olmuş 5 Sınavlar Değil İnsanca Yaşam Ahmet Yıldız Burada, Katilleri Nerede?

Sayfa Sayfa 3

Daima Hakan Öztürk H BBu Diyardan Gideceksiniz

.

¨UHWHQEL]L]\¿QHWHQGHEL]RODFDJå]

2008 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde bir kriz başlıyor. Yeterince kar edemediğini düşünen sermaye daha çok kar elde edebilmek için her şeye saldırıyor.

. .

Sayfa 3

15 Günlük Gazete  1 6 Temmuz 2010  50 Kr  Sayı: 2

kriz yüzünden işten çıkarılan emekçi işsiz ve güvencesiz öğretmen üniversite mezunu krizin bedelini daha ağır ödeyen kadın topraksız köylü cinsel yönelim ayrımcılığına uğrayanlar mahalle gençliği

10 milyon insan işsiz

Kadın Cinayetlerini Durduracağız

Sayfa 4

Türkiye’de ve dünyanın her yerinde kadın cinayetleri artıyor; Münevver Karabulut cinayetinin peşini bırakmayacağız.

Lenin yazıyor Lenin’in gazetemizde yayınlanan “Akıntıya Karşı” isimli köşesinin ikinci yazısı: “Kopmaz Bağlarla Bağlanmak”

Sayfa 5

Sayfa 2

Kriz ile beraber artan işsizlik karşısında Yüzbinlerce insanın umut bağladığı KPSS’ye karşı direniş sürüyor.

Geçtiğimizz yıl 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin ruhuyla ız çalışma kapsamında kapsamınd da başlattığımız kımızın taleplerini ve emekçi halkımızın n sözcüsü olarak İŞsorunlarının kalarla görüşmüştük. KUR ve bankalarla Yıl boyunca harç zamlarından işine kadar uzanan TEKEL direnişine elelerin öncüsü olan tüm mücadelelerin partimiz yinee üzerine düşeni yapacaktır.

Emekçi Hareket Partisi 41 İlde İşsize İş Bulun Ya Da Defolun Sloganıyla İşsizliğin Sorumlularından Hesap Soracak

2. Danışma Konferansını Gerçekleştirdi

Partimiz 2. Danışma Konferansı’nı Ankara’da 19 ilden katılan partili yoldaşlarımız ve parti dostlarımızın katılımıyla gerçekleştirdi. Devrim ve sosyalizm mücadelesine önderlik etme iddiasıyla dur durak bilmeden, bütün gücüyle sözün de eylemin de kendisi olabilmeyi tüm Türkiye halklarına kanıtladığımız bu süreçte devrimci yolumuzda kararlılıkla ilerlemeye devam ediyoruz. Tam da bu yolda ilerlerken 2. Danışma Konferansımızı aynı kararlılık ve devrimci iradeyle gerçekleştirdik.

4 Temmuz’da Ankara’da yapılan 2. Danışma Konferansı’nda Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı seçilen Sibel Uzun’a partinin gelecek dönemki mücadele hattını ve konferans üzerine değerlendirmelerini sorduk o yanıtladı.

Sibel Uzun: İşsizlikle Mücadele, Mücadeleye Örgüt, Örgütte Süreklilik Sayfa 4


Akıntıya Karsı Vladimir Ilyiç Lenin

Kopmaz Bağlarla Bağlanmak

B

azı kişilere bir gulyabani gibi gelen fabrika, işçileri birleştiren ve disiplinli hale getiren, ona örgütlenmeyi öğreten ve onu emekçi ve sömürülen nüfusun bütün öteki kesimlerinin önüne geçiren kapitalist elbirliğinin en yüksek biçimini temsil eder. Kapitalizmin kürsüsünde eğitim gören proletarya ideolojisi, istikrarsız aydınlara, sömürü aracı olarak fabrikayla, örgütlenme aracı olarak fabrika arasında ayrım yapmalarını öğretmiştir ve öğretmektedir. Burjuva aydına çok güç gelen disiplin ve örgütlü oluşu, işçiler bu fabrika okulunda okumuş olması nedeniyle çok kolay kazanır. Bu okula karşı duyulan ölümcül korku ve bu okulun örgütleyici bir etmen olarak önemini kavramada gösterilen müthiş başarısızlık, küçük-burjuva yaşam biçimini yansıtan ve “soylu” beyefendilerin anarşizmini ya da benim verdiğim bir adla aristokratik anarşizmi ortaya çıkaran düşünce çizgisinin karakteristik özellikleridir. Bu aristokratik anarşizm, özellikle Rus nihilistin karakteristiğidir. O, parti örgütünü canavar bir “fabrika” olarak düşünür. Parçanın bütüne, azınlığın çoğunluğa bağlı olmasını “kölelik” olarak görür. Bir merkezin yönlendirmesi altında gerçekleştirilen işbölümü, insanların “çark dişlileri” haline dönüştürüldüğüne dair traji-komik çığlıklar atmasına yol açar. Partinin örgütlenme tüzüğünden söz etmek, insanı tüzükten bile vazgeçirebilecek bir surat buruşturma ve tepeden bakan bir ifadeye yol açar. [Lenin, Bir Adım İleri İki Adım Geri, s: 239]

Tüzüğe neden daha önce gereksinme duymadık? Çünkü parti, aralarında herhangi bir örgütsel bağ bulunmayan ayrı gruplardan oluşuyordu. Herhangi bir birey, bu gruplardan birinden ötekine kendi “tatlı canı” nasıl isterse, öyle geçebilirdi. Çünkü bütünün iradesinin kalıba dökülmüş ifadesiyle karşı karşıya değildi. Gruplar içindeki anlaşmazlıklar tüzüğe göre değil “çatışma ve istifa tehditleriyle” çözümleniyordu. Gruplar döneminde bu doğaldı ve kaçınılamaz bir şeydi, ama hiç kimsenin aklından bu durumu övmek, ideal bir durum gibi görmek geçmemişti. Herkes dağınıklıktan yakınıyordu. Herkes bu dağınıklıktan huzursuzdu.

2

www.ehp.org.tr

Yıldız Yumruk 41 İlde Partimiz Genel Seçimlerde bölümünden il ve ilçe örgütlerimiz ile ilgili haberleri öğrenebilirsiniz. Marksizm Okumaları’nı canlı olarak sitemizden takip edebilirsiniz. Mail listemize sitemizden kayıt olabilirsiniz.

Kara Elmas Tabut Olmuş Gün Çağ Aydın Zonguldak Karadon’da 30 maden işçisi kardeşimizin hayatını kaybetmesinin ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı konu ile ilgili araştırma başlatmıştı. Bu araştırmanın sonucu tam açıklanmıştı ki Edirne’nin Keşan ilçesine bağlı Küçükdoğanca Köyü’nde faaliyet yürüten maden ocağından yeni “kaza” haberi geldi. 3 maden işçisi kardeşimizin cesetlerine 2 günün ardından ulaşıldı. İşçilerin hayatı 850 metrelik su hortumuna bağlıydı. Maden ocağında olası bir yangına müdahale etmek üzere yeterli uzunlukta hortum yoktu. Askeriyeden aldıkları hortum da 700 metreye kadar ulaşınca ne yazık ki işçi kardeşlerimizin hayatı sona erdi. Edirne’de bulunan maden ocağında insan hayatı hortum boyuna bağlı kaldı. Emekçilerin hayatı ile nasıl oynandığını bu örnekle net bir biçimde görmek mümkün. Ama hükümetin bunu görmesi ne mümkün. 2009 yılından bu yana hayatını kaybeden maden işçilerinin sayısı bir hayli fazla. Aralık 2009’da Bursa’da 19 maden işçisi hayatını kaybetti. Şubat 2010’da Balıkesir’de 17 işçi hayatını kaybetti. Mayıs 2010’da Zoguldak’ta 30 maden işçisi hayatını kaybetti. Ve son olarak Edirne’de gerçekleşen “kaza” sonucu 3 maden işçisi hayatını kaybetti. Maden ocaklarının ortak özellikleri incelendiğinde TTK’ya bağlılar ancak taşeronlar tarafından işletiliyorlar. Uzun lafın kısası özel işletmeler. Bu özel işletmeler birer tane maden ocağına sahip değiller. Genelde birkaç maden ocakları var. Birini kapatsan öbürü aynı kusurla üretime devam ediyor. Maden ocaklarına yakın olan yerleşim yerleri ise işçilerin yaşadığı yerler. Ne tesadüf ki bu maden ocakları teftişten geçmiş ve eksiklerini gidermeleri için süre tanındığında bu kazalar meydana gelmiş. “Tam düzeltecekken” bu kazalar meydana gelmiş. Ne kadar büyük bir yalan söylüyorlar. Zonguldak’ta meydana gelen kaza sonucu yapılan incelemelerde %30 TTK, %70 taşeron suçlu bulunmuş. İşçilerde hiçbir suça rastlanmamış. Bir de işçilere suç bulsalardı. İş güvenliği olmadan yerin yüzlerce metre altına inip para kazanmaya çalışan ya grizudan ya da kanserden ölmek zorunda olan işçilerde suç bulsaydınız bir de. İşçilerde suç bulmaları elbette ki kulağa komik geliyor. Ancak kazalardan sonra patronların yaptığı ilk açıklamalar

işçileri suçlu gösteriyor. Edirne’deki kazadan sonra şirket yetkilileri 3 işçinin kaza anında yanlış yere kaçtığını söyledi. Kazalardan sonra ya işçilerin cenazelerine günler sonra ulaşılıyor ya da hiç ulaşılamıyor. Maden ocağı işçi kardeşlerimize mezar oluyor. İş cinayetlerinin yaşandığı alanlardan sadece bir tanesi maden ocakları. 8 aylık bir dönemde grizu patlamaları sonucu ölümlerde korkunç bir artış gözlemlenmekte. Özelleştirme ve taşeronlaştırma sonucu yaşanan kazalarda gerekli önlemler alınabilseymiş ölümlerin %98’i önlenebilirmiş. Ne kadar basit bir sonuç değil mi? Önlem alınsaymış keşke mi diyeceğiz? Bu ölümleri işçi kardeşlerimizin kaderi olarak mı göreceğiz? Özelleştirme ve taşeron sistemi bir kader mi ki işçi kardeşlerimizin ölümleri kader olsun? İşçileri maden ocağına indirenler güvenliklerini de sağlamak zorundadır. AKP hükümeti bu kazalar sonucu hızlıca araştırma inceleme komisyonları kuruyor. Bu komisyonlar gerekli tedbirlerin alınmasını sağlayacağı yerde taşeronları aklamanın birer aracı haline geliyor. Mevzuata uymayan maden ocaklarına hiçbir şekilde caydırıcı cezalar verilmemektedir. Çalışma ve Sosyal güvenlik Bakanlığı’na bağlı İş Teftiş Komisyonu hazırladığı raporda 15 tane kusur tespit etti. Koskoca 15 kusur. Maden ocaklarında çalışan işçilerin hayatları bu 15 madde nedeniy-

le son bulmuş. Görülmektedir ki yapılan araştırma, inceleme ve teftişler önlem alınmasını sağlamamaktadır. Sonuçta bakanlık kazadan önce üretimi durdurun tebligatı göndermiş fakat şirketin eline kazadan sonra ulaşmış. Bu bürokrasi 3 işçinin yaşamına mal oldu. Şirket sorumluları ise yaptıkları açıklamalarla insan hayatını gerçekten hiçe saydıklarını açıkça gösteriyor. Yetkililer biz zaten üretim yapmıyorduk, maden ocağına sadece üretim için girilmez diyor. Bu kadarına da pes doğrusu. Ölümleri, hükümet ve şirket kol kola vermiş sahiplenmiyor. Kapitalizm vahşi bir şekilde ölümlere çanak tutuyor. Bu maden kazası da unutulduktan sonra tüm işleyiş aynen devam edecek. Tüm halkı teftişlerden haber edemezler sonuçta. Ama ne hikmetse kazalardan sonra hep bir teftiş kusuru karşımıza çıkıyor. AKP’nin gizli kapaklı halletmeye çalıştığı her şey acı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Hatalarını örtemiyorlar. Kapitalistlerin kar hırsı halkımızın çocuklarını, işçileri ölüme terk ediyor. Doğru ya! Madem güvenlik açığı var. “Çalışmak zorunda değiliz sonuçta”. Hükümet tüm işsizlere istihdam sağladı da biz meslek seçebilelim. Hükümet, var olan iş yerlerinin güvenliği sağlamak zorunda ve işsizlere de güvenli ve güvenceli iş bulunmak zorundadır. AKP kendi dar sarmalında bu konuyu çözemez. AKP’nin yerine geçme ihtimali olan başka bir düzen partisinden de bunu beklemek yanlış. İşçileri ölüme terk eden bu anlayış derhal istifa etmelidir. Emekçi halkımız ise güçlü bir iradeyi ortaya koyarak çocuklarına sahip çıkacaktır. Çünkü maden işçileri her şeyi göze alarak o ocaklara inmektedir. Zaten başka çaresi de yoktur. Hükümeti o rahat koltuğundan edecek irade emekçi halkımızın kalbinde saklıdır. Bu irade öyle bir ortaya çıkacaktır ki, hükümeti istifa dahi kurtaramayacaktır.

1985’ten bu yana maden kazaları 143

1985-1990

35.159 343

1990-1995

24.164

10.905

55

35 17.283

9.901

326.312

2687

49

1995-2000 2000-2005 2005-2009

Kömür ocaklarında “göçük, grizu ve kömür patlaması, karbonmonoksit zehirlenmesi ile metan gazı ve karbondioksit boğulmaları” gibi kazalar sonucu işçiler ölüyor.

Ölümlere özel sektörde çalışan maden işçileri ve kayıt dışı çalışanlar da eklenince 4 yılda 30 bin 244 işçinin kaza geçirdiğini, 218 işçinin ise öldüğü ortaya çıkıyor.

Bu rakamlara göre 2009 yılında 92, 2010 yılının ilk 5 ayında ise 69 işçinin maden kazalarında öldü.

1955-2009

Birbirinden soyutlanmış grupların resmen kurulmuş bir parti örgütü içinde kaynaştırılmasını görmek için sabırsızlanıyordu. Şimdi bu kaynaşma sağlandıktan sonra, geriye sürükleniyoruz ve daha ileri örgütlenme görüşleri kılığı altında öne sürülen anarşist laf kalabalığıyla yüz yüze getiriliyoruz. Oblomov’un rahat sabahlıklı, pufla terlikli evcimen yaşamına alışmış olan kişiler için, resmi bir tüzük dardır, sınırlayıcıdır, sıkıcıdır, değersizdir, bürokratiktir, kölelik bağıdır, “özgür ideolojik savaşım süreci”ne vurulmuş bir zincirdir. Aristokratik anarşizm, dar çevre bağlarının geniş parti bağıyla yer değiştirmesi için resmi tüzüğe gerek olduğunu anlayamaz. Bir grubun iç bağlarına ya da gruplar arasındaki bağlara resmi bir biçim vermek hem gereksiz, hem olanaksızdır. Çünkü bu bağlar ya kişisel dostluklara ya da herhangi bir nedene bağlanmayan içgüdüsel bir “güven”e dayanıyordu. Parti bağının ise bunlardan hiç birine dayanmaması gerekir. Parti bağı bunlara dayanamaz; bu bağ, biçimsel bir dille yazılmış bir tüzük üzerine oturmalıdır.

2 Temmuz 1993'te Sivas'ta Madımak Oteli'nde katledilen 35 canın hesabını sormak için Sivas, İstanbul, Eskişehir, Ankara ve Bolu’da yapılan eylemlerde Emekçi Hareket Partisi “Halkız Biz Yeniden Doğarız Ölümlerde” pankartıyla katıldı. 17 yıl önce Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında Madımak Oteli'nde çeşitli etkinlikler düzenlenmiş, bu sırada devlet işbirliğiyle oluşturulan bir komplo ile otel ateşe verilmiş, içeride mahsur kalan 35 kişi yanarak hayatını kaybetmişti. Katliam sırasında olaya müdahale etmeyen ve hatta körükleyen güvenlik güçleri ve olayın failleri olay s e katliamlara karşı sessiz kalınmadığı gösterildi.

Sayı: 2

Emekçi Hareket Partisi’nin 26 Haziran Cumartesi günü saat 16.30’da Kadıköy İlçe Örgütü açıldı. Açılışta öncelikle İlçe Başkanı Özlem Sanyer söz alarak: “İşsize İş Bulun Ya Da Defolun” sloganı ile yola çıktığımız bu dönemde Kadıköy’de de çalışmalarımızı sıkı bir şekilde öreceğimize dikkat çekti. İlçe Başkanı bununla birlikte Emekçi Hareket Partisi’nin gençlik, kadın ve LGBTT alanlarında bütünlüklü bir mücadeleyi devrimci kararlılıkla yürüttüğünü dile getirdi. İlçe Başkanı’nın ardından söz alan İl Başkanı Serkan Atak ise 41 ilde örgütlenme politikası ile açılışını gerçekleştirdiğimiz Kadıköy’ün diğer ilçeler için de itici güç olacağını dile getirerek bu açılışta emeği olan tüm yoldaşları selamladı.

Halkız Biz Yeniden Doğarız Ölümlerde

50 Kr

TEKEL'in özelleştirilmesi sonucu 4 yıl önce 4/C statüsüne geçen Metin Kulelioğlu maddi sorunları nedeniyle intihar etti. Sistemin öğretmenler ve öğrenciler gibi katlettiği işçi Metin Kulelioğlu, TEKEL'in özelleştirilmesinden önce Kemalpaşa Tekel Yaprak ve Tütün İşletmesi'nde çalışıyordu. 4 yıl önce iş yerinin kapatılması nedeniyle 4-C statüsüne geçmek zorunda kalan Kulelioğlu, İzmir Vali Yardımcısı'nın makam şoförlüğünü yapmaya başladı. 4/C’ye geçmesi ile beraber aldığı maaş çok düşük bir seviyede olan iki çocuk babası Kulelioğlu, 20 bin TL borcu nedeniyle bunalıma girip pompalı tüfekle intihar etti.

Yıldız Yumruk Kadıköy’de

. .

4/C Bir İşçiyi Daha Katletti

Proleter Devrim ve Dönek Kautsky V. İ. Lenin Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı V. İ. Lenin Nisan Tezleri V. İ. Lenin

.

Okumaları

www.ehp.ogr.tr sitesinden canlı yayın ile

Kapital [1. Cilt] K. Marks Adam Smith Pekin’de Giovanni Arrighi Teorik Yazılar Mahir Çayan

15 Günlük Gazete 16 Temmuz 2010

Marksizm-Leninizm

Üreten biziz yöneten de biz olacagız.

[Lenin, Bir Adım İleri İki Adım Geri, s: 240]

İmtiyaz Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Fadik Temizyürek Bozkurt M. Türkbeyi S. Emek Apt. N:79-81 Basıldığı Yer: Ezgi Matbaası Sanayi Cad. Altay Sk. No:10 Yenibosna/İSTANBUL 0212 452 23 02 Türü:Yaygın Süreli Yayın emekcihareket@ehp.org.tr

Bizi, gruplara özgü kaprislerden ve inatçılıktan, “özgür ideolojik savaşım süreci” adıyla anılan grup kavgalarından ancak ve ancak bu tüzüğe tam olarak bağlı kalmak koruyabilir.


3

www.ehp.org.tr

İşçilerden, gençlerden, LGBTT’lerden, kadınlardan yazılar köşemizi sitemizden okuyabilirsiniz.

platonik üye ilişkisini reddeden, demokratik merkeziyetçi örgüt işleyine sahip, teorik ve politik birliği olan bir partidir.”

Emekçi Hareket Partisi 2. Danışma Konferansı, 4 Temmuz 2010 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilmiştir. Kapitalizmin işçi sınıfına, emekçilere, toplumun tüm kesimlerine dönük saldırıları artarak devam etmektedir. AKP hükümeti tüm bu gündemler karşısında halka umutsuzluk vaat etmektedir. İzledikleri her yol karşımıza istikrarsızlık olarak çıkmaktadır. Kriz giderek derinleşmekte ve bu derinlik işsizlik olarak karşımıza çıkmaktadır. Böylesi bir dönemde halkımızı gerçek kurtuluşa götürecek olan yegâne güç disiplinli bir örgüt, sürekli ve birleşik bir gücü yaratacak devrimci partidir. Emekçi Hareket Partisi, halkımızın umuduna ışık tutmaktadır. Partimiz, 2. Danışma Konferansında bu görevi güçlü ve kararlı bir şekilde üstlenmiştir. Emekçi Hareket Partisi ana politik hattını tüm üyelerin oy birliği ile şu şekilde belirlemiştir.

Partimiz programı ülkenin ve dünyanın gelmiş olduğu politik durumu derinlemesine analiz etmekte ve programatik olarak çözüm üretmektedir. Ülkede ve dünyada yaşanan sorunlar kapitalizm eliyle gerçekleşmektedir. Kapitalizmin yoğunlaşmış saldırılarına karşı partimiz programı net bir sosyalizm programıdır. Bu programı hayata geçirecek olan irade kesintisiz devrimcilerin iradesidir. Emekçi Hareket Partisi, programını gerçekleştirebilecek üyelere sahiptir. Bu devrimci kararlılık partimizin her bir kademesinde mevcuttur. Partimize üye olan herkes görev almak üzere hareket etmektedir. Sistemin işleyen çarkını bozacak olan sistematik ve devrimci bir parti olacaktır. O da Emekçi Hareket Partisi’dir. Emekçi Hareket Partisi tüzüğü tam da bu işleyişe göre bir üyelik tanımını karar altına almıştır. Komünist Manifesto’nun üyelik anlayışı yolumuzu açmaktadır.

Sitemizden yayınlanmasını istediğiniz yazılarınızı emekcihareket@ehp.org.tr adresine gönderebilirsiniz.

Emekçi Hareket Partisi konferansından aldığı güçle “41 İlde Örgütlenme”yi başaracak, toplumun tüm ezilen kesimlerine umut olacaktır. Partimiz tüm kurulları ile bu göreve hazırdır. Konferansımız da bu çabanın umut dolu resmidir. Çok kısa bir zamanda il örgütü sayımız artmıştır. Konferansımızda karar altına alınan önergeler en kısa zamanda partimiz kadrolarınca örgütlenecektir. Partimiz barınma hakkı mücadelesi verenlerin, emeklilerin ve çocuk işçilerin sömürülmesine karşı da çalışmasını sürdürecektir. Bu çalışmalar üyelerimizin karar önergeleri ile karara bağlanmıştır. Emekçilerin konferansımızda aktif bir biçimde rol alması bizleri onurlandırmıştır. Emekçiler partimizin gelişmesi ve ilerlemesi yönünde önemli bir iradeyi ortaya koymuştur. İleriki dönemlerde emekçi yoldaşlarımız tüm yönetim kademelerinde aktif bir biçimde yer almalıdır. Devrimci partiyi hedefleri doğrultusunda ilerletebilecek olan irade emekçi yoldaşlarımızda mevcuttur. Toplumun tüm kesimlerinin sesi yükselmektedir. İşçi direnişleri artık günlerce değil aylarca sürmektedir. Egemenler bu yükselen ses karşısında çaresiz kalacaktır ve hesapları bozulacaktır. Emekçi Hareket Partisi bu hesabı bozacak ve halkların devrimci umudu olacaktır. Ardı ardına gelen işçi direnişleri toplumun vicdanıdır ve yükselen sesidir. Egemenlerin “altın tepsi”deymiş gibi sunduğu politikalar tam tersinden direniş cephesinden yanıtlanmaktadır. Konferansımız direnişin içinde yer almış partililerle gerçekleştirilmiştir. Üyelerimiz konferansa aynı irade ve kararlılıkta gelmişlerdir. Direnişlerin her bir anı konferansa da yansımıştır. Bu irade ve kararlılık yeni dönemin yöneticilerinde bulunmaktadır. Yeni görevlerini kuşanan yöneticiler direnişi körükleyecektir.

Konferansımıza sunulan Emekçi Hareket Partisi programı geliştirilmiş ve güncellenmiştir. Programımız tüm ezilen kesimleri kapsamaktadır. Bu kapsamlı ele alış partimizi daha da ilerilere taşıyacaktır. Emekçi Hareket Partisi tüm dile getirdiklerini parti programına da dâhil etmiştir. Partimiz programında yer alan politikaları devrimci bir eylemle hayata geçirecektir. EHP Gençliği, EHP’li Kadınlar, Liseli Hareket, EHP’li LGBTT’ler, İşsiz ve Güvencesiz Eğitimciler 2. Danışma Konferansından güçlü çıkmıştır. Tüm alanlardan konferansımıza katılım gerçekleşmiştir. Yoldaşlarımız mücadele süreçlerindeki görevlerini başarılı bir şekilde yürütmekteyken görevleri devralmıştır. Emekçi Hareket Partisi’ni her türlü zorluk karşısında savunmayı bilmişlerdir. Yoldaşlarımızın aldıkları görevleri daha ileri taşıyacaklarından hiçbir kuşkumuz yoktur. Konferansımız üyelerimizin görev alma iradelerini ortaya çıkarmıştır. Halkımızın özlemini duyduğu birlik ve beraberlik konferansımızda mevcuttur. Konferansımız tüm politik önermeleri büyük bir olgunlukla ele almıştır. Kariyer hırsını mahkûm eden anlayış devrimci görevlere aday olarak kendini göstermiştir.

MERSİN ÇORUM ÇOR RUM GAZİANTEP GAZİANTEP ADIYAMAN KIRKLARELİ KONYA MALATYA BALIKESİR BALLIKESİR TEKİRDAĞ TEKİRDAĞ ADANA HATAY MANİSA ÇANAKKALE DİYARBAKIR ANİİSA BARTIN SAMSUN ARTVİN BİLECİK BOLU ÇANAKK KALE Dİ İYARBAKIR BATMAN SİVAS MUĞLA MA KARABÜK KOCAELİ K ZZONGULDAK ONGULDAK İSTANBUL İZMİR ANKARA AYDIN BURSA K OCAELİİ MERSİN ÇORUM GAZİANTEP ADANA ADIYAMA AN KIRKLARELİ KIRKLARELİ KONYA MALATYA BALIKESİR TEKİRDAĞ A DANA HATAY HATAY MUĞLA MANİSA BARTIN ADIYAMAN SAMSUN SİVAS SAMSU UN ARTVİN ARTVİN BİLECİK BOLU ÇANAKKALE DİYARBAKIR BATMAN BATM MAN Sİ İVAS KARABÜK ZONGULDAK İSTANBUL GAZİANTEP R ANKARA ANKARA AYDIN BURSA KOCAELİ MERSİN ÇORUM GAZ ZİANTEP ADIYAMAN ADIYAMAN KIRKLARELİ KONYA MALATYA İZMİR BALIKESİR BARTIN BALLIK KESİR TEKİRDAĞ ADANA HATAY MUĞLA MANİSA BAR RTIN SAMSUN SA AMSUN ARTVİN BİLECİK BOLU ÇANAKKALE D İYA ARBAKIR BATMAN SİVAS KARABÜK ZONGULDAK İİSTANBUL STANBUL İZMİR ANKARA AYDIN BURSA KOCAELİ DİYARBAKIR MERSİN ME ERSİN ÇORUM GAZİANTEP ADIYAMAN KIRKLARELİ KIRKLARELLİ KONYA KONYA MALATYA BALIKESİR TEKİRDAĞ ADANA HATAY M UĞLA MANİSA BARTIN SAMSUN ARTVİN BİLECİK BİLEC CİK BOLU BOLU ÇANAKKALE DİYARBAKIR BATMAN SİVAS KARABÜK MUĞLA ANKARA AYDIN BURSA ZZONGULDAK ONGULDAK İİSTANBUL STANBUL İİZMİR ZMİR A NKARA A YDIN B UR RSA KOCAELİ MERSİN ÇORUM GAZİANTEP ADIYAMAN KONYA BALIKESİR K IRKLARELİ K ONYA MALATYA MALATYA B ALIKESİR TTEKİRDAĞ EKİRDAĞ ADANA HATAY MUĞLA MANİSA BARTIN SAMSUN KIRKLARELİ

KONFERANSIMIZ’DAN ALDIĞIMIZ GÜÇLE 41 İLDE ÖRGÜTLENMEYE

30 Haziran Çarşamba günü Ahmet Yıldız davasının dördüncü duruşması Üsküdar Bağlarbaşı Adliyesi’nde gerçekleşti. Duruşma başlamadan, önceki duruşmalarda olduğu gibi EHP’li LGBTT’ler, Ahmet Yıldız’ın katilinin bulunması ve LGBTT toplumuna yönelik nefret cinayetlerinin hesabının verilmesi talebiyle diğer LGBTT örgütleri, siyasi partilerle ve demokratik kitle örgütleri ile birlikte oradaydı. LGBTT toplumuna yönelik şiddetin her geçen gün devam ettiğini, nefret suçlarının ve nefret cinayetlerinin son bulması için, Ahmet Yıldız’ın, Ebru Soykan’ın, Aycan’ın, Batu’nun tüm arkadaşlarımızın hesabını sormak için davayı sonuna dek takip edeceklerini haykırdılar. Emekçi Hareket Parti’li LGBTT’ler mahkemeye müdahil olmak talebinde bulundu. Bir önceki duruşmada EHP’li LGBTT’lerin talebini “davanın seyrinin başka yerlere çekilmeye çalışıldığı, eşcinselliğin falan söz konusu olmayıp, Ahmet Yıldız’ın ‘bir insan

olarak öldürüldüğü’ gerekçesiyle kabul etmeyen mahkeme bu sefer de evrak eksikliğini gerekçe göstererek talebi reddetti. Sanığın ve tanıkların bulunmasının sağlanması için dava 25 Kasım 2010, saat 09.00’a ertelendi.

Bu Di Diyardan Gideceksiniz Gidec

bir öfke örgütleyeceğiz. Krizin teğet geçtiğini iddia edenler bilsinler ki işsizler onları teğet geçmeyecektir.

Emekçi Hareket Partisi programını devrimci yapan en önemli gerekçelerden bir tanesi de toplumun farklı kategorilerini devrimci özneler olarak bir araya getirmesidir. Ezilen tüm kesimlerin kurtuluşuna öncülük edecek Emekçi Hareket Partisi üyeleri güç olarak LGBTT, genç, kadın, liseli, göstermiş oldukları politik olgunlukla “Kesintisiz devrim kurgusunu teişsiz ve güvencesiz eğitimcileri devve geliştirici sözler kullanarak konfemel kabul eden, işçi sınıfının öncülürimci özneler olarak konferansımızda ransımızın başarılı gerçekleşmesini ğünü ve iktidarını esas alan, üçüncü yer almıştır. Bu alanları temsil eden sağlamıştır. Konferansımızı geliştirici bunalım dönemi olan son uzun daralyoldaşlarımız karar önergeleri hazıryönde atılan her adım önümüzde duma sürecinin devam ettiği çözümleran politik görevlerin gerçekleşmemesini yapan, Kürt hareketini ittifakı layarak konferansımıza sunmuştur. sinde de atılmalıdır. Emekçi Hareket olarak gören, aktüel enternasyona- Kadınlar “Kadın Cinayetleri”’ni durPartisi üyelerinde bu irade net bir list, kadınların, gençlerin, LGBTT top- durmak üzere kadın alanındaki ittifakları ile beraber yürüteceği eylemli şekilde gözükmektedir. Bir kez daha lumunun ezilmelerinin özgüllüğünü politik hat konusundaki mücadelesi Partimizin tüm üyelerini mücadelekuramlaştıran ve örgütlü olarak poiçin, partili Liseliler işçi öğrencilerin mizin her aşamasında önder olmaya litize eden, sistem karşıtı ekolojist, sömürüsüne karşı devrimci bir mücaçağırıyoruz. Marksist-Leninist teorinin büyük ve dele yürütmek üzere, partili LGBTT’ler bütünleştirici teori geleneğine bağlı, nefret cina- yetlerine karşı müEmekçi Hareket Partisi cadele için tüm parti İşsizliğe karşı yürüteceğimiz poMerkez Komitesi üyeleri ile değerlen- litik mücadele konferansımızın en direrek KOCAELİ önemli ka- MERSİN önemli karar önergelerinden biriydi. ÇORUM GAZİANTEP ADIYAMAN KIRKLARELİ İİSTANBUL STANBUL İZMİR İZMİİR ANKARA AYDIN AY YDIN BURSA BURSA rarlara imza atmış Kriz sonucu işsiz kalanlar ve iş bulaTEKİRDAĞ ADANA MUĞLAbu düzenin EKİRDAĞ MANİSA BİLEC CİK KONYA MALATYA BALIKESİR TE bulunuyor. Her birHATAY karar mayanlar çarkınıBARTIN yerinden SAMSUN ARTVİN BİLECİK önergesi kendi alanında oynatacak güçtedir. Emekçi Hareket BOLU ÇANAKKALE DİYARBAKIR SİVASyöntemZONGULDAK İSTANBUL İZMİR ANKARA AYDIN DİYARBA AKIR BATMAN BATMAN KARABÜK AYDIN önemli mücadele Partisi “İşsize İş Bulun Ya Da Defolun” leri ortaya çıkartmaktadır. bu kesimi örgütlemeye ÇORUM ORUM GAZİANTEP ADIYAMANşiarıyla KIRKLARELİ KONYAadayMALATYA BALIKESİR TTEKİRDAĞ EKİRDAĞ BURSA KOCAELİ MERSİN Ç dır. İl ve ilçe örgütlerinde yaygın bir Partimiz SAMSUN bir süredir 41ARTVİN İlde çalışma MANİSA DİYARBAKIR BATMAN ADANA HATAY MUĞLA M AN NİSA BARTIN BİLECİK BOLU ÇANAKKALE DİYARBAK KIR B ATMAN yürümektedir. İşsizliğe karşı Örgütlenme çalışmalarını sür- mücadele en kısa zamanda meyveZONGULDAK AYDIN ÇORUM GULDAK İSTANBUL BURSA KOCAELİbu MERSİN ÇORU UM GAZİANTEP GAZİANTEP SİVAS KARABÜK ZONG dürmektedir. İZMİR Gerekli ANKARA koşulları lerini verecektir. İşsiz bırakılanlar sağlayarak genel seçimlerde parti- halkın çocuklarıdır. İşsiz bırakılarak KIRKLARELİ MALATYA BALIKESİR TEKİRDAĞ ADANA MANİSA ELİ KONYA KONYA HATAY MUĞLA M ANİSA BARTIN ADIYAMAN KIRKLARE mizle yer alma kararlılığındayız. Tüm onlara geleceksizlik öngörülmektedir. SAMSUN ARTVİN BİLECİK ÇANAKKALE BATMANgeleceği SİVAS KARABÜK ZONGULDAK BİLE ECİK BOLU DİYARBAKIR ZO ONGULDAK İSTANBUL bu çalışmalar sonucu partimiz il ör- İşsiz bırakılarak karartılmak gütlerini en geniş bir katılımla 2 Da- istenenler gecekondularda ve emekçi KOCAELİ MERSİN GAZİANTEP ADIYAMAN KIRKLARELİ KONYA AY YDIIN BURSA BURSAnışma ÇORUMsemtlerinde KIRKLLARELİ K ONYA MALATYA İZMİR ANKARA AYDIN Konferansı’na taşıyabilmiştir. oturmaktadırlar. Emekil ve ilçeMUĞLA örgütlerimizden üyeler BARTIN çi Hareket SAMSUN Partisi örgütlenmesini ARTVİN BİLECİK BALIKESİR TEKİRDAĞ TEKİR RDAĞ ADANATüm HATAY MANİSA BİLECİK BOLU ÇANAKKALE konferansta söz alarak fikirlerini or- emekçi semtlerinde de gerçekZONGULDAK İSTANBUL ANKARA AYDIN DİYARBAKIR BATMAN BATMAN SİVAStayaKARABÜK İZMİR ANKA A RA A YD DIN BURSA KOCAELİ koyabilmişlerdir. leştirecektir. Emekçi semtlerinden kent merkezlerine

Ahmet Yıldız Burada, Katilleri Nerede?

Daima Daim Haka Hakan Öztürk

Emekçi Hareket’in Dağıtımı Sürüyor

İşsizlik, güvencesizlik, gözaltında kayıp, Kürt halkına yapılan saldırılar, Kadın cinayetleri, LGBTT cinayetleri… Bu memlekette halka ait ne varsa Emekçi Hareket’in gündemidir. İçeriğini halkta bulan Emekçi Hareket’in dağıtımı bütün illerde sürüyor. 2 hafta bir yayınlanan Emekçi Hareket’i Emekçi Hareket Partisi il ve ilçe örgütlerinden temin edebilirsiniz.

2

008 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde bir kriz başlıyor. Yeterince kar edemediğini düşünen sermaye daha çok kar elde edebilmek için her şeye saldırıyor. Tamahkâr olduğu için mi yapıyor bunu? Hayır. Sermaye sahiplerinin birisi çok kar etmeye çalışmasa, öbürü böyle yapacak ve çok kar elde edemeyeni devirecek. Kurtlar kanunu. Daha çok kar elde etmeye çalışmak duygusal ya da düşünsel bir tercih değil zorunluluk. Bir ölçü bulmak gerekirse, bir sermayedar en azından diğer sermayedarlardan biraz daha fazla kar etmelidir. Uzun vadede savaşı kazanmasının imkânı budur. Kapitalistler durmaksızın hayali bir sermayenin alanına doğru kaçmaktadırlar. Evet, aslında bu güne kadar alıştığımızın kapitalizmin, örneğin parası bile hayalidir. Tam olarak hiçbir altın veya başka bir değerle birebir eşleşmez. Ama şu anda işi bütün mantıki sonuçlarına kadar götürüyor. Kapitalizm, yarattığı medeniyetin binası için kullandığı çimento ve demirden sürekli çalıyor. Bu sayede daha büyük ve daha çok bina yapıyor ama hep daha çürük yapıyor. Sorun şu: O binaların içinde insanlar var. Kapitalizmin çürük binaları yıkıldıkça içindeki insanlara zarar veriyor. Kapitalizmin çürük iktisadi yapısı en başta işsizlik yaratarak yıkıma uğratıyor insanlığı. Gelgelelim bunu Türkiye’deki kendisi yıkık solcularına anlatamıyoruz. Bu ne yenilmişlik psikolojisidir arkadaş. Bu ne eziklik. Bu ne aşağılık kompleksi. Gel diyoruz kardeş, gel bak kapitalizmde kriz çıktı. Yok. Yahu gel bak sarsıldı, hazır sarsılmışken üstüne gidelim. Yine yok. Hepsi 2. Dünya Savaşı’nda kaçıp mağaraya saklanmış Japon askeri. Zamanında öyle bir dayak yemişler ki kapitalizmden, dizlerinin bağı çözülüyor. Terbiye olmuşlar. Eğer bir şeyler yapıyorlarsa da bunu kapitalizm sabit kalmak kaydıyla yapıyorlar. Bundan utanmıyorlar. Tayyip Erdoğan Türkiye’ye krizin teğet geçtiğini söylüyor ama ABD’de büyük bir krizin olduğunu kabul ediyor. ABD’de büyük bir kriz yaşandığını takip etmeyen ve bunu bir politik mesele haline getirmeye kalkışmayan bizim yıkık solcular. Bunlar Tayyip Bey’den bile geri. Bunlara kriz deyince, “marksizmin krizi mi?” diyorlar. Tam bir mazoşizm. En azından Tayyip Bey’le dünya tahlilinde anlaşıyoruz. Türkiye’de anlaşamıyoruz. Başbakan krizin Türkiye’yi teğet geçeceğini söylüyor. Peki, neden TÜİK’in açıkladığı rakamlara göre dahi yüzde 14-15 işsiz var. Gençlerde bu oranın yüzde 25 olduğu bildiriliyor. Bu nasıl bir teğet geçmek? Krize girmemiş Türkiye’nin işsizlik rakamı, ABD ve AB yüzdelerinden daha yüksek. Bu nasıl olabiliyor? Krizdeki ABD’de işsizlik oranı yüzde 9,5. Şu günlerde kriz yaşadığı kabul edilen Avrupa Birliği’nde işsizlik oranı yüzde 9,6. Teğet geçmiş ülke olan Türkiye’de ise yüzde 14-15. (TÜİK’in rakamlarına göre tabii.) Kriz bir halka işsizlikle yaşatılır. Üniversiteyi bitirmiş ama öğretmen olamamış insanlar intihara kalkışır. Maaşları yarıya düşürülerek, sözleşmeli hale getirilmeye çalışan TEKEL işçileri buz gibi sulara dalar. 78 gün soğuklarda yatar. İşsiz kalmamak için birer birer ölen Tuzla işçileri, beşer-onar ölen kömür işçileri sessizce o korkunç işlerine gider gelir. İşi olmayan halkın bir geliri de yoktur. Gelir dağılımını bozan en temel mesele bu. Sermaye sınıfı daha fazla makine ve dev tesis kullanarak üretimi arttırıyor ama çalışan sayısını arttıramıyor. Zaten Tayyip Erdoğan, “mezun olan her öğretmene iş bulmak zorunda değiliz” diyor. Tayyip Erdoğanların, Güler Sabancıların ve Rahmi Koçların felsefesi budur. İşsiz kalmaya mahkûm ettiğiniz milyonlarca Ahmet, Mehmet, Süreyya’nın; Ali, Veli, Selami’nin felsefesi ise iş bulup insanca çalışmaktır. Ya onların insanca çalıştığı bir hayat yaratacaksınız, ya da yıkılıp gideceksiniz karşımızdan. Ya bu deveyi güdeceksiniz, ya da bu diyardan gideceksiniz..

Genç Hareket’in 3. sayısı çıktı. İl Örgütlerimizden temin edebilirsiniz.

EHP Siyasi Büro üyesi Hakan Öztürk’ün Bugünün Eylemi İçin Mahirlerin Deneyimi kitabını İl Örgütlerimizden temin edebilirsiniz.


Veysel Aktas. V

D Devrimcilik TTarihsel Olarak Hep YYeniyi Temsil Eder

Öfkeliyiz: Kadın Cinayetlerini Durduracağız

D

evrimcilik tarihsel olarak hep yeniyi temsil eder. Bir devrimci hangi tarihsel süreçlerden geçerse geçsin mücadelenin içinde yerini alıyorsa, o yenidir. Günümüzde sıkça duyduğumuz ve çevremizde gördüğümüz bir “eski devrimci” sözüdür almış başını gidiyor. Bence eski diye bir şey yoktur . Ya devrimcidir bir insan yada değildir. Bundan dolayı bir dönem devrimcilik yapmış ve bugün geçmişine galebe çalanlara “eski devrimci” demenin pek doğru olmadığıdır. Eski kavramı devrimcilikte pek bir şey ifade etmez. Şarap olsa bir kıymeti harbiyesi olurdu, ama ne yazık ki konumuz şarap değil. Bundan dolayı geçmişte politik mücadelenin içinde yer alıp şimdilerde piyasacı “eskimiş” devrimci olanlar ve dönekler vardır ki piyasada bunlardan oldukça fazla var. Bunlar genellikle büyük medya holdinglerinde köşe başını tutmuş piyasacı dönekler olarak salyaları akarak havlayıp duruyor olmaları onları muteber kişiler yapmaya yetmiyor. Bu nedenle devrimci ve devrimcilik hep yenidir.Yeninin bir devrimcideki cisimleşme hali onun değişeni gelişeni kavrayabilme becerisi göstermesinde yatıyor. Nazım’ın buna uygun düsen bir dizesiyle devam edelim; ....Kardeşler Onlara sokakta rastlarsanız eğer Ölümü görmüş gibi çevirin başınızı Kirpiksiz sarı gözler gözünüze bakarken Arkadan sırtınıza bir Bıçak girebilir Onlar istiyorlar ki Kara toprağın kalbi durana kadar Bir pazarda kelepir bir mal gibi satılalım Kafamızın ışığını, gücünü kolumuzun... Şairin dediği türden insanların sayısı epey artmış olsa da bu topraklarda onlardan sayıca fazla olan yola devam edenlerdir. 21 yüzyılın genç devrimcileri kendilerine miras bırakılmış olanı layıkıyla taşımanın sorumluluğunu yerine getiriyorlar. Geçmiş mücadele deneyimi ve politik kültürünü günümüze taşımış olanların yoldaşlıkları mücadeledeki sınanmışlıklarından gelmektedir, ve hayatini buna vakfetmiş olanlar bu nedenle kıymetlidir. Devrimcilikte süreklilik bu nedenle önemlidir; bu süreklilikle bir tarihsel kültür ve birikim öğrenilebiliyor. “Eskimiş” kimi devrimcilerde yenilgi döneminin kendi tarihselliğinde bıraktığı travmatik izler taşıyor olmaları onları asla haklı çıkarmaz. Tüm bu yaşananlara rağmen bu donemden sağlam cıkmış olanlar hep olmuştur. Bu yolculukta gidenler kalanlar utangaçça geride kalıp usulca bekleyenler bireyselliğini yasayamamış olmaktan söylenen kendiliğindencilik oyunlarına dalıp bir adam sendecilik, ruhsuz bir gevşeklik, sebepsiz asilik ve çok bilmişlik seklinde devrimcilikle tanışan yeni kuşak insanlarda sıklıkla karşılaşılan bir haleti ruhiye halidir yaşanan . Ancak sunu açıklıkla ifade etmeliyiz ki devrimcilik zor bir maraton koşusudur. Eğer devrimci olacağım diyorsa bir kişi tüm bunları bilerek yapmalı. Kararını buna göre vermeli, onun yasam tarzı olacaksa devrimcilik öyle çıkmalı yola ...Çizdim oynamirem bu yolculuktaki bir seçenek değil. Tüm bu örneklerden dolayı bir kere daha sınanmışlık diyoruz bu sınanmışlık dünyaya ve zorbalığa meydan okumaktan geliyor. Düşlerinin peşinden örgütsel disiplinle yürüme isidir birazda devrimcilik. Bundan dolayı hayat hep yeniyi biz olmaksızın da büyütür bağrında, sınıflar mücadelesi döneklerin dışında onlar olmaksızın da vardır. Sosyalizmin var olma ihtimalinin sari nehrin var olması ihtimali kadar gerçek olduğunu bilmeliyiz Emekçi Hareket Partisi’nin gerçekleştirdiği 2 Danışma Konferansı’nda yeni seçilmiş kadrolarıyla ve aldığı politik örgütsel kararlarla mücadeleyi ülke sathına yayma seferberliği ve iktidar perspektifli mücadele çizgisiyle yoluna daha güçlü devam edecek olmanın gururunu yasıyor olmaktan dolayı tüm partili yoldaşlarımı kutluyor, basarılar diliyorum. Ayrıca yeni dönem örgütlenmede ve siyasal faaliyetimizde önümüzü açacak olan yeni bir gazetenin mücadeleye merhaba demiş olmasının coşkusuyla Emekçi Hareket gazetesine hoş geldin diyorum. Bundan dolayı geçmişin yol göstericiliğini, geleneğin devamcısı olma sorumluluğu ve görevlerini her Hareket’çi kıskanarak sahiplenmeli. Yeni dönemin meşalelerini tutuşturanlar yeniyi eskinin üzerine inşa edecekler. Devrimci kişi bıkmadan usanmadan yeniden başlamasını bilen kişidir. ve o daima devrimci olanı temsil eder.

Berna Görgülü Her gün Onlarca Kadın Katlediliyor Türkiye’de ve dünyanın her yerinde, her gün onlarca kadın kocaları, babaları, dedeleri, ağabeyleri, nişanlıları, sevgilileri yani “en yakın”ları olan erkekler tarafından öldürülüyor. Cinayetler bazen namus, bazen kıskançlık, bazen tedbirsizlik, bazen kadının kokusunun baştan çıkartıcılığı ve buna benzer pek çok gerekçeyle haklı gösterilmeye çalışılıyor. Bir kadın, cesedi parçalanmış bir şekilde çöp konteynırında bulunurken bir diğeri hamile olduğu gerekçesiyle ağabeyi ve babası tarafından kurşuna dizilerek öldürülüyor. Katilleri, kadınları öldürmek için büyük gerekçeler aramıyor; yemeğin geç hazırlanması bile kadınların öldürmek için yeterli olabiliyor. Yasalar Kadınları Öldürenlere Sahip Çıkıyor Kadınları Katleden Yasa Maddesi: Haksız Tahrik İndirimi Cinayetleri engellemesi gerekenler hiçbir önlem almayarak adeta yeni kadınların katledilmesine davetiye çıkarıyor. Kadın cinayetlerini önlemekte yetersiz kalan yasal düzenlemeler, yasal olarak düzenlense bile uygulamada kadınların karşına

Kadınları Katleden Yasa Maddesi: Haksız Tahrik İndirimi Adana’da kendisini aldattığı gerekçesiyle karısını vuran Murat Kutlu, haksız tahrik indiriminden yararlandı. Eşini ve komşusunu öldüren, eşinin kendisini aldattığını düşündüğü erkeği ise yaralayan iki kadının katili Murat Kutlu, mahkemede “samimi ifade” verdiği de gerekçe gösterilerek haksız tahrik indiriminden yararlandı. Ağırlaştırılmış müebbet cezası ile yargılanırken cezası 16 yıla düşürüldü. Haksız tahrik indirimi almasının sebebi ise eşinin kendisini aldattığını düşündüğünü samimice ifade etmesi olarak gösterildi. Tecavüz olaylarında; dar kot pantolon giymek, gece kadının sokakta olması, açık kıyafet giymek gibi sebeplerle verilen haksız tahrik indirimi, bu sefer de aldatma sebebiyle karşımıza çıktı. Haksız tahrik indirimi alan kişi, karısını öldürdüğünde 10 yaşındaki oğlu da yanlarındaydı. Cinayete tanıklık eden 10 yaşındaki çocuk, annesini ve komşularını öldüren kişinin babası olduğunu teşhis etti. Kocasından kaçmak için dayanıştığı komşusuna da; tüm hakları kendisinde gören koca tarafından, ölüm layık görülüyor. Çünkü bu dayanışma, erkek egemen sistemin bir katilde simgeleşen bakış açısında suç ortaklığı. Yani kadının başka bir erkekle birlikte olmak bir yana dursun başka bir kadınla dayanışmasının cezası bile diğer kadın için ölüm olurken, aynı akılla işleyen yasalar, erkeğe haksız tahrik indirimi veriyor.

çıkan engeller, kadını değil erkeği haklı bulan polisler, savcılar derken, devlet kimin yanında saf tuttuğunu açıkça belli ediyor. Kadınların dar pantolon giymelerini, gece geç saatte sokakta olmalarını, açık kıyafetler giymelerini, bir erkekle tokalaşmalarını, tecavüze uğramak ve öldürülmek için yeterli gerekçeler olarak gösteren haksız tahrik indirimi, kadın katillerini besleyen, katilleri haklı gösteren hukuksuz bir uygulama olarak sürdürülürken, kadınlar ülkenin dört bir yanında kadınlar öldürülmeye devam ediyor. Failleri Tanıyoruz Patronun insan taşımaya elverişli olmayan servis araçlarına bindirmesi nedeniyle selde boğularak ölen sekiz kadın işçi, lüks villaların temizliğinden dönerken hız yapan bir aracın altında ezilerek can veren üç kadın temizlikçi, sevgilisi tarafından öldürülen Münevver Karabulut, “namus” bahanesiyle hastanede vurularak öldürülen Güldünya Tören ve her biri ayrı gerekçelerle öldürülen tüm kadınların faillerini tanıyoruz. Dünyayı kasıp kavuran ekonomik krizle birlikte işsizlik artık hayatımızın bir parçası haline geldi. Gün geçtikçe artan işsizlik oranlarını düşük gösterebilmek için kapitalistler türlü oyunlara başvururken, istatistiklerden değil yakıcı gerçeklerden oluşan hayatımız, bunun aksinin ispatı oluyor. Kriz derinleştikçe işsizlik artıyor. Açlık sınırı altında yaşayanların sayısı gün be gün artıyor. Tüm bunlarla birlikte şiddet oranlarının da artıyor. Yüzyıllardır yattığı pusudan bulduğu her fırsatta çıkan erkek egemen şiddet yine kendini gösteriyor. İşsiz kaldığı için cinnet geçirip eşini doğrayan erkekler, iş arayarak geçirdiği umutsuz bir günün ardından karşısına çıkan ilk bahaneyle karısını döven kocalar… Krizin kadınlara etkisi yalnızca daha da yoksullaşmak değil, cinayetlerle katledilmektir. Tüm Kadın Cinayetlerinin Hesabını Soracağız Kadınları katleden saldırılar varsa, mücadele de vardır. Kadın cinayetlerinin failleri kaçacak yer bulamayacak kadar artmışken, kadınların cinayetleri durdurmak için talepleri somutlaşıyor: kadın cinayetlerinin son bulması için gerekli cezai yaptırımların uygulanması ve yasaların düzenlenmesi, bu yasaların uygulanmasında kadınların karşısına çıkan, kadını değil erkeği koruyan yaklaşımların son bulması. Emekçi Hareket Partili Kadınlar, tüm kadın cinayetlerinin hesabını sormak ve cinayetleri durdurmak için eylemlerine başladı. Novamed’de, DESA’da, TEKEL işçisi kadınların mücadelesinde işçi kadınlarla omuz omuza olan EHP’li Kadınlar, kadın cinayetlerinin karşısında da tüm kadınlarla yan yana geliyor.

“Yasta Değil, İsyandayız! Tüm Kadın Cinayetlerinin Hesabını Soracağız” Kadın cinayetlerine karşı birleşik kadın mücadelesi yükseliyor. Eskişehir’de kadınların kurtuluşu için mücadele yürüten Eskişehir Demokratik Kadın Platformu bir süredir kadın cinayetlerini durdurmak amacıyla eylemler gerçekleştiriyor. Eskişehir Demokratik Kadın Platformu en son eylemini 3 Temmuz’da gerçekleştirirken iki kadın cinayetini gündemine taşıdı. Eski sevgilisi tarafından 6 kurşunla öldürülen Hülya Yolcubal öldürülmeden önce savcılığa suç duyurusunda bulunmuş ancak dikkate alınmamıştı. Devletin bu cinayetteki ihmalkârlığının yanı sıra 44 yerinden bıçaklanarak katledilen Hanife Ertaş’ın katili ise haksız tahrik indiriminden yararlanmış ve cezası 18 yıla düşürülmüştü. Emekçi Hareket Partili Kadınlar olarak bileşeni olduğumuz Eskişehir Demokratik Kadın Platformu ile sürekli eylemlere devam ederken bu cinayetleri durdurmaya yönelik taleplerimizi de yineliyoruz. “Haksız Tahrik İndirimi Kaldırılsın” sloganımızı bu talepler doğrultusunda her eylemimizde aynı kararlılıkla haykıracağız ve yıldızlı feminamız ile alanlarda olarak tüm kadın cinayetlerini durduracağız.

4

Münevver Karabulut davasına müdahillikle başlayan eylemli politik mücadele hattı, muhatapların karşısına çıkarak, öldürülen kadınların davalarına müdahil olarak, cinayetlerde kaybedilen kadınların yakınlarıyla mücadeleyi ortaklaştırarak, her hafta sistematik eylemler yaparak, kadın katillerine verilen cezalar cinayetlerin durdurulması için yeterli caydırıcılıkta olana, tüm kadın cinayetlerini durdurulana, cinayetlerin sorumluların hepsi tek tek hesap verene ve erkek egemen kapitalist sistemi yıkana dek devam edecek.

KADIN CİNAYETLERİNİ DURDURACAĞIZ Münevver Karabulut’un İzini Sürüyoruz Kadın cinayetlerinin en can yakıcı örneklerinden biri, son dönem yaşanan Münevver Karabulut cinayeti oldu. Gencecik bir kadının vücudunun parçalanmış halde çöp konteynırında bulunması üzerine, katile “haksız tahrik indirimi” verecek geçerli bir sebep bulunamamasından kaynaklı, tüm kadın cinayetleri gibi politik olan bu cinayet bilinçli bir şekilde ana haber bültenlerinde dizi film gibi gösterilen bir magazin malzemesi haline getirildi. Ancak tüm unutturma çabalarına karşın, bu cinayette asla gözden kaçamayacak bir yan vardı: zengin bir ailesi olan katil Cem Garipoğlu, uzun bir süre kaçırılarak saklanmayı başarmış, her ne hikmetse “emniyet güçlerinin tüm çabalarına rağmen” bir türlü bulunamamış ve “en uygun” zaman kollanarak teslim olması sağlanmıştı. Adeta önceden yazılmış bir senaryo oynanıyor gibiydi. Parası olanın adalete bile sözünün geçtiği bu dünyada, adalet yine zengin ve erkek olandan yana işliyordu. “Kızlarına sahip çıksalarmış” diyerek Münevver’in ailesini suçlayan emniyet müdüründen, katilin kaçmasını sağlayan başkişileri serbest bırakan mahkemeye, cinayeti bir magazine dönüştürerek adeta başka cinayetlerin kışkırtıcılığını yapan medyaya kadar erkek egemen kapitalist sistemin tüm unsurları iş başındaydı. Kadınların kurtuluşu için mücadele eden Emekçi Hareket Partili kadınlar, Münevver Karabulut cinayetinin takipçisi olmak üzere, davanın görüldüğü Bakırköy Adliyesi’nin önündeydi. “Münevver Karabulut Katledildi. Tüm Kadın Cinayetlerinin Hesabını Soracağız”, “Artık Hepimiz Karabulutuz” diyerek sürdürülen eylemlerle, bu cinayetin erkek egemen kapitalist sistem eliyle işlendiği vurgusunu yaptı. “Bu cinayette, bu kadar açık bir şekilde katilin korunması başka kadın cinayetlerine davetiye çıkarmaktadır ve tüm kadınlar bu cinayetlerden etkilenmektedir.” diyen, EHP’li Kadınların mahkemeye yaptığı müdahillik talebi reddedildi. EHP’li Kadınlar davanın takipçisi olmaya devam ediyor.

İşten Atanlar Yenilecek Direnen Kadın İşçiler Kazanacak! 122 gün boyunca Tubitak önünde direnen Aynur Çamalan, Tekel işçileri ile birlikte genel greve katıldığı için işten atılmıştı. Emekçi Hareket Partili Kadınlar olarak “Tekel’de Direnen Kadınlar Yolumuzu Açıyor” diyerek haklı direnişini sürdüren Aynur Çamalan’ın her gün yanındaydık. Aynur Çamalan hem kendine yapılan haksızlığı teşhir etmek, hem de kadın işçilerin sesine ses katmak için 122 gün mücadelesini sürdürdü. 122 günün sonunda TUBİTAK’a açtığı davanın görüldüğü gün bir basın açıklaması gerçekleştiren Aynur Çamalan kızının hastalığından ötürü direnişine bir süre ara vereceğini açıkladı ve sözlerini “Bu demek değildir ki TÜBİTAK direnişi bir belirsizliğe itilmiştir. 124 günlük direnişim bundan sonra da kazanana kadar devam edecektir “ diyerek bitirdi. Emekçi Hareket Partili Kadınlar olarak ezilen kadın işçilerle beraber direnmeye devam edeceğiz.


Kriz Teğet Geçerken İşsizlik ve Geleceksizlik Artar mı?

Gülsüm Kav

Lenin Olunmalı

Funda Koç Dünyayı kasıp kavuran, yüzyıllık bankaların, fabrikaların batmasına, ülkelerin iflas bayrağını çekmelerine neden olan 3. bunalım döneminin en büyük krizi, G-20 ülkelerinin 19’unu vururken Türkiye’yi teğet geçmedi. Ürettikleri fazla buzdolaplarını okyanuslara atan patronlar, bütün Dünya’da krizden çıkış yolu olarak emekçi halklara saldırıyor. Krizin teğet geçmediği bütün ülkelerin oligarşisi çözümü emekçilerin haklarına el koymakta buldu. ABD, İzlanda, Japonya, Çin... Dünyayı sarsan kriz Avrupa’yı da teğet geçmedi. Yunanistan, kendi halkının neredeyse bütün sosyal haklarına el koydu; İspanya, maaş artışlarını dondurdu; Portekiz...

G-19 Saldırıyor, AKP Halkını mı Savunuyor! ‘Kriz teğet geçti’ kisvesi hükümetin saldırılarını örtmüyor. Bu memleketin emekçi halkı işsiz! 50 kişilik iş için yüzlerce, bin kişilik iş için stadyum dolusu insan iş kuyruklarına giriyor. AKP, her şey yolunda naraları ata ata: 4/C, 4/B, 50/D gibi halkı, işsiz, güvencesiz, geleceksiz bırakan uygulamalarla ocak dağıtmaya, intihar sebebi olmaya devam ediyor. İnsanlığın yüzyılların mücadelesi ile biriktirip kazandığı en temel hakları, eğitim, sağlık özelleştirme politikaları ile bir hak olmaktan çok ötede bir şey artık. Sermayedarlarla arasını bozmayan AKP; TEKEL, TARİŞ, Telekom gibi binlerce emekçinin çalıştığı işletmeleri yok pahasına, işçileri yok sayarak özelleştiriyor. Esnek Güvence Kendisini belirsizlik ve kuralsızlaştırmadan besleyen, her daim işsizler ordusu yaratan ve bu nedenlerle de onları en ucuza çalıştıran sistem, gözünü kamuya dikti. 657 sayılı yasada yapılacak olan düzenlemeler ile kadrolu kamu çalışanlarının da kazanılmış haklarını ellerinden alıyor. 657 sayılı yasanın 4/A maddesinde öngörülen güvenceli istihdam yerine 4/B ve 4/C hükümlerine göre sözleşmeli ve geçici personel çalıştırmayı kamuda adım adım kalıcı bir istihdam biçimi haline getiren hükümet; yeni düzenleme ile 4/B, 4/C uygulamalarını mumla aratacak. Söz konusu değişiklik sonucunda çalışanlar 4/B, 4/C uygulamalarının dışında bütün yasal güvencelerden yoksun bırakılıyor. İşçi ile ilgili bütün düzenlemeler yönetim kuruluna bırakılıyor; zincirleri eline alan yönetim kurulu işçinin bütün haklarına el koyuyor. Hükümetin güvenceli esnek çalışma adını verdiği bu sistem, ücretli kölelik düzeninden başka bir şey değil bu, işçi istenildiği an kapı dışarı edilebiliyor, yok pahasına

çalıştırılabiliyor. Yapılan değişiklik çalışmada kısmi esneklik değil, güvencenin esnetilmesidir. Umudun Bittiği Yer: KPSS Esnek güvenceli çalışmanın eğitim alanına yansıması sadece öğretmenlerin ucuz iş gücü olması ile değil aynı zamanda milyonlarca öğrencinin öğretmensiz kalması ve eğitimin niteliğinin sıfıra inmesi ile kendisini gösteriyor. Diğer taraftan da çocuklarına iyi bir gelecek hazırlamak isteyen veliler dershanelere mecbur bırakılıyor. Yıllarca okuyup okullarını başarıyla bitiren öğretmenler; her yıl olduğu gibi bu yıl da 10 Temmuz ‘da KPSS’ ye (Kamu Personeli Seçme Sınavı) tabi tutuldu. Hiçbir bilimsel ve ölçücü niteliği olmamasına rağmen neredeyse her kurumun işe alma şartı olan bu sınav, aslında işsiz bırakmanın resmi adı haline geldi. Devlet okullarında görev yapmaya hazır 327 bin öğretmen varken ve ülkemizde öğretmen açığı 400 binleri bulmuşken, tüm mezunlar atansa dahi kapatılamayacak olan öğretmen açığı varken hala KPSS’nin uygulanması tam bir akıl dışılıktır. Ayrıca sınavın neye göre seçme yaptığı da hiç belli değildir. Sözde en nitelikli öğretmenlerin seçilmesine aracı olan sınav sonuçlarına göre bir taraftan 99 puan alarak Türkiye birincisi olan öğretmenin ataması yapılmazken diğer taraftan 21 puan alan öğretmenlerin atamaları yapılmaktadır. Bu tabloya bakıldığında aslında sorunun sınavdan alınan puanlar olmadığı ortaya çıkıyor. Peki, sorun nedir? Sorun esnek çalıştırma adı altında öğretmenlerin ucuz iş gücü haline getirilmeye çalışılmasıdır. Bir kadrolu öğretmen yerine üç ücretli öğretmen çalıştırarak eğitim üzerinden kar sağlamaya çalışmaktır. Bugün 81.902 sözleşmeli

öğretmenin, 100 bini aşkın da ücretli öğretmenin devlet okullarında çalıştırılması bu durumun en somut örneğidir. Umudun Başladığı Yer: İGEP İşsizliğin, geleceksizliğin ve güvencesizliğin her yıl daha da artacağı tehlikesine karşı öğretmenler de meydanlarda yerlerini almaya başladı. ‘’Sınav ve atama günleri resmi olarak işsiz bırakıldığımız günlerdir’’diyerek bu zamana kadar sokaklardan İstanbul

çekilmeyen ve her fırsatta ‘’her üniversite mezununa iş vermek zorunda değiliz’’diyen Başbakandan hesap soran İşsiz ve Güvencesiz Eğitimciler Platformu(İGEP), sınav öncesi verdiği mücadeleyi sınav sonrasında da devam ettiriyor. 7-8-9 Temmuz da stantlar açıp broşürlerini dağıtan İGEP’liler 10 Temmuz sınav sonrası şehir merkezlerinde serbest kürsüler kurarak KPSS mağdurlarının yaşadıkları sıkıntıları ve taleplerini dile getirmelerine yardımcı oldu. 13-15 Temmuz tarihlerin de ise Ankara Abdi İpekçi Parkında yaptıkları üç günlük oturma eylemi ile mücadeleye devam ediyorlar, edecekler...

Mersin

Ankara

Sınavlar Değil İnsanca Bir Yaşam Oğulcan Aşkın Temmuz günü 14 yaşında bir genç olan Yalçın Gencay Öktem sınavların baskısına dayanamayarak intihar etti. Gelecek kaygısını ve ufukta beliren işsizliğin ağırlığına dayanamayan bu gencecik insan yaşamdan vazgeçti. Bu sınav sisteminin işlediği ilk cinayet değildir. Gencecik insanların ölümüne neden olanlar, ölümlerden sonra “Üzgünüz” açıklaması yapmaktadırlar. Oysa ki her şey ortadadır. Sömürünün en etkin uygulandığı gençlik, sınavlarla mağdur edilmekte hatta katledilmektedir. Okumanın bu kadar zor olduğu ülkemizde, okul bittikten sonra da sıkıntı bitmemektedir. On binlerce üniversite mezunu işsiz, kadro ataması bekleyen binlerce insan, yaşamlarını sadece üniversiteye girebilmek için harcayan gençlik bunun kanıtıdır. Ortaöğretimden başlayan süreç liselerde devam etmekte, sınav isimleri devamlı değişse de mantık değişmemektedir. Her geçen gün, kapsamı değişen ve ağırlaşan bu sınavlar insanların yaşamlarını sömürmekte ve onları yaşamın dışına itmektedir. Öğrencilere dayatılan bu sınavlar aslında bu düzenin gençliğe bir gelecek vaat etmediğinin gizlenmeye çalışılmasından başka bir şey değildir. Çünkü 2008’de yaşanan kriz koşulları devam etmekte, sermayedarların arasındaki rekabet ve

8

ucuz iş gücüne duyulan açlık; büyük bir işsizliğin doğmasına neden olmaktadır. İşsizlik koşullarında da genç kuşaklar geleceksizlik kaygısı içinde olduğundan bu düzenin kendilerine yaptığı her dayatmayı kabul etmektedir. Sermayedarların, emek sömürüsü politikasının bir sonucudur geleceksizlik. Çünkü sistem, kendisini ayakta tutabilmek için halkı güvencesiz, sözleşmeli çalışmaya mahkum ederek , öğütmektedir. Burjuvazi hekimi de hukukçuyu da öğretmeni de şairi de bilim insanını da kendi ücretli işçisi yapıp çıkmıştır. Geçtiğimiz günlerde yapılan KPSS(Kamu Personeli Seçme Sınavı) bunun en somut örneğidir. Binlerce üniversite mezunu insan, tekrar bir sınava girmekte, bir işe sahip olabilmek için bu sınavı geçmek zorunda bırakılmaktadırlar. Bu sınavdan başarılı olmak işe girebilmenin bir kıstası değildir. Kıstas, devletin o dönem politikasına göre ücretli işçi alımı yapacağı alandır. 2009 KPSS birincisinin atamasının yapılmaması da bunun göstergesidir. Yani düzen salt kendi ihtiyacına göre iş vermekte, geri kalanı ise görmezden gelmektedir. KPSS yüzünden intihar eden 14 kişi, bu görmezden gelme ve işsiz bırakma politikasının sonucudur. Gençliğin ihtiyacı olan şey sınavlar değildir. Onun ihtiyacı olan şey geleceği, işi ve güvencesidir. Yani insanca bir yaşamdır. Sömürünün olmadığı, kârın

Liseli Hareket SBS Cinayetlerine Karşı Sokaklardaydı Mersin

İzmir’ in Buca İlçesinde yaşayan 14 yaşındaki Yalçın Gencay Öktem, 8 Temmuz perşembe günü açıklanan Seviye Belirleme Sınavı’ dan dan düşük aldığını öğrenince, kendini kapı koluna asarak intihar etti.Kapitalizmin kar hırsı ve rekabet anlayışı bir öğrenciyi daha kurban etti. Sistem kendi cinayetlerini intihar olarak yansıtırken

Emekçi Hareket Partisi Liseli Hareket bu ölümlerin basarak intihar değil, cinayet olduğunu bir kez daha haykırdı. Liseli Hareket “Cinayet Değil İntihar” sloganlarıyla saat 18.00’ da Yüksel Caddesi Ankara’ da ve Mersin’de basın açıklaması gerçekleştirdi. Emekçi Hareket Partililer gerçekleştirdikleri eylemle Yalçın Gencay Öktem gibi sistem cinayetlerinin hesabını soracaklarını dile getirirken Liseli Hareket olarak sisteme ve onun geleceksizlik politikalarına boyun eğmeyeceklerini “Geleceği Yaratan Üreten Kazanan Biz Olacağız” sloganıyla haykırdılar. Son aylarda Seviye Belirleme Sınavı gibi sınavlardan dolayı intihar edenlerin sayısı hızla artarken EHP Liseli Hareketi bu sınav sistemini değiştirmek için her zaman mücadele edeceklerini gerçekleştirdikleri eylemlerle gösteriyorlar.

değil insanın ön planda olduğu bir düzendir. Aslında bu gençliğin bu ihtiyacı tüm toplumun özleminden de farklı değildir. Ancak bu ihtiyaç ve gelecek için gereken şey mücadele etmektir. Mücadele edilecek düşmanı iyi tanımak ve onun her alanında yaptıklarına karşı sessiz kalmamaktır. Kapitalizme ve onun emek sömürü politikalarına karşı devrimci bir tutumla mücadele etmektir. Devrimci mücadelede esas olan; bütün getirilerine karşı politik bir hatta mücadele etmektir. Sınav sistemleri, yabancılaştırma süreçleri ve intiharlar karşısındaki tavır, bireysel öncelikler yerine toplumsal kurtuluşu esas almakla ve kendi kuşağını rakip olarak değil sisteme karşı yürütülecek mücadele için örgütleyip yoldaş olarak görmekle başlar. Sermayenin büyümesi ve emek sömürüsü esasları ile saldıran sisteme karşı mücadele Sosyalizmden geçer. Üretenlerin yönetmesi ve gelecek tayinin toplumsal iradeyle belirlenmesini hedeflemek sisteme karşı açılacak savaştaki en kuvvetli yol olacaktır. Direnmek, bütün baskılara karşı gerçekten ve doğrudan yana olmak; intiharlara, geleceksizliğe ve işsizliğe karşı alınacak tek yöntemdir. Çünkü biliriz ki direnmek, teslim olmamak ve kabul etmemektir. Direnmek, geleceğini kendi ellerinde tutmaktır.

KPSS’yi Değil; İşimizi, Geleceğimizi İstiyoruz İstanbul

KPSS’nin gerçekleştirildiği 10 Temmuz günü İstanbul’da, 9 Temmuz günü ise Ankara ve Eskişehir’de KPSS’ye karşı gerçekleştirilen yürüyüşlere Emekçi Hareket Partisi de katıldı. Eylemlerde, 1 milyona yakın insanın umut bağladığı

KPSS’nin ve aslında sınav sistemlerinin insanların hayatında yarattığı yıkımın “İntiharların Hesabını Soracağız” sloganıyla sık sık altı çizildi. Üniversite öğrencilerinin işsizlik ve geleceksizlikle karşı karşıya olduğu “Gençlik Geleceksiz, Mezunlar İşsiz, Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz” dile getirilirken ataması yapılmayan 400 bin öğretmenin talebi “KPSS Değil Kadrolu Atama İstiyoruz” sloganıyla anlatıldı. KPSS’nin birçok sınav gibi çokça can yaktığı eylemlere dışarıdan katılan insanların çokluğu ile görüldü.

Ç

ok değil, en fazla on yıl önce Marksizm’den söz etmek, Marks ve Engels’in temel kavramlarıyla konuşmak, “arkaik” olmakla suçlanmayı kabul etmek demekti. Dünyanın “küreselleşen köyümüz” haline geldiği, çelişkilerin yumuşadığı, etnik güzelliklerin keşfedildiği ve güya “serbestçe” dolaştığı “post modern” zamanlardaydık. Artık hayat ağacı siyah-beyaz olamazdı, gri bile olamazdı, rengarenkti, ne güzeldi, her şey tartışılabilirdi, herkesin kendi hakikati vardı, her tür görüş haklı olabilirdi, “yargılama lütfen”di. Uluslar eşitleniyor, sınıflar kayboluyordu zahmetsizce işte, daha ne istiyorduk. Bu on yılda ne oldu? 11 Eylül ve sonrası oldu. Çok renkli mozaikler tek bir yaman çelişki ile tuzla buz oldu; emperyalizm vardı. Irak bunalımını aşmak için girdiği topraklara battı en büyük emperyalist, çıkmaya çalışırken krizle birlikte bir başka yaman çelişkiyi daha gün gibi açığa çıkardı: işsiz ve evsiz kalanlar hep emekçilerdi; sınıflar vardı. Marksizm’i “totaliter” bulan, her türlü çelişkiyi aşmış “yargılama lütfen” ciler, ezen ve ezilenin ve aralarındaki orduları hareket ettiren çelişkilerin varlığı bu kadar açık ortaya çıkınca, yenildiler. Yenilginin ötesinde, onlardaki bu herkesi haklılıkta eşitleyen eğilimin, esasta , kimsenin soru sormamasını istemek ve her türlü sorgulamayı geçersiz kılmaya çalışmak anlamına geldiği, bunun nasıl da egemenlerin işine yaradığı veen büyük totaliterliğe denk düştüğü ortaya çıktı. Marksizm’i arkaik bulanlar, ezilenlerin katında ne kadar eleştirellikten uzak, sorumsuz ve en nihayetinde statükocuydular. Bu on yıldaki gelişmeler ve kapitalizmin hem ekonomik hem de ekolojik olmak üzere çifte krizi sayesinde, bu türden bir muhalefet ve dahası kapitalistlerin bizzat kendileri, Marks’ın haklılığını, tabiri caizse “kafalarına çakıla çakıla” anladı. Ama burjuvazi ve devamında onun oyunlarına gelen küçük burjuvazide sahtekarlık tükenmez. Korunaksız milyonlarca kardeşini değil, sırf kendi korunaklı hayatını düşünenler ve fikri mücadelede politik olarak yenilenler, her zaman saldıracak, bir de üstüne çamur atacak yeni hedefler bulur. Ezilenlerin kaderiyle bağ kurmayandan ahlaki bir iyilik beklenemeyeceği için, bu kesim fikri mücadelede de her yolu mubah bulur ve kullanır. İşte bu eğilim, Marks’a artık sataşamayacakları andan sonra, yeni ve doğru bir hedef belirledi: Lenin. Şimdilerde Marksizm’i değil, Leninizm’i “arkaik” bulmak pek moda. Ve bu operasyon şöyle yürüyor; Marks ve Engels felsefeden hukuka her şeyden söz eden tonton dedeler. Bir tek proletaryanın iktidarı kopara kopara almasından, sınıf savaşından ve bunun için kurdukları örgütlerden söz etmiyorlar. Bu savaşın sebebi olan iktisat ise tümüyle buharlaşıyor. Sonuçta tehlikesiz bir Marksizm elde edilebiliyor. Bu yüzden, Marksizm’i, esas çekirdeğinden koparıp içini boşaltan bu yorumcular, bu ilmin esasta en büyük yorumcusuna; Lenin’e düşman şimdi. Doğrusu Lenin, bu saldırıyı tarihsel, politik, teorik, pratik her yönüyle hak ediyor. Marks ve Engels’in ölümünden hemen sonraki dönemde, onlara karşı başlatılan benzer bir saldırı karşısında, onlardan sonra ilk kale gibi dikilen kişi Lenin’di. Marksizm’e yönelik saldırıları geri püskürtmekle kalmadı, üstüne üstlük bir de dünyanın üçte birlik coğrafyasında ezilenlerin, emekçilerin iktidarını yaratarak, bu ilmin en büyük yorumcusu oldu. İşte bu yüzden, 1917’den itibaren Lenin’siz bir Marksizm’den söz edilemez. İşte bu yüzden, Lenin’e saldırıyorlar. Lenin’siz bir Marksizm istiyorlar. Hayat bilgileri ne kadar zayıf: Lenin’in Bolşevik Parti’yi kurmakla, Enternasyonal’i kuran Marksizm olduğunu, bizzat Marks, Engels olduğunu, anlayamıyorlar. İşte bu yüzden, Lenin’in yanıtları, bugünün ana çelişkileri ve temel meselelerinde halen geçerlidir, günceldir ve daima ezilenler içindir. İşte bu yüzden ezilenlerin katında eleştirellikten uzak, sorumsuz ve statükocu olanlar, şimdi de Lenin’i arkaik bulmaktadır. Sahi niye Sovyetler Birliği’nin dağılmasına rağmen, Lenin’le uğraşmayı bırakamıyorlar? Sadece bu bile, Lenin’in haklılığına yeter. Yeter ama bize de bir görev düşer; Lenin’in yaptığı gibi yapmak; saldırıların karşısında kale gibi durmanın ötesine geçmek; Marksizm Leninizm’in kendisi olmak. Yani kimin haklı olduğunu, ezilenlerin en geniş kesimlerine anlatabilmek, örgütlenmek.

Atanmayan Öğretmenler Meclis Kapısında Üç gün boyunca açılan stantlar, Şarlo karakteriyle yapılan doğaçlamalar, “KPSS kaldırılsın mı?” referandumu ile mücadelelerini sürdüren İGEP’liler eylemlerini 15 Temmuz günü Meclis’in önünde basın açıklaması yaparak sonlandırdı. Yapılan açıklamada, 327 bin olan öğretmen açığı karşısında hükümetin hala 25 bin atama yapmaktan bahsettiği ve bu 25 binin içerisinde de sözleşmeliden kadroya geçecek öğretmenlerin bulunduğu vurgulandıktan sonra intihar eden öğretmenler sorununa değinildi. Daha bugün haberi alınan Elif İşler adlı bir öğretmele KPSS yüzünden intihar eden öğretmen sayısının 17’ye yükseldiği belirtildi. Emekçi Hareket Partisi’nin de katıldığı basın açıklamasında el konulan güvenceli çalışma hakkının kazanılana kadar mücadelenin süreceği vurgulandı.

5


Yıldız Yumruk Daha Yukarı EHP’li Kadınlar Sorumlusu Berna Görgülü

Daha genç yaşta olan yoldaşlarımızın konferansta söz haklarını sonuna kadar kullanmalarından ve var ettikleri güvenden anlıyoruz ki partimiz kadro yetiştirmede sonuçlar alıyor. Ayrıca sosyalist feminist kadın örgütümüzün, partimize güçlü kadın önderler de yetiştirdiği ortada. Gerek sıkça alınan sözlerle, gerekse kadın yoldaşlarımızın örgüt içinde de sorumlulukların büyük kısmında görev almaları bunu doğruluyor. Partimizin yolu açıktır. Çorum İl Temsilcisi Ersin Güvenç

İllerden katılımımızı da çok iyi değerlendiriyorum. Partili yoldaşlarımızdan ve parti dostlarımızdan gelen gecekondular, çocuk işçiler gibi önergeleri; sene içinde yaptığımız onca faaliyetin, mücadele yürüttüğümüz alanların çeşitliliğinin bir sonucu olarak değerlendiriyorum. Kongre sonunda yapılan seçimlerin sonuçlarını beklemenin heyecanı yüreklerimizde, yıllardır emek veren yoldaşlarımızın seçilmesinin eminliğiyle döndük illerimize. Hepimizin yolu açık olsun. Ankara İl Başkanı İbrahim Keskin

Konferansta sunulan önergelerle birlikte mücadele hattı tüm ezilenleri ve her türden ayrımcılığa uğrayanların devrim mücadelesini yükseltme yönünde kapsayıcılığını arttırmıştır. Tekel işçisi yoldaşlarımızın varlığı, üstlendikleri öncülük, konferansta “Her yer Tekel Her Yer Direniş” ve “İşsize İş Bulun Yada Defolun” şiarıyla partimize güç katmıştır. Liberalizmin ve ulusalcılığın gitgide popülerleştiği bir dönemde konferansımız, Marksizm ve Leninizmin ışığında devrime sosyalizme yürümeye devam edecektir. Eskişehir İl Başkanı Can Çoksöyler

İşsize İş Bulun Ya Da Defolun standımıza gelen bir kadın, geçen sene de burada olduğumuzu hatırlatarak “Zaten bu sıralar bir sizi görüyorum, bir de Kılıçdaroğlu mu ne geliyormuş, ondan da bir şey olmaz” demesi yeterlidir sanırım. Herkes sosyalizme olan inancını ve onu yaratmaktaki kararlılığını daha da güçlendirdi. O omurgayı oluşturan parti önderlerimiz yaptığı konuşmalar büyük bir coşkuyla karşılandı. Merkeze doğru adımlarını atan sorumluluklara aday ve onları büyütmeye kararlı tüm yoldaşlarımız seçilemeseler de o bilinçte hareket edeceklerini söylediler. Liseli yoldaşlarımız yaptıkları konuşmalarla yarın çok daha ilerlemiş olacağımızın umudunu derinleştirdiler. Kırklareli İl Örgütü Üyesi Berker Şensöz

Yürüttüğümüz kararlı mücadele gecekondulardan, çocuk işçilerden, emeklilerden duyuldu ve liseli yoldaşlarımızın dinamizminde vücut buldu. Kongre boyunca heyecanımız doruklardaydı. Sol yumruklarımız havada attığımız sloganlar salona sığmadı. Kongrenin verdiği heyecanla ilimize dönüp hızla çalışmalarımıza devam ediyoruz. İzmir İl Başkanı Sanem Deniz Kural

EHP İzmir İl Örgütü olarak, partimizin İzmir ilindeki örgütlenmesini artırarak İzmir’in ilçelerini de örgüt-

leme inancımızla konferansımızda yerimizi aldık. Gerek işsizlik politik hattımıza dair, gerek partimizin tüm gücüyle içinde yer aldığı işçi direnişlerine ve gecekondu yıkımlarına dair, gerekse partimizin mücadele yürüttüğü tüm alanlardaki güncel politik gelişmelere dair eylemli politik süreçler örmek üzere konferansımıza sunulan önergeler oy birliği ile kabul edilmiştir. Konferansımızın ardından bize düşen görev ise, yıldız yumruklu bayrağımızı daha da çok il ve ilçeye taşımaktır.

ne eskilerden ne de gençlerden. Kurulda söz alan alana. İnsan bir şeyler üretmek istiyor o kurulda olup da bir soruna çözüm olacak fikir üretememe korkusu. İlk defa tanıştığımız bir korku.

Bursa İl Örgütü Üyesi- Anıl Uludağ

Aydın İl Temsilcisi Engin Pamuk

EHP Bursa İl Örgütü olarak konferans bizi çok etkiledi ve motive etti. Bursa’daki tüm yoldaşlarımız konferansın ardından mücadeleye daha sıkı tutundular. Konferansımızın birçok anında özellikle parti filmimizi izlerken ve Genel Başkanımız Sibel Uzun’un konuşmasında duygulanırken liseli yoldaşlarımız kürsüye çıktığında ise tüylerimiz diken diken oldu ve onların verdiği enerjiyle çok daha gür attık sloganlarımızı.

Konferansımızda sunulan karar önergeleri ile programımızın yelpazesi daha da genişledi ve “İşsize iş bulun ya da defolun” şiarımızla yeni döneme başladık. Aydın ilimizde de aldığımız devrimci kararların ışığında bu haklı mücadelemizi daha da büyütecek, il, ilçe ve beldelerde tüm hızımızla örgütlenecek ve seçimlere katılma irademizi “Yıldızlı Yumruğumuzla” ortaya koyarak halkımızın umudunu yeşerteceğiz. Adnan Tavas İstanbul İl Örgütü Üyesi

Tekirdağ İl Temsilcisi Davut İncebacak

Biz de Tekirdağ İl Örgütü olarak yolumuza devam etmek için Ankara’da yapmış olduğumuz 2. Danışma Konferansı’na katıldık. Tekirdağ ili ve Çorlu ilçesinde faaliyet yürüten partililer olarak partimizin TEKEL direnişinde yürüttüğü faaliyetin ışığında Çorlu’da işten çıkarılan işçilerin devam etmekte olan direnişinin ateşini taşıdık konferansımıza. Yine konferansımızdan aldığımız güçle bu direnişi de kazanıma taşıyacağız. Yıldız yumruğumuzla yola devam! Kocaeli İl Başkanı Hasan Cengiz

Konferans boyunca gerek yeni parti programı ve tüzüğünün oylanmasında ve tartışılmasında, gerekse TEKEL işçisi yoldaşlarımızın, emekçi yoldaşlarımızın sundukları önergelerde partimizin büyümesine birebir tanık olarak, yıllardır sürdürdüğümüz mücadele hattını, Kocaeli’nin de mahallerine, ilçelerine taşıma, 41 ilde örgütlenme hedefiyle hareket eden partimizin Kocaeli’nin emekçi halkıyla buluşmasında, Kocaeli İl Örgütü olarak üzerimize düşen sorumlulukların arttığı bilinciyle konferansı takip ettik. Samsun İl Temsilcisi Kadir Tamkan

Yazılıp çizilen uygulamaya koyulan tüm politikalar, dünyada herkese eşit dağıtılan onuru yerle bir ettiği düzende, Emekçi Hareket Partisi 2. Danışma Konferansı’na oldukça meraklı şekilde Samsun- Bafra – Ondokuzmayıs’lı yoldaşlar olarak yola çıktığımızda biraz merak ve biraz heyecan vardı yüreklerimizde. Herkes gibi bakmıyorduk partilere, düzene ve genel kurullara. Yıllardır hep bizden başkasıydılar. Ankara’ya geldiğimizde farkı gözlemlemeye başladık. Gencecik kadrolar hem de tüm yürekleriyle oradalar. İster istemez yaşlıları aradık tan ağarırken ama göremedik. Heyecan dolu gençlik vardı. Biraz şaşırmadık desek yalan olur. Dört gözle kurul saatini bekledik. Kurul gelip çattığında ne sandalyeler havada uçuştu ne küfürleşmeler oldu. Kimse kimsenin onurunu kırma hakkını kendinde görmüyordu

Emekçi Hareket Partisi 2. Danışma Konferansı İzlenimlerim Çağ telefon etti - Ağabey nerelerdesin dedi. - Ankara’dayım dedim ( Sık sık Antalya’ya gittiğim için) - Çok sevindim Ağabey. Pazar günü Batı Sineması’nda 2. Danışma Konferansımız var seni de görmek istiyoruz. Çok sevindim. Zaten bu çocuğu ilk günden beri, tanıştığımız günden bahsediyorum çok sevdim, içim ısındı. Son derece terbiyeli, son derece efendi bir o kadar da kendisini Marksist öğreti ile geliştirmiş örgütçü bir delikanlı. Güzel bir Devrimci Pazar günü sabah erken saatlerde bir işim için kalktım ve işlerimi halledip eve kahvaltıya geldiğimde kızım Ezgi Ceren İle büyük oğlum Rojbin’in kahvaltı yapmadan Konferans için evden çıkmak üzere olduklarını gördüm. Kızıma, “kahvaltı yapalım ben de geleceğim birlikte gidelim” dediğimde, kızım konferans hazırlıkları için erkenden orada olmak durumunda olduklarını söylediklerinde bir an gençliğimi hatırladım ve devrimci ahlak ve sorumluluk gereği yapmaları gereken şeyler için kahvaltıdan feragat ettiklerini görmek bir baba olarak beni üzmekle birlikte devrimci çocuklar yetiştirme duygusu gurur duymama neden oldu. “Güle güle gidin yavrum” diyebildim. Saat 09.30 civarı küçük oğlum Berfin’i de alarak yine eski yoldaşlarımızdan biriyle birlikte arabam

6

Kadınlar, öğrenciler gençler kısacası bir kuruldaydık ve kendi sorunlarımıza çözüm arıyorduk onurlu şekilde. Güneş Ankara’da doğmaya başladı dedik kendi kendimize. İnanıyoruz ki yola çıkanlar asla yorulmayacaklar.

Emekçi Hareket Partisi 2. Danışma Konferansı, bugüne dek hiçbir siyasi partide rastlamadığım kadar her anı demokrasi kapsamında devam eden, son derece açık ifadelerin bulunduğu, eşitlikle ilerleyen bir konferanstı. Parti program ve tüzük metinlerindeki yapılacak en küçük değişiklik dahi bütün üyelerin fikri alınarak yapıldı. Partinin en geniş karar mekanizması olan konferansta, her türlü söz kullanımı serbestti. Bütün bu yönleriyle tam bir sosyalist partiye yaraşır şekildeydi. Konferans kelimesinin dahi akıllarda çağrışım yaptığı bürokrasiden tamamen uzak, mütevazi ve inançlı olan bu konferansta, gençle genç, yaşlıyla yaşlı olup, kendimi özgür hissettim. Türkiye’nin bu konjonktürde ihtiyacı olan karar önergeleriyle artan inancımızla, örgütlü olunan her ilden gelen yoldaşlarla bir arada olmakla, mücadelenin her daim en önlerinde yer alan kadın örgütünün gücüyle, gençlerin coşku dolu sloganlarıyla salonda bulunan herkesin heyecanını katbekat arttı. Kadınlar, vahşi kapitalizm tarafından her yönlü saldırıya defalarca maruz kalırken, kadınların böylesine güçlü duruşu mücadelenin hızla ilerleyeceğinin başka bir göstergesiydi. Bugün kazanılmış her hakta alın terini akıtmış bir devrimci olarak, inanıyorum ki, partinin bir sonraki konferansı salonlara sığmayacak kadar Turgay Suiçmez Samsun İl Örgütü Üyesi

Türkiye’deki başka bir örgüte kolay kolay nasip olmayacak derecede coşkulu bir konferans gerçekleştirdi partimiz. Dinamizm dolu gençlerin, kadınların, işçilerin, toplumun her kesiminden insanın doldurduğu salonda üyelerin bolca

Vedat Ağtaş EHP 2. Danışma Konferansı Barınma Hakkı Önergesi Sahibi

ile konferansa gittim. Batı Sineması önünde o saatte bir sürü cıvıl cıvıl gençle birlikte daha evvelden tanışmış olduğum Eskişehir’deki arkadaşlarıma rastladım. Bir süre onlarla sohbet eder iken diğer yandan yine bizim yaş grubu (bu arada yaşım 45) arkadaşları da ilk defa görünce bunların kim olduğunu sorduğumda, Ankara’daki o büyük TEKEL eylemcisi dostlarımız olduğunu öğrendiğimde Emekçi Hareket’in emeklerinin boşa gitmediğini görmek ayrı bir övünç ve gurur kaynağı olduğu benim için. Çünkü Emekçi Hareket Partisi TEKEL eylemindeki o yürekli, o içten ve samimiyetli hali ile TEKEL eylemi sürecinde tüm çadırlarda yaşayan eylemci kardeşlerimizin gönlünde taht kurmuşlar, o süreçte parti binalarını açlık grevindeki eylemci dostlarına açarak ve bizzat açlık grevine katılarak bu onurlu mücadelede bir an onları yalnız bırakmamışlardır ki, insanlar da bu Danışma Konferansı’na binlerce kilometre uzaktan katılmak gerekliliği hissetmişlerdir. Dikkatimi çeken en güzel taraflardan birisi de şudur ki Emekçi Hareket Partisi içerisinde saf tutmuş ve bu anti faşist mücadeleye o küçücük bedenleri içerisinde koskocaman yürekler taşıyan bu gençlerin birbirlerine karşı hitap ve davranışlarındaki samimiyet, görev bilinci, sorumluluk duygusu bu gençlerin biz yaşlılara örnek davranışlarıdır. Ne yazık ki biz onlara iyi örnekler olamadık.

söz kullanması, partinin yeni döneminde alınan her kararda paylarının olmasını istemeleri partinin devrimci kadro yetiştirmedeki başarısını gösteriyor. Kongremizin karar aşamalarındaki fikri paylaşımlarla hepimiz kendimizi daha da geliştirdik. Özellikle genç yaştaki yoldaşlarımızın da sözlerindeki umut, perçinledi hepimizi. EHP Gençliği Sorumlusu Oğulcan Aşkın

Konferansımız, devrimci gençliğin ve mücadele hattının devinimsel bir sıçramayla yoluna devam ettiğinin bir kanıtıdır. Çünkü bu konferans bize göstermiştir ki; politik eğitimi ve gelişmeyi kendisine esas almış bir gençlik, mücadeleyi büyütmektedir. Konferansımızdaki genç ve istekli katılım da bunun kanıtıdır. Partimizin gelecek kadrolarının böyle bir dinamizm ile mücadele etmeleri umutlandırıcı bir nedendir. Somut durumların somut tahlili ve ezilenlerin yanında olma şiarı ile mücadelesine devam eden Yıldız Yumruk, yolumuza ışık tutmaktadır. Yolumuz açık olsun. EHP’li LGBTT’ler Sorumlusu Elif Karan

Varlığı yok sayılan, yaşam hakkı nefret cinayetleriyle elinden alınan, dışlanan, hayatın her alanında ayrımcılığa ve baskıya maruz kalan LGBTT toplumu konferansımızda kürsümüzdeydi. Konferansımızda LGBTT toplumuna yönelik tüm bu ayrımcılık ve baskıyla mücadele etmek için benimsenmesi gereken politik hattı, devrimci bir LGBTT mücadelesinin nasıl verilmesi gerektiğini tartıştırdık. Parti programımızda yaptığımız değişiklikle, devrim mücadelesine gökkuşağından harflerle MarksistLeninist bir LGBTT ideolojisini kazıdık. 4 Temmuz 2010 Pazar günü biz LGBTT’ler için sadece Devrimci Yol’unda başarıyla yürüyen bir partinin konferansı değil aynı zamanda tüm ezilenlerle yumruğunu birleştirmiş, tarihe çentikler atan bir partinin konferansıydı. Yıldız Yumruk Gökkuşağında ve Gökkuşağı Partimiz Emekçi Hareket’le Direnişte. İşsiz ve Güvencesiz Eğitimciler Örgütü Sorumlusu Funda Koç

Emekçi Hareket Partisinin mücadele alanları tam da bu ülke ve dünya insanının temelden ezildiği alanlara odaklanmış durumda. Kadınlar, LGBTT’ler, gençler, liseliler, İşsiz ve güvencesiz eğitimciler. Yani sistem hangi alandan saldırıyorsa parti o alana cepheleşmiş. Öğretmenlerin işsiz bırakılma nedenlerinden engellilerin eğitimi için çözüm yollarına kadar hiçbir sorunu atlamadan teoride ve pratikte bu alanda da mücadele eden EHP, bir kez daha her alandan ezilene umut ışığı oldu. Tüm bunların yanı sıra elbette insanın aklına, özellikle 80 sonrası

Konferansın başlaması ile birlikte içimdeki coşkunun kıpırdadığını hissetmem de ayrı bir haz verdi bana. Hele hele orada bulunan gençlerin her konuşmacının ardından, konuşma metnine sadık kalan slogan atmaları da ayrıca güzelleştirdi Konferansı. Konferansın en duygulu konuşmasını yapan Yeni Genel Başkanı yaşlı bünyem ayakta alkışlamamı emrettiği için ayakta alkışladım. Alkışlatmaya da devam edecek bu genç kızımız, durum vaziyet onu göstermekte. Konferansa Divan Başkanlığı yapan Serkan ATAK’ı da gıyaben tanıyordum. (İmece Şehircilik Hareketi’nden) orada tanışma fırsatım oldu. Çok da iyi oldu. Yine konferansta EHP’li Kadınlar, EHP Gençliği, Liseli Hareket ve EHP LGBTT örgütü adına yapılan konuşmalar, öngörülen tespitler, konuları ile konuşmacıları ile özelliklede EMEKÇİ HAREKET PARTİSİ açısından bir parti okulu görüntüsünü vermekle birlikte, Marksist öğretiden ödün vermeyen insanların bir araya geldiği bir örgüt olduğunu hissettirmekte hiç de zorlanmadılar. Tebrik ederim dostlar. Konferans süreci boyunca o güler yüzü ve renkli siması ile herkese yardım elini uzatan ve bir an olsun ağzından yoruldum lafını duymadığım, konferanstaki konuşmamı redakte eden Canım Kardeşim Sanem Deniz Kural’ın da katkıları güzel bir hatıra olarak belleğimdeki yerini almıştır. Yine konferansta kurullara aday olan çiçeği burnunda devrimci kardeşlerimin gözlerindeki ışıltıyı görmemde bu ülkede yaşayan tüm insanlarımıza

apolitikleştirilen, soruşturmalar ve baskılarla korkutulup geriye çektirilen bir toplumda nasıl oluyor da bir parti niteliksel ve niceliksel olarak kısa sürede bu kadar ilerleyebiliyor sorusu takılıyor. Bu sorunun cevabı da açık seçik kongrede izlediğimiz filmde ve kongrede yapılan 2 yıllık dönem değerlendirmesinde karşılığını buluyor. Liseli Hareket

Sorumlusu Çağla Eroğlu

Başladığımız günden bugüne amatörlüğün aksine devrimci bir profesyonellikle yolumuza devam etme kararlığından hiç vazgeçmedik. Yerimizde saymadığımızı, bu yolda sürekli mücadele edenler olduğumuzu ve bu mücadeleyi Marksizm’in temellerine sağlamca oturttuğumuzu tüm yoldaşlarımızın konuşmasında çok net bir biçimde gördük. Sorumlulukların 2 katı olan adaylıklarımız partimizin ne kadar nitelikli ilerlediğini bir kez daha gösterdi. Tüm baskılara, tüm saldırılara karşı, örgütümüzün ve örgütlü mücadelemizin, devrim ve sosyalizm mücadelesinin, gençlik yıllarında yaşanacak geçici bir heves olmadığını, mücadelemizin temelini Marksizme ve Leninizme dayandırdığımızı, mücadelemizin dinamik, kararlı, sistematik ve disiplinli ilerlemesi gerektiğini biliyoruz. Bolu İl Başkanı Özgür Cantürk

Sosyalist Demokrasi ilkeleri ışığında yapılan konferansımız yapıcı, birbirini tamamlayan, amacı olan ve bu amaçlara ulaşmada nelerin yapılmasının gerektiği tespitini yapıp, aldığı kararları hayata geçirmek üzere faaliyete geçen Hareket çalışkanlığına yakışır şekilde sonuçlandı. Partiyi emekçi mahallelere taşıma sözü verildi, “Adınız Onur Gün Gelir Hesap Sorulur” sloganı ile evvel yoldaşlarımıza devrimci selamlarımızı gönderdik. “Kızıldere Son Değil Savaş Sürüyor” diyerek mücadelenin güncelliğini, geleneğin sürekliliğini vurguladık. 41 ilde örgütlenmeyi başarmak amacıyla yollara çıkıyoruz. Tatile, tatil köylerine, yazlıklara değil Mamak’a, Çukurova’da Pamuk işçilerine, Samsun’da tütün işçilerine gidiyoruz. Devrimin engebeli dolambaçlı sarp yollarına kendimizi vuruyoruz. Mersin İl Başkanı

Kadir Can Alkır

Konferansımız’da alan örgütlerimizin, Tekel Direnişi’nde yer alan yoldaşlarımızın ve gecekondularda yaşayan yoldaşlarımızın önergeleri, 41 ilde örgütlenmeyi önüne koyan partimizi bir adım ileriye taşımıştır.Sunulan karar önergelerinde çok sayıda yoldaşımızın söz alarak politik önermelerde bulunması, Liseli Hareket’in ilk konferansında gösterdiği gelişim partimizin gelecek dönemleri adına çok olumludur.

umut olarak bir gökkuşağı renkleri gibi salonu doldurması görülmesi gerekli hayattaki en güzel 100 şeyden birisi olarak sanırım tarihimize geçmiştir. Özellikle Mersin Sorumlusu kardeşim Kadir’in bu konferansa taşımış olduğu Liseli Hareket temsilcisi olmak için aday olan bu kardeşlerimi ve Kadir’i gözlerinden öperek ayrıca kutluyorum. Emekçi Hareket Partisi önümüzdeki ilk seçimde, seçimlere katılmayı hedef alan bir Marksist parti olarak, yapacağı uzun yürüyüşte bu gençlerle birlikte sanırım çok ağır bir yükün altına girmektedir. Ancak bu seçimden önce yine ne tuhaftır ki 12 Eylül’de bir referandum yapılacaktır. Bu referandum öncesi bu partiyi kuranların bilgi beceri, ideolojik tecrübelerini bu yenilenme süreci sonrasında da bu arkadaşlarımıza katkı sunmaları açısından ayrı bir önem taşımaktadır. Seçimden önce bu referandum sürecinde Emekçi Hareket Partisi bu referandum ile ilgili olarak çalışmalarını bir an önce bitirmeli ve sokağa çıkmalıdır. YOL uzun, Süreç zorludur. Ancak devrimcilerin karakteristik özelliği de zaten zoru başarmaktan geçer. Bizler bu YOL’larda hep bir ağızdan Türkü’ler söylemenin güzelliğini yaşayanlarız. YILDIZ YUMRUK YUKARI DAHA DAHA YUKARI diyebiliyorsak eğer, şiarımız da bu ise eğer, O zaman gelin YILDIZ YUMRUK’tan BİR TÜRKİYE HARİTASI ÇIKARALIM. YOL’umuz AÇIK OLSUN


Parti üyelerimiz ile gerçekleştirdiğimiz 2. konferansımızda, Emekçi Hareket Partisi olarak tartışılamaz bir coşku ve kararlılığı yakalamış bulunuyoruz. Kurucu ve yürütücü unsurlarında büyük bir onur ve daha fazla görev kararlılığını, üyelerimiz ve parti dostlarında büyük bir umut ve bir partinin yürütücü öznesi olabilme heyecanını yarattı. Partimiz emekçilerin ve halkın yaşadıkları karşısında her dönemeçte aldığı kararlı tutumu konferansına ve kararlarına yansıttı. Parti bünyemiz tüm tarihi boyunca liberalizme karşı sağlam ve güçlü antikorlara sahip oldu. Konferansımızda yöneticilerimizin ve üyelerimizin ifade biçimi bize Marksizmin klasiklerini rehber edindiğimiz okumalarımızın etkili olduğunu, parti siyasetinin hücrelerine işlediğini gösterdi. Bu nedenle konferansımızdan sonra Marksizm ve gelenek okumalarımız hızla devam ediyor olacak.

Konferansa katılım örgütlenme pratiğinin sonuçlarını yansıttı mı? Egemenlerin yegane derdi direnenlerin gücünü parçalara ayırmak, ezilenden yana bir değişimin olamayacağına insanlığı ikna etmek ve insanlığın ömrünü böyle geçirmesini sabitlemek. Liberal eğilimler, parçalı bir mücadele anlayışı, örgütlü mücadeleye karşı düşmanca bir eğilim egemenlerin bu amacının gerçeklemesi için bir memba sağlıyor. Bu nedenle egemenlere inat bizim güçlü, hedefi büyük, birleşik, sürekli, bütünsel, kararlı, örgütlü bir dinamizmi yaratma sorumluluğumuz var. Bu eğilime eleştirisini her durumda yapmış olan EHP’liler örgütüne, konferansına, kararlara sonuç alacak şekilde katıldılar ve yönetim organlarını seçtiler. Kedilerine devrimci bir partiyi sürekli kılmayı ve büyütmeyi görev bildiler. Partimiz toplumda ve örgütünde mücadeleyi sekteye uğratacak her türlü durumun önünü kesecek bir tarzda örgütlenmektedir. Tekel’de direnen emekçiler, Lise gençliği, gecekondu gençliği, kadınlar, LGBTT’ler, İşsiz Ve Güvencesiz Eğitimcileri bir araya getirmek gibi zor fakat elzem olan görevi partimiz başarmıştır. Tekel işçileri Liseli gençlerin önergelerini, Liseli gençler LGBTT çalışmalarını tartışmış, ele almış ve bütünsel bir mücadeleyi büyütmek konusunda bir etabı daha geçirmiştir. 1 Mayıs’ta ödenen bedellerle gerçekleşen, büyük bir kazanım olan Taksim Meydanı zaferini bir türlü beğenmeyen eğilime karşı alanda buluşan il örgütlerimiz konferansa da bu şekilde katılarak görevini yerine getirmiştir.

İşsizlikle Mücadele, Mücadeleye Örgüt, Örgütte Süreklilik kın ve emekçilerin kurtuluş umuduna yürüyebilen, ilerleyebilen bir güç olabiliriz. Solun tarihinde aksi bir deneme yapanlar ne yazık ki geriledi ve bitmeye mahkum olan güçler listesine dahil oldu. Emekçi Hareket Partisi demokratik merkeziyetçi yapısına her dönemecinde bu konudaki şüphelere, tartışmalara, kafa karışıklıklarına göz açtırmadı. Sosyalizme giden yolda, toplumun yaşadıklarına siyaset ve eylem üreten devrimci bir partiye ayak bağı olanlara müsade etmedi. Parti hayatımız boyunca ördüğümüz pratiklerin sonucunu, bu politik bilinç ve kararlılıkla sürekli kılarak, her seferinde çok olumlu

Alınan kararlar parti politik hattına nasıl bir yön tayin edecek? Kriz konusunda partimiz politik ve pratik çalışmalarına kuruluşundan itibaren başladı. Bu çerçevede Kapital ciltlerini okumak ve tartışmak üzere izlediğimiz yoğun programın ardından, teorik bir dergi çalışmasıyla kriz konusunda daha derin bir çalışma yürüten bir grup oluşturduk, 2008 yılında partimiz kriz konusunda ilerletmiş olduğu seviyesi ile hızla işsizlik konusunda eylemli politik hat örmeye karar verdi. Direnişlerin yankılandığı bir ortamda partimiz tüm toplumu kucaklayacak şiarını sadece sokaklara değil İş-Kur gibi devlet binalarının göbeğine taşıdı. Halkı ve emekçileri ile hesap sormak için İş-Kur binasında başta umudunu kaybedip yok edilmeye çalışılan işsizlerin hesabını sordu. “İşsize İş Bulun Ya Da Defolun!” sloganı artık EHP’nin değil toplumun sloganı haline geldi. Konferansımızda programımızın ve partimizin hedefini büyüterek şu tespiti yaptık: “Kriz asıl olarak kapitalist gelişme süreci içinde felaketvari bir çöküş anı değil toplumsal varoluşu sürekli istikrarsızlığa sürükleyen kapitalizme içkin bir eğilimdir.” Bu istikrarsızlığın hesabını sormayı parti olarak görev biliyoruz. Emekçiler iş cinayetlerinin, intiharların arttığı, umutların sürekli törpülendği dönemlerden asla kurtulamıyor. Devlet yüzsüz ve pişkin bir politika ile bu istikrarsızlığı sürekli kılmaya bakıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönem partimiz için “İşsize İş Bulun Ya da Defolun” şiarı ile hükümete hesap sorma, koltuklarındaki rahatlarını bozma dönemidir. İşsizlik konusunda yoğun bir şekilde eylemli, propagandalı bir dönemi karar altına aldık. Var etmiş olduğumuz illerde emekçilerle ve halkımızla daha güçlü bir şekilde hesap sormanın çarelerini arayacağız.

Partili üyelerin bu kararlara katılımı nasıl gerçekleşecek? Parti üyeliğinin partimiz açısından anlamı büyük. Bir üye parti politikalarının temsiliyetinde en küçük birimimizdir. Partiyi ilerletecek tarzda, en geniş katılımla karar altına aldığı işleyişi bozmayan bir politik tutumla, partinin tüm süreçlerinin içerisinde yer almaya çalışan üyeler partiyi her adımı ile mutlaka ilerletecektir, yön tayin edecektir. Yönetim organlarında bulunmayan tüm üyelerimizin olumlu politik tutumları hangi aşamada hangi düzeyde olursa olsun bir biçimde partinin, mücadelenin ve sosyalizmin ilerleme sürecinde olumlu bir etki yaratmaktadır. Fatsa deneyimi de bu şekilde örülmüştür ve başarılmıştır. Fikri Sönmez belediye yönetimi toplantılarını halkına anons ederek en geniş ve demokratik katılımı sağlamıştır. Tüm Fatsa halkı bu nedenle yürütülen tüm çalışmalarda kendini sorumlu bilmiş; sürece aktif bir şekilde katılmıştır. Bizim parti üyelerimiz de artık bu kararlılıkta ve üretkenliktedir. Parti üyelerimizi hiç bir aşamada geri kalmasına izin vermeden, parti teorik ve pratik birliğini kurmak konusunda özellikle merkezi örgütümüze önemli bir görevi vermiş bulunuyoruz. Çünkü ancak böylesi bir zemin yaratıldığında hal-

bir şekilde aldık. 2.Konferansımızda bu pratiklerin en son gerçekleşen dönemecidir. Konferansımızda sosyalizmin çiçeğini açtırmayı değil sosyalizmin bahçesini kurmaya karar verdik.

Seçimle gelen parti yöneticilerinin önünde nasıl bir görev durmaktadır? Partimizde Marksizmin temelinde olduğu gibi geçmişten geleceğe ilerleyen bir deneyim aktarımı yarattık. Alan örgütlerimizin özgüllüğü çerçevesinde, kuruluşundan beri yürüttüğü yoğun pratik deneyim, Marksizmin klasikleri ve gelenekten aldıklarımız ile parti yöneticilerimiz bir politik olgunlaşma evresinden geçmiş bulunuyor. Bu deneyimi kendinden sonrakilere doğru bir şekilde aktarmak, partinin karşılaşacağı her türlü konuda partimizin yarattığı devrimci tutumu ilerletmek yönünde tavır alacak yöneticilerimiz bir sonraki konferansa kadar parti üyelerine karşı söz vermiş, seçilmiş bulunuyor. Yöneticilik anlayışımız tasarruflu davranmayı kabul etmiyor, gündem toplum nasıl ki dinamizmini, akışını kaybetmiyorsa devrimci bir partinin yöneticisi de bu dinamizmi her daim yakalamak zorundadır. Her dakikayı ve her fırsatı devrim yolunda bir ilerleme anına çevirebilmelidir. Bizim seçilen yöneticilerimiz Desa’da Emine Aslan, Tekel’de Direnen Emekçiler, Tariş Direnişi’ndeki Emekçiler, Genç-Sen pratiği, Güler Zere Yürüyüşleri, Cumartesi Anneleri, Nefret Cinayetlerine Karşı, Münevver Karabulut Cinayeti’nin Hesabını Sorma mücadelesinde sürekli bir tarzda yer almış, politik olarak değerlendirmelerini ve kazanımlarını bilen, bu kazanımların topluma yansımalarını takip eden yöneticilerden oluşmaktadır. Aksi bir durum hedefsiz, memur anlayışlı, üretmeyen, anlamayan, ilerlemeyen, ölü, bürokratik bir yönetim anlayışı yaratır. Bu da tüm üyeler ve parti merkezi tarafından kabul görecek bir durum değildir. Seçilen yöneticiler görevin büyüklüğünün, sürekli bir şekilde yürütmenin, politik bilinci sağlam tutmanın elzem olduğunun farkındadır. Biz mücadelenin coşkulu sularına kendimizi atmanın serinliğinin tadını çıkarıyoruz. Atlamak konusunda tüm kademelerine seçilen yöneticilerimiz bir an bile tereddüt yaşamamıştır.

41 İlde Örgütlenme politik hattında nasıl bir ilerleme kaydedildi, kurulan illerle ilgili planlama nedir?

Devlet yüzsüz ve pişkin bir politika ile bu istikrarsızlığı sürekli kılmaya bakıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönem partimiz için “İşsize İş Bulun Ya da Defolun” şiarı ile hükümete hesap sorma, koltuklarındaki rahatlarını bozma dönemidir.

Genel seçimler için gerekli olan “41 İlde Örgütlenme” kararı bizim halkımıza ve emekçilere en geniş anlamda politikalarımızı ulaştırmanın fırsatı ve kanalı. Zaten yirminin üzerinde ilde faaliyet yürüten, gazetesini ve afişini gönderen bir siyasi parti bu imkanlı durumu daha büyük bir imkana çevirebilmelidir. Ekim Devrimi, Türkiye Devrimci Tarihi göstermektedir ki örgütlenme bu türden ulaşılmaz görünen anlar karşısında kararlılık, süreklilik yaratmakla aşılabiliyor. Marks ve Engels Almanya’da imparatorluk hüküm sürerken, sürgündeyken mücadeleyi ve tarihi en kararlı, en inançlı, en bilinçli halleri ile var etmeye devam etmişlerdi. Örgütlerindeki tüm aşamaları sahiplenerek değiştirmeye çalıştılar, tarihten kendilerini sorumlu gördüler, örgütlerinin sürekli şekilde militanı ve yaratanı oldular. Bizim sürgündeki yoldaşlarımızda bu şekilde mücadeleyi yürütmektedir. Devrimde, mücadeleden umudunu kesenler dönüp her seferinde Marks’a, Engels’e ve Lenin’e bakmalıdır. Eğer hala umudunu kesmekte kararlı ise devrimci kollektife zarar vermeden derhal uzaklaşmalıdır ve kafasını kuma sokacak bir delik bulmalıdır. Konferansımızda ondokuz ilden katılım ile parti politik hattını değerlendirip belirleyebildik. Bu bütünsel siyaset anlayışını topluma daha fazla duyurmalıyız, pratiğini örmeliyiz. Seçim pusulalarında halkımızın son derece kıymetli olan oyları ile buluşmalıyız. Halkımız bu “İşsizlik Girdabı’nın” sonu gelmediğinin farkındadır. Çaresini her ne olursa olsun her daim arıyor olacaktır. Bu nedenle örgütümüz çarelerini arayan halkımıza en geniş şekilde ulaşmanın yollarını gücü hazır bir şekilde arıyor olacak. Halkımıza ve emekçilere siyasal bilinci ve kuvveti sağlam örgüt gereklidir. Artık bayrağı devralan her kademede yöneticiler ve üyelerimiz mevcuttur. Aksi eğilimler eriyip buharlaşmaya mahkum olmaktadır. Lenin somut koşullardan hareket etmenin ve devrimci bir örgütün gerekliliğini her seferinde vurgulamıştı. Bugünün sosyalist partisi olarak bu ilke yolumuzu aydınlatmaktadır. İl yönetimlerine ve sorumluluklarına seçilen yöneticilerimize parti bütünlüğünü sağlamak konusunda çok önemli görevler düşmektedir. Konferans bütünlüğü, demokratik merkeziyetçi parti işleyişi illerde de devam edecektir. Parti üyeleri ve yönetimi bu bütünlüğü bozmaya asla izin vermeyecektir. 41 ili örgütlemeye, işsizlik konusundaki politik hattımızı örmeye, gazetemizin yaygın bir şekilde dağıtılmasına konferansa katılan illerimizde, yeni illerimizde, İsviçre’de kararlı bir şekilde devam edeceğiz.

Röportaj

EHP 2. Danışma Konferansı’nı nasıl değerlendiriyorsunuz?

4 Temmuz’da Ankara’da yapılan 2. Danışma Konferansı’nda Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı seçilen Sibel Uzun’a partinin gelecek dönemki mücadele hattı ve konferans üzerine değerlendirmelerini sorduk; o yanıtladı.

Kurucu ve yürütücü unsurlarında büyük bir onur ve daha fazla görev kararlılığını, üyelerimiz ve parti dostlarında büyük bir umut ve bir partinin yürütücü öznesi olabilme heyecanını yarattı.

Konferansımızda yöneticilerimizin ve üyelerimizin ifade biçimi bize Marksizmin klasiklerini rehber edindiğimiz okumalarımızın etkili olduğunu, parti siyasetinin hücrelerine işlediğini gösterdi.

Bizim seçilen yöneticilerimiz Desa’da Emine Aslan, Tekel’de Direnen Emekçiler, Tariş Direnişi’ndeki Emekçiler, Genç-Sen pratiği, Güler Zere Yürüyüşleri, Cumartesi Anneleri, Nefret Cinayetlerine Karşı, Münevver Karabulut Cinayeti’nin Hesabını Sorma mücadelesinde sürekli bir tarzda yer almış, politik olarak değerlendirmelerini ve kazanımlarını bilen, bu kazanımların topluma yansımalarını takip eden yöneticilerden oluşmaktadır.

7


19 İlden Yıldız Yumruk Birleşti Partimiz 2. Danışma Konferansı’nı Ankara’da 19 ilden katılan partili yoldaşlarımız ve parti dostlarımızın katılımıyla gerçekleştirdi. Devrim ve sosyalizm mücadelesine önderlik etme iddiasıyla dur durak bilmeden, bütün gücüyle sözün de eylemin de kendisi olabilmeyi tüm Türkiye halklarına kanıtladığımız bu süreçte devrimci yolumuzda kararlılıkla ilerlemeye devam ediyoruz. Tam da bu yolda ilerlerken 2. Danışma Konferansımızı aynı kararlılık ve aynı devrimci iradeyle gerçekleştirdik. Konferans devrim ve sosyalizm mücadelesinde yitirdiğimiz yoldaşlarımız için yapılan saygı duruşuyla başladı. Divan oluşturulmasının ardından Genel Başkanımız Hakan Öztürk bir konuşma yaptı.

İşsiz Bırakılan Tekel İşçilerinin, Ataması Yapılmayan Öğretmenlerin Hesabını Soruyoruz Genel Sekreterimiz işsizliğe ve güvencesiz çalıştırılmaya karşı direnen Tekel İşçilerinin 78 gün süren direnişinde, işçilerle omuz omuza verip mücadeleyi örgütleyen partimizin, 300 bin atanmayan öğretmenin mücadelesini yükselten politik hattı da örgütlediğini önemle vurguladı. Genel Koordinatörümüzün konuşmasının ardından sürgündeki yoldaşlarımızın konferansımızı selamlaması“Mahir, Hüseyin, Ulaş Kurtuluşa Kadar Savaş” sloganıyla karşılandı.

Kesintisiz DevrimYolundayız! 2. Genel Kongre’de, görevini devrimci kararlılıkla sürdürmenin onuruyla devreden eski Genel Başkanımız tüm yoldaşları ve emekçi halkımızı selamlayarak konuşmasına başladı. Ardından, tek tek tüm alan örgütlerimizin bir değerlendirmesini yaparak gelinen noktada partinin Türkiye sosyalist hareketinin öncü partisi konumuna geldiğini vurguladı. İşçi sınıfının iktidar mücadelesinden Kürt halkının özgürlük mücadelesine, gençlikten kadın alanına, LGBTT toplumundan liseli mücadelesine partinin tüm alanlarda net bir ideolojik ve politik hatla ilerleyerek bulunduğu noktaya geldiğinin altını çizen Genel Başkanımız, bunun ancak ve ancak kararlı ve süreklilik arz eden bir devrimci mücadele anlayışının ürünü olduğunu belirtti.

Tüm Kararlar Oy Birliği İle Alındı Konferans program ve tüzükte yapılan; partimizi adım adım ileriye taşıyacak değişiklik kararlarının her birinin oybirliği ile kabul edilmesinin ardından karar önergelerinin okunması ve oy birliğiyle kabul edilmesiyle devam etti. Tekel işçilerinden, Dikmen deresi sakinlerinden ve emekli yoldaşımızdan da gelen karar önergeleriyle önümüzdeki dönem partimizin mücadeleyi çoğaltarak yürüyeceğini bir kere daha tekrarladık. Konferans verilen aranın ardından genel başkan ve merkez yöneticilerinin seçimiyle devam etti. Kapalı oy, açık sayım yöntemiyle; tüm partililer oy kullandı ve seçim sonuçlarını izledi.

Eski Genel Başkanımız Partinin Devrimci Öncü Rolünü Vurguladı Sözleri sık sık sloganlarla kesilen rotasyon ile birlikte görevini devreden eski Genel Başkanımız Hakan Öztürk; devrimci pratiğin ve eylemin önemini bir kez daha vurgulayarak bundan sonraki süreçte de aynı kararlılık ve süreklilikle mücadelenin daha ileriye taşınacağını, partinin devrimci öncü rolünün artık daha da önemli olduğunu ifade etti. Genel başkanımız bunun için canla başla mücadele eden yoldaşları tekrar selamlayarak sözlerine son verirken sloganlar ve alkışlarla kürsüden indi. Konferans Genel Başkanımız Hakan Öztürk’ün ardından Genel Koordinatörümüz Gülsüm Kav’ın 2 yıllık dönem değerlendirmesiyle devam etti. Genel Koordinatörümüz her bir alanla ilgili olarak ayrıntılı değerlendirmelerinde bulundu.

Yıldız Yumruğumuzun Beş Kolu Genel Koordinatörümüz Tarafından Değerlendirildi İşsiz Bırakanlardan Hesap Soruyoruz Genel Koordinatörümüz İşsize İş Bulun Ya Da Defolun diyerek başladığımız işsizlikle ve krizle mücadelemizde emekçi halklarımızın sorunlarını ve taleplerini dile getirme noktasında ne kadar haklı olduğumuzu yaptığımız çalışmalardan aldığımız verimle görmüş olduğumuzu ifade etti. Gözaltında Kaybettiklerimizin Hesabını Soruyoruz Cumartesi Anneleri’nin, gözaltında kayıplara karşı verdiği mücadelenin faillerden hesap sorma anlamında en önemli mücadele pratiği olduğunu tahlil ederek eylemlere kitlesel katılma kararı alınmasının, bugün bakıldığında ne kadar doğru bir yolda olduğumuzu gösterdiğini ifade ederek sözlerine devam etti.

Sürgündeki Yoldaşlarımız Da Bizlerleydi Konferansımıza bir selam da mücadele yolunda sürgüne mahkum edilen yoldaşlarımız Veysel Aktaş, Süleyman Karagüllü, Murat Tarı'dan geldi. Sürgündeki yoldaşlarımızın Konferansımızı selamlama metni: Sevgili Yoldaşlar Partimizin 2. Türkiye Merkezi Danışma Konferansı’nı yaptığımız bugünde sizlerden uzakta başka bir ülkede politik sürgün olarak bulunmanın hüznünü yaşıyoruz. Zira bu hüznü bir nebze de olsa azaltan şey sizlerin devrim mücadelesindeki kararlı yürüyüşünüzdür. Bu kararlılığın verdiği coşkuyla hepinize en içten devrimci duygularımızla selamlıyoruz…

Öldürülen Kadınların Hesabını Soruyoruz Kadın cinayetlerinin politik olduğunun tahlilini yaparak hesap sormak için yola çıkan, Desa’dan Tekel’e direnişteki kadın işçilerin yoldaşı olan kadın örgütümüz, sosyalist feminist mücadelenin öncüsü konumunu pekiştirerek yoluna devem ettiğinin altını çizdi. Gençliği Geleceksiz Bırakanlardan Hesap Soruyoruz Harç zamlarına karşı ve parasız eğitim için verdiği mücadeleyle YÖK’e ve hükümete ders veren gençlik örgütümüzün işsizlik ve geleceksizlik karşısında yürüttüğü politik faaliyetle gençlik mücadelesinde de devrimci öncülüğü yüklendiğini vurguladı.

Sibel Uzun; "Yoldaşlarım, Büyük Anlatının Büyük İnsanı Olma Yolundan Asla Tereddüte Düşmeyin!" Genel Başkanımız; bir önceki dönem genel başkan yardımcılığı yapmış, partimizin kurucularından, yoldaşımız Sibel Uzun oldu. Genel Başkan seçilmesinin ardından Sibel Uzun yoldaşımız partililere şöyle seslendi; Genel Başkanımız Sibel Uzun’un konuşma metni: “Sevgili yoldaşlarım, benim onurlu kardeşlerim. Partimizde süreklilik, devrimci inanç, kolektif ruh, yoldaşlık, kendinin değil örgütün kıymetini bilenler kazandı. Partimiz kolektif ruha zarar verenlere göz açtırmadı, kariyer meraklılarına nefes aldırmadı, liberallere aman vermedi, giderim sisteme ruhumu teslim ederim diyenleri tutmadı. Her durumda sürekliliği ve devrimin yenilmez yıkılmaz klasiklerini haykırdı. Ve kazandık, sistematik olarak gücümüz birikti, tarihimiz birikti, sözlerimiz birikti, örgütümüz birikti. Yenilmez yıkılmaz tarihin kahramanı işçi sınıfının kurtuluşu için yollara düşen partililer daha da bilendi daha da dikleşti. 6 yılda partimiz, gökyüzüne fırlatılan yüzlerce yumrukla doldu. Aramızdan yitip gidenlerin anısı, yazılan binlerce devrimci kitapların anlamı şimdi yerini buluyor. Yazılan ve bedel ödenen tarih devam ettirilemiyorsa, aşarak ilerletilmiyorsa ne anlamı var devrimciyim, solcuyum diye gezmenin.

Cinayetlerin Hesabını Soruyoruz LGBTT toplumunun uğradığı heteroseksist cinsel ayrımcılığa karşı mücadelede, işlenen cinayetlere ses yükselten LGBTT örgütümüz, bu sene örgütleyiciliğini üstlendiği Trans Onur Haftası yürüyüşüyle tüm LGBTT toplumunun devrimci bir mücadele anlayışıyla bu alanda da net bir politik duruş sergilendiğinin altını çizdi.

ADANA ANKARA İL ÖRGÜTÜ MAMAK İLÇE ÖRGÜTÜ ADIYAMAN AYDIN İL ÖRGÜTÜ BALIKESİR BARTIN BİLECİK BOLU BURSA İL ÖRGÜTÜ ÇANAKKALE ÇORUM DİYARBAKIR ESKİŞEHİR İL ÖRGÜTÜ

adana@ehp.org.tr ankara@ehp.org.tr

Zafer Mh. 123 Sokak No:7

Cumhuriye Mah. Sakarya Cad. Birlik İş Hanı No:19/13 K:5

41 İlde Örgütlenme Yolunda Emin Adımlarla İlerliyoruz Konferans, partimizi genel seçimlere taşıyacak olan 41 ilde örgütlenme faaliyetinin bir değerlendirmesini yapmak üzere Genel Başkan Yardımcısı Sibel Uzun yoldaşımızın sözüyle devam etti. Faaliyetin hızla ve kararlılıkla devam ettiğini vurgulayan yoldaşımız her geçen gün hedefe yakınlaştığımızı ifade ederek yıldız yumruğun 41 ile taşınmasının önemini vurgulayarak sözlerini sonlandırdı.

adiyaman@ehp.org.tr aydin@ehp.org.tr balikesir@ehp.org.tr bartin@ehp.org.tr bilecik@ehp.org.tr bolu@ehp.org.tr bursa@ehp.org.tr canakkale@ehp.org.tr corum@ehp.org.tr diyarbakir@ehp.org.tr eskisehir@ehp.org.tr

HATAY İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ KÜÇÜKCEKMECE İLÇE ÖRGÜTÜ KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ İZMİR İL ÖRGÜTÜ KARABÜK KIRKLARELİ KOCAELİ İL ÖRGÜTÜ MALATYA MERSİN İL ÖRGÜTÜ SAMSUN SİVAS TEKİRDAĞ

hatay@ehp.org.tr istanbul@ehp.org.tr Yasa Caddesi Yasa Han No:24 Kat:3 Daire:31

Mersin Çarşısı K: 1 No: 113-114

izmir@ehp.org.tr karabuk@ehp.org.tr kirklareli@ehp.org.tr kocaeli@ehp.org.tr malatya@ehp.org.tr mersin@ehp.org.tr samsun@ehp.org.tr sivas@ehp.org.tr tekirdag@ehp.org.tr

Emekçi Hareket - Sayı: 2  

Emekçi Hareket Gazetesi'nin 2. sayısı...