Page 1

KITA Gelmek te mukadder, gidivermek te cihandan. Ağlar ya gönül, belki olur keyfine handan.

Kalem bir aynadır hayatı yansıtmayı bilene... Aylık Kültür Edebiyat Haber Dergisi

Ocak 2010

Ukbâya yarar bir işe meyletmeli lâkin, Kurtulmama mâni oluyor şeytan-ı lâin.

M. Tarık ABLAK 11-A

-Mehmet Akif ERSOY -Guguk Kuşu -Hesap -Etkinlikler -Anafor

Vezni: mef‟ûlü / mefâîlü / mefâîlü / feûlün

-Labirent -

sayı: 3


Ayın f otoğraf ı YANSIMA Kültür-Edebiyat Haber Dergisi Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi Kültür Edebiyat Kulübü yayınıdır. Sayı:3 Ocak 2010 SAHİBİ Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi Adına Okul Müdürü Mitat TEKÇAM Genel Yayın Yönetmeni Murat ÖZMEN Yayın Kurulu Ümmügülsüm KURUKOL Ayşe Sadiye DOYMUŞ Zeynep TEMEL Tasarım Ayşe Sadiye DOYMUŞ

İletişim Adresi: kaihl.yansima@gmail.com

YANSIMA’ dan... „Bismillahirrahmanir rahim... Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi şerle de hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz bize döndürüleceksiniz. ‟ ( 21/ 35)

Birinci dönemin son sayısından merhaba... Dönem sonu aldığımız haberler dolayısıyla buruk bir önsözün ilk satırlarıdır okuduklarınız. İlki, okulumuzun şoförlüğünü yapan, dokuzuncu sınıftan beri tanıdığımız, güler yüzlü, hoşsohbet, nüktedan biri olan Halil ÇAKIR amcamızın vefat

Kiliselerden çıktıktan sonra uğradığımız bir Hristiyan bir kitapçıda bizlere " Mes i h İ sa ' n ın Ta n rı lı ğı " ve "Marangozdan da Öte" Kitapları ile "Mecdelli Meryem' in Gözünden İsa Mesih" isimli filmi hediye ettiler. Birçoğumuz için oldukça farklı ve bilgilendirici bir gezi oldu.

haberiydi. Daha Pazartesi günü yemekhanede gördüğümüz, önceki hafta şakalaştığımız Halil Amca, salıya yetişememişti. Yansıma‟nın ikinci sayısındaki yardımlarından dolayı minnettardık ve üçüncü sayı için bugün yarın konuşalım diyorduk, nasip olmadı. On-

Dergimiz ; 2140 Sayılı Tebliğler Dergisi’ nde yayımlanan Eğitici Çalışmalar Yönetmeliği’ ne göre hazırlanmıştır. Yayımlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

suz bir sayı çıkarırken şimdi, onu anmadan geçemezdik. Allah‟tan rahmet diliyoruz... İkinci haber ise okulumuzun ney kursuna katılan, Semiha Şakir Anadolu Lisesi‟nde okuyan arkadaşımız Melis‟in ameliyat olması haberiydi. Bu sayı

Uyarı: Dergi içersindeki yazı ve şiirlerin sahibinden habersiz kopyalanması, kaynak belirtmeksizin alıntı yapılması hakkı saklıdır.

hazırlanırken okuyucu, bir yandan da Melis‟e dua ediyorduk. Ve şimdi sen de öğrendiğine göre kardeşimizi dualarında eksik etmeyeceğini umuyoruz. Yeni dönemde güzel haberlerle, yeni sayılarda buluşmak üzere...

Ayşe Sadiye DOYMUŞ 12-C 2

Etkinlik Sayfaları: Ayşe Sadiye DOYMUŞ 43


etkinlik

OCAK YANSIMA‟LARI... Şiir-Anaf or...........................................4 Şiir-Yürüyorum...........................................5 Mensur Şiir-Bilmedin …………………………………………………..6-7-8 Şiir-Nerede…………………………………………….………………… 9 Öykü-Guguk Kuşu…………………………………………...10-11-12-13 Şiir-Hesap…………………...14 Şiir-O Yokken Yanmak……………………………………………………..15 Araştırma-Mehmet Akif ERSOY………………………………...16-17-18-19-20 Ayın Fotoğraf ı.............................................21 Mektup..…………………………….22-23 Öykü-İçerisi Daha Tehlikeli……………………………….24-25-26 Deneme-Karanlık Avludaki Mercanlar...........................27 vardı. Katolik Kilisesi, Anglikan Kilisesi' ne göre daha yoğundu. Hz. İsa' nın camekandaki heykelinin önünde dua edip haç çıkaran ve dua edip mum diken insanları gördük. Mumların yaındaki dua ise şöyleydi:

Şiir-Oyun…………………………………………………………………..28-29 Deneme-Labirent………………………...30-31 Şiir-Kelebeğin Ömrü…………………………………………………..32 Deneme-Bazen……………………………………………...33

“Ey Rabb buradan yaktığım mum ile vaftiz olduğumda içimde yaktığın ışığı bana anımsat. İçimdeki sevgiyi bana yeniden uyandır. İçimdeki her türlü bencilliği, kıskançlığı ve kini yakarak kül et ve yüreğimi ısıt. Ey Rabb kilisede uzun süre kalamayacağım. Bu mumu yanık bırakıyorum. Gün boyunca duamın sürmesine yardımcı ol.”

42

Etkinlikler…………………..………………………...34-35-36-37-38-39-40-41-42-43

Not: Eğer sizin de yazacak kelimeleriniz varsa ve burada yayınlansın istiyorsanız 12-C sınıf ından Ümmügülsüm KURUKOL' a müracaat edebilirsiniz!

3


şiir

etkinlik

Kilise-Sinegog Ziyaretleri Cemevi ziyaretinden iki gün sonra, yolumuz Avrupa yakasına, farklı iki dinin ibadethanelerine düştü. Bu bir anafor; Eksik olan yerimizin intiharı, Anlaşılmayan dertlerin, Yok olmuş cevap anahtarı. Silinmez camların, İşlenmiş buğuları. Evhamı kaçmış, Bilinmeyen hesapların. Damla olup süzülmek bile çile Şeffaf olsa bile, teller bir mapushane. Tam ortasında yarım kalmış çeyrek insan! Bu bir anafor hem de insan esir alan. Tek elde kalmış bir tekerleme. Tekerlek gibi dönmüş bu avare. Bu anaforda yol bulmak ne çare… Sevimsiz kalmış bunca hece…

Nergis TOPÇU 12-C

4

İlk durağımız 1930 ' lu yılların sonlarında, Galata ve Beyoğlu semtlerinde yoğunlaşan Musevi nüfusun ibadethane ihtiyacını karşılamak için yapılmış olup, 1951 ' de açılan ve Ortadoğu 2nun en büyük sinegogu olan Neva Şalom ' du.Sadece ibadet değil düğün, sünnet gibi törenlerinde yapıldığı sinegog aynı zamnda bir müze ve sergi salonuna da sahipti. 1986 ve 2003 yıllarında yapılan saldırılardan dolayı yoğun bir güvenlik taramasından sonra girebildiğimiz ibadethanede, hanımlara ayrılan üst balkona çıkamadık.Onun yerine Hahambaşının konuşmasını daha rahat dinleyebilmek için erkeklerin sıralarına oturduk. Hahambaşı sohbetinde Yahudilikten, İslâm' a benzeyen ve ayrılan yönlerinden bahsetti. On Emri İbaranice ve Türkçe olarak ondan dinledik. En çok ilgimizi çeken durumlardan biri sinegogun sadece ibadet amaçlı olmaması hayatın en önemli anlarında Yahudilere ev sahipliği yapmasıydı. Düğün, sünnet ve cenaze törenlerinin yanısıra yeni doğan bebeğe isim verme, ergenliğe girmiş bireylere dini sorumluluk verme törenlerinin de sinegogta yapıldığını öğrendik. Günlük ibadetlerden bayramlarıAlaaddin amcanın oğlu İlhhakitaplarına mi TUNÇ kadar birçok konuya değinilen konuşna ibadet şekillerinden kutsal manın ardından orada çalışan bir Müslümanla da konuşma fırsatıı bulduk. Öğrendiğimize göre Müslüman çalışanların yanıbaşlarındaki camiye beş vakit namaz için gitme hakları mecut. Sinegogtan çıktıktan sonra gittiğimiz kiliselerde rehberlik yapacak kimse olmadığından, hocalarımızın rehberliğinde gezdik. İlk gitiğimiz kilise Anglikan, ikincisi ise Katolik kilisesiydi. Malum tarihten ötürü yapılan yılbaşı hazırlıkları

41


şiir

etkinlik

YÜRÜYORUM Sonunu göremediğim bu yolda, yavaş yavaş. Uzun adımlarla ilerliyorum. Ne gülmeye mecalim, ne de ağlamak için bir damla yaş… seyin' in şehit edilmesinden bahsedildi.Aynı acıyı yaşıyorduk, aynı sevgiyi taşıyorduk. Dedenin konuşmasının ardından arkadaşlarımız ona çeşitli sorular yönelttiler ve Alevilik ' in ibadet şekilleri hakkında bilgi sahibi olduk Bir kez daha iman ettik ki; "Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?" Sohbetin ardından toplu fotoğraf çekimi ve yemek ikramıyla ziyaretimizi sonlandırdık.Çok şey kazandık Elhamdülillah.

Hepsi gitti… Şimdi ıssız sokakların koynunda Kızamıyorum; çünkü kendi ellerimle teslim ettim. Artık ben, ben değilim. Doğruyu yanlıştan, karayı beyazdan ayırt edemiyorum! Karşı olduğum şeyler hayat yapbozumda bir parça oldular. Şimdiyse kelimelerin bittiği yerdeyim. Artık yazamıyorum. Bedenim dik, alnım ak olsa ne çıkar; Yüreğimde sonbahar olduktan sonra! ..

40

Mervenur UZGUR 12-C 5


mensur şiir

-

etkinlik

BİLMEDİN Hiç sormadın ama ben yine de söyleyeyim; En çok yağmurlu ve soğuk havayı severim. O insanın içini titreten, İnsanları sokakta köşe kapmaca oynatan, misyonumuzun sadece din adamı olmak değil hayatın her alanında başarılı olmak geYağmuru… Ve soğuğu… rektiğini vurguladı. Erkan KANDEMİR „den her şeyin geçip geriye sadece arkamızdan söylenenlerin kalacağını hatırladık bir kez daha. İsmail KAYA ve Mustafa Yağmur; GÖZÜBÜYÜKOĞLU anlattıkları anılarla programa renk katarken, son konuşma sırası elbette Feyzullah aitti. Yokluklarla okuduklarını, O kadar KIYIKLIK dolmuş ki„aiçi, havada tane tane iken bir göl, mücadelelerini bir okyanus ol- anlatan KIYIKLIK, imam hatip yıllarında besledikleri umutla buraya geldiklerinin altını çizdi. Bu muş adeta. Üzerine biraz gelindiği anda bardak bardak boşaltmış okyanusu. yılların kıymetini bilmemiz gerektiğini de “ Ol mahiler ki derya içredir ama deryayı bilBu yüzden günlerce sürmüş yağmurun yağması, içini akıtması. Günlerce, mezler” sözüyle dile getirdi. haftalarca, yıllarca biriktirdiği gözyaşlarını ümidini yitirdiği an salıvermiş. Her şeyi tüm çıplaklığı ile gördüğünde tutamamış kendini… Bilememiş ne yapabileceğini… Unutuvermiş tüm hatırdakileri, değerleri… Soğuk; Ümidini yitirmeyip her şeye sıcak bakan, herkese yakın olan hava; elinde olan tek şeyi, ümidini, yitirdikten sonra artık içindekileri tutamayıp boşaltırken her şeye, herkese karşı bir soğukluk kaplamış içini. Yalnızca düşünür olmuş, yitirdiği ümidini nasıl kazanabileceğini, anılarını tekrar eskisi gibi nasıl gülümseyerek hatırlayabileceğini düşünür olmuş…

6

Cemevi Ziyareti Okulumuz, geçtiğimiz ay 22 Aralık‟ta Ali Tarık Ziyad YILMAZ, Hüseyin ARAZ ve Hüsnü BECER hocalarımızın rehberliğinde bir grup öğrenciyle Kartal Cemevi Vakfı „na ziyarette bulundu. Aynı topraklarda yaşayıp birbirimize uzak kalmamak, tanış olmak adına gerçekleştirdiğimiz ziyarette; Aleviler, Alevilik ve Cemevi hakkında kapsamlı bilgiye sahip olurken, aklımıza takılan sorulara da cevaplar aradık. Avludaki Zülfikâr simgesinin yanından geçip ibadethaneye girdiğimizde ilk gözümüze çarpan duvarlardaki temsili 12 imam ve Hz. Mehdi resimleriydi. Hz.Ali' yi temsil eden resim en büyükleriydi. Onun altında dedenin oturduğu ve konuşma yaptığı, çini motifleriyle süslü ahşap kürsünün önünde "Lâ Feta İllâ Ali Lâ Seyfe İllâ Zülfikâr" yazıyordu.Biraz geride ise Besmelenin Tercümesi vardı: "Esirgeyen ve Bağışlayan Allah' ın adıyla" . Kadınlar ve erkeklerin birlikte ibadet ettikleri mekânda, yarım halka şeklinde yerleştirilmiş minderlere oturduk ve sohbet başladı. Kerbela' nın yıldönümü olması sebebiyle elbette Hz. Hasan' dan ve Hz. Hüseyin ' den ve Hz. Hü

39


etkinlik

mensur şiir

Yağmur… Ve soğuk… Ben böyle havayı severim işte. Nedenini sormadın! Ama ben yine de söyleyeyim; Yağmur yitirdiklerimi, Soğuk ise onları kazanmaya çalışımı Anlatırmış… Yağmur da soğuk da beni anlatır olmuşlar, misyonumuzun sadece din adamı olmak değil hayatın her alanında başarılı olmak gerektiğini vurguladı. Erkan KANDEMİR „den her şeyin geçip geriye sadece arkamızdan söylenenlerin kalacağını hatırladık bir kez daha. İsmail KAYA ve Mustafa GÖZÜBÜYÜKOĞLU anlattıkları anılarla programa renk katarken, son konuşma sırası elbette Feyzullah KIYIKLIK „a aitti. Yokluklarla okuduklarını, mücadelelerini anlatan KIYIKLIK, imam hatip yıllarında besledikleri umutla buraya geldiklerinin altını çizdi. Bu yılların kıymetini bilmemiz gerektiğini de “ Ol mahiler ki derya içredir ama deryayı bilmezler” sözüyle dile getirdi.

Beni dillendirmişler. Senden ve benden habersiz… Senin bana farkında olmadan Yaşattıklarını yansıtır olmuş herkese. Soluduğumuz hava şahit olmuş yaşadıklarıma Tattığım en derin, Kapanmak bilmeyen acılara... O kadar çok akıtmışım ki gözyaşlarımı Senin gözlerinden Bir damla bile akmasın diye ağlar olmuşum…

38

7


mensur şiir

etkinlik

Vefa Günleri Sormadın ama ben söyleyeyim; Yağmurlu ve soğuk havada,

5’İn

Ardından…

Tek başıma yürümeyi, Dalgaların kıyıya çarpışlarına, Tek başıma şahit olmayı severim. Çünkü bilirim yanımı dolduracak kişinin Asla sen olmayacağını… Bilirim ki şimdiye kadar sen yoktun, Şimdiden sonra da olmayacaksın yanımda…

Sormadığın o kadar çok şey var ki Aslında hiçbir zaman sormadın ki beni Bilmedin bile varlığımı. Ben de bir sen olduğunu bilmedin. Sen tatmadın ki hiç bu yağmuru, bu soğuğu… Anlamadın ne söylüyorlar, Kimden bahsediyorlar…

Merve YILMAZ 12-C

8

Vefa Günleri 5. programı 15 Ocak‟ta İstanbul Milletvekili Feyzullah KIYIKLIK adına yapıldı. Okul Koruma Derneği „nde okulumuz için birçok hizmette bulunan KIYIKLIK ‟ın hayatının yanı sıra mezunların anılarının da anlatıldığı programda mezunların ve mensupların aynı havayı soluduğu anlar görülmeye değerdi. Açılış konuşmasını yapan Okul Müdürümüz Mitat TEKÇAM büyük insanların idealleri, normal insanlarınsa hayalleri olduğunu belirttikten sonra Feyzullah KIYIKLIK „ın okulumuza hizmetlerinden bahsetti. Sonrasında yayınlanan slaytla, KIYIKLIK „n hayatına dair bilgiler verildi. Okulumuz mezunlarından Mehmet Fazıl KANYILMAZ, başarıların tesadüfen gelmediğini ve bize yapılan hizmetlere borcumuzu misyon bilinciyle ödeyeceğimizi belirttikten sonra sahneyi Feyzullah KIYIKLIK „ın oğlu ve 1994 yılında derece çıkararak okulumuzun adını duyuran M. Önder KIYIKLIK „a bıraktı. Önder KIYIKLIK tam da Fazıl ağabeyimizin kaldığı yerden aldı sözü ve

37


etkinlik

.

Erdem Okulu

Okulumuzda gerçekleştirilen Erdem Okulu Proj esi, 19 Ocak 2010 günü gerçekleştirdiği dönem sonu programıyla, dönemin en kapsamlı Erdem Okulu çalışmasına imza attı. Her ay bir tanesi işlenen; “Sorumluluk-İrade” ve “Edep-Hayâ-İffet” konularının işlendiği program, mesneviden okunan bir hikaye ile başladı.

şiir

NEREDE? Güneş yerini ay ve yıldıza teslim ediyor. Zor ve telaşlı anlar yaşanıyor sahnede, Rollerin son anları yansıyor perdeye. Can diye mırıldanıyor herkes, Cânân nerede?

Ardından Hz. Yusuf Kıssası ile ilgili bir çalışma sunuldu. Modanın insanları nasıl esirleştirdiği, okulumuz üzerinden verilen örneklerle belirtildi. Yakup SELEN hocamızın teşvikleriyle gerçekleştirilen huzurevi ziyaretine dair

İzleyiciler dem vuruyor, ayak diriyor.

izlenimler ve bir köylü kızı olan Gülizâr‟ın aynı topraklarda yaşamamıza rağmen birbirimize uzaklığımızı anlattığı videosu en etkileyici çalışmalar-

Görememek onları kör eden,

dandı. Kardeş Okul Proj esiyle okulumuzda misafir ettiğimiz kardeşlerimizin slaydından sonra günün konuşmacısı, yazar Halis KURALAY‟dı. Doğuştan âmâ olan KURALAY Hoca, acaba onun mu yoksa bizim mi görmediğimiz

Duyamamak onları sağır eden. Duygusuzluk kol gezerken, duygular nerede?

hakkında ciddi şüphelere düşürecek bir konuşma yaptı. Oldukça nüktedan kişiliği sayesinde dinleyicileri bir an tebessümsüz bırakmadı. Abisinin yaptığı telden harflerle ve araba plakalarına dokunarak öğrendiği yazıdan, psikoloj i mezuniyetine ve sonrasında aldığı görevlere kadar eğitim hayatının zorluklarını nasıl alt ettiğini anlattı. Konferans bitiminde “Hayata Dokun-

Hakikat sergileniyor ezelden ebede. Avucuna yazılıyor numaran silinmemek üzere.

mak isimli kitabını imzalayan Halis Hoca, Engelliler ve İmtihan isimli kitabını kısa zamanda bitirebilmek için dualarımızı istedi.

“Seyir etme” diyor; “gel” diye yalvarıyor. Sahne insana cenneti vaadederken, insanlar nerede?

Rüveyda KAYA 12-D 36

9


öykü

GUGUK KUŞU

etkinlik

Üçüncü dönem 1950 yılında başlar. Çok partili hayata geçişin yaşandığı bu dönemde dini hayatla ilgili düzenlemeler tek parti dönemi kadar yoğun değildir.

Tahta sandalyeleri çayevinin bahçesine taşıyor. Kilidi Ah-

İşte o konferanstan notlara düşen aforizmalar:

raz açıyor. Kilit kapının dili; süpürge Ahraz‟ın. Kapının sözü kilide;

Ancak geleceği kurmak isteyen insanlar tarihi ciddi olarak inceler.

Ahraz‟ın sözü süpürgeye geçiyor. Bir sağa bir sola döndürüyor sü-

İnkılap tarihi, din meselelerinin zeminidir.

pürgeyi.

Medreselerin kapatılmasından bu yana Türkiye din meselesini çözebilmiş

Duvardaki guguklu saat zamanı ele veriyor. Sabahın beşi; dolunay, büyücü maskesini çıkarmamış henüz. Ağzını büzüp bir boşluk yapıyor Ahraz. Kavislerden başlayan bir seyrime dudaklarını ele geçiriyor. Buradan üfleyerek bir şeyler mırıldanmayı hayal ediyor fakat tüm çabalarının sonu kuru bir böğürtüden ibaret. Öte yandan acele ediyor. Güneş yağıp,

değildir.

Türkiye‟de dinle alâkalı olmayan hiçbir mesele yoktur.  İmam-hatip okulları, dini hayatın korunmasını beslemiştir. Fakat dînî düşüncenin modernleşmesini isteyen insanlar da bizim içimizden çıkmıştır.

kar buharlaşmaya başlamadan her işi bitmeli. Çelimsiz vücudunu olanca

Batı Avrupa‟da modernleşme ilerledikçe kiliseler boşalıyor, bizde camile-

çevikliği ile hareket ettiriyor.

rin dolup taşması artıyor.

Bu şirin çayevinde sabahlar hep böyle başlıyor. Kadınların her sa-

Camilerin yeterliliğinin ölçüsü, Cuma cemaatini alıp almadığıdır.

bah ekmek yapması gündelik işlerden sayılıyorsa, çayevinin ezan vakti ka-

Demokrasi dediğimiz şey aslında o kadar da bel bağlanacak bir şey değil

pısını açması da gündelik sayılmalı. Gün, uğurlanmaya hazır. Peki ya gel-

ama –zayıf da işlese– halkın düşüncelerini, yaşayışını ortaya çıkarır.

mezse günün sonu!

Türkiye‟de tek tek baktığınız zaman pek pirim vermeyeceğiniz halkın çok ***

bilge ve enteresan bir dayanışma birikimi vardır.

Guguklu saat bu sabah oldukça sakin. Doğmak için acelesi olmayan güneşleri andırıyor. Saatin penceresi açılıp kuş kafasını uzatıyor: Altı. İnsanlar uyanıyorlar mı? *** Ne tuhaf! Ahraz üflemediğinde çıkıyor ses. Dupduru! Yalnız kendisi duyabilir. Süpürgeyi tutamak yapıp ağırlığını sağ ayağının üstüne toplamış. Cebinden aldığı radyoyu kılıfından çıkarırken parmakları titriyor. Küçük, kurşuni düğmeye dokunur dokunmaz bir şeylerin yükseleceğini düşünüyor. Düğme radyonun dili. Dokunuyor. Tık yok. Kusurun radyoda olduğu konusunda ısrarlı. Bekliyor Ahraz. Birdenbire işitmeye başlaması mümkündür 10

35


etkinlik

öykü

OKU DUKÇA

belki de? Bu gerçekleşseydi, sunucunun heyecandan durup, sık sık yutkunduğuna, konuşurken kalbinin nasıl attığına tanık olacaktı. “ Okyanustan esen bir rüzgâr güneydeki köyleri tehdit edecek. Rüzgâr kısa sürede fırtınaya dönüşecek.” sözlerini işitecekti. Ardından gelen “ Dışarı çıkma zorunluluğu olanlar dikkatli davranmalıdır .” uyarısı dikkatini çekecekti. Hiçbirini duymadı. Rutinin tadını çıkarmaya devam etti. Çay içti, çörek yedi, boynuna kolonya sürdü. Radyoyu kapatıyorken bir şarkı mırıldandı.

Prof. Dr. ismail KARA Misafirimizdi...

Okudukça Etkinlikleri‟nin bu ayki konuğu, Prof. Dr. İsmail KARA idi. Okulumuzda standı açılan kitaplarıyla kendisi gelmeden önce tanıştığımız hocamız, “Cumhuriyet Dönemi‟nde Din Meseleleri” konusunu üç ana başlık üzerinden ele aldığı bir konferans verdi. O üç ana başlık şöyle: İlk dönem, 1920-1924 yılları arasında geçen süredir. Modernleşmede son sürat gidilirken öte yandan dini hassasiyetlerde de bir artış görülür. Örneğin; o zamanki mecliste, daha önce Osmanlı Devlet‟inde görülmemiş bir uygulama yapılmış ve meclis kürsüsünün

Karmakarışık bir yığın ses dalgası gırtlağına sürtünerek çıktı. Ne söylediğini kim bilebilirdi? Tüm bunları sık sık gördüğü kâbusun tesirinden kurtulmak için yapıyor olabilir miydi? Rüyasında konuşan bir saate dönüştüğünü görüyordu sürekli. Bu rüyayı görmeye başlayalı bütün saatler dikkatini çekiyordu. Meşe kapının açıldığını fark etmedi, ayak seslerini de. Adam dimdik ilerliyordu. Işıltılı yüzünü bir karartı yokluyordu. Hızla belirip kaybolan bir karartı bu. Ayın yarı gölgeli iken aldığı vaziyet nasılsa kuytuya çekilme ile meydanda kalmayı seçme arasında zorlanıyormuş gibi ikilimde kalmış, kuşkulu bir yüz. İskemlelerin arasında yürürken tezgâha bir göz attı, o kadar. Onu görür görmez genzinde acı bir tat duydu Ahraz. Ellerini arkasında kurdele yaptı. İki parmağının arasındaki sigarayı avuç boşluğuna iterken bileğini geriye doğru büküyordu. Ani bir kararla bu gizlilik isteğinden cayıp düzeltti duruşunu. O da ne? Cepkenin sağ cebinden çıkardığı saate bakıyor adam, vakit erken. Gün doğmamış yerine koyarken saatin zinciri akıyor. “Zincir, kösteğe bağlı kordon,

arkasına şûra ayeti yazılmıştır. 1924 önemli bir yıldır. Çünkü bu yıl din ko-

bilekteki atar damara. Dakikalar, saniyelerin ilerlemesine bağlı…” Bunları dü-

nusunda üç yeni ve önemli karar alınır. Halifeliğin ilgası, medreselerin ka-

şünürken, zincirin pırıltısında yüzüyordu Ahraz-

patılması ve Diyanet İşleri Başkanlığı‟nın kurulması…

‟ın gözleri. Sıkıldığı utandığı korktuğu ve sevindiği

İkinci dönem, 1924-1950 yılları arasındaki sadece dinle alakalı de-

vakitler gözlerini sıkıca kapatırdı.Bir türlü aklın-

ğil, bir çok meselede değişimlerin yaşandığı yıllardır. Yeni bir devlet kurul-

dan ve kolundan çıkamayan bir şarkı ile kol kola

muştur. Batı Avrupa‟dan farklı olan çelişkili modernleşme sürecimiz bu

olurdu böyle anlarda. Gözleri yarı kapalı, “ Çay

dönemde de sürer. Bir taraftan hafızlık yapma olanakları kısıtlanırken diğer

koyayım.” diye geçirdi içinden ve genç adımları

taraftan Elmalılı Hamdi YAZIR‟ın 19 ciltlik tefsiri yayınlanır ve üniversitele-

onu tezgâha sürükledi. Topal ayağı sağlam olan

34 rin son sınıflarına dağıtılır.

ayağından bir adım gerideydi yürürken.

11


öykü

deneme

Adamın “ Tütün çıkarımı getiriver oğul çay sonra! ” diye

BAZEN

bağırdığını düşünerek o yöne döndü. Alışkanlıkla, ne istediğini ve ne zaman istediğini anlıyordu. Kendini bildi bileli bu adamın yanında idi. Duymak isteyip de duyamadığı bu muydu? Bir türlü karar verememekle birlikte “Peki usta” diyen bedenini kımıldatırken saatteki kuşa takıldı gözleri. Tutku mu yoksa öfkemi var bu kuşun duruşunda? İçine bir huzursuzluk yayıldı. Rahatlamak için kapıya yanaştı. Dışarıda uyuyan bir denizin sessizliği var. Dışarıdan gelen homurtuları bilmemek ne güzel! *** “İnsanlar buraya boşuna ocak demezler” derken tütün kesesini masada yuvarlıyordu adam. Sararmış, tütün kokan parmakları ve avuçlarıyla nereye baktığını bilmeden baktı, sonra dalıp gitti. Bu haliyle, saatteki tuhaflığı serinlemekten çok uzaktaydı. Kuşun gözleri üstünde ardı ardına içtiği tütün, gölgeler oluşturuyordu yüzünde. İnsanların gelmesini beklerken, hareketleri yavaşlıyordu. Adam mermerleştikçe kuşun bakışları sıcak insanî bir ifade almıştı. Tüylerinde bir parlaklık ve yumuşaklık belirmişti. Morlaşan gagasında bir pembelik, uyuşuk pençelerinde bir canlılık beliriyor, soğuk kanatları ısınıyordu. Tüyleri ürperdikten ve bir iki kanat çırptıktan sonra eline hışımla konan serçeyi fark edemeyecek kadar cansızlaşmıştı adam. Serçe, elini gagalıyordu. Sevdiği halde sevdiğinden ilgi görmeyen bir canlının hıncıyla ve nazikçe. Hayır,hayır! Tüm bunlar faydasız. Kan akıyor elinden adamın, böyle olmasını istemezdi kuş. Gagasını açtığı yarayı iyileştirmek için kullandı bu kez. Yara kendi gövdesindeymiş gibi acı duyuyordu. Kafesine uçarken binlerce kuşun hüznü ile çırptı kanatlarını. Havayı dolduran kanat sesleri çarptı duvarlara. Fakat kuş biraz olsun sakinleşme-

Bazen korkardım yara almaktan, beni yaralayabilecek insanların varlığından ve korkardım acı çekmekten. Daha sonra anladım ki hiç kimse beni yaralayamazmış benden ve sevdiklerimden fazla… Nedendir bilmem bazen bir suç iki insana aitse ve hangisi size daha yakınsa o insanları ikisine değil de size uzak olana bağlarsınız suçu ve nedenini… Oysa suç ikisinindir bilirsiniz yinede yapamazsınız ayrımı olamazsınız adaletli… Yıllarca yanıldım ben. Suçu tek bir kişiye bağladım hep ama sonra anladım ki en büyük suç benimdi onun değil… Onların değil… Ben yine kendimce sınıflandırmışım insanı iyi ve kötü diye… Bana göre iyi ve kötü diye… Oysa suç benimmiş sevdiğimi koruyup sevmediğimi itmişim. Yanılmışım. Şaşırmışım. Şaşıymışım şaşırtmışım… İtilen cezasından fazlasını çekince kayrılan kendini suçlardan azat eder olmuş. Ona göre de o zaten suçsuzmuş… Yine de ben olmuşum kendimi hayal kırıklığına uğratan. Ne kayırdığım dost olmuş bana ne ittiğim elimde kala kala tek bir şey kalmış, tek bir şiir kalmış Asaf‟tan… Dün sabaha karşı kendimle konuştum Ben hep kendi kendime çıkan bir yokuştum Yokuşun başında bir düşman vardı Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum… Bazen ne suçlu olur kendiyle konuşan ne de diğeri… Bazen bir de bakarsınız siz olmuşsunuz konuşan kendi kendine bir sabaha karşı…

miş. Öyle ki kuşun adama düşmanca bakışları, rüzgârı uzaklardan çağırdı. “Gördükleri düş mü yoksa gerçeğin bir boyutu mu?” diye düşünüyordu ahraz. İşaret diliyle sesleri adama tarif edip kuşu adaman gösterdi. Boşa yo12

rulduğunu anladı, sustu. Onun sesleri duymaz ve olanları görmez oldu-

Edibe Beyza Uysal 11-F 33


şiir

öykü

emindi. O an aklında tek şeyin olduğunu bildi çünkü – nerede bu insanlar –

KELEBEĞİN ÖMRÜ Güneş hükmü verdiyse gözlerine Sıcaklığını hissedemeyeceksen her bir zerrende… Göremeyeceksen yağmurun renklerini griliklerde… Kasvet saracaksa ruhunu “berekette” Söylemek istediğin çok şey var doğan güne…

Kafesine çekilen kuş acı acı ötüp baktı bir süre. Titremeye başladı, damarlarından kan çekiliyordu. Gagası morarıp, pençeleri uyuşuyor; tüyleri matlaşıp, kanatları donuklaşıyordu. Bakışlarındaki canlılık kaybolurken gözleri pelteleşti, taşlaştı gövdesi. Varlığını usul usul hatırladı adam. Bir elini diğerinin üstünde gezdirirken fark etti oyuğu. Hafifçe irkilmekle birlikte fazla durmadı üstünde. Beyaz kâğıda incecik sarılan tütünü dudağına dayadı. Bir uğultunun ardından yukarı kaldırdı başını ve havada incecik halkalara dönüşen dumanın ardından baktı. Saatin kadranında yalnız “yedi” rakamı var. Siyah bir “yedi”. Ahraz

Kelebeğin ömrüne adayacaksan mutluluğu Ve her gelende arayacaksan avuntuyu Umudun olmayacaksa her bir renginde göğün Yıldızlardan medet umma boşuna! Sabah olacak nasılsa… Ve gülümseyebiliyorsan bunca şeye rağmen hâlâ! Âlâ…

Büşra ŞEKER 9-H

kuşa bakarken suskunluğu derinleşmişti. Çayını tazeliyor, ne yapılacaksa onu yapıyordu. Dudakları kıpırdıyor adamın fakat yutkunmakla kalıyor. Kelimeler soğuk…Buz kesiliyor gırtlakta, çıkamıyorlar. Ne horoz öttü, ne karga göründü. Bir uğultu dolaşıyordu içeride. Onlarca bardaktaki çayın aynı anda karıştırılması ile oluşan çınlama uğultuyla karıştı. Krom kaşıklar bardaklarla dans ettikçe her şey daha net ayrıştı. Masaların etrafında sandalyeler bomboş. Dışarı bakıyor ahraz. Karda ayak izleri var, yürüyen yok. Derin bir uykuda gibi köy. Saatin kuşu durmadan, artık kimsenin duyamayacağı güçte ötüyor. Kapılar yerinden sökülüyor, çerçeveler duvardan iniyor. Rüzgâr çayevinin bahçesinden tüm köye yayılıyor. Ağaçlar kökünden sökülüyor, kayalar yuvarlanıyor dağlardan. Sular yerin altına çekiliyor. Saatin kadranı hep yediyi gösteriyor. İçinde dinmeyen bir uğultu ile kuş bağırıyor. Guguk seslerinden kuşun ne söylediğini anlıyor adam. Ahraz konuşuyor.

32

Nur Fidan Çerko 11-C

13


şiir

deneme

,

üme

rını. natla p a r k a ç r ıyo şlar çırpm ım ta ğ r ı a t l t ; ş ya a züne m ku ü u y ğ Kuyu k u ö d ya g uçur ersin lüğe l r ü ü g g nı! Öz tutup zları ı k d e l l ı i bir d rtık y Hani yor a ı gibi l k a rkak üs o z k ü y n i k , trers O gö züne ü ca ti y n ı r l ı a ıl siz k çarp Çare klık a kı. k r ko ımsı s n ı i ğ ı n d rsin, be Utan dele ıyor n r e a s s lar rini. ımda rpma ğerle ın ad i ğ d ı O ça t r t ı in a apat ak iç ın, k Yalnız z m ğ r a a ş kendin Ba ığın t ç a e gelin in s, ç e i ce hay k k r e T e e h k m kırır n l r h aklı ke ili Gü b efes! , i n s d e i l s i y g ibi bak r bö ı N t a e p r ı d suratın ersen Ay de ede a p uğra m a z et O edep rafına. siz var şimdi b e nim ka Bana t rşımda aktığı yafta, ; b a k tım on Hani ö un aln zlediğ ında! in uza k gelir Kaçtığ b aşucun ın hes a, ap hep y a nı baş Çukur ındadı una gü r aslın nahkâ da… r birikti Dokun ren Ce maz sa h e nnem; nılır k endi te Sakınd n i n e. ığın te nindir günah Cenne ın nâr tin güz ındaki elliğid , i r b e denind Edepti r insan eki ed ebi, ı güze l yapa Korktu n d eğeri, ğun he saba iy i hazır lan be devi! yüz ıyor

HESAP

labirentin içinde buluyorum kendimi her yer simsiyah… Duvarlara tosluyorum çıkış yolunu ararken… Ama daha çok kayboluyorum, karışıyorum orada. Ve sonra dua ediyorum her şeyin pişmanlığında… çekinerek, utanarak, ağlayarak çıkıyorum Yüce Rabbin huzuruna ve yardım dileniyorum. Ona el açıyorum. Şükrediyorum verdiklerine, yüzüm kızarmadan daha fazlasını istediğimden özür diliyorum, tövbe ediyorum. Temiz bir kalple yapıyorum tüm bunları, biliyorum ondan başkasının yardım edemeyeceğini. İlahi güce sığınıyorum nefsimin yenileceği korkusuyla… Gözlerimi açtığımda… Ve o zaman labirentin sonunda, çıkış kapısında olduğumu görüyorum. Allah‟tan başka kimseden dilenmemem gerektiğine daha çok inanarak ve Kur‟an‟ı hayatıma değil hayatımı Kur‟an‟a uyarlamaya söz vererek atıyorum ilk adımlarımı. Yere basıyor ayaklarım, yalanlarla uçmuyor havalarda…

Merve Nur DEĞER 11-C

Elmas KARAGÜLLE 12-C 14

31


deneme

şiir

LABİRENT

HESAP

Kulağıma durmadan bir şeyler fısıldayan, beynimin içinde beni delirten, kim olduğunu bilmediğim, varlığından bile emin

olmadığım biriyle konuşarak şizofren gibi davranıyorum. Bulanık bir yaşamda ne kadar temizlemeye çalışsam da kopukluklar

O YOKKEN YANMAK

oluyor, tutunmaya çalıştığım dallar beni tartmıyor. Dengeyi koruyamayacak bir konumdayım. yüzden hep boşluğa düşüYalnıBu z kend ine ge lhalimden… yorum. Çekiniyorum insanlardan, utanıyorum ince h Tek ha aykırır klı ken nefes! “Değişmeyen tek şey değişimdir.” diyen Descartes‟in cümleleridisi gi b i b ak su Ne der ratına sen de çalışıyorumarçamurne güvenerek çabalıyorum. Temizlenmeye edep u ğ r a O edaralarında az etra terlardan. Susuyorum, kitapların sıkışıyor,m nefsimi epsiz v fına. ar şim d i b e biye etmeyi bilmediğimden kimliğimin gerektirdiknim BaMüslüman na tak karşım tığı ya da; f t a , baktı lerinin her birinde bir kolaylık arıyorum. Üzülüyorum, m onu üzüyoHani ö n alnın zlediğ in uza rum, üzdüğüm için üzülüyorum… Boğuluyorum! k gelir Kimsenin da! Kaçtığ başucu ın hesdüşünerek kapatıyorum canını yakmaya hakkım olmadığını na, ap hep yanı b Ç u şındad kurkalıp kapılarımı hayata, kendimle kendime ahayat kargauna gkendi ır aslın ünahk da… â r birikti şasında mücadele veriyorum. gerekir Dokun Kendini kelepçelemek ren Ce maz sa h e nnem; nızamanlar. lır ken suçluluk duygusunun baskın olduğu di teKendimden Sakınd n i n e. ığın te bıktım, bu bıkkınlıkla yuvarlanıyorum sürünüyorum nindyollarda, ir gün ahın n Cenne ârında tin da olaylarda… Yüreğim çarpışsa yürekleriyle, güzbaşkalarının ki, elliğid i r b e deninsözcüklerindeptir uzaklaşıyorum banaEuyandırdığı hislerden, sevgi deki e insanı debi güzel y den. Kendime rakipler buluyor, yarışıyorum, herkesi geçiyo-, a p Korktu an değ eri, ğun he saborada, rum. Bir hayat kalıyor, takılıyorum a iyi h yeniliyorum. Bütün azırlan bedekara vi! bulutmutluluklarımı bir tokat gibi savuran hayat acıtıyor, lar sarıyor etrafımı… Şimşekler çakınca aydınlanıyor orada ka-

Onsuzluk yakıp kül eder ya insanı, Ben o duyguyu hiç tatmadım! Onsuz olup, nasıl kavrulur insan? Onsuzluk bir kor gibi nasıl düşer de Alev topuna çevirir insanı? Ben o duyguyu hiç tatmadım! .. Ben, sen olmadığın için üşüdüm. Senden uzakta olduğum için üşüdüm… Sensizlik yüreğimi dondurdu. Ben, hiç kavrulup kül olmadım. Yüreğim senden uzaksa nasıl yansın ki? Yüreğim, senin yanında değil ki yansın. Yüreğim! Sen donmaya alış…

Tuba GEDİKOĞLU 10-F

buslarım, vuslatın sevinciyle kahkahalar atıyor kısacık bir an olduğunun habersizliğinde… Ve yine karanlık, karanlık… Bir 30

15


araştırma

şiir

“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?” Âkif; şüphesiz büyük bir vatanseverdi. Yurdunun kurtuluşunu duyuncaya kadar gözyaşı akıtmış ve vatanının kurtulması için elinden geleni yapmıştır. Şiirleriyle, vaazlarıyla halkı uyandırmak için uğraşmış, bunda da başarılı olmuştur. Âkif‟in yurduna duyduğu aşkın sonucunda da Türk milleti, İstiklâl Marşı gibi benzeri olmayan bir esere sahip olmuştur. “Cânı, cânanı bütün varımı alsın da Hüda, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.” Peki, Âkif sadece bir vatansever miydi? Yaşadığı toprakları canını, kanını,

Cambazın ipi kopunca döküldü yalan boncukları, Yalana mı yoksa cambaza mı yanmalı? Sahi neydi bu oyunun kuralı? Sanırım biri ipi kesmiş olmalı.

Al sana insanlık! Al sana kocaman bir mesele! Ümit bahşeder hüznünde bile! Ama önce çıkarmalı şu deli gömleğini, Sefil esaretinin kırmalı bozuk kilitlerini.

varlığını fedâ edecek kadar çok seven Âkif‟i yurdundan, milletinden, bayrağının serin gölgesinden sadece bir şey ayırabilirdi: İslâmiyet… Topraklarına âşık bu mütevazı adam, sadece dini uğruna, Allah uğruna, peygamber uğruna ülkesini terk edebilirdi. Ve öyle de oldu… Onun sırf fesini çıkarmamak için ülkeyi terk ettiğini yazanlar, söyleyenler olmuştur. Fakat

Ruhuna verilen isyan kapsüllerini, İçmen için elinde, irindir tuttuğun! Ayaklar altında görünmez olan, Çiğnenmiş insanlığındır unuttuğun!

Âkif‟i tanıyan, anlayan hiç kimse böyle bir iddiada bulunmaz. O „tek vatanını‟ fesi için değil, bütün değerlerden üstün tuttuğu dînî için terk etmiştir. Şöyle der: 16

Ayşe Sadiye DOYMUŞ 12-C 29


şiir

araştırma

“Vatan-cüdâ olayım sinesinde İslâm‟ın Bu akıbet, ne elim intikamı eyyâmın! ” İslâmiyet‟in hilâlli göğsünde yaşamak adına ay-yıldızlı topraklarından „cüdâ‟ kalmaya razı olmuştu Âkif. Mısır‟a gitmeliydi; gitmek zorundaydı… Gitmezse tâviz vermiş olacaktı, bir tâviz arkasından başka tâvizleri de getiKarşımda duran yüz fakiri al sana! Biçimsiz maskeler veriliyor alsana!

rirdi. Gitti… Tam on bir yıl uzak kaldı tek sevgilisi Türkiye‟den. Döndüğünde yataktan kalkamayacak kadar hastaydı. Yine de son nefesini vatan topraklarında ve-

Bak!

receği için mutluydu. 27 Aralık 1936‟da şühedâ kanıyla yıkanmış toprağı

Cümle pazarında söz kılıfları satılıyor.

ona kucak açtı…

Çamurda debelenen kelimeler,

“Görmeyi arzu ettiği iki hedefi vardı. Biri, vatanın düşmandan

Açık artırmada zımpara ifadeler…

kurtulmasıydı. Bu uğurda; rahatını, maaşını, ailesini, İstanbul‟u terk etmiş,

Ve daha neler neler!

fiilen millî mücadele harekâtına katılmıştı. İkinci hedefi ise İslâm idealinin gerçekleşmesiydi. İslâm‟ın ayakta kalan son kalesi olarak Türkiye‟yi biliyor,

Sahnede kandırmaca oyunu,

Türkiye‟nin kurtulmasıyla da büyük İslâm idealinin gerçekleşeceğine inanı-

İşte bir figüran rol çalıyor!

yordu. Birinci hedefinin gerçekleşmesi onu bahtiyâr etmişti. Fakat ikinci hedefi arzu ettiği noktaya erişemeyince bedbâht oldu. İhtiyari bir sürgün

Eşitlik denizi kendi balıklarını boğdu yine.

gibi kendisini vatanından uzak kalmaya mahkûm etmişti.” ( Mehmed Âkif-

Solungaç mı? Hikaye!

Bir Karakter Heykelinin Anatomisi, sf: 26, Prof. Dr. Orhan OKAY) Onun davası İslâmiyetti…

28

17


araştırma

deneme

“Mehmed Âkif gerçek bir dava adamıydı. Baytar olarak Rumeli‟den Arabistan‟a kadar bütün Memâliki-i Şahane‟de dolaşırken, Meşrutiyetten sonra yazar olarak, İstiklâl Harbi‟nde ve nihayet kendini gurbet cehennemine atarak, ömrünün son on yılında… Her zaman davası için çalışmıştır.” ( Safahat Tetkikleri, sf: 51, M.Ertuğrul DÜZDAĞ) Âkif‟in yazdıkları, savundukları, düşündükleri lafında veya kaleminde kalmamıştır. Doğru bildiği her şeyi yaşamına da geçirmiştir. Zaten o, eserlerini kaleme alırken adetâ hayatını kelimelere nakşetmiştir. Bunu kendisi de söylemiştir: “ Hayır, hayâl ile yoktur benim alışverişim… İnan ki her ne demişsem, görüp de söylemişim. Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek: Sözün odun gibi olsun, hakikat olsun tek! ” Gördüklerini söyleyecek kadar cesurdur Âkif ve doğruyu söyleyecek kadar da mert… Allah‟ın hoş görmediğini asla hoş görmedi. Namussuzluğa, ahlaksızlığa, tembelliğe, miskinliğe, yalana dolana katlanamazdı. Müslüman çalışkan olmalıydı. Terakkinin tek yolu buydu. İslâm‟ın emri de buydu. Tembellik rezillerin işiydi.

KARANLIK AVLUDAKİ MERCANLAR Küçük mercan taşlarının serpildiği bir avludayım şimdi… Renk renk, desen desen mercanlar… Eğilip yerden toplamak istiyorum onları, sonra birleştirip kendime bir hayat kurmak istiyorum onlardan. Gözüktüğü gibi, renkli ve ışıltılı bir hayat. Bütün geçmişimi yıkmak istiyorum bir an, soluk almayı yeniden öğrenmek, güneşe bu taşlarla çıkmak, o ışığı yansıtmak, yaşatmak istiyorum. Bulutlarda dolaşıyorum sanki. Ayaklarımı hissetmeyişimin mutluluğunu taşıyorum, düşüncelerimle buluşmaya hazırlanırken… Fark edilmek istiyorum sıradan dünyanın içinden. Önce denizden bir ev yapmaya çalışıyorum kendime, üst üste koyduğum her damlanın düştüğünü göre göre… Körüm belki de, istiyorum yine de, güneşin altında parlayan, renkli mercan taşlarıyla süslü bir gece. Göz altıma hafifleten bir serinlik iniyor sessizce. Beynimdeki iniltiler kirpiklerime düşüyor, acı vere vere. Farkındalık çöküyor şimdi içimdeki benliğe. Fark edilmek isteyişimin farkındalığı bu belki de. Hayat fark ettiriyor yapmak istediğim olanaksızlığı. İstemesem de fark ediyorum yaparken yıktıklarımı, yıkılmasından korktuğum her tabunun aslında her geçen gün benim tarafımdan yıkıldığını. Yanılıyorum işte, korkuyorum şimdi ilerlemekten. Temkinli davranıyorum atacağım her adıma hazırlanırken. Küçük bir gülüşü bile esirgiyorum artık fark etmeden. Kararıyorum şimdi geceden de erken. Ne güneş var gözümde ne de evren… Kaybettim ben evimi denizden. Şimdi uzaklaşıyorum, gidişimin sebebini söylemeden.

“Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası Dostunun yüz karası, düşmanının maskarası.”

18

AYŞENUR AÇIKEL 12-C

27


araştırma

öykü

Zulme, haksızlığa boyun eğmezdi Âkif… Her zaman mazlumun yanınday*** - Psikoloj ik bir sarsıntı geçirmiş. Bir müddet müşahede altında tutmamız gerekiyor. Korkmanızı gerektirecek bir durum yok. Bundan sonra yardım alması gerekecek. İnşallah çabuk atlatacak.

dı. “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem! ” ( Safahat/ Âsım)

- Ne zaman uyanır? - Çok uzun sürmez.

Zevk ü sefa içinde ömür geçirmeye tahammülü yoktu. İstediği gibi bir

- Peki, teşekkür ederiz.

yaşam sürebilirdi. Fakat o tıpkı peygamberi gibi karın tokluğuna yaşamayı

- Geçmiş olsun.

tercih etti. Bunca yoksul insan içinde o nasıl sultan yaşamı sürebilirdi ki?

- Sağ olun. Sıçrayarak uyandığında annesini görünce birden mutlu oldu. Nasıl yaşıyordu? Nasıl bulmuşlardı onu? Deminki mahlûkları onlar da gör-

“Ben sefaletten ölürken seni sıkmazsa refah, Hak erenler buna ummam ki desin: eyvallah.”

müşler miydi? Görmediyseler ya? Anlatsa ona inanırlar mıydı? - Kızım, uyandın sonunda. Çok korktuk. Kötü bir şey oldu diye. Bakkaldan çıktıktan sonra başın dönmüş galiba, bayılıp düşmüşsün. Bize he-

( Safahat/ Âsım) Sözü „odun gibi‟ doğruydu, hakikatti. “Ölümden yahut ona yakın bir şey-

men haber verdiler, sağ olsunlar. Biz de seni, buraya getirdik. Bir saattir

den başka insanı hangi şey yolundan, sözünden alıkoyabilir?” demiş, insan-

uyuyordun. Şimdi niye böyle korku içinde uyandın, kötü bir rüya mı gör-

ların hakikatten saptıklarını gördükçe hayrete ve dehşete düşmüştür.

dün? Ne diyeceğini şaşırdı bir an. Demin yaşadıkları?! .. Kafası iyice bulanmıştı. Sadece “Ben de çok korktum.” diyebildi.

Ve onun gözünde âyetler insan hayatında ne kadar söz sahibiyse insan o kadar insan olabilirdi. İnsan Allah‟ı sevdikçe, ona boyun eğdikçe diriydi. Yoksa onun bir leşten farkı olamazdı ve yine insan diri kalmak istiyorsa, Kur‟an-ı Kerim‟in diriliğine de inanmalıydı.

Ümmügülsüm KURUKOL 12-C

“ İnmemiştir hele Kur‟an bunu hakkiyle bilin, Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için! ”

26

19


araştırma Milliyetçiliğin yanında; ırkçılığın karşısındaydı Âkif… Millî değerlere sahip çıkmalı fakat ırk ayrımı yapılmamalıydı. Bu, insanların arasına tefrika sokar ve hatta bir imparatorluğu yok ederdi. Öyle de oldu… “Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize! Fikr-i kavmiyeti şeytan mı sokan zihninize? Birbirinden müteferrik bu kadar akvâmı,

öykü Bu dalgınlıkla eve dönüş yolunu tuttu. Yollara bakıyordu. Ama hiçbir şey algılamıyordu. Beynini içinde olanlar buna engel oluyordu. Her zamanki baş ağrısı şimdi şiddetini daha da artırmıştı. Bir an dengesini kaybedip, düşecek gibi oldu işte bu sırada bir duvara tutundu. Biraz toparlanır gibi olunca bu duvarda bir farklılık hissetti. Demin evlerinin bulunduğu sokağa dalmamış mıydı? O halde burada ne işi vardı? O dengesizlikle yolu şaşırmış olmalıydı. Şimdi doğru yolu nasıl bulacaktı? Ne kadar uzaklaşmıştı kendi mahallesinden? “Babamı aramalıyım” dedi. Ama telefonu evde unutmuştu. Geri dönememe telaşı sarmıştı şimdi. O anda karşıdaki metruk, izbe bir bina dikkatini çekti. Şimdi kendi halini unutmuş, evle ilgili düşüncelere

Aynı millettin altında tutan İslâm‟ı

dalmıştı.

Temelinden yıkacak zelzele kavmiyettir.” O, hayatını İslâm düşüncesine göre şekillendirmiş, dini uğruna memleketini terk etmiş, döneminde İslâm‟ı en çok haykıranlardan olmuş fakat bunları da yeterli görmeyerek:

var mıydı? Kendisi nasıldı peki? Bu gibi düşüncelerle binaya doğru yürümeye başladı. İçeride birilerini görmek istiyordu. Bu evle ilgili şeyler bilen birilerini. Neden bu kadar dikkatini çekmişti bu ev? Neden bu denli merak ediyordu? Bilmiyordu. Hiçbir şey bilmiyordu. Aklına hâkim olamıyordu.

“Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı… İslâm‟ı uyandırmak için haykıracaktım.”

Kendini bulamıyordu. Hâlbuki sabah ne güzeldi… İşte, yine olmamıştı istediği. Kendini ararken etrafında başkalarını gördü. Hayal miydi, gerçek mi? Bunlar nasıl tiplerdi böyle. Ne insan ne başka bir şey. Daha önce böyle

( Safahat/ Gölgeler)

mahlûklar görmediğine emindi. Biri üzerine doğru mu geliyordu? Ne yapa-

Âkif bunca sene sonra sadece İstiklâl Marşı için mi sevildi? Uzun yılların ardından unutulmamasının, şiirlerinin tazeliğini hâlâ korumasının asıl

bilirdi ona? Ama çok korkuyordu; tek hissettiği buydu. Kaçıyordu şimdi. O mahlûkların üzerine doğru geldiğini gördüğü için. Onlardan kaçıyordu. Elinden başka bir şey gelmiyordu. Durup beklemenin

sebebi neydi?

sırası değildi. Çünkü kalıp üzerlerine gitmek için çok mecalsizdi.

O, Hakk‟ın söylediğini savundu yaşamı boyunca. Hakkı anlatan bir adamın yararlandığı yegâne kaynak Kur‟an ise nasıl unutulabilirdi ki? İşte Âkif bu yüzden sadece çerçeveler arasında değil, her vatansever Müslüman‟ın

Bu eski evin içinde üst kata çıkan merdivenler gördü. Merdivenlerden çıkarsa kurtulabileceğini umuyordu. Bu yüzden onlara doğru yöneldi. Hala peşindeydi o garip şeyler. Ona “Gelme! ” diye yalvarmaya başladı. Bu sırada arkasındaki boşluğu fark edemedi. Bir adım ötedeydi her şey, dü-

yüreğindedir. 20

Bu evde kim bilir neler yaşanmıştı? Acaba orda da kendi gibi birileri

şerse hepsi bitecekti. O, bunu anlamadan korku ve telaşla o adımı attı. Bü-

Saliha Zeynep ERGÜN 12-C

tün korkular bitmişti artık…

25


öykü

ayın f otoğraf ı

İÇERİSİ DAHA TEHLİKELİ Güzel bir gün geçirmenin yolu güne güzel uyanmaktan geçerdi. Ama bu günlerde ne güzel ne de kötü başlangıçlar kanıksandığı gibi noktalanmıyordu. “Geçer…” diyordu. Hep böyle sürecek değildi ya. Bugün, eskiden sevmediği ama nedense son zamanlarda onu mutlu eden bir şekilde uyandı. Güneş odasına dolmuş, içerisini aydınlatıyordu. Güzel bir gün olacaktı. Bir de şu başının ağrısı olmasaydı… Her sabahki rutin işlerini yaptıktan sonra salona geçip oturdu. Evdekiler bir saate ancak uyanırlardı. Balkondan gelen yumuşak rüzgâr içini ferahlatıyordu. Dışarı çıkıp bu rüzgârı daha iyi hissetmek istedi. “Gidip ekmekle gazeteyi alayım.” dedi kendi kendine. Çıkmak için hazırlandığı sırada aklından, onun dışarı çıktığını duyunca bir de ekmekle gazeteyi aldığını görünce evdekilerin diyeceklerini geçiriyordu. Babası: “Allah Allah! .. Hangi dağda kurt öldü?” diyecek, kardeşi ise: “Hayret abla! Sana bir şey yapmamışlar.” Diye dalga geçecekti. Oldum olası hiç sevmemişti bu evden çıkma işini. Bir şey için dışarı gönderdiklerinde babaannesinin deyimiyle boynuna ip takılıyordu. Sanki kapıdan adımını attığı an idam sehpası ve cellâdı onu karşılayacaktı. “Peki, ben nasıl okula gidiyorum?” diye sordu kendine. Sonra cevap verdi: “ Okul başka… O dışarıdan sayılmaz. Beni korkutmuyor.” İyi de okul nerden çıkmıştı şimdi? En son cellâdı onu asmıyor muydu? Beyninin derin karanlığı dışarıdan sessiz ve dalgın gösteriyordu onu. Ortalıkta tek bir ışık süzmesi kalmaması için karanlık var gücüyle çalışıyordu. Bakkala girip ekmek ve her zamanki gazeteden alıp çıktı. İçindeki mücadele gitgide büyüyordu. Harbin etkileri yayılıyordu. Beyninin içinde saflar oluşmuş, birbirlerine siper alan saflar harekete geçmek için fırsat kolluyordu. Bu savaşın amacı en derin karanlığı elde etmekti. 24

21


mektup

mektup Sevgili arkadaşım, Düşündüm sana nasıl hitap edeceğimi fakat bir anda tüm kelimeler

5 sene geçti... Koskoca 5 yıl geçti be kardeşim.Hiç değişmedim biliyor

sustu, dostluğunun karşısında bir acziyet bürüdü hepsini. Sonra bende ara-

musun? Olduğun yerde sayma derdin bana. Tutamadım sözümü ne yapa-

larından en basitini seçtim. Bu seçimimin nedenini merak ediyor musun ?

yım…

Etmezsin ki sen... Senin için ithafların ve kelimelerin bir önemi yoktu ki... Dudaklarımdan değil kalbimden dökülürdü yakınlığın... Kalemimden değil gözlerimden okurdun sana olan seslenişimi. Neyse yinede söyleyeceğim. Basite kaçtım çünkü dış görünüşün ihtişamı içeriği gölgede bırakmasın, derinliğini kaybedip sığlaşmasın dostluğun tanımı ve varlığı… Bunun bir nüshasını da seni gönderdiğimiz o son yolculukta görmedik mi zaten. Bedenin yok işte... Fakat ruhun ve kalbin yine benimle . Sen gitmeden önce öğrenmiştik sözsüz konuşmayı. O yüzden desteğin uzaklardan yerini buluyor hiç merak etme. Seni duyuyorum. Ne fark eder ki herkes kulağıyla duyar dostu... Ben yüreğimle duyuyorum, yaşanmışlıklarımızla kavrıyorum seni. Çırpınışımın nedenini asla yanlış anlama. Sitem değil, isyan değil... Cevapların geliyor kulağıma fakat soruların… İşte soruların gelince aklıma, ne sesin kalıyor kulağımda ne siluetin dokunuyor gözlerime. Çok mu sorunsuzsun orada ? Muhtemelen öylesindir. Bana ihtiyacında kalmamıştır. Hayır hayır ! Sakın yanlış anlama, senin adına çok seviniyo-

Bunu ilerleyiş olarak sayar mısın bilmiyorum ama, birlikte hayalini kurduğumuz üniversitenin son sınıfındayım şimdi. Kabul etmeyecek bunu bir adım olarak görmeyeceksin. Çünkü maneviyat açısından bir adım bile ilerleyemedim. Kimse elimden tutmuyor. Bu sözüme ne kadar kızdığını görür gibiyim. Elimde değil, senin bana inandığın kadar kendime inancım yok.. „Ölenle ölünmez‟ demişlerdi seninle bir bütün olduğumuzu bilenler... Gülüyordum içimden. Nerden bilsinler ki ölenin yaşadığını,yaşayanın öldüğünü... Onlarda tüm geri kalanlar gibi dışarıdan görünene yorum yapıyorlardı. Tıpkı konuştuğumuz gibi. Mezun olunca bir kütüphane açacağım. Adını da „diriliş‟ koyacağım. Sahibinin ölgünlüğüyle tezat oluşturacak ama olsun. Çok bölük pörçük yazdım farkındayım. Geride bıraktığın ben gibi… Tekrarlıyorum, ne bir sitem ne de isyan bu mektup...

rum. Anlaşılmamaktan yakınıyordun hep... Seni Rabbimden iyi kim anlar.

Daha fazla yazmayacağım... Sembolikti zaten kelimeler... Yazsam da

İnanıyorum kardeşim hak ettiğin yerdesin, sen gittin ben kaldım. Buruklu-

yazmasam da beni anladığını biliyorum. Hatta daha şimdiden cevabı hisse-

ğum bundan olsa gerek... Boş boş bakışlarımı herkes,gidişinle sarsılan psi-

diyorum.

koloj im olarak adlandırıyor. Yanılıyorlar... Gittin ve dirildin. Oysa ben yaşarken dirilemiyorum daha... İşte bundan dolayıdır yanlış anlaşılmam... Hep uğraştın şu asık suratımı güldürebilmek için. Ben ağlardım yağ-

Hayata dönüyorum yeniden. Sana ayırdığım bu küçük zaman diliminden gözü yaşlı ayrılıyor olsam da hiçbir ayrılığın ebedi olmadığının bilincindeyim artık. Ebediyette görüşmek üzere kardeşim… Hoşça kal….

murlar gibi,sen gülüşünle yaşlarımı süsler gökkuşakları oluştururdun.

Hatice Kübra KAYA 12-C

22

23

Yansıma  

Yasıma Kaihl Edebiyat fasikülü

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you