Issuu on Google+


6

KAPAK KONUSU

Sayın Adnan Oktar Hz. Mehdi (a.s.)’ın Yüce Allah’ın Seçtiği Manevi Bir Lider Olacağını Anlatıyor 20

DEPREMLER HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ÇIKIŞ ALAMETLERİNDENDİR 52

46 İnsanı Küçük Düşüren

İnananların Allah’a Bağlılığı İmtihanlar Karşısındaki Tavırlarından Anlaşılır

Bir Davranış Bozukluğu:

“Bozulma” 46 Gerçek Sevgi Ancak

Saygı ile Yaşanabilir

2

Güncel

5

Bir Ayet Bir Açıklama Kalem Suresi, 4

19

Allah’ın Tavsiye Ettiği Ses Tonu

27

Bir Müminin Allah’a Yakınlıkta Hedefi Ne Olmalıdır?

28

Kısa Kısa...

34

Son Sözü Söyleme Hastalığı...

46

Egoistlik İnsanı Yalnızca Kayba Sürükler

57

Kozalaklı Ağaçlar

58 MÜMİN AHLAKI

Daha Çok ve Daha Samimi İnanarak Dua Etmek... LM ARAŞTIRMA

-Nisan 2011-

Yayın Türü: Yaygın / Araştırma Yayıncılık adına imtiyaz sahibi: Bedri Edis Yılmaz,

Adres: Kayışdağı Mah. Değirmen Sok. No: 3 Ataşehir - stanbul Sorumlu Yazı şleri Müdürü: Fatih Hikmet Müftüoğlu, Adres: Kayışdağı Mah. Değirmen Sok. No: 3 Ataşehir - stanbul Yönetim Adresi: Araştırma Yayıncılık, Kayışdağı Mah. Değirmen Sok. No: 3 Ataşehir - stanbul Tel: 0 216 660 00 59 Fax: 0 216 660 16 85 Abonelik Tel: 0216 4444441 Matbaa: Seçil Ofset, 100 Yıl Mahallesi MAS-ST Matbaacılar Sitesi, 4. Cadde No: 77 Bağcılar-stanbul Tel: (0 212) 629 06 15 Baskı Yeri ve Tarihi: stanbul, 27.03.2011


Su Bitinin İnsandakinden Daha Fazla Gene Sahip Olduğu Belirlendi Indiana Üniversitesi’nden Don Gilbert ve ekibinin yaptığı araştırma, bite benzerliği nedeniyle su biti de denilen "daphnia pulex"in yaklaşık 31 bin gene sahip olduğunu gösterdi. İnsanın yaklaşık 23 bin gene sahip olduğunu belirten bilim adamları, "Science" dergisinde yayımlanan araştırmada, bu kabuklu, küçük hayvanın genlerinin üçte birinden fazlasına daha önce hiçbir canlıda rastlanmadığını, bu genlerin bilim için yepyeni olduğunu bildirdiler. İlk kez bir kabuklunun gen haritasının çıkarılması açısından önem taşıyan araştırmaya imza atan bilim adamlarından John Colbourne, su bitinin bu kadar fazla gene sahip olmasının, genlerinin diğer hayvan türlerinden daha fazla kopya üretmesiyle açıklanabileceğini ifade etti. Colbourne, gen kopyası üretiminin hızının diğer omurgasızlardan 3 kat, insanınkinden de yüzde 30 fazla olduğunu tahmin ettiklerini belirtti. Dişisi 3 milimetre, erkeği daha da küçük olan su bitinin sudaki kirliliğe ya da başka maddelere aşırı duyarlı olduğunu kaydeden bilim adamlarına göre, bu hayvanın "şifresinin çözülmesi" doğadaki kimyasal kirleticilere karşı insan sağlığının daha iyi korunması için yeni yöntemler uygulanmasının önünü açabilir.

www.radikal.com.tr

Köpek Balıklarının Mükemmel Yüzme Yeteneklerinin Sırrı Çözüldü BBC Focus dergisinde yer alan habere göre, Alabama ve South Florida Üniversiteleri'nde görevli bilim adamları, köpek balığının son hızda yüzerken yön değiştirme yeteneklerinin altında pullarının yattığını belirlediler. Köpek balığı maketlerini kullanan araştırmacılar, pulların suyun akış ayrımını kontrol ettiğini tespit ettiler. Bu olay, köpek balığının etrafındaki su katmanlarının hızının sıfıra düştüğü yerde sürüklenme oluşturuyor. Araştırmacılar, köpek balığının pullarının çok fazla esnek olduğunu ve çevrelerindeki türbülansı sınırlandırma ya da artırma yeteneği olduğunu da kanıtladılar. www.zaman.com.tr

2 İlmi Araştırma, Nisan 2011


www.bilimveteknoloji.org

Cilt Hücresinden Kalp Hücresine Amerikalı araştırmacılar cilt hücrelerini, doğrudan doğruya atmakta olan kalp hücrelerine dönüştürdü. Scripps Araştırma Enstitüsü’nden (La Jolla, Kaliforniya) Sheng Ding ve arkadaşları, bugüne kadar yetişkin hücrelerin geri programlanmasında kullanılan dört geni (Ockt4, Sox2, Kf4, c-Myc) hücrelere aşılamışlar. Fakat genler, hücrelerin embriyo evresine dönüşmesinden önce devre dışı bırakılmış ve hücrelere kalp hücrelerine dönüşmeleri için bir sinyal verilmiş. Hücrelerin, beyin veya pankreas hücrelerine de dönüştürülebileceğini söyleyen Ding, şimdi bu teknikle hücrelerin geri programlanmasında yaşanan sorunları ortadan kaldırabilmeyi ve toplam süreyi kısaltabilmeyi hedefliyor. Ding’in ekibi şu sıralar kansere neden olabilecek dört geni değiştirmeyi deniyor. Hücrelerin embriyo evresine geri programlanmasında yani tetiklenmiş pluripotent kök hücrelerine (iPS-hücrelerine) dönüştürülmesinde bazı bilim insanları bu genleri kullanmadan da başarılı oluyor. Araştırmacılar, yeni hücrelerle Parkinson, Alzheimer veya kalp hastalıkları bulunan insanlara yardımcı olmak istiyor. (Nature Cell Biology) www.haberlink.com

Uzaya Seyahatin Anahtarı Kış Uykusuna Yatan Canlılarda Alaska'da yaşayan kara ayıların kış uykularını izleyen bilim adamları, insanları benzer bir kış uykusuna yatırmanın, ölümcül hastalıkların tedavisi ve uzun uzay yolculuklarına giden yolda anahtar öneme sahip olabileceği görüşünde. Kara ayılar, yedi ay süren kış uykuları boyunca yemiyor ve içmiyor. Ama yine de kış uykusundan uyandıklarındaki fizyolojik durumları, uykuya daldıkları zamankiyle neredeyse aynı kalıyor. Bilim adamları ayıların kış uykusundayken nabızlarının dakikada 14 vuruşa kadar düştüğünü, metabolizmalarının da dörtte üç oranında yavaşladığını söylüyor. Uzmanlar, aynı şekilde bir kış uykusunu insanlara uygulayabilmenin ölümcül hastaların tedavisi ve uzayın derinliklerine yapılacak uzun yolculukların kapısını aralayabileceği görüşündeler. www.sabah.com.tr

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Nisan 2011

3


Vücut Isısında Değişim Fare ve kirpiler gibi daha küçük hayvanların kış uykuları, bilimin aydınlattığı bir alan. Hayvanların, uyku sırasındaki kalp atışları, vücut ısıları ve kas faaliyetleri incelendi. Araştırma sonucu, ayıların vücut ısısının 2 ila 7 gün arasında değişen dönemler içinde, 30 ila 36 derece arasında değiştiği saptandı. Daha önce, böyle bir vücut ısısı değişimine, kış uykusuna yatan hayvanlarda rastlanmamıştı. Ayıların metabolizmasının, kış uykusundan uyandıktan üç hafta sonrasına kadar bile, uykudaymış gibi yavaş çalıştığı saptandı. Araştırma ekibinden Craig Heller, "Bu durum, metabolizmayı baskı altında tutan bio-kimyasal bir mekanizma olduğunu gösteriyor ve bu çok ilginç bir buluş olabilir." dedi. Heller ayrıca, buluşun uzayın derinlikliklerindeki araştırmalar için yararlı olabileceği görüşünde. Craig Heller, 'Uzun uzay yolculuklarında astronotları bir tür kış uykusuna yatırma fikri hep vardı. Şimdiye kadar bu bir tür fantezi olarak kabul ediliyordu. Ama şimdi mantığını anlayabiliyoruz ' diye konuştu. www.ntvmsnbc.com

'Galakside En Az 50 Milyar Gezegen Var' Bilim adamlarının, içinde bulunduğumuz galaksideki gezegen sayısıyla ilgili ilk kez yaptığı tahminde astronomik bir sayı ortaya konularak, "Samanyolu galaksisinde en az 50 milyar gezegen bulunuyor" denildi. Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) gezegen avcısı teleskobu Kepler'den elde edilen ilk sonuçlara dayanılarak yapılan tahminlere göre, bu gezegenlerin en az 500 milyonu hayatın varlığına olanak tanıyan ne çok sıcak, ne de çok soğuk bölgede bulunuyor. Kepler bilim ekibi başkanı William Borucki, bilim adamlarının ilk yıl gece gökyüzünün küçük bir bölümünün araştırmalarında gezegen sayısını tuttuğunu ve ardından hangi yıldızların gezegenleri olduğu tahmininde bulunduklarını anlattı. Açıklamaya göre, bilim adamları, iki yıldızdan birinin gezegenleri bulunduğunu ve 200 yıldızdan birinin de yaşama olanak tanıyan bölgede gezegenleri olduğunu hesapladı. Samanyolu Galaksisi'nde en az 100 milyar yıldız bulunuyor. www.cnnturk.com

4 İlmi Araştırma, Nisan 2011


www.Kurandancevaplar.com

Gerçek güzel ahlak ancak Allah'tan korkmakla ve O'na derin bir bağlılık duymakla mümkün olabilir. Tüm bu güzellikleri içtenlikle yaşayan müminler, Allah’ın tüm emirlerini kayıtsız şartsız yerine getirir ve Kuran hükümlerine de eksiksiz olarak uyarlar. Bunun sonucunda da ortaya üstün bir ahlak modeli çıkar. İnsan güzel ve değerli olan tüm vasıflara ancak Allah'ın hükümlerine uyarak sahip olabilir. Allah’a iman etmiş bir insanın güzel ahlakını ortaya koyan, kendisine has çok özel tavır ve davranışları olur. Kuran'da insanın günlük hayatına ve sosyal ilişkilerine dair pek çok ayet vardır. Allah Kuran'da doğruluğu, adaleti, sabrı, fedakarlığı, vefayı, sadakati, kararlılığı, itaati, alçakgönüllülüğü, hoşgörüyü, şefkati, merhameti, öfkeyi yenmeyi ve daha birçok üstün ahlak özelliğini emreder. Bunların aksi olan tüm ahlak bozukluklarını da açık hükümlerle yasaklar. Kuran'da bildirilen üstün ahlakı yaşamak, kişinin Allah korkusunun şiddetine, dolayısıyla vicdanının sesine uymasına bağlıdır. Çünkü bir insan Allah'tan ne www.ilmiarastirma.net

kadar çok korkarsa ve vicdanının gösterdiği doğrulara ne kadar kesin bir şekilde tabi olursa, Allah'ın hükümlerine o kadar itaatli olur. Aksi durumdaki bir kişi ise Kuran ahlakını yaşamakta sebat gösteremez, süreklilik sağlayamaz. Allah'ın güzel olarak gösterdiği ahlakın bazı özelliklerini üzerinde taşısa bile, çıkarlarıyla çatıştığı anda bambaşka bir karaktere bürünebilir. İşte bu noktada imani olgunluğa ulaşmış kişilerin üstünlüğü ortaya çıkar. İman sahibi insanlar güzel ahlak örneklerini hayatının her anında, asla vazgeçmeden, diğer insanlardan kat kat daha yoğun ve üstün bir biçimde gösterir. Koşullar ne olursa olsun güzel ahlak göstermekten kesinlikle taviz vermezler. Hiçbir konuda çıkar çatışmalarından kaynaklanan bir ayrılık içine girmezler. Sabrın en fazlasını, fedakarlığın en güzelini, teslimiyetin en mükemmelini, Allah sevgisinin en şiddetlisini yaşamaya gayret eder. Ve bu sebeple de diğer insanlar içerisinde ahlaki vasıfları ile öne geçer. Kuran'daki ifadeyle "takva sahiplerine önder" olur.

İlmi Araştırma, Nisan 2011

5


Sayın Adnan Oktar çeşitli tarihlerde yaptığı röportajlarında Müslümanların bir liderinin olmasının neden çok önemli olduğunu ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın tüm İslam alemi için adaletli ve güvenilir, manevi bir lider olacağını Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadis-i şeriflerinden örnekler vererek açıklamıştır. Yüce Allah, Hz. Mehdi (a.s.)’ı Zatı’nın seçeceğini Peygamber Efendimiz (s.a.v.)‘e bildirmiştir. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz de bunun üzerine Hz. Mehdi (a.s.) için “Halifetullah”tır, (Allah’ın seçtiği lider) buyurmuştur.  Müslümanların manevi lideri olan Hz. Mehdi (a.s.) nefsani bir arzu ile lider olmayı istemeyecektir. Allah’ın ilhamıyla hareket ederek bu, ağır ve zorluklarla dolu görevi doğal olarak üstlenecektir.

6 İlmi Araştırma, Nisan 2011

Ebu Said, Abdurrahman b. Semüre (r.a.) den: Günün birinde Resulullah Efendimiz (s.a.v.) bana hitaben şöyle buyurdu:  “Ey Abdurrahman, memuriyet isteme; çünkü KENDİN İSTEMEDEN MEMURİYETE TAYİN OLUNURSAN ALLAH’TAN YARDIM GÖRÜRSÜN. Eğer kendi arzunla tayin olunursan o vazife ile başbaşa bırakılırsın.”  (Buhari ve Müslim’den Riyazü-s-Salihin, 2/89) 


www.mehdiyet.com

Müslümanların kabul edeceği lider ancak Allah’ın seçtiği Hz. Mehdi (a.s.)’dır Ümmü Seleme (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Halifenin ölümü anında ihtilaf olur. Medine halkından bir kişi  koşarak Mekke’ye çıkar. MEKKE HALKINDAN BİR GRUP ONU, İSTEMEMESİNE RAĞMEN (BULUNDUĞU YERDEN) ÇIKARIRLAR. HACER-İ ESVED’LE MAKAM-I İBRAHİM ARASINDA ONA BİAT EDERLER.”  (Sünen-i Ebu Davud, 5/94  ElKavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 20) hadis-i şerifinde Hz. Mehdi (a.s.)’a biatın kendisi istemediği halde yapılacağı bildirilmiştir. Bu da Hz. Mehdi (a.s.)’ın kendisini hiçbir zaman Mehdi olarak ilan etmeyeceğini, hatta insanlar ona gelip “alametler sende mevcut, sen www.ilmiarastirma.net

Hz. Mehdi (a.s.)’sın” dedikleri halde yine reddedeceğini göstermektedir. Ancak “ölümle tehdit” edildikten sonra başa geçmeyi kabul edecek ve tam manasıyla zuhur ettiğinde alimlerin icması (oybirligi) ile dünyanın manevi lideri olacaktır. (Doğrusunu Allah bilir). Sayın Adnan Oktar 6 Şubat 2011 tarihli Kanal Avrupa ve Çay TV röportajında Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu özelliğine şöyle dikkat çekmiştir: ADNAN OKTAR: ...Şimdi Şii kardeşlerimiz var, Aleviler var, Bektaşiler var, Sünniler var; diyeceğiz ki: “Birini seçelim ve başı olsun, çok geniş yetkisi olsun, herkes ona tabi olsun, çok sevsinler.” Mesela gittik, herhangi bir hocaefendiyi seçtik, hiçbiri kabul etmez. Mümkün değil kabul etmez. Ne emrini yerine getirirler, İlmi Araştırma, Nisan 2011

7


ne de ricasını. Allah seçerse kabul ederler, onun dışında kabul etmezler. Haklılar da, ben de olsam, ben de kabul etmem. Ne malum ne olacağı? Bilemediğimiz bir durum olmuş oluyor. Hiç kimse kabul etmez. Buradaki tek kabul, Allah’ın seçtiğini alenen bize gösterdiği bir olay olursa biz onu kabul ederiz. Bu da  Hz. Mehdi (a.s.)’dır. Şimdi bakın anti-Mehdi bir ruh, deccal yanlılarında yayıldı, bu çok manidar. Ben şimdi düşünüyorum Resulullah (s.a.v.)’in torunu, Peygamberimiz (s.a.v.)’in bize bildirdiği bir insan. Ne kadar rahat, ne kadar güzel, ne kadar vicdanımızı huzura kavuşturan bir durum, değil mi? Gönlümde de ben bir tedirginlik duymam bir işaret görüyorsam, çünkü Allah o kadar

8 İlmi Araştırma, Nisan 2011

işareti durduk yere meydana getirmez. Dış alemde meydana gelen bu kadar alamet, bu kadar olaylar, açıkça belli. “Yok biz bunlara önem vermiyoruz, biz sosyolojik açıdan değerlendiririz, felsefi yönden de değerlendiririz.” dersen, o zaman Marksizm’in bir çeşidi olur, sosyalizmin bir çeşidi olur. Çatışmalar, boğuşmalar, sevgisizlik alır yürür. Hiçbir netice alamayız. Bakın şu an hiçbir cemaatin mensubu, hiçbir cemaatin mensubuyla hemen hemen görüşmüyor. Çok nadirdir görüşen. Sevgi ancak Hz. Mehdi (a.s.) tarafından insanlara yaşatılacak, bu görülüyor. Çünkü iki taraf küs olduğunda bir insan sevdiğini araya koyar, barıştırırlar. Bu küslüğü ortadan kaldıracak, arada olan insanın ismi Hz. Mehdi (a.s.)’dır.


www.Kurandamehdiyet.com

Sahte bir Mehdinin Müslümanların lideri olması mümkün değildir. Allah’ın kaderinde takdir ettiği kişi Hz. Mehdi (a.s.) olacaktır Ebu Zer (r.a.) den: Ya Resulullah! Beni memur tayin etmez misin? dedim. Mübarek elini omuzuma koydu sonra şöyle buyurdu:  “Ebu Zer, sen zayıfsın; memuriyet bir emanettir. O kıyamette rüsvaylık ve pişmanlıktır. YALNIZ O EMANETİ EHİL OLUP ALAN VE HAKKIYLA BAŞARAN MÜSTESNADIR.”  (Müslim’den, Riyazü-s Salihin, 2/90) hadis-i şerifinde buyrulduğu gibi Hz. Mehdi (a.s.) Yüce Allah’ın kaderde takdir ettiği zattır. Bu değerli zat,

www.ilmiarastirma.net

din ahlakını Peygamberimiz (s.a.v.)’in uyguladığı gibi aynen tatbik edecektir. Hz. Mehdi (a.s.)’ı sahte Mehdilerden ayıran en önemli fark da budur. Hz. Mehdi (a.s.)’ın rehberi Yüce Allah’ın Kitabı Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünneti olacaktır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in uygulamaları, sözleri, açıklamaları ve tavsiyeleri Hz. Mehdi (a.s.)’ın fikri mücadelesinde çok önemli bir yer tutacaktır.

İlmi Araştırma, Nisan 2011

9


Sayın Adnan Oktar 26 Ekim 2010 tarihli Gaziantep Olay TV röportajından sahte Mehdinin Müslümanların lideri olmasının mümkün olamayacağını şöyle belirtmektedir: ADNAN OKTAR: “Mehdiyet’i mutlaka istemesi lazım Müslümanların, sevmesi lazım. Çünkü kaderde olacak kişinin dışında bir kişinin Hz. Mehdi (a.s.) olması mümkün değildir. Zaten inanıyorsa, Allah’a inanıyorsa, hadise inanıyorsa aksi mümkün değil. Telaş etmesine gerek yok. Yani sahte bir Mehdinin başa geçmesi

mümkün değildir. Müslümanların lideri olması mümkün değildir. Yani uğraşmayla, oyun oynamayla, işte kalabalıkları toplamayla, televizyonlara çıkmayla falan Hz. Mehdi (a.s.) olunmaz. Yani Hz. Mehdi (a.s.), Allah kaderde onu o şekilde yaratmış olması gerekir. Yani Allah yolunu açacak; aksinin olması imkansız.”

Müslümanların, Allah’ın seçtiği manevi lider olan Hz. Mehdi (a.s.)’a tabi olmaları gerekir Malik bin Zamra der ki: Emirülmüminin Ali aleyhisselam bana şöyle buyurdu: “... Hayrın çoğu o zamandadır ey Malik! O ZAMANDA KAİM’İMİZ  (HZ. MEHDİ (A.S.)) KIYAM EDECEK, ... SONRA ALLAH HERKESİ ONUN ETRAFINDA

10 İlmi Araştırma, Nisan 2011

TOPLAYACAK.”” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 242) hadis-i şerifinde işaret edildiği gibi Hz. Mehdi (a.s.) ortaya çıktığında, bütün insanlar onun manevi liderliği altında birlik olacaktır. Sayın Adnan Oktar 31 Ocak


www.mehdininalametleri.com

2011 tarihli Kahramanmaraş Aksu Tv röportajında Müslümanların Allah’ın seçtiği manevi lider olan Hz. Mehdi (a.s.)’ın etrafında toplanmalarının önemine dikkat çekmiştir: ADNAN OKTAR: Fakat Müslümanların, dünya Müslümanlarının; Alevilerin, Bektaşilerin, Şiilerin, Caferi, Vahhabi, Sünni kardeşlerimizin, ittifakla birisini kendilerine lider seçmeleri mümkün değildir. Böyle bir şey olmaz. Allah seçer gönderir. Allah’ın seçtiği gönderdiğini beğenmezsen belayı başına alırsın. Peygamberimiz (s.a.v.) “gidin seçim yapın” demiyor, “Hz. Mehdi (a.s.)’ı göreve getirin” diyor. Bediüzzaman “kendiniz seçim yapın” demiyor, “Hz. Mehdi (a.s.)’ı nuru imanla tanıyın, Hz. Mehdi (a.s.)’a tabi olun; en büyük kumandan, hem hakim, hem mehdi, hem mürşit, hem bir kutbu azam olarak” diyor. “Bir zat-ı nuraniyi gönderecek, o da Ehl-i Beyt-i Nebevi’den olacak” diyor Bediüzzaman. “Gidip siz seçeceksiniz” demiyor. Allah

www.ilmiarastirma.net

seçiyor Hz. Mehdi (a.s.)’ı Müslümanlara gönderiyor. Müslümanların yapacağı görev nedir? İmanın nuruyla onu tanıyıp başlarına geçirmeleridir. Kimse kim, seçsin Müslüman kardeşlerimiz. Söz bir Allah bir. Ayakkabısının altını öpeceğim, Hz. Mehdi (a.s.)’ın iki ayakkabısının altını öpeceğim. Emireri olacağım kapıda ve diğer kardeşlerimin de emireri olacağım. Ama bu yapılmadan; 150 yıldan beri bu olurdu, seçimle olmuş olsa. Olmuyor, olmaz da. Sadece felaketler zincirleme birbirini kovalar, başka bir şey olmaz. Hüsnü Mübarek gider daha azgın biri gelir ve bu sürünme sistemi devam eder. Çünkü Allah’ın dediğine uyulmamış oluyor. Allah’ın dediği beğenilmemiş oluyor haşa. “Biz kendi kafamızdan bulacağız” mantığı ortaya çıkmış oluyor. Peygamberimiz (s.a.v.) ahir zamanı tamamen anlatmış. Bakın diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “şu şu şu olaylar, 150 tane yaklaşık, olaylar olduğunda” büyük alametleri de veriyor, “Bu büyük alametler de çıktığında, Hz. Mehdi (a.s.) denen benim İlmi Araştırma, Nisan 2011

11


evlatlarımdan birisi gelmiş olacak” diyor. “Onun şemaili şöyledir, görünümü böyledir, o geldiğinde ona uyun kurtulacaksınız” diyor. Adam diyor ki; “ben Peygamber (s.a.v.)’in dediğini kabul etmiyorum.” dediğini kabul etmiyorum demek, ben belamı arıyorum anlamında olur. Anlamı budur. Ve Allah o duayı da kabul ediyor, bela isteyene de belasını veriyor Allah. Bela verir. Ve Allah vermesin İslam alemi de herc-ü merc halde şu an ve dünya da herc-ü merc halde. Bütün dünyanın üzerine bir bela çökmüş durumda. Ve bu arada çocuklar azap çekiyor, hanımlar azap çekiyor, masumlar bu arada çok ezilmiş oluyorlar. Çünkü bela geldiğinde, masuma da geliyor hepsine geliyor. Toptan geldi dünyanın üzerine bela. Ve Allah kıyameti durdurdu, bekletiyor kıyameti. “Hz. Mehdi (a.s.)’ı bulun, tabi olun, size cennet gibi bir dünya meydana getireyim” diyor Cenab-ı Allah....

12 İlmi Araştırma, Nisan 2011

Hz. Mehdi (as) resmi görevli değil manevi lider olacaktır Sayın Adnan Oktar, 5 Mart 2011 tarihli Kahramanmaraş Aksu Tv ve Gaziantep Olay Tv röportajında Hz. Mehdi (a.s.)’ın manevi lider vasfını şöyle açıklamıştır: ADNAN OKTAR: “Hz. Mehdi (a.s.) evinden idare eder” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), açıkça söylüyor. Mesela ben örnek veriyorum işte, bu örnek çok iyi; bir insanın sevdiği bir insan vardır. O bir şey rica eder, insan sevdiği için onu yapar. Yani bir resmiyet yoktur, bir zorlama yoktur. Resmi görevli olmayacaktır Hz. Mehdi (a.s.). Yani resmi cumhurbaşkanı, resmi


www.Adnanoktar-hikmetler.com başbakan değil. Manevi lider yani halkın çok sevdiği bir insan. Bütün milletin çok sevdiği bir insan. Sözü geçen, nazı geçen bir insan olacaktır. Yani bir şey söylediğinde insanlar onu severek yerine getirecektir. İnsanların en çok ihtiyacı olan şey nedir? Sevgi, dostluk, kardeşlik, barış, adalet, yardımseverlik. Hz. Mehdi (a.s.)’ın görevleri bunlardır işte. Yoksa siyasete karışmaz. Yapacak birçok insan var. Hz. Mehdi (a.s.)’ın vakti olmaz böyle birşeyle uğraşmaya zaten. “Vakit ve hal müsaade edemez” diyor Bediüzzaman. Ama adaletin sağlanmasında, sosyal adaletin sağlanmasında, yardımseverliğin, şefkatin, merhametin sağlanmasında Hz. Mehdi (a.s.) manevi lider olarak öncü olacaktır ve yardımcı olacaktır, inşaAllah.

Lidersiz bir topluluk dağılacağı için, Müslümanların mutlaka bir lideri olacaktır. Bu manevi lider Hz. Mehdi(a.s.)’dır Kuran ayetleri ve Peygamberimiz (sav)’in sahih hadisleri Müslümanların bir lidere ve öndere ihtiyaçları olduğunu göstermektedir. Pakistan’da camide namaz kılarken bombalanan mazlumların, Çin hapishanelerinde akıl almaz işkencelere maruz kalan Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin, Filistin’de

www.ilmiarastirma.net

okula giderken kurşunların hedefi olan çocukların, Irak’ta her gün ölüm korkusuyla yaşayan sivillerin, Afganistan’da hastanede yatarken bombardımana maruz kalanların, yıllardır mülteci kamplarında yaşam sürenlerin, hayatta kalabilmek için gizlice ibadetlerini yerine getirenlerin sorunlarının tek çözümü Müslümanların manevi bir lider etrafında birleşmeleridir.

Kuran’da hiçbir kavim lidersiz değil, hiçbir kavim şahsı maneviyle idare edilmemiş. Lideri olmayan topluluk olmaz, Müslümanların da manevi lideri olacaktır İbni Ebu Seybe, Asim b. Ömer Beceli’den tahric etti:  “BİR ADAM (HZ. MEHDİ (A.S.)) SEMADAN İSMİYLE MUTLAKA ÇAĞIRILACAK VE DELİL ONU İNKAR ETMEYECEK, ZELİL ONA MANİ OLMAYACAKTIR.” (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 52) hadisinde belirtildiği gibi, Hz. Mehdi (a.s.) kesinlikle şahs-ı manevi değildir. Tam manasıyla zuhur ettiğinde, Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in bildirdiği şekil ve sureti, mücadelesi ile ilgili bütün hadis-i şeriflerle uygunluk gösterecek, bu konuda şüphe ve tereddüt olmayacaktır. Herkes tam kanaat getirerek onun Mehdi’liğini tasdik edecek ve Müslümanların lideri olduğuna tam kanaat getireceklerdir.

İlmi Araştırma, Nisan 2011

13


Sayın Adnan Oktar, 26 Ekim 2010 tarihli Gaziantep Olay TV röportajında Müslümanların bir şahs-ı manevi ile idare edileceğini iddia edenlerin mantıksızlığını çok açık bir şekilde belirtmiştir: ADNAN OKTAR: Tek bir insanın etrafına toplanmadan; yani Kuran’da hiçbir kavim şahs-ı manevi ile idare edilmemiş. Her kavmin başında bir insan var. Açın, bakın. Mesela Nuh Kavmi öyledir, Lut Kavmi öyledir, Ad Kavmi, Semud; hepsi öyledir. Firavun, Nemrud Kavmi, Sebe Halkı, hatta karıncalar; hayvanların bile bir lideri olur. Lideri olmayan topluluk olur mu? Vahşi hayvanların bile lideri oluyor. Masonların lideri vardır, Hristiyanların lideri vardır. Müslümanların da tabii ki lideri olacak, lidersiz olmaz. Hz. Mehdi (a.s.)’dan çekinmeleri tabii çok büyük mucize, çok hayret verici yani. Bediüzzaman’ın bunca açık ifadelerine rağmen, ağabeylerin bunca açık ifadelerine rağmen, izahlarına rağmen anlamazlıktan gelip, konuyu bu hale getirmeleri çok acayip tabii. Mesela Hz. İsa (a.s.) için de ayrıca anlamazlıktan geliyorlar. Halbuki Hz. İsa (a.s.)’ın inişi çok nefis birşey, müthiş bir heyecan, çok güzel bir nimet.

“İttihad-ı İslam olsun ama Müslümanların bir manevi lideri olmasın, Hz. Mehdi (a.s.) olmasın” demenin mantığı yoktur. İslam tarihinde sadece bu dönemde İslam aleminin manevi bir lideri yok... İman edenlerin Efendisi (sav) der ki: “... ALLAH SİZİN İÇİN, SİZİ BİRLEŞTİRECEK VE SİZİ DAĞINIKKEN BİRARAYA GETİRECEK BİRİNİ (HZ. MEHDİ (A.S.)’I) ÇIKARANA DEK... Beklerseniz, ödüllendirileceksiniz ve sizin haksızlığa uğratılmanızın intikamını alacak (Darwinizm’e, materyalizme ve ateizme ilmi zeminde gereken cevabı verecek) olanın ve haklarınızın kurtarıcısı olanın, o (Hz. Mehdi (a.s.)) olduğunu kesinlikle anlayacaksınız...”(Kitab-ül Gaybet, [Bihar-ul Envar, c. 51], Ansariyan Yayıncılık, Derleyen: Muhammed Bakır el-Meclisi, İran-Kum, 2003, s. 182) .” hadisinde Müslümanların mutlaka bir lideri olacağını bildirilmiştir.

Sayın Adnan Oktar, 11 Eylül 2010 tarihli Harun Yahya TV röportajında, İslam tarihinde sadece bu dönemde İslam aleminin manevi bir lideri olmamasının mantıksızlığını şöyle açıklamaktadır: ADNAN OKTAR: Şimdi, hepsinden ayrı olarak, İslam ahlakı dünyaya hakim olur mu olmaz mı; adamlar diyorlarsa eğer evet olur, niye olmasın olabilir diyorlarsa, tamam o konuda bir anlaşalım. “İslam ahlakı dünyaya hakim olur, İttihat-ı İslam olabilir” diyor-

14 İlmi Araştırma, Nisan 2011


www.turkislambirligi.com

lar değil mi? Olacak inşaAllah, Kuran’a göre zaten olacak. Olunca peki “Müslümanların bir lideri olur mu?” diyoruz. Artık nezaketen soruyoruz, “Mümkün mü?”; “yok 4-5 tane lider birden olur” diyorlar. Bir tane olduğunu görüyoruz biz Kuran’da, yani 5 tane lider olmaz. 5 tane Başbakan var mı Türkiye’de? OKTAR BABUNA: Tek Başbakan var inşaAllah. ADNAN OKTAR: 5 tane Cumhurbaşkanı yok. 5 tane de Müslümanların manevi lideri olmaz, bir tane olur. Ekmeleddin İslamoğlu bir tane. Hz. Mehdi (a.s.)’dan kurtulmak için akıl almaz bir debelenme ve bir yol arama var. Yani İslam ahlakının dünyaya hakimiyetinden, İttihad-ı İslam’dan; bir tek onunla kalmıyor, Hz. İsa (a.s.)’ın inişi de çok büyük sorun haline geldi. Ondan da kurtulmaya çalışıyorlar. Ama Cenab-ı Allah çift yönden kilitlemiş, www.ilmiarastirma.net

bakın; Hz. Mehdi (a.s.)’dan kurtulabileceklerini düşünüyorlardı. Ama Allah bir de Hz. İsa (a.s.) ile de kilitlemiş. Hz. İsa (a.s.)’la da. Hz. İsa (a.s.)’ı Kuran’da müjdelemiş, yani hiç geriye kaçacak halleri kalmamış. Ama bu tarz bir tevili ben İslam tarihinde ilk defa görüyorum. Yani bu kadar dil eğip bükme ve bu kadar Hz. İsa (a.s.)’dan ve Hz. Mehdi (a.s.)’dan kurtulma azmi ve İttihad-ı İslam’dan kurtulma azmini ilk defa görüyorum. Kardeşim İttihad-ı İslam varsa mutlaka Müslümanların bir lideri olur. İslam tarihi hep böyle olmamış mı? Ne zaman Müslümanlar lidersiz olmuş? İlk defa oluyor Müslümanların liderinin olmaması, halifelik ilk defa kaldırıldı. Müslümanların mutlaka bir lideri olacak, manevi lider. İster başka bir şey de diyebilirsin; ama Müslümanların mutlaka bir lideri olacaktır. İlmi Araştırma, Nisan 2011

15


Hz. Mehdi (a.s.)’a tüm İslam alemi biat edecek, ama her devlet bağımsız yapısını koruyacak, Hz. Mehdi (a.s.) manevi bir lider olacaktır Hz. Mehdi (a.s.) dünya siyasetiyle bizzat ilgilenmeyecek fakat Müslümanları ilgilendiren her konuda çözüm getirecek manevi lider olacaktır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın ilgileneceği siyaset, Kuran ahlakı içerisindeki siyaset olacaktır. Kuran ahlakına uygun siyasetin anlamı güzel ahlaklı, şefkatli, merhametli olmak, adaletli davranmak, müminler arasında birlik ve kardeşliği, barışı ve sosyal adaleti sağlamak, adaletsizliği gidermek, zenginlik ve refahı sağlamaktır. Kuran’da Hz. Mehdi (a.s.)’ın yerine getireceği bu görev İslam ahlakının hakimiyeti olarak müjdelenmektedir: “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va’detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir...” (Nur Suresi, 55) Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadisinde Hz. Mehdi (a.s.) döneminde yaşanacak olan ortamı şöyle haber vermektedir: “Dünya hayatının bir günü kalsa Allahu Teala o günü uzatır, benim Ehli Beytimden bir adam gönderir. Onun ismi benim ismim gibidir. Babasının ismi babamın ismi gibidir. ZULÜM VE KÖTÜLÜKLE DOLMUŞ DÜNYAYI, ADALET VE DÜRÜSTLÜKLE DOLDURACAKTIR.” (Büyük Fitne Mesih

16 İlmi Araştırma, Nisan 2011

Deccal, Saim Güngör, Pamuk Yayınları, s. 80) (Ebu Davud ve Tırmizi / Büyük Hadis Külliyatı, Rudani, 5.Cilt, s. 365)

Sayın Adnan Oktar, 31 Ekim 2010 tarihli Kanal Avrupa ve Çay Tv röportajında Hz. Mehdi (a.s.)’ın tüm Müslümanların huzurunu, birlik ve beraberliğini sağlayacağını, İslam ahlakının güzelliğini tüm dünyada yerleşik kılacağını şöye anlatmaktadır: ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s.)’a biat.” Allah-u Alem İstanbul’da, yani Topkapı’da. Kutsal Emanetler oradan hemen açılır. Çünkü teberrüken alınacaktır, teberrüken. Hz. Mehdi (a.s.) üstüne giyecek Peygamberimiz (s.a.v.)’ in hırkasını. Kılıcını kuşanacak. Teberrüken, yani sürekli kullanmak üzere değil, teberrüken. Ondan sonra, Peygamberimiz (s.a.v.)’in diğer Kutsal Emanetleri de yanında olacak, inşaAllah. Orada biat edilecek. Yani bütün İslam alemi, bütün İslam ülkelerinin ileri gelenleri, Türklük dünyasının ileri gelenleri manevi lider olarak kabul edecekler. Biat olmuş olacak. Muhtemelen de naklen yayınlanacaktır. Yani bütün dünyada naklen yayınlanacaktır. Hz. Mehdi (a.s.) öyle siyasetle, şununla bununla uğraşmaz. O danışılan bir liderdir. Bütün devletler bağımsız olarak, normal, kendi rejimlerinde, sistemlerinde olacaklar. Yani bir müdahale yok. Kimsenin hürriyetine de karışmaz Hz. Mehdi (a.s.). Hz. Mehdi (a.s.) sevgi, barış, adalet, kardeşlik, Kuran’ın özü, sünnetin gerçeğini ortaya koyacaktır. İnsanlar da özgürce İslam ahlakını yaşayacaktır. Musevileri de gerçek Tevrat’a çekecek, Tevrat’ın gerçeğine. Hristiyanları


www.turkislambirligimujdesi.com

gerçek İncil’e çekecek, inşaAllah. Yani tek Allah inancı yayılacak onlar arasında da, tam istidat gelişecek böyle, Musevilerden de çok fazla Müslüman olanlar olacak. Hz. Mehdi (a.s.)’a kanaatleri gelecek çok fazla insanın. Ama büyük bir kitle de tereddüt edecek, yani “Müslüman olsak mı, olmasak mı?” “Tam bu iman etme istidadındayken” diyor Bediüzzaman. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın hazırladığı tam bu ortamda “Cenab-ı Allah’ın” diyor, “semasından Hz. İsa (a.s.) nüzul edecek” diyor. Görünür hale gelecek yani, inşaAllah. Allah bize nasıl tanıtacak, nasıl yapacak? Onu bilmiyoruz ama tam kanaatimiz gelecek Hz. İsa (a.s.) olduğuna. Ama Bediüzzaman diyor, Kuran’daki işarette o; “mucizatlı bir Peygamber” diyor. Yani mucize gösterecek.

www.ilmiarastirma.net

Hz. Mehdi (a.s.)’a tabi olduktan sonra bir insanın kan dökmekle ilgisi kesilir. Demokrasinin en güzeli onunla gelecektir Hz. Mehdi (a.s.) vesilesiyle Kuran ahlakının tüm dünyaya hakim olması sonucunda insanlar arasındaki kin, husumet, düşmanlık gibi duygular son bulacak, tüm yeryüzüne barış ve huzur hakim olacaktır. Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.) yönetimi altındaki bu barış ortamını şöyle haber vermektedir: “KAP SU İLE DOLDUĞU GİBİ YERYÜZÜ BARIŞLA DOLACAKTIR. HİÇBİR KİMSE ARASINDA BİR DÜŞMANLIK KALMAYACAKTIR. VE BÜTÜN DÜŞMANLIKLAR, BOĞUŞMALAR, HASETLEŞMELER MUHAKKAK KAYBOLUP GİDECEKTİR.” (Sahih-i Müslim, 1/136)

İlmi Araştırma, Nisan 2011

17


Sayın Adnan Oktar, 28 Eylül 2010 tarihli Gaziantep Olay TV röportajında Hz. Mehdi (a.s.)’ın dünyaya getireceği demokrasi ve özgürlüğü şöyle anlatmaktadır: ADNAN OKTAR: Zaten Hz. Mehdi (a.s.)’a tabi olduktan sonra bir insanın kan ile bağlantısı kesilir. Kanla, zulümle, psikopatlıkla, gericilikle alakası kesilir. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.) asrının en aydın, en kaliteli insanıdır. Yani en güzel, en modern hayatı Müslümanlara sunacak-

tır, en zengin hayatı sunacaktır. Demokrasi ve özgürlüğün en mükemmeli dünyaya gelecektir. Hristiyan da alabildiğine özgür olabiliyor, Musevi de alabildiğine özgür, dinsiz de alabildiğine özgürdür. Kimse kimseye karışmaz. Hz. Mehdi (a.s.)’ın dönemi böyledir.

İslam Aleminin Refahı İçin Tek Çözüm Hz. Mehdi (a.s.)’ın Manevi Liderliğidir Müslümanların lidersiz olması gerektiğini savunan anlayış, Müslüman aleminin yaşadığı acı ve sıkıntıları görmezden gelmektedir. Allah Kuran’da Müslümanlara dağılıp ayrılmamalarını emretmiştir. Eğer Müslümanlar Allah’ın bu emrine uymaz, tarihteki tüm Müslümanlar gibi manevi bir önderin liderliğinde biraraya gelmezlerse, İslam aleminin yaşadığı zorlukların ve acıların son bulması, dünyanın dört bir yanında ezilen ve baskı altına alınan Müslümanların kurtuluşa ermesi mümkün değildir. Allah’ın Kuran’da Müslümanlara gösterdiği yol; “haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koymalarıdır.” (Şura Suresi, 39) Patani’de, Afganistan’da, Irak’ta, Filistin’de, Çad’da, Moro’da, Doğu Türkistan’da ve daha pek çok yerde Müslümanların haklarına tecavüz edildiği açık bir gerçektir. Bu durumda Müslümanların, haklarını ilimle, kültürle, bilgiyle ve sanatla en hikmetli ve etkili şekilde savunmak için birlik olmaları gerektiği açıktır. Unutmamak gerekir ki Allah, “Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever.” (Saff Suresi, 4) İçinde bulunduğumuz dönemde dünya Müslümanlarını Allah yolunda ilimle ve bilgiyle mücadele etmek için biraraya getirecek, onlara yol gösterecek, Darwinizmin ve materyalizmin belalarına karşı onları en güzel şekilde koruyacak olan zat ise Hz. Mehdi (a.s.)’dır.

18 İlmi Araştırma, Nisan 2011


www.guzelelestiriler.com

B

ir insanın olumlu ve dengeli bir karakter yansıtmasında, ses tonu oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Sesin olumlu ya da olumsuz yönde kullanılabilmesi tamamen kişinin sahip olduğu ahlakla ilgili bir konudur. Allah’ın mümin kullarına bu konudaki tavsiyesi, Kuran’da şöyle bildirilmektedir: “… Sesinden de (yüksek perdeleri) eksilt. Çünkü, seslerin en çirkin olanı gerçekten eşeklerin sesidir.” (Lokman Suresi, 19) Ayetteki örnekte bildirildiği gibi, bağırarak konuşan bir insanın karşı tarafta oluşturduğu etkinin olumlu olması beklenemez. Yüksek bir sesle, bağırarak konuşmak hem yorucu, hem de rahatsızlık verici bir tavırdır. Allah böyle bir sesi eşek sesine benzeterek bu konuya dikkat çekmiştir. Ancak belirtmek gerekir ki; burada söz konusu olan sesin kullanılış şeklidir. Kulağa hoş gelebilecek bir ses bile, sinirli ve kibirli, kötü bir ahlak ile birleştiğinde son derece itici ve rahatsız edici olabilirken çok güzel olarak nitelendirilemeyecek bir ses, Kuran ahlakı ve ruhu ile çok olumlu bir şekil alabilir. Güzel ahlaklı bir müminin her şeyden önce, her tavrı asil, nezaketli, alçak gönüllü, barışçı ve çözümcüdür. Hayata olan olumlu bakış açısı nedeniyle mümin son derece canlı, neşeli ve hareketlidir. İşte ancak Kuran ahlakının yaşanmasıyla ortaya çıkabilecek olan bu mükemmel yapı, kişinin her tavrına olduğu gibi sesine de yansır.

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Nisan 2011

19


Depremler, dünya üzerinde en zarar verici etkiye sahip olan ve insanları en çok tehdit eden afetlerden biridir. Yapılan tespitlere göre dünyada yaklaşık iki dakikada bir deprem olmaktadır. Hesaplayacak olursak, bir sene içinde dünyada meydana gelen deprem sayısının yüz binleri bulabildiği ortaya çıkar. Ancak depremlerin sayısında ve şiddetinde özellikle 1999’dan itibaren çok hızlı bir artış meydana gelmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinden öğrendiğimiz kadarı ile bu artışın nedeni depremlerin Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerinden biri olmasıdır.

20 İlmi Araştırma, Nisan 2011


www.kiyametalametleri.com

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ahir zamandaki depremler hakkında hangi önemli bilgileri vermiştir? 

Sayın Adnan Oktar’ın Japonya’daki depremle ilgili yorumları nelerdir? 

H

iç şüphesiz tarih boyunca insanlığı en çok etkileyen afetlerden biri depremler olmuştur. Her an, her yerde meydana gelebilen depremler yüzyıllar boyunca çok sayıda kişinin ölümüne ve astronomik boyutlarda maddi zarara yol açmış, bu özellikleri nedeniyle insanlar için korku kaynağı olmuştur. Özellikle son on yıl içinde şiddeti ve yıkıcı etkisi artan depremlerin günümüz teknolojik koşullarında bile verdiği hasar ancak belirli ölçülerde engellenebilmekte ve bu depremler çok büyük zararlara neden olmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in 1400 yıl önce depremlerin ahir zamanda artacağına dikkat çeken hadislerinden bazıları günümüzde yaşanan olaylarla mutabıktır.

www.ilmiarastirma.net

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ahir zamanın göstergesi ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametleri olarak depremlere dikkat çekmiştir: “HİLAFETİN ARZI-MUKADDESEYE İNDİĞİNİ GÖRÜRSEN BİL Kİ, ARTIK ZELZELELER, KEDERLER, BÜYÜK HADİSELER YAKINDIR. O GÜN KIYAMET İNSANLARA ŞU ELİMİN BAŞINA OLAN YAKINLIĞINDAN DAHA YAKINDIR.” (Ebu Davud, Cihad 37, s. 2535, Kütüb-i Sitte, cilt 14, s. 339) hadisinde belirtildiği gibi ahir zamanın en belirgin alametlerinden biri de depremlerdir. Gerçekten de içinde yaşadığımız yüzyıl on binlerce kişinin hayatını kaybet-

İlmi Araştırma, Nisan 2011

21


tiği depremlerle tarihe geçmiştir. Kobe’deki şiddetli deprem, Tayvan’da, Yunanistan’da ve Meksika’da, Pakistan’da, Haiti’de ve son olarak geçtiğimiz günlerde Japonya’da birbiri ardınca yaşanan depremler ahir zamana bakan çok önemli işaretler içermektedir.

Adnan Oktar 17 Mart 2011 Tarihli Samsun Aks Röportajinda Kuran’da Kehf Suresi’nde Japonya'daki Tsunamiye İşaret Eden Ayetleri Şöyle Açıklamıştır: ADNAN OKTAR: Kehf Suresi’nde diyor ki Cenab-ı Allah. Tabii Kuran’ın birçok işaret yönü vardır. Bir işaret yönünü daha gösteriyorum. 86. ayet; “Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği ilke edinirsin." “Yanında bir kavim gördüm.” Bak, “güneşin battığı yere kadar ulaştı.” Japonya’nın bayrağı güneştir biliyorsunuz. Japon bayrağı güneştir. “Onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu.” Yani tsunamideki denizi bilmiyorum gördünüz mü? Simsiyah, tam çamurlu ve kapkara bir batak gibi, karabatak gibi simsiyah bir çamur. Onun içinde Japon bayrağı güneşinin battığını işaret ediyor Kuran. Japonya’da böyle bir olay olacağına, böyle bir batış olacağına. Bir yönü bakın, birçok işaretinden bir tanesidir. Yani Japonları temsil eden bu bayrağı, oradaki sembolik anlatımın burada da tezahür ettiğini görüyoruz, "kara çamurlu bir gözede.” Büyük bir olay oldu biliyorsunuz çok büyüktür. Tarihi bir olaydır. Dünya tarihinin en büyük olaylarından bir tanesidir. Denizin kara çamurlu olması, Japon bayrağının güneş şeklinde olması, birde yanlarında bir kavim olması, değişik bir kavim olması Kuran’ın bir işareti olduğunu görüyoruz, İnşaAllah. Ayet devam ediyor. “Dedi ki: "Kim zulmederse biz onu azaplandıracağız, sonra Rabbine döndürülür, O da onu görülmemiş bir azapla azaplandırır." Ebcedi de manidar, ebcedi de bu yılları veriyor. Kuran, 87. ayet. “Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz." Hz. Mehdi (a.s)’ın kolaylaştırıcı yönü vardır. Yani dini tahfif edecektir. Üzerine ilave getirilmiş hurafeleri, tahrifatı ortadan kaldıracaktı, İnşaAllah. Ona da bakar.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) depremlerin sayısının artacağını belirtmiştir: Son birkaç yıl içinde meydana gelen büyük ve sürekli depremler, dünya kamuoyunun gündeminde devamlı olarak ilk sıralarda yer almaya başlamıştır. Amerikan Ulusal Deprem Enformasyon

22 İlmi Araştırma, Nisan 2011

Merkezi verilerine göre 1999 yılında, yeryüzünde küçük veya büyük şiddette 20.832 deprem meydana gelmiştir. Geçmişe baktığımızda deprem sayısının çok az olduğunu görürüz. ABD Jeolojik


www.yasananahirzaman.com

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) depremlerin şiddetlerinin de oldukça yüksek olacağını buyurmuştur: Araştırma Kurumu (USGS)’nin raporlarına göre 1556-1975 arasındaki yaklaşık 400 yılda meydana gelen 5.0 ve daha büyük şiddetteki depremlerin sayısı sadece 110’dur. Depremlerin dünya tarihinde ilk kez bu denli çok sayıda ve sıklıkta olması, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışının bir habercisidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadislerinde depremlerin sayısının artacağını şöyle haber vermiştir: “ŞU HADİSELER MEYDANA GELMEDİKÇE KIYAMET KOPMAYACAKTIR... DEPREMLER ÇOĞALACAK...” (RamuzEl Ehadis, 476/11) “KIYAMETTEN ÖNCE İKİ BÜYÜK HADİSE VARDIR... VE SONRA DA ZELZELELİ YILLAR.” (Ramuz-El Ehadis, 187/2) “ANLAŞMAZLIKLAR VE SIK SIK DEPREMLER VAKİ OLACAK...” (Kıyamet Alametleri, s.166) www.ilmiarastirma.net

Son birkaç yıl içinde dikkati çeken bir başka özellik ise meydana gelen yüksek şiddetli depremlerin, dünya kamuoyunun gündeminde devamlı olarak ilk sıralarda yer almasıdır. ABD Jeolojik Araştırma Kurumu 1980-2003 yılları arasında sadece 23 sene içinde meydana gelen 6.5 ve daha büyük şiddetteki depremlerin sayısını 1685 olarak açıklamıştır.  Kuşkusuz bu rakamlar Hicri 1400 yılının başından itibaren depremlerin sayısı kadar şiddetinin de arttığının bir delilidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) depremlerin şiddetinin artacağına bir hadis-i şerifinde şöyle dikkat çekmiştir: “BARINACAK EVLER, SİZİ TAŞIYACAK HAYVANLAR BULAMAYACAĞINIZ GÜNLER YAKLAŞMIŞTIR. ÇÜNKÜ EVLERİNİZİ DEPREMLER YIKACAK…” (Kıyamet Alametleri, s. 146) İlmi Araştırma, Nisan 2011

23


Peygamber Efendimiz(s.a.v.) depremlerde çok sayıda insanın hayatını kaybedeceğini bildirmiştir Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in “ÜMMETİMDE ZELZELELER OLUR. ÖYLE Kİ, BU ZELZELELERDE ON BİN, YİRMİ BİN, OTUZ BİN KİŞİ ÖLÜR…” (İbni Asakır, Geleceğin Tarihi 1, Orhan Baytan, Mevsim Yayıncılık, s. 81) hadisinde belirttiği gibi bu depremde resmi açıklamalara göre 22.711 kişi hayatını kaybetmiştir.

Depremler Hz. Mehdi (a.s.) Zamanında Duracaktır “O’NUN (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) HATRINA DEPREMLERİ DURDURURUM.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybeti Numani s. 70) hadisinde haber verildiği gibi Allah, ahir zamanın bu büyük karmaşası içindeki insanları kurtaracak ve onları kutlu bir döneme ulaştıracaktır. Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde ahir zaman hakkında detaylı tasvirler yapmakta,

24 İlmi Araştırma, Nisan 2011

her konu çok ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Bu ayrıntıların bundan ondört asır önce bu kadar kapsamlı bir şekilde açıklanmış olması ve belirli bir dönem içinde art arda bunların gerçekleşmesi son derece mucizevi bir durumdur. Ayrıca bu sözlerin kaynağının doğruluğu konusundaki tüm şüpheleri ortadan kaldıracak niteliktedir. Bu nedenle Hz Mehdi (a.s.) devrinde tüm olaylar gibi depremler de son bulacak ve insanlar her yönden özlediği huzur ve barışa kavuşacaktır. Büyük İslam alimi Bediüzaman Said Nursi de bir sözünde,  “Allah’ın insanları Hz. Mehdi (a.s.) vesilesiyle Allah’ın azabından koruyacağını”   bildirmiştir: (Mehdi’nin) İkinci vazifesi: Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) ünvanı ile  (Peygamberimiz (s.a.v.)’in halifesi, yani Müslümanların manevi lideri ünvanı ile) şeair-i İslamiye’yi  (İslam ahlakının esaslarını)  ihya etmektir  (yeniden canlandırmaktır).  Alem-i İslam’ın vahdetini  (İslam aleminin birliğini)  nokta-i istinad edip  (dayanak noktası yapıp)  BEŞERİYETİ  (insanlığı)  MADDİ VE MÂNEVİ TEHLİKELERDEN VE GADAB-I İLÂHİ’DEN  (Allah’ın azabından)  KURTARMAKTIR...  (Emirdağ Lahikası, s. 259)


www.mehdininalametleri.com

TEKNOLOJİNİN YENİLGİSİ: 11 MART 2011 JAPONYA DEPREMİ Sahip oldukları teknolojinin üstünlüğü, çoğu zaman bazı insanlara doğa olaylarına karşı koyabilecekleri gibi yanlış bir izlenim vermektedir. Oysa bu hisse kapılanlar, çok kısa süre içerisinde büyük bir gaflet içerisinde olduklarını görebilirler. Çünkü sonuç olarak teknoloji de Allah’ın, insanların hizmetine verdiği bir araçtır ve Allah’ın hakimiyeti altındadır. Nitekim Yüce Allah en üstün teknolojinin dahi Zatı’nın gücü karşısındaki acizliğini çeşitli olaylarla insanlara hatırlatmaktadır. Japonlar binalarda titizlikle uyguladıkları “depreme karşı tedbir” teknolojisine rağmen; son depreme yenik düşmekten kurtulamamışlardır. Japonya’nın kuzeyinde denizde meydana gelen 8.9 şiddetindeki deprem son 140 yıl içinde ülkede ölçülen en büyük depremdir. Depremin ardından meydana gelen tsunamiyle oluşan dalgaların yer yer 10 metreyi geçtiği, binlerce kişinin öldüğü ve kaybolduğu bildirilmiştir. Ölü sayısı ve zararın boyutu henüz tam olarak açıklanamamaktadır. Japonya’daki son deprem örneğinde görüldüğü gibi saniyeler süren bir deprem, Allah dilerse, saatlerce hatta günlerce www.ilmiarastirma.net

sürebilir. İnsanlar, başlarına gelenlerin şaşkınlığını yaşarken, yeni felaketlere maruz kalabilirler. Bu, kuşkusuz Allah için kolaydır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinin yanı sıra, Kuran’da da depreme dikkat çekilmiştir. Yüce Allah ayetlerinde kıyamet ile deprem arasındaki ilişkiye işaret etmiştir. Kuran’ın 99. suresi olan Zelzele (büyük sarsıntı, deprem) suresinde yerin şiddetli sarsıntısı tasvir edilmekte, bunun ardından da kıyamet günü insanların diriltilecekleri ve Yüce Allah’ın huzurunda hesap verecekleri bildirilmektedir: “Yer, o şiddetli sarsıntıyla sarsıldığı, Yer, ağırlıklarını dışa atıp-çıkardığı, Ve insan: “Buna ne oluyor?” dediği zaman, O gün (yer) haberlerini anlatacaktır. Çünkü senin Rabbin ona vahyetmiştir. O gün insanlar, amelleri kendilerine gösterilsin diye bölük bölük fırlayıp-çıkarlar. Artık kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür. Artık kim zerre ağırlığınca bir şer (kötülük) işlerse, onu görür.” (Zelzele Suresi, 1-8) İlmi Araştırma, Nisan 2011

25


SON OTUZ YILDA DÜNYADA GERÇEKLEŞEN DEPREMLERDEN BİRKAÇI ŞÖYLEDİR: Tarih Yer Şiddet

: 28 Temmuz 1976 : Çin : 7.8

28 Temmuz 1976’da Çin’de 7.8 büyüklüğündeki deprem oldu. 242 bin kişi öldü ve 164 bin kişi yaralandı. Tarih Yer Şiddet

: 07 Aralık 1988 : Ermenistan : 6.97

Aralık 1988’de Ermenistan’da meydana gelen depremde 20.000 kişi öldü, 500.000 kişi de evsiz kaldı. Tarih Yer Şiddet

: 17 Ocak 1995 : Kobe : 7.7

20 Haziran 1990’da İran’da yaşanan 7.7 büyüklüğündeki depremde 40 bin kişi hayatın�� kaybetti, 100 bin kişi yaralandı. Deprem, 20 saniye sürmesine rağmen 100 milyar dolar civarında zarar meydana geldi. Tarih Yer Şiddet

: 26 Ocak 2001 : Hindistan : 7.9

Hindistan’da 26 Ocak 2001’de yaşanan 6.7 şiddetindeki depremde 25 bin kişi hayatını kaybetti, 166 bin kişi yaralandı.

26 İlmi Araştırma, Nisan 2011

Tarih Yer Şiddet

: 26 Aralık 2003 : İran : 6.7

26 Aralık 2003’de İran’da meydana gelen 6.7 büyüklüğündeki depremde 20 bin kişi hayatını kaybetti, 18 bin kişi yaralandı. Tarih Yer Şiddet

: 26 Aralık 2004 : Endonezya : 9

26 Aralık 2004’te Endonezya’da, 9.0 büyüklüğündeki deprem sonucu oluşan tsunamide 300 bin kişi hayatını kaybetti. Tarih Yer Şiddet

: 08 Ekim 2005 : Pakistan : 7.6

8 Ekim 2005’de Pakistan’da gerçekleşen 7.6 şiddetindeki depremde yaklaşık 100 bin kişi hayatını kaybetti. Tarih Yer Şiddet

:12 Ocak 2010 : Haiti : 7.0

12 Ocak 2010’da Haiti ‘de gerçekleşen 7.0 şiddetindeki depremde yaklaşık 200 bin kişi hayatını kaybetti.


www.Allahateslimolmak.com

Allah “Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakının ve (sizi) O’na (yaklaştıracak) vesile arayın; O’nun yolunda cihad (mücadele) edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (Maide Suresi, 35) ayetiyle insanları, Kendisi’ne yakınlaşmak için yollar aramaya çağırmıştır. Bu nedenle, bir müminin yaşamının en büyük hedefi, Rabbimiz’in bu çağrısı doğrultusunda çaba harcamaktır. Bu konuda müminlerin kendilerine örnek aldıkları kimseler ise mübarek peygamberlerimizdir. Peygamberlerimizin Allah’a olan yakınlıkları; onların Allah’tan çok korkan ve Allah’ı çok seven, takva sahibi, güzel ahlaklı ve samimi insanlar olmalarından kaynaklanır. Kuran’da “Böylece onu bağışladık. Şüphesiz onun Bizim Katımızda gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır.” (Sad Suresi, 25) ayetiyle Hz. Davud (a.s.)’ın Allah’a olan yakınlığı tüm Müslümanlara örnek verilmiştir. Peygam-

www.ilmiarastirma.net

ber ahlakını ve samimiyetini örnek alan tüm müminler, aynı şekilde Allah’tan korkup sakınarak, Kuran’ın hükümlerini titizlikle yerine getirerek ve hayatlarını Allah’ın rızasını kazanmaya adayarak, peygamberlerin Allah’a yakınlıklarını elde etmeyi umabilirler. Ancak burada önemli bir nokta daha vardır: Bir insanın Allah’a yakınlık konusunda gelişme gösterebilmesi samimi bir istekle Allah’ın izniyle birkaç saniye içinde olabilir. Çünkü Allah insanlara çok yakındır ve kullarının dualarına icabet edendir. Bu yüzden bir insanın Allah ile yakınlaşması Allah’ın izniyle yalnızca kesin bir niyetine bağlıdır. “Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar.” (Bakara Suresi, 186)

İlmi Araştırma, Nisan 2011

27


Haham Schneier: 21. Yüzyıl Din ve Cemaat Yüzyılıdır İstanbul Kongre Merkezi'ndeki Değişim Liderleri Zirvesi'ne katılan Appeal Of Conscience Vakfı Başkanı Haham Arthur Schneier depremde Japon halkının büyük kayıplar yaşadığını belirterek, herkesi Japon halkı için dayanışma içinde olmaya ve yardım için güçlerini birleştirmeye davet etti. Tüm insanları birbirine bağlayan birtakım değerler bulunduğunu ve bunların arasında hayırseverlik, hukukun üstünlüğü ve özgürlüğün yer aldığını ifade eden Schneier, 21. yüzyılın din yüzyılı olduğunu, dünyada 4 milyar kişinin kendini dini cemaate ait gördüğünü ve dinin güçlü bir mıknatıs olduğunu belirtti. Schneier, ülkeler arasındaki ilişkileri güçlendirmek için önce insanlar arasındaki ilişkileri güçlendirmek gerektiğini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Ben Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin dinsel cemaatler yoluyla güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun çok büyük bir katkısı olacaktır. Tarihteki bütün savaşlar sonuçlandı. Yüzyıl savaşları, 30 yıl savaşları, soğuk savaş, dolayısıyla ben geleceğe umutla bakıyorum. Bugün gördüğümüz bütün çatışmalar nihai bir şekilde barışla sonlanacaktır. Dini liderler olarak biz ne yapabiliriz, insanların acı çekmesini önlemek için uzlaşma, ancak dini liderlerin harekete geçmesiyle mümkün. Biz dini liderler, barış çabalarımızı sekteye uğratmak isteyenleri dışarıda bırakmalıyız.'' www.risalehaber.com

Münih'te “Avrupa İslam Merkezi” Kurulacak Almanya’nın Münih şehrinde Müslümanlar yaklaşık 20-30 milyon Avro’ya malolacak bir İslam

28 İlmi Araştırma, Nisan 2011


www.guncelhaber.org

Merkezi inşaa etmek istiyor. Penzberg Camii İmamı Benjamin İdris, yapılan inşaat planını Birleşik Arap Emirlikleri Konsolosluğu’na verdiğini, cevap beklediklerini söyledi. Birleşik Arap Emirlikleri müracaatı kabul ederse ve gerekli mali yardımı yaparsa Münih’te ‘Avrupa İslam Merkezi’ kurulacak. ‘Zentrum für Islam in Europa’ (ZIEM) isimli dernek bir yıldan beri Münih’te bir İslam Merkezi kurulması için çalışmalarını sürdürüyor. İslam Merkezi’nde cami ile birlikte İslami ilimlerin okutulduğu bir İslam Akademisi, bir müze, bir de dernek merkezi ile kütüphane yapılacak. Münih Belediye Meclisi’nin tüm üyeleri merkezin yapılmasını destekliyor. www.risalehaber.com

Her 10 Türk’ten 8’i ‘Din çok önemli’ diyor Türkiye’nin Orta Doğu’da giderek artan gücü uluslararası medya kuruluşlarının ilgisini çekmeye devam ediyor Amerikan Associated Press (AP) haber ajansı dünyaca ünlü GfK araştırma şirketiyle birlikte Türkiye’yi Türklere sordu. İşte 48 ilde yapılan araştırmanın sonuçları... AP-GfK, 1 Kasım-11 Aralık tarihleri arasında Türkiye’deki 48 ilde yaşayan rastgele seçilmiş 18 yaş üstü 1200 Türk yetişkinle bir araya geldi. Yüzde 60’ı şehir merkezlerinde, yüzde 40’ı ise köylerde yaşayan kişiler, kendilerine Türkçe olarak yönelitilen soruları yanıtladı. Araştırmaya katılanların yüzde 85’i dinin, yaşamları için “son derece” ve “çok” önemli olduğunu düşünüyor. haber.gazetevatan.com

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Nisan 2011

29


“Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya Suresi, 35) ayetinde belirtildiği gibi, dünya, Allah’ın, kullarını kimi zaman çeşitli zorluklarla, kimi zaman da nimetlerle denediği bir imtihan yeridir. Bu imtihanları güzellikle geçenler; karşılaştığı her olayda Allah’a bağlı kalan, Allah rızkını arttırdığında da kıstığında da güzel ahlak gösteren, hastalandığında da şifa bulduğunda da O’na yönelen, her şartta O’na şükreden ve tevekkül   edenlerdir.

30 İlmi Araştırma, Nisan 2011

Müminler Her Olayı, Her Detayı Yaratanın Allah Olduğunu ve Her Olayın Bir Kader Üzere Yaratıldığını Bilirler İnsanın gözlerini dünyaya açtığı andan itibaren karşılaştığı iyi ya da kötü gibi görünen her olayı Allah yaratmaktadır. Yaşam bir bütün olarak yeryüzünün tek hakimi olan Allah’ın kontrolü altındadır. Allah kusursuz, mükemmel, hikmetli ve en güzel şekilde yaratandır. Bu, Allah’ın


www.imtihaninsirri.imanisiteler.com de hep hayır ve güzellikle karşılaşacaktır.

Her Zorlukla Beraber Bir Kolaylık Vardır Yüce Allah Enbiya Suresi’nin 101. ayetinde, “Biz den ken dile rine gü zel lik geçmiş bulunanlar” olarak ta nımladığı müminlere bir deneme olarak verilen zorlukların yanında çok bü yük ko lay lık lar da sağ la mak ta dır. Müslümanların birlik içinde hareket etmeleri, herşeyin bir denemeden ibaret olduğunu bilmeleri, sonsuz ahiret yurduna hazırlık içinde olduklarının şuurunda olmaları, aslında bu zorluklar karşısında onlara verilmiş büyük birer kolaylık hükmündedir. Bunun yanında Yüce Allah mü minleri çok daha büyük bir güzellikle müjdelemektedir. Peygamberlerin ve salih müminlerin hayatlarında da olduğu gibi Rabbimiz her zorluğun ardından inananlara mutlaka bir zafer, başarı ve galibiyet vermiştir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır: “Allah, takva sahiplerini (inanarak ve inançlarını uygu layarak) zafere ulaşmaları dolayısıyla kur tarır. Onlara kötülük dokunmaz ve onlar hüzne kapıl mayacaklar dır.” (Zümer Suresi, 61)

Kader Müslüman için baştan sona kusursuz hazırlanmış, hikmet ve hayırlarla dolu bir cennet hazırlığıdır. Müminin bu dünyada karşılaştığı her zorluk cennette sonsuza kadar alacağı zevklerin, neşenin, huzurun kaynağıdır.  “Zorlukla birlikte bir kolaylık vardır” (İnşirah Suresi, 5)  ayeti de aslında bir yönü ile bu gerçeğe işaret etmektedir. Müminin gösterdiği bir parça sabır ve cesaret, çok güzel nimetlerle sonsuza kadar mükafatlandırılmış halde kaderde yazılıdır.

Müminler Hayır Gibi Görünen Olaylarda Şer, Şer Gibi Görünen Olaylarda Hayır Olabileceğini Bilirler Allah’ın yarattığı olayların hangisinde hayır hangisinde şer olabileceğini asıl olarak bilecek olan yalnızca Allah’tır. Çünkü Allah sonsuz, insan ise sınırlı bir akla sahiptir. İnsan ancak olayların dıştan görünen kısmı ile muhatap olabilmekte ve ancak kendi anlayışı ile bu olayları değerlendirebilmektedir. Sınırlı bilgi ve anlayışı ile kimi zaman hayır ve güzellik olan bir olayı olumsuz, kötülük ile dolu olan bir olayı ise olumlu ve hayırlı

yaratmış olduğu kaderdir. Allah’ın yarattığı kaderdeki olaylar arasından bir kısmını ayırıp bir kenara almak ve bunlara iyi diğerlerine ise kötü gibi bir yakıştırma yapmak mümkün değildir. Öyleyse insana düşen bu mükemmelliği görüp takdir etmek ve Allah’ın aklının olabilecek en kusursuz sonuçları yaratacağını bilerek her olayı hayra yormaktır. Zira Allah’a iman eden ve imanı ile her olayı hayır gözüyle değerlendirip, hayra yorumlayan bir insan dünyada da ahirette www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Nisan 2011

31


olarak nitelendirebilmektedir. Bu durumda doğruları görebilmek için iman eden bir insanın yapması gereken, Allah’ın sonsuz akıl ve bilgisine teslim olarak, her olaya hayır gözüyle bakmaktır. Nitekim Allah bir ayetinde insanlara şöyle buyurmaktadır: “... Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi, 216) Allah’ın bu ayetinde bildirdiği gibi insanın kendisi için çok hayırlı ve güzel olacağını sandığı bir olay aslında dünyada ve ahirette hüsrana uğramasına neden olacak olabilir. Ya da zarara uğrayacağını düşünerek kaçtığı bir olay kişiye güzellik, bereket, bolluk ve huzur getirecek olabilir. Tüm bunların gerçek bilgisi sadece ve sadece Allah Katında gizlidir. Gerek şer gerekse hayır gibi görünen tüm olaylar, Allah’ın dilemesiyle gerçekleşir. Allah kimin için neyi dilerse o olur. Kuran’da,  “Allah sana bir zarar dokunduracak olsa, O’ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur. Ve eğer sana bir hayır isterse. O’nun bol fazlını geri çevirecek de yoktur. Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir. O, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Yunus Suresi, 107)  ayetiyle de bu önemli gerçek hatırlatılmıştır.

32 İlmi Araştırma, Nisan 2011

İman Etmeyenler Allah’ın İmtihan Sanatındaki Detayları Kavrayamazlar Kuran ahlakından uzak yaşayan bir insanın olayları algılayış şekli, Kuran ahlakına göre yaşayan bir insanınkinden çok farklıdır. Hayatını Yüce Allah’ın rızasından, Kuran ahlakından ve ahiret inancından uzak yaşayan, dünya hayatını esas alan insanlar, imtihan olduklarının şuuruyla yaşamazlar. Böyle toplumlarda, kadere teslimiyetsizliğin ve dünyadaki imtihanın farkında olmamanın getirdiği gaflet, tedirginlik, korku ve mutsuzluklar hakimdir. Bu yaşam şeklinde olaylar daima olumsuz yönleriyle algılanır. Herşey aksilik ve kötülük olarak değerlendirilir. İnsanlar, ellerindekilerle yetinmez ve sahip olduklarından dolayı mutlu olamazlar.


www.Allahayonelmek.com Kuran’a göre düşünen ve Kuran ahlakıyla hareket eden bir insan içinse, karşısına çıkan her olayda hayır, hikmet ve güzellikler vardır. Böyle bir kişi, bir olay olduğunda o an için o olayın hikmetlerini göremese bile, Allah’a ve kadere olan imanından dolayı yaşadıklarının mutlaka hayırla yaratıldığını bilir. Allah’ın kendisi için yarattıklarının bir deneme olduğunun farkındadır. Bu nedenle de ancak kendisine Kuran ahlakını rehber edinen ve hayatını Allah’ın istediği doğrultuda yaşayan Müslümanlar, Allah’ın dünya hayatındaki imtihan ortamını, müthiş bir detay sanatıyla yarattığını fark ederler.

Müminlerin örnek kişilik yapılarından biri de gerek kendilerine sunulan imkanlar gerekse gördükleri güzellikler karşısında bu imkanları ve güzellikleri sunanın Yüce Allah olduğunu hatırlayıp, hemen O’na şükretmeleridir. Bu konuda Kuran’da örnek gösterilen kişilerden biri Hz. Yusuf (a.s.)’dır. Hz. Yusuf (a.s.) babası Hz. Yakub (a.s.)’a tek tek başından geçen olayları anlatarak her şeyin Yüce Allah’ın belirlediği bir kader doğrultusunda yaşandığını bildirmekte ve bu yaşadıkları için O’na şükretmektedir. Konu ile ilgili ayet şöyledir:

Müminlerin İmtihanlar Karşısında Üstün Ahlak Sergilemeleri Yüce Allah’a Olan İmanlarından Kaynaklanmaktadır

“...Dedi ki: “Ey babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, (O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi O’dur.”” (Yusuf Suresi, 100)

“O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.” (Mülk Suresi, 2) ayetinde haber verildiği gibi insanlar bu dünya hayatında durmaksızın denenmekte, böylelikle samimi kalple iman edenlerle iman etmeyenler belli olup birbirlerinden ayırt edilmektedirler. Allah bir başka ayette bu gerçeği şöyle bildirmektedir: “Yoksa siz, Allah, içinizden cehd edenleri (çaba harcayanları) belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Al-i İmran Suresi, 142) Hiç şüphe yok ki bir kişinin imtihanlar karşısındaki tavrı onun Allah’a olan bağlılığını, Allah sevgisinde samimi olup olmadığını açıkça ortaya çıkarmak-

www.ilmiarastirma.net

tadır. Eğer kişi Allah’ı gerçekten seviyorsa ve O’nun yarattıklarına karşı gönülden boyun eğiyorsa, O’ndan gelen herşeyi en güzel şekilde karşılayacaktır. En zorlu imtihanlar karşısında dahi güzel ahlakını koruyan, tevekkül ve sebat gösteren kişi hiç şüphesiz Allah’ı çok seviyordur ve O’na karşı içli ve derin bir saygıyla bağlıdır. Allah, inkarcılar tarafından saldırıya uğradıklarında tevekküllü davranan ve zorlu bir anda da mümin ahlakı göstererek Kendisi’ne olan sevgi ve bağlılıklarını ispatlayan Müslümanların güzel tavrını bir ayetinde şöyle bildirmektedir: “Onlar, kendilerine insanlar: “Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun” dedikleri halde imanları artanlar ve: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” diyenlerdir.” (Al-i İmran Suresi, 173)  İlmi Araştırma, Nisan 2011

33


Çevrenizdeki insanları birkaç saat bile olsa kısaca bir gözlemleyecek olursanız, insanların büyük çoğunluğuna hakim olan önemli bir özelliği fark edersiniz:  ‘Son sözü söyleme hastalığı’ ➔ Son

➔ Son

sözü söyleme hastalığı neden büyük bir tehlikedir?

sözü söyleme mantığına sahip bir kişi hangi özellikleriyle teşhis edilebilir?

➔ Müminler

Allah’ın izniyle hangi güzel ahlak özelliklerini geliştirerek bu hastalıktan kurtulurlar?

34 İlmi Araştırma, Nisan 2011


www.Allahkorkusu.com

İ

nsanlardaki son sözü söyleme hastalığını görebilmek için, mutlaka çok önemli konulardan konuşuluyor olması gerekmez; bu kimi zaman dile getirilen bir hatıra, kimi zaman bir yemek tarifi, kimi zaman seyredilen bir televizyon programı, kimi zaman yaşanan günlük bir olay kimi zaman da okunan bir gazete haberi dahi, insanlardaki bu hastalığı ortaya çıkarabilir. Elbette ki bu kadar sıradan günlük konuşmalarda bile bu tavrı gösteren bir kimse, çok daha önemli ve hayati konular söz konusu olduğunda da, son sözü   kendisinden başka hiç kimseye bırakmaz. Çoğu insan kendindeki bu alışkanlığı,  ‘kişilikli olmak’,  ‘katılımcı olmak’,  ‘akıl kullanmak’  ya da  ‘şahsiyetini ortaya koymak’  gibi düşüncelerle tanımlıyor olabilir. Ama nasıl adlandırılırsa adlandırılsın, son sözü söyleme alışkanlığı, çok önemli bir eksikliktir. Ayrıca bir insan gerçekten çok akıllı olabilir. Herkesten daha tecrübeli, daha ileri görüşlü, daha detaylı düşünebilen bir kimse olabilir. Ancak tüm bu şartlar biraraya

www.ilmiarastirma.net

geldiğinde bile, insanın yalnızca kendi aklına güvenmesi, kendi dediğinde ısrarcı olması ve kimsenin düşüncesine itibar etmemesi pek çok açıdan hatalıdır.

Son Sözü Söyleme Hastalığının Temeli Enaniyete Dayanır Bir insanın her ne olursa olsun son sözü söylemeden rahat edememesinin altında yatan duygu,  ‘enaniyet’  yani  ‘büyüklük hissi’dir. Nefislerindeki,  ‘herkesten daha büyük olma isteği’, bu kimselerin, çevrelerindeki insanlar üzerinde yalnızca kendilerinin söz sahibi olmaya çalışmalarına neden olur. Yalnızca kendi dedikleri yapılsın, her olay kendi yöntemlerine göre halledilsin, herkes bu kişinin doğru ve yanlışlarına tabi olsun, herkesin en saygı duyduğu, en çok itibar ettiği kişi kendileri olsun isterler. Aksini yapan biri olduğunda ise, enaniyet hissine kapılan kimseler, bu kişinin tavırlarından son derece rahatsız olurlar. Kendileri gibi, yine son sözü söyleme hastalığına tutulmuş bir başka kişiyle karşılaştıklarında ise, bu kimseyle ciddi

İlmi Araştırma, Nisan 2011

35


Konuşma üslubu, kötü ahlak özelliklerine sahip kişilerle derin iman sahibi kişileri birbirinden ayırır. Çünkü iman sahibi bir insan, güçlü Allah korkusu gereği, karşısındakine rahatsızlık vermeyen, samimi, hikmetli, ümitvar, nezaketli, ölçülü, itidalli, alçakgönüllü ve her olayın hayır yönlerini dile getiren bir konuşma tarzı benimser. Boş ve yararsız sohbetlerden, insanları ümitsizliğe, ye’se ve karmaşaya sürükleyen konuşmalardan itinayla kaçınır. bir çatışma ve üstün gelme yarışı içerisine girerler. Bir konuda üstünlük sağlayabilmek, haklı çıkabilmek, kendi fikirlerini kabul ettirebilmek ve son sözü söyleyen kişi olabilmek için, güzel ahlaka uygun olmayan pek çok tavrı uygulamayı da göze alırlar. Kimi zaman ters tavırlar göstererek, sert üsluplar kullanarak, söz keserek, başkalarının sözünün üstüne konuşarak, kırıcı ve iğneleyici sözler söyleyerek, güzel bir sohbeti tartışma ortamına dönüştürerek, her ne olursa olsun bu kötü alışkanlıklarını sürdürürler.

36 İlmi Araştırma, Nisan 2011

Son Sözü Söyleme Hastalığı Kişiye Çeşitli Zararlar Verir Konuşma yeteneği, Allah’ın insanlara verdiği çok büyük bir nimettir. İnsan her nimet gibi bu nimeti de Allah’ın rızasına uygun olarak kullanmakla sorumludur. Herkesin yaptıklarının karşılığını eksiksiz olarak göreceği ahiret gününde, her insan davranışlarının yanı sıra yaptığı konuşmalardan da hesaba çekilecektir. Bu gerçeğin farkında olan müminler, tüm yaşamları boyunca konuşmalarının Allah’ın rıza-


www.Kuranahlaki.com

sına uygun olmasına dikkat ederler. Ancak Kuran ahlakından uzak yaşayan kişiler, müminlerin gösterdikleri titizlikten yoksundurlar. Çoğu zaman boş ve amaçsız konuşmalara dalan bu kişiler, konuşmayı genellikle kendi kibirlerini tatmin aracı olarak görürler. Bunun en belirgin göstergelerinden biri de son sözü söyleme hastalığıdır. Bu gibi insanlar:

• Tartışmacı ve sinirli tavırları ile kendilerine ve çevrelerine zarar verirler Kendini tüm insanlardan üstün gören, her konuyu en iyi kendisinin bildiğini iddia eden ve bu nedenle daima son sözü söyleyenin kendisi olmasını isteyen insanların en belirgin özellikleri fikirlerini karşı tarafa kabul ettirmek için tartışmaya girmeleridir. Buna en belirgin örnek televizyonlarda düzenlenen bazı haber programlarıdır. Yüksek sesle yapılan tartışmalar nedeniyle, kimsenin ne dediğinin net olarak anlaşılmadığı saatlerce süren bu programlar, ya katılımcılardan birinin öfkelenerek programı terk etmesi ya da izleyenlerin hiçbir fikir elde edememesi ile sonuçlanır. Haber programlarında olduğu gibi günlük hayatta da bazı insanlar karşısındakine kendi fikrini kabul ettirmek ve son sözü söyleyebilmek için tar-

www.ilmiarastirma.net

tışır, karşı taraf kabul etmezse öfkelenir. Oysa tartışmacı üslup ve sinirli tavır en başta kişinin kendisine zarar verir. Bu tür kişilerin sinirli tavırlarının oluşturduğu gerginlik bedenlerine yansır. Sinirli kişilerin kalp hastalıkları, nörolojik bozukluk ve hafıza kaybı riskinin daha büyük olduğu tıbben kanıtlanmıştır. Bu kişilerin yüzleri gerginlikten dolayı hiçbir mimik içermeyecek derecede katıdır. Ten renkleri solgun, beyaz veya sarımtıraktır. Sürekli olarak baş ağrısı, bel ağrısı gibi rahatsızlıklarla uğraşırlar. Çünkü öfkeleri bedenlerini kasmakta, bu kasılma ise sinirlerini etkilemektedir. Bu kişiler bazen kendi düşüncelerini kabul ettirmek adına kaba kuvvete de başvurabilir, karşılarındaki kişiyi yaralayabilir, hatta öldürebilirler. Bu biçimde hem kendilerine hem de karşılarındakine büyük zarar vermiş olurlar. Oysa Kuran’da, “öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir” (Al-i İmran Suresi, 134) ayetiyle bildirildiği gibi, öfke Yüce Allah’ın beğenmediği ve terk edilmesini istediği kötü bir davranıştır.

• Büyüklük taslayıp böbürlenerek şirk koşarlar Son sözü söyleme hastalığına tutulmuş olan kişilerin en belirgin özelliklerinden biri de, inkara çok yatkın olmalarıdır. Çünkü bu insanlar kendi doğrularını ve prensiplerini öylesine benimsemiş ve sahiplenmişlerdir ki Allah’ın yoluna davet edilmek, iman edenlerin yolunu izlemek onlara ağır gelir. Bu kişilerin durumunu Yüce Allah “Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler…” (Neml Suresi, 14) ayetiyle bildirir. Rabbimiz’in Kuran’da emrettiği dosdoğru yol yerine kendi düşüncelerini ilahlaştıran bu kişiler, Yüce

İlmi Araştırma, Nisan 2011

37


Allah’a şirk koştuklarını ve bu fikirleri ile kendilerini cehenneme sürüklediklerini bile fark etmezler. Yüce Allah bu kişilerin durumunu şöyle haber verir: “Ona: “Allah’tan kork” denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o.” (Bakara Suresi, 206)

• Yanlış kararlar alarak işleri karmaşık hale getirirler Bu kişilerin bir başka yönü ise karşı tarafın kendisinden daha akıllı olabileceğini, daha isabetli kararlar alabileceğini kabul etmemeleri ve bu yüzden kolayca çözülebilecek işlerin daha karmaşık hale gelmesine sebep olmalarıdır. Çünkü bu kişiler iyi ve güzel de olsa başka fikirlere kapalıdırlar. En ufak bir tavsiyeye, öğüde bile tahammülleri yoktur. Kendi akıllarını beğendikleri için hak olan her türlü çağrıya kulakları tıkalı ve gözleri kapalıdır. Oysa insan her zaman en doğruyu bilemez. Üstelik imani derinliğe sahip değilse, aldığı kararlar ve düşünceler muhakkak hikmetsiz ve karmaşık olur. Daha kısa sürede ve pratik olarak yapılacak bir iş, bu tutumları nedeniyle uzar, karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hal alır. Bu ise hem kişinin kendisine hem de çevresindeki insanlara büyük sıkıntı verir.

Tevazulu Olmak İnsanı Son Sözü Söyleme Hastalığından Korur Güzel ahlakın gereği, insanın haklı çıkmasındansa, öncelikle beraberindeki Müslüman kardeşlerine sevgiyle, saygıyla,

38 İlmi Araştırma, Nisan 2011

tevazuyla, hoşgörüyle yaklaşması; en doğrusunu kendisi bilse dahi, bir konuyu mutlaka onların gönüllerini alarak, sevecenlikle, onları onore ederek halletmesidir. İnsanın doğru olan bir şeyi uygulamasının pek çok güzel yolu vardır. İnsanın, tüm bu güzel ahlak özelliklerine önem vermeden, sadece doğru bildiğini söyleyip geçmesi ise, Kuran ahlakına uygun değildir. Dahası, bir insanın her zaman, her konuda, mutlak olarak en doğru olanı bilen olması çok zordur. Her insanın çevresindeki insanlardan öğreneceği, istifade edeceği, fikir danışacağı, örnek alacağı pek çok konu vardır. Bazen bir kişinin hiç düşünemediği bir detay, hiç beklenmeyen bir kimsenin aklına gelebilir. Allah, herkese bir konunun farklı yönlerini gösterip her birine farklı yöntemlerle düşünmelerini ilham edebilir. Dolayısıyla, insanın kendinden başka söz sahibi kabul etmemesi, kendinden başkasının sözünü dinlememesi ve her zaman konuları sonuçlandıranın yalnızca kendisinin olmasını istemesi, hiçbir açıdan makul karşılanabilir bir ahlak değildir.


www.Kurandasamimiyet.com İnsan kendinden ne kadar emin olursa olsun, son sözü söylemediğinde, o konuda bir eksiklik olmayacağını bilmelidir. Eğer bir mümin Allah’ın rızasına uyarak güzel ahlak gösteriyorsa, Allah’ın onu her zaman en doğru olana yönelteceğinden ve ona en doğru olanı yaptıracağından emin olmalı ve asla şüpheye düşmemelidir. Allah Kuran’da müminlere bu gerçeği şöyle bildirmiştir:

İnkar edenler: “Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya!” derler. De ki: “Şüphesiz Allah, dilediğini şaşırtıp-saptırır,  Kendisi’ne katıksızca yöneleni de dosdoğru yola yöneltip-iletir.”(Rad Suresi, 27) Allah Kuran’da,  ‘ilmini dilediği kimseye verebileceğini’  ve ‘her bilenden daha iyi bir bilen olduğunu’ bildirmiştir: “... Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.” (Yusuf Suresi, 76)

Kuran ahlakının gereği, bir Müslümanın, dünyanın en akıllı insanı bile olsa, yine de mümin kardeşlerine karşı tevazu sahibi olmasıdır. Mümin, en iyi bildiği bir konuda bile, bu ahlakın bir gereği olarak son sözü başkalarına bırakmalı, herkesin fikirlerine saygı duymalı, nezaketle ve gönül alarak hareket etmelidir.

Herşey Yüce Allah’ın İlhamı ile Gerçekleşir “Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah’a ve elçisine döndürün. Şayet Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.” (Nisa Suresi, 59) Yukarıdaki ayette bildirildiği gibi Yüce Allah, müminlere kendi akıllarına güvenerek hareket etmemelerini ve son sözü kendilerinin söylememelerini tam aksine elçinin ve kendilerinden olan emir sahiplerinin düşünceleri doğrultusunda hareket etmelerini, anlaşmazlığa düştükleri konularda ise sonucun en hayırlı biçimde çözülmesi için sorunu elçiye götürmelerini emretmektedir. Aslında bu ayette Rabbimiz Allah çok açık bir gerçeğe dikkat çekmektedir. Bu, her şeyin Rabbimiz’in kontrolü altında olduğu gerçeğidir. Çünkü anlaşmazlığa düşülen konu da, ortaya çıkan fikir de, emir de, hepsi Yüce Allah’ın ilhamı ile gerçekleştiğinden asıl olarak tümü Yüce Allah’a aittir. Yani konunun ehline uymak da aslen Allah’ın emrine uymaktır.

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Nisan 2011

39


• Din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda “bozulma” olarak ifade edilen davranış bozukluğu neden tehlikelidir? • Bir kimsenin bir olay karşısında bozulması ve bu ruh halini iyice pekiştirecek şekilde dışa vurmasının sebebi nedir?

İ

nsan çocukluk yıllarında edindiği alışkanlıkları, -üzerine gidip değiştirmediği takdirde- hayatı boyunca sürdürür. Toplumda yaygın olan ve yanlış olup olmadığı hiç sorgulanmayan pek çok alışkanlık da bu şekilde insanlar arasında yayılır. Din ahlakının gereği gibi yaşanmadığı toplumlarda “bozulma” olarak ifade edilen tavır da, insanlar arasında kabul görmüş olan bu alışkanlıklardan biridir. Genellikle de, eğer içerisinde bulunulan durumun ‘bozulmayı’ gerektirdiğine inanılırsa, bu tavrın uygulanmasında hiçbir sakınca görülmez. Oysa insanın ‘bozulma’nın mantığını da iyi düşünmesi gerekir.

Bozulmak Küçük Düşürücü Bir Davranış Şeklidir Pek çok insan bu tavır bozukluğuna, daha önce hiç farklı bir bakış açısıyla bakmamıştır. Ancak temelinde yatan davranış bozukluğu düşünüldüğünde “bozul-

40 İlmi Araştırma, Nisan 2011

ma” olarak adlandırılan bu tavrın aslında çok küçük düşürücü olduğu görülebilecektir. Öncelikle insanın şunu düşünmesi gerekir:

➫ Gerçekten rahatsız olacağı bir durum oluşsa bile, insanın bu durum karşısında aniden yüzünün atması, mimiklerinin bozulması, yüz hatlarının kasılması, konuşma ve bakış bozukluğu oluşması, ani bir öfkeye kapılması olağan mıdır? ➫ Sağlam bir kişiliğe sahip olan bir insanın, son derece sıradan bir söz ya da tavır karşısında dahi, bir anda o sağlam kişiliğini kaybedip bu kadar acizleşmesi makul bir durum mudur? ➫ Tek bir sözle dahi dengesinin bozulması, şahsiyetinin sarsılması, ne ruhen ne de bedenen kendine hakim olamayacak hale gelmesi, tüm yüz ve beden kontrolünü kaybetmesi şaşırtıcı değil midir?


www.basitliginkirlikulturu.com

➫ Böyle bir insanın gerçekten sağlam bir kişiliğe sahip olduğu düşünülebilir mi? ➫ Ya da böyle bir insanın kişilik özelliklerine güven duyulabilir mi? Elbetteki tüm bunlar, bu insanda, henüz sağlam kişilik özelliklerinin oluşmadığının alametleridir. Ve dolayısıyla da, elbetteki bu tavra yenilmek; rahatsız edici bir durumla karşılaşınca hemen ‘bozulmak’, çok küçük düşürücü bir davranıştır.

İnsan Bozulma Kültürünün Küçük Düşürücülüğünü Çevreyi Gözlemleyerek Tespit Edebilir İnsanın “bozulma” ahlakının kişiyi ne kadar küçük düşürdüğünü ve nasıl aciz bir www.ilmiarastirma.net

görünüm almasına neden olduğunu anlamasının en güzel yöntemlerinden biri, bu tavrı çevresindeki insanlarda gözlemlemesidir. Çünkü insan bazen kendisini tam anlamıyla “dışarıdan bir gözle” görüp değerlendiremez. Ayrıca haklı olduğunu düşünmesine neden olan noktalar da, gerçeği tam olarak analiz edebilmesini engeller. Ancak aynı konuda bir başkasına çok objektif ve dürüst bir bakış açısıyla yaklaşabilir. Bu nedenle bu tarz bir inceleme, çoğu zaman kişiye büyük faydalar sağlar. Belirli bir yaşa ve olgunluğa ulaşmış bir insanın, bir anda henüz kişiliği gelişmemiş küçük bir çocuğun özelliklerini göstermeye başlamasındaki ve iradesini kaybedip kontrolsüz hale gelmesindeki gariplik çok dikkat çekicidir. Hiçbir insan, dışarıdan seyrettiği böyle bir insanın

İlmi Araştırma, Nisan 2011

41


konumuna düşmek istemez. Ama nedense bazen, konu kendisi olduğunda bu tavra yenilir. Ayrıca bu gibi insanlar sadece kendilerine yanlış bir tavır gösterildiğinde değil, alınganlıkları sebebiyle normal tavırlar karşısında da çok hızlı bir şekilde “bozulabilirler”. Bazen iyi niyetle yapılan bir tavır, güzellik oluşturması için söylenen bir söz, samimi bir sevgi gösterisi gibi davranışlar da, böyle insanlar tarafından yanlış algılanarak hemen “bozulmaya” neden olur.  Bu nedenle öncelikle “bozulma” deni-

42 İlmi Araştırma, Nisan 2011

len bu tavrın, Kuran ahlakıyla hiçbir şekilde bağdaşmadığının anlaşılması çok önemlidir. Allah Kuran’da iman eden insanların, nasıl insanlarla ve nasıl tavırlarla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar, kontrollerini kaybetmediklerini ve Kuran ahlakından uzaklaşmadıklarını bildirmiştir. Müminin böyle durumlar karşısındaki ahlakı ise şöyle haber verilmiştir: “O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman “Selam“ derler.” (Furkan Suresi, 63)


www.Allahayakinolmak.com İnsanların kendi aile çevrelerinden, yakın ilişki içinde oldukları arkadaş gruplarından ya da içinde yaşadıkları sosyal çevreden aldıkları telkinlerin, bozulma kültürünü yaşamalarında önemli bir etkisi vardır. Eğer bir insan din ahlakından uzak bir toplum içinde yetişmişse ve kendisi de Kuran ahlakını benimsememişse, o zaman çevresinden öğrendiği bu çirkin davranışı aynı şekilde devam ettirebilir. Allah Kuran’da “Ne zaman onlara: “Allah’ın indirdiklerine uyun” denilse, onlar: “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız” derler...” (Bakara Suresi, 170) ayetiyle insanların bir kısmının hiç düşünmeden atalarının bu çarpık mantığını sürdürmekte ısrar ettiklerini bildirir. Oysa bir kişi iyiyi kötüden ayırt edebilecek bir yaşa geldiğinde, vicdanını kullanır ve Kuran’ı rehber edinirse bozulma kültürünün çarpık mantığını fark edebilir, böyle bir kültür içinde yaşamayı sahip olduğu Allah korkusu ve ahlak anlayışı ile bağdaştıramaz.

Bozulma Mantığının Temelinde Yatan Neden Kuran Ahlakından Uzak Yaşamaktır Bozulmanın temelinde yatan nedenlerden biri, bu insanların çevrelerindeki insanları dost olarak görmemeleri, onların söz ve tavırlarını hep aleyhlerinde algılamaları ve güven duymamalarıdır. Bir başka neden ise, bu insanların kendi içlerindeki huzursuzluk ve samimiyetsizlikleridir. Çünkü bu insanlar kendi vicdansızlıklarına şahit oldukları için, başkalarının da bunun farkında olabileceğini ve her an bunları yüzüne vurabileceklerini düşünürler. Bu nedenle her sözü kendi aleyhlerinde zannederler. Allah, ikiyüzlü insanların özelliğini bir ayette şöyle bildirmektedir: “Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her

www.ilmiarastirma.net

çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar.” (Münafikun Suresi, 4) Bazı insanlar da aslında gerçekten bozulma ve küsme tavrı içerisinde olmadıkları halde kasıtlı olarak alınmış gibi görünerek, haksız oldukları konularda üste çıkmaya çalışırlar. Küserek, kendilerince karşı tarafı söylediklerine pişman etmek ve geri adım atmalarını sağlamak isterler. Oysa bu tip yöntem ve tavırlar iman edenlerin tenezzül etmeyecekleri tavırlardır. Kuran ahlakında karşı taraf cahilce, yanlış ya da düşüncesizce bir tavır gösterse dahi böyle bir bozulma tavrı ya da küskünlüğün makul bir yönü yoktur. Çünkü mümin karşılaştığı her olayı, her tavrı, her sözü Allah’ın yarattığını bilir. Buna rağmen böyle hoşnutsuz bir İlmi Araştırma, Nisan 2011

43


ahlak göstermek, Allah’a karşı yapılan bir hata olur. Bunun yanında müminler Allah’ın rızasının, hoşgörülü, affedici ve bağışlayıcı bir ahlak gerektirdiğini de bilmektedirler. Allah Kuran’da bu ahlakın önemini şöyle bildirmektedir: “Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah ederse (dirliği kurup-sağlarsa) artık onun ecri Allah’a aittir. Gerçekten O, zalimleri sevmez.” (Şura Suresi, 40)

Kuran Ahlakında Bozulma Mantığına Yer Yoktur: “Allah’a çağıran, salih amelde bulunan ve: “Gerçekten ben Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir? İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en

güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. Buna da, sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz.” (Fussilet Suresi, 33-35) Kuran’da bildirilen ahlak, müminin sağlam kişiliğini, asaletini ve en zor şartlarda dahi asla basitliğe meyletmediğini göstermektedir. Dolayısıyla insan, en başta Kuran ahlakının bir gereği olarak, nefsini bu yönde eğitmeli, böyle bir eksikliği kendine yakıştırmamalıdır. Bunun yanında, yanlış bir tavır görüldüğünde, buna aynısıyla ya da daha kötüsüyle karşılık vermek çok hatalıdır. Eğer bir insan bir şeyin yanlış olduğunu görebiliyorsa, kendisine bu tavrın yapılmasından hoşlanmıyorsa, bunu başkalarına da yaptığı takdirde, o kişiye de aynı rahatsızlığı vereceğini biliyordur. İşte müminin vicdanı buna izin vermez. Sırf nefsini rahatlatmak için, böyle yanlış bir tavır göstermeyi kabul etmez. Bir de insan, muhakkak ki hayatı boyunca çok

44 İlmi Araştırma, Nisan 2011


www.Kuranahlaki.com çeşitli insan karakterleriyle karşılaşacaktır. Karşısına Kuran ahlakından uzak, cahilce davranışları olan, basit tavırlara tenezzül eden insanlar da çıkacaktır. Eğer kişi, böyle bir insanla karşılaştığında onlara uyum sağlayacak olursa, o zaman sağlam ve güvenilir bir kişilik gösterememiş olur. Halbuki müminin özelliği, nasıl bir ortama girerse girsin, nasıl insanlarla karşılaşırsa karşılaşsın kişiliğinden ödün vermemesi, Kuran ahlakını uygulayanlar dışında, kimseye uyum göstermemesidir.

Allah’a Güvenmek ve Teslim Olmak Bozulmanın Çarpık Mantığını Ortadan Kaldırır Yazının başından itibaren bahsettiğimiz gibi bazı insanlar çevrelerindeki kişilerden nefislerine yönelik olumsuz bir tavır gördüklerinde ‘bozulur’. Ancak bu da tüm diğer davranış bozuklukları gibi, herşeyi Allah’ın yarattığının ve insanın kaderini yaşadığının unutulmasından kaynaklanır. Hiçbir şey Allah’tan bağımsız olarak oluşamaz. Hiçbir insan, Allah dilemedikçe, bir insanı kızdıracak, rahatsız edecek, üzecek, küçük düşürecek, alay edecek bir tavırda bulunamaz. Dolayısıyla eğer insan böyle bir tavır ile karşılaşıyorsa, bunu ona Allah özel olarak göstermektedir. Demek ki o kişinin o tavırla-

rında, kişiyi düşündürtecek büyük hayırlar ve hikmetler vardır.  “Bozulduklarını” ısrarla çevrelerine hissettirmeye çalışan insanlar, genellikle bunu kin, öfke ve intikam hisleriyle yaparlar. Oysa ki eğer insanın kendisine karşı yapılan bir haksızlık ve gerçekten mağdur olduğu bir durum varsa ve kişi, karşı tarafın yaptığı bu davranışın yanlışlığını anlamasını istiyorsa, göstereceği en güzel tavır, bunu ‘Allah’a bırakmak olacaktır’. Allah sonsuz adalet sahibidir. Bir haksızlıkla karşılaştıkları zaman tevekkül edip Kendisi’ne sığınan kullarına, Allah dünyada ve ahirette sonsuz adaletiyle karşılık verecektir. İşte müminin, bu önemli gerçeği bilmenin huzurunu yaşaması; Allah’a güvenerek, herşeyde hayır ve hikmet görerek, üzerindeki bu cahiliye ahlakını tam olarak temizlemesi gerekir. Allah Kuran’da müminleri sonsuz adaletiyle şöyle müjdelemiştir:  “Gerçek şu ki, Allah zerre ağırlığı kadar haksızlık yapmaz. (Bu ağırlıkta) Bir iyilik olursa, onu kat kat kılar ve Kendi yanından pek büyük bir ecir verir.” (Nisa Suresi, 40) “Allah’a döneceğiniz günden sakının. Sonra herkese kazandığı eksiksizce ödenecek ve onlara haksızlık yapılmayacaktır.” (Bakara Suresi, 281)

Bozulma mantığına sahip olan kişiler, ortada hiçbir sebep olmamasına rağmen, kapıldıkları duygusal ruh halinin etkisiyle, şahit oldukları her olaya, duydukları her söze bozulup, küsebilirler. Oysa çoğu zaman söylenen sözlerin onlarla hiçbir ilgisi bulunmaz. Veya bu kişiler kendilerine söylenen sözlere bozulmaları nedeniyle olayları bambaşka açılardan algılarlar. Kendilerine anlatılmak istenen hikmeti görmek yerine, hiç ilgisi olmayan çıkarımlar yaparak kendilerine bozulabilecek konular bulurlar ve sonra da küserler. Oysa her Müslümanın, bozulmanın ve yakınlarına küsmenin, Kuran ahlakına uymayan bir tavır olduğunu kabul etmesi çok önemlidir. Müslüman kişi, haklı dahi olsa, karşısındakilerle rahatsızlık duyduğu konuyu açık açık konuşur, eğer hata kendisinde ise bunu düzeltir. Eğer hatalı davranan taraf bir başkası ise, ona küsmez, o kişiyi Kuran ayetlerini hatırlatarak uyarır. www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Nisan 2011

45


Egoistliğin titizlikle sakınılması gereken bir davranış bozukluğu olduğuna Kuran’da nasıl dikkat çekilmiştir?

İnsanın egoistlikten kurtulması ona ne kazandırır? Müminler niçin fedakar ve yardımseverdirler? Kuran’da samimi Müslümanların Allah’ın rızasını kazanmak için canlarını ve mallarını ortaya koydukları, hiçbir karşılık beklemeden iyilik yaptıkları, diğer Müslümanların

46 İlmi Araştırma, Nisan 2011

ihtiyaçlarını kendilerininkinden öncelikli tuttukları bildirilmektedir. Müminler nefislerinin bu eksikliklerini vicdanlarını kullanarak iman ve güzel ahlakla yenerler.


www.cahiliye.com

EGOİSTLİĞİN TEMEL VASIFLARI KURAN’DA BELİRTİLMİŞTİR Dünya hayatının geçici metalarına sahip olmak için çaba harcayan insanlar, egoisitlik yapmakla kendilerini kazançlı zannederler. Oysaki egoistlikle elde ettikleri menfaatler ruhlarında çok büyük bir tahribat meydana getirir. Bu kişilerin kalpleri Allah’ın zikrine karşı katılaşır. Bundan dolayı çevrelerindeki güzellikleri ve Allah’ın tecellilerini göremez ve Allah’ın gücünü ve kudretini gereği gibi takdir edemez hale gelirler. Güzel ahlaktan uzak yaşayıp

yalnızca nefislerinin isteklerinin peşinde koşan bu kişiler, Allah’a derin bir yakınlıkla yönelemezler. Vicdanlarına göre hareket etmeyip bencilce davranmaları, yüzlerine de etki eder. Vicdanlarına göre hareket eden fedakar müminlerin yüzleri peygamber yüzü gibi nurlu iken, bu kimselerin yüzünde egoistlikten kaynaklanan manevi bir sertlik vardır. Allah Kuran’da insanların egoist yapılarına dikkat çeken pek çok örnek vermiştir:

Fedakar bir Müslüman, tüm sıkıntılardan arınmış ve hayatını sadece Allah’ın rızasını kazanmaya adamıştır. Onun bu üstün ahlakı her hareketinde sezilir. İşte bu gibi kişiler Allah’ın izniyle, Allah’ın razı olduğu kullarına vadettiği cennete girmeyi içten umabilecek kişilerden biri olur. Egoist İnsanların Kendi İstek ve Tutkularını Ön Planda Tutmaları: Allah, Kuran’da “Gerçekten, insan, ‘bencil ve haris’ olarak yaratıldı. Kendisine bir şer (kötülük) dokunduğu zaman feryadı basar. Ona bir hayır dokunduğunda engelleyici olur (veya cimrilik eder).” (Mearic Suresi, 19–21) ayetleriyle insanların nefsinde var olan bir zayıflığı haber vermektedir. İnsan Allah korkusuyla hareket etmezse, bencil tutkulara kapılmaya yatkın bir varlıktır; her fırsatta kendini ön plana çıkarmaya, kendi menfaatlerini korumaya ve kendini herkesten çok sevmeye müsaittir. İnsan, eğer Allah korkusu ile güzel www.ilmiarastirma.net

ahlakta irade göstermezse, nefsi kişiyi sürekli olarak ‘sadece ben sevileyim’, ‘ben övüleyim’, ‘ben takdir edileyim’ gibi bencilce isteklerde bulunması için kışkırtır. Böyle yanlış bir ahlakta başkalarının rahatı, huzuru, mutluluğu her zaman ikinci plana atılır. ‘Önce onların rahatı sağlansın’ ya da ‘onların çıkarına uygun olsun, gerekirse ben kendi menfaatlerimden ödün vereyim’ ‘başkaları mutlu olsun, ben de onların mutluluğundan zevk alayım’ gibi fedakarane düşüncelerdense, her zaman için ‘ne olursa olsun, önce ben’ fikriyle hareket edilir. İlmi Araştırma, Nisan 2011

47


İman edenler ise nefislerindeki bu yanlış tutkuyu yener ve Allah’ın razı olduğu ahlakı yaşarlar. Ancak kimi insanlar da, ‘nasıl olsa dinin bazı hükümlerini yerine getiriyorum, arada sırada kendi menfaatlerimi kollamanın ne gibi bir kötülüğü olabilir ki’ gibi yanlış bir düşünceye kapılarak, ahlaklarındaki bu eksikliği zararsız görürler. Dahası insanın kendi menfaatlerini kollamasını ‘hayatın bir gerçeği’ olarak görürler. Yani her ne kadar Kuran ile bunun yanlışlığı kendilerine anlatılmış olsa da, bilinçaltlarında hayatta kalabilmek için kendi çıkarlarını ön planda tutmak gerektiğini zannederler. Aksi halde kendi menfaatlerini kimsenin kollamayacağını, ezileceklerini ve zarara uğrayacaklarını düşünürler. Dahası, herkes bu ahlakı gösterip kendi

çıkarlarını koruduğunda, bir tek kendileri fedakar ve özverili olurlarsa, bu durumda akılsız konumuna düşeceklerini sanırlar. Bu hatalı düşüncelerinden dolayı, fedakar ve ince düşünceli olmak için nefislerini eğitmezler. Oysa ki insanın çıkarlarını koruyabilecek tek bir güç vardır; o güç Allah’tır. İnsan ne bencillikle ne de kendi menfaatlerinin peşinde koşturmakla kendinden yana bir çıkar sağlayamaz. Allah bu durumu bir ayette şu şekilde haber verir: “Allah sana bir zarar dokunduracak olsa, O’ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur. Ve eğer sana bir hayır isterse, O’nun bol fazlını geri çevirecek de yoktur. Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir. O, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Yunus Suresi, 107)

Kuran ahlakının yaşanmadığı toplumlarda insanlar genellikle kendi istek ve çıkarlarını ön planda tutar, çoğu zaman “Önce benim rahatım, zevkim, konforum gelir” düşüncesiyle hareket ederler. Nitekim günümüzde bunun pek çok örneğiyle çoğu zaman karşılaşılır. Fedakarlık, bu mantıkla yaşayan insanların nefsine çok zor gelir. Bencilce tavırlar uyanıklık olarak görülürken, fedakarlık genelde olumsuz şekilde yorumlanır. Oysa Allah’a iman eden ve Allah’ın rızasını kazanmak için fedakarlıkta bulunan biri için fedakarlık hem büyük bir kazançtır, hem de son derece güzel bir ibadettir.

48 İlmi Araştırma, Nisan 2011


www.adamlikdini.com

Mala ve Cana Olan Tutkulu Bağlılıkları: Egoist insanlar, güzel ve iyi olan herşeyi kendileri kullanmak isterler. Örneğin bir başkası eşyalarını kullanmayı talep ettiğinde vermek istemedikleri için yalana başvurup kendilerinde olmadığını söyleyebilirler. Kalplerindeki bu bencil tutku, hayatlarının her aşamasında ortaya çıkar. Güzel bir yemeğin kendilerine kalmasını isterler. Bunu başkalarıyla paylaşmamak için yalnızken, evde kimse yokken yemeye özen gösterirler. Paylaşmaları zaruri hale geldiğinde de, yemeğin en güzel olan yerini kendilerine ayırıp, diğer kişilere kalan kısmını ikram ederler. Aynı şekilde, yapılması gereken zor bir iş olduğunda da çeşitli bahanelerle bundan kaçarak konuyu başkalarının üstlenmesini sağlamaya çalışırlar. Kendi canları herkesinkinden daha tatlıdır. Bu nedenle bir başkası çok daha yorgun ya da meşgul olsa ve kendileri müsait olsalar bile bir kaçış yolu ararlar.

Basit Şeylere Tenezzül Eden Tamahkar Yapıları: Bencil ahlaktaki bir kişi, hep kendi istediği olsun ister, son sözü hep kendisi söylemeyi sever. Örneğin kalabalık bir ortamda kendi beğendiği müziğin dinlenmesini, kendi istediği televizyon kanalının seyredilmesini ister. Başkalarının isteklerini ise hiçbir zaman için öncelikli olarak görmez. İş bölümü varsa en kolay olana talip olur, zor olanı hep başkalarına bırakmaya çalışır. Koşuşturma ya da fedakarlık gerektiren bir durumda ağırdan alır, daima kendisini bir adım geride tutar. Oysa küçük küçük menfaatler elde etmek için yapılan bu tür tavırlar, insanı büyük bir samimiyetsizliğin içine sürükler. Samimiyetsizlik ise insanı sürekli huzursuzluk içerisinde yaşatır. Kendi

www.ilmiarastirma.net

menfaatlerinin peşine düşen böyle bir kişi sürekli olarak gizliden gizliye çevresindeki insanları kendince kandırabilmek için büyük bir emek harcar. Sürekli olarak bu gizli samimiyetsizliğinin ortaya çıkması, deşifre olması korkusuyla hareket eder.

Yaptığı fedakarlığın karşılığında, Allah’ın rızasını ve “parıltılı bir aydınlık ve sevinç” duyacağı ahiret nimetlerini kazanacağını bilen bir mümin için, feda ettiklerinin hiçbir önemi olmaz. Geçici, kısa ve eksikliklerle dolu bir hayatta insanın en sevdiği mal varlığının dahi, Allah’ın rızasının ve bunun karşılığında vereceği cennet hayatının yanında hiçbir değeri ve güzelliği yoktur. Buna iman eden müminler, Allah’ın izniyle yaptıkları fedakarlık ne kadar büyük olursa olsun ne bir takdir beklerler ne de diğer insanları minnet altında bırakırlar.

İlmi Araştırma, Nisan 2011

49


Müminlerin Fedakarlığı Yalnızca Allah Rızası İçindir Müminlerin imanlarının alametlerinden biri güzel ahlaklarıdır. Her hareketlerinde Allah’ın rızasını kazanmayı hedefledikleri için bulundukları ortamlarda her zaman güzellik sunmayı esas alırlar. İhlaslı bir müminin önemli özelliklerinden biri de fedakar ve kanaatkar olmasıdır. Müminler Allah’ın kendilerine verdiği nimetlere şükreder, kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, her konuda mutlaka diğer müminlere öncelik verirler. Hiçbir zaman tamahkar bir kişilik göstermezler. Allah Kuran’da salih müminlerin bu örnek ahlakını şu şekilde bildirmektedir: “Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. “Biz size, ancak Allah’ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür” (İnsan Suresi, 8–9) Karşılarındaki kişileri Allah’ın tecellileri olarak gören müminler, Allah’a olan sevgilerinden dolayı müminleri de çok severler. İmanlarından ve Allah korkularından dolayı veli ahlakı gösterirler. Kendilerinden çok diğer müminlerin rahat etmesi, onları daha mutlu eder.

50 İlmi Araştırma, Nisan 2011

Allah bir ayetinde, “… Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah’tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir...” (Fetih Suresi, 29) şeklinde bildirmektedir.

Yüce Allah’a Tevekkül Etmek Egoistliği Ortadan Kaldırır Müminler Allah’a tevekkül ettikleri için dünya hayatının ve dünya metaının peşine düşmezler. Allah’ın kaderlerinde kendilerine takdir ettiği herşeyden razı olurlar. Bu ahlaklarından dolayı da Allah onlara çok fazla nimet ve rahatlık verir. Vicdanları Allah’a teslim olmanın huzurunu yaşar. Nefislerinin bencil tutkularının peşinden gidenler, bu ahlaklarıyla elde ettikleri menfaatlerle gerçek anlamda mutlu olabileceklerini yanılgısına kapılırlar. Ama sonuç bu şekilde olmaz. Allah gerçek mutluluğu sadece iman edip hayatlarını Allah rızası için yaşayan müminlere nasip eder. Bencilce davranarak dünya hayatından elde edilen hiçbir nimet, Müslümanların yaşadıkları bu manevi huzur ve mutluluğun, Allah rızası için gösterilen güzel ahlakın verdiği derin hazzın yerini tutamaz. Nefsin, Allah’ın dilemesi dışında, insanı mutlaka kötülüğe


www.Kuranahlaki.com sürükleyeceğini bilen müminler, nefislerine uymaktan şiddetle sakınır ve tam bir teslimiyetle Allah’a yönelirler. Allah’ın sevgisini kazanmak için nefislerinin bencil tutkularını yenmekten, Allah için seve seve ve gönülden fedakarlık yapmaktan derin bir haz duyarlar. Yüce Rabbimiz bu üstün ahlakı gösteren kullarını Kuran’da şöyle müjdelemektedir: “Kendilerinden önce o yurdu

(Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin ‘cimri ve bencil tutkularından’ korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.” (Haşr Suresi, 9)

Darwinist-Materyalist Düşünceyi Yaşayan İnsanlar Egoist ve Bencil Olurlar A DNAN OKTAR: Materyalist, Darwinist düşünce otomatik olarak egoist ve bencil ruhu, yani bencillik felsefesini getirir. “Ben kurtulayım kime ne olursa olsun”, “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” kafası gelişir. Egoistlik çok korkunç bir şeydir. Çok rahatsız edici bir şeydir. Bencil toplumlar, bencil insanlar, bencil çalışma grupları, egoistçe yaklaştıkları için hep kendi çıkarlarını gözetirler. O zaman tabi kanun ve nizam tanımıyorlar. Hak hukuk tanımazlar. Güzellik, sevgi, şefkat, merhamet, saygı gibi duyguları çok gereksiz görürler. O yüzden de şu an dünyada görülen bu ekonomik kriz de bütün şiddetiyle bu zeminde gelişebiliyor. Halbuki insanlar çok tevekküllü olsalar, Allah’a tevekkül etseler, herşeyde bir hayır görseler, merhametli olsalar, komşularını kendilerinden daha çok koruyup  kollasalar, “komşusu açken tok olan bizden değildir” sözünü, Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu güzel sözünü güzel bir ahlak kaidesi olarak ele alsalar bambaşka bir ortam olur. Mesela sadaka verilmiyor, zekat aşağı yukarı çok zor, halbuki Müslümanlar fakirleri koruyup kollarlar, insanlara iyilik yaparlar. Özellikle borçları affederler, borçların affedilmesi çok önemlidir. Ve korkup hırs yapıp bir şeyi bir yere biriktirmezler, altını, gümüşü, parayı biriktirmezler, onu Allah yolunda kullanırlar. Çünkü Allah’tan geleceğini umarlar. O yüzden şimdi bir kasılma oldu bütün dünyada. Çünkü herkes parasını tutuyor, herkes altını gümüşünü tutuyor, hiç kimse imalat yapmak istemiyor, herkes korku ve tedirginlikle neticeyi bekliyor. Böyle olmaz. Bu bir kollaps, tam anlamıyla bir açmaz. Hastalık bu.  (Adnan Oktar’ın 25 Şubat 2009 tarihli Çay TV röportajından)

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Nisan 2011

51


• Gerçek sevgi nasıl kazanılır? • Gerçek sevgi için neden saygı gerekir?

S

evgi, her insanın isteyeceği, Allah’ın çok büyük bir nimetidir. Ahlakı, kişiliği, inancı, kültürü, yaşam tarzı her ne olursa olsun, her insan çevresindeki insanlarda sevgiyi arar. Ancak sevgiyi bu kadar önemli gören insanların yalnızca çok az bir kısmı saygının da, en az sevgi kadar önemli bir duygu olduğunun farkındadır.

Oysaki sevgi ne kadar güzel bir nimet olursa olsun, saygı olmadan bu duygunun tam anlamıyla ve sürekli olarak yaşanabilmesi mümkün olmaz. Saygı olmadığında sevgi çok ilkel bir düzeyde kalır.  Bir insana duyulan sevginin “gerçek sevgi” olabilmesi için, bu kişiye saygı duyulması da şarttır.

❖ Ruh Sahibi Olduğu İçin İnsana Derin Sevgi ve Saygı Duyulabilir Bir insan hayatında pek çok şeyi sevebilir. Kedilere, köpeklere, çiçeklere, yiyeceklere, evlere, arabalara ve bunlar gibi daha pek çok şeye tutku derecesinde bir ilgi ve sevgi duyabilir. Ama tüm bunlar, bir insana duyulan sevgi derinliğinin ve bu derinliğin insan ruhunda oluşturduğu güzelliğin hazzıyla asla kıyaslanamaz. Allah insanı, tüm diğer varlıklardan farklı şekilde, ‘ruh sahibi’ olarak yaratmıştır. Dolayısıyla bir insanın, ruhundaki zenginlik nedeniyle karşı tarafta oluş-

52 İlmi Araştırma, Nisan 2011

turacağı etki de aynı şekilde farklıdır. Her insan, ruhunun güzelliği oranında sevgiyi yaşar. Kendisinde ne kadar çok sevilecek ve saygı duyulacak özellik varsa, insanlar onu bu oranda sevip sayarlar. Aynı şekilde o da insanlardaki güzellikleri görüp onlara o oranda sevgi ve saygı duyabilir. İşte insan, dünyadaki tüm varlıklara sevgi besleyebilir, ama derin sevgiyi ve bunun getireceği saygıyı ancak ruh sahibi olan insana duyabilir.

❖ Allah’a

Olan Derin Sevgi, Onun Tecellilerine Olan Sevgi ve Saygıyı da Arttırır “İnsanlar içinde, Allah’tan başkasını ‘eş ve ortak’ tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah’a olan sevgileri daha güçlüdür...” (Bakara Suresi, 165) ayetinde bazı insanların sevgiyi ararken yanlış bir yola saptıkları ve sevgilerini Allah’a değil, Allah’ın tecellilerine yönelttikleri haber verilir. İşte bu insanların sevgiyi tam yaşayamamalarının temel sebeplerinden biridir. Bu yanılgıya kapılan kişiler, gerçek sevgiyi yaşadıklarını zanneder-


www.derinAllahsevgisi.com lerken, bir anda aslında aldatıcı, gelip geçici ve sahte bir sevgi anlayışı içinde olduklarını anlarlar. Çözümü din ahlakından uzak yaşayan toplumların batıl yöntemleri içerisinde arayan kimseler, gerçek sevgiyi ve saygıyı yaşayabilmenin sırrına hiçbir zaman için ulaşamazlar. İman edenler için ise tam tersine bir durum söz konusudur:

www.ilmiarastirma.net

Onlar için samimi sevgiyi en yüksek noktasında doyasıya yaşayabilmenin yolu sonuna kadar açıktır. Çünkü iman sahiplerinin sevgilerinin temelinde Allah’a karşı duydukları kayıtsız şartsız, derin ve teslimiyetli sevgi vardır. İman edenler, dünyada var olan canlı cansız herşeyi yaratanın; tüm insanlara, tüm olaylara hükmedenin yalnızca Rabbimiz olduğunu bilirler. Bu yüzden yaşadıkları her an için, çevrelerindeki tüm nimetler, güzellikler için yalnızca Rabbimiz’e şükreder ve O’na sevgi duyarlar. Allah’ın sonsuz güzel ahlaklı, sonsuz adaletli, sonsuz merhametli ve kullarını sonsuz seven olduğunu bilirler. Allah’a kayıtsız şartsız, kesin bir güven ile güvenirler. Allah ne yaratırsa, bunda gördükleri ya da göremedikleri pek çok hayır ve hikmet olduğuna gönülden iman ederler.

İlmi Araştırma, Nisan 2011

53


Saygı, sevgi duyulan kişiye verilen değerin ifadesidir. O kişiye ne kadar önem verdiğinin ve onu ne kadar ciddiye aldığının göstergesidir. Yoksa insanlar hayatları boyunca pek çok insana, çeşitli açılardan sevgi ya da sempati duyabilirler. Ama bunların çoğu, ‘gelip geçici’dir. Örneğin bir kişi işyerindeki bir çalışma arkadaşını dost olarak görür ve belirli bir oranda sevgi duyar. Ya da aynı mahallede oturan bir komşusuyla da bir dereceye kadar arkadaşlık eder ve ona da belirli bir sevgi yöneltir. Ama gerçekten çok saygı duyduğu, değer verdiği, önemsediği bir insana duyduğu sevgi çok farklıdır. Müminlerin insanlara olan sevgileri de işte Allah’a olan bu güçlü, samimi ve içten sevgilerinden kaynaklanmaktadır. O insandaki tüm güzellikleri yaratanın yalnızca Allah olduğunu bilerek o kişiyi severler. O kişinin kaderini yaratanın da Yüce Rabbimiz olduğunu bilirler. Bu nedenle onun yaptığı bir hataya, bunu kaderinde yaptığını bilerek, imandan kaynaklanan bir şefkat, merhamet, anlayış ve affedicilik ile yaklaşırlar. Ne iyilik ve güzellikleri, ne de eksiklik ve hataları bu kişinin kendisinden bilmedikleri için, onu Kuran ahlakının gerektirdiği bakış açısıyla değerlendirebilir, Kuran ahlakının kazandırdığı sevgi ve şefkati sürekli olarak gösterebilirler. Din ahlakına göre yaşamayan insanların sık sık karşılaştıkları ve  “sevginin bitmesi”  olarak adlandırdıkları gibi bir durumun, temeli karşılıklı olarak imana dayalı olan bir sevgide yaşanması söz konusu değildir. Mümin, Allah için sevdiği bir kişiyi -o kişi de Allah sevgisinden kaynaklanan bir sevgi anlayışı içerisinde olduğu sürece- dünyada ve ahirette kesintisiz olarak ve sürekli de artan bir sevgiyle sevmeye devam eder. 

54 İlmi Araştırma, Nisan 2011

Bu Yüce Rabbimiz’in yalnızca iman edenlere lütfettiği bir nimetidir. Allah, Kendisi’ni çok derin bir saygı ve sevgiyle seven samimi kullarına, hem dünya hayatında hem de ahirette sevginin en güzel ve en mükemmel şeklini yaşatmaktadır. Kuran’da Allah’ın sevgiyi müminlere bir nimet olarak verdiği şöyle haber verilmektedir: “İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır.” (Meryem Suresi, 96)

Kuran’da Müminlere Bildirilen Güzel Ahlak ve Saygı Onların Gerçek Sevgiyi Kazanmalarına da Vesile Olur Gerçek sevgide, derin saygı vardır. Sarsılmaz bir sadakat vardır. Ölene kadar sürecek bir sırdaşlık vardır. O kişiye karşı hiçbir şüphe duymayacak kadar kesin


www.imaninguzellikleri.com

bir güven vardır. Bu sevgiyi yaşayan insan, karşısındaki kişiyi, ona zarar verebilecek küçük büyük herşeyden sakınır. Allah rızası için üzerine titrer. Her şartta; en zor anda bile onu koruyup kollamada müthiş titizdir. Allah rızası için, gerektiğinde hiç düşünmeden kendi nefsini ezip, o kişiyi tercih edecek bir kararlılığı vardır. Ancak elbette ki bu saygı, insanlar arasına resmiyet ve uzaklık getiren, birbirlerine karşı mesafeli olmalarına neden olan bir saygı şekli değildir. Bu saygıda, kişiler birbirleriyle alabildiğine samimi, yakın ve rahat bir dostluk içindedirler. Ama aynı zamanda da, karşılıklı olarak birbirlerine çok ciddi şekilde değer vermelerinden dolayı, attıkları her adımı, söyledikleri her sözü, gösterdikleri her tavrı düşünerek, ince ince eleyerek, sakınan ve titizlenen bir ahlak içerisindedirler. Dolayısıyla bu saygı anlayışı, insanların www.ilmiarastirma.net

sevgideki coşkularını, derinliklerini, yakınlıklarını ve birbirlerine olan güvenlerini artıran bir güzellik şeklindedir.

Gerçek Sevgi ve Saygı Anlayışının Kazanılmasında Tek Ölçü İmandır Sevgi. Allah’ın insanlar için yarattığı, nefsin hem dünyada hem ahirette en çok hoşuna gidecek nimetlerden biridir. Sevgiyi arayan ve bunu en güzel şekliyle yaşamak isteyen her insanın, saygının önemini de kavraması gerekir. Saygı

İlmi Araştırma, Nisan 2011

55


olmadan dostluk, arkadaşlık, sırdaşlık, sadakat, güven gibi özelliklerin tam olarak yaşanması mümkün olmaz.  Böyle bir sevgi ve saygıyı insanlara kazandırabilecek olan özellik ise, yalnızca ‘iman’dır. Derin Allah sevgisi, Allah korkusu, Kuran ahlakını yaşamadaki kararlılık insanların birbirlerine “gerçek bir sevgi ve saygı” duymalarını sağlar.   İman olmadan, insanların birbirlerine gösterecekleri saygı ve sevgi yalnızca fiziksel özelliklerine, maddi imkanlarına ve dünyevi konumlarına bağlı olur. Bunlardan herhangi birindeki

eksiklik ise, sevgi ve saygı sanılan duyguların da anında ortadan yok olmasına yol açar.  İmandan kaynaklanan sevgi ve saygıda ise, Allah’ın izniyle insanların hayatlarının sonuna kadar sürecek bir nimetin kapısı açılmış olur. Allah Kuran’da sevgi nimetini iman edenler için yarattığını şöyle bildirmektedir: “İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır.” (Meryem Suresi, 96)

Bir insanın saygı ve sevgiyi hak etmesindeki tek ölçü takvadır. Yüce Allah’ın insanlara din ahlakını tebliğ etmesi için seçtiği elçiler, Rabbimiz’in sınırlarını en çok koruyan, Kuran hükümlerini eksiksiz olarak yaşayan, kısaca Allah’tan en çok korkan kişiler olduklarından bu kutlu kişilere karşı doğal olarak saygı ve sevgi oluşur.

Gerçek Sevgi Niçin Saygı Gerektirir? Allah korkusundan ve sevgisinden kaynaklanan saygı olmazsa, insan karşısındaki kişiyi ne kadar sevdiğini iddia ederse etsin herhangi bir durum oluştuğunda, kendi nefsini sevdiği kişiye tercih etmekten çekinmez ki bu da gerçek sevginin yaşanmadığını gösterir. Böyle bir kişi kendi  gururunu ve itibarını korumak için karşısındakini kolaylıkla gözden çıkarabilir. Kendi düşüncelerini, kararlarını, hayata bakış açısını onunkilerden üstte tutabilir. Kendisi ona inanmaktansa, onun kendisine inanmasını bekler. Kendisi o kişinin fikirlerini kabul etmektense, onun kendisinin fikirlerini kabul etmesini ister. Kendisi onu haklı çıkarmaktansa, her zaman mutlaka ve öncelikle kendisine haklılık payı verilmesi gerektiğine

56 İlmi Araştırma, Nisan 2011

inanır. Kendisi sabır, hoşgörü, anlayış ve olgunluk göstermektense, her zaman karşı tarafın kendisine tahammül etmesini ister. Her zaman önce kendi rahatının ve isteklerinin ön planda tutulması beklentisi içinde olur. “Nasıl olsa seviyorum ve bu da biliniyor” gibi bir düşünceye kapılarak, karşı tarafa ne kadar sıkıntı verirse versin, istediği gibi davranmakta hiçbir sakınca görmez. Kısacası, kendisi o kişiye değer verdiğini tüm tavırlarıyla göstermeye çalışmaktansa, bunları karşı taraftan bekler. Bu ahlaktaki kimseler, sevgiyi yaşayabilecekleri zemini kendi elleriyle yıpratmış hatta tamamen ortadan kaldırmış olurlar. Bunun sonucunda da insanlar birbirlerine yalnızca tahammül etme gözüyle bakmaya başlar ve zamanla bütün dostlarını kaybederler.


bitkilerevrimicurutuyor.imanisiteler.com

Kozalaklı ağaçların şekilleri incelendiği zaman insanoğlunun mühendislik hesaplarıyla, kar yüküne karşı aldığı önlemin, ağaçlarda zaten bulunduğu görülmektedir. Ağacın koni şeklinin oluşturduğu eğim, üzerine düşen karın kolaylıkla yere dökülmesini sağlar. Böylece ağacın üzerinde aşırı miktarda kar toplanmaz; ağaç dallarının kırılması önlenmiş olur. Bu üzerinde düşünülmesi gereken bir yaratılış delilidir. Kuşkusuz soğuk iklimlerde, kar yükünün dallar üzerinde meydana getireceği etkiyi hesaplayan, buna göre ağaç dallarının en ideal açı ile büyümelerini sağlayan, böylece kar yükünün etkisini en aza indiren ağacı da, bitki hücrelerini de, toprağı da yoktan var eden Yüce Allah’tır. Ağaçların bu özelliklerinin bir başka harika yönü daha vardır. Söz konusu şekil yağan karın tümünün aşağı düşmesine izin vermez. Ağacın dalları için tehlikeye www.ilmiarastirma.net

neden olmayacak miktarda karın dalların üzerinde kalmasına izin verir. Bunun da başka bir mucizevi nedeni bulunmaktadır. Ağacın üzerinde az miktarda tutulan kar, ağacı soğuktan koruyan bir örtü görevi görür ve yapraklardan nemin dışarı çıkmasını azaltarak su kaybını önler. Her biri kendine has özelliklere, hayranlık uyandıran sistemlere ve hayatta kalma yöntemlerine sahip olan bitkiler, bu çeşitlilik ve farklı yapılarıyla Yaratıcımız olan Allah’ın sonsuz ilim ve sanatını sergilemektedir. Bir ayette bu gerçek şöyle bildirilmektedir: “O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik.” (Lokman Suresi, 10) İlmi Araştırma, Nisan 2011

57


Nasıl samimi dua edilir?

Samimi dua ile samimiyetsiz dua arasındaki farklar nelerdir?

Allah insana, dilediği her konuda Kendisi’nden yardım isteme ve dua edebilme imkanı vermiştir. Bir müjde olarak da Rabbimiz, samimi kullarının dualarına kesin olarak karşılık vereceğini vadetmiştir. İnsan için bu, Allah’ın çok büyük bir lütfu ve nimetidir.

S

amimiyette çok büyük bir sır gizlidir. Bir insan bir olayın gerçekleşmesini gerçekten samimi olarak çok isteyebilir ve bunu çok fazla isteyerek Allah’a dua edebilir. Ancak duada aranılan samimiyet bu değildir. Buradaki, insanın sadece o istediği şeye odaklandığı ve onu istemede yaşadığı samimiyettir. Duada asıl gereken samimiyet ise, Allah’a karşı duyulan çok üstün samimiyettir.

58 İlmi Araştırma, Nisan 2011

Allah’ı çok sevmek, Allah’a çok güvenmek, Allah’ın sözlerine ve vaatlerine hiç şüphe duymadan inanmak, Allah’ın sonsuz akıllı olduğunu bilmek ve Allah’ın en güzelini yaratacağından kesin emin olmak... Bir insan Allah’ın sonsuz gücünü, sonsuz aklını, sonsuz sevgisini, sonsuz şefkat ve merhametini, sonsuz lütufkarlığını, sonsuz affediciliğini ve dilediği an dilediği


www.duaetmek.com

her şeyi hiç sebepsiz yaratabileceğini gereği gibi takdir edebiliyorsa ve tüm bu gerçeklere olan inancında asla şüpheye yer vermiyorsa, işte ancak o zaman bu kimse samimi dua edebilir.

Duada Samimiyet Eksikliğine Sebep Olabilecek Durumlar Toplumda Allah’a gereği gibi inanmayan, fakat şüpheyle de olsa (Allah’ı tenzih ederiz), zaman zaman Allah’ın adını anan pek çok insan vardır. Bu kimseler Allah’a gerçekten inanmadıklarını, Allah’a ibadet etmeyerek ve Kuran ahlakını yaşamayarak açıkça gösterirler. Ancak dünyadaki şartlar dahilinde bir konuda istedikleri sonucu elde edemeyeceklerini gördüklerinde ya da sıkıntı, zorluk, hastalık gibi sorunlarla karşılaştıklarında Allah’ın ismini anmaya başlarlar. Ancak elbetteki aranılan samimiyet burada yoktur. Bu sadece, içerisinde bulunduklarını düşündükleri açmazdan kurtulmak için, insanların geçici ve yüzeysel olarak Allah’a yönelmeleridir.

➔ Çaresiz kaldıkları durumlarda Allah’a yönelirler: Allah Kuran’da bu gibi insanların tavrını çeşitli ayetlerle açıklamıştır. Normal şartlarda Allah’ı hiç düşünmeyen, Allah’ı hiç anmayan; Allah’a şükretmeyen, Allah’a ibadet etmeyen ve Allah’tan korkup sakınmayan (Allah’ı tenzih ederiz) insanlar, zahiren çaresiz olduklarını hissettikleri anlarda, ‘yalnızca Allah’ın adını anıp, yalnızca Allah’tan yardım dilemektedirler’. Kuran’da bu kişilerin tutumları şöyle bildirilmektedir:

www.ilmiarastirma.net

Dua eden kişinin sahip olması gereken en temel iki özellik, Allah’a karşı samimiyet ve güvendir. Allah kullarının Kendisi’ne yakın olmasını ister. Samimi bir ruh hali içinde istenen güzel şeylere karşılık verir. İnsanı sadece bir su damlasından yaratan, yeryüzünü yoktan var eden Allah için, herhangi bir kişinin duasına karşılık vermek çok kolaydır. Yapılması gereken tek şey inançla ve sabırla istemektir.

İlmi Araştırma, Nisan 2011

59


“De ki: “Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: -Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz.” De ki: “Ondan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarmaktadır. Sonra siz yine şirk koşmaktasınız.”” (Enam Suresi, 63-64) “Size denizde bir sıkıntı (tehlike) dokunduğu zaman, O’nun dışında taptıklarınız kaybolur-gider; fakat karaya (çıkarıp) sizi kurtarınca (yine) sırt çevirirsiniz. İnsan pek nankördür.” (İsra Suresi, 67) Ayetlerde bildirilen insanlar, Allah dualarına karşılık verip üzerlerindeki sıkıntıyı kaldırdığında, hemen imansızlıklarına ya da şirk içerisindeki hayatlarına geri dönerler. Allah’ın yaratmadaki sonsuz gücünü, kullarına olan yakınlığını, sevgisini, şefkatini, koruyup kollamasını çok açık gördükleri halde, yine de samimi olmaz ve gerçek anlamda iman etmezler.

➔ Dua ederken gaflete düşerler: Kimi insanlar da Allah’a iman eder ve gün boyu, Allah’ın bu isimlerinin tecellilerini

60 İlmi Araştırma, Nisan 2011

hayatlarında açıkça görürler. Allah’ın ne kadar büyük lütuf sahibi olduğunu, iman edenlere ne kadar güzel bir hayat sunduğunu, her bir insana ne kadar eşsiz nimet ve rızıklar verdiğini çok açık olarak fark ederler. Ancak yine de dua ederken, bazen bu gerçeklerden gaflete düşer; ‘Allah’ın dualarına kesin olarak icabet edeceğine olan inançlarını’ tam olarak muhafaza edemezler.

➔ İsteklerinin gerçekleşeceğine olan inançları zayıftır: İmanı zayıf olan kişiler olayları Allah’ın sonsuz gücüne göre değil de, dünyadaki şartlara, olayların gelişimine, teknik gerçeklere bakarak değerlendirirler. Kendi akılları doğrultusunda, hayat ve yaşanacak olaylar hakkında kesin teşhislerde bulunur ve kendilerine göre belirli çıkarımlar yaparlar. Örneğin ‘2+2 toplanırsa, kesin olarak 4 eder; ve bu iki rakamdan bunun dışında da bir sonuç çıkması mümkün değildir’ gibi teknik teşhislerde bulunurlar. Ve bu teknik gerçeklere olan inançlarını dualarına da yansıtırlar. Allah’tan bir şey isterken, gerçekte dünya şartlarında bunun mümkün olmayacağına dair neredeyse kesin bir inanç içerisindedirler. (Allah’ı tenzih ederiz) Bu inançtaki insanlar Allah’a, ‘Ya olursa’


www.Kurandadua.com

mantığıyla dua etmektedirler. ‘Ben bu olayların nasıl gelişeceğini biliyorum, sonuç kesin şu şekilde olur, ama ben yine de belki aksi olur diye dua edeyim’ gibi yanlış bir anlayışla Allah’a yönelmektedirler. Bu düşünceleriyle, aslında kendi teşhislerinin gerçekleşmesi için dua ettiklerinin farkında değillerdir. Çünkü böyle bir insanın asıl inandığı ve desteklediği fikir, kendi teşhisleridir. İstediği şeylerin gerçekleşmesi için gerekense, bunun tam tersidir: Allah’a kesin olarak güvenerek ve Allah’ın istediği herşeyi yaratabileceğine kalben iman ederek dua etmek...

Müminler Allah’ın Varlığını Hissederek Dua Ettiklerinden Duaları Samimidir Allah’a olan kesin iman, duada samimi olmanın en önemli nedenlerindendir. İnsan çaresiz kaldığı durumlarda Allah’ın varlığını ve kendisine sadece O’nun yardım edeceğini hiç şüphesiz bilir. Ancak insanın rahat zamanlarında da Allah’ın varlığını ve gücünün büyüklüğünü hissederek dua etmesi gerekmektedir. Aslında insan sadece dua sırasında değil, günlük yaşantısının her anında bu bilinçte olmalıdır. İşte müminler Allah’ın izniyle bu bilince sahiptirler. Bu nedenle dualarında samimidirler.

www.ilmiarastirma.net

Kabul olmayacağı endişesiyle, dua etmekten vazgeçmek, dua konusunda belki de, en büyük tehlikedir. Bu, pek çok yönden hatalı, hatta cahilce bir tavırdır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, ayetlerde vurgulanan “duaya icabet” bir şeyin “aynen gerçekleşmesi” anlamına gelmez. Çünkü insan, bazen kendisi için zararlı olan bir şeyi Allah’tan talep ediyor olabilir. “İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan, pek acelecidir” (İsra Suresi, 11) ayeti, bu durumu açıklamaktadır.

İlmi Araştırma, Nisan 2011

61


samimi bir kulunu, mutlaka rahmetiyle kuşatacağından emin olmalıdır.

➔ Samimi imanın ve samimi duanın en önemli şartlarından biri, insanın kendine ait, dünya hayatının görünen yüzüne aldanarak yaptığı teşhislerini ortadan kaldırmasıdır. İnsan Allah’ın sonsuz aklının yanında, kendisinin çok sınırlı ve yüzeysel bir akla sahip olduğunu bilmelidir. Ve Allah’ın dilediğini yaratmadaki sonsuz gücünün yanında, kendi acizliğini görmelidir. Olayların dıştan görünen yüzüyle, bunların ardında gizlenen gerçeklerin aynı olmadığını ve bunları ancak Allah’ın bilebileceğini kavramalıdır. Teknik gerçeklere bakarak yaptığı teşhislerin çoğu zaman aldatıcı olabileceğini, Allah’ın gücünün tüm bunların üstünde olduğunu anlamalıdır. Bir insan kalbinde Allah’a karşı derin bir sevgi, güven ve teslimiyet yaşıyorsa, Allah’ın bu insan için, her olayı olabilecek en güzel en hayırlı şekilde sonuçlandıracağını unutmamalıdır. Allah’ın, sıkıntı ve ihtiyaç içerisinde olan

62 İlmi Araştırma, Nisan 2011

➔ Allah Kuran’da, dilediği takdirde herşeyin mümkün olabileceğini insanlara çok açık olarak göstermektedir. Allah en zor anlarda; hiçbir çıkış yolunun olmadığına dair çok net deliller oluşan olaylarda dahi, hiç beklemedikleri yerlerden kullarına yardımını ulaştırmaktadır. Allah dilediğinde çok az bir topluluğu, çok fazla sayıdaki insanlara galip getirmektedir. Firavunun askerleriyle denizin suları arasında sıkışıp kalan İsrailoğullarına ve Hz. Musa (a.s.)’a Allah hiç ummadıkları şekilde bir kurtuluş yolu açmaktadır. Yaşı ilerlediği ve hanımı da doğuma elverişli bir yaşta olmadığı halde, Allah peygamberi Hz. Zekeriya (a.s.)’ın soyunu sürdürecek bir çocuk vermektedir. Allah bir balığın karnındaki peygamberi Hz. Yunus (a.s.)’a oradan çıkıp kurtulma imkanı yaratmaktadır. Allah, kimsenin göremeyeceği bir kuyunun dibine bırakılan peygamberi Hz. Yusuf (a.s.)’a oradan kurtulacak bir imkan yaratmaktadır. Kuran’da Allah’ın sonsuz yaratma gücüne ve samimi kullarına olan yardımlarına dair daha pek çok haber verilmiştir. Tüm bu örneklerin bir hikmeti de, insanların Allah’ın sonsuz gücünü, sonsuz rahmetini ve dilediğinde insanlara hiç ummadıkları yerlerden yardımını ulaştırabileceğini kavramalarıdır.


www.yasaminamaci.com

Yüce Allah’la Samimi Bağlantı Kurabilmek İçin Yapılan Dua (Allah’ı tenzih ederiz) Allah’tan başkalarını ilah edinenler, yani müşrikler de zaman zaman Allah’a dua ederler. Ancak müşriklerin duası, müminlerin duasından çok farklıdır. Müşrikler sadece darda kaldıkları durumlarda Allah’a muhtaç olduklarını hatırlar ve sadece bu tür durumlardan kurtulmak için dua ederler. Oysa insanın hayatında Allah’a muhtaç olmadığı tek bir an bile yoktur. İşte müşrik ile müminin dualarındaki fark burada ortaya çıkar. Müminler her zaman ve her durumda Allah’a yönelirler. Mümin dua etmek için kendisine bir sıkıntı dokunmasını beklemez. Allah’a her an yakınlaşma ihtiyacı içinde olduğundan dua eder.

www.ilmiarastirma.net

Rabbimiz bize şah damarından daha yakın olan, herşeyi bilen, işitendir. İnsanın içinden geçirdiği tek bir düşünce bile Allah’tan gizli kalmaz. O halde samimi olarak Allah’tan bir istekte bulunmak için insanın sadece samimiyetle düşünmesi bile yetmektedir. İşte Allah’a ulaşmak bu kadar kolaydır. İnsan dua ederken her an, Allah’ın varlığını ve yakınlığını hissetmelidir. Çünkü ancak Allah’ın varlığının farkında olan insan duanın anlamını ve önemini kavrar. Duanın özelliği, Allah ile kulu arasında özel ve sıcak bir bağlantı kurulmasıdır. İnsan tüm sıkıntılarını ve isteklerini Allah’a açar, O’na yakarır ve Allah kulunun isteğine icabet eder, duasına cevap verir. Kuran’da dua hiçbir şekli kalıba sokulmaz. “Allah’ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin” (Nisa Suresi, 103) ayeti, insanın her durumda ve her şartta Allah’ı anıp O’na dua edebileceğini göstermektedir. Önemli olan şekil değil, dua eden kişinin samimiyet ve teslimiyetidir. Yüce Allah samimi kullarına olan yakınlığını bir Kuran ayetinde şöyle haber verir: “Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad olurlar.” (Bakara Suresi, 186)

Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez. (A’raf Suresi, 55)

İlmi Araştırma, Nisan 2011

63


Kuran’da Allah’ın Dualara İcabet Ettiğine Dair Verilen Müjdeler Yüce Allah, Kendisi’ne gönülden bir samimiyetle inanan; kayıtsız şartsız, hiçbir şüphe duymadan, tam bir teslimiyetle güvenen bir kimsenin bütün dualarına icabet edeceğini Kuran’da şöyle haber vermiştir: Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru.” “Rabbimiz, şüphesiz Sen kimi ateşe sokarsan, artık onu ‘hor ve aşağılık’ kılmışsındır; zulmedenlerin yardımcıları yoktur.” “Rabbimiz, biz: “Rabbinize iman edin” diye imana çağrıda bulunan bir çağırıcıyı işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür.” “Rabbimiz,

64 İlmi Araştırma, Nisan 2011

elçilerine va’dettiklerini bize ver, kıyamet gününde de bizi ‘hor ve aşağılık’ kılma. Şüphesiz Sen, va’dine muhalefet etmeyensin.” Nitekim Rableri onlara (dualarını kabul ederek) cevap verdi: “Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam…” (Al-i İmran Suresi, 191-195) Rabbiniz dedi ki: “Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir. (Mümin Suresi, 60) Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi’ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz. (Neml Suresi, 62) Andolsun, Nuh Biz’e (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik. (Saffat Suresi, 75)


İlmi Araştırma-Nisan 2011