Issuu on Google+

GENÇ ANALİZ Sayı:1 Ocak 2010


GENÇ GELECEK KÜNYE Genel Koordinatör Yiğit Akkoca

İç işleri sorumlusu Burçin Toksöz Dış ilişkiler sorumlusu Hüseyin Alataş Organizasyon Sorumlusu Mihraç Nalbantoğlu

Dünya Ekonomi Araştırmaları Sorumlusu Utku Hatipoğlu Stratejik Araştırmalar Sorumlusu İdil Özmaçin Özel Araştırmalar Sorumlusu Yiğit Akkoca Yurt Dışı Eğitim Danışmanı Anna Begovic

İÇİNDEKİLER • • • • • •

Yeni Bir Yılın Ardından------------------------------------------------Yiğit Akkoca Açılıma Giden Yol--------Barhan Kaynak-İdil Özmaçin-Hamdi Ayar-Emrah Aslan Amerika Ekonomisine Genel Bakış-----------------Utku Hatipoğlu-Sinan Sönmez Nereye Gideceğini bilen kişi için bütün dünya yoldan çekilir---------Şeyda Kaya İzmir ve Musevi Tarihi-------------------------------Yiğit Akkoca-Burçin Toksöz Yurt Dışı Eğiitm Rehberi-1 ----------------Anna Begovic-Eva Morel-Inez Claeys


Yeni bir yılın ardından... Bir yılı daha geride bırakarak,Genç Gelecek(Young Future)olarak hedeflerimiz doğrultusunda adımlarımızı güçlendirdik.2009 hepimizden bir şeyler aldı,kimimize fazlasıyla hakkını verdi kimimize buruk mutluluklar ile gözyaşları...Genç Gelecek açısından ise zorlu bir seneydi 2009.İlk seminerimizin ardından verdiğimiz uzun soluk tempoyu düşürmüştü ancak,yurtdışı bağlarının ve temsilcilik,danışman kurulunun oldukça güçlenmesi ile Haziran-Ekim 2009,topluluk adına yeni umutlar doğurdu.2010 için planlarımızı daha önce duyurmuştuk.Bu sene güçlü adımlarımız ile adım atılmadık yer bırakmayacağız:)2008'den beri ara verdiğimiz e-dergimiz ile bu sene ara vermeden bütün bir yıl sizinleyiz.Yeni yılın ilk dergisi için çok çalıştık ve sizin yorumlarınız ve beklentileriniz doğrultusunda geliştirerek ilerleyeceğiz.Bu sene sizlere www.youngfutureacademy.tr.gg adresinden sesleneceğiz.Aklınıza takılan sorularınızı gencgelecek@windowslive.com adresinde yanıtlayacağız.2010'da da hep yanınızda olacağız... Bir iyilik yapın kendinize ve 2010'da çevrenizde olup bitenleri dört gözle izleyin,harekete geçmek için bir sonraki seneyi beklemeyin.Ailenizin,dostlarınızın ve bu dünyanın size verdiklerinin kıymetini ne kadar bildiğinizi,sahip olduğunuz değerleri ne kadar koruduğunuzu,elde etmek istedikleriniz için ne kadar çaba harcadığınızı gözlemleyin.İçinizdeki sesi dinleyin,Mutlu ve anlamlı bir yıl isteyin... Herkesin Yeni Yılını En içten Dileklerimle kutlarım... Yiğit Akkoca Genel Koordinatör YigitAkkoca@hotmail.com


Açılıma Giden Yol Hazırlayanlar:Barhan Kaynak-İdil Özmaçin-Hamdi Ayar-Emrah Arslan PKK TERÖRÜNE GENEL BAKIŞ 15 Ağustos 1984 günü saat 21.30 da gerçekleşen olay, Türkiye'de yeni bir çağın başlangıcı olarak kabul edilir. Bilindiği gibi bu tarihte PKK, ilk büyük ölçekli silahlı eylemini Eruh ve Şemdinli'de gerçekleştirmiştir. Dönemin siyasetçilerinin "3-5 eşkiyanın işi" olarak yorumladığı ve gerekli tedbirleri almakta geç kaldığı bu ve bunu takip eden PKK terörünün ilk eylemleri, Türkiye gündemini bu yazının yazıldığı 27 Aralık 2009 tarihine kadar meşgul eden olayların ilk kıvılcımlarıdır. Tabi ki terör örgütü o tarihte bir anda ortaya çıkmış bir yapılanma değildir. Örgütün kuruluşu 1974 yılına kadar uzanır. Genel bir tanım yaparsak; PKK, 1974 yılında Abdullah Öcalan tarafından kurulan, Türkiye'nin güneydoğusu, Irak'ın kuzeyi, Suriye'nin kuzeydoğusu ve İran'ın kuzeybatısını kapsayan bölgede bir devlet kurmayı amaçlayan ve bu amaçla söz konusu toprakların Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde kalan kısmına sahip olabilmek için güvenlik kuvvetleri, geçici köy korucuları ve sivillere karşı silahlı eylem yapan yasadışı silahlı örgütün ismidir. Ögütün kuruluş bildirgesi ise 27 Ekim 1978 tarihinde yayınlanmıştır. Yani kağıt üzerindeki kuruluş tarihi bu tarihtir. Ayrıca KADEK ve Kongre-Gel isimleri de kullanılmıştır. PKK'nın 1984'e kadar çalışmalarının temelini yandaş toplamak ve örgüt ideolojisini yaymak oluşturmuştur. 1984'e yaklaştıkça silahlı eylem planları da oluşturulmaya başlanmıştır. 15 Ağustos'ta gerçekleşen eylemin aslında daha önceki bir tarihte yapılması planlanmıştı ama silahlı toplulukların başındaki sorumlulardan bir tanesi ekibiyle saldırıya geçemeyince eylem 15 Ağustos'ta gerçekleşti. Bu tarihten sonra ise PKK ve terör ülkenin gündeminden hiç düşmedi. PKK ve terörü yüzünden Türkiye önceliklerini baştan sıralamak zorunda kaldı. Ülke ekonomisinden, askeri harcamalar için artık daha fazla para ayrılıyordu. Kıbrıs Barış Harekatı'ndan beri savaşmamış olan ordu eğitimini yeniden gözden geçirdi ve gerilla savaşını öğrendi. Yeri geldiğinde askerler de teröristler gibi dağlarda hayatlarını sürdürüyorlardı. Senelerce Güneydoğu'da görev yapan bir komutan, yine aynı bölgede görev almış emekli bir asker olan Hakan Evrensel'in "Güneydoğu'dan Öyküler" isimli kitabının önsözünde "Zaten PKK ile mücadelede, birlikler PKK'lı gibi hareket etmeye başladıklarından bu yana büyük mesafeler alındı." diyerek durumu özetlemiştir. Ülke halkı da artık Diyarbakır, Hakkari, Şırnak gibi illeri ülkenin doğusundaki soğuk iklimli yerlerden daha farklı görmeye başlamıştı. Görüldüğü gibi terör Türkiye'nin tüm kesimlerininin yaşantısını doğrudan


etkilemiştir. Şubat 1999'da Abdullah Öcalan'ın yakalanmasıyla dağılma sürecine giren ve eylemlerine son veren PKK, o günlerde "terör bitti" rahatlığıyla gereken takibin yapılmaması ve önlemlerin alınmaması yüzünden günümüzde yine hayata dönmüştür ve eylemlerine devam etmektedir. PKK'NIN SİYASİ KANADI PKK ve yandaşları, PKK nın emellerini siyasi alanda savunma görevine "Demokratik Toplum Hareketi" ismini vermişlerdir. Bu görüş kapsamında kurulan ilk etkin parti Halkın Demokrasi Partisi'dir (HADEP). HADEP 11 Mayıs 1994 tarihinde kurulmuş, 13 Mart 2003 tarihinde "yasadışı faaliyetlerin merkezi" olduğu gerekçesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmıştır. HADEP'i Demokratik Halk Partisi (DEHAP) izlemiştir. DEHAP, DTP nin 9 Kasım 2005 tarihindeki kuruluşuna destek verip tek partide birleşme adına kendisini fesh etmiştir. PKK ile özdeşleşen partiler içinde Demokratik Toplum Partisi'nin(DTP) yeri önemlidir. Bağımsız olarak TBMM' ye soktuğu adaylarla meclis içerisinde bir grup oluşturmuştur. DTP'li milletvekilleri partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldığı 11 Aralık 2009 tarihine kadar tavır ve söylemleriyle halkın çoğunluğunun tepkisini çekmiştir. Gazeteci Emin Çölaşan'ın "22 PKK'lı Meclise girdi, PKK'nın sesi artık Meclis'ten duyurulacak." sözleri uzun süre ülke gündeminde kalmış ve oldukça fazla sayıda destekçi bulmuştur. DTP'nin diğer önemi ise ana konumuz olan açılım sürecindeki Demoktarik Toplum Hareketi partisi olmasıdır. Demokratik Toplum Hareketi içinde zaman zaman Halkın Emek Partisi (HEP) ve Demokrasi Partisi (DEP) de gösterilmiştir. Ahmet Türk gibi kişilerin zamanında DEP üyesi olması, ve DEP milletvekillerinin Meclis'te Kürtçe yemin etmeleri bu görüşü savunanların kanıt olarak gösterdiği durumlardır. Ama bu iki parti burda bahsettiğimiz üç partiye göre teröre ve terör örgütüne destek bakımından daha önemsiz kalmaktadırlar. Burda sıcak dönemin üç partisini ele aldık. Demokratik Toplum Hareketi'nin kurulan son partisi ise, 2008 yılında kurulan Barış ve Demokrasi Partisi'dir (BDP). Parti adını DTP'nin kapatılmasından sonra genel merkezini DTP Genel Merkezi'ne taşımasıyla duyurmuştur. Böylece kamuoyunda oluşan "BDP, DTP'nin yedeğidir." fikri doğrulanmış oldu. Peki bu partiler halktan ne kadar destek gördü? Burada size bu partilerin genel seçimlerde aldıkları oyları ve oranları verelim, kararı siz verin. Genel seçimleri baz almamızın sebebi, yerel seçimlerde seçmenlerin parti ismi ve ideolojisinden çok, adayın kişisel özelliklerini ve ismini göz önünde bulundurmasıdır.

Oy Oranı

Oy

Parti

1995 %4,17

1,171,623

HADEP

1999 %4,75

1,482,196

HADEP

2002 %6,14

1,933,680

DEHAP


2007 %3,92

1,334,518

DTP (Bin Umut Adayları)

2006 nufus sayımına göre Türkiye'de 8 milyon civarı Kürt asıllı vatandaş olabileceği varsayılmaktadır. DEMOKRATİK AÇILIM Projenin kamuoyuna ilk gelen ismi "Demokratik Açılım" olsaydı, belki de gündemi bu kadar meşgul etmeyecekti. Açılımın başına "Kürt" sözcüğü geldiği an içi boş bir dosya bile olsa dikkat çekeceği aşikar. "Kürt" sözcüğünün telaffuzunun bile toplumda yarattığı dikkat aslında başlı başına bir inceleme konusu. PKK'nın görüşleri ve destekçileri düşünüldüğünde PKK ile Kürt vatandaşlar arasında insanların kafasında ister istemez bir bağlantı oluşuyor. Yanlış olan şey "PKK= tüm Kürtler" düşüncesi. Maalesef bu düşünce bazen kasıtlı olarak kamuoyuna aşılanmaya çalışıldı, hala da bu çabalara şahit oluyoruz. DTP sözcüleri bile neredeyse "Kürt halkı biziz" durumuna getirmişlerdi konuyu. Aslında bu önyargının oluşmasındaki etkenler çeşitli. Kürtlüğün, Türklüğün bir boyu olduğunu öğretmeyen eğitim sistemi de hatalı, televizyona çıkıp belgelerle bu gerçeği kanıtlayan öğretim görevlilerine saldıranlar da hatalı. Bir topluluk içinde konuşurken yüksek sesle "Kürt" sözcüğünü telaffuz etmekten kaçınanlar da hatalı, aynı toplulukta konuşmaya kulak misafiri olanın "hoop kardeşim bende Kürt'üm" diye kavga çıkarması da hatalı. Teröre karşı oluşan nefret ve karşılıklı ufak hataların birleşimi bu büyük önyargıyı yarattı aslında. At eti satan bir kasap yüzünden tüm kasapları lanetlemek ne kadar doğruysa, PKK terörü yüzünden tüm Kürt asıllı vatandaşları lanetlemek de o kadar doğrudur. Asıl tanımlanması gereken ise şudur: Türkiye'nin Kürt sorunu mu vardır, yoksa terör ve PKK sorunu mu? Peki nedir bu açılım? Neyi açacaklar? 30 sene neyi beklediler? Askerlerimiz boşuna mı öldü? Gerek mi var açılıma? Bunlar yaklaşık bir senedir halk tarafından sorulan soruların başlıcaları. Şimdi açılım ilk gündeme geldiğinde nasılmış, ne evrelerden geçmiş, ne hale gelmiş, neler değişmiş bir düşünelim. Bakalım bu soruların cevapları süreç içinde yanıtlanmış mı? NASIL ÇIKTI, NEREDEN ÇIKTI, İÇERİĞİ NEDİR ? Aslında en başta kimsede bu soruların cevabı yoktu. Kimbilir belki ilk çıkaran kişi bile Kürt açılımının içeriğini bilmiyordu. Endişe duyulan durum ise açılım fikrinin İmralı’dan çıktığı ve bu doğrultuda yürütüleceği düşüncesiydi. Bu düşüncenin çıkış nedeni DTP’li milletvekillerinin uzlaşmacı tutum sergilememesi üzerine Öcalan’ın bu vekillere göstermiş olduğu tepkiydi. Zira daha sonraki süreçte DTP’nin kapatılmasından sonra istifa etmesi gündeme gelen milletvekillerinin Öcalan’ın talimatı doğrultusunda istifa etmeyip,yeni kurulan BDP’ye geçmeleri Öcalan’ın milletvekilleri üzerindeki etkisini göstermektedir. Tam olarak ne olduğu bilinmese de “yol haritası”nın içeriğinde Öcalan’ın dediğine göre; eğer “Kürt sorunu” hakkında bir çözüme ulaşılacaksa bunun başta kendisi olmak üzere PKK’nın da muhatap alınarak yapılması gerektiği fikri vardı. Muhalefetin ısrarlı ve biraz da sertçe "anlatın da anlayalım çıkışları" iktidar tarafından püskürtüldü. Daha sonra Başbakan ana muhalefet liderine görüşme teklif etti. Baykal, "Görüşme bitince halka açıklarım" dediğinde bu görüşme girişimi de sonuçsuz kaldı. İlk zamanlar Kürt açılımının içeriğini hiç kimse tam olarak anlayamadı. Ama şimdi 2009 Aralık ayından dönüp baktığımızda açılım sürecinin başlarında açıklanan hedeflerin şunlar olduğunu


görüyoruz. 1- Silah bırakma Açılımda öncelik PKK nın silah bırakmasına veriliyordu. PKK tümüyle silah bıraktıktan sonra gecikmeden adımlar atılacaktı. Aslında bu hedef, açılımın getirdiği bir yenilik sayılmaz. Sonuçta bu istek 25 yıldan beri sürekli dile getiriliyor ve ne kadar dikkate alındığı ortada. 2- TCK'nın 220. maddesine işlerlik kazandırmak Bilindiği gibi 220. madde sayesinde terör örgütü mensupları pişmanlık yasasından yararlanabiliyorlar. Düşündüğümüzde bu madde de açılımla gelen bir yenilik değildir. Terör örgütü yandaşları zaten uzun zamandır bu maddeden yararlanıyorlar. 3- Öcalan'a tecritin kaldırılması Bu madde Öcalan'ın yanına 5 veya 6 mahkum gönderilmesini öngörmüştü. Bildiğimiz gibi bu madde geçtiğimiz aylarda uygulandı ve İmralı'ya 5 mahkum gönderildi. DTP ise bunu doğru fakat geç kalınmış bir karar olarak yorumladı. Bu kararın biraz üzerinde durmakta fayda var. Abdullah Öcalan suçu sabit görülmüş bir teröristtir ve yaklaşık 30 bin kişinin ölümünden sorumludur. Bu suçlunun yanına hapishane arkadaşları göndermek sadece Öcalan'ı ve terör örgütü yandaşlarını mutlu eder. Bu maddenin hedefleri arasında Kürt asıllı vatandaşlarımıza hizmet götürmek olmadığı aşikardır. 4- Yurtdışındaki Kürtlere vatandaşlık Bu madde ile çeşitli zamanlarda, çeşitli sebeblerle vatandaşlıktan çıkarılan Kürt kökenlilerin içinden teröre asla bulaşmamış ve destek vermemiş olanlara vatandaşlıklarının geri verilmesi planlanıyor. Bu madde doğru uygulanırsa olumlu bir hareket olarak gerçekleşir. Sebebsiz yere haklarından mahrum kalan vatandaşlarımızın haklarını geri almalarını elbette isteriz. 5- Bölge vatandaşlarına şefkat Devlet görevlilerinin bölge halkına şefkatli ve hoşgörülü davranmasını sağlamak bu maddenin ana amacıdır. Bu da üzerinde durulması gereken bir konudur. Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz aylarda Hakkari'de gerçekleşen olayda bir polis memuru, Seyfi Turan isimli bir çocuğu döverek yaralamıştı. Bunun üzerine memur vali tarafından açığa alındı ve çocuk Jandarma Kolordu Komutanı tarafından hastanede ziyaret edildi. Bu basın tarafından açılımın hayata geçirilmesi olarak yorumlanmıştı. Aslında bu biraz riskli bir konu. Elbette o bölgede görev yapan memurların halka gereksiz eziyetine izin verilmemeli. Ama bu maddeye bir de "bölge halkının polise ve askere şefkat göstermesi" şartını koymak lazım. Elbette burda anlatılmak istenen tüm bölge halkı değil. Terör örgütü lehine eylemlere katılıp devlet görevlilerine molotov kokteyli ve taşlarla saldıran vatandaşlardan bahsediyoruz. Geçtiğimiz günlerde PKK'nın kuruluşu ve DTP'nin kapatılışı sebebiyle gerçekleşen olayları hepimiz izledik. Güvenlik güçlerinin zor durumda kaldığını da gördük.


Haberlerde Avrupa’da gerçekleşen gösterilerde molotov kokteylinin çok ender atıldığını görüyoruz. Çünkü o öldürücü bir silah olarak kabul edilir ve bu saldırıya maruz kalan güvenlik güçlerinin cevabı çok şiddetli olur. Türkiye'de ise her eylemde molotov kokteylleri yüzünden güvenlik güçleri zor durumda kalmaktadır. 6- Kürtçe engeli kalkacak Bu madde ile hedeflenen Kürt vatandaşlarımızın dillerini heryerde özgürce konuşabilmesidir. Yapılacak tüzük ve yasa değişiklikleriyle cezaevlerinde, köy isimlerinde ve çocuk isimlerinde Kürtçe serbest bırakılacak. Ayrıca televizyon yayınlarında da Kürtçe'nin serbest bırakılması amaçlanmıştır. Ayrı ayrı ele aldığımızda açılımın getirdiği tek yenilik köy isimlerinin Kürtçe olabilmesidir. Baran, Berivan gibi Kürtçe isimler zaten kullanılıyor. Kürtçe yayın yapan kanal ise devletin kendisi tarafından zaten açılmış durumda. Türkücüler de programlarında istedikleri dilde eserleri özgürce söyleyebilmektedirler. Ele alınması gereken diğer bir konu ise dağlardaki "Ne Mutlu Türk'üm Diyene!" sözlerinin kaldırılacağı söylentisidir. Bölgenin durumu ve günümüz şartları düşünüldüğünde bu tamamen hedeflenenden farklı bir etki yaratacaktır. Yukarıda belirttiğimiz gibi Kürtlüğün aslında Türklüğün bir boyu olduğunu ve Atatürk'ün bu sözünün derin anlamını bölge insanına öğretmek belki birkaç yazıyı silmekten daha zordur ama daha faydalı olacağı kesindir. Görüldüğü gibi açılım sürecinin başında temel amaç olarak bu maddeler basınımıza sızmıştı. Baktığımızda yenilik olarak gösterilen durumlardan sadece Öcalan'a arkadaş gönderilmesi ve yurtdışındaki Kürtlere vatandaşlıklarının geri verilmesi gerçekten yeni hedeflerdir. Öcalan'a arkadaş gönderilmesinin Kürt halkının refahıyla ne kadar ilgili olduğu da ayrı bir tartışma konusudur. Aslında bu maddelerin eğer gerçekten varsa açılımın içeriği hakkında fikir vermesi beklenebilir. Peki neden sorusuna cevap bulabildik mi? Maddelere tek tek baktığımızda zaten gündemden hiç düşmeyen olayların biraz süslenerek önümüze konduğunu görüyoruz. Bunun yapılma amaçlarını düşündüğümüzde aklımıza gelenler nelerdir?Açılımı, devletin tüm istekleri ve emelleri belirli bir isim ve düzen altında toplama çabası olarak düşünebiliriz. Tam zıt taraftan iktidarın bir şeyler yapıyormuş gibi gözükerek Kürt soylu vatandaşların oylarını çekmek istediğini de düşünebiliriz. Bunların ikisi de doğru olabilir. Yani iktidar bilinen ve daima gündemde olan amaçları yeni bir başlık altında toplayıp yeni bir oluşum yarattığını savunarak oy peşinde koşuyor olabilir. Açılımda Son Durum Teröristlerin teslim olması olayının şova dönüştürülmesi, PKK’nın kuruluş yıldönümü ve DTP’nin kapatılması sonrası çıkan olaylar ve açılım sürecinde devam eden terör saldırıları, sürecin zamanla işlevini yitirmesine yol açtı.Halkın tepkisinden çekinen iktidar açılımı gündemden bir süreliğine geri çekmek zorunda kaldı. Aslında, ilk büyük olay karşısında iktidarın geri adım atması açılım sürecinin sağlam temellere dayanmadığının kanıtı olarak gösterilebilir. Bütün bu tabloya bakıldığında açılımdan geriye kayda değer bir şey kalmadığı görülmektedir.


Amerika Ekonomisine Genel Bakış Hazırlayanlar:Utku Hatipoğlu-Sinan Sönmez Amerika Kıtası'nın 1492'de Avrupalı kaşifler tarafından keşfinden sonra İspanyollar, Portekizliler, İngilizler ve Fransızlar, buradaki yerli halkların topraklarına el koydular. İngilizler, Amerika'daki topraklarını genişlettikten sonra, İngiltere başta olmak üzere çeşitli ülkelerden göçmenler alıp buralara yerleştirerek koloniler kurdular.18. yüzyıl ortalarında, bu kolonilerin sayısı 13'e yükseldi ve bu Onüç Koloni, Amerika Birleşik Devletleri'nin temelini oluşturdu. Amerika Kıtası insanlar için yeni olanaklar ve yeni bir hayat sağladı. Daha sonra, bu koloni sistemi sömürgecilik politikasına dönüştü. İngiliz kolonileri Birleşik Krallık'a endüstri konusunda hizmet ediyordu. İngilizler kolonilerden vergi alıyordu. Koloniler zaman içinde İngiliz devletinden farklı bir kimlik geliştirmeye başladı. Nüfus hızla büyüyor, tarıma dayalı ekonomi gelişiyor, iş adamları ticari ataklarda bulunuyordu. Dinsel yapıda da farklılık vardı. Avrupa'dan gelenler tutucu bir protestanlık geliştirmişti. Yönetimleri ise İngiltere dekinden farklıydı .Kolonilerin her birinde iki yasama meclisi bulunuyordu.Bu yasama meclisleri alt meclis ve üst meclis olarak ikiye ayrılmıştı. Alt meclis bölgede bulunan mal sahipleri tarafından seçiliyordu.Krallığı temsil eden üst meclisin üyeleri ise İngiliz Kralı tarafından tayin ediliyordu.Bu kolonilerde yaşayanlar kendi aralarında mahkemeler kurmuşlar ve İngiliz Hukukunu uyguluyorlardı. 1756-1763 yıllarında İngiltere’nin yaptığı 7 yıl savaşları diye adlandırılan savaşlar İngiliz mali sistemi üzerinde büyük bir yük oluşturuyordu. İngiltere bu yükü hafifletmek amacıyla kolonilere yeni vergiler uygulamaya başladı.Bu vergiler koloniler arasında büyük huzursuzluğa sebeb oldu çünkü koloniler ödedikleri bu yüksek vergilerin karşılığını hiçbir şekilde alamıyorlardı. Uzun süreden beri planlanan olan bağımsızlık projesi hayata geçirilmeye başlanmıştı özellikle tütüne getirilen ek vergilerin bu bağımsızlık mücadelesinin fitilini ateşlediğini söyleyebiliriz. Savaşın başlarında George Washington ve Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan ve özgürlük isteklerini dile getiren Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'ni yayınladı. Altı yıl süren savaşlar sonunda George Washington komutası tarafından verilen mücadele kazanıldı . İngiltere geri çekilmek zorunda kaldı ve 1783 yılında Amerika da ki 13 koloninin bağımsızlığını resmi olarak tanıdı ve bu 13 koloni Amerika Birleşik Devletini resmi olarak kurucuları sayılıyor anayasanın hazırlanıp tamamlanmasından sonra Amerika vatandaşlığı üst kimliği oluştu. Amerika bayrağındaki 50 yıldız içişlerinde bağımsız 50 eyaleti temsil etmektedir. Ayrıca Amerika ülkeyi anayasayla yöneten bir başkanın seçimle


başa geldiği ilk modern demokratik cumhuriyettir.Bu manada Fransız Devriminin bir nevi öncüsü konumundadır. Amerika tarihi’nin en önemli dönüm noktası ise şüphesiz İspanyayla yapmış olduğu ABD tarihinin en kısa savaşıdır.O dönemde Küba İspanya işgali altında bulunmaktaydı Amerikan basını ve senatörleri sürekli Küba halkının özgürlüğünden yana olduğunu belirten açıklamalarda bulunuyorlardı. 15Şubat 1898 de ABD savaş gemisi Maine Limanın da havaya uçuruldu . Abd bu olaydan İspanyayı sorumlu tuttu. 20 Nisan da ABD kongresi İspanya’nın Küba dan çekilmesini istedi. 24 Nisanda ise İspanya ABD ye savaş ilan etti. Güçlü Amerikan donanması karşısında yetersiz kalan İspanyol ordusu yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldı. İlk çatışma Küba da değil başka bir İspanyol sömürgesi olan Filipinlerde başladı ve İspanyol donanması Amerikan kuvvetleri tarafından batırıldı.Ayrıca Küba’nın Santiago Limanında başka bir İspanyol filosu batırıldı.ABD savaş boyunca 400 askerini kaybetti hastalıktan ölenlerin sayısı ise 5000di. Savaş sonunda İspanya Amerika ve Asya kıtasındaki tüm sömürgelerini yitirirken Amerika ilk sömürgesini kazanmıştır.İspanya Küba üzerindeki bütün haklarından vazgeçti Guamtemala , Porto Riko ve Filipinleri Amerikaya bıraktı. Amerika bu savaştan sonra gelecekte oluşacak olan büyük emperyal devletin ilk adımını atmıştır diyebiliriz. Modern Amerikan Ekonomisi’nin tarihi Avrupalı sömürgecilerin yeni kazanımlar elde etmeye başladıkları 16. 17. yüzyıllara dayanır. Amerika’yı ilk keşfeden Avrupalı kaşiflere Hindistan’a geldiklerini sanarak yerli halka yanlışlıkla Hintli demiştir. Bahis konusu olan bu yerli halk bazen kabileler bazen de kabile konfederasyonları şeklinde örgütlenmişlerdir. Bu halkların yerli halklarla bile çok az temas halindeydiler. Geliştirdikleri bu ekonomik sistem Avrupalıların gelmesiyle birlikte yerle bir oldu. Avrupalı kolonicilerden şüphesiz en başarılı olanı İngiltere idi. İngiltere’nin koloni kurmak ve yönetmekteki bu başarısı tartışılmazdı. Bu başarısı tartışılmaz İngiltere’nin imtiyazlı şirketler kurmasına dayanıyordu buna ek olarak Kral tarafından bu şirketlere özel teşvikler veriliyordu ama bu şirketler kısa zamanda karlar elde etmek istedikleri için bölgede bulunan kolonilerdeki imtiyazlarını bölgedeki özel teşebbüslere devrettiler. Bunun önemi ilk başlarda pek anlaşılamamıştı İngiliz şirketleri tarafından ama gelecekteki siyasal sonuçları çok ağır oldu. Bu şirketler kurulacak olan Amerika Birleşik Devleti’nin temelini oluşturmaya başladılar. Kolonilerin ilk baştaki zenginlik kaynağı kürk ticaretiydi. Bölgede yakaladıkları hayvanların kürklerini satarak çok büyük sermaye elde edilmeye başlanmıştı. Diğer bölgelerde ise balıkçılık çok büyük bir geçim kaynağıydı. Yerel halk genellikle küçük bölgelerde yaşıyor ve kendi kendilerine yeterli oluyordu. . Birkaç küçük kentte ve North Carolina, South Carolina ve Virginia ´daki büyük çiftliklerde temel gereksinim mallarının bir kesimi ve lüks maddelerin hemen hepsi tütün, pirinç ve çivit karşılığında ithal ediliyordu. Koloniler büyüdükçe destek endüstrileri gelişmeye başladı. Çeşitli bıçkı evleri ve tahıl değirmenleri ortaya çıktı. Koloniciler önceleri balıkçı tekneleri ve sonradan da ticaret tekneleri yapmak için tersaneler kurdular. Küçük demir döküm atölyeleri de açtılar. XVIII.Yüzyıl´a gelindiğinde bölgesel ekonominin


biçimi ortaya çıkmıştı; New England kolonileri gönenç yaratmak için gemi yapımına ve denizciliğe dayanıyordu; Maryland, Virginia ve Carolinalar´daki çoğunlukla köle çalıştırılan büyük çiftliklerde pamuk, pirinç ve çivit üretiliyordu; New York, Pennsylvania, New Jersey ve Delaware´deki orta koloniler de deniz yoluyla mal ve kürk taşımacılığı yapıyorlardı. 1787 de kabul edilen ve günümüze kadar yürürlükte kalan ABD Anayasası birçok bakımdan yaratıcı bir deha’nın eseridir. Bir ekonomik yasa olarak Maine’den Georgia’ya ve Atlas Okyanusundan Missisipi Vadisine uzanan tüm ülke birleşmiş ya da ortak bir Pazar oluşturduğu hükmü getirmiştir. Eyaletler arası ticarette hiçbir gümrük veya resmi vergi uygulanmaz. Ülke’nin kurucularından biri olan ayrıca ilk maliye bakanı Alexander Hamilton federal hükümetin yeni doğmuş endüstrilere açık destek sağlayarak ve onları koruyucu gümrük tarifeleri uygulayarak onları beslemeye yönelik bir ekonomi stratejisi’nin izlenmesi gerektiğini savunuyordu. Ayrıca kolonilerin bağımsızlık savaşı sırasında yüklendikleri borç yükünü azaltmak için yeni bir ulusal banka kurulmasını istiyordu. Yeni hükümet Hamiltonun bu isteklerine direndiyse de başa çıkamayarak kabul etmek zorunda kaldı ve bu yasalar 20. yy. ın ilk yarısına kadar devam etti. İlk Birleşik Devletler Ulusal Bankası 1791’de kuruldu , 1811’e kadar çalıştı ve o tarihte yerini başka bir bankaya bıraktı. Bu dönemde Amerika da yeni tarım ürünleri’nin icadı ülkenin yapısının değişmesinde etkili olmuştur.Özellikle çırçır makinesinin (pamuğu tohumlarından ve yabancı maddeden ayıran makine) icat edilmesi büyük bir gelişim göstermiştir. Güneydeki toprak sahipleri sık sık batıya giden küçük çiftlikleri satın alarak büyük topraklara sahip oldular . Tarımın köle çalıştırmaya dayandığı bu dönemde bazı çiftlik sahipleri önemli miktarda sermaye sahibi oldular. 19. yy.da yaşanan ekonomik krizler Amerikan ekonomisini pek etkilemedi . Yeni icatlar ve sermaye yatırımları yeni endüstriler kurulmasına ve ekonomik büyümeye yol açtı . Ulaştırma geliştikçe yeni pazarlar oluşmaya başladı. Buharlı gemiler nehir trafiğinin daha ucuz ve hızlı olmasını sağladı ; fakat demiryollarının gelişmesi daha büyük bir etki yarattı ve geniş arazi bölümleri kullanılmaya başlandı. ABD de iç savaş (1861-1865) Kuzey bölgesinin zafer kazanmasından sonra ekonomik gelişme hızlı bir büyüme gösterdi. Endüstrileşme yaygınlaştı. Köleciliğe dayanan tarım anlayışı kaldırıldı. Birçok Amerikalı özel girişimlerde bulundu ve yepyeni sanayi kuruluşlarının doğuşu bu yıllarda başladı . Amerikalılar genel anlamda büyük işadamları olarak algılanmaya başlandı. Bu iş adamlar sınırsız güç ve servet peşinde koşuyorlardı hayatlarındaki tek amaç parasal büyümeydi bu sırada ülkede tabiri caizse bir icat patlaması yaşanıyordu. Bu dönemde büyük çiftlik ekonomisi yavaş yavaş ortadan kalkmıştı. Telefon , elektrik , gramofon hepsi bu dönemlerde icat edildi. Prensilvanya da ilk petrol bu dönemde bulundu. Ayrıca ülke’nin yer altı kaynaklarını ortaya çıkarmak için çok büyük bir çalışma başlatıldı. Zengin kömür yatakları , bakır madenleri ,açılan büyük altın ve gümüş madenlerini yeni kurulan çimento fabrikaları izledi. Endüstri büyüdükçe seri imalat yöntemleri Frederick W.Taylor , bilimsel yöneticilik konusunda öncü oldu ; her işçinin işlevini belirledi ,onların çalışmalarıyla ilgili daha etkin ve önemli görevler yarattı. (Gerçek seri imalat yöntemini Henry FORD geliştirdi ve 1913 te her işçinin tek bir basit işlem


yapacağı hareketli otomobil montaj bandını kurdu.) Amerika tarihinin ilk yıllarında politikadaki liderlerin çoğunluğu federal hükümetin,ulaştırma alanı hariç, özel sektöre pek fazla karışmasında isteksiz davranmışlardır. Genelde "bırakınız yapsınlar" doktrinini benimsemişlerdir; anılan doktrin yasaların ve düzenin korunması dışında hükümetin ekonomiye müdahale etmesine karşıdır. XIX. Yüzyıl´ın ikinci yarısında, küçük işletmeler, çiftlikler ve işçi hareketleri hükümetlerin onlar adına müdahalesini istemeye başlayınca bu davranış da değişmeler gösterdi. Ekonomiye hükümet müdahalesi en önemli yükselişini 1930´ların Yeni Düzen döneminde elde etti. 1929´da sermaye piyasasının çöküşü ülke tarihindeki en ciddi ekonomik karışıklığı, yani Büyük Bunalım´ı (1929-1940) yaratmıştı. Başkan Franklin D.Roosevelt (1933-1945) bu olağanüstü durumu aşmak amacıyla Yeni Düzen´i başlattı. Amerika´nın modern ekonomisini belirleyen en önemli yasaların ve kurumların çoğu Yeni Düzen döneminde yaratılmıştır. Yeni Düzen yasaları federal hükümetin yetkisini bankacılık, tarım ve sosyal güvenlik alanlarına yaydı. Ücretlere ve çalışma saatlerine ilişkin asgari standardları belirledi ve çelik, otomobil ve kauçuk ürünleri gibi endüstri alanlarında işçi sendikalarının yayılmasında aracı rolü oynadı. 2. Dünya savaşından sonra ise Amerika eski kıtlık dönemlerinin büyük buhran döneminde yaşanan sıkıntıların tekrar yaşanacağı korkusu tüm Amerikalı yöneticileri sarmıştı ama beklenen talep daralmasının aksine çok şiddetli bir talep patlaması yaşandı. Otomotiv endüstrisi başarılı bir biçimde yeniden araç üretmeye döndü , havacılık ve elektronik gibi yeni sektörler büyük gelişme gösterdi. Kısmen askerden dönenlere sağlanan ipotek kolaylıklarının sağladığı faydalar sayesinde inşaat sektörü büyük bir atılım gösterdi. Ulusun 1940 da 200 milyar dolar olan gayri safi milli hasılası 1960ta 500 milyar düzeyine ulaştı. Her geçen gün daha çok insan Amerikan orta sınıfına dahil oldu. 1960dan sonraki yıllarda ise Amerika zenginliğini her geçen yıl arttırarak devam etti. Dünya üzerinde çeşitli derneklerin kurulmasına öncülük ederek Petrol İhraç Eden Ülkeler , NATO vb… dünya üzerinde hakimiyetini arttırdı. 1980lerden sonra ise zaman zaman çeşitli ekonomik krizler yaşamasına ve ağır hasarlar almasına rağmen kısa zamanda toplanmayı becerebildi. Bu krizlerden şüphesiz en büyük olanı 1980 de yaşanan krizdir. Amerikan ulusu çok büyük bir daralma yaşamış iflaslar bir önceki yıla göre yüzde elli artmış , tarım ürünleri ihracatı ciddi oranda düşüş göstermiş faizlerde artış görülmüş enflasyon baş edilemez bir hale gelmişti. Bu kriz 1983 yılına doğru düzelme eğilimi göstermiş enflasyon yüzden 5 in altına düşmüştür. 1990 da Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle ticaret alanı genişledi . Dünya tek kutuplu bir hal aldı. Amerika dünyada ki en büyük güç konumuna gelmişti. Teknolojik gelişmeler çok sayıda yeni ve gelişmiş ürün ortaya çıkardı. 2008 yılının son aylarında yaşanan büyük ekonomik kriz ise Amerikan ekonomisine büyük bir darbe indirdi 300 e yakın özel banka kapandı. Batmaz denilen asırlık finans kuruluşlarının batmasına devlet göz yumdu onları kurtarmak için gerekli ödeneği sağlamadı. Borsalar büyük kayıplar yaşadılar . Bu kriz için asrın krizi diyenler dahi oldu ama görünen o ki bu krizde kısa zamanda atlatıldı gözüküyor en azından borsaların ülkelerin ekonomilerinin en büyük göstergeleri kabul edildiğini göz önüne alırsak borsalar kayıplarını kısa zamanda telafi ettiler.


KAYNAKÇA :Wikipedia , Amerikan İmparatorluğu kitabı ,Amerika Birleşik devletlerinin ana hatları kitabı, İslamikariyer.net web sayfası, ABD Tarihi kitabı...

‘Nereye gideceğini bilen kişiye yol vermek için bütün dünya bir yana çekilir…’ Hazırlayan:Şeyda Kaya Nereye gideceğimizi biliyor muyuz hepimiz? Buna yön vermenin vakti gelmedi mi yoksa? Hedefi var mı bu yazıyı okuyan Genç Gelecek’li arkadaslarımın? Benim artık var… Herkes için hayatında belirli dönüm noktaları olur bilirsiniz, bazı anlar önemlidir, bazı küçük şeyler aslında küçük değildir. Benim için 7-8-9 Aralık’ta yaptığım Ankara gezisi bir dönüm noktasıydı. Çünkü okuduğum bölüme ve mesleğime karşı olan duruşum belirgin bir hale büründü bu gezi sayesinde, bakış açım değişti hayata dair. Büyüdüm hatta, bu kadar ciddi bir gelişim aşamasıydı bu gezi. Bunu sizlerle paylaşmak istedim. İzmir Ekonomi Üniversitesi’nin Uluslararası ilişkiler ve AB kulübünün düzenlediği bir geziydi, Genç Gelecek Akademi sayesinde haberim oldu. 20 kişi gittik Ankara’ya. Pazartesi günü gezimize ilk olarak ABGS (Avrupa Birliği Genel Sekreterliği) ziyareti ile başladık. Öncelikle Türkiye dış politikası ve AB ile ilgili güncel konulardan bahsettik, sorular sorduk tatmin edici cevaplar aldık. Daha sonra bizlere kurumda staj yapmak veya çalışmak istersek bunun yolları ve aşamaları nelerdir bunlardan bahsettiler. Çok sıcak ve güzel bir görüşmeydi bence. İkinci durağımız Dış İşleri Bakanlığı idi. İşte dedim girince, olmak istediğim yer burası. Ve hayalimin gerçekleşmesinin açıkçası çok kolay olacağını düşünüyordum. Yanılmışım ne yazık ki. Dış İşleri Bakanlığı’na girmek gerçekten de çok zormuş. Görüştüğümüz kişi bakanlığa nasıl girildiğini, sınav aşamalarını,


sınavda ne gibi sorular çıkabileceğini, mülakatın nasıl geçtiğini anlattı. Orda olan herkesin yüzü görülmeye değerdi. Korkmuştuk, inancımız kırılmıştı. Ama aslında bu bizi kamçıladı en azından beni yani ;) çünkü artık hayal kurmuyorum, ne yapmam gerektiğinin farkındayım, ve başladım bile … ilk günün son durağı Dış Ticaret Müsteşarlığı oldu. Bakanlıktaki gibi bir görüşmeydi. Yine işe girmenin kolay olmadığını, küçükparkta nargile içip kafe kafe dolaşmanın bizi hiçbir yere götüremeyeceğini anladık ikinci kez. Üzüldüm mü peki? Tabiî ki hayır, yolunu çizmiş bir suyun önünde dağ olsa duramaz çünkü… Akşam grup olarak çok güzel bir mekana fasıla gittik. Bunu burada anlatıp sizlerin canını çektirmek istemem arkadaşlar ama gerçekten eğlenceliydi. Ertesi sabah Anıtkabir’e Atamızı ziyarete gittik. Son derece duygusal anlar yaşadı herkes. Çünkü ülkenin içinden çıkılmaz hali herkesi Ata’dan yardım istemeye yöneltmişti. Ama oradan ayrılırken güçlenmiştik, biliyorduk ki bizler değiştirecektik geleceği, çünkü gelecek bizdik, biz gençtik. Anıtkabir’den sonra CHP’ye gittik. Bizi Onur Öymen karşıladı. Bir buçuk saat kadar sohbet etme şansımız oldu kendisiyle. İnanılmaz derecede faydalıydı bizler için, hem güncel konuları bu kadar rahat tartışabileceğimiz birkaç isimden biriydi kendisi hem de istersek ilerde onun ve onun gibilerin koltuğunda bizler bulunabileceğimiz için şevk vericiydi. Basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, kadın erkek eşitliği, kürt açılımı, Kıbrıs sorunu ve ermeni protokolüyle ilgili bir çok konuda görüşlerini bizlerle paylaştı, ve bizleri aydınlattı. Oradan meclise geçtik. Fakat bu cümlenin 3 kelimeden oluştuğuna aldanmayın arkadaşlar, sanki başka bir gezegenden gelmiş uzaylıların dünyaya girişi kadar zordu. Adım başı üstümüz ve çantalarımız aranıyordu ve fazlasıyla yavaştı. Evet dedim kendi kendime buradaki insanlar gerçekten önemseniyor, mecliste olmak hakikaten bir ayrıcalık, neden ben orda olmayayım ki?... Mecliste bizi CHP İzmir milletvekili Ahmet Ersin karşıladı, hep birlikte öğle yemeği yedik. Sorularımıza içtenlikle cevap verdi, samimi bir sohbetti. Günün dördüncü adresi USAK (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu) oldu. Kurumun kuruluş amacını, işlevlerini, yürüttüğü çalışmaları dinledik, iş ve staj olanaklarını öğrendik. Akademik olarak kendini geliştirmek isteyen arkadaşlar için ne kadar da uygun bir yer olduğunu farkettik. Ve yoğun tempomuzu sonlandırdığımız nokta Hazine Müsteşarlığı’ydı.


Kuruma girebilmek için hangi aşamalardan geçmemiz gerektiği anlatıldı uzun uzun ve biz yine bir devlet kurumuna girmek istiyorsak her açıdan kendimizi geliştirmek zorunda olduğumuz gerçeğiyle yüz yüze geldik. Bu iyi bir şeydi, uyanmamızı sağlayan ufak bir tokat gibi… Son gün hepsinden güzeldi bence, parti ziyaretleriyle doluydu. Önce AKP’ye, oradan Hak ve Eşitlik Partisi’ne gittik. AKP’de bizi Sema Özdemir karşıladı, belki bizim fazla eleştirici bir yapımız olduğu için belki de onların ‘’biz yaptık, oldu’’ tavrı yüzünden görüşme genelde gergin geçti. Osman Pamukoğlu ile görüşmemiz ise kelimenin tam anlamıyla ‘etkileyici’ydi. Oradan çıktığımızda kimsenin söyleyebilecek fazla bir lafı yoktu. Daha sonra mecliste MHP ziyareti yaptık, Oktay Vural ile görüştük. Nerde ne söylemesi gerektiğini bilen insan tanımına harfiyen uyan bir kişi Oktay Bey, sorduğumuz her soruda bizleri çok iyi bir şekilde yanıtladı ayrıca çok sıcaktı bizlere karşı. Daha sonra İzmir MHP milletvekili Erdal Sipahi ve Prof. Dr. Mevlüt Karakaya ile birlikte mecliste yemek yedik. Yine çok samimi bir sohbet ortamıydı, bizlere kendimizi önemli hissettiriyorlardı. Son günümüzün son durağı Türkiye Partisi’ydi. Abdüllatif Şener bizleri bayram ziyaretine gelmiş komşu çocuklarıymışızcasına samimi karşıladı ve tüm konuşma bu samimiyette ilerledi. Ciddi anlamda sıcak bir kişi kendisi. Tek tek isimlerimize imzalı kitabını verdi, bu da ayrı bir incelikti açıkçası. Her anı dolu dolu olan üç gün geçirdim Ankara’da. Çok eğlendim, çok etkilendim. Gerçekten iyi yerlerdeki önemli isimlerle görüşmek beni itekleyici olarak etkiledi. Bölümümü daha çok sevdim, kendime olan güvenim sağlamlaştı. İzmir’e döner dönmez bir sürü yere staj başvurunsa bulundum, kendime kaliteli bir özgeçmiş hazırladım, derslere olan ilgim bile arttı. Artık her konunun her tartışmanın içindeyim. Kendimi geliştirmek için ne tür eğitimlere katılmam gerekiyorsa hepsini araştırmaya başladım. Çünkü biliyorum ki gün bu gündür arkadaşlar, oyalancak vakit kalmadı, ne yaparsam kendime yapıyorum. İyi ki gittim Ankara’ya ve bu bilinci gezme tozma aylaklığının altında ezdiğim anlara inat yeniden iyi ki uyandırdım.

www.youngfutureacademy.tr.gg


İZMİR VE MUSEVİ TARİHİ Hazırlayanlar:Yiğit Akkoca-Burçin Toksöz İzmir kentinde Musevilerin varlığı milattan önceki yıllara değin uzanmaktadır.M.Ö 586 yılında Yehuda devleti dağıldığı zaman Fırat nehri çevresine sürülen Musevilerin bir kısmı İstanbul, İzmir, Efes ve Rodos’a gelip yerleşmişlerdir. Büyük İskender bugünkü İsrail topraklarını işgal ettiği zaman Musevileri İzmir çevresine sürmüştür. Roma dönemine ait buluntularda 2.-3. yüzyıllarda Musevi varlığına ait delillere rastlanmıştır. 1424 yılında Osmanlıların İzmir’i fethi zamanında İzmir’de Musevi varlığından söz etmek oldukça zordu. 1492 ve 1497 yıllarında İspanya ve Portekiz’den ayrılmak zorunda bırakılıp Osmanlı Devletine sığınan Museviler önce İzmir’e değil, kent yakınlarındaki Tire ve Manisa’ya yerleşerek bu kasabalarda yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Osmanlı İmparatorluğu’nun insanlığın tümünü kucaklayan bir çatı olmasını düşleyen Sultan II. Bayezid, 150 bin sürgün Musevi’ye kucak açmıştır. 1556’da Kanuni Sultan Süleyman Papa IV. Paul’a yazdığı mektupla Musevilerin arkasında durduğunu göstermiştir. İzmir’in Musevilere ev sahipliği yapması ise bu kentin 17.yüzyıldan itibaren Ege ve Akdeniz ticaretinde önemli bir merkez olması ile başladı. Böylece İzmir Musevi Cemaati , Osmanlı Devleti’nin en önemli Yahudi merkezi konumuna geldi. Ege Bölgesinde dağınık halde yaşayan Museviler ve İstanbul ile Selanikteki büyük Musevi aileleri de yerleşmek için İzmir’i seçti. Bu dönemde İzmir Musevi cemaatinin lideri tarafından konulan yasalar hala geçerlidir. Bu yasalar sayesinde Musevilerin sesi tüm Osmanlıya yayılmıştır. İzmir, bu yüzyılda sürekli gelişerek bir ticaret merkezi haline geldi. Kentin nüfusunun artması ile Musevi doktor, tüccar ve sanayicilerin sayısı hızla artmıştır. İzmirin bu gelişiminde Musevilerin katkısı yadsınamaz. Sadece ticari yönden değil, İzmirin kültürü ve sanatı da osmanlılar ile Musevilerin kültürlerinin karışımı olarak şekillenmiştir. Bazı dışsal nedenler ve devlet işlerinin sebep olduğu kaoslar hariç İzmir halkı; Museviler ve Türkler uzun yıllar boyunca dostluk içinde yaşamıştır. 1860’lardan sonra Museviler, yavaş yavaş kazançlarını ithal ve ihraç mallarına bağlamaya başladılar. Özellikle zirai ürün ve hammadde ihracatı ve mamul madde ithalatı yaparlardı. 19. ve 20. yüzyıllarda İzmir’de Belediye Meclisi, İl Meclisi, Ticaret Odaları, Posta İdaresi, Maliye, Denizcilik gibi devlet işlerinde pek çok Musevi çalışmıştır. 19. yüzyılın sonlarına geldiğimizde kentte kırtasiye ve hırdavat alım satımı Musevilerin tekeline girmiştir. Osmanlı Musevi Cemaatinin yaşamı gettolara kapatılarak bir çeşit


toplumsal tutsak konumunda olan Hıristiyan dünyasındaki Musevilerin yaşamından farklıydı. Osmanlı kentlerinde Orta Çağ benzeri otoriter bir ayrım yoktu.Cemaatler dinsel zorunluluklara ve beslenme alışkanlıklarına göre topografik bir ayrıma tabi olup kendilerine ait mahallelerde yaşıyorlardı. İzmir kenti ekonomik ve sosyal açıdan birbirinden farklı beş mahalleye bölünmüştü. 20. yüzyılın başında İzmir Musevi Cemaati iki alanda toplanmaya başladı. Bu mekanlar Karataş Karantina Göztepe çevresi ve Juderia (Havra Sokağı), İkiçeşmelik çevresidir. Bunun dışında Karşıyaka, Bornova ve İzmir rıhtımında yaşadıkları bilinmektedir. Musevi cemiyeti genellikle simsar, deri, saatçi, manifaturacı, terzi, ayakkabıcı, fırıncı, züccaciyeci, ambalaj, matbaacı, kürkçü, gümüşçü, kasap, balıkçı, müzisyen, banker, pamuk, yağ, un fabrikatörleri, incir ve üzüm işletmeleri işiyle meşgul olmuşlardır. 1885 yılında kurulan İzmir Ticaret Odası’nın yönetim kuruluna 1891 yılında iki Musevi tüccar seçildi. Bunların isimleri Hayyim Bollaki ve Mela Hova idi. Günümüzde İzmir’de yetişmiş çok sayıda Musevi doktor, eczacı ve avukat bulunmakla birlikte pek çoğu ticaretle uğraşmaktadır. 1864’de İzmir’de Jak Mizrahi’nin idaresi altında küçük bir okul bulunmaktaydı. Jak Mizrahi’nin ve Nesim Krespin’in girişimleriyle 1973 yılında Alliance okulu açıldı. Bu okuldan mezun olan öğrenciler Paris’te öğrenim görmeye gönderilirdi. İzmir’deki 1950 yıllarında başlayan apartmanlaşma sürecinde varlıklı aileler kentin yeni prestij bölgeleri olan Göztepe-Alsancak’a taşındılar. 1980’lerden başlayan göçlerle birlikte Musevilerin yaşadığı eski alanlar kentin çöküntü alanına dönüşmüştür. Havra sokağı çevresinde konumlanan ayakkabı imalatçılarına dar gelen sınırlar 1980’den sonra genişlemiş ve İkiçeşmelik caddesine atlayarak Agora ve Anafartalar caddesine doğru ilerlemiştir. Burada yer alan konutlar imalathaneye dönüşmüştür. 1997 yılından sonra Işıkkent’e taşınan ayakkabı imalathanelerinden sonra bölge göç eden işsizlere terk edilmiştir. Halihazırda Konak Belediyesi 926 sokak ve çevresinin kente kazandırılması için çalışmalar yürütmektedir. Günümüzde Türkiye topraklarında yaşayan yaklaşık 28.000 Museviden 2.000’i İzmir’de yaşamaktadır. İzmir Musevileri kendileri Türk olarak saymaktadırlar ve İzmir’e büyük hayranlık beslemektedirler. İşleri nedeniyle Amerika’ya yerleşmek zorunda kalan İzmir yahudisi Yıldız Yüksel Blackstone özel bir gazeteye verdiği röportajında ailesinde öncelikle Türklüğün geldiğini ve Amerika’da yaşadığı yıllar boyunca memleketi İzmiri çok özlediğini belirtmiştir. Musevilere göre devletle yaşanan sorunların başlıca sebebi devletin azınlıklara güvenmemesidir. Peki günümüzde İzmir Musevileri neler yapmaktadır? Kaybolmak üzere olan dilleri Yahudi İspanyolcası yani Ladino dilini yaşatmaya çalışmaktalar, kültürleri kaybolmasın diye uğraşıyorlar. Aslında Musevi kültürünün yok olması demek İzmir’ in de bir parça yok olması demek değil midir? Geçmiştten günümüze harmanlanarak gelen İzmir’ in kültür mirası içinde Musevi eserlerinin önemli bir yeri vardır. Musevi mahallelerinde ki birçok sokak İzmir’in simgesi gibidir. Nasıl ki Saat Kulesi olmadan İzmir düşünülemezse bu sokakların, evlerin eksikliği de büyük boşluklar doğuracaktır. Zaman zaman basında çıkan “gavur İzmir” söylemleri de Musevi vatandaşlarımızı rahatsız etmektedir.Kendilerini ait gördükleri bu toplumdan dışlanmış hissetmelerine neden olmaktadır. Oysa ki bütün milletlerin içinde kötü bireyler olabilir bu tüm bir milleti karalamaya sebep olmamalıdır. Yüzyıllarca kardeşçe yaşayarak ortak


bir kültür mirası edinen bu millet tüm bireyleriyle bir bütündür. Dolayısıyla İzmir, Türkleriyle olduğu kadar Musevileri ile İzmirdir. İzmir’de Musevilere ait birçok yapı bulunmaktadır. Bunlar arasında hastaneler vakıflar&dernekler ve okullar bulunmaktadır. Bu okullardan sadece biri günümüzde Musevi okulu olarak kullanılmaktadır. İzmir, Museviler için dünyadaki önemli merkezlerden biridir. İzmir’de 12 adet sinagog bulunmaktadır. Bunlardan 7 adeti aktif olarak kullanılmaktadır. 2 tanesi yıkılmış durumdadır, iki tanesi işlevini yitirmiştir, 1 tanesi de yıkılmak üzeredir. 27 adet sinagog ise tamamen yok olmuştur. Türkiye’deki sinagoglar, niteliklerini gizlemek için yüksek bir duvarla çevrilidir. Genellikle taş ve sıvalı tuğladan yapılır ama çatıları mutlaka tahtadan oluşturulur. Dış Mimari yapısı genelde nitelikli olmamakla birlikte iç mimarisi ve tefrişi görsel ve işlevsel anlamda zengindir. Aşağıda Sinagoglarla kısa bilgiler yer almaktadır. SENYORA GİVERET: 16. yüzyılda Donna Gracia Mendes tarafından yapıldığı bilinmektedir. 1841 yangınında sonra Yeruşalmi ailesi tarafından tekrar inşa edildi. Burada tevyanın portatif olduğu görülür. Tavan, Türk evleri gibi uzun tahtalardan oluşur. Yan Süsler, tavan altı alçı kabartmalar vardır. Burada, Avrupa stilinde manzara resimleri bulunur. FORESTEROS: 19 sefer torası bulunmakta olup yabancı Museviler tarafından inşa edildiği bilinmektedir. Günümüzde yıkık durumdadır. ALGAZE: 1724’te Algazi ailesi inşa etti. 3 Aron Kodeş ve 6 sefer torası vardır. Burada kadınlara mahsusu“azara” yoktur. SHALOM: Eskapa zamanından beri mevcuttur.15002lerde yapılmıştır. 1841 izmir yangını bu sinagogun çok yakınında sönmüştür. LA HEVRA: 17.yy’ dan kalmadır. 1838’de Haces kardeşler restore etmiştir. Ama maalesef 1841 İzmir yangınında yanmıştır. 30 yıl sonra tekrar restore edilmiştir. 12 sefer torası vardır. Tevyası, antik bir kadırgayı andırır.Günümüzde kullanılacak durumda değildir. Kültür bakanlığı tarafından 500. yıl kutlamaları şerefine restorasyona alınmıştır. ETZ HAİM: Bizans dönemimden beri mecvuttur. İzmir yangınında bu sinagogda yanmış ve restore edilmiştir. Bir çok sinagog gibi yanında bir “BET MİDRAŞ” ve çeşmesi bulunur. 3 Aron Kodeş ve 6 sefer torası vardır. BETH İSRAEL: II. Abdulhamit’in 1925’de İzmir valisi Sadrazam Kamil Paşa’ya hitaben yazmış olduğu ferman uyarınca, Karataş semtinde oturan Musevilerin dini ibadetlerini yapabilmeleri için inşa edilmiş ve 1200 altına mal olmuştur. İzmir’in en büyük sinagogudur. Düğün ve Bar-Mitzva‘ların çoğu bu sinagogda yapılır. İtalyan üslubundadır. Tevyası ortada olmayan ilk sinagogdur. ROŞ ŞAAR: İzmir’in yukarı Karataş semtindeki bu sinagog, 150 yıllıktır. ŞAAR AŞAYİM: Alsancak semtinde bulunur. En yeni ve en çok kullanılan sinagogdur. PORTEKİZ: Portekizden gelen Museviler tarafından inşa edilmiştir. Yapım tarihi bilinmemektedir. İzmir depremlerinden etkilenmiştir. 1903 yılında restore edilmiştir.Giriş kapısında İbranice yazılar olan bir mermer bulunmaktadır. Özetle bir şehri, ülkeyi var eden onun kültürüdür.Ve Museviler, İzmir ve Türkiye Cumhuriyeti için önemli kültür mirasları bırakmışlardır. İzmir bu eserler olmadan düşünülemez. Dolayısyla İzmir ve Musevilerin ilişkileri devamlı olması gereken ve önemli bir birlikteliktir.


www.youngfutureacademy.tr.gg YURT DIŞI EĞİTİM REHBERİ-1

Hazırlayanlar:Eva Morel-Inez Claeys Çeviri:Anna Begovic İngiltere

Her yıl dünyanın dört bir yanından onbinlerce insan İngilizce öğrenmek ve farklı kültürleri tanımak, yüzbinlerce öğrenci ise kaliteli İngiliz eğitim sistemi için İngiltere'ye gelmektedir. Öğrencilerin gelme amaçları kişisel özelliklere göre farklılık gösterse de bir çok öğrenci için İngilizce öğrenmek veya İngilizcesini geliştirmek esas amaç olmuştur. - Geçmişten günümüze süregelen kaliteli ve saygınlık kazanmış eğitim sisteminin verdiği dereceler tüm dünyada tanınmıştır. - İngiltere'de eğitiminizi tamamlamak iş yaşamınıza mezun olduğunuz bölüm ve İngilizce açısından büyük yarar sağlar. - İngiliz eğitim sistemi kişinin bilgi, beceri ve ihtiyaçlarını karşılamak için çok çeşitli programlar sunar. - İngiltere içerisinde ve İngiltere'den Avrupa'ya hiç zorlanmadan ve çok kısa sürede seyahat edebilirsiniz. Türkiye'ye acil bir durumda 3.5 saatte gelebilirsiniz. - İngiltere'de çok farklı kültürleri tanıma fırsatına sahip olabilirsiniz. Çokkültürlülük kendinizi geliştirmede size faydalı olacaktır. - İngiliz üniversitelerine başvurularda zorluk yaşamazsınız. Başvurular çok karmaşık değildir. - İngiltere'de eğitimini full-time sürdüren öğrencilere, masraflarını gidermeleri, çalışma hayatını öğrenmeleri ve İngilizcelerini pratik yapmaları için haftada 20 saat çalışma izni verilmiştir. - İngiliz eğitim sistemi, İngiltere'de 6 aydan fazla öğrenim gören öğrencilere ücretsiz sağlık hizmetini Ulusal Sağlık Hizmeti Sigortası kapsamında verir. - İngiltere'de üniversite eğitim-öğretim sürelerinin 3 yıl ve mastır eğitiminin 1 yıl sürede tamamlanması size hayata daha erken atılmanızı sağlar.


- İngiltere üniversitelerindeki öğrenci kulüplerinin çok çeşitli faaliyetlerde bulunmaları öğrenciler için sosyal bir ortam oluşmasına yol açar.

Amerika Amerika'da yaklaşık 14 milyon öğrenci 3,600 civarında üniversite veya kolejde öğrenim görmektedir. Amerikan gençlerinin (18-24 yaş arası) %50'ye yakını yüksek öğrenim yapmaktadır. Amerika'ya dünyanın pek çok farklı ülkesinden artan sayıda yabancı öğrenci yüksek öğrenim için gelmektedir. Şu anda yaklaşık 500,000 civarında yabancı öğrenci Amerika'da eğitim yapmaktadır. Dil, sertifika ve üniversite eğitimi yapan Türk öğrenci sayısının yaklaşık olarak 40,000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. 3,000'in üzerinde üniversite ve kolejin bulunduğu Amerika'da üniversite, bölge ve program seçimi yapmak bir hayli zordur. Her bir kolej ve üniversitenin programı birbirine benzemektedir. Amerika üniversiteleri her ne kadar birbirlerine benzerlik gösterseler de dikkatlice incelendiğinde aralarında belirgin farklılıkların olduğu ve her bir okulun kendine özgü bir farkı ve programı olduğu görülecektir. Amerikan kolej ve üniversitelerinde seçim yaparken bir çok konuya dikkat etmek gerekir. (Örneğin: Okulun onaylı olup olmadığı, büyüklüğü, giriş koşulları, yeri ve toplam öğrenci sayısı v.s gibi.)

Kanada Birleşmiş Milletler yaptığı araştırmalar sonucunda, Kanada'yı 1992, 1994, 1995 ve 1996 yıllarında "dünyanın en yaşanılır ülkesi" olarak tanımlamıştır. Bu değerlendirme Kanada'nın eğitim, yaşam standardı, gelir seviyesi ve dağılımı gibi konular göz önünde bulundurularak yapılmıştır. Ayrıca Kanada'nın doğa ile bütünleşmiş sağlıklı kentleşmesi, suç oranı düşüklüğü, çok çeşitli kültürlerden gelen insanların barış içinde bir arada yaşamaları da ülkeye bu unvanının verilmesini son derece haklı kılmaktadır. Kanada'ya gelen öğrenciler dünyanın en güzel doğal ortamlarından birine şahit olacaktır. Kanada İngilizce ve Fransızca'nın resmi dil olduğu tek ülkedir. Fransızca konuşan Kanadalı nüfusu %75 ile Quebec eyaletinde yaşamaktadır. 10 farklı eyalette 10 farklı eğitim sistemi bulunan Kanada'da temel eğitim 10 yıl sürer. Merkezi bir eğitim sistemi yoktur. Her eyalet kendi eğitim sistemini oluşturur. Her eyaletin bir eğitim bakanlığı bulunur. Devlet okulları yanı sıra özel okullarda bulunan Kanada'da okullar Eylül ayında açılır ve Mayıs ayında da eğitim tamamlanır. Kanada'da yaklaşık 90 tane üniversite bulunur. Bu üniversitelerin yanı sıra lisans ve sertifika eğitimi veren üniversite'ye bağlı kolejler de bulunur. Kanada üniversitelerine müracaat (Ontorio eyaleti dışında) doğrudan üniversitelere yapılır. Her üniversite kendi kriterlerine göre öğrenci yerleştirir. Kanada üniversitelerinin kendi aralarında oluşturmuş olduğu bir birlik vardır. "Association of Universities and Colleges of Canada" olarak bilinen bu kuruluş üyesi tüm okullar Türkiye'de YÖK tarafından tanınmıştır. Kanada'da yabancı öğrenciler eğitim süresince haftada 10 saat, tatillerde ise full-time çalışmaları mümkündür ancak resmi kurumlardan izin almaları gerekir. Yüksek lisans öğrencilerinin okul bittikten sonra da 1 yıl süre ile çalışmalarına izin verilir.

Avustralya Avustralya'da eğitim veren okullar devlet okulları ya da özel okullar olabilir. Pek çok özel okul da devletten belirli bir miktar eğitime katkı payı alır.


Avustralya'da ilk ve orta eğitim, hazırlık sınıfıyla birlikte 13 yıl sürer. Eğitim 10. sınıfa kadar zorunludur. Avustralya'daki her okul kendi değerlendirme metodunu kendi belirler. Orta öğretimin son yılında tüm öğrenciler, üniversiteye girişlerinde baz alınacak "The Senior Secondary Certificate of Education" adlı bir sınav almak zorundadırlar. Okulların eğitimlerinin ana sorumluluğu eyalet ve bölge hükümetlerinin kontrolündedir. Eğitim sistemi Avustralya içerisinde bazı çok küçük değişiklikler göstermekle birlikte aynıdır. Mesela Batı Avustralya, Güney Avustralya, Queesland ve Kuzey bölgelerinde ilköğretim 7 yıldır ve bu eğitimi 5 yıllık bir orta eğitim izler. New South Wales, Victoria, Avustralya Capital Territory ve Tasmania'da 6 yıllık ilköğretimi 6 yıllık bir orta öğretim izler. Bu eğitimden sonra devam edilen 2 yıllık bir üniversite programı sonunda öğrenciler ön lisans diploması alırlar. Üniversite diploması almak için 3 yıllık bir üniversite eğitimi almak gereklidir. Bu eğitimden sonra devam edilen 1 sömestr sonunda Postgraduate Certificate alınır, 2 sömestrlik bir eğitim sonunda ise Postgraduate Diploma alınır. Mastır diploması almak için üniversite eğitiminden sonra 2 yıllık bir yüksek lisans eğitimi almak gerekir. Doktora eğitimi ise mastır'dan sonra 3 yıl sürer. Üniversite eğitimi yapmak yerine bir meslek eğitimi almak isteyen öğrenciler 12 yıllık eğitim sonunda TAFE adı verilen, Devlet tarafından Teknik ve Yüksek Eğitim veren kurumlara devam edebilir ve bu eğitimin devamında özel sektörle anlaşmalı olarak düzenlenmiş staj eğitimi ile birlikte mesleki eğitim de alabilirler.

Malta Akdeniz'in kalbinde yer alan Malta adası İtalya'ya çok yakındır. 1964 yılına kadar İngiliz Hükümeti kontrolünde bulunan Akdeniz'in bu şirin adasında Maltaca ve İngilizce konuşulmaktadır. Ülkede eğitim dili İngilizce'dir. 35 lisanslı dil okulunun bulunduğu adada nüfus 381.600'dür. Her yıl adaya 30.000 öğrenci gelmektedir. Öğrencilere, okullar tarafından dil kursuyla birlikte ilgi alanlarına göre düzenlenmiş özel kurslardan ata binme ve dalgıçlığa kadar bir çok etkinliğin yapıldığı kurslar mevcuttur. 1996 yılında Eğitim Bakanlığı bütün lisan kurslarını denetimi altına almış ve lisans verme yetkisine sahip olmuştur. Avrupalı öğrencilerin çokça bulunduğu ülkede Japon ve Rus öğrenci sayısı giderek artmaktadır. 2000 yılı verilerine göre öğrencilerin ülkelere göre dağılımı ise şöyledir. % 38 Almanya, %17 İtalya, %13 Fransa, %8 Avusturya, %4 Rusya ve % 20 diğer ülkeler. Türk öğrenciler ise %3 civarındadır. Diğer ülkelere göre daha ekonomik kurs seçenekleri bulunan adada yaşam maliyetleri de oldukça düşüktür.

Yeni Zelanda Avustralya'ya 1600 kilometre mesafede Güney Pasifik okyanusunda bulunan Yeni Zelanda, adının da çağrıştırdığı gibi ülkemiz ve diğer Dünya ülkeleri için yeni bir coğrafyadır. Yeni Zelanda muhteşem doğası, misafirperver insanları ve sakin hayat tarzıyla son yıllarda İngilizce öğrenmek isteyen öğrenciler için yepyeni olanaklar sunmaktadır. Yağmur ormanları ve ülkenin sembolü haline gelen "kiwi" ile tanınan Yeni Zelanda; ulusal parkları, tropikal iklimi, gelişen ekonomisi ve yabancı öğrencilere sunduğu ileri seviyedeki eğitim kalitesiyle İngilizceyi İngilizce konuşulan bir ülkede öğrenmek isteyen öğrenciler için oldukça cazip görünmektedir. Sıcak kanlı insanların ülkesi Yeni Zelanda küçük bir ülke olmasına rağmen sınırları içerisinde inanılmaz yeşillikler içindeki doğa harikası manzaralı yerlerden, volkanik çöl arazilerine, harika sahillerinden


tepesi karlarla kaplı dağlara kadar bir çok coğrafik güzellikteki bölgeye sahiptir. Avrupa kültürüne sahip olan ve parlamenter demokrasiyle yönetilen Yeni Zelanda'nın nüfusu 3.8 milyondur. Bu nüfusun % 75'i kuzey adasında yaşar. Yeni Zelanda da konuşulan Resmi dil İngilizce ve Maori dilidir.

İrlanda İrlanda yurtdışında İngilizce öğrenmek isteyenler için yeni bir ülkedir. Zümrüt yeşili coğrafyası, köklü tarihi ve sıcak insanlarıyla İngilizce öğrenmek için iyi bir seçim olan İrlanda'nın başkenti Dublin, genç öğrenciler için canlı ve sosyal bir hayat sunar. Gece hayatı oldukça renkli olan kentte büyülü İrlanda müziğini her yerde duymak mümkündür. Yabancılar için 190 İngilizce öğrenim merkezi bulunan ülkede bütün kurs merkezleri İrlanda Eğitim ve Bilim merkezi tarafından onaylıdır. Her ihtiyaca cevap verecek şekilde bir çok seçeneğin bulunduğu kurs merkezlerinde, evde İngilizce öğrenmekten, üniversitede İngilizce öğrenmeye kadar farklı kurslar seçilebilir. İrlanda'da İngilizce öğrenmenin yanı sıra ata binmek ve dans etmek gibi bir çok etkinlikte de bulunmak mümkündür. Özellikle Batı Avrupa'dan bir çok öğrencinin bulunduğu İrlanda'da 1999 verilerine göre öğrencilerin %33 İtalya, % 24 İspanya, % 17 Fransa, % 10 Almanya ve % 16'sı diğer ülkelerden gelmektedir. Türk öğrenci sayısının yok denilecek kadar az olduğu ülke, özellikle Türk öğrencilerin hiç olmadığı bir ortamda dil öğrenmek isteyenler için çok idealdir. İrlanda, Avrupa Topluluğu'nun en hızlı gelişen ve eğitime en çok yatırım yapan ülkelerinden birisi olmuştur. Özellikle son on yılda ülke Amerika ve Avrupa arasında bir köprü vazifesini üstlenmiş ve bu nedenle de pek çok çokuluslu şirketin merkezi haline gelmiştir. Teknoloji, bilgisayar ve otomotiv sektörünün önde gelen firmalarının ana üssü olan ülkede üniversitelerde büyük atılımlar yapmışlardır. Bu nedenle İrlanda üniversitelerinde lisans veya yüksek lisans eğitimi pek çok yabancı öğrenci için cazip olmuştur.

Almanya Almanya'da dil eğitimi hem özel dil okullarında hem de üniversite bünyesindeki dil okullarında verilmektedir. Her seviyeye uygun dil programları haftalık 2025-30 saatlik seçenekleri ile ve öğrencinin isteğine göre 2 ile 48 hafta arasında sürmektedir. Dersler genellikle sabah programları ve öğleden sonra programları olmak üzere iki farklı periyot şeklindedir. Bazı merkezlerde her pazartesi başlayan kurslar mevcuttur. Kursiyer kurs öncesinde seviye tespit sınavına tabi tutulur ve seviyesine en uygun sınıfta dil eğitimine başlanır. Sınıflardaki öğrenci sayısı ortalama 12 öğrenci olup, 6-16 arası değişmektedir. Yetişkin gruplarında kursiyerin minimum yaşı 16'dır. Özel dil okulları genel Almanca kursları dışında farklı programlarda sunar. Bunlardan bazıları şunlardır: 10-17 yaş grubuna yönelik yaz kursları, 6-9 ay arası devam eden akademik yıl kursları (Bu programlar özellikle yüksek öğrenimini Almanya'da devam ettirmek isteyen öğrencilere tavsiye edilir.) Ayrıca, DSH sınavlarında hazırlık kursları verilir. DSH Sınavı üniversiteye giriş için istenen bir sınavdır. İş Almancası programları da pek çok okul tarafından verilmektedir. Mesleki Almanca kurslarında ise işletmeciler, turizmciler ve öğretmenlere kurslar düzenlenir.

Fransa Köklü üniversiteleriyle (Paris Üniversitesi 1179, Toulouse 1229, Montpellier


1289) Fransa kuşkusuz eğitimde iddialı ülkelerdendir. Üniversite eğitimine başlayabilmek için öncellikle iyi düzey Fransızca dil bilgisi gerekir. Fransa'da özel dil okulları ve üniversiteler tarafından Fransızca dil kursları verilmektedir. Özel dil kursları; özellikle Paris, Nice, Monpellier, La Rochelle, Amboise, Antibes ve Bordeux şehirlerinde yoğunlaşır. Fransızca Dil kurslarından bazıları şunlardır; - Tüm düzeylerde genel Fransızca kursu - Uzun Dönem Akademik Yıl Kursları - Çocuklar ve Gençler için Fransızca Yaz Okulları - Uluslar arası Fransızca Yeterlilik Sınavları -DELF ve DALF Kursları - Fransız Kültürü ve Uygarlığı Kursları - İş Fransızca sı Kursları - Fransız Sanat Tarihi ve Edebiyatı Kursları - Fransızca ve Şarap Kursları - Yöneticiler İçin Fransızca Kursları - Birebir Özel Fransızca Dersleri - Fransız Üniversitelerine Hazırlık Kursları - Fransızca Öğretmenleri için özel kurslar

İtalya İtalya'da İtalyanca öğrenmek, dil öğrenmeden öte sanatla iç içe başka bir boyut da yaşamaktır. Pizzanın başkenti İtalya'da aç kalmayacağınızı ve bir birinden lezzetli Akdeniz yemeklerini tatma fırsatınız olduğunu söylemeye gerek yok. Ülke genelinde bir çok dil okulu olmasına rağmen büyük şehirlerde özellikle Floransa ve Roma'da bir çok dil okulu mevcuttur. Dil okullarının büyük çoğunluğunun özel olmasının yanı sıra üniversitelerinde dil okulu bölümleri mevcuttur. Özel dil okullarının oluşturduğu birlik, okullardaki kaliteyi artırmak için çaba harcamaktadır. Bir çok okul İtalya'yı öğrencilere daha iyi tanıtabilmek için kültürel geziler düzenlemekte ya da dil eğitimiyle birlikte öğrencilerin aşçılık, şarap testi, opera ve sanat gibi spesifik konularda kurslar İtalyanca dil eğitimi ile birlikte verilmektedir. Dünyanın bir çok bölgesinden öğrenciye ev sahipliği yapan ülkede, 2000 verilerine göre öğrencilerin % 48'i Batı Avrupa, % 17'si Asya, %10'u Kuzey Amerika, %7'i Latin Amerika, %5'i Doğu Avrupa ve %13'ü de diğer ülkelerden gelmektedir. İtalyan Okullarında Verilen Kurslardan bazıları; - Genel İtalyanca Kursu - Yoğun Genel İtalyanca Kursları - İtalyanca, Sanat,Tasar��m ve Fotoğraf Kursları - İtalyanca ve Sanat Tarihi Kursları - İş İtalyanca sı Kursları - İtalyanca ve Moda Kursları - İtalyanca ve Opera Kursları Yönetici ve İşadamları için İtalyanca - Çocuklar ve Gençler için Yaz Okulları

İspanya Tipik bir Akdeniz ülkesi olan İspanya, İspanyolca öğrenmek isteyenler için bir çok seçenek sunmaktadır. Özel dil okulları ve bazı üniversitelerde İspanyolca kursları bulunmaktadır. Yaz aylarında okullar bir takım aktiviteler ve İspanya kültürünü tanıtıcı etkinlikler düzenlemektedir. Okullar arasında bir çok birlik kurulmuştur. FEDELE ise bu birliklerin federe ulusal birliğidir. Dil öğrenmek için İspanya'ya gelen öğrencilerin büyük çoğunluğu Batı Avrupalı olmasına rağmen Amerika'dan da çok öğrenci gelmektedir. 1999 verilerine göre % 21 Almanya, %17 Amerika, %14 Fransa, %7 İngiltere, %6 Japonya ve %35 diğer ülkelerden gelmektedir. 2 haftalık genel İspanyolca kursu 224 $, iki haftalık aile yanı konaklama 200 $, iki hafta yurt konaklaması ise 200 $'dır. İspanya Okullarının Verdiği Kurslar; - Genel İspanyolca Kursları - Yoğun İspanyolca Kursları - Yöneticiler için İspanyolca Kursları - İspanyolca, Golf ve Tenis Kursları - İspanyolca Öğretmenleri için Özel Kurslar - Çocuklar ve Gençler için Yaz okulları - D.E.L.E Sınavına Hazırlık Kursları - İş ve Hukuk İspanyolcası Kursları - İspanyolca ve Flemenco - İspanyolca ve Sanat, Tarih ve Edebiyat Kursları - Uzun Dönem Akademik Yıl Kursları - İspanyolca ve Staj - İspanya'da Lise Eğitimi


İsviçre Turizm ve Otelcilik dalında oldukça iyi eğitim verilen İsviçre'de 1999 yılında 6.000'den fazla öğrenci Turizm ve Otelcilik kurslarına kayıt yaptırmıştır. Almanca, Fransızca ve İngilizce verilen kurslarda diploma programları olduğu gibi Üniversitelerde Turizm ve Otelcilik Lisans eğitimi de yapılabilir. İsviçre otelcilik okulları birliği (ASEH) eğitim ve staj programlarının profesyonel derecede iyi yapılması için çalışmalarda bulunur. Bir yıllık Turizm ve Otelcilik kurs fiyatı ortalama olarak 20.665 $'dır. İsviçre Okullarında Verilen Kurslar; Genel İngilizce - Genel Almanca - Genel Fransızca - Seçilen dile ek olarak; İş yaşamına dönük dil kursu, Otel ve Turizm Kursları, Bankacılık ve Finans Kursları Avrupa Kültürü Kursları, Sınav Kursları - Çocuklar ve Gençler için Yaz Okulları Lise Eğitimi

www.youngfutureacademy.tr.gg


Genç-Analiz