Page 1


4

KAPAK KONUSU

Sayın Adnan Oktar

“Görünmez Mehdi” ve “Şahsı Manevi” İnancının Tehlikesini Anlatıyor 16

Müminlerin Güzel Ahlak Özelliklerinden Biri ‘Affedebilmesi’dir

2

G ün c e l Ha s t a h ü c r e l er i ö l d ü r e b i l en b i r p r o t ei n b u l u n d u

32

Kısa Kısa... “Türkiye İsl am al em ind e mode l d eğ il lide r”

35

Bir Ayet Bir Açıklama C asiye Sure si, 13

58

Mahmut Ustaosmanoğlu Hocaefendi

24 36 Nefsi Temizlemek

Çaba, Sabır ve Kararlılık Gerektirir

52

İnsan, Güzel Ahlak Göstermedeki Gücünü Çok Daha Fazla Artırabilir

44 KURAN AHLAKI

Anne Karakterinde Görülen ‘Anne Şefkati’ Bütün Müminlerin Birbirlerine Göstermesi Gereken Güzel Bir Ahlak Özelliğidir

İslam Alimleri

60

İnsan İsterse, Allah’ın İzniyle, Ruh Gücünü Alabildiğine Artırabilir İ n s an , r uh g üc ün ü ar t ı r m a k i çi n n e y ap m al ı dı r ?

LM ARAŞTIRMA

-OCAK 2011-

Yayı n Tür ü: Yaygın / Araştı rma Yay ıncı lı k adı na i mt iy az sahi bi : Bedri Edis Yılmaz,

Adres: Kayışdağı Mah. Değirmen Sok. No: 3 Ataşehir - stanbul Sorumlu Yazı şleri Müdürü: Fatih Hikmet Müftüoğlu, Adres: Kayışdağı Mah. Değirmen Sok. No: 3 Ataşehir - stanbul Yönetim Adresi: Araştırma Yayıncılık, Kayışdağı Mah. Değirmen Sok. No: 3 Ataşehir - stanbul Tel: 0 216 660 00 59 Fax: 0 216 660 16 85 Abonelik Tel: 0216 4444441 Matbaa: Seçil Ofset, 100 Yıl Mahallesi MAS-ST Matbaacılar Sitesi, 4. Cadde No: 77 Bağcılar-stanbul Tel: (0 212) 629 06 15 Baskı Yeri ve Tarihi: stanbul, 27.12.2010


Hasta Hücreleri Öldürebilen Bir Protein Bulundu Avustralyalı ve İngiliz bilim adamlarının yaptığı araştırma, "perforin" adlı proteinin anormal hücreleri hedef aldığını ve öldürücü enzimlerin geçişini sağlamak için hücre zarında boşluk yarattığını gösterdi. Araştırmacılar, 10 yıl süren araştırma sonunda perforinin "vücudun temizlik silahı" olduğunu, bu protein olmadan bağışıklık sisteminin bu hücreleri temizleyemeyeceğini saptadı. Özel mikroskoplarla perforinin yapısı ve işlevini inceleme imkanı bulan bilim adamları, fareler üzerinde yapılan araştırmada, bu proteinin eksikliği ile lösemi ve kötü huylu hücrelerin artması arasında bağlantı olduğunu gördü. Perforinin yapısının listeriya ya da şarbon hastalığına neden olan bakterilerin zehrine benzer olduğunu da tespit eden bilim adamları, vücudun hastalıklardan "ders çıkararak" savunma taktikleri geliştiriyor olabileceğine dikkati çekti. Bir sonraki adımda proteinin işlevinin artık bilinmesi sayesinde bilim adamları, perforinin kanser, sıtma ve şeker hastalığıyla mücadele için nasıl kullanılacağını araştıracaklar. www.milliyet.com.tr

Hafıza Kaybına Genetik Tedavi Bulundu Alzheimer hastalarında, beyin hücrelerinin iletişim bozukluğu aşamalı olarak artan unutkanlığa yol açıyor. Dünya çapında insan ömrünün giderek uzaması nedeniyle, Alzheimer ve benzeri bunama hastalıkları daha sık görülüyor. San Francisco merkezli Gladstone Nörolojik Hastalık Enstitüsü'nde görevli araştırma ekibinin farelere uyguladığı deneyin sonuçları saygın bilim dergisi Nature'da yayımlandı. Araştırmacılar, EphB2 adlı kimyasalın beyin hücrelerinin birbiriyle haberleşme problemlerini azalttığını ve hatta engelleyebildiğini söylüyor. Araştırma, Alzheimer hastalarında noksan olan EphB2'nin hafızada önemli bir rol üstlendiğine işaret etti. Alzheimer hastalarının beyinlerinde 'amyloid' adlı toksik bir proteinin tabakalar halinde biriktiği biliniyor. Zaman içerisinde bu birikme, hastanın beyninin ölümüne yol açıyor. San Francisco'daki araştırma ekibi, amyloid tabakanın EphB2'leri kendisine kenetleyerek, beynin geri kalanını hafıza için kilit önemdeki bu kimyevi maddeden mahrum bıraktığını düşünüyor. Ekip, farelerin beyinlerindeki EphB2 oranını genetik müdahale ile azaltıp çoğaltarak, hafızalarının nasıl etkilendiğini izledi. Beyinlerindeki EphB2 seviyesi düşürülen farelerin Alzheimer semptomları göstermeye başladığı görüldü. Beyindeki EphB2 seviyesi yükseltilince, farelerin hafıza sorunu ortadan kalktı. www.bbc.co.uk

2 İlmi Araştırma, Ocak 2011


www.bilimveteknoloji.org

Denizanaları Kanseri Teşhis Edebiliyor Bilim adamlarına göre, bu yöntem kanser hastalığının başarılı tedavisi için çığır açabilecek önemde. York Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, denizanalarının karanlıkta ışık saçabilmelerine imkan tanıyan aydınlık hücrelerin, özel bir kamera ile birlikte, vücudun iç bölgelerinde yuvalanmış olan kanserli hücrelerin görüntülenmesini sağlayabileceğini belirtiyorlar. Araştırmanın başındaki Profesör Norman Maitland, denizanalarındaki ışınır hücreleri insanda kanserli hücrelerin bulunduğu yerlere enjekte için bir yöntem geliştirdiklerini söyledi.

Maitland’a göre fosforlu hücrelerin aydınlatması sayesinde özel kameralar tümörün nerede olduğunu ortaya çıkarabiliyor. York Üniversitesi araştırmacılarının geliştirdikleri yöntem, denizanalarından floresanlı hücreleri alabilen bir metot geliştirdiği için 2008 yılında Nobel Ödülü alan Dr. Roger Y. Tsien'in çalışmalarının bir devamı niteliğinde. Vücudun farklı yerlerine çok küçük miktarlarda yayılmış olan kanserli hücreler, geleneksel tarama yöntemleriyle erken aşamalarda çoğunlukla fark edilemediğinden teşhiste geç kalınabiliyor. www.radikal.com.tr

Daha Önce Görülmemiş Bir Canlı Keşfedildi ABD'li bilim adamları Endonezya açıklarında yaklaşık 3 bin metre derinlikte daha önce benzerine rastlanılmamış bir canlı görüntüledi. California Üniversitesi ve Woods Hole Okyanus Grafik Enstitüsü'nde çalışan bilim adamlarının Celabes Denizi derinliklerinde keşfettiği 9 santimetre uzunluğundaki canlı, 6 bin 200 metre derinliğe kadar dalabilen bir robot dalgıç tarafından ilk kez görüntülendi. Bilim adamlarının Teuthidodrilus samae adını verdiği planktonlarla beslenen bu canlı vücudundan uzanan yüzlerce sert tüyün www.ilmiarastirma.net

'sıra dışı' ahengiyle yüzüyor. Görüntülerde, tüylerin zaman zaman yok olduğu ya da vücudunun belirli bir bölgesinde ansızın ortaya çıkarak hareketi sağladığı görülüyor. Teuthidodrilus samae'in derisinin rengi siyahtan kahverengiye dönüşebiliyor. Canlının kafasından uzanan 10 ince kol ona 'olağandışı' bir görünüm kazandırıyor. Yiyecek yakalamada kullanıldığı sanılan kolların solungaç ya da değişik başka organların görevini de sağladığı düşünülüyor. www.msnbc.msn.com

İlmi Araştırma, Ocak 2011

3


LM ARAŞTIRMA / KAPAK KONUSU

4 İlmi Araştırma, Ocak 2011


www.mehdiyet.com

P

eygamberimiz (s.a.v.), hadislerinde Hz. Mehdi (a.s.)’ın özellikleri hakkında pek çok tanıtıcı bilgi vermiş ve insanların Hz. Mehdi (a.s.)’ı bir şahıs olarak göreceklerini bildirmiştir. Rivayetlerden ve İslam alimlerinin izahlarından Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir şahsı manevi olmayacağı, fiziksel özelliklerine, karakter ve ahlakına, nesebine kadar detaylı olarak tarif edilmiş mübarek bir şahıs olacağı, açık ve net bir biçimde anlaşılmaktadır. Sayın Adnan Oktar da çeşitli tarihlerde yaptığı röportajlarında Hz. Mehdi (a.s.)’ın şahıs olduğunu ve şahs-ı manevi beklentisinin tehlikesini detaylı olarak açıklamaktadır.

Hz. Mehdi (a.s.) Anne ve Babadan Doğacaktır Hz. Mehdi (a.s.) bütün peygamberler ve evliyalar gibi anneden babadan

www.ilmiarastirma.net

doğmuştur. Hiçbir peygamber, hiçbir evliya tekrar tekrar kaybolup ortaya çıkmamıştır. Hiçbir peygamber ruh haline gelip kaybolmamıştır ve hiçbir peygamber ruh halinde yüzyıllarca yaşayıp sonra tekrar dünyaya geri dönmemiştir. Kendilerine dünyada bahşedilen süre boyunca tebliğ görevlerini, insan olarak yerine getirmişlerdir. Bu durum asrımızda zuhur etmiş ve görevine başlamış olan Hz. Mehdi (a.s.) için de geçerlidir. Sayın Adnan Oktar bu gerçeği şöyle açıklamaktadır: ADNAN OKTAR: İsterse Alevi kaynaklara da bakalım, Şii kaynaklarına da bakalım. Hz. Mehdi (a.s.) anneden doğmadır, anneden doğan bir insandır. Yani çocukluktan itibaren büyüyüp gelişen bir insan. Öyle yüzlerce sene de bir kuyunun içerisinde kalıp, oradan çıkan bir insan değildir. Bu, açıkça söyleyeyim, bir hurafedir. Böyle bir

İlmi Araştırma, Ocak 2011

5


LM ARAŞTIRMA / KAPAK KONUSU şey yok. “Kuyunun içerisinde duruyor” diyorlar, derin bir kuyu gibi bir şey, etrafını da demir parmaklıklarla çevirmişler, “onun içinden çıkacak” diyorlar. Yapmayın etmeyin. Amerika tabii ki müthiş tedirgin böyle bir şeyden. Adam; “ben gördüm” diyor, “ışık suretinde” diyor. Şimdi, yarın bir gün; “Allah, Hz. Mehdi (a.s.)’a emretti, Hz. Mehdi (a.s.) da bize bildirdi” dese, ne yapacak adamlar? O yüzden çok tedirginler. Bak, Ahmedinejad çok aklı başında bir insan, sevecen bir insan, Hz. Mehdi (a.s.) aşığıdır, çok seven bir insan; Hamaney de öyle. Şimdi, toplansınlar, bir araya gelsinler, bu konuyu netleştirsinler. “Hz. Mehdi (a.s.) görünmez bir Mehdi değil” diyecekler. Hz. Mehdi (a.s.) görünür bir insandır. Babadan anadan doğmuştur. Zuhur yeri de İstanbul’dur. Şii kaynaklarda, İstanbul olduğu belki yüz tane hadiste var, hep İstanbul olarak geçiyor, İstanbul’dadır. Doğu tarafından geliyor, Batı’ya doğru

6 İlmi Araştırma, Ocak 2011

geliyor ve denizi geçeceği belirtiliyor. Bu şekilde olursa, Amerika böyle bir Hz. Mehdi (a.s.)’a hazır, masonlar hazır, Tapınak Şövalyeleri hazır; hepsi hazırlar. Yani bunu kabul ediyorlar. Yani sevgiyi savunan, kan dökmeyi engelleyen, silahları ortadan kaldırmayı amaçlayan bir Mehdi’ye karşı CIA, FBI falan; hepsi hazırlar, kabul ediyorlar. (Kanal Avrupa ve Çay TV, 31 Ekim 2010)

Peygamberlere Benzeyen Özelliklere Sahip Olacaktır İmam Zeyn-ul Abidin aleyhi’s-selâm şöyle buyurmuştur: “Bizim Kaim’imiz (Mehdi) ile Allah’ın resulleri arasında bir takım benzerlikler vardır. Nuh (a.s.), İbrahim (a.s.), Musa (a.s.), İsa (a.s.), Eyyub (a.s.) ve Muhammed sallâ’llâhu aleyhi ve alih peygamberlerin her biri ile bir benzerliği vardır. Nuh (a.s.) ile uzun ömürlü olmasında, İbrahim (a.s.) ile, doğumunun gizli olması (Doğumunun Evde Olmasında) ve halktan uzak durmasında; Musa (a.s.) ile, korku hali (Mehdi


www.mehdininalametleri.com (a.s.)’a yönelik tehlikelerin yoğunluğuyla; öldürme, tuzak kurma, tutuklanma, gözaltına alınma, sürgün gibi her türlü tehlikeyle iç içe olmasıyla) ve gaybette yaşamasında (sürekli gizlenerek yaşamasında); İsa (a.s.) ile halkın onun hakkındaki ihtilafa düşmesi (bir kısım insanların, ‘Mehdi (a.s.) gelecek’, bir kısımının da ‘gelmeyecek’ demesinde); Eyyub (a.s.) ile, beladan sonra kurtuluşun yetişmesinde (Hz. Mehdi (a.s.)’a da birçok zorluk, hastalık ve dert gelmesi; ancak aynı Hz. Eyüp (a.s.) gibi Allah’ın rahmetiyle hepsinden kurtulmasıyla); Muhammed sallâ’llâhu aleyhi ve alih ile de kılıçla kıyam etmesinde (Peygamberimiz (s.a.v.)’in kutsal emanetleri olan mübarek sancağı, kılıcı ve hırkasının, Mehdi (a.s.)’ın yanında olmasıyla), benzerliği vardir.”(Kemal’ud-Din s. 322, 31. babin 3. hadis) Bu hadis-i şerifte, Hz. Mehdi (a.s.)’ın tüm peygamberlere benzeyen bir şahıs olacağı, görünmez olmayacağı çok açık olarak belirtilmiştir. Sayın Adnan Oktar Hz. Mehdi (a.s.)’ın hayatının tüm peygamberlerin hayatının özeti gibi olacağını ve bir şahıs olduğunu şöyle vurgulamaktadır: ADNAN

OKTAR:

www.ilmiarastirma.net

Peygamberimiz

(s.a.v.) onu Hz. Yusuf (a.s.)’a benzetiyor. Bütün peygamberlerin özetidir Hz. Mehdi (a.s.). Bütün peygamberlerin özeti yani özüdür. “Her peygambere benzer” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “Eyyüb (a.s.)’a da, Hz. İbrahim (a.s.)’a da, bana da benzer” diyor. “Herkese benzer” diyor, “bütün Peygamberlere”. “Hz. Yusuf (a.s.)’a hangi yönden benzer ya Resulullah (s.a.v.)?” diyorlar. “Zindan yönüyle benzer” diyor. Ama Hz. Yusuf (a.s.) gibi de güzeldir Hz. Mehdi (a.s.). Yani Hz. Yusuf (a.s.)’ın başına gelenler de Hz. Mehdi (a.s.)’ın başına gelecektir. Buna işaret edilmiş oluyor. Zaten Yusuf kıssası Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor aynı zamanda Kuran’da. Mesela Kehf Suresi baştan sona kadar Mehdiyeti anlatır. Dikkatlice bakılırsa ebcedlerine varıncaya kadar tam anlamıyla Mehdiyete hakimdir sure. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “Deccalle karşılaştığınız vakit Kehf Suresi’ni okuyun” diyor. Ne demek bu? “Mehdiyet onun içinde” diyor. Çok fazla hadis vardır; bakın deccalle karşılaştığınızda Kehf Suresi’ni okuyun. “Deccaliyete karşı savaşın, mücadelenin sırlarını ve Mehdiyeti Kehf Suresi’nin içinde bulacaksınız” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Özetle bu anlama geliyor.” (Kocaeli TV, 9 Şubat 2010)

İlmi Araştırma, Ocak 2011

7


LM ARAŞTIRMA / KAPAK KONUSU

Hz. Mehdi (a.s.)’ın Fiziksel Özellikleri Hadislerde Detaylı Olarak Anlatılmaktadır Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde ahir zamanda gelecek olan kutlu şahıs Hz. Mehdi (a.s.)’ın fiziksel özellikleri hakkında pek çok tanıtıcı bilgi vermiştir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hz. Mehdi (a.s.) hakkındaki tasvirleri çok detaylı ve açıktır. Hz. Mehdi (a.s.) ortaya çıktığında kendisini görenler bu tasvirlerden hemen kendisini tanıyacaklardır. Hadislere göre: Hz. Mehdi (a.s.), Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan olacak, Hz. Mehdi (a.s.)’ın omzunda “Nübüvvet” Peygamberlik Mührü bulunacak ve 40 yaşlarında olacaktır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın yüzünün güzel ve nurlu, saçlarının siyah, kaşlarının kavisli, gözlerinin iri, güzel burunlu, parlak dişli, alnının ise açık ve geniş olacağı da hadislerde bildirilmektedir. Ayrıca Hz. Mehdi (a.s.)’ın sakalı siyah, sık ve bol olacak, yanağında da bir ben bulunacaktır. Ten rengi Arabi (kırmızıyla karışık beyaz) olacaktır. Bütün bunların yanısıra hadislerde bildirildiğine göre Hz. Mehdi (a.s.) çok heybetli, orta boylu, iri gövdeli, karnı geniş, güzel yüzlü Ben-i İsrail görünümlü bir insan olacaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in tek tek saydığı bu fiziksel özellikler elbette görünmez bir Mehdi’ye ait olamaz. Sayın Adnan Oktar Hz. Mehdi (a.s.)’ın fiziksel özelliklerinin bazılarını şöyle açıklamıştır:

8 İlmi Araştırma, Ocak 2011

ADNAN OKTAR: Evet MaşaAllah. “İsmail’i, Elyasa’yı, Yunus’u ve Lut’u da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini alemlere üstün kıldık. Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik”. (Enam Suresi, 8687) Peygamberimiz (s.a.v.) hangi soydandı? Hz. İbrahim (a.s.) soyundandı İbrani soyu. Mehdi (a.s.) hangi soydan? Peygamberimiz (s.a.v.) soyu İbrani soyundandır. Ben-i İsrail görünümlü olmasının nedeni de odur. İbrani soyundan geldiğindendir. (Samsun Aks TV -25 Kasım 2010) “Ebu Cafer, İmam Muhammed Bakır (a.s.) Hazretleri cedleri yoluyla, biliyorsunuz Hz. Mehdi (a.s.)’ın da ceddidir zaten, Ehl-i Beyt’in lideri, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i kastediyor, müminlerin emiri, Aleyhisselamın minberden söylediklerini nakletmiştir. Yani Resulullah


www.mehdikanakitmaz.com (s.a.v.)’in söylediklerini nakletmiştir. Minberden ne konuştuysa. “Ahir zamanda soyumdan bir kişi çıkacak,” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) söylüyor. “Az al renkle karışık, açık tenli” koyu esmer değil, zenci gibi değil. Bakın az al renkte, hafif kırmızıya çalar, karışık açık tenli Arabi yani. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in rengi de Arabi. Arabi denildiğinde beyaz olup, kırmızıya çalan.’’ Açık tenli olacak, açık ve geniş karınlı olacak, “karnı geniştir diyor” Uyluk kemikleri geniş ve büyük, belirgin olacak. Peygamber (s.a.v.)’in renginde iki et beni bulunacak.” İşte biri o kalp hizasındaki olan beni, öbürü de yaprak şeklinde olan beni. “O Hz. Mehdi (a.s) yükselecek.” İnşaAllah, Allah’ın Katına.” (Adıyaman Asu, Kral Karadeniz ve Ekin TV, 21 Aralık 2009)

www.ilmiarastirma.net

Hz. Mehdi (a.s.) Hapse Girecektir Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir şahıs olduğunu kanıtlayan hadis-i şeriflerinden biri de Hz. Mehdi (a.s.)’ın hapsedileceğini söylemesidir. “Bu işi yapacak olanın (yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın) iki gaybeti (kaybolması, giz-

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in çok sayıdaki hadisinde, ismiyle, vasıflarıyla ve yapacağı işlerle ayrıntılı olarak tarif edilen Hz. Mehdi (a.s.)’ın şahıs olarak geleceğine dair çeşitli müjdeler vardır. Tüm bu bilgiler dikkatlice incelendiğinde Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir şahıs olduğu akıl ve vicdan sahibi her insan tarafından kolaylıkla anlaşılmaktadır.

İlmi Araştırma, Ocak 2011

9


LM ARAŞTIRMA / KAPAK KONUSU lenmesi) vardır. Bu iki gaybetin biri o kadar uzayacak ki, bazıları: “O öldü”, bazıları da: “O gitti” diyeceklerdir. Ne onu sevenler, ne de başkaları onun yerini bilemeyecekler, sadece ona çok yakın hizmetçisi onun yerini bilir.” (“El-Saa Fi Eşrat-is Saa” s. 93 (Mısır baskısı.) Görünmez Mehdi ise hapsedilemez. Bu çelişkiyi Sayın Adnan Oktar çok hikmetli bir biçimde açıklamaktadır: ADNAN OKTAR: Kardeşim bir kere hapsedilmesi yeterli, yani hapsedilmesi. Görünmez Mehdi’yi sen nasıl hapsedeceksin? Hapsedersin bir anda görünmez hale gelir. Dünyanın her yerinde olabilen, yani anında her yerinde olabilen bir insanı sen nasıl hapsedeceksin? Hapsetsen de ne fark eder? Orada durur bedeni, “milyonlarca bedeni” var diyorsun sen. Belli ki değil. Hapsedilen Mehdi (a.s.), anneden, babadan doğan Mehdi (a.s.) olduğu anlaşılıyor. Anneden, babadan doğmayan bir insanın hapsedilmesi bir anlam taşımaz. Çile çekeceğinden bahsediliyor. Görünmez bir kişi, ne çilesi çekecek? Nasıl çile çeksin? Hiçbir şey yapamazsın görünmez bir insana. Dolayısıyla bu yanlış inanç, yanlış düşünceyi Allah bir şekilde ortadan kaldıracak. Yani nasıl olacağını şu an bilmiyorum. Anlatıyoruz, izah ediyoruz ama göreceksiniz harika şekilde o da kalkacak.” (Samsun Aks TV’deki canlı röportajı -25 Kasım 2010)

Hz. Mehdi (a.s.) Pazarlarda Dolaşacaktır Hadisler, Hz. Mehdi (a.s.)’ın insanlar arasında tanınan, bilinen; oldukça göz önünde olan, namı ve şöhreti herkes tarafından bilinen ancak, ‘Hz. Mehdi (a.s.) sıfatıyla tanınmayan’ bir kimse olacağını göstermektedir.

10 İlmi Araştırma, Ocak 2011

“Sedir-i Seyrefi der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık aleyhisselam’dan duydum ki: ... Hakkı gasp olunan ve inkar olunan mazlum imamınız ve bu (gaybetin) sahibi (Hz. Mehdi (a.s.) onların arasında dolaşır, pazarlarında gezer, onların bastığı yerlerden geçer. Ama onlar onu (Hz. Mehdi (a.s.)‘ı tanımazlar, ta ki sonunda Allah kendisini onlara tanıtması için tıpkı Hz. Yusuf (a.s.)’a verdiği gibi ona izin verir.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 189)


www.risaleinurdamehdi.com

ADNAN OKTAR: Beklemelerine gerek yok, çünkü “geldi” diyor onlar “Mehdi (a.s.)”. Bu bir takiyyedir, takiyyeyi kaldırsınlar. Hz. Mehdi (a.s.)’ı korumak için yapılan bir takiyyedir bu. Görünmez Mehdi (a.s.) için. Yani, “çarşıda, pazarda gezer” diyor “Hz. Mehdi (a.s.)”. Doğacağı yer belli, her şeyi belli, görünmez Mehdi (a.s.) hiçbir zaman için çıkmayacaktır. Cübbeli’nin dediği tarzda, Cübbeli anlatıyor hurafe tarzı, öyle bir Mehdi asla çıkmaz. Görünmez Mehdi asla çıkmaz, bir insanın ruhuna hulul eden Mehdi asla çıkmaz. (Kocaeli TV ve Aba TV 13 Kas 2010) www.ilmiarastirma.net

Hz. Mehdi (a.s.)’ın Bulunduğu Mekanla Birlikte Görüntüsü Her Yerde Görünecektir “Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) çıktığında, insanların imamlarıyla aralarında bir postacı olmayacak. O (Hz. Mehdi (a.s.)) onlara (dünyaya) kendi mekanından seslenecek, onlar da konuşmasını dinleyecek, hatta onu görecekler.” (Müntekab-ül Ezhar, s. 483) hadis-i şerifinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mehdi (a.s.)’ın açıkça insanlar tarafından görülüp sesinin duyulacağını belirtmektedir. Bu elbette Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir şahıs olduğunun göstergesidir. İlmi Araştırma, Ocak 2011

11


LM ARAŞTIRMA / KAPAK KONUSU ADNAN OKTAR: Bakın 1400 sene öncesinden Peygamberimiz (s.a.v.) bildiriyor. “Mehdi (a.s.) bulunduğu mekanla beraber görüntüsü her yerde belirecek” diyor, televizyonu açıkça söylemiş olmuyor mu böyle? ALTUĞ BERKER: Evet hocam. ADNAN OKTAR: Yani “bütün insanlar seyredecek, dünyanın her tarafında onu seyredecekler” diyor. Bakın hatta ziyadesi var, bak diyor ki, Müntekab-ül Ezhar isimli eser, sayfa 483’te, Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis; “Hz. Mehdi (a.s.) onlara (dünyaya) kendi mekanından seslenecek.” Bulunduğu yerden seslenecek dünyaya. “Onlar da konuşmasını dinleyecek, hatta onu görecekler.” Hem radyo, hem televizyon, hem internete, 1400 sene öncesinden Peygamberimiz (s.a.v.) açıkça işaret etmiş. Çok net. (Gaziantep Olay TV, 23 Kasım 2010)

12 İlmi Araştırma, Ocak 2011

Şahsı Manevi İnancı Tüm Dünya ve İslam Alemi İçin Büyük Bir Tehlikelidir Şahs-ı Manevi Her Zaman Yenilir: Hz. Mehdi (a.s.)’ın İslam ahlakının dünyaya hakim olması için büyük bir fikri mücadele başlatacağı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadis-i şeriflerinden anlaşılmaktadır. Bir ruh olarak çıkacak Mehdi (a.s.) ise Darwinizm, materyalizm, ateizm gibi dinsiz ideolojileri temsil eden Deccaliyet’in dünya çapında yok edilmesini sağlayamaz. Sayın Adnan Oktar görünmez Mehdi inancının İslam alemine verebileceği zararı şöyle açıklamaktadır:


www.bediuzzamanvemehdi.com Kutlu bir şahıs olarak çıkacak Hz. Mehdi (a.s.) yanındaki az topluluk ile Deccaliyet’i fikren mağlup edecek ve galip gelecektir. Böylece Allah’ın izniyle, Hz. Mehdi (a.s.)’ın asrımızdaki manevi önderliğiyle İslam ahlakı tüm dünyaya hakim olacaktır. ADNAN OKTAR: Görünmez Mehdi asla çıkmaz, bir insanın ruhuna hulul eden Mehdi asla çıkmaz. Şahs-ı manevi her zaman yenilir. Çünkü başsız bir beden, başı olmayan beden, zaten yenilmiş durumda şu an. Müslümanlar paramparça. “Şahs-ı manevi olarak çıktı” diyor Nur talebesi kardeşlerimizin bir kısmı. Yenilmiş vaziyette paramparça oldu Nur talebeleri. Şahs-ı manevi Mehdi, Müslüman Nur talebelerini bir araya toparlayamıyor. Parçalanmaya sebep oluyor şahs-ı manevi Mehdi. Şahıs olan Mehdi (a.s.) bir araya getirir. Şahıs olan ve talebeleri olan Hz. Mehdi (a.s.) Müslümanları bir araya getirebilir. Yoksa, parçalanmaktan kurtulamazlar, Allah-u alem, Allah gösteriyor çünkü. (Kocaeli TV ve Aba TV, 13 Kasım 2010)

Müslümanlar Arasında Parçalanmaya Sebep Olur:

Vehhabi kardeşlerimizi ikna edebilirler. Bir kısım Sünni Müslümanları ikna edebilirler. Çünkü bak diyecekler ki, bunların görünmez Mehdisi size yönelik bir emir verdiğinde; çünkü Şii’nin dışında bir şey kabul etmiyorum derse görünmez Mehdi (a.s.) ve hepsini yok edin derse, ki orada da var o Cübbeli tarzında tipler. Onlarda da pırasacı takımı var, değil mi? Hepsini doğrayın derse, ne diyeceğiz, ne yapacağız? Bu durdurulamaz bir güç haline gelir, çok büyük tehlikedir. İran bu büyük fitneye karşı, şeytanın bu oyununa karşı hemen Resulullah (s.a.v.)’in sahih hadislerine güvenerek, Kuran’ın mantığına da güvenerek, Kuran’ın aklına da güvenerek görünür Mehdi (a.s.)’ı kabul etmesi gerekir. Bak İran Hz. Mehdi (a.s.)’ın geldiğini kabul ediyor ama “görünmez Mehdi (a.s.) var” diyor. “Bazen görünüyor, bazen görünmüyor” diyor. Kardeşim öyle şey olur mu? Büyük felaket meydana gelir bunda, çok tehlikeli bir şey. Biz ne diyeceğini ne bileceğiz? Işığın görüntüsü. Işık halinde belirdi diyor mesela, biz ne diyeceğiz? Ya şeytan ışık halinde belirirse ne yapacaksın? “Gidin Müslümanları paramparça edin derse, ne diyeceksin?” (Kaçkar TV, 23 Kasım 2010)

Görünmez Mehdi İnancı “Nefs-i Müdafaa” Adı Altında Müslüman Ülkelere Saldırıya Geçilmesine Neden Olabilir

Hz. Mehdi (a.s.) Müslümanların huzurunu, birlik ve beraberliğini sağlayacak, İslam ahlakının güzelliğini tüm dünyada yerleşik kılacaktır. Sayın Adnan Oktar görünmez Mehdi inancının bu birliğin bozulmasına ve Müslümanlar arasında parçalanmaya neden olacağını şöyle ifade etmektedir:

Sayın Adnan Oktar çeşitli tarihlerdeki röportajlarında İslam alemi için bu olası tehlikeye şöyle dikkat çekmektedir:

ADNAN OKTAR: İran’ın yapacağı şu, hemen görünür Mehdi (a.s.)’ı kabul etmeleridir. Bakın görünmez Mehdi (a.s.) düşüncesinde İslam ülkelerini İran’la çatışma konusunda ikna edebilirler. Bakın

ADNAN OKTAR: Görünmez Mehdi (a.s.) çok çok tehlikeli. Onun için şimdi İran’dan korkuyorlar. Şimdi mesela biri çıksa dese ki; “Mehdi (a.s.) bana bunu dedi, “git Tel Aviv’i bombala” dedi” dese,

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Ocak 2011

13


LM ARAŞTIRMA / KAPAK KONUSU işte bu kadar. Onlar da diyecek ki; “Mesih (a.s.) de bize söyledi, “bütün İslam ülkelerine atom bombası atın” dedi” dese, bu kadar. Ondan sonra, “sizi de şimdi bulutlara götürecek Hz. İsa (a.s.)” dese, gidip çeker onları da vururlar biraz sonra, onları da öldürürler. “Bakın hepinizi bulutlara çıkarttık” diyecekler. Deliliğin ucu bucağı yok ki. Yani psikopatlığın da ucu bucağı yok. Onun için Mehdiyet akılcılığı, makullüğü, tutarlılığı getiriyor. Şefkati, merhameti getiriyor. (Kocaeli TV 20 Ağustos 2010) ADNAN OKTAR: Ama görünmez Mehdi (a.s.)’ın dehşetini insanlara yaşatmak haramdır. Acı çektiriyorlar insanlara. Amerika da “nefs-i müdafaa” diye, Allah esirgesin, olmadık işler yapabilir. Bir kere İsrail kendini hiç güvende hissetmiyor şu an. Yani Mehdi (a.s.)’ın, görünmez Mehdi (a.s.)’ın emrinin ne olacağını bilemiyorlar şu an. Halbuki görünür Mehdi (a.s.)’la konuşabilirsin. Muhatap olabilirsin, güvence alabilirsin, şefkatini merhametini bizzat görebilirsin ama ışık suretiyle belirlenen varlıkla nasıl konuşacaksın sen? Nasıl ikna edeceksin? Yani neyi konuşacaksın? “Sadece emreder Mehdi (a.s.), iş biter” diyorsun sen. Nereyi vur nereyi yık diyeceği belli değil ki. Baksana, Cübbeli; “Mehdi (a.s.)” diyor, “asacak, kesecek, yıkacak, her yeri birbirine katacak” diyor. Ben bunu Ahmedinejad’a kabul ettirdim, yani kan dökmeyeceğini hadisle ispat ettim. Çıktı Birleşmiş Milletler’de de, başka yerlerde de konuştu. Bu kısmı anladılar, kan dökmeyeceğini anladılar, silahları kaldıracağını anladılar. “Bunu defalarca basın önünde açıklasın” dedim, Allah razı olsun, çıktı basının önünde defalarca açıkladı. Ama bu görünmez Mehdi (a.s.) konusunda, İran halkının inancı da olduğu için müdahale edemiyorlar. Çekiniyorlar halkın reaksiyonundan. Çünkü halk adı gibi emin görünmez Mehdi (a.s.)’den. (Kanal Avrupa ve Çay TV, 31 Ekim 2010)

14 İlmi Araştırma, Ocak 2011

İslam Birliğinin Oluşabilmesi İçin Müslümanların Bir Lidere İhtiyacı Vardır Bu lider Hz. Mehdi (a.s.)’dır Müslüman kanı akmaması, İslam ülkelerindeki fakirliğin ve yokluğun son bulması, Türk-İslam coğrafyasındaki kargaşa, anarşi ve terörün tam anlamıyla ortadan kalkması, huzurlu, güvenli, müreffeh, aydınlık bir medeniyet inşa edilmesi için İslam Birliği’nin kurulması şarttır. Birlik olmayan İslam aleminin, zarar gören Müslümanları koruması ve kollaması mümkün olamaz. Ama 1 milyarı aşkın nüfusuyla İslam alemi birlik olduğunda, dünyanın herhangi bir köşesinde Allah’ın izniyle tek bir Müslümanın parmağının ucu dahi zarar görmez. Ancak bu birliğin kurulabilmesi için bir lidere yani bir şahsa ihtiyacı vardır. Bu lider Hz. Mehdi (a.s.)’dır. ADNAN OKTAR: Müslümanların bir lideri olması gerekir. Şimdi bir soralım. Masonların lideri var mı? Var derler. Özellikle masonlara mutlaka bir başkan gerekir. Hristiyanların var mı? Var, papaları var. Musevilerin var mı? Var. Budistlerin Lama’sı var, değil mi? Müslümanların? “Müslümanların olmasına gerek yok” diyor. Bu olmadı. O zaman başsız kalan bir topluluk dağılır ve bu hale gelir. Mutlaka Müslümanların başı olmalı. Kuran’da hiçbir topluluk yok ki başı olmasın. Mutlaka her topluğun başı vardır Kuran’da. Mesela Sebe halkı vardır, onların da Kuran’da bir kadın liderleri var, değil mi? Mesela Firavun kavmi var, onun başında Firavun var. Nemrut kavmi var, başında Nemrut var. Mesela Ad kavmi var, Semud kavmi var, mutlaka bu kavimlerin başında bir lider oluyor. Türkiye’nin de lideri var. Bir


www.kutubisittedemehdiveisa.com inancın liderinin olmaması mümkün değildir. Allah ayette de söylüyor, “Ey iman edenler, Allah’a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de.” (Nisa Suresi, 59) diyor. Müslümanların başının olmamasını istemesi bazı kişilerin Avrupa Birliği’nin,

Büyük Ortadoğu Projesi’nin fikirleriyle örtüşüyor. Büyük Ortadoğu Projesi’ninde de başsız bir Müslümanlık isteniyor. Ateist masonlar da bunu istiyorlar. Biz böyle istemiyoruz. Biz mutlaka Müslümanların bir lideri olsun istiyoruz. (Kocaeli TV ve Aba TV, 11 Aralık 2010)

Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s.)’ın Şahıs Olduğunu Bildirmiştir: Hz. Mehdi (a.s.), hem mürşid (doğru yolu gösteren kişi), hem kutb-u a’zam (Müslümanların kendisine bağlandıkları büyük evliyalardan, zamanın en büyük nîyi gönderemürşidi) olarak bir zât--ı nur an b ev î’den cek ve o zât da E hl--i B e yt--i Neb (Pe ygambe r im iz (s. a.vv .)’in so oyunda an) oll acaktır. (Mektubat, sf. 411, 412, 441) Bediüzzaman bu sözünde bir “zat-ı nurani”’den bahsetmektedir. bu zatı-ı nurani’nin bir özelliği ehl-i beytten olmasıdır. Yani bu kişi seyyid olacaktır. Diğer özellikleri de; 1. … bir müçtehid 2. … bir müceddid 3. … hâkim 4. … Hz. Mehdi 5. … mürşid 6. … kutb-u a’zam

7. … bir zât-ı nuranî olmasıdır. Görüldüğü gibi Üstad’ın ahir zamanın en büyük fesadı zamanında gelecek bu zat için kullandığı vasıfların hiçbiri bir şahs-ı maneviye değil şahsa ait sıfatlardır. Hiçbir şahsı manevinin, bir topluluğun, bir grubun sıfatı; seyyid, müçtehid, müceddid, hakim, Hz. Mehdi (a.s.), mürşid, kutb-u azam olamaz. Bunların hepsi sadece bir zata, bir kişiye verilen sıfatlardır. Üstad’ın bu sıfatlarla nitelendirdiği Hz. Mehdi (a.s.) da diğer yüzyıl başlarında gelmiş olan müceddidler gibi bir şahıstır ve ahir zamanda zuhur edecektir. Nitekim Üstad’ın en has talebelerinden olan Seyyid Salih Özcan Hocaefendi, Üstad’ın kendisine bizzat bir konuşmaları sırasında Hz. Mehdi (a.s.)’ı kendinin değil ama Seyyid Salih Özcan’ın göreceğini söylediğini şöyle ifade etmiştir: “Benim kafamda vardı. Hz. Mehdi (a.s.)’ı görebilir miyim? Mehdi (a.s.) nasıl olur? O zaman şey vardı, bu Cizre’de bir Şeyh Efendi vardı. Onun bir halifesi bir mektup yazmış Üstad’a. Mektubu yazarken, ondan sonra Üstad dedi ki; “O mektubu getir” dedi Tahir’e. Gitti getirdi, okumaya başladı. O zaman Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsetti. Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsedince benim kafamda da o vardı, “Acaba Mehdi (a.s.)’ı görebilir miyiz?” diye. O zaman Üstad kafama hafifçe vurdu: “Keçeli, ben Hz. Mehdi (a.s.)’ı görmeyeceğim, ama sen göreceksin” dedi.” (10 Nisan 2010)

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Ocak 2011

15


LM ARAŞTIRMA / İNCELEME

Affetmek insanın nefsine zor gelebilen, ama Allah Katında güzel karşılığı olan bir tavırdır. İnsan yapılan bir hata karşısında öfkeye kapılabilir ya da onu affetmek istemeyebilir. Ama Allah affetmenin daha güzel olduğunu bildirmiş ve kullarını bu ahlaka teşvik etmiştir. İnsanların birbirlerini affetmelerinin önündeki engeller nelerdir? Affetmek insana neler kazandırır? Allah dünya hayatında insanlar için, çok büyük haz duyacakları çok güzel nimetler yaratmıştır. Ancak insanların büyük çoğunluğu kötü huyları ve gösterdikleri kötü tavırlar nedeniyle bu nimetlerden uzak kalırlar. İşte insanlardaki, bu tahrip edici kötü huylardan biri de ‘affedememek’tir. Birçok insan sırf affedebilme olgunluğunu gösteremediği için kendi elleriyle kendini dünya hayatının pek çok güzelliğinden ve nimetinden mahrum bırakır.

16 İlmi Araştırma, Ocak 2011


www.Kurandaadalet.com

İnsanların Birbirlerini Affedebilmelerine Engel Olan Duygular Arasında En Etkili Olanı ‘Kin ve Öfke’dir Eğer kişinin öfkesinde kendince bir haklılık payı varsa, bu durumda o kimsenin öfkesini yenip karşısındaki kişiyi bağışlayabilmesi çok daha zorlaşır. Bu haklılık ise çoğu zaman, karşı tarafın gerçekten büyük bir hata yapmış olmasından kaynaklanır. “Bana böyle bir şeyi nasıl yapar?”, “Nasıl bu kadar düşüncesiz, bencil, akılsız olabilir?” gibi, karşı tarafın gerçekten bozuk tavırlarına dayanan haklı çıkarımlar, bu kimselerin öfkelerine daha da saplanıp kalmalarına neden olur.

unutacak, yanılacak, hataya düşecektir.

Ancak bir insan eğer gerçekten iyi niyetli, samimi ve dürüst ise, bu hatasını düzeltip telafi etmek için elinden gelen her şeyi yapar. Dolayısıyla bir insanı değerlendirirken ölçü bu kişinin hiç hata yapmamasını beklemek ve hata yaptığında onu bir anda hayattan silip atmak değildir. Aksine hata yapabileceğini unutmamak, fakat

Oysaki burada gözardı edilen çok önemli bir konu vardır: Elbette ki insan, kusurlu bir varlıktır. Hayatının sonuna kadar hiç hata yapmadan yaşaması mümkün değildir. Allah, pek çok hikmet doğrultusunda insanı hata yapacak şekilde yaratmıştır. Bu nedenle bir insanın, karşısındaki kişiden, bir ömür boyu hiç hata yapmadan irade göstermesini beklemesi çok yanlış bir yaklaşımdır. Dünyanın en mükemmel, en güzel ahlaklı insanı dahi, temelde bir ‘insan’dır. Ve Allah’ın yaratışı gereği mutlaka

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Ocak 2011

17


LM ARAŞTIRMA / İNCELEME güven dolu dostluklardan, yakınlıktan, hata yaptığında da, bunu ne kadar samisırdaşlıktan, sadakatten, vefadan, saygımiyetle telafi etmeye çalıştığına bakmakdan tamamen mahrum kalmış bir hayat tır. Eğer bu konumdaki kişi, işlediği kusuyaşamaktadırlar. ru örtebilmek, bu hatasıyla oluşturduğu tahribatı temizlemek ve karşı tarafa yönelik çok daha iyi şartlar oluşturabilGurur Affetmenin Önündeki mek için var gücüyle çabaEn Büyük Engellerden Biridir layıp, elinden gelen herşeyi yapıyorsa, bu durumda onu da hiç vakit kaybetmeden hemen Nefis, ‘gurur’ adı altında insanları, biraffetmek de, güzel ahlakın gereğidir. birlerini affetmekten, alttan almaktan, Toplumda, içlerinden bir türlü atamadıkları kin ve öfke duyguları yüzünden birbirlerini affedemeyen, sırf bu yüzden en sevdikleri, en yakın olmak istedikleri insanlardan dahi ayrı kalan pek çok insan vardır. Bu kişiler sırf affedemedikleri için sevmekten, sevilmekten, birbirleriyle kuracakları

hoşgörülü ve toleranslı davranmaktan, birbirlerine güvenle yaklaşmaktan, hüsnü zan etmekten, güzel gözle bakmaktan, sevgiyle, merhametle yaklaşmaktan alıkoymaktadır. İnsanlara gururu –sözdekutsal (Allah’ı tenzih ederiz) ve saygı duyulacak bir vasıf gibi göstererek, onları gururlarından asla taviz vermemeye teşvik etmektedir. Affeden insanın küçüleceğine, akılsız konumuna düşeceğine, yenilgiye uğrayacağına inandırmaktadır. İnsanlar da nefislerinin bu seslerine kulak vererek, gururlarının da desteğiyle içlerindeki kin ve öfke duygularını daha da güçlü ve katı hale getirmektedirler. Oysa affetmek, kin gütmekten çok daha kolay, çok daha rahatlatıcı, çok daha bereketli ve güzel bir duygudur. İnsan % 100 haklı olduğu bir durumda dahi affetme olgunluğunu gösterebildiğinde, içinde çok derin bir ferahlık,

18 İlmi Araştırma, Ocak 2011


www.Kurandaihlas.com neşe, sevinç ve mutmainlik yaşar. Ona kalbindeki bu güzellikleri yaşatan ise yalnızca Allah’tır. Allah, beğendiği ahlakı gösteren, nefsinin zorlamalarına rağmen iyilikten yana tavır koyan kullarına Kendi Katından bu lütfunu tattırmaktadır. Affetmeyen insan her gün, her saniye, içindeki kin ve öfkenin acısını, ızdırabını, sıkıntısını yaşarken; “Acaba affetse miydim?” diye düşünmenin verdiği manevi azap ve pişmanlık içerisinde kavrulurken; bağışlayabilen insanlar, gösterdikleri bu ahlak ile birlikte sevginin, saygının, dostluğun aydınlığına kavuşurlar.

zarar oluştuğunda, affedici bir tavır göstermek insanların nefislerine çok ağır gelir. Kızarak öfkelerini dışa vurmak ve karşı tarafa yaptığının karşılığını vermek isterler. Oysaki müminler ayette de haber verildiği gibi, “... öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir...” (Al-i İmran Suresi, 134) İnananlar bu ayetlerin emri gereği, nefislerine uymaz ve Kuran’da bildirilen hükümlere uyarak bağışlama yolunu

Rabbimiz Müminlerin Birbirlerine Karşı Bağışlayıcı Olmalarını Emretmiştir “Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam’a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir. “ (Araf Suresi, 199) Bu ahlakı yaşayan müminler, birbirlerine karşı Allah’ın emrettiği şekilde bağışlayıcı bir tavır gösterirler. Elbette ki bu, üstün bir vicdan anlayışına sahip olduklarının bir alametidir. Çünkü bir hata yapıldığında özellikle de bu hatadan dolayı maddi ya da manevi bir

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Ocak 2011

19


LM ARAŞTIRMA / İNCELEME İnsan hata yapmaya yatkın bir varlıktır. Kimi zaman bilmediğinden, kimi zaman unutup yanıldığından kimi zaman da nefsinin ya da şeytanın telkinlerine uyduğundan hata yapabilir. Ancak insanın bu dünyadaki amacı zaten Rabbimiz’in kendisi için yarattığı ömür süresi içerisinde bu ve benzeri olaylarla denenmesi, Kuran ahlakını öğrendikçe olgunlaşıp, içerisinde bulunduğu hatalardan kurtulması ve Rabbimiz’in razı olacağı üstün bir ahlaka ulaşabilmesidir.

seçerler. Bir hataya düşen kişiye yapacakları iyiliğin, “güzel sözle öğüt vermek” ve bu şekilde içerisinde bulunduğu hatanın yanlışlığını göstermek olduğunu bilirler. Çünkü bir ayette, “Sen öğüt verip-hatırlat; çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma, müminlere yarar sağlar.” (Zariyat Suresi, 55) şeklinde bildirilmiştir.

Müminlerin Affetme Şekli Tamamen Samimiyet İçerir Müminler insanın hata yapabilecek bir yapıda yaratıldığını bildikleri için, daha en başından karşı tarafa hoşgörü ile yaklaşırlar. Zira Kuran’da yer alan tevbe ile ilgili ayetler, insanın hata yapmaya açık bir varlık olduğunu, ancak önemli olanın bu hatayı fark eder etmez bir daha tekrar etmeme gayretiyle hemen vazgeçmek olduğunu bildirmektedir. Bu ayetlerden biri şöyledir: “Allah’ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.” (Nisa Suresi, 17) Kişinin samimiyetini ifade eden bu şartlar oluştuğu sürece müminler de birbirlerine karşı son derece bağışlayıcı ve merhametli bir

20 İlmi Araştırma, Ocak 2011


www.derinAllahsevgisi.com tavır gösterirler. Tevbe ettiği, pişmanlık duyduğu, düzeltmeye çalıştığı hatalarından dolayı bir mümine karşı içlerinde kin beslemezler. Samimi olarak vazgeçmişse kimseyi geçmişte yaptıklarından dolayı yargılayamayacaklarını ve asıl önemli olanın kişinin son anda gösterdiği ahlak olduğunu bilirler.

Bu konuda yine Kuran ahlakının getirdiği büyük bir farklılık daha söz konusudur; müminler affetme konusunda hataları büyük ya da küçük diyerek ayırmaz ve hataya göre farklı bir affedicilik anlayışı geliştirmezler. Hatayı yapan kişi istemeden büyük bir can ya da mal kaybına neden olmuş ve bu da karşı tarafın menfaatlerine büyük ölçüde zarar vermiş olabilir. Ancak meydana gelen her olayın Allah’ın izni ile ve bir kader Haksız dahilinde geliştiğini bilen

Karşı Tarafın Tümüyle Olduğu Durumda Affetmek Güzel Bir Ahlak Özelliğidir Yüce Allah’tan korkup sakınan müminler kendileri tamamen haklı oldukları karşı tarafın haksız olduğu durumlarda bile hiç tereddütsüz affedebilirler. Çünkü Allah bunun güzel bir ahlak özelliği olduğunu müminlere bildirmiştir: “Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.” (Al-i İmran Suresi, 134) Allah’ın bu hükmünü göz önünde bulundurarak kendi haklarından kolaylıkla vazgeçer ve alttan alarak karşı tarafa güzel ahlakları ile örnek olurlar.

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Ocak 2011

21


LM ARAŞTIRMA / İNCELEME mümin, bu tür bir olayı tevekkülle karşılar ve şahsi bir kızgınlık içerisine girmez. Yine bu kişi cehalet sonucu Kuran’ın bir hükmüne karşı gelmiş ve Allah’ın koyduğu sınırları aşmış olabilir. Ancak bu tavırlarından dolayı kişiyi yargılayacak olan yalnızca Allah’tır. Bu nedenle bu konuda bir yargılama yapmak ve kişiyi affetmemek gibi bir tavır müminlerin sorumluluğunda değildir. Kişinin samimi olarak tevbe edip bu tavrından pişman olması durumunda alacağı karşılık Allah Katındadır. Nitekim Allah pek çok ayetiyle “Allah’a

ortak koşma” dışında müminlerin samimiyetle vazgeçtikleri hatalarını affedebileceğini bildirmiştir. Müminler bunu bilemeyecekleri için onlar ancak Allah’ın bildirdiği şekilde affeder ve eğer bu konuda Kuran’da bildirilen bir açıklama varsa, hata yapan kişiye bu doğrultuda davranırlar. Ancak şunu bir kez daha hatırlatmak gerekir ki, mümin için affetmede ölçü karşı tarafın samimiyeti ve iyi niyetidir. Bunu da mümin, vicdanı ve aklıyla teşhis eder. Kötülüğü bir alışkanlık haline getirmiş olup karşı tarafın merhametinden ve güzel ahlakından istifade etmeye çalışan birine elbette izin verilmez. Böyle bir durumda karşı tarafa gösterilecek asıl merhametin sadece affetmek olmadığını bilir ve onu samimiyete, dürüstlüğe ve Allah’tan korkmaya davet ederek merhametini farklı bir şekilde ifade eder.

Affetmek Yüce Allah’ın Afüvv (Affı çok olan) İsminin Müminler Üzerindeki Tecellisidir İnsan, yapısı gereği hata yapmaya çok müsait bir varlıktır. Her an, pek çok konuda eksik düşünebilir, yanlış bir karar verebilir, hatalı bir tavır sergileyebilir. Ancak insanı yaratan ve ondaki bu eksiklikleri bilen Allah, yapılan hataları da affedicidir.

22 İlmi Araştırma, Ocak 2011


www.Kurandavicdan.com Allah’ın ‘affediciliği’ olmasa hiçbir insanın cennete girmesi mümkün olmazdı. Nitekim bu gerçeğe Kuran’da açıkça dikkat çekilmiştir: “Eğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey bırakmazdı; ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler.” (Nahl Suresi, 61) Yüce Allah’ın sonsuz affediciliği mümin kulları üzerinde de tecelli eder. Rabbimiz “... affetsinler ve hoşgörsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nur Suresi, 22) ayetiyle bu güzel ahlakı müminlere buyurmaktadır. Mümin bir hata yaptığı ve bundan samimi olarak vazgeçtiği zaman bunun hem Allah Katında bağışlanmasını içten arzu eder, hem de Müslümanların onu bağışlayıp güven duymalarını ister. Ve bağışlayıcı bir tavırla karşılaştığı zaman da bunun Allah’ın büyük bir nimeti olduğunu fark eder. Kendileri için talep ettikleri bu bağışlanmayı karşılarındaki kimselere de gösterirler. Kuşkusuz ki bu aynı zamanda Rabbimiz’in hoşnutluğunu ve rızasını kazanmaya da en uygun olan tavırdır:

Müminler diğer müminlere karşı, hataları her ne olursa olsun, affedici bir tutum izlerler. Ancak onların affetmeleri, cahiliye ahlakını yaşayan kimselerin affetmesinden çok farklıdır. Din ahlakını yaşamayan insanlar, çoğu zaman dilleriyle karşılarındaki kişiyi bağışladıklarını söyleseler bile, yapılan hataya karşı kalben duydukları kin ve kızgınlıktan kurtulmaları oldukça uzun sürer. Tavırları genellikle bu kızgınlığı yansıtacak bir sitemkarlık içerisindedir. Nitekim ellerine ilk fırsat geçtiğinde de zaten kalplerinde biriktirdikleri bu kin ve öfkelerini dile getirirler. ‘Affedemeyen’ kimseler, kalplerindeki bu öfkenin karanlığına sıkışıp kalan insanlardır.

“... Yine de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. “ (Teğabün Suresi, 14)

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Ocak 2011

23


LM ARAŞTIRMA /İNCELEME

24 İlmi Araştırma, Ocak 2011


www.yasananahirzaman.com

Bulunan Geminin Hz. Nuh (a.s.)’ın Gemisi Olduğunu Sayın Adnan Oktar Kuran Ayetlerini Tefsir Ederek Açıklamıştır Birkaç ay önce Hz. Nuh (a.s.)’ın gemisinin bulunduğuna dair haberler gündeme getirilmiştir. Bu haberlerden biri şöyledir: “Türk ve Hong-Kong’lu bilim adamlarından oluşan 15 kişilik bir grup, Ağrı Dağı’nda 4 bin metre yükseklikte, 12 metre boyunda, 5 metre yüksekliğinde bir ahşap yapı bulduklarını, hatta içine girip araştırma yaptıklarını da açıkladı. Grup, ahşap yapıdan alınan ahşap parçalarının karbon testi yardımıyla 4 bin 800 yıllık olduğu, bunun da kutsal kitaplarda anlatılan Nuh Tufanı’nın tarihiyle uyuştuğunu savundu. South China Morning Post gazetesine göre Hong Konglu Evangelical Media, Noah’s Ark Ministry International ve Türk bilim adamlarından oluşan grup, Pazar günü Hong Kong’da yaptıkları basın toplantısında büyük keşfi açıkladı. Grup, Nuh’un Gemisi’ne ait olduğunu öne sürdükleri parçaları, gemide hayvanların bir arada tutmak için kullanılan ipleri ve çivi benzeri birçok parçayı da gazetecilere gösterdi.” (www.bugun.com.tr, www.milliyet.com.tr)

Söz konusu bilim adamlarının buldukları geminin gerçekten Hz. Nuh (a.s.)’ın gemisi olduğunu Sayın Adnan Oktar Kuran ayetlerini tefsir ederek şöyle açıklamaktadır:

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Ocak 2011

25


LM ARAŞTIRMA /İNCELEME ➦ Hz. Nuh (a.s.)’ın Gemisi’nin Bulunduğu Yer ile Kuran’da Nuh Kıssasında Adı Geçen Yer ve Mekan Mutabıktır: Hz. Nuh (a.s.) zamanında gerçekleşen bu felaket, günümüzde bilim adamları tarafından da doğrulanmıştır. Ortadoğu bölgesinde şimdi dağ olan birçok yerin bir zamanlar sularla kaplı olduğuna dair deliller bulunmuştur.

➦ Nuh Tufanı Yerel Bir Afettir: “Senin Rabbin, ‘ana yerleşim merkezlerine’ onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve Biz, halkı zulmeden şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz.” (Kasas Suresi, 59) Kuran’da dikkat çekildiği gibi Yüce Allah, herhangi bir kavme elçi gönderilmedikçe, o kavmin helak edilmeyeceğini belirtmektedir. Hz. Nuh (a.s.) da tüm dünyaya değil sadece kendi yaşadığı topluma gönderildiğinden Nuh Tufanı’nın, yöresel bir felaket olduğu anlaşılmaktadır. Sayın Adnan Oktar 30 Ocak 2009 tarihli Kral Karadeniz TV’deki canlı röportajında bu konuyu şöyle açıklamaktadır: ADNAN OKTAR: Tabii ki, küçük bir bölgede oluşmuştur. Tufan öyle bütün bir dünyayı kaplayan bir olay değildir. Ama yeri tam belli değil yani Karadeniz bölgesinde de olmuş olabilir çünkü bir iç deniz oluşturmuş olabilir. Mesela Karadeniz’in olduğu bölgede olmasını da iddia edenler var. Başka iç denizlerde de olabilir şeklinde söyleyenler var. Ani ola-

26 İlmi Araştırma, Ocak 2011

rak bir bölgeyi suların basması yağmurların yoğun olarak yağması sonucunda o bölgenin tamamen sular altında kalmasıyla oluşmuştur bu. Hz. Nuh (a.s.) da ihtiyacı olan hayvanları kendi oluşturduğu o büyük gemiye almıştır.

Hz. Nuh (a.s.)’ın Gemisi Ağrı Dağındadır “Denildi ki: ‘Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut.’ Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudi üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: ‘Uzak olsunlar’ denildi.” (Hud Suresi, 44) ayetinde bildirildiği gibi geminin Tufan sonrası “Cudi”ye oturduğu bildirilmektedir. “Cudi” kelimesi kimi zaman özel bir dağ ismi olarak alınır, oysa kelime Arapçada “yüksekçe yertepe” anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Kuran’da “Cudi”nin, özel bir dağ


www.gecesohbetleri.com

Hz. Nuh (a.s.)’ın Gemisinin Bulunması Çok Önemli Bir Olaydır, Buna Rağmen Basın Yeterince İlgi Göstermemiştir. Bunun Nedenini Sayın Adnan Oktar Şöyle Açıklamıştır: ”Şimdi bunlar, normalde yani materyalist-Darwinist bir adam, o geminin detaylarının öğrenilmesini istemez. Onun için çok engel koyacaklardır. Bizim resmi girişimde bulunmamız lazım. Zaten jandarma bölgesi orası, jandarma kimseyi sokmuyor oraya. Özel izinle bunlar gitmişler, orada arama yapmışlar. Uzun süreden beri, askeri bölge aynı zamanda; kimse sokulmuyor. Yani istihbarat amaçlı kullanılan bir yer aynı zamanda, yüksek olduğu için. Bakın, bütün dünya radyoları, gazeteleri, televizyonları suspus. Bizim basın da suspus. Sadece örtbas etmek istiyorlar; o kadar. Yani konuyu kapatmak istiyorlar. Kardeşim, dört bin metre yükseklikte, volkanik küllerin arasında koskoca bir gemi var. Yani alenen gemi biçiminde bir ahşap yapı var ve odaları var ve hayvan bağlanacak yerler var. Ama içine normalde insan giremiyor; oksijen yok çünkü. Yani bir insanın yaşayacağı bir yer değil. Yani herhangi bir amaçla yapılmış olması mümkün değil. Yani gerek soğuk açısından, gerek oksijen olmaması açısından hiçbir canlı yaşamıyor. En küçük böcek bile yaşamıyor; hiçbir şey yaşamıyor yani. Öyle bir yer. Dolayısıyla bir insanın orada onu tanzim etmesi, ayarlaması, yapması da mümkün değil. Ve en az beş bin yıllık ağaçlar, yani orada kullanılan kereste. Adam nereden bulacak beş bin yıllık keresteyi, oraya getirecek ve tam gemi biçiminde, oksijensiz ortamda onu yapacak? Hangi çağda, ne zaman yapsın yani? Bir de yaşanacak gibi değil. Girilecek bir yer yok ki. Zaten şu kadarcık bir delik var, bir insan ancak sığıyor. Adamlar koskoca keresteleri nereden onun içine soksunlar? Tonlarca kereste kullanılmış. Yani öyle az değil; çok büyük gemi, ucu bucağı yok. Adamlar kendileri zor, ucu ucuna girebiliyorlar. Oraya kereste mereste sokacak, onları biçimlendirecek, gemi biçiminde şekil aldırtacak, üstünü volkanik küllerle kaplayacak falan; hiç olması mümkün değil teknik olarak. Yani imkansız. Net olarak Nuh’un Gemisi ve diğer bölümlere girerlerse zaten konu kapanacak, anlarlar... (9 Ekim 2010, Kahramanmaraş Aksu ve Gaziantep Olay TV)

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Ocak 2011

27


LM ARAŞTIRMA /İNCELEME “Cudi’ye oturdu” diyor. O bölgede herhangi bir yer. Dolayısıyla Ağrı Dağı’na oturması geminin çok makul. Ayrıca Ağrı Dağı’nın belki daha aşağı kısımlarında bir yere de oturmuş olabilir. Gemi muhtemelen yukarı kısma taşındı. İyi muhafaza olsun diye. Üzerini de örtmüşler toprakla. Yani özel toprak getirttikleri de anlaşılıyor. Çünkü bakın o bölgenin toprağı değil, yani ayrı bir yerden özel toprak getirilmiş üzeri örtülmüş. Bu çok önemli. Sonra, Tevrat’taki hükümlerin aynısı Kuran’da var. Kuran’daki hükümlerin aynısı Tevrat’ta var, İncil’de var. Yani İncil, Tevrat, Kuran birbirlerine benzerler zaten birçok yönde. Bazı yönlerden birbirlerinden ayrılırlar. Onda şaşıracak bir şey yok.”

➦ Hz. Nuh (a.s.)’ın Gemisi’nin

Yaşı ve İnşa Şekli Kuran’daki Ayetlerle Mutabıktır: Hz. Nuh (a.s.)’ın gemisini Ağrı Dağı’nda bulan Hong Konglu grup, geminin, Kuran ve diğer kutsal kitaplarda anlatılan gemiye çok benzediğini belirtmektedirler. Gemiyle ilgili detaylar bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır: ismi olarak değil, sadece geminin yüksekçe bir mekana oturduğunu anlatmak için kullanılmış olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.) Sayın Adnan Oktar’ın 28 Nisan 2010 tarihli Samsun Aks TV röportajında bu ayet ile ilgili tefsiri şöyledir: ADNAN OKTAR: “Şimdi Onur kardeşimiz de, “Cudi Dağı Kuran’da geçiyor. Hristiyanlar da Ağrı diyorlar. Eğer biz Ağrı’yı kabul edersek, Hristiyanlar ve Museviler haklı çıkar gibi konuşuyor. Yok değil. Cudi, demin de söyledim, bir dağ silsilesinin adıdır. Yani Ağrı Dağı da dahil Cudi Dağı’nı alan dağ silsilesinin adına Cudi denir. Cudi Dağı’na oturdu demiyor,

28 İlmi Araştırma, Ocak 2011

Geminin Yaşı Hz. Nuh (a.s.)’ın gemisi olduğu anlaşılan geminin yaşı, 38 milimetre uzunluğundaki bir tahta parçasına, İran’da karbon testi yapılması ile ortaya çıkmış ve geminin 4 bin 800 yıl öncesine ait olduğu anlaşılmıştır. Sayın Adnan Oktar, 27 Nisan 2010 tarihli Güneydoğu Olay TV röportajında bu konuyu şöyle açıklamaktadır: ADNAN OKTAR: Yani baktım, bayağı benziyor. Nuh’un Gemisi’ne. Çok benziyor, öyle pek yalana benzemiyor. Çünkü yapı tam klasik gemi yapısı. Koskoca kalın ahşap. Ağrı Dağı’nın tepesinde geminin


www.Adnanoktarroportajlari.com ne işi var? Yani nasıl açıklanabilir bu? Ve yaşı da uygun. Yaklaşık 5000 yıllık falan, 4800 yıllık falan bir şey. Yaşı da uygun, tufan dönemine. Geminin kullanılış stili de uygun. Hayvanları bağlamak için takılan demirler, tahtaların kalınlığı, her şey uygun. Allah-u alem o, yani Nuh’un Gemisi.

➦ Geminin Tahta ve Çivilerle

İnşa Edilmiş Olması: “Ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık.” (Kamer Suresi, 13) ayetinde dikkat çekildiği gibi Hz. Nuh (a.s.)’ın gemisi tahta ve çivilerden inşa edilmiştir. Ağrı Dağı’nda bulunan gemi de ahşap malzemeden inşa edilmiştir. Nitekim araştırmacılar geminin bir selvi ağacından yapıldığını belirtmektedirler. Sayın Adnan Oktar 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajında bu konuyu şöyle açıklamaktadır:

(Hud Suresi, 40) ayetinde “tandır feveran etti” ayeti ilk başta Hz. Nuh (a.s.)’ın basit bir buharlı bir sistem geliştirmiş olabileceği düşüncesini akla getiriyorsa da, geminin, ahşaptan büyük bir sal şeklinde olduğu, Sayın Adnan Oktar’ın 16 Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajındaki tefsiri ile anlaşılmaktadır: ADNAN OKTAR: Yalnız geminin vasfına baktım, hakikaten buharlı bir gemi değil. Biz daha önce “acaba böyle olabilir mi” demiştik. Buharlı bir gemi. “Tandır feveran etti”. Tandır feveran ettiğinden kasıt yerden sular kaynadı. İşte gökten de yağmur ama “Tandır”, yerden sular fışkırmaya başladığı, o anlama

ADNAN OKTAR: Ne diyor ayette Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık;” tahta ve çivilerle inşa edilmiş. Yalnız geminin vasfına baktım, hakikaten buharlı bir gemi değil. Dev bir sel meydana geliyor. “...birleşti” diyor Allah. “Ve onu da tahtalar, çivilerle inşa edilmiş gemi üzerinde taşıdık.” Büyükçe bir sal, çok çok büyük bir sal. Olay bu, inşaAllah.

Geminin Buharlı Bir Gemi Olmaması “Sonunda emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman, dedik ki: “Her birinden ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle.” Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti.”

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Ocak 2011

29


LM ARAŞTIRMA /İNCELEME geldiği anlaşılıyor. Veyahut geminin içinde bir kazan vardır, yemek kazanı vardır o kaynamıştır, ondan sonra tufan başlamış olabilir. Ama bir buharlı gemi olmadığını gördük. Ahşaptan, büyük, çok büyük bir sal tarzında yapılmış dev bir gemi. Odalardan oluşuyor. İnsanların kaldığı bölümler ayrı, hayvanların muhafaza edildiği bölümler ayrı ve birçok odasına girilemedi zaten. Odalarda Hz. Nuh (a.s.)’a gelmiş olan suhuflar, Hz. Nuh (a.s.)’ın kullandığı eşyalar da bulunabilir. Kap kacak, beylik eşyalar birçok şey bulunabilir. Bunları da göreceğiz inşaAllah. Ama tabii çok özenli çalışma yapılması gerekiyor. Tahribat olmaması lazım.

Geminin Hz. Mehdi (a.s.)’ın Zuhur Etmesine Kadar Muhafaza Edilmesi ve Yüce Allah’ın Ahir Zamanda Delil Olarak Gemiyi Buldurması Kuran ile Mutabıktır Araştırmaya katılan ve daha önce birçok kez Ağrı Dağı’nda araştırmalar yapan bilim adamları geminin bulunduğu yerdeki buzulların ve volkanik maddelerin bu bölgenin bozulmadan kalmasına yardım ettiğini söylemişlerdir. Yüce Allah bu şekilde gemiyi 3.500 metre yükseklikte yerleşimden uzak ve korunaklı yerde tutarak Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur edip faaliyetlerine başladığı zamana kadar korumuştur. Sayın Adnan Oktar bu olayı Kuran ayetlerinden tefsir ederek çok hikmetli bir biçimde şöyle açıklamaktadır: ADNAN OKTAR: Ankebut Suresi, 15: “Böylece Biz Nuh’u ve gemi halkını kurtardık ve bunu alemlere bir ayet kılmış olduk.” “Delil kıldık” diyor Allah. “Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi imal et.” Vahiyle, Allah, mesela nasıl yapacak, tahtayı nereye koyacak, kaç

30 İlmi Araştırma, Ocak 2011

bölümden oluşacak, bodoslaması nasıl olacak, hepsini Allah “vahiyle yaptırdım” diyor. Vahyedilerek, yani kendisinin mühendislik bilgisine dayalı değildir. Vahiyle hareket etmiştir Hz. Nuh (a.s.). Nuh tufanının gerçek olduğu, yer tabakalarının araştırılmasıyla, katmanların araştırılmasıyla tespit edildi. Bir tufan kesin olmuş. Ve verilen tarihte olmuş, o net. Bu konuda ittifak halinde, bunun aksini iddia eden yok. Adamlar zannediyor ki, gemi o kadar yükseğe çıkmaz. Kardeşim parçalara ayırıp götürürsün, götürmeyecek bir şey yok. Allah Allah. Portatif ev yapıyor adamlar, parçalayıp getirip, koskoca evi kuruyorlar. Dağ evleri yapıyorlar, İsviçre’de falan, yok mu öyle? Evi helikopterle bütün alıp mı getiriyorlar, tavana koyuyorlar; öyle olmuyor, değil mi? Mesela 50 parça, 60 parça haline getiriyorlar evi. Monte ediyorlar, koskoca ev oluyor. Kısa sürede bitiriyorlar. Bu şekildedir, (16 Mayıs 2010 tarihli Kanal Avrupa röportajından)

Hz. Nuh (a.s.)’ın Gemisinin Bulunması Hz. Mehdi (a.s.)’ın Zuhur Ettiğine Açık Bir İşarettir İçinde bulunduğumuz ahir zamanda özellikle son birkaç yıldır olaylar çok hızlı bir şekilde gelişmektedir. Her geçen gün yeni alametler belirmekte ve art arda tarihi olaylar yaşanmaktadır. Hz. Nuh.(a.s.)’ın gemisinin bulunması Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur ettiği ve görevine başladığının bir işareti olarak tüm Müslümanlara müjdelenmekte-


www.peygamberlerimiz.org dir. Bu işaretlere Sayın Adnan Oktar çeşitli tarihlerdeki röportajlarında dikkat çekmiştir.

Geminin Ahir Zamanda Tevafuk Olarak Bulunması Önemli bir İşarettir Sayın Adnan Oktar bu önemli işareti şöyle açıklamıştır: ADNAN OKTAR: Bunlar, bir deprem olmuş. Depremde toprakta bir çatlak olmuş, aralık meydana gelmiş. Adam da yürürken o aralığa tevafuken basmış. Ayağı kaymış, içeri girmiş. O zaman anlamışlar; “burada bir şey var” diye. İçeriye girip, detaylı arama yapınca oraya ulaştılar. Bak deprem olmasa onu da anlayamayacaklar. Yani kapalı normalde, tamamen kapalı, toprağın altında kalmış. Deprem vesilesiyle çatlak oluştuğu için içeri girdiler. İçeri girdiler fakat geminin yan bodoslama kısmına girdiler. Geminin asıl iç kısmına girmesi için geminin tahtalarının kaldırılması lazım, açılması gerekiyor. İç kısmına girilecek o zaman, yani diğer odalara. Mesela o zaman Müslümanların kaldığı bölümler, yattıkları bölümler, yatak odaları -çünkü uzun süre kaldılar bu gemide- hayvanların beslendiği yerler; yani onlardan çok fazla kap kacak, eşya falan çok fazla malzeme vardır oralarda. Çünkü Müslümanlar orada çekip indiler aşağıya. Yani gemiyi o haliyle bıraktılar. İndikten sonra aşağıda yerleştiler. Ondan sonra dağıldılar oraya buraya yani çeşitli semtlere. (9 Ekim 2010, Kahramanmaraş Aksu ve Gaziantep Olay TV)

www.ilmiarastirma.net

Hz. Nuh (a.s.)’ın Gemisinin Türkiye’de Bulunması Hz. Mehdi (a.s.)’ın Türkiye’den Çıkacağına Önemli Bir İşarettir Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde Hz. Mehdi (a.s.)’ın İstanbul’dan çıkacağını gösteren pek çok bilgi verilmiştir. Sayın Adnan Oktar “Ve de ki: “Rabbim, beni kutlu bir konakta indir, Sen konuklayanların en hayırlısısın.”” (Müminun Suresi, 29) ayetini açıklayarak Kuran’da Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkacağı yerin Türkiye olduğuna işaret edildiğini şöyle açıklıyor: ADNAN OKTAR: Demek ki Türkiye kutlu bir konak, tabii ki. Ve çok manidardır, yani hepsi Hz. Mehdi (a.s.)’ın olduğu yere yakın gelmişler, bütün peygamberler. Değil mi? Mesela Hz. İbrahim (a.s.) Harran’a gelmiş, Hz. Nuh (a.s.) Ağrı’ya gelmiş, hep Türkiye’ye yakın olmuşlar. Bütün sahabeler, hep İstanbul’un alınması için dua etmişlerdir ve birçok sahabe kabri biliyorsunuz buradadır. Ebu Eyyub el-Ensari Hazretleri başta olmak üzere birçok sahabe İstanbul’a gelmiştir. Dolayısıyla Anadolu, Türkiye ve İstanbul İslam aleminin merkezidir. Kuran’da da bu konuya işaret edilmiş ve Hz. Nuh (a.s.)’ın gemisi olduğu çok aşikar. Bu buluntudan anlaşılıyor. Eğer bir yanlışlık yoksa, eğer o fotoğraflar gerçekse olay net.

İlmi Araştırma, Ocak 2011

31


Prof. Dr. Sevil Atasoy: “Her fen bilimcinin geldiği nokta Allah’tır” Prof. Dr. Sevil Atasoy, Yeni Asya Gazetesi’nde yayınlanan bir röportajında aşağıdaki ifadelere yer vermiştir:

➫ Peki bir Allah aşkı kavramı

var mı gönlünüzde? -Her iyi fen bilimci günün birinde, izah edemediği bir şeyle karşılaşır. Önce gençken, az bilirken her şey olabilir diye bakarsınız. Olabilir, ben de yaparım. İki tüp, bilmem ne alır, bunu da yaparım. Her şey olabilir diye bakarsınız. Bilginiz ilerledikçe hele kainatı global anlamda ve bütün işte diğer gezegenlerde olanları, olan biteni, bu dengeyi, bu üzerinde bulunduğumuz gezegendeki değişik bildiğiniz canlıların yapılarını, bir kelebeğin kanadındaki bir sarı rengin dahi, bir lekenin dahi aslında bir işe yaradığını görmeye başladığınız zaman koparsınız artık. Burada başka bir şey var demeye başlarsınız. Her iyi fen bilimcinin sonunda geldiği nokta Allah’tır.

➫ Bunun başka izahı yok mudur sizin için? -Bunun izahı yok yani başka türlü. Ve de hayran kalırsınız. Okudukça, öğrendikçe hayran kalırsınız. Ve teslim olursunuz. Budur sizi götürecek. Onun için inançlı insanlar için okumanın şart olduğunu, hele ki fen bilimleri okumanın şart olduğunu hep söylüyorum. Çünkü bir kuşun gagasının neden öyle kıvrık olup da böyle kıvrık olmadığını anladığınız zaman, ne işe yaradığını anladığınız zaman hiçbir şeyin tesadüfi olmadığını ve her şeyin bir sebebi olduğunu gördüğünüzde işte o zaman akan sular durur.

➫ Öyleyse içinizde bir şükür duygusu olmalı -Var. Ben bir bardak su içerim çok şükür derim. Bir lokma ekmek yerim çok şükür derim. Çok şükür sağlığım yerinde derim. Çok şükür aklım çalışıyor, elim titremiyor derim. Hakikaten bütün bunların bir hediye olduğuna inanırım. Ve de hakikaten şükrederim. Çok küçük yaşlardan beri dua bilirim. Babaannemin sayesinde icap eden her şeyi bilirim. www.yeniasya.com.tr

32 İlmi Araştırma, Ocak 2011


www.harunyahya.tv

Avrupa’nın En Çok Büyüyen İkinci Ülkesi Olduk Amerika ve Avrupa ülkelerinin krizle boğuştuğu bir dönemde Türkiye dört çeyrektir hızlı büyümesini sürdürüyor. Türkiye ekonomisi Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarını kapsayan üçüncü çeyrekte yüzde 5,5 ile Avrupa’da yüzde 6,9 büyüyen İsveç’in ardından ikinci oldu. Uzmanlar, AB ülkelerindeki sıkıntı ve 12 Eylül referandumunun büyüme hızındaki yavaşlamada etkili olduğunu belirtti. BRIC ülkeleri; Çin 9,6, Hindistan 8,9, Brezilya 6,74 ve Rusya 2,7 oranında büyüdü. Bu rakamlara göre kişi başına milli gelir 9 bin 675 dolar oldu. Amerika ve Avrupa ülkelerinin krizle boğuştuğu bir dönemde Türkiye, dört çeyrektir hızlı büyümesini sürdürüyor. Sanayi üretimi ile ihracatta yaşanan olumlu hava kendini büyüme rakamlarında da gösterdi ve Türkiye, üçüncü çeyrekte 5,5 oranıyla, İsveç’in ardından Avrupa’nın en hızlı büyüyen ikinci ekonomisi oldu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarını kapsayan verilerini değerlendiren uzmanlar, referandum ve Avrupa ülkelerindeki sıkıntının büyümeyi yavaşlattığına dikkat çekti. Buna rağmen dünyanın en büyük gelişmekte olan BRIC ülkelerinden Brezilya 6,74, Rusya 2,7, Hindistan 8,9 ve Çin 9,6 oranında büyüdü. Türkiye’nin 9 aylık büyümesi ise yüzde 8,9 olarak hesaplandı. www.zaman.com.tr

İstanbul Dünyanın Zirvesinde İstanbul; aralarında New York, Londra, Paris gibi dünya ekonomisine yön veren 150 dev metropol arasından sıyrılarak, ‘Dünyanın en iyi performans gösteren şehri’ listesinde ilk sıraya yerleşti. ABD’li düşünce kuruluşu Brookings Institute, London School of Economics ve Deutsche Bank Research’in yaptığı ‘Global Metro Monitor’ adlı ortak çalışma sonucu ortaya çıkan raporda İstanbul, resesyon (ekonomik kriz) sonrası dönemde en hızlı büyüme performansı sergileyen şehirlerin başında gösterildi. Raporda, 1993-2007 arasında 44’üncü, 2007-2009 arasında 143’üncü sırada yer alan İstanbul’un zirveye yükselmesinde geçen yıldan bu yana yüzde 5.5 oranındaki gelir artışı ve yüzde 7.3 oranındaki istihdam artışının etkisine dikkat çekildi. www.haber7.com

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Ocak 2011

33


“Türkiye İslam aleminde model değil lider” İngiliz The Guardian gazetesinde Marco Vicenzino imzasıyla yayımlanan makalede, Türkiye’nin Ortadoğu’da model değil ancak lider rolü üstlenebileceği yorumu yapıldı.

➫ Vicenzino’nun yazısından

bazı satırlar şöyle: “Son yıllarda Arap kamuoyunun Türkiye’ye karşı tutumunda önemli bir değişiklik söz konusu. Türkiye Araplar için “ne olunması gerektiği” konusunda giderek daha çok örnek alınan bir ülke konumuna geliyor. Sünni çoğunluğa sahip bir devlet olmasına rağmen Türkiye, birçok Arap ve Müslüman devletteki Sünni-Şii ayrımının ötesinde durmayı başardı ve bu özelliğini de zekice siyasi ve diplomatik sermayesinin bir unsuru haline getirdi. Türkiye bölgedeki başarılarından ve artan nüfuzundan dolayı saygı kazandı. Sıkça sorulan soruların başında ise ‘Türkiye, Arap ülkelerine bir model oluşturabilir mi’ sorusu geliyor. Birinci Dünya Savaşı’na kadar süren dört yüzyıl boyunca Arap tarihinin yönünü belirleyen önemli kararlar genellikle İstanbul’da alındı.” www.risalehaber.com

Çin, Müslümanlara Yeni Cami Yapacak Çin’de geniş iş imkanları nedeniyle gelişen sahil kesimlerine göçün artmasının ardından kıyı şeridine göç eden Müslümanların şartlarının iyileştirilmesi ve yeni camiler açılması için devlet yeni çalışmalar yapacak. Halkın Günlüğü gazetesinin haberine göre, Çin Din İşleri İdaresi İslâm Bölümü Başkan Yardımcısı (SARA) Ma Cin, 1978’den beri ülkenin iç kesimlerinde yaşayan Müslümanların kıyı kesimlerine göç ettiğini söyledi. Ma, Çin’de yıllardır yaşanan bu göç sebebiyle cami, Müslüman mezarlığı ve helal gıda hizmeti veren lokantalara bu bölgelerde ihtiyacın arttığını belirtti. Çin’deki dinler üzerine yıllık hazırlanan rapora göre ülkede 30 milyon Müslüman bulunuyor. www.yeniasya.com.tr

34 İlmi Araştırma, Ocak 2011


www.Kuranbilgisi.com

A

yette göklerde ve yerde olanların tümünün Allah'ın bir lütfu, bir nimeti olduğu haber verilmektedir. Allah göklerde ve yerdeki tüm nimetlerini insanların faydasına sunmuştur. Vicdanını kullanarak etrafındaki mükemmel düzeni idrak edebilen insanlar için tüm kainat, Allah'a olan sevgilerini artıracak vesilelerle doludur. Yağmur getiren bulutlar, yaşamaya elverişli tek gezegen olan Dünya, kesintisiz olarak bize fayda sağlayan Güneş, yüzlerce mineral yerleştirilerek ürün almaya elverişli hale getirilen topraklar ve içinde milyarlarca canlının yaşadığı denizler gibi saymakla bitirilemeyecek pek çok nimet ilk bakışta insan hayatı açısından son derece önem taşıyan ve gözle görülebilen nimetlerdir. Bunların yanında bizi bir yerden başka bir yere götüren arabalar, kullandığımız cep telefonları, bilgisayarlar, internet, oturduğumuz evler, musluğu açtığımızda akan sıcak su, soluduğumuz oksijen... Hepsi, Yüce Allah'ın bizim için boyun eğdirdiği ve faydamıza sunduğu güzellikler ve nimetlerdir. Allah, bir ayette insanların, “O'nun nimetlerini bir genelleme yaparak dahi www.ilmiarastirma.net

saymaya güç yetiremeyeceğini” bildirmiştir. (Nahl Suresi, 18) Allah bu ayetinde insanları sahip olduğu nimetler üzerinde düşünmeye çağırmaktadır. Derin düşünen iman sahipleri Allah’ın yarattığı nimetleri ve nimetlerdeki detayları eksiksiz görmeye gayret ederler. Her an, her dakika Allah'ı hatırlamak, zikretmek, şükretmek ve böylelikle daha çok sevmek, iman edenlerin kalplerinin aşk ile Allah'a bağlanmasına vesile olacaktır. Allah'ı aşkla seven bir kimse, hiçbir zaman Allah'ın nimetlerini unutmaz. Güneş'in her sabah yeniden doğuşuna bir nimet olarak bakar; her yağmur yağışında, her yaprak düştüğünde, her yediği lokmada, her nefes alışında Allah'ı anar. Her şey ona Allah'ı hatırlatır ve Allah’ın izniyle hiçbir şey ona Allah'ı unutturamaz. Yaşadığımız Dünya'yı bizim için kusursuz bir biçimde Allah yaratmıştır. İnsana düşen ise Dünya üzerinde bu ihtişamlı yapıları görerek, Allah'a kulluk etmeyi hayatının en önemli gerçeği olarak kabul etmesi ve sadece bunun için çalışmasıdır. Çünkü insan sayısız nimete muhtaçtır ama Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır.

İlmi Araştırma, Ocak 2011

35


LM ARAŞTIRMA / İNCELEME

36 İlmi Araştırma, Ocak 2011


www.cehennemcennet.com

İ

nsan sabah kalktığı ve şuurunun açıldığı ilk andan itibaren, tekrar bilinçsiz hale geleceği uyku anına kadar, nefsine karşı tetikte olmak durumundadır. Nefis tek bir saniye imkan bulduğu anda bile, eğer boş bulunacak olursa, kişiye hiç istemediği bir söz söyletebilir ya da aksini elde etmek için çok emek verdiği halde, bir anda onu yanlış bir tavra sürükleyebilir. Ve nefis insana kendisini çok masum, mazlum ve samimi de gösterebilir. İnsan aklını kullanmayacak olursa, içindeki bu sese kulak verdiğinde, kolaylıkla nefsine acıyıp, onu haklı bulup, onun safına geçecek bir hataya düşebilir. Allah rızası için ona doğru yolu gösteren, nefsini eleştiren kimselere karşı nefsinin avukatlığını üstlenip, her ne olursa olsun onu savunup haklı çıkarma gayreti içerisine girebilir. İşte bu, insan için büyük bir tehlikedir.

www.ilmiarastirma.net

Bu nedenle Allah insanı Kuran ayetleriyle bu tehlikeye karşı uyarmış; nefsin gerçek yapısını kullarına bildirmiştir. Dolayısıyla insan eğer nefsini haklı bulacak bir tavır içerisine girmişse, bu tehlikeyi görerek hiç vakit kaybetmeden hemen Allah’a sığınmalıdır. Nefsin telkinleri o an için kendisine ne kadar inandırıcı görünürse görünsün, nefsin kendisini sinsice kötülüğe çekmeye çalıştığını unutmamalıdır. Kuran’ın bu konuda kendisine nasıl bir yol gösterdiğine bakmalı ve hemen o yola uymalıdır. Eğer insan nefsine karşı bu şekilde Allah’tan yana bir tavır koyarsa, Allah nefsinin ona verdiği olumsuz telkinleri bir anda giderir ve o kişinin aklını tam olarak temizler. Nefsin ise böyle bir insana karşı koyacak gücü kalmaz. Artık o kişi, imanıyla, vicdanıyla ve ahlakıyla, nefsini kendisi istediği gibi yönetir.

İlmi Araştırma, Ocak 2011

37


LM ARAŞTIRMA / İNCELEME

Nefis Nasıl Temizlenir? Yüce Rabbimiz nefsi, yalnızca samimi iman edenlerin yenebileceği gibi yaratmıştır. İman edenler, her ne kadar kendilerine ait bir varlık gibi görünse de, nefsin de yaratılmış her şey gibi, yalnızca beyinlerinde oluşan bir algıdan ibaret olduğunu bilirler. Allah insanın beyninde nefis gibi, binlerce varlığa dair bilgi yaratmaktadır. İnsanın bunlar arasından bir tanesini seçip, “iyi de olsa kötü de olsa bu algının her şeyini sahipleneceğim, herşeyini savunacağım” diye karar vermesi, samimi vicdanla ve temiz bir akılla değerlendirildiğinde, son derece mantıksızdır. Eğer insanın, kendisine gösterilen algılar bütününden bir tanesini seçip sahiplenmesi gerekiyorsa, bu yalnızca “Allah’ın rızası, Kuran ve İslam’ın menfaatleri” olmalıdır. Bunu yapmak için, insanın nefsini temizleyip arındırması çok önemlidir. Her insanın nefsini temizleyip arındırmak için alması gereken bazı tedbirler vardır:

° Allah’la Derin Bir Bağlantının Kurulması Nefis Allah’ın dilemesi dışında insanı sürekli olarak kötülüğe davet eder. İnsan nefsin bu kötülüklerinden ancak Yüce Allah’la samimi ve derin bir bağlantı kurarak kurtulabilir. Bu bağlantının en etkili yollarından biri O’na dua etmektir. İnsan, samimi kullarının duasına muhakkak cevap vereceğini bilerek (Bakara Suresi, 186) Yüce Allah’tan nefsini arındırmasını, aklını açmasını ve derin bir imana sahip olmayı dileyebilir. Ancak Rabbimiz’le yakın bağlantı kurmanın yolları sadece dua ile sınırlı değildir. O’nun büyüklüğünü, yaratışının mükemmelliğini, düşünerek, nimetlerini anarak, O’nu övüp (tesbih edip) yücelterek ve O’na ibadet ederek nefis hırslardan, korkulardan (gelecek ve kaybetme korkusu gibi) ve bencil tutkulardan arındırılabilir.

38 İlmi Araştırma, Ocak 2011

Nefsini sahiplenip onun kendisini kötülüğe sürüklemesinden kurtulmak isteyen bir insanın yapması gereken kendi aklını yok sayması; aklının yerine “Kuran ahlakı”nı koymasıdır. Bedenini de sahiplenmekten vazgeçmeli; bunun yerine de “Müslümanların bedenini” kendi bedeni gibi kabul edip, onları sahiplenmelidir.

° Sevilen

Şeylerden İnfak Etmek ve Fedakar Olmak İnsanın nefsi malı yığıp biriktirmeye, cimrilik etmeye, bunları kimseyle paylaşmamaya öncelikli olarak hep kendini düşünmeye, bencil olmaya ve fedakarlıktan kaçınmaya eğilimlidir. İnsan nefsindeki bu zaaflardan kurtulabilmek için Yüce Allah’ın emrettiği Kuran hükümlerini eksiksiz olarak uygulamalıdır. Nitekim Yüce Allah nefislerdeki cimrilik ve bencillik duygusundan kurtulmanın en hayırlı yolunun infak etmek olduğunu şöyle bildirmektedir: “Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah’tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.” (Tegabün Suresi, 16)

° Nefsi

Kınamak

Nefsi temizlemenin en etkili yöntemlerinden biri de onu sürekli olarak kınamaktır. Müminler nefislerini kınayarak gerçek kurtuluşa ve cennete kavuşacak-


gizliazaplar.imanisiteler.com

ABDÜLKADİR GEYLANİ HAZRETLERİ’NDEN NEFSİ EĞİTMEK İÇİN BİR TEFEKKÜR “Genç kardeşim, önce kendi nefsinle ilgilen, ona öğüt ver, sonra başkasına... Kendi nefsin pürüzleriyle meşgul olmaya bak, onu bırakıp da başkasına geçme! Dikkat et ki ömründen ıslah edilmeye muhtaç birkaç günün kalmıştır; evet, sadece birkaç gün... Kendini bilemiyor, iç alemini anlayamıyor isen, başkasını kurtaramayacağını bilmelisin... Bu halinle kendini bırakıp başkasına nasıl rehberlik yapabilirsin? Çünkü insanlara ancak kalp gözü (basiret) açık olanlar (hakkı hak olarak bilip ona uyan bahtiyarlar) rehberlik edip yol gösterebilir; ve onları günah ve gaflet denizinden, ancak iyi yüzmesini becerenler kurtarabilir. Diğer bir tabirle, insanları Allah’a ancak Allah’ı bilen kimseler çevirebilir. Allah’ı bilmeyen bedbahtlar bu ulvi işe nasıl delalet edebilir?” (Abdülkadir Geylani, Gönül İncileri İkazlar, Çeviren: Celal Yıldırım, Bahar Yayınları, s. 7, Birinci Vaaz)

larını bildiklerinden “Şu sözümle neyi kastettim? Bu hareketi yapmaktaki amacım neydi? Kalbimden geçen şu düşünceden elde etmek istediğim nedir?” gibi sorularla söyledikleri ve yaptıkları hareketlerde kendilerini denetlerler. Herhangi bir hata veya yanlışlık yaptıklarında bunu diğer müminlerle paylaşarak hem onların aynı yanılgıya düşmesine engel olmaya çalışırlar, hem de nefsin büyüklük guru-

www.ilmiarastirma.net

rundan dolayı hiç hoşlanmadığı eleştiriyi yaparak ona acı çektirir ve ezerler. Çünkü nefsin en çok sevdiği şey “kendine benlik vermek”, bu benlik duygusunun sonucu olarak hataları da sahiplenip bunları itiraf etmekten insanı engellemektir. Nefis bu biçimde insanı hatasız olduğuna inandırmaya ve kötülükleri bu biçimde örtüp kapatmaya çok eğilimlidir. Nefsinin kötü isteklerine tabi olup da İlmi Araştırma, Ocak 2011

39


LM ARAŞTIRMA / İNCELEME onu temizleyip arındırmamış ve dünyada iken nefsini kınayıp eleştirmemiş olan kişinin ahirette nefsini kınaması ise ona bir yarar sağlamaz. Nitekim Yüce Allah kıyamet gününün hemen ardından kendini kınayıp duran nefsin durumuna yemin etmektedir: “Hayır, kalkış (kıyamet) gününe and ederim. Ve yine hayır; kendini kınayıp duran nefse de and ederim.” (Kıyamet Suresi, 1-2)

➦ Vicdanın

Sesini Dinlemek

Vicdan Yüce Allah’ın kullarına nefsin “fücurundan” yani kötülüklerinden kurtulmak için bahşettiği çok büyük bir nimettir. İnsanı Allah’a ve dinin bildirdiği doğrulara, hayırlara yöneltip, iyiyi ve kötüyü ayırt etmesini sağlar. Vicdan, bir anlamda doğruya yönelten Allah’ın sesidir. İnsan sürekli

40 İlmi Araştırma, Ocak 2011

olarak bu sese kulak verdiği ve Kuran’da gösterilen temel prensipleri tam olarak kavradığı takdirde, doğru yolda ilerleyecektir. Mümin günlük hayatta birkaç seçenek arasında seçim yapmak durumunda kaldığında, karşılaştığı seçenekler içinde, Allah’ın rızasına en uygun olanını, dinin menfaatlerine en yararlı olanını seçerken vicdanının sesini dinler. Çünkü vicdan ilk olarak devreye girer ve hangi seçeneğin Allah’ın rızasına daha uygun olacağını insana ilham eder. Ancak ikinci aşamada nefis devreye girer ve onu diğer alternatiflere yöneltmeye çalışır. Bunun için de genellikle insana mazeretler fısıldar. Nitekim Yüce Allah insana bir yarar sağlamayacak olan nefsin bu fısıltıları yerine vicdanının sesini dinleyen kişileri kurtuluşa ulaştıracağını müjdelemektedir: “Kim Rabbinin makamından korkar ve nefsi heva (istek ve tutkular) dan sakındırırsa, Artık şüphesiz cennet, (onun için) bir barınma yeridir.” (Naziat Suresi, 40-41)


www.Allahakillabilinir.com ➦ Kişinin

Kendi Nefsini Sahiplenmekten Vazgeçmesi

Bir odada iki kişi olduğunu farz edelim. Allah burada kişinin beyninde iki ayrı insan görüntüsü göstermektedir. Bunlardan başını göremediği görüntü kişinin kendisidir. Diğer kişiyi ise tümüyle görmektedir. İnsan, bu iki görüntü içerisinden daima kendisine ait olanı sahiplenir. Bu bedenin nefsini savunma kararı alır. Halbuki bunun yerine, tam olarak gördüğü diğer kişinin nefsini sahiplenmeye karar verse, bu ortamda gelişecek tüm olaylarda, yapılacak tüm konuşmalarda, kişi, nefsinden yana kendisine ulaşabilecek tüm belalardan kurtulmuş olacaktır. Nefsinden gelen kötülükleri sahiplenmeyecek, ondan gelecek telkinlere aldanmayacak, her ne olursa olsun Kuran’dan yana, adaletle ve dürüst kararlar verebilecek, mutlaka Kuran ahlakına uygun konuşmalar yapabilecektir. Karşı tarafın haktan yana tüm çağrılarına açık olup, bunlardan tam anlamıyla istifade edebilecektir. Böyle düşünerek nefsini sahiplenmekten kurtulan bir insan, bu belanın getireceği maddi manevi her türlü kötülükten korunmuş olacaktır. Nefsine yönelik bir saldırı olduğunu düşündüğünde Kuran ahlakından uzak, tevekkülsüz bir telaşa kapılmayacak, bedeni kendini savunma hırsıyla sarsılıp güçsüzleşmeyecektir. Kendisine acımayacak, haktan uzaklaşıp, ada-

www.ilmiarastirma.net

Nefis Yüce Allah’ın dilemesi dışında- kişinin ihlasını kırmak, samimiyetini zedelemek için benliğinde var olan her türlü kötü fikir ve düşünceyi destekleyecek şekilde hareket eder. “Nefse ve ona ‘bir düzen içinde biçim verene’, Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).” (Şems Suresi, 7-8) ayetleriyle de haber verildiği gibi, benliğinde ‘sınır tanımaz günah ve kötülüğü’ barındıran bir varlıktır. Bu nedenle bir insanın samimi olarak iman edebilmesi için nefsini arındırıp temizlemesi gerekir. İnsanın nefsini temizleyebilmesi için öncelikle nefsi besleyen özelliklerin neler olduğunu çok iyi teşhis etmesi lazımdır. Bu tıpkı bir doktorun hastalığın kaynağını bulmak için çeşitli tetkikler yaptırmasına benzetilebilir. Hastalığın sebebi bulunduktan sonra tedavisi elbette daha kolay olacaktır.

İlmi Araştırma, Ocak 2011

41


LM ARAŞTIRMA / İNCELEME letsiz, samimiyetsiz fikirlere kapılabileceği bir akıl boşluğu oluşmayacaktır. Müslüman olmanın, Kuran ahlakına uymanın, Allah rızası için yaşamanın müminin yüzüne yansıttığı nur yok olmayacak, hem bedeni hem de ruhi bir kir-

lenme oluşmayacaktır. Allah’ın izniyle bu bilinçle hareket eden bir mümin, hem bedenen çok güçlü olacak hem de Kuran ahlakını kusursuzca yaşayabilecek bir vicdan açıklığı içerisinde olacaktır.

Nefislerini Eğitmek İsteyenler, Nefse Asla Acımamak, Destekçi Çıkmamak ve Yandaş Olmamak Gerektiğini Unutmamalıdırlar Nefsin, insanı alt edebilecek, kendine ait bir gücü yoktur. Nefisteki kötülükleri etkisiz hale getirebilmek, inanan ve gerçekten isteyen bir insan için çok kolaydır. Ancak bunun için insanın nefsine kesin olarak hiç acımaması, ondan yana tavır almaması, onu sahiplenmekten ve korumaktan vazgeçmesi gerekir. Nefsini adeta düşmanı gibi karşısına alması, onunla akılcı ve ilmi bir zeminde, kesintisiz bir iradeyle mücadele etmeyi göze alması gerekir.

42 İlmi Araştırma, Ocak 2011

Böyle bir kararlılık söz konusu olduğunda, Allah’ın izniyle, nefsin bu ahlaktaki bir insana karşı koyabilme gücü kalmaz. Nefis adeta o insanın kölesi haline gelir. O ne derse nefis ancak o kadarını yapabilir. Bunun dışında herhangi bir konuda insana diretmesi, onu kötü olan bir şeye çekebilmesi, yanlış bir tavır göstermeye ikna edebilmesi mümkün olmaz. Ancak elbetteki insanın nefsine karşı göstereceği bu kararlılığın ‘aralıksız olarak ömür boyu’ olması gerekmektedir.


www.apacikdusmanseytan.com Yoksa sadece birkaç saat, bir-iki gün, birkaç ay ya da belirli seneler boyunca nefse karşı koymak, sonra “Nasıl olsa bu konu halloldu” diyerek, dikkati bu konudan çekmek olmaz. Ya da insanın, “Ben nasıl olsa nefsimi çok iyi terbiye ettim, birkaç saat ya da birkaç gün kendi haline bırakayım ve dinleneyim” gibi yanlış bir mantıkla hareket etmesi de olmaz. İnsan nefsini ne kadar iyi terbiye ederse etsin, nefis ilk fırsat bulduğu anda insana yeniden saldırma ve onu kötülüğe çekme eğilimindedir. Allah nefsin bu özelliğini Kuran’da şöyle bildirmiştir: “(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, Rabbim’in kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir.

Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir.”(Yusuf Suresi, 53) Unutulmamalıdır ki müminlerin Allah’ın rızasını kazanmak için nefislerini eğitmeleri sonucunda Allah’ın hoşnut olacağı çok üstün bir ahlak ortaya çıkar. Nefislerini eğiten müminlerin Allah korkusu ve sevgisi çok güçlü ve derindir. Bu derinliği yaşayan bir mümin son derece fedakar, cömert, dürüst, adil, merhametli, cesur, güçlü karakterli olur. Hayatı boyunca her olay karşısında bu seçkin ahlak özelliklerini samimi bir gayret ve istekle yaşayan bir mümin ahirette Allah’ın rızasını, rahmetini ve cennetini umar. Yüce Rabbimiz’e duyduğu aşk derecesindeki sevgi nedeniyle Allah’ın çok razı olacağı, güzel ahlaklı bir insan olmak için kendisini eğitir.

NEFSİ TEMİZLEYİP ARINDIRMAK KİŞİYE NELER KAZANDIRIR? o Nefsini temizleyen kişi Allah’la sıcak ve samimi bir bağlantı kurar. Yalnızca O’nu dost ve veli edinir. Allah’a yakınlaşır, en çok O’nu sever ve O’dan korkar. o Merhametli, şefkatli, fedakar, samimi, ince düşünceli ve mülayim olur. Bu ise kişiye asil bir görünüm kazandırır. o İmanın önündeki en büyük engel olan gururdan kurtulur, bu kişi mütevazı, alçak gönüllü ve yumuşak huylu olur.

Dolayısı ile Yüce Allah’ın rızasını, insanların ise sevgisini ve saygısını kazanır.

o Aklı açılır. Haramlara istek, şirk hali, çekişmek, kötü zan, cimrilik, saygısızlık gibi Yüce Allah’ın beğenmediği ve Kuran’da yasakladığı kötülüklerden sakınmış olur. Bu özelliklerden kurtulan kişi, Kuran ahlakını en güzel biçimiyle yaşar ve dünyanın en güzel ahlaklı insanlarından olur. o Cenneti kazanır ve sonsuz bir mutluluğa ve kurtuluşa kavuşur. Yüce Allah bu gerçeği şöyle haber verir: “Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis, Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön. Artık kullarımın arasına gir. Cennetime gir.” (Fecr Suresi, 27-30)

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Ocak 2011

43


LM ARAŞTIRMA / KURAN AHLAKI

Bir annenin, çevresindeki tehlikelerden tümüyle habersiz ve savunmasız konumdaki çocuğuna karşı yoğun bir şefkat anlayışı vardır. Allah insanların, ilk hayata geldikleri andan itibaren korunmalarına, annelere verdiği bu şefkat duygusunu vesile eder. Allah’ın Rahman Rahim isminin bir tecellisi olan bu ‘anne şefkati’, tüm insanların birbirlerine göstermeleri gereken şefkat anlayışı açısından çok önemli bir ölçü ve örnektir.

44 İlmi Araştırma, Ocak 2011


www.Allahayonelmek.com

Allah’ın, insanların kalbine ilham ettiği şefkat duygusunun pek çok hikmeti vardır. Hayata gözlerini açtığı andan itibaren, yaşayacağı dünya hakkında hiçbir bilgisi olmayan, iyiyi - kötüyü, doğruyu - yanlışı, güvenliği - tehlikeyi bilmeyen, kendisini korumaktan aciz, ihtiyaçlarından ve bunları nasıl gidereceğinden bihaber olan bir varlığı, Allah ‘anne şefkati’ vesilesiyle tümüyle koruma altına almaktadır. İşte bu ‘anne şefkati’, tüm insanların birbirlerine göstermeleri gereken şefkat anlayışı açısından çok önemli bir ölçü ve örnektir.

mutlaka çocuğuna verirse, işte ideal şefkat anlayışında da bu davranış esas olmalıdır. Nasıl ki bir anne çocuğuna karşı, gözükara ve hesapsız bir fedakarlık içerisindeyse; her ne olursa olsun çocuğunun rahatını, huzurunu ve ihtiyaçlarını kendininkinden önde tutarsa, insanların da birbirlerine karşı göstermeleri gereken şefkat böyle olmalıdır. Nasıl ki bir anne, ne kadar zor şartlar altında olursa

Kuran Ahlakına Göre Şefkat Nasıl Olmalıdır? Nasıl ki bir anne, savunmasız haldeki bir çocuğa ara ara ilgi, alaka şefkat gösterip, ara ara da ‘kendi başının çaresine bakması’ için onu kendi haline bırakamazsa; her an her yerde önceliği

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Ocak 2011

45


LM ARAŞTIRMA / KURAN AHLAKI

‘Anne şefkati’ dendiğinde elbetteki bu, bir kişiyi çocuk yerine koyup, ona, ondan daha tecrübeli, daha akıllı, daha bilgiçmişçesine bir tavır taslamak şeklinde algılanmamalıdır. Bu şefkat anlayışı, tümüyle tevazu ve alçakgönüllülük içerisinde gösterilen bir ahlaktır. Kimi zaman bir insanın anne şefkatiyle yaklaşacağı kişi, kendisinden yaşça çok ileride olan bir kimse de olabilir. Burada önemli olan, o kişiyi koruyup kollamada, ihtimam göstermede, onun ihtiyaçlarını, daha o söylemeden büyük bir hassasiyetle ve hissettirmeden gidermekte çok fedakarane ve ince düşünceli bir tavır içerisinde olabilmektir. 46 İlmi Araştırma, Ocak 2011

olsun; en yorgun, en uykusuz, en güçsüz, en hasta, en yoğun ve en meşgul anında bile, bu şefkatinden ve ihtimamından ödün vermezse, insanlar arasındaki merhamet de aynı bu güçte olmalıdır. Ancak elbetteki böylesine güçlü bir şefkat anlayışı yalnızca ‘Allah korkusu’ ile yaşanabilir bir duygudur. Allah, çocukların korunması için annelerine bu şefkat duygusunu ilham ederek


www.hayvanlardafedakarlik.com

onları yönlendirmektedir. Ancak bir insanın bu şefkat anlayışını hayatı boyunca sürdürebilmesi ve bunu tüm insanlara yöneltebilmesi için, bu kişinin mutlaka Allah’tan korkan, Kuran ahlakına uyan bir kimse olması gerekir.

İman Etmeyen İnsanların Şefkat Anlayışı Menfaate Dayanır İman etmeyen insanlar, böyle güçlü bir merhamet ahlakını ancak aralarında menfaat bağları olan kişilere; yani halihazırda ya da gelecekte, gösterdikleri şefkatin mutlaka bir şekilde kendilerine bir çıkar sağlayacağını düşündükleri kişilere gösterebilirler. Ve bunu da ancak geçici bir süre devam ettirebilirler. Müminler ise, şefkatli ve merhametli olmayı, kişiliklerinin bir parçası olarak tüm hayatları boyunca yaşarlar. Allah’ın insanlara örnek bir model olarak gösterdiği ‘anne şefkati’ni de, yine bir karakter özelliği olarak benimserler. Beraberlerindeki müminlere karşı, bir annenin çocuklarına gösterdiği ihtimamdan çok daha koruyup kollayıcı bir tavır

içerisinde olurlar. Müslüman kardeşlerini, dostları, arkadaşları ve yakınları olarak sevip sayar, onlara karşı hürmette kusur etmezler. Ancak şefkat göstermede, aynı bir annenin yavrusuna sahip çıkıp onun her türlü ihtiyacını, sıkıntısını, beklentisini söyletmeden düşünüp gidermesi gibi, titiz bir ahlak içerisinde olurlar. Onların sorunlarını, ihtiyaçlarını, sıkıntılarını, kendilerininkinden önde tutarlar. En zor şartlarda bile, önce Müslüman kardeşlerini koruyup kollamaktan taviz vermezler.

Allah, annelerin yavrularına karşı duydukları yüksek şefkat hissini hayvanlarda da benzer şekilde yaratmıştır. Bilim, hayvanların yavrularına karşı olan koruyuculuklarında gösterdikleri fedakarlıkları şaşkınlık ve hayranlıkla izlemektedir. Elbetteki Allah, hayvanların bu davranışlarında da yine insanlar için çeşitli ibretler ve örnekler yaratmıştır. www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Ocak 2011

47


LM ARAŞTIRMA / KURAN AHLAKI

Sayın Adnan Oktar Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Şefkatini Anlatıyor “Peygamberimiz (s.a.v.) son derece şefkatli, merhametli bir insan. Kedi uyuyor kucağında Peygamberimiz (s.a.v.)’in, eteğini kesmiş, hayvanı rahatsız etmemek için, uyandırmamak için, öyle bir Peygamberimiz var bizim. Nerede ki öyle insanları bombalamak, çoluk çocuğu bombalamak, ortalığı birbirine katmak ve şiddet. Bir de ruh şiddeti de ayrıca. İşte oturma, kalkma, sağa dönme, sola dönme, havaya bakma, yeme, içme, sanat yok, bilim yok, teknoloji yok, sevgi yok. Din ahlakıyla alakası yok bunların. Bunlar kendi ruhundaki karanlığı, kendi ruhundaki şirk düşüncesini, güya Kuran’a uygulamaya kalkan insanlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatı ortada. Güzellikten hoşlanıyor, estetikten hoşlanıyor, sanattan hoşlanıyor, etrafı temiz ve güzel, konuşmaları son derece nezih Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Hep şefkatli, espritüel, gönül alıcı, bulunduğu yer tertemiz, yani o zamanın güç imkanlarıyla mesela gül ektiriyor. Yani, Mekke, Medine ortamını düşünün çöl ortamı. Orada bile gül yetiştiriyor düşünün. Yani, estetiğe ve sevgiye, güzelliğe olan yatkınlığını buradan anlıyoruz.” (14 Kasım 2008, Kırım Gazeteleri Röportajı) “Peygamberimiz (s.a.v.) çok ılımlı bir insandı, sevecendi, sevgi doluydu. Allah ona muazzam imkan verdi, onun tebliğ ettiği dini bütün dünyaya hakim kıldı ve yaydı, şimdi nuru yeniden parlayacak inşaAllah, ahir zamanda. Peygamberimiz (s.a.v.)’in metodunu benimsesinler hep; şefkat, sevgi, affedicilik ve hoşgörü. İnsancıl yaklaşmak. Dinde öyle şiddet, kafirsin demek... Bunlar yok. Böyle şey olmaz. Hatta Hristiyanlar, Museviler onlar da bizim kardeşlerimizdir, onlar da Allah’ın bir kuludur, onlar da kendi dinlerine, kendi şeriatlarına titizlikle uyan insanlar, onlara da saygı göstermek lazım. Ilımlı yaklaşmak en doğrusu olur inşaAllah. (Ekim 2008, Golos Gazetesi - Kırım)

48 İlmi Araştırma, Ocak 2011


www.muminlerinmutlulugu.com

Müminlerin Şefkati Birbirlerine Duydukları Sevginin Önemli Bir Alametidir Müminlerde görülen bu ‘anne şefkati’, iman edenlerin birbirlerine duydukları sevginin de çok önemli bir alametidir. Çünkü ancak hiçbir menfaat beklentisi içerisinde olmadan, yalnızca Allah rızası için seven bir insan böyle yüksek bir ahlak gösterebilir. Dolayısıyla bu ahlakın, -kişi ayırt etmedentüm Müslümanlara karşı ve sürekli olarak gösterilmesi, aynı zamanda o kişinin samimi iman ettiğinin de önemli bir göstergesidir.

“Sakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma, mü’minler için de (şefkat) kanatlarını ger.” (Hicr Suresi, 88)

Kuran’da müminlerin birbirlerine karşı göstermeleri gereken şefkat anlayışını Allah bir ayette şöyle bildirmiştir:

www.ilmiarastirma.net

İlmi Araştırma, Ocak 2011

49


LM ARAŞTIRMA / KURAN AHLAKI

Fedakar İnsan, Dünyanın En Akıllı ve En Kazançlı İnsanıdır Fedakarlık, cahiliye insanları arasında bir nevi “akılsızlık” olarak algılanır. Bu kimselere göre, bir insan kendi menfaatlerini ne kadar iyi kollayabiliyorsa, o kadar “akıllıdır”. Çevresindeki insanları ne kadar iyi kullanabiliyor, onların imkanlarından ne kadar çok istifade edebiliyor; diğer yandan da kendisini bu kimselere ne kadar az kullandırtıyorsa, onlara ne kadar az menfaat sağlıyorsa, bu kişi “aklını olabilecek en iyi şekilde kullanabiliyordur”. Elbetteki bu kimseler yaptıkları bu teşhislerinde baştan sona kadar yanılmaktadırlar. Ahirete inanmayan kimseler için, bir başka insana çıkar sağlamak, onun rahatını, konforunu, artırmak; üstelik tüm bunları kendinden ödün vererek yapmak, “akılsızlık” olarak algılanabilir. Ancak ahirete inanan bir insan, eğer tüm bunları “yalnızca Allah’ın rızasını kazanmak için” yapıyorsa, bu kişi “dünyanın en akıllı insanıdır”. Allah bir insana ortalama 60-70 senelik bir ömür vermiştir. Elindeki bu zamanı olabilecek en iyi şekilde kullanan kimseler, gerçek anlamda “en akıllı olan insanlar”dır. Ancak “hayatlarını en iyi şekilde kullanmaları” demek, dünyadan olabilecek en çok menfaati elde etmeleri demek değildir. Aksine, “kendilerinden olabilecek en

50 İlmi Araştırma, Ocak 2011

fazla şekilde feragat etmeleri”dir. Elbetteki burada asıl önemli olan ise, tüm bunları Allah’ın rızasını kazanma amacıyla yapıyor olmalarıdır. Yoksa din ahlakına göre yaşamayan toplumlarda da, çevresindeki insanlar için kendilerini gözden çıkaran, var güçleriyle başkalarını mutlu etmek, onlara daha iyi imkanlar sağlamak, daha rahat ettirmek için çabalayan kimseler de vardır. Ancak bu kimselerin, hedefleri Allah’ın rızası değildir. İyilik yaptıkları her insanı adeta birer yatırım odağı gibi görürler. Yaptıkları her fedakarlık ile, er ya da geç o insandan bunun karşılığının geleceğini umarlar. Onlara fedakarlık yapma gücünü veren işte bu “karşılık alma ümidi”dir. Bir dostlarına bir hediye aldıklarında, o kişinin de bir vesileyle kendilerine en az o ayarda bir hediye alacağını ümit ederler. Bir arkadaşlarına kendi çalıştıkları işyerinde iş imkanı sağladıklarında, ileride kendi ihtiyacı olduğunda da, o kişinin kendilerine iş imkanı sağlayacağını umarlar. Bir komşularına bir yemek ikram ettiklerinde, kısa bir süre sonra, o komşularının da kendilerine bir ikramda bulunmasını beklerler. Bu kişilerden umdukları tarzda karşılıklar alamasalar bile, iyilik yaptıkları bu insanların dostluklarını kazanmak bile bu kimseler için önemli bir menfaattir. Elbette bu yatırımların işe yarayacağı, bunlara ihtiyaç duyulacağı bir gün geleceği kanaatindelerdir. Hatta kendi öz çocuklarına bile iyilik yaptıklarında, ileriki yıllarda yaşlandıklarında onların da kendilerine karşı borçlu kalacaklarına inanırlar. Çocuklarını ne kadar iyi yetiştirir-


www.muminlerinmutlulugu.com lerse, onlara ne kadar iyi imkanlar sağlarlarsa, kariyerlerinin yükselmesi için ne kadar çok çaba harcarlarsa, ileride bu imkanların her birinin kendi hayatlarına konfor katacağını düşünürler. İşte onları en motive eden bu inançlarıdır. Müminler ise fedakarlık gücünü yalnızca Allah’a olan sevgilerinden; Allah’a karşı duydukları derin saygı ve korkudan alırlar. Allah’ın kendilerini daha çok sevmesi isteği, müminlerin bu konuda 24 saat çok şevkli ve heyecanlı olmalarını sağlar. En zor; fiziksel olarak en yorgun, en güçsüz oldukları anlarda bile, Allah sevgilerinden aldıkları güçle daha da fazla fedakarlık yapabilecekleri bir fırsat yakalamaya çalışırlar. Karşılarına çıkan her imkanı, bu konuda olabilecek en fazla gayreti göstererek değerlendirmeye çalışırlar. O anda ihtiyaç duyulan fedakarlığı yapabilecek başka kişiler olsa da, onlar “hayırlarda yarışırlar”. Geçerli hiçbir sebepleri olmaksızın, böyle bir imkanı bir başkasına bırakmayı ise kendileri için bir kayıp olarak görürler.

www.ilmiarastirma.net

Müminin fedakarlığı; onun, Allah’ı kendi nefsinden, bedeninden, malından, mülkünden, hayatından ve sahip olduğu maddi manevi diğer herşeyinden daha çok sevdiğinin çok açık bir alametidir. Böyle bir insan Allah’ın sevgisini kazanabilmek için, hiç düşünmeden herşeyini feda edebilecek güçtedir. Canını, malını, sahip olduğu herşeyi Allah’a teslim etmiştir. Allah Kuran’da, bu ahlakı gösteren müminleri müjdelemiş ve gerçek anlamda “büyük kurtuluş ve mutluluğun” ancak bu şekilde elde edilebileceğini hatırlatmıştır:

“İşte onlar, hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar bundan dolayı öne geçmektedirler.” (Müminun Suresi, 61)

İlmi Araştırma, Ocak 2011

51


LM ARAŞTIRMA / İNCELEME

Güzel ahlaklı olan bir insan daha fazla güzel ahlaka sahip olabilir mi?

B

azı insanlar, fıtrat olarak ya da çocukluk yıllarından gelen yetiştiriliş tarzından dolayı çok daha pozitif bir ahlaka sahiptirler. Bazı insanlar da, bu kimselerin tam tersine, aynı sebepler doğrultusunda daha yırtıcı, daha sert ya da daha negatif özellikler içeren bir kişilik yapısı gösterirler. Daha mülayim ahlaka sahip olan bu kimselere göre, diğerlerinin kendilerini yetiştirmesi, çok daha fazla çaba, çok daha fazla samimiyet ve irade gerektirebilir. Ancak sonuç-

52 İlmi Araştırma, Ocak 2011

Daha güzel bir ahlaka sahip olmak ve bu ahlakı koruyup geliştirmek için ne yapmak gerekir?

ta eğer bir insanın kalbinde yeterli Allah aşkı, iman coşkusu ve irade varsa, bu kimseler de, en az diğerleri kadar güzel bir ahlaka sahip olabilirler. Ve elbetteki, fıtrat olarak daha yumuşak başlı, daha mülayim olan insanlara göre, daha sert mizaçlı ya da daha negatif özelliklere sahip olan bu kimseler, bu konuda gösterdikleri samimi çabadan dolayı Allah Katında çok daha fazla ecir alabilirler; doğrusunu Allah bilir. İşte nasıl ki bir insan, istediği takdirde çok daha fazla çaba ile kendisi-


www.kolaylikdiniislam.imanisiteler.com ni çok güzel yetiştirebilme imkanına sahipse; aynı şekilde çok güzel ahlaklı bir insanın da, bunun çok daha üstünde, çok daha derin bir ahlaka sahip olma imkanı vardır.

İnsan Hiçbir Zaman Güzel Ahlak Göstermede Kendini Yeterli Görmemelidir İnsan Allah’ın izniyle her geçen gün ahlakını bir önceki güne göre daha güzel hale getirebilir. Allah’ın Kuran’da insana, “gücünü en fazlasıyla kullanmasını” emretmiş olması, mümin için çok önemli bir ölçüdür. İman eden bir insan, Allah’ın bu emrini bilerek, “Nasıl olsa içimde hiçbir kötülük yok; her zaman her konuda herkese karşı olabilecek en güzel tavırları gösteriyorum. İyilikten, güzellikten yana aklıma gelen her tavrı uyguluyorum. Vicdanımın sesine mutlaka uyuyorum. Kuran ahlakına muhalif hiçbir davranışa yanaşmıyorum” diyerek, ahlakını belirli bir seviyede sınırlamamalıdır. Mutlaka iyinin daha iyisi, güzelin daha güzeli, olumlu tavrın daha olumlusu, yapıcı bir ahlakın daha yapıcısı olduğunu unutmamalıdır. Sevginin, saygının, şefkatin, hoşgörünün, mülayimliğin çok daha üst seviyeleri olabileceğini düşünerek, çok daha iyisini bulup uygulamak için kendisini zorlamalıdır. Allah’ın Kuran’da bildirdiği gibi, eğer insan “Allah’tan güç yetirebildiğinin en fazlasıyla korkup sakınırsa” (Teğabün Suresi, 16), Allah o kişiye güzel ahlakın daha da üstünde bir ahlakı nasıl yaşayabileceğini ilham edecektir.

✓ Güzel Ahlakı Devam Ettirmek Sabır ve Kararlılık Gerektirir: İnsan, ruhunu kontrol edebilen ve nefsini eğitebilme özelliğine sahip bir varlıktır. Bu nedenle güzel ahlak kazanıp bunu daha da artırmaya öncelikle karar vermelidir. Fakat karar vermek, o eylemi gerçekleştirmek www.ilmiarastirma.net

için yeterli değildir. Bu gerçek çoğu zaman görmezden gelinir ve güzellikleri elde etmenin kolay olduğu sanılır. Halbuki bir insanın Allah’ın razı olacağı; herkes tarafından sevilen bir ahlak ve davranış güzelliğine sahip olması için aklını ve iradesini çok iyi kullanması gerekir.

✓ İnsan İmtihan Olarak Yaratılan Her Olayda Güzel Ahlak Göstermelidir: Allah güzel bir ahlak özelliği olarak kötülüğe iyilikle karşılık verilmesini emretmiştir:

Allah’a iman etmiş bir insanın güzel ahlakını ortaya koyan, kendisine has çok özel tavır ve davranışları olur. Bu ahlakın örnekleri Kuran-ı Kerim’de detaylı olarak bildirilmiştir. Mümin, sabırlıdır, Allah’a karşı teslimiyetlidir, adaletlidir, şefkatlidir, merhametlidir, alçakgönüllüdür, fedakardır ve yardımseverdir. Bu gibi güzel ahlak özellikleri Kuran ahlakından uzak yaşayanlara göre, zamana, şartlara, kültürlere, olaylara ve kişilere göre değişkenlik gösterebilir. Oysa Kuran ahlakına göre, ideal Müslüman modeli zamana ya da ortama göre asla değişmez. İlmi Araştırma, Ocak 2011

53


LM ARAŞTIRMA / İNCELEME “İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. (Fussilet Suresi, 34) Bu ayeti okuyan kişi, bu ahlakı yaşamanın çok güzel olacağını düşünür ve bundan sonrasında bu ayetin hükmünü kesin olarak uygulamaya karar verir. “Biri bana ters davranacak ama ben herşeye rağmen ona bıkmadan usanmadan iyi tavır göstermeye devam edeceğim” diye niyet eder. Buna niyet etmek elbette çok güzeldir. Ancak sadece niyet etmek, kişinin bu ahlakı uygulayabilmesi için yeterli değildir. Böyle bir olay olduğunda bu tavrı gösterebilmesi için aklını, vicdanını ve iradesini de en mükemmel şekilde kullanmak durumundadır. Çünkü güzel bir şeye niyet etmek son derece kolaydır. Ama bunu uygularken kişinin karşılaşacağı engelleri imanıyla, vicdanıyla ve iradesiyle yenmesi emek gerektirir. Ve bu emek de kimi zaman bazı insanlara zor gelir. Karşısındaki kişi kötü ahlakta dirense, kibir, gurur ya da öfkeyle yaklaşsa, haksızlık yapsa, emek vermeye niyet etmemiş bir kişi hemen geri

54 İlmi Araştırma, Ocak 2011

çekilebilir. Ama Allah’ın rızasını kazanmak için bu konuya azimle, kararlılıkla yaklaşan ve daha üstün ahlak özelliği göstermeye niyet eden kişi, en zor şartlarla dahi karşılaşsa, tüm bu engelleri yenecek şekilde samimi çaba harcayabilecektir.

✓ İnsan Güzel Ahlak Göstermek İçin Nefsini Kontrol Altında Tutmalıdır: Karşı tarafın zorlaştırıcı tavırlarının yanı sıra kişi, kendi nefsinden ve şeytandan yana da birtakım kışkırtmalarla karşılaşacaktır. Örneğin insanın nefsinde intikam alma eğilimi vardır. Belki kendisine anlatıldığında, “tamam bu çok doğru, birisi bana ters davranırsa, ben buna rağmen iyi davranacağım” der. Ama uygulamada çoğu zaman bu kararını tutamaz. Nefsi aniden atak yaparak kişiyi karşılıklı bir çekişmenin içerisine sokmak isteyebilir. İnsan nefsinden gelen bu negatif telkinlere ancak Kuran ahlakına uyarak karşı koyabilir. Bu aşamada nefsine tek tek söz dinletmesi gerekir. Bu durumun Allah’ın kendisini denediği bir an olduğunu, Allah’ın


www.kesinbilgiyleiman.imanisiteler.com en hoşnut olacağı şekilde davranması gerektiğini, bunun için sinirlenmemesi gerektiğini, alttan alıp, güzel davranırsa Allah’ın muhakkak güzel bir sonuç yaratacağını düşünüp, bunları itinayla uygulaması gerekir.

İnsan Hayatının Sonuna Kadar Güzel Ahlaklı Olmak İçin Çaba Göstermelidir İnsan dikkat ve şuur açıklığı içerisinde gösterdiği çaba sonucunda, mevcut olandan çok daha üstün bir ahlak anlayışı elde eder. Fakat bunu yeterli görmemekle sorumludur. Yine bunun daha üstünde bir derinlik seviyesi olabileceğine inanarak, Allah’tan çok korkup sakınarak, ahlakını daha da mükemmelleştirebilmek için var gücüyle çaba harcamalıdır. Yüce Allah bir ayette Zatından korkup sakınanların, hayatlarının her anında üstün bir ahlak sergileyebilecek bir anlayış kazanacaklarını şöyle bildirir:

“Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.” (Enfal Suresi, 29) Samimi iman eden bir insan için bu süreç hayatının son anına kadar aralıksız bir çabayla devam eder. Kişi, Allah’ın kendisine lütfettiği ömrünün her gününü, her saatini ve her anını, sürekli olarak “Nasıl daha iyi olabilirim?” diye düşünerek, Allah’a sığınıp çok daha iyisini elde etmeye çalışarak geçirmelidir. Allah’a karşı olan sevgisini, samimiyetini, candanlığını, Allah’a kulluk etmedeki aşkını, şevkini,

iradesini sürekli olarak daha da artırmanın yollarını aramalı, en mükemmele ulaştığına inansa bile asla kendisini yeterli görmemelidir. Yüce Allah güzel ahlak gösterme konusunda ömrünün sonuna kadar gayret gösteren kişileri ahirette cennetle müjdelemektedir:

“Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” (Nahl Suresi, 97)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) güzel ahlak kazanmanın ve güzel ahlakı artırmanın yolunu bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuşlardır: “Rabbim bana dokuz şey emretti: Gizli halde de aleni halde de Allah’tan korkmamı, öfke ve rıza halinde de adaletli söz söylememi, fakirlikte de zenginlikte de iktisat yapmamı, benden kopana da sıla-ı rahim (dostluk) yapmamı, beni mahrum edene de vermemi, bana zulmedeni affetmemi, susma halimin tefekkür olmasını, konuşma halimin zikir olmasını, bakışımın ibret olmasını, marufu (doğru ve güzel olanı) emretmemi.” (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 317)

İlmi Araştırma, Ocak 2011

55


LM ARAŞTIRMA / İNCELEME

İnsanın dikkatini, dünyevi beklentilerinin gerçekleşip gerçekleşmemesine değil, sonsuz hayatında bunları kazanabilecek bir ahlakta olup olmadığına vermesi gerekir.

Her insanın dünya hayatında olmasını çok fazla istediği olaylar vardır. Kimi için bu olayların gerçekleşmesi çok yakın, imkanları da bu durumun oluşması için çok uygundur. Kimi insanların çok büyük bir istekle arzuladıkları olayların gerçekleşmesi ise, Allah’ın dilemesi dışında çok zor görünmektedir. Bu kişilerin ellerindeki maddi manevi imkanlar ve içerisinde bulundukları şartlar, beklentileri için gereken özellikleri içermemektedir. Örneğin yaşlı bir insan her ne kadar geri dönüp genç yaşında birşeyler yaşayabilmeyi arzu etse de, Allah’ın adetullahı gereği dünya hayatında bu, Allah bir mucize yaratmadığı sürece mümkün değildir. Ancak ne var

56 İlmi Araştırma, Ocak 2011

ki, imkanları, isteklerinin gerçekleşmesi için çok uygun olan insanlar da, olmayanlar da, aynı derin tutkuyla hayallerinin gerçekleşmesini isterler. Fakat insanın dünya hayatında istediği her şey en mükemmel şekilde gerçek olsa da, hayatının sonuna kadar hiç gerçekleşmese de, insanların hiç unutmamaları ve çok iyi düşünmeleri gereken hakikatler vardır: Tüm istediklerini elde edenler de, hiçbirini elde edemeyenler de, bu dünyada çok kısa bir süre yaşayabileceklerdir... Dünya hayatı bir göz açıp kapayıncaya kadar geçecek ve insanların elde ettikleri mutluluklar da hızla tükenip


www.imangercekleri.com bitecektir... Bu nedenle insanın tüm dikkatini sadece isteklerinin gerçekleşip gerçekleşmemesine değil, sonsuz ahiret hayatını kazanabilecek bir ahlakta olup olmadığına vermesi gerekir. Çünkü bir insanın tüm istekleri, tam hayal ettiği şekilde kusursuzca gerçekleşse bile, bundan alacağı mutluluk, olsa olsa birkaç on seneyi aşmayacaktır. Sonunda mutlaka bu nimetler elinden gidecek, ölümle birlikte sahip olduğu herşey geride kalacaktır. Arzu ettiği tüm güzellikleri asıl olarak ahirette elde etmeyi hedefleyen bir insan ise, bu mutluluğu sonsuz anlar boyunca dilediği kadar yaşayabilecektir. Büyük İslam alimi İmam Gazali, bu konuda insanlara şöyle bir hatırlatmada bulunmuştur: “... Dünyadaki hükümdarların rütbeleri onların sahip oldukları makamların yanında küçük ve sönük kalır, onlarla kıyas bile edilemez! Ahiret sultanlığı hakkında Cenab-ı Hakk şöyle buyurur: “Her nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk (saltanat) görürsün.“ (İnsan Suresi, 20) Cenab-ı Hakk’ın büyük bir saltanat dediği ahiret mülkünü sen de yüce tut! Sen de çok iyi biliyorsun ki dünya ve içindekiler çok az ve değersiz şeylerdir. Hayat kısa, dünyadaki nimetlerin devamı kısa ve çok azıcık bir süredir.

Sonra bizler kalkıyoruz bu azın azını elde etmek ve azıcık bir süre onunla birlikte olmak için canımızı ve malımızı seferber ediyoruz. Bir kısmımız bunu elde ediyor, bir kısmı elde edemiyor elde edenlere imreniyor. Onu elde etmek için canını ve malını tehlikeye attığına hiç bakmıyorlar.” (İmam Gazali, Cennete Doğru, (Yedi Geçit), Minhacü’l-Abidin, sf. 319) İnsanın kısa bir an için bu gerçeği düşünmesi ve bu kıyası yapması çok önemlidir. Kendi kendine bir karar vermeli; sadece dünyadaki güzellikleri elde etmeyi hedeflemenin insana hiçbir faydasının olmayacağını görmelidir. Allah dilerse insana dünyada da nimet verebilir ve bu bir insan için çok büyük bir olmazsa lütuf olur. Ama insanın bunu ‘o olmaz’ bir hedef haline getirerek, tüm huzuru, mutluluğu, neşesi, sevinci için adeta şart koşması çok büyük bir gaflet ve hatadır. Yapılması gereken, insanın arzu ettiği tüm güzellikleri Allah’tan dünyada ve ahirette kendisine lütfetmesini dilemesi; ancak takdiri Rabbimiz’e bırakarak kendisine verilenlerle mutlu olmasıdır. Ancak önemli olan bu mutluluğu da, sadece yüzeysel bir mutluluk olarak değil, sonsuz hayatında Allah’ın kendisine cenneti layık göreceği umuduyla birlikte yaşamasıdır.

Güzel ahlak da akıl, irade ve sabırla kazanılabilir. Bunun için de, samimi olarak çabalamak, nefse ince ince, tek tek, sabırla söz dinletmek şarttır. Bu çaba gösterildiğinde Allah'ın izniyle, insan güzel ahlakı en mükemmel şekilde yaşayabilecek, bu konuda karşısına çıkan tüm negatif engelleri de kolaylıkla aşabilecektir. İlmi Araştırma, Ocak 2011

57


LM ARAŞTIRMA / İSLAM ALİMLERİ

Diyanet Teşkilatında 42 Senelik Hizmet Mahmut Hocaefendi, Bandırma’da askerlik görevi sırasında Nakşî Şeyhi Ali Rıza Bezzaz Efendi tarafından yaptırılan camiyi ibadet maksatlı ziyaretleri sırasında Şeyhülislamlık makamında pek çok görevde bulunan Nakşî Şeyhlerinden Ali Haydar Gürbüzler Efendi ile tanışmış, askerliğini tamamladıktan sonra ise Ali Haydar Hoca Efendi’nin rehberliği ile İstanbul’da İsmailağa Camii’nde imam olarak göreve başlamıştır. ahmut Ustaosmanoğlu Hocaefendi, 1931 yılında Of’a Bağlı Tavşanlı köyünde doğmuş, ilk tahsilini babası Hacı Dursun Feyzi Güven Efendi’den almış, hafızlığını ise annesi Fatma Hanım’ın hocalığında tamamlamıştır. İlk gençlik yıllarında civar köylerdeki hocalardan dersler alan Mahmut Hocaefendi’nin hocalarının arasında Süleymaniye Medreselerinden mezun ve dersiamlık (Medresede ders veren müderrislerin özel bir sınavdan geçerek kazandıkları bir san) unvanına sahip Dursun Feyzi Güven Efendi Hoca ve Mehmet Rüştü Aşıkkutlu da vardır.

M

Mahmut Ustaosmanoğlu Hocaefendi, henüz askerlik çağına gelmeden 16 yaşında birçok talebe yetiştirmeye başlamıştır. Kendisinin yetiştirdiği talebelerden birçoğu Diyanet teşkilatımızda vaiz, imam hatip, müezzinkayyım olarak hizmet etmişlerdir.

58 İlmi Araştırma, Ocak 2011

Tefsir, hadis, kelam ve tasavvuf gibi dini ilimlerde tam bir vukufiyeti olan Mahmut Hocaefendi, Ali Haydar Efendi’nin sohbetlerine 1960 yılına kadar devam ederek kendisinden feyz almıştır. Mahmut Hocaefendi, Müslümanlara Şeyh’in vefatından sonra verdiği hizmetleri ise kendi ağzından şu şekilde ifade etmektedir. “1960 yılında muhterem hocam üstadım Şeyh Ali Haydar Efendi’nin vefatı üzerine irşat vazifesi ile görevlendirildim. 42 yıl din hizmetinde bulunduğum Diyanet Teşkilatımızdan 1996 tarihinde 65 yaşımı doldurduğum için emekliye ayrıldım. Bu süre zarfındaki ilmi birikimimi memleketimiz insanı ve Müslüman kardeşlerimizle paylaşabilmek amacı ile Rûhu’l Furkan isimli bir tefsiri kaleme almaya başladım. Şu ana kadar Allah’a hamd-ü senalar olsun 12 cildini tamamladım. Ayrıca yapmış olduğum sohbetler 4 cilt halinde yayınlanmıştır. Halen sağlığım elverdiği ölçüde devam etmeye çalışıyorum.”


www.islamadavet.org

“Allah Rızasına Uygun Yaşama Daveti” Mahmud Ustaosmanoğlu Hocaefendi, 1997 yılına kadar her sene bazı öğrencileri ile İstanbul’dan başlayan, Erzurum’a uzanan, İç Anadolu vilayetleri ile devam eden geziler düzenlemiştir. Gittiği yerlerdeki camilerde verdiği vaazlarında, cemaati okumaya, Kuran‘ı yaşamaya ve milletimizi var eden değerlere bağlı kalmaya çağıran Hocaefendi, bu gezilerine “Allah’ın rızasına uygun yaşama daveti” adını vermiştir. Hocaefendi Allah’ın rızasına uygun yaşama faaliyetlerini en az klasik eğitim kadar önemli görmüş bu nedenle sohbetlerinde mekana bağlı kalmaksızın gerek İstanbul’da gerekse Anadolu’daki şehirlerde karşılaştığı kişilere Allah’ın rızasına uygun yaşamanın önemini kavratmak için çabalamıştır.

Hocaefendi’nin Dostluk Halkası Sohbetlerinde tarikattan ziyade İslam’a ve Kuran’da emredilen helaller ve haramlara vurgu yapan Mahmud Hocaefendi, derslerinde sürekli ümmet bilincine vurgu yapmakta, muhataplarına daha çok İslam’ın ameli boyutunu anlatırken, cemaatler arası dayanışmaya çok önem vermektedir. Ruhu’l Furkan Tefsiri, Risale-i Kudsiyye Şerh ve Tercümesi gibi eserlere sahip Mahmut Hocaefendi’nin, Sultan Selim Camii’ndeki vaazlarını içeren “Sohbetler” adlı kitabı ise kendisinin dayanışmaya ve İslam Birliği’ne ne kadar önem verdiğinin bir kanıtı niteliğindedir. Aynı şekilde, Hocaefendi’nin İslam coğrafyasında çok sayıda müfessir, muhaddis ve fakih tarafından sevildiği bilinmektedir.

www.ilmiarastirma.net

Sayın Adnan Oktar, 21 Mayıs 2010 tarihinde yayınlanan röportajında Hocaefendi’nin, İslam âleminin çok mühim şahıslarından biri olduğunu, kendisine yalnızca Türkiye’de değil Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Irak, Suudi Arabistan gibi birçok ülkede de çok değer verildiğini ve saygı duyulduğunu söylemiştir. www.harunyahya.net www.harunyahya.tv

Sayın Adnan Oktar’ın 21 Mayıs 2010 tarihli Kocaeli TV röportajından ADNAN OKTAR: Mesela Mahmut Hocamız çok asil insandır, soyludur. Basit bir konuşma asla ağzından çıkmaz. Son derece efendi bir insandır. Lafını sözünü bilir, oturup kalkmayı bilir. Adabı, edebi bilir, nezaketi bilir. Elinden yüzünden nur akar. Çok nezih bir insandır. 10 dakika sohbetinde bulunsan yeter. Biz onun hücre-i şerifine de inşaAllah kardeşlerimiz ile gitmiştik. Nimetlenmiştik, imani, Kurani güzel konular anlatmıştı. Nasihat etmişti, sohbet etmiştik. İlminden istifade etmiştik. Çok değerli bir insandır. Allah ömrünü uzun etsin Mahmut Hocamız’ın. Allah dünyada, ahirette, inşaAllah kardeş etsin, birlikte olmamızı nasip etsin. Ben Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunda Mahmut Hocamız’ın olmasından çok büyük bir haz duyarım. Allah onun o vakte kadar ömrünü uzun etsin. Hz. İsa (a.s.), Hz. Mesih (a.s.) ile kucaklaşmayı ona nasip etsin inşaAllah. Öyle mübarek bir insanın, böyle güzel kutlu bir günde Hz. Mehdi (a.s.)’a biat anında orada olması, yeri-göğü birbirine katar, çok büyük bir olay olur inşaAllah. İlmi Araştırma, Ocak 2011

59


LM ARAŞTIRMA / MÜMİN AHLAKI

İnsanın tüm ahlakı, kişiliği, kendine özgü özellikleri, huyları, zevkleri ve yetenekleri ruhunda şekillenir. Eğer insan gerçekten isterse, Allah’ın izniyle ruh gücünü artırabilir. ➔ İnsan, ➔ Ruh

ruh gücünü artırmak için ne yapmalıdır?

gücünün artması insana neler kazandırır?

İ

nsanın maddi ya da manevi her türlü nimetten maksimum lezzetleri alabilmesi ancak ‘ruh gücünü’ artırmasıyla mümkündür. Bu kimse her an, her yerde, karşılaştığı her konuyu, düşünerek; vicdanını ve aklını kullanarak değerlendirir. Ve her güzelliğin, her nimetin hakkını verebilmek için emek harcar. Allah da bu kişinin samimi gayretine karşılık, ona hayatının her aşamasında derin hazlar yaşatır. Sevmek, sevilmek, dost olmak, sırdaş olmak, saygı duymak, karşılıklı güven duymak, Allah’ın insanlar için yarattığı güzelliklerden, dünya hayatının küçük büyük her nimetinden istifade etmek, bu gibi insanlar için adeta sonuna ulaşılamayan bir hazine gibi, çok derin tatlarla doludur. İman edenler için Allah’ın ruhta yarattığı bu heyecan ve

60 İlmi Araştırma, Ocak 2011

duygularda yaşanan derinlik, diğer insanların nimetlerden aldıkları teknik zevklerle kıyas dahi edilemeyecek kadar benzersizdir.

İNSAN RUH GÜCÜNÜ NASIL ARTIRIR? İnsanın ruh gücünü artırmasının yolu alabildiğine açıktır. Kararlı olursa, iradesini iyi kullanır ve sabır gösterirse; iman ve ahlak derinliği, hiç tahmin etmediği derecede yüksek bir seviyeye ulaşabilir. Daha önce hiç bilmediği, hiç yaşamadığı bir ruh gücü ve ruh zenginliği elde edebilir. İşte bu kararı verdikten sonra, insanın, ruhunu derinleştirmek, ahlakını güzelleştirmek, kişiliğini geliştirmek için atması gereken belirli adımlar vardır:


www.Allahinsonsuzgucu.com

❖ Bedeni ve Ruhu Söz Dinlemeye Açık Hale Getirmek: Öncelikle kişi kendi kendine belirli hedefler oluşturmalı ve ne kadar zorlanırsa zorlansın, bunları uygulayabildiğini; nefsine, ruhuna ve bedenine söz geçirebildiğini kendi kendine göstermelidir. Karar verdiği bir konuyu hayata geçirmede taviz vermediğini, irade gösterebildiğini ve vazgeçmediğini kendine ispatlamalıdır. Bu aşamada belirleyeceği hedefler, belirli bir süre boyunca rejim yapmak, düzenli spor yapmak ya da hiç yılmadan çok çalışkan olmak gibi fiziksel birtakım faaliyetler de olabilir. Burada önemli olan, kişinin, irade göstermeye, verdiği bir kararı uygulamaya ve zorlansa da vazgeçmemeye alışmasıdır. Bedenini, eğitime ve söz dinlemeye açık hale getirebilmesidir. ❖ İrade Gücünü Kullanmak: İnsan eğitime açık hale geldikten sonra, bede-

www.ilmiarastirma.net

ni ile birlikte ruhuna da söz geçirmeye başlamalı, bunu başarmak için iradesini sonuna kadar kullanmalıdır. Yine kendisine çeşitli hedefler belirlemeli, beynini bu hedefleri uygulamaya ikna etmelidir. Bunlar hiç sinirlenmemek, güzel bir ses tonu kullanmak, canlı bir üslup benimsemek, özlü ve anlaşılır konuşmaya çalışmak gibi hedefler olabilir. Kişi, ruhunu ve beynini çok hamarat ve çalışkan bir düzeyde tutmaya niyet edebilir. Neşenin ruhunu almaya, herşeye çok iyi niyetle ve iyimser bir gözle bakmaya ve bu bakış açısını bir hayat şekli haline getirmeye karar verebilir. Çevresindeki insanların huzurunu ve mutluluğunu hedeflemeye, kendisinden çok başkalarını düşünen bir ruh halinde yaşamaya yönelebilir. Ve sonuç olarak da ruhunu ve bedenini, tüm bu kararları uygulamaya mecbur edebilir.

İlmi Araştırma, Ocak 2011

61


LM ARAŞTIRMA / MÜMİN AHLAKI Allah insana çok mükemmel bir ruh gücü vermiştir. Ruh gücünü artırabilen ve iyi kullanan insanların aldıkları lezzetler, bu vesileyle elde ettikleri nimetler ve yaşadıkları konfor çok farklıdır. ❖ Ruhunda Derin Bir Huzur ve Mutluluk Oluşturur: İnsan ayrıca, ruhunda meydana gelen olumlu değişikliklerden, çevresindeki herkes gibi, kendisi de çok zevk alacaktır. Hayata, dünyaya, olaylara ve insanlara çok daha mutmain bir ruh hali ile yaklaşmanın verdiği derin huzuru ve güzelliği yaşayacaktır. Yaşadığı güzel ahlaktan dolayı, Allah insanların kalbinde o kişiye karşı bir sevgi, şefkat, saygı ve sıcaklık oluşturacaktır.

RUH GÜCÜNÜN ARTMASI İNSANA NELER KAZANDIRIR? İnsan Allah’ın izni, lütfu ve yardımıyla, dikkatli, iradeli ve kararlı davranarak ruh gücünü çok kısa sürede hatta birkaç gün içinde artırabilir ve çok büyük sonuçlar alabilir. Her sonuç aldığında, bir kez daha niyet ederek, daha derin bir ruh haline ulaşıp, daha derin bir ruh gücü elde edebilir. Ruh gücü arttığında insanın kazandığı pek çok güzel özellikten bazıları şöyledir:

❖ Yüce Allah’la Derin Bir Bağlantı Kurmasına Vesile Olur: İnsanın ruhundaki her derinleşme, Allah’ı çok daha iyi tanıyıp takdir edebilmesine, Rabbimiz’i çok daha derin bir aşk ve sevgiyle sevebilmesine ve çok daha derin bir saygıyla korkup sakınabilmesine vesile olacaktır. Allah’ın yarattıklarındaki güzellikleri, derin anlamları, derin işaretleri çok daha berrak bir gözle görüp, çok daha fazla sevebilmesine imkan sağlayacaktır.

62 İlmi Araştırma, Ocak 2011

❖ Daha Güzel Ahlaklı Olmasına Vesile Olur: Bir insan, istediği takdirde çok daha fazla çaba ile kendisini çok güzel yetiştirebilme imkanına sahip olur. Aynı şekilde çok güzel ahlaklı bir insanın da, bunun çok daha üstünde, çok daha derin bir ahlaka sahip olma imkanı da vardır. İnsanın önünde bu konuda bir engel yoktur. Allah bir ayette insanlara “Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah’tan korkup-sakının...” (Teğabün Suresi, 16) buyurmuştur. Dolayısıyla insan, gücünün yettiğinin en fazlasını yapmakla ve en iyisini elde etmeye çalışmakla sorumludur. Derin Allah korkusunu, Allah aşkını, Allah sevgisini, iman heyecanını kalbinde hisseden bir insan, imanından aldığı bu güç ile, -Allah’ın izniyle- ahlakını mükemmelin de üzerinde bir seviyeye ulaştırabilir.

❖ Dünyadaki Nimetleri Hakkıyla Takdir Edebilir: Aklını kullanarak ve düşünerek ruh gücünü arttıran bir insan, kendisine sunulan tüm nimetleri detaylarıyla görebilir. Bu insan herhangi bir nimetle karşılaştığında ruhunda oluşan


www.Allahayakinolmak.com etki de, kavrayışı oranında detaylı ve derin olur. Bu, dünyadaki her nimet için geçerlidir. Güzel bir insandan, güzel bir manzaradan, benzersiz işlemelerle süslenmiş bir sanat eserinden, güzel bir müzikten, etkileyici bir tasarımdan, sevimli bir hayvandan, yiyeceklerdeki benzersiz tatlardan, göze hitap eden ihtişamlı bir sofradan alınan zevkler, hep bu şekilde insanların ‘ruh gücü’yle doğru orantılıdır.

❖ Manevi Nimetlerden Çok Büyük Lezzet Alır: Sevgiden, saygıdan, vefa ve

sadakat duygularından, şefkatten, merhametten, dostluktan, sırdaşlıktan; insanın sevdiği için sabretmesinden, sevdiğinin fedakarlığından, düşkünlüğünden, hoşgörüsünden, tevazusundan, affediciliğinden, dürüstlüğünden, kalenderliğinden, karşı tarafı onore etmesinden, desteklemesinden, güvenmesinden duyulan çok derin hisler vardır. Ruh gücünü arttıran bir insan, bu duyguları büyük bir zevkle değerlendirir ve bunların ruhta oluşturduğu derin heyecanı en yüksek derecede yaşar.

İnsanın ruh gücünü artırması için tam olarak iman etmesi, bu konuda çok şevkli ve istekli olması ve bunu uygulamada bir an olsun tereddüt etmeden, ciddi bir irade göstermesi gerekir. RUH GÜCÜNÜ ARTIRMANIN İNSANA KAZANDIRDIĞI EN GÜZEL SONUÇ AHİRETTE ORTAYA ÇIKAR Ruh gücünü artırmanın insana kazandırdığı dünyadaki bu sonuçların yanı sıra, Allah, Kendi rızası için böyle samimi ve kararlı bir çaba gösteren kullarına inşaAllah ahirette de nimetlerin en güzelini yaratacaktır. Allah Kuran’da iman eden kullarına cennette vereceği nimetleri tarif etmiştir. Cennette insan inşaAllah bütün kusurlarından, eksikliklerinden ve acizliklerinden arındırılmış olarak ve nefwww.ilmiarastirma.net

sinin her isteyeceği şeye anında sahip olacak biçimde yaratılacaktır. Dünyada kazandığı ruh gücünün ahirette daha da artması ile bu kişilerin cennetteki nimetlerden alacakları zevk de Allah’ın izniyle çok yüksek boyutta olacaktır: “Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır.” (Al-i İmran Suresi, 133) İlmi Araştırma, Ocak 2011

63


LM ARAŞTIRMA / MÜMİN AHLAKI İNSAN RUHUNDAKİ DERİNLİĞİ KENDİ KENDİSİNE SORDUĞU SORULARLA ÖLÇEBİLİR: Allah dünya hayatındaki her türlü güzelliği insanların kullanımına vermiştir. Ancak kimin hangi nimetten ne kadar zevk alacağını, Allah insanların imanları doğrultusunda ‘akletmelerine’ ve ‘düşünmelerine’ bağlı kılmıştır. Ve bu önemli gerçek, dünyadaki tüm maddi ve manevi nimetler için geçerlidir. Kişi Allah’ın dilemesiyle kendisine sorduğu bazı sorularla ruhundaki derinliği tespit edebilir ve ruh gücünü, aklını ve iradesini kullanarak artırabilir. Kişi şu soruları mutlaka kendine sormalıdır:. • Acaba ben dünyadaki her nimetten olabilecek en fazla zevki alıyor muyum? • Yoksa benim haberimin olmadığı lezzet boyutları, hiç yaşamadığım derin duygular, derin zevkler var mıdır? • Üzerinden geçip gittiğim ve hayatımda olduğu halde hiç farkına varmadığım güzellikler var mı? • Beni adeta bambaşka bir dünyada yaşatabilecek farklı bir bakış açısıyla düşünerek yaşarsam ne kaybederim ya da ne kazanırım? • Ya da yüzeysel düşünerek, kendimi yormadan, herşeye sathi bir bakış açı-

64 İlmi Araştırma, Ocak 2011

sıyla bakarak yaşamak bana şu ana kadar ne kazandırdı? • Sahip olduğum nimetlerden hiç tatmadığım zevkler alabileceksem, neden bu bakış açısını kazanmak için çaba harcamayayım? Unutulmamalıdır ki insanın maddi ya da manevi her türlü nimettten maksimum lezzetll eri alabilmesi ancak ‘iman’ ill e mümkündür. İman eden kimse, ‘düşünen insan’ demektir. Her an, her yerde, karşılaştığı her konuyu, düşünerek; vicdanını ve aklını kullanarak değerlendirir. Ve her güzelliğin, her nimetin hakkını verebilmek için emek harcar. Allah da iman eden kişinin bu samimi gayretine karşılık, ona hayatının her aşamasından derin hazlar yaşatır. Sevmek, sevilmek, dost olmak, sırdaş olmak, saygı duymak, karşılıklı güven duymak, Allah’ın insanlar için yarattığı güzelliklerden, dünya hayatının küçük büyük her nimetinden şükrederek istifade etmek, bu gibi insanlar için adeta sonuna ulaşılamayan bir hazine gibi, çok derin tatlarla doludur. İman edenler için Allah’ın ruhta yarattığı bu heyecan ve da yaşanan derinlik, diğer insanduygulard ların nimetlerden aldıklları teknik zevkhi edilemeyecek kadar benlerle kıyas dah zersizdiir.

İlmi Araştırma-Ocak 2011-Mehdiyet.com  

İlmi Araştırma-Ocak 2011-Mehdiyet.com

Advertisement