Issuu on Google+


4

KAPAK KONUSU

Hz. Mehdi (a.s.) Devrinde, İslam Resulullah (s.a.v.)’in Devrindeki Gibi Yaşanacaktır 22

İNCELEME

Kuran Ahlakında Hatalara Hoşgörüyle Yaklaşmak Esastır

36

28 MÜMİN AHLAKI

Mümin İçinden Gelen Her Hisse Teslim Olmaz

Müstağniyet (Kendini Yeterli Görme) Büyük Bir Tehlikedir

56

Şeytan, Münafığın Beyni Gibidir

LM ARAŞTIRMA

2

Güncel

20

Ne Demişti? Ne Oldu?

33

Bir Ayet Bir Açıklama

34

Kısa Kısa...

44

“Heveslenmek” ile “Gerçekten İstemek” Farklı Duygulardır

49

Bir Ayet Bir Açıklama

50

Allah’ın Rızasını Kazanan İnsan Dünyadaki En Büyük Zevki Kazanmıştır

-Eylül 2011-

Yayın Türü: Yaygın / Araştırma Yayıncılık adına imtiyaz sahibi: Bedri Edis Yılmaz,

Adres: Kayışdağı Mah. Değirmen Sok. No: 3 Ataşehir - stanbul Sorumlu Yazı şleri Müdürü: Fatih Hikmet Müftüoğlu, Adres: Kayışdağı Mah. Değirmen Sok. No: 3 Ataşehir - stanbul Yönetim Adresi: Araştırma Yayıncılık, Kayışdağı Mah. Değirmen Sok. No: 3 Ataşehir - stanbul Tel: 0 216 660 00 59 Fax: 0 216 660 16 85 Abonelik Tel: 0216 4444441 Matbaa: Seçil Ofset, 100 Yıl Mahallesi MAS-ST Matbaacılar Sitesi, 4. Cadde No: 77 Bağcılar-stanbul Tel: (0 212) 629 06 15 Baskı Yeri ve Tarihi: stanbul, 27.08.2011


Sesiyle Rekor Kırıyor! Avrupalı bilim adamları, boyuna göre dünyanın en gürültücü hayvanı olan bir su böceğinin, suyun altında 99,2 desibel, yani bir çim biçme makinesi kadar ses çıkardığını tespit etti. Fransa ve İskoçya'dan bilim adamları, Public Library of Science dergisinin Haziran sayısında yayınladıkları makalede, boyu iki milimetreyi aşmayan ve Avrupa'daki yavaş akan nehirlerde yaşayan mini erkek su böceğinin, sessiz dişilerin ilgisini çekmek için su altında bu inanılmaz "şarkıyı" seslendirdiğini belirtti.

olurken kaybolsa bile, nehir kenarında yürüyen kişilerin, normalde çekirgelerin çıkardığı ses kadarını duyabildiklerini belirten araştırmacılar, bu su böceği bir insan boyutlarında olsaydı, çıkardığı sesin de insan kulağına zarar verecek düzeydeki bir rock konserindeki azami gürültü kadar olacağını ifade ettiler. Bilim adamları, vücut ölçüsüne göre, erkek su böceğinin bir insandan sekiz kat daha çok gürültü çıkarabildiğine işaret ederek, su böceğinin kendisiyle birlikte taşıdığı hava kabarcığı sayesinde su altında hava alabildiğini de belirttiler. www.aktifhaber.com

Sesin yüzde 99'u sudan havaya transfer

Kök Hücreden Diş Yaptılar Tokyo Üniversitesi uzmanları, ilk kez laboratuvar ortamında kök hücreden tam diş geliştirdiklerini duyurdu. Araştırmacılar, laboratuvarda süt dişinin özünde bol miktarda bulunan kök hücrelerini çeşitli kimyasallar ve vitaminlerle karıştırıp beklemeye bıraktı.

Beş gün sonra ufak bir diş tomurcuğu oluştu. Bu tomurcuk daha sonra özel yapılmış plastik bir kaba konarak bir farenin vücuduna yerleştirildi. Bu sayede büyümesi için gerekli vücut sıvılarına ve kimyasallara maruz kalan tomurcuk, 60 gün içinde tam bir dişe dönüştü. Büyümesi tamamlanan diş, daha sonra farenin çene kemiğine yerleştirildi. 6 hafta sonra dişin çene kemiğine kaynadığı gözlemlendi. Diş minesi, kıkırdak ve sinir hücreleri gibi gerçek bir dişte bulunan bütün özelliklere sahip olan yapay diş, kişinin kendi kök hücresiyle geliştirildiği için son derece doğal bir görünüm sağlıyor. www.ntvmsnbc.com

2

İlmi Araştırma, Eylül 2011


www.biyomimetik.net

Evrenin En Büyük Su Kütlesi Keşfedildi

İki astronomi ekibi, evrenin bugüne kadar keşfedilmiş en büyük ve dünyaya en uzak su kütlesini ortaya çıkardı. Dünyadan 12 milyar ışık yılı mesafedeki bu su kütlesi, dünya okyanuslarının içerdiği toplam su kütlesinin 140 trilyon katı büyüklüğe sahip. Buhar halindeki su kütlesi, kuasar olarak adlandırılan ve ortasında, çevresindeki maddeyi yutan büyük bir kara delik bulunan gök cismini sarıyor. NASA'nın Kaliforniya'daki laboratuvarından Matt Bradford, kuasar çevresindeki ortamın oldukça özgün bir yapıya sahip olduğunu belirterek, bu yapının "devasa büyüklükte su ortaya çıkardığını" belirtti. Kuasarlar, çevresini bir disk şeklinde saran gaz ve toz kümesini emen devasa bir karadeliğe sahip gök cisimleridir. Kuasarın karadeliği, bu tüketiminin sonucunda diskin ortasından her iki yöne doğru müthiş bir enerji fışkırtıyor. Su kütlesinin bulunduğu bu kuasarın kara deliği Güneş'ten 20 milyar kat daha yoğun ve Güneş'ten, "Bin trilyon kat" enerjiye sahip.

www.ilmiarastirma.net

Bu kadar uzakta ve evrenin erken dönemlerinde var olan su kütlesi ilk kez keşfediliyor. Güneş Sistemi'nin dahil olduğu Samanyolu Galaksisi'nde de su buharı bulunuyor ancak galaksimizdeki su kütlesi çoğu buz halde bulunuyor. Samanyolu'ndaki su kütlesi, bu kuasarda bulunandan 4000 kat daha az. Bunun nedeni de suyun, Samanyolu'nda daha çok buz formunda olması. Ölçümler, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü'nün Hawai'deki teleskobu kullanılarak, Bradford'un ekibince 2008'den beri yapılıyor. Kuasar üzerinde çalışan ikinci ekip ise, Alpler'deki Caltech Submillimeter Gözlemevi başkan yardımcısı, fizikçi Dariusz Lis başkanlığındaki bir ekip. Bu ekip de kuasardaki ilk su buharı gözlemini 2010'da yaptı. www.cumhuriyet.com.tr

İlmi Araştırma, Eylül 2011

3


Asr-ı Saadet dönemi ile Hz. Mehdi (a.s.) devri arasındaki benzerlikler nelerdir? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.) döneminde yaşanacak olan Asr-ı Saadet dönemini nasıl anlatmıştır? Sayın Adnan Oktar Hz. Mehdi (a.s.) devrinde İslam dininin Resulullah (s.a.v.) zamanındaki gibi yaşanacağını nasıl açıklamıştır? Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yaşadığı dönemi tanımlamak için kullanılan Asr-ı Saadet ifadesi kelime olarak “mutluluk çağı” anlamına gelir. Bu dönem, Peygamberimiz (s.a.v.)’in Yüce Allah’tan aldığı vahyi kendi gözetimi ve denetimi altında hayata geçirdiği için, İslam ahlakının yaşanmasında tüm Müslümanların örnek aldığı kutlu bir zamana işaret eder. Asr-ı Saadet devrinde Kuran ahlakı eksiksiz ve mükemmel bir biçimde yaşandığından tüm Müslümanlar için ilk ve en önemli kaynak olarak kabul edilir. Çünkü Asr- Saadet dönemi ilim, ahlak, düşünce

4

İlmi Araştırma, Eylül 2011

ve toplumsal hayatın oluşumunda özel ve belirleyici bir öneme sahiptir ve hayatın her alanına ilişkin örnekler içerir. Bazı kaynaklara göre; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e vahyin gelişinden sonraki yıllar, bazı kaynaklara göre ise “Hulefa-i Raşidîn” denilen dört halife devri ile Emevî halifesi Ömer b. Abdülazîz devrini de içine aldığı iddia edilen bir zaman dilimini kapsayan bu dönem, dünyadaki tüm Müslümanların yüzyıllardır bir benzerini yaşamak ve yaşatmak istedikleri bir devre işaret eder. Ancak Müslümanların


www.hadislerdemehdi.com

özlediği ve beklediği bu dönemin benzeri Allah’ın izniyle sadece günümüzde Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın vesilesiyle yaşanacaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu gerçeği şöyle müjdelemiştir:

İnsanlar, balarılarının beyleri etrafında toplanması gibi, HZ. MEHDİ (A.S.)'IN ÇEVRESİNDE TOPLANIRLAR. Daha önce zulümle dolu olan dünyayı, o adaletle doldurur. Adaleti o denli olur ki, uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz. DÜNYA, ADETA ASR-I SAADET DEVRİNE GERİ DÖNER. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 29) www.ilmiarastirma.net

Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulü, Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru ile yeniden yaşanacak olan bu asr-ı saadet benzeri dönem “Altınçağ” olarak isimlendirilir. Bu dönem Kuran ahlakının tüm dünyaya hakim olduğu din ahlakının hurafe ve bidatlardan temizlenerek “Asr-ı Saadet” dönemine döndüğü, mezheplerin kalktığı, mal, ürün bolluğu ve bereketin olduğu, emniyet, güven ve adaletin temin edildiği, huzur, saadet, her türlü teknolojik gelişmenin insanların rahatı, konforu, neşesi ve mutluluğu için kullanıldığı, ihtiyaç içinde olan kimsenin kalmadığı, isteyene istediğinden sayılmadan, kat kat fazlasıyla verildiği, bir zaman olacaktır. Hadislerde bildirildiği gibi “Altınçağ” silahların susacağı, yeryüzünün özlemini çektiği barışla dolacağı bir zamandır. Altınçağ'da, önceden devletler ve halklar arasında devam eden husumet ve anlaşmazlıklar son bulacak, bu halklar arasında çok büyük bir kardeşlik yaşanacak ve tüm kavgaların yerini barış, dostluk ve sevgi alacaktır. İlmi Araştırma, Eylül 2011

5


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kendi dönemine benzer bir yaşam şeklinin ve Kuran ahlakının hakim olacağı bu dönemi hadislerinde çok detaylı olarak anlatmıştır:

Hz. Mehdi (a.s.) Din Ahlakını Her Türlü Hurafe ve Bidatlardan Temizleyecektir Günümüzde bazı insanlar, İslam ahlakını öğrenmeye ve uygulamaya niyet ettiklerinde bazı hurafe ve bidatlerle (Bidat: Dinin aslında olmadığı halde, dine sokulan adetler) karşılaşmaktadırlar. Bu hurafe ve bidatler de bu gibi kişilerin İslam ahlakını doğru tanımalarını ve samimi olarak yaşamalarını engellemektedir. Gerçek din ahlakını hiçbir zaman öğrenemediklerinden ve İslam'ı gerçek manasıyla tanımadıklarından İslam dininden uzaklaşmaktadırlar. Aslında insanların uzaklaşmak istedikleri İslamiyet değil, yobaz zihniyettir. İnsanlar en çok "Acaba ben de dinimi yaşamaya başlarsam bu insanlar gibi mi olacağım?" düşüncesiyle çekingen davranmaktadırlar.

Hz. Mehdi (a.s.) din ahlakını bazı cahil kişilerin ve yobaz hocaların yaşadığı bu hurafelerle dolu şeklinden temizleyecek, mezhepleri kaldıracak, dinin Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde olduğu gibi Kuran ahlakına göre yaşanmasına vesile olacaktır. İslam dininin gerçekte modernlik olduğunu, bilime, teknolojiye, sanata, estetiğe önem veren, dışa dönük, neşeli, sosyal, aydın ve kültürlü insanlardan oluştuğunu öğretecek ve İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacaktır. Bu gerçek hadislerde şöyle haber verilmiştir: HZ. MEHDİ (A.S.) HİÇBİR BİDATİ BIRAKMAYACAK." (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 43 ) "HZ. MEHDİ (A.S.) KALDIRMADIK BİD'AT BIRAKMAYACAKTIR. AHİR ZAMANDA AYNI PEYGAMBER GİBİ DİNİN İCABLARINI YERİNE GETİRECEKTİR." (Kıyamet Alametleri, s. 163) Sayın Adnan Oktar televizyonda canlı olarak yayınlanan bir sohbetinde Hz.

6

İlmi Araştırma, Eylül 2011

Mehdi (a.s.)’ın tüm bidatleri kaldıracağını onun devrinde Asr-ı Saadet Müslümanlığı yaşanacağını şöyle açıklamıştır: ADNAN OKTAR: “Mehdi (a.s.) hiçbir bidatı bırakmayacak” diyor. Her türlü uydurma ve hurafeyi, yobazların uydurduğu her türlü hurafeyi ortadan kaldırıyor. Hurafe düşmanıdır Hz. Mehdi (a.s.). “Mehdi (a.s.) kaldırılmadık bidat bırakmayacaktır.” Bidat; uydurma ve hurafelere denir. Biliyorsunuz yobazların gıdasıdır hurafe ve bidatlar. “Ahir zamanda aynı Peygamber (s.a.v.) gibi dinin icablarını yerine getirecektir.” Kıyamet Alametleri, 163. “Mehdi (a.s.) bizdendir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Benim soyumdandır” diyor. “Allah bu dini nasıl bizimle başlatmışsa, onunla sona erdirecektir.” Bakın Peygamberimiz (s.a.v.) hiç ayrılıktan söz etmiyor. “Benimle başladı, benimle bitecek” diyor. “Benim oğlum da bitire-


www.kurandamehdiyet.com lümanlığı dışında bir şey kalmayacak. Muhammed Bin Resul Al - Hüseyni El Berzenci, Kıyamet Alametleri, sayfa 186187. Bakın bu ayetin hükmünü uygulamış olacak, Müminun Suresi, 52-53. “İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir.” Bir tane ümmet, nerede mezhepler, cemaatler, gruplar? “Bir ümmetsiniz” diyor Allah, tek bir ümmetsiniz. “Ve Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse Benden korkup-sakının. Ancak onlar, işlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler; her bir

cek” diyor. “Ben başlattım, benim oğlum da bitirecek” diyor. “Ve onlar bizimle nasıl şirkten kurtulmuşlarsa, onunla da (Mehdi (a.s.) ile de) fitneden kurtulacaklardır.” Kitabül Burhan fi Alametil Hz. Mehdiyyil Ahir zaman. “Mehdi (a.s.) dini Peygamber (s.a.v.)’in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak, yeryüzünden mezhepleri kaldıracak.” Alevi, Sünni, Bektaşi, Vehhabi, hiçbir şey kalmıyor. “Yeryüzünden bütün mezhepleri kaldıracak, halis, hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak.” Asr-ı Saadet Müs-

www.ilmiarastirma.net

grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir.” Mezheplere, gruplara ayrıldılar paramparça oldular ve doğru yolda olduklarını düşünüp, seviniyorlar” diyor Cenab-ı Allah. (Müminun Suresi, 52-53) “Ki onlar Kuran’ı parça parça kıldılar.” Kimi Kuran’a bir başka türlü uyuyor, kimi başka türlü uyuyor, kimi başka türlü uyguluyor. Halbuki Kuran bir tane. Ama Cenab-ı Allah ne diyor? “Ki onlar Kuran’ı parça parça kıldılar.” Yaptıkları suçu hatırlatıyor Allah. Hicr Suresi, 91. “O dini dosdoğru ayakta tutun.” Bakın, dosdoğru ayakta tutun dini. “Ve onda ayrılığa düşmeyin.” Mezheplere, gruplara ayrılıp, paramparça olmayın. “Ve onda ayrılığa düşmeyin diye dinden Nuh’a vasiyet ettiğini, sana vahyettiğimizi İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya vasiyet ettiğimizi, sizin de içinde teşri ettiği bir hüküm olarak kıldı.” diyor Allah. Bu bütün İlmi Araştırma, Eylül 2011

7


peygamberler için geçerlidir. “Din bölünmez, mezheplere, gruplara ayıramazsınız” diyor Cenab-ı Allah. “Senin kendilerini çağırdığın şey müşriklere ağır geldi.” “Tek din olsun, mezhepler kalksın” diyecek Hz. Mehdi (a.s.). Bakın ama ona ne yapıyorlar o zaman; “Senin kendilerini çağırdığın şey müşriklere ağır geldi.” “Biz buna alıştık, biz yapamayız” diyorlar. “Biz atalarımıza göre hareket edeceğiz” diyorlar. O diyor ki; sahabe dönemi gibi olacak. “Resulullah (s.a.v.)’in sünnetine tam uyacağız, aynı Resulullah (s.a.v.) dönemi gibi yaşamak istiyoruz” diyecek. “Hayır, biz kabul etmeyiz onu” diyorlar.

9

İlmi Araştırma, Eylül 2011

Bakın, “Senin kendilerini çağırdığın şey müşriklere ağır geldi.” Nitekim Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı ayaklanacaklarını ve yobazların azgınlık göstereceklerini Peygamberimiz (s.a.v.) çok detaylı kapsamlı anlatıyor. Ve bu şahıs, İstanbul’daki bir alim, İstanbul’un azılı yobazı, Hz. Mehdi (a.s.) için; “Bu bizim dinimizi kaldırdı, bu mürted. Bu dinden çıkmış, bizim dinimizi kaldırdı bu adam. Ey Müslümanlar dikkatli olun, dine, İslam ahlakına karşı mücadele veriyor bu” diyor inşaAllah. Bunu İmamı Rabbani de naklediyor. “Senin kendilerini çağırdığın şey müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir.” “İçten kendisine yöneleni hidayete erdirir.” Aynı zamanda Hz. Mehdi (a.s.)’a bakan bir ayet çünkü Mehdi demek, Allah’ın hususi surette hidayete erdirdiği anlamına gelir aynı zamanda.


www.mehdiyet.com

“Bu Allah’ın Kitab’ı şüphesiz hak olarak indirmesindendir. Kitap konusunda anlaşmazlığa düşenler ise, uzak bir ayrılık içindedirler.” diyor Allah. Bakara Suresi, 176. Halbuki bir tane Kitap var, Kuran’a tam tabi olmak durumundalar. Paramparça oldu ümmet, bunu düzeltecek Hz. Mehdi (a.s.), inşaAllah. (17 Ocak 2011, Kahramanmaraş Aksu TV)

Hz. Mehdi (a.s.) Tüm Mezhepleri Kaldıracaktır Hz. Mehdi (a.s.), din ahlakını Peygamberimiz (s.a.v.)’in uyguladığı gibi tatbik edecektir. Onun rehberi Allah'ın Yüce Kitabı Kuran-ı Kerim ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti olacaktır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in uygulamaları, sözleri, açıklamaları ve tavsiyeleri Hz. Mehdi (a.s.)’ın fikri mücadelesinde çok önemli bir yer tutacaktır. Bunun yanı sıra Hz. Mehdi (a.s.), Müslümanlar arasında, sadece vahiy kaynaklı Allah'ın Yüce Kitabı Kuran-ı Kerim ile hüküm ve amel edecektir ve mezhep ayrılıklarını giderecektir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bir hadisinde bu durumu şöyle açıklamıştır: "Fütühat-ül Mekkiye" isimli eserinde Muhyiddin Arabi şöyle bildirmektedir: ...MEHDİ, DİNİ PEYGAMBERİN (S.A.V.) ZAMANINDA OLDUĞU GİBİ AYNEN TATBİK EDECEK. YERYÜZÜNDEN MEZHEPLERİ KALDIRACAK. HALİS VE HAKİKİ DİNDEN BAŞKA HİÇBİR MEZHEP KALMAYACAK. Onun düşmanları içtihad alimlerinin taklid edenleri olacak. Çünkü onlar Hz. Mehdi (a.s.)'ın mezhep imamlarının tersine hükmettiğini gördüklerinde bundan hoşlanmayacaklar, fakat karşı da gelemeyecekler...

www.ilmiarastirma.net

Onun açık düşmanları fukaha (fıkıh alimleri) olacak. Çünkü halk arasında bir imtiyazları kalmayacak. Hatta ahkam hususunda ilimleri de azalacak. Bu imamın gelişiyle alimlerin hükümlerdeki anlaşmazlıkları da giderilecek.. Şayet elinde kılınç (ilim) olmasaydı onun ölümüne fetva verirlerdi. (Kıyamet Alametleri, s. 186-187) Ayrıca değerli İslam alimi İmam Rabbani Hazretleri bidat ehlinin şimdiye kadar hiç karşılaşmadıkları bu duruma çok şaşıracaklarını, karşı çıkacaklarını, hatta bir kısmının Hz. Mehdi (a.s.)'ın dinlerini kaldırmaya çalıştığını iddia edeceklerini aktarmıştır. İmam Rabbani bu konuda şöyle bildirmektedir:

GELECEĞİ VAAD EDİLEN MEHDİ (A.S.) DİNİN TERVİCİNİ (değerini artırmayı), SÜNNETİN İHYASINI (yeniden canlandırmasını) MURAD ETTİĞİ (istediği) ZAMAN; BİD'AT EHL-İ İLE AMELİ ADET EDİNEN, HASENE ZANNI İLE DİNİ KARIŞTIRAN (dinin aslında, özünde olmayan şeyleri, dinin emri olduğunu zanneden bazı insanlar) HAYRETLE ŞÖYLE DİYECEKTİR: Bu kimse (yani Mehdi) dinimizi kaldırmak ve şeriatımızı izale (mahvetmek) istiyor. (Mektubat-i Rabbani, 1/535 )

İlmi Araştırma, Eylül 2011

9


Sayın Adnan Oktar bir sohbetinde bu konuyu şöyle açıklamıştır: “Hz. Mehdi (a.s), dini Resulullah (s.a.v.)’in zamanında olduğu gibi, aynen tatbik edecek.” Hurafe, yobazlık, üçkağıtçılık yok, o devirde. “Yeryüzünde mezhepleri kaldıracak.” Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi, Caferi, Şii, hiçbir şey yok. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında mezhep var mıydı? Yoktu. Hz. Mehdi (a.s.) zamanında da yok. “Halis ve hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak. “Düşmanları”, bak düşmanları var, görüyor musun, kimmiş, “ehli içtihat alimlerinin mukallitleri olacak.” Üçkağıtçı hocalar, bir kısım yobaz takımı. “Çünkü onlar Hz. Mehdi (a.s)’ın, imamlarının mezheplerinin tersine hükmettiğini gördüklerinde” yani İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbeli, İmam-ı Hanefi, İmam-ı Şafii yahut kimse artık

10

İlmi Araştırma, Eylül 2011

mezhebi. “Mezheplerinin tersine hükmettiğini gördüklerinde, bundan hoşlanmayacaklar.” Ne Hanefi’ye benzeyecek, ne Hanbeli’ye, ne Şafi’ye fakat hepsinden, güzellikleri içinde barındıracak. Ama kusursuz bir din hakimiyeti var. Mezhep yok, aynı Resulullah (s.a.v.) zamanındaki gibi. Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafiliğin, tam doğru olan kısımlarını alacak. “Fakat karşı da gelmeyecekler.” Arkadaşlarından, çevresinden çekindikleri için, ister istemez hakimiyetlerine boyun eğecekler. Onun açık düşmanları fukuha olacak. Alenen, bir kısım yobaz takımı. Kokmuş yobazlar var ya, onlar. “Çünkü halk arasında bir imtiyazları kalmayacak, hatta ahkam hususunda ilimleri de azalacak. Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişiyle alimlerin hükümlerindeki anlaşmazlıklar da giderilecek. Fakihler onun ölümüne fetva verirlerdi lakin Allah onu gücü ve cömertliği ile hakim kılacak. Ondan hem korkacaklar, hem de bir şeyler umacaklar.”


www.mehdininalametleri.com Hani köpek olur ya; hem çekinir, hem de yemek verecek mi acaba diye kuyruğunu sallayarak dilini çıkarır, onun gibi. “Kalben ondan nefret edecekler, fakat buna rağmen ister istemez hükmünü kabul edecekler.” (30 Haziran 2011 tarihli A9 TV ve Samsun Aks TV canlı sohbetinden)

✗ Hz. Mehdi (a.s.), İnsanları Allah’ın Birliğine ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in Sünnetine Davet Edecek ve Hak Dini Yaşamalarına Vesile Olacaktır “Andolsun ki Allah, mü'minlere içlerinden, kendilerinden olan bir elçi göndermekle lütufta bulunmuştur. Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler.” (Al-i İmran Suresi, 164) ayetinde haber verildiği gibi Hz. Mehdi (a.s.) vesilesiyle Yüce Allah’ın emrettiği gerçek din ahlakı eksiksiz olarak yaşanacaktır. Din ahlakı samimi aslına döndürülecektir.

Din birliği de olacak, artık ALLAH'TAN BAŞKASINA TAPILMAYACAKTIR. (Sünen-i İbni Mace, cilt 10, Haydar Hatipoğlu, Bab 33, s. 331-335)

SİZİ sünnetime sımsıkı sarılmaya, raşid ve MEHDİ HALİFELERİMİN YOLUNDA GİTMEYE TEŞVİK EDERİM. (İbni Mace, Mukaddime 6, Ebu Davud, Sünnet. 5. Mehdi ve Deccal, Şaban Döğen, s. 139)

✗ Hz. Mehdi (a.s.) Müslümanlar Arasında Birlik ve Beraberliği Sağlayacaktır Peygamberimiz (s.a.v.), Allah'ın Hz. Mehdi (a.s.)’ı vesile kılarak İslam ahlakını tüm dünyaya hakim edeceğini bildirmiştir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın Allah'ın izniyle ahir zamanda ortaya çıkacağı ve İslam ahlakını yeryüzüne hakim kılacağı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in bir hadis-i şerifinde şöyle haber verilmiştir: Allah bizimle insanları nasıl şirk adavetinden (düşmanlığından) kurtararak, onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa, HZ. MEHDİ (A.S.) İLE fitne adavetinden kurtaracak ve KARDEŞ YAPACAKTIR. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyyil Ahir Zaman, Ali b. Hüsameddin elMuttaki, s. 20) “... kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı...” (Al-i İmran Suresi, 103) ACEM (ARAP OLMAYAN) VE ARAP MİLLETLERİ ARASINDA ÜLFET VE MUHABBET YERLEŞİR. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 66)

Hz. Mehdi (a.s.) devrinde Kur'an-ı Kerim'e gereken önem verilecektir. Bu devirde Kuran ara sıra bakılan, anlamı düşünülmeden okunan bir kitap olmaktan kurtarılacak, hayatın her safhasını düzenleyen tek kaynak olacaktır. Hz. Mehdi (a.s.) din ahlakını, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanındaki gibi tatbik edecektir. www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Eylül 2011

11


Sayın Adnan Oktar İslam Ahlakının Getireceği Samimi Neşeyi Bir Sohbetinde Şöyle Tarif Etmiştir: İnsanlar psikolojik olarak dengeli olacak. Mesela dışarıdaki her insana güvenebileceksiniz. Yani konuşmasına, üslubuna, kişiliğine, şahsiyetine güveneceksiniz. Eğlencenin en güzeli olacak, gençler eğlenemeyeceğiz zannediyorlar. En mükemmel eğlenceyi onlar yaşayacaklar, yaşlı da eğlenecek, genç de eğlenecek, ama Allah’la iç içe. Allah’ı kalplerinde yoğun olarak yaşayarak. Allah’ın varlığını kalplerinde yoğun olarak yaşatarak, Allah’a yakın bir muhabbetle bunu elde edecekler inşaAllah. Dolayısıyla Allah aşkıyla eğlenmek ayrıdır, neşe ayrıdır; Allah’ı unutmuş eğlenme ayrıdır. Allah’ı bilen eğlenme olacak. (30 Nisan 2010 tarihli HarunYahya TV’deki canlı sohbetten)

“... birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık.” (Hucurat Suresi, 13) Sayın Adnan Oktar 8 Kasım 2010 tarihli Kahramanmaraş Aksu Tv’deki canlı sohbetinde Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru ile din ahlakının, Peygamberimiz (s.a.v.) dönemindeki gibi tek bir din olacağını, Müslümanların yeniden birlik ve beraberlik içinde olacaklarını şöyle açıklamıştır: “Mesela dört tane hak mezhep var: Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafii. Dördünün de helalleri, haramları ayrıdır, ibadet şekilleri ayrıdır. Ama ana noktalarda ittifak vardır tabii. Ama ayrıldıkları noktalar da çoktur. Neden? Mehdi (a.s.) çıkmadı da onun için, zaruri olduğu için. Yoksa din bir tane olunca, helaller haramlar da bir tane olur. Her mezhebin helali, haramı, ibadeti ayrı olur mu? Mesela dört hak mezhepte, Hanefi’de de, Hanbeli’de de, Maliki’de de, Şafi’de de ibadet şekilleri ayrı, abdesti

12

İlmi Araştırma, Eylül 2011

bozan konular ayrı, abdest gerektiren konular ayrı, namazın farzları, vacipleri ayrı, yenecek yiyeceklerde helaller, haramlar ayrı. Yani ayrı ayrı ayrı, hep ayrı, Hz. Mehdi (a.s.) çıkmadığı için. Hz. Mehdi (a.s.)’ın ne kadar zaruri olduğunu burada görüyor muyuz? Çünkü Hz. Mehdi (a.s.) çıktığında birlik oluyor, tek din oluyor. Bütün Müslümanlar aynı helalleri, haramları biliyor. İbadetlerin hepsi aynı. Namazların farzları, vacipleri aynı oluyor. Hiçbir farklılık olmamış oluyor. Bu yönden de Hz. Mehdi (a.s.)’ın acil olduğu açıkça görülüyor.

✗ Hz. Mehdi (a.s.) İslam Ahlakının Dünyaya Hakim Olmasına Vesile Olacaktır Yüce Allah pek çok Kuran ayetinde kulları için seçip beğendiği dinini yeryüzünde hakim kılacağını bildirmiştir. 1400 yıl önce Peygamberimiz (s.a.v.)’in samimi bir çabayla tek başına başlattığı tebliğ faaliyeti bugün tüm dünyayı etkisi


www.mehdikanakitmaz.com

altına almıştır. Allah’ın izniyle çok yakın bir zamanda, Hz. Mehdi (a.s.)’ın vesilesiyle hak din olan İslam, Peygamberimiz (s.a.v.)'in dönemindeki şekliyle yaşanacak, Kuran ahlakı insanlar arasında hakim olacaktır. Rabbimiz, Nur Suresi'nin 55. ayetinde bu vaadini şöyle bildirmiştir:

“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaad etmiştir: HİÇ ŞÜPHESİZ ONLARDAN ÖNCEKİLERİ NASIL 'GÜÇ VE İKTİDAR SAHİBİ' KILDIYSA, ONLARI DA YERYÜZÜNDE 'GÜÇ VE İKTİDAR SAHİBİ' KILACAK, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır.” (Nur Suresi, 55) Yüce Allah’ın Kuran’da İslam dinini hakim kılacağını bildirdiği diğer ayetlerden bazıları şunlardır:

www.ilmiarastirma.net

“... "Şüphesiz ARZ'A SALİH KULLARIM VARİSÇİ OLACAKTIR" diye yazdık.” (Enbiya Suresi, 105) “Ve onlardan sonra SİZİ O ARZA MUTLAKA YERLEŞTİRECEĞİZ...” (İbrahim Suresi, 14) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de dünyanın son dönemi olan ahir zamanda İslam ahlakının yeryüzünde Hz. Mehdi (a.s.) vesilesiyle hakim olacağını şöyle müjdelemiştir: Tüm olarak yeryüzünün meliki dört tanedir. Onların ikisi: Zülkarneyn ve Süleyman müminlerden, diğer ikisi, Nemrud ve Buhtunnasr kafirlerdendir. YERE beşinci olarak EHLİ BEYTİMDEN BİRİ SAHİP OLACAK. YANİ MEHDİ. (Mektubat-ı Rabbani, 2/1163)

İlmi Araştırma, Eylül 2011

13


MEHDİ tıpkı Zülkarneyn ve Süleyman gibi DÜNYAYA HÜKMEDECEKTİR. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29) Ümmü Seleme'nin rivayetlerine göre, HZ. MEHDİ, İSLAM’I YERYÜZÜNÜN DEĞİŞİK BÖLGELERİNDE HAKİM KILACAKTIR. (İmam-ı Rabbani, Mektubat, I: 565) Ayrıca Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’ın İslam dinini Asr-ı Saadet dönemindeki gibi şirkten ve fitneden arındıracağını bildirmiş ve İslam dinini kendi dönemindeki gibi ayakta tutacağını belirtmiştir:

14

İlmi Araştırma, Eylül 2011

Naim b. Hammad Hz. Ali'den rivayet etti. Peygamberimiz buyurdu ki; Mehdi bizdendir. (Soyumuzdandır) Allah bu dini nasıl bizimle başlatmışsa onunla sona erdirecektir. Ve onlar bizimle nasıl şirkten kurtulmuşlarsa, onunla da fitneden kurtulacaklardır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 20) Hz. Peygamber (s.a.v.) en başta İslam'ı nasıl ayakta tuttuysa, MEHDİ de en sonunda aynı şekilde İSLAM'I AYAKTA TUTACAKTIR. (El-Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s.27) Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyyil Ahir Zaman, s. 20)


www.mehdiyet.net

Hz. Mehdi (a.s.) Döneminde Bolluk ve Bereket Olacaktır Hz. Mehdi (a.s.) döneminde tıpkı Asr-ı Saadet döneminde olduğu gibi ürünlerde ve mallarda görülmemiş bir bolluk olacağı, Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu malları insanlara çok cömert olarak dağıtacağı fakat dağıtacak fakir kimse bulamayacağı hadislerde şu şekilde haber verilmiştir: Ümmetimden Mehdi çıkacaktır. Allahu Teala Hazretleri, insanları zengin kılmak için onu gönderecektir. O zaman ÜMMETİM NİMETLENECEK, HAYVANLAR BOLLUK İÇİNDE VE ARZIN NEBETATI (BİTKİ, YEMİŞ) ÇOK FAZLA OLACAK, HZ. MEHDİ, İNSANLARA EŞİT ŞEKİLDE BOL BOL MAL DAĞITACAKTIR (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23) . ... O zaman, yer ve gök ehli, bütün yabani hayvanlar, kuşlar, hatta denizdeki balıklar bile onun hilafetiyle sevineceklerdir. ONUN DEVRİNDE, AKAN IRMAKLAR BİLE SUYUNU FAZLALAŞTIRACAKTIR. HZ. MEHDİ HAZİNELERİ ÇIKARACAK (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 36)

EŞYAYI, MALI DAĞITACAK, fakat bolluktan dolayı kabul eden olmayacaktır... (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 31)

www.ilmiarastirma.net

Hz. Mehdi (a.s.) Resulullah (s.a.v.) Dönemindeki Gibi Adaletle Hükmedecektir Zulüm ve fıskla dolu olan DÜNYA, o (Hz. Mehdi) geldikten sonra ADALETLE DOLUP TAŞACAKTIR. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 20) Daha önce zulümle dolu olan DÜNYAYI, ADALETLE DOLDURUR. Adaleti o denli olur ki, uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz. DÜNYA, ADETA ASR-I SAADET DEVRİNE GERİ DÖNER. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar, s. 29)

Hz. Mehdi (a.s) Gerçek Demokrasi Anlayışını Öğretecek; Yeryüzünün Barışla Dolu, Güvenli Bir Yer Haline Gelmesine Vesile Olacaktır “Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe (silm'e, İslam'a) girin...” (Bakara Suresi, 208) ayetinde dikkat çekildiği gibi İslam barış ve güvenlik dinidir. Nitekim gerek Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gerekse dört halife ve Endülüs devletinin İslam hakimiyeti döneminde Yahudiler ve Hıristiyanlar huzur içinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Şüphesiz Müslümanların tarihe örnek olan demokrasi, eşitlik ve özgürlük anlayışının kaynağı Kuran ahlakının yaşanmasıdır. Günümüzde Hz. Mehdi (a.s.) da barış ortamının tüm dünyada yaşanması için bu modeli örnek alacaktır. İlmi Araştırma, Eylül 2011

15


DÜŞMANLIK VE KİNİ DE KALDIRACAKTIR... Kap su ile dolduğu gibi YERYÜZÜ BARIŞLA DOLACAKTIR... Savaş da ağırlıklarını bırakacak. (Sünen-i İbni Mace, Kitabü-l fiten Tercemesi ve Şerhi- Kahraman Neşriyat, cilt 10, Mütercim: Haydar Hatipoğlu, Bab 33, s. 331-335) . .. Hiçbir kimse arasında bir DÜŞMANLIK KALMAYACAKTIR. (Sahih-i Müslim, 1/136) Ve bütün DÜŞMANLIKLAR, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak KAYBOLUP GİDECEKTİR. (Sahih-i Müslim, 1/136) (Mehdi) zamanında NE BİR KİMSE UYKUSUNDAN UYANDIRILACAK, NE DE BİR KİMSENİN BURNU KANAYACAKTIR. (Kıyamet Alametleri, s. 163) 16

İlmi Araştırma, Eylül 2011

Hz. Mehdi (a.s.) Yüksek Sanat Gücüyle Dünyayı Güzelleştirecektir Hz. Mehdi (a.s.) döneminde yaşanacak olan Asr-ı Saadet benzeri yaşamın en dikkat çeken özelliklerinden biri de Hz. Mehdi (a.s.)’ın vesilesiyle yüksek sanat gücünün dünyanın her köşesine hakim olacak olmasıdır. Bu dönemde Kuran neşesi, estetik ve güzellik Allah’ın izniyle her yerde hissedilecektir. Bu müjdeli dönem Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisinde şöyle vurgulanmıştır:

ALEMDE VİRAN BİR YER KALMAYACAK VE HZ. MEHDİ (A.S.) HER YERİ ONARACAK, ABAD (MAMUR VE ŞEN) EDECEK. (El Mehdiyy-il Mev’ud, c:1, sf. 264)


www.risaleinurdamehdi.com

Sayın Adnan Oktar Hz. Mehdi (a.s.) zamanında sanata ve estetiğe önem verileceğini şöyle anlatmıştır: “Mehdiyet devrinde insanların beyinleri berrak hale gelecek. Bir kere mükemmel bir psikolojik tedavi olacak, toplum olduğu gibi psikolojik olarak rehabilite edilecek. İnsanlarda ruh hastalığı kalmayacak, psikolojik bozukluklar kalmıyor. Hz. Mehdi (a.s.), bütün dünyayı tedavi edecektir. Korku hastalığından kurtaracaktır onları, vesvese hastalığından kurtaracaktır, gelecek korkusundan kurtaracaktır ki çok dehşetli bir beladır gelecek korkusu. Tevekkülsüzlük korkusunun acısından kurtaracaktır. Buna benzer yüzlerce psikolojik bozukluktan kurtaracaktır. Çok sağlam beyinler elde edecektir bir kere. Böyle sevgiyi, dostluğu çok sağlam elde edebilecek beyinler. Sonra bu beyinleri sanata ve bilime yönlendirecek ve bunun sonucunda da mükemmel bir sanat, mükemmel bilim ve mükemmel bir konfor ve modernlik meydana gelecek. Evlerin en güzeli, sokakların bahçelerin en güzeli, kıyafetlerin en güzeli. Mesela

www.ilmiarastirma.net

şimdi gençler çok güzel giyindiklerini düşünüyorlar. Hz. Mehdi (a.s.) devrinde gerçek güzel kıyafeti görmüş olacaklar. Çünkü Bediüzzaman diyor, “sanatın da üstadıdır” diyor, Hz. Mehdi (a.s.) için, sanatın üstadı. “Sanat, marifet ve ittifak, silahlarımız” diyor. Ama tabii onu anlamazlıktan geliyorlar, “zanaat demek istiyor” diyorlar. Zanaat demiyor Said Nursi, Türkçe’yi çok iyi biliyor “sanat, marifet ve ittifak” diyor, çok net. Marifet nedir? Bir insanın marifetli olması nedir? Yetenek, üstünlük, güç. Tabii. Bir kere mekanların çok güzel olması, sokakların güzel olması, caddelerin, evlerin güzel olması ve tertemiz olması, düzgün ve düzenli olması bile ruhlarda müthiş bir ferahlık meydana getirecektir. En güzel renkler, en güzel biçimler, en güzel sesler, en güzel yapılar, en güzel hitabet, en güzel konuşma, herşeyin en güzeli hedeflenecektir. Mehdiyet’te hedef zaten, en güzeldir. Güzel değildir sadece bakın, en güzel. Mesela cadde, en güzeli; konuşma, en güzeli; üslup, en güzeli; kıyafet, en güzeli. Çünkü hep “en”de Allah’ın rızası vardır.” (30 Nisan 2010 tarihli HarunYahya TV’deki canlı sohbetten)

İlmi Araştırma, Eylül 2011

17


Peygamberimiz (s.a.v.)’den aktarılan pek çok hadiste, yeryüzünde İslam ahlakının hakim olacağı bir dönemin yaşanacağına işaret edilmektedir. Ahir zaman olarak bildirilen dönem Kuran ahlakının hakim olacağı bu dönemdir. "Altınçağ" ismiyle de bilinen bu dönem, hadislerden de anlaşılacağı üzere yarım yüzyıldan fazla sürecek "Asr-ı Saadet" benzeri bir devir olacaktır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu devri tasvir ederken cennet benzeri özelliklerle anlatması, bu devre "Altınçağ" ismi verilmesine neden olmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.) ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)’ın vesilesiyle oluşacak bu güzel ortamı şu hikmetli sözlerle tarif etmiştir: “… KÜÇÜKLER KEŞKE BEN BÜYÜK OLSAYDIM, BÜYÜKLER DE KEŞKE BEN KÜÇÜK OLSAYDIM DİYE TEMENNİ EDERLER... İYİ İNSANLARIN İYİLİĞİ ARTAR, KÖTÜLERE KARŞI BİLE İYİLİK YAPILIR." (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 17) Asr-ı Saadet Döneminin Yeniden Yaşatılması Hz. Mehdi (a.s.)’ın Kaderindedir "Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık." (Kamer Suresi, 49) ayetiyle de buyrulduğu gibi, Rabbimiz herşeyi belirli bir kaderle yaratmıştır. Tüm canlı ve cansız varlıkların kaderi gibi, Hz. Mehdi (a.s.)'ın da kaderi Allah Katında bellidir. Bu mübarek şahsın kimliği, alametleri, ortaya çıkışı, İslam Birliği'ni sağlayışı, İslam ahlakını yeryüzüne hakim kılışı Allah Katında yaşanmış ve bitmiştir. Dolayısıyla, Peygamberimiz (s.a.v.)'in gelecekte gerçekleşeceğini haber verdiği

18

İlmi Araştırma, Eylül 2011

tüm ahir zaman alametleri aslında o dönemde olup bitmiştir. Yani, Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde de Hz. Mehdi (a.s.) dünyaya gelmiş, yaşamış, tüm faaliyetlerini gerçekleştirmiş ve vefat etmişti. Hatta Hz. Mehdi (a.s.)’ın yaşamının her anı Hz. Adem (a.s.) zamanında da yaşanmış ve bitmişti. Hz. Musa (a.s.) döneminde, Hz.


www.bediuzzamanvemehdi.com Yusuf (a.s.) döneminde, Hz. Nuh (a.s.) döneminde, Hz. İsa (a.s.) döneminde de Hz. Mehdi (a.s.) görevini yerine getirmiş ve bitirmişti. Rabbimiz'in takdir ettiği vakit geldiğinde, ahir zamanda yaşayan insanlar da bu kutlu olayları izleyecek ve tüm bunlara tanıklık edeceklerdir. Rabbimiz kaderde kimi takdir etmişse Hz. Mehdi (a.s.) odur. Hz. Mehdi (a.s.), Yüce Allah'ın Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e 1400 yıl önce bildirdiği, Peygam-

berimiz (s.a.v.)'in fiziksel ve diğer özelliklerini, faaliyetlerini, hizmetlerini ve dünyada bıraktığı etkiyi bildirdiği mübarek kişidir. Bu özelliklerin taklit edilmesi, çaba harcanarak kazanılması kesinlikle mümkün olmadığı gibi, Hz. Mehdi (a.s.)'ın çalışmalarının durdurulması da Allah'ın izni ile imkansızdır. Hz. Mehdi (a.s.), Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)'in de haber verdiği gibi tüm hizmetlerini yerine getirecek ve Allah'ın izniyle Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılacaktır. Bu, Allah'ın belirlediği bir kaderdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bu gerçeği şöyle müjdelemiştir:

“KIYAMETİN KOPMASI İÇİN SADECE BİR GÜNDEN BAŞKA VAKİT KALMAMIŞ DA OLSA, Allah benim Ehl-i Beytimden (soyumdan) BİR ZATI GÖNDERECEK, yeryüzü zulümle dolduğu gibi, o yeryüzünü adaletle dolduracaktır.” (Sünen-i Ebu Davud, 5/92)

... O zaman, yer ve gök ehli, bütün yabani hayvanlar, kuşlar, hatta denizdeki balıklar bile onun hilafetiyle sevineceklerdir. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 36) www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Eylül 2011

19


A9 TV, Kahramanmaraş Aksu TV ve Kaçkar TV, 14 Temmuz 2011 ADNAN OKTAR: Bence adamlar tavırlarını açıkça ortaya koyuyorlar, anlaşılmayacak gibi değil. Bu konuda, diğer partilerin de hükümete destek olarak muhalefeti kaldırmaları lazım. Yekvücut olarak; MHP, CHP, AK Parti, Saadet, Büyük Birlik Partisi yekvücut olduklarını açıklayıp, bir deklarasyon sunup net tavır ortaya koymaları gerekir. Bu çok büyük darbe olur. Arkadan da bilimsel karşı propaganda, inşaAllah.

20

İlmi Araştırma, Eylül 2011


www.AdnanOktarnedemistineoldu.com

www.samanyoluhaber.com

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Eylül 2011

21


❖ Kasten yapılmayan bir

hataya karşı kızgınlık hissetmek niçin yanlıştır? ❖ Kasten yapılmayan

hatalarda hoşgörülü olabilmek için dikkat edilmesi gereken konular nelerdir? ❖ Bir kişi kasıt

gözetmediği halde çevresine zarar verebilecek olaylara yol açıyorsa, ne yapmak gerekir? 22

İlmi Araştırma, Eylül 2011

İ

nsanların çoğu çevrelerindeki kişilerde bir hata ya da eksiklik gördükleri zaman, refleks olarak önce kızgınlık hissine kapılma eğilimindedirler. Genellikle bu gibi durumlarda, önce konunun detaylarını araştırmaktansa, hiç soruşturmadan karşı tarafı haksız bulurlar. Henüz çocuk yaşta bir insan bile, istemeden bir tabak ya da bardak kırdığında, büyükleri, suçu hemen çocukta bulup onu azarlamaya yeltenirler. Yetişkin biri bir hata yaptığında ise, bu kişiye kızma konusunda kendilerini alabildiğine haklı görürler. Oysa ki hata yapan kişinin içerisinde


www.apacikdusmanseytan.com

hata yaptıran Allah’tır. Allah dilediği için o kişi yanlış bir tavır gösterir. O insan, o anda yalnızca kaderinde kendisi için takdir edilene uymaktadır. Dolayısıyla bu, her kim olursa olsun, hata karşısında kızgınlık duyulmaması için yeterli bir sebeptir.

bulunduğu şartlar öğrenildiğinde, çoğu zaman bu tavrın altında bir kasıt olmadığı ortaya çıkar. Ve tavrı her ne kadar yanlış olursa olsun, bir kişinin yaptığı hatada kasıt gözetmemiş olması, ona karşı kızgınlık duyulmaması için çok geçerli ve önemli bir sebeptir. Elbette ki hatalar hatırlatılmalı, düzeltilmeye, telafi edilmeye çalışılmalıdır. Eğer bu hata, kişinin bir ihmalkarlığından, düşüncesizliğinden, irade göstermemesinden, sorumsuzca davranmasından ya da umursamamasından kaynaklanıyorsa, bir daha tekrarlanmaması için bu konuda gereken her türlü tedbir de alınmalıdır. Ancak şu önemli gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır: Öncelikle bir insana www.ilmiarastirma.net

Kasten Yapılmayan Hatalarda Hoşgörülü Olabilmek İçin Dikkat Edilmesi Gereken Konular Allah insanı, ‘hata yapacak bir varlık’ olarak yaratmıştır. Bunun aksi bir beklenti içerisinde olmak çok yanlış olur. Elbette ki her insan hayatı içerisinde küçük ya da büyük mutlaka pek çok hata yapacaktır. İnsan ne kadar tedbir alsa da, ne kadar irade kullansa da, Allah’ın takdir ettiği bu gerçeğin önüne asla geçemez. Dolayısıyla bu da, hata yapan bir insana kızgınlık duyulmasını ortadan kaldıracak önemli bir sebeptir. Ayrıca bir başkasında hata gördüğünde buna karşı kızmaya hazırlanan insan, kendisinin de sık sık hata yaptığını unutmaİlmi Araştırma, Eylül 2011

23


❀ Kasten yapılan, karşı tarafa zarar vermeyi amaçlayan, kin, öfke veya kıskançlıkla, intikam duygularıyla, rekabet hissiyle, kötülük olsun diye, özel olarak tasarlanan davranışlar vardır. ❀ Kasten yapılan kötü amaçlı bu davranışlarda ilgili kişiye buğz edilmesi, o kişiye karşı tedbir alınması ve dikkatli davranılması son derece normal ve hatta gereklidir. ❀ Ancak iyi niyetli bir insanın, istemeden yaptığı, hatta ortaya çıkan sonuçtan en çok kendisinin rahatsız olduğu bir durumda, o kişiye karşı haksız bir kızgınlık duymak vicdana uygun değildir. Çünkü herşeyden önce, o kişi yalnızca kaderinde olanı yapıyordur. Allah dilediği için o hata gerçekleşmiş, Allah dilediği için o kişinin, o hatayı yapacağı şartlar hazırlanmıştır. malıdır. Onun hataları da başkalarında çeşitli rahatsızlıklar oluşturmaktadır. Ancak insan hiçbir zaman için kendisine karşı kızgınlık duyulmasını istemez. Öyleyse bu insan, kendisine yapılmasını istemediği, kendi canını yakan, kendini rahatsız eden bir şeyi, başka hiç kimseye de yapmamalıdır. Kendisi bu tarz bir durumda iken nasıl ki mazeretleri olduğunu düşünüyor ve çevresinden kendisine şefkatle, sevgiyle ve anlayışla yaklaşılmasını bekliyorsa, o da herkese aynı hoşgörü ile bakmak durumundadır.

24

İlmi Araştırma, Eylül 2011

Ayrıca Allah insana, ‘affediciliği, bağışlamayı, hoşgörülü olmayı, şefkat ve merhametten ayrılmamayı’ emretmiştir. Demek ki hayat içerisinde insanın karşısına bu ahlakı göstermesi gereken kişiler ve durumlar çıkacaktır. Eğer çevresindeki herkes mükemmel ve kusursuz olsaydı, bir kişinin güzel ahlak özelliklerini göstermek gibi bir sorumluluğu da olmazdı. Ancak Allah insanları kusurlu yaratmış ve birbirlerine karşı bu ahlakı göstererek birbirlerinin kusurlarını telafi etmelerini emretmiştir.


www.Allahianmak.com

Kasten Yapılmayan Hatalarda Unutulmaması Gerekenler... Buraya kadar sayılanlar, hata yapan bir insana gösterilmesi gereken bakış açısını hatırlatmaktadır. Ayrıca,  ‘hata yapan, ancak bunda hiçbir kasıt ya da kötü niyet gözetmeyen’ bir insanı değerlendirirken unutulmaması gereken gerçekler vardır. Yanlış bir tavrı, yanlış olduğunu bile bile, kasten ve özellikle yapmak, Kuran ahlakıyla asla bağdaşmayacak ve Allah’ın beğenmediğini bildirdiği bir ahlaktır. Eğer bir insan, vicdanı kendisine doğruyu göstermesine rağmen, şuurlu bir şekilde kötülükten yana bir karar alıyorsa, bu en başta Allah Katında kişiye çok büyük bir

www.ilmiarastirma.net

sorumluluk yükleyecek bir tavırdır. Böyle bir durumda insanlar bu kişiye karşı kızgınlık duymasalar da, Allah bu kötü ahlakın karşılığını ona zaten verecektir. Ancak elbette ki müminler de, Allah’ın beğenmediği bir tavra karşı  ‘Kuran ahlakına uygun bir buğz hissi’  duyarlar ki, bu da zaten onların imanlarının ve Kuran ahlakını yaşadıklarının bir göstergesidir. Ancak eğer bir insan kasıt gözetmeden; düşünemediği, akledemediği ya da unuttuğu için, tecrübesizliğinden, bilgisizliğinden ya da yanlış anlamış olmasından dolayı bir hata yapıyorsa, bu durumda bu kişiye karşı gösterilmesi gereken tavır,  ‘şefkatle, merhametle, güzel ahlakla doğruyu göstermek’ olmalıdır. Ayrıca eğer bir insan hata yapıyorsa, ama bu durumunu açıklayabileceği mazeretleri varsa, bunları öğrenmeden, bu kişiyi hiç dinlemeden, hakkında peşin bir hüküm vermek ve kızgınlığa kapılmak da çok yanlış olur. Öne süreceği mazeretler, gerçekten bu kişinin

İlmi Araştırma, Eylül 2011

25


hatasını mazur gösterecek sebepler içerebilir. Böyle bir durumda insanın, sırf nefsinin bu yönde teşvik etmesinden dolayı bu kişiye karşı kalbinde bir öfke duyması, Kuran ahlakına uygun olmaz. Bunların yanında insan, karşısındaki kişinin sözlerine göre bir kanaat edinebilir. Ancak elbette ki, kalbinde gerçekten bir kasıt olup olmadığını bilemez. İşte insan bu noktada da yine Kuran ahlakıyla düşünmek ve  ‘hüsn-ü zan etmek’  durumundadır. Çünkü mümin için, karşı tarafın ‘sözü ve tavrı’ esastır. İnsanların kalplerinde olanı yalnızca Allah bilebilir. Bu nedenle mümin, bir kişinin hatasına karşı öne sürdüğü mazeretlerde

26

İlmi Araştırma, Eylül 2011

samimiyet ve haklılık görüyorsa, ona mutlaka itimad etmelidir.

Mümin Kasten Yapılmayan Bir Hataya Karşı Kızgınlık Duymaktan Allah’a Sığınmalıdır Kasten yapılmadığına kanaat getirilen bir hata olduğunda, bu duruma affedicilikle, anlayışla, merhametle yaklaşılmalı-


www.duaetmek.imanisiteler.com dır. Ancak elbette ki her hata gibi, kasten yapılmayan yanlış bir tavrın da oluşturacağı maddi manevi çeşitli zararlar söz konusudur. İşte müminin böyle bir durumda dikkatini asıl yoğunlaştırması gereken, konunun bu kısmı olmalıdır. Eğer bir kişi kasıt gözetmeden de olsa, istemeden çevresine zarar verebilecek şartlara yol açıyorsa, bu durumda müminin göstermesi gereken en akılcı tavır  ‘tedbir almak’ olacaktır. Bu kişinin ‘düşünememesi, akledememesi, unutması, yanlış anlaması’ gibi durumların bir daha oluşmaması için, gereken tüm önlemler uygulanmalıdır. Eğer buna rağmen bu kimse, eksikliğini telafi edemiyorsa ve tekrar tekrar unutabilecek, düşünemeyecek, yanlış anlayabilecek bir karakter gösteriyorsa, bu durumda oluşabilecek tahribatın önlenmesi için, elbette ki bu kişiye karşı çok daha temkinli davranılması gerekebilir. Ancak bu temkinin sebebi öfke değil, yalnızca  ‘Allah rızası’dır. Mümin, bu kişinin yaptığı hatalarla çevresine zarar vermesini önleyebilmek için ona karşı -Allah rızası için- temkinli ve ted-

birli davranır. Ancak bu, hiçbir zaman için kızgınlık dolu bir yaklaşım değildir. Müslüman, istemeden hataya düşen bir insanın acizliğini görmekten dolayı, ona karşı şefkat ve koruma duygularıyla yaklaşır. Bir yandan şefkat duymak, bir yandan da tedbir alarak zararı engellemek, mümin için bir yükümlülüktür. Ve mümin bu ahlakı, hayatının her anında gösterdiği tüm tavırlar gibi, bir ibadet olarak yerine getirir. Müminlerin bu sorumluluğu Kuran’da şöyle haber verilmiştir: “Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever. Ve ‘çirkin bir hayasızlık’ işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah’tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıklarında bile bile ısrar etmeyenlerdir.” (Al-i İmran Suresi, 134-135)

Yüce Allah Kuran’da müminlere “affedici ve hoşgörülü olmayı”, “bağışlamayı” emretmektedir. Müslüman bir kardeşinin, küçük ya da büyük bir hata yapması, müminin bu ahlakı göstereceği anlardır. Hata yapan kardeşini tedirgin etmeden, yaptığı hatadan dolayı onu minnet altında bırakmadan ona doğrusunu gösterecek; hatalı yönlerini düzeltmesine yardımcı olacaktır. Affedecek, bağışlayacak, sevgiyle, hoşgörüyle cesaretlendirerek Allah’ın izniyle kardeşinin o hatadan kurtulmasını ve çok daha iyi olmasını sağlayacaktır. Bu önemli ahlak özelliği Kuran’da şöyle haber verilmiştir: “... Ama kim affeder ve ıslah ederse (dirliği kurupsağlarsa) artık onun ecri Allah’a aittir. Gerçekten O, zalimleri sevmez.” (Şura Suresi, 40) www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Eylül 2011

27


• Müminler niçin içlerinden gelen her hisse teslim olmazlar? • İnsan nefsinden gelen olumsuz telkinleri ve vicdanının sesini nasıl ayırt edebilir? • Müminler bu olumsuz telkinlere ve içlerinden gelen her hisse teslim olmamak için ne yaparlar?

K

imi insanlar içlerinden ne gelirse, hiç düşünmeden onu hemen uygulamaya geçirirler. Akıllarından ne geçerse hemen onu düşünmeden söylerler. Davranışlarının ya da konuşmalarının doğuracağı sonuçları hesaplamaya gerek duymazlar. Öfkelenirlerse, yatıştırmaya hiç gerek duymadan kızgınlıklarını dile getirirler. İçlerinde küskünlük hissediyorlarsa, bunu hemen açığa vururlar. Rahatsız oldukları bir durum oluştuğunda, buna bozulduklarını hemen karşı tarafa hissettirirler. Ağlama hissi gelirse ağlarlar. Hüzünlenme, ümitsizliğe kapılma ya da alınganlık telkinleri gelirse, hemen bu ruh hallerine geçerler. Ancak müminlerin bu gibi durumlardaki tavırları tamamen farklıdır.

28

İlmi Araştırma, Eylül 2011


www.kotuluguemredennefs.com

Müminler Nefislerinin İstekleri Doğrultusunda İçlerinden Gelen Her Hisse Teslim Olmazlar İman eden bir insan kendi hislerine teslim olarak hareket eden bazı insanlardan oldukça farklı bir tavır sergiler. Bu nedenle her içinden geleni yapmaz. Çünkü ‘içinden gelen’ demek, genellikle ‘nefsin istekleri’ demektir. Mümin bunları önce Kuran ile değerlendirir ve eğer ancak Kuran ahlakına uygun bir tavırsa uygular. Zira mümin, kendini nefsinin kontrolüne bırakmış bir insan değildir. Nefsi onu değil, o nefsini yönetir. Dolayısıyla iman eden bir insan;

 İçinde öfke hissi duyduğunda öfkelenmez.  Kıskançlık hissi gelince kıskanmaz.  Darılma arzusu gelince küskünlüğe kapılmaz.  Enaniyet hissi gelince, büyüklenen bir tavır göstermez.  Gurur yapma isteği gelirse, gururuna yenik düşmez. Eğer içinde bunlara benzer, nefse ait kötü duygular hissediyorsa, müminin yapacağı şey mutlaka ‘Allah'a sığınmak’tır. Allah'a sığınır, içinden gelen yanlış hisleri yener ve bunun yerine Kuran ahlakına göre uygulanması gereken davranışları uygular. Bu, mümin ahlakındaki çok önemli bir üstünlüktür. Müslümanın nefsini bu şekilde kontrol edebilmesi ise, şüphesiz ki Allah'a karşı duyduğu içli sevgi ve derin korku vesilesiyle mümkün olur. Çünkü nefis, -akıl ve vicdan kullanılmadığı takdirde- insan üzerinde gerçekten etki sahibidir. Sonsuz kudret sahibi olan Allah nefsi, -dünya hayatındaki imtihanın bir gereği olarak- bu şekilde yaratmıştır. Allah korkusu olmayan, ahirete inanmayan birçok insanın, nefisleriyle mücadele edebilecek, ondan gelecek telkinlere karşı koyabilecek ve onu yenebilecek güçleri olmaz. Böyle insanlar nefislerinin tam kontrolüne girmişlerdir ve hayatlarının akışını, nefislerinin belirlemesine izin vermişlerdir. Müminler ise Hz. Yusuf (a.s.)’ın, Kuran’da bildirilen "(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbim'in kendisini esirgediği dışında- var gücüyle www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Eylül 2011

29


Her insanın din ahlakını tanımadan önce alıştığı bir yaşam şekli ve kişiliği olabilir. Ancak din ahlakı yaşanmaya başlandığında Kuran ahlakına uygun olan iyi huylar Allah'ın rızası için yaşanmaya devam ettirilmeli, Kuran ahlakına uymayan yönler ise samimiyetle tespit edilip terk edilmelidir. Nefis Allah'ın dilemesi dışında insanı daima kötülüğe sevk eder. Bu nedenle insan ona uymayarak, ondan sakınarak mutluluğa ve huzura kavuşabilir. İnsanın nefsini sahiplenip, adeta bir köle gibi onun isteklerine boyun eğmek yerine, nefsini kendi buyruğu altına alması ve onu istediği gibi yönlendirmesi gerekir. kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir." (Yusuf Suresi, 53) sözleriyle dile getirdiği gerçeğin tam olarak şuurundadırlar. Bir şeyin içlerinden geliyor olmasının, o hisse teslim olmak için bir mazeret olmadığını bilirler. Allah'ın kendilerini, akıl kullanmaktan, vicdana uymaktan, Kuran ahlakını yaşamaktan sorumlu tutacağını bilirler. Bu nedenle de ne kadar zorlanırlarsa zorlansınlar, içlerinden gelen nefsi isteklere boyun eğmezler.

Bazı İnsanların İçinden Gelen Yanlış Hislere Karşı Mücadele Etmeye Gücünün Yetmediğini İddia Etmesi Yanlıştır Bir kısım insanlar da, içlerinden gelen yanlış hislerin yalnızca bazısına karşı koyabilecek güçleri olduğuna; ancak bazıları karşısında da aciz olduklarına inanırlar. Örneğinböyle bir kişi, nefsi nezaketsizlik telkini verse, bunu yenebileceğine inanır. Umursuzluk, tembellik, bencillik gibi hislere de karşı koyabilecek gücü olduğundan emindir. Ama öfkesini yenemediğine inanır. Ya da hüzünlendiğinde, içinden ağlama hissi geldiğinde, bunu durdurabilmek için bir şey yapamadığı kanaatindedir. Bunun manevi değil, fiziksel bir şey olduğunu; bu isteklerin vücudunun bir tepkisi olduğunu, dolayısıyla karşı koyamadığını düşünür. Bu tarzda, nefsinde, müdahale edemediği daha onlarca

30

İlmi Araştırma, Eylül 2011


www.Kurandavicdan.imanisiteler.com

açık nokta olduğu kanaatindedir. “Ne yapayım, ben böyleyim, sinirlerime hakim olamıyorum”, “ Her insanın bir kusuru olur, benimki de işte bu, beni böyle kabul edin” gibi sözlerle bu düşüncelerini çevresine de kabul ettirmeye çalışır. Fakat elbette ki bu gibi insanların tüm bu inançları baştan sona yanlıştır. Allah Kuran'da insanın nefsine kötülüğü de öğrettiğini, ancak insana bu kötülükleri yenebilecek gücü de verdiğini bildirmiştir: “Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene' Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.” (Şems Suresi, 7-10)

Dolayısıyla Kuran'da verilen bu bilginin tersini iddia eden bir kimse yalnızca kendini kandırmaktadır. Gerçekten istediği takdirde, her insanın –Allah'ın dilemesiyle- nefsindeki her türlü kötülüğü, yanlışlığı, eksikliği yenebilecek bir gücü vardır. Nefsinden en şiddetle gelen ve kendisini en zorlayan telkinlerde bile, her insan için –Allah'tan korkup sakındığı takdirde- bir çıkış yolu vardır. Azmedip nefsi yenmek için çaba harcamak yerine, hemen nefse teslim olmak, ‘güç yetiremediğini’ düşünerek o eksiklikle yaşamayı kabullenmek çok büyük acizlik olur. Allah dünya hayatında insana, her şeyin doğru yolunu göstermiştir. Çözümü Kuran'da arayan her insan, Allah’ın izniyle bu doğru yolları kolaylıkla bulur ve hiç zorlanmadan uygulamaya geçirir.

İnsan Hayatını Nefsinden Gelen Telkinlere Göre Yönlendirmemelidir Tüm bu bilgiler ışığında şu gerçeğin çok iyi kavranması gerekir: Her insan, hayatı boyunca nefsinden gelen binlerce telkinle karşılaşacaktır. İnsanın her gün, her saat, hayatını nefsinin onlarca isteğine göre yaşaması, onu çok tehlikeli bir çizgiye sürükler. Kişinin, içinden gelen her telkinde hemen nefsinin isteklerine kendini bırakması, insanı dünyada ve ahirette hüsrana sürükleyecek çok büyük bir hatadır. Allah nefsi, insanın, içindeki kötülüklerle mücadele etmesi için yaratmıştır. Bu ne-

www.ilmiarastirma.net

denle insanın asla, “Bu benim huyum”, “Ben böyleyim”, “Çok mücadele ettim, başaramadım”, “Benim gücüm dahilinde değil bunlar”, “Elimden geleni yapıyorum ama nefsimdeki şu özelliği yenemiyorum” gibi çaresiz (Allah'ı tenzih ederiz) ve Kuran'da bildirilen gerçeklerle tamamen çelişen, din ahlakına uygun olmayan üslupları hem aklından geçirmemesi hem de kullanmaması gerekir. Eğer nefsinde halen yenemediği bir kötülük varsa, mümin bunun çözümünün, ‘Allah'tan daha çok korkup sakınmasında’ ve ‘Kuran'a daha sıkı sarılİlmi Araştırma, Eylül 2011

31


masında’ olduğunu bilmelidir. Samimiyetle bu ahlakı yaşadığında, Allah ona kötülüğü yenecek gücü lütfedecektir. Kuran'da müminin bu konuda bilmesi gereken gerçekler şöyle bildirilmiştir: “Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez...” (Bakara Suresi, 286) “... Hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz...” (Enam Suresi, 152)

“... Kim Allah'tan korkup-sakınırsa (Allah) ona işinde bir kolaylık gösterir.” (Talak Suresi, 4) “Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır. Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et. Ve yalnızca Rabbine rağbet et.” (İnşirah Suresi, 5-8)

Kuran ahlakını yaşamaya kararlı olan bir insan, Allah’ın emirlerini uygulama konusunda son derece titiz olur. Allah’ın Kuran’da bildirdiği ibadetleri yerine getirmesiyle birlikte, vicdanına uyma konusundaki gücü ve duyarlılığı artar ve samimi olarak güzel ahlakı yaşar. Bu ahlak, elbette müminin nefsini eğitmesiyle birlikte gelişir ve derinleşir. Nefis eğitimi iman edenlerin hayatları boyunca sürdürdükleri çok değerli bir ibadettir. Yüce Rabbimiz’in Kuran’da “İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah'ın rızasını ara(yıp kazan)mak amacıyla nefsini satın alır..." (Bakara Suresi, 207) ayetiyle bildirdiği müminlerden olmak için her Müslümanın gayret göstermesi gerekir.

İslam Alimlerinin Nefis ile İlgili Sözleri 

Nefsini terbiye etmemiş kişilerin yaptığı hizmet çoğu kez ALLAH için değil, nefisleri içindir. (İmam Gazali (r.h)

 Genç kardeşim! İmanın zayıflamaya yüz tuttuğu an, nefsinle ve onun bataklık ve pürüzleriyle ciddi bir şekilde meşgul ol! Ve bu yolda yürürken seni artık çoluk-çocuğun, komşun, akraban, şehirlin ve iklimin meşgul etmesin... Çünkü iç alemin sarsıntı geçiriyor; nefis ile şehvet, iman ve irfana galip gelmiş durumdadır. Önce bunu düzeltmen lazımdır...” (Abdülkadir Geylani, Gönül İncileri İkazlar, Çe32

İlmi Araştırma, Eylül 2011

viren: Celal Yıldırım, Bahar Yayınları, s. 9, Birinci Vaaz)

 Kamil insan, nefsini çiğneyip hazmeden kişidir ki, Rabbi onu kullarının diliyle över, yüceltir. (Ebu’l Hasan Ali b. Vefa (r.h.)  İman eden, Rab Teala’nın kendisini gözlediğinin farkında olan kimsedir. Böyle bir kul nefsini hesaba çeker ve ahiret için azığını hazırlar. Hicret, kıyamete kadar sürecek bir farzdır. Hicret, cehaletten ilme, Allah’ı unutmaktan O’nu anmaya, günahtan itaate ve ısrardan tevbeye giden yoldur. (Sehl b. Abdullah et-Tüsteri (k.s.))


www.harunyahya.org

"Ey iman edenler, eğer siz Allah'a (Allah adına İslam'a ve Müslümanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır." (Muhammed Suresi, 7) İman edenler, hayatları boyunca Kuran ahlakını insanlar arasında yaygınlaştırmak ve insanların Allah'a iman etmelerine vesile olmak için ciddi bir çaba içinde olurlar. Onların bu çabalarına karşılık, inkar edenlerden bir grup ise, tarih boyunca hep iman edenlerin karşısında yer almış, onları baskı ve şiddetle engellemeye çalışmışlardır. Allah, Kuran'da, inkar edenlere karşı hep müminlerle birlikte olduğunu, onların işlerini kolaylaştıracağını, müminlere yardımcı ve destek olacağını bildirir. Allah yolunda samimi bir çaba içinde olan müminler, bunları kendi hayatlarının her anında yaşarlar. Allah, her işlerini kolaylıkla sonuçlandırır, her işlerinde başarı ve güzellik verir. En zor veya karmaşık gibi görünen olaylarda dahi, müminlere bir kolaylık sağlar. Hatta zayıf imanlı kişilerin ümitsizliğe düştükleri, hiçbir kurtuluş yolunun kalmadığını sandıkları durumlarda dahi Allah, müminlere Katından yardım göndermiş ve müminleri başarılı kılmıştır. İnananların tek yardımcısı ve velisi Allah'tır. Müminler her türlü zorlukta, her türlü şartta O'ndan yardım isterler ve Allah da onlara icabet eder. www.ilmiarastirma.net

Yüce Rabbimiz, "...İman edenlere yardım etmek ise, Bizim üzerimizde bir haktır." (Rum Suresi, 47) ayetiyle tüm iman eden kullarına yardım edeceğini bildirmektedir. Ancak Allah'ın yardımını kazanmak için en önemli şartlardan biri; O'nun bildirdiği din ahlakını tebliğ etmek, O'nun sınırlarını koruma konusunda titizlik göstermek ve bu uğurda çaba harcamaktır. İşte böyle samimi bir çabanın karşılığında müminler daima Allah'ın yardımını umarlar. Zafer, Allah'ın vaat ettiği gibi, yalnızca O'na inananların, O'nun rızası ve hoşnutluğu için gayret gösterenlerindir. Şüphesiz dünyada müminleri yalnız ve yardımsız bırakmayan Allah, ahiret hayatlarında da onların tek Velisi ve Yardımcısı olacağını vaat etmiştir:

"Şüphesiz Biz elçilerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahidlerin (şahitlik için) duracakları gün elbette yardım edeceğiz." (Mümin Suresi, 51)

İlmi Araştırma, Eylül 2011

33


Çin'de İlk Teravih Heyecanı Çinli Müslümanlar, İslam aleminin kutsal ayı ve 11 ayın sultanı olarak bilinen Ramazan’ın ilk teravih namazını kıldı. Namazda Çin'e has salavatlar da getirildi. Bitmek üzere olan restorasyonuyla yeni bir görünüm kazanan başkent Pekin’deki Nanxiapo Camisi, yerli ve yabancı Müslümanlarla doldu taştı. İlk teravih olması heyecanıyla erkenden camiye gelen Müslümanlar, teravih namazını beklemeye başladı. Yatsı namazının ardından ikişer rekât olarak 20 rekat kılınan teravih namazının aralarında Çin’e has salavatlar getirildi. Gencinden, namazını ayakta kılamayacak yaşlısına kadar camide herkes teravih heyecanını doyasıya yaşadı. Kadınlar da caminin kadınlar bölümündeki yerinde teravih namazına katıldı. Toplu dua ile sonlandırılan namazın ardından cami avlusunda sıcak havada harareti gidermesi açısından cami cemaatine karpuz ikram edildi. Bu arada namazını tekerlekli sandalyede kılmak zorunda kalan yaşlı bir Çinli Müslüman da camiden çevredekilerin yardımıyla çıkarıldı. Ramazanın gelişini sarılarak ve tokalaşarak kutlayan Müslümanlar, namazın ardından evlerine gitti. 37 yaşındaki caminin İmamı An Cunhu (Cemaluddin), “Öncelikle yine bir Ramazana kavuşmaktan ötürü Allah’a hamd ederim. Bugün burada ilk teravih namazını kıldık. Tüm dünyadaki Müslümanlar gibi Çin Müslümanları olarak biz de Ramazan hazırlıklarımızı tamamladık. Bir yılda dört ayrı mevsimde, ister sıcak ister soğuk fark etmeden bize düşen görevleri yapmakla mükellefiz.” diyerek, tüm İslam âlemine hayırlı Ramazanlar diledi. www.haber7.com

Macaristan'da ilk defa 'Kur'an Günleri' Düzenlendi Türkiye, Makedonya ve Almanya'dan gelen hafızların katılımı ile Macaristan'da ilk defa Kur'an Günleri etkinliği düzenlendi. Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de 11. bölge belediyesine ait Zsombolyai utca TIT Konferans merkezinde yapılan etkinlikte 3 ülkeden gelen hafızlar Kur'an ziyafeti sundu. Kur'an Günleri'ne farklı millet ve devletlerden akademisyenler, işadamları ve entellektüeller katıldı.

34

İlmi Araştırma, Eylül 2011


www.guncelhaber.org

Atina'daki Müslümanlar, Bayram Namazlarını En Büyük Stadyumlarda Kılacak Yunanistan Milli Eğitim, Yaşam Boyu Öğrenim ve Din İşleri Bakanlığı, Ramazan Bayram namazını toplu halde kılabilmeleri için Atina'nın en büyük kapalı spor stadyumlarının tahsis edildiğini duyurdu. Yunan devletinin Atina'da ikamet eden Müslümanlara hizmet vermesi için onlarca yıldır çözülemeyen cami inşa edilmesi konusunda ileri adım atma çalışmaları devam ederken, Milli Eğitim Bakanlığı, daha Ramazan ayı başlamadan Müslümanların Ramazan bayram namazını nerede kılacaklarına ilişkin sorunu çözdü. Yazılı bir açıklama yapan bakanlık, Atina'daki binlerce Müslümanın mağdur edilmemesi için şehrin en büyük spor stadyumlarını tahsis etti. Müslümanlar, Ramazan bayram namazını Pire'deki "Dostluk ve Barış Stadyumu (SEF)" ile "Atina Olimpiyat Spor Merkezi'ni (OAKA)" kılacaklar. Bakanlık ve ilgili yetkililerin gerçekleştirdikleri toplantıdan sonra yapılan açıklamada, dini özgürlükler ve insan hakları çerçevesinde, Müslümanların Ramazan bayram namazı ibadetlerini hiçbir engelle karşılaşmadan ifa edebilmeleri amacıyla iki kapalı stadyumun Atinalı Müslümanlara tahsis edilmesi kararı verildiği kaydedildi. www.risalehaber.com

Fatih Camii Başimamı Osman Şahin, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Davut Kaya, Makedonya'dan Hafız Abdullah Şakiri, Almanya Hamburg'dan hafız Osman Çeliker, hafız Hüseyin Yıldız ve hafız Yunus Emre Demirci, Macaristan'da unutulmaz bir gün yaşattı. 16 gündür Balkanlar ve orta Avrupa'da Kur'an ziyafeti sunan grup, Macaristan'a Romanya'dan geldi. Kur'an okuyanların en küçüğü 11 yaşındaki hafız Yunus Emre

www.ilmiarastirma.net

Demirci, hem Müslümanlara hem de Macarlara farklı duyguları bir arada yaşama imkanı sundu. Üç saat süren Kur'an-ı Kerim ziyafeti, Macaristan'da bir ilk oldu. Her hafızın okuduğu Kur'an ayetlerinden sonra, Macarlar tarafından Macarca meali de yapıldı. Etkinlik 3 gün sürdü. Salavat, tekbir, tesbihat, kelime-i tevhid ve ilahilerin de okunduğu geceye katılanlar bu etkinliğin her yıl yapılmasını istedi. www.risalehaber.com

İlmi Araştırma, Eylül 2011

35


• Müstağniyet niçin büyük bir tehlikedir? • Kendini yeterli gören insanların belirgin tavırları nelerdir? • Sayın Adnan Oktar müstağniyet tehlikesini hangi örneklerle açıklamıştır?

İ

nsan nefsinin, güzellikleri olduğu kadar sınırsız günah ve kötülükleri de barındırdığı Kuran’da bildirilmiştir. Allah’ın gösterdiği yolu izleyen kişi için nefsi bu kötülüklerden arındırıp temizlemek son derece kolaydır. Ancak kimi insanlar bu uğurda hiçbir çaba harcamazlar. Kendilerini oldukları haliyle iyi ve yeterli görür, daha mükemmel bir ahlaka ulaşmak için içlerinde ciddi bir istek ve ihtiyaç hissetmezler. Bu da bu insanlarda Allah’ın Kuran’da yasakladığı “müstağniyet” hissinin gelişmesine neden olur. 

Kendini Yeterli Gören İnsanların Belirgin Tavırları Din ahlakından uzak yaşayan kimseler, sabit fikirli olmak, ısrarcı davranmak, inatçılık gibi özellikleri nedeniyle

36

İlmi Araştırma, Eylül 2011


www.basitliginkirlikulturu.com doğruyu gördükleri halde kabul etmemekte direnirler. İşte bütün bu kötü ahlak özelliklerinin temelinde yatan ise müstağniyet yani kendini yeterli görme hastalığıdır. Bu insanların geliştirdiği ortak birtakım karakter özellikleri vardır:

Kendilerini Hemen Her Konuda Yeterli Görmeleri: Hali, düşünceleri ya da tavırları her ne kadar eksik ve yanlış olursa olsun hepsi şaşırtıcı bir şekilde kendisinden emindir. Bu yüzden de doğruya, iyiye, güzele yönelik bir arayışları yoktur. Çünkü kendisini beğenen ve yeterli gören bir insan gelişmeye ihtiyaç duymaz. Kendisine bu konuda öyle bir telkin yapar ki hata ya da eksiklerini fark edemeyecek duruma gelir. Başkaları kendisine hatalarını fark ettirmeye çalıştığında ise yine dinlemez ve kendi bildiklerine uyar. Yüce Allah bir ayette bu kişilerin durumunu şöyle bildirir: “Bu, kendilerine apaçık belgelerle elçiler geldiği halde “bizi bir beşer mi hidayete ulaştıracak?” demeleri ve bu yüzden inkar edip saparak yüz çevirmeleri nedeniyledir. Allah da (onlara karşı) müstağni olduğunu (hiç bir şeye ihtiyacı olmadığını) gösterdi. Allah Ğani’dir, Hamid’dir.”  (Teğabün Suresi,  6)

Kendilerini Allah’ın Azabından ve Cehennemden Müstağni Görmeleri: Müstağniyet, din ahlakından uzak yaşayan insanların tepki ve yorumlarında, konuşmalarında kısacası tüm tavırlarında kendini gösterir. Öyle ki en sonunda

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Eylül 2011

37


bu kişiler kendilerini (Allah’ı tenzih ederiz) Allah’ın azabından ve cehennemden bile müstağni görür hale gelirler. Oysa Rabbimiz kendini müstağni gören kişinin durumunu ayetlerde şöyle bildirmiştir: “Kim de cimrilik eder, kendini müstağni görürse ve en güzel olanı yalan sayarsa, Biz de ona en zorlu olanı (azaba uğramasını) kolaylaştıracağız.”  (Leyl Suresi,  8-10) Bir insan için en önemli kayıplardan biri kuşkusuz ki uyarılıp korkutulduğu azabı bizzat yaşamadığı sürece bu azabın gerçekliğine inanmayacak bir ruh hali içerisinde olmasıdır. Allah’ın Kuran’da bizlere aktardığı bu kıssa, kendilerine verilen öğüdü ve yapılan uyarıları dinlemeyen insanlara müstağniyet konusunda önemli bir ibrettir.

Kendi Eksik ve Hatalarındansa Başkalarının Hatalarını Görmeleri: Bu insanlar için konu bir başkası olduğunda hiç düşünmeksizin bu kişiyi eleştirebilir, çeşitli kusur ve eksiklerini bulabilirler. Çünkü özellikle de kusur arama gözüyle bakılacak olunduğunda, bir başkasını tenkit etmek, eleştirmek oldukça kolaydır. Buna karşılık kendilerine bir eleştiri yapıldığı ya da bir öğüt verildiği zaman, bu gibi insanlar büyük bir hassasiyet gösterirler. Kendilerini iyi ve yeterli gördükleri için, yapılan eleştiriyi kabullenmek istemez, çeşitli bahanelerle nefislerini korumaya kalkarlar. Oysa bu hatalı tavır, insana ciddi zararlar verir.  Aslında bu hataya düşen insanlar, kendilerini kusurlardan müstağni görmeyip hatalarını anlamaya çalışsalar, vicdanları onlara hemen doğ-

38

İlmi Araştırma, Eylül 2011


www.adamlikdini.com ruyu gösterecek, onları daha iyiye, daha güzele yöneltecektir. Kuran’da hatasını telafi etmek yerine gurur yapıp nefislerini temize çıkarmaya uğraşan kimselerin durumu şöyle haber verilir:

Tebliğ Ulaştığında İnsanın Kendini Müstağni Görmemesi, Anlatılanlardan Sonuç Çıkarması Gerekir

Kendilerini (övgüyle) temize çıkaranları görmedin mi? Hayır; Allah, dilediğini temizleyip yüceltir...  (Nisa Suresi, 49)

Allah her dönemde kavimlere uyarıp korkutan elçiler göndermiştir. Bu elçiler ve beraberlerindeki müminler içinde yaşadıkları halkı Allah’ın sınırlarını korumaya, yani haram ve helallere dikkat etmeye davet etmişlerdir. Ayrıca Kuran ahlakına uymaya; örneğin sabretmeye, merha-

Kuran’daki bir başka ayette ise müstağniyetin nasıl bir sonuç getireceği şöyle bildirilmektedir: “Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini müstağni gördüğünden.” (Alak Suresi, 6-7)

Samimi Müslümanların en önemli özelliklerinden biri Kuran’da,  “Onlar, kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onun üstünde sağır ve körler olarak kapanıp kalmayanlardır” (Furkan Suresi, 73)  ayetiyle de haber verildiği gibi, Allah’ın ayetlerine karşı çok duyarlı olmalarıdır. Her mümin Kuran’daki tüm ayetlerin kendisini ilgilendirdiğini, hiçbirinden uzak ve bağımsız olamayacağını bilir. Ancak bu ruh haline sahip olabilmenin çok önemli bir şartı vardır. Kişi çok tevazulu olmalı, kendisini hiçbir hata ve kusurdan münezzeh ve müstağni görmemelidir. Bu gerçek samimiyet ve tevazu olduğunda Allah, ayetlerinin manasını inşaAllah kişinin kalbine yerleştirir.

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Eylül 2011

39


Sayın Adnan Oktar Anlatıyor:

“Kendisini Müstağni Gören İnsan Tehlikelidir” ADNAN OKTAR: Kendini müstağni görmek nasıl oluyor? Kendini beğenmek ve eleştiriye kapalı olmak. Mesela “mütevazı ol” diyorsun, “ben zaten mütevazıyım” diyor. “Doğru konuş” diyorsun, “ben zaten doğru konuşuyorum” diyor. O zaman sana hiçbir şey demeyelim, bayağı mükemmelsin. O zaman akıl hastası olur insan. Yani akli dengesini kaybeder. Kendini müstağni görmek çok tehlikelidir. Mesela diyor ki adam; “mütevazı ol.” “Allah razı olsun. Mütevazı olmaya gayret ediyorum, daha da edeceğim, daha iyisini yapacağım” demesi lazım. Şeytandan Allah’a sığınırım, Cenab-ı Allah diyor ki, Alak Suresi 6 ve 7. ayetlerde; “Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini müstağni gördüğünden.” Ayetin ebcedi, Darwin’in zamanını veriyor. “Fakat kendini müstağni gören (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını sanan) ise,” (Abese Suresi, 5) Bakın müstağni görmek bir akıl hastalığıdır. Müstağni gördüğünde insan çirkinleşir, aklı gider, muhakeme ve yargısı bozulur, negatif elektrikle yüklenir, ters bir görünüm alır, itici olur. Yani sevilecek hali kalmaz. Çok tehlikelidir. Kendi nefsini ezen, nefsini eleştiren bir insan, eleştirildiğinde de ondan mutlu olup, onu alan insan çok sevilir ve onun üzerine sıcak bir elektrik gelir, güzel bir hava gelir, güzel bir ortam olur. Ona karşı kalpte bir muhabbet olur. O kişinin eti yumuşar, ruhu mülayemet, insancıl bir hal alır. Öteki kartlaşır ve katılaşır. (Sayın Adnan Oktar`ın 3 Mart 2011 tarihli Kahramanmaraş Aksu Tv ve Kaçkar Tv sohbetinden)

metli, affedici ve barışçı olmaya, samimi ve dürüst davranmaya, salih amellerde bulunmaya insanları teşvik etmek için çalışmışlardır. Amaçları ise kavimlerinin Yüce Rabbimiz Allah’ın hoşnutluğunu kazanacak ihlas sahibi, inançlı kimseler olmalarına vesile olmaktır. Bunların tümü o insanları içinde bulundukları zulümden kurtaracak, dünyada ve ahirette güzel bir hayatla yaşatacak, hatalarından eksikliklerinden arındıracak, iyiliğe, güzelliğe ve de hepsinden önemlisi Allah’ın rızasına iletecek öğütlerdir.

40

İlmi Araştırma, Eylül 2011

Ne var ki insanların büyük çoğunluğu bu öğütlere uymamışlardır.  Düşünebilen ve düşündüklerinden sonuç çıkarabilen bir kimsenin böyle bir durumda -fikri ne kadar farklı olursa olsun- ikna olması gerekmektedir. Çünkü bilmediklerini öğrenmek, eksik olduğu noktalarda kendini geliştirmek, daha güzel ahlaklı, daha iyi düşünen, doğruyu yanlıştan ayırt edebilen insan olmak normal şartlarda herkesin sahip olmak isteyeceği özelliklerdir. 


www.apacikdusmanseytan.com

Tüm Eksikliklerden Münezzeh Olan Yüce Allah’tır İnsanın nefsindeki kötülükleri fark ettiği halde, bunları etrafına iyilikmiş gibi göstermeye çalışması büyük bir yanılgıdır. Çünkü insan her ne kadar kusurlarını, hatalarını kabullenmek istemese de etrafındaki insanlar zaten bu eksiklikleri açıkça görmektedirler. Bu durumda kişinin mükemmellik iddiasında olması ya da nefsini temize çıkarmaya çalışması sadece boş bir çabadan ibarettir. Dahası kendisini kusursuz göstermeye çalışarak, bu tavrıyla çevresinde sempati toplayıp sevileceğini düşünen kişi aslında tam tersi bir etkiyle karşılaşır. Ne kadar kibirli ve ne kadar kendini beğenen bir tavır içerisinde olursa, çevresi tarafından o kadar itici olarak değerlendirilir. Halbuki kusurlarını kabul eden ve tevazulu davranan kişi, samimi olduğu sürece müminler tarafından şefkat görür. Büyüklük iddiasında olmadığı için hatasını her ne kadar telafi ederse etsin, kendisini yine de yeterli görmez. Hiçbir zaman için “ben artık bu konuda olabilecek en mükemmel ahlaka ulaştım” şeklinde bir düşünceye kapılmadığı için sürekli olarak kendisini geliştirme imkanı olur. Öyle ki en eksik, en hatalı olduğu konularda bile, tüm Müslümanlara örnek olacak bir ahlak seviyesine ulaşabilir.

bilip Allah’a yönelmesi ve istiğfar etmesi ise tevazusunu, Allah’a olan yakinini, maneviyatını artırır. Kuran’da, “O, onların dediklerinden münezzeh, yüce ve büyük bir yükseklikle yüksektir.  Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O’nu tesbih eder; O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz O, halim olandır, bağışlayandır.” (İsra Suresi, 43-44) ayetlerinde bildirildiği gibi her türlü eksiklikten münezzeh olan sadece üstün güç sahibi olan, herşeyin Yaratıcısı Rabbimiz Allah’tır. Bu nedenle kişinin kendisinin yeterli olduğunu düşünmesi, aklını beğenmesi, kendisini kusursuz sanması büyük bir gaflet halidir.  Unutulmamalıdır ki ayette bildirildiği üzere, “Göklerde ve yerde her ne varsa O’nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır.” (Hac Suresi, 64)

Eksiklerini sürekli olarak telafi etme imkanı bulabildiği için ahlakı giderek güzelleşir; böylece daima huzurlu ve güzel bir hayat sürer. Hatasını www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Eylül 2011

41


Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Müstağniyetin İnsana Getirdiği Zararları Çok Hikmetli Bir Biçimde Açıklamıştır: “Şeytanın mühim bir desisesi (hilesi, oyunu), insana kusurunu itiraf ettirmemektir, ta ki, istiğfar (tevbe) ve istiaze (sığınma) yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip, ta ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin, adeta taksirattan (kusurlarından) takdis etsin (övünsün)... Nefsini ittiham eden (töhmet altında bırakan), kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eden istiaze eder (sığınır). İstiaze eden şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse, affa müstehak olur (affedilir).” (Lemalar sf. 83-84) Said Nursi Hazretleri’nin de belirttiği gibi insan, kusurlarını saklamaya, onları örtmeye çalıştıkça aslında daha da önemli bir hataya düşmekte ve kendisini daha da kusurlu hale getirmektedir. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bu müstağniyet hastalığına bir tefekküründe ise şöyle dikkat çekmiştir: “Tezkiyesiz nefs-i emmaresi (nefsini temizlemediğine dair işaret) bulunmak şartıyla, kendi nefsini beğenen ve seven adam başkasını sevmez. Eğer zahiri sevse de samimi sevmez; belki ondaki menfaatini ve lezzetini sever. Daima kendini beğendirmeye ve sevdirmeye çalışır. Ve kusuru nefsine almaz; belki avukat gibi kendini müdafaa ve tebrie eyler (temize çıkarır). Mübalağalarla, belki yalanlarla nefsini medih (överek) ve tenzih ederek, adeta takdis eder…” (Lem’alar, s. 263)

‘Müstağni’ kelimesi Kuran’da ‘hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını sanan’ kişiler için kullanılır. Oysa hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, ‘müstağni’ olan yalnızca Allah’tır. İnsanlar ve diğer tüm canlılar da Allah’ın yarattığı ve her an O’nun dilemesiyle yaşamlarını sürdüren aciz, ihtiyaç içinde olan varlıklardır. Allah insanlara acizliklerini bir Kuran ayetinde şöyle haber vermektedir:

“Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah’ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için biraraya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.” (Hac Suresi, 73) 42

İlmi Araştırma, Eylül 2011


www.cehennemazabi.com

Kuran’da Bağ Sahipleri Kıssasında Kendisini Müstağni Gören Kişinin Durumuna Dikkat Çekilmiştir Kuran’da biri mümin, diğeri ise inkarcı olan iki kişinin durumunu haber veren ayetler şöyledir: “Onlara iki adamın örneğini ver; onlardan birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik. İki bağ da yemişlerini vermiş, ondan (verim bakımından) hiçbir şeyi noksan bırakmamış ve aralarında bir ırmak fışkırtmıştık. (İkisinden) Birinin başka ürün (veren yer)leri de vardı. Böylelikle onunla konuşurken arkadaşına dedi ki: “Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm.” Kendi nefsinin zalimi olarak (böylece) bağına girdi (ve): “Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacağını sanmıyorum” dedi. “Kıyamet-saati’nin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım.”” (Kehf Suresi, 32-36) Dikkat edilecek olursa malca zengin olan bağ sahibi, bağının kuruyup yok olabileceği konusunda kendisini müstağni gördüğü gibi, kıyamet saatini inkar ederek ahiret azabından da müstağni görmektedir. Buna karşılık yanında bulunan mümin kişi ise onu son derece samimi ve

www.ilmiarastirma.net

güzel bir üslupla Allah’a çağırırken bir yandan da Allah’ın azabından kendisini müstağni göremeyeceğini hatırlatmaktadır. Ayette bildirildiğine göre bağına girdiği zaman “Maşallah Allah’tan başka kuvvet yoktur” demesi gerektiğini söyler. Ve eğer kendisini mal ve çocuk bakımından daha az güçte görüyorsa; Allah’ın kendisine onun bağından daha hayırlısını verebileceğini, onunkinin üstüne ise gökten bir afet gönderebileceğini veya onun suyunu keserse onu arayıp bulmaya güç yetiremeyeceğini hatırlatır. (Kehf Suresi, 37-41) Fakat ayetlerde bildirildiği üzere müminlerin hatırlatma ve uyarılarına uymayan bu insanların üzerine bir süre sonra azap hak olur. Azabın kendilerine gelmeyeceğini düşünen bu kimseler, bundan sonra pişman olsalar da artık sonuç değişmeyecektir. Nitekim ayetlerin devamında bağ sahibinin ancak bahçesine gelen afetten sonra eski müstağniyetinin yerini pişmanlığın aldığı bildirilmiştir: “(Derken) Onun ürünleri (afetlerle) kuşatılıverdi. Artık o, uğrunda harcadıklarına karşı avuçlarını (esefle) oğuşturuyordu. O (bağın) çardakları yıkılmış durumdaydı, kendisi de söyle diyordu: “Keşke Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım.” (Kehf Suresi, 42)

İlmi Araştırma, Eylül 2011

43


B

azı insanlar hemen her gördükleri güzel şeye heves ederler. Beğendikleri bir şeyle karşılaştıklarında, ilk heyecanla o konuda hemen birkaç adım atarlar. Ama sonrasında devam etmeye kararlılık gösteremezler. Sonra hoşlarına giden bir başka konu ortaya çıkar. Bu sefer de hemen o yöne yönelirler. Onda da bir-iki gün, birkaç hafta ya da birkaç ay bazı yönlerden çaba harcarlar. Ama yine istikrarlı bir tavır gösteremezler.  Toplumda bu şekilde ‘çabuk heveslenen’ ama sonrasında ‘hevesini çok çabuk kaybeden’ insanlara sıklıkla rastlanır. Hayatın pek çok alanında ortaya çıkan bu yaklaşım tarzı, bu gibi kişilerin karakter-

44 İlmi Araştırma, Eylül 2011

lerinin bir parçası haline gelmiştir. Ve pek çok açıdan zararsız gibi görünen bu karakter yapısı, söz konusu kişilerin kendilerini olumlu yönde yetiştirip, kişiliklerini geliştirmelerini engelleyen önemli bir konu haline gelir. 

Heveslenen ve Gerçekten İsteyen İnsanlar Arasında Belirgin Farklar Vardır: Kuran’da insanın isteklerine ulaşabilmek için kararlılık, istikrar, sabır ve irade göstermesi ve bir an olsun bunlardan taviz


www.imaninsevki.com ‘Gerçekten çok isteyen ve her ne olursa olsun sonuca ulaşmakta kararlı olan’ bir   insan istediği sonuca ulaşabilmek için her türlü fedakarlığı her durumda yapmaya hazırdır. Dolayısıyla bu isteğiyle orantılı olarak, vicdanının kendisine gösterdiği her türlü yolu izler, aklıyla kavrayabildiği, faydalı olabileceğine inandığı her ihtimali dener. Ve bunun sonucunda da Allah, böyle samimiyetle, şevk ve azimle isteyip çaba harcayan bir kimseye mutlaka ‘bir çıkış yolu’  yaratır. Çünkü bu, Allah’ın Kuran’da bildirdiği bir vaadidir: “...  Kim Allah’tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir. Ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah’a tevekkül ederse, O, ona yeter. Elbette Allah, Kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir. Allah, herşey için bir ölçü kılmıştır.” (Talak Suresi, 2-3) vermeyerek bir ömür süresince bu davranışlarını devam ettirmesi bildirilir. Kuran’da heveslenen insanlarla gerçekten isteyen insanlar arasındaki en belirgin fark peygamber kıssalarında bildirilir. Çünkü peygamberler, Allah’ın bildirdiği din ahlakını anlatmak ve güzel ahlakı yaşamak gibi yalnızca Allah’ın rızasını kazanmaya yönelik isteklerinde sabır, kararlılık ve irade göstermişler, zorluklar karşısında da bu isteklerinden ve Yüce Allah’a olan sadakatlerinden asla ayrılmamışlardır.

➥ İsteklerine Ulaşmak İsteyen

İnsan İrade Gösterir: Allah her insanı vicdanıyla birlikte yaratmıştır. Dolayısıyla bir kişi, kendisi iyi olsa da olmasa da, çevresinde iyi ya da güzel olan bir şey gördüğünde, bunu fark edebilecek bir anlayışa sahiptir. Ve Allah insanın içine, güzel olan herşeye karşı bir özenme ve istek duyma hissi de vermiştir. Önemli olan, güzel olan bir şeyi fark ettiğinde ve buna karşı içinde bir özlem duyduğunda, insanın bu konuda gereken tüm çabayı gösterip özendiği o güzelliğe ulaşana kadar irade göstermesidir.  Örneğin her insan, adaletli bir kimsenin www.ilmiarastirma.net

ahlakından hoşlanır. Bu kişiye özenir ve onun gibi olmak ister. Ama bu amacını hayata geçirmek söz konusu olduğunda, gerekli iradeyi göstermek gerektiğinde, aynı istek ve özen içerisinde olmaz. Örneğin bir durum olduğunda kolaylıkla sinirlenip öfkesine yenik düşebilir. Sert, kırıcı bir üslup kullanıp, karşı tarafı incitecek sözler söyleyebilir. Nefsine ağır gelen bir konu olduğunda, doğru ve isabetli karar veremeyebilir. Olayları tarafsız bir bakış açısıyla değerlendiremeyebilir ve bunun sonucunda da yanlızca kendi kanaatini esas alarak hareket edebilir.  Dolayısıyla insanın bir konuya heves etmesi elbette güzeldir ama yeterli değildir. İnsanın bir konuda gerçekten güzel bir sonuç elde edebilmesi için, bunu “çok istemesi” gerekir. Ve bu “çok isteme”nin de mutlaka Allah’ın rızasına uygun olması ve bu isteğine ulaşması için irade göstermesi gerekir. 

➥ İsteklerine Ulaşmak İsteyen

İnsan Sabır Gösterir: İnsan yalnızca heveslenmekle, istediği sonuca ulaşamaz. Bir insana, her türlü zorluk ve engele karşı koyabilecek, hiç vazgeçmeden sabırla devam edebilecek güç ve iradeyi ancak Allah’ın rızasını kazanma isteği verebilir. İnsan, güzel bir İlmi Araştırma, Eylül 2011

45


şeye ulaşabilmede, Allah’a olan sevgisi, ahirete olan inancı oranında çaba ve irade gösterebilir.  Örneğin bir mümin, Allah’a iman etmeden önceki yaşamında ne adaleti, ne merhameti, ne sevgiyi, ne saygıyı ne de fedakarlığı gereği gibi gösterebilecek bir ahlaka sahiptir. Ama iman ettikten sonra, Allah’a olan sevgisinden ve Allah’ın hoşnutluğunu kazanma isteğinden aldığı güçle, tüm bu konularda kendini en iyi şekilde yetiştirebilecek ve hayatının sonuna kadar da bu konularda istikrar gösterebilecek bir irade elde etmiş olur. İşte bu ‘gerçekten çok isteme’nin bir sonucudur.  Sadece heveslenen bir insan, böyle bir sonuç elde edemez. İlk zorlukta, ilk sıkıntıda, ilk engelle karşılaşınca ya da ilk hatasında hemen geri adım atar. Bu tavır, din ahlakına göre yaşamayan insanlar arasında çok yaygın olan bir kişilik özelliğidir. Ama bir müminin bu konuda kendini geliştirmiş olması çok önemlidir.

46 İlmi Araştırma, Eylül 2011

Çünkü Kuran ahlakına dair her konuda ilerleme kaydedebilmek için içindeki güzel şeylere karşı duyduğu hevesi, Allah rızası için kararlılıkla ve istikrarla, hayatının sonuna kadar yaşayabilecek bir kişilik elde etmesi gerekir.  Allah ile çok yakın dost olabilmek, Allah’ın en sevdiği kullarından olabilmek, Allah’a tam teslim olup kaderi en iyi şekilde anlayabilmek, tevekkülü en mükemmel şekilde yaşayabilmek; daha olgun, daha derin, daha imanlı bir insan olabilmek, daha derin sevebilmek, daha güzel ahlaklı olabilmek gibi üstün mümin özellikleri, insanın ancak ‘Allah rızası için çok isteyip çok emek vermesi’yle elde edilebilir. Allah kullarının yalnızca bir heves içinde mi yoksa gerçekten çok samimi bir talep içinde mi olduklarını bilir. Ve Allah kullarının bu talepleri oranında onların çabalarına karşılık verir.  Yüce Allah Kuran’da bu gerçeği şöyle bildirir: Şüphesiz insana kendi emeğinden baş-


www.muminlerinmutlulugu.com

kası yoktur.  Şüphesiz kendi emeği (veya çabası) görülecektir.  Sonra ona en eksiksiz karşılık verilecektir.   (Necm Suresi, 39-41) 

➥ İsteklerine Ulaşmak İsteyen

İnsan Yalnızca Allah’ın Rızasını Gözetir: Bir insan, bir konuda, ‘neden istediği gibi sonuç alamadığını’ düşünüyorsa, öncelikle bu konudaki kendi niyetine ve çabasına bakmalıdır. Eğer sonuç alamıyorsa, kendinde mutlaka bir eksiklik olabileceğini düşünmelidir. Niyetini kontrol etmeli ve gerçekten Allah rızası için çok isteyerek ve tüm sebeplere sarılarak elinden gelen her türlü çabayı gösterip göstermediğine bakmalıdır. 

www.ilmiarastirma.net

Elbette ki Allah çeşitli hikmetlerle ve imtihanın bir gereği olarak çok isteyen bir insanın çabasına da, onu denemek için farklı bir karşılık verebilir. Bir mümin bu gerçeği de bilir ama bu durumdan emin olamayacağı için öncelikle mutlaka çok daha samimi olmaya ve çok daha fazla çaba harcamaya niyet eder.  Allah Kuran’da, ‘gerçekten çok isteyerek Allah’ın rızası için samimi çaba harcayan’ kimselerin, gösterdikleri bu çabanın karşılığını mutlaka alacaklarını şöyle bildirmiştir:  “O gün, öyle yüzler de vardır ki, nimette (engin bir mutluluk içinde)dirler.  Harcadığı-çabadan dolayı hoşnuttur.  Yüksek bir cennettedir.”  (Ğaşiye Suresi, 8-10) 

İlmi Araştırma, Eylül 2011

47


“Kim de ahireti ister ve bir mü’min olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır.”  (İsra Suresi, 19)

Kullarının İsteklerine Cevap Verecek Olan Yüce Allah’tır Kuran’da,  “Ey Peygamber, sana ve seni izleyen müminlere Allah yeter” (Enfal Suresi, 64)  ayeti gereği, Müslümanlar bilirler ki Kendisi’nden yardım istenilecek sadece Allah’tır. O, her konuda en üstün olan, sonsuz kudret sahibi, herşeyi gören ve işitendir. Tüm eksik sıfatlardan münezzeh olan ve sonsuz kudret sahibi olan Allah’tır. Evrende tüm kudret O’nun elindedir. Öyleyse yardım ve bağışlanma, sadece ve sadece, herkesin Kendisi’ne muhtaç olduğu, Kendisi’nin ise kimseye muhtaç olmadığı Allah’tan istenmelidir. Kuran’da Allah’tan başkasından birşey istemenin ve beklemenin yanlışlığı ve dua edilecek tek makamın Allah olduğu birçok ayette bildirilir:

48 İlmi Araştırma, Eylül 2011

“Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun.” (Şuara Suresi, 213) Başka ayetlerde ise Allah’tan başkasına dua edenlerin durumu şöyle haber verilir: “Allah’tan başka yakardıkları hiçbir şeyi yaratamazlar, üstelik onlar yaratılıp durmaktadırlar. Ölüdürler, diri değildirler; ne zaman dirileceklerinin şuuruna varamazlar.” (Nahl Suresi, 20-21) Dolayısıyla samimi bir mümin asla ve asla Allah’tan başkasından birşey istemez. Yalnızca O’na yalvarıp, yalnızca O’ndan yardım diler. Kuran’ın ilk suresi olan Fatiha Suresi’nde, iman edenlere bildirilen dua bu konunun önemini haber vermektedir: “Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet; kendilerine nimet verdiklerinin yoluna. Gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil.” (Fatiha Suresi, 4-7) Müminlere düşen de, Yüce Allah’ın sonsuz kudretini düşünüp kavramak, bu kudrete gönülden boyun eğmek ve yalnızca O’ndan yardım dilemektir. Aksi bir davranışın ise dünyada da, ahirette de karşılığı hüsran olacaktır. Bu, Allah’ın bir vaadidir.


www.harunyahya.org

"Allah'ın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır; bu, onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır." (Al-i İmran Suresi, 180) Ayette bildirildiği gibi, Allah'ın bol ihsanından insanlara verilen mallar, o insanlar tarafından "cimrilik" yapmadan harcanması içindir. İnsan, malı sahiplenip onu muhafaza etmeye çalışmak yerine, malın gerçek sahibinin Allah olduğunu bilmek ve malı Allah’ın emrettiği biçimde harcamakla yükümlüdür. Kendisine emanet verilen mallardan, kendi ihtiyaçları için gerekli olan makul bir kısmını kullanacak, "ihtiyaçtan arta kalanı" (Bakara Suresi, 219) ise Allah yolunda harcayacaktır. Eğer Allah yolunda harcamak yerine, bu malları "biriktirmeye" kalkarsa, onları sahiplenmiş olur. Ayette, bu durumun o kişiler için hayır değil, şer olduğu bildirilmekte ve cimrilik yapmaları ve yığıp biriktirmeleri nedeniyle, Allah’ın ahirette bu kişileri cezalandıracağı haber verilmektedir. Ayetin devamında yeryüzündeki tüm mülkün sahibinin Allah olduğu hatırlatılmaktadır. "Mal sahibi" olduklarını zanneden kişiler kendilerini aldatırlar. Sahip olduklarını sandıkları şeyleri kendileri yaratmamışlardır, bunları yaşatmaya güçleri yetmez. Yok olmalarını da engelleyemezler. Dahası, bir şeye "sahip" olacak bir durumları yoktur. Çünkü Allah, sahip oldukları malları insanlara dünya hayatında "emanet" olarak vermiştir. Bu gerçeğin farkında olmayan

www.ilmiarastirma.net

bazı insanların, sahiplendikleri, tutkuyla bağlandıkları mülkün tek ve yegane sahibi alemlerin Rabbi Yüce Allah'tır. Bu emanet, belli bir vakte kadardır ve elbette günü geldiğinde hesabı sorulacaktır. İnsana sorulacak olan hesap, kendisine "emanet" olarak verilen mülkü nasıl ve hangi mantıkla kullandığıdır. Mal ve mülk sevgisi insanların çoğunun kalbini katılaştırır ve onları din ahlakından uzaklaştırır ve bu kişiler daha fazla mal edinmek için hırsa kapılırlar. Allah'a kulluk etmek için yaşayacaklarına, mal biriktirmek için yaşarlar. Müslüman ise, Allah'ın vermiş olduğu tüm imkanlara şükreder ve bu imkanları O'nun rızası için O'nun yolunda kullanır. Allah kendisine büyük bir mülk, ihtişam ve iktidar nasip ettiğinde de bunların hepsini birer nimet ve imtihan vesilesi olarak görür, Allah'a olan saygı, korku ve sevgisi daha da artar.

İlmi Araştırma, Eylül 2011

49


Herkesin çok yakından bildiği güzel duyguları sürekli olarak yaşamak mümkün müdür?

Yüce Allah’ın kullarına bahşettiği en güzel duygular arasında mutluluk ve zevk almak gelir.

Mutluluğun sürekli olması için ne yapmak gerekir? “Hani İmran’ın karısı: “Rabbim, karnımda olanı, ‘her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak’ Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sensin Sen” demişti.” (Ali imran Suresi, 35) ayetinde haber verildiği gibi Allah’ın salih kulları olan müminler için, ‘Allah’ın rızası’ hayatlarının asıl amacı ve en büyük zevkidir. Müminler, kendilerini yoktan var edip, istedikleri herşeyi kendilerine verenin, herşeyin gerçek sahibinin ve tek hakimi-

50

İlmi Araştırma, Eylül 2011

nin Allah olduğunu, tüm olayların O’nun dilemesiyle gerçekleştiğini, O’nun hem rahmet hem de azap sahibi olduğunu çok iyi bilen insanlardır. Bu yüzden müminlerin Allah’a olan bağlılıkları, tevekkülleri ve sevgileri çok güçlüdür. Müminler hayatları boyunca yalnızca Allah’a ibadet eder, yalnızca O’ndan yardım dilerler (Fatiha Suresi, 4) ve O’ndan başka hiç kimseden korkmazlar. Allah’a karşı duydukları bu güçlü sevgi ve bağlılıklarından dolayı Allah’a karşı daima şük-


www.Allahianmak.com

redici bir tavır içerisinde olur ve O’na kullukta asla gevşeklik göstermezler. Allah’ın rızasını kazanmak için çok şevkli ve titiz davranırlar. İman etmeyen insanların uğruna hayatlarını adadıkları tüm dünya menfaatlerinden ve değerlerinden, Allah’ın rızasına ve cennetine kavuşmak için vazgeçebilirler. Bundan dolayı da içlerinde hiçbir sıkıntı ve huzursuzluk hissetmezler. Çünkü onlar ayette bildirildiği üzere  ‘Allah’ın rızasını arayıp kazanmak amacıyla nefislerini satın alanlar’(Bakara Suresi, 207)  ve  ‘Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ındır’ (Enam Suresi, 162)  diyerek Allah yolunda ‘dosdoğru’ bir istikamet tutturanlardır.

Müminler İçin Dünya Hayatının Metaı Allah’ın Rızasını Kazanmak İçin Bir Araçtır Yüce Allah Kuran’da dünyadaki pek çok nimetin bazı insanlar için tutku haline geldiğini şöyle haber vermektedir:

Katında olandır.” (Al-i İmran Suresi, 14) İman etmeyen bir insan için amaç haline gelmiş olan bu nimetler, müminler için sadece Allah’ın rızasını kazanmak için kullanılacak birer araçtır. Bu nedenle müminler bunların hiçbirini tutku haline getirmez ve bunlara hırsla bağlanmazlar. Müminler için malca çoğalıp, zenginleşmek ya da makamca ilerlemek hiçbir zaman için bir amaç değildir. Onlar Allah’ın kendilerine verdiği herşeyin bir nimet olduğunu ve O’na şükretmeleri gerektiğini bilirler. Hiçbir zaman küçük ve geçici dünyevi menfaatler için Allah’ın rızasını gözardı etmezler. İnsan eğer elindeki tüm imkanları ve olanakları Allah’ın rızasını kazanmak için kullanacak olursa, Allah’ın  “...Kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” (Nahl Suresi, 97)  ayetiyle bildirdiği gibi, dünyada da ahirette de güzel bir karşılık bulacaktır.

“Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara ‘süslü ve çekici’ kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Eylül 2011

51


Bir insanın en önemli sorumluluğu, kendisini yoktan var eden Rabbimiz’in rızasını kazanmak, Allah’ın sevgisine ve rahmetine layık olmaya çalışmaktır. Allah’ın rızasını kazanmak ahiret hayatını kazanmak için bir vesile olduğu gibi, aynı zamanda insana mutluluk ve huzur verecek yegane yoldur. Allah’ın şanını gerektiği gibi tanıyıp takdir edemeyerek insanların rızasını arayanlar ya da benzeri boş hedeflere kapılanlar, gerçek anlamda hiçbir zaman tatmin bulamaz ve mutlu olamazlar. Oysa Allah’ın rızası, bir insanın kalbinin tatmin bulacağı en büyük sevinç ve mutluluktur. Kuran ayetlerinde şu şekilde bildirilir: “(Allah)… Kendisi’ne katıksızca yöneleni dosdoğru yola yöneltip-iletir. Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur.”  (Rad Suresi, 27-28) 52

İlmi Araştırma, Eylül 2011


www.Allahahizmet.com

Müminler Allah Rızasını Kazanmak İçin Özel Yaratılan Zorluk Anlarından Büyük Zevk Alırlar

Müminlerin mutluluğu zorluk ve sıkıntı anlarında göstermiş oldukları Kuran ahlakı ile daha da kalıcı bir hale gelir. Müminler, hep Allah’ın rızasını düşündükleri, akıllarını ve vicdanlarını hep bu yönde kullandıkları için, olumsuz durumlardan asla inkar edenler gibi negatif yönde etkilenmezler. Aksine zorluk ve sıkıntı anlarında gösterecekleri güzel ve teslimiyetli tavırlarla Allah’ın rızasını kazanabileceklerini umdukları için, böyle bir anda bile Allah’ın izniyle mutluluklarından hiçbir şey eksilmez. Müminler Allah’ın beğenmeyeceği bir tavır göstermektense, Allah’ın rızasına uygun hareket edebilmek için, gerektiğinde bile bile zorluk içerisine girmekten de çekinmezler. Bu üstün ahlakın en güzel örneklerinden birini Hz. Yusuf (a.s.)’ın tavrında görürüz. Kardeşleri Hz. Yusuf (a.s.)’a bir tuzak kurmuş ve onu bir kuyuya bırakmışlardır. Daha sonra burada onu bulan bir yolcu kafilesi onu Mısırlı bir azize satmıştır. Allah, Hz. Yusuf (a.s.)’ı Mısır’da yerleşik kılmış, ona sözlerin yorumundan bir bilgiyi öğretmiş ve ona www.ilmiarastirma.net

hüküm ve hikmet vermiştir. Allah burada Hz. Yusuf (a.s.)’ı önemli bir denemeden geçirmiştir. Hz. Yusuf (a.s.)’ın yanında kaldığı vezirin karısı ondan murat almak istemiş, Hz.Yusuf (a.s.) ise onun bu tavrından Allah’a sığınmıştır. Kadının kendisine kurduğu hileli düzenden kaçınmak ve Allah’ın rızasına uygun bir tavır gösterebilmek için zindan gibi bir yere girmeyi, ayette bildirildiği üzere daha ‘sevimli’ bulmuştur. Yüce Allah, Hz. Yusuf (a.s.)’ın kendisini kurulan bu tuzaktan kurtarması için Allah’a ettiği duayı, Kuran’ın Yusuf Suresi’nde şöyle bildirmektedir: “(Yusuf) Dedi ki: “Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum.” Böylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. Çünkü O, işitendir, bilendir. Sonra onlarda (Yusuf’un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü) ağır bastı.” (Yusuf Suresi, 33-35) Hz. Yusuf (a.s.) üstün bir ahlak örneği göstermiş ve Allah’ın rızasına uygun hareket edebilmek için zindana girmeyi tercih etmiştir. Hz. Yusuf (a.s.)’ın zindan gibi

İlmi Araştırma, Eylül 2011

53


bir yeri ‘sevimli’ bulması, Allah’ın rızasına uygun bir tavır göstermiş olmasının verdiği mutluluğun ve rahatlığın bir ifadesidir. Hz. Yusuf (a.s.)’ın, Allah’ın rızasını kazanmadaki bu kararlılığı ve şevki tüm müminler için önemli bir örnektir. Her samimi mümin, tıpkı Hz. Yusuf (a.s.)’ın yaptığı gibi, eğer Allah’ın rızasını ve sevgisini kazandıracaksa zorluğu ve sıkıntıyı seve seve tercih eder.

54

yakın dostu, yegane yardımcısı ve destekçisi, asıl sevdiği ve tüm hayatını rızasını kazanmaya adadığı Rabbimiz Allah’tır.

İnsan Allah Rızasını Kazanmak İçin Çaba Harcamaktan Zevk Alacak Bir Fıtratta Yaratılmıştır

İman eden bir insan, uyandığı andan itibaren tüm vaktini Allah’ın beğeneceği bir ahlak gösterebilmek, O’nun sevgisini kazanabileceği davranışlarda bulunmak için geçirir. Allah’ın hoşnut olacağını umduğu bir tavır gösterebildiği her an, iman eden bir insan için büyük bir heyecan kaynağı ve büyük bir sevinç vesilesi olur. Allah üstün güç sahibidir. O’nun kudreti karşısında her insanın yapması gereken kulluk görevlerini eksiksiz olarak yerine getirmektir. Bu iman sahibi bir insanın ibadetlerine gösterdiği titizlikle kendini belli eder.

Allah’ın rızasına uygun hareket etmek, O’nun sevgisini, dostluğunu ve yakınlığını ummanın verdiği derin heyecan bir insanın alabileceği en büyük zevktir. Bu, bazı insanların hayatları boyunca hiç farkına varamadıkları ve hiç tatmadıkları çok derin bir duygudur. Çünkü bir insanın en

Aynı şekilde Allah’ın rızasına uygun olmayan bir tavırdan, O’na olan sevgisinden dolayı sakınması, O’na olan sadakatinden ve bağlılığından taviz vermemiş olması da yine iman eden bir kimsenin kalbinde derin bir mutluluk hissi oluşmasına neden olur. Salih bir mümin tüm hayatı boyunca, insanlar arasında

İlmi Araştırma, Eylül 2011


www.Allahinsonsuzgucu.com

Allah’ın en sevdiği, en çok hoşnut olduğu, Allah’a en yakın kişi olabilmek için çabalar. Bu çabanın ruha verdiği haz, dünyadaki hiçbir nimetten alınacak zevkle kıyaslanamaz. Tüm bu zevkler müminlerin ahirette de sonsuza dek tadacakları nimetlerdendir. Allah, iman eden kulları için ahirette de “rahmetinin, rızasının ve cennetinin” olduğunu müjdelemektedir: “De ki: “Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin Katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir.”” (Al-i İmran Suresi, 15)

Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Bu dünyada inanılmaz lüks içinde yaşayan milyarderlerden cennete gidenler oradaki nimetlerden düşük gelirli bir insana göre daha mı az zevk alacak? Çünkü dünyada nefsini kat kat fazla doyurmuş olarak gideceğinden, oradakileri daha normal karşılayabilir mi acaba? Oradaki inanılmaz rahatlığı hissetmenin yolu dünyadan bazı veya birçok nimetten kendimizi eksilterek mi elde edilmelidir? Bu iki farklı yaşama sahip insan arasındaki hüküm nasıl olabilir?” diyor. Dünyanın her tarafında imkan olsa ne olur? En güzel kıyafet bile olsa cennet kıyafetinin yanında çul gibi kalır. Öyle bir şey olmaz, yani dünyevi. Peygamberlerin kıyafetlerini tenzih ediyorum. En güzel yiyecek bile, hiçbir önemi yoktur. Dünyada bir şey yok. Dünyada zevkler içinde ne oluyor adama? Yiyor, içiyor, şişiyor adamlar. Kolesterolleri yükseliyor, hasta oluyorlar. Başka bir şey olduğu yok. Öyle dünyada bir mutluluk yoktur. “En güzel kadını aldı” diyorlar. Nedir en güzel kadın dediğin? Ağzını yıkamasa ne hale gelir, kulağını yıkamasa ne hale gelir, saçını yıkamasa ne hale gelir, değil mi? Aczini, zavallılığını her gün görüyor. Nihayet etten kemikten oluşmuş bir varlık. Derisinin bir milim altı kan. Allah’ın gariban bir kulu, yani onu gözde büyütecek, onu olağanüstü görecek bir şey yok. Zavallıdır insan. Dolayısıyla “çok büyük bir zevke duçar oldu,” diyorlar. Öyle bir şey yok. En büyük zevk Allah’ın rızasıdır. Allah’ın rızasını kazanan insan en büyük zevki kazanmıştır, inşaAllah. Ama çile çekenler tabii daha çok sevap kazanacaklardır. Bu açık, belli. Zorluğa girenler, fakir olanlar daha çok kazanırlar, inşaAllah sevabı.”” www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Eylül 2011

55


❈ Müslüman

münafığa karşı niçin çok dikkatli olmak zorundadır? ❈ Münafıklar niçin iman etmeyen

insanlardan daha tehlikelidir? ❈ Şeytanın etkisine giren münafıkların

sergiledikleri belirgin davranış biçimleri nelerdir?

M

ünafıklar, Kuran’da pek çok ayette anlatılan ve müminlerin dikkat etmeleri bildirilen insanlardır. Bu nedenledir ki, kendisine Kuran’ı ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetini rehber edinen bir mümin onların özelliklerini iyi bilmek durumundadır. Çünkü Kuran ahlakını yaşayan her mümin topluluğu, mutlaka münafıklarla karşılaşacaktır.

Münafıklar Şeytanın Etkisiyle Hareket Ederler Müslümanın münafığa karşı çok dikkatli olması gerekir. Çünkü şeytan münafığın beynini ele geçirir, dolayısıyla gerçekte akılsız olmasına rağmen münafık

56

İlmi Araştırma, Eylül 2011

şeytani bir zekaya sahip olur. Münafığın bütün uğraşısı fesat üzerinedir. Daima bozgunculuk çıkarmak ve müminlere sıkıntı vermek ister. Ayette şöyle buyrulur: “Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.”  (Bakara Suresi, 12) Rabbimiz, “Şuurunda değildirler” ifadesi ile münafıkların şuurlarının kapalı olduğuna dikkat çeker. Şuurun kapanması için beynin şeytanın eline geçmesi gerekir ki bu da enaniyetten olur. Benlik duygusu ve gururları nedeniyle münafıkların akılları tamamen örtülmüştür. İnsan görünümündedirler ama şeytanın kontrolünde hareket eder ve şeytanın etkisiyle konu-


www.munafikkarakteri.imanisiteler.com

şurlar. Asla Kuran'ı anlamak ve yaşamak için gerekli olan akla sahip olamazlar. Yüce Allah'ı ve müminleri de bu akıldan yoksun muhakemelerinin içinde değerlendirdikleri için gereği gibi takdir edemezler. Münafıkların bütün çabası kendilerince müminlere zarar vermektir.

Dindarlara Benzeyen Görünümleri ve Taklide Dayalı Davranışları ile İnsanları Kandırmaya Çalışırlar Münafıklar kalben din ahlakından tamamen uzaktırlar fakat mümin taklidi yaparlar. Din hakkında ve müminlerle ilgili konularda detaylı bilgilere sahiptirler, bu sayede insanları Allah’ın adını kullanarak aldatmaya çalışırlar. Dinle kalben hiçbir bağlantıları olmadığı halde aldatıcı dış görünümleri ve gerçekte gösteriş için yaptıkları ibadetleri ile dindar gibi görünmeye çalışırlar. Oysa Allah münafıkların bütün özelliklerini Kuran’da haber vermiştir. Münafıkların kendilerini ele veren bazı davranışlarını şöyle örneklendirmek mümkündür.



Kendilerini gizlemek için müminleri eleştirirler: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında münafıklar hep Peygamberimiz (s.a.v.)’i ve sahabileri kendilerince eleştirerek, daha takva oldukları iddiasıyla ortaya çıkmışlardır. Onun için ayrı bir mescid kurarak insanları kendi mescidlerine davet etmişlerdir. Oysa ayetlerde de belirtildiği gibi, münafıkların kurduğu mescidin amacı, müminlere zarar vermek ve müminlere karşı çıkanlarla işbirliği yapmaktır. Münafıklar, müminleri karaladıkça kendilerini temize çıkaracaklarını sanmış, müminler hakkında attıkları ifti-

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Eylül 2011

57


ralarla, mümin topluluğundan ayrılmalarını ve onlara düşmanlık beslemelerini kendilerince meşru bir zemine oturtmaya çalışmışlardır. Dinden sapmalarına rağmen, açıkça dinsiz bir çatı altında birleşmemiş ve yine sözde Müslüman görünümünü korumaya devam etmişlerdir. Ancak bu çabaları da her zamanki gibi boşa gitmiştir. Ayetlerde münafıkların düştükleri bu durum şöyle haber verilir: “(Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına (belli bir) süre tanır.  İşte bunlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır; fakat bu alışverişleri bir yarar sağlamamış; hidayeti de bulmamışlardır.”  (Bakara Suresi, 15-16)



Müminlere bir imtihan (baskı, iftira, hakaret) geldiğinde Allah’ın bu imtihanı güzellik için yarattığını düşünmezler: Samimiyetle Allah'a teslim olan bir Müslüman, zorluk gibi görünen olaylarda da Allah'ın yarattığı görüntülerin sürekli değişmesini büyük

bir ibretle, heyecanla, şükürle, tevekkülle izler. Buna karşın münafıklar için her zaman korku, tedirginlik, sabırsızlık, huzursuzluk vardır. Şeytanın yoğun olarak etkisinde olduklarından dolayı, münafıklar karşılaştıkları zorlukların kader dışında, Allah'ın rahmeti, bilgisi ve planı dışında geliştiğini zannederler. (Allah’ı tenzih ederiz) Halbuki Allah müminler için kusursuz bir kader var etmiştir. Her olay hikmet ve hayır üzerine yaratılmıştır.



Sevgiyi yaşamadıkları için müminlerin insanlara yönelik sevgilerini yanlış yorumlarlar: Elçiler ve müminler insanları Allah’ın tecellisi olarak görür ve sevgi duyarlar. Münafıklar fitne çıkarmak için kendilerince bu sevgiyi yanlış yorumlarlar. Örneğin Peygamber Efendimiz (sav)’in evlenmesini, çocukları, torunları ve eşleriyle şakalaşmasını kendi düşük akıllarınca eleştirmişler, Peygamberimiz (sav)’in çarşılarda dolaşmasını herkesle selamlaşıp konuşmasını yadırgamışlardır. Onların sahip olduğu bu çarpık mantık ayette şöyle haber verilir. “Dediler ki: “Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?”” (Furkan Suresi, 7)

Müslümanları Kendilerince Islah Edip Doğru Yola Götüreceklerini İddia Ederler Münafıklar, her konuda olduğu gibi, fitne çıkarırken de ikiyüzlü davranırlar. İyi niyetli olduklarını iddia ederler. Gerçekte münafıkların ortaya bir haber yaymaktaki amaçlarında fitne çıkarmak, çevresindeki kişileri

58

İlmi Araştırma, Eylül 2011


www.munafikliklamucadele.com şüpheye düşürmek, onların şevklerini kırmak gibi pek çok kötü niyet söz konusudur. Kuran’da, “Kendilerine: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde: “Biz sadece ıslah edicileriz” derler.” (Bakara Suresi, 11) ayetinde haber verildiği gibi münafıklar insanları doğru yola çağırma iddiası ile ortaya çıkarlar. “Ne zaman onlara: “Allah’ın indirdiklerine uyun” denilse, onlar: “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız” derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve

doğru yolu da bulamamış idiyseler?” (Bakara Suresi, 170) ayetinde haber verildiği gibi kendi akıllarınca salih müminleri kandırmaya çalışırlar. “Sen sapmışsın, çizgiyi aşmışsın. Bak atalarımız ne demiş; sen ne yapıyorsun. Doğru yola gel, ataların yoluna gel” gibi sözlerle müminleri kendi batıl yollarına çekmeye çalışır ve sözde ıslah ediciler olduklarını iddia ederler. Oysa gerçekte daima gurur peşinde oldukları için asıl amaçları kendilerince müminleri kötüleyerek içlerindeki

Bediüzzaman Münafıkların Kafirlerden Çok Daha Tehlikeli Olduğunu Şu Hikmetli Sözlerle Açıklamıştır: Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri “Müslümanların dikkat edeceği iki husus vardır. Biri dinsizlik, biri de münafık’tır.” diyerek münafıklık ve dinsizlik tehlikesini vurgulamış, fakat münafıkları Müslümanlar için daha büyük bir tehlike olarak görmüş ve bu tehlikeye şöyle dikkat çekmiştir:

• Düşman meçhul olduğu zaman daha zararlı olur. Kandırıcı olursa daha habis olur. Aldatıcı olursa, fesadı daha şiddetli olur. İçeride olursa, zararı daha azim olur. Çünkü; içteki düşman kuvveti dağıtır, cesareti azaltır. Dışarıdaki düşman ise, bilakis, asabiyeti şiddetlendirir, sağlamlığı arttırır. Münafığın cinayet gibi olan suçu, İslam üzerine pek büyüktür. İslam alemini zelzeleye maruz bırakan münafıklıktır. Bunun içindir ki, şanı pek büyük Kuran, münafıkları fazlaca ayıplamış ve çirkin bulmuştur.  • .... İnce alay, düzen, ikiyüzlülük, hile, yalan, riya gibi kötü ahlaklar münafıkta var. Kafirde o derecede yoktur... • Çoğunlukla  münafıklar, ... Şeytani bir zeka sahipleri olup, daha hilekar, daha oyuncu olurlar.... (İşaratü’l-İ’caz, Sayfa 83, 84)

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Eylül 2011

59


ezikliği, aşağılık duygusunu yok etmektir. Bu şekilde din ahlakını en iyi yaşayan kişiler oldukları iddiasıyla ortaya çıkar ve kendilerini rahatlatmaya çalışırlar. Kuran’a ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetlerine uygun olmayan çarpık düşünce yapıları ile hareket eden münafıklar her gittikleri topluluk için büyük bir tehlikedirler.

nız diye. Oysa o kitaptan değildir. “Bu Allah Katındandır” derler. Oysa o, Allah Katından değildir. Kendileri de bildikleri halde Allah’a karşı (böyle) yalan söylerler.” (Al-i İmran Suresi, 78) ayetinde Allah münafıkların Kuran’ın anlamını değiştirdiklerine ve Kuran’dan zıt anlamlar çıkardıklarına işaret eder. Ayrıca münafıklar Kuran’ın yeterliliği ile ilgili ayetleri okumak ve uygulamak da hiç istemezler.

Kuran’ı Anlamaz ve Yanlış Yorumlarlar Münafık tıpkı şeytan gibi Kuran’dan uzak durur, sadece Kuran’dan nefsine uygun gelenleri alır ve kendine göre yorumlar. “Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanası-

Müslümanlara Zarar Vermek İçin Çaba Harcarlar İman etmedikleri halde kendilerini mümin gibi göstermeye ve bu sayede

Münafıklar, şeytanın etkisinde olduklarından gerçekte çok akılsızdırlar. Çünkü (Allah’ı tenzih ederiz) Allah’ı yaptıkların dan habersiz sanırlar. Hesaplarını yalnızca müminler üzerine kurarlar. Eğer müminleri ikna edebilirlerse, hiçbir sorun kalmayacağını, onları razı ederlerse hedeflerine ulaşacaklarını sanırlar. Oysa Allah, münafıkların yapmakta olduklarını bilir. Hiçbir hareketleri, hiçbir düşünceleri Allah’tan gizli kalmaz. Akıllarından geçen her düşünceyi, kalplerinde hissettiklerini ve bilinçaltlarını Allah sarıp kuşatmıştır. Bir ayette bu konu şöyle hatırlatılmaktadır:

“... onlar sizinle karşılaştıklarında ‘inandık’ derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki: ‘Kin ve öfkenizle ölün’. Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.” (Al-i İmran Suresi, 119)

60

İlmi Araştırma, Eylül 2011


www.cehennemazabi.com müminlerin imkanlarından faydalanmaya çalışan münafıklar kendilerince zarar verecek her fırsatı değerlendirirler. Kuran’da Allah’ın, “Zarar vermek, inkarı (pekiştirmek), mü’minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah’a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: “Biz iyilikten başka bir şey istemedik” diye yemin edenler (var ya,) Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.” (Tevbe Suresi, 107) ayetinde haber verdiği gibi münafığın amacı Müslümanlara zarar vermektir. Bu maddi ve manevi her türlü zarar olabilir:



Maddi zarar vererek Müslümanların dağılmalarını isterler: “Onlar ki: “Allah’ın Resulü yanında bulunanlara hiçbir infak (harcama)da bulunmayın, sonunda dağılıp gitsinler,” derler. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Ancak münafıklar kavramıyorlar.” (Münafikun Suresi, 7) ayetinde haber verildiği gibi “Allah’ın Resulü yanında bulunanlara hiçbir infak (harcama)da bulunmayın,” diyerek “onların maddi gelir yollarını kesin, bir şekilde maddi imkanlarını durdurmaya çalışın, iftira atın, mahkeme açın, hakaret edin, ne yapıyorlarsa yapsınlar, başarısız olsunlar” fikriyle hareket ederek, Müslümanların dağılmasını, aralarındaki bağın kopmasını ve birbirlerinden uzaklaşmalarını isterler.

 İnkarı pekiştirmek için batıla dayanarak ibadetleri zorlaştırırlar: Münafıklar, Müslümanların Kuran’a ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetlerine olan www.ilmiarastirma.net

bağlılıklarını, İttihad-ı İslam’ın oluşması için gösterdikleri çabayı doğrudan yok etmenin imkansız olduğunu bilirler. Bu nedenle tıpkı şeytanın sinsi planları gibi çok ince oyunlar hazırlarlar. Çünkü doğrudan “inkar edin” dediklerinde Müslümanların buna uymayacaklarını bilirler. Bu nedenle namaz, abdest gibi ibadetleri çok zorlaştırarak tarif ederler. Müslümanları Kuran’da yeri olmayan çok sayıda detaya ve hurafeye boğarak bu yöntemle insanlar arasında inkarı pekiştirmek isterler. İlmi Araştırma, Eylül 2011

61


 Kan bağı veya arkadaşlık gibi yakınlık derecelerini kullanarak Müslümanları birbirlerinden ayırmak isterler: “Gerçekten Allah, içinizden alıkoyanları (münafıkları) ve kardeşlerine: ‘Bize gelin’ diyenleri bilir. Bunlar, pek azı dışında zorlu-savaşlara gelmezler” (Ahzab Suresi, 18) ayetinde işaret edildiği gibi kan bağı olan yakınlarını bu yakınlığı bahane ederek kendi yanlarına çağırırlar. Çünkü Müslümanlar arasında çocuğu, anne babası, kardeşi, akrabaları, arkadaşları ya da tanıdıkları varsa bu onlara çok büyük bir

ızdırap verir. Bu nedenle kan bağını ya da maddi imkanlarını bahane ederek, Müslümanlara karşı tehlikelerin varlığını, kendilerinin rahat içinde olduklarını Müslümanların ise zorluklarla imtihan olduklarını öne sürerek Müslümanlar arasındaki birliği bozmak isterler.



Müslümanlara zarar vermek için ayrı gruplar oluştururlar: Münafıkların asıl hedefleri müminlerin arasını ayırmaktır. Dolayısıyla Müslümanlara karşı olan herhangi bir hareketi organize etmek, teşvik etmek veyahut desteklemekte hiçbir sakınca görmez, bu konuda yoğun çaba gösterirler.



Bütün insanların Müslümanlara karşı olduklarını iddia ederler: “Onlar, kendilerine insanlar: “Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun” dedikleri halde imanları artanlar ve: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” diyenlerdir.” (Al-i İmran Suresi, 173) ayetinde haber verildiği gibi münafıklar Müslümanlara “Ben pek çok kişiyle konuştum, hepsi size karşı demek ki sizde bir anormallik var, bak bana kimse karşı değil” gibi sözler ile müminleri kendilerince korkutup, dağıtacaklarını zannederler. Oysaki münafık iman etmeyen ve Müslümanlara karşı olan kişilerle beraber olduğu için destek görmektedir. Hatta münafık olarak Müslümanlara karşı mücadele verdiği için inkar edenler tarafından himaye edilirler. İnkar edenler bulundukları dönemin tüm koşullarını münafığın emrine sunarlar. Oysa ayetin devamında dikkat çekildiği gibi iman edenler sadece Allah’tan korkarlar ve kendilerine sadece Allah’ı

62

İlmi Araştırma, Eylül 2011


www.gizliazaplar.imanisiteler.com veli edinirler. Dolayısıyla münafığın her türlü olumsuz gibi görünen girişimi Müslümanların şevkini ve heyecanını arttırır.

Münafığın Dili Şeytanın Dili, Zekası Şeytanın Zekasıdır “(Geldiklerinde de) Size karşı ‘cimri ve bencildirler.’ Şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince, hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir; böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu Allah’a göre pek kolaydır.” (Ahzab Suresi, 19) ayetinde bildirildiği üzere şeytanın etkisinde olduklarından münafıkların bakışlarında bir anormallik vardır. Bu anormal bakış derin iman sahipleri tarafından hemen anlaşılır. Unutulmamalıdır ki bozuk bakışlar münafığın en belirgin alametlerindendir. Münafığın bir diğer özelliği ise müminlerin yanlarından uzaklaştıklarında kendilerini emniyette görüp müminleri keskin dilleriyle eleştirmeye çalışmalarıdır. Allah tıpkı Zatına karşı gelen ve Hz. Adem (as)’ı yarattığı için -Allah’ı tenzih ederiz- başkaldıran şeytan gibi münafıklara böyle bir “keskin dil” özelliği vermiştir. Bu keskin dil aslında şeytanın dilidir.

üzerinde büyük tahribat meydana getirmeleri gerekirken Allah bütün yaptıklarını boşa çıkarır. Ayetlerde bu gerçek şöyle haber verilir ve Müslümanlar müjdelenir: “Onlar ki inkâr ettiler ve Allah’ın yolundan alıkoydular, (işte Allah da) onların amellerini giderip-boşa çıkarmıştır.  İman edip salih amellerde bulunan ve Muhammed’e indirilen (Kur’an)a -ki o Rablerinden bir haktır- iman edenlerin (Allah), kötülüklerini örtüp-bağışlamış, durumlarını düzeltip-ıslah etmiştir.”  (Muhammed Suresi, 1-2)

Münafıklar, yaptıkları tüm ikiyüzlülük, fitne ve düşmanlıklarının karşılığında, asıl cezalarını ahirette çekeceklerdir. Ahirette münafıklar için ayrılmış olan yer, cehennemin en alt tabakası, yani en çok azabın olduğu yerdir. Kuran’da, bu gerçek şöyle bildirilir: “Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın.” (Nisa Suresi, 145)

Münafık şeytani bir zekaya sahip olduğu için konuşması, yazması da çok keskindir. Ancak münafıkların bu tür şeytani çabaları müminleri asla etkilemez, hatta imanlarını ve şevklerini arttırır. Böylece Allah münafığın tüm yaptıklarını boşa çıkartır. Normal koşullarda planladıkları tuzaklar, kurdukları düzenler ve Müslümanlara karşı olanlarla yaptıkları işbirliği nedeniyle Müslümanlar

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Eylül 2011

63


Sayın Adnan Oktar Anlatıyor:

Şeytan Münafığın Beynini Ele Geçirir ADNAN OKTAR: “Müslümanların dikkat edeceği iki şey var. Biri dinsizlik, biri münafık; iki cereyana karşı çok dikkatli olacaklar. Ama münafıkları Bediüzzaman doğrudan düşman olarak belirtiyor. Bak inkarcılar için öyle demiyor. Onlara irşad etmek, anlatmak gerekir ama “münafık doğrudan düşmandır” diyor. Çok alçak mahluklardır. Münafığa karşı çok dikkatli olmak lazım. Çünkü şeytani zekadadır, yani şeytan beynini ele geçirir münafığın. Kendi aklıyla konuşmaz münafık. İnsan görünümündedir ama şeytanın kontrolüne girmiştir. Şeytan da insanı aldatırken dinle aldatır, takva görünümünde aldatır. Buna çok dikkat etmek lazım. Normal dindar görünümünde değil; çok takva, dine titiz görünümünde aldatır... Ama Allah diyor ki, bakın; “onlara süre verilmesini sakın onların lehinde zannetmeyin, Allah canlarının büyük ızdırap içinde çıkması için onlara süre veriyor” diyor. Mü-

nafıklara verilen süre özellikle uzatılır, münafığın azgınlığını o daha da artırır.

64

İlmi Araştırma, Eylül 2011

Çünkü münafık bakıyor ki hiçbir şey olmuyor. Müslümanlara bela geliyor, felaket geliyor ama kendine hiçbir şey olmuyor. Halbuki cehenneminin derinliği artıyor. Cehennemin ta ortasındaki yeri ve duyacağı ızdırap, acının gücü artıyor. En sonunda ölümünün debelenmeler içerisinde, perişanlık içerisinde olması için Allah zemin hazırlıyor. Çünkü melekler kafasını gözünü yararak alıyorlar canını, perişan ederek alıyorlar. Münafığın taktiklerinden birisi de budur. Yani kendine bir şey olmamasını delil olarak gösterir. Müslümanlara zarar gelmesini de kendilerince onların aleyhine delil olarak gösterir. Halbuki Müslümanların belayla karşılaşması, zorlukla karşılaşması onların zaten takva olduklarının, doğru yolda olduklarının alametidir, cennet ehli olduklarının alametidir, inşaAllah. (Sayın Adnan Oktar’ın 12 Temmuz 2011 tarihli A9 Tv ve Gaziantep Olay Tv sohbetinden)


İlmi Araştırma Eylül 2011 Sayısı