Page 1


AHMET MELİH KARAUĞUZ DİJİTAL YERLİLERE BİR GELECEK İNŞA ETMEK Hayat dijitalleştikçe korkular fantastikleşiyor. Yapay zekaların, sayborgların dünyayı ele geçireceği, ülkelerin dağılacağı, ekonomilerin parçalanacağı bir gelecek tasavvur ediyoruz. Dijitalleşme dediğimizde hologram teknolojisinin eğitime adapte edildiği, büyük verinin kullanılarak daha doğru ve erken, hastalıkların teşhis edildiği, yapay zeka beyin teknolojisiyle insanlarda gelecekte gelişebilecek zihinsel hastalıkların belirlendiği bir dünyadan daha çok insanın köleleştiği, makinaların insanları işsiz bıraktığı bir gelecek korkusuyla yatıp kalkıyoruz. Tabi bu korkulara yersiz demek bu korkulara tutsak olmak kadar saçma şüphesiz. Ancak aklı selimle meseleye bakıp, gelecek yılları, gelecek yıllarda yaşayacak dijital yerliler için şimdiden hazır hale getirmek, bugünün insanlarının borcu. Bugün iş hayatında olan, yükün büyüğünü omuzlayan insanların pek çoğu dijitalleşmenin içine doğmadı. Ona maruz kaldı. Kimi zaman isteyerek dahil oldu dijital dünyanın içine kimi zaman cebren ve hileyle. Ama bir şekilde girdi. Meselenin içine sonradan dahil oldukça kendi yetiştiği günlerin getirdikleriyle, içinde yaşadığı bugünün istekleri arasında çatışmalar yaşadı. Bazen tepkisel bazen anlayışla yaklaşsa da meseleye, içinde yaşadığı dijital günlerin yerlisi değil. Olmadı hiçbir zaman. Ama çocukları, torunları dijitalin tam içine, anavata-


4 nına doğdu. Her anları dijitalleşme tarafından kuşatıldı. Dijitalleşmenin getireceklerinden korkanlarla, korkulan şeyin içine büyüyenlerin hikâyesine şahitlik ediyoruz. Yeni bir kırılmanın eşiğindeyiz belki. Dijital dünyanın ötekileri, dijital dünyanın yerlilerine bir gelecek inşa etmek zorundalar. Kendi korktukları dünyada, kendi çocuklarının yaşamaması için zorundalar buna. Dijital dünya için yaşanan değişimler aslında bugün gerçekleşen bir şey değil. Neredeyse elli yıllık ve hatta daha eski olan bir durum. Bugünkü dijitalleşme serüvenimiz, arkasındaki birikimi kullanarak, daha kompleks, daha ciddi, daha devasa. Bizi korkutan bu büyüklük belki de. Her şey aslında hayatın ve tarihin olağan seyrinde akıyor. Olacak olan oluyor, insanlık ilerliyor, insanlığın sınavı şekil değiştiriyor ama aslında aynı kalıyor. Sadece dijital dünya değil onun aktörleri de dönüşüyor. Muhtemelen bugün dijitalleşmenin getireceklerinden korkanlar, gerçek manada yaşanacak bir dijital dünyada olmayacaklar. Çoktan kendi hikâyelerini tamamlayıp, başka bir boyuta geçecekler. O zaman korkmaktan ziyade başka şeyler yapmamız lazım. Dijital yarın bizlere tamamen bireyselleşmiş bir dünya vadediyor. Devletlerin, cemaatlerin, büyük tekellerin var ettiği alanların yerine, herkesin kendi istediği anda, istediğini gerçekleştirebileceği, bireyselleşmiş ve dönüştürülmüş gerçeklik alanları. Merkez bankaları olmadan para üretme şansına sahip olunabileceği gibi bir gerçekle büyüyor şimdinin küçükleri, yarının yerlileri. İstediği zaman kendi haber dünyasını, kendi anlatı evrenini, kendi izleme pratiğini belirleyebileceği bir alan yaratıyor. Kimseye muhtaç değil(miş gibi) bir hayata büyüyor. YouTube kanallarıyla başlayan kişiye özgü izleme pratikleri yerini bugün farklı dizi film portallarına bırakıyor. Her portal kullandığı algoritmayla her kullanıcıya özel bir dünya kuruyor. NetFlix’in kategorisiz kategorileri, Spotify’ın sınırsız ve her yerde müzik dinleme deneyimi sunması, internetin ucuzlaması ve yaygınlaşmasıyla istediği zaman istediğine ulaşma kolaylığı ve daha pek çoğu. Gündelik hayat pratikleri üzerinde değişimlerle sınırlı kaldığımız bu durum aslında dini, ekonomiyi, siyaseti, sosyal hayatı kökünden dönüştürmeye muktedir. Sosyal hayatlarında tamamen bireyselleşen insan tamamen kendi başına bir hayat kuruyor. Yalnızlar için tasarlanan masalarda, yalnızlar için tasarlanan evlerde ve yalnızca yalnızlar için kurulan bir dünyada yaşamaya adım adım ilerliyor. Siyasal tercihlerini büyük aile gelenekleri, cemaat bilinci, grup aidiyeti belirlemiyor. Dijital dünyalar kitleleri peşinden sürükleyecek liderleri çıkartır mı şimdiden bir şey demek zor ancak bildiğimiz trollerin iktidarlarını görebileceğimiz. Ve dahi bireylerin tüm bilgilerine sahip özel şirketlerin bireylerin her anını manipüle etmede elindeki gücü kullanmaktan çekinmeyeceği, kitleleri başka dünyalara sürükleyebileceği bir gelecek. Dijital dünyanın içinde artık sansür olmayacak. Onun yerine haber bombardımanları, yalan haberler ve itibar suikastleri. Hızlı ve hemen. Dijital çağın hızına uygun. Black Mirror’daki Waldo’nun başına gelenler bir ibret olarak karşımızda


5 duruyor. Dijital dünya daha keskin sınırları olan sonsuz bir özgürlük alanı vadediyor. Açık dünya oyunlardaki oynayış özgürlüğü gibi. Sonsuz bir hareket alanı ama çok net sınırlar. Dijital yarın bizlere şeffaf bir toplum vadediyor. Sırların olmadığı, açık, herkesin hesap verebildiği bir toplum yapısı. İnsanı var eden sırrıysa şayet, tek başına işlenen günahlar bir başkasına anlatılınca yaratıcı tarafından affedilmeyecekse, sırrı olmayan bir dünyada insan olabilir mi? Dijital geleceğin yerlilerinin din, metafizik ve inanç dünyalarında neyin egemen olacağını kestirmek zor ancak öngörme hakkımız sonuna kadar saklı. Din dilinin değişmesi, dini anlatıların aşınması yakın gelecekten öte bugün şahit olduğumuz bir gerçek. Din fenomenleşiyor. Dinin anlatıcıları bugün havariler, sahabeler ya da peygamberler değil. Sosyal medya starlarının din anlatımı, her dinde, hakim. Yeni dini hareketler, dijital dünyanın içerisinde büyük hareket alanlarına sahip. Dijital dünyanın yerlilerinin din kodları sanal dünyanın içerisinde şekil değiştiriyor, yol buluyor. Muhtemelen dünyayı ele geçirmeyecek yapay zekalar. Ya da kitleleri işsizliğe sürüklemeyecek. Çünkü bugüne kadar internet yüzünden ortadan kalkan her meslek grubunun yanında internet çağı bizlere ortalam 2.3 yeni iş sahası açtı. Dijital dünyanın yerlilerinin yaşayacağı gelecekten, bir robot istilası olacağı vehmi yüzünden korkmamalıyız. Altyapısı ve düşünce dünyası oluşturulmamış, hukuki temelleri atılmamış, bir takım kavramları şimdiden tanımlanmadığı için gelecekte karşılaşılacak açıklar yüzünden doğacak problemlerden korkmalıyız. Örneğin açık, net ve kısa bir şekilde önümüze düşmeyen kullanıcı sözleşmelerinden, bizden her bilgiyi talep eden uygulama üreticilerinden, bireyin dijital dünyadaki haklarını açık şekilde belirtmeyen hukuktan, devletlerin savaşı için açık bıraktığı, tamamlamadığı dijital dünyanın sınırlarından bu sınırlarda çocukların, kadınların ve erkeklerin haklarının ne olacağının bilinmeyişinden korkmalıyız. Sosyal ve düşünce hayatını kurmadığımız bir gelecekte robotlar değil bizzat düşüncedeki ve kavramlardaki belirsizlik bizi esir alacaktır. Dijital dünyaya maruz kalan bugünün insanlarının dijitalleşmeden korkmaktan vazgeçip onu anlamaları ve ona dair bir yarın ufuklarının olması gerekiyor. Bilim kurgu romanlarının, bol bütçeli filmlerin öncülüğünde bir yarın tahayyülü gerçek olmadığı kadar zarar da veriyor. Geleceğin sosyal hayatını kurgulayamazsanız geleceğin teknolojisini de belirleyemezsiniz, bu bir gerçek. Çağ değişiyor. Dün de değişmişti ondan önce de çok çok öncelerde de. Bugün de değişecek yarın da. Dijital dünyada yaşayacak yerliler için, en azından kendilerinin kurabilmesi için, bir şeyler inşa edilebilir zeminler bırakılması gerekiyor. O zeminler için uğraşılması. En nihayetinde yapay zeka teknolojisini var eden şey, hayata dokunan bir fikir,yaşama tutunan bir inançtır. Fikirler olmadan teknik gelişmelerin yaşanması meselesi içi boş bir durum olarak karşımızda durmakta. Dijital yerliler için bir gelecek kurmak, bugünün yaşayanları, dijitalin ötekileri için bir görev. Çünkü tarihi yerliler değil, ötekiler belirliyor her zaman.


merve parlak YAPAY ZEKÂDA ŞİİR KURULUMU “Kişilik olmadan “iyi yazmak”, gazetecilik için yeterli olabilir.  Belki bilim için de. Edebiyat için asla.” Karl Kraus

Dilin Kurulumu Karl Jaspers, varolmakla beraber varlığın anlamını muammada bırakmayıp aktardığı yani konuştuğu için insanı zoon logon echon olarak tanımlamıştı. Burada logon, logos temelindedir, aklı ifade ediyor. İnsan, düşüncelerini ve eylemlerini dil aracılığı ile çıktılara dönüştürür. Düşünce ve dilin sonunda insan, birbiri arasındaki etkileşim çıktılarından bir bütün olarak kültürü oluşturur. Dil, tarih, edebiyat, sanat ve müzik bu etkileşimin ürünleridir.


8 Bireyin kendi iç dünyasını dış dünyada izlemesi, dil aracılığı ile onu tarihe aktarması, diğer insanlarla tanıştırmasının bir yolu edebiyat ve yine dolaşımdaki dili genişleten, yükselten formdaki metinler edebi eserlerdir. Plenahov, edebiyat ve sanatın toplumsal hayatın aynası1 oluşunda şüphe duymaz. Bana göre ise aynı zamanda tarihin aynasıdır. Edebi eserin varlığı, oluşumunun başladığı ve tamamlandığı tarihin şartları ile bağlantılıdır, onun hakkında bilgi verir ve zamanın yansıtıcısıdır. Toplumsal ve siyasal anlamda bütün alt başlıkları metin içinde toparlayan, topluma yaydığı etki ile kitle oluşumunda rol oynayan edebiyatın dil içindeki gerilimini diri tutan ise şiirdir. Yapay Zekânın Dil Üzerine Kurulumu

8

Karel Čapek›in 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yazdığı R.U.R. (Rossum’s Universal Robots [Rossum’un Evrensel Robotları]) oyununda ilk defa robotlardan bahsetmişti. R.U.R.’da robotlar insanlar gibi davranışlar göstermekte ve insanların yaptıkları bazı işleri robotların yaptığı anlatılmaktaydı. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde ise yapay zekâ teknolojileri ile sanatın etkileşimi konuşulmakta. Hatta daha fazlası. Yapay zekânın sanat ürünlerinde imzası bulunmakta. 25 Nisan 2017’de senaryosunu bir yapay zekâ tarafından yazılan It’s No Game adlı kısa film yayınlandı. 2016’da Japonya’da Hitoshi Matsubara tarafından geliştirilen yapay zeka Konpyuta ga shosetsu wo kaku hi (Bir Bilgisayarın Roman Yazdığı Gün) adını verdiği roman ile ülkedeki en prestijli edebiyat ödüllerinden biri olan Hoshi Sinichi Edebiyat Ödülü için yarışmaya katıldı ve finale kadar yükselmeyi başardı. Bir Bilgisayarın Roman Yazdığı Gün romanında karakterler ve ana öykü yapay zekâyı tasarlayan insanlar tarafından belirleniyor. Daha sonra yapay zekâ bu sınırları barındıran kelimeler ile cümleler kurarak bir anlatıyı oluşturuyor. Bir başka örnek ise bir robotun şair olduğu haberi idi. Sanatçı ve yazılımcı Bager Akbay, Deniz Yılmaz isimli bir robot tasarladı. Akbay’ın Cumhuriyet’teki röportajına göre Deniz Yılmaz, bir insan kadar şiir yazabiliyor. 12 bin şiir verdim. Şiirleri analiz etti. Çıkan şiirleri robotlardan anlamayan kişilere göstermek benim için çok önemliydi. Daha çok kayınvalideme test ettiriyordum. Başta çok beğenmiyordu Deniz Yılmaz’ın şiirlerini. Sonra “Bu fena değilmiş, bir tane daha ver” demeye başlayınca “Tamam, şiirler o kıvama geldi” dedim. Mükemmelleştirme ya da teknolojiyi fetiş bir şey gibi kullanma derdim yok. İnsanlar “Sen yazmadın mı yani bu şiiri” diye soruyor. Tamam diyorum işte, bir insan kadar yapabiliyor olması yeterli. Yapay zekânın sinir ağı, derin öğrenme (deep-learning) ile oluşmakta. Derin öğrenme esnasındaki kurallar, bu ağ içindeki girdiler ile oluşturuluyor. Kuralı veri yorumlamak ise örneğin yapay zekânın mevcut girdileri analiz etmesi gerekir.

1

Plehanov, G. V. (1987). Sanat ve Toplumsal Hayat. (C. Karakaya, Çev.) Sosyal Yayınlar, 174.


9 Verilerin sınıflandırılması ise kuralı, girdiler arasındaki benzerlik ve farklılıklardan yararlanır. Buna karşı olarak doğal bir edebi eserin oluşumun sürecinde dil bağlamında herhangi bir sınırdan söz edilmez. Hüseyin Rahmi Göktaş, Yapay Zekanın Türkçe Üzerine Kurulumu adlı kitabında özneyi genel bir dolaysızlıkla tanımlıyor ve yapay zeka evreninin temel çözümleyici sistemi olan dil sistemine ilk katılan birim2 olarak gösteriyor. Yapay zekânın dolaysız öznesi, kişilik barındırmıyor, soyut bir evren kuruyor. Heidegger, “Dilin temellendirilmesine gerek yoktur, çünkü temellendiren odur.” der. Yapay zekâ evreninde de bu temellendirmeden bahsedebiliriz. Birimlerin nesne eşiği evren içindeki dil sistemi ile aşılmakta. Bahsettiğimiz bu eşiği geçmesi bir zorunluluk üstelik. Yapay zekânın öğrenme süreci ve bu sayede kazandığı deneyimler var ki bunlar işlemler önceliğe ve birlikteliğe göre programlanmaktadır. Dil, onun için öznenin bağlayıcısıdır. Edimsel bir bağ vardır. Sistemi entegre eden birimler içinde bir birim olarak yer alır, matematikseldir. Şüphesiz insanın matematiksel işlemleri bir bilgisayarın çalışma hızına yetişemiyor. Yapay zekâ evreni tasarımının bizim için oluşturduğu tek duvar matematiksel bağlamdaki eylem sınırlılığı. Bu duvara çarpan insan zihni eserin nitelikli oluşu üzerine bir ön kabul oluşturuyor. Deniz Yılmaz’ın duygusal tecrübeler kazandığını varsaysak bile bu tecrübeler onun matematiksel işlemlerinin sınırlı ve dolaysız çıktısıdır. Dolayısıyla Deniz Yılmaz’ın şiirleri, yapay zekâ evrenindeki matematiksel işlemlerinin bir ürünü ve bu onu şair olarak gösterirken yeterli bulunmaktdır. Akbay, bu noktada haklı sayılacaktır. Diğer yandan yapay zekânın duyuşsal işlem hızı, bir insan kadar gerçek ve başarılı olması mümkün değil. Yapay zekâ merhameti öğrenemez. Merhamet etmeyi öğrenmek için programlanır. Yapay zekânın öznesini doğal bir özne ile karşılaştıramayız. Tarihte birey olarak yer edinememiştir. Öznenin edimselliğin gölgesindedir. Ortaya koyduğu eserler gelecekte gelişecektir fakat dil üzerindeki durumu yine insan eylemindeki kıyas ile mümkün olacaktır. Sonuç Olarak; İşaret edilen iç gerçekliğin, yansıma kanıtı, edebi eserdir. Özne orijininde baktığımızda edebi eserleri etik bir çerçeve içinde anlamlandırması kişinin dünya ile olan bağlantısı ile mümkündür. Nitekim şu an yazılan modern şiir, esasta çağdaş toplumlarda dilin yoksullaşması nedeniyle şairlerce duyulan ızdırabın dindirilme arzusudur, derinleşme arzusunun açığa vuruluğudur.3 Yukarıdaki kural bir şiir, bir öykü için de geçerlidir. Yapay zekâ, şiir yazmaz, şiir yazmak

2 3

Göktaş, H. R. (2018). Yapay Zekanın Türkçe Üzerine Kurulumu. İstanbul: Ki Yayınları, 64. Ünal, H. (2016). Başkasının Sınırlarında Şair. Ankara: Hece Yayınları, 198.

9


10 için programlanır. Yapay zekâda Turing deyimi ile otomatlarda ise işlem kümeleri bulunmakta. Öznesinin sonsuz ve sonsuz sayıda işlem yapabiliyor olmasıyla toplum tarafından hayretle takip edilir fakat tarih çizgisinde yer edinemez. Yapay zekâ ürünü olan şiirlerin değişkenini işlem kümeleri belirler, sistemi oluşturan algoritmaların çıktısıdır. Organik zekâ ürünü olan şiirlerin değişkenleri şairin kişiliğindedir, kişiliğinde olduğu gibi toplum ve tarih etkisi izlenir. Yapay zekâdan sarsıcı ve nitelikli edebi eserler beklemek dili kayıtsız hâle getirir. Plehanov, Rus devrimci Çernişevski’nin sanatlar içinden şiirin altını çizdiğini ve aynı kitabın “Çernişevski’nin Estetik Anlayışı” başlıklı bölümünde sanatın doğru bir hayat anlayışı ortaya çıktığı zaman temel kazanabileceğini4 aktarır. Bir bakıma temellendirilecek hayat anlayışının yaşama durumları içinde güzelle buluşması, iyiyi tanıması “hakikat” araması gerekmektedir. Ritüellere sıkı sıkı bağlanan, günleri tek düze yaşayan, saatler kuran, zihnini programlayan, kendi içindeki katı sınırlarla duyuşsal alanında da duvarlar inşa eden insanın zamanla bir edebi eseri meydana getirmekte olan o bahsettiğimiz sınırsızlığa ulaşması elbette güçleşecek. Zaman içindeki seyri sabit olan, arayıştan uzak olmasıyla beraber kendi yetkinliğini kısıtlayan, makineleşen insanın yapay zekânın bir roman, bir şiir yazmasıyla ilgili haber ile hayrete düşmesi belki de bu yüzden. Bir makinenin bunu başarmış olması. Doğalın ve yapayın, çalışkanlığı ve tembelliği arasında açılan o uçurum. Yaşam boyu öğrenmenin bilincinden uzakta yaşayan insanoğlunun uykusu öyle derin ki derin öğrenme o uykudayken ona bu uçurumu, varoluş kâbusunu tekrarlatacak. “Yapay zekâ artık şiir yazabiliyor!”

4

a.g.e,114.


AHMET MELİH KARAUĞUZ DIJITAL DÖNÜŞÜMÜ HIKAYE ETMEK Türkçe Öyküde Dijital Dönüşüm Teması Dijital dönüşüm her yanımızı sararken, matbaadan bu yana, kağıt üzerinde okumaya alıştığımız metinler, şu an için, hala kağıt üzerinden okunmaya devam ediyor. Her geçen gün yeni kitaplar basılıyor, pazar genişliyor ve okurlar kağıtlara basılı metinleri okumaya devam ediyor. Ancak kağıtlarda anlatılanlar, gerek biçimsel, gerekse hikayesel anlamda değişiyor. Değişecek. İçlerinden tür olarak kaybolanlar olacak. Edebi mektup bunlardan ilk akla gelen. Nasıl ki bugün mitoloji anlatmıyor insanlık yarın da bugün dolaşımda olan türlerden birçoğunu anlatmayacak.


13 Meseleye öykü bazında baktığımızda, dijital zamanlar öyküyü gerek biçimsel gerekse anlatılan hikaye anlamında fazlasıyla etkiliyor. Görsel şiire alışık olan zihinlerimiz zamanla görsel öyküyle de tanıştı ve sevdi. Bir tür olarak fotoğraf öyküler bugün Türkiye de dahil olmak üzere pek çok ülkede okurlar tarafından takip ediliyor. Bunun dışında da metinsel bazda ön plana çıkan birkaç öykü üzerinden dijital zamanın öyküye yansımasına bakmakta fayda var. Türkçe’ye “George Orwell Arkadaşımdı” olarak çevrilen öykü kitabında Adam Johnson bir öykü anlatıyor. Öykü bundan elli yıl önce yazılsa öykü için bugün bizler bilim kurgu türünün yetkin örneği diyebilirdik. Ancak Johnson muazzam bir yakın bugün gerçeğini imleyerek anlatıyor öyküyü bizlere. “Drone” başlıklı öyküde, felçli bir karısı olan karakterin yaşadığı ruh halinin dışında, öyküde açık kod kullanılarak yazılan bir yapay zekanın toplumsal bir fenomen haline gelmesi işleniyor. Öykünün alt zeminindeyse büyük veri, yapay zeka, açık kaynak kod kavram ve araçları çok iyi bir şekilde işleniyor. Yazdığı programla Amerikan Başkanı Kennedy’nin yapmış olduğu tüm konuşmaları, videoları, yazdığı yazıları internet ortamından alan yapay zeka hologram teknolojisiyle yaşayan bir Kennedy çıkartıyor ortaya yazar öyküde. Öykü karakteri için adeta bir peygamber, bir yol gösterici, fikir danışıcı rolündeki bu hologram tüm toplum için vazgeçilmez bir fenomen oluyor zamanla. Öte yandan hasta eşinin isteklerine ve hayata tutunma çabasına eşlik etmeye çalışan karakter eşi için de aynı teknolojiyi kullanarak bir Kurt Cobain hologramı yaratıyor. Johnson yakın bugünün dünyasını Drone başlıklı öyküde çok başarılı bir şekilde işliyor ve bize yüksek bir eşikten, sağlam bir hikaye anlatıyor. Bizim dijital dünyayla ilişkimizi ya da onun getirdiklerini Türkçe öyküler üzerinden okuduğumuzda durum Adam Johnson’ın öykü dünyasına göre farklılık taşıyor. Dijital dünyanın etkisinin işlendiği öykülerden değineceğimiz ilk öykü Süleyman’ın Ölümü başlıklı Emine Batar öyküsü. Emine Batar’ın Düğün Daveti isimli öykü kitabında ilk öykü olan Süleyman’ın Ölümü dijital zamanların aşındırdığı bir kavram olan mahremiyet konusuna eğilmekte. Öyküde yazar bir karakter üzerinden Facebook paylaşımlarını ve bu paylaşımlara herkesin gördüğünü bilerek mahrem şeyleri yazmanın ne kadar ahlaki olduğu konusunu tartışmakta. Öykünün karakteri olan Süleyman K.’nın ansızın ölümü üzerine yazar Süleyman K’nın öldüğü gerçeği karşısında şok olmaktadır zira Süleyman K. hiç ölmeyecek gibi sosyal paylaşım ağlarında paylaşımlar yapmakta, hayallerini anlatmaktadır. Müdür olmuştur. Fotoğraflar atmıştır. Fotoğraflara gelen yorumlara çok özgürce cevap vermiştir. Öyküde temel kavram aşınan mahremiyet kavramıdır. Bu kavramın aşınması Süleyman K. üzerinden işlenir. Yazar Süleyman K. tipi üzerinden tüm toplum eleştirisi yapar. Zira toplumun tamamı Süleyman K. gibi sosyal medya üzerinden tüm sırlarını açığa vurmakta, değerlerini aşındırmakta bir beis görmemektedir. Bu duruma tepki duyan yazar tepkisini Süleyman K. üzerinden yansıtmaktadır.


14 İçinde yaşadığımız yeni dünyanın işlendiği bir diğer öykü genç öykücü Osman Cihangir’in “Hemen Hemen Hiç” kitabında yer alan “Sosyal Ölüler” başlıklı öyküsü. Başlık ilk başta bir olumsuzluğu ve zıtlığı çağrıştırıyor. Sosyallik ve ölüm kavramları iki zıt kavram olarak karşımızdayken yazar başlıktan başlayarak niyetini açık ediyor ve sosyal medyanın müdavimlerini ölü olarak imliyor. Öykünün içine girdiğimizde de yer yer mizahi, yer yer eleştirel bir dille bir dijital zaman eleştirisi yapıyor yazar. Bir anda, adeta gökten vahiy almış gibi akıllı telefon sahibi olmaya karar veren ve iki hafta gibi kısa bir sürede akıllı telefonun karmaşık sanal sosyal dünyasında kaybolan bir babaannenin hikayesini okuyoruz öyküde. Babaanne yabancısı olduğu dijital dünyaya tam adapte olduğu gün ölüyor. Ölmeden önceki son vasiyetiyse telefonuyla gömülmektir babaannenin. Telefonuyla gömülen babaanne torununa mezarından Facebook mesajı gönderir ve öykü anlatıcısının dilinden bir dijital dünya panoraması görürüz. Bu aynı zamanda ciddi bir eleştiri de içermektedir. Yazar iki farklı kuşak üzerinden dijital dünyayı anlatır bize ama bu anlatım eleştirel bir anlatımdır. Yazara göre sosyal ağlar birer uyuşturucu sanal dünyanın sakinleri de aklı başında hareket etmeyen insanlardır. Öykü genel olarak eleştirisini temellendirirken hataya düşmüyor, kendi içinde tutarlı bir eleştiri sunuyor ancak aynı zamanda öfkeli de bir dil kullanıyor. Sosyal medya üzerinden kurulan arkadaşlıklar, muhabbetler ve ilişkiler meselesini öyküsünde işleyen bir diğer isim de “Onu da Sonra Anlatırım” kitabının yazarı Okan Çil. Okan Çil de kitabının ilk öyküsü olan “Aşk Fiillerinin Unutulmaz Nesnesi”nde, ironik bir dille, internetten tanışıp birbirini gerçek hayatta görmeyen iki kişinin sanal evliliklerini anlatıyor. Çiftler internet üzerinden yazışarak birbirlerine aşık olup, sevgileri de katmerlenince, Skype üzerinden aile büyüklerinin de katıldığı bir törenle evleniyorlar. Çil, sosyal medya ilişkilerini eleştirel ve espirili bir şekilde işliyor bu öyküde ancak onun da anlatısında bu esprili dil ciddi bir eleştiriyi barındırıyor. Karakterler üzerinden değişen aile kavramını okumak da mümkün. Mustafa Çevikdoğan da sosyal medya ağlarını öykülerinde kullanan bir diğer isim. Öykü kitabı “Temiz Kağıdı”nda Çevikdoğan, farklı öykülerde Facebook ağının adını fazlaca kullanıyor ve karakterlerin sosyal meyda ile ilişkisi gündelik rutinle birlikte gidiyor öykülerde. Herhangi bir olumsuz, olumlu durumdan ziyade, gerçek hayatın pratik bir karşılığı olarak var öykülerde sosyal medya. Karakterin bir şeyler yazıp kafasını dağıtmak için girdiği, yazıp çıktığı bir durum arz eden bir ilişki bu. Mahremiyet, asosyallik gibi kavramların dışında, herhangi bir tartışma sunmayan bir kullanım.


15 Dijital medyanın konu olarak olmasa da öyküyü biçimsel anlamda dönüştürücü etkisi meselesi de Türkçe öykülerde yavaş yavaş görmeye başladığımız bir durum. Bu durumun pratik bir yansımasını Mehmet Kahraman’ın son kitabı “Babamı Öldüren Şeyler”in son öyküsünde görüyoruz. Mehmet Kahraman öyküsünde biçimsel olarak Facebook Messenger benzeri bir konuşma yapısı üzerinden iki dostun mesajlaşmalarını yayınlayarak, çağı, metnine biçimsel olarak uygulamaya çalışıyor. Yine Mehmet Kahraman gibi pek çok yazar da biçimsel manada ve şekilsel olarak dijital çağı öykülerine yedirmekte ve öykülerinde dijital medyanın şekillerini kullanmakta. Çünkü dijital dünyanın ağları hayatımızın her yerini sarıp sarmalıyor ve buna kör kalmak oldukça zor bir uğraş. Gürsel Dönmez’in 2011 yılından itibaren Twitter’da 140 karakter sınırında paylaştığı öykülerini topladığı “Kor Ateşte Demlenmiş 1001 Öykü” kitabı da de yine dijital çağın bir yansıması olarak karşımıza çıkmakta. Bir aracın kodlarına uyarak yazdığı öykülerde Gürsel Dönmez kısa öykünün kendine has sınırlarının dışında Twitter’ın sınırlarını da öyküsüne alarak kısa öykünün farklı ( farklı demek ne kadar doğru belki de kısa öykü dışında yeni bir formu) bir halini, twit öyküleri, deniyor kitabında. Yine buna benzer şekilde Yitik Ülke Yayınları’ndan çıkan “Yitik Öykü Bir Twitlik Öyküler” de benzer bir iş olarak karşımıza çıkıyor. Birbirinden farklı isimlerin 140 karakterlik twit öykülerini okuyoruz kitapta. Her biri Twitter’ın sınırlarını aşmayan, dijital ağın sınır ve imkanları dahilinde yazılan metinler. Twitlerin kitaplaşması ya da öyküsel bir forma evrilmesi konusu ya da Twitlerin kabul gören birer kaynak olması meselesi yeni bir mesele ancak fazlasıyla da yaygınlaşan bir durum. Bu durum Gürsel Dönmez’in öykü kitabı örneği dışında düşünce/felsefe alanını da etkisini altına almakta. Bunun en somut örneği Türk filozof Dücane Cündioğlu’nun twitlerini kitaplaştırdığı “Motto” kitabı. Kitapta Cündioğlu twit olarak attığı düşüncelerini, belki de aforizma geleneğinin bir devamı olarak, bir kitapta topladı ve okura sundu. Tabi burada bu twitlerin aforizma geleneği içinde, tıpkı twit öykülerin kısa öykü geleneği içindeki konumu gibi, nereye konulacağı ya da konulamayacağı ayrı bir kuramsal tartışma ancak önümüzde duran somut gerçek twitlerin yazınsal alana da sızdığı ve oranın sınırlarını da değiştirdiği. Dijital dünyanın etkileri kuramsal anlamda öykülere yeni yeni girmeye başlayan bir mesele. Gerek konu gerekse biçim olarak öykülerde işlenen dijital dünya, öykü ya da yetişkin edebiyatından daha önce Wattpad romanları başta olmak üzere pek çok kitapta kullanıldı. Wattpad romanlarının yazarları dijital dünya yerlisi gençler, bugün kuramsal ve biçimsel bir yenilik olarak kabul ettiğimiz dijitalin yansımaları meselesini, doğal bir sürecin sonucuymuş gibi eserlerinde


16 kullandı. Büşra Küçük “Kötü Çocuk” romanında whatsapp mesajlaşma kutucuklarını kullanırken belki biçimsel anlamda romana bir şeyler katma düşüncesine sahip değildi ama bir anlamda anlatıda bir takım değişimlerin temelini attı. Gençlik romanlarına baktığımızda da dijital dünyanın etkisini fazlaca görüyoruz. Özellikle Kayahan Demir’in “Kefensizler Mezarlığı”nda kullandığı QR kod uygulaması, anlatıya farklı bir boyutu daha ekleyerek, hikayenin sadece metinden akmasının yanında ilgili videolara da erişimi sağlayıp, anlatıma artırılmış gerçeklik diyebileceğimiz bir yeniliği ekliyor. Özetleyecek olursak, Türkçe yazında dijitalleşme ve etkileri son zamanlarda fazlaca yer buluyor. Ancak bu yer bulma genel olarak, Avrupa ya da Amerika’daki belli başlı örneklerin aksine, daha eleştirel, daha tepkisel. Mahremiyet, asosyallik, delilik hali, bağımlılık gibi eleştirel kavramlar üzerinden yükselen dijital dünyada hayat anlatısı yaygın Türkçe yazında. Yakın bugün kurgusundan ziyade, şimdiki bugünün eleştirisini daha çok görüyoruz eserlerde. Bunun bir sebebi dijitalleşme üzerine Türkçe bilgi üretiminin az olması ve dijital ağların kendi kodlarımız dışında gelişiyor oluşu. Dijital dünyayı tam anlamıyla tanımıyor, bilmiyor oluşumuz ve bu dünyayı bizim kurmuyor oluşumuz, meseleye korku ve eleştiriyle yaklaşmamızın önemli sebepleri. Ayrıca eserlerdeki bu eleştirel dil, yeni bir yol açmaktan ziyade, tepkisel bir refleks olarak ön plana çıkıyor. Dijital çağı anlamada bize fayda sunmaktan ziyade ona karşı korunma refleksi geliştirmemize sebep oluyor. Bu da bizi tehlikelerden korumak yerine bizi tehlikelerine daha çok maruz bırakıyor. Bu yüzden dijital dünya konusunda ne üzüm yiyebiliyoruz ne de bağcıdan intikam alabiliyoruz. İçinde yaşadığımız zamana göre gelenekselleşen anlatı, içinde yaşadığımız çağdan hem biçim olarak hem de tema olarak etkileniyor. Bu etkilenme bugün geleneksel anlatının kendi sınırlarında olurken, muhtemelen çok yakında, geleneksel anlatının sınırlarını aşarak kendine ait yeni bir yol çizecektir. Ancak bugün için dijital dönüşüm öykülerimizde temel tartışma konulardan birini oluşturuyor.


Savaş tek başına iki koca yıl daha sürüp gitti ve her gün kanımıza bulanmış o hesapları yapıp durduk. Her gün kimin ölüp kimin yaşayacağına karar verip müttefiklere zafer kazanmaları için yardım ettik ama kimse bilmiyordu. Stalingrad... Ardenler Normandiya İşgali. Bütün zaferler sağladığımız istihbarat olmadan mümkün olamazdı. İnsanlar savaştan medeniyetler arasındaki “destansı savaş” diye bahsediyorlardı. Zulme karşı özgürlük, Nazizm’e karşı demokrasi! Toprağa akan milyonlarca askerin kanı, okyanusları ezen gemi filoları, gökyüzünden bomba bırakan uçaklar, ta ki güneş gökyüzünden çekilene kadar devam ediyordu. Savaş bizim için bu değildi. Bizler yalnızca İngiltere’nin güneyindeki küçük bir köyde yarım düzine bulmaca meraklısıydık.

THE

IMITATION GAME


merve parlak DİJİTAL EBEVEYNLİK: ALGILAR VE RİSKLER Türkiye’de çocukların internet ile tanışma yaşı 2’yi buldu ki birçok çocuk henüz doğmamış ve anne karnında iken ve doğumdan sonra fotoğraflarıyla sosyal medyada var oluyor. Doğmamış çocuğa don biçmenin yeni dünyadaki karşılığı doğmamış çocuklar için açılan Instagram hesapları oluyor. 5 yaşında okuma-yazma bilmeyen çocuk YouTube kanallarının ismini biliyor, çizgi filmleri uygulama içindeki arama motorunda aratıyor. Bahsettiğimiz bu dijital varlığın değişimi ve gelişimi söz konusu, herhangi bir sabiti bulunmuyor. Hiç durmadan yenileniyor. Günümüz çocukları dijital varlığın gerçeğiyle doğuyor. Dijitalde yerliler.


19 Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki ilerleme ve gelişmelerle birlikte bilginin, bir diğer anlamda verinin ulaşılabilirliği hiç olmadığı kadar hızlı. Bu çağda medya, her an ve her yerde kullanılabilir bir noktaya geldi. Ulaşılabilirlik ve kullanılabilirlik. Ulrich Beck, globalleşen dünyayı anlatırken bilgi ve iletişim teknolojileri merkezinde “Dünyanın hiçbir yeri artık ulaşılamaz değildir.” diyor. İşte bu boyuttan biri olan ulaşılabilirlik çağımızın dijital göçmeni olan ebeveynleri düşündürüyor. Ülkemizde çevirimiçi çocuklar için herhangi bir yasal düzenlemesi bulunmuyor. ABD, İngiltere, Avustralya gibi ülkelerdeki resmi gelişmelerden ziyade Türkiye’de gönüllü kolektif oluşumlar söz konusu. Sosyal medya, sanal alem, dijital dünya... 1 milyon insaAdına ne dersek diyelim hakkında doğru sanılan yanlışlar algılarımızı oluşturuyor. Algılarla hareket eden ebeveynler, kendileri dijital göçmenler, kontrol mekanizmasını geleneksel yollarda buluyor. Türkiye’de dijital ebeveynlik söz konusu olduğunda akla gelen ilk isimlerden olan Esra Ercan Bilgiç, medya kullanımı hakkının çocukların bilgiye erişme hakkı içerisinde yer aldığını belirtiyor. Dijital alanlara erişim hakkıyla çocuk, dijital dünyadaki varlığını başlatıyor, dijital iletişimini gerçekleştiriyor. Dijital varlığın karşılaştığı riskler Siber zorbalık, okulda, sokakta, parkta gerçekleşen akran zorbalığının sanaldaki hâli. Çevirimiçi ortamlarda taciz, tehdit, özel hayata ilişkin bilgilerin yayınlanması, kişisel kullanıcı hesaplarının kopyalanması gibi olaylarda karşımıza çıkar. Siber zorbalık, gerçeğe nazaran daha kontrol edilebiliyor ve daha kolay gerçekleşiyor. Awesomeness’in yapmış olduğu bir araştırmaya göre Z kuşağı bireyleri, %53’ü sosyal medyanın, %42’si teknolojinin ve %28’i ise siber zorbalığın, içinde bulundukları jenerasyonu etkileyen başlıca kavramlar olduğunu düşünüyor. Bir nesil önce çocuklar, ebeveynlerini geleneksel anlamda takip etmekteydi. Öğreti ve anlatı dinamiklerin değişmesi ile şimdi ebeveynler çocuklarını takip ediyor. Günlük hayatın medyaya aktarılmasıyla beraber çocukları sosyal medyadan soyutlamak, onların bu dünyadan uzakta tutak elbette çözüm olmuyor. Bu bir anlamda zihin kandırması oluyor. Algılardan oluşan “korumacı profil” çocukları sanal zorbalıktan korumakta yeterli değil. Ayrıca siber zorbalıkla karşılaşan çocukların yarısından daha azı ebeveynlerine veya başka bir yetişkine neler yaşadığını anlatıyor. Çocuklar bu riskin karşısında yalnız, savunma sanatından habersiz büyüyor. Dijital dünyayı çocuklar için görmezden gelemeyiz. İçinde yaşadığımız dünyada bireydeki huzur ve bireyler arasındaki güven, yasalar, yönetmenlikler ve kurallarla sağlanıyor. Online dünya, yaşadığımız dünyayla beraber. Evet, dijital dünyada zaman, biz orada yaşadıkça ilerliyor. Fakat bizler için zaman dursa bile o dünyadaki veriler silinmiyor, saklanıyor.


20 Çocuk yaştaki internet kullanıcıları arasında siber zorbalık çevirimiçi riskler arasında büyük paydaya sahip olan başlık. Diğerleri ise pornografi/çocuk istismarı, zararlı yazılımlar, yalan/yanlış haberlere erişim. Peki ne yapmalıyız? Dijital neslin ebeveynleri aynı zamanda birer dijital göçmen. Dijital dünyaya dair farkındalıkları çoğu zaman çocuklarınınkinden az. Çocukların dijital vatandaşlık bilincine sahip olmasını sağlamaksa ebeveynlerin elinde. Erken yaşlardaki çocuklara dijital vatandaşlığın boyutlarını anlatarak, aile içinde gerçek hikâyeleri tartışarak, sanal ortamlardaki kişisel haklarını korumasının yalnızca ve yine kendi elinde oluşu anlatılmalı. Dijital varlığını korurken başkasına zarar vermemeyi öğretmeli, onların hangi şartlarda olumlu/olumsuz etkilenebilecekleri söylenmeli. Dijital dünyada gerçekleşen her adımın arkasında birer dijital ayak izi bıraktığımız vurgulanmalı. Paylaşılan içeriğin kimlere ulaşabileceğini, bu içeriğe hangi bilgilerin dâhil edilmemesi gerektiğinin açıklaması yapılmalı. Dengeyi hangi kurallarla ve niçin oluşturduğunuzu çocuklarınız da bilmeli. Onları korumaktan öte onlara “kendini korumanın yolları”nın anlatılması gerekiyor. Bir çocuk için yasaklanan olgu ondaki merak şemasında eklenir. Bu böyledir, iyiliklerini isterken inşa ettiğiniz sabitlik ve katı kuralcılık “korumacı profili”ni oluşturur. O kalkanı merak kırabilir. Sanılanın aksine oldukça zayıf bir kalkandır bu.


21

AHMET MELİH KARAUĞUZ DÜNYA DIJITALLEŞIRKEN YENI DIKTATÖRLÜKLERI DÜŞÜNMEK

Stefan Aust ve Thomas Ammann’ın “Dijital Diktatörlük” kitabı tam da burada, yukarıda kısaca değindiğim meseleleri açan, irdeleyen bir anlatımla Türkçe’de. Hece yayınları tarafından yayımlanan kitap, dijital dünyanın yeni diktatörlüklerini, savaşlarını, korkunç gerçekliğini anlatıyor bizlere. NSA’nın yapısını anlatmakla işe başlayan kitap, karşılaştığımız yeni diktatörlük biçimini yumuşatmadan, sert bir gerçeklikle yüzümüze vuruyor.

George Orwell’ın Büyük Birader’i keşke sadece 1984’ün karanlık dünyasında kalsaydı. Onu yaşatan, o satırları okuyanlar olsaydı sadece. Ama öyle olmadı. Büyük Birader, Orwell’ın tahayyül sınırlarını da aşarak, kendine gerçek dünyada bir yaşam alanı buldu. İnşa etti. Ya da kendine bulduğu yardımcılar sayesinde bir krallık yarattı. Büyük gözetim krallığı. Büyük Birader’in bizlerin her anını izlediği, izleyenin, izlenenin gönüllü bir şekilde vatandaşı olduğu bir krallık. Dijital çağ krallığı. NSA’nın, uluslararası istihbarat teşkilatlarının, Google’ın, Facebook’un, Apple’ın ve daha nicelerinin bakan olduğu bir gözetleme imparatorluğu. Yeni çağa hoş geldiniz. Büyük Birader’in sizi izlemesi için gerekli hakkı verdiğiniz için hepinize teşekkür eder, verilerinizin uzayda hiçbir zaman kaybolmayacağını unutmamanızı dileriz. BÜYÜK BİRADER SİZİ İZLİYOR.


22 Çok değil, daha birkaç hafta önce Trump’ın seçimi kazanmasında kitleleri manipüle eden, oy verirken tercihlerini rızaları dışında etkilendiğinin ortaya çıktığı olaylar dizisi patlak verdi. Olayların ortasında Facebook, başındaysa Cambridge Analytica vardı. Kişilerin verileri üzerinden, kişiye özel sahte haber ve reklamlarla algı yönetmekle suçlanan şirket, yazının yazıldığı şu günlerde kapanmak üzereydi. Aslında verilerin kullanılıp seçime etki etme meselesi yeni değil. Yeni ve tehlikeli olan kullanılan yöntem. Amerika’nın ilk siyahi başkanı Obama da yine kullanıcıların internette bıraktıkları izleri kullanarak ikinci dönemde başkan olmuştu. Obama’nın seçim ekibi, Trump’ın ekibinin aksine “big data”yı kullanırken aldıkları veriler sonucu kişilerle bire bir görüşmeler gerçekleştirmiş, kişilerin oylarına talip olduklarını yasal bir yoldan deklare etmişlerdi. Trump’ın ekibiyse Facebook üzerinden toplanan verilerle, yine Facebook üzerinden yalan algı ve propaganda yaparak yasal olmayan bir seçim politikası izlediler. Ve dananın kuyruğu da tam bu yasak bölge içinde koptu. Kopan bu kuyruk bir tartışmanın da fitilini ateşledi. Zaten bir şekilde bildiğimiz, hayatımızda olan, “big data” kavramının kanuniliği, ahlakiliği ve sınırının ne olacağı tartışması başladı. Büyük Birader uzun zamandır bizi izliyordu ama artık bunun sınırını çizmemiz gerekmiyor muydu? Cambridge Analytica skandalı aslında büyük resmin sadece küçük bir parçasını sunuyor bize. Büyük verinin kullanımı, kitlelerin manipülasyonu, devletlerin halkların her adımını izlemek için kurduğu dev veri izleme ve kayıt merkezleri ve daha pek çoğunun oluşturduğu bütünün küçük bir parçasını. George Orwell’ın 1984’ündeki distopik dünyayı da aşan bir karanlıkla, insanların artık sadece hareketlerini değil, beyinlerindeki düşünceleri, yargıları, beğenileri de okunabilen bir dünyada yaşıyoruz bugün. Tüm verilerimizle, çırılçıplak ortadayız. Bugünün dünyasında artık Zeki Müren de bizi görüyor ve maalesef biz “don gömleğiz”. Alvin Toffler’in, insanlığın yeni bir evreye geçip, bilginin yeni bir güç olacağını söylemesinin üzerinden elli yıl geçmedi. Bu kısa sürede veri yani bilgi, petrolden daha değerli bir hale gelmeye başladı. Bilgi güçse, bu güce sahip olmak için de ödenen bedeller büyük olmalıdır. Tıpkı petrol için ödene ve ödetilen bedeller gibi, bugün herkes bilgiye sahip olmak için bedeller ödüyor ve ödetiyor. ABD’de kurulan ve uzun süre varlığı gizlenen NSA’nın bugünkü fonksiyonu tam olarak burada, bir petrol arama şirketi gibi, bilgi rezervlerine ulaşmak, onları analiz etmek ve bir sonuç bulmak. Dijital dünyada özgürlük alanları inşa edilmeye çalışılırken bir yandan da yeni diktatörlükler kuruluyor, veri, kitlelerin yönlendirilmesi için, halkın menfaatleri gözetildiği iddiasıyla, depolanıyor, yorumlanıyor ve kitlelerin algısını yönetmek için tekrar kitlelerin önüne sunuluyor. Winston Smith bugünün dünyasında yaşasaydı, onu 1984’ün karanlık dünyasından daha karanlık bir gerçeklik bekleyecekti ama muhtemelen Smith tüm kameralar onu izlerken bloğuna bir şeyler yazmaya, twit atmaya, instagramda anlık görüntü paylaşmaya devam edecekti. Çünkü yeni dünyanın biraderleri özgürlüklerle


23 örülü bir tutsaklık alanı inşa ettiler. Winston Smith gibilerin hareket alanlarına müsaade ettikleri ama her an izleyip onları manipüle ettikleri bir alan. 11 Eylül saldırılarıyla tüm dünyada topyekûn savaş ilan eden ABD Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’ndan daha uzun süredir süren bir savaşı sürdürüyor. Bu savaşı sürdürürken gelenekselleşen savaş araçlarının yanında yeni savaş araçları da sürüyor sahaya. Bunların en başında dijital teknolojilerin kullanılması geliyor şüphesiz. Burada da baş aktör olarak NSA devreye giriyor. Açılımı “National Security Agency” olan Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi ülkenin en büyük istihbarat dairesi. Uzun yıllar boyunca varlığı herkese gizlenen bu yapı, şifreleme teknikleri üzerine uzman en başından beri. Hal böyle olunca da dijitalleşmede ve onun getirdiği gizlilik ve açıklık konularında uzman bir yapı. 11 Eylül sonrası sürdürülen paranoyak Amerikan savaşında yükün çoğunu omuzlayan NSA, temelde misyonunu terörizme karşı mücadele ve olası terör saldırılarını önceden önleme olarak açıklıyor. Bunun için de her veriyi depoluyor. Hatta işi o kadar ileri götürüyor ki devlet başkanlarının görüşmelerini bile dinleyebiliyor. Apple’ın cihazlarına erişim hakkı ediniyor, Google’ın topladığı verilerden faydalanıyor ve daha pek çoğu. Yeni dünyanın büyük biraderi NSA hepimizi izliyor. Bu yeni dikizleme ve diktatörlük zamanlarında buna karşı çıkan, devletlerin gayrıyasal faaliyetlerine karşı faaliyet yürüten hacker grupları, yeni zamanların özgürlük savaşçısı olabilir mi? Bir de böyle bir soru sormamız gerekiyor. Diktatör bir dijital dünya varsa, o diktatörün karşısında duracak birileri de illa ki vardır. Edward Snowden, Jullian Assange bu dünyanın özgürlük mücadelecileri olabilir mi? Anonymous, Cypherpunks bu yeni dünyanın muhalif hareketleri mi? Eski NSA çalışanı Snowden bavulunda gizli bilgilerle Amerika’yı terk ederken, yaptığı ifşaatlarla “Pandoranın Kutusu”nu açıyordu. Artık verilerin devletler tarafından nasıl yasal olmadan depolandığını öğreniyorduk ve güvenecek kimsemiz kalmadığı gerçeğiyle yüzleşiyorduk. İki kişinin bildiği sır değildi ve yeni dünyanın insanlarının sırları yoktu. Bu aynı zamanda devletler arası yeni bir savaşında fitilini ateşliyordu. Bilgiye sahip değilsek bilgiye sahip olanlara sahip olalım. Snowden Rusya’ya iltica ettiğinde olan tam olarak buydu. Bir zamanların nükleer silahına sahip ülkesine karşı, yeni bir nükleer silah inşa etmekten daha az maliyetli bir şeydi bu. Bütün sisteme karşılık, o sistemin nasıl çalıştığını bilen birine sahip olmak. Dünya dijitalleşirken, roller ve kişiler değişiyor. Kurumlar ve kavramlar aşınırken bambaşka yapılar karşımıza çıkıyor. Alıştığımız diktatörlükler, özgür dünyada özgür veriler sloganıyla yeniden kuruluyor. Özgürlük bahçesi içinde kendini gizleyecek bir diktatörlük çiçeği açıyor. Farkında olmayanları kolayca zehirleyebilecek, güzelliği bozacak bir çiçek olarak. Büyük veri, verilerin korunumu meselesinin kişilerin bazından devlet bazına geçip, özel firmaların in-


24 safına bırakılmadan, devletin de bir baskı aracı olarak kullanmasına müsaade etmeden, dijital bireyin verilerinin korunması için çalışmalar yapılması gerekiyor. Aksi taktirde her birimiz 1984’ün sonunda Wilson Smith gibi zihnimizdeki tüm düşüncelerden vazgeçip, bize vazedilen sahte galibiyetin coşkusuyla sokakları dolduracağız. Stefan Aust ve Thomas Ammann’ın “Dijital Diktatörlük” kitabı tam da burada, yukarıda kısaca değindiğim meseleleri açan, irdeleyen bir anlatımla Türkçe’de. Hece yayınları tarafından yayımlanan kitap, dijital dünyanın yeni diktatörlüklerini, savaşlarını, korkunç gerçekliğini anlatıyor bizlere. NSA’nın yapısını anlatmakla işe başlayan kitap, karşılaştığımız yeni diktatörlük biçimini yumuşatmadan, sert bir gerçeklikle yüzümüze vuruyor.


Gazi İİBF Maliye Bölümü

PROF. DR. MUSTAFA DURMUŞ BİTCOİN: GELECEĞİN PARASI MI, İNSANLIĞI KURTARACAK YENİ BİR GELİŞME Mİ, YENİ BİR FİNANSAL SPEKÜLASYON ARACI MI? Bir süredir dünya bitcoini konuşuyor. Zira geçen yılın başında 1000 dolar olan 1 bitcoin Geçen yılın Aralık ayı ortasında 19,800 dolara kadar yükseldi. Yani neredeyse 20 kat arttı. Sonrasında bu yılın ilk ayında 6,000 dolara kadar geriledi. Ardından tekrar yükselişe geçti ve Mart ayının ilk haftasında 10,814 dolar oldu1. Yani dijital para bitcoin sert iniş ve çıkışlarla yoluna devam ediyor. Kuşkusuz bu hızlı yükseliş ve hızlı düşüşte, diğer faktörlerin yanı sıra başta ABD, Çin, G. Kore gibi dünyanın ileri gelen devletlerinin ve merkez bankalarının bitcoine karşı yasaklamalar da dâhil yürüttüğü sert politikalar çok etkili oldu. Bitcoin üzerindeki tartışmalar bu tür dijital / kripto paraların; modern paranın işlevlerine sahip olup olmadığı, buradan hareketle geleceğin parası olup 1

https://www.coindesk.com/price/.


26 olamayacağı, tarihteki en büyük spekülasyonlardan biri olup olmadığı üzerine yürütüldüğü kadar, bu paraların dayandığı blockchain teknolojisinin geleceğin teknolojisi olup olmadığı, bu teknolojinin bankacılıktan, sağlığa, perakendecilikten, kooperatiflere kadar hayatın her alanında kullanılabilip kullanılamayacağı konusunda da yapılıyor. Bir başka anlatımla, bitcoin dünyayı örneğin FED’den, doların hegemonyasından kurtaracak bir gelişme mi, yoksa küresel çapta bir dolandırıcılık mı ya da kapitalizmin şişirdiği finansal balonlardan biri mi? Bildik para ve kredi mekanizmasının yerini alabilecek özelliklere sahip mi bitcoin? Kapitalizmi yeni krizlere karşı koruyabilir mi, yoksa onun sonunu getirecek bir buluş mu? Bu yazıda bitcoin üzerindeki bu tartışmalara kısaca yer verip, geçen yılda ekonomi alanındaki en çarpıcı gelişmelerinden biri olan dijital paranın gelişiminin nasıl yorumlanması gerektiğine odaklanacağız. Bitcoin “hangi koşullarda” ve “hangi ihtiyaçları karşılamak üzere “ortaya çıktı? (i)

Öncelikle bitcoinin ‘Büyük Resesyon’ olarak da adlandırılan 2008 finansal krizi sırasında ortaya çıktığını, yani aşırı bir küresel likidite bolluğunun neden olduğu mortgage ve menkul kıymetleştirme balonunun patlamasının ardından gündeme getirildiğini, yaratılan yeni bir teknolojinin (blokchain teknolojisi) ve internetin yaygın kullanımının alternatif bir para ve ödeme biçimi olarak kripto paraların varlığının (üretici güçler anlamında) maddi temelini oluşturduğunu vurgulamak gerekiyor.

(ii)

Bu noktada bankalar ve diğer finansal kuruluşların neden olduğu finansal işlem maliyetlerinin yüksekliği de bitcoinin ortaya çıkışında bir diğer teşvik edici etken oldu.

(iii)

Ayrıca küresel paraların ve para otoritelerinin meşruiyeti sarsıldı. Son yıllarda dolar ağırlıklı uluslararası para ve kredi sistemi, bu paralar üzerinden işlem yapan finansal piyasalar ve başta FED olmak üzere merkez bankaları gibi para otoriteleri ve ulus devletlerin finansal operasyonlarının meşruiyeti (özellikle de 2008 krizdeki rolleri bağlamında) epeyce sorgulanıyor. Yani bir güven sorunu oluştu ve bu hala giderilemedi. İşte tam bu noktada bu güven yitimi, alternatif para ve ödeme biçimlerinin ortaya çıkmasına yol açtı.

Bir başka anlatımla bitcoin, hem merkez bankaları dâhil bankacılık sisteminin, hem de devletlerin finansal alandaki sorunlarını yansıtıyor, bu sorunların çözümü ile ilgili olarak, bu yapılara teknolojik olduğu kadar, ekonomik ve politik bir meydan okuma olarak da karşımıza çıkıyor. Çünkü bitcoin, desantralize (bir merkeze bağlı olmayan), devletin merkez bankalarının, bankaların aracılık rolünün olmadığı, böylece işlem maliyetlerinin asgaride kaldığı, işlemlerin bilgisayar ve şifrelerle-kodlarla yapıldığı bir sistem.


27 Bitcoin ve diğer dijital paraların temel kolaylaştırıcısı, sürükleyicisi kuşkusuz internet, internet temelli ticaret ve işlemler oldu. İnternet düşük maliyetle, anonim ve hızlıca doğrulanabilir işlemlerin çevrimiçi takas için kullanılabileceği alt yapıyı oluşturdu ve bunun sonucunda hızlıca parasal ödemeler gerçekleştirildi. “Müşterekler” projesinde kullanılıyor: Krediye kolay erişim! Brezilya’da Moeda adlı bir kooperatif kripto kredi bankası platformu bu yıl Ağustos’ta kendi dijital parasını piyasaya çıkardı ve 20 milyon dolar değerinde bir fiyata erişti. Dünya çapında 2,5 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahip yeni bir finansal ürün çıkartmayı hedefliyor. Kooperatif bankacılık, yatırım yapmak isteyenlere başlangıçta toplamda 10 milyon dolarlık bir mikro kredi verecek. Moeda’nın dijital parası ile krediye erişemeyen küçük çaptaki işletmelerin ve girişimcilerin artık krediye erişebilecekleri ileri sürülüyor. Moeda tıpkı bitcoin gibi blockchain teknolojisini kullanmayı planlıyor. Böylece dünya çapında yerel olarak sürdürülebilir nitelikte bulunan projeler potansiyel yatırımcılarla buluşturularak gerçekleştirilebilecek. Moeda’nın ilk ortaklarından olan Brezilyalı tarım kooperatifi Unicafes bu projeden çok umutlu. Böylece Moeda 170 civarında kooperatif kredi bankası ve 128 müşterek banka ile çalışabilecek (ikincisinin çoğu aileden olan 100,000 tarım işletmeci çiftçi müşterisi var)2. Alternatif bir kredi sistemi: Pangea. Pangea adlı bir proje ile Amerika’da emlak-konut sektöründe hem konut alıcıları, hem de yatırımcıları için emlake /konuta ve konut kredisine erişimi kolaylaştıran, aracı ve işlem maliyetlerini asgariye indiren ve kolayca konutları likide çevirmeyi sağlayabilen bir platform geliştirildi. Bu projede Ethereum blockchain teknolojisi kullanılıyor. Bu projenin özellikle de kredili emlak alabilmek için emlakin bedelinin en az yüzde 20’sinin ön ödeme olarak kabul edildiği, kalan kısım için banka kredisine erişimin özellikle de 2008 krizinden sonra çok zorlaştırıldığı (iyi, düzenli ve iyi güvenli bir işin ve gelir akımının olduğunun ispatlanması gibi) mortgage sisteminde krediye erişimin kolaylaştırılması için ne kadar önemli olduğunun alt çiziliyor. Keza duruma göre emlak bedelinin yüzde 5’ine kadar ulaşan ve sayıları 8’e kadar çıkabilen aracının kullanılmasını gerektirebilen aracılık sistemini ortadan kaldırarak işlem maliyetlerini, dolayısıyla da emlakin verimliliğini yükselten ve son olarak emlakin kolayca likide çevrilmesini sağlayarak küresel çapta 217 trilyon dolarlık bir hacmi olan konut-emlak sektöründe çok önemli bir yatırım fırsatı sunulduğu (hali hazırda bunun 3,5-4 trilyon dolarlık kısmı kullanılabiliyor) ileri sürülüyor3. Ancak bunun henüz yaygın olmayan bir proje, bir deneme olduğunun da altını çizmek gerekiyor. Nithin Coca, “Moeda: The Cooperative Cryptocurrency That Aims to Advance Financial Inclusion”, https:// www.shareable.net, 20 December 2017 . 3 “Using Blockchain to Expand Access to Real Estate”,https://media.consensys.net, 11 January 2018. 2


28 Bu örneklerden de görüleceği gibi sadece büyük çaplı finansal kuruluşlar değil, aynı zamanda kooperatifler ya da kapitalizm içinde alternatif komünal örgütlenmeler oldukları ileri sürülen “müşterekler” de (commons) değişim aracı olarak kripto paralara sıcak bakıyorlar.

Bir başka anlatımla bitcoinin (en azından başlangıçta) bir finansal yatırım aracı olarak tasarlanmadığı, paranın yerine geçecek, desantralize, güvenli ve değeri insanlar arasında transfer edecek olan anonim bir yöntem olarak tasarlandığı ileri sürülebilir4. Bitcoin geleceğin parası olabilir mi? Para, ortaya çıkışından bu yana bir “değişim ve standart ödeme aracı”, sermayenin veya servetin bir kısmının saklanması olarak “değer saklama ya da biriktirme aracı” ve istikrarlı bir “hesap birimi aracı” olarak kullanılıyor. Paranın ilk işlevinden hareketle bitcoinin sınırlı bir arza sahip olması (21 milyon) ve yenilikçi bir teknolojik yeniliğe dayanması (blockchain) ona özsel bir değer sağlıyor. Ayrıca üretilme, yaratılma sırasında harcanan emek de onun özsel değerini oluşturuyor. Yani nasıl altını değerli yapan (ziynet eşyası olarak kullanılmasının yanı sıra), çıkartılmasının çok zahmetli olması, çok miktarda emek ve makine, ekipman gerektirmesi ise, bitcoinin yaratılması da (mining) ciddi miktarda bilgisayar gücü (donanımı), elektrik üretimi ve tüketimi gerektiriyor. Büyük miktarda elektrik tüketiyor, çevreyle ilgili tahribata neden oluyor Diğer taraftan böyle bir emek onu değerli kılarken, onun “geleceğin parası olmasını” da önlüyor. Zira elektrik üretimi kömürden, petrole her türlü fosil yakıtların kullanımını, nükleer santralleri, su ve rüzgâr kaynaklarının kullanımını gerekli kılıyor ki bu sürdürülebilir bir şey değil. Ayrıca bu üretimin beraberinde gelen CO2 emisyonları gibi sosyal maliyetleri de dikkate alındığında böyle bir üretimin sonucunda ortaya çıkan bir paranın gelecekte değişim aracı olarak (eşdeğer) kullanılması sistemin sürdürülebilirliği bağlamında iyice zorlaşıyor. Bu bağlamda bitcoinin fosil yakıtlardan uzaklaşmayı amaçlayan girişimleri de yavaşlattığı, iklim değişikliği üzerindeki etkileri dikkate alındığında bitcoin ve diğer kripto para teknolojilerinin ekoloji için büyük bir tehdit oluşturduğu, bugün bir bitcoin işlemi yapılırken harcanan elektrik miktarının ABD’de 9 evin günlük elektrik tüketimine eşit olduğu, bitcoin ağının bilgisayar gücünün dünyanın en büyük 500 süper hızlı bilgisayarının kombine gücünden 100 bin kere daha fazla olduğu, bu ağda yılda 31 terawatt-saatlik enerjinin kullanıldığı, bunun yılda 150 ülkenin her birinin tüketiminden daha fazla tüketim anlamına geldiği ve ağın 4

https://www.bitcoin.com/info/how-bitcoin-transactions-work, 8 June 2017.


29 her gün enerji kullanımını 450 cigabit-saat artırdığı, bunun da örneğin Haiti’nin yılda tükettiği elektrik kadar olduğu ileri sürülüyor5. Bitcoinin ortak muhasebe birimi olarak kullanılabilmesi de zor Günümüzde şirketlerin muhasebe kayıtları devletlerin zorunlu kıldığı para birimi cinsinden yapılmak zorunda. Zorunlu ortak bir ödeme ve muhasebe kayıt birimi devletlerin (ulusal paranın sahibi sahip olmaları nedeniyle) gücünün bir göstergesi. Bu açıdan da bitcoin gibi dijital paraların ortak muhasebe kayıt birimi olarak kabul görmesi ve uygulanması beklenemez. Bitcoin vergi ödeme aracı olarak kullanılabilir mi? Bununla bağlantılı bir diğer açmaz vergi ödemeleriyle ilgilidir. Bitcoin metaların ya da hizmetlerin değiştirilmesi sırasında kullanılabilirse de, bu işlemler üzerinden doğan vergilerin ya da doğrudan gelirler üzerinde alınan vergilerin ödenmesi sırasında ciddi sorun doğar. Çünkü tarihte de hep görüldüğü gibi, para her zaman vergi ile birlikte düşünülmüştür. Yani devletler açısından ulusal paralar aynı zamanda vergi ödeme aracıdırlar. Zira günümüzde devletler vergiyi keçi-koyun, altın ya da yabancı para (örneğin dolar) olarak tahsil etmezler. Diğer yandan vatandaşlar vergileri ödeyebilecek kadar para sahibi olmak durumundadırlar. Yani bitcoin ancak onunla vergi ödenebildiğinde gerçek anlamda para olabilir. O zamana kadar en fazla, altın, hisse senedi gibi riskli bir varlıktan ibaret olarak varlığını sürdürebilir. Kripto paralar yeraltı dünyasında yaygınlaşıyor Yer altı dünyasının giderek dijital paraları tercih etmeye başlaması, bu paranın geleceğin parası olarak kullanımını zorlaştıran bir diğer engel. Zira blockchain teknolojinin izin verdiği şifreleme/kodlama, oluşturulan cüzdanlar vergi kaçırmak için olduğu kadar, gizli saklı, yasa dışı ödemeler için de kullanılabiliyor. Özellikle de monero, ethereum ve zsachs gibi kripto paralar sahte kayıt kullanılmasına izin veriyor. Bu nedenle de örneğin fidye işlerinde kullanılan moneroya olan talep ciddi olarak arttı (bundan 3 ay önce AB’nin ilgili organı Europol yayımladığı bir rapor ile bu üç dijital paranın popülaritesindeki belirgin artışın risklerine dikkat çekmişti6. Spekülasyon ve manipülasyonlara uygun bir para

Böyle bir teknolojik yenilik ya da kolaylık bitcoinin fiyatındaki süper artışları açıklamaya yetmiyor. Nitekim, Britanyalı iki akademisyenin yapmış oldukları analiz, bitcoin fiyatlarındaki süper hızlı artış (ve örneğin yeni yıldaki, % 60’lık “Bitcoin Could Cost Us Our Clean-Energy Future”,https://www.nakedcapitalism.com/…/bitcoin-cost-us-clean-ene…, 7 December 2017. 6 Olga Kharif, “The Criminal Underworld Is Dropping Bitcoin for Another Currency”, https://www.bloomberg.com, 2 January 2018. 5


30 düşüşün) bu parayı 2013 yılından bu yana asıl yönlendiren olgunun finansal spekülasyon olduğu gerçeğini ortaya koyuyor7. Öyle ki sadece 1000 oyuncunun bitcoin piyasasının % 40’ını kontrol edebiliyor olması ve örneğin 12 Kasım 2017’de sadece 1 oyuncunun bir seferde 25,000 bitcoini (159 milyon $) sisteme sokması yapılan manipülasyonun büyüklüğünü gösteriyor8. Bu hareketlerin ve beraberinde oluşan balonların hazırlayıcısı ise küresel çaptaki likidite bolluğu. Başta Fed olmak üzere büyük merkez bankaları 2008 krizi sonrasında uyguladıkları aşırı düşük faiz ve büyük çaplı miktarsal ve kredi kolaylaştırma politikaları ile hem finans seçkinlerini daha da zenginleştirdiler, hem de böyle bir spekülasyon için gerekli zemini hazırladılar. Böylece borsaların, tahvil piyasalarının, kredi piyasalarının yanı sıra kripto para piyasası da spekülatif kârlar elde etmenin alanı oldu. Yani bitcoine olan talepteki inanılmaz artış ve fiyatındaki hızlı yükselişler küresel finans piyasalarındaki tarihsel zirve yapmış aşırı likiditenin kaçınılmaz bir sonucuydu. Blockchain teknolojisine ilave olarak küresel likidite fazlası da bitcoinin spekülasyon amaçlı olarak kullanılmasına yol açtı9. Borsalardakine benzer bir biçimde, tıpkı şirket hisselerinin fiyatlarının gerçek değerlerinden çok ayrışarak çok artması (ya da düşüşü) gibi, kripto piyasalarda da bu paraların değerleri hızlı ve ani yükseliş ve çöküşler yaşadığında, bu durum bu paraların finansal spekülasyon araçlarından başka bir şey olmadıklarını düşündürüyor ki ana akım iktisatçıların büyük çoğunluğu, hatta bazı Marksist iktisatçılar da olaya böyle yaklaşıyorlar. Düşüşü tetikleyen etken: Hükümetlerin yasaklama ve kısıtlamaları Kuşkusuz bu sert düşüşleri tetikleyen etken bir süredir ABD, Çin ve G. Kore’nin ardından Hindistan Hükümetinin de bu paraların kullanımıyla ilgili sert yasaklar getirmesiyle paniğe kapılan yatırımcıların bu paraları elden çıkarmaya başlaması oldu. Bunun sonucunda bu paraların fiyatları çakılarak değerleri sert bir biçimde düşmeye başladı. Spekülasyon kapitalizme içkin bir olgu! Diğer yandan spekülasyon (vurgunculuk) kapitalizmin doğasında var. Bir iktisatçıya göre10: Larissa Yarovaya (Lecturer in Accounting and Finance, Anglia Ruskin University), Brian Lucey (Professor of International Finance and Commodities, Trinity College Dublin), The Bitcoin bubble – how we know it will burst, https://theconversation.com/uk, December 6, 2017;https://www.cnbc.com/…/bitcoin-drops-11percent-as-south-ko…. 8 Olga Kharif, The Bitcoin Whales: 1,000 People Who Own 40 Percent of the Market A few massive investors can rock it with a shrug ,https://www.bloomberg.com/…/the-bitcoin-whales-1-000-people…, 8 December 2017. 9 Jackrasmus, Bitcoins, Crypto-Currencies and Other Financial Asset Bubbles (excerpt), https://jackrasmus. com/…/bitcoins-crypto-currencies-and-oth…, December 9, 2017. 10 Adam Booth, “The Bitcoin bubble and cryptocurrency craze” ,https://plus.google.com/+MarxistDotCom, 18 January 2018. 7


31 “Artık kripto para dünyasında bu tür düzensiz davranışların normal olduğu bir süreç yaşanıyor. 2017’de bitcoinin değerinde altı kez % 30 ya da daha fazla düşüş yaşandı. 2017 yılının sonlarında yaşadığı değer artışı da aslında bunun bir spekülasyon olduğunu gösteriyor... Marx kapitalistlerin nihai amacının paradan para kazanmak olduğunu yazmıştı. Bu bağlamda kapitalizmin olmazsa olmazı bankaların ve kredi mekanizmasının görevi parayı sermayeye dönüştürmektir. Böylece para kâr yaratır. Birçok küçük yatırımcının bireysel tasarrufları bankalarda toplanır. Borsa ve diğer finansal araçlar ise bu parayı reel ekonomiye döndürmenin ana kanallarıdır. Bu para bireylere, iş âlemine ya da devlete de kanalize edilir... Bu süreçte kurgusal sermaye yaratılır: Kâr reel üretimden değil, bir finansal alaşımdan türetilir. Asalak olsa da finansal faaliyetin büyük bir kısmı en azından fiilen ekonomi ile bazı bağlantılara sahiptir. Örneğin borsalar, şirketlerin gelecekteki kârları üzerindeki, devlet tahvilleri ise gelecekteki vergi gelirleri üzerindeki alacak iddialarıdır. Kripto paralarda ise böyle bir çıpa yoktur. Bitcoinin fiyatını yükselten şey ise yatırımcıların fiyatın gelecekte daha da yükseleceğine olan inançlarıdır. Bu da bir balonun temel karakteristiğidir”. Müesses nizamın direnişi Diğer yandan bitcoin gibi paraların ardındaki blockchain teknolojisinin geleceğin teknolojilerinden biri olduğu da yaygın olarak kabul edilen bir gerçek. Üstelik bu teknoloji sadece para ve finans piyasalarıyla da sınırlı değil. Tarımdan, hizmetlere, kooperatiflerden işçi şirketlerine kadar birçok alanda teorik olarak ödemelere aracı olarak dijital para geliştirmede kullanılabilir. Ayrıca geleneksel yöntemlerle ortaya çıkan yüksek finansal işlem maliyetleri, bankaların yüksek düzeydeki aracı kârları (komisyonları) ve harcanan zaman gibi nedenlerle merkez bankaları da bu teknolojiye soğuk bakmıyor, hatta ödemeler için bu teknolojiyi kullanarak kendi kripto/dijital paralarını yaratmayı düşünüyorlar. Ancak merkez bankaları bu paraların kendi kontrolleri dışında, desantralize bir biçimde uygulanmalarına şiddetle karşı çıkıyorlar. Ulus devletlerin en önemli gücünün ulusal paralarını basabilmeleri ve bu paralarla vergi toplayabilmeleri olduğu dikkate alındığında bu yapıların bu konudaki hassasiyetleri de anlaşılabiliyor. Yani merkez bankaları gelecekte kendi dijital paralarını piyasaya sürerlerse buna şaşırmamak gerekiyor. Dolayısıyla kripto paraların değer kaybının, onların tamamen spekülatif olmalarından ya da temel bir değere sahip olmamalarından mı, yoksa ulus devletlerin, merkez bankalarının bu alanı onlara terk etmemek için bu paralara karşı devletin ve finans kapitalin gücünü kullanmalarından mı kaynaklandığı sorusunun yanıtı önemli oluyor.


32 Sonuç: Blockchain teknolojisini küçümsememek gerekiyor Artık bir spekülasyona dönüşmekte olan bu paralardan ziyade arkasındaki teknolojinin tartışmaya açılması gerekiyor. Bunu yaparken kuşkusuz üretim tarzının ve üretim ilişkilerinin kendinden kopuk bir teknoloji tartışmasından uzak durmak gerekiyor. Çünkü kapitalizmde teknoloji de sermayeye olan bağımlılıktan kurtulamıyor, kapitalizme, büyük sermayeye hizmet edecekse, sermaye birikimini hızlandıracaksa yeni teknolojilere izin veriliyor. Kısaca söz konusu teknoloji (ya da üretici güçlerdeki benzer gelişmeler) sermaye birikimini hızlandırmaya, kapitalizmin ömrünü daha da uzatmaya hizmet edebileceği gibi, farklı bir üretim tarzı altında insanlığın kurtuluşuna hizmet de edebilir. Örneğin, daha eşit ve daha adil bir toplumda böyle teknolojilerin insanların daha az ama daha verimli çalışarak, üretimlerinden daha fazla pay, daha fazla gelir ve daha fazla refah elde etmesini sağlamaları pekala mümkündür. KAYNAKÇA https://www.coindesk.com/price, Nithin Coca, “Moeda: The Cooperative Cryptocurrency That Aims to Advance Financial Inclusion”, https://www.shareable.net, 20 December 2017. “Using Blockchain to Expand Access to Real Estate”,https://media.consensys.net, 11 January 2018. https://www.bitcoin.com/info/how-bitcoin-transactions-work, 8 June 2017.

“Bitcoin Could Cost Us Our Clean-Energy Future”,https://www.nakedcapitalism.com/…/bitcoin-cost-us-clean-ene…, 7 December 2017. Olga Kharif, “The Criminal Underworld Is Dropping Bitcoin for Another Currency”, https://www. bloomberg.com, 2 January 2018. Larissa Yarovaya (Lecturer in Accounting and Finance, Anglia Ruskin University), Brian Lucey (Professor of International Finance and Commodities, Trinity College Dublin), The Bitcoin bubble – how we know it will burst, https://theconversation.com/uk, 6 December 2017; https://www.cnbc. com/…/bitcoin-drops-11-percent-as-south-ko…. Olga Kharif, The Bitcoin Whales: 1,000 People Who Own 40 Percent of the Market A few massive investors can rock it with a shrug ,https://www.bloomberg.com/…/the-bitcoin-whales-1-000-people…, 8 December 2017. Jackrasmus, Bitcoins, Crypto-Currencies and Other Financial Asset Bubbles (excerpt), https://jackrasmus.com/…/bitcoins-crypto-currencies-and-oth…, 9 December 2017. Adam Booth, “The Bitcoin bubble and cryptocurrency craze” ,https://plus.google.com/+MarxistDotCom, 18 January 2018.


EKONOMI UZMANI

MUZAFFER İNANÇ’LA Konuşturan: M. Kamil Karadeniz Muzaffer Bey merhaba. Bize son günlerin popüler kavramı bitcoin’den bahseder misiniz? Nedir bitcoin? Sistemi nasıldır? Nedir bitcoin? Evet, bir sanal para ama ne tür bir sanal para. Bizim şuan kullandığımız birçok para sanal para. X bankasından y bankasına 1 milyon dolar transfer edildi dediğimiz zaman aslında gerçek transfer edilen bir para yok sanal tuşla sanal bir para sanal bir geçiş yapıyor yoksa piyasada matbu olarak karşılığı yok. Bitcoini bunlardan ayıran şey yenidünyanın yeni algısı. Para dediğimiz şey cebimizdeki şeye kıymet veren değer. Biri çıkıp şu imzalı bir kartvizit getiren kişiye bir külçe altın vereceğim diyor peki insanlar buna niye inansınlar. 20 30 kişi gider o kişinin dediği kartviziti götürüp karşılığında altınını alır. İnandırıcılık bu şekilde oluşur eski çağlarda da par abu şekilde ortaya çıkıyor. Ancak takas usulü aciliyeti engelliyor eşleştirmeyi zorlaştırıyor ve para ortaya çıkıyor. Bunun temeli paranın temeli inanmak ve güvenmek. Çünkü karşılığı vardır bir devletin devlet olma gereklerinden para basabilmesidir. Mesela Türkiye’de darphanede para basma tekeli merkez bankasında olsa da devlet hala bozuk para basmayı kendi yapıyor çünkü devlet olmanın gereğidir para basmak.


34 Bitcoin ise bilgisayarınızda bir hedge kodu var her kim bu koda sahipse o bitcoine sahiptir. Bu kod ise matematiksel formüldür. Siz bilgisayarınızda o koda ulaşıp bitcoin yapıyorsunuz karşılığını akıyorsunuz. Buna kimse inanmazsa sadece kod olarak kalır. İnsanalar inanırsa bu bir süre sonra rezerv para olmaya başlar. Tıpkı ABD’nin Bretton Woods sisteminde sonra yapmaya başladığı gibi eskiden İngiliz sistemi ile başlayan bir şey vardır 1 doların altın karşılığı var yani her kim 35 dolar getirir 1 ons altını alır bu güveni oluşturuyordu. Bir yerden sora ABD doların arkasında ben varım korkma, paran asla değersizleşmez, sen elindeki dolar ne zaman istersen getir güvencesi benim diyerek altın karşılığına gerek kalmadan bir dolar güveni oluşturuyor. Bitcoin bunu sağlamaya çalışıyor ama niye bir koda ihtiyaç var derseniz bu da yeniçağın getirdiği bir olay. Oyunlar da olduğu gibi sanal kalkanı sanal para ile satın alan ve buna inan oyun çevresi var ve o oyun oynayanlar size kalkan alma için sanal parayı vermeye hazır. İşte bitcoin de aslında bu. Hedge kod çıkartır ve testi mümkün mü değil mi. Şöyle ki elimde çok gizli fotoğraf var ama kimseye göstermiyorum sebebini gizli kalması olduğu şeklinde öne sürüyorum. Böyle bir olayda güven testi nasıl mümkün olur. Bitcoin bunun önüne geçmek için bu formülü kullanarak hedge kodu oluşturulacaksınız ve ilk üç rakamı 0 olacak 4. Ve 5. Rakamı 1 olacak onun haricindekiler bitcoin değildir diyerek kısıtlama getiriyor. Paylaşımlı olarak bilgisayarımı açıyorsunuz size ve siz o formülü verilerden yararlanarak kullanıyorsunuz ve evet bitcoin var diyorsunuz. Peki bu anlattıklarınızdan sonra, bitcoin’in bu kadar değerlenmesinin altındaki sebep ne? İnsanlar neden bitcoin’i değerli kılıyor? Ve önümüzdeki dönemde bitcoin rezerv para olur mu? Mantıksal olarak bir anlamı yok aslında. PC oyunundaki sanal para ile aynı değeri ifade ediyor. Size reel anlamda getirisi olmasa da kazanma hırsı ile o oyundaki paraya siz 1000 lira para veriyorsunuz. Tamamen kazanma hırsından faydalanan bir değer bitcoin. İnsanların kazanma hırsları onu ayakta tutuyor, var ediyor. Rezerv para olur mu olmaz mı muallakta. Neden? Çünkü normal paranın birkaç özelliği var bunlardan en önemlisi (Unit of Exchange) alışveriş unsurudur bitcoinde şuan o yok. Herhangi bir markette geçerli değil. Unit of Value bir değeri vardır reel paranın. Bir çay bardağı 2 TL’dir mesela. Bir telefon üç bin TL’dir. Ama kaç bitcoindir diyemiyorsunuz. Değerleme market piyasasında oluşan devletin içinde olduğu bir süreçten çıkar. Bitcoin’in kaç dolar tekabül ettiği veya çapraz kurlardaki değeri nedir kim belirliyor büyük bir tartışma. Doların sahibi ABD. Bitcoin’in sahibi kim? Bitcoin ne kadar basılacak piyasadaki değeri ne olacak kim karar veriyor işte çıkış felsefesindeki derin mantık buradan geliyor. Az gelişmiş ülkelerin, piyasalara hakim olmayan ülkelerin bir isyanı olarak görülüyor bitcoin. Gaye evrensel, ütopik bir para olması. Yönetme ve yönlendirme olmayacak para üzerinde. İşleyebilir de işlemeyebilir de herkes inanırsa bütün dünya hem fikir olup evet bitcoin paradır derse evet kabul edilir. Rezerv para olur. Coğrafi keşiflerde insanlar hızlı bir şekilde altın ve gümüşe hücum ettik-


35 lerinde İnkalar buna şaşırıyor. Çünkü İnkalar’a göre altın güneşin gözyaşları gümüş ise ayın gözyaşlarını temsil ediyor ve maddi bir değeri yok. Oysa keşfe gelen insanlar buna değer veriyor. Sebebi başlarda az bulunması kolay işlenmesi olabilir. Peki şu an neden değerli? Sadece bir maden çeşidi. İnsan psikolojisi ile alakalı . Bitcoin de bunla alakalı. Çağımız dijital çağ olduğu için özellikle yeni nesil yaşam ortamı olduğu dijital olduğu için dijital paraya değer veriyor. Devletlerin Bitcoin’e bakışı ne? Sonuçta geleneksel ekonomik sistemi tehdit eden bir yapısı var Bitcoin’in? Hiçbir devlet aslında bitcoin’den memnun değil. Bunun birkaç sebebi var. Bunlar: 1- Kontrol edilebilir değil. 2- Gerçek bir piyasası yok. Bitcoin’iniz var ve bunu satmak istiyorum dediniz. Mesela 10 bin dolar değer biçildi ama satmaya kalkınca alan var mı? Var belki. Ama az. Meşhur Ponzi olayı var, Titan Saadet Zinciri. Bunların ortak özelliği ilk başta küçük bir yapıyla başlar. Her yeni katılan kişiden belli miktar para alır ve parayı bölüşür. Yeni gelen kişiden sisteme giren para ekiple bölüşür ve bu piramit öyle bir noktaya gelir ki artık paranın bölüştürüldüğünde insanlarla akalı bir şey yoktur. Aldığınız para, belli bir zaman sonra girişte verdiğiniz para kadar bile kazandırmaz size ve bu bir yerde patlar. Buna “Ponzi Dümeni” derler. saadet zinciridir bu. Bitcoin için net olarak böyle bir tanım yapılamıyor ama bunun da bir Saadet Zinciri sistemi olmayacağı anlamına gelmez. İlk başta belirli bir sayı söylendi şu kadar üretilecek denildi ama bu sayının ötesine geçilmesinin engeli ne. Mesela Çin yasakladı ve buna kim hayır yasaklayamazsın biz almaya devam ediyoruz diyecek? Bu kararı verecek organ kim? Karaborsadan farkı nedir bitcoin’in. Gerçek değerlemesinin olmaması hükümetlerin karşı çıkmasının sebepleri başında geliyor. Sahte umut vadeden olarak görüyor bitcoin’i devletler. Yarın bitcoin aşırı değer kaybedip siz evinizi kaybettiğiniz zaman evinizin telafisini kim yapacak. Sonuçta devletin devlet olma özelliğinden biri de sosyal devlet olmasıdır. Vatandaşını yanlış yönlendirmelerden, tehlikelerden koruması, onu engellemesi gerekir. Devletin hoşnutsuzluğunu dile getirmesi bundan kaynaklanıyor. Devlet çapında Ekonomi Bakanlıklarının bitcoin’le alakalı çalışmaları var mı ya da bitcoin ne zaman bakanlıkların sınırlarına giriyor? Ekonomi bakanlığının burada bir görevi yok ama halktan biri çıkar Alibaba Express’ten alışverişini bitcoin’le ödemeye kalkarsa ekonomi bakanlığının konusuna girmeye başlar. Söz burada Maliye Bakanlığının ve Merkez Bankası’nın bir miktar da hazinenin olabilir ancak diğer bakanlıkların sınırlarına girmeye başladığı zaman bakanlıkların çalışma konusuna girmeye başlayınca söz sahibi olabilir diğer bakanlıklar.


36 Son günlerde balon mu değil mi tartışması yaşanıyor. Sizce balon mu? Balonsa bunun sonuçları ne olur? Balon olduğu konusunda uyanmak için geç kalınmış olunabilir mi? Geç kalmışlık, ileri gitmişlik konusu biraz muallakta. Tıpkı altın madenciliği gibi. Bir arsa var. Arsanın mülkiyeti devletin. Siz ruhsat alıp arsayı kazmaya başladınız. Ve aylarca bir sonuca ulaşamadınız. Bir sene sonra son bir kere daha kazma vurdunuz ve koskoca bir altın madenine ulaştınız. Şans oranınız nedir burada? Lucky Strike sigarasının da hikâyesi buradan gelir. Şanslı vuruş. Madencilikte bunu deme şansınız, şans oranını belirleme gücünüz, rastgele kazılardaki yüksek teknolojiye sahip değilseniz, mümkün değildir. Balon olup olmadığını zaman gösterecek. Eğer karar alıcılar kodu değiştirirse farklı bir kodu bitcoin için kabul ederse, geç kalınmışlık ya da erkenden pozisyon almanın hiçbir önemi kalmaz. Böyle bir durum ortaya çıkmaz. Son zamanlarda bitcoin üzerinde devletlerin baskısı olduğu kadar ön açması durumu da var. Rusya’nın bu konudaki yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Soru, cevabını içinde barındırıyor. Bitcoin’in neden çıktığının cevabı olarak, mantığına baktığımızda özellikle az gelişmiş ülkelerin bir direniş türü olarak görülmesiydi. Hackerların amacı nasıl mevcut düzene bir başkaldırı ise bitcoin de aslında böyle bir düzene başkaldırıdır. Kripto para evet ambargoları delme özelliğine sahip olabilir ama elektronik sistem üzerinden giden dijital aktarımlar, oluşumlar küresel güç aktörlerinin daha kolay kontrol edebileceği şeylerdir. İnternet protokol tahsisi sağlayan yapı var. Biz bu yapıyı nerden alıyoruz, büyük sunucular nerede gibi bir sürü soru kripto paraların ne ölçüde özgürlükçü olduğunu gösterir. Niye özellikle Ruslar çünkü Ruslar bilgisayar ve hackleme konusunu iyi çalışan bir yapıdadır. IT, bilgisayar altyapısına önem veren bir ülke Rusya. Türkiye devlet olarak bitcoin’e karşı aktif ya da pasif nasıl bir duruş sergileyecek? Devletlerin yakın zamanda tek başlarında aktif bir rol alacağını zannetmiyorum çünkü küresel ekonomik bir sorun ve küresel ekonomiyi zorlayan bir olgu. Bu yüzden tek bir ülke olarak değil kolektif bir çalışmayla karar alınacağının yakın zamanda olacağının kanaatindeyim. Mesela devrimci biri olarak Hz. Muhammed ilk başta köleliği kaldırmak istese de yasaklamıyor durumu şartları gereği. Kölelerinize iyi davranın diyerek kölelik olgusuna tavsiyelerle yaklaşıyor. Çünkü çağın ekonomik sisteminde köleliği kaldırabilmek gibi bir mantık yok. Köleliğin olmadığı bir sistemi düşünecek bir mantık dahi yok. Bu şu an kapitalizmi kaldırmak istemek gibi bir şey. Bitcoin ya da kripto para da aynı şekilde mevcut sistemi baştan aşağı radikal bir şekilde değiştirmeye çalışan buna zorlayan bir yapı. Bu yüzden ne derece uygulanır bilinmez. Kölelik her ne kadar şimdi çok saçma gelse de tarihteki insanlar içinse tam tersi geçerli. Bankacılık sisteminin ilk çıkışında da aynı şekilde var olmayan kâğıtlardan bir anlam çıkaramamıştı insanlar. Kripto paralar ise benzer şekilde geniş toplumların kabul


37 etmesiyle geçerli olacak işlemeye başlayabilecek sisteme sahip. Bu yüzden devletlerin tek başına kararları sistemi etkilemez lakin kolektif alınan büyük çapta kararlar bu paraların geleceğini yönlendirecektir. IMF kontrol edip manipüle edebileceği bir olgu olarak görürse eğer bu yola girişebilir, algı oluşturabilir. SDR SDU gibi sanal paralar zamanında oluşturuldu lakin ne kadar etkili oldu düşünmek gerek. Bankacılık sisteminde de swift kodlarla giden paralardan bahsediyoruz. Bu anlamda Modern Para Mekanizmaları adlı FED in çalışmasına bakıp incelemek bu paraların geleceği hakkında güzel ipuçları verecektir. Ama konun genelinde üzerinde ısrarla durduk. Bu mesele tamamen inanmak ve güven meselesi. İnsanlar inanırsa, güvenirse var olmaya devam edecek. Teşekkür ederiz.


“Fenotiyazinler gibi belli başlı ilaçlar kullanıldığında beyin metabolizması normal dengesine kavuşmaktadır, eğer katalizör serotonin usulüne uygun biçimde kullanılırsa da hasta iyileşir.”  Philip K. Dick, Android ve İnsan

MEKANİK VENTİLATÖR DESTEĞİNE GİRİŞ: TEMEL PRENSİPLER VE KAVURMALI TOST KÜLTÜRÜ "Hayat, nefes aldığımız anların değil, nefesimizin kesildiği anların toplamından ibarettir" demişti bir abimiz. Sonra marpucundan bir soluk alıp kafasını sola çevirdi ve derdini üfledi. Çıkmaz sokakların kendine has kuralları vardır. Bunu çingeneler ve hayalet avcıları iyi bilir. Ömründe bu iki gruptan birine dahil olabilen kişi kendisini şanslı addedebilir, kuralları bildiği için değil ama öteki tarafta bir grup ile haşrolunabileceği için. Yalnız yaşıyor, yalnız ölüyoruz. Bir şarjörün içinde yer alıp kafatasını delen tek kurşun gibi. Çıkmaz sokakların birinde alnının çatına kurşun yemiş birinden öğrendiğimdir: "ventilatörle ters düşersen bir kontrvizit sonunda kürarı basarlar, gözünün yaşına bakmazlar." Allah'ın arzında yaşamayı hakeden birkaç şeyden basediyordu derviş; hepsini ezberledim. "Sevginin başlangıcı" kısmına gelince hep yutkundum. Yutkundum çünkü başlangıcı olanın sonu da olurdu. Böyle öğretildik. Böyle öğrendik. Türkülerde geçen onca sevda, filmlerdeki gözyaşları, bir sevgilinin saç teli, tebessümünün ulaşılmazlığı. Mecnun'un Leyla'sı, Sohni'nin Mahiwal'i ve "Sizin aşk dediğiniz şeyi ben kitaplardan da öğrenirim" diyen adamın Nazlı'sı. Sonra dervişin lisanına uzak olduğumu iddia edip listeyi zihnimden her gece bir bir sildim.

Basınçların yükselmesi, trigerin azalmak zorunda kalışı, saturasyonun önlenemez düşüşü ve hepsinin üstüne Üsküdar'a gider iken bastıran o yağmur. Süleyman'ın eşrafından bizim "ışınlanma" diyebildiğimiz teknolojinin aslına vakıf olan o kişi. Tüpün tıkanmasına sebep olan filtre ve insanların caniliklerini "eti az pişmiş yemek daha sağlıklı imiş azizim" diyerek örtbas etme çabaları. Kavrulmasına izin vermeden, tabağa kan damladıkça lezzet alarak ve üzerine kaya tuzu dökerek tükettikleri et. Kannibalizm sadece bir sendromun miksroskobik bulgusu olarak kalmalıydı bana sorarsan. Down sendromlu çocukların hayalleri bir futbolcunun imzalı forması yahut bir saksafon olmayabilir, "hayal" dediğimiz şey ortak zihnin oluşturduğunun dışına çıkabildiğinde hayaldir. Ötelerde ötme bülbül Yanıbaşımda Çağır beni sessizce Tütsülenmiş çöplerin ve kristal bardakların Estetik kaygılarla Serpiştirildiği masada Ketçabın beyaz olduğu Mayonezinse siyah Tostun dörde bölündüğü Dört bir yanına masanın Kavrulduğu ruhların Solunumun geri geldiği Spontan nefeslerin alındığı Son nefesin bir türlü Verilemediği.


Dualist - Sayı:3  

Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev

Dualist - Sayı:3  

Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev

Advertisement