Page 1

“Sayın Tüfenkci’nin Bakanlığı Yeşilyurt İçin Büyük Bir Şans” Malatya’nın merkez ilçelerinden Yeşilyurt, son zamanlardaki çalışmalarla dikkat çekiyor. Bu önemli çalışmalarla ilçenin çehresi değişirken, dikkat çeken isimlerin başında Yeşilyurt Kaymakamı Nesim Babahanoğlu geliyor. Babahanoğlu’nu Yeşilyurt sokaklarında vatandaşlarla yaptığı sohbetler ve esnaf ziyaretleri ise devletin güler yüzünün bir temsili olarak büyük takdir topluyor.Yeşilyurt’un tarihi ve

doğal güzellikleri sebebiyle Malatya’nın önemli ilçelerinden biri olduğunu söyleyen Nesim Babahanoğlu, “Gündüzbey kaptajda çıkan suyumuz, şehrin akciğeri niteliğindeki doğasıyla, kayısısı ve kirazıyla Yeşilyurt, bütün Malatya’nın gözbebeği konumundadır. Her köşesi tarih kokan ilçemiz, camileri, çeşmeleri ve tarihten bugüne gelen önemli yapılarıyla büyük bir hazineyi barındırıyor. Bu tarihi

zenginliğimizin bir kısmının restorasyon çalışmaları devam etmektedir. İlçemizi tarih ve doğanın başkenti haline getirmek için belediyemizle birlikte yoğun bir mesai harcıyoruz. Hızlı göç ile birlikte kentleşme adına önemli adımların atıldığı Yelişyurt’ta vatandaşlarımızın daha huzurlu ve müreffeh bir ortamda yaşamaları için geceli gündüzlü çalışmaya gayret gösteriyoruz” dedi. SAYFA 11

“Tüm dünyayı etkileyen 2009 küresel ekonomik krizden bu yana istikrarlı büyümesini devam ettiren ekonomimiz kesintisiz 27 çeyrektir büyüme başarısı göstermektedir.” Sayfa 8-9

ISSN 1304 - 0723

“Benim için hayatın anlamı MALATYA”

Malatya ve Malatyalıya adanmış bir ömür. Kurucusu, yöneticisi olduğu STK’lar ile Malatyalılara fayda için çırpınmayı kendine ilke edinmiş biri. Siyasi ve kişisel beklentilerden uzak ‘tek çıkarım Malatya’ diyebilecek kadar dürüst bir insan aynı zamanda. SAYFA 7

“Küresel olumsuzluklardan en az düzeyde etkilenen ülke olacağız”

“Kendi makinemizi kendimiz üretmeliyiz” DBMD Genel Başkanı Gazeteci-Yazar Muzaffer Tunç, DBMD Teşkilatlandırmadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ekonometrist-Yazar Cahit Timur, Marmara’nın Sesi Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Sabahattin Acar ve Şair-Fotoğraf Sanatçısı İsmail Hakkı Bağdat, Aliağa Tekstil Ticaret Sanayi Anonim Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Sanayici Alaattin Şengöz’ü makamında ziyaret ederek, geçmişten günümüze Türkiye’nin sanayideki durumu ve ekonomisiyle ilgili keyifli bir sohbet gerçekleştirdi. SAYFA 2

Küresel ekonomi gerçekten de bir darboğaz içinden geçiyor. Uluslararası kuruluşlar küresel büyümeye ilişkin beklentilerini bir bir aşağı yönlü revize etmekte: OECD daha önce %3 olarak öngördüğü 2016 yılı küresel büyüme oranını %2,9’a düşürürken IMF ise küresel büyüme beklentisini sabit tutsa da gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin önümüzdeki dönemde performans kaybedeceğini ifade etmektedir. Küresel büyümenin yavaşlaması tabi ki küresel ticareti de yakından etkiliyor. Dünya Ticaret Örgütü’nün verilerine göre uzun yıllar sonra ilk defa küresel ticaret küresel büyümeyi yavaşlatan bir etkiye sahip. Daha önce %2,7 oranında büyüyeceği tahmin edilen küresel ticaret hacmine ilişkin beklentiler ise 2016 yılı için %1,7’ye kadar gerilemiştir. Küresel ekonomi, gelişmiş ekonomilerdeki talep zayıflığı ile beraber gelişmekte olan ekonomilerde görülen yavaşlamanın etkisiyle önümüzdeki döneme dair birçok belirsizliği beraberinde taşımaktadır. SAYFA 8-9

“Kanal İstanbul bir vizyon projesidir.”

Cahit Timur

Bilgin Akbal

Suat Gün

Op.Dr Selahattin Tolunay

Ahmet Çiçek

Murat Aygörmez

Abdullah Geyik

Sayfa 15

Sayfa 14

Sayfa 14

Sayfa 11

Sayfa 10

Sayfa 5

Sayfa 4

Sayfa 3

Gazetemize çok önemli açıklamalarda bulunan Karaoğlu, TOKİ’de uzunca bir süredir görev yapmaktan ve hizmet vermekten gurur duyduğunu belirterek, “Emeklilik hizmet süremi doldurmam sebebiyle ayrıldım. Yine ülkemizin önemli ekonomik güçlerinden biri olan OYAK’ta ülkeme hizmeti devam ettirmeyi amaçlıyorum” dedi. SAYFA 3

Doç. Dr. Süleman Doğan


EKONOMİ

01 Aralık 2016

Malatyalı İşadamı-Sanayici Alaattin Şengöz:

Sanayimizin Gelişmesi İçin Kendi Makinemizi Kendimiz Üretmeliyiz Dünya Basın Mensupları Derneği (DBMD) heyeti, ,Aliağa Tekstil Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Alaattin Şengöz’ü ziyaret etti.

Alaattin Şengöz kimdir? Biz ilk mücadeleyi, Muzafeer Tunç beyefendiyle beraber verdiğimizi söyleyebilirim. Yaklaşık 30 sene önce, Beyazıt’daki Yusuf Dalbudak’ın otelinde kaldığımız günlerden bugüne kadar, Muzaffer beyi takdirle takip ediyorum. Muzaffer Tunç olarak, siz de benim gibi mücadeleden geri kalmadınız. Ben 1954 yılında Malatya’da doğdum. Malatya Tek Mezar Mahallesi’nde doğdum. İlkokulu bitirdikten sonra, ortaokul ikiden ayrıldım. Ekmek aracında çıraklıktan sonra, Malatya Mensucat Fabrikası’nda 4 sene elektrik ve bobinaj ustası olarak çalıştım. Malatya Mensucat Fabrikası’ndan sonra askere gittim. DBMD Genel Başkanı Gazeteci-Yazar Muzaffer Tunç, DBMD Teşkilatlandırmadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ekonometrist-Yazar Cahit Timur, Marmara’nın Sesi Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Sabahattin Acar ve Şair-Fotoğraf Sanatçısı İsmail Hakkı Bağdat, Aliağa Tekstil Ticaret Sanayi Anonim Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Sanayici Alaattin Şengöz’ü makamında ziyaret ederek, geçmişten günümüze Türkiye’nin sanayideki durumu ve ekonomisiyle ilgili keyifli bir sohbet gerçekleştirdi. Malatya Mensucat Fabrikası’yla ilgili ne söylemek istersiniz? Malatya’nın tekstil alanında gelişmesinin yegane sebeplerinden bir tanesi Malatya Mensucat Fabrikası’dır. Bir laboratuvar gibiydi orası. Orada yetişen devletin elindeki mühendislerden, teknisyenlerden çok faydalandılar. Sırf Malatya’nın değil o Ankara’dan sonra doğunun en büyük fabrikasıydı. 3 bin kişi çalışırdı orada. Her postada 1000 kişi çalışırdı. Oradan pamuk girerdi, dokuma olurdu, boyanır, Amerika’ya giderdi. Ondan sonra özel sektör doğmaya başladı. Doğuşundan sonrada Malatya bayağı bir tekstil alanında gelişti. Küçük sanayiden büyük sanayiye geçiş döneminde rahmetlik Yusuf Özal bize çok destek oldu. Yani biz küçük sanayide büyük sanayiye geçtiğimiz dönemlerde parmakla sayılacak kadar bir arkadaş sayımız vardı o dönemler, teşvik yeni çıkmıştı. Büyük sanayiye geçiş döneminde bizde cesaret var, bizde girişkenlik var, bizde sanayicilik var, biz fabrikaları yaptık, inşaatları bitirdik, rahmetlik Özal, “Kolektif çalışmayı öğrenin. Kardeşlerinizle, amca çocuklarınızla, teyze çocuklarınızla bir araya gelin, bir şirket kurun, bu kurmuş olduğunuz şirketlerin içerisinde bir arsa alın, organize sanayi bölgelerinde fabrika yapın, fabrikalarınızı bitirin gelin ben bu fabrikaya 100 lira harcadım derseniz ben sizin paranızın 40 lirasını geri vereceğim” dedi. Biz o dönem bu fabrikaları gidip yaptığımız zaman çok büyük zorluklarla başlardık yani. Mesela rahmetlik Özal zamanında Ankara’da çok küçük toplantılar olurdu. Sevdiği insanları yanına alırdı, devlet planlama teşkilatına da Yusuf Bozkurt Özal bakardı. O zaman bütçe komisyonu yok başka, paranın başındaydı Türkiye’de. Devlet Planlama Teşkilatını, Kalkınma Bankasını, Teşvik Uygulama Daire Başkanlığını topladı. “Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan vatandaşlarıma bir söz verdim. Teşvikli yatırım yapın, sanayileşin, kolektif çalışmayı öğrenin, yastık altındaki paralarınızı getirin birleştirin, bunu sanayiye dönüştürelim, üretime dönüştürelim, istihdama dönüştürelim, siz de kazanın biz de kazanalım. Ben bir Malatya’ya 50 tane 100 tane maliyenin müfettişini gönderip de bütün Malatya’nın esnafını kontrol edeceğime organize sanayi bölgesine bir fabrikaya bir tane müfettiş gönderirim hepsini kontrol ederim” dedi. Biz bu sanayileri kurduğumuz zaman Ticaret Odasında başkan Abdurrahman Yavuz vardı. Ahmet Çalık,Ahmet Ercan Uçkan,Ali Daştan, Gazi Daştan,Osman Türkoğlu,İbrahim Gündoğdu,Hasan Sarı,Cüneyt Boyacı,Mahmut Top-

gül,Nevzat Yeroğlu,İmam Fidan gibi arkadaşlar vardı.12 kişilik bir ekiptik. Organize Sanayi Bölgesi’nde 3 bin hektarlık bir alan koskocaman bir yer. Temel attık devam ettik. Enflasyon %100, enflasyon o zaman. Şimdi biz fabrikaları kurduk ama küçük esnafız, fabrikaya girmişiz, bu fabrikaları kurduğumuz zaman bize dediler ki “Siz fabrikaları bitirdikten sonra, biz size %40 paranızı hibe edeceğiz” Bir sene bizim paramızı vermediler. Kalkınma Bankası bizim paramızı bir sene vermedi. Paramızı vermeyince, biz fabrikaları bitirmişiz, makinaları getirip kurmuşuz. O Kalkınma Bankası’ndan bu küçük sanayicilere para gelmeyince demir satan, çimento satan, tuğla satan sanayiye, organize sanayi bölgesine iş yapanlar, onlara mal satanlar hepsi, vade farkı faizini yaptılar. Bizim borçlarımız 100 bin liraydı borcumuz, mal çıktı 500 bin liraya, 500 bin lira olan borç olan çıktı. 3-4 milyar liraya. Doğudaki sanayicilerin hepsi ilk defa fabrikayı kuranların hepsi organize sanayi bölgesinde kalmadı, hepsi iflas ettiler. Savaşta da bu böyledir yani. Savaşta ön cephedekilerin hepsi vurulur, dökülür, sakat kalır, kırılır. Biz zaten kendimizi feda ettik, bu arkadaşlarla beraber bu fabrikaları kurduk, kurduktan sonrada paralarımız gelmeyince o fabrikaların hepsini teker teker hepsi satmak zorunda kaldılar. Ankara’ya gidiyorduk. Paramızı almak için. Rahmetlik Özal, “Bakın arkadaşlar. Bu arkadaşlar otel parası veriyorlar. Yazık günah değil mi. Bu paraları neden bekletiyorsunuz. Doğudaki yatırımcının parasını bekletirseniz, bu arkadaşlarımız sıkıntıdan dağa çıkarlar. Siz bunların parasını verirseniz önce elbisesini değiştirir. Bir takım elbise giyer. Bir de araba alır. Beyefendi olur. Ne kadar zorlarsanız dağa çıkmaz. İkinci bir etapta siz dağa çıkan insanlara helikopterden para atsanız indiremezsiniz dağdan. Yapmayın, etmeyin, bu insanların parasını erken ödeyin” dedi. Ödemediler. Daha sonraları Tansu Çiller başbakan olduktan sonra işte o dönem biz yurt dışından makinalar getirdik. Sonra ne oldu, götürdü bizi bir gümrük birliğine bulaştırdı ondan sonra o gün bugün insanlar sürüm sürüm sürünüyorlar. Allah’a çok şükür bizim bakanımız Bülent bey geldi de, eski pislikleri temizliyor. Yani sanayileşmeye önem vereceğiz Batı toplumu Türkiye gibi bir pazarı nerede bulacak. Şimdi düşünün yani, bizim tekstil sektörünü ele alın. İplik fabrikası Avrupa’dan geliyor. Boyahane fabrikasının makinaları Avrupa’dan geliyor. Örgü fabrikasının makinaları Avrupa’dan geliyor. Her şeyimiz Avrupa’dan geliyor. Biz burada fason ülkesiyiz. Şimdi size soruyorum, Türkiye’deki bütün hastanelerin içerisine gittiğiniz zaman gözünüzü tahlil eden, beyninizin filmini çeken, ciğerinizin, kalbinizi çeken makineler kimin makinesi kardeşim. Almanlar Rus harbine girdikleri zaman general geliyor, “Neden ilerleyemiyorsunuz? Niye savaşı kaybediyorsunuz? diyor. Cephede hiddetleniyor, korkuyor savaşı kaybedecekler diye. “Arabalarımız dondu” diyorlar. General dönüyor geliyor Almanya’ya. Bütün mühendisleri çağırıyor, “3 ay size

müsaade. Susuz motor yapacaksınız. Deutuz motorlarını Almanlar harpte yaptılar kardeşim. Bakın başka örnek. Amerika, Hiroşima’ya Nagazaki’ye atom bombası atıyor. Oralarda 30 sene, 40 sene toprakta mahsul bitmiyor. Yerle bir oluyorlar. Ama Japonlar birleşiyor, “Biz dünyadan öcümüzü alacağız” diyorlar. Bir ulus olarak, halk olarak kilitlendiler, Amerika’nın 8 silindir, 12 silindir arabalarını Suudi Arabistan’ın şeyhlerinin, petrol şeyhlerinin altından alıp Japon arabalarını koydular. Analarını ağlattılar Amerika’lıların. Sanayisini bitirdiler sanayisini bitirdiler, öldürdüler Amerika’yı. Bütün dünyanın vitrin, gittiğiniz ülkelerin vitrinlerine bakın hep Japon malı doludur. İşte öç böyle alınır. Amerika’dan yağ istiyorlar, gemi ile yağ geliyor Japonya’ya. Amerika’dan ha! Yağı tutup boşaltıp sanayide kullanıyorlar, tenekesini çıkarıp çocuk arabası yapıp Amerika’ya satıyorlar. Geçen senelerde Japonya’da tusunami oldu. Uçakları su aldı götürdü denize, arabaları, evleri tuttu götürdü. 6 ay sonra her şey bitti. Hiçbir şey yok. Niye, çalışkan millet. Bizde ise, ya Alman teknolojisini, Alman malını kullanacaksın, ya internet teknolojisini kullanacaksın. Ben buradan sayın bakanım Bülent Tüfenkci’ye söyleyeyim, hemşerim, canım ciğerim, kendisini de severiz. Allah’a çok şükür çok da güzel çalışmaları var, takdir ediyoruz kendisini. Biz bankayla akreditemizi açtık, makinalar geldi, 250 bin dolar paramızı verdik, makinaları getirdik. Fabrikaya kurduğumuz 7 tane makinanın hiçbir tanesi çalışmadı. “Gelen makinaları değiştirin” diyorum makinaları değiştirmiyorlar, “Alın götürün makinaları” diyorum alıp götürmüyorlar. Paralarını çekmişler daha ne yapsınlar, malı satmışlar. Hatalı mal her ay 3 tane mühendis gelip gidiyordu. Hiçbir şey söylemediler. Gümrük müdürü, gidecek içeriye, sandığın içerisini açıp bakacak. O makinayı satan fabrikanın sahibini çağıracak, “3 tane tapu alacaksın. 3 tane mühendis buraya gelecek. 3 tane tapuyu bana getirip göstereceksin, burada atölyeni kuracaksın, burada yedek parçanı bulunduracaksın, sattığın malın garantisini vereceksin. Benim vatandaşım almış olduğu bir malda bir problem çıktığı zaman senin kapını çalması lazım. Yoksa bu makinayı sokmuyorum Türkiye’ye al götür malını” desin bakalım bu ülkeye kim sahtekarlık yapabiliyor. Sayın bakanıma da buradan sesleniyorum. Böyle olur mu? Bakanımız Allah’a şükür çok düzgün ve dürüst bir kişiliğe sahip. Milletini yıllarca korumuş kollamış, fakirliği zenginliği yaşamış, kanunu bilen insan. Yani onun için rabbim hem cumhurbaşkanımızı, hem başbakanımızı, hem sevdiğimiz dostlarımızı bakanlarımızı Allah bu milletin önünde mahcup etmesin. Onları güzel çalışmalarından daha iyi yerlerde görmek istiyoruz yalnız rahmetlik Turgut Özal’ın çok hoş bir huyu vardı gece saat ikide arardı.Sani Konukoğlu’nu ve Mahmut Çalık’ı arar, bu sene Türkiye’de kaç ton pamuk var, dışarıdan kaç ton pamuk ihtiyacımız var, neyimiz var, neyimiz yok diye sorardı. Her sektörün bir duayeni vardır. Bunlar 100 senelik tekstil işlerini bilen asırlık çınarlardır. Her meslekte çınar vardır. Onlarla zaman zaman böyle istişareler yapardı. Bakanımızı arardık, hepimiz gideriz kafasına takılan bir şey olduğu zaman sorardık. Yani ben bu yaşıma kadar bildiğimin öğretmenliğini yaptım, bilmediğimin de talebeliğini yaptım. Bilmediğim bir konu olunca gittim sordum talebe gibi de dinledim. Epeyce dernek çalışmalarınız oldu. Sivil toplum örgütlerine önem veriyordunuz öteden beri. Bunun ne gibi özellikleri vardı faydaları oldu mu, o kurduğunuz dernekler hangileriydi? Hedeflerine ulaşıldı mı, o sistem devam ediyor mu? Bunu biraz anlatır mısınız? Bir ülkede demokrasinin yerleşebilmesi için sivil toplum örgütlerinin sayısının çoğalması lazım. Eskiden nasıl bizim bir tane televizyonumuz varsa, iki tane radyomuz varsa, şimdi nasıl 50 tane 100 tane kanal televizyon varsa bu darbenin, darbe girişiminin yegane sebeplerinden kurtuluşumuzun bir tanesi de televizyonlardan milleti uyandırmaları oldu. Eskiden radyoyu ele geçiriyorlardı, bide televizyonu, darbe yaptık deyip çıkardı kenara. MİAD’ı kurduk. Malatya’lı Genç İşadamları Derneği’ni kurmuştuk. Malatya’lı genç işadamları derneğini kurduğumuzda Malatya’da o zaman iki üç tane dernek vardı. Ama bugün 30’dan fazla dernek var. Şimdi her dernek etrafındaki üyelerine, arkadaşlarına, tanıdıklarına muhakkak

bir katkı getirir. Hele bir de iş adamları derneğiyse getirir. Biz MÜSİAD’daki tekstil komitesindeki arkadaşlarla oturduk bir hesap yaptık. Dedik “Arkadaşlar biz bu topraklarda çalışıyoruz, bu coğrafyanın içerisindeyiz, bir emek sarf ediyoruz ama karşılığını alamıyoruz. Oturalım bir çalışma yapalım nasıl büyük bir iş yapabiliriz.” O zaman MÜSİAD Başkanı Erol Yarar’dı. Toplandık bizim Abdullah Gümüş bey vardı tekstil komitesi başkanı. Mesut Yılmaz’ın kardeşi bir tane sektör dış ticaret kurmuş, bütün İstanbul’un, bütün holdinglerin ihracatını o yapıyordu. Ondan sonra İzmir’de EGS kuruldu. EGS sonradan tuttu Egsbank’ı kurdu. Topraktan mağazaya kadar bütün içeriğin hepsini ortak ediyorlar yani pamuğu üreten toprak sahibi de ortak, iplik fabrikası da ortak, boyahane de ortak, dokuma da ortak, örgü de ortak, ihracat da ortak. Bu şekilde ama hepsi birbirinden peşin alıyor. İhracatı yapan firma yüz bin dolarlık ihracat yaptı mı 15 gün içerisinde hazine dış ticaret müsteşarlığının garantiliğinde bu ihracatın % 7’sini şirket keserdi parasının geri kalanını 15 gün içerisinde öderdi. Haliyle bu %50 kestiği komisyon işte milyon dolarla işe başlayınca çok büyüdüler, banka kurdular, çok kapsamlı bir şey oldu. Bunun üçüncüsünü de biz kurduk ATGS olanı Bursa’da kurduk. 33 kişiyiz. Aklımıza da gelmedi böyle bir şey olacağı sonucunun. 250 milyon dolar ihracat yapmışız, yanımızda 63 kişi çalışıyor. Genel müdür 10 bin dolar alıyor, ihracat, ithalat müdürü 5 er bin dolar alıyor. Bursa Maliyesi dedi ki siz çok büyüdünüz, hacminiz arttı, sizin İstanbul’a taşınmanız gerekiyor, 1ci sınıfa dediler, biz de geldik İstanbul’a İstanbul’da yerimizi kurduk. 28 Şubat’ta bunlar yeşil sermaye diye bizim şirkete el koydular. Yav paranın yeşili, siyahı, kırmızısı mı olur dedik. Biz dernekleri vakıfları kurmasaydık Sivil toplum kuruluşları çoğalmasaydı işte bunların foyası da ortaya çıkmazdı. Herkeste kendine özgüven geldi, herkes kendi çapında çalışmalar yaptı, kendi çapında kitaplar okudu, gazeteler bastı, dergiler bastı. Sivil toplum kuruluşları insanlara özgüven verir. Sayın Şengöz, Türkiye’ye, Malatyalılara, geleceğin sanayicilerine, öğrencilere ne gibi tavsiyeleriniz olur? Bir de basın mensuplarına ne gibi tavsiyeleriniz olacak. Çünkü basınla sanayi birbirini etkileyen sektörler. Bunlardan biraz bahsedip konumuzu kapatmak isteriz. Benim bir arşivim var. Bu arşivde 116 senelik - 120 senelik günlük gazeteler mevcut. Gençlerin hazıra konarak bir şey elde etmekten kaçınmaları gerekiyor. Bu benim babamın fabrikası, bu benim amcamın iş yeri, bu benim dayımın yeri demesinler. Mesela iki tane yumurtayı düşünün, iki tane yumurtayı yan yana koyun ikisinin de içinde civciv var. Bir civciv yumurtayı kendi kırarak dışarı çıkıyor. Diğerini ise siz kırarak çıkarıyorsunuz. İki civcivi takip edin, analiz edin kendiliğinden yumurtayı kıran dışarıya çıkan daha kuvvetli, daha atılgan daha koşan daha çabuk gelişen olur. Çünkü bir çaba sarf ederek hayata başlıyor. Diğeri ise emek sarf etmediği için daha zayıf daha kırılgan oluyor. Ondaki gevşeklik bizim çocuklarımızdaki gevşeklik gibi

oluyor. Kendi emekleriyle sabah erken kalkacak, işine gidecek çalışacak, aldığı maaşla paranın ne olduğunu bilecek, harcamasını bilecek. Bir de yine ölen bu Allah rahmet eylesin sanatçı Ahmet Kaya vardı. Onun kardeşi Mustafa benim hem mensucat fabrikasından iş arkadaşım, hem de gece lisesinde beraber okuduk o arkadaşla. Benim yanımda o oğluna bir tavsiyede bulundu, dedi oğlum Alaattin benim çok sevdiğim bir arkadaşım, dostum dedi. Sen şimdi bir talebesin dedi, 4 sene sen kitaplarınla, okulunla, öğretmenlerinle uğraşman lazım, başka bir şeyle uğraşırsan bu talebeliğini yürütemezsin dedi. 4 sene uğraş okulunu bitir ondan sonra gel, diplomanı al, ondan sonra okuduğun branş üzerine güzel bir deneyimin olsun bir işe gir çalış, ondan sonra tatile mi gidiyorsun, top mu oynuyorsun, sinemaya mı gidiyorsun, saz mı çalışıyorsun, türkümü söylüyorsan yap ne yapıyorsan ama önce temelin sağlam olması lazım. Temel sağlam olmadan olmuyor bu işler. Şimdiki talebeleri görüyoruz biz, tamam gençsiniz sosyal aktiviteleriniz olacak, bu aktivitelerin içerisinde gece 3’e-5’e kadar orada burada arkadaşlarına gidersen senin derslerine kim çalışacak, kim yapacak senin dersini. Yarım yamalak bir eğitim oluyor işte burada. Şimdi sanayici kendi talebesini, kendi çırağını, kendi ustasını, kendi elemanını, kendi mühendisini yetiştirmezse dışarıdan gelen elemanlarla bu işin yapılması çok zordur. Herkes kendi insanını kendi yetiştirir. Sanayici eğer bir şeyle teknoloji getirmiyorsa, eski makinalarla, 10 senelik, 20 senelik, 30 senelik üretimle devam ediyorsa bu da yanlış. Kafalarını birleştirecekler, güçlerini birleştirecekler, dünyayı gezecekler, dolaşacaklar, gördükleri yenilikleri ancak kendi şehirlerine getirirlerse o zaman mükemmel bir yapı meydana gelir. Yani burada ben şunu söyleyeyim, gençlerin enerjisiyle yaşlıların tecrübesini birleştirirsen çok mükemmel bir yapı meydana gelir. Onu koşturursun, duracağı yeri bildirirsin, hamle yapacağı yeri bildirirsin.Servetin adı var tadı yok.Hiçbir huzur yok.Mektepliyede alaylıyada ihtiyaç var.Türkiyede hala alaylı mektepli ayırımı yapılıyor.Oysa ülkede artık mektepliyede alaylıyada ihtiyaç var.Gençler uzmanlaşamıyor,ticaret hayatına adepta olamıyorlar.Üniversitelerde teorik eğitimle pratik eğitimi birleştirmek lazım.Biz sahada iş yapabilecek mühendisede dezgah kullanmayı bilen tornacıyada,çek karnesi görmüş muhasebeciyede hala kolay kolay ulaşamıyoruz.Kalife eleman sonucu işdünyasının genel sıkıntısı olduğu için organize sanayi bölgesine özel Anadolu Teknik ve Meslek liselerinin açılması lazım.Sanayicinin en büyük sıkıntısı bir işveren olarak Çalışma Bakanlığı Müfetişleriyle İş Mahkemeleri hep işçinin lehine karar veriyor.Hiçbir sanayici bir mahkeme kazanmamıştır.Oysa işi bilmeyen işçiler ,işyerinde sakat imalat yaparak sanayiciye çok büyük zararlar veriyorlar.Biz bunu anlatıyoruz kanunlardan dolayı haklılığımızı ispat edemiyoruz. Sektörlerin ihtiyaçları doğrultusunda Üniversitelerde bölüm açmak lazım. Arge elamanı bulamıyoruz.Fakültede ki bir bölüme sektörün talep ettiği alanların adını vermek yetmiyor.Bizlerle reel sektörle uyum içinde çalışan ona öncü olmasını beklediğimiz üniversiteler lazım. PINARBAŞI HABER AJANSI (PHA)


EKONOMİ

KANAL İSTANBUL

01 Aralık 2016

BİR VİZYON PROJESİDİR

UMUTLAR BAZEN DENİZDE, BAZEN BUZDA BAZEN DAĞDA KAYBOLMUŞ

Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü’nde 1985-2004 yılları arasında başarılı çalışmalarıyla sektöründe isim yapan Ali Seydi Karaoğlu, aynı başarıları TOKİ’de de sürdürmüştü. Geçtiğimiz Ekim ayında OYAK Genel Müdürlüğü Gayrimenkul Geliştirme Koordinatörlüğü görevine getirilen Ali Seydi Karaoğlu ile Ankara’da görüşme imkanımız oldu. Gazetemize çok önemli açıklamalarda bulunan Karaoğlu, TOKİ’de uzunca bir süredir görev yapmaktan ve hizmet vermekten gurur duyduğunu belirterek, “Emeklilik hizmet süremi doldurmam sebebiyle ayrıldım. Yine ülkemizin önemli ekonomik güçlerinden biri olan OYAK’ta ülkeme hizmeti devam ettirmeyi amaçlıyorum” dedi. İNŞAAT SEKTÖRÜ, KALKINMANIN PARLAYAN YILDIZI OLDU Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü’nde başlayan ve TOKİ’de devam eden çalışmalarıyla ülkemizin birçok yöresindeki sanayi ve konut alanlarının üretilmesinde imzası bulunan Ali Seydi Karaoğlu, konut ve iş yeri sahalarının değer kazanması hakkında bilgiler vererek, “Toplu konut alanları, küçük sanayi siteleri ve organize sanayi bölgeleriyle ilgili çalışmalarımız oldu. Naçizane bulunduğum bu tip hizmetler sebebiyle belli bir tecrübe kazandım. Şu anda ülkemizin özellikle inşaat sektöründe büyük bir atılım içinde olduğunu görüyoruz. Bu atılım diğer alanlarda da büyük bir süratle devam ediyor. İnşaat sektörü, kalkınmanın parlayan yıldızı oldu. Ülkemiz topyekun bir kalkınma hamlesi içerisindedir. Bu kalkınma beraberinde büyük projeleri getiriyor” şeklinde konuştu. KANAL İSTANBUL, BİR VİZYON PROJESİDİR Türkiye’nin kalkınması için büyük projeler üretildiğini ve bunların birer birer hayata geçirildiğini hatırlatan Ali Seydi Karaoğlu, “Hali hazırdaki Kanal İstanbul projesini örnek olarak gösterebiliriz. Kanal İstanbul, yeni ufuklara ve yeni hedeflere rehber olabilecek bir vizyon projesidir. Sıradan bir su kanalı olarak düşünülmemesi gerekiyor. Şehircilikten, sanata varana kadar birçok alanda model olabilecek bir projeden bahsediyoruz. Bu projenin hayata geçirilmesi gerekiyor. Arsa Ofisi’nde çalıştığım dönemlerde Haliç ve çevresindeki sanayi tesislerinin boşaltılarak İkitelli Organize Sanayi Bölgesine, Zeytinburnu’ndaki Dericilerin Tuzla bölgesine taşınması esnasında yaptığımız kentsel dönüşüm çalışmalarında da zorlu süreçler yaşadık. O günkü dönüşümü başardık. Kanal İstanbul Projesi’nin de ana fikri bir dönüşüm projesi olmasıdır. Bunun da başarılabileceğine inanıyorum” dedi. Ülkemizdeki mantığın “Çarşı her şeye karşı” şeklinde olduğunu söyleyen Karaoğlu, “Bir araya gelip konuların içeriğini ve özünü irdeleyip tartışarak ortak akıl ile bir sonuca varamadığımız için çok zaman ve enerji kaybediyoruz. Fırsatları kaçırıyor ya da alelacele eksik kararlar alabiliyoruz. Bu nedenle “Ortak Akıl” oluşturma kültürümüzü geliştirip büyütmeliyiz.” şeklinde konuştu. OYAK, ÜLKEMİZİN GÖZBEBEĞİ KURUMLARDAN BİRİ Gayrimenkul geliştirme ve şehircilik konularında 32 yıllık tecrübeye sahip olan Malatya’nın

yetiştirdiği önemli değerlerden biri olan Ali Seydi Karaoğlu, “Ülkemizin gözbebeği kurumlarından biri olan Ordu Yardımlaşma Kurumu’na kabul edilmiş olmak benim için ayrı bir gurur vesilesidir. Bugüne kadar ki tecrübelerimin rehberliğiyle ülkemize faydalı işler yapacağıma olan inancım tamdır” dedi. BAKANLIK KOLTUĞU, TÜFENKCİ’NİN BAŞARISININ TEYİDİDİR Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin hemşerisi olmaktan dolayı gurur duyduğunu anlatan Karaoğlu, “Kıymetli hemşerimizin, Malatya’daki çalışmalarını, sorunların çözümü noktasındaki gayretini görüyor ve takdir ediyorduk. Bir Malatyalı olarak üzüldüğümüz bir konu vardı. O da iktidara büyük oranda destek veren ilimizin herhangi bir bakanlık koltuğunu alamamasıydı. Son iki kabineye giren Bülent Tüfenkci’yle bu üzüntümüz yerini sevince bıraktı. Bülent Tüfenkci’ye, Sayın Cumhurbaşkanımız ile sayın Başbakanlarımız tarafından iki defa üst üste kabinede görev verilmesi kendi başarısının teyididir. Gümrük ve Ticaret Bakanımız sayın Bülent Tüfenkci şimdi hem Malatyamıza hem de ülkemize büyük hizmetlere imza atar duruma gelmiştir. Bugüne kadarki çalışmaları bir Malatyalı olarak bizleri ziyadesiyle memnun ediyor. Hem Bakanlık nezdindeki etkin faaliyetlerini, hem de Malatya genelindeki türlü sorunların çözümündeki girişimlerini ve icraatlarını takdirle takip ediyoruz. Malatya’daki ve il dışındaki tüm Malatyalıların da takdirini kazanmıştır” şeklinde konuştu. BAŞKANLIK SİSTEMİ TARTIŞMALARI Ülkemizin siyasi atmosferindeki gelişmelere de değinen Ali Seydi Karaoğlu, “Şu anda siyasetle ilgili en önemli gündem maddesi başkanlık sistemidir. Bu sistemin olması veya olmamasıyla ilgili hemen her gün birkaç açıklama izliyoruz. Başkanlık sisteminin özünü, içeriğini ve kapsamını tartışarak, kıyaslayarak, irdeleyerek ortak akılla en iyi çözümü bulacağımıza inanıyorum. Bana göre, millete hizmet eden kurumlarımızı, siyasi nüfuz ve vesayetten kurtaracaktır. Kaynakların etkin ve verimli kullanımını sağlayacak, hizmette ve kalkınmada sürdürülebilir uygulamaları gerçekleştirebilecek, ehliyet ve liyakati ön plana çıkaracak bir sisteme ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Sistemi mevcut Cumhurbaşkanı ve Cumhuriyet rejimi ile karıştırmadan, sadece sistemi tartışırsak, doğruyu bulacağımıza inanıyorum” dedi.

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürülüğünün verilerine göre Türkiye’de 2 milyon 255 bin 299 kayıtlı Suriyeli bulunuyor. Bunların 279 bin 574’ünün kamplarda kaldığı belirtilirken, BM verilerine göre, Avrupa ülkelerinde 813 bin 599 Suriyeli olduğu kaydedildi. En fazla Suriyelinin Şanlıurfa, Hatay, İstanbul ve Gaziantep’te bulunmaktadır. Suriye’deki ic savaş ortamından kaçan bu insaların sorunları her geçen gün çığ gibi büyümekte. Sorunlarını duyan ve çözüm üreten devletler bu işi çok ağırdan almaktalar. Bu durum bülbül ile gülü andırıyor zira bülbül ağlarken güle, gül solarken bülbüle birbirinden haberleri olmazmış. Ayrıca ortdadoğudaki zulümden kaçan insanlar her ne kadar can güvenliği anlamında rahat olsalarda, herşeylerini geride bırakmak zorunda kalmışlar. Sığınmacıların aklı geride kalanları düşündükçe „Ah vatanım der bülbül.“ Kimse kadir kıymet bilmiyor, kimse bu vatan benim demek istemiyor nedense. Sanki başka bir Vatan onları bağrına mı basacak. Görüyoruz işte Ortadoğu coğrafyasında huzur içinde vatanında yaşayamayan insanların göç edişini. Sanki başka ülkelerde rahat mı yaşayacaklar sanmam. Bir yandan doğmuş büyümüş olduğu toprakları terk edip onun özlemiyle yaşayacaklar. Ah memleketim diyecekler yıllarca. Niçin geldim dedikçe yürekleri sızlayacak ve gözlerinden yaşlar aktıkça akacak. Gözyaşlarını silecek kimse olmayacak.Bir yandan bu Ortadoğu’da ki vahşet devam ederken içimizde huzurumuzu kaçıranlara soruyorum Sizin vatanınız memleketiniz neresi ? Neden memleketimdeki insanların huzurunu kaçırıyorsun? Nedir senin emelin? Bin yıldır bu coğrafya da yaşayan insanlar kardeşçe yaşamış. Bırakın yaşamaya devam etsinler. Ve halkımıza burada çok iş düşüyor. Sağduyulu olmak zorundayız. Ülkemizin etrafı cehenneme dönmüşken cennet ülkemizi bu ateşin içine çekmek isteyen dahili ve harici bedhahlara fırsat vermemek gerekir.Bu coğrafyada yaşayan insanlar huzur istiyor, adalet istiyor. Bir lokma kazancını huzur içinde ailesi ile paylaşmak istiyor. - Artık yeter! demek gerek. Ülkenin ileri gelenleri, siyasetçileri, toplum bilimcileri, aydınları bu huzursuzluğa bir çare üretmek zorundalar. Otuz yıldır soruyoruz efendim bu huzursuzluğu nasıl gidereksiniz? Verilen cevap ise malum:

ALİ SEYDİ KARAOĞLU

KİMDİR?

Ali Seydi Karaoğlu, 1962 senesinde Malatya’da dünyaya geldi. İlkokul, ortaokul ve liseyi Malatya’da bitiren Ali Seydi Karaoğlu, Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. Ali Seydi Karaoğlu, 19851989 yılları arasında Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü Kamulaştırma Dairesi’ nde Teknisyen olarak görev yaptı. 1989 senesinden 2004 senesine kadar Arsa Ofisi’nin İstanbul Bölge Müdürlüğü’nde Emlak Şube Müdürü olan Ali Seydi Karaoğlu, 2004’ten 2010 yılına kadar da TOKİ İstanbul Birimi Emlak Şube Müdürü olarak hizmet verdi. 2009 ile 2011 yılları arasında Emlak Pazarlama İnşaat A.Ş. Yönetim Kurulu Üyeliğini yaptı. 2007 ile 2009 yılları arasında GEDAŞ Gayrimenkul Ekspertizlik A.Ş. Yönetim Kurulu Üyeliği de yapan Ali Seydi Karaoğlu, 2007-2008 arasında Boğaziçi Konut A.Ş. Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerini de üstlendi. TOKİ’ de İstanbul Emlak Dairesi Başkanlığı ve Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş.’de Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Buradan emekliliğini alan Ali Seydi Karaoğlu, şu anda OYAK Genel Müdürlüğü Gayrimenkul Geliştirme Koordinatörlüğü görevini yürütmektedir. Ali Seydi Karaoğlu, evli ve 2 çocuk babasıdır.

- Terörü lanetliyoruz. Bu caniliği yapanların kökünü kazıyacağız.Bunun dışında başka birşey söylenmiyor. Olan yine masum vatandaşa oluyor. Gözyaşlarımız sel oldu, durdurun bu terörü artık.Terörün kökünü kazımak istedikçe, terör artmaya devam etti. 1980 öncesi sağcı solcu diye ayrım yapılarak binlerce insanımız hayatının baharında yok oldu. 1980 sonrası PKK ve uzantısı yapılanmalar artıkça arttı. İran’ın etkisiyle Hizbullah ve benzeri yapılaşmalar, Daeş, El Kaide, El Nusra ve Pyd gibi örgütlerin ülkemize sızmış olmaları ve ülkemizin milli değerlerine ve halkına acımasızca saldırmış olmaları af edilemez. Hele hele yıllarca bu halkın duygularını sömürüp onlardan yardım toplayarak ve medya yoluyla büyüyerek ülkenin en önemli birimlerine sızıp, ülkenin varlığını ve bütünlüğünü yok etmeyi amaçlayan FETÖ terör örgütünede gereken ders verilmelidir. Ülkenin birlik ve beraberliği için huzur ve mutluluğu için Türkiye Cumhuriyetinin kurucu değerlerine sahip çıkılmalı ve Kurucu değerler çizgisini bozmadan devam etmeliyiz. Bir binanın ana kolonları nasıl önemliyse Türkiye Cumhuriyeti’nin de ana kolonlar kurucu değerde mevcuttur. Sözlerimi Türk Edebiyatının önemli şairlerinden Cahit Sıtkı Tarancı’nın 1946 yılında yazdığı güzel şiiri ile noktalamak istiyorum. Memleket isterim Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun; Kuşların çiçeklerin diyarı olsun. Memleket isterim Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun; Kardeş kavgasına bir nihayet olsun. Memleket isterim Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun; Kış günü herkesin evi barkı olsun. Memleket isterim Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun; Olursa bir şikayet ölümden olsun.


GÜNDEM

01 Aralık 2016

ÇİĞKÖFTE TURGUT ÖZAL TIP MERKEZİ 10 Şubat 1987 yılında Amerika’nın Teksas Eyaleti Houston kentinde kurulu bulunan Methodist Hastanesi’nde Prof. Dr. Michael DeBakey’nin başında bulunduğu ekip tarafından Cumhurbaşkanımız Rahmetli Turgut Özal’a açık kalp ameliyatı yapılmıştı. Cumhurbaşkanımız, 35 günlük nekahat dönemi süresince Houston’da kalmış ve bu ameliyattan sonra Prof. Dr. Michael DeBakey, Türkiye’de “Özal’ın doktoru” olarak anılmaya başlamıştı.

)

Etsiz Fıstıklı Çigköfte

2006’da 97 yaşında kalp ameliyatı geçiren “Dünyanın kalp ameliyatı olan en yaşlı kişisi” unvanıyla da literatüre geçen Prof. Dr. DeBakey, 2008 yılında 99 yaşında vefat etmişti. Açık kalp ameliyatlarında By-pass tekniğini geliştiren ve 70’ten fazla ameliyat aletinin icadına katkısı olan ve bugün de modern tıp uzmanlarının kalp ameliyatlarında kullandığı birçok alet ve yöntemde Prof. Dr. DeBakey’nin imzası bulunmaktadır.

Çİ Ğ KÖ F T E

Cumhurbaşkanımız Rahmetli Turgut Özal da Sağlık alanında Asya ve Avrupa insanların sağlık ihtiyaçlarının karşılanması ve tıbbın ülkemizde gelişmesi için İnönü Üniversitesine bağlı olarak Turgut Özal Tıp Merkezi (TÖTM)’nin 1991’de temelini atmıştı. ABD Houston’daki Methodist Hastanesi’nin ikizi olarak planlamış, temel atılmasından itibaren hızlı bir gelişmeyle 5 yıl sonra da 1996 yılında hizmete açılmıştı. Bugün geldiği nokta (Aşağıdaki tablodan da yıllara göre gelişim görüleceği üzere);

eden, vücudu sağlıklı Lezzetten ödün verm le bitkiler ihtiva etmek ve zinde tutabilecek faydalı baharatlar Birçok kuruyemiş ve ız için içermektedir. Sağlığın in. iğköfte’yi Tercih Ed

Doping Ç

KİYE R Ü T İNDE L E N GE İKLER İL BAY EKTEDİR İLM VER

•TÖTM 24.000 metrekare alana kuruludur. •Toplam kapalı alanı 154.500 metrekaredir. •16 katlı kulede 26 ve Karaciğer Nakil Hastanesinde 12 olmak üzere toplam 38 ameliyathane, •Ana binada 250 ve Karaciğer Nakil Hastanesinde 36 olmak üzere 286 yoğun bakım yatağı, •Ana binada 1200 ve Karaciğer Nakil Hastanesinde 152 olmak üzere yoğun bakımlar dahil toplam 1352 yatak kapasitesi vardır. •Dünyada ilk ve tek olan Karaciğer Nakil Hastanemizin inşaatı ve tefrişatı tamamlanmış ve bu yıl hizmete girmiş (2016). Misyonu; İnsanların en kaliteli sağlık hizmetine ulaşımını sağlamak ve kolaylaştırmak.

DR. PERFORMANS GIDA SAN. TİC. LTD. ŞTİ Uğur Mumcu Mah. M Cad. No: 26 Sultangazi / İSTANBUL

/dopingcigkofte

/dopingcigkofte

TEL : 0212 475 5 476 www.dopingcigkofte.com

Bizimle Teknolojiye Odaklanın...

Vizyonu; Türkiye’nin ve bölgedeki komşu ülkelerin en kaliteli sağlık hizmeti veren üniversite hastanesi olmak üzere faaliyet gösteren Turgut Özal Tıp Merkezi’nin tıbbın her alanında kaliteli bir sağlık hizmet vermesinin yanı sıra, karaciğer nakli başta olmak üzere, böbrek nakli, göz kornea nakli, koklearimplant, kemik iliği nakli başarıyla yapılmaktadır. Merkezde kısa bir süre önce de ince bağırsak nakline başlanmış. Bu yönüyle de ince bağırsak naklini başlatan ikinci merkez konumunda olmuş. Pankreas nakline başlamak için de gerekli izinleri almış ve hazırlıklar başlatılmış. Pankreas naklinden sonra hedeflerinde de kalp nakli var. İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi’nin 2023 hedefi ise dünyanın en önemli organ nakilleri merkezi hâline gelerek dünyada ilk 500 üniversite arasına dahil olmak. Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, İzmir ve Kocaeli Şehir Hastaneleri Proje Finansman Töreni’nde yaptığı konuşmada, “Şehir hastaneleri benim 14 yıllık hayalim. Hiç de kolay bir süreç olmadı, inanmayanlar da oldu. Sonunda yoluna girdi. Şu anda Türkiye’nin farklı bölgelerinde 21 şehir hastanesi ihalesi yapıldı ya da sözleşmesi imzalandı. Şehir hastaneleri, kendisine yapılan yatırımları ziyadesiyle hak eden bir projedir. Sağlık endüstrisinin ülkemizde gelişmesini temin edecektir. Böylece geleceğin en önemli sektörlerinden biri olan sağlık alanında Türkiye, bölgesinde ve dünyada söz sahibi ülke konumuna yükselecektir. Nüfus artış hızımızın çok üzerinde artan doktor sayımız, sağlık alanındaki atılımlarımızın yeterli insan kaynağıyla desteklendiğini gösteriyor. Şu anda 141 bin doktorumuz varken, tıp fakültesinde eğitim alan gençlerimizin sayısı 71 bindir. Bunlar içinde farklı uygulamaları getirmek suretiyle, doktor yetiştirme konusunda çok daha gayretli olacağız. Yardımcı sağlık personeli olmak için eğitim görenlerin sayısı 100 binin üzerindedir. Türkiye sağlık alanında da 2023 hedeflerine ulaşmak için kararlı adımlarla yürümeye devam etmektedir.” demişti. Dünya’nın ilk 500 üniversitesi arasına girme hedefi olan üniversite hastanemizin aşağıdaki tablodaki veriler incelendiğinde de görüleceği üzere; 2013 yılında 26 Ameliyathane, Yoğun Bakım dahil 1168 yatak sayısı ile 533.939 hastaya Poliklinik Hizmeti, 70.455 hasta yatışı, 103.391 Ameliyat sayısı ile zirve yapmış. 2015 yılında 26 Ameliyathane, Yoğun Bakım dahil 1222 yatak sayısı ile 556.878 hastaya Poliklinik Hizmeti, 75.144 hasta yatışı, 73.722 Ameliyat sayısı olmuş. 2016 yılında yeni bölümler açılmış olması ile 38 Ameliyathane, Yoğun Bakım dahil 1343 yatak sayısı ile 2013 verilerinin çok gerisinde kalacağı öngörülmektedir. Hastanenin 2013 yılındaki Ameliyat sayılarındaki gelmiş olduğu başarı ayrıca incelenmesi gereken bir konudur.

O

:

D : : ft & :

ft

: :

Y ti

D:H: ::::O:OJ: D

i

TeknolojiiiYazılımmmGüvenlik SistemleriiiNetwork ve Web DEHA TEKNOLOJİ

Bu durumun uzun süredir çözülmeyi bekleyen 2 sorundan kaynaklanmakta olduğu bürokrasiden siyasetçiye kadar herkes tarafından uzun zamandır bilinmektedir. 1.110’u Hemşire kadrosu olmak üzere 136 tıbbi kadro yetersizliğinden 4 servis, 2 yoğun bakım ünitesi ve 8 ameliyathanenin donanımlarıyla birlikte atıl durduğu (hizmet dışı, yeni açılan bölümlerdeki cihazlar çalıştırılmadan garanti süreleri de dolmaktadır), sadece karaciğer nakil hastanesindeki bölümün çalışmamasından dolayı Aylık 1.300.000,- TL gelirden yoksun kalınmaktadır. (Bölgede iş için bekleyen yeterli hemşire kadrosu da bulunmaktadır.) 2.Hastanenin toplam 130 Milyon TL borcundan dolayı nakit paraya ihtiyaç var. Malzeme tedarikinde zorlanılmakta ve tedarikçi (alacaklı) firmaların da zor durumda olduğu, artık borcu çeviremez ve işleri sürdüremez oldukları ifade edilmektedir. Devletin kasasında parası var ve IMF’yi (uluslararası Para Fonu) bile fonlayıp, borç para verebiliyoruz. Ülkemizde iş için bekleyen binlerce yetişmiş iş gücümüz de var, Meclisimiz açık, milletvekilleri görevleri başında ve TBMM İhtisas Komisyonları çalışıyor, Bakanlar Kurulumuz her hafta düzenli olarak toplanıyor, devletimiz kurum ve kuruluşları ile çalıştığı halde aylardır, hatta yıllardır neden bu sorunlar çözülmez? Sorunlara kalıcı sürdürülebilir çözümler neden ortaya konulmaz? Bu sorunları kalıcı olarak çözmek yönetenlerin görevleri olup, Halka Hizmet Hakk’a Hizmet olduğu da unutulmamalıdır.

Adres ::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::: :::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

Tel :::::::::::::::: Fax :::::::::::::::: :::::::::::::::::::::

Cumhurbaşkanınız Recep Tayyip Erdoğan’ın hayali olan 21 tane şehir hastanesi de böyle kadro ve para sorunlarından dolayı çalışamaz duruma düşerse de; bu yıl yeni açılan köprülerden geçmeyen araçlar için devlet kasasından paralar ödediğimiz gibi, yarın da bakılmayan hastalar için devlet kasasından paralar öderiz.


EKONOMİ

01 Aralık 2016

AMERİKA İLE SAVAŞ Türkiye ABD’nin iç müttefiki Fetullahçı yapıyı tasfiye ederek muharebenin birinci safhasını kazandı. Türkiye’de İngilizlerin 1800 lü yıllarından itibaren kurduğu 1908’de iktidara getirdiği (Kod adı İttihat Terakki asıl adı Siyonist Mason teşkilatları) devlet kadrolar halen işbaşındadır. Devlet, kimi zaman Kemalist, kimi zaman batıcı ilerici, kimi zaman rejimin değerlerini savunduğunu iddia eden ve stratejik makamları işgal eden Masonlardan temizlenmemiş bulunuyor. Devleti yavaşlatan halkın değer yargılarına zıt program üzerine çalışan bu yapıların İngiliz –Yahudi Mason locaları ayağı ve AB’ci ayağı bulunmaktadır. Batılı düşmanlar çoğu kere para, istihbarat ve proje çalışmaları yolu ile bu yapılarla temasa geçmektedir. Türkiye’nin iç dengelerini millet aleyhine bozmaktadır.

İstanbul İl Mahalli İdareler Müdürü Ramazan Tozal:

“Gümrük ve Ticaret Bakanı’nın

Malatyalı Olması Bizi Çok Onurlandırdı” İstanbul İl Mahalli İdareler Müdürü Ramazan Tozal, “Görevim gereği İstanbul’da yaşıyorum. Ülkemin neresinde hizmet edersem edeyim bir yanım Malatya’dadır. Cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar ve ülkemizin kaderinin tayininde söz sahibi olmuş insanları çıkaran Malatya’nın hak ettiği oranda temsil edilmediğini düşünüyorum. Şu anda İstanbul nüfusunda büyük oranda Malatyalı hemşerimiz var. Ancak temsil noktasında maalesef arzu ettiğimiz yerde değiliz. Belediye başkanlıkları, belediye meclis üyelikleri veya yerel yönetimlerde Malatyalıların temsilinin az olduğunu görüyor ve üzülüyorum. Bunun sebebini de maalesef birlik ve beraberliğin eksikliğine bağlıyorum.” dedi.

İşleri Şefi olarak çalıştım.İl Mahalli İdareler Kontrolörlüğüne atandım.2000 yılında İstanbul Valiliği İdari Hizmetler Daire Müdürlüğüne atandım. Uzun süre bu görevi yürüttüm. İdari Hizmetler Müdürlüğünü asalaten, Bilgi İşlem Şube Müdürlüğünüde vekaleten 4 yıl yürüttüm.20.04.2015 tarihinde İl Mahalli İdareler Müdürlüğüne naklen atandım.Halen bu görevime devam etmekteyim.

Deneyimli gazeteci İsmail Hakkı Bağdat, İstanbul İl Mahalli İdareler Müdürü Ramazan Tozal’la Malatya ve Malatyalılar üzerine konuştu. Yaklaşık 35 yıl boyunca çeşitli il ve ilçelerde ülkemize hizmet etmiş kıymetli bir bürokrat olan Ramazan Tozal ile makamında sohbet etme imkanı bulduk.

Malatya derneklerinde MASTÖB’ün kurucularında ben de vardım. MASTÖB’de görevimiz devam ediyor.Malatya Kamu Çalışanları Derneği’nin kurucularındayım.. Malatya Gönül Birliği Derneği’nin kurucusuyum ,Ali Seydi Turan bey ile devam ediyoruz. İstanbul da Malatya İmam Hatip Mezunları (MİHAD) derneğininde kurucularındanım. Ben Malatya sevdalısıyım. Her ne kadar İstanbul’da oturuyor olsak ta gönlümüz Malatya’da.

Sayın Tozal, önce sizi tanımak isteriz. Elbette bizler sizi bir Malatya sevdalısı olarak tanıyoruzda. Bir de sizin sözlerinizle okuyucularımız tanısın. 1958 tılında Malatya’da doğdum. İlkokulu Fatih İlkokulunda okudum. Ortaokul ve Liseyi Malatya İmam Hatip okulunda okudum. Daha sonra Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkiler Bölümünü bitirdim.Malatya Valiliğinde Tahrirat Katibi olarak göreve başladım.Evrak kaleminde çalıştım.Uzun süre İl İdare Kurulu Müdürlüğünde çalıştım. İl İdare Kurulu Müdürlüğüne Şef olarak atandım.1998 tarihinde İstanbul Valiliği emrine naklen tayin oldum.İl Yazı

Sayın müdürüm, sizin aynı zamanda sosyal yönünüz de çok gelişmiş ve bilhassa Malatya derneklerinde görev aldınız. Bunlar hangileri ve bunun dışında görev aldığınız, Türkiye’yle ilgili dernek ve vakıflar var mı? Bunlardan bahseder misiniz biraz?

Malatyalıların çalışmalarını nasıl görüyorsunuz. Hem iş dünyasını, hem demokrasiyi onlara takdiriniz ya da tavsiyeleriniz neler olacaktır? Malatyalılar çalışkan kişilerdir. Malatyalılar ticarette, kamuda bir yerlere gelen kişilerdir. Ferdi olarak hep çalışıp bir yerlere gelmişler. Yalnız nedense birlik beraberlik fazla olmuyor. Görevim gereği İstanbul’da yaşıyorum. Ülkemin neresinde hizmet edersem edeyim bir yanım Malatya’dadır. Cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar ve ülkemizin kaderinin tayininde söz sahibi olmuş insanları çı-

Bağımsız Siyasi Gazete 01ARALIK 2016 - Sayı : 27 ISSN - 1304-0723 İmtiyaz Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Muzaffer Tunç Genel Yayın Yönetmeni Cahit Timur Yayın Koordinatörü Muharrem Edip Şahin Eğitim Müdürü: Nazmi Yazar Sağlık Müdürü: Opr.Dr.Selahattin Tulunay Turizm Müdürü: Abdullah Karaca Dış Haber Müdürü: Aysun Akça Haber Müdürü: Aydın Şenol Muhabirler: Ahmet Timur, Volkan Bozyiğit, Mücahit Türkmen, Cengiz Aydemir, Faruk Serhat Tunç, Mali İşler Müdürü: Songül Adak Kültür-Sanat Müdürü: Sabile Canyıldıran Pazarlama Müdürü: Abuzer Kuzu

karan Malatya’nın hak ettiği oranda temsil edilmediğini düşünüyorum. Şu anda İstanbul nüfusunda büyük oranda Malatyalı hemşerimiz var. Ancak temsil noktasında maalesef arzu ettiğimiz yerde değiliz. Belediye başkanlıkları, belediye meclis üyelikleri veya yerel yönetimlerde Malatyalıların temsilinin az olduğunu görüyor ve üzülüyorum. Bunun sebebini de maalesef birlik ve beraberliğin eksikliğine bağlıyorum. İstanbul büyük bir metropol. Belediye başkanları, belediye meclis üyeleri veya milletvekilleri yok denecek kadar az. En azından arzu ettiğimiz seviyede değil. Daha çok birbirlerine saygı sevgi göstermeleri, bir araya gelmeleri, birbirlerini teşvik etmeleri gerekiyor. Bu birikimlerinizden istifade etmek isteyen var mı? Bizzat gelip bilgilerinize başvurup yol gösterilmesini, nasıl yapalım sizin tecrübeleriniz var. Malatya’dan ya da buradan Malatyalılar böyle bir istekte bulunan var mı hiç? Zaman zaman arkadaşlar geliyorlar. İstişarelerde bulunuyoruz. Gençler geliyor. Üniversite öğrencileri geliyor. Oturup düşündüklerimizi bilgi ve birikimimizi aktarmaya çalışıyoruz. Gençlere sivil toplum kuruluşlarında aktif görev almalarını tavsiye ediyoruz. Okumanın, çalışıp vatana millete faydalı bireyler olmaları tavsiyelerinde bulunuyoruz. Ülkemizin, milletimizin büyüyüp gelişmesi için bildiğimiz ne varsa anlatmaya çalışıyoruz. Benim de bir evladım var. Allah’a şükür okuttuk. Şimdi bir kamu kurumunda ülkesi için, milleti için çalışıyor. Sayın Tozal, Malatya derneklerine, vakıflarına, idarecilerine, Malatyalılara tavsiyeniz nasıl olur? Devlet kademelerinde 35 sene hizmet vermiş biri olarak, tavsiyelerinizi almak isteriz. Malatya derneklerine tavsiyem birlik ve beraberlik içinde hareket

Ekonomi ve Spor Müdürü: Ahmet Yunus Tunç Spor Muhabirleri: Ali Semih Dinç, Ömer Emre Eminoğlu Reklam Müdürü: Sami Arpa Magazin Müdürü: Ercan Gönültaş Hukuk Danışmanları Av. Murat Aygörmez, Av. Ömer Adak, Av. Erdal Ayhan, Av.Hakkı Çezik, Av. Remzi Yedikardeş, Yayın Kurulu Mehmet Nuri Kaynar Bilgin Akbal Sedat Cömertoğlu Abdullah Geyik Şahin Karahan Cafer Vayni Görsel Tasarım: Ayhan Kaya Görsel Danışman: İsmail Hakkı Bağdat Grafik Tasarım: Lonca Medya

etmeleri lazım. Yani birbirlerini daha çok kucaklamaları lazım. Birbirlerine karşı daha saygı sevgi göstermeleri lazım. Çünkü her şey birlikte doğar. Yani tek olarak bir kişi bir şey yapamaz. Ama birlik beraberlik içinde olunursa daha çok yol kat edilir. Son bir soru soralım. Yıllardır siz Malatya sivil toplum örgütlerinde hizmet veriyorsunuz, görev yapıyorsunuz. Tabi bir Malatyalının da Türkiye’nin idaresinde bulunmasında mutlu olan kişilerden birisiniz. Bildiğiniz gibi artık bir Malatyalı Bakanımız var. Bu konuyla ilgili fikrinizi almak isteriz. Elbette bir hemşerimizin Bakanlar Kurulu’nda bulunuyor olması bizim için gurur vesilesidir. Gümrük ve Ticaret bakanımız sayın Bülent Tüfenkci’yi uzun süreden beri tanırım. Ben Malatya Valiliği’nde çalıştığım zaman kendisi de avukattı. İlişkilerimiz vardı. Çok düzgün dürüst memleketini vatanını seven bir kişi. Tabi bu takdir Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Başbakanımızındır. Şimdi böyle bir kişiyi, böyle önemli bir göreve getirmelerinden dolayı kendilerine çok teşekkür ederiz. Buna çokta memnuniyet duyuyoruz. Gümrük ve Ticaret Bakanı’nın Malatyalı olması bizi çok onurlandırdı. Bu vesileyle başarılar dilerim kendisine. Çok sevdiğimiz saydığımız ve memleketine milletine bağlı bir kişi. Güvenilir ve müstesna bir şahsiyet. Sayın Ramazan Tozal, iş yoğunluğunuz arasında bize zaman ayırdığınız için size teşekkür ediyoruz. Ben teşekkür eder,basın hayatınızda başarılar dilerim. (İsmail Hakkı BAĞDAT-İSTANBUL)

Temsilcilikler Ankara Temsilcisi: Osman Çelik Tekirdağ Temsilcisi: Sabri Karaaslan Konya Temsilcisi: Selman Tunç Van Temsilcisi: Enes Aysundu Basım

Gazetemiz Basın ve Yayın İlkelerine Uymaya Söz vermiştir. Köşe Yazarlarımız yazdıkları yazılardan sorumludur.

www.safakgazetesi.com www.safakgazetesi.net safakgazetesivedergisi@gmail.com Gsm:0(537)785 85 44

Bu yapılara ilaveten Amerikan Barış gönüllüleri 1960-70 döneminde (60 darbesinde hemen sonra Türkiye’ye koşup gelen) Türkiye’nin etnik haritasını çıkartmış, Hıristiyan dönme gurup ve ailelerin şeceresini yazmıştır . Bu gün PKK olarak veya başka bölücü unsurlar olarak karşımıza çıkartılan iç düşman büyük ölçüde buralardan devşirilmiştir. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Milli Osmanlı Hariciye teşkilat ve unsurları tasfiye edilmiş, bunun yerine büyük ölçüde batılı değerlere tapan MONŞERLER VE Masonlardan müteşekkil bir yapı kurulmuştur. Bu yapılar Türkiye’nin bağımsız bir dış politika takip etmesinin önünde ciddi bir engel teşkil etmektedir. Zihniyet itibariyle halkın değerlerini ve İslam’ı hor gören, batının entegre planlarına uyum göstermeyi stratejik akıl kabul eden bu yapıya MONŞERLik dense de daha derinde MASONLAR yer almaktadır. Bu yapının uluslararası ilişkiler aklı; batının ortaya koyduğu her türlü stratejik planı doğru kabul etmek, uyum göstermek, halkın rıza göstermesini sağlamak ve batının kendi içindeki uyumsuzluklarını bertaraf ederek, iç bünyemize daha tutarlı gerekçelerle sızmalarını sağlamak için akıl vermektir. Bu kadrolarla ve bu yapı ile dünyanın en kudretli silahlarıyla mücehhez bir ordu kursanız dahi savaşamazsınız, kafa tutamazsınız, direnç gösteremezsiniz, sizi içeriden vururlar. Şunu biliyoruz ki en bunalımlı zamanlarda dahi bir çıkış yolu bulunmuştur. Bunalımlardan çıkış yolu tarih boyunca tekrar tekrar bulunmuştur. İslam tarihinde 1205 tarihinden itibaren başlayan Moğol taarruzları 1260 yılına kadar kesintisiz devam etmiş İslam dünyasında çok büyük insan kayıplarına sebep olmuştur. Türkistan, Horasan tarumar olmuştur. Bu badire, Sultan Seyfettin Kutuz’un Şam yakınlarındaki Ayn- Celud denilen mevkide Moğol ordularını yenmesiyle atlatılmıştır. Bunun devamı mahiyetindeki Timur saldırıları ve Anadolu’daki fetret 1440’lara kadar devam etmiştir. Bütün bu baskılar altında dahi Anadolu’nun sosyal ve ekonomik büyümesi Ahilik ve Lonca teşkilatı üzerinden kesintisiz devam etmiş, Osmanlı Cihan İmparatorluğu ortaya çıkmıştır. Her bunalımdan çıkışın bir yolu vardır. En bunalımlı zamanlarda bir çıkış yolu mutlaka bulunmuştur. Hedefiniz varsa, projeniz varsa, varsınız. Nereye gideceğini bilmeyen gemiye hiçbir rüzgâr yardım etmez. ABD 1982 yılında Oded Yinon’un ortaya koyduğu, 1980’lerde İsrail için güvenlik doktrinini gerçekleştirmek peşindedir. Bütün Ortadoğu ülkelerini baskı altına almıştır. Öncelikle İslam’ın kendi içindeki iç savaşı tahrik edilmektedir. “İslam’a karşı İslam”, “Mezhebe karşı mezhep”, “Irka karşı ırk”, “Ilımlı İslam’a karşı radikal İslam”, “sınır ve devletlerarası savaş”… Buna ilaveten: İslam’ın içinin boşaltılması, pasivize edilmesi, seküler hale getirilmesi, cihat kavramının yok edilmesi hedeflenmektedir. Bunlar yapılırken kuvvetli ve yalan propaganda ile dünya kamuoyunun İslam aleyhine kışkırtılması İslam’ın yayılmasının önüne geçilmek istenmektedir. Bütün bu program Siyonist Anglo Sakson zihniyet üzerine bina edilmiştir. ABD İsrail’in güvenliğine katkı vermeye ve bu program üstünden bölgenin 3 büyük devletinin bölünmesine çalışmaktadır. Programın en önemli hedefi mezhep savaşı üzerinden Türkiye ile İran’ı savaşa sürüklemektir. Suriye iç savaşı, Musul, Rakka, El Bab, Membiç ve Güney Anadolu’daki PKK görünümlü çatışmalar bu hedefin gerçekleşmesi için yapılmaktadır. Denklem tekrar tekrar kurularak, yeni yeni tuzaklar oluşturularak Oded Yinon Planını gerçekleştirmek istiyorlar. Bu plan nihayette Türkiye’nin bölünmesi, etrafının kuşatılması hedefine matuf olarak işlemektedir. Bu plan 15 Temmuz’da milletimizin milli iradesine çarparak büyük bir yenilgi almıştır: Bu plan; Carablus, Rakka, Bayır-Bucak ve Musul’de hezimete uğrayarak tarihin çöp sepetine atılacaktır. Çünkü: En büyük tuzak kurucusu Allah’tır. Her mütekebbir zelil olacaktır. Nice az sayıda (az güçte) kavim çok sayıdaki düşmanlarına galip gelmiştir. Suat GÜN Email:suatgun44@hotmail.com


ROPÖRTAJ

01 Aralık 2016

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı Mimar Tülin Ersöz:

“İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI SAYIN KADİR TOPBAŞ’LA ÇALIŞMAK ZEVK VE ŞANSTIR” kurup projenin uygulanması sürecini de Büyükşehir’in ilgili birimleriyle yürütürüz. Başından sonuna kadar da projenin bizzat içinde olmaya devam ederiz ama. İstanbul’un Potansiyeline İnanırım

Malatya’dan başlayıp İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanlığı görevine kadar uzanan bir başarı öyküsü aslında Tülin Ersöz’ün hayat hikayesi. İlkokula Malatya’da başladı. Müteahhit bir babanın işleri sebebiyle ortaokulu İzmit’te, lisenin iki yılını İstanbul’da okuduktan sonra lise diplomasını yeniden Malatya Turan Emeksiz Lisesi’nden alan Ersöz, bugünkü adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan o zamanki Devlet Güzel Sanatlar Akademi’sinde Mimarlık Bölümü’nü okudu. Ersöz’ün musikiye ilgisi de hayatında önemli yer tutar. Öğrenciyken akademinin yanı sıra Belediye konservatuarını da kazanarak 3,5 yıl Münir Nurettin Selçuk, Radife Ertan ve Perihan Altındağ Sözeri gibi önemli isimlerden Klasik Türk Musikisi eğitimi aldı. Tülin Ersöz, gönlünde Malatya’nın hep özel bir yer tuttuğunu belirtir. Çok iyi bir Malatyalı olduğu bilinir. Malatyalıyı yolda giderken sesinden tanıdığını belirten Ersöz, bir de anısını anlatarak başladığı sohbette şunları söyledi: “Geçenlerde bir çalışma için Kapalıçarşı’dayken arkamızdan bir ses duyduk. Ben arkamı dönmedim. Yanımdaki görevli arkadaşlar baktı, ben hemen “Kesin Malatyalı” dedim. Sordular ve konuşan hanım “Malatya Arguvanlıyım” dedi. Kadının kendisi dahi şaşırdı buna. Son 12 yıldır İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Mimar Tülin Ersöz, Malatya’nın Cumhurbaşkanı, Başbakan çıkartan bir il olduğunu belirterek “Bu anlamda kendimizi ayrıcalıklı hissediyoruz” dedi. Malatyalılara bir de çağrıda bulunan Ersöz, hemşerilerim için elimden geleni fazlasıyla yaparım ifadelerini kullandı. İki Okul Aynı Anda Çok zahmetli yıllarım oldu. Konservatuarda bir dersi kaçırırsanız, telafisi için meşk etmeniz gerekiyor. Zamanla ders kayıplarım artmaya başlayınca Münir Nurettin Selçuk hocama gittim ve “Hocam müsaadenizle Mimarlık eğitimimi bitireyim sonra geleyim” dedim. Hiç unutmuyorum elime vurdu. “Sen önce konservatuarı bitir sonra mimarlığı bitir” dedi. Çok az kaldığını söyleyince bitirip geri dönmemi istedi. Ancak mimarlığı bitirdikten sonra iş hayatına atılınca dönüşüm maalesef mümkün olmadı. Hayatımı Değiştiren Proje

Kız kardeşim de mimardı. Ofis açmıştık. O sıralar Kartal Belediyesi’nin yeni yapılacak binasının bir proje maketi yarışmasını gördüm bir gazetede. Biz o günün koşullarında son derece güzel ışıklı bir maket hazırlayarak girdik yarışmaya. Birinci geldik o projede. Bu arada THY mimar alımı yapacaktı ona da başvurmuştum. 800 kişi içinde 29. Olarak seçilmiştim. Ona başvuru evraklarını hazırladım götüreceğim sırada Kartal’ın Belediye Başkanı rahmetli Mehmet Ali Büklü de bize teşekkür etmek için büroya gelmişti. THY yerine belediyede çalışmamızı önerdi. “Ne yapılır ne edilir hiç bilmiyorum Belediyede” dedim. Sonra gittik çalışmalara baktım kreşler, parklar, bahçeler, imar meseleleri... Kabul ettim ve Kartal Belediyesi’nde 2 sene raportör olarak çalıştım. Sonra İmar Müdürü oldum. Geçtiğimiz günlerde belediyede 40. yılımı kutladım ve 40 yıldır anne ve babamın “doğru olun, dürüst olun haram yemeyin, insanlara iyilik edin” sözünden çıkmamış olmanın da mutluluğunu yaşadığımı söylemeliyim. CHP ile 13 yıl, SHP ile 2 yıl, 1980 ihtilalında 5 yıl, ANAP’la 5 yıl ve son 17 yıldır da Sayın Kadir Topbaş Başkanımızla çalışıyorum. Büyükşehir belediyesine ilk geçişim ise 1980 askeri müdahale dönemde bir generalin benimle ilgili belgeleri inceledikten sonra “Seni Büyükşehir Belediyesine alıyorum” demesiyle oldu. O yıllarda tüm İstanbul’un imar affı koordinatörlüğünü ve aynı zamanda teftiş heyetinde bilirkişilik görevini yürüttüm. Dünyanın En İyi Eşiydi Büyükşehir’deki görevimden sonra Özal döneminde tekrar Kadıköy Belediyesi’ne davet üzerine geçtim. O sıralarda eşim Ergün Ersöz ile tanıştım. Kendisi çok başarılı bir mimardı. Dünya genelinde 40 tane birinciliği ve dünyanın birçok yerinde uygulanmış projeleri vardı. Eşimi 16 yıl süren mutlu evliliğim sırasında ansızın kaybettim. Bizimki anlatılmaz yaşanır dedikleri cinsten bir evlilikti. Evliliğimiz süresince bir kere olsun yüksek sesle konuşmadık birbirimize. Bana karşı daima çok kibar ve nazik bir insandı. Dünyanın birçok ülkesini birlikte gezdik. Çok güzel anılar biriktirdik birlikte. Her şey daha aynı canlılığıyla zihnimde… Eşimi kaybedeli 17 yıl oldu fakat ben onu hala özlemle yaşıyorum, yaşatıyorum o yanımdaymış gibi davranıyorum. Eşimin vefatı Kartal Bele-

diyesi’nden emekli olma dönemime denk geldi. Bizim için keyif yılları başlıyor derdi. Ama Allah nasip etmedi. Tam 1 yıl sonra EGE Seramik’te bir birim için Genel Müdürlük daveti aldım. Bu daveti kabul ederek EGE de bir yıl görev yaptım. Bu sırada Sayın Kadir Topbaş, Beyoğlu Belediye Başkanlığını kazanmıştı. Kendisi çok saygı duyduğum bir arkadaşım ve meslektaşımdır. Sayın Topbaş’ın daveti ile EGE Seramik’ten ayrılarak Beyoğlu Belediyesi’ne geçtim. Kadir bey yeniliklere açık vizyon sahibi bir insandır. Çok çalışkan ve çok dürüsttür. Şu dünyada kefil olacağım birkaç insandan biridir. Beyoğlu’nda birlikte çok güzel çalışmalar yaptık. Sokakları yeniledik. Binaları restore ettik. Beyoğlu’na yaşam katan dokunuşlarımız oldu. Kendisi 2004’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olunca Büyükşehir’de de beraber çalışmaya karar verdik. O gün bu gündür devam ediyoruz. Bir Katılım Modeli Olarak Turizm Atölyesini Kurduk Sayın Başkanla Turizm Atölyesini geliştirme sürecimiz Beyoğlu’nda başladı. Kendisine bu konudaki yaklaşımımı “Beyoğlu entelektüel bir yer. Burada bir şey yaparken herkesin fikrini almamız lazım. O parti, bu parti, şu parti hiç önemli değil. Herkesi bir masada toplayalım ve herkesin görüşlerini alalım. Korkmayalım bundan. Farklı görüşler ve fikirler bizi daha da geliştirir ve güçlü kılar. Beyoğlu’nun kendi insanının ve entelektüellerinin görüşlerine göre projeler yapalım” diyerek aktardım. Bu önerimi benimsedi. Nitekim 17 sene önce Türkiye’de ilk defa bir katılım platformu kurduk. 29 kişiden oluşan bir danışma kurulu oluşturduk. Beyoğlu için yapılacak projeleri, teklifleri Beyoğlu sakinleri ve Beyoğlu’nu sevenler getirirdi. Birlikte tartışır geliştirir ve projelendirip adım atardık. Herkes “Benim Beyoğlum” demeye başladı. Sonra biz Büyükşehir Belediyesi’ni kazanınca gördük ki turizmle ilgili hiçbir birim yok. Sayın Başkan’a, “Biz Büyükşehir’de Beyoğlu modelimizin daha genişini daha büyüğünü kuralım” düşüncemi ilettim. Mevcutta Büyükşehir’de İstanbul Turizm Atölyesi platformumuzda sivil toplum örgütleri, turizmle ilgili çok sayıda sektörün temsilcileri, sanat, kültür, mimarlık, sinema, edebiyat, medya ve üniversitelerden 59 kişilik bir kurulumuz var. Sonuçta bu bir atölye... Yani her işin tartışıldığı ve ortak akıl ile

geliştirildiği bir mutfak. “Burası direkt olarak size bağlı bir birim olsun” diye öneride bulundum Sayın Başkan’a. Şunu hedefledik çünkü: Burada ihale olmasın, burada müteahhit olmasın. Burada sadece özgür bir tartışma ve verimli bir çalışma ortamı olsun. Başta Sayın Başkan Topbaş’ın olmak üzere Danışma Kurulumuzun ve teknik arkadaşlarımızın özverili çalışmalarıyla öyle de oldu. İstanbul için çok güzel ve takdir toplayan işler yaptık. yapıyoruz…. Dünya Basınını İstanbul’da Ağırladık Başta Sayın Başkan’ın desteği ve her projemizde yanımızda olan Danışma Kurulumuzun değerli isimleri ve teknik ekibim ile Büyükşehir’deki Turizm Atölyesi çalışmalarımda da başarılı ulusal ve uluslar arası çalışmalara imza attık. İstanbul’un dünya ile daha fazla entegre olması için, İstanbul’un uluslar arası platformlarda daha öne çıkması için, yereli ve kendi değerlerimizi güçlendirerek, başkası olmaya çalışmadan, taklit etmeden, İstanbul’un küresel turizm pastasından daha fazla pay alması için onlarca başarılı ve ses getiren proje yaptık. Örneğin ‘Dünya Basın Enstitüsü’nden 250 gazeteciyi eşleri ile birlikte İstanbul’da ağırladık. Gidenler altı ay boyunca gazetelerindeki köşelerinde ve dergilerinde İstanbul’u yazdılar. Küresel arenada görünürlük ve başarı için basının da desteğinin alınması gerekliydi çünkü. O dönem İstanbul dünyanın en çok ziyaret edilen destinasyonları arasına girdi. Dünya Kongre Turizmi Kentleri Liginde ilk 5’e girdik. NBC televizyonu’nun en popüler yapımcılarından Matt Lauer için İstanbul’da yoğun bir çalışma ile muazzam bir set kurduk şehrin en özel ve etkileyici yerlerinde. Programında 2 buçuk saat yayınladı İstanbul’u. İstanbul’un takib eden yıllarda A.B.D.’den aldığı toplam ziyaretçi sayısında müthiş bir sıçrama oldu. Financial Times gazetesi İstanbul’u dünyanın en egzotik ve büyüleyici kenti seçti birkaç yıl üst üste. Emek ve özveriyle başardık… İstanbul için yaptıklarımızı ve her birinde yaşadığımız heyecanı hakkıyla anlatabileceğimi sanmıyorum. Dünyanın en önemli sanatçılarının resim sergilerini yaptık vapurların içinde. Çünkü vapurlar yüzer-gezerdir ve bu şekilde Ortaköy’e, Eminönü’ne, Kadıköy’e insanların ayağına sanatı götürdük bu yolla. Vapurda Mozart haftası yaptık. Biz yöntem olarak atölyemizde beyin takım olarak projeleri geliştirir, yöntemi

Tasarımı çok önemsiyoruz ve İstanbul’un bu potansiyelinin çok değerli olduğunu düşünüyoruz. Her yıl şehrimiz eylül ve ekim aylarında ulusal ve uluslar arası tasarım etkinliklerine ev sahipliği yapıyor. Bu tasarım dolu günler, İstanbul’un mimari mirasının en özgün örneklerinin büyülü ortamlarında gerçekleşiyor. “İstanbul Tasarım Haftası”, “Design Week Turkey” ve “İstanbul Tasarım Bienali” bunların en önemlilerindendir. İstanbul doğal güzelliğini Allah’tan, tarihi ve kültürel mirasını ise binlerce yıl öncesinden devralan bir şehirdir. Böylesine özel bir şehir insanın yapıcı yönünü elbette harekete geçiriyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Turizm Atölyesi olarak, İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafı öncülüğünde gerçekleştirilen İstanbul Tasarım Bienalinin her yıl en büyük destekçileri arasında yer almaktayız. Özetle, bir potansiyeli açığa çıkarmanız için insanlara ve fikirlere sevgiyle yaklaşmanız lazım. İnsanlar size inanacaklar, güvenecekler. Riyakâr ikiyüzlü olmayacaksınız, düzgün ve samimi olacaksınız. Çünkü bu ülke hepimizin… Ve herkesin, tüm farklılıklarımıza rağmen, kentlerimize katacağı çok şey var yeter ki bir araya gelelim birlikte konuşalım ve birlikte düşünebilelim. Ama şunu itiraf etmeliyim ki; ben AK Parti döneminde çalıştığım kadar başka hiçbir dönemde bu kadar rahat ve mutlu çalışmadım. Gerçekten Sayın başkanımız, Sayın Cumhurbaşkanımız ve onların değerli destekleriyle İstanbul’a çok güzel işler yapıldı. Sayın Cumhurbaşkanımıza Teşekkürler Burada Sayın Cumhurbaşkanımıza da, Sayın Bülent Tüfenkci’yi Gümrük ve Ticaret Bakanı olarak atadığı için teşekkür ediyorum. Sayın Tüfenkci Malatya’nın dürüst, sevilen ve vizyonu geniş bir ismi ve son yıllarda gördüğüm en çalışkan Malatyalı parlamenterlerden biridir. Ben (MEV) Malatya Eğitim Vakfı’nda da Başkan Vekilliği ve Yönetim Kurulu Üyeliği yapıyorum. Sayın Bakanımız vakfımızın birçok sorununu çözdü.

Bunun için de ayrıca teşekkürlerimi iletiyorum. Her Şeyin Başı Eğitim Tülin Ersöz, halen yönetiminde olduğu MEV ile ilgili de şunları söyledi: “Malatya Eğitim Vakfı çok kıymetli insanların kurduğu, çok değerli insanların başında bulunduğu bir vakıftır. Ben her şeyin eğitimden geçtiğini düşünüyorum. Eğitim demek, insanın geleceği, geriden gelenlerin geleceği demek. Bunu çok önemsiyorum. Birçok üniversite davet ediyor, konferanslara gidiyorum. Eğitimler ve seminerler veriyoruz. Turizm için, gelecek için neler yapmaları gerektiğini anlatıyoruz. İnsana elindeki bir kâğıt mendili dahi çevre duyarlılığının yanı sıra turizm adına neden sokağa atmaması gerektiğini anlatıyoruz. Büyük hedefler temelde insanla başlıyor. Bütün bunlar da eğitimle oluyor. Bunun için herkese “Okuyun” diyoruz. Okumak, cehaleti yok eder. MEV olarak ise bakış açımız “Ne kadar öğrenciye burs verirsek o kadar iyi” şeklindedir. Mesela Ahmet Çalık beyefendi 500 kişiye burs veriyor. Bu çok güzel bir rakamdır. Biz de yönetim olarak kendimizi zorunlu hissediyor ve ona göre hareket ediyoruz. Biz de sıkıştırıyoruz tabi üyelerimizi. Zaman zaman aktiviteler yapıyoruz. Burslara katkılar olsun, sürekli artsın istiyoruz. Mesela Malatya kayısı geceleri, Malatya Eğitim Vakfı geceleri organize ediyoruz. Sayın MEV Başkanı ve önceki Başkanların da geldiğimiz bu noktada emekleri çok büyüktür. Kapım Malatyalılara Her Zaman Açık Malatyalıların turizm sektöründe de adından söz ettirmesi bizi çok mutlu ediyor. Malatyalılara güveniyoruz. Bizi mahcup etmeyeceklerini biliyoruz. Prensip olarak, desteklerimiz her zaman onların yanındadır. Memleketimize aşığız, insanlarımızı seviyoruz. Röportajın başında dediğim gibi arkam dönükken bile yüzünü görmeden bir Malatyalıyı tanırım. Malatyalılara çağrım; bizden İstanbul olarak da istekte bulunabilirler. Allah nasip etmiş, bu makama gelmişiz. Gücümün yettiği müddetçe Malatya için çalışacağım. İnşallah günü gelince gençlere bırakacağız buraları. Malatyalı yöneticilere bizden faydalanmak istiyorlarsa kapım her zaman açıktır. (Ali Semih DİNÇ-İSTANBUL)


GÜNDEM

01 Aralık 2016

Malatya Eğitim Vakfı Yüksek İstişare Başkanı İşadamı Şaban TAÇYILDIZ:

“Benim için hayatın anlamı MALATYA” Bakan Tüfenkci’nin kalabalık toplantılarda size dönerek “Öyle değil mi Şaban ağabey?” , “Bunu Şaban Taçyıldız ağabeyimiz bilir” demesinin sebebi nedir?

Şimdi bu gönül meselesi, kimse kimseyi zorla sevmez. Eğer kanın çekiyorsa seviyorsundur, kanın çekmiyorsa sevmiyorsundur. Ben ona hiçbir dönemde ara vermedim, her zaman bir isteğiniz var mı, bir eksiklik var mı diye halini hatırını sor dum. O da Yeşilyurtlu, beni en iyi o tanıyor, onu en iyi ben tanıyorum. İyi olmasa, dürüst olmasa, efendi olmasa biz onun peşinden gider miyiz? Gerçekten düzgün bir insan, Allah işini gücünü rast getirsin. ZOR BİR SÜREÇTEN GEÇİYORUZ Malatya ve Malatyalıya adanmış bir ömür. Kurucusu, yöneticisi olduğu STK’lar ile Malatyalılara fayda için çırpınmayı kendine ilke edinmiş biri. Siyasi ve kişisel beklentilerden uzak ‘tek çıkarım Malatya’ diyebilecek kadar dürüst bir insan aynı zamanda. Kurucularından olduğu MEV ile bugüne kadar binlerece öğrencinin okumasına aracılık eden Şaban Taçyıldız, Malatyalı olan 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal zamanında başladığı sivil toplum kuruluşlarındaki görevlerini değişik pozisyonlarda hiç aksattırmadan günümüze kadar getirdi. Her fırsatta her platformda Malatya’nın daha güzel olması Malatyalıların toplumda daha iyi bir yere gelmesi için çaba sarf eden Taçyıldız, siyasete de her zaman uzak durdu. Onun için önemli olan kendi siyasi geleceği değil Malatya’nın geleceğiydi. Hep bu pencereden baktı hayata. Malatya’da son otuz yılda yapılan her güzel işte bir şekilde onunda imzası var ama o mütevaziliği ile asla kendine pay çıkarmıyor hiç birinden ve şöyle özetliyor tüm bu çalışmalarının nedenini: “Benim hayattaki tek çıkarım Malatya” Şaban Taçyıldız ile geçmişten günümüze bir yolculuk yaptık. işte Özal yıllarından bugüne birçoğunu ilk kez okuyacağınız Malatya gerçekleri: İNSAN AYRIMI YAPMADIM Malatya sevdalısı bir insanız. Tabi hepimizin aynı tempoyla çalışması mümkün değil. Ben inanıyorum ki o toplantıya katılmayanlar, gelmeyenler, bizimle olmayanlar bile Malatya’yı sevmiyorlar değil. Hepsi geliyor, gelmeseler bile gönülleri orda, bizlerle beraberler, her konuda yanımızdalar. Bundan dolayı bizim genimizde var, rahmetli babam derdi ki “Aman oğlum sen ilerde sivil toplum örgütlerinin başına geçeceksin, ama orda hep Malatya’yı ön plan

da tutacaksın, hiçbir siyaset yapmayacaksın, partili olmayacaksın. Bu vakıflarda, derneklerde, siyasi yerlerde taraf olunmaz' Ben de onun vasiyetine uyarak o günden bu güne ben hiçbir taraf olmadım. Hiçbir partinin sempatizanı olmadım, her şey içimizdedir. Bir vakıf başkanlığı yaptık, dernek başkanlığı yaptık. Hiçbir insan ayrımı yapmadım. Şu alevidir, şu sünnidir, şu Türk’tür şu Kürt’tür demedim. Bu insanları ayırmak, memleketleri, kasabaları ayırmak güzel bir hareket değildir. Malatya’mız doğunun en güzel şehirlerinden bir tanesidir. Sanatçısı bakımından, işadamları bakımından, sanatkarları bakımından, ne ararsanız Malatya’da vardır. En güzel örnekler Malatyalılarda. Okumuş doktor olmuş, mühendis olmuş, kaymakam olmuş, vali olmuş, asker olmuş işadamı olmuş Malatyalı eğitime de çok önem veriyor. ÖZAL VAKIF OLSUN İSTEDİ VE TÜRKİYE’YE ÖRNEK OLDUK Eğitim demişken Malatya Eğitim Vakfı’nı kurma nedeniniz neydi? Cumhurbaşkanı Turgut Özal beni Ankara’ya çağırmıştı. ‘sordu çalışmalar nasıl gidiyor’ düşüncemizi anlattım. Vakıf olursa insanlar bağışlarını daha rahat yapar ve daha fazla çocuğa yardım etme şansı olur’ dedi. Biz de onun emirleri doğrultusunda Malatya’nın köklü insanlarından, kurucular kurulu kurduk. Mustafa Kaftan, Davut Kölük, Şahin Zabcı, Mehmet Akif Bulut, Necmettin Bitlis, Selahattin Bitlis, Naci Ekşi gibi arkadaşlarımız vardı. Çalık ailesi de MEV’e ciddi katkı sağladı. Burslarla başladık, kriterlerimizin en önemlisi insan ayrımı yapmamak, görüş farkı olmaksızın herkese aynı ulaşabilmekti. Türkiye’deki diğer vakıflara da örnek olduk. O günden bugüne kadar on bin üzerinde öğrenci okuttuk. İlkokullar, sağlık ocakları,

kreşler, liseler, üniversiteler, camiler, cem evleri, hastaneler, köprüler, yollar… Bunların hepsinin içinde Malatya Eğitim Vakfı’nın bir katkısı mutlaka vardır. MEV, ÜSTÜN HİZMET MADALYASI GETİRDİ Bir de sizin döneminizde TBMM’den üstün hizmet madalyası aldınız. Evet, o dönem Vakıflarla ilgili bilgi doküman istendi bakanlık tarafından biz de diğer vakıflar gibi gönderdik. ‘Malatya Eğitim Vakfı, TBMM’nin üstün hizmet madalyasına layık görülmüştür’ diye yazı geldi. Ödülümüzü almaya gittiğimizde meclis başkan yardımcısı ‘Bileğinin hakkıyla, gücüyle tek ödüle layık vakıf sizsiniz’ dedi. Sonrasında Askeriyeden, Adalet Bakanlığı’ndan, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan, Maliye Bakanlığı’ndan ve türlü türlü kurumlardan ödüllere layık görüldük. Uluslararası Vakıf ödüllerine layık görüldük. BENİM İŞİM SİYASETLE DEĞİL FAKİR FUKARAYLA Daha önce burs verdiğiniz öğrencilerle mezun olduktan sonra karşılaştıklarınız oluyor mu? Malatya Eğitim Vakfı’ndan burs alarak buraya geldim diyenleri duyuyoruz. Atıyorum bu kadar öğrenciye burs vermişsin de yüz kişisi aramamış bu normaldir. Ama en az 700-800 öğrencimiz bizi arıyor, ben memurum şu oldum, bu oldum diyor, adresini veriyor. Bunları bir araya getirecek bir organizasyon yapsanız senede bir ya da iki kere diğer vakıflara da örnek olmaz mı? Bu önerini, vakıftaki arkadaşlarıma da söyleyeceğim, imkanlarımıza göre arkadaşlarımızı davet edip bir yemek düzenleyeceğiz. Bu yaptıklarımız bizim Allah rızası için hepsi. Ne milletvekili oldum, ne adayı oldum, ne belediye başkanı oldum, ne de adayı… Hiçbirine girmedim ben. Benim siyasetle işim yoktu. Benim işim halkla, fakir fukarayla, ihtiyaç sahibi insanlarla. Bu nedenle biz ailemizden daha ileri götürmeye çalışıyoruz bu paylaşım duygusunu. MALATYA ÇOK DEĞİŞTİ Malatya’nın gelişimini nasıl görüyorsunuz? Büyük şehir olduktan sonraki değişimler nedir sizce? Büyük şehrin faydası var mı yok mu? Malatya’nın cephesi, çehresi değişiyor. Ciddi şekilde değişiyor. Caddelerinde, bulvarlarında, parklarında, otellerinde, restoranlarında artık Malatya bir başka. Şimdi artık Malatya’ya hangi misafirini getirirsen getir,

hiç korkma. En iyi oteller de restoranlar da var. Eskiden bir misafirimizi bir yemeğe götürelim diye güzel bir lokanta bulamazdık. Şimdi bakıyorsunuz muhteşem restoranlar var. Gündüzbey, Yeşilyurt’ta bahçelerin içinde çok güzel yerler var. Malatya’nın çok güzel bir şansı daha var, Allah razı olsun; üniversite. EĞİTİM VE SAĞLIK HER ZAMAN ÖNCELİK Siz üniversitenin kurucularındansınız, yönetim kurulundasınız. Onu bir konuşalım, biraz anlatır mısınız? Malatya’da o zaman İnönü Üniversitesi vardı fakat bu kadar gelişmiş değildi. Özal Amerika’dan tedaviden döndüğünde bu hastanenin aynısının Malatya’ya yapılmasını istedi. Bunun için Pera Palas’ta bir toplantı yapılacağı söylendi. Yurt dışındaydım döndüğümde herkesi arayarak toplantıya katılmasını sağladım. Özal o toplantıda, projeyi anlatırken ‘Malatya Ortadoğu’nun hastaneler şehri olacak. Bütün Avrupalılar, Araplar, doğulular buraya gelip tedavi olacaklar. Böyle hastane istiyorum’ dedi. Sonra hastaneye başladık, vakfı kurduk. YÖK başkanı Doğramacı ve Süleyman Demirel hastanenin Malatya’ya yapılmasının lüks olduğunu söylediler ancak biz temeli attık. İnşaat su basma seviyesine geldiğinde Özal vefat etti. Demirel Malatya’ya geldiğinde halk hastane için destek istedi. Demirel ‘Özal benim kardeşimdi dedi, yarım bıraktığı işi bitirmeden gitmem’ dedi. Bu çok güzel bir sözdü bizim için. TÜFENKCİ GÖREV ADAMI Malatyalı bir bakanımız var Gümrük ve Ticaret’ten sorumlu Bülent Tüfenkci o işe layık bir insan, efendi, saygılı, kibar, büyüğünü-küçüğünü bilen mükemmel bir insan. Yıllardır Malatyalı bir bakan çıkarılmadığı için üzülüyordu. Bunun oluşu bizim için bir nimet. Bazı eksikliklerin tamamlanmasında çok büyük emeği var. Milletvekillerimiz de iyi insanlar. Öznur Hanım da çok güzel çalışıyor. Diğer milletvekillerimiz de bir şeyler yapma gayreti içerisindeler. Şimdi artık kaytarma zamanı değil, milletin gözü açıldı. Millet artık bakıyor, yaptıklarınızı görüyoruz yapacaklarınızı takip ediyoruz diyorlar. Biz yokluğu da gördük, varlığı da gördük. Biz öyle bir kuşağız. Gaz yağının olmadığı zaman, ekmeğin karneyle satıldığı zaman, hele gaz yağı kuyruğuna, ekmek kuyruğuna girdiğimiz zamanları unutmadık. Yokluk gördük. Ama sonra bir de varlık yaşadık. Özal ile gelen bir varlık vardı.

Ülkemize karşı, hükümetimize karşı, cumhurbaşkanımıza karşı gayet saygılı, sevecen bir yapımız var. Onun için Özal gitti, ikinci bir Özal geldi diyorlar Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan için. Ona eşdeğer gösteriyorlar. Zaten seçim sonucunda aldığı oylar da bunu gösteriyor. Allah memleketimize zeval vermesin. Önemli bir dönem geçiriyoruz, önemli bir süreç geçiriyoruz. Allah hakkımızda hayırlısını versin. Biliyorsunuz Suriye’deki, Irak’daki durumları. Ortadoğu karışıyor. Bu dönemde en iyi şekilde yönetmek lazım. EN KÜÇÜK OLUMSUZLUK DUYMADIM Ticaret ve gümrükle ilgili, size gelen bir şikayet var mı? Şu şöyle olsun ya da şu kanun çıksın diye? Benim duyduğum yok, bu millete insan beğendirmek çok zordur. Ama Bülent Bey ile ilgili en ufak olumsuz bir fikir duymadım. Malatya Eğitim Vakfı’nın Maliye Bakanlığı ile ilgili bir sorunu vardı. Kaç yıldır çözemedik, o kadar insan geldi gitti, bir tanesinden ciddi bir destek almadık. Ama sağ olsun, Bülent Beye durumu anlattık, hemen telefonu açtı bize randevu aldı. ‘Yardımcı olun, herhangi bir para da alınmasın bu vakıf öğrencilere yardım için kurulan bir vakıf ’ dedi. MALATYALININ HEDİYESİ KAYISI OLUR Gittiğiniz yerlere Malatya kayısısını hediye olarak götürüyorsunuz. Bunun özel bir nedeni var mı? Malatya’nın reklamını yapıyoruz. Malatya’yı öne çıkarıyoruz. Malatya güzel bir şehir oluyor. Malatyalıların cömert olduklarını görüyorlar. Gidiyorsun yani bir kutu kayısının ne değeri var ağabey? Ben-

im bu sene dağıttığımı sen bilirsin, kamyonlarla gitti. Ankara’ya da İstanbul’a da geldi. Bahçe tutuldu. Allah razı olsun Ahmet Çalık’tan. Adam kalktı özel kayısı bahçeleri, kiraz bahçesi tuttu. Sadece Ankara’ya değil. İzmir’e, Antalya’ya, Hakkari’ye, Ağrı’ya hep gönderdim. Malatya’da vazife yapmış; paşalar, hukukçular, hakimler, savcılar, öğretmenler, valiler, kaymakamlar, bunların hepsine gönderdik yani. Önümüzde isimleri olanlara, yeni bildiklerimize hepsine gönderdik. HER ŞEYİN BAŞI SEVGİ Malatyalılara bir çağrınız var mı? Malatya çok büyük bir şehir, artık büyükşehir oldu. Çok göç aldı, sağdan soldan çok insan geliyor. Bunlar da bizim kardeşlerimiz, bunlarla da beraber el birliğiyle, gönül birliğiyle beraber, birlikte çalışıp Malatya’nın kültürünü ve ahlak dokusunu korumak kaydıyla samimi, içli dışlı olalım. Birbirimizi kırmayalım, ezmeyelim, üzmeyelim. Malatya gerçekten mükemmel bir şehir. Battalgazi’nin memleketi, İnönü’nün memleketi, Özal’ın memleketi daha kimleri söyleyeyim size… Bu insanların kemiklerini sızlatmayalım her şeyin başı sevgi. TEK ÇIKARIM MALATYA Üniversitemize çok iyi bir rektör geldi, Ahmet Kızılay. Malatyalı olarak ona sahip çıkacağız. Sağ olsun hiçbir isteğimizi kırmadı oradaki personelin şevkini kırmamak gerekir. Valimiz de öyle, çalışkan, heyecanlı, dinamik, devamlı hareket halinde çalışan bir insan. Şansımız varmış yani Allah yüzümüze baktı. Yeşilyurt kaymakamı Babahanoğlu’da çok efendi bir insan. Şimdi belediye başkanımız ciddi çalışıyor, hakkını inkar etmek mümkün değil. Bu övgüleri çıkarım olduğu için söylediğimi düşünenler olabilir benim tek çıkarım Malatya’dır. Malatya’ya, herkese bütün emeklerim helal olsun. Yeşilyurt kaymakamı sizce valiliği hak ediyor mu? Şimdi bazı insanlar gücünün yeteceği yere gözünü kestirir. Güç meselesi. Ben acaba böyle bir yere varıyorsam böyle bir yönetimi becerebilir miyim dersen, yüzde yüz pozisyonuyla, kariyeriyle, bilgisiyle, akademik yapısıyla ben bu işi yaparım dediği zaman olur zaten. Liderlik başka bir şey. Gözüne kestireceksin. Ankara’da dostların arkadaşların olacak, dilin tatlı olacak, merhametli olacaksın, insanları seveceksin.

(Ahmet Yunus TUNÇİSTANBUL)


ROPÖRTAJ

01 Aralık 2016

Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci:

“Küresel olumsuzluklardan en az düzeyde etkilenen ülke olacağız” Şafak Gazetesi, Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’yle, bakanlığı, Türkiye’nin ticareti, ekonomik göstergeler ve siyasi gelişmeleri konuştu. Bülent Tüfenkci’yle gerçekleştirilen bu röportajı siz değerli okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz. Röportaj:Muzaffer TUNÇ Sayın bakanım, benim Malatyalı olmam hasebiyle hükümette bir Malatyalı’nın bulunuyor olmasından dolayı memnuniyetimizi dile getirerek sorularımıza geçmek isteriz. Üretim, ihracat ve ithalat verileri geçen yıl ile karşılaştırıldığında nasıl bir manzara ortaya koymaktadır? Yılın bundan sonrası için beklentiler nasıldır? Küresel ekonomi gerçekten de bir darboğaz içinden geçiyor. Uluslararası kuruluşlar küresel büyümeye ilişkin beklentilerini bir bir aşağı yönlü revize etmekte: OECD daha önce %3 olarak öngördüğü 2016 yılı küresel büyüme oranını %2,9’a düşürürken IMF ise küresel büyüme beklentisini sabit tutsa da gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin önümüzdeki dönemde performans kaybedeceğini ifade etmektedir. Küresel büyümenin yavaşlaması tabi ki küresel ticareti de yakından etkiliyor. Dünya Ticaret Örgütü’nün verilerine göre uzun yıllar sonra ilk defa küresel ticaret küresel büyümeyi yavaşlatan bir etkiye sahip. Daha önce %2,7 oranında büyüyeceği tahmin edilen küresel ticaret hacmine ilişkin beklentiler ise 2016 yılı için %1,7’ye kadar gerilemiştir. Küresel ekonomi, gelişmiş ekonomilerdeki talep zayıflığı ile beraber gelişmekte olan ekonomilerde görülen yavaşlamanın etkisiyle önümüzdeki döneme dair birçok belirsizliği beraberinde taşımaktadır. Bunun yanında, ABD Merkez Bankası’nın (FED) yılan hikâyesine dönen ancak Aralık ayındaki toplantısında gerçekleştirme ihtimali bir hayli güçlenen faiz artırım kararı da yıl boyunca küresel ekonomilerin ve para birimlerinin dalgalanmasına neden olmaktadır. Kur hareketleriyle ilgili neler söylemek istersiniz? Mesela kurdaki bu dalgalanmaları nasıl yorumluyorsunuz? Kur hareketlerinde yıl boyunca görülen keskin hareketler ve dalgalanmalar ticaretin değer bazında keskin düşüşler göstermesine neden olmaktadır. Öyle ki 2015 yılı sonu itibarıyla küresel ticaret hacmi %2,7 oranında artsa da küresel ihracat değeri dolar bazında %13,2 gibi ciddi bir azalış göstermiştir. Bu keskin azalış, ekonomi çevrelerinde önümüzdeki döneme ilişkin ciddi kırılganlıkların da görülebileceği şeklinde değerlendirilerek kötü bir senaryonun ilk satırları olarak ifade edilmiştir. Küresel ekonomilerde görülen bu belirsiz ve kırılgan yapı içerisinde giderek dünya ile bütünleşen ülke ekonomimiz ise yerel dinamiklerin güçlenmesi ve kararlı ekonomi yönetimi sayesinde söz konusu olumsuzluklardan en az düzeyde etkilenme-

ktedir. Tüm dünyayı etkileyen 2009 küresel ekonomik krizden bu yana istikrarlı büyümesini devam ettiren ekonomimiz kesintisiz 27 çeyrektir büyüme başarısı göstermektedir. 2016 yılının ikinci çeyreği itibarıyla %3,1 oranında, ilk yarısı itibarıyla ise %3,9 oranında büyüyen ekonomimiz Avrupa ekonomileri arasında en hızlı büyüyen altıncı ekonomi olmayı başarmıştır. Küresel ticaret ve büyümeye ilişkin risklerin devam ettiği bir dönemde ülkemizin II. çeyrek dönemde yakaladığı bu büyüme oranı ve tüm AB üyesi ülkelerden çok daha hızlı büyümüş olması, uyguladığımız politikaların etkinliğini bir kez daha göstermiştir. Ağustos ayı itibarıyla sanayi üretimimiz aylık bazda %9,4 oranında, yıllık bazda ise %2,2 oranında büyüyerek tüm bu olumsuzluklara rağmen üretimimizin kararlı bir şekilde arttığının bir göstergesi olmuştur. Keza, 2016 yılındaki büyüme performansımız ayrıntılı bir şekilde değerlendirildiğinde de, sanayi sektörünün büyümenin lokomotifi olma özelliğini kazandığı görülmektedir. Yılın ilk çeyreğinde %5,7 oranında büyüyen sanayi sektörü, yılın ikinci çeyreğinde ise %3,9 oranında büyüyerek 2016 yılında da devam eden kesintisiz büyümemizin itici güçlerinden birisi olmuştur. İhracatla ilgili gelişmeleri nasıl görüyorsunuz? Dış ticaretle ilgili sıkıntı bekliyor musunuz? Toplam üretimimizin dörtte birini oluşturan imalat sanayi 2016 yılının ilk çeyreğinde %5,7 oranında büyürken yılın ikinci çeyreğinde ise bir miktar ivme kaybederek %3 oranında büyümüştür. 2016 yılının ilk yarısında ise imalat sanayi sektörü %4,3 oranındaki büyüme ile sanayi sektöründeki büyümenin esas yapı taşlarından birini oluşturmuştur. Bunlara ek olarak son gelen veriler, özellikle Güneydoğu Asya ülkelerinde ticaretin ciddi bir şekilde yavaşladığı, ABD ile AB arasında ticareti canlandırıcı bir nitelikte olacağı beklenen TTIP müzakerelerinin neredeyse masadan kalkma ile sonuçlanacağı ve gelişmiş ülkelerdeki talebin zayıflaması nedeniyle özellikle ithalatın azaldığı bir dış ticaret ortamını işaret etmektedir. Öyle ki, 2016 yılın boyunca neredeyse sürekli düşen Çin’in ihracatı Eylül ayında da %10 oranında gerilemiş; gelişmekte olan ekonomilerin ihracatları da içinde bulunduğumuz dönemde çift haneli oranlarda gerileme göstermiştir. İşte küresel büyümenin yanında küresel ticaretin de hayli zorlu bir seyir izlediği içinde bulunduğumuz dönemde, dış ticaretimiz de dış pazarlardaki tüm olumsuzluklara rağmen söz konusu olumsuzlukları

derinden hissetmemektedir. İnanıyorum ki, güçlü mali disiplinimiz ve kararlı ekonomi politikalarımızın gösterdiği yolda istikrarlı bir şekilde ilerleyerek küresel ekonominin içinde bulunduğu bu kırılgan ortamdaki olumsuzluklardan en az düzeyde etkileneceğiz. Başta bazı uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları olmak üzere bazı ekonomi çevrelerinin ülkemiz ile ilgili olumsuz bir tablo çizmektedir. Çizilen bu olumsuz tabloya inat, mali disiplinimiz ile beraber güçlenen bütçemiz, ekonomi yönetimimizin kararlı ve disiplinli çalışmaları sonucunda önümüzdeki döneme ilişkin ayrıntılı değerlendirmelerin yer aldığı Orta Vadeli Program’da yer alan eylem planlarımız istikrarlı yürüyüşümüzü destekleyen unsurlardan olmaktadır. Küresel ekonomide ve dış ticaret yapısında yaşanan tüm olumsuzluklara ve belirsizliklere rağmen ülkemiz ekonomisini en gelişmiş ekonomiler arasına eriştirmek için tüm kurum ve kuruluşları ile koordineli bir şekilde çalışmaktadır. Sayın bakanım, faiz oranlarının yüksekliği konusunda Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın vurguladıklarıyla ilgili olarak sizin fikriniz nedir? İçinde bulunduğumuz ortamda faizlerin hangi oranlara kadar düşürülmesi mümkün görünmektedir? Bilindiği gibi, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu, Eylül ayında düzenlediği gecelik borç verme faizini 25 baz puan indirerek %8,25’e düşürürken bankanın politika faizi olarak belirlenen bir haftalık repo faizini ise %7,25’te sabit bırakmıştır. Faiz koridoru olarak da adlandırılan gecelik borç verme ve borç alma faizleri arasındaki fark bu faiz indirimi ile beraber 100 baz puana inerken bu Merkez Bankası’nın uyguladığı en dar faiz koridoru olarak dikkat çekmiştir. Diğer bir deyişle, Merkez Bankamız fiyat istikrarının sağlanmasına yönelik olumlu işaretler ile beraber finansal istikrarın da sağlanmasına yönelik olarak para politikasının sadeleştirilmesi yolunda kararlı adımlar atmıştır. Son dönemdeki enflasyon gelişmelerine baktığımızda, özellikle gıda fiyatlarının makul düzeylerde seyretmesiyle beraber enflasyonun gerilemeye başladığını görmekteyiz. Bu gerilemenin uyguladığımız kararlı ekonomi politikaları ile beraber yılın kalan bölümünde de devam edeceğini tahmin ediyoruz. Eylül ayında enflasyonun beklentilerin altında gerçekleşmesi, önümüzdeki dönemde Merkez Bankamıza para politikasında sadeleşme adımlarına devam etmesi açısından imkân sağlamaktadır. Dolayısıyla,

önümüzdeki dönemde faiz indiriminin devam etmesi için fiyat hareketlerindeki artışın beklentilerin altında gerçekleşmesi gerekmektedir. Buna ek olarak, finansal istikrarı da gözeten Merkez Bankamızın aldığı faiz kararlarının piyasa dinamiklerini etkilemesi için birtakım politika önerileri de getirilebilir. Ticaret erbabımızın daha rahat nefes alması için faizlerin bir miktar daha aşağı yönlü seyretmesinin yanında Merkez Bankası’nın krediler için bankaları da rahatlatacak birtakım politikaları da hayata geçirmesinin yararlı olacağını değerlendiriyoruz. Merkez Bankası’nın faiz indirimlerinin ekonomi tarafından iyi anlaşılıp banka kredi faizlerine de etki edebilmesi için para politikası uygulamalarının kararlı bir şekilde sürdürülmesi önemlidir. Merkez Bankası, bankalar açısından paranın maliyetini daha düşük düzeylere çekerse bu durum kendisini banka kredisi faizlerinde de gösterecektir. Yıl başından bu yana geçen dönemde her ne kadar kredi faizlerinde gerileme gözlemlense de gerilemenin devam etmesi için Merkez Bankamızın indirimlere devam etmesi gerekmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettikleri gibi, faiz oranlarının düşmesi yatırımcıları cesaretlendirecektir. Yatırımların artması ve ticaret erbabımızın daha rahat nefes alması için faizlerin önümüzdeki dönemde de düşürülmesini önemli buluyoruz. Bir ülkede kalkınmanın sağlanabilmesinin yegâne yolu yatırımlardan geçmektedir. Yüksek faiz oranlarının olduğu bir ortamda yatırımcıyı cesaretlendiren bir unsur olmadığı için yatırımlar da neredeyse durma noktasına gelir; ki böyle bir ekonomi sürdürülebilir niteliğinden uzaklaşır. Kısaca, önümüzdeki dönemde Merkez Bankamızın yürüttüğü iletişim politikasının gerek bankalar gerekse ekonomideki diğer aktörler tarafından daha etkin bir şekilde edinilmesi için faiz koridorunun yanında politika faizinin de aşağıya çekilmesinin ve bunların yanında Merkez Bankamızın yatırımcıları ve vatandaşlarımızı cesaretlendirici diğer para politikası araçlarını devreye sokmasının yararlı olacağını düşünüyoruz. Kamuoyu tarafından bilinen Rusya’yla ilgili bazı sıkıntılı durumlar yaşanmıştı. Son dönemde atılan adımlar neticesinde Rusya ile ilişkilerin normalleşmesi söz konusu. Ticaret ve vize konuları başta olmak üzere yeni haberler gelecek mi? Bilindiği üzere geçtiğimiz yılın Kasım ayında Rusya ile yaşadığımız gerilimden 8 ay sonra yani Temmuz ayında ikili ilişkilerimiz, liderlerimiz tarafından başlatılan karşılıklı pozitif mesajlarla normalleşme sürecine

girdi. İlk etapta Rusya 28 Ağustos tarihinde ülkemize yönelik charter uçuşlarını serbest bıraktı. Bundan yaklaşık 2 ay gibi bir süre sonra; 10 Ekim 2016’da, Rusya ile dış ticaretimizi canlandırmak adına atılması gereken en büyük adım olan yasaklı ürünlerin ihracatının serbest bırakılması kararı alındı. 11 Ekim de de Rusya bu konuda bir Kararname yayınlayarak yürürlüğe soktu. Özellikle yaş meyve ve sebzelerden oluşan yasaklı ürünler ihracatımızda 2015 yılının Ocak-Eylül döneminde %50 paya sahip olan Rusya pazarı tekrar kapılarını açtı. Şimdilik yasaklı ürünler içerisinde yer alan bir kısım narenciye ürünlerinin, kayısı, şeftali ve eriğin ithalatı serbest bırakıldı; ancak biz Rusya hükümeti ile görüşmelerimize devam ediyoruz ve biliyoruz ki diğer yasaklı ürünlerimizin ticareti de en kısa sürede serbest bırakılacak. Şimdi artık Rusya ile her şey eski düzenine dönüyor hatta daha güçlü bir ekonomik işbirliği kuracağımızı söyleyebiliriz. 12 Ekim’de Rusya-Türkiye Hükümetler Arası Karma Ekonomik Komisyonu 14. Dönem Toplantısında protokol imzalandı. Bu protokolle birlikte Kasım 2015 öncesi Rusya ile eski durumumuza dönülmesi adına büyük bir adım daha atılmış oldu. Rusya ile hizmet ve yatırımları kapsayan serbest ticaret anlaşması üzerinde çalışmalarımızı hızla ve büyük bir uyumla devam ettiriyoruz. Hedefimiz 2017 yılı sonuna kadar bu serbest ticaret anlaşmasını tamamlayarak Rusya ile ticarette herhangi bir engelin olmadığı bir alan oluşturmak. Öte yandan bizim Bakanlık olarak başta Basitleştirilmiş Gümrük Hattı olmak üzere ikili ticaretimizde uygulamaların mümkün olduğunca hızlı ve etkin bir şekilde uygulanması için çalışmalarımız devam ediyor. Bu çerçevede, Basitleştirilmiş Gümrük Hattı vesilesiyle, gümrük alanında yaşanan olumlu gelişmelerin, gerek siyasi gerekse ekonomik ilişkilerimize katkı sağladığına inanıyor, söz konusu hat kapsamında gerçekleştirilen ticaretin ve hattın kullanım oranının önümüzdeki süreçte daha da artacağını umut ediyorum. Bunun yanında ülkemiz ile Rusya arasında bir ortak fon kurulması gibi bir hedefimiz var. Ortak fon, Rusya Yatırım Fonu ile beraber Türkiye Varlık ve Yatırım Fonu bir araya gelmesi ile kurulacak. Başta 500’er milyon dolar koyarak yani 1 milyar dolarlık sermaye ile kurulacak olan Türk-Rus Yatırım Fonu, bizim şirketlerimizin ve Rus şirketlerinin diğer üçüncü ülkelerle birlikte katılacakları projelerde etkin bir rol oynayacak. Gerektiğinde ise sermayesi daha da artırılacak.


ROPÖRTAJ

01 Aralık 2016

BÜLENT TÜFENKCİ KİMDİR?

Bu anlattıklarınıza ek olarak aktarabilecekleriniz var mı? Rusya ile gerçekleştirdiğimiz ticarette gerek ülkemize gerek Ruslara avantaj sağlayacağını bildiğimiz için ticarette TL ve Ruble kullanılmasına ilişkin görüşmelerimiz ve teknik çalışmalarımız sürüyor. Rusya ile aramızdaki ticarette yerli para birimini kullanmak ticaret hacmimizin daha da canlanması sonucunu oluşturacak ve ekonomik ilişkilerimiz daha da derinleşecek. Aramızda kazan kazan ilişkisinin en yoğun olduğu ülkelerden birisi Rusya. 24 Kasım 2015 tarihinden günümüze kadar geçirdiğimiz süreç iki tarafında sadece zarar görmesine neden oldu. Ancak bu dönem geride kaldı, bundan sonra her iki ülke de yapıcı ve ekonomik ilişkileri derinleştirme hedefine yönelik yeni politikalar ve çalışmalar ile meşgul olacaktır. Bu kapsamda son dönemde yaşanan gelişmelerin sadece iki ülke için değil bölge için bir milat olduğunu söyleyebilirim. Böylece daha önce belirlenen “100 milyar dolarlık ticaret hacmi” hedefinin yeniden canlanacağını, enerji projelerinden turizme, ticaretten yeni yatırımlara ve ekonomiden Suriye’de barış ortamının sağlanmasına dair birçok konuda önemli ilerlemeler kaydedilecektir. Ülkemizin yaşadığı hain darbe girişiminin sonrasında başlayan operasyonlarla ilgili olarak ana muhalefet partisi tarafından dillendirilen mağdur edebiyatı hakkında sizin yorumunuz nedir? Biliyorsunuz ülkemiz 15 Temmuz’da büyük bir badire atlattı. Bu hain darbe girişimi, milletimizin cesareti ve direnci sayesinde akamete uğramıştır. Bu darbe girişiminde 241 vatandaşımız şehit düşmüş ve 2 bin 194 vatandaşımız da gazi kalmıştır. Ülkemize yönelik bu saldırıyı gerçekleştiren hain odaklara bir daha aynı fırsatı vermemek ve vatandaşımızın refah ve güvenlik içerisinde yaşaması adına OHAL ilan ettik. Bu vesileyle bir kez daha ifade etmek gerekir ki daha önce bunu Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Başbakanımızın da vurguladıkları üzere bu OHAL vatandaşa değil devlete yöneliktir. Dolayısıyla OHAL kapsamında kamu dahil bir çok alanda tedbirler aldık. Olağan akışın dışında faaliyet gösteren ticari şirketlere ve belediyelere kayyumlar atandı. Kamuda görevden almalar, ihraç, açığa alma gibi tasarruflara gidildi. Bu topyekun yürütülmesi gereken bir meseledir. Zira karşımızda ahtapotu andıran ve kendini çok iyi gizlemeyi becermiş bir yapı var ve bu yapının da arkasında organize bir akıl mevcut. Bizler hükümet olarak konuya çok titizlikle yaklaşmaktayız. Nitekim takip etmişsinizdir bu konuya yönelik belli kriterler getirdik. Bu

kriterler minvalinde tasarruflarımızı gerçekleştirmekteyiz. Bir vatandaşımızın bile bu süreçten zararlı çıkmaması için kılı kırk yarmaktayız. Ama “Hata payı var mıdır?” diye soracak olursanız işte biz bu payı da vermemek için komisyonlar oluşturduk. Başbakanlık koordinesinde ve mağdur bir kesim oluşturmamak adına büyük bir gayretkeşlikle olaya yaklaşıyoruz. Şimdi ana muhalefetin bu noktada itirazları daha doğrusu sanki biz hükümet olarak bir mağdur kitlesi oluşturuyoruz gibi bir algı oluşturma çabası var ve bu kesinlikle doğru değildir. Daha önce Sayın Cumhurbaşkanımız da ifade ettiler eğer ortada bir mağduriyet varsa halkımız bütünüyle bu olaydan muzdarip olmuştur. Siz 241 şehidi ve 2 bin 194 gaziyi hesaba katmazsanız yanlış hesaplar içerisine girersiniz. Eğer mağdur olduğunuzu düşünüyorsanız bütün samimiyetinizle ilgili mercilere müracaatınızı yaparsınız ve haklarınız size iade edilir. Yoksa “1 milyonun üzerinde mağdur var” diyorsanız “Burada bir samimiyetsizlik var” demektir. Doğrusu sadece belli bir kitleye mağduriyet damgası vurmaktan ziyade tüm vatandaşlarımızın bir daha böylesi menfur bir saldırıya maruz kalmaması adına politikalar geliştirmek ve mevcut çalışmaları titizlikle sürdürmek olmalıdır.

elektronik ticaret faaliyetini yürütürken belirli standartlara ve hukuki düzenlemelere uymayı taahhüt etmekte; taahhütlerine uygun hareket edip etmedikleri de Bakanlığımızca yetkilendirilen ve denetlenen bir otorite tarafından denetlenmektedir. Ayrıca, bu sistem ile e-ticarete özgü anlaşmazlıklara etkin, pratik, hızlı ve maliyetsiz alternatif çözüm mekanizmaları getirilmesi de öngörülmektedir. Elektronik Ticarette Bildirim Yükümlülüğü Hakkında Tebliğ Taslağı ise elektronik ticaret faaliyetinde bulunanların kayıt altına alınmasını, belirlenebilir ve gerektiğinde ulaşılabilir olmasını sağlamaktadır. Diğer taraftan; yurtdışından internet üzerinden yapılan alışverişlerde ürünler genellikle posta ve hızlı kargo taşımacılığı yoluyla gelmekte olup, bu kapsamdaki eşyanın gümrük beyanı dâhil tüm işlemlerinin tamamlanmasında posta idaresi ve hızlı kargo firmaları yetkilendirilmiştir. Posta idaresi ve hızlı kargo firmaları, yetkili olduğu işlemleri gümrük idaresi gözetiminde yapmakta, buna ilaveten gerekli tüm kontroller gümrük personeli tarafından gerçekleştirilmektedir.

Bununla birlikte, 22/09/2016 tarihinde Elektronik Ticarette Güven Damgası Hakkında Tebliğ Taslağı ile Elektronik Ticarette Bildirim Yükümlülüğü Hakkında Tebliğ Taslağı olmak üzere iki adet tebliğ taslağını kamuoyunun görüşüne açmış bulunmaktayız.

Posta ve hızlı kargo taşımacılığına ilişkin posta idaresi ile hızlı kargo operatörleri için zorunlu kıldığımız otomatik barkod okuyucu sistemi ile birlikte yurt dışından gelen gönderilerin otomatik barkod okuyucu ve x-ray kontrolünden geçirildikten sonra gümrük işlemi türüne göre yine otomatik olarak belirli muayene bantlarına yönlendirilmektedir. Böylelikle, gümrük işlemlerindeki insan faktörünün etkisi asgari düzeye indirilmekte ve teknolojik imkânlardan daha fazla faydalanılmaktadır. Ayrıca, eşya henüz ülkeye varmadan, kalkış yerinden gelen bilgiler ışığında yapılan risk analizi neticesinde, fiziki muayeneye tabi tutulacak gönderiler önceden belirlenebilmektedir. İnternet üzerinden yurt dışından yapılan alışverişlerde eşyanın gönderilmesinde hızlı kargo taşımacılığı kullanılması durumunda, hızlı kargo kapsamında açılan beyanlara risk analizi çerçevesinde ele alınarak değerlendirilmekte ve bu kapsamda kontroller gerçekleştirilmektedir. Diğer taraftan, internet üzerinden yapılan ve yurt dışından gelen kargo ve posta gönderilerinde, yasadışı uyuşturucu ticaretinin engellenmesi kapsamında da risk profili belirlemeleri, operasyonel uygulamalar ve benzeri çalışmalarla denetimler yapılmakta, bu denetimlerde gelişmiş tanı tespit cihazları, dedektör köpekler vb. yardımcı ekipmanlar kullanılmaktadır.

Güven Damgası Tebliğ Taslağı ile genel olarak, elektronik ticaret faaliyetinde bulunanlar ile elektronik ticaret pazaryerleri için güvenlik ve hizmet kalitesi standartları belirlenmektedir. Bu sistemde, güven damgası almak isteyen hizmet sağlayıcı ve aracı hizmet sağlayıcılar,

Gümrük muhafaza birimlerimizde diğer araştırma ve soruşturma faaliyetlerinin yanı sıra e-ticaret yoluyla kaçakçılık konusunda da uzmanlaşmanın artması sağlanmaktadır. Bu kapsamda, birtakım internet siteleri personel tarafından takip edilmekte ve başta ithali ve

Saygı değer bakanım, internet üzerinden yapılan alışverişlerde herhangi bir denetim yapılıyor mu? Yurt dışından internet üzerinden gelen ürünlerde gümrük vergisi alınıyor mu? Bakanlık olarak elektronik ticaretin hem kendisini düzenliyor ve denetliyoruz hem de elektronik ticarete konu olan ve yurtdışından gelen eşyanın gümrük işlemlerini yürütüyoruz. Çıkarmış olduğumuz 26/08/2015 tarihli Elektronik Ticarette Hizmet Sağlayıcı ve Aracı Hizmet Sağlayıcılar Hakkında Yönetmelik, elektronik ticaret faaliyetinde bulunanların elektronik ticaret işlemlerinin yapıldığı ağ üzerinde bulundurmakla yükümlü olduğu bilgiler ile sözleşme ve sipariş sürecinde alıcılara sunmaları gereken bilgileri düzenlenmektedir. Bakanlığımızca resen veya şikayet üzerine yapılan incelemeler sonucunda, bu düzenlemelere aykırı hareket edenler hakkında idari para cezası uygulanabilmektedir.

ihracı yasaklanmış eşya ile taklit ve sahte ürünler olmak üzere bu siteler üzerinden satışı yapılan tüm eşyaya ilişkin araştırma ve soruşturma faaliyetleri yürütülmektedir. Türkiye’deki bir kişiye posta ya da hızlı kargo taşımacılığı yoluyla gelen, bedeli gönderi başına toplam 75 Avro’yu geçmeyen eşyaya muafiyet tanınmaktadır. Eşyanın ticari miktar ve mahiyette olup olmadığı veya bir gerçek kişiye ya da tüzel kişiye gelip gelmediği önem arz etmemektedir. Buna ilaveten değeri 75 1500 Avro arasındaki ticari miktar ve mahiyette olmayan 30 kilogramın altındaki eşya üzerinden tek seferde maktu vergi alınmaktadır. Söz konusu eşyanın Avrupa Birliği ülkelerinden doğrudan gelmesi durumunda %18, diğer ülkelerden gelmesi durumunda %20 oranında vergi uygulanmaktadır. Sayın Tüfenkci, Olağanüstü hal çerçevesinde gümrüklerde alınan önlemler ve uygulamalar devam edecek mi? Bilindiği üzere, 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ/PDY terör örgütünün ülkemizin demokratik hukuk düzenine, hükümetimize, millî iradenin tecelli ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, kamu kurum ve kuruluşlarına yönelik darbe teşebbüsü sonrasında Fethullahçı Terör Örgütü FETÖ/PDY üyelerinin yurt dışına kaçma veya eşya ve araçlarını yurtdışına kaçırma ihtimali göz önünde bulundurularak; gümrük idarelerimizde ülkeyi terk edecek tüm hava, kara-demiryolu ve deniz taşıtlarının harici ve detaylı kontrollerinde, normal iş akış süreçlerini aksatmaksızın, kontrollerin artırılması yönünde birtakım tedbirlerin alınması zorunlu hale gelmiştir. Taşıt, eşya ve yolcu kontrolleri ile yatlar ve konteynerlerde kontrollerin sıklaştırılması yönündeki talimatımız ilgili birimlerimizce yerine getirilmektedir. Ayrıca FETÖ/PDY’yle mücadele kapsamında Bakanlığımıza iletilen ihbarlar da Emniyet Genel Müdürlüğü’ne (TEM) gönderilmekte, gümrük kaçakçılığı boyutuna ilişkin gerekli inceleme ve araştırmalar Bakanlığımız ilgili birimlerince hassasiyetle yürütülmektedir, kuvvetli şüphe ve mevzuata uygun ihbarlar haricinde sürecin takibi ve sonuçlanmasını müteakiben kontrol tedbirlerin, rutin haline döndürülmesini planlamaktayız. Bu süreçte güvenilir ticaret erbabımızın gümrük işlemlerinin asgari yönde etkilenmesi çerçevesinde gerekli tedbirler alınmaktadır. FETÖ/PDY finansman kaynakları ve bu finansman kaynaklarının engellenmesi” kapsamında da Bakanlığımızca çeşitli faaliyetler yürütülmektedir: FETÖ/ PDY finansman kaynakları ve bu finansman kaynaklarının engellenmesi konuları kapsamında başta İstanbul Atatürk ve Sabiha Gökçen Havalimanları olmak üzere tüm havalimanlarımızda giden yolcu salonlarına nakit

Bülent Tüfenkci 26 Nisan 1966’da Malatya Yeşilyurt’ta dünyaya geldi. Osman ve Ayşe Tüfenkci çiftinin çocuğu olan Bülent Tüfenkci, ortaokul ve lise öğrenimini Yeşilyurt İmam Hatip Lisesi’nde tamamladı. 1988 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezunu olduktan sonra Ticaret Hukuku üzerine yüksek lisans eğitimini tamamladı. 1991 yılında Malatya’ya yerleşerek serbest avukat olarak çalışmaya başladı. Evli ve iki çocuk babası olan Bülent Tüfenkci, 2001 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi Malatya Teşkilatı’nın kuruluşunda yer aldı ve çeşitli kademelerde görev aldı. 2011 yılında AK Parti Malatya İl Başkanlığı görevine başladı ve bu görevini 2015 yılına kadar sürdürdü. Haziran 2015 Türkiye Genel Seçimlerinde AK Parti Malatya milletvekili olarak ilk defa meclise girdi. Kasım 2015’teki Türkiye Genel Seçimlerinde tekrar AK Parti Malatya milletvekili olarak meclise girdi. Kasım 2015 Türkiye Genel Seçimleri sonrası AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu tarafından 24 Kasım 2015 tarihinde kurulan 64. hükümette Gümrük ve Ticaret Bakanı olarak yer aldı. Davutoğlu’nun 22 Mayıs 2016 tarihinde istifa etmesinin ardından Binali Yıldırım tarafından 24 Mayıs 2016 tarihinde kurulan 65. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nde görevine devam etti.


ROPÖRTAJ

01 Aralık 2016

SAÇ EKİMİNDE BİLİMİN SANATA DÖNÜŞTÜRÜLMESİ Birçok kişi her gün saç ektiriyor ama kime inanır veya inandırılırsa ona gidiyor. Tabii ki bir de bu işe ne kadar para ayırdı ise ona göre bir yer seçiyor. Bence saç ekimi hayatta bir kez olmalıdır. Bir defa işi ehline bırakmalısınız. Kim bu ehli? Tabi ki estetik bir işlemin uygulayıcısı da Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı olmalıdır. Siz siz olun mutlaka bir plastik cerrahi uzmanına teslim olun. Bu doktor; ekibiyle mi yapar veya bizzat kendisi mi yapar bilemem. İşin başında mesuliyet sahibi bir Plastik Cerrah Uzmanı yoksa bilin ki bir yerlerde sıkıntı olacaktır. Herkes FUE tekniği kullanıyor… Ne fark eder diyeceksiniz ama iş öyle değil. Bazıları her gün birkaç saç ekimi yapmalı ve çok kazanmalılar. Ayrıca başlarında doktora bile gerek görmüyorlar. Bu tür yerlerde yaptırıp sıkıntılarla müracaat edenlerden sorunların neler olduğunu gördük ve görmeye de devam ediyoruz. Çünkü hız yapılması ve birkaç kişinin bir iş gününe sıkıştırılmaya çalışılması felaketi davet ediyor. Bize mutsuz gelip çare arayanlara biz ne yapıyoruz? Her halde merak etmeye başlamışsınızdır.

kontrolleri için hizmet bankosu koyulmuş ayrıca personel görevlendirilmiştir. FETÖ/PDY’ye destek veren finans kuruluşlarınca düzenlenen ve kapsamlı teminat sistemine kayıtlı olan ancak kapsamlı teminat sertifikaları iptal edilen firmalar ile bu kuruluşlardan alınan toplu veya tekli teminatları ithalat ve antrepo rejiminde kullandığı tespit edilen firmalar hakkında risk değerlendirmesinde bulunulmuştur. Bakanlığımıza intikal eden somut ihbarlar çerçevesinde de FETÖ/ Paralel Yapının finansmanını sağladıkları ve gümrük kaçakçılık faaliyetine karıştıkları belirtilen firma ve şahıslar hakkında işlem yapılmaktadır. Sayın bakanım, buna bir örnek verebilir misiniz? Bir gümrük idaremizden, Fethullahçı Terör Örgütü FETÖ/PDY üyelerinin yurt dışına kaçıp saklanma ihtimali olduğu ve bir Tır/ Dorse aracında askerlere ait zati ev eşyası taşındığı bilgisi alınmış, kontrol neticesinde, dorsenin arka kısmında askere ait zati ev eşyası ve söz konusu zati eşya içerisinde bilgi, belge ve bulgu niteliğindeki eşya tespit edilmiştir. Taşıyıcı firma ile ilgili olarak gerekli risk değerlendirmesi yapılmıştır. Bu kapsamda, ülke genelinde devam etmekte olan olağanüstü hal kapsamında gümrüklerde risk analizi yönüyle alınan önlemler ve tedbirler devam edecektir. Sayın bakanım, sizin bakanlık görevine gelişinizle birlikte Malatya ile ilgili bazı olumlu gelişmeler oldu. Malatya, cazibe merkezleri içerisinde yer aldı. Cazibe merkezi olması Malatya’ya ne kazandıracak? Cumhuriyet kuruldu kurulalı Türkiye’de ilk defa 23 ile çok özel teşvikler veriyoruz. Bu illerin kendi içerisinde cazibe merkezleri

oluşturuyoruz. Türkiye’nin üreten insanın ürettiğini pazarlayabilmesi, satabilmesi, yeni pazarlara ulaşması için yeni yeni teşvik sistemleri getiriyoruz. Bizim yatırımcımız, uluslararası piyasada yeteri kadar rekabet edebilsin, katma değeri üreterek rekabet etsin ve ihraç ettiği malın değerini daha fazla artırsın diye teşvik veriyoruz. Bir yandan da üretimi arttırmak için teşvik veriyoruz. İş yapmak isteyen insanların buralara yatırım yapmasını sağlamak istiyoruz. Terörden etkilenen illerimize de ayrı bir destek vererek Türkiye’yi kalkındıralım istiyoruz. Yatırım paketi ile 23 ile fabrikalar kurulacak, her yıl 10 yeni fabrikanın kurulmasını hedefliyoruz. Bölgede yatırım teşvikleri kapsamında yatırım yeri bedava verilecek. İhtiyacı olana fabrikayı devlet yapıp sembolik rakamla kiraya verecek. Senede 200 bin kişiye istihdam sağlanması planlanıyor. Makine ve teçhizat alımı için de sıfır faizli kredi formülü düşünüldü. 23 ile 67 bin konut, 15 hastane inşa edilecek. Gençlik merkezleri ile çağrı merkezleri açılacak. Tarım ve hayvancılığın gelişmesi için 3,7 milyar liralık yatırım yapılacak. 3 ile yeni stadyum da yolda. Kentimiz Malatya’ya 25 bin, Batman’a 15 bin ve Diyarbakır’a 33 bin kapasiteli stadyumlar inşa edilecek. Cazibe merkezi olacak illerimiz yeni yatırımlarla daha büyük bir atağa geçecek. Cazibe merkezleri olacaksa tabi ki Malatya olmadan olmazdı. Bu illerin içerisinde altyapı olarak, lojistik olarak, girişimci insan kaynağı olarak en hazır olan il Malatya’dır. Biz burada belirlenen sektörleri destekleyerek ve yatırımcılara tahsis edeceğimiz yeni organize sanayi alanıyla birlikte inşallah Malatya’yı yatırım noktasında parlayan yıldız yapacağız. Malatya hızla kabuğunu kırıyor. Cazibe Merkezi olmasının avantajını da kullanarak, Malatya’mız, Türkiye’de hak ettiği yere gelecektir.

İlgilenenleriniz biliyordur ki erkeklerde saçlı derinin arkada iki kulak arasındaki kısmında bulunan kıl kökleri dökülmemeye şifrelenerek oluşmuşturlar ve bu kökler saçsız bölgeye nakledildiğinde de hayat boyu dökülmezler. Bizim uyguladığımız FUE yönteminde; dökülmeyen bu özel bölgeden mikro motor yöntemi ile kıl kökleri 07- 0.8 mm.lik punchlarla tek tek alınmaktadır. Bir kısmını da gerektiğinde EL PUNCH’ları ile almaktayız. Bu bölgede iyileşme sorunsuz ve izsiz olmakta, ayrıca asla seyrelme görülmemektedir. Seyrelme olmaması için, arkadaki dökülmeyen saç bölgesinin yüzde kaçının alınacağını bilmek lazımdır. İşlem sırasında bu bölge lokal anestezi ile uyuşturulur ve hasta ile sohbet edilerek işlem yapılır. Alınan kıl kökleri (bilen, bilmeyen greft deyip duruyor) özel sıvılarda dizilerek hazırlanır. Saç ekimi için müracaat eden kişi değerlendirilirken daima kişiye özel planlama ve fiyatlandırma yapmaktayız. Şahsa ekimin totalinin kaç seansta yapılacağını söyleriz ve fiyatlandırmayı da ona göre yaparız. Biz butik iş yaptığımız için başvuruda bulunan kişiler genelde üst düzey yönetici, iş yeri sahibi ve yüksek düzey meslek erbabı olmakla birlikte kesinlikle iş ve güçlerinden geri kalmamaktadırlar. Saç ekimi işlemini de lokal anestezi ile ve 2,5 büyütmeli loop denilen özel gözlükler kullanarak mikro cerrahi tekniklerle yapmaktayız. Saç ekimi için açılan delikler lateral slit tekniği ile açılmakta olduğu için kafa derisinde travma olmadığı gibi çok ince yapıldığından kanama da olmamaktadır. Travma olmayınca şişme de (ödem) olmayacaktır. Bir iddiamız daha var ağrı hiç olmaz. Kanama yok, şişme yok, ağrı yok. Böyle olunca da şahıs işine rahatlıkla üçüncü gün gidebilmektedir. Saç ekim işlemini titiz ve teknik özellikleri olan bir çalışma sonucu saça yön de verebilmekteyiz. Mikro teknikle tutma oranı %96-97’leri bulmakta ve ekilen saçlar hayat boyu dökülmemektedir. Sıklığı ne orandadır diye soracak olursanız yaradılışa en yakın sıklıkta yapan birkaç kişiden biriyiz diyebilirim. Saçların Büyüme Evresi Operasyondan sonraki 1-1.5 ay içinde ekilen saçlar dökülmeye başlar. 3-3.5 ay olunca da tekrar çıkmaya başlar ve bir daha da dökülmez. Yeni çıkan saçlar incedir, ama büyüme süreci tamamlandıktan sonra kalınlaşacaklardır. Bir kısım saçlar da diplerde kısa olarak görülecektir. Bunlarda zamanla büyümeye başlayacaklardır. 4. ve 5. aylarda saçların büyük bir bölümü, büyüme evresini tamamlamıştır. Bir kısım saçlar da daha tüy şeklinde ya da cilt altında olabilir. 8. ve 10. aylar arasında hasta operasyondan bu zamana kadar olan, fark edilir düzeydeki gelişimi takip eder. Artık saçlar uzamış ve kalınlaşmıştır ve birkaç ay öncesine göre çok daha iyi bir görüntü ortaya çıkmıştır. Operasyondan sonra geçen bir yıl içerisinde hasta sonucu daha net görmüştür. Saç artık hastanın yaşamı boyunca büyümeye ve gelişmeye devam edecektir ve istediği gibi kestirip şekillendirebilir. Saç bakımı için özel bir şey önerilmez. Standart şampuanlar ve diğer saç bakım ürünleri yeterlidir.


GÜNDEM

01 Aralık 2016 NESİM BABAHANOĞLU KİMDİR? Malatya İli Yeşilyurt İlçesi Kaymakamı Nesim Babahanoğlu, 1977 yılında Muş’un Bulanık İlçesi’nde doğdu. İlkokulu Dokuzpınar Köyü’nde ortaokul ve lise tahsilini Manisa’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Kamu Yönetiminden 2000 yılında mezun oldu. Aynı okulda Kamu Yönetimi Anabilim Dalında Master derecesi aldı. 2002 yılında Maliye Bakanlığı’nda kısa süre Vergi Denetmenliği yaptı. Aynı yıl yapılan Kaymakamlık sınavını kazandı. Adıyaman Kaymakam Adayı olarak mesleğe başladı. Sırasıyla Sivas ve Tekirdağ illerinde teftiş stajı, Milli Güvenlik Kurulu’nda kamu diplomasisi kursu, Diyarbakır İli Bismil İlçesi’nde Kaymakam Refikliği, Karaman Ayrancı’da Kaymakam Vekilliği görevlerinde bulunduktan sonra Ankara’da yabancı dil kursuna devam etti. Daha sonra Bakanlık tarafından yabancı dil eğitimi ve İngiliz İdare Sistemi üzerinde çalışmalar yapmak üzere bir yıllığına İngiltere’nin Sheffield kentine The University of Sheffield’a gönderildi. Yurtdışı dönüşünde 90. Dönem Kaymakamlık Kursunu ‘üstün başarıyla’ bitirerek 04.04.2006 tarihinde Karaman Kazımkarabekir İlçesi’ne atandı. 2007 yılında vatani görevini kısa dönem asker olarak tamamladı. Diyarbakır İli Hani ve Çermik İlçeleri’nde kaymakam olarak görev yaptı. 07.08.2012 tarihinde Mülki İdare Amirleri Kararnamesi ile Yeşilyurt’a atandı. Evli ve 2 çocuk sahibi olup, iyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yeşilyurt Kaymakamı Nesim Babahanoğlu:

“Sayın Tüfenkci’nin Bakanlığı Yeşilyurt için Büyük Bir Şans” Malatya’nın merkez ilçelerinden Yeşilyurt, son zamanlardaki çalışmalarla dikkat çekiyor. Bu önemli çalışmalarla ilçenin çehresi değişirken, dikkat çeken isimlerin başında Yeşilyurt Kaymakamı Nesim Babahanoğlu geliyor. Babahanoğlu’nu Yeşilyurt sokaklarında vatandaşlarla yaptığı sohbetler ve esnaf ziyaretleri ise devletin güler yüzünün bir temsili olarak büyük takdir topluyor. YEŞİLYURT, MALATYA’NIN GÖZBEBEĞİDİR Yeşilyurt’un tarihi ve doğal güzellikleri sebebiyle Malatya’nın önemli ilçelerinden biri olduğunu söyleyen Nesim Babahanoğlu, “Gündüzbey kaptajda çıkan suyumuz, şehrin akciğeri niteliğindeki doğasıyla, kayısısı ve kirazıyla Yeşilyurt, bütün Malatya’nın gözbebeği konumundadır. Her köşesi tarih kokan ilçemiz, camileri, çeşmeleri ve tarihten bugüne gelen önemli yapılarıyla büyük bir hazineyi barındırıyor. Bu tarihi zenginliğimizin bir kısmının restorasyon çalışmaları devam etmektedir. İlçemizi tarih ve doğanın başkenti haline getirmek için belediyemizle birlikte yoğun bir mesai harcıyoruz. Hızlı göç ile birlikte kentleşme adına önemli adımların atıldığı Yelişyurt’ta vatandaşlarımızın daha huzurlu ve müreffeh bir ortamda yaşamaları için geceli gündüzlü çalışmaya gayret gösteriyoruz” dedi. YEŞİLYURT’UN ÇEHRESİ DEĞİŞİYOR Yeşilyurt’ta görev yapmaktan dolayı gurur duyduğunu söyleyen Babahanoğlu, “Böylesine müstesna bir yere sahip Yeşilyurt için ne yapsak azdır. Şu anda hali hazırda devam eden çalışmalar var. Bunları kısaca sıralamak gerekirse, Yakınca Bölgesindeki Abdulkadir Eriş Güzel Sanatlar Lisesi’ne müzik salonu, 16 Derslikli Şahnahan Anadolu Lisesi, Yakınca Akmercan Kapalı Spor Salonu, Yakınca’ya Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından finanse edilen 24 derslikli Anadolu İmam Hatip Lisesi ve 200 kişilik öğrenci pansiyonunu sayabiliriz. Ayrıca proje aşamasında olan, Yeşiltepe Anadolu Lisesi’nin yıkılıp yerine 32 derslikli yeni bir Anadolu lisesi ile 200 kişilik

öğrenci pansiyonu, Bostanbaşı’nda 24 derslikli 2 atölyeli mesleki ve teknik eğitim merkezi, Gündüzbey Mahallesi’nde 15 derslikli ortaokul, Yakınca’da otistik çocuklar eğitim merkezi, Cemal Gürsel Mahallesi’ne 4 derslikli ana okulu ve Yakınca’ya kapalı spor salonu çalışmaları da var” dedi. YEŞİLYURT’UN RÖNTGENİNİ ÇEKTİK Yeşilyurt’ta topyekun kalkınma hamlesi yapıldığını belirten Kaymakam Nesim Babahanoğlu, göreve başlamasının ardından ilçede adeta seferberlik ilan ettiklerini kaydetti. Yeşilyurt’ta önce kamu kurumları, ardından sivil toplum örgütleri ve esnafla bir araya geldiğini söyleyen Babahanoğlu, “Siyasi parti temsilcileriyle de görüştük. İlçenin röntgenini çektikten sonra ikinci adımı da attık. Yeşilyurt’un talihinin değiştirilmesi ve ilçede yaşayanların her alanda daha iyi bir yaşam standardına kavuşmasını sağlamak için ilk önce eğitim alanındaki projelere ağırlık verdik. Eğitimde 7 projenin hazırlanmasından sonra; 6 sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfı projesi oluşturuldu. 9 SODES Projesi, 6 tarım ve hayvancılık projesinin hayata geçirilmesinin yanı sıra sağlık alanında 1, kırsal alanda ise 2 proje oluşturuldu. Avrupa Birliği kapsamında da 5 projenin hayata geçirildiği ilçede toplam 35 proje için 20 milyar 514 bin 818 TL’lik bütçe ayrıldı” şeklinde konuştu. ÇOCUKLARIMIZI GELECEĞE HAZIRLIYORUZ Eğitim alanındaki yapılan yatırımları da anlatan Nesim Babahanoğlu, “Çocukların; çeşitli kültürel ve sanatsal faaliyetlerle kendilerini ifade eden farklı kimlikteki bireylere saygı duyan, sorunlar karşısında çözüm üreten bireyler olarak yetişmesinin sağlanması için bir proje hazırlandı. Proje kapsamında düzenlenen tiyatro, halk oyunları ve müzik kursları açıldı. Ulusal ve uluslararası basın yayın organlarındaki gazetecileri ve edebiyat dünyasının önemli yazarlarını okullarımızda misafir ederek öğrencilerle buluşturduk” dedi. Sosyal yardımlaşma konusunda da

çalışmalar yapıldığını söyleyen Nesim Babahanoğlu, “Yalnız yaşayan yaşlı ve engellilerin evlerinin haftalık temizliği, kişisel bakımının yapılması sıcak yemek temini gibi hizmetlerimizden yaklaşık 100 tane yaşlı vatandaşımız faydalandı. Bayramlarda maddi durumu iyi olmayan çocuk ve annelerine ayni yardımlar yapıldı. 232 ailemize ev eşyası ve tadilat yardımı yapıldı. Yaz döneminde Kur’an kurslarına dezavantajlı çocukların katılımı ile onların kişisel ve ahlaki gelişimlerini destekleyerek, iyi alışkanlıklar kazanmalarını sağlanmaya çalıştık” şeklinde konuştu. YEŞİLYURT’UN ALT VE ÜST YAPISINDA ÖNEMLİ ADIMLAR ATILDI Yeşilyurt’un hem alt yapı hem de üst yapıyla ilgili sıkıntılarının giderilmesi adına önemli işlere imza atıldığını söyleyen Yeşilyurt Kaymakamı Nesim Babahanoğlu, “1976 yılında yapılan ve günümüz ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olan hükümet konağının yenilenerek tüm kamu kurumlarının tek çatı altında toplanmasını sağladık. Malatya-Yeşilyurt-Çelikhan-Adıyaman yolunun standartlara uygun hale getirilmesi, Ankara yolunun Tavşan Tepe mevkiinden Kuzey Çevreyolu’na bağlanması, mevcut yoldaki virajların kaldırılarak tünel ve köprülerle standartlara uygun hale getirilmesinin sağlanmasıyla ilgili çalışmalar yapıldı. Bütün bunlara ilaveten uyuşturucu, madde bağımlıları, psikolojik sorunlu ve alkolik vatandaşların tedavisi ve topluma kazandırılması amacıyla tedavi ve rehabilitasyon merkezi kuruldu. Yakınca Mahallesi’nde 80 dönümlük arazide engelliler eğitim spor, yüzme havuzu sosyal tesislerden oluşan Eğitim Kampüsü ile birlikte Milli Eğitimin Hizmet içi eğitimlerinin yapılabileceği sosyal tesis yapıldı” dedi. SAYIN TÜFENKÇİ’NİN YEŞİLYURTLU OLMASININ OLUMLU ETKİLERİ VAR Malatya’nın merkez ilçelerinden olan Yeşilyurt’un büyük bir gelişme gösterdiğini söyleyen Babahanoğlu, Büyükşehir Belediyesi ve Yeşilyurt Belediyesi’yle

uyumlu bir şekilde çalıştıklarını belirtti. Yeşilyurt’un bu gelişmesinde Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin de büyük etkisi olduğunun altını çizen Yeşilyurt Kaymakamı Nesim Babahanoğlu, “Sayın bakanımızın da Yeşilyurtlu olması bizim için büyük bir avantaj oldu. Sayın Tüfenci’nin il başkanlığı dönemindeki başarısının tescili niteliğindeki Gümrük ve Ticaret Bakanlığı görevinden dolayı başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Başbakanımız Binali Yıldırım’a ve ilimizin milletvekillerine şükranlarımı sunuyorum. Bülent Tüfenkci’nin bu görevi sebebiyle, ilimize ve ilçemize yapılan yatırımların daha büyük bir süratle geleceğini düşünüyorum” şeklinde konuştu. ŞEHİT HABERİ YÜREĞİMİZİ YAKTI Son dönemde yürütülen terörle mücadele operasyonlarının olumlu sonuçlar doğurduğunu belirten Nesim Babahanoğlu, “Maalesef münferit bazı olaylar da yaşanıyor. Bu olaylardan dolayı bazı şehit haberleri de alıyoruz. Son olarak geçtiğimiz hafta Mardin Derik’ten gelen acı haber, hepimizin yüreğini yaktı. Memleketimizin kıymetli evlatlarından Muhammet Fatih Safitürk kardeşimizin acı haberi yüreğimizi dağladı. Daha önce Diyarbakır’daki iki ilçe de kaymakamlık görevini ifa ediyordum. Biz kaymakamlar olarak ülkemizin en ücra köşelerinde devletimizin sıcak yüzünü topluma sunmaya çalışıyoruz. Din, dil ırk ve mezhep ayrımı yapmadan hizmeti herkese eşit oranda sunmak için elimizden geleni yapıyoruz. Şehit meslektaşım Safitürk’ün röportajlarını dinledim, hiçbir zaman Derik’e yönelik olumsuz bir söz söylememiş. Devletin bütün imkanlarını ilçe halkı için kullanmaya çalışmış. Hep Derik’in terörle anılmamasını istemiş ama maalesef kendi şahadeti sebebiyle ilçe terörle anıldı. Doğu ve Güneydoğu’da terör örgütü halka zulmediyor. Ben de 5 yıl Diyarbakır’ın iki farklı ilçesinde kaymakamlık yaptım, kendim de doğulu olduğum için iyi biliyorum. Maalesef oraların kötü tanıtılması adına, bölgede yaşayan mazlum insanların yaşam haklarının ellerinden alınması adına hain terör örgütü elinden geleni yapıyor” dedi. Faruk Serhat Tunç - MALATYA

Güney Sınırında Ayar Oyunları Su-i niyetlerle fırsatçılık neticesinde elde edilen kirli kazançlar gün gelir ilahi adaleti karşısında bulur.Batı’nın iştahlı dişleri ve kirli elleri Osmanlı’yı hasta adam bellediğinden bugüne dek üzerimizde duruyor.I.Cihan Harbinin tam da göbeğinde Osmanlı vardı. İtilaf grubu Osmanlı ganimeti üzerinde paylaşım hesaplarıyla bir araya geldilerdi. Almanya’nın Osmanlı’ya dost bahanesi ile yanaşması, ABD’nin Chester Projesi ile bölgeye sızması neticesinde tedirgin olan İtilaf heyeti derhal ittifak ile Cihan Harbini başlattılar.Savaş sonrasında karşımıza çıkan mütareke ve antlaşmalar hesapları deşifre etmiştir. Maddi imkânları olabildiğine tükenen fakir ve aralıksız savaşlarla bitkin düşen Osmanlı evlatları varlık-yokluk yamacında Çanakkale ruhunu bütün Anadolu’ya taşımış ve kendine dikte edilen esareti istiklale tebdil eylemiştir.Bir yanılsamayı düzeltelim: Cihan Harbine girerken Mezopotamya, Hicaz bölgesi, Doğu Akdeniz Osmanlı toprağı idi. Bugünkü sınırlarımız Milli Mücadele sonrasında masa üstünde Osmanlı coğrafyasının daraltılmış halidir. İtilaf heyeti için güney sınırlarımızın tespitinde öncelikli kriter madenler ve enerji kaynaklarıydı. Sınırlar öyle çizildi ki köyün bir bölümü sınırın ötesinde, bir bölümü berisinde kaldı. Milliyet ve mensubiyet sınır çizgisinde asla nazar-ı dikkat sebebi olmadı.Osmanlı bakiyesi Türkiye, istiklal ve istikbali aynı anda şekillendirmek istediği için milli birlik dayanakları zedelendi ve neticede yeniden büyük kavgalara girişme cesareti bulamadı. Derken ehvenişer hali kader bildi. Misak-ı Millinin kenarlarının kopuşuna razı geldi, gelmek zorunda kaldı.Gel zaman git zaman… Türkiye ara ara gerçek kimliğini hatırlayıp şahlanma evrelerine girdi. Bu hal kırk haramileri tedirgin ettiği için hep bu şahlanış anlarında türlü dalavereler tertip edip bizleri eteklerde tutmayı başardılar. Osmanlı’dan kopardıkları ve başlarına memur atadıkları diğer bölgeler ile Türkiye arasında hep bir mesafe tutturmayı marifet bellediler. Sanki hiç bir arada olmamış gibi, sanki ortak medeniyetten aynı maziden değilmişiz gibi yabancılaştırdılar. Onlara da bizlere de çeşitli ezberler öğretildi. Ve bugün…Türkiye, dünyanın kıskandığı-imrendiği liderle önüne konulan tepsiyi devirdi ve kendi bölgesinde kendi siyaseti ile kendi gündemlerini belirleyen bir yapıya kavuştu. Tabi bütün bunlar olurken akla ziyan pek çok badirelerle tanıştık.Emin olun ki şu an Türkiye’nin etrafı ateş çemberiyse, terörün her çeşidi ile muhatap isek küresel bir kuşatma operasyonu ile karşı karşıyayız. Yedi düvele karşı istiklal ve istikbal mücadelesi yolunda kader kavşağındayız. Dikkat edin, bütün bu kuşatmalar karşısında kendini müdafaa etmeye çalışan Türkiye içteki hainler ve dıştaki emperyal şefler tarafından kara propagandaya muhatap ediliyor. Neredeyse 15 Temmuz sebebiyle Pensilvanya kurbağasından özür dile diyecekler. Yapılması gereken bellidir.Haklı olduğumuz davada hakkımız olanı almada ve savunmada tereddüt etmeden, asla sarsılmadan istikbal ve istiklal güvencemizin gereği ne ise onu yapmak mecburiyetindeyiz. Güney sınırlarımızın bugünkü hali istikbal ve istiklalimizi tehdit eder haldedir. Çünkü yerleşim noktaları ve engebeli dağlardan geçen sınırlar sinsi sızmalara, hain taarruzlara imkan vermektedir. Bu hal başta bölge güvenliği olmak üzere ülke güvenliğimiz ve istikrarımızı sürekli tehdit mahiyetindedir. O halde güney sınırlarımızın kontrol edilebilir hat ile güncellemek Türkiye’nin hakkıdır. Gerekirse Misak-ı Milli ruhuna uygun olarak bölgede halk oylaması da yapılabilir.Müstemleke idarelerin hududunda var olan zenginlikler o bölgenin ahalisine zorunlu bir esaret taahhüt eder. Güçlü bir irade etrafında iri ve diri olmak her hal ve şartta daha iyi bir gelecek için makul bir tercihtir.İşte bölgede oynanan oyunlarda saf dışı etmeye çalıştıkları korku budur. O yüzden Türkiye’yi oyunun dışında bırakmaya çalışıyorlar. O yüzden finans merkezleri Türkiye ekonomisini çökertmeye çalışıyor.O yüzden bölgeyi parçalayabilecek her türlü etnik ve dini argümanları kullanmaktalar. O yüzden bölgeyi terör havuzu haline getirmişler. O yüzden bölgenin terörü ile Türkiye’ye ayar vermeye çalışıyorlar. O yüzden Türkiye’yi bölmekle tehdit ediyorlar. O yüzden Türkiye’deki milli iradeyi devirip müstemleke memuru atamak istiyorlar. O yüzden mültecilere çelme takanlar Türkiye’ye karşı kullanabilecekleri her haini baş tacı ediyorlar. Ve deliriyorlar… Taarruzları boşa çıktıkça kendilerini açık ediyorlar. Cinnet halindeler.İşte bu ahvalde millet ve devlet olarak daha çok çalışmak, daha iri olmak, daha temkinli ve tedbirli olmak mecburiyetindeyiz.Allah’ın Nusret eli üzerimizden eksik olmasın…


GÜNDEM

01 Aralık 2016

MÖSTÖB Eski Genel Başkanı Mali Müşavir Ekonomist Celal Karahan:

“Tüfenkci’nin bakanlığı, hem Malatya için hem de Türkiye için çok isabetli karar” Serbest muhasebeci, mali müşavir ve ekonomist Celal Karahan, başarılı uygulamalarıyla kısa sürede iş dünyasının takdirini kazanan Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin hem Malatya için hem de Türkiye için çok isabetli bir seçim olduğunu söyleyerek “Sayın Cumhurbaşkanımız, ince eleyip sık dokuyan bir yapıya sahip. Dolayısıyla aldığı kararlar da isabetli oluyor. Malatyamız, sayın Tüfenkci’nin bakanlığıyla birlikte önemli kazanımlar elde etmiştir.” dedi. MALATYALILAR ERDOĞAN’A HEP DESTEK VERDİ “Hepimiz bu ülkenin kaderinde az çok bilgi sahibi olan bir nesiliz.” diyen Ekonomist Celal Karahan, “Sayın cumhurbaşkanımız, sadece Malatya’da değil, Malatyalıların en fazla yaşadığı İstanbul 3. bölgede de her girdiği seçimden fazla oy aldı. Biz de her dönemde kendisine seslenerek bir tane Malatyalı bakan istediğimizi belirttik. Sesimiz duyuldu bu dönemde de sayın Tüfenkci’yi görevlendirdiler ve çok da başarılı oldu. Cumhurbaşkanımız bu ülkede sadece Malatyalılara değil, gerçekten hizmet yapılması gereken insanları çok iyi tanıyor. Hizmet götürülecek yerleri de çok iyi biliyor. Ticaretin yapılacağı yeri ve bunun öncülüğünü kim yapacak bunu da biliyor.” şeklinde konuştu.

Celal Karahan kimdir? Celal Karahan bu sorumuzu ise ‘Önce Malatyalı’ dedikten sonra şöyle cevapladı: 1956 doğumluyum. Malatya Melekbaba İlkokulunu 4 senede bitirdim. Kubilay Ortaokulu’nda okurken bir yandan inşaatlarda çalışıyor bir yandan öğrenimime devam ediyordum. Malatya Atatürk Lisesi’ni bitirdim. Ortaokul sonda nişanlandım. Lise birde evlendim. Lise ikinci sınıfta okurken baba olmuştum. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne girdim.İktisat Fakültesinde okurken Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda çalışmaya başlayarak 10 sene çalıştım. Sonra Besler Gıda Fabrikası vardı. Onun muhasebe müdürlüğünü yaptım. 1988 yılında serbest muhasebeci mali müşavirlik bürosunu açtım. Evli üç çocuk babasıyım. Çocuklarım da mali müşavir. Babasını küçük yaştayken kaybeden ve bu sebeple ilkokula 10 yaşında başlayan Celal Karahan, ortaokula giderken bir yandan da inşaatlarda çalışmış büyük sıkıntılar çekmiş biri. Kendisinin küçüklüğünde çektiği sıkıntılar sebebiyle eğitimin önemini çok iyi bildiğini söyleyen Karahan, hükümetin “Her şeyin başı eğitim” düşüncesiyle proje sınıflar oluşturduğunu hatırlattı. Hükümetin bu uygulamasını yıllar önce Malatya Eğitim Vakfında uyguladıklarını belirten Celal Karahan, “Hayatını idame ettirme konusunda dezavantajlı olan ailelere çocuklarının okuyabilmesi için çalıştık. Bu durumdaki Malatyalı çocuklarımıza elimizdeki imkanlar nispetince destek olduk. Şimdi bu çocuklarımız büyüyerek kendi alanlarında başarıları elde ettiler. Bu da bize haklı bir gurur vesilesi oldu” şeklinde konuştu. Başarılı bir neslin yetiştirilmemesi durumunda geleceğimizin risk altında olacağını aktaran Karahan ile hem Malatya hem de tarihe doğru yolculuk yaptık. Malatya Sivil Toplum Örgütleri Birliği’nin 5 kurucusundan biri olan Celal Karahan, 3 yıl süren hazırlık çalışmalarından sonra MASTÖB’ü neden kurduklarını ve bugün gelinen noktayı anlattı. Sözlerine ilk olarak Malatya’nın gururu bir isimle ilgili görüşleriyle başlamak istediğini söyleyen Karahan, “O gurur kaynağımız olan kişi, Gümrük ve Ticaret Bakanımız sayın Bülent Tüfenkci’dir. Kendisi, başarılı çalışmalarıyla taraflı tarafsız herkesin takdirini kazanmıştır.” Dedi. MALATYALILAR TÜCCAR DOĞMUŞ Bakan Bülent Tüfenkci’yi anlatırken torunuyla ilgili yaşadığı bir diyalogu aktaran Karahan, “Hainlerin 15 Temmuz’daki kalkışması savuşturulduktan sonra biliyorsunuz meydanlar dolup taşmıştı. İşte o günlerde piyasada bayrak talebi bir hayli artmıştı. Talep o kadar fazlaydı ki dükkanlarda bayrak bulunmaz olmuştu. Bizim evde de çok fazla bayrak vardı. Benim adımı taşıyan küçük torunum evdeki bütün bayrakları toplayıp götürmüş. Fatih Sultan Mehmet Caddesi üzerinde hepsini satmış. “Bayraklar ne oldu” diye sordum. “Satım Dede” dedi bana. “Evladım bayrak satılır mı?” diye sordum. “Dede, hem çok para verdiler, hem de beni çok sevdiler” diye cevap verdi. Güldüm elbette. Ama biz Malatyalıların kanında ticaret var. Çocuk da olsa, genç de olsa, yetişkin de olsa Malatyalılar ticareti sever” dedi. ÜLKESİ İÇİN ÇALIŞAN BİRİ Gümrük ve Ticaret Başkanı Bülent Tüfenkci’nin çok başarılı olduğunu söyleyen Ekonomist Celal Karahan, “Malatya adına seçilen vekillerimizin hepsi birbirinden değerlidir. Ama görünen o ki; Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakanımız Binali Yıldırım tarafından liyakati ile bu işi yapabileceği görüldüğü için kendisine görev verildi. Biz Malatyalılar tüccar zihniyetli olduğumuz için Gümrük ve Ticaret Bakanlığı çok daha önemli görünüyor. Nitekim de öyle. Saygıdeğer bakanımız, bizi iyi temsil ettiği gibi ülkemiz için de başarılı bir görev ifa ediyor. Sayın Tüfenkci, bu göreve geldiği andan itibaren gümrük kapılarındaki sıkıntıların giderilmesi için çalıştı. Bu ülkeye zararlı madde ihtiva eden malların Türkiye’ye girmesini yasaklattı. Olanları toplattırdı. Halen de bunun üzerine başarılı bir şekilde gidiyor. Malatya adına sevilen bir il başkanıyken, sevilen bir milletvekiliydi şu anda da çok sevilen başarılı bir bakan. Bu konuşmamız vesilesiyle kendisini tebrik ediyor ve daha da başarılı olmalarını diliyorum” dedi.

HER DAİM BİZ MALATYALILAR DEVLETİMİZİN YANINDA OLMUŞUZDUR Toprakları verimli olmadığı için büyük göç veren ilçelerimizden olan Pütürge ve Arguvan’ın insanının İstanbul gibi büyükşehirlere gittiğini vurgulayan Sivil Toplum Örgüt Uzmanı Celal Karahan, “Büyüklerimiz oralara gidip kimisi hamallık yapmış, kimisi de iş hanlarında çaycılık yapmışlar. Zamanla bu insanlarımız çalışıp kazanmışlar ve bulundukları yerlerde ticaret yapmaya bulundukları yerleri satın almaya başlamışlar. Tekstil sektöründe Malatyalılar lider olmuş durumda. İhracatta da öyle. Cumhuriyetin kuruluşuna baktığımız zaman iki tane cumhurbaşkanı çıkarmış başka bir ilimiz yok. Birçok hükümette başbakanlık yapmışlar. Malatya konumu itibarıyla da Osmanlı dönemi de dahil ülkemizin kaderinde söz sahibi olmuşlar. Hep devletin yanında oldular. Bunun için de devletin her kademesindeki başarılarda Malatyalıların da imzası var. Ticarette şu anda biz öndeyiz. Ticaret Bakanlığı’nın Bülent Bey’e verilmesi bu bakımdan da çok isabetlidir. Başarılı uygulamalarıyla kısa sürede iş dünyasının takdirini kazanan Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, hem Malatya için hem de Türkiye için çok isabetli bir seçimdir. Sayın Cumhurbaşkanımız, ince eleyip sık dokuyan bir yapıya sahip. Dolayısıyla aldığı kararlar da isabetli oluyor. Malatyamız, sayın Tüfenkci’nin bakanlığıyla birlikte önemli kazanımlar elde etmiştir” dedi. MEV VERGİDEN MUAF ÜÇ VAKIFTAN BİRİ Kendisinin MEV’deki çalışmalarını da aktaran Ekonomist Celal Karahan, “MEV’e mali müşavirlik yaptığım dönemde girdim. O zaman muhasebe kayıtları elle tutuluyordu. Bilgisayar yoktu. Ama MEV o kadar üst düzey yöneticiler tarafından yönetilmesine rağmen mali yönde 5 senelik hesapları bağlanmamıştı. Onları bir sene içinde kayıt altına alarak hesapları bağladım ve vergi muafiyetinin kalkmaması için birçok kez teftiş verdim. Vakıf merkezine bağlı bir iktisadi işletme kurdum. Kız öğrenci yurdunu aldık ve işlettik. Bunların hepsini yönetim kurulundaki büyüklerimin destekleriyle yaptık. DÖNEMİN LİDERLERİNİ AYNI MEYDANDA TOPLADIK Sivil Toplum Örgütlerindeki çalışmalarında da bahseden Eknomist Celal Karahan, “İstanbul Malatyalılar Derneği’mizin başkanlığını yaptım. Sayın Mehmet Ünal’dan devraldığım bu görev sırasında Sultanahmet’te yaptığımız açılışa dönemin bütün siyasi parti liderlerini davet ettik. Recai Kutan, Deniz Baykal, Devlet Bahçeli, Mesut Yılmaz, geçmişten dostluğumuz olan ve o sıralarda cezaevinden yeni çıkmış olan sayın Recep Tayyip Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve çok sayıda davetlinin katılımı ve telgraflarıyla Malatyalılara yakışır bir açılış gerçekleştirdik. 8 Ulusal kanal o dönem bu açılışı canlı olarak yayınladı” dedi. MASTÖB’ÜN KURULUŞ ÇALIŞMALARI OFİSİMDE BAŞLADI İstanbul Malatyalılar Derneği’nde başkanlık görevini yürütürken, MASTÖB’ün kuruluşuyla ilgili fikir ortaya atılınca kendisinin de bu fikre katkı sağladığını anlatan Karahan, “Malatya Sivil Toplum Örgütleri Birliği gibi bir fikir aklımıza geldi. Malatya’nın Sesi Dergisi ve Şafak Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer Tunç, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan vekili Ümit Özerol, Türkiye Esnaf Sanatkarlar Federasyonu Genel Başkan Vekili Erol Korkut, MEV’in kurucularından ve Yüksek İstişare kurulu Başkanı Şaban Taçyıldız ile birlikte benim ofiste kuruluş çalışmasını gerçekleştirdik. Daha önce bakanlık yaptığı için herkesin onay vereceği bir isim olan Ahmet Karaaslan’ı başına getirdik” dedi. MASTÖB BENİM ÇOCUĞUM GİBİ MASTÖB’ü kendi çocuğu gibi gördüğünü söyleyen Celal Karahan, “Hem kuruluşunda bulundum hem de iki dönem Genel Başkanlığını yaptım. İnsan çocuğuna bir hata olduğu zaman, başarısız olduğu zaman, üzülür başarılı olmasını ve gelişmesini ister. Ben de aynı o şekildeyim. MASTÖB, sadece Malatya için değil Türkiye için kurulan en büyük sivil toplum kuruluşudur. Malatya ve Türkiye’nin sorunlarına örnek teşkil edecek bir kuruluştur. Biz bunu kurarken 3 sene hazırlığını yaptık. MASTÖB fikrini ortaya attığımız gün kimse böyle bir kuruluş olacağını hayal etmiyor ve imkan da vermiyordu. Biz bunu kurarken sadece derneklerin bir araya geldiği ya da iş adamlarının bir araya geldiği bir kuruluş olarak düşünmedik. MASTÖB çatısı altında derneklerin, vakıfların, sanayi ve ticaret odalarının,

belediyelerin, il özel idarelerinin gerçek ve tüzel kuruluşların içinde bulunduğu büyük bir sivil toplum kuruluşu kurduk” şeklinde konuştu.

“Rahmetli Özal’ın, DAP projesi vardı gelişmekte olan veya gelişememiş illeri kapsayan devlet destekli bütçeler verilecek buraların kalkınması sağlanacaktı” diyen Karahan, “Özal öldükten sonra o günkü hükümet, Malatya’yı DAP projesinin dışına çıkardı. Kimse gidip de hakkını arayamadı. Biz o gün öyle bir Malatya sivil toplum örgütleri olsun ki Malatya’nın bütün gücü arkasında olsun ve kimse Malatya’nın hakkını gasp etmesin diye düşündük. Bütün Malatya adına kurulan STK’ların hepsinin içinde kendini bulacağı bir kuruluş olacaktı, üst düzey bürokratlar içinde olacaktı. Dolayısıyla bir adım atıldığında tüm Malatya onun arkasında olacaktı. İşte bu kuruluşta MASTÖB’dü. Dünya Bankası tarafından o dönem büyük sivil toplum kuruluşlarının hazırladığı projelere hibe yardımlar yapılıyordu. Biz bununla alakalı birçok proje hazırladık. Malatya’ya gelecek miktar Malatya’yı uçururdu. Biz MASTÖB’ü bunun için kurduk. Hibe kredilerin yurt dışından Türkiye’ye akması için ikincisi Malatya sivil toplum kuruluşları adına koordinasyon görevi yapsın istedik. Üçüncüsü de Malatyalılar adına baskı grubu oluşturacak bir kuruluş olsun diye kurduk MASTÖB’ü. Gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde sivil toplum kuruluşlarının desteklemediği hiç kimse milletvekili veya belediye başkan adayı olamaz. Biz bunu çok iyi niyetle kurduk ama belli bir zaman sonra siyasete malzeme yaptılar. Arkadaşlara teslim ettim. Ama bu arkadaşlarımız başarılı oldular mı çok isterim başarılı olsunlar. Kuruluştaki amacına uygun; yani MASTÖB’un kuruluş amacı belli. Düğüne cenazeye gidiyorsun tamam da ama amacı bu değil. Bakın bizim yüksek divan diye bir organımız vardı. Bunun amacı Malatya adına hizmet yapmış önemli fikirlere sahip insanların fikrinden faydalanılsın diye tüzüğe koyduk. Ama hiç çalıştırılmıyor ve bir araya getirilip görevlendirme yapılmıyor bu çok büyük eksikliktir.” şeklinde konuştu.

olmayışından dolayı üç yıl gecikmeli başladım. Kendi köyümüzün ilkokulunun yapılmasında camisinin yapılmasında ben öncülük yaptım. İlkokuldayken ben okuyacağım milletvekili olacağım ve bu ülkeye başbakan olacağım diyordum. Benim hayatımda bu vardı. Öyle bir hedefim vardı. Hedeflerimin hepsini bir bir yaptım ama siyaset öyle bir şey ki senin elinde değil. Yani seni aday göstermeleri gerekiyor. Ya kendin parti kuracaksın genel başkan olacaksın bu doğru değil o zaman da ülke parti çöplüğü oluyor. İşte bunun yolu da başkanlık sistemi, dar seçim bölgesi, iki turlu seçim sistemi olsun ki kimsenin kimsenin himmetine ihtiyacı kalmasın. İlkokulda okurken daha 1960’lı yıllarda siyasete gireceğimi söylüyordum. Hayatımda ilk siyasi hareket olarak Türk Ocaklarına gittim Malatya’da. O zaman olağan dışı durumlar vardı gece baskın yaptılar biz oradan ayrıldık. Sonra MTTB’ye gittim. 12 Eylül’e kadar üniversitede okurken Vakıflar Öğrenci Yurdu’nda kalıyordum. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan o zaman bizimle beraberdi şu an hükümet içindeki vekillerin çoğu oradaydı. Yani şu anda AK Parti ve Saadet Partisi içindeki yöneticiler bizim o dönem arkadaşlarımızdır. 12 Eylül ile birlikte Türkiye’deki bütün siyasi partiler kapanınca Özal’ın kurduğu ANAP’ta hemşerimiz olması hem de inançlı olması nedeniyle onun yanında partinin içinde yer almasam da desteğimiz oldu. Zira o dönem ben devlet memuruydum. 1987’de memurluktan istifa ettikten sonra Hayati Yazıcı bizi götürdü o da yönetimdeydi bizi üye yaptı. Siyasi hayatımız orada başladı. Sonra 1993’te Özal’ın ölümü ile ANAP tökezlemeye başladı. Ölmeden önce yeni parti kurma çalışması vardı. Biz o partinin kurucularından olduk: Fatih İlçe Başkanlığını yaptım. İstanbul İl Koordinasyon Kurulu başkanlığını yaptım. Marmara ve Ege’den sorumlu Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı yaptım. Sonra FP Beylikdüzü’nde belediye başkan adaylığı teklifi getirdiler. Sonra ara verdik. Kendi işimize döndük. FP’nin kapanışından sonra FP den doğan SP ve AK Parti diye iki parti kuruldu.O zaman İstanbul Malatyalılar Derneği Başkanlığını yapıyordum o nedenle siyasetin içinde olmak doğru olmayacaktı. Dışarıdan desteğimizi devam ettirdik. Nasip olmayınca olmuyor olmadı işte” dedi.

BİZİM ÇEKTİKLERİMİZİ YENİ NESİL ÇEKMESİN

EĞİTİMDEKİ REFORMLARI ENGELLEYENLER VAR

MEV, İstanbul Malatyalılar Derneği ve MASTÖB’deki çalışmalarının yanı sıra sahibi olduğu mali müşavirlik bürosu bulunan Celal Karahan, Malatyalı gençlere destek olmak adına yanında stajyer öğrenciler de istihdam ediyor. Karahan, “Yaptığım yardım amaçlı işleri anlatmayı sevmem. Bir hayır yapıyorsak o hayır Allah’la kul arasında olur. Ancak bazı yapılan işleri de söyleyerek, diğer insanlara teşvik olması adına bir şeyler anlatmak isterim. Ben hayata emsallerimin çok gerisinde başladım. Yeni neslin bizim çektiğimiz zorluğu çekmemesi için çaba sarf ediyorum. Bu nedenle hayatın içine girdiğim zaman imkânların bana verdiği ve diğer Malatyalıların imkanlarını da onlara kazandırmak için sosyal aktivitelerin içinde oldum. Bunu da Malatyalı yeni nesli bir adım da olsa yukarı tırmanması için kullandım. Bir dönem bu bursları alan birçok gencin üst düzey görevler yürüttüğünü biliyorum. Ziraat Bankası’nın ve Halk Bankası’nın programlarını yazan kişi benim yeğenimdir. O da burs alan öğrencilerimizdendi” dedi.

Hayatının her döneminde eğitimi ön plana aldığını belirten Mali Müşavir Celal Karahan, “İnönü’ye diyorlar ki ‘Siz başbakanlık yaptınız. Cumhurbaşkanlığı yaptınız. Malatya’ya ne getirdiniz” Rahmetli İnönü diyor ki ‘Ben en iyi öğretmenleri Malatya’ya tayin ettim. Öyle bir gün gelecek ki Malatya kadroları Türkiye’yi idare edecek’ bakın işte sayın rahmetli İnönü’nün atadığı iyi öğretmenlerle Özallar yetişti.Recai Kutan’lar, Hüsnü Doğan’lar, Hasan Celal Güzel’ler, Eşref Bitlisler ve niceleri yetişti.Bakın o kadrolar bu ülkeyi çok iyi bir yere getirdi. İnönü’nün atadığı o iyi öğretmenler vasıtasıyla yetişti bu değerler. Bugün için konuşacak olursak da ben hükümetin icraatlarını benimseyen biriyim. Ama gerçekten eğitimde reform yapıyor ama bu reformun olmasını istemeyen güçler var. Şu anda bu öğretim yılında diyorlar ki proje sınıflar üretelim. Her okulda bir tane proje sınıfı olsun. Bu bizim düşündüğümüz düşüncelerle eğitim yapsınlar başarılı olurlarsa Türkiye geneline yayalım. Ama hem içeriden hem dışarıdan belirli güçler bunu provoke etmeye çalışıyor. Eğitimi sağlığı siyasete alet etmeye çalışıyor bu dış güçler. Oysa bu sistem parası olmayan ama başarılı olan çocuklara da fırsat tanıması açısından çok önemlidir. Eğer iyi bir nesil yetiştiremiyorsak onlara istediği yolda yürüyecek bir alt yapı hazırlayamazsak ülke olarak, aile olarak geleceğimizin sıkıntılı olacağını düşünen insanlardan biriyim. Bunun için var gücümüzle eğitimle alakalı çok başarılı hamleler yapmalıyız. Biz ailelerden başlamak kaydıyla herkes önce kendi çocuğunun iyi yetişecek şekilde mücadele vermesi lazım. Devletin; geleceğimizin temelini oluşturacak çocuklarımızın modern ve kaliteli eğitim seferberliğini hız kesmeden devam etmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

KİMSE MALATYA’NIN HAKKINI GASP ETMESİN

SİYASET HARİÇ TÜM HEDEFLERİME ULAŞTIM Hayata bakış açısıyla ilgili bilgiler de veren Ekonomist Celal Karahan, insanın kendisine bir hedef koyması gerektiğini belirterek, “Burada iki başlık var biri şahsımla diğeri Malatya ile alakalı. Kendimle ilgili ben Malatya’nın bir köyünde dünyaya gelmiş, kendi imkanları kendi mücadelesiyle bir yere gelmiş bir insanım. Ben hedeflediğim noktada değilim. Kendimi başarılı görmüyorum. Çok daha başka yerlerde görevler almalıydım. Buralarda başarılı olduğuma inanmıyorum. Ben ilkokula başladığımda on yaşındaydım. Bunun sebebi köyümüzde ilkokulun, caminin, yolun ve elektriğin

(Ömer Emre EMİNOĞLU-İSTANBUL)


GÜNDEM

01 Aralık 2016

Gaziosmanpaşa Milli Eğitim Müdürü Bekir Servet Bakırcı:

Eğitimin Son 10 Senesinde Yapılanlara Bakınca, Öncesinde Hiçbir Şey Yapılmamış Gibi Geliyor Dünya Basın Mensupları Derneği (DBMD) yöneticileri, Gaziosmanpaşa İlçe Milli Eğitim Müdürü Bekir Servet Bakırcı’yı ziyaret etti. DBMD Genel Başkanı Muzaffer Tunç, Gaziosmanpaşa İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Şube Müdürü Ahmet Duman, DBMD Teşkilatlanmadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Cahit Timur, Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı Yazıişleri Müdürü İsmet Milan, DBMD Turizm Komisyonu Üyesi Abdullah Karaca ve Marmara’nın Sesi Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Sabahattin Acar’dan oluşan heyeti kabulünde konuşan Gaziosmanpaşa İlçe Milli Eğitim Müdürü Bekir Servet Bakırcı, ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Biz eğitim camiası olarak, geleceği hazırlayan insanlarız. Ülkemizin geleceğini hazırlayan eğitim camiasına yardımcı olanlar arasında basın mensupları da büyük yer kaplamaktadır. Toplumun bilinçlenmesi ve geleceğimiz olan çocuklarımıza iyiyi, doğruyu ve güzeli gösterecek olan da sizlersiniz.” şeklinde konuştu.

Bakırcı’yı ziyaret ederek, topluma önemli mesajlar vermeyi amaçladıklarını söyleyen DBMD Genel Başkanı Muzaffer Tunç, “Sayın müdürümüz ömrünü eğitime vakfetmiş biridir. Yaklaşık 40 yılını eğitim camiasına vermiş bu önemli şahsiyetin topluma büyük mesajları olacaktır. Heyetimizdeki arkadaşlar, basın mensuplarını temsilen buradalar. Her birimizin aklında farklı farklı sorular var. Ancak müdürümüzün vaktinin kısıtlı olması sebebiyle soru-cevap şeklinde bir sohbetimiz olamayacak. Dolayısıyla ben heyeti temsilen sorularımızı toptan sormak isterim. Sayın müdürüm, öncelikle kabulünüzden dolayı teşekkür ederim. Biz gazetecilerin ilk ve cevabı en zor sorusuyla sorularıma başlayayım. Bekir Servet Bakırcı, kimdir? Şimdi bunu cevaplarken, mesleğinizin inceliklerini de öğreneceğiz. Ayrıca eğitim camiasının sorunları, sorunların çözüm yolları, öğretmen-veli ilişkileri ve OHAL döneminde yaşandığı iddia edilen olumsuzluklarla ilgili görüşlerinizi almak isteriz.” dedi. HERGÜN, İLK GÜNKÜ HEYECANLA EVDEN ÇIKIYORUM Kendisiyle ilgili bilgi vererek soruları cevaplamaya başlayan Bekir Servet Bakırcı, “İlkokul, ortaokul ve liseyi Siirt’te bitirdim. Bursa Eğitim Enstitüsü matematik bölümünü bitirdim. Yurdumuzun değişik illerinde görev yaptıktan sonra 1989 yılında İstanbul’a atandım. Beyoğlu, Büyükçekmece, Üsküdar, Bayrampaşa, Kağıthane’de görev yaptım. Şu anda da Gaziosmanpaşa İlçe Milli Eğitim Müdürü olarak atandım. Eğitim camiasında 40 yılı aşkın bir süredir bulunuyorum. Bu zaman zarfında, öğretmen ve ardından yönetici olarak gençleri geleceğe hazırlamaya gayret ediyorum. Aradan geçen bunca zamana rağmen her sabah evden çıkarken ilk günkü heyecanı yaşadığımı belirtmek isterim. Eğitim, beşikten mezara kadar önemlidir. Dünyaya ilk gözümüzü açtıktan sonra eğitim başlıyor. Musalla taşına kadar da devam ediyor. Eğitim önemli olmasaydı Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de ilk emri ‘Oku’ olmazdı.” dedi. EĞİTİMCİ OLARAK ÖNCELİĞİMİZ, İNSAN YETİŞTİRMEK OLMALI Eğitimin sadece öğretmenlere bırakılmaması gerektiğinin altını çizen Bakırcı, “Öğretmen arkadaşlarıma şunu söylüyorum. İyi bir matematikçi, fizikçi, kimyacı yetiştirebiliriz ama öncelikli olarak iyi bir insan yetiştirmek vazifemizdir. Mili Eğitim temel kanununa baktığımız zaman yetiştireceğimiz insanın tipini devletimiz çok güzel çizmiş. Şimdi biz insan yetiştirmeyi bırakıyoruz, ama öbür taraftan çeşitli haylazlıkları öğretiyoruz. Öğretmen arkadaşlarımdan istediğim öncelikli şey, insan olarak iyi yetiştirmek. Bakın sizler basın mensupları belli bir eğitim düzeyinin içinden geçmişsiniz. Öğretmenlikte ya da mühendislikte yalan dolan bir şey olmaz yani olduğu zaman başarısız olursunuz. Bu basın için de öyle değil mi? Onun için önce insanı yetiştirmek lazım. Nasıl yetiştireceğiz bu insanı iyi ahlaklı dürüst çalışkan başkasına saygılı ve sevgi dolu bir şekilde yetiştirmemiz lazım. İyi ahlaklı

dürüst çalışkan, başkasına saygılı ve sevgi dolu yetiştirmektir. Ülkemizin en büyük problemi şu anda bence çıkar ve maddiyatın ön planda tutulması herkes çıkar peşine düşmüş daha iyi yaşamanın kavgasını veriyor. Ama bunu yaparken de acımasız şekilde yapıyor. En yakın arkadaşını dostunu çıkarı için rahatlıkla kırabiliyor. Bunlar hoş şeyler değil. Onun için biz eğitimcilere ve anne babalara çok büyük görev düşüyor. Kötü mü gidiyoruz yok günden güne daha iyiye gidiyoruz.” şeklinde konuştu. KARŞIMIZDAKİ ÇOCUĞA KENDİSİNE DEĞER VERDİĞİMİZİ GÖSTERMELİYİZ Öğrencilerin bir kamera gibi, fotoğraf makinesi gibi sürekli eğitimcileri kaydettiklerini söyleyen Bakırcı, “O kadar uyanık, o kadar her şeyi anında kapıyorlar ki bunlara ayak uydurmak için daha bir gayret göstermeniz gerekiyor. Onların gelişmişliği onların dünyaya açıklığı onların her şeyi kabul etmesi karşısında sizin de açık olmanız gerekiyor. Düşünün bir sınıfa gidiyorsunuz 40 tane öğrencinin 80 gözü size bakıyor en küçük bir hareketinizi takip ediyorlar. Dün bir sınıfa girdim 5. Sınıf öğrencileriydi bunlar. Dedim ki “Çocuklar 4 yıl çok kısa sürede geçer. TEOG sınavlarına hazırlanacaksınız. Bu süre gözünüzü kapatıp açana kadar geçer” dedim. Bir tanesi parmak kaldırdı “Ben gözümü kapatıp açtım bir şey olmadı” dedi. Şimdi siz bu kadar cin fikirli çocuğa ayak uydurmak zorundasınız. Öncelikli şart, çocukları sevmektir. İkincisi de o çocuğa saygıdır. Bakın yüksek öğretimde gördüğüm yani üniversitelerde gördüğüm bir eksikliği söyleyeyim. İlçe Milli Eğitim Müdürü olarak bana ana sınıfı öğrencisi geldiği zaman, ben onu karşıma alıp konuşturuyorum başını okşuyorum. Lise öğrencisi geldiği zaman da karşıma alıp adam gibi konuşuyorum. Ona bir değer verdiğimi gösteriyorum. Ama maalesef üniversitelerde öğretim görevlilerinin gençlerimizin dertlerini dinlemeye, karşılarına alıp onlarla konuşmaya zahmetleri yok. İşte zahmetleri olmadığı için üniversitelerimizin bu günkü halini görüyorsunuz. Prof olabilir Doçent olabilir ama önce karşındaki öğrencisine karşı iyi bir eğitimci olmak zorundadır. Bunu sağlarsak yüksek öğretimde, birçok sorun ortadan kalkar. Yıllarca eğitimde bir sürü projeler oldu. Ama bakanlığımızda o kadar çok açıklar vardı ki, son 10 yılda yapılanlara bakıldığı zaman daha önce sanki hiç bir şey yapılmamış gibi geliyor. Size bir anımı anlatayım. 2006-2007 eğitim öğretim yılında Ziraat Bankası müdürü bana dedi ki “Bizim bilgisayarları değiştirdik. Eskiler de elimizde duruyor. Bunu Siirt’e göndersek alırlar mı?” Siirt Milli Eğitim Müdürünü aradım “Göndereyim mi?” dedim. Dedi ki “Benim depomda açmadığım yüzlerce bilgisayar var.” Şu an teknolojik açıdan okullarımız mükemmel düzeyde. Fatih Projesi ile akılı tahtalarımız var. Tabletlerini dağıttık. Kitaplar ücretsiz. Bizim burada 1 milyon 250 bin kitap dağıtıldı. 88 bin öğrencimiz var. Devlet eğitim noktasında her türlü yatırımını yapıyor. Ama bir eksiği bırakıyoruz. Çocuklarımıza insan olmayı öğretemiyoruz. Bu bizim bir

eksikliğimiz bunu kabul ediyorum. Dün arabayla geçerken 2 ortaokul öğrencisinin duvarlara yazı yazdığını gördüm. Arabayı durdurup ”Ne yapıyorsunuz” diye sordum. Özür dilediler. Yanlış yaptıklarını söylediler. Boyalarını ellerinden aldım. Şimdi onlar beni polis zannettiler korkudan ne yapacaklarını şaşırdılar. Mesela o anda kendimi riske atmış oldum. Ama herkesin buna müdahale etmesi lazım. İşte herkesin bunu yapması lazım. Karşı binadaki insan, camı açıyor karşısında duvara yazı yazılıyor bunlara müdahale etmiyor. Edemiyor. Yok her şeyi öğretmene bırakmışız. Öğretmen iyi de, öğretmen çocuğun kulağını çektiği zaman gelip öğretmeni şikayet ediyorlar. Ödev veriyor yine gelip şikayet ediliyor. Öğretmen camiamız şu anda bu konulardan dolayı tedirgin. Eğitime müdahale etse olmuyor, etmese olmuyor. Onun için bu çocukları öğretmenlerimize teslim ederken onlara inanacaklar. Öğretmen arkadaşlarım da bu çocukları yetiştirecek. Arkadaşlarımızın rahat çalışması için velinin, çevrenin ve ailelerin yardımcı olması gerekiyor” dedi. İHBARLARIN, İFTİRA OLUP OLMADIĞI KONUSUNDA TEDBİRLİ DAVRANIYORUZ OHAL ile ilgili bazı olumsuzluklardan da bahsedildiğini aktaran Bekir Servet Bakırcı, “Asılsız ihbarlarla bazı öğretmenlerin görevden alındığı iddiaları var. Böyle bir şey sözkonusu dahi edilemez. Çünkü sayın başbakanımızın genelgesi var. Genelgesinde “Adı, soyadı, imzası, ev adresi ya da iş yeri adresi olmayan dilekçeleri kabul etmeyeceksiniz” dedi. Ondan önce bir sürü ihbar dilekçesi geliyordu. Onları araştırıyorduk. Şimdi bu iş vicdan meselesidir. Biz idareciler başta kaymakamımız olmak üzere bunları çok itina ile inceliyoruz. Alınanlar oldu. Açığa alınanlar oldu. Görevine son verilenler oldu. Bunların da tamamı bakanlığımızdaki istihbarat birimleri doğrultusunda bize gelen emirleri uyguladık. Biri geldi bir öğretmenin FETÖ’cü olduğunu söyledi. Dedim “Sendikası var mı?” dedi “Yok”, banka bağlantısı yok paylaşımı yok. “Bana üç tane şahit göster. FETÖ’cü olduğunu söylesinler” dedim. Üç isim ver-

di. Buna telefonun hoparlörünü açarak dinlettim. “Falanı tanıyor musun” “Tanıyorum” “FETÖ ile ilgisi var mı” “Allah şahit, ben şahit değilim” dedi. Üçü de aynı şeyi söyledi. İhbarda bulunana dedim ki “Eğer olsaydı biri dese onunla ilgili işlem başlatacaktım.” Karşımdaki bir şey diyemeden yanımdan çekildi. Şimdi kuru iftira atmak Allah katında zaten olmaz. İnanan insanlarız, bunlara dikkat etmemiz lazım.” şeklinde konuştu. 80 BİN KİŞİLİK SİTE YAPILIYOR, İÇİNDE OKUL YOK “Okullarımızın iyi bir eğitim için tam gün eğitim olması lazım. Ama İstanbul’un şartlarında bu mümkün değil.” Diyen Bekir Servet Bakırcı, “Çarpık kentleşmeden dolayı okul alanlarımız yok. Bir mahallemizde bir site yapıldı 80 bin kişi oturuyor. Ama bir tane okul yok. Yani 80 bin kişinin kalacağı bir sitede mutlaka ilkokul, orta okul ve lisenin olması lazım. Planlamayı yaparken hiç eğitim, öğretim, sağlık düşünülmüyor. Oysa bu tür projelerin onaylanmasında Milli Eğitim’in de görüşü alınmalı. Ben belediyeye diyeceğim ki “Kaç çocuk var” “5 bin çocuk var.” Diyecek ben de 5 bin çocuğa okul yapmadığı için uygun diyeceğim. Bunu imar planlarına koymak lazım. Bugün bir okul yapmak için “100 metre mesafesinde kıraathane var mı? Meyhane var mı? İçki satışı yapılan yer var mı?” diye bakıyoruz da 80 bin kişilik mahalle yapımında okulu niye sormuyoruz? Çarpıklık bu. Turizm bakanlığında yazlık site yaptığın zaman 200 odadan fazla ya da 200 daireden fazla sitelerde arıtma şartını koymuş. Bizde de bu şart olmalı. Bunun planlaması yıllarca yapılmış olsa bugün bütün okullarımız 30 mevcutlu olurdu. İçinde spor salonu olurdu. Şimdi benim arsam var üstünde 40 tane apartman var. Tapu tahsis belgeleri var. “Verin arsayı” diyorum “Ver tapuyu” diyorlar. Biz ne yapıyoruz büyük bir yanlışın içindeyiz 12-24 derslikli okulu yıkıp 36’ya çıkartıyoruz. Avrupa’da çok yer gezdim hiç bina yıkmak yok. 200-300 yıllık binaları koruyorlar. Bizim işimiz gücümüz sürekli binayı yık yenisini yap. Biz tarihimizi nereden öğreneceğiz? Kimden öğreneceğiz? Ney-

le öğreneceğiz? Geçtiğimiz günlerde işadamımız Ethem Sancak’ın bir konferansına katıldım. “Ne olursunuz katlı mezar yapmayın. Üç kat beş kat bir mezar ha bire vefat edeni koyuyorsunuz. Tek katlı mezar yapın o mezarlıkta dursun. Çünkü mezarlık bir ülkenin tapusudur.” dedi. Ben hiç duymamıştım mesela. Bu tarihe sahip çıkma noktasıdır işte. Toprağa sahip çıkmadır. Karadeniz’de çoğunun evinin bahçesinde mezarlığı vardır. O mezar orada olduğu sürece o ev satılmaz” şeklinde konuştu. MEDYANIN DEVLET OKULLARINA OLAN İLGİSİ YETERSİZ “Eğitim seven gelsin” diyen Bakırcı, “Bence KPSS’yi kaldırmak lazım. Öğretmen akademileri kurmak lazım. 15-16 yaşından itibaren öğretmen adayı yetiştirmek lazım. Bakın basın mensuplarının da eksikliği var. Mesela, basın mensupları devletin okullarını ihmal ediyorlar. Çocuklarımız çok güzel eserler, çok güzel projeler artaya koyuyor. Basın mensuplarını arayarak, okulu, töreni ve yapılan işi anlatıyorum. Gelip haberini yapmıyorlar. Özel okulların ana sınıflarına bile gidiyorlar. Bu beni üzüyor. Basın hem güzel şeyleri yansıtmalı, hem ufak şeyleri de teşvik etmeli. O işlerle uğraşan öğretmen teşvik edilmeli, o minnacık öğrenci göründüğü zaman basında, teşvik olacak. Güzide okullarımızdan dışarı çıkmayan basın mensuplarımız biraz da varoş okullarına girsinler.” dedi. ANAOKULUNA GİDEN ÖĞRENCİYİ TAKİP EDİYORUZ DA, LİSEYE GİDENLE NİYE İLGİLENMİYORUZ? Velilerle ilgili sıkıntıları da söyleyen Bekir Servet Bakırcı, “Sınıfa gireceklerin kimler olduğunu devletimiz belirlemiş. Bunun dışında öğretmenimizin dersini bozmaya kimsenin hakkı yok. Öğretmen veli görüşmesi elbette olmalı. Çünkü çocuğun gelişimi ile ilgili en iyi bilgiyi öğretmen bilir. Benim bu meslek hayatımda tespit ettiğim bir şey var. Ana sınıfına giden bir çocuk ilkokul birden dörde kadar giden bir çocuğun, babaannesi, anneannesi, dedeleri, halaları, teyzel-

eri, anneleri, babaları onların arkasında koşuyor. Ellerinde fotoğraf makineleri, kameralar “Şunu yaptı. Bunu yaptı.” diye kaydederler. Çocuk liseye geldiği zaman, anne-baba takip etmez. Ben de diyorum ki esas takip edilmesi gereken çağ o buluğ çağına girdiği orta okul 8. Sınıf ve lise ne yapıyor ne ediyor onu takip etmek lazım. Ana okulu birinci sınıf öğrencisi ne yapacak. Burada bekle geliyorum desen sekiz saat bekler. Ama lise öğrencisi öyle mi? Kim arkadaşı, kiminle görüşüyor, kiminle kalkıyor? Anne babaların bunu takip etmesi lazım. Ne yapıyor hele şimdi iletişim çağı internet ortamında iyi yönler olduğu gibi kötü yönleri de var. Bu şekilde gençlerimizi takip etmemiz lazım. Ben burada Gaziosmanpaşa’da uyuşturucu kullanan, parklarda yatanları görünce kahroluyorum. Bir insan hayatını kaybolması demek yazık günah. Onu o hale getirmeden önce anne babanın onu takip etmesi lazım. Arkadaşının kim olduğunu bilmesi lazım. Bizlerin anne baba olarak görevimiz, her türlü pislikten korumak. Öğretmen olarak görevimiz, bu gençleri ülkeye yararlı bireyler olarak yetiştirmektir. Veli toplantıları, veli ile öğretmen arasında köprü kurulması için yapılıyor. Mesela sınıf annesi diye bir şey konulmuş. Sınıf annesi olursam benim çocuğuma daha çok faydam dokunacak diye düşünüyorlar. Birini seçiyorlar ama bakıyorsunuz ki o, veliler adına seçilen temsilci öğretmenden daha çok öğretmen oluyor. Herkes görev ve yetkilerinin sınırları içinde kalırsa çok daha rahat edeceğiz. Veli veliliğini öğretmen öğretmenliğini bilecek. Devletimiz tarafından çizilen sınırlar neyse onun içinde kalırsak çok rahat edeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti hiçbir zaman çadır devleti değildir. Kökü ve mazisi olan bir devlettir. Şunu da unutmuyorum en kötü yönetim organizasyonsuz bilinçsiz ve kuralsız olan yönetimdir. 15 Temmuz’da 241 kişi şehit verdik mekanları cennet olsun eğer bunlar başarılı olsa maazallah ne olurdu ülkenin hali. Bakın cumhurbaşkanımızın ifadesi, “Onlar yaptıklarını yaptılar. Ama biz yine hukuku ön planda tutacağız” Adalet, her meslekte en başta olmalı. Osmanlı’nın başarılı olmasının ana sebebi adaleti, her meslekte en üstte tutmasıydı.” şeklinde konuştu.


EKONOMİ

01 Aralık 2016

YUMURTA İHRACATIYLA İLGİLİ ÜRETİCİ DESTEK VE TEŞVİK BEKLİYOR

Doğadan Evinize Tavukçuluk Ltd.Şti.Yönetim Kurulu Başkanı Mali Müşavir Sadiye KARATAY: “Bakanımız Tüfenkci’den yumurta ihracatıyla ilgili üreticiye destek ve teşvik bekliyoruz” ADLİYELİK Sevgili okurlar; yayın sahibinin tarafıma tanımış olduğu imkan çerçevesinde sizinle birlikte olmaktan memnuniyet duyduğumu ifade etmek isterim. Bu imkanın tanınması ile birlikte görüş ve düşüncelerimi sizinle paylaşma fırsatını bulmakta beni oldukça mutlu edecek. Bu birlikteliğin faydalı sonuçlar doğurabilmesine yönelik olarak sizlerin sorularına cevap bulmaya ve tespit ettiğim bazı adliyelik vakaları paylaşarak hak kaybına uğramadan önce alacağınız önlemler hakkında size bilgiler sunacağım. İnsanların öncelikle kendilerine sonrasında ailelerine, hemşerilerine, ülkesindeki insanlara ve devamında tüm insanlığa faydalı olabilmesinin çok önemli ve değerli var oluş nedenimiz olduğuna daima inandım ve hayatımda buna yönelik çalışmalar içerisinde bulunmayı tercih ettim. İlk olarak her türlü iş ve işlemlerde dikkat ve özenin ne denli önemli olduğunu ifade etmek istiyorum. Bu kapsamda imzalanan sözleşme, taahhüt, senet, çek ve sair belgelerde ortaya çıkan problemleri bilmenin faydalı olacağını unutmayın. Sözleşmelerde ve sair belgelerde attığınız imzanın üzerinde boşluk bırakılmaması gerektiğini, imzanız üzerindeki belgede de aynı şekilde boşluk bırakıldığı takdirde bu boşlukların sonradan doldurulması durumunda çok ciddi hak kayıpları yaşanabileceğini hatırlatmak isterim. Açığa veya diğer bir ifadeyle boşa imza atılmamasını, kimseye boş senet imzalayarak verilmemesinin ileride geri dönülemez yanlışlara girilmesine engel olacağını hepimiz biliyoruz. Genel bir tabir olan KONTROL İTİMATA ENGEL DEĞİLDİR sözünde olduğu gibi kontrol çok önemlidir. Güvenin ne kadar önemli olduğunu ifade etmek için sınırsız güvenin doğurduğu bir örnekten bahsetmek istiyorum. İlişkilerinde çek veya senet kullanan kişilere yönelik olarak hepimizin bildiği gibi alacaklı olduğumuz kişilerden aldığımız bu senetlerin tahsil için avukata verilmesi esnasında tekrardan arkaya ciro yapmak gibi uygulamalar içerisine girebiliyoruz. Bu uygulamada güvendiğiniz avukatın bu senedi veya çeki icra takibine koymayarak başka bir amaçla kullanmasını engellemek için, senedin veya çekin avukata tahsil için ciro edilip teslim edildiğine ilişkin bir tutanak tutulması gerekir. Bu konuda yapılan ihmal sonucunda çek veya senedin üzerindeki miktarı tahsil edemediğiniz gibi ikinci kez ödeyerek çifte mağduriyet yaşamanıza neden olur. Güven ilişkisi içerisinde bilgi ve belgelerini paylaştığınız mali veya hukuki müşavirlerinizi denetlemeniz, kontrol etmeniz onlara güvenmediğiniz sonucunu çıkarmaz. Karşı tarafça işinizi düzgün ve dürüstçe kuralına uygun olarak yaptığınız şeklinde görülmelidir. Aksi halde karşılanıyorsa bu tür ilişkilere şüpheli yaklaşılabilir. Yine çek veya senet üzerinde vade veya keşide tarihindeki tahrifatlarda da resmi belgede sahtecilik ve söz konusu belgenin değerli belge özelliğini yitirmesine yönelik sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle bu tür belgeleri alırken gözünüzün önünde doldurulmasını ve imzalanmasını sağlayarak karşı kötüye kullanmaların önüne geçebilirsiniz. Bu yazımda yukarıdaki şekilde kısaca ifade etmeye çalıştığım güven ilişkisinin her türlü ilişkinizde geçerli olmasının önemini belirterek yazıma son veriyorum. Devamındaki yazılarımda sizlerin murat@aygormez.av.tr adresine ve/veya gazetemizin iletişim bilgilerine göndereceğiniz konular hakkında; soru/ cevap şeklinde yardımcı olmaya çalışacağım. Bu olmadığı takdirde yine adliyelik konular hakkında sizlerle düşüncelerimi paylaşmayı umuyorum. Mutlu ve huzurlu yarınların ülkemizde ve dünyada egemen olmasını temennisiyle.

Düğün için gittiği köyde sabah kahvaltısında yediği yumurtanın lezzetine hayran kalan Mali Müşavir Ekonomist Sadiye Karatay, bu tadı tüm ülkeyle buluşturmak için tavuk çiftliği kurdu. Doğal ortamda yetişen tavuklardan elde edilen yumurtalar şimdi dünya pazarında.Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Sadiye Karatay’ın hayatı bir düğüne katılmak için gittiği köyünde değişti. Okan Üniversitesi Muhasebe ve denetim yüksek lisans yapan Karatay, Konya Ereğli’de bulunan köyünde sabah kahvaltısında sofraya konan yumurtaların lezzetine hayran kaldı. Bugüne kadar yediği yumurtalardan lezzetinin çok daha farklı olduğunu gören Karatay, bu lezzetin nedenini Ankara’ya döndükten sonra araştırmaya başladı. İlk başlarda yumurtanın lezzetinin pişirilmesinden kaynaklandığını düşünse de bununla ilgisi olmadığını kısa sürede öğrendi. Yumurtanın lezzeti tavuğun yetiştirilmesinden kaynaklanıyordu. DERİN BİR ARAŞTIRMA VE ORTAYA ÇIKAN SONUÇ Tavukların cinslerini ve doğal gezinebildikleri ortamların yumurtaya kattığı lezzeti öğrendikten sonra daha çok ilgi duymaya başlayan Ekonomist Karatay o süreci; “Çeşitli kaynaklardan, alanında uzman kişilerden tavukların nasıl beslenmesi gerektiğini ve bakımının hangi şartlarda olması gerektiğini yerlerine giderek öğrenmeye başladım. Tavukların gelişim aşamalarına göre ne tür yemler yediği ve nasıl beslendiği ile ilgili bilgiler toparladım” diye anlattı. Tavuklara çeşitli yemler yedirerek yumurtanın lezzetinin değiştiğini gördüğünü belirten Mali Müşavir Karatay şöyle devam etti: “Vereceğimiz yemler tavukların sağlığını bozmayacak, lezzet bakımından zengin, insan vücudunun protein ihtiyaçlarını karşılayabilen ve katkı maddeleri içermeyen yemler olmalıydı. Araştırmalarıma devam etmek için çeşitli ırklardan tavuklar seçip bunları gruplara ayırdıktan sonra tavuklarımıza kaliteli ve katkısız yemleri vermeye başladık. Bu işlemlerden elde ettiğimiz veriler neticesinde tavukların hangi besinleri yumurtaya daha çok aktardığını, insan vücuduna yararlı olan protein ve yine insan vücuduna yararlı olan A,B,D,E vitaminlerini yüksek oranda barındıran gezen tavuk yumurtalarını elde ettik. SALMA TAVUK= LEZZETLİ YUMURTA Temel ihtiyacımızı karşılayan sağlıklı yumurta çeşidi salma tavuk yumurtasıdır. İçinde yapay madde bulunmayan yemlerle ve doğanın içinde olan doğal

besinlerle beslenen salma tavuklar, doğasına uygun bir şekilde yumurtlamaktadırlar. Salma tavuklar, çiftliktekilerin aksine özgürdür ve doğal beslenirler. Salma tavuk yumurtalarının besin değerleri daha yüksektir ve daha lezzetlidir.” HERKES BU LEZZETİ TATMALI Mali Müşavir Ekonomist Sadiye Karatay, bu lezzeti önce küçük küçük etrafındakilere tattırmaya başladı. Sonra stantlar kurarak bu ağı daha da genişletmeye başladı. “Doğadan Evinize Tavukçuluk” markasıyla yumurtaları devamında halkın beğenisine sundu. Geri dönüşlerin güzel olması Karatay’ın bu işe olan inancını daha da artırdı. Salma tavuk yumurtasına olan ilgi sonrasında marketlerde de yer almaya başladıklarını söyleyen Ekonomist Karatay, 7 adet çiftlikte üretim yaptıklarını kaydetti. Eskişehir Merkezli şirketin Eskişehir’de 1 adet Adapazarı’nda 5, Bilecik’te 1 olmak üzere 7çiftliğinde de üretim yaptıklarını ve Ankara’daki çiftliğinde kısa süre içinde açılacağını belirten Karatay, kümesçilik yapmadıklarının altını çizerek: “Lohman ve Nick brawn cinsi olan tavuklarımız kesinlikle gezen tavuklardır biz kümeste kapalı tutulan tavuklardan yumurta üretimi yapmıyoruz. Kullandığımız yemler bizim için özel üretiliyor ve içinde hayvansal herhangi bir katkı maddesi bulunmuyor. İSO 22000 Belgesine sahip firmamızda üretimden reyona kadar olan süreçte son derece titiz davranıyoruz” diye konuştu. HEDEF DAHA GENİŞ KİTLELER

SEVMEK, SEVGİ ve SEVGİLİ Sevmek, güzel hislerle bağlanma, karşıdakine tutkulu olma halidir. İlişki kurabilen her canlının sahip olduğu bu duygu farklı farklıdır. Anneyi, yavrusuna bağlayan bu duygudur. Onların yedirilmesi, yuvalarında güven içinde tutulmaları bu duygunun tezahürüdür. Yavrularını koruma duygusu annedeki yavrusuna karşı beslediği sevgidir. İnsandaki sevgi diğer canlılardan farklı olduğu gibi, bu duygusunu çeşitli şekillerde ifade etmesi de en belirgin özelliğidir. Konuşmasıyla, hareket ve tavırlarıyla belirtir duygusunu… Sevgi; hissedilen, duyulan, arzulanandır. Kendisine karşı sevgi beslediğimiz varlık sevgilidir. Sevgili azizdir, değerlidir. Seven, sevgili için her sıkıntıya, her zorluğa katlanır. Seven ile sevgili aşk ile bağlıdır birbirine. Aşk; özlemdir, arzudur, çoşkulu istektir. Aşk yoksa sevgi de yoktur. Seven ,aşk derdinden hoşlanmaktadır. ‘Aşk’diye bir derdi yoksa; seven ölmüş demektir. Aşık(seven) ile maşuku(sevgili) birbirine bağlayan aşktır. Halkımız, sevgisini çeşitli şekillerde ifade edegelmiştir. Kızlarımız dokuduğu kilimlerle, işlediği nakışlarla; ozanlarımız söyledikleri türkülerle, annelerimiz terennüm

Sadiye Karatay, Doğadan Evinize Tavukçuluk’un hedeflerini de şöyle anlattı: “Vitamin açısından hem daha zengin olan lezzetiyle de farklı olan bu yumurtaların her geçen gün daha geniş kitlelere ulaşması hedefimizdi. Bu nedenle sadece Türkiye pazarında kalmak istemiyorduk. İhracat yaparak dünya pazarında hem markamızın hem Türkiye’mizin bu sektörde adını öne çıkarmak istiyorduk. Türkiye yumurta ihracatı 2005 yılında 17 milyon dolar olurken 2013’te bu rakam 406 milyon dolara çıkmıştı. Biz de bu pazara oyuncu olarak girerek bu rakamları daha da yukarı çıkarmak istedik. 2015 yılında kilo başına fiyatların 1.44 dolardan 1 dolara gerilemesi ihracatında rakamsal olarak küçülmesine neden oldu ve Türkiye yılı 275 milyon dolar ile kapattı. 2016’da ihracatın en

fazla yapıldığı ülkeler olan İsrail ve Irak ile yaşanan sorunlar nedeniyle Pazar 100 milyon dolar civarına geriledi. RİSKİN ORTADAN KALDIRILMASI GEREK İhracat yapılan ülkelerin firmalarıyla yapılan sözleşmelerde yaşanılan paranın geri dönüşüyle ilgili risk bizi bu konuda biraz daha beklemeye itti. Zira bu riskin azaltılması için uluslararası anlaşmaların parayı teminat altına alan sözleşmeler yapılması gerekli eğer bu risk azaltılırsa ülkemiz açısından üretim daha da artacaktır” Ekonomist Karatay bu konuda Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’den yumurta ihracatıyla ilgili üreticiye destek ve teşvik beklediklerini de sözlerine ekledi.

ettikleri ninnilerle dile getirir sevgisini. Şairler; yazdıkları şiirlerde dile getirdiler yine bu duyguyu. Bazen da masallarla, halk hikayeleri ile dile getirilir sevgi. Kerem ile Aslı,Leyla ile Mecnun, Kamber ile Arzu’da olduğu gibi… Sevgili farklı farklıdır. Divan şairlerimizde; selvi boylu, siyah saçlı, gamzeli soyut bir kadındır. Saçları aşıkın gönül kuşunun yuvası, bazen gönül kuşunu bağlayan kementtir. Kaşlar hilal, kirpikler aşığın gönlüne saplanan oklardır. Sevgilinin dudakları açmaya yüz tutmuş gonca güldür. Yürüyüşü selvinin sallanmasına benzer. Nazlı ve işvelidir, zarif, ince bellidir.Halk ozanlarımızda sevgili, soyut kadın değil somut bir varlıktır. Gerçek hayattaki bu kadın, özlenen, kavuşulamayan; cefa çektiren kadın. Çeşme başında, yayla yolunda karşılaşılan insandır. Siyah saçlı, buğday tenli, elma yanaklı, kömür gözlüdür. Tasavvuf Edebiyatında sevgili ne soyut ne de somut kadın değildir. Peygamberdir( Hz.Muhammed), Allah’tır. Gül, peygamberi temsil eden simgedir. Allah ve Peygamber sevgisi bütün sevgilerin üstünde olup maddi hiçbir şeyle kıyaslanamaz,

ölçülemez. Anne, baba, eş, dost bütün varlık sevgilerinin üstündedir.Divan şairlerimizin, halk ozanlarımızın şiirlerinde işlenen aşkta cinsellik arka plandadır. Asıl olan sevgiliye duyulan muhabbet sevgiliye olan bağlılık, ona olan sadakattir. Seven ile sevgili arasında oluşan güvendir. Aşıkın, sevgilisini bir ömür boyu sevmesi; sevgilinin de aşkına ömrü boyunca sadık kalması. Sanırım gerçek aşk bunu gerektirir. Sevgi, sevdiği için zorluklara katlanmadır. Sevgiliye bağlı kalarak birlikte zorlukları aşma mücadelesidir. Sevgilisi için sıkıntıyı göze alamayan sevmeyi de bilemez. Sevgili; bir günlük hatırlanan değil, ömür boyu hatırlanandır. Birlikte yaşamı paylaşma arzusunu taşıdığımız insandır. Sevgili çiçekle yad edilen değil, kendisi gönül bahçemizde açan çiçektir. Gönül sarayımızın sahibidir.


GÜNDEM

BAKAN TÜFENKCİ DÖNEMİNDE MALLARIMIZI EN GEÇ 40 GÜN İÇİNDE GÜMRÜKTEN ALIYORUZ

01 Aralık 2016

Bülent Tüfenkci’nin Gümrük ve Ticaret Bakanı olmasının ardından yaptığı çalışmalarla iş dünyasının gümrüklerde nefes aldığını söyleyen işadamı Erol Ağca, Laleli piyasasının da yeniden canlandırılması gerektiğinin altını çizdi

BİTMEYEN SEVDA Malatya Pütürge Doğanyol Gökçe de 1965 yılında dünyaya geldim. İlkokul, ortaokul ve liseyi İstanbul’da bitirdim. Ancak Malatya benim olmazsa olmazımdır. Senede en az 10 defa giderim annem babam yılın yarısını orada geçirir. Malatya’dan kopmamak çocuklarımıza da bu sevdayı aşılamak için oraya ciddi yatırımlar yapıyoruz. 2004 yılında Laleli’de 500 bin dolara otel alabilecekken ben bu parayla Malatya’da çiftlik almayı tercih ettim. LALELİ’DE İKİ MARKA İLE SEKTÖRE HIZLI GİRDİK Askerlik sonrası Güngören’de bir gömlek fabrikamız vardı. Vakko’ya fason olarak gömlek dikiyorduk. 1993 yılında Rusya pazarının hareketli olmasından ötürü Senyor Gardin ve Marco Bellini markalarımızla Laleli’deki yerimizi aldık. ESKİ SOVYETLERDE SENYOR GARDENİ HERKES BİLİR Senyor Gardin ne demek? Senyor biliyorsunuz Fransızca bir kelime, gardin ise Laleli piyasasında markaların ya İtalyanları çağrıştırması lazım, yani biraz algı oluşturmak ve kalitemizle bugün başta Rusya olmak üzere eski Sovyetler ülkelerinde çok bilinen bir marka haline geldik. O yıllarda Moskova ve Ukrayna’ya çok ciddi miktarlarda gömlek ihracatı yaptık. Senyor Gardin markası çok önemli bir marka, daha önce yine Malatyalı bir hemşerimizin markasıydı. Osman Bey, bizden daha önce bu markaya çok daha büyük bir hizmet sunmuş, dünyaya tanıtmıştır bu markayı. Marka 2000’li yıllarda bize geçti, Biz Rusya, Kazakistan, Türkiye Cumhuriyetleri’nde çok ciddi mallar sattık. Fakat son yıllarda bu turist sayısı oldukça düştü. Neden düştü? Ben bu düşüşün nedenlerini tamamen dış politikaya bağlıyorum. Başbakanımız Binali Yıldırım’ın “Biz düşmanlarımızı azaltacağız, dostlarımızı çoğaltacağız” diye sözü var. Bu 5-6 yıl önce hayata geçirilseydi çok daha farklı olurdu. Eskiden ayda bir iki kez gelen müşterim yılda bir iki kez gelir oldu. Biz de çaresiz yurt dışına kendi mağazalarımızı açmak zorunda kaldık. Bugün Kırgızistan ve Kazakistan’da kendi mağazalarımız var. Oradaki çalışmaları nasıl görüyorsunuz, daha mı verimli Türkiye’ye göre? Evet buraya göre daha verimli orada kurduğumuz Kaztour şirketine buradaki Ağcabeyoğlu şirketimiz ihracat gerçekleştiriyor, aynı zamanda İTKİB temsilcisiyiz. Kira, basın yayın ve showroom desteği alıyoruz. Daha önce Malatya’da bir mağaza açtık ancak iki sene orada bir ekip kuramadık buna rağmen Senyor Gardin olarak yine bir mağaza açmayı düşünüyoruz doğduğumuz topraklarda.

LALELİ TÜRKİYE’NİN BEYNİ

Malatya dernekleriyle ilgileniyor musunuz?

Bilim ve Teknoloji Kongresi

Cengizhan Bey şimdi şöyle diyeyim, Laleli’de iş olmazsa Bursa’daki kumaşçı kumaş satamaz, Antep’teki kazakçı kazak satamaz. Adana’daki ayakkabıcı ayakkabı satamaz. Laleli çok önemli yani Türkiye’nin beyni. 90’lı yıllarda bir gün Turgut Özal bu bizim dükkanın önünden geçerken üstü açık bir arabasıyla durdu ve vatandaşa buranın kıymetini bilin dedi; burası Avrupa’nın beyni olacak dedi. Gerçekten de öyle oldu, Laleli Türkiye’ye baktı. Benim inanılmaz bir Turgut Özal hayranlığı var, Allah rahmet eylesin. Ömrü vefa etseydi Türkiye için çok daha güzel şeyler olacaktı.

Ben Malatya Doğanyol, Gökçe Köyü dernek başkan yardımcılığı yaptım. Başkanımız İsmet Kahraman bir rahatsızlık geçirince yeni yönetim oluştu. Bu yönetimde ben yer almadım fakat derneğimizin her zaman yanındayız. STK’ların başarılı olmasını çok önemsiyorum. OĞLU İNKAR ETSEDE GERÇEK DEĞİŞMEZ

Üniversiteler, insanlık için bilimsel bilgiler ışığında nitelikli iş gücü ve teknoloji üreten önemli kurumlardır. Üniversiteler, toplumları çağdaş ve evrensel değerlerle buluşturarak çağın gerektirdiği gelişim ve değişimlere öncülük eder. Bilimde hiç şüphesiz araştırma, gözlem ve deney esastır. Teknoloji’de bilimin elde ettiği genel kurallara göre insan hayatını kolaylaştıran mekanik aletlerdir. Teknolojinin sınırı bilimdir. Yeni buluşlar teknolojinin kaynağını oluşturmaktadır. Teknoloji’nin gelişimi bilime bağlıdır. Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi Uluslararası Bilim ve Teknoloji Konferansı Kapanış Bildirgesi Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi’nin düzenlediği, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın açılışlarıyla başlayan ve 3-6 Ekim 2016 tarihleri arasında Ankara Sheraton Otel’de yapılan Uluslararası Bilim ve Teknoloji Konferansı sonuç bildirisiyle kapandı. Bu toplantı ile çeşitli bilim dallarında ve çeşitli ülkelerde bilim ve teknoloji alanında çalışmalar yürüten bilim insanlarının birbirlerini tanımaları, çalışmalarının tanıtılması, birlikte disiplinlerarası ve ülkeler arası çalışmalar yaparak işbirliklerinin geliştirilmesi sağlandı. Toplantının kapanış bölümünde açıklamalarda bulunan eski bakanı ve Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi Başkanı Hasan Celal Güzel, bilim ve teknoloji; insanların güvenliğini ve refahını arttırmak için çalışır, insanların merkezinde olduğu problemleri çözdüğünü söyledi. Güzel; “Uluslararası konferansa 83 ülkeden katılan 234 bilim insanı, 43 oturumda toplam 208 akademik bildiri sunmuştur. Bu toplantı temsil edilen ülke, katılan delege, yapılan oturum ve verilen tebliğ sayısı bakımından birer rekor teşkil etmiştir. Ayrıca bu toplantı vesilesiyle değerli misafirlerimiz Türkiye’mizi ve kültürümüzü bir nebze de olsa tanıma fırsatı buldular. Ülkelerine döndüklerinde Türkiye’nin birer tabii büyükelçisi gibi davranmaları bizleri mutlu edecektir ve ülkemiz için kazanç olacaktır. Bu gibi organizasyonlar insanların birbirlerini sevmelerini ve Dünya barışına katkıda bulunmalarını sağlar. 21. asrın en önemli meselesi, bilimsel, teknolojik gelişmeler ve inovasyonlardır. Bilimsel çalışmalar ve araştırmalar ancak teknolojik gelişmelere ve inovasyona dönük olursa bir anlam kazanır. Geçtiğimiz yüzyıldaki ‘teknoloji transeferi’ algısı artık yerini teknoloji üretimine bırakmıştır. Teknoloji üretimi de ancak inovasyonlarla mümkündür. Türkiye’nin ve dünyadaki bütün ülkelerin refahı ve büyümesi, topyekün başlatılacak bir inovasyon hamlesiyle gerçekleşebilecektir” dedi. Sonuç bildirisini de ayrıca şu görüşlere yer verildi:

İŞ DÜNYASINA NEFES ALDIRDI Gümrük ve Ticaret Bakanımız Malatyalı Avukat Bülent Tüfenkci’nin çalışmalarını nasıl buluyorsunuz öncesi ve sonrasını değerlendirir misiniz? Gümrükler Malatyalı bir hemşerimize teslim edildiği için memnunuz elbette ancak sayın bakanımız Bülent Tüfenkci göreve geldiğinden bu yana, Türkiye için çok fazla çalışıyor olması bu memnunluğumuzu daha da artırıyor. Bizler kumaş ithalatı yapıyoruz eskiden malımızı 3-5 ay çekemediğimiz zamanlar olurdu ancak Tüfenkci döneminde böyle bir sorunu yaşamıyoruz. Artık en geç 40 gün içinde malımızı gümrükten alıyor ve üretim için kullanmaya başlıyoruz. Özetle inanılmaz bir iyileşme var gümrüklerde. Ben bakanımıza ülkemiz adına yaptığı çalışmalardan dolayı çok teşekkür ederim. Hafta içi ülkesi için çalışırken hafta sonları da mutlaka Malatya’ya gelerek ilçeleri tek tek gezmesi de bizi ayrıca mutlu ediyor. İnşallah uzun yıllar bu görevini sürdürür. YÜZDE 70 LERE VARAN BİR TERCİH Malatya AK Parti kurulduktan sonra çoğunluk olarak hep onu tercih etti. Son seçimlerde yüzde 70’lere varan bir tercihti bu. Ancak bakanımız yoktu, biz bu hükümet kurulmadan da sosyal medyadan ‘Malatya’ya mutlak suretle bir bakanlık verilmeli’ diye defalarca yazdık. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan,Malatya Milletvekili Sayın Bülent Tüfenkci’yi Gümrük ve Ticaret Bakanı yaptı.Sayın Cumhurbaşkanımıza çok teşekkür ediyoruz. MALATYASPOR’UN HER ZAMAN DESTEKÇİSİ OLDU Sayın Tüfenkci, mütevaziliği ile de her zaman dikkat çeken bir isim oldu aynı zamanda Yeni Malatyaspor’da benim görev yaptığım dönemde iç saha maçlarının hiç birini kaçırmazdı. Bakan olduktan sonrada bu ilgisini eksiltmedi. Bizim yaptığımız Malatyaspor’a destek gecesine bizzat katılarak 3 milyon 800 bin TL gibi bir para toplanmasına vesile oldu. Spora gelmişken onu da soralım, siz Malatyaspor’a da hizmet verdiniz. Malatyaspor’daki çalışmalarınızdan biraz bahseder misiniz, şu andaki durumu nedir? Evet, Malatyaspor çok açık ve net söylüyorum beş senedir ikinci ligde hep play-off a kalıyor ama bir üst lige çıkamıyordu. Biz İstanbul’dan Adil Gevrek başkanlığında bir ekip kurduk. Malatya Belediye Başkanı Ahmet Çakır bu ekibe güvenerek devretti ve bu ekip de bu güveni boşa çıkarmadı. İlk senesinde bu takımı şampiyon etti. Bence Adil Gevrek Malatyaspor için bir şanstır, ailesinden fedakarlık ederek takıma sahip çıktı.

Türkiye’nin en büyük sanatçıları da Gökçe’den çıkıyor. Kemal Sunal Gökçeli mi? Rahmetli Kemal Sunal Gökçeli’ydi evlerimiz aynı mahalledeydi. Fakat onun doğduğu ev yıkılmış durumdaydı. Geçtiğimiz yıl oğlu Ali Sunal’ı aradım “Ali bey biz babanızın doğduğu evi bir müzeye çevirmek istiyoruz” diye, verdiği cevap; “Abi kimse benim babamın adını kullanarak rant elde etmesin biz İzmirliyiz benim dedem Gökçe’de yaşamıştır. Babam Gökçe’ye hiç gelmemiştir o evde de doğmamıştır” dedi. Biz Malatya Sivil Toplum Örgütleri olarak, MASTÖB olarak orada bir Kemal Sunal Kültür Evi yapalım istedik ancak oğlu buna izin vermedi. Kemal Sunal kendisi efsane bir sanatçı, otuz senedir filmlerini severek izliyoruz, kendisini özlüyoruz ama oğlunun bu vefasızlığını da söylemek isterim. GÜÇLÜ OLMAK İÇİN BİRLEŞMELERİ GEREKİR Malatya’daki basın yayını nasıl görüyorsunuz, hem buradakilerin hem Malatya’dakilerin gelişmesi için neler yapılması lazım? Şimdi Malatya’da inanın bir tane internet sitesi kuran, bir sürü gazeteci arkadaşımız var ama; ben Malatya basınının doğru dürüst bir yol aldığına inanmıyorum. Yani bir kaç tane günlük çıkan gazete var. Basındaki üç dört arkadaşımız birleşerek bir gazete çıkarsalar. Her biri bir yerde internet sitesi kuruyor. Kimin kafası bozuluyor diğerine vuruyor böyle gazetecilik olmaz. Siz bir dönem basın sektöründe de yer aldınız. 2005 ile 2011 arası Malatya Son Baskı diye bir gazete çıkarıyordum ve bu gazetenin merkezi İstanbul’du. Ankara, İstanbul ve Malatya’da dağıtılıyordu. Malatya iş adamlarına, sivil toplum örgütlerine, derneklere ücretsiz giderdi. Bu şekilde bizim hemşerimiz olan, mesela İstanbul’da birçok belediye başkanlığı yapmış üst düzeyde olan insanlara faydalı olmaya, onları tanıtmaya çalıştık. Sonra Fatih’te Bölge Gazetesi diye bir gazetemiz vardı ama şimdi sadece kedi işimizi yapmaya gayret ediyoruz. İŞ DÜNYASI MALATYA’YI UNUTMASIN İş dünyası, spor ve basın camiasında aktif yer alan biri olarak Malatyalı gençlere ve bürokratlara neler söylemek istersiniz? Malatyalı çok büyük sanayicilerimiz var çoğunu yakın da tanıyorum. Kurumsal firmaları olan çok sayıda işadamımız var. Biz istiyoruz ki bu işadamlarımız, MADEF, MASTÖB gibi Malatya sivil toplum kuruluşlarına katkı sağlasınlar. Malatya’ya yatırım yapsınlar, Malatyalı başarılı öğrencilerimizin okumalarına katkı sağlasınlar. Bir sürü böyle üniversitede okuyan ancak maddi durumu iyi olmayan genç arkadaşımız var. Bize burs için geldiklerinde ne yazık ki Malatyalılardan bir destek göremiyoruz. Malatyalı olmayan iş dünyası burs verirken bizim bunları görmezden gelme şansımız yok.

-Teknoloji transferi gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkelerin arasındaki açığı kapatmak, özellikle ARGE harcamalarından tasarruf etmek için gerekli görülse de teknoloji üretimini ve inovasyonları geciktirmemesi bakımından daha dikkatli şekilde değerlendirilmelidir. Aslolan teknoloji üretimi ve inovasyondur. Tüm ülkelerin inovasyona yönelmesi halinde dünyanın refah seviyesi hızla yükselecek ve cesur yenidünyada barış ve huzur tesis edilebilecektir. Uluslararası Bilim ve Teknoloji Konferansı’nda Türkiye için yapılan tespitler ve tavsiye kararları şunlardır: - Dünyanın şu anda en büyük ihtiyacı barış ve işbirliğidir. Uluslararası bilim ve teknoloji işbirliği bunu sağlar. - Bilim ve teknoloji boşlukta değildir. Daima insanların üretimde ve hayatlarında karşılaştıkları sorunları çözmek için vardır. - Teknoloji transferi gerekli görülse de bütün kamu kurumlarında ve özel sektörde ‘teknoloji üretimi’ni ve inovasyon seferberliğini gerçekleştirecek bir yapı oluşturulmalıdır. - Eğitim ve öğretimin ilk kademelerinden son kademesine kadar inovasyonu teşvik edecek bir sistem geliştirilmeli; özellikle bu istikâmette süratle bir yükseköğretim/üniversite reformu yapılmalıdır. - Türkiye AR-GE harcamalarını önce GSMH’nın yüzde 3’üne, daha sonra da yüzde % 4’üne çıkarmayı hedef almalıdır. Buna göre konsolide bütçenin artan oranda AR-GE harcamalarına tahsisi sağlanmalıdır. - Türkiye için kısa, orta ve uzun vadeli AR-GE, teknoloji ve inovasyon stratejisi tespit edilmeli; bu çerçevede hazırlanacak programlar ve projeler süratle uygulamaya geçirilmelidir. - TÜBİTAK ve TÜBA gibi araştırma kurumları teknik eleman ve bütçe bakımından desteklenmeli; ayrıca yapılan bütün teknolojik araştırmalar, teknoparklar, bilim kentleri ve benzeri kuruluşlar teşvik edilmelidir. - Cumhurbaşkanı’na bağlı bir araştırma ve projelendirme kuruluşu tesis edilerek, Türkiye için hayatî önemdeki projelerin en yüksek elden takibi sağlanmalıdır. - ‘Beyin Göçü’nü tersine çevirecek özendirmeler yapılmalı ve Türk bilim insanlarının yurt dışındaki inovosyanlarının en kısa zamanda değerlendirmesini sağlayacak bir mekanizma geliştirilmelidir. Bu tavsiyelerin hayata geçirilmesi sonucunda Türkiye’nin kısa zamanda bir teknoloji ve inovasyon ülkesi olma potansiyeli taşıdığına inanıyoruz. Ülkemizin gelişmesi ve ilerlemesi için bilim adamlarına gereken çalışma şartları ve imkânları bugün dünden daha çok verilmektedir. Bu da ülkemiz açısından sevindiricidir. Unutulmamalıdır ki; ülkeler bilim (ilim), teknik, teknoloji, üretim ve ahlakla (işi düzgün yapma) kalkınırlar...


GÜNDEM

01 Aralık 2016

Faruk Serhat TUNÇ-İSTANBUL

BAKANIMIZ TÜFENKCİ’DEN İSTEĞİMİZ

KARGO

ARAÇLARINDA

SOĞUK HAVA

DEPOSU

Çiğköfte sektöründe ürünlerine olan güvenle kendi adıyla bir marka oluşturan ve 400’e ulaşan şube ile hizmet veren Ömer Turan’dan Gümrük ve Ticaret Bakanına çağrı: “Özellikle gıda ürünlerinin sağlıklı şekilde taşınabilmesi için kargo firmalarına araçlarında soğuk hava deposu zorunluluğu getirilsin.

Ömer Turan, çiğköfte sektöründe ürünlerinde kullanılan malzeme ve lezzetiyle haklı bir yere sahip olan ve kısa zamanda müşterilerinin artan ilgisiyle “Çiğköfteci Ömer Usta” markasıyla 400 şubeye ulaşan bir isim o. Disiplinli dürüst çalışması sonrasında sıfırdan zirveye ulaşılabileceğinin de en güzel örneklerinden biri aynı zamanda. Ömer Turan kendi adını taşıyan her şubede kullanılan malzemenin kalite ve lezzetinin aynı olduğunu belirterek hijyen konusunda da asla taviz vermediklerini söyledi. Şafak Gazetesine röportaj veren Turan ile hem ülkemizin son dönemde yaşadıklarını hem sektörü hem de Malatyalı olan Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’den beklentilerini sorduk. Adıyaman’ın Malatya’dan ayrıldığını hatırlatan Turan, bu nedenle Tüfenkci’yi hemşeri bildiklerini özellikle vurguladı. Röportaja başlarken 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişimini hatırlatan Ömer Turan şunları söyledi: “15 Temmuz darbesi Allah kahretsin, işte gezi olaylar 17-25 paralellerin yaptığı darbe senaryosu tüm bunlar sektörümüze değil milletimize zarar veriyor. Ülkemiz böyle bir sıkıntı yaşıyor inşallah bunları da millet olarak aşacağız. 15 Temmuz unutulmaz bir şeydi Allah bir daha böylesini yaşatmasın bu tip insanlara da fırsat vermesin”

yaptım. Geçtiğimiz yıl da teşekkür konuşması için geldiği Adıyaman’da yine kendilerine çiğköfte yoğurduk. O gün ÇİĞDER olarak, şehir meydanına gelen halkımıza da 1 ton 200 kilo çiğköfte ikramında bulunduk. Cumhurbaşkanımız konuşurken ben başka iş yapmam onu dinlerim.

CUMHURBAŞKANINA İLK ÇİĞKÖFTEYİ 98 YILINDA YAPTIM

SOĞUK HAVA ZİNCİRİ ŞART

Sayın Cumhurbaşkanımıza olan sevgim apayrıdır. Başbakan olduktan sonra gariban bir aileyi ziyaret etmesi beni ağlattı. Çünkü bu bir ilkti ben kendisiyle ilk olarak Zeytinburnu’nda 98 yılında bir okul açılışında karşılaştım ve ona çiğköfte

ÖMER TURAN

KİMDİR? Adıyaman Sincik ilçesinin Serinde Köyünde 1976 yılında dünyaya geldi. İlkokulu köyünde okudu. Henüz 14 yaşında İstanbul’a geldi. Vatani görevini tamamladıktan sonra Zeytinburnu’nda ortak olduğu kebap salonu 2001 krizine kurban gitti. 2004 yılında kendi yaptığı çiğköfteyi seyyar araba ile satan Turan, 2005 yılında ise kendisini sektörde zirveye taşıyacak ilk iş yerini açtı.”Çiğköfteci Ömer Usta”markasını Türkiye’ye kazandırdı.

YERLİ VE MİLLİ SEKTÖR: ÇİĞKFÖTE Çiğköfte daha önceden zevk işiydi her zaman yapılmazdı. Ancak 2000’li yılların başında Adıyamanlı bir hemşerimizin açtığı bir dükkan bugün 20 bin dükkana dönüştü. Bununla ilgili ne kadar öğünsek azdır. Çiğköfte olarak yeni bir sektör olmamıza rağmen McDonalds ve Burger King gibi yabancı menşeyli firmaların önüne geçtik onların payının yüzde 20’lere düşmesini sağladık. Bu bizim için hakikaten gurur çünkü çiğköfte yerli ve milli bir yiyecek. Şu anda sektörde 60-70 bin çalışan var. Ekonomiye yılda 1 milyar liranın üstünde katkı sağlıyoruz. Bu nedenle sektörün önünün açılması daha da hızlı büyümesine katkı sağlar. Çiğköfte sektörü olarak tarıma da ciddi anlamda destek sağlıyoruz. Kullandığımız bulgur olsun, salça olsun, marul olsun çiftçimize de bir katkı aslında.

Gümrük ve Ticaret Bakanımız aynı zamanda hemşerimiz olan Bülent Tüfenkci’nin çalışmalarından dolayı mutluyuz onun başarılı olması hepimizi sevindirir. Bizim kendisinden bir isteğimiz var o da ürünlerin bir ilden bir ile naklinin sağlandığı kargo araçlarında yaşadığımız sıkıntı. Kargo araçlarında soğuk hava de-

poları yok. Bakanlık bu konuda bir çalışma yapar ve bu araçların hiç değilse bazılarına ya da bir bölümüne soğuk hava deposu zorunlu hale getirilirse tarım ürünlerinin bir yerden bir yere nakli hem daha kolay hem daha sağlıklı olur. Bu olmadığı için çıkan her ürün o ilin içinde satılıyor ve ne yazık ki değerini bulmuyor. Kargoda soğuk hava deposu olduğu zaman İstanbul’a İzmir’e gelecek ve hem oradaki insanlar bu lezzeti tadacak hem de ürün değerini bulacak. Bir de hal yasasını çiftçileri korumak için mutlaka gözden geçirilmeli. Zira Finike’de çıkan bir göbek orada 10 TL, hale geldiğinde talep de varsa hemen 50 TL oluyor bu da sektöre zarar veriyor. DÜNYAYI SARAN LEZZET Sektörün önünün açılması durumunda ihracat yapılmaması için hiçbir neden olmadığını da ifade eden Ömer Turan içeride yaşanan haksız rekabetin de altını çizdi. Bazı iş yerlerinde dürüm çiğköftenin 1TL’ye satıldığını bunun zaten maliyetinin 1.5 TL olduğunu belirten Turan, “Çiğköfteyi 50 gram koyuyor hem gramajdan çalıyor hem de içine örneğin ceviz koymuyor malzemeden çalıyor. Bu da müşteriyi kandırmaktan başka bir şey değil. Bunun da denetimlerinin belediye tarafından yapılması gerekir” dedi. Ara öğünde yenilecek çiğköftenin asla kilo yapmayacağını, kişiyi tok tutacağını ve akşam da ailesiyle keyifle sofraya oturmasını sağlayacağını kaydeden Ömer Turan, kendi adını taşıyan ve ‘Dünyayı saran lezzet’ sloganıyla müşterilerin hizmetine sundukları çiğköfte ile hizmete devam edeceklerini de sözlerine ekledi.

Şafakgazete  

Şafak Gazetesi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you