Page 1


4

KAPAK KONUSU

Allah Barışı Sever Barış En Güzel, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Şahsında Tecelli Edecektir

14

Allah’ın Sizin İçin Yarattığı Sürpriz Güzellikleri Fark Edebiliyor musunuz?

2 29 30

36 52 40

20

Her An Herşeyi Yapan Allah’tır 60

Kıyamet Alametlerinden

“Güneş’in Batıdan Doğuşu” Yaklaşıyor! 46 KURAN AHLAKI

Şeytan, İnsanın En Tehlikeli Düşmanıdır. Ancak Şeytanı Etkisiz Hale Getirmek de Mümin İçin Çok Kolaydır.

LM ARAŞTIRMA

Güncel Bir Ayet Bir Açıklama İnsanın Kendine Konduramadığı Bir Tavır Bozukluğu: Gaddarlık Kısa Kısa... “Muhalefet Ruhu”ndan Sakınmanın Önemi: Uyumlu Olmak, Güzel Bir Mümin Alameti ve Önemli Bir Sevgi Vesilesidir Mümin Güzel Ahlakından Dolayı, Dualarında Kendisi İçin İstediği Her Şeyi, Kardeşleri İçin de İster

-Mayıs 2011-

Yayın Türü: Yaygın / Araştırma Yayıncılık adına imtiyaz sahibi: Bedri Edis Yılmaz,

Adres: Kayışdağı Mah. Değirmen Sok. No: 3 Ataşehir - stanbul Sorumlu Yazı şleri Müdürü: Fatih Hikmet Müftüoğlu, Adres: Kayışdağı Mah. Değirmen Sok. No: 3 Ataşehir - stanbul Yönetim Adresi: Araştırma Yayıncılık, Kayışdağı Mah. Değirmen Sok. No: 3 Ataşehir - stanbul Tel: 0 216 660 00 59 Fax: 0 216 660 16 85 Abonelik Tel: 0216 4444441 Matbaa: Seçil Ofset, 100 Yıl Mahallesi MAS-ST Matbaacılar Sitesi, 4. Cadde No: 77 Bağcılar-stanbul Tel: (0 212) 629 06 15 Baskı Yeri ve Tarihi: stanbul, 27.04.2011


En büyük örümcek fosili bulundu Moğolistan'da bulunan örümcek fosili tam 165 milyon yaşında Moğolistan’ın iç kesimlerinde araştırmacılar şimdiye dek kayıtlara geçen en büyük örümcek fosilini buldular. “Golden orb weaver” cinsi dişi örümcek bundan 165 milyon yıl önce yaşamış. Günümüzde de hala yaşayan bu örümcek türü ördüğü devasa, altın renkte ağlarla tanınıyor. Fosilin vücudunun çok büyük olmadığı ancak bacaklarıyla beraber 15 cm uzunluğa ulaştığı belirtiliyor. Hala dünyanın farklı tropik ve yarı tropik kısımlarında yaşayan Nephila türü örümceklerin türdeşi olan örümceğe Nephila jurassica adını veren araştırmacılar, elde ettikleri bulguları Biology Letters dergisine anlattılar. Volkanik kül içinde tüm detaylarıyla mükemmel korunmuş halde bulunan fosil araştırmacıları oldukça heyecanlandırdı. Bundan önce Nephila türüne ait bulunan en eski fosil 35 milyon yaşındaydı. www.ntvmsnbc.com

Görme Yetisinin Temel Yapısı Çözüldü İsviçre’deki Paul-Scherrer Enstitüsü (PSI) bilim insanları ABD’li ve İngiliz araştırmacılarla birlikte, görme yetisinin temel yapısını çözdüler. Görme yetisi son derece kompleks bir süreçtir. Göze düşen ışık, çok sayıda kimyasal reaksiyonlarla beyne iletildikten sonra bilince ulaşır. Bu sürecin en başında gözdeki asıl ışık sensörü olan rodopsin proteini yer alır. Rodopsin molekülleri, ağ tabakada, kötü ışık koşullarında görmeden sorumlu olan çubuk-

2

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

larda bulunur. Rodopsinin üzerine ışık düştüğünde, biçimi, üzerine başka bir molekül yapışacak şekilde değişir. Bu kenetlenme görme süreçlerini harekete geçirmektedir. Üzerine ışık düşmeyen rodopsinin neye benzediği uzun bir süredir biliniyordu. Ancak değişen ve etkinleşen molekül üzerine yıllardan bu yana sürekli çalışmalar yapılmaktadır. Bu durum, rodopsinin bir an önce ışığa duyarlı haline geri dönmesi gerektiğinden normalde son derece


www.biyomimetik.net

kısa sürelidir. PSI’de Jörg Standfuss ve arkadaşları, çalışmalarında rodopsini, etkin biçimi daha uzun süre kalıcı olacak şekilde değiştirdiler. Bu bilgi sayesinde görme sürecinin moleküler zeminde tam olarak ne şekilde gerçekleştiği açıklanabiliyor. Bu bilgiler şimdi, yaygın göz hastalığı olan Retinitis Pigmentosa’yı ayrıntılı bir şekilde incelemek için kullanılıyor. Bu ağ tabaka bozukluğunda rodopsin genelde değişmiştir.

Bilim adamları, şimdi bu değişimi ayrıntılı bir şekilde inceleyerek bunu önleyebilecek çözümler bulmaya çalışmaktadırlar. Rodopsinin yapısı, insanda bulunan 800’ü aşkın benzer molekülün anlaşılmasına da yardımcı olabilecektir. Bu moleküllerin çoğu ışığa tepki göstermek yerine koku alma gibi uyarımların algılanmasından veya hormonların çalıştırılmasından sorumludur. www.durushaber.com

Beyin Kanserine Sebep Olan 3 Gen Bulundu En tehlikeli beyin kanseri türlerinden 'glioblastoma'ya yol açan 3 gen tanımlandı. ABD’deki Ulusal Kanser Enstitüsü (NCI) ile Ulusal Sağlık Enstitüleri’nin (NIH) finanse ettiği Kanser Genom Atlası (TCGA) Projesi Araştırma Ağı bünyesindeki bilim adamları, beyine hızla yayılan glioblastoma (GBM) tümörünün 3 genini tanımlamayı başardı. NIH’ten yapılan açıklamaya göre, daha önce sinir tümörü neurofibromatosise yol açtığı bilinen NF1, göğüs kanseri ile bağlantılı olduğu sanılan ERBB2 ve pek çok kanseri tetiklediği düşünülen PIK3R1 genlerinin beyin kanserine neden oldukları belirlendi. 601 farklı genin incelendiği araştırma, 206 kanser hastasının TCGA’ya bağışladıkwww.ilmiarastirma.net

ları DNA’lar üzerinde yapıldı. Aynı sıralarda ABD’deki Johns Hopkins Üniversitesi’nde de yürütülen paralel bir araştırmada, 22 GBM tümöründe aynı sonuçlara ulaşıldı. TCGA’daki bilim adamları, araştırma sonuçlarının, kanser tedavilerinin geliştirilmesine ve her genin ayrı ayrı incelenmesine katkıda bulunacağını bildirdiler. NCI direktörü John E. Niederhuber, analizleri sayesinde artık kanser hakkındaki daha karmaşık sorulara hayat kurtaran cevaplar verebileceklerini kaydetti. Erişkinlerde en sık rastlanan kanser türlerinden GBM'ye yakalanan bir insan, eğer tedaviye hemen başlamazsa en fazla 3 ay hayatta kalabiliyor. www.aktifhaber.com

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

3


Yüce Allah, Kuran-ı Kerim’de İslam ahlakını yeryüzüne hakim kılacağını İslam’ın hakim olmasıyla dünyaya barış, adalet ve sevginin geleceğini bildirmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de hadislerinde, bu büyük olayın ahir zamanda gerçekleşeceğini müjdelemiştir. Bu kutlu dönemde dünyanın her yerinde etnik ve siyasi sorunlar, iç savaşlar, çatışmalar, derin anlaşmazlıklar ve ihtilaflar son bulacaktır. Hadislerde ve İslam alimlerinin sözlerinde bildirildiğine göre İslam ahlakının dünyaya hakim olmasına ve barışa vesile olacak mübarek kişi ise, Hz. Mehdi (a.s.)’dır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın ortaya çıkışıyla, Allah’ın izniyle, yeryüzündeki tüm zulüm ve haksızlıklar sona erecek; dünyaya adalet, barış, sevgi, huzur ve güven hakim olacaktır.

4

İlmi Araştırma, Mayıs 2011


www.altincag.com

• Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu kutlu dönemi nasıl tarif etmektedir? • Sayın Adnan Oktar dünyaya barış ve adaletin hakim olacağını nasıl anlatmaktadır? “Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir.” (Yunus Suresi, 25) ayetiyle Yüce Allah, mümin kullarına barışçı olmayı emretmekte ve insanları doğruya, gerçeğe, güzele götüren en parlak ışığın İslam olacağını müjdemektedir. Ancak 19. yüzyılın başlarından itibaren adaleti, merhameti, hoşgörüyü emreden Kuran ahlakının yerine, bir takım çarpık felsefe ve ideolojiler toplumlara benimsetilmeye başlanmıştır. Materyalist kökenli ideolojilerin, insanların nefislerindeki bencillik, dünya hırsı, sorumsuzluk, başkaldırı, isyankarlık gibi zaafları körüklemesiyle, toplumların bozulma süreci başlamıştır. Bu sapkın akımların yoğun telkin ve propagandaları sonucunda dünyada kargaşa ve bölünmeler yaşanmıştır. Nitekim geride bıraktığımız 20. yüzyıl “Savaşlar Yüzyılı” olarak anılmaktadır. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl da yine savaşlar ve terör olayları ile başlamıştır ve halen de bunlar dünyanın dört bir yanında devam etmektedir. Günümüzde hiçbir ülke terör saldırılarından yana güvende değildir. Avrupa’dan Amerika’ya, Asya’dan Afrika’ya kadar dünyanın dört bir yanında terörist bombalamalar, kundaklamalar, uçak kaçırmalar, rehin almalar, iç çatışmalar, masum ve sivil insanları hedef alan terörist saldırıların yanısıra günlük hayatta karşılaşılan bireysel şiddet olayları da büyük bir hızla devam etmektedir. Bugün ABD’den Angola, Uganda,

www.ilmiarastirma.net

Nijerya gibi Afrika ülkelerine; İngiltere, İspanya, Fransa gibi Avrupa ülkelerinden Sri Lanka, Tayland, Japonya gibi Asya ülkelerine; Ortadoğu ülkelerinden Latin Amerika’ya kadar birçok ülkede terör ve iç savaşlar binlerce insanın canını yakmakta ve çok büyük maddi kayıplara neden olmaktadır. İnsanlar şiddet olayları ve saldırılara evlerinde otururken, bir sinemada film izlerken, bir alışveriş merkezinde dolaşırken, otobüste yolculuk ederken ya da işyerlerinde çalışırken hiç beklemedikleri bir anda maruz kalmaktadırlar. Şiddetin evlerine kadar girmiş olması, doğal olarak insanlarda büyük bir tedirginlik, korku ve endişeli bir bekleyiş oluşturmaktadır. İnsanlar kalabalık ortamlara girmekten, toplu taşıma araçlarını kullanmaktan çekinmekte, günlük hayatlarını yaşayamaz hale gelmektedirler. Kısacası terörizm, savaşlar ve çatışmalar tüm dünyaya büyük yıkım getirmekte, insanların hayatları üzerinde çok olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v.), hadislerinde ahir zamanda yaşanacak bu ortamı şöyle tarif etmektedir: “... Sonunda da BELALAR, FİTNELER VE HOŞLANMAYACAĞINIZ BİRÇOK KÖTÜ İŞLER İSABET EDECEKTİR. Arka arkaya öyle fitneler gelir ki, sonra gelen gittikçe daha büyük olduğu için önce geleni ince ve hafif bırakır.” (İmam Şa’rani, Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 394-395, no. 733)

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

5


Ancak yine Peygamberimiz (s.a.v.)’in müjdelerine göre, bu korku ve şiddet dolu karanlık dönemin ardından Yüce Allah Hz. Mehdi (a.s.) vesilesiyle tüm insanlığı büyük bir kurtuluşa ulaştıracaktır. Yeryüzündeki tüm fitneler, savaşlar, katliamlar, terör, şiddet ve anarşi eylemleri son bulacak; yerini aydınlık, barış ve huzur dolu bir döneme bırakacaktır. Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın “fitneleri önleyeceği” şöyle bildirilmektedir: “FİTNELERİ ÖNLEMENİN KENDİSİNE ZOR GELMEYECEĞİ VE ÖLDÜRMENİN DE ONU VAZGEÇİREMEYECEĞİ EHLİ BEYTİME MENSUP BİRİSİ SAHİP OLMADAN GÜNLER VE GECELER BİTMEYECEKTİR.” (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12) “TOZLU, DUMANLI KARANLIK BİR FİTNE GÖRÜLECEK, BUNU DİĞERLERİ TAKİB EDECEK, TA Kİ EHLİ BEYTİMDEN KENDİSİNE MEHDİ DENİLEN BİR ZAT ÇIKINCAYA KADAR. Şayet ona yetişirsen, ona tabi ol ve hidayete erenlerden ol.” (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26)

Hz. Mehdi (a.s.) Çatışmaları ve Anlaşmazlıkları Sona Erdirecektir Yüce Allah’ın “Ey iman edenler, hepiniz topluca “barış ve güvenliğe (Silm’e, İslam’a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.” (Bakara Suresi, 208) ayetinde haber verdiği gibi Kuran ahlakının tüm dünyaya hakim olması sonucunda insanlar arasındaki kin, husumet, düşmanlık gibi duygular son bulacak, tüm yeryüzüne barış ve huzur hakim olacaktır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın vesilesiyle, önceden aralarında husumet olan halklar arasında çok büyük bir kardeşlik yaşanacak, tüm sorunlar sevgi ve güzel ahlak ile çözüme kavuşturulacaktır. Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu önemli özelliğini hadislerinde şöyle haber vermektedir:  “Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. HİÇBİR KİMSE ARASINDA BİR DÜŞMANLIK KALMAYACAKTIR. VE BÜTÜN DÜŞMANLIKLAR, BOĞUŞMALAR, HASETLEŞMELER MUHAKKAK KAYBOLUP GİDECEKTİR.” (Sahih-i Müslim, 1/136) “SAVAŞ (ERBABI) DA AĞIRLIKLARINI (SİLAH VE MALZEMELERİNİ) BIRAKACAK.” (Sünen-i İbn Mace, 10/334) “HARP (ERBABİ) AĞIRLIKLARINI (YANİ SİLAH VE SAİREYİ) BIRAKIR.” (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, 496)

6

İlmi Araştırma, Mayıs 2011


www.Kurandamehdiyet.com

“DÜŞMANLIK VE KİNİ DE KALDIRACAKTIR. Zehirli olan her hayvanın zehri de sökülüp alınacaktır. Hatta küçük oğlan çocuğu, elini yılanın ağzına sokacak da yılan ona zarar vermeyecektir. Kurt, koyun-keçi sürüsü içinde sürünün köpeği gibi olacaktır.” (Sünen-i İbni Mace, Kitabü-l fiten Tercemesi ve Şerhi- Kahraman Neşriyat, cilt 10, Mütercim: Haydar Hatipoğlu, Bab 33, sf. 331-335) “ONUN ZAMANINDA KURTLA KOYUN BİRARADA OYNAYACAK, YILANLAR ÇOCUKLARA ZARAR VERMEYECEKTİR.  İnsan bir avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir.” (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 43)

Sayın Adnan Oktar 27 Eylül 2010 tarihli Adıyaman Asu TV röportajında Hz. Mehdi (a.s.) zamanında silahların eritilip silahın kalmayacağını şöyle açıklamıştır: ADNAN OKTAR: Bunu Peygamber (s.a.v.) söylüyor. Peygamberimiz (s.a.v.) vahiy ile söylüyor. Bunlar, ne diyor bu kancılar? “Biz Allah’tan da daha iyi biliyoruz. Allah’ın Peygamberi (s.a.v.)’nden iyi biliyoruz, Hz. Mehdi (a.s.)’dan da iyi biliyoruz” diyorlar haşa. “Kostantiniye feth olunur” diyor. Orada da yine tekbirlerle, Allah anılarak, inşaAllah. Çok fazla hadis var; İstanbul’un kan akıtılmadan, Allah anılarak alınacağına dair Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri meşhur. Şimdi bak, yobaz takımı bunu bir iyice anlayacak. Yani bu kan işinden, irin işinden bir vazgeçecekler. Bu konuda onları zannediyorum ikna edeceğiz, inşaAllah. Bakın şimdi yeniden tekrar ediyorum. “O Hz. Mehdi (a.s.) insanlığı sever. O insanlığın dostudur, o öldürmeye karşıdır. Öldürme yok. O ayırımcılığa karşıdır.” Kürt, Laz, Çerkez, Alevi, Sünni, Vahhabi; ayırımcılık yok, “ayırımcılığa karşıdır.” “O yoksulluğa karşı çıkacak.” Herkes zengin oluyor, fakir yok. Çünkü silahlanmaya ayrılan parayı fakirlere dağıtıyor. Silah yapımı yok. Mesela koskoca obüs topları, tanklar çelik yığını. Dünyanın yüz yıllık çelik ihtiyacını karşılayacak durumda şu an, silahlardaki demir. Bir kere demir zibil gibi olacak. Zaten Zülkarneyn Kıssası’nda ondan dikkat çekilmiştir. Demirin sel gibi akıtılacağı Kuran’da geçer, sel gibi akıtılacağı. Sel gibi demir akıtılacak. Bütün o tanklar, toplar hepsi eritilecek. Dolayısı ile silah kalmıyor. Silah kalmayınca kan nasıl aksın? Hz. İsa (a.s.) için ne diyor Peygamberimiz (s.a.v.)? “Bütün silahları yok edecek” diyor. Hz. İsa (a.s.) için. Hz. Mehdi (a.s.) için ne diyor? “Bütün silahları yok edecek” diyor. Silah niye yok edilir? Kan akmaması için, değil mi? Kancılar

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

7


ne diyor? “Biz kan istiyoruz” diyorlar, vampirler, kancı vampirler. Kan, irin yok. Cehennemde bulacaklar, var onlara, Cehennemde irin var. Onun içinde yüzecekler meraklılarsa. Madem öyle irin meraklısı, kan meraklıları değil mi? Allah diyor ayette, Kuran’da var. Böyle irin denizinde, irin gölünde yüzecekler. O arzuları orada tam tatmin olmuş oluyor, Allah’ın dediğini haşa beğenmiyorlarsa eğer, tevbe edip vazgeçmezlerse, inşaAllah...

Hz. Mehdi (a.s.) Dünyaya Huzur ve Güven Getirecektir Hadislerin işaretlerine göre Hz. Mehdi (a.s.)’ın manevi liderliğinde dünyaya barış ve esenlik gelecektir. Dünyadan anarşinin, terörün, kargaşanın, düşmanlığın, şiddetin tümüyle kalkması sonucunda insanlar cennet benzeri bir ortama kavuşacaklardır. Her türlü

adil sistem oluşturulduğu ve tüm insanlar Allah korkusunu öğrendiği ve bunun şuuruna vardığı için hırsızlık, sahtekarlık, dolandırıcılık gibi toplumsal sorunlar yaşanmayacaktır. Cinayetler, saldırılar, taciz, iftira ve hakaret içeren eylemler ve toplum huzurunu bozacak her türlü tavır bozuklukları ve suistimaller ortadan kalkacaktır. Kavgalar, bağırtılar, tartışmalar, uyuşturucu almış insanların veya dengesiz insanların saldırma ihtimali son bulacak, insanlar bu tür eylemlerden kaynaklanan tüm endişe ve korkularından kurtulacaklardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.) vesilesiyle dünyaya hakim olacak huzur ve güven ortamını şöyle anlatmaktadır: “DAHA ÖNCE ZULÜMLE DOLU OLAN DÜNYAYI, ADALETLE DOLDURUR. ADALETİ O DENLİ OLUR Kİ, UYKUDA OLAN BİR KİMSE DAHİ UYANDIRILMAZ VE BİR DAMLA  KAN  BİLE AKITILMAZ. Dünya, adeta Asr-ı Saadet devrine geri döner.” (Nuaym b. Hammad, K. Fiten vr. 77b; Suyuti, c. II, sf. 77; El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 29)

“Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir. Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.” (Yunus Suresi, 25-26)

8

İlmi Araştırma, Mayıs 2011


www.Mehdiyet.com

Sayın Adnan Oktar 24 Ocak 2011 tarihli Kahramanmaraş Aksu TV röportajında, Allah’tan savaş istenmeyeceğini Allah’tan barış isteneceğini, bu duanın dünyaya huzur ve güvenlik vereceğini şöyle anlatmıştır: ADNAN OKTAR: Allah savaşı beğenmez; Allah barışı beğenir. Allah sevgiyi, güzelliği beğenir, kardeşliği beğenir Allah, dostluğu beğenir. Savaş Allah vermesin, adam hiçbir şekilde laf söz dinlemez, saldırır; çar naçar kalırsın. Nefsi müdafaa. Zaten Allah seni orada başarılı kılar, yenersin o zaman. Mutlaka yenersin. İsterse atom bombası kullansın, isterse bilmem ne yapsın. Her ne yaparsa yapsın yenersin mazlumsan. Ama durduk yere millete saldırmak, insanlara saldırmak Müslümanın yapacağı bir şey değildir. Fitne çıkartıp, olay çıkartıp, kavga çıkartmak, savaş çıkartmak; bunlar densiz hareketlerdir. Bunları istemek de densizliktir. İran’la biz niye savaşalım kardeşim? Bilakis ittifak edeceğiz ve ediyoruz. Mehdi (a.s.) aşığıdır onlar. Yunanistan; Osmanlı döneminde evlatlarımızdı onlar bizim. Yine bizim yed-i emanımız olacaklardır.

merhamet, affedicilik, şefkat; Allah bunları beğenir. Cennette savaş yok, cennette kan yok, cennette kavga yok. Biz dünyayı cennet gibi yapacağız inşaAllah. Kanla, irinle Müslümanın işi olmaz. Allah’tan savaş istenmez. Allah’tan barış istenir.

Hz. Mehdi (a.s.) Sevgi ve Kardeşliğin Hakim Olmasına Vesile Olacaktır “Allah bizimle insanları nasıl şirk adavetinden kurtararak, onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa, HZ. MEHDİ (A.S.) İLE FİTNE ADAVETİNDEN KURTARACAK VE KARDEŞ YAPACAKTIR.” (Taberani’den, Heysemi, c. Vıı, sf. 317; Nuaym b. Hammad, vr 52b; Kitab-Ül Burhan Fi Alamet-İl Mehdiyy-İl Ahir Zaman, sf. 20)

Dolayısıyla ucuz kahramanlık yapıp böyle Müslümanlar arasında itibar kazanmak isteyenlere kardeşlerimiz itibar etmesinler. Dostluk, sevgi,

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

9


“Benim evladımdan Muhammed b. Abdullah (Mehdi) ile Cenab-ı Hak sünnetleri ihya eder. Onun adalet ve bereketi ile müminlerin kalpleri ferahlar. ACEM VE ARAP MİLLETLERİ ARASINDA ÜLFET VE MUHABBET YERLEŞİR.” (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-İl Mehdiyy-İl Ahir Zaman, sf. 66)

Sayın Adnan Oktar 31 Mart 2011 tarihli A9 TV ve Samsun Aks TV röportajında barışın önemine şöyle dikkat çekmiştir: ADNAN OKTAR: Barış önemli. Bakın, Tevrat’ta da barış anlatılır; “Ne iyi, ne güzeldir birlik içinde kardeşçe yaşamak.” Mezmurlar’da 133/1. “Bütün kralları Süleyman yönetiyordu. Her tarafta barış vardı.” Bakın; “bütün krallıkları Süleyman yönetiyordu.” Bir tek kendi ülkesini değil, diğer ülkelerin siyasetine de hakim olmuş. Bir İslam Birliği oluşmuş, İttihad-ı İslam oluşmuş o dönemde. “Bütün krallıkları Süleyman yönetiyordu.” Hz. Mehdi (a.s.)’ın da yapacağı budur. Bütün yönetimler manen ona bağlı olacaktır. “Her tarafta barış vardı” Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s.)’ı Hz. Süleyman (a.s.)’a benzetiyor. Hadiste Hz. Süleyman (a.s.) gibi olduğunu söylüyor. Burada da 1. Krallar 4. Bölüm, 24’te de; Hz. Süleyman (a.s.)’ın bütün krallıkları yönettiği, her tarafta da barış ol-

10

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

duğu söyleniyor. “Kötülük tasarlayanların yüreği hileci; barışı öğütleyenin yüreği ise sevinçlidir.” Kötülük tasarlayan insanın yüreği rahat olmaz. Sürekli tedirgindir. Konuşmada dengesizlik, üslubunda tutarsızlıklar olur, anormallikler olur. Hilecidir, yani hileci olduğu hissedilir; insanlar sevemez, anlarlar onu. “Barışı öğütleyenin yüreği ise sevinçlidir.” Bak, “barışı öğütleyenin yüreği sevinçli,” çünkü içi rahat, kan istemiyor, kavga istemiyor. Kavga, kan isteyenler; onların tipi bile değişik olur, eşkali bozuk olur onların, üslubundan falan hissedilir. Kadın olsun, erkek olsun kan isteyenler daha mafyamsı, daha çirkin bir ruh halinde ve yüz ifadesinde olurlar. Ama bu dünyada çok yaygındır; kanı, kavgayı isteyenler çok çok fazladır. Barışı isteyen çok az insan vardır. Barış en kolayıdır ama çok az insan barışı ister. İnsanlar hep kavgayı isterler, büyük bölümü


www.mehdikanakitmaz.com

öyledir. Mesela biz anlatıyoruz, “Olur mu ya tabii ki barışı isteyenler çok olur” diyorlar, öyle bir şey olmuyor. Kavgayı ve savaşı isteyen çoktur dünyada. “Barışı öğütleyenin yüreği ise sevinçlidir.” Çünkü vicdanı rahat. Vicdanı rahat olduğu için kalbinde bir sıkıntı olmuyor. Ruhu gevşemiş. İnsancıl olduğunu biliyor, insanlara kötülük yapmayacağını biliyor. Kafasından bir kötülük tasarlamadığı için beyni kirlenmemiş ve vicdanı ona baskı yapmıyor, vicdan azabı çekmiyor.

Hz. Mehdi (a.s.)’ın Sevgisi ve Şefkati Tüm Dünyayı Kaplayacak, Herkes Ondan Memnun Olacaktır Hz. Mehdi (a.s.) sevgi ve şefkat insanıdır. Allah’ın Hz. Mehdi (a.s.)’ın ruhunda yarattığı yoğun sevgi ve şefkatin, dünyanın her köşesine etki edeceği ve çok hayırlı bir dönem olacağı hadislerde şu şekilde ifade edilmektedir: “İmam-ı zaman (Hz. Mehdi (a.s.))’ın bereketiyle İNSANLARIN KALPLERİ KARŞI-

www.ilmiarastirma.net

LIKLI SEVGİ VE BİRLİKLE DOLACAKTIR.” (Bihar-ul Envar, cilt 53, sayfa 187; Mikyaal al-makaarem, cilt 1, sayfa 52) “(Hz. Mehdi (a.s.) zamanında)  SEVGİ VE ŞEFKAT DÜNYANIN KÖŞE BUCAK HER YERİNE HAKİM OLACAKTIR.”  (İkbal’ula’mal sayfa 507; Bihar-ul Envar, cilt 21, sayfa 312) “Böylece YER VE GÖK SAKİNLERİ ONDAN (HZ. MEHDİ (AS)) RAZI OLDUKLARI GİBİ, HAVADAKİ KUŞLAR, ORMANDAKİ YIRTICI HAYVANLAR, DENİZDEKİ BALIKLAR BİLE MEMNUNLUK DUYACAKLARDIR. Ümmeti Muhammed’den (s.a.v.) memnun olmadık hiç kimse kalmayacaktır. Hatta, ‘ihtiyacı olan yok mu?’ diye tellal bağırtacak; ‘İhtiyacımız yoktur’ cevabı verilecektir.” (Medineli Allame Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci, Pamuk Yayıncılık, İstanbul, 2002, s. 163)  Yüce Allah, Kuran ahlakına uyan Müslümanlara cennet hayatlarında sunulacak olan güzellikleri ayetlerinde ayrıntılı olarak tarif etmiştir. Altından ırmaklar akan güzel mekanlar, pınarlar, durmaksızın akan kaynaklar, konaklar, köşkler, kıyafetler, yiyecekler, içecekler, mücevherler, güzel ahlaklarına karşılık sonsuz hayatta onlara verilecektir. Cennet Müslümanların her zaman kavuşmayı istedikleri sonsuz yaşamdır:

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

11


Sayın Adnan Oktar 9 Mart 2011 Tarihli TV Kayseri ve Samsun Aks TV röportajında Hz. Mehdi (a.s.)’ın asıl görevinin sevgi, şefkat ve merhamet olduğunu şöyle anlatmıştır:

“Siz ve eşleriniz cennete girin; ‘sevinç içinde ağırlanacaksınız. Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız. İşte, yaptıklarınız dolayısıyla mirasçı kılındığınız cennet budur. Orda sizin için birçok meyveler vardır; onlardan yiyeceksiniz.” (Zuhruf Suresi, 70-73) İşte Hz. Mehdi (a.s.) tüm Müslümanlara böyle güzel bir hayatın dünyada hazırlanıp sunulmasında vesile olan değerli bir zattır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın manevi liderliğinde oluşturulan ortam Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in müjdelediği gibi cennetin dünyadaki bir müjdesi, Allah’ın müminlere bir lütfudur. Bolluğuyla, bereketiyle, insanlara sağlayacağı her türlü konforuyla, huzur ve barış dolu ortamıyla her Müslümanın ulaşmak isteyeceği bu dönem, iman eden insanlar için dünya hayatında çok üstün bir mükafattır. Bu güzel dönemle müjdelenmek de kuşkusuz tüm Müslümanlar için çok büyük bir şereftir.

12

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

ADNAN OKTAR: Bediüzzaman; “Hz. Mehdi (a.s.) siyasete karışmaz” diyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın asıl görevi sevgi, şefkat ve merhamettir, ama sevgi siyasette etki eder. Nasıl etki eder? Dürüst siyaseti getirir, akılcı siyaseti getirir, merhametli siyaseti getirir. Mahkemeye etkisi olur. Dürüstleşir mahkemeler. Daha mükemmel, daha iyi olur. Daha sevgi dolu olur. Ticarete etkisi olur. Ticarete dürüstlük gelir, ticaret daha candan olur. Bu anlamdadır siyaset. Yoksa rejimleri değiştirmek, sistemleri değiştirmek, Hz. Mehdi (a.s.)’ın öyle bir görevi yok. Hz. Mehdi (a.s.)’ın görevi, güzel ahlakı, sevgiyi vermektir; şefkati, merhameti öğretmektir. Mesela acımasızlık varsa bir siyasetçide, o acımasızlık gider, sevgi hakim olur kalbine, merhametle bakar. Mesela eğer bir siyasetçi çıkar peşindeyse, Allah’tan korkup çıkar peşinde olmaz. Güzel ahlaklı olacağı için, bütün imkanlarını halka haşreder. Bu anlamda siyasete etkisi olur Hz. Mehdi (a.s.)’ın, doğrudan siyasetin içinde olmaz. Rejimleri değiştirmek, siyasete girmek, böyle bir sorunu yok Hz. Mehdi (a.s.)’ın. Çünkü dinde sorgulama yoktur, insanlar istedikleri inanç içerisinde olurlar, inşaAllah.


www.risaleinurdamehdi.com

Hz. Mehdi (a.s.) Zamanında Farklı Dinler Arasında Barış ve Adalet Olacaktır İslam dini, insanları dini inançlarını seçmede özgür bırakırken, diğer dinlere saygılı olmayı emreder. Bir insan Kuran’da batıl olarak tarif edilen bir inanca sahip olsa dahi, Kuran ahlakını yaşayan insanlar arasında huzur ve barış içinde yaşayabilir. Kendi inançlarına göre ibadetlerini özgürce yerine getirebilir. Hiç kimse bir diğerini kendi dininin ibadetlerini yerine getirmekten alıkoyamaz. Ya da bir insanı istediği şekilde ibadet etmeye zorlayamaz. Bu İslam ahlakına aykırıdır ve Allah’ın razı olmadığı bir davranış biçimidir. İslam tarihini incelediğimizde Peygamberimiz (s.a.v.)’in döneminde de herkesin özgürce ibadet edebildiği, inançlarının gereklerini yerine getirebildiği bir toplum modelinin hakim olduğu görülmektedir. Kuran’da Ehl-i Kitap’ın ibadet yerleri olan manastır, kilise ve havraların da Allah’ın koruduğu ibadet mekanları olduğu haber verilmektedir: “... Eğer Allah’ın, insanların kimini kimiyle defetmesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır.” (Hac Suresi, 40) Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatında bu ahlakın pek çok örneğine rastlanmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v.), kendisiyle görüşmeye gelen

www.ilmiarastirma.net

Hristiyanların kendi mescidinde ibadet etmelerini söylemiş ve bu iş için mescidi onların kullanımına bırakmıştır. (Ali Bulaç, Çağdaş Kavramlar ve Düzenler, İz Yayıncılık, 16. Baskı, İstanbul, 1998, s. 241) Peygamberimiz (s.a.v.)’den sonraki halifeler devrinde de bu adaletli anlayış korunmuştur. Şam fethedildiği zaman, camiye çevrilen bir kilise ikiye bölünmüş, bir yarısında Hristiyanlar, öbür yarısında Müslümanlar ibadet etmişlerdir. (Ali Bulaç, Çağdaş Kavramlar ve Düzenler, İz Yayıncılık, 16. Baskı, İstanbul, 1998, s. 241) Hadislerde tüm halkların barış ve huzur içerisinde yaşadıkları Asr-ı Saadet dönemi gibi,  Hz. Mehdi (a.s.) döneminde de aynı adalet anlayışının hakim olacağı bildirilmektedir. Bu bilgilere göre Müslümanlar ile Hristiyan alemi arasında karşılıklı hoşgörüye dayalı bir kardeşlik, şefkat ve merhamet anlayışı oluşacaktır. Hristiyanların ve Yahudilerin tüm ibadethaneleri, havralar, kiliseler ve vakıfları koruma altına alınacak, kilise açmak isteyenlere, dini inançları doğrultusunda talepte bulunanlara, ibadetlerini yerine getirmek isteyenlere imkan tanınacaktır. Tüm Hristiyanların ve Yahudilerin kendileri için kutsal sayılan topraklarında barış, huzur ve güvenlik içinde yaşamaları sağlanacak, her türlü sorun sevgi, saygı ve adalet anlayışıyla kolaylıkla halledilebilecek, tüm halklar birbirleriyle uyum ve dostluk içerisinde yaşamlarını sürdürebileceklerdir.

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

13


Dünyanın dört bir yanı saymakla bitirilemeyecek güzelliklerle doludur. Ancak birçok insan bu güzelliklerin farkında bile değildir. Kendi dertlerine, sıkıntılarına gömülmüş, bunların ağırlığından etraflarında olup biten sevinç duyulacak, keyif alınacak olayları, güzellikleri göremeyecek hale gelmişlerdir.

Bazı insanlar neden dünyadaki güzelliklerin farkına varamazlar? Dünyadaki güzelliklerin kimler farkına varıp bundan büyük lezzet alırlar? Dünyadaki güzelliklerden lezzet almak için ne yapmak gerekir? 14

İlmi Araştırma, Mayıs 2011


www.Kurandasukur.com

Pek çok insana sorulacak “İnkar edenler ateşe olunsa, ‘dünya hayatı’ hakkında sunulacakları gün, söyleyecekleri sözlerin aşağı yukarı aynı (onlara şöyle denir:) “Siz olduğu görülür. Genelde çoğu kimse, hadünya hayatınızda bütün yatı belirli bir monotonluk içerisinde tas‘güzellikleriniz ve zevklerinizi vir eder. Yaşamın, rutin gelişmelerden ve tüketip-yok ettiniz, onlarla klasik beklentilerden ibaret olduğunu yaşayıp-zevk sürdünüz. İşte söyler. Nitekim kendi yaşamlarına bakış yeryüzünde haksız yere büyükaçıları da, aynı bu anlattıkları gibidir. Yaşadıkları eksikliklere de, güzelliklere de lenmeniz (istikbarınız) ve fasıkalışkanlık gözüyle bakar; iyi ya da kötü lıkta bulunmanızdan dolayı, olsun, hemen herşeye hızla uyum sağlarbugün alçaltıcı bir azap ile lar. Hayatlarına giren güzellikler, yenilikcezalandırılacaksınız.”” ler ya da iyilikler karşısındaki (Ahkaf Suresi, 20) heyecanlarını adeta yitirmiş gibidirler. Dünya hayatı pek çok eksikTüm bunları, hayalikle, insanlar da pek çok aciztın doğal akışı içerilikle birlikte yaratılmıştır. Ama sinde, zaten olması bu eksiklikler ve acizliklere gereken, sıradan karşı koymanın yolu “yaşam gelişmeler olarak kavgası vermek” değildir. nitelendirirler. Bu Allah insanlara çözümü nedenle de, bunlarKuran ile bildirmiştir. Çözüm daki olağanüstülüksadece iman etmektedir. leri ve sıradışı Allah, “Erkek olsun, kadın güzellikleri fark olsun, bir mümin olarak kim edemezler. Allah, salih bir amelde bulunursa, kendileri için yaratıhiç şüphesiz Biz onu güzel bir lan onlarca güzelhayatla yaşatırız ve onların liğe, iyiliğe, neşe ve karşılığını, yaptıklarının en sevinç verici olaya, ülfet ve gafletle güzeliyle muhakkak veririz.” bakan ve bunlardan (Nahl Suresi, 97) ayetiyle etkilenmeyen kim“iman eden insanlar için” selerin ahirette de dünyada “güzel bir hayat” Dünya, eksikliklerin güzellikten bir zevk olduğunu bildirmektedir. yanı sıra, saymakla bialamayacağını bu tirilemeyecek kadar nedenle onlara bu çok nimetle doludur. İman gözüyle bagüzellikleri ahirette nimet olarak vermekanlar için dünya hayatının maddi ve yeceğini bildirmiştir. manevi zevkleri bitmek tükenmek bilAllah bu kimselerin durumunu bir ayette şöyle haber vermiştir:

www.ilmiarastirma.net

mez; her şartta, her ortamda yüzlerce güzellik görülebilir ve tüm bunlardan derin bir haz alınabilir. İlmi Araştırma, Mayıs 2011

15


Sonsuz güç ve kudret sahibi olan Rabbimiz, iman edenlere olan sevgi ve merhametinin bir göstergesi olarak onları dünya hayatında çeşitli nimetlerle yararlandırmaktadır. Bu, insanın tüm hayatı için geçerlidir. Böyle bir insan için sabah kalktığında nefes almak çok büyük bir nimettir ve sevinç vesilesidir. Çünkü Allah ona, rızasını kazanacağı bir gün daha nasip etmiş, bir fırsat daha vermiştir. Yürüyebilmesi, konuşabilmesi, gülebilmesi, hareket edebilmesi bu kişi için bir mutluluk kaynağıdır. Dilediği takdirde Allah’ın tüm gücünü, hareket kabiliyetini elinden alabileceğinin şuurundadır. Bu kişi tüm bunlara sahip olmanın bir nimet olduğunu bilir, bu nedenle de hayattan çok büyük bir zevk alır.

Dünyadaki Güzelliklerden Müminler Büyük Bir Lezzet Alır Müminlerin dünya hayatına bakış açıları, olaylara adeta bir uyku perdesinin ardından bakan bu insanlarınkinden tamamen farklıdır. İman edenler için ‘dünya hayatı, her saniyesi birbirinden detaylı sürprizlerle, iyiliklerle, güzellikle, hayır ve hikmetlerle dolu bir yaşamdır. Allah’ın sonsuz güzel ahlakının ve eşsiz üstünlükteki sıfatlarının tecellilerinin hayatın her yanını sarmış olması, müminlerin, her anlarını derin bir heyecan ve coşku içerisinde yaşamalarına neden

16

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

olur. Her an, Allah’ın kendileri için yarattığı bir başka güzelliği fark etmenin, Allah’ın rahmetinin tecellilerini görmenin neşesini ve sevincini tadarlar.


www.dunyahayati.com

“Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah’ı sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz.” (Tirmizi; Huccetü’l İslam İmam Gazali, İhya’u Ulum’id-din, 4. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s.594)

■ Allah’ın Yakınlığını Hissetmek Müminler İçin Büyük Bir Dünya Nimetidir: Allah her an, insan için, ancak akılla, imanla ve vicdanla fark edilebilecek birbirinden güzel ve detaylı sürpriz güzellikler yaratır. Ancak iman gözüyle bakan kimselerin görebileceği bu olaylar ile, Allah kullarına sıcak ve yakın takibini hissettirir. Bu yakınlığı hissetmek, mümin için çok büyük bir haz ve büyük bir lütuftur. Bazen insanın aklından geçen küçük, günlük ve sıradan gibi görünen bir olayın gerçekleşmesi; bazen dua ile istediği bir güzelliği, hiç tahmin edemeyeceği şekilde karşısında bulması; bazen güzel tevafuklarla karşılaşması, insan için çok büyük bir nimet, tefekkür ve Allah’a yakınlaşma vesileleridir. ■ Allah’ın Özel Tevafuklar ve Güzellikler Yarattığını Bilmek Müminlere Büyük Bir Zevk Verir: Allah Kuran ile, insanlar üzerindeki sonsuz rahmetini; iman edenlerin mutlak dostu ve yardımcısı olduğunu ve samimi duaya kesin olarak karşılık vereceğini kullarına bildirmiştir. Dolayısıyla inanan bir kimse, zaten hayatı boyunca Allah’ın kendisi için yarattığı rahmet tecellilerinin daimi olarak şuurundadır. Sıkıntı ya da zorluklarla bile karşılaşsa, tüm bunların kendisi için özel yaratılan güzellikler olduğunu bilir. Ancak Allah, bu konuda bu kadar kesin ve sağlam bir inanca sahip olan bir kimsenin dahi ülfetini kıracak, onu hayrete düşürecek ve şahit olduğu olağanüstü ya-

www.ilmiarastirma.net

ratılış karşısında büyük bir iman coşkusuna kapılmasını sağlayacak özel tevafuklar, güzellikler ve detaylar yaratır. Mümin, bu olayların her birinde, Allah’ın sonsuz rahmetinin, sonsuz sevgisinin, kullarına olan yakınlığının ve sıcak bağlantısının tecellilerini görmenin verdiği derin heyecan ve hazları tadar. Tüm ruhu ve bedeni, Allah aşkı, Allah sevgisi ve tutkusu ile kaplanır. Yüce Allah’ın sonsuz kudretini, Rabbimiz’in herşeye Kadir, sonsuz seven ve sonsuz merhametli olduğunun tecellilerini gördükçe, Allah’a olan yakini daha da artar. Fakat müminin böyle bir iman coşkusu yaşaması için, illaki çok büyük olaylara şahit olmasına ya da çok benzersiz nimetlerle karşılaşmasına gerek yoktur. Bazen çok sıradan, ama çok arzulanan bir şeyin, tam akıldan geçtiği anda kişinin

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

17


karşısına çıkması; bazen merak ettiği bir konunun cevabının, tam o anda kendisine duyurulması ya da bir an için canının çektiği bir yiyeceğin dahi hiç umulmadık şekilde kendisine ikram edilmesi gibi, küçük ve önemsiz görünen olaylar da gerçekleşebilir. Olayların kendisi belki ehemmiyetsizdir; ancak yaratılan bu tevafukların mümin için taşıdığı mana çok büyüktür. Tüm bunlar, Allah’ın sonsuz hakimiyetinin, sonsuz şefkatinin, her an kullarıyla birlikte olan, herşeyi gören, herşeyi bilen ve duyan olduğunun birer tecellisidir. Ve bu detayların her biri Allah’ın, Kendisi’ni çok büyük bir aşk ve tutkuyla seven kullarına olan yakınlığını onlara hissettirmek için yarattığı sürpriz güzelliklerdir. Ve işte bu büyük gerçeğe şahit olmak da, müminler için çok derin heyecan oluşturan ve Allah’a yakınlığı artıran vesilelerdir. Bir ayette Rabbimiz’in kullarına olan yakınlığı şöyle bildirilmiştir:

“Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar.” (Bakara Suresi, 186)

18

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

“(Yer) Üzerindeki her şey yok olucudur; Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin yüzü (kendisi) baki kalacaktır. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? Göklerde ve yerde olan ne varsa O’ndan ister. O, her gün bir iştedir. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” (Rahman Suresi, 26-30)


www.duaetmek.imanisiteler.com

Nimetlerden Zevk Alabilmenin Tek Yolu İmandır İnsanların gerçek mutluluğu elde edebilmelerinin tek yolu Allah’a iman etmektir. Bu gerçek Kuran’da “... Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur.” (Rad Suresi, 28) ayetiyle haber verilmektedir. Yaşanılan mutsuzluktan ve bıkkınlıktan, ancak, Allah’ın rahmeti ve kulları üzerindeki nimeti kavrandığı ve iman ahlakı yaşandığı takdirde kurtulunabilir. Dünya hayatından ancak bu şekilde gerçek anlamda zevk alınabilir, ancak bu şekilde güzelliklerin değeri tam olarak kavranabilir. Allah’ın “... Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır...” (Nahl Suresi, 30) ve “... Allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi...” (Al-i İmran Suresi, 148) ayetleriyle hatırlattığı gibi, Allah güzel bir hayatı ancak iman edenlere yaşatır. İnkar edenler için ise, Allah’ın bir ayette “Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır...” (Taha Suresi, 124) hükmüyle belirttiği gibi, mutlaka “sıkıntılı bir hayat şekli” vardır. Bu insanlar, iman dışında hiçbir şekilde bu sıkıntılı yaşamdan kurtulamaz, hiçbir yolla gerçek mutluluğu elde edemezler. Maddi anlamda çok büyük imkanlara sahip olsalar bile, bunların tadına gereği gibi varamaz, bu nimetlerin sevincini tam olarak yaşayamazlar. Zira güzelliklerin bir insana zevk verebilmesi için, kişinin bu güzellikleri takdir edebilecek bir anlayışa sahip olması gerekir. Örneğin bir karanfilin yapraklarındaki kusursuz dizilimi, kokusunu, dokusundaki yumuşaklığı fark edebilmesi www.ilmiarastirma.net

daha önemlisi bu benzersiz güzelliğin büyük bir nimet olarak var edildiğini anlaması gerekir. Bunu gerçek manasıyla anlayabilecek olan kişiler de sadece iman sahipleridir. Çünkü Allah’a iman eden kimseler, dünyadaki her detayın Rabbimiz’in büyük bir lütfu olduğunun bilincindedirler.

“Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah’tandır…” (Nahl Suresi, 53) ayetinin bir tecellisi olarak müminler çevrelerini saran nimetlerin Allah’tan olduğunun farkındadırlar ve her güzellikte Allah’ın sonsuz yaratış gücünü düşünürler. Bu, Allah’ın izniyle onların Allah’a olan sevgilerini ve bağlılıklarını artırır.

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

19


T

arih boyunca pek çok insan, dağların heybetli yapısını, yıldızların ve Güneş’in büyüklüğünü kendi batıl anlayışına göre yorumlamış; evrenin sonsuza kadar var olacağını, asla yok olmayacağını zannetmiştir. Bu batıl inanış, (Allah’ı tenzih ederiz) çok tanrılı ve maddeci Yunan felsefelerinin, batıl Sümer ve

20

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

Mısır dinlerinin temelini oluşturmuştur. Bu batıl inanca sahip insanların büyük bir yanılgı içinde oldukları bizlere Kuran’da haber verilir: Milyarlarca yıldır işleyen bu kusursuz düzen, herşeyi yaratan Rabbimiz’in eseridir, O’nun emriyle ve O’nun belirlediği bir zamanda yine görkemli bir şekilde son bulacaktır. 20.


www.kiyametalametleri.com yüzyıldaki bilimsel gelişmeler de asırlar öncesinden Kuran’da bildirilen bu gerçeği teyit etmekte, evrenin bir başlangıcı olduğunu ortaya koymaktadır. Tüm insanlar ve canlılar gibi evrenin de bir ölümü vardır.

Güneş’in Batıdan Doğuşu En Büyük Kıyamet Alametlerindendir Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinde haber verdiği kıyamet alametlerinden biri “Güneş’in Batıdan Doğuşu”dur. Hadislerde bu alamet gerçekleşmeden kıyametin kopmayacağı bildirilmektedir: “Kıyamet on alamet görülmedikçe kopmaz: Duman, Deccal, Dabbetü’l arz, GÜNEŞ’İN BATIDAN DOĞMASI, Hz. İsa (a.s.)’ın yeryüzüne inmesi...” (Rudani, Büyük Hadis Külliyatı, 5. cilt, s. 362)

Büyük İslam alimi Ahmed b. Hanbel yukarıdaki ayette geçen “RABBİNİN BAZI İŞARETLERİ” ifadesi hakkında Peygamberimiz (s.a.v.)’in “Güneş’in batıdan doğuşudur” buyurduğunu rivayet etmektedir. Bu ayetle tüm insanlar, Rabbimiz’in kıyametin yaklaştığını gösteren işaretleri gelmeden önce iman etmeye çağırılmaktadırlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bu ayetle ilgili hadislerinden bazıları şu şekildedir: “GÜNEŞ BATIDAN DOĞUNCAYA KADAR KIYAMET KOPMAZ.

“(Şu) altı şey gelmeden önce (ibadet sayılan iyi) amelleri işlemeye acele ediniz; GÜNEŞ’İN BATI TARAFINDAN DOĞMASI, Duhan, Dabbetü’l Arz, Deccal...” (Sünen-i İbni Mace, cilt 10, s. 295) Kuran ayetlerinde de “kıyametin kopma alametlerine” işaret eden çeşitli ayetler bulunmaktadır. Bu ayetlerden biri Enam Suresi’ndedir: “Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da Rabbinin gelmesini mi veya RABBİNİN BAZI İŞARETLERİNİN GELMESİNİ mi bekliyorlar? RABBİNİN İŞARETLERİNDEN BAZILARININ GELECEĞİ GÜN, daha önce iman etmemişse veya imanıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye imanı yarar sağlamaz. De ki: “Bekleyin, Biz de şüphesiz beklemekteyiz.” (Enam Suresi, 158)

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

21


GÜNEŞ BATIDAN DOĞDUĞU ZAMAN, İNSANLARIN HEPSİ ONU GÖRÜRLER DE TOPTAN HEPSİ İMAN EDERLER.

(Kıyamet Suresi, 9) ayeti de aynı şekilde “Güneş’in batıdan doğuşuna” bir delil olarak tefsir edilmektedir.

İşte bu, ‘…Rabbinin ayetlerinden biri geldiği gün, daha evvelden iman etmiş veya imanından bir hayır kazanmış olmayan hiçbir kimseye (o günkü) imanı asla fayda vermez…’ (En’am:158) olduğu zamandır. Muhakkak ki, kıyamet şüphesiz kopacaktır...”. (Sahih-i Buhari, cil t 14, s. 6426)

Güneş’in batıdan doğuşunun ne şekilde gerçekleşeceği hakkında birçok İslam alimi önemli açıklamalarda bulunmuştur. Bediüzzaman Said Nursi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in haber verdiği bu büyük alametin ne şekilde gerçekleşeceğini bir sözünde şöyle haber verir:

“GÜNEŞ BATTIĞI YERDEN DOĞMADIKÇA KIYAMET KOPMAYACAKTIR. İnsanlar onu gördükleri zaman yeryüzünde bulunanlar iman ederler.” (Sünen-i İbni Mace, cilt 9, s. 4362) Büyük İslam müfessirleri de ittifakla bu ayeti yukarıdaki şekilde yorumlamakta, “Güneş’in Batıdan Doğuşu” na işaret olarak tefsir etmektedirler. Kıyamet Suresi’nde geçen “Güneş’le Ay biraraya getirildiği zaman….”

Bu Büyük Alamet Nasıl Gerçekleşecek?

“Güneş’in mağribden tulûu (batıdan doğması) ise, bedahet derecesinde (İspata ihtiyaç duymayacak kadar aşikar) bir alamet-i kıyamettir. Ve bedaheti için, aklın ihtiyarı ile bağlı olan tevbe kapısını kapayan bir hadise-i semaviye (gökyüzü olayı) olduğundan tefsiri ve manası zâhirdir, tevile ihtiyacı yoktur.” (Şualar, Beşinci Şua, Yirminci Mesele, s. 520) Bu alamet, Bediüzzaman’ın da belirttiği gibi tüm insanların şahit olacakları, ayrıca

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Güneş Batıdan Doğduktan Sonra İmtihanın Biteceğini ve İman Edenlerin İmanının Fayda Sağlamayacağını Bildirmiştir: Hz. Ebu Hureyre (Radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “GÜNEŞ, BATTIĞI YERDEN DOĞMADIKÇA KIYAMET KOPMAZ. BATIDAN DOĞUNCA, İNSANLAR GÖRÜR VE HEPSİ DE İMAN EDER. ANCAK, DAHA ÖNCE İNANMAMIŞ VEYA İMANIN SEVKİYLE HAYIR KAZANAMAMIŞ OLAN HİÇ KİMSEYE BU İMAN FAYDA SAĞLAMAZ.” [Buharî, Rikak 39, İstiska 27, Zekât 9; Müslim, İman 248, (157); Ebu Davud, Melahim 12, (4312).] [Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/324.] Güneş batıdan doğacak, insanlar topluca îmân edecek, ANCAK DAHA ÖNCE ÎMÂN ETMEMİŞ OLANLARIN ÎMÂNLARI KENDİLERİNE BİR YARAR SAĞLAMAYACAKTIR.” (Tecrid-i Sarih Tercümesi, XII 307; Müslim, Fiten, 118)

22

İlmi Araştırma, Mayıs 2011


www.kiyametgunu.com bir delile ya da açıklamaya ihtiyaç duymadan anlayacakları çok olağanüstü bir şekilde gerçekleşecektir. İnsanlar dünya üzerindeki canlı ve cansız tüm varlıkları etkileyecek bu büyük gök olayına ve kıyametin yakınlığına bizzat tanıklık edeceklerdir. Bediüzzaman Said Nursi aynı sözünün devamında bu büyük alametin ne şekilde gerçekleşebileceği hakkında bazı bilgiler vermektedir: (Doğrusunu Allah bilir.) Allahu a’lem, o tulûun sebeb-i zâhirîsi: Küre-i Arz kafasının aklı hükmünde olan Kur’an onun başından çıkmasıyla zemin divane olup, izn-i İlahî ile başını başka seyyareye çarpmasıyla hareketinden geri dönüp, garbdan şarka olan seyahatını, irade-i Rabbanî ile şarktan garba tebdil etmekle Güneş garbdan tulûa başlar. Evet arzı şems ile, ferşi arş ile kuvvetli bağlayan hablullah-il metin olan Kur’an’ın kuvve-i cazibesi kopsa; küre-i arzın ipi çözülür,

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

23


başıboş serseri olup aksiyle ve intizamsız hareketinden Güneş garbdan çıkar. Hem müsademe neticesinde emr-i İlahi ile kıyamet kopar diye bir te’vili vardır. (5. Şua 20. mesele) (Türkçeleştirilmiş şekli) “Allah bilir, (Güneş’in batıdan doğuşunun görünen sebebi): Yerkürenin başının aklı hükmünde olan Kuran’ın, onun başından çıkmasıyla yerin aklını yitirip, Allah’ın izni ile başını başka bir yıldıza çarpması, bunun sonucunda da hareketinden geri dönüp, batıdan doğuya doğru olan dönüşünü, Allah’ın izniyle doğudan batıya doğru değiştirmesi ile Güneş’in Batıdan doğmaya başlamasıdır. Evet, Dünya’yı Güneş’e, yeryüzünü gökyüzüne bağlayan Allah’ın güçlü ipi olan Kuran’ın çekim gücü koparsa, yerkürenin ipi çözülür, başıboş bir serseri olup ters ve düzensiz ha-

24

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

reketinden dolayı Güneş batıdan doğar. Ve bu çarpışma neticesinde Allah’ın izni ile kıyamet kopar.” Bediüzzaman Said Nursi, bu alametin yer küreye bir yıldızın ya da bir göktaşının çarpmasıyla gerçekleşeceğini Risalelerinde haber verir. Allah’ın izni ile gerçekleşecek bu çarpışmanın ardından yeryüzünün dönüş yönü değişecek ve Dünya batıdan doğuya doğru dönerken, doğudan batıya doğru dönmeye başlayacaktır. Bu da Güneş’in doğudan değil, batıdan doğmasıyla sonuçlanacak ve böylece Peygamberimiz (s.a.v.)’in haber verdiği büyük kıyamet alametlerinden biri daha gerçekleşecektir. Bediüzzaman Said Nursi bu büyük olayın ardından kıyametin kopacağını haber verir. (Doğrusunu Allah bilir.) Bediüzzaman’ın Peygamberimiz (s.a.v.)’in


www.yasananahirzaman.com Bu duruş Dünya’nın düzenini alt üst edecektir. Gece ve gündüz duracak, Dünya’nın bir tarafı günlerce karanlık içinde kalırken, diğer tarafında gündüz hiç bitmeyecektir. İnsanlar bu değişiklik nedeniyle çok büyük bir şaşkınlık yaşayacak, büyük bir korku, dehşet ve panik hali dünyayı kaplayacaktır. Yer kabuğu hareketlenecek, dünyanın dört bir yanını depremler saracaktır. Şiddetli volkanik patlamalar, mağmanın yeryüzüne doğru hareket etmesi, dehşet ve panik halini daha da artıracaktır. Ancak Rabbimiz ilk sarsıntıyı ikinci bir sarsıntının izleyeceğini bildirmektedir. Bu ayetle ilk çarpışmanın ardından ikinci bir çarpışmanın yaşanacağına işaret ediliyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.) Yaşanan dehşet, ikinci çarpışma ile daha da şiddetlenecektir. Bu çarpışma ile Dünyamız ters yönde dönmeye başlayacaktır.

hadisini tefsir ederken bildirdiği bu “çarpma ve sarsıntıyı”, Rabbimiz Kuran ayetlerinde bizlere haber vermiştir. Naziat Suresi’nde şu şekilde bildirilmektedir: “O sarsıntının sarsacağı gün, arkasından onu diğer bir sarsıntı izleyecek.” (Naziat Suresi, 6-7) Ayette iki büyük sarsıntıdan bahsedilmektedir. Bu sarsıntılardan birincisi Dünyamıza bir diğer yıldızın ya da göktaşının çarpması ile gerçekleşecek olan büyük sarsıntı olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.) İlk çarpışma milyonlarca yıldır kusursuz bir düzen içinde devam eden Dünyamızın dönüşünü durduracaktır.

www.ilmiarastirma.net

Milyonlarca yıldır batıdan doğuya doğru, kusursuz bir şekilde, bir saniye bile şaşırmadan akıp giden Dünya, doğudan batıya doğru dönmeye başlayacak, bunun neticesinde de Güneş doğudan değil, batıdan doğmaya başlayacaktır. Ancak hem çarpışmalar, hem de dönüş yönündeki değişiklik tüm dünyanın düzenini ve canlıların hayatlarına devam etmelerine imkan sağlayan ekolojik sistemi altüst edecektir. İnsanlardaki dehşet hali daha da artacak, tüm canlıların ve Dünyamızın yokoluş süreci başlayacaktır. Naziat Suresi’nin devamında Rabbimiz insanların bu sarsıntıların ardından nasıl bir ruh halinde olacaklarını şu şekilde haber vermektedir:

“O gün yürekler (dehşet içinde) hoplayacak. Gözler zillet içinde düşecek.” (Naziat Suresi, 6-9)

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

25


“Güneş’in Batıdan Doğuşunun” Ardından Yaşanacaklar Bu iki büyük çarpışma tüm yeryüzünün ekolojik sistemini değiştirecek, insanlar, hayvanlar ve diğer tüm varlıklar art arda çok büyük felaketlerle karşılaşacaklardır. Yaşanacak bu olaylar Kuran’da şöyle bildirilmiştir:

✓ Şiddetli Sarsıntılar Birbirini

Takip Edecek

Çarpışmalar ve Dünya’nın yönünün değişmesi yer kabuğunu hareketlendirecek ve dünyanın dört bir yanında şiddetli depremler gerçekleşecektir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de şiddetli depremleri kıyametin alametlerinden biri olarak saymaktadır.

26

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

Kuşkusuz insanlar, kıyamet saatine dair herşey gibi, meydana gelecek ve kaçış imkanı olmayacak bu sarsıntılar için de Kuran’da şöyle uyarılmışlardır: “Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının, çünkü kıyamet saatinin sarsıntısı büyük bir şeydir.” (Hac Suresi, 1)

✓ Yanardağ Patlamaları

Dünyayı Saracak

Çarpışmaların etkisiyle oluşan depremleri yanardağ patlamaları takip edecek, çarpışmaların şiddetiyle yerkabuğunda kırılmalar meydana gelecek ve mağma yeryüzünün her yerinden fışkıracaktır. Zelzele Suresi’nde Rabbimiz şu şekilde buyurmaktadır: “Yer, ağırlıklarını dışa atıp-çıkardığı ve insan: “Buna ne oluyor?” dediği zaman; O gün (yer), haberlerini anlatacaktır. Çünkü senin Rabbin, ona vahyetmiştir.” (Zelzele Suresi, 2-5)


www.beklenenmehdiveisa.com

✓ Gökyüzünün Durumu Uçsuz bucaksız evrenin her noktasını kaplayan gezegenler, yıldızlar ve gök cisimleri Allah’ın tek bir emri ile yaratılmış, O’nun kudretiyle muazzam bir dengeyle korunmuştur. Allah, var olan herşey için olduğu gibi gökyüzündeki bu muazzam alem için de görülmemiş bir son hazırlamıştır. Gökyüzünde yaşananlar ayetlerde şöyle haber verilir:

• İki büyük çarpışmanın ardından gökyüzünde de olağanüstü değişiklikler yaşanacak, insanların üzerine gökyüzünden felaketler yağacaktır. “O gün gök, sarsılıp çalkalanır.” (Tur Suresi, 9) “Gök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün,

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

27


‘sarkmış-za’fa uğramıştır.” (Hakka Suresi, 16) “Gökyüzünün erimiş maden gibi olacağı gün;” (Mearic Suresi, 8)

• Atmosfer o gün eriyecek ve akkor haline gelerek yanmaya başlayacaktır. “Sonra gök yarılıp yağ gibi erimiş olarak kıpkırmızı bir gül gibi olduğu zaman.” (Rahman Suresi, 37)

✓ Denizler Yanmaya

Başlayacaktır

Dünya’nın dörtte üçünü kaplayan en büyük su kütlesi olan denizlerin bir anda kaynamaya başlaması gerçekten de insanın gözünde çok zor canlanabilecek bir manzaradır. O gün yeryüzündeki bütün denizler alevler içinde kalacak, önüne geçilemeyecek bir ateş ve alev topluluğu insanlara yönelecektir. Yüce Allah şu şekilde buyurmaktadır: “Denizler, tutuşturulduğu zaman.” (Tekvir Suresi, 6) Allah, büyük bir düzen içinde yarattığı yaşamı, vakti geldiğinde tüm düzeniyle birlikte sona erdirecektir. Bu son gün, inkarcılar için oldukça zorlu, ürkütücü bir gün olacaktır. Bu nedenle inanmayarak olacakları beklemek yerine, varlığından şüphe duymadan kıyamet gününe iman etmek, insanı kendisi için çok daha olumlu ve kazançlı bir sonuca götürecektir.

BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ, GÜNEŞ’İN BATIDAN DOĞMASIYLA BİRLİKTE TEVBE KAPISININ KAPANDIĞINI ANLATIYOR İman ve teklif (sorumluluk), ihtiyar dairesinde bir imtihan, bir tecrübe, bir müsabaka (yarışma) olduğundan, perdeli ve derin ve tedkik (inceleme) ve tecrübeye muhtaç olan nazari mes’eleleri elbette bedihi (açık) olmaz. Ve herkes ister istemez tasdik edecek derecede zaruri olmaz. Ta ki Ebu Bekirler alâ-yı illiyyine (yücelerin en yücesine) çıksınlar ve Ebu Cehiller esfel-i safîline (aşağıların en aşağısına) düşsünler. İhtiyar kalmazsa teklif (sorumluluk) olamaz. Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mu’cizeler seyrek ve nadir verilir. Hem dar-ı teklifte (dünyada) gözle görünecek olan alamet-i kıyamet (kıyamet alametleri) ve eşrat-ı saat (kıyametin şartları), bir kısım müteşabihat-ı Kur’aniye gibi kapalı ve te’villi oluyor. YALNIZ, GÜNEŞ’İN MAĞRİPTEN (BATIDAN) ÇIKMASI BEDAHET DERECESİNDE (İSPATA İHTİYAÇ DUYULMAYACAK ŞEKİLDE AÇIK) HERKESİ TASDİKA (İNANMAYA) MECBUR ETTİĞİNDEN, TEVBE KAPISI KAPANIR, DAHA TEVBE VE ÎMAN MAKBUL OLMAZ. (Beşinci Şua)

28

İlmi Araştırma, Mayıs 2011


www.Kurandancevaplar.com

Allah ayetinde dağların göründükleri gibi sabit olmadıklarını, sürekli hareket halinde bulunduklarını bildirmiştir. Dağların bu hareketi, üzerinde bulundukları yer kabuğunun hareketinden kaynaklanır. Yer kabuğu kendisinden daha yoğun olan manto tabakası üzerinde adeta yüzer gibi hareket eder. Bu durum, Kuran'ın indirildiği dönemde gözlemlenemeyecek bir bilgidir ve Allah ayette geçen “dağları görürsün de, donmuş sanırsın” ifadesiyle insanların bu konuyu ne şekilde değerlendireceklerini önceden bildirmiştir. Ancak bunun ardından bir gerçeği açıklamış ve dağların bulutların sürüklendikleri gibi sürüklendiklerini haber vermiştir. Şüphesiz bu, Kuran’ın büyük bir mucizesidir. Ve Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunun çok önemli bir delilidir. Evrendeki eşsiz düzende ve hassas dengede karşımıza çıkan tek gerçek, Allah'ın www.ilmiarastirma.net

kusursuz yaratışıdır. Dağlar da ayette bildirildiği gibi Allah'ın 'sapasağlam ve yerli yerinde' yaratmasıyla hareket etmektedir. Ayrıca dağlar Rabbimiz'in ayetinde bildirdiği gibi "sapasağlam" yaratılmıştır. Ayetin de devamında Allah’ın ‘Sani’ sıfatı bildirilmektedir. Allah’ın sanatı yarattığı her şeye son derece estetik bir görünüm, kusursuzluk, ince ve benzersiz bir sanat, uyum ve dizayn olarak yansır. Kainatın her köşesinde, canlı ve cansız tüm varlıklarda Allah’ın sonsuz sanatını gözlemek mümkündür. İnsan, dünya üzerinde kafasını çevirdiği her yerde Allah’ın kusursuz sanatının örnekleriyle karşılaşabilir. Ayetin sonunda Allah’ın ‘Habir’; her şeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar olduğu bildirilmektedir. Allah kullarının yaptığı her şeyden haberdardır. Hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz.

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

29


‘Gaddar’ denildiğinde pek çok insan bu özelliği kendinden çok uzak görür. 

Ama ‘gaddarlık’, günlük hayatta, insanın kendine kondurmadığı pek çok tavırda ortaya çıkar. 

Günlük hayatta karşımıza çıkan bu tavır bozuklukları nelerdir? 



Gaddarlığın sebebi nedir?



İnsan bu tavır bozukluğundan nasıl kurtulur?

G

addarlık, din ahlakına göre yaşamayan toplumlarda çok yaygın olan bir tavır bozukluğudur. Bu gibi insanlar çocukluk yıllarından itibaren hep ‘bencil olmaya, öncelikle hep kendi menfaatlerini koruyup kollamaya’ teşvik edilirler. ‘Hayatın bazı gerçekleri’ olduğuna, bu yüzden de hayatta kalmak için acımasız ve merhametsiz olmak gerektiğine inandırılırlar. Bunun sonucunda da bazı insanlar, farkında olmadan gaddarlığın felsefesini içten içe yoğun olarak yaşamaya başlarlar. Kendilerine sorulsa, elbette hiçbir zaman için, ‘ne gaddar olduklarını kabul ederler’, ‘ne de bir başkasının gaddar bir tavır göstermesini onaylarlar’. Ama kişiliklerine derinden etki eden bu yanlış bakış açısının etkileri, hayatları boyunca gösterdikleri tavırların çoğunda kendini belli eder. Çoğu insan, ‘gaddar’ denildiğinde, illaki ‘çok acımasız, insanlara zulmetmeye eğilimli, kendisinden başka kimseyi düşünmeyen  ve umursamayan, kasten kötülük yapmaktan ve zarar vermekten zevk alan bir

30

İlmi Araştırma, Mayıs 2011


www.peygamberimiz.com insan modeli’ hayal eder. Bu yüzden de kendilerine, “Sen çok gaddarsın” gibi bir yakıştırma yapılacak olunsa, şiddetli tepki verir ve hemen bu eleştiriyi reddederler.

taya çıktığını iyi analiz edebilmelidir. Ve bunu yapabilmek için de, nefsini eğitmeyi, bu kötü alışkanlıklardan kurtulmayı gerçekten istemelidir.

Oysaki eğer insan kendisine yapılan bu yakıştırma üzerinde biraz daha derin düşünecek olursa, kişiliğinin belirli yönlerinde ve tavırlarının bazılarında gaddarlığın felsefesine dair izler bulabilecektir.

Çünkü eğer insan nefsine yönelik böyle bir eğitime zaten istekli değilse, bu durumda sadece kendini aldatacak ve rahatlatacak tedbirler alacaktır. Hasta olduğu yönleri tam teşhis ederek kabul etmekten kaçındığı takdirde ise, bunları tedavi etmesi hiç mümkün olmayacaktır.

Nefis Kötü Ahlak Özelliklerine Eğilimli Olarak Yaratılmıştır Allah, “... Nefisler ise ‘kıskançlığa ve bencil tutkulara’ hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.” (Nisa Suresi, 128) ayetiyle nefsin kıskançlığa yatkın olarak yaratıldığını bildirmiştir. Nefis bencildir. Çıkarcıdır. En çok kendini sevmek ister. Çıkarlarını koruma konusunda çok kararlıdır. Ve nefis, hayatının sonuna kadar, hiç ara vermeden ve pes etmeden insanı bu kötülüklere teşvik etmek için çaba harcar. Dolayısıyla insan, nefsindeki bu olumsuz istekleri ancak vicdan kullanarak dizginleyebilir. Ama bunun için önce nefsindeki eksiklikleri iyi tespit edebilmeli ve tüm bunların nerelerde ve nasıl or-

www.ilmiarastirma.net

Bu nedenle insanın gaddarlık konusunda da, daha en baştan ‘kendine kondurmama’ gibi bir yaklaşımdan kaçınması gerekir. Tam tersine, kendisini eğitmeye; ‘bu özelliğin kendisinde kesin olarak var olduğunu’ kabul ederek başlamalıdır. Bunun ardından yapılması gereken, ‘gaddarlığın tanımının iyi yapılması’dır. Elbette toplumda ‘gaddarlığın en üst boyutunda yaşayan insanlar’ vardır. ‘Hiç gözünü kırpmadan cinayet işleyen, toplu katliamlar yapan, insanların malını mülkünü çalmakta sakınca görmeyen, yaşlılara, çocuklara eziyet etmekten, onları hor görmekten kaçınmayan ve bunlar gibi daha pek çok anormal tavrı gösteren insanlar’, gerçekten gaddar bir ruha sahiptirler. İman eden bir insanın bu derece gözü dönmüş, ruhu kararmış, vicdanı körelmiş bir insan olması elbetteki hiçbir şekilde söz konusu değildir. Müminin en önemli özelliklerinden biri, Allah’tan içi titreyerek korkmasıdır. Mümin, Yüce Allah’ın beğenmeyeceği

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

31


bir tavrı bile bile göstermekten titizlikle sakınır, Allah’a sığınır ve mutlaka kendisini eğitmek için elinden geleni yapar.

Müminlerin Sakınmaları Gereken ‘Gaddarlık’ Alametleri Nelerdir? “Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak.” (Beled Suresi,   17) ayetinde hatırlatıldığı gibi müminler hiçbir zaman gaddarlığı bütün hayatlarına hakim olan bir ahlak bozukluğu olarak yaşamazlar. Ancak müminler de istemeden hata yapabilir; unutabilir, yanılabilir, boş bulunarak nefislerine uyabilirler. Ya da daha önce üzerinde düşünmedikleri, nefislerinin o açığını fark etmedikleri için henüz kendilerini eğitmedikleri kusurları olabilir. İşte müminlerde ortaya çıkabilecek ‘gaddarlık’ örnekleri ancak bu sınırlar içerisinde olabilir.

bakış açısına etki eden kısmı kastedilmektedir. Söz konusu kelimenin tercih edilmesi, konunun anlaşılabilmesi, tefekkürde insanın ufkunu açabilmesi içindir. İnsanın ülfetini kırabilmek; aynı tavır bozukluklarını, başka bir kelimenin altında değerlendirerek yeni anlayışlar elde edebilmesi içindir. Yoksa kuşkusuz ki mümin, ne kadar kusuru olursa

‘Gaddar’ kelimesi, elbetteki çok geniş anlamlı bir ahlak bozukluğunu ifade etmektedir. Ancak şunu da belirtmek gerekiyor ki müminler söz konusu olduğunda, eğer bu kelime kullanılıyorsa, elbetteki bu, kelimenin tüm anlamı kastedilerek kullanılmamaktadır. Gaddarlığın sadece belirli tavırlara yansıyan ve belirli bir

Allah insanları fıtraten sevgiye uygun olarak yaratmıştır. İnsanlar genel anlamda sevmekten, sevilmekten, ilgiden hoşnut olurlar. Ancak gaddar bir ruh haline sahip olan kişiler kendilerini bu nimetten mahrum bırakırlar. İlk başta çevrelerindeki insanlara birtakım mesajlar vermek için gösterdikleri protesto tavırları, bu insanları sevmekten ve sevilmekten uzak kimseler haline getirir. Şeytanın gösterdiği yola uymak adına, farkında olmadan kendilerine çok zor bir hayat yaşatır ve kendilerini tüm güzelliklerden bilerek ve isteyerek mahrum ederler. 32

İlmi Araştırma, Mayıs 2011


www.hazretimuhammed.org olsun- dünyanın en güzel ahlaklı insanıdır. Ve elbetteki din ahlakından uzak yaşayan toplumların anladığı ‘gaddarlık’ anlayışından da alabildiğine uzaktır. Bir müminde görülebilecek ve geniş anlamıyla ifade edildiğinde ‘gaddarlık’ olarak adlandırılabilecek tavırlar, müminin 24 saatini kaplayan davranışlar değildir. Hata olarak ortaya çıkan,

 Yardım isteyen birine karşı kayıtsız kalmak, 

Alıngan olmak,



Kendi ihtiyaçlarını ön planda tut-

mak,  Bir insana ya da bir güzelliğe özel-

likle iltifat etmekten kaçınmak,  Şefkat duyulacak bir yerde ilgisiz kalmak,  Birini affetmemekte kararlı davran-

mak; gibi tavırlar mümin bir kişinin gaddar bir ahlaka yatkın olduğunu gösteren alametlerdir.

İnsanlarda Yaygın Olan Diğer Gaddarlık Türü, ‘Kadın Gaddarlığı’dır

ama Allah’tan daha çok korkup sakınılırsa, daha çok vicdan kullanılırsa, hemen temizlenip ortadan kaldırılabilecek tavırlardır. Örneğin;  Kimi zaman ihtiyaç içerisindeki bir

insanla ilgilenmemek,  İyi niyetle yapılan bir ikrama güzel karşılık vermemek,  Güzel bir övgüyü aynı şekilde onore

eden bir üslupla cevaplandırmamak,

www.ilmiarastirma.net

Cahiliye toplumlarında kadınların çoğu birbirlerine rekabet, haset, çekişme ve öne geçme gözüyle baktıkları için, bu şeytani yarış içerisinde birbirlerine karşı gaddar tavırlar göstermekten kaçınmazlar. Bu ürkütücü sistem içindeki rekabette onları öne geçirecek olan unsurlar neler ise, bu konularda acımasız bir kararlılıkla karşı tarafı ezecek ve hatta gözden düşürüp tamamen yollarına çıkmalarını engelleyecek tavırlara başvururlar. İşte bunların her biri ‘gaddarlık’tır. Birbirleriyle dost olsalar dahi, üstün gelmeleri gerektiğinde bu yöntemlere başvurmaktan çekinmezler. Bir arkadaşları çok güzel bir kıyafet giydiğinde, güzel bir saç modeli yaptığında ya da güzel bir eşya aldığında, kasıtlı olarak bunu görmezden gelebilirler. Hiç iltifat etmeyebilir ya da kasten karşı tarafa o konuda şüphe verecek, tedirgin edecek, olumsuz kanaate kapılmasına neden olacak tarzda örtülü

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

33


övgülerde bulunabilirler. Hatta bazen kasten, gerçeklerin tam tersi yönünde de bilgi verebilirler. Örneğin çok yakışan bir şey için “hiç yakışmadı”, hiç yakışmayan bir şey için de yine kasten “Çok yakıştı” diyerek, bu kimseyi yanlış yönlendirirler. Kötü olan bir şeyi düzeltmesindense, onun çok iyi olduğuna inanmalarını sağlarlar. Gıyaplarında konuşurken, onu insanlara sevdirecek, beğendirecek sözler yerine; kendilerini ön plana çıkarıp o kişi hakkında sinsice olumsuz fikirler oluşmasına neden olacak bir üslup kullanırlar. Birlikte bir yere gidecekleri zaman, rekabet ettikleri ya da haset ettikleri bir dostlarının gecikmesinden içten içe memnuniyet duyarlar. Hatta bazen bu gecikmenin oluşması için, o kişiye özellikle yanlış bilgi vermekten de çekinmezler. İşte bunlar ve benzeri tavırlar da ‘gaddarlık’tır.

İnsanın Gaddar Yönlerinden Kurtulması, Allah Korkusunu Artırması ve Nefsini Temizlemesi ile Mümkündür Gaddarlık aslında, insanın hiç tahmin etmediği ve üzerinde düşünmediği tavırlarda da ortaya çıkar. Bu bir ruh halidir. Dolayısıyla insanın ruhundaki gaddar yönleri temizlemesi, sadece tek tek, “acaba bu hangi gün, nerede, nasıl bir konuşmayla ortaya çıktı” gibi analizler yapmasıyla mümkün olmaz. Temelde ruhundan bu davranış bozukluğunu tamamen temizlemesi gerekir. O zaman tek tek tavırlar üzerinde tespitler yapmasına gerek kalmaz. Kişi burada, gerçek ve samimi Allah korkusunun nasıl olması gerektiği üzerinde düşünmelidir. İnsanlar belki sinsilikle ve ustaca ayarlanarak yapılmış hamleleri ve oyunları fark etmeyebilirler. Bunlar, zahiren kişinin menfaatlerini besleyecek şekilde sonuçlar da vermiş olabilir. Ama tüm bunların iç yüzünü Allah bilmektedir. Kişinin hangi sözü hangi niyetle söylediğini, hangi kişiye karşı nasıl bir gaddar ruh hali içerisinde olduğunu Allah bilmektedir. Dışarıdan insanların belki şefkat, merhamet gibi değer-

34

İlmi Araştırma, Mayıs 2011


www.Kuranbilgisi.com

lendirdiği tavırların altında eğer bir sinsilik gizliyse, Allah bunları tüm açıklığıyla görmektedir. Dolayısıyla her konuda olduğu gibi, gaddarlıktan kurtulmanın yolu da, ‘Allah korkusu’dur. Allah’tan korkan insan, yanlış bir tavırdan sakınmak için, bunu Allah’ın bilmesini yeterli görür. Allah’a karşı suç olacağını bildiği bir şeyi, asla uygulayamaz. Yanlış bir şey yapmaktan çok korkar. Küçük menfaatler uğruna Allah’ın sevgisinden mahrum kalmayı göze alamaz. Nefsi kendisini bir kötülüğe doğru teşvik ediyorsa, mümin Allah korkusundan dolayı, hemen bunun tam tersini yapar. Örneğin nefsi güzel bir tavrı övmek istemiyorsa, mümin Allah’tan korktuğu için, tüm vicdanını ve iradesini kullanarak bu kişiye olabilecek en güzel, en abartılı en fazla iltifatı yapar ki, nefsinin bu kötülüğünü yenebilsin. Müminin bu eğitimi alması; nefsini gaddar yönlerinden arındırması son derece önemlidir. Çünkü güzel ahlak detaylarda gizlidir. Gerçek Kuran ahlakı, insanın ancak Allah korkusuyla bu detayları kavrayıp vicdanlı hareket etmesiyle yaşanabilir. Bu ahlakı alan ve yaşayan bir insanın mutlu olmak ya da üstün gelmek gibi sonuçlar için asla, din ahlakına göre yaşamayan insanların yaptıkları entrikalara başvurmasına gerek yoktur. Eğer Allah bir insanın kalbinde saf iyiliği ve temizliği görürse, Allah ona dünyada herşeyin en güzelini, en iyisini ve en hoşnut olacağı hayatı yaşatır. Rabbimiz bu gerçeği Kuran’da şöyle bildirmiştir:

“Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” (Nahl Suresi, 97)

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

35


İslam Karşıtlığı, Avrupa İçin Büyük Tehlike Resmi ziyaret için Ankara'ya gelecek olan Finlandiya Cumhurbaşkanı Tarja Halonen, İslam karşıtlığı ve yabancı düşmanlığının Avrupa için büyük bir tehlike olduğunu söyledi. Halonen, "Başkalarının kültürlerine ve dinlerine saygı duymayan insanlar tehlikeli olabilirler." uyarısında bulundu. Bu konuda çözümün hoşgörü, karşılıklı saygı ve işbirliği olduğunu vurgulayan Fin Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin bu konuda oynadığı rolü övdü. www.zaman.com.tr

Bediüzzaman Said Nursi’nin Vecizeleri Bilboardlarda Mersin İlim ve Kültür Vakfından alınan bilgilere göre Bediüzzaman Said Nursî’nin vefatının 51. yıldönümü nedeniyle hayata geçirilen bu projenin geçen yıl da yapıldığı hatırlatılarak “Bu yıl kapsamı biraz daha genişletildi ve 130 bilboardda bir hafta süre ile bu güzel vecizeler Mersinlilerin yararına sunulmuştur” denildi.

EKMEKSİZ YAŞARIM, HÜRRİYETSİZ YAŞAYAMAM Bediüzzaman Said Nursi’nin yazmış olduğu Risâle-i Nur eserlerinde geçen ve bilboardlarda yer alan vecizelerden bazıları şunlar: - ‘Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam’, - ‘Kadınlar şefkat kahramanlarıdır’, - ‘Nefsini ıslah etmeyen başkalarını ıslah edemez’, - ‘Dünyevi dost ve rütbeler kabir kapısına kadardır’, - ‘Kabrin arkası için çalışınız, hakiki saadet oradadır’, - ‘Gayr-i meşru muhabbetin neticesi merhametsiz azab çekmektir’, - ‘Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona sarfediyorsun’, - ‘İnsanları canlandıran emeldir, öldüren yeistir’. www.yeniasya.com.tr

36

İlmi Araştırma, Mayıs 2011


www.guncelhaber.org

Almanya’dan Obama’ya Risale-i Nur hediyesi Almanya’daki Müslüman temsilcileri Obama’nın özel danışmanı Rashad Hussain’e Obama’ya ulaştırmak üzere Risale-i Nur hediye ettiler. ABD başkanı Barack Obama’nın özel danışmanı ve ABD’nin İslam Konferansı Teşkilatı Özel Temsilcisi Rashad Hussain, Almanya’nın Osnabrück şehrinde Müslüman temsilcileriyle bir araya geldi.Beyaz Saray’da ikamet eden Hussain, ABD’nin Hamburg Başkonsolosluğu Ekonomi ve Siyaset Ataşesi Karen Bel ve beraberindeki heyetle birlikte Almanya´daki Müslümanlar ve cemaatler hakkında bilgi aldı. Almanya genelinde yapılan faaliyetler ve Avrupa’da İslam hakkındaki görüşlerle ilgili bilgi alan Hussain, Türkiye’yi ve Türkleri çok sevdiğini belirttikten sonra, Obama’dan getirdiği mesajları iletti. Hussain, Obama’nın ABD–İslam ilişkisini düzeltmek istediğini söyledi. Geçmişte hatalar yapıldığını, fakat Obama hükümetinin Müslümanlara ve İslam’a sıcak baktığını belirtti. Bu anlamda Obama´nın özellikle kullandığı kavramlara dahi dikkat ettiğini söyleyen Hussain, “terörist“ kelimesinin bilinçli olarak kullanılmadığını söyledi. Bu kelimenin Müslümanları kırdığını ve bu nedenle Obama’nın bu kelimeyi kullanmadığını ilave etti. Hussain’in Amerikan halkının İslam’a düşman olmadığını, belli medya patronlarının İslam’ı bilerek kötü gösterme çabasında olduğunu söyledi. www.turkislamhaber.wordpress.com

Müslüman nüfus 2.2 milyara ulaşacak En son yapılan araştırmaya göre 20 yıl sonra Müslümanlar dünyanın yüzde 26,4’ünü oluşturacak. Yeni bir küresel araştırma Müslüman nüfusunun senelik olarak büyüyeceğini ortaya koyarken, Müslüman artışının Batı’da bir demografik değişime neden olacağı endişelerinin yersiz olduğunu gösterdi. Pew Araştırma Merkezi Din ve Toplum Hayatı Bölümü’nde yapılan araştırmaya göre, önümüzdeki 20 yıl içerisinde Müslüman nüfusun yüzde 35 artması bekleniyor. “Küresel Müslüman Nüfusun Geleceği” başlıklı araştırma, 2010’daki 1,6 milyar Müslüman nüfusunun 2030’da 2,2 milyar ulaşacağını ortaya koydu. Araştırmada Müslüman

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

37


nüfus senelik yüzde 1,5 artarken, gayrimüslim nüfus yüzde 0,7 artışta kaldı. Araştırmada “Eğer hâlihazırdaki eğilim devam ederse, 2030’da 8,3 milyarlık dünya nüfusunun yüzde 26,4’ünü Müslümanlar oluşturacak” denildi. Bu oran 6,9 milyarlık günümüz dünyasında yüzde 23,4. Sonuçlar, 2010’da yüzde 6 orana sahip Avrupa’daki Müslüman oranının 2030’da yüzde 8’e çıkacağı beklentisini ortaya koydu. Fransa ve Belçika’da Müslümanlar önümüzdeki 20 sene içerisinde nüfusun yüzde 10’una ulaşacak. İngiltere’nin Müslüman azınlığı ise yüzde 8 büyüyecek. Birleşik Devletler’deki bugünkü 2,6 milyonluk Müslüman nüfusun yirmi yıl sonra 6,2 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Bununla beraber, Müslüman çoğunluğun yaşadığı ülkelerde, Müslüman kadınların eğitimi ve hayat kalitesinin artması bekleniyor. www.timeturk.com/tr

Said Nursi Uluslararası Ufuğa Sahip Bir Alim JAPONYA’NIN Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Keisuke Yamanaka, Bediüzzaman Said Nursi’nin zamanının ötesinde bir ilim adamı olduğunu belirterek, “O geleceği görmekteydi. Bunun yanısıra Said Nursî, uluslararası ufuğu olan bir alimdir. İlme son derece önem vermektedir” dedi. www.yeniasya.com.tr

38

İlmi Araştırma, Mayıs 2011


www.Allahayakinolmak.com

Şükür, her şeyin Allah’tan geldiğini bilen bir insanın Allah’a olan sevgisini, teşekkürünü gösteren bir ibadettir. Gün içinde Yaratıcımız olan Rabbimiz’e şükretmemiz için çok fazla sebep vardır.

✴ Uyuduğunuz uykunuzdan sizi uyandırıp, tekrar can veren Allah’tır.

✴ Sabah uyandığınızda nefes alabileceğiniz bir hava var eden Allah’tır.

✴ Uyandığınızda görmenizi sağlayan, ışığa sebep olan güneşi yaratan Allah’tır.

✴ Aciz bir şekilde kalktığınızda temizlenmenizi sağlayan suyu, sabunu, diş macununu yaratan Allah’tır.

✴ Güne güçlü bir enerji ile başlamanıza yarayacak temiz ve faydalı besinleri yaratan, bunları bedeninize faydalı hale getiren Allah’tır.

✴ İşinize kısa zamanda varmanızı sağlayan araba, otobüs, taksi, vapur gibi vasıtaları yaratan Allah’tır.

✴ Geçiminizi sağlayacak işinizi yaratan Allah’tır. www.ilmiarastirma.net

✴ Rızkınızı veren, para kazanmanızı dileyen Allah’tır.

✴ Yemek ihtiyacı hissettiğinizde çeşit çeşit yiyeceklerin olduğu marketleri, lezzetli yemekleri, restoranları emrinize veren Allah’tır.

✴ Gün içinde size faydalı olan her türlü olayı yaratan ve kontrol eden Allah’tır. Çok daha fazla detaylandırabileceğiniz bu örnekleri, kısacası her anınızı bilen, gören, kollayan, haberdar olan, size tüm ihtiyaçlarınızı ulaştıran Rabbimiz olan Allah’tır. Yaşadığımız her an şükretmek için bir vesiledir.

“Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nahl Suresi, 16-17) İlmi Araştırma, Mayıs 2011

39


İnsanın kendine daima sorması gereken bir soru vardır: Her an her şeyi yapanın Allah olduğunu sürekli olarak düşünüyor muyum? ❋ Belirli bir saatte biriyle buluşacaksınızdır ama vaktinde gelmez. ❋ Çok başarılı bir çalışma yaparsınız ama karşınızdaki kişi bunu gereği gibi takdir edemez. ❋ Çok emek vererek karşınızdaki kişiye bir güzellik sunarsınız, o kişi bunu hiç fark etmez. ❋

İyi niyetle bir söz söylersiniz, ama karşınızdaki bunu yanlış anlar.

❋ Saatlerce bir yeri temizleyip çok mükemmel hale getirirsiniz, birisi gelip düşüncesizce kirletir. ❋ Uykunuz vardır, ama biri düşüncesizce gürültü yapar. ❋ Çok acil bir durumda birinden yardım istersiniz, o kişi sizi unutur. ❋ Önemli bir şey emanet edersiniz, karşınızdaki bunu kaybeder.

40

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

❋ Yıllarca üniversite sınavına hazırlanırsınız, son gün o saatte hastalanıp sınava giremezsiniz. ❋ Yepyeni bir kıyafet alır giyersiniz, ani bir hatayla biri üzerinize bir şey döker. ❋ Alışverişe çıkıp kaliteli bir malzeme alırsınız, eve geldiğinizde kandırıldığınızı anlarsınız. ❋ Çantanıza yüklü bir para koyarsınız, biri gelip cüzdanınızı çalar. ❋ Trafiğe çıkarsınız, acemi bir sürücü gelip size çarpar. ❋ Ya da aceleniz vardır ama trafik sıkışıklığından dolayı saatlerce gideceğiniz yere ulaşamazsınız. ❋ Bir yakınınız ani olarak hastalanır, ama ambulans saatlerce gelemediği için kurtulamayıp vefat eder.


www.kadernedir.com

Bir konuda tedavi olmak için hastaneye yatarsınız, bir ihmalkarlık sebebiyle başka bir mikrop kapıp yeni bir hastalığa daha yakalanırsınız. Tüm bu yaşadıklarınızın her biri dolayısıyla mağdur olduğunuzu düşünürsünüz. Ve tüm bunların suçlusunun da karşınızdaki kişi olduğunu zannedersiniz. Kızgınlığa kapılır ve bu duygularınızı onlara yöneltirsiniz. Bu tür durumlarda pek çok insan ya yüzlerine karşı ya da arkalarından, bu kişilere kızıp söylenip dururlar. Sanki o kişi o hatayı ya da düşüncesizliği yapmamış olsaydı, herşeyin onun tam istediği gibi gerçekleşeceğini zannederler. Oysa bu o kadar büyük bir yanılgıdır ki, insan bu gerçeği kavrasa, hayata tüm bakış açısı baştan sona bambaşka bir hal alacaktır. Yüce Allah bir Kuran ayetinde yerden göğe her şeyi düzenleyenin Zatı olduğunu şöyle haber verir: “Allah O’dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmektesiniz. Sonra arşa istiva etti ve Güneş ile Ay’a boyun eğdirdi, her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar.

www.ilmiarastirma.net

Umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız.” (Ra’d Suresi, 2)

Dünyada Allah’tan Başka, Tek Bir Toz Zerresini Dahi Hareket Ettirebilecek Güç Yoktur Dünyada olup biten herşey, yalnızca Allah istediği için gerçekleşmektedir. Eğer bir insanın hayatı boyunca yaşadıklarını bir video kaset gibi düşünürsek; nasıl ki bu videoyu her seyrettiğinizde mutlaka aynı görüntülerle karşılaşırsanız, insan hayatının da bundan en küçük bir farkı yoktur. Nasıl ki bu film yüzlerce sene saklansa, yüzlerce sene sonra tekrar videoya takılıp seyredilse her zaman aynı filmle karşılaşılacaktır; işte insanın ömrü boyunca yaşayacakları da, bunun gibi, asla değişmez bir bütündür. Eğer bir insanın

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

41


gideceği yere geç kalması gerekiyorsa, mutlaka geç kalacaktır. Bunun sebebi trafik olabilir, hastalık olabilir, unutkanlık olabilir. Ama sonuç asla değişmez. Aynı şekilde ölüm vakti gelen bir insanın ölümünü hiçbir şey engelleyemez; ambulans gecikebilir, trafik kazası olabilir, doktorun ihmalkarlığı olabilir. Ama bu sonuç kesin olarak gerçekleşecektir. Bu yüzden insanın gün içerisinde karşılaştığı olaylara karşı bakış açısı çok farklı olmalıdır. Örneğin eğer cüzdanı çalınıyorsa, demek ki o insanın o paraya sahip olmaması gerekiyordur. Ve Allah bunun için bir sebep yaratmıştır. Eğer üniversite sınavına giremiyorsa, demek ki Allah o yıl

42

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

için, o kişinin üniversiteye girmemesini, başka bir şeyle meşgul olmasını dilemiştir. Eğer karşı taraf geciktiği için, sözleşilen buluşma gerçekleşemiyorsa, bu, Allah bu buluşmanın olmamasını dilediği içindir. Allah dilemedikçe kimse gecikemez, kimse unutamaz, kimse ihmalkar olamaz, kimse bir şeyi yanlış anlayamaz, kimse verilen emaneti kaybedemez, kimse trafiği sıkıştıramaz, kimse kötü araba kullanamaz... Bu konuda bilinmesi gereken tek bir gerçek vardır: “İnsanın yaşadığı herşeyi yaratan Allah’tır”. Ve “Allah, olması gereken için, mutlaka bir sebep yaratmaktadır.” Ancak bu sebep kendi kendine oluşmaz. Kimsenin, Allah dilemeden bunu yapabilecek gücü yoktur. Rabbimiz Kuran’da bu gerçeği şöyle bildirmiştir: “Allah dilemedikçe  siz dileyemezsiniz. Gerçekten Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (İnsan Suresi, 30) “Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe  siz dileyemezsiniz.” (Tekvir Suresi, 29)


www.Allahinsonsuzgucu.com

“Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü’minleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.” (Enfal Suresi, 17)

Yaşanan Olayların Tümü Dünya Hayatının Bir İmtihan Yeri Olmasından Kaynaklanır Allah insanları denemek için, kişinin hoşlanacağı veya hoşlanmayacağı belirli olaylar yaratmakta ve bunlar karşısında nasıl bir ahlak gösterdiğini sınamaktadır. Ve Allah tüm yarattığı olaylarda bizim hiç bilmediğimiz sırlar, hikmetler, nimetler ve çeşitli denemeler gizlemektedir. Örneğin bir başkasının düşüncesizliği nedeniyle bir yere gidemeyen bir insan belki de bu sebeple çok büyük tehlikelerden korunmuş olur. Yolda kendisine çarpacak bir araba, karşısına çıkacak kötü bir insan, yolda başına gelecek bir saldırı ya da hırsızlık, kirli bir yerden kapacağı bir mikrop belki de bu vesileyle engellenmektedir. İşte bu sebeple insan, olayların ardında pek çok sırlar ve hikmetler gizli olduğunu bilerek, her an Allah’a tam bir güven ve teslimiyet içerisinde yaşamalıdır. Başına her ne gelirse gelsin, iyi ya da kötü, nimet ya da eksiklik hepsinde Allah’a şükreden, Allah’ın en hayırlısını yarattığını bilen bir ahlak içinde olmalıdır. Yüce Allah bir ayette bu gerçeği şöyle bildirir: “...Biz sizi şerle de hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz. “ (Enbiya Suresi, 35)

www.ilmiarastirma.net

Kainatta; insanın kendi yaratılışından kıyametin meydana geliş aşamalarına, göklerin yaratılmasından denizlerin ve dağların varlığına kadar her olayda bir ihtişam ve sınırsız bir güç vardır. Ve bu güç yalnızca üstün akıl sahibi olan Allah’a aittir. Allah insanlara Kitaplar indirmiştir ve Peygamberler göndermiştir. Kendisini hem yarattığı canlılarda sergilediği benzersiz sanatıyla ve ilmiyle, hem de Kitapları ve Peygamberleri vasıtasıyla bize tanıtmaktadır. İnsana düşen ise Allah’ın yüceliğini, büyüklüğünü gereği gibi takdir edebilmek için olabildiğince derin düşünmektir. Bu nedenle insan gün içinde karşılaştığı olayların hiçbirisinin insanlardan kaynaklandığını düşünmemelidir. Hepsini yaratanın yalnızca Allah olduğunu unutmamalıdır. Kendisine iyilik yapan da kötülük yapan da, zarar veren de, lehinde hareket eden de, yalnızca Allah ona emrettiği için o şekilde davranmaktadır. Dolayısıyla bir insanın, yaşadıklarından dolayı insanlara kızmasının, söylenmesinin, küsmesinin, darılmasının bir anlamı yoktur. Mümin nimetle karşılaştığında da, sıkıntıyla karşılaştığında da, bunların yalnızca Allah’tan olduğunu bilmelidir. Elbette bir kişi, kötü insan-

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

43


lara yönelik tedbirler alacak, iyi insanlara yönelik güzel duygular besleyecektir. Ama hayatının her saniyesinde yaşadığı her olayı yaratının Allah olduğunu hiçbir zaman unutmamalıdır. Bu gerçeği bilen Müslümanların ahlakı ise

Kuran’da şöyle bildirilmiştir: “De ki: “Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.”” (Tevbe Suresi, 51)

Evrendeki mucizevi dengeler, dünyadaki düzen, kusursuz canlılar, tek bir hücre, bir atomun içinde saklı olan evrendeki en büyük güç; tümü Allah’ın muhteşem yaratmasıdır. Ancak Allah, tüm bunları yaratıp kendi haline bırakmamıştır. O, canlı- cansız yarattığı her şeyi her an denetiminde tutar, her şeyi an an yaratır. Yarattığı her şeyi, aklımıza uygun olması için bir sebeple yaratır ve yaratılan şeye insanları vesile eder. Yüce Allah, Tek olan, Zatında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde, asla ortağı veya benzeri, dengi bulunmayan, yoktan var edendir. Yüce Allah bu gerçeği bir Kuran ayetinde şöyle haber verir:

“...Sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.” (Saffat Suresi, 96)

44

İlmi Araştırma, Mayıs 2011


www.Allahayakinolmak.com

Sayın Adnan Oktar 10 Ekim 2010 tarihli Samsun AKS ve Kayseri TV röportajında her şeyi yaratanın Yüce Allah olduğunu şöyle anlatmıştır: ADNAN OKTAR: Ben hurafe anlatacak biri miyim? Net, açık gerçek. Renkli pırıl pırıl bir dünya, simsiyah karanlık beynin içinde yaratılıyorsa, bunun açıklaması nedir? Yani zeka olarak en geri adama söylesen “ne anlıyorsun bundan” desen, ne der? Bak simsiyah karanlık, kafatasının içi simsiyahtır. Kemikten bir kutu. Kemik bir kutu. Onun içindeki şu hayata bak, şu canlılığına bak. Şu ışığın mükemmelliğine, renklerin mükemmelliğine, görüntü derinliğinin mükemmelliğine bak. “Nedir bu?” diyorsun. “Bırak şimdi onu, hadi diskoya gidelim biz” diyor. Diskoya da beyninin içinde gidiyorsun, haberin yok senin. Allah sana yaratıyor. Sen niyet edersin, Allah da sana yaratır. Mesela

www.ilmiarastirma.net

diskoyu, Allah en ince detaylarına kadar disko müziğini, oradaki bas seslerini falan hepsini Allah yaratır. O dışarıda sadece bir dalgadır. Dalga nedir? Sessiz, çıt yok. Şu an mesela televizyon dalgaları var burada, dolu. Radyo dalgaları var. Duyuyor muyuz herhangi birini? Duymuyoruz. Çünkü alıcısı yok şu an. Alıcısı olmadığı için duymuyoruz ama alıcısı oldu mu duyuyor. Bunları düşünmek istemiyorlar, yani derin düşünmek istemiyorlar. Gaflet içinde yaşamak istiyorlar. Buna işte gaflet deniliyor. Yani gafil olma. Deccaliyet de insanları gaflete çekip sistemi devam ettirmek istiyor. Yani şeytanın yöntemi bu. Onun için bir hipnoz uyguluyor insanlara.

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

45


• Şeytan niçin insan için tehlikeli bir düşmandır? • Mümin şeytanı etkisiz hale getirmek için nasıl bir tedbir almalıdır? • Şeytanın müminler üzerindeki etkisi neden zayıftır? “Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmaya çağırır.” (Fatır Suresi, 6)

B

ir insana, “Bir yerlerde sana çok büyük düşmanlık besleyen biri var. Sana, olabilecek en büyük zararı verebilmek için yapmayacağı şey yok. Her türlü, hile, yalan, oyun ve sahtekarlıkta usta biri. Ve sana istediği zararı verene kadar da peşini bırakmayacak” dense, tepkisi nasıl olur? Sadece, “Tamam” deyip konuyla ilgilenmemesi ve o düşmanına karşı hiçbir tedbir almadan hayatına

46

İlmi Araştırma, Mayıs 2011


www.birayetbiraciklama.com devam etmesi söz konusu olur mu? Elbetteki bu sorunun yanıtı, “Hayır”dır. Her insan, böyle bir düşmandan haberdar olur olmaz, bu konuya büyük bir dikkat verir. Düşmanından gelecek muhtemel zararı önleyecek tedbirleri almadan ve tehlikeyi etkisiz hale getirmeden, bu konuyu hiçbir şekilde aklından çıkarmaz. Ancak insanın, kendisine büyük düşmanlık besleyen insanlardan çok daha tehlikeli bir düşmanı daha vardır. Bu düşman, ‘şeytan’dır.

Yüce Allah Kuran’da Şeytanın İnsanın Apaçık Düşmanı Olduğunu Bildirmiştir Şeytan insanın, dünyadaki gelmiş geçmiş en büyük ve en kararlı düşmanıdır. İnsanlardan oluşan yüzlerce düşmanla dahi

www.ilmiarastirma.net

kıyaslanamayacak kadar tehlikeli bir varlıktır. Öyleyse insanın, herhangi bir düşmanına karşı dahi tedbir alırken, şeytanın düşmanlığına karşı ilgisiz ve umursuz bir tavır içerisinde olması elbetteki çok büyük bir hata olacaktır. Şeytan siz bu yazıyı okurken de sizi gözlüyor ve planlar yapıyor. Çünkü şeytanın insan için hedeflediği bir ‘son’ vardır. Bu son, kişinin ‘sonsuz cehenneme girmesi’dir. İşte şeytanın, bu sonucu elde edene kadar insanın peşini bırakması mümkün değildir. Bu, Allah’ın Kuran’da bildirdiği kesin bir adetullahtır: “Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır.” (Bakara Suresi, 168)

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

47


Şeytan zafer kazanması için insanların kendisine tapınmasını veya çok uç sapkınlıklar yapmalarını veya mutlaka Allah’ı inkar etmelerini istemez. Onun tek isteği insanları Allah’ın bildirdiği din ahlakından ve Kuran’dan uzak tutmak, halis olarak Allah’a ibadet etmelerini engellemek, bunun sonucunda sonsuz azap çekmelerini sağlamaktır. Bunun için kimi zaman dindarlık maskesi altında, Allah’ın adını kullanarak insanları gerçek din ahlakından uzaklaştırıp, saptırır. Bu da insanları kendisiyle beraber cehennem çukurunun içine çekmek için yeterlidir. Hangi vesileyle olursa olsun, onu takip edenlerin sonu konusunda Yüce Allah tüm kullarını Kuran’da şöyle uyarır: “Ona yazılmıştır: “Kim onu veli edinirse, şüphesiz o (şeytan) onu şaşırtıpsaptırır ve onu çılgın ateşin azabına yöneltir.”” (Hac Suresi, 4)

Yüce Allah Kuran’da, Şeytanın Etkisinden Kurtulmanın Yollarını Bildirmiştir İnsanın Allah’ın bu emrine uyarak, Allah rızası için, şeytanı etkisiz hale getirmeyi kendisi için öncelikli bir hedef haline getirmesi gerekir. Şeytan, insan için büyük bir düşmandır. Ancak Allah, insanın şeytanın şerrinden kurtulmasını da çok kolay kılmıştır. Bunun için Kuran’da insana yol gösterecek birçok sır bildirilmiştir. Bu sırlardan bir kısmı şöyledir:  Şeytan Allah’ın izni olmadıkça hiçbir şey yapmaya güç yetiremeyen aciz bir varlıktır. (Mücadele Suresi, 10)  Şeytanın hilesi çok zayıftır. (Nisa Suresi, 76) 

“Dedi ki: “Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım. Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna.” (Hicr Suresi, 39–40)

48

İlmi Araştırma, Mayıs 2011


www.Allahahizmet.com Şeytanın etkisi ancak, ‘Allah’a ortak koşanlar’ ile ‘şeytanı veli edinenler’ üzerindedir. (Nahl Suresi, 100) 

 Şeytanın insanlar üzerinde zorlayıcı bir gücü yoktur. (İbrahim Suresi, 22) (Sebe Suresi, 20-21)

Şeytanın, iman edenler ve Allah’a tevekkül edenler üzerinde hiçbir zorlayıcı gücü yoktur. (Nahl Suresi, 99)



Samimiyetle Allah’a ve Kuran’a sığınmak, şeytanın vesveselerini etkisiz hale getirir. (Araf Suresi, 200-201) (Fussilet Suresi, 36)



İnsanın, sadece Allah’ın Kuran’da bildirdiği bu sırları bilmesi dahi, Allah’ın izniyle en büyük düşmanı olan şeytanı hızla ve kesin olarak etkisiz hale getirmesi için yeterlidir.  İnsan eğer Allah’tan başka bir güç olmadığını; şeytanın da, insanların da güçsüz olduğunu unutmadan yaşarsa, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmazsa, şeytan ona her nereden yaklaşırsa yaklaşsın hiçbir sonuç alamayacak, kişiye hiçbir zarar veremeyecektir.

İnsan eğer, şeytandan bir vesvese geldiğinde, Allah’a sığınır ve Kuran ayetleriyle düşünürse, Allah’ın izniyle o vesvese ortadan kalkacak ve şeytan o kişiye hiçbir şekilde etki edemeyecektir.



 İnsan eğer, şeytanın hiçbir gücü olmayan, yalnızca Yüce Allah’ın emrini yerine getiren, çok aciz bir varlık olduğunu unutmazsa, şeytanı müstakil bir güç olarak görmezse ve Allah’ın bildirdiği din ahlakına uygun yaşarsa, şeytan o kişiye karşı tüm gücünü kaybedecektir.

İnsan eğer, şeytanın hileli düzenlerini, ters-yüz ettiği gerçekleri, söylediği yalanları, oynadığı oyunları, verdiği vesveseleri Kuran ayetleriyle değerlendirirse, bunların tamamının çok çürük ve zayıf tuzaklar olduğunu hemen görecek ve şeytan ona yine hiçbir şekilde etki edemeyecektir.



İnsan eğer, -her ne şart altında olursa olsun- Allah’a tevekkülde kararlı olursa; Allah’ın herşeyi bir kader üzerine, hayır ve hikmetlerle yarattığını ve insanların ancak Allah’ın kaderde dilediği şekilde hareket edebildiklerini unutmazsa, şeytan ona hiçbir şekilde etki edemeyecektir.



www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

49


İşte insan şeytana karşı bu imani şuur ile hereket ettiğinde, Allah’ın izniyle, hayatının sonuna kadar, şeytanın aleyhteki çabaları sonuçsuz kalacaktır.

Şeytanın Hilesinin Zayıf Olması ve Zorlayıcı Bir Gücünün Bulunmaması, Allah’ın Kulları İçin Yarattığı Bir Rahmettir Mümin bir insanın karşısında negatif bir güç olarak şeytan vardır. Ancak şeytanın zayıf ve güçsüz olması, müminlerin din ahlakını yaşama konusunda güçlük yaşamayacaklarının bir göstergesidir. İnsanın şeytana olan bakış açısı, asla bu gerçeklerin dışında bir mantık içermemelidir. Mümin asla şeytanı güçlü görmemeli, onu etkisiz hale getirmeyi zor sanmamalıdır. Allah’ın şeytanı, ancak inkar edenler için bir saptırıcı olarak yarattığını; ‘Allah’ı seven, Allah’ın beğendiği ahlakı yaşayan gerçek müminler üzerinde ise Yüce Allah’tan bir rahmet olarak şeytanın hiçbir gücü olmadığını’ asla unutmamalıdır. Kuran’da bu gerçek şöyle bildirilmiştir: “Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur. Onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle, onunla O’na (Allah’a) ortak koşanlar üzerindedir.” (Nahl Suresi, 99–100)

Hz. Adem (a.s.)’dan beri insanın dünya üzerindeki en büyük düşmanı şeytandır. Şeytan, Hz. Adem (a.s.) yaratıldığında Allah’a itaat etmemiş ve tüm insanları Allah’ın yolundan saptırmaya ahdetmiştir. Yüce Allah, Kuran’da şeytanın insanları doğru yoldan ayırmak için türlü yollar denediğini, onlara tuzaklar kurduğunu, dünya hayatını süslü ve çekici göstermeye çalıştığını bildirir. Bunların yanında, Allah’ın şeytan hakkında bildirdiği bir başka bilgi ise, onun hilesinin zayıf olduğudur. Ayette şöyle buyrulmaktadır: “İman edenler Allah yolunda savaşırlar (mücadele ederler); inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın (mücadele edin). Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.” (Nisa Suresi, 76) 50

İlmi Araştırma, Mayıs 2011


www.guzelelestiriler.com

Vesveselerle Vakit Kaybettirmek Şeytanın Büyük Bir Tuzağıdır Allah’ın Kuran’da bildirdiği önemli bir sır, insanın kendisine gelen vesveseden nasıl kurtulacağıdır. Bu, Allah’tan korkan ve cenneti umut eden müminler için çok önemli bir konudur. Çünkü vesvese şeytanın insanları Allah’ın yolundan uzaklaştırmak, onları boş ve amaçsız işlerle uğraştırarak vakitlerini almak amacıyla fısıldadığı yanıltıcı sözlerdir. Şeytan bu yolla insanlara, hüzün, korku ve sıkıntı vermeye, onların aralarını açmaya, Allah, kitap, din hakkında kuşkuya düşmelerine çalışır. Hak olmayan konularda insanları uzun ve olmadık kuruntulara kaptırır. Kuran’da şeytanın vesvese verme özelliğini anlatan ayetlerden bazıları şöyledir: “(Şeytan) Onlara vaadler ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey va’detmez.” (Nisa Suresi, 120) Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah’ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır. (Nisa Suresi, 119) Şeytanın fısıldadığı kuruntular her ne olursa olsun, müminler Allah’ın gösterdiği yola uyduklarında, şeytan onlara etki etmeyecektir. Allah, şeytana karşı müminlere şunu hatırlatır: “Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Allah’tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah’ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir.” (Araf Suresi, 200–201) Ayetlerde görüldüğü gibi, müminler şeytandan gelen vesveselere karşı çok dikkatlidirler. Uzun uzun oturup ondan gelen vesveseleri düşünerek vakit kaybetmez, söz konusu vesveselerle Allah’ın razı olmayacağı, bir mümine yakışmayacak sıkıntılı, hüzünlü, korkulu bir ruh haline girmezler. Bir sıkıntı, Kuran ahlakına uygun olmayan bir düşünce hissettiklerinde hemen düşünürler. Bunun Allah’ın hoşnut olmayacağı şeytandan gelen bir vesvese olduğunu anlarlar. Hemen Allah’ı ve Kuran ayetlerini düşünerek şeytanın fısıldamalarından kurtulurlar.

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

51


Bazı insanlar toplumda diğerlerine kıyasla daha çok sevilir ve arkadaş ortamlarında vakit geçirirken daha çok tercih edilirler. Bunun önemli sebeplerinden biri, bu kimselerin muhalefet ruhundan sakınarak uyumlu bir ahlak göstermeleridir. 

İnsanı muhalefet ruhuna iten sebep nedir?



Muhalefet ruhundan kurtulmak ve Allah’ın beğendiği uyumlu karaktere sahip olmak için ne yapmak gerekir? 

52

Muhalafet ruhu insana nasıl zarar verir?

İlmi Araştırma, Mayıs 2011


www.Kuranahlaki.com

H

emen herkes hayatı boyunca uyumsuz insanlara sıklıkla rastlamıştır. Bu kimseler çevrelerinde olup biten, etraflarında konuşulan hemen her konuda, neredeyse amaçsız denilebilecek bir ‘muhalefet ruhu’ içindedirler. Asıl istedikleri doğruyu bulmak, yanlış bir şeyi düzeltmek, isabetsiz bir şey yapılmasına engel olmak ya da daha iyi bir alternatifi uygulamak değildir. Hiçbir sebebi olmaksızın; mantıklı ya da mantıksız, her şeyde bir  ‘karşı fikir’  geliştirme eğilimi içerisindedirler.

Muhalefet Ruhunun Kaynağı Şeytandır İnsanları ‘muhalefet ruhu’na iten ve sürekli  ‘aksilik modu’nda yaşamalarını teşvik eden ‘şeytan’dan başkası değildir. Şeytan kişinin vicdanlı, akılcı, tevekküllü, şükredici, hoşgörülü, Allah’ın yarattıklarından razı olan, çevresine karşı güzel ahlak gösteren bir insan olmasını istemez. Kendisi gibi isyankar, nankör, tevekkülsüz, şükredici olmayan, uyum sağlayamayan, başkalarına tabi olamayan, alttan alıp tevazu gösteremeyen bir kimse olmasını ister.

www.ilmiarastirma.net

Şeytanın etkisi altına giren kişiler de, işte hemen her yerde ve her konuda bu özellikleriyle dikkat çekerler. Örneğin bir topluluk içerisinde herkes ortak bir şey yapmaya karar verdiğinde, böyle bir kişi buna katılmak istemez. Herkes eğlenirken o bir kenarda oturur. Güzel bir espri yapıldığında herkes gülerken, bu kişi gülmez. Bir sohbet olduğunda, o sessiz kalmayı tercih eder. Herkes dışarı çıkmak istediğinde, o evde oturmak ister. Herkes uyumak istediğinde, o oturup bir şeyler yapmak ister. Bir şeyi beğenip beğenmediği sorulduğunda, mutlaka bir kusur bulur. Bir konuda bir fikir vermesi istendiğinde “aklıma bir şey gelmiyor” gibi karşı tarafı hoşnut etmeyecek bir cevap verir. Bir sorun çözülmeye çalışıldığında, mutlaka zorlaştırıcı bir tavır gösterir. Çok küçük fedakarlıklarla halledilebilecek bir konu olduğunda, buna asla yanaşmaz; bunun yerine başkasının fedakarlık yapmasını ister. Yardım istendiğinde bir bahaneyle mutlaka reddeder. Etrafında bir çok güzellik varken, olumsuz tek bir yönü dile getirip durur. Her şeyden şikayet eder. Kendisine bir hediye alındığında ya da hoşuna gideceği düşünülerek bir iyilik yapıldığında, gerektiği şekilde nezaket gösterip teşekkür etmek yerine, kendisine sunulan şeyde bir kusur bulup onu dile getirir. Bir şey ikram edildiğinde canı istemese bile nezaket gösterip almak yerine, “canım istemiyor” gibi kaba bir üslupla

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

53


karşı tarafı reddeder. Kuran’da bu kişilerin sahip olduğu muhalif karakterin şeytandan kaynaklandığı şöyle haber verilir: “Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar.” (Zuhruf Suresi, 37) İşte böyle bir kişi, bu ve buna benzer tavır ve üslupların toplamında “uyumsuz” bir insan haline gelir. Hep aksilik çıkaran, muhalefet eden, zorlaştıran, bahane bulan, olumsuzlukları dile getiren, sürekli söylenen, hiçbir şeyden memnun olmayan, kanaat getirmesini bilmeyen bir insan modeli oluşur.

Muhalif düşüncelerin ve bunların ortaya çıkardığı tavırların hiçbiri Kuran ahlakına uygun değildir. Bu nedenle şeytan bu ruh halini imanları zayıf olan veya kalbinde hastalık olan insanlara yaşatmaya çalışır. Şeytanın bu çağrılarına kulak asanlar ise bunun en büyük zararını yine kendileri görürler. Allah’ın rızasına ve Kuran’a uygun bir ahlak gösterilmediği sürece, sıkıntı ve huzursuzluk bu kişilerin hayatından eksik olmaz. Onlar böylesine bir zorluk ve gerilim içindeyken, karşılarındaki insanların hiçbir şeyden habersiz, rahat ve huzurlu olmaları ise bu kişilerin gerilimini dayanılmaz boyutlara ulaştırır. Kimi zaman bu nedenle çevrelerindeki insanlara karşı gizliden bir öfkeye kapılırlar ve bu öfkelerini muhalefet ederek yansıtırlar.

54

İlmi Araştırma, Mayıs 2011


www.muminlerintemizligi.com

Uyumlu Olmak, Önemli Bir Sevgi Vesilesidir İnsan fıtratı, kolaylaştıran, rahatlatan, kendinden fedakarlık etmesi gerekse de, bunu karşı tarafa hissettirmeden yapan, makul olan herşeye uyum gösteren insanlarla rahat edecek şekilde yaratılmıştır. Böyle bir insan gerçekten gerekli bulduğu noktalarda, aklın ve vicdanın gerektirdiği şekilde muhalefet etse de, bu karşı tarafı hiç rahatsız etmez. Çünkü akılcı, mantıklı ve vicdanlı bir muhalefet, karşı tarafın hoşnutsuzluk duyacağı değil, aksine faydalanacağı bir müdahaledir. Çünkü yanlış bir şey yapacakken doğru olanı tespit etmiş olmak, o kişinin de menfaatinedir. Uyumlu insanlara da toplumda pek çok insan aşinadır. Diğer insan karakterlerine göre daha nadir rastlanan bu insanlar, çevrelerin-

www.ilmiarastirma.net

deki herkes tarafından çok sevilirler. Biri güzel bir söz söylediğinde hemen onu tamamlayıcı bir karşılık verirler. Kendilerine bir iltifat edildiğinde onlar da hemen daha güzeliyle bir iltifatta bulunurlar. Bir espri yapıldığında, hoşlarına gitse de gitmese de ya da yeteri kadar güldürücü olsa da olmasa da hemen karşı tarafı onore eden bir söz söylerler. Karşı taraf makul bir teklifte bulunduğunda, kendi canları çok istemese de hemen o kişinin tercihinden yana tavır sergilerler. Yanlarındaki insanlar ciddi bir işle meşgul oluyorsa, dikkat dağıtmayacak şekilde davranırlar. Eğer neşeli eğlenceli bir ortam varsa, bu sefer de canlı, konuşkan, aktif bir tavra geçerler. Birkaç kişi birlikte yemek yiyeceği zaman, hemen karşı tarafın sevdiği ve istediği yemekten yana tercihte bulunurlar. Kendileri dinlenmek isterken, karşı taraf geniş çaplı ve yardım gerektiren bir işe girişecek olursa, kendi durumlarını hiç hissettirmeden hemen gidip yardıma koyulurlar.

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

55


Böyle insanların olduğu yerlerde tartışma ortamı hemen hemen hiç olmaz. Çünkü bu kişiler kendileri yatıştırıcı oldukları gibi, muhalefet ruhuyla hareket edenleri de yatıştıracak bir etki gösterirler. Kuran’da müminlerin bu uyumlu ve yumuşak karakterleri şöyle bildirilir: “Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır.” (Bakara Suresi,  263)

Allah Korkusu Uyumlu Olmayı Sabit Bir Karakter Özelliği Haline Getirir Din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda da bazen kimi insanlar, çeşitli amaçlarla uyumlu bir karakter gösterebilirler. Kimi zaman arkadaş edinmek, kimi zaman karşı tarafa kendilerini sevdirebilmek, kimi zaman da menfaat elde edebilmek

gibi düşüncelerle çevrelerindeki insanlara karşı çok candan ve uyumlu bir tavır sergilerler. Ancak elbetteki bu çok kısa süreli, geçici ve aldatıcı bir kişiliktir. Bir insanın Allah korkusundan dolayı çevresindeki insanlara karşı uyumlu, yatıştırıcı, pozitif, tamamlayıcı, rahatlatıcı, sevecen bir karakter göstermesi ise çok güzel bir mümin alameti ve çok önemli bir sevgi sebebidir. O kişinin vicdanının, aklının, Allah korkusunun, imanının, iradesinin, samimiyetinin, sevgisinin ve sağlam kişiliğinin bir göstergesidir. Ve bu geçici değil, sabit bir karakter özelliğidir. Müminin bu konudaki samimiyeti ise, ‘asla vicdanen yanlış olduğuna inandığı bir konuda çevresine uyum göstermemesiyle’  anlaşılır. Doğru olmayan bir tavra, güzel olmayan bir söze, alaycı bir espriye, yanlış bir karara, haram bir fiile, Allah’ın hoşnut olmayacağı bir tavır ya da söze, güzel olmayan bir ahlaka, nezaketsiz, hoşgörüsüz, merhametsiz, saygıdan yoksun bir tavra asla uyum göstermez. Kendisi uyum göstermediği gibi, bu ahlakı sergileyen kimseye de, hiç çekinmeden en güzel sözle mutlaka bunun doğrusunu gösterir. Bu nedenle iman eden her insanın, bu önemli karakter özelliği üzerinde düşünüp gün boyunca “Müslümanlara karşı güzel ahlakta nasıl daha uyumlu tavır-

56

İlmi Araştırma, Mayıs 2011


www.muminlerinmutlulugu.com lar sergileyebilirim?” , “nasıl daha candan ve pozitif olabilirim?”, “Allah’ın ve Müslümanların sevgisini nasıl daha fazla kazanabilirim?” diye aklını yorması gerekir. Böyle düşünerek vicdanını zorlayan bir insan, gün boyunca karşısına bu ahlakı gösterebileceği yüzlerce detay çıkacağını görecektir. Tüm bunlarda olabilecek en güzel tavrı seçip uygulamak, Allah’ın rızasına da en uygun olan tavır olacaktır. Unutulmamalıdır ki insan, eğer nefsin

istek ve tutkularına göre değil de vicdanını kullanarak hareket ederse Allah’ın beğendiği sıfatları üstünde taşımaya başlar. Allah sonsuz merhametlidir; dolayısıyla O’na teslim olan bir mümin de merhamet sahibidir. Allah sonsuz akıl sahibidir; O’na kulluk eden bir mümin de üstün bir akla sahip olur. İnsan Allah’a ne kadar yakınlaşır, O’na ne kadar teslim olursa, Rabbimiz’in izniyle “yaratılmışların en hayırlısı” (Beyyine Suresi, 7) olur.

Bir insanın rahat, neşeli, huzurlu ve uyumlu olabilmesi, ancak Allah’a kendisini teslim etmesiyle ve yalnızca O’na yönelmesiyle mümkündür. Allah’ın razı olacağı umulan tavır insanın muhalefet ruhunun getirdiği olumsuzluğa karşı koymasıdır. Allah Kuran’da gerçekten iman edenler için korku ve üzüntü olmadığını haber vermiştir: “... Bundan sonra size Benden bir hidayet geldiğinde, kim Benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.”” (Bakara Suresi, 38)

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

57


Muhalefet Ruhuna Sahip Olan Bir Kişi Yalnızca Kendisine Zarar Verir Muhalefet ruhuna sahip kimselerin şeytanın etkisiyle yaşadıkları ruh haline ve bundan dolayı çektikleri sıkıntıya bakıldığında, çevrelerindeki insanlara mesajlar verebilmek için büründükleri bu karakterin kendilerine nasıl bir tahribatla geri döndüğü çok açık bir şekilde görülebilecektir. Saatler, günler, aylar boyunca bu kimselerin akıllarını meşgul eden ve bir türlü kurtulamadıkları olumsuz düşünceleri şöyle örneklendirebiliriz: ❖ Vicdan azabı çektiği olayları kendi kendine tekrarlamak, etrafında kötü insanlar olduğunu iddia etmek, ❖ Vicdanına hiçbir şekilde teslim olmamaya kararlı olmak. ❖ Çevresindekileri tedirgin etmek, kibirli olmakta inat etmek. ❖

Her zaman en kötü ihtimalin gerçek olduğunu düşünmek. ❖

Sevilmemek için elinden geleni yapmak ve sonra da ‘niçin sevilmiyorum’ diye şaşırmak, hüzünlenmek.

❖ Herşeye olumsuz bakmak ve herşeye karşı çıkmak sonra da mutlu olacak hiçbir şey olmadığını düşünmek. ❖ Her gittiği yere sıkıntısını ve vesveselerini de götürmek ve başkalarından sıkılmak.

58

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

Terslemeyi huy edinmek.

❖ Ahlakını çirkinleştirmek için elinden geleni yapmak, sonra buna üzülmek.

Bunlar şeytanın, telkin ettiği olumsuz bakış açısıyla insanlara kurduğu tuzaklardan yalnızca çok az bir kısmıdır. Şeytanın etkisine girerek muhalif bir bakış açısıyla hareket eden bir kişi, neredeyse kendi kendisinin düşmanı olur. Herşeyin sonsuz merhamet sahibi olan Allah’ın kontrolünde olduğunu unuttuğundan daimi bir korku ve karmaşa içinde yaşar. Bu sıkıntılı ruh hali nedeniyle içine kapanır; yalnızlığı tercih eder. Böyle bir durumda en güçlü bedenin bile gerginlikten çöküntüye geçmesi kaçınılmazdır. İnsanların ve olayların Allah’tan bağımsız olduğunu düşündükleri için, hayırları ve güzellikleri göremeyen, tamamıyla olumsuz bir bakış açısına sahip olan bu kişileri, bir noktadan sonra artık hiçbir şey ilgilendirmez. Herşeye karamsar bir gözle bakarlar. Her ne kadar kendilerine itiraf edemeseler de mutluluğa, sevgiye inanmazlar. İçinde bulundukları durumu düşündükçe sıkıntıları daha da artar. Oysa bu ruh halinden kurtulmanın yolu Kuran ahlakını yaşayıp, Allah’a tevekkül etmektir. Çünkü en iyi olaylar bile kendisini Allah’a teslim etmeyen, muhalefet eden ve kendisini mutsuz hisseden bir insanı memnun edemez. Allah Kuran’da bu kimselerin ruh halini “Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi…” (Müminun Suresi, 106) ayetiyle haber vermektedir.




Müminlerin kendileri için dua ettikleri gibi mümin kardeşleri için de dua etmeleri neden önemlidir?



D

in ahlakından uzak yaşayan toplumlarda insanlar her şeyin en iyisinin kendilerinde olmasını isterler. Zaman zaman yakın arkadaşlar olarak tanınan kişilerin, hatta akrabaların arasında bile kıskançlıktan, hasetten kaynaklanan çekişmelerin yaşandığına ve insanların kendilerine rakip olarak görebilecekleri herkese zarar vermeye ça-

60

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

Müminler kardeşleri için nasıl dua ederler?

lıştığına şahit oluruz. Oysa Kuran’da tarif edilen mümin ahlakı haset ve kıskançlıktan uzak olan daima kardeşinin nefsini ve isteklerini kendisinden daha çok düşünen bir ahlaktır. Bu nedenle müminler, kendileri için Allah’tan istediklerinin aynısını mümin kardeşleri için de isterler.

Müminler Allah’tan Dünyada ve Ahirette İyilik İsterler Mümin, dualarında Allah’ın en sevdiği, en razı olduğu kulu olabilmek için Allah’a dua eder. Gelmiş geçmiş tüm insanlar ara-


www.gercekler.net sında Allah’ın en yakın dostu olabilmeyi; Allah’ı, bir insanın sevebileceği en fazla sevgiyle sevebilmeyi ister. Tüm insanlar arasında, Allah’ı en hakkıyla takdir edip yüceltebilen kulu olmak ister. Allah Katında en makbul olan tavırlarda bulunmak, Allah’ın en seveceği ahlaka sahip olmak ister. Allah’a en çok şükreden, Allah’ın nimetlerini en çok takdir edebilen kulu olmak ister. Allah’ın ahlakıyla en fazla ahlaklanmış ve Allah’ın isimlerinin en çok tecelli ettiği kişi olmak ister. Kuran ayetlerini en iyi anlayabilen ve en iyi uygulayabilen kimse olmak ister. Allah’ın Kuran’da bildirdiği emir ve yasaklarını en kusursuz ve en titiz şekilde yerine getiren kişi olmayı ister. Allah’ın bildirdiği din ahlakını en güzel, en etkili, en samimi şekilde tebliğ eden kişi olmak ister. Malıyla canıyla Allah yolunda olabilecek en fazla çabayı harcayabilmenin kendisine nasip olmasını ister. Allah’ın, kendisini ruhen ve bedenen dünyanın en sağlıklı, en güçlü, en dayanıklı insanı kılmasını ve böylece Allah’a, gücünün yettiğinin en fazlasıyla hizmet edebilmek ister. Yaptığı işleri olabilecek en ihlaslı şekilde yapabilmek için dua eder. Allah’a tüm ruhuyla ve bedeniyle olabilecek en derin tes-

www.ilmiarastirma.net

limiyetle teslim olabilmeyi ister. Allah’ın yarattığı eksikliklere karşı en şükredici, en tevekküllü, en sabırlı, en güzel ahlakı gösteren kişi olarak karşılık verebilmek için dua eder. Allah’tan olabilecek en derin saygıyla korkup sakınan kişi olabilmek ister. En zor anlarda bile Allah’tan en ümitvar olan, Allah’a en çok güvenen, Allah’ın yardımından asla şüpheye düşmeyen, en emin kişi olabilmeyi ister. Şirkten en çok sakınan, Allah’tan başka varlıklara asla tamah etmeyen, Allah’tan başka bir İlah olmadığını en derin şekilde kavrayan insan olmak ister. Güzel ahlakta en öne geçen; insanlara karşı en sevgi dolu, en saygılı, en şefkatli ve merhametli, en hoşgörülü, en affedici, en bağışlayıcı, en fedakar, en özverili, en ikramkar, en kalender, en kanaatkar, en sabırlı, en anlayışlı, en yardımsever, en güvenilir, en neşe, mutluluk, huzur ve rahatlık veren, en güzel konuşan, en güzel öğüt veren, en teslimiyetle öğüt alan, en güzel söz dinleyen kişi olmak ister. Dünyadaki tüm Müslümanların en sevdiği, en saygı duyduğu, en güvendiği, en çok yanında olmak istedikleri, sohbetinden en çok hoşlandıkları, sözlerine en çok itimat ettikleri, dünyada ahirette sonsuz kadar birlikte olmayı en çok arzuladıkları insan olmak ister. Ahirette ise Allah’ın en yüksek derecelerle derecelendirdiği en güzel karşılığı almak ister. Allah’ın en razı olduğu kulu olmayı, Allah’a en yakın kılınanlardan olarak Allah’ın en büyük nimetleriyle, en güzel cennetleriyle mükâfatlandırılmayı ister.

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

61


Müminler hem dünya hayatındaki güzellikleri, hem de ahiretteki nimetleri diğer müminlerle birlikte yaşarlar. Dünyada nimetler kısıtlı olduğundan kimi zaman bir müminin bunları kardeşleriyle paylaşması, bazen de kendi nefsinden fedakarlık yaparak kardeşine ikram etmesi gerekebilir. Nitekim Kuran’da mümin vasıfları tanıtılırken bu özelliğe de ayrıca dikkat çekilir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır: “... Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin ‘cimri ve bencil tutkularından’ korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.” (Haşr Suresi, 9)

Müminler Arasındaki Tesanüt, Dualarına da Yansır Müminler Allah’tan istedikleri güzelliklerin her birinde “olabilecek en yüksek dereceyi”  elde edebilmek isterler. Ancak Kuran ahlakından öğrendikleri sevgi anlayışı ve ihlasları gereği, tüm bu nimet ve güzellikleri, yine  “en fazlasıyla”  kardeşleri için de isterler. Nasıl ki kendileri Allah’a en yakın kişi; Allah’ın en sevdiği kul olmak istiyorlarsa, mümin kardeşlerinin de Allah’ın en sevdiği; Allah’a yakınlıkta en ileri geçmiş kimseler olmalarını isterler. Bu yüzden de dualarında Allah’a, “ben” diye değil, “biz” diyerek dua ederler. “Tüm bu nimetleri bana ver Allah’ım” değil, “tüm bunları bize ver Allah’ım” diye dua ederler. Bir mümin kendilerine güzel bir dua temennisinde bulunduklarında da, verdikleri karşılık yine bu üslupla olur. Örneğin kendilerine “Allah iyi günler versin” denildiğinde, böyle bir müminin cevabı, “Allah hepimize iyi günler versin” şeklinde olur. Aynı şekilde “Allah razı olsun” denildiğinde, “Allah hepimizden razı olsun” diyerek karşılık verirler. Kuran’da müminlerin bu dualarına şöyle bir örnek verilmiştir: “Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve Katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan Sensin Sen. Rabbimiz, kendisinde şüphe olmayan bir günde insanları gerçekten Sen toplayacaksın. Doğrusu Allah, va’dinden cayıp-dönmez.” (Al-i İmran Suresi, 8-9) İmanda en önde olmak, takva sahiplerine en örnek olmak isteyen, Allah’ı en

62

İlmi Araştırma, Mayıs 2011


www.cehennemazabi.com çok seven insanın göstermesi gereken bir ahlaktır. Dolayısıyla duada gösterilen bu ahlak şekli, o kişinin imanının, Allah sevgisinin, Allah korkusunun, ihlasının ve derinliğinin çok önemli bir alametidir.

Kuran’da müminlerin diğer müminleri de kapsayan dualarına pek çok örnek vardır. Bunlardan bazıları şöyledir: “Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Sen’den yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet; Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna Gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil.” (Fatiha Suresi, 4-7) “Onlardan öylesi de vardır ki: “Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru” der.” (Bakara Suresi, 201) “Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve Katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan Sen’sin Sen.” (Al-i İmran Suresi, 8) “Onlar: “Rabbimiz şüphesiz biz iman ettik, artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru” diyenler; sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve ‘seher vakitlerinde’ bağışlanma dileyenlerdir.” (Ali- İmran Suresi, 16-17) “Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.”” (Al-i İmran Suresi, 191)

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

63


Müminlerin Dualarının Diğer Müminleri de Kapsaması Allah Rızası İçindir Dua müminin hayatının tümüne hakim olan ve inancının gücünden kaynaklanan bir hayat şeklidir. Bu ruh, kişinin çevresindeki her konuya karşı vicdani bir duyarlılık içerisinde olmasını gerektirir. İman eden bir insan, içindeki derin Allah sevgisi ve güçlü  Allah korkusu ile dünya hayatındaki tüm menfaatlerin gelip geçici olduğunu ve bir gün mutlaka Yüce    Allah’ın huzuruna varıp hesap vereceğini unutmaz. Dünya hayatında Allah’ın rızası, rahmeti ve cenneti yerine, nefsini ve çıkarlarını korumayı hedefleyen insanların ahirette sonsuz bir azapla buluşacakları

gerçeği daima aklındadır. Bu nedenle dualarında, Rabbimiz’in hem kendisini hem de mümin kardeşlerini dünyada da ahirettte de iyilik ve güzellikle mükafatlandırmasını ister. Sevgi dolu ve başkalarını da düşünen bu güzel ahlakı nedeniyle hem Allah’ın rızasını hem de ahiret güzelliklerini umar. Bu davranışlarda bulunanlar, Kuran’da şöyle müjdelenmektedir: “Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.”  (Yunus Suresi, 26) 

Kuran’da müminlerin, dualarında Allah’a hitap ederken çoğunlukla “ben” değil, “biz” dedikleri görülür. Dua eden bir mümin, Allah’tan istediği herşeyi sadece kendisi için değil, tüm müminler için istemektedir. Elbetteki insan kişisel olarak da Allah’a dua eder. Her türlü nimete ulaşabilmek için, hatalarının düzelmesi için, kıyamet günü hor ve aşağılık kılınmamak için, cehennem azabından kurtulmak için Allah’tan yardım isteyebilir. Ama bunun yanında birçok konuda da kendisi için istediklerini diğer müminler için de istemesi, Kuran’da örnek olarak gösterilen bir vasıftır. Bu konuda yol gösterici olan bir ayet şöyledir: “... Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” (Bakara Suresi, 286)

64

İlmi Araştırma, Mayıs 2011

İlmi Araştırma Dergisi'nin Mayıs 2011  

İlmi Araştırma Dergisi'nin Mayıs 2011

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you