Issuu on Google+

s03

Hollanda’da artan yoksulluk Türk toplumunu endişelendiriyor

www.dogus.nl

Jaar:13 | Editie:166 | Oplage: 12.000 | December 2011 | actueel informatieblad

Togan Oral: ‘‘Yasa 15 Aralık’ta onaylandı’’

Uğur Doğan: ‘‘400. yıl için etkin projeler üretin’’

03

Turgut Torunoğulları: ‘‘İşbirliği alanları genişletilmeli”

Kemal Ergün: ‘‘Gönül dünyanızı insanlığa açın’’

10

10

s

Miladi yeni yılınızı tebrik eder, esenlikler dileriz...

S12

s

s

Helal Kesim mücadelesinde “inanç özgürlüğü” kazandı

“HELAL” OLSUN!

Fransa, sözde ‘Ermeni Soykırım Tasarısı’nı onayladı.

devamı

04

‘de

Srebrenica ve bitmeyen mücadele

‘de

S 06-27 Helal kesim yasağına senatodan onay yok

devamı

devamı

12

‘de

“Irkçı düşüncede hak-hukuk anlayışı yoktur”

“Göçmenler eşit hakları için mücadele etmeli”

s15

‘de

Schiedam kitap fuarı binlerce okuma sevdalısını ağırladı

PvdD (Hayvanlar Partisi) lideri Marianne Thieme’nin hayvanların uyuşturulmadan kesilmelerinin yasaklanmasını öngören yasa teklifine senatodan destek çıkmadı. Senatoda yapılan görüşmede yasa teklifi PvdD’nin yanı sıra yalnızca PVV (Özgürlük Partisi), 50Plus (50Artı) ve OSF (Bağımsız Senato Grubu) tarafından desteklendi. Yasa teklifi 28 Haziran 2011 tarihinde parlamentonun alt kanadında yapılan oylamada 30’a karşı 116 oyla kabul edilmişti. CDA’lı (Hıristiyan Demokratlar) Coşkun Çörüz ve PvdA’lı (İşçi Partisi) Metin Çelik, Hıristiyan partilerin karşı çıktıkları yasa teklifine ret oyu kullanan 30 milletvekili arasında yer almışlardı.

Sağlık sigortasında neler değişiyor?

04

s21

CMO Başkanı Yusuf Altuntaş:

“Bu süreç, Müslümanların uyanışına, birlikte hareket etmelerine, haklarını arama ve alma noktasında bilinçlenmesine vesile oldu”

s06

Buna göre haklı da olsa alçak kabul edilen ırk ezilmeye mahkûmdur. Irkçı düşüncede dînî değerlerin yeri yoktur. Hak-Hukuk anlayışı yoktur çünkü, sömürü esastır. “Fırsat elimde iken niçin ezmeyeyim” düşüncesi hakim düşüncedir. İnsan hakları ve özgürlükler sadece üstün ırk içindir.

s23


Rotterdam Başkonsolosu Togan ORAL:

“Askerlik Kanunu, 15 Aralık’ta yürürlüğe girmiştir” Rotterdam Başkonsolosu Togan ORAL, Askerlik Kanunu hakkındaki son durumu değerlendirdi... “Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından 14.12.2011 tarihinde imzalanmış ve 15.12.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Kanunun 5.maddesindeki “Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer” hükmü uyarınca, kanun 15.12.2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. - Yeni Kanun yürürlüğe girmeden önce, vatandaşlarımızın sıraya girmek üzere isimlerini yazdırdıkları listelerin, vatandaşlarımızın askerlik işlemlerinin eski askerlik mevzuatına göre yapılacağına dair herhangi bir taahhüt içermediği (menfi) ve listelerde adı geçenlerin sıraları geldiği tarihte yürürlükte olan Kanuna göre işlemlerinin

yapılacağı duyurulmuştu. Bu çerçevede, kanunun yürürlüğe girdiği 15 Aralık 2011 tarihi itibariyle dövizle askerlik başvurusunda bulunmak isteyen vatandaşlarımız, yeni kanun hükümleri çerçevesinde işlemlerini yaptırabileceklerdir. Ancak, malumunuz olduğu üzere, yeni kanun hükümleri çerçevesinde dövizle askerlik hizmet bedeli 10.000 Avro olup, yükümlüler 21 günlük temel askerlik eğitimine tabi tutulmayacaklardır. -Konuya ilişkin olarak Başkonsolosluğumuz web sitesinde vatandaşlarımızı bilgilendirmek amacıyla gerekli duyuru yapılmıştır. Saygılarımla, Togan ORAL Rotterdam Başkonsolosu

Binlerce insan Gıda Bankası’nın yardımına muhtaç Süren ekonomik kriz, Gıda Bankası’ndan yardım talep edenlerin sayısını arttırmaya devam ediyor. Gıda Bankası yetkilileri, başvurularda son 3 ay içinde yüzde 15 oranında artış olduğunu açıkladılar. Başvurularında yıl sonu genellikle bir artış kaydedildiği, ancak bunun bu yıl krizin etkisiyle daha yüksek olduğu belirtildi.

2010 yılında 8 bölgedeki toplam 135 Gıda Bankası’ndan her hafta ya da iki haftada bir yaklaşık 20 bin aileye yiyecek ve içecek yardımı yapıldı. Başvurular hızla artarken, gıda bağışları ise kriz nedeniyle azalmaya başladı. Yardım talep eden aile sayısının 23 bini aştığını bildiren Gıda Bankası yetkilileri, Hollanda’nın AB gıda yardımı programında yararlanması gerektiğini kaydettiler.

Yoksulluk protesto edildi

Hollanda’da artan yoksulluk muhalefetteki partilerden SP (Sosyalist Parti) tarafından Den Bosch kentinde düzenlenen eylem ile protesto edildi. Brabanthallen salonlarında organize edilen ve ana muhalefet partisi PvdA’nın (İşçi Partisi) da desteklediği etkinliğe yaklaşık 6 bin 500 kişi katıldı. Sosyalist Parti lideri Emile Roemer konuşmasında, sosyal

yardım sisteminde yapılmak istenen değişikliklere ve planlanan kısıtlamalara işaret ederek, fakirliğin hızla tırmandığını vurguladı. Roemer, İşçi Partisi lideri Job Cohen’in de katıldığı protesto gösterisinde, “Kabine yoksulluk çeken insanların sesini duymamadaki ısrarını sürdürürse, bir dahaki sefere 100 bin kişi ile parlamento önünde toplanırız” diye konuştu.

Sosyal yardım sistemindeki değişiklik planlarını savunan bir konuşma yapan Sosyal İşler Bakanlığı Müsteşarı Paul de Krom, değişikliklerin hem devlet giderleri, hem de istihdam açısından önemli olduğunu savundu. Müsteşar De Krom, yoksulluktan kurtulmanın en iyi yolunun çalışmak olduğunu söyledi. Sosyalist Parti tarafından geçtiğimiz yıl düzenlenen etkinliğe yaklaşık bin kişi katılmıştı.

Yüzde 10’luk kesim haklarının ihlal edildiğini düşünüyor Hollanda’da halkın yüzde 10’u haklarının en azından bir kez ihlal edildiği görüşünde. Dünya İnsan Hakları Günü nedeniyle Eşit Muamele Komisyonu tarafından yapılan araştırmada, ayrımcılık ve eşit muamele görmemek şikayetlerde başı çekti. Ankete katılanların yüzde 20’si, Hollanda’da insan haklarının sık ihlal edildiğini düşündüğünü söyledi.

03

SUN UŞ

ar al ik-december 2 0 1 1

Yüzde 10’luk grup kendisinin de buna maruz kaldığını belirtti. Hollanda’da insan haklarının ihlal edildiğini düşünenler arasında gençlerin çoğunlukta olması dikkat çekti. Çoğunluk, insan hakları denildiğinde en çok eşit hakları düşündüğünü belirtti. İfade özgürlüğü ise halk arasında en çok tanınan insan hakkı olarak belirlendi. Yüzde 34 ile birinci sırada yer alan ifade özgürlüğünü, yüzde 19 ile din özgürlüğü, yüzde 16

ile eğitim özgürlüğü ve yüzde 14 ile eşit haklar takip etti. “İnsan hakları denildiğinde aklınıza ilk gelen nedir?” sorusuna, ankete katılanların yüzde 16’sı “eşit haklar”, yüzde 15’i “Uluslararası Af Örgütü” ve yüzde 11’i de “ifade özgürlüğü” yanıtını verdi. Hollanda halkı, özellikle şiddet içeren insan hakları ihlallerine karşı önlem alınmasından yana tavır aldı.

“Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” Değerli okurlarımız, Hollanda gündemini yakalamaya çalışıyoruz. Zemin hayli kaygan. Genel de tüm yabancıları, özelde ise Müslümanları alakadar eden gündemi takip etmeye çalışıyoruz. Bu aya damgasını vuran gelişme hiç şüphesiz Fransa’da kabul edilen Ermeni Soykırım Yasası idi. Sinir bozan bir gelişme. Durup dururken pat diye ortaya çıkmış bir olay değil elbette. Arkasında kim bilir ne hinoğlu hinlikler yatıyordur. T.C Hükümeti bu konuda gerekli cevapları verdi, yapılması gereken bir dizi yaptırımları hayata geçirdi bile. İki sert cisim birbirine çarpınca haliyle her ikisi de zarar görecektir. Ama bazen çarpışma kaçınılmaz oluyor. Bu çarpışmadan Fransa ve onun gibi düşünenlerin zararlı çıkacağı aşikâr. Zira bu mesele hakkında karar vermek siyasilerin işi değil. Hele ki çok yakın bir geçmişte adı soykırıma bulaşanların ne haddidir ne de işi… Hadi hayırlısı. Nereden bulunur bu 10.000 Euro? Bu ay bir başka önemli olay da, bazı gençleri sevindiren ama bir bir kısmını epey zor duruma sokan bedelli askerlik konusuydu. 15 Aralıkta onaylanan yasa ile on bin Euro’ya çıkartılan askerlik gençleri kara kara düşünmeye sevk etti. Bu parayı ödemeyi göze alamayan gençler, Türk pasaportlarını teslim etmeyi, vatandaşlıktan çıkmayı dahi düşünmeye başladıklarını dile getiriyorlar. Umulur ki geç olmadan bu konuda yeni bir düzenleme getirilir. Yurtdışındaki insanımızı para makinesi olarak gören anlayışın bu ne ilk ne de son uygulamasıdır. STK’ların, bu yasanın gözden geçirilerek yeniden düzenlenmesi yönünde bir tavrı olmalıdır. Zira şu ekonomik buhranın bütün Avrupa’yı sardığı bir dönemde talep edilen meblağ çok yüksek. Adil ve hakkaniyetli bir hesaplamayla bu bedelin ödenebilir seviyeye çekileceğine inanıyorum. En azından, gençlerin eski yasadan istifade etmeleri için sürenin birkaç ay daha uzatılması gerekir. Bu da elbette adil bir çözüm değil. Şu anki adaletsizliği, sıkıntıları önlemek; günü kotarmak için bir uygulanabilir bir yöntem gibi geliyor bana. Helal lokmanın tadını hiçbir şey tutmaz… Elbette bu ay en çok tartıştığımız bir başka konu da helal kesime getirilmek istenen yasak idi. Gerek yapılan kulis çalışmaları gerekse açıktan ve doğrudan yapılan baskılar, başta İşçi Partisi olmak üzere diğer partileri de daha sağlıklı düşünmeye itti. Millet meclisinde kabul edilen şoksuz kesim yasağı, 13 Aralık’ta Senato’da yapılan görüşmelerde reddedildi. Ekonomi Bakanlığı Müsteşarı Henk Bleker, bu konuda uygulamaya sıkı kontrol geleceğini ve bir komisyonun oluşturulduğunu açıklandı. Üç aylık bir gözlem süreci devreye girdi. Bu arada Hayvan Severler Partisi Başkanı da bu konuda ‘yeni’ yasa teklifleri sunacağını basına açıkladı. Bu konuda Hollanda’daki Müslümanların haklarını hükümet nezdinde doğrudan savunan, tartışan, Müslümanlar ile Devlet Arası İletişim Organı (CMO) Başkanı Yusuf Altuntaş ile aydınlatıcı bir söyleşimiz oldu. Yusuf Altuntaş’la yapılan söyleşimizi okumanızı özellikle istirham ediyoruz. Helal kesim, helal sertifika ve kesimhanelerin içyüzünü olanca açıklığı ile gördükten sonra, gelinen ortamın sorumlusu olarak kendimizi sorgulamamız gerektiğine hükmedeceksiniz. Her Müslümanın öncelikli görevi helal kazanmak, helal yemek ve ailesine helal yedirmektir. Bu düsturun maalesef bu şekilde yürümediğine söyleşimizi okuduktan sonra şahit olacaksınız. Umarım, bundan sonra

EDİTÖRDEN

Adnan Şahin adnan@dogus.nl daha hassas davranır, daha itinalı hareket ederiz. Bu süreçte, büyük bir duyarlılıkla, yoğun bir çalışma temposu içinde hareket eden CM0 ve IOT’ye, o kurumlara bağlı olan bütün kuruluşlara ve dışarıda olup da bu hak kazanımda emeği geçen, destek veren bütün kurumlara ve herkese teşekkürler... Bu bizim birliğimiz ve birlikte hareket etmemiz için bir ‘milat’ olur inşallah... Doğuş’ta bu ay Bu ay dosya konumuzu “Irkçılık ve Yılbaşı” olarak belirledik. Bu konuda her zaman yaptığımız gibi değerli yazarlarımızın görüşlerine başvurduk. İlgi ile okuyacağınız çok değerli yazılar bulacaksınız. Tabi ki, dosya konularımızla alakalı sadece yazarlarımızın görüşlerini alıp, onlarla sınırlı kalmadık. Karşımızı çıkan pek çok insanımıza mikrofonumuzu uzatıp değerli görüşlerini aldık. Gerçekten de çok ilginç görüş, düşünceler duyduk. Pek çok yaşanmış konuları dinledik ve onları sizlerle paylaşıyoruz. Elbette elli yıl sonra Hollanda’da ırkçılıktan bahsetmek istemezdik ama maalesef bu bir vakıa. Sağlık sigortalarınızdan memnun değilseniz, 31 Aralık tarihine kadar başka bir kuruma geçebilirsiniz. Konuyla alakalı detayı bilgiyi gazetemizde bulabilirsiniz. Yine pek çok önemli etkinliğin konu edildiği cemiyet haberlerini de ilgiyle takip edeceğinize inanıyorum. İşsizliğin arttığı bir ortamda, bu durumda kalanlar için bir yol haritası çizdi Osman Aslan. 18 Aralık tarihi Göçmenler Günü olarak kutlanmakta. T.C. Lahey Büyükelçiliği Çalışma ve Sosyal Güvenlik Müşaviri Mehmet Sevim, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Göçmen İşçiler Komitesi Üyesi sıfatıyla bu konuyu değerlendirdi. İlgiyle okuyacağınızı umuyorum. Yine dopdolu bir Doğuş’la sizleri baş başa bırakıyorum. Her türlü görüş, eleştiri ve teklifinizi bilmek isteriz. Hazırladığımız dosya konularıyla alakalı yazılarınızı bekliyoruz. 400 kere maşallah! Ama Allah’a şükür Hollanda’da bahsedeceğimiz pek çok da güzellikler yaşanmaktadır. Hem de pek çok olumsuzlukları örtecek büyüklükte. İşte onlardan biri de, Türkiye’nin Hollanda ile başlayan diplomatik ilişkilerinin 400. yıl kutlama çalışmaları. Geçtiğimiz hafta Hollanda’daki Tük basınını davet ederek bir bilgilendirme yapan T.C. Lahey Büyükelçisi Uğur Doğan, bu konuda yoğun bir çalışmanın içine girildiğini ifade etti. 30 ayrı kurumun projeler üreterek bu kutlamaya katkıda bulunacağını söyleyen Doğan her vatandaşımızın kendi çapında ülkemizi temsil edebileceğini belirtti. Kutlamalar 2012 yılı boyunca devam edecek. Böylece bu sayımızla birlikte bir takvim yılını geride bırakmış olacağız. Sizlerle tekrar Ocak ayında görüşebilmeyi umuyor o vakte kadar sizleri Allah’a emanet ediyorum…


04 Fransa Ermeni Soykırımına ilişkin yasayı onayladı

Fransa meclisi genel kurulu, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddinin suç sayılmasını öngören yasa teklifini oy çokluğuyla kabul etti.

Genel kuruldaki oturuma 577 milletvekilinden sadece 70’i katıldı. İki maddeden oluşan teklif, oy çokluğuyla kabul edildi. Teklifin görüşülmesi yaklaşık dört saat sürdü. 7 Aralık’ta Fransa meclisi yasalar komisyonunda kabul edilen teklifin, başkanlık divanında hükümetin de itiraz etmemesi üzerine resmen gündeme alınması kararlaştırılmıştı. Yasa teklifinde, “Fransız yasaları tarafından tanınan soykırımların reddi, bir yıl ve 45 bin Euro para cezasına çarptırılır” ifadesi yer alıyor. TÜRKİYE GÜNLER ÖNCESİNDEN UYARDI Günler öncesinden tartışmalara neden olan yasa tasarısı ile ilgili olarak Türkiye kanadından Fransa’ya yönelik sert uyarılar yapılmıştı. Hükümet ve devlet kanadından Fransa’nın Cezayir’de yapmış olduğu katliamlar hatırlatılmış, bu oylamanın geçmesi halinde TürkiyeFransa ilişkilerinin büyük zarar göreceği belirtilmişti. Konuyla alakalı geniş bir dosyayı önümüzdeki sayılarda sizlerle paylaşacağız. Gerek bu konuyla gerek gazetemizin bu sayıda işlediği konularla ve gerekse Hollanda’ya has düşünce ve görüşlerinizi bekliyoruz.

HA B ER

A ra l i k |De ce mbe r 2011

Bitmeyen Mücadele Ateşli silahlarla yapılan mücadele sona erdi ermesine ama hukuk mücadelesi hız kesmeden devam ediyor. 1995’te yapılan soykırım üzerinden bunlarca yıl geçmiş olmasına rağmen, onlar sabırla hukuki mücadelelerini devam ettiriyorlar. Bu kirli savaş sürecinde istisnasız herkesin kaybı var. Kiminin oğlu, kiminin kocası, kiminin babası. Bazılarının her ikisi, hatta üçü birden şehit olmuş. Kurum başkanı Munira hanımın o katliamda şehit edilen oğlunun cansız bedeni halen bulunamamış. Diğerlerinin de yaşamış oldukları ve anlattıkları hep yürek dağlayan türden. Ama acıların arkasına saklanıp pes etmemişler ve yılmadan mücadeleye devam ediyorlar. Yıllardan beri adları hak, hukuk ve adaletle anılan uluslararası mahkemelerde hakları için, doğrunun ortaya çıkması için mücadele etmekteler. Srebrenica Anneleri’nden bahsediyoruz. 16 yıl önce yaşanan soykırımda evlatlarını, kardeşlerini ve kocalarını kaybeden binlerce insanı temsilen Srebrenica Anneleri dava gereği zaman zaman Hollanda’ya gelip mahkemede davaları izliyorlar, yetkililerle görüşmeler yapıyorlar. Yapmaya çalıştıkları iş zor. Adalet ve hukuku temsil ettiği iddia edilen kocaman kocaman isimleri olan uluslararası mahkemeler adaletten çok politik ve ekonomik güçlerin isteklerini yerine getirmekten öte bir iş yapmıyorlar. Sonuçta haklı olan değil güçlü olan kazanıyor. Bu şartlar altında Srebrenica kentinde Avrupalıların gözü önünde ( Srebrenica kentini koruma görevi Hollanda birliğine verilmişti ) soykırım yapıldığını anlatmaya çalışıyorlar. Hatta sadece soykırımı yapan

Sırpları değil bu işe göz yuman Hollanda’yı da dava ediyorlar. Deveye hendek atlatmak gibi bir şey. Bir sivil toplum kuruluşu olarak devletler kadar güçlü olmasalar bile onları da destekleyenler var. Bu destek onlara güç veriyor, moral veriyor, ümit veriyor. Srebrenica Anneleri mahkemenin daveti üzerine 28 Kasım-3 Aralık 2011 tarihleri arasında Hollanda’ya geldiler. Karadziç’in yargılanma sürecinde bazı celselere de katılan Srebrenica Anneleri Birleşmiş Milletler’e sunulmak üzere hazırlanmakta olan nihai rapora katkıda bulundular. Ayrıca Srebnenica’da görev yapan Hollanda birliği ’Dutchbat’ dolayısıyla Hollanda aleyhine açılan dava ile ilgili çalışmalar da yaptılar.

Srebrenica Anneleri bu kadar yoğun işlerin arasında vakit ayırıp Hollanda İslam Federasyonu’nu da ziyaret ettiler. Bosna-Hersek irtibat subayı Amir Ahmic’le beraber federasyonumuzu ziyaret ettiler. NIF başkanı Mehmet Yaramış Srebrenica Anneleri’ne bir kez daha hoş geldiniz demekten çok memnun olduğunu ve her zaman onların yanında olduklarını dile getirdi. Srebrenica Anneleri adına konuşan Munira hanım şunları söyledi: Sizler Milli Görüş olarak bizim Türkler içinde temas kurduğumuz çok önemli bir kurumsunuz. Sizlere müteşekkiriz. Biz ne zaman Türkiye’den bahsedecek olsak aklımıza ilk Milli Görüş gelir. Yaptığınız yardımları

Oisterwijkkliniek : Moergestelseweg 32G 5062 JW Oisterwijk T. :013 4654848 Salı günü saat 13:00 - 17:00 arası türk sekreter bulunur Diğer günler Tel: 013 4655427/4655428 E-mail: mozmen@tsz.nl

asla unutamayız. Ne zaman Srebnenica’dan Den Haag’a gelmemiz gerekse çevremizdekiler burada hem sayın Ahmiç hem de sizler tarafından da çok iyi karşılanacağımızı ve dolayısıyla perişan olmayacağımızı hatırlatırlar. Sizin şahsınızda kurumunuza teşekkür ederiz.


05

HA B ER

Aralik |Decem b er 2 0 1 1

Hollanda’da artan yoksulluk Türk toplumunu endişeye sevk etti Hollanda’da Merkezi İstatistik Bürosu (CBS) ile Sosyal ve Kültürel Planlama Bürosunun (SCP) ortak hazırladığı, ülkedeki yoksulluğun gelecek yıllarda giderek artacağına ilişkin rapor, burada yaşayan Türk toplumunda endişeye yol açtı.

Stichting voor onderwijs op Islamitische Grondslag in Midden- en OostNederland

zoekt per direct een :

lid College van Bestuur m/v (bezoldigd 0,6 fte) leden voor de Raad van Toezicht

“Toplumumuz krizle boğuşuyor“ Hollanda’da görev yapan Türk kökenli yerel politikacılar, genelde orta ve alt gelir grubunda bulunan Türklerin bu yoksullaşmadan büyük oranda etkileneceği uyarısında bulundu.Yabancıların yoğun yaşadığı şehirlerin başında gelen Rotterdam’da uzun yıllardır Belediye Meclisi üyeliği yapan İşçi Partili (PvdA) Zeki Baran, verdiği demeçte, her iki kurumun hazırladığı yoksulluk raporunu endişeyle okuduğunu söyledi. Ekonomik krize paralel olarak ortaya çıkan ve günden güne giderek artan yoksullaşmanın en çok yabancıları etkileyeceğini ileri süren Baran, “Yabancılar içinde en büyük kitleyi ise Türkler oluşturuyor. Toplumumuz maalesef krizle boğuşuyor ve bu daha da derinleşecek gibi görünüyor” dedi. Özellikle düşük eğitimli oldukları için kötü işlerde çalışan Türk gençlerinin durumunun çok iç açıcı olmadığını kaydeden Baran, “Diploma almadan eğitimlerini yarıda bıraktıkları için basit işlerde çalışıyorlar. Gelirleri az ve en ufak bir krizde ilk onlar işten çıkarılıyor. Bunun çok örneği var. O yüzden ben gençlerimizin de bu yoksulluktan derin etkileneceğini düşünüyorum” diye konuştu. Türk toplumuna, olumsuzluklara rağmen çocuklarını okutmaları yönünde tavsiyede bulunan Baran, yoksullaşma ve ekonomik krizin ailelerin dağılmasına da yol açtığını söyledi. Rotterdam’da belediyeye borçlarını ödeyemeyen ailelerin sayısında son yıllarda ciddi artış kaydedildiğini de vurgulayan Baran, belediye olarak 300 milyon avroluk bir tasarruf planı hazırlamalarına rağmen, fakirlere yönelik yardım fonlarına dokunmamaya gayret gösterdiklerini ifade etti. Çözüm konusunda politik partiler, sendikalar ve hükümete önemli görevler düştüğüne vurgu yapan Zeki Baran, “Yoksullukla uzun vadede mücadelede birey olarak eğitime önem vererek ayakta kalabiliriz. Hükümet de iş pazarındaki ayrımcılığı önleyici yasa ve kuralların uygulanmasını ve kontrolünü elden bırakmamalı. Yerli ve yabancı Hollandalılar olarak el ele yaşanan krizle mücadele etmeliyiz” dedi.

“Yoksulluğun artacağını daha önce ortaya koyduk” Türklerin yoğun yaşadığı yerlerden birisi olan Rotterdam’a bağlı Feijenoord ilçesinin Hristiyan Demokrat Partili (CDA) Belediye Başkan Yardımcısı Turan Yazır, iki kurumun yayımladığı yoksulluk raporunun kendileri için sürpriz olmadığını, çünkü Mart ayında belediye adına yaptıkları benzer bir araştırmada aynı sonuçlara ulaştıklarını söyledi. 72 bin nüfuslu ilçelerinde ikamet edenlerin 15 bininin Türk kökenli olduğunu kaydeden Yazır, buradaki ailelerin üçte birinin yoksulluk sınırının altında yaşadığına ve birçoğunun ücretsiz yardım yapan gıda yardım bankalarından destek aldığına işaret etti. Hollanda’da artan yoksulluktan Türk toplumunun önemli oranda etkilendiğini belirten Yazır, “Bizim araştırmamıza göre yoksulluk sınırının altında yaşayanların yüzde 90’ı yabancılardan oluşuyordu. Bu durum hala devam ediyor. Yoksulluk en çok işsizleri, devlete bağımlı ve sosyal ödenekle geçinenleri, hastalık veya işsizlik aylığı alanlar ile tek ebeveynli aileleri etkiliyor. Türk toplumu içinde bu saydığım özelliklere sahip çok kişi olduğu için artan yoksulluk bizim toplumumuz için büyük tehdit oluşturuyor” diye konuştu. Yoksulluğun en çok yaşlılar ile çocukları etkilediğine de vurgu yapan Yazır, sadece ilçelerinde 6 bin çocuğun yoksulluk sınırı altında hayat sürdüğünü söyledi. Yazır, çocukların zaman zaman çok zor durumlarla karşılaştığını belirterek, “Bazen insanı çok üzen örneklerle karşılaşabiliyoruz. Mesela çocuklarına hediye dahi alamayan aileler var. Bu ailelere ait çocuklar doğum günleri yaklaştığında okula gitmek istemiyorlar. Çünkü kutlama yapamadıkları için utanıyorlar” dedi. Belediye yönetiminin sorunu çözmek için birtakım tedbirler aldığını da kaydeden Yazır, ailelere yardımın yanı sıra insanları iş piyasasına kazandırmak için çaba gösterdiklerini ifade etti.

SIMON is een professionele onderwijsorganisatie met negen basisscholen in de regio’s Midden- en Oost- Nederland. Het aantal leerlingen bedraagt 1400 en het aantal medewerkers 170. Bij ons staan pedagogische, onderwijskundige en levensbeschouwelijke aspecten hoog in het vaandel. Wij beheren negen eigentijdse scholen die volop in ontwikkeling zijn, maar duidelijk een eigen identiteit hebben. Stichting SIMON heeft in het kader van corporate governance per 1 augustus 2011 een scheiding aangebracht tussen College van Bestuur [CvB] en Raad van Toezicht [RvT]. Het College van Bestuur vormt het bevoegd gezag van de scholen, is verantwoordelijk voor de realisatie van de strategische doelen en heeft de eindverantwoordelijkheid van het onderwijs, de dienstverlening en de bedrijfsvoering van de tot de stichting behorende scholen. Profileert de stichting, geeft leiding aan de directeuren van de scholen en aan de bovenschoolse stafmedewerkers. Legt verantwoording af aan de Raad van Toezicht. De taken en bevoegdheden zijn vastgesteld in de statuten en de daaruit volgende regelingen. Voor besluiten aangaande zaken als het strategisch beleid, de begroting en het jaarverslag van de Stichting behoeft zij goedkeuring van de Raad van Toezicht. Daarnaast vervult de RvT het werkgeverschap voor het CvB. De leden hebben tevens een klankborden adviesrol. In de RvT wordt een mix van diverse expertises, bestuurlijke competenties en achtergronden beoogd waaronder: onderwijs, financiën, bedrijfsleven/ arbeidsmarkt, huisvesting, juridisch, organisatiekunde, identiteit en/of politiek/bestuurlijk. De Raad van Toezicht vergadert minimaal vier keer per jaar.

Lid College van Bestuur: Voorop staat dat betrokkene: - zich van harte committeert aan kinderen en ouders, die behoefte hebben aan onderwijs op islamitische grondslag en daar

affiniteit mee heeft, - een onderwijskundige achtergrond heeft met minstens 5 jaar bestuurlijke c.q. integraal managementervaring, bij voorkeur beleidsterrein onderwijs, - aantoonbaar beschikt over een HBO-/academisch denk- en werkniveau.

Profiel:

- Brede kennis van en inzicht in maatschappelijke ontwikkelingen in relatie tot het onderwijs; - Kennis van en inzicht in bestuurlijke en politieke verhoudingen en besluitvormingsprocessen; - Vaardigheid in omgaan met tegengestelde [o.a. culturele] belangen en in het ontwikkelen, uitdragen en verdedigen van beleid, nieuwe ideeën, onderwijsprogrammering etc.; - Vaardigheden in het leidinggeven aan directeuren van de scholen, waaronder het motiveren, stimuleren en coachen van medewerkers.

Wij bieden:

- Een deeltijdbaan van 24 uur per week. Aanvang, zo spoedig mogelijk. - Salaris schaal DC van CAO primair onderwijs. Trede wordt bepaald conform ervaring. - Reis- en onkostenvergoedingen conform regeling secundaire arbeidsvoorwaarden. - Een assessment maakt deel uit van de sollicitatieprocedure.

Leden Raad van Toezicht: Profiel: - Affiniteit hebben met het islamitisch onderwijs en betrokken zijn bij wat er speelt binnen de organisatie en de directe omgeving, zonder daarbij de afstand te verliezen die past bij de toezichtfunctie. - Ervaring op een specifiek terrein, bij voorkeur financiën, juridisch, onderwijs, organisatiekunde en/of politiek/bestuurlijk. - Vanuit een proactieve houding initiatieven kunnen nemen. - Een kritische sparringpartner kunnen zijn. - Functioneren als een klankbord voor het CvB en het uitgezette beleid op hoofdlijnen kunnen beoordelen.

en

- De verantwoordelijkheid kunnen en willen nemen voor de genomen besluiten. - In staat zijn tegengestelde belangen te kunnen afwegen bij te nemen besluiten. - Hierbij ziet men toe op de kwaliteit van de besluiten en de koers van de organisatie. - Goed in teamverband kunnen werken en gebruik kunnen maken van elkaars complementaire kennis en vaardigheden.

Wij bieden U:

- de mogelijkheid om maatschappelijk betrokken te zijn en uw deskundige bijdrage te leveren aan de verdere ontwikkeling van de kwaliteit van het islamitisch onderwijs; - faciliteiten om de functie te kunnen uitoefenen, presentiegeld en onkostenvergoeding.

Procedure:

De selectie zal plaatsvinden door een benoemingsadviescommissie (BAC). De BAC brengt advies uit aan de zittende RvT, dat aan de hand van het voordracht/advies tot benoeming overgaat.

Informatie:

Voor nadere informatie kunt u contact opnemen met de voorzitter van de Raad van Toezicht van SIMON scholen, de heer drs. P. Coppens, via e-mail: p.coppens@ simonscholen.nl of telefoon: 0634677920.

U kunt uw sollicitatie met uitgebreide C.V. vóór 15 januari 2012 sturen of mailen naar:

Raad van Toezicht SIMON T.a.v. de voorzitter e-mail: info@simonscholen.nl Website: www.simonscholen.nl Postadres: Postbus 11 3030 AA Leusden Telefoon: 033.4337336


06

sö y l eşİ

a ra l ı k |de ce mbe r 2011

PvdD (Hayvanlar Partisi) lideri Marianne Thieme’nin hayvanların uyuşturulmadan kesilmelerinin yasaklanmasını öngören yasa teklifine senatodan destek çıkmadı. Bu sonuçta etkin rol oynayan CMO Başkanı Yusuf Altuntaş’la (38) bir söyleşi gerçekleştirdik. 2006 yılından itibaren Müslümanlar ile Devlet Arası İletişim Organı (CMO)’da Kuzey Hollanda Milli Görüş’ü temsil eden Yusuf Altuntaş, 2010’dan beri de kurumun başkanlığını yürütmekte. Aynı zamanda İslam Okullarının çatı kuruluşu olan ISBO’nun Genel Müdürlüğünü yapan Altuntaş, farklı kurumlarda da pek çok fahri görevi de beraberinde götürmektedir. Evli, 2 kız 2 erkek çocuğu babası olan Altuntaş, Kuzey Hollanda Milli Görüş Teşkilatlarında da Dış İlişkiler Sorumlusu olarak görev yapmakta. Yusuf Altuntaş’la yapılan bu söyleşiden hayli istifade edeceğinizi ve ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz.

Ebubekir Öztüre- CMO Müdürü

yusuf altuntaş - CMO Başkanı

CMO Başkanı Yusuf Altuntaş:

“Bu süreç, Müslümanların uyanışına, birlikte hareket etmelerine, haklarını alma noktasında bilinçlenmesine vesile oldu” Helal kesimi yasaklama sürecine nasıl gelindi, CMO bu süreçte nasıl bir rol üstlendi ve bu sonucun alınması nasıl sağlandı? CMO yönetimi olarak Hollanda’nın siyasi ve toplumsal gidişatını yakinen takip ediyoruz. Hayvan Severler partisi 2009 yılında parlamentoya girdiğinde, böyle bir yasa teklifini meclise getireceğini bekliyorduk, zira parti programında bu yönde bir madde bulunuyordu. Bunu fark ettiğimiz için hemen bir “helal komisyonu” kurduk. Bu parti, geçenlerde mecliste kabul ettirdiği yasa teklifini aslında 2008 yılında da meclise getirmiş, ancak Yahudi gruplarıyla başlatmış olduğumuz lobi çalışmaları neticesinde teklifi engellemiştik. Parti başkanı Thieme’nin boş durmayacağını biliyorduk ve sürekli takip halindeydik. Ama biz onların, Belçika’da İslami usullere göre kesim yapan bir kesimhanede gizli bir video çekim yaptığını gözden kaçırdık. Teklifi vermeden önce bu görüntüleri kamuoyuyla paylaştı ve halkın vicdan ve duygularını etki altına almaya çalıştı. Elbette o görüntüleri ve o kesim şeklini kabul etmemiz mümkün değil, zaten inancımız bize, hayvanı en az acı çekecek şekilde kesmemizi öğütlüyor. Bayramın ikinci günü bu görüntüler sayesinde oluşturduğu kamuoyunu da arkasına alarak önergeyi meclise sundu. Biz o tekliften sonra yoğun bir lobi çalışması içerisine girdik. Yahudilerin de destek verdiği bu komisyon toplantılarına sadece CMO değil, pek çok kurum kuruluş da destek verdi. Bütün partilerle görüştük, PvdA ile 6-7 kez bir araya geldik. Topluma açık toplantılar, müzakereler düzenledik, fikrimizi beyan ettik. Bu görüşmelerden elde ettiğimiz sonuç olumsuzdu. Partiler, ‘bize alternatifle, çözümle gelin, hayvanın daha az acı çekmesi nasıl mümkünse, bize onu söyleyin, ikna olalım’ diyorlardı. Sadece dini partiler “din özgürlüğünün kısıtlanması” kaygısıyla karşı çıkıyorlardı, geri kalan hepsi bu yasaya destek veriyorlar ve ‘kanunda ne yazıyorsa ona uyacaksınız’ diyorlardı. Konuyla alakalı yasa maddesi de, “Kesim şoklu olacaktır” diyor. Sadece parantez içerisinde bir açıklama var: (Müslümanlar ve Yahudiler hariç...)

Kesimhanelerde helal şüphesi… Biz sadece partilerle değil, kesimhanelerle ve ilgili kuruluşlarla da bir araya geliyor, ziyaret ediyorduk. Bu arada ziyaret ettiğimiz kesimhanelerden de çok olumsuz izlenimler edindik. Helal kesim yaptıklarını söyleyen mezbahaların yüzde 70’i maalesef İslami usullere göre kesmiyor. Hatta birine şahit olduk, adam Güney Amerika’dan et getiriyor, helal damgası vurarak Hollanda piyasasına sürüyor. Bazı mezbahalardan randevu istedik, adamlar kabul etmediler. Bu da ister istemez bizlerde bir şüphenin oluşmasına sebep oluyor. Helal sertifika veren kurumların da artık hiçbir güvenirliği kalmamıştır, zira bu sertifika para karşılığında alınacak bir hale gelmiştir. Adam hem şoklu hem de şoksuz kesime sertifika veriyor. Bu alanda çok ciddi sorunlarla karşılaştık. Bizim bu girişimimizden sonra Helal Sertifika bürolarının bu işe daha ciddi bir şekilde baktıklarını gözlemliyoruz. Helal Sertifikalarındaki güvensizlik… Biz bu meselenin dini boyutunu da araştırdık. CMO olarak bu yıl Haziran ayında uluslararası bir konferans düzenledik. Programımıza 7 ayrı ülkeden 7 ayrı uzman konuşmacı katıldı. Programın sonuç bildirgesinde şu maddeler yer aldı: “Müslüman cemaatler olarak, şoklu kesime ‘helal kesim’ diyemeyiz. Biz şoksuz kesimle kesmeliyiz. Helal Sertifika veren kurumlar güvenirliğini kaybettiğinden dolayı, bu gibi kurumlar hiyerarşik bir yapılandırmayla hizmet sunmalıdır” Konuşmacılar, Avrupa’da Müslüman toplumun yoğun yaşadığı ülkelerden gelmişlerdi. Hollanda’daki gelişmeleri yakinen takip eden konuşmacılar, bizlere o gün başka bir misyon ve sorumluluk yüklediler. “Eğer siz, CMO olarak helal kesim sürecinde başarısız olur, böyle bir yasanın Hollanda’da çıkmasını engelleyemezseniz, bu yasa bütün Avrupa ülkelerine emsal teşkil eder, bütün ülkeler helal kesimi yasaklar, bunun da vebali sizin üzerinize olur” dediler. Avrupa ülkeleri bu süreci yakinen

takip ettiler. Bizlerde bu görevi layıkıyla yerine getirmeye çalıştık. Özellikle müdürümüz Ebubekir Öztüre’nin gösterdiği üstün çaba böyle bir kararın alınmasında etkin rol oynadı. Her türlü girişimi yürüttü, lobi çalışmalarında etkin bir rol üstlendi, gecesini gündüzüne kattı ve böyle bir sonucun alınmasına büyük katkıda bulundu. Biz Olayın hem dini hem bilimsel hem de siyasi yönünü ele alarak bu yola çıktık. Bilimsel konuda hüsrana uğradık. Onca İslam ülkesi var, hemen hemen hiçbir bilimsel araştırmaya rastlamadık. Muhatap olduğumuz siyasiler, akademisyenler bize şunu soruyorlar: “Şoklu ve şoksuz kesim arasındaki fark nedir, bu iki durumda da hayvanın acı çekme süresi ne kadardır, bunu bana bilimsel olarak izah et, yeter.” ‘Şoklu kesildiğine kanın dışarıya akmamasından dolayı hijyenik olma durumunun ortadan kalktığını, etin muhafaza etme süresinin azaldığını ve kanın ete karşımasının çeşitli hastalıklara yol açacağını’ söylüyoruz ama bu açıklamaları karşındaki kişiler bilimsel olarak görmek, duymak, okumak istiyorlar.

hukuki boyutunu ele alabilecek 17 kişiden müteşekkil bir çalışma grubu oluşturduk. Bu grup defalarca bir araya gelerek 18 sayfalık bir nota hazırladılar. Bu kanun teklifinin çıkmaması gerektiğini dört boyutuyla da ele alan bu bildiri, hem Senato’ya hem de ilgili bütün mercilere ulaştırıldı. Senato’da okundu, Senato üyeleriyle birebir görüşmeler yapıldı, onlarla kesimhaneler ziyaret edildi, şoksuz kesimler gösterildi. Böyle titiz bir çalışma süreci geçirdik. Senato üyeleri bu çalışmamızı takdirle karşıladı ve kendi üzerlerine düşeni de en iyi, adil bir şekilde ortaya koydular. Senatoya sunduğumuz bildirinin bazı maddeleri, Hayvan Severler partisine soru olarak da soruldu. Onlar, ‘Müslüman toplumla sürekli irtibat halinde olduklarını’ söylüyorlardı ama biz dahi onlarla hiçbir zaman bir araya gelmedik. Biz gelişmeleri günlük olarak takip ediyorduk. Yapılan çalışmaları takdir eden Senato üyeleri ve siyasiler, kanaatlerini basın yoluyla duyurmaya ve nasıl bir kararın çıkacağı sinyallerini vermeye başlamışlardı. Ciddi, titiz bir çalışma yapıldı ve sonucunda da böyle bir karar çıkması sağlandı.

Olayın dört boyutu… Hollandalı veterinerler ‘bıçakla yapılan kesim daha sağlıklı, daha hijyeniktir ve etin uzun süre muhafazası mümkündür’ demelerine rağmen, bu tür konuşmalar bilimsel bir araştırmaya dayanmayınca, kabul görme oranı sıfırlıyor. Dini boyutunu araştırdık, kesinlikle “ŞOKSUZ OLACAK” diyor. Siyasi boyutuna gelince, bu kadar yaygaranın koparıldığı, her şeyin toz duman içerisinde kaldığı bir dönemde bu yasanın çoğunluk alarak meclisten geçeceğini biliyorduk. Biz bu yasanın Senato’dan çıkmasını engelleyecek girişimlerde bulunacaktık. Çünkü Senato, meseleye siyasiler gibi sadece politik, popülist ve duygusal açıdan bakmıyor. Senato, kanun teklifini ele alır, hukuki boyutuyla değerlendirir, kimsenin gözünün yaşına bakmadan rasyonel bir karar verir. Bunu bildiğimiz için iyi bir hazırlık yapmamız gerektiğini de biliyorduk. Müdürümüz Ebubekir Öztüre yönetiminde, dini, ilmi, siyasi,

18 maddelik bildiri … Bu teklifi veren parti mensuplarına sormak lazım: “Helal kesim, bu ülkedeki pazarın yüzde birine tekabül ediyor. Eğer samimiyseniz, kesimlerin yüzde 99’unu oluşturan şoklu kesimde de yapılan hataları önlemek için harekete geçin, teklif hazırlayın. Zira şoklu kesilen her 10 hayvanın 6’sı hatalı kesiliyor, barut hayvanın bütün vücuduna yayılıyor. Hem hayvan daha çok acı hissediyor hem de böylece, bu gibi hayvanın etini yiyen insanların sağlığıyla oynanıyor.” Bu aşamadan sonra, Ekonomi Bakanlığı Müsteşarı Henk Bleker, hayvanların uyuşturulmadan kesildiği kesimevleri ile görüşmeler yaparak, hayvanların kesim sırasında daha az acı çekmelerini sağlayacak önlemler konusunda anlaşma yapmak istediğini söyledi. Yasa teklifiyle ilgili görüşmelere, bu bilgiler geldikten sonra devam edilmesi kararlaştırıldı. Bakana sunduğumuz öneriler ve anlaşma metni üzerinde çalışmalar yapmaktayız.

Bu şansı, fırsatı iyi değerlendirmeliyiz. Kesim yapanlarımızı eğitmeli, kesimhanelerimizin temizliğine dikkat etmeliyiz. Zira bu sonuç, bizim için bir milattır. Müslüman toplumun, 50 yıldır burada elde ettiği en önemli hak kazanımlarından biridir. Çocuklarımıza gönül hoşluğu ile helal yedirebiliriz. Helal olmayandan yemenin bedelinin nasıl ağır olduğunu hepimiz biliyoruz. Adamın nasıl inandığına ve nasıl yaşadığına karışamayız ama eğer adam şoksuz kesilen et ve diğer ürünleri helal yemek istiyorsa buna da birileri karışmamalı. AH marketinde ‘helal’ etiketli ürünü gören Müslüman çekinmeden alıyor. Onun helal olup olmadığını araştırması lazım. Bizim bu çabamız, verilen bu haklı mücadele, Müslümanların da uyanışına, birlikte hareket etmelerine, haklarını arama ve alma noktasında bilinçlenmesine vesile oldu. CMO bünyesindeki kuruluşların turumu nasıldı? Başlanışta hayli pasif bir çizgideydi; ne yaparsak yapalım ‘bu yasa yürürlüğe girer’ kanaati hakimdi. Bizim oluşturduğumuz çalışma grubuyla bu rehavet ortadan kalktı ve hepsi de büyük bir iştiyakla, canla başla çalıştılar. Bu süreçte Yahudilerin rolü... Onlarla bu süreçte, omuz omuza 24 saat bir birlikteliğimiz oldu. Onların mecliste, bir ‘lobicisi’ vardı. Kendine ait çalışma ofisi, giriş kartı olan bir çalışan bu. Yahudi kurumlar onun maaşını ödüyorlar, o da orada bir işçi gibi çalışıyor. Onlarla ortak bir çalışma alanımız olduğu için, müdürümüz Ebubekir Öztüre onun girdiği her kapıdan girdi. Siyasi ve medya boyutuyla büyük bir destek verdiler. Zira bu sadece bizi değil, onları da yakinen ilgilendiriyordu. Ama verilen mücadelede ortaktık, yalnız olmadığımızı hissettik, tebrik ettik kendilerini, teşekkürlerimizi sunduk. Teklif yeniden gelirse… Biz hazırlıklıyız. Marianne hanım kredisini bitirdi. Senato’dan dönen teklife artık meclis de sıcak bakmaz. Birde bu yaşanan süreçte bizim çalışmalarımız siyasileri için iyi bir done oldu. Onların bizden istediği tek şey, ‘hayvanın daha az acı çekerek kesilmesi’dir ki, bunun da yapılması için bizler büyük görev ve sorumluluklar düşmekte. Onların eline malzeme verecek şekilde ehliyetsiz insanlara hayvanları kestirirsek, işimiz zor. Bu şekilde bir kesim, ne insanlığa, ne vicdana, ne akla, ne dine sığmaz. Bakanın elindeki anlaşma metnine uyulduğu sürece korkmamalıyız. Kesimhaneler üzerine düşeni yapsınlar yeter. Son sözler… Doğuş okurları CMO sitesini takip etsinler. Çalışmalarımızı ve güncel gelişmeleri oradan takip edebilirler. Soru ve sorunlarını bizlerle paylaşsınlar. Müslümanlar et aldıkları kasabı kontrol etsinler. “Ben size güveniyor ve eti sizden alıyorum, ama sizin nereden aldığınızı da bilmek istiyorum” diye hassasiyetlerini belirtsinler ve lütfen çok dikkatli olsunlar. Helal lokmanın tadını ve yerini hiçbir şey tutmaz.


YILBAŞI VE MÜSLÜMANLAR Yılbaşı bir önceki yılın sona erdiği ve yeni bir yılın başladığı zaman dilimidir. Kullanılan takvim sistemine göre yılbaşı farklılık arz eder. Örneğin Müslümanların kullandığı Hicri Takvimde yılbaşı her sene on gün öne gelir. Dolayısı ile de her yıl ayrı bir mevsime denk düşer. Mali yılbaşı kabul edilen Rumi Takvim sisteminde yılbaşı 1 Mart tarihi olarak kabul edilir. El’an genel olarak yeryüzünde kullanılan Milat Takvimi sisteminde ise yılbaşı 1 Ocak tarihine rast gelir. Bizi de bir şeyler ifade etmeye sevk eden yılbaşı işte bu Miladi Takvim esasına göre varlığı kabul edilen Miladi yılbaşıdır. Milat sözlükte “doğum zamanı” demektir. Bununla Hz. İsa (as)’ın dünyaya geldiği tarih kastedilir. “Milattan önce” veya “Milattan sonra” denildiğinde akla gelen şey Hz. İsa (as)’ın doğumundan önceki veya sonraki zaman dilimidir. Ancak, bu tarih kesin olarak belirlenmiş değildir. Zira Hristiyan aleminde Hz. İsa (as)’ın doğum günü Katoliklerce 25 Aralık, tarihinde, Ortodokslarda ise 6 Ocak tarihinde kutlanır. Yılbaşı denilince hemen hatıra gelen bir husus da Noel kutlamalarıdır. Nerede yaşadığı tam olarak bilinmese de yılbaşı kutlamalarında ön plana çıkan bu isim, Aziz Nikola diye bilinen ve Hristiyanlarca dinini yaşayan, samimi, ruhani bir kimlik olarak kabul edilir. Bu isim ilk defa 17. asırda Almanya’daki kutlamalarda ortaya çıkmış ve daha sonra bütün bir Hristiyanlık âlemine yayılmıştır. 1931 yılında bir firmanın reklam figürü olarak kullanmasının ardından bu kimlik tamamen değişmiş ve ekonomik ve kültürel bir boyut kazanmıştır. Hz. İsa (as)’ın 1 Ocak’ta doğumu, Aziz Nikola’nın 6 Ocak’ta ölümü ve

AYIN TEZİ:

Fatih Şahin: “Batı zevk düşkünüdür” Yılbaşı Müslümanlarla aslında alakası olmayan, fakat bir o kadar da alakalı bir konudur. Çünkü İslam dininde miladi yılbaşının herhangi bir önemi ehemmiyeti yoktur. Bunlar farklı dinlerde özellikle Hıristiyan âleminde, kendi kutsal günleri olarak düşünülen bir gündür. Fakat bizim için önemi maalesef, Müslümanların da bu güne rağbet göstermeleri, bu günü kutlamaya başlamış olmalarıdır. Fakat bunun en büyük nedeni herhalde bilgisizlikten, insanların İslam kültürünü yeterince tanımamasından kaynaklanıyor. İşte bundan dolayı da, gerek Diyanet gerek Milli Görüş gerekse diğer İslami kuruluşlar bu gecelerde bazı organizasyonlar yaparak, toplumun Hristiyan bayramlarını veya gayri Müslim bayramlarına iltifat etmemeleri uyarısında bulunuyorlar. Batının en büyük önemsediği şey ise, hedonizm yani “zevke düşkünlük”dür. O gecede, özellikle sürekli havai fişeklerin atılması, sürekli eğlenilmesi maalesef insanları etkileyen unsurlardır. Müslüman olup da bu işten etkilenmemek mümkün mü? Hem mümkün hem de değil tabi. Sonuçta biraz bilgiyle, yaşantıyla alakalı şeyler. Etkilendiğimizi söyleyebilirim yani…

07

dO SYA

Ar al ik|December 2 0 1 1

kış gün dönümünün birleştirilmiş hali gibi duran bu tarih bugün dinî unsurlarla da desteklenerek bütün Hristiyanların bir kutlama ve anma vesilesi olmuştur. Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmemesine rağmen bu şahıslar da vesile kılınarak yılbaşı dini bir kisveye büründürülmüştür. Ancak iş ekonomik açıdan bakıldığında dini kisve biraz daha sönük kalmıştır. Bu anlatılan şeylerden hareketle konuya baktığımız zaman görürüz ki, ne tarih başlangıcı olarak ne de dini ve kültürel olarak ‘yılbaşı olgusu’ Müslümanlara ait değildir. Bu tarih Hz. İsa (as)’ın gerçek manada doğum günü olmuş olsaydı bizim de kendisine iman etme borcumuz olan Hz. İsa (as)’nın doğum günü bizim de kabul edebileceğimiz bir tarih olurdu. Ancak bunun böyle olmadığı açıktır ve bu da pek çok hurafeden biridir. Konunun biz Müslümanlara bakan yönüne gelince durum şudur. Hristiyanlarca kutlanan yılbaşı, Mecusi kültürüne ait olan baharın gelişinde kutlanan Nevruz ve sonbahar mevsiminde kutlanan Mihrican gibi bayramlar, temelde İslami değildir. Onun için de Müslümanlar olarak tavrımızı ortaya koymamız ve işin önce dine bakan yönünü düşünmemiz gerekir. Yukarda da ifade edildiği gibi, yılbaşı kutlamaları bir Hristiyan inanış ve kültürüdür. “Bir millete benzeyen o millettendir” hadis-i şerifinden de hareketle böyle bir adete ortak olmamız ve kutlamalar yapmamız dinimizce caiz değildir. İslam Hukuku ile ilgili eserlerimizde ve günümüzde yaşayan alimlerimizin değerlendirmelerinde sadece Hristiyanların değil, İslam dışı din ve

“Bir millete benzeyen o millettendir” *

inanç sistemlerinden kaynaklanan bayram, şenlik ve kültürlerine tabi olmanın ve onların bu kutlamalarına katılmanın, hediyeleşmenin hükmü en azından “büyük günah”tır1. Daha ötesinde meselenin hükmünü küfür ve şirke kadar götüren İmam Rabbani (ks) gibi gönül ve ruh ufkunun büyüklerinden muteber alimlerimiz de vardır.2 Alimlerimiz buna hükmederken şu delillerden hareket ederler: Önce ayetler: “İyilik ve (Allah’ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah’tan korkun; çünkü Allah’ın cezası çetindir.”3 Yılbaşı kutlamalarında işlenen günahlar düşünüldüğünde bir Müslüman, adeta günah deryası olan böyle bir kutlama içinde olabilir mi? Seller gibi bir gecede tüketilen alkol bile düşünülecek olsa, ne büyük günahların işlendiğine dair bir kanaat oluşur. Bir başka ayet ise şöyledir: “ Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra (O’ndan da) yardım göremezsiniz!”4 Yılbaşında işlenen günahlara -ki Allah’a isyan etmektirortak olmak, zulme meyletmek demektir. Bir Müslüman olarak elbette böyle bir şeyden uzak durmamız inancımızın gereğidir. Peygamberi uyarılar olarak da şu mübarek sözleri ifade edebiliriz: “Kim bir kavme benzerse, o da onlardandır.”5 “Bizden başkasına benzeyen bizden değildir.”6 Sırf yılbaşı kutlamaları sadedinde yapılan gereksiz harcamalar ve milyonlarca dolarlık hava-i fişek gösterileri gibi lüks ve israf harcamaları da samimi bir Müslümanın yapamayacağı şeydir. Ayrıca Sevgili Peygamberimiz (sas)’in İslami olmayan dinsel

ve kültürel bazı gün ve adetleri değiştirdiğini de biliyoruz. Nitekim Medine’ye göçüp gelen Peygamber Efendimiz (as), Medineli Yahudilerin öteden beri iki bayramlarının olduğunu ve bu bayramlarda kutlama yaptıklarını öğrendi. Bayramlar ve toplum hayatında etkili olan bazı kültürel örf ve adetler, dînen insanları açıkça etkileme gücüne sahip olan unsurlar oldukları için Peygamber Efendimiz (as), bu iki günü değiştirdi ve bunların yerine Ramazan ve Kurban bayramlarını ikame eyledi. Pek çok hadis-i şerifte sadece bunlar değil, başka dinlere ait sembolik değeri ve fonksiyonu olan örf, âdet ve uygulamaları Müslümanlara yasakladı. Bir yerde Allah’a isyan ve günah varsa Müslümanın o ortamda bulunması caiz değildir. Bunu şu ayet-i celile ne kadar da güzel ifade buyuruyor: “O (Allah), Kitap’ta size şöyle indirmiştir ki: Allah’ın ayetlerinin inkar edildiğini yahut onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıncaya (konuya geçinceye) kadar kafirlerle beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Elbette Allah, münafıkları ve kafirleri cehennemde bir araya getirecektir.”7 Bütün bunlardan elde edeceğimiz netice şudur. Yılbaşı kutlamaları adına bir muameleye kalkışmak ve kutlamalara bilfiil iştirak etmek en hafif ifadesiyle caiz değildir ve günahtır. Müslümanı ciddî vebal altında bırakır. Dolayısı ile bir Müslümanın böyle bir günü bayram gibi kutlaması düşünülemez. Ancak şunu belirtmek gerekir. Bizim bayramlarımızda bizi tebrik eden gayr-i müslimleri kendilerinin bayramları olan ve kendilerince kutsal sayılan günlerini biz de onlar adına tebrik edebiliriz. Bunda bir sıkıntı olmaz kanaatindeyiz.

muştular

Hulusi Ünye

Bilhassa Avrupa’da yaşayan Müslümanlar olarak, ister istemez bizler de yılbaşı yaklaşırken gelişmelerden etkileniyoruz. Bilhassa çocuklarımızın ve gençlerimizin etki altında kaldıklarına daha çok şahit oluyoruz. Onun için de Müslümanların oluşturduğu kurumlar bazı tedbirler alıyorlar ve alternatif programlar tertip ediyorlar. Böylece gençliği isyan ve günah bataklığından uzak tutmaya çalışıyorlar. Ebeveynler olarak gençlerimizi bu programlara yönlendirebilir ve gençliğin günah ve isyana düşmelerine engel olabiliriz. Bunun ötesinde bir yılı daha geride bırakan bir insan olarak bu gecede Allah’ı razı edecek ibadetlerde bulunmak ve geçen senenin muhasebesini yaparak gelecek yıl ve yıllarda daha güzel şeyler yapmaya niyetlenmek güzel olacaktır. Varsa hatalara tövbe istiğfar edilir ve gelecek senenin daha iyi geçmesine niyet edilir. Sözlerimizin sonunda Cenab-ı Hak’tan herkes için, kendisinde hayırlı ve salih amellerin işleneceği nice yıllar ihsan etmesini niyaz ediyoruz. *(Hadis-i Şerif meâli)

Bkz. Beşer Faruk, Günlük Hayatımız, 123; Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, 3/469-470 Mektubât-ı İmam Rabbanî, 453. mek; İbni Abidin, (terc.) 17/310; Fetâvây-ı Hindiyye, (terc,) 2/276) 3 Maide, 5:2 4 Hud, 11:113 5 Ebu Davud, Libas, 4; Müsned, 2/50 6 Tirmizî, İstizan, 7 7 Nisa, 4:140 1

2

“Yılbaşı özel bir gün olarak kutlanmalıdır”

Celalettin Bahadır: “Bizim için ölçü İslam’ın kurallarıdır” Yılbaşı ile Noel arasındaki fark zaten biliniyor. Yılbaşının bize göre özel bir manası yok. Noel’in de tabii ki, yok. Çünkü bizim ne inancımızda ne de adetlerimizde böyle bir uygulama var. Yılbaşının Hristiyanlarca kutlanma sebebi, Hz. İsa (a.s)’nın doğumu ve göğe çekilişidir. Öldükten sonra Hz. İsa (a.s)’ın tekrar dirildiğine inanıyorlar. Dolayısıyla bizde böyle bir anlayış olmadığına göre, Müslümanların bu olayı onlar gibi algılaması ve kutlaması da olamaz, olmamalıdır. Çünkü bizim yılbaşımız var zaten. Hicri yılbaşı bizim için daha önemli ve daha değerli. Ama tabii ki, Hz. İsa (a.s) ve doğumu bizim için de değerli. Sadece Hristiyanlara has bir şey değil biz de İsa aleyhisselama iman ediyoruz zaten. Ama yani bu bize göre bir ölçü değil. Bizim için ölçü İslam’ın kurallarıdır.

Hamit Cihan: “60 milyonu havaya atıyorlar” Yılbaşı Müslümanlarla alakası olmayan, tamamen bu Hristiyanlara ait bir şey. O gün gençlere cami içi programlar yapılmalı, alternatif organizeler düzenlenmeli. O gün yaşananlar gerçekten çok üzücü bir şey, ama bu insanların görüşüdür ona da bir şey diyemiyorsun. Dediğin zaman çok olumsuz tepkilerle karşılaşıyorsun. Sanıyorum ki Hristiyanların büyük bir kesimi de bilhassa gençleri niye kutladıklarını bilmiyorlar. Yılbaşını tamamen havai fişek ve alkol tüketimi olarak algılıyorlar. Bir önceki yıldı galiba 60 milyonluk Euro’luk havai fişeğin kullanıldığı bilgisi verildi. Yeri geldiği zaman işte Afrika’da ölen insanlardan bahsediyorlar. Ama 60 milyonu havaya atıyorlar ve bir gecede; tonlarca alkol tüketiyorlar. İşyerleri Noel hediyesi adı altında işçilere bir paketi veriyorlar. Açıyorsun paketi içinden çıkan çoğunlukla alkol ve haram olan et mamulleri. Bu arada bu paket hazırlanırken ayrım yapılmıyor. Çalışan Müslümanların hassasiyetleri göz önünde bulundurulmuyor. Dolayısıyla Müslümanlar bu pakettekilerin hiç birini kullanamıyor. Ya komşusuna veriyor. Ya da çöpe atıyor.

Veysel Setdibi “Gençlik Batı adetleriyle dejenere oluyor”

Bizim bildiğimiz miladi takvim, Müslümanlara göre İsa aleyhisselamın doğumunu çağrıştırır. Ve Hristiyan âleminin birliğini aklımıza getiriyor. Müslümanlar için de, Türkiye olarak Avrupa birliğine girmek istediğimiz ve batıya yüzümüzü döndüğümüzden dolayı bu takvimi toplumumuz kabullenmiş durumda. Ama kutlamada ikilem yaşıyoruz. Bu konuda diyeceğim, bu yılbaşı Hristiyanların kutlamış olduğu bir gündür. Ama Batıya yakınlaşmamız gençliğimizin dejenere olmasına yol açıyor. Maalesef gençlerimiz bu kutlamalara katılıyor ve dediğim gibi bir ikilem içinde yaşıyor gençlik.

Hüseyin Yurt: “Yılbaşı, hindi ve çam katliamıdır” Yılbaşının kökenine inmek istersek Hz. İsa’nın doğum günü olduğunu anlıyoruz. Fakat bunlar bunun çeşitli yönlere çekmişler. Bunu Hristiyanların bayramı olan Noel, hindi ve çam katliamından, havai fişek patlatmaktan ibaret. Dolayısıyla yüksek dozda israf. Bana yılbaşı bunları hatırlatıyor.

Mustafa Ali İlkinci: “Bir ikilem ve bocalama yaşıyoruz” Ben âcizane, şöyle düşünüyorum. Biz halen bir bocalama içindeyiz. Müslüman olarak batılı sistemin içinde kalmış onun çarkları arasında çoluk çocuk bir bocalama dönemi yaşamaktayız. Bu bize temelde öğretilseydi neyin ne olduğunu bilir ve ona göre yaşamımızı yönlendirirdik. Hollanda’da kutlanmaya çalışılan yılbaşı dini temellere dayanıyor. Ancak zamanla sapmalar olmuş ve konu mecrasından çıkmış sonunda bol israfın yapıldığı bir eğlenceye dönüşmüş.


08

gün dem

a ra l ı k |de ce mbe r 2011

Evet itiraf ediyorum; ‘vatan hainiyim!’ Bizim oralarda bir laf vardır “Bekara karı boşamak kolaydır” diye... Şimdi bu lafı neden söylediğimi merak ettiniz değil mi? Bedelli askerlik 5 bin Euro gibi iken, şimdilerde bedelli askerlik 10 bin Euro gibi ödenmesi zor bir meblağa çıkarıldı. Zaten Avrupa’da yaşayan Türk insanımız kıt kanaat geçimini sağlıyor nasıl ödesin bu miktarı? Ekonomik krizin içinde olan Avrupa ülkesindeki insanlar neredeyse her gün yapılan zamlarla karşı karşıya geliyorlar, birde ödenmesi gereken vergilerde eklenince insan şaşırıp kalıyor ne yapacağını. Bu miktarı ödemekte zorlanan bir çok Türk vatandaşı vatandaşlıktan çıkmak için müracaatlarda bulundu ve biliyoruz ki bir çoğu da bu konu üzerinde düşünüyor. Vatandaşlıktan çıkma nedeni sadece parasal olmayanlarda var tabi. Bir çoğu konsolosluklarda yaşadıkları olumsuzluklar nedeniyle de vatandaşlıktan çıkıyor. Bu tür durumlar aslında, Türker’in bulundukları ülkelerde asimile olmasını isteyen lobilere

yarayacaktır. 21 günlük zorunlu temel askerlik hizmetinin kaldırılmasını isabetli bir karar olarak değerlendirirken, ödenmesi gereken miktarı ise çok fazla buldum. Tabii ki anavatanımız dediğimiz ülkemize elimizden gelen yardımı etmeliyiz. Lakin bu yardımın çeşidini,

sonra, komutanların tavırları ve Burdur piyade alayında yaşanan olumsuzluklar neticesinde çocuklarını Türk vatandaşlığından çıkartan aileler biliyorum. Avrupa ülkesinde yaşadığımız için biz Türker’i hala sağmal inek gibi görenlerden rahatsız oluyorum açıkçası. Bu durumdan şikâyetçiyim!

Vatan haini olarak illa birilerini işaret edecekseniz yönünüzü İmralı’ya doğru çevirmenizi tavsiye ederim. Binlerce şehidin katili İmralı’da paşalar gibi hizmet görüyor. Hanginiz bu duruma “dur” diyebiliyorsunuz?..

miktarını ve nerelere yapacağımızı bırakında biz kendi öz irademiz ile belirleyelim. Burdur Er Eğitim Tugayında yaşanan olumsuzluklardan etkilenen o kadar çok insan tanıyorum ki… 21 gün askerlik eğitiminden

Yasa henüz yürürlüğe girmeden eski yasadan yararlanmak için konsolosluklara akın eden Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşları sosyal paylaşım alanlarında, kulislerde vatan haini ilan ediliyor. Bir çok gurbetçiyi rahatsız ettiği

gibi, bende rahatsızlık duyuyorum bu tür paylaşımlardan . Asıl vatan hainliği, komutanlık (!) kıyafetinin altına sığınmış Türk Milletinin milli manevi değerlerine savaş açmış, Ergenekon terör örgütüdür. Vatan haini olarak illa birilerini işaret edecekseniz yönünüzü İmralı’ya doğru çevirmenizi tavsiye ederim. Binlerce şehidin katili İmralı’da paşalar gibi hizmet görüyor. Hanginiz bu duruma “dur” diyebiliyorsunuz? Vatan haini diye ilan ettiğiniz gençlerimiz emin olun ki Türkiye’de yaşayan ve askerlik yapan bir çok Türk vatandaşından kat kat daha vatanseverdir. Avrupa’da bir çok Türk genci tanıyorum; doğup büyümediği halde, fakat baba ocağı dediği, anavatanı Türkiye için gözünü kırpmadan canını verebilir.

Havva Koç

AYNA kochavva@live.nl

yaparak mı göstersin? Bu yazımı 2009 yılında Burdur’da 21 günlük bedelli askerlik yapan gurbetçi tiyatro sanatçımız Ömer Atıf’ın dörtlüğüyle sonlandırıyorum. “Alay meydanında içtimadayız Meydanı sarar ağaçlar sıra sıra Sanki anlatırlar bize her biri bir şehidi Şehitler Fatiha beklerken Biz borazanlar çalmaktayız”

Vatanperverliğini, milletine sadakatini soyularak mı, sağmal inek muamelesi görerek mi; sadece askerlik

Konya – Karaman Özel Selçuklu Hastaneleri Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Seyit Karaca:

“Kötü emsal oluşturacak her türlü yaklaşımdan kaçmalıyız” Konya – Karaman Özel Selçuklu Hastaneleri Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Seyit Karaca ve beraberindeki heyet, vatandaşlarımızla buluşmak için sık sık Hollanda’ya geliyor, onları dinliyor ve görüşmelerden çıkan sonuçları, daha iyi hizmet vermesi adına kurumuna taşıyor. Hollanda ziyareti sırasında, Başhekim Dr. Eyüp Çetin ve hastanenin Hollanda temsilcisi Gülseren Kuş ile birlikte gazetemizi de ziyaret eden Seyit Karaca’yla, hem çalışmaları hem de hastaneyle alakalı kısa bir sohbet geçekleştirdik. İstifade edeceğinizi ve ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz. Özel Selçuklu Hastaneleriyle alakalı kısa bilgi verebilir misiniz? Hem Konya hem de Karaman’da Özel Selçuklu Hastanesi olarak hizmet vermekteyiz. Konya’da ilk özel kuruluş olarak 1994 yılında, Karaman’ında ilk özel hastanesi olarak 2005 yılında faaliyete geçen kurumumuz insana hizmeti önceleyen bir anlayışı esas alarak çalışmalarına başlamıştır. O günden bugüne bu bölgeden bize gelen hasta müracaatların yüzde 95’inin sorunlarına çözüm oluyoruz. Kalan yüzde 5’lik oranı ise, Sağlık Bakanlığının mevzuatıyla alakalı sıkıntılar nedeniyle tam çözüme kavuşturamıyoruz. İki hastanemiz de 5000 metrekarelik bir kullanım alanına sahip. Hastanelerimizde 60 civarında hekimle ve 350’ye yakın çalışanımızla hizmet veriyoruz. Daha iyi hizmet verebileceğimiz bir alan ve mekan için çalışmalarımız devam ediyor. Türkiye’de sağlık sektöründeki kalite çıtası çok yükseldi; bununla birlikte insanlarımızın bizlerden beklentileri de o derece arttı. Bu omuzumuza ağır yükler yüklüyor ama bunun da altından kalkmaya gayret ediyoruz. Hastanedeki başhekimden tutun da en çalışanına kadar herkesten, görevleri haricinde sorumluluklarıyla hareket etmelerini istiyoruz, bekliyoruz. Bir hekimin doğru bir teşhis koyması, tedavi etmesinin tek başına yeterli olmayacağını; bunun yanı sıra hastayla olan münasebetleri, hal, hareket ve tavırlarıyla da insani bir yaklaşım sergilemesi, hastanemizin vazgeçilmez prensiplerindendir. Sigorta şirketleriyle yaşanan sorunlar nasıl aşılacak? Avrupa’da yaşana insanlarımızla yakın zamana kadar iyi bir ilişki kurmamıştık. İzinden izine gerektiğinde kapımızı çalan insanımıza daha iyi hizmet vermek için son iki yıldır biz onların ayağına kadar gelip, sorunlarını dinliyor, o sorunların çözümüne dönük çareler

üretmeye ve onları orada ağırlarken en iyi hizmetle misafir etmenin yollarını arıyoruz. Temsilcimiz sıfatıyla Gülseren Kuş Hanımefendi’nin girişim ve katkılarıyla iki yıldır bir hayli yol aldık. Doğru kişilerle iş yapmanın önemi burada kendini gösteriyor. Amsterdam’da yaptığımız bir toplantıda, hastalığın teşhis ve tedavisi noktasında bir tek şikayet almadık. Hep yürütülen prosedürlerin getirdiği sorunlarla alakalı şikayet aldık. Bu sevindirici bir gelişmedir. Bunları da tamamen ortadan kaldırmak için var gücümüzle uğraşıyoruz. İnsanın olduğu yerde bu gibi şikayetler, eleştiriler ve hatalar olacaktır. Memnuniyetsiz müşteri kitlesini ne kadar azaltırsanız, başarınız o nispette artar. Biz müşteri memnuniyetine azami önem veriyor, dikkat ediyoruz. Bu hem buradaki aile hekimlerinin, ve uzman doktorların meseleye bakışlarıyla hem de sigorta şirketlerinin durum değerlendirmesiyle ilgili bir şey bu. Tasarruf ve kısıntı politikaları çerçevesinde hayata geçirilen uygulamalar bu tür sorunların yaşanmasına sebep olabiliyor. Kurumumuza gelen hastanın sorununu çözme adına, kurum-sigorta arasındaki ilişkilerde farklı yaklaşımımız var. Bununla birlikte, kurum ile hasta arasındaki münasebetleri düzenlemede de bazen farklı yaklaşımımız olabiliyor. Hastanın işini kolaylaştırıcı bir yol bulmanın gayreti içerisinde olduk hep. Dönüşte de İstanbul’da AGIS yetkilileriyle bir yılın değerlendirmesi için masaya oturacağız ve dile getirilen bu sorunların o masada çözümü için gerekeni yapacağız. Çok önemli rahatsızlığı olmasına, 40 derece ateşle yanmasına rağmen aile hekiminden randevu almada zorlanan, ya da uzun zamandır süren şikayetlerine doğru bir teşhis konamayan insanımız Türkiye’de bir hastanede tedavi olmanın daha doğru olacağına inanıyor ve soluğu kendi-

sine en yakın bir hastanede alıyor. Bu durumun farkında olan Hollandalılar da bu akışı engellemek için hem Türk hekimlerini hem de tavsiye edilen ilaç ve tedavileri basit gösterme yolunu seçiyorlar. Burada bize düşen görev; kötü emsal oluşturacak her türlü uygulama ve yaklaşımdan kaçmaktır. Yurtdışındaki insanları Türkiye’ye çekmek için ‘Sağlık Turizmi’ diye bir çalışma başlatıldı. Burada yine bize, işimizi düğün, dürüst, titiz ve özenli yapmak düşüyor. Bir vatandaşımız, “Türkiye’de sağlıklı bir şekilde yürüyerek girdiğim bir hastanede, 20 gün yoğun bakımda kaldım. Sigorta şirketine 26 bin Euro’luk fatura kesilmiş” diye dert yandığına şahit oldum. Biz kredi almakta zorlanırken, birileri bunları yapıyorsa, ki bunlar da yaşanmakta; bu suiistimaller bize elbette yakışmayan davranışlarıdır. Başhekim Dr. Eyüp Çetin: “Aynı dili konuşanlar değil aynı duyguları paylaşanlar anlaşır” “Buradaki insanımız bizleri Türkiye’de ziyaret ediyorlar, bizler de aynı duyguları paylaşan insanlar olarak onlarla buluşmayı, bir arada olmayı

özlüyor, istiyoruz. Zira Mevlânâ; “Aynı dili konuşanlar değil aynı duyguları paylaşanlar anlaşır” der. İki yıl önce geldiğimizde insanlarımızla yaptığımız sohbetler sonrasında onların neler çektiklerine şahit olmuştuk. İnsanın karşılıklı etkileşimi yaşadığı yerle, bulunduğu insanlarla yakın temasa girmekle oluyor. Biz bu ziyaretlerden çok faydalanıyoruz. Kurumlarımızı insanlarımızın beklentilerine göre adapte ediyor, onların isteklerine göre yeniden uyarlıyoruz. Hatta önümüzdeki yıllarda, diğer personelimizi de sık sık burada yaşayan insanlarımızla bir araya getirmeyi, onların da ilk ağızdan burada yaşayan insanların istek ve beklentilerini bilmelerini, duymalarını sağlamak için bir ön karar aldık. İnşallah bize olan haklı güvene layık olma gücümüz, fırsatımız, imkânımız olur.” Özel Selçuklu Hollanda temsilcisi Gülseren Kuş: ‘Ailenizin hastanesi’ sloganıyla yola çıktıklarını ifade ederek şunları söyledi: “Selçuklu Hastaneleri olarak özellikle AGIS ve diğer sigorta şirketi üyesi olan Hollanda’daki vatandaşlarımıza hizmetlerimizi daha iyi anlatmak

amacıyla çeşitli bilgilendirme toplantıları düzenliyoruz. Cami, dernek, lokal, vakıf gibi sivil toplum kuruluşlarına yönelik tertip ettiğimiz bilgilendirme toplantılarında, özellikle vatandaşlarımızla birebir görüşerek, sorunlarını ve taleplerini birinci ağızdan dinleme olanağı buluyoruz. Vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı Amsterdam, Rotterdam, Lahey, Utrecht başta olmak üzere diğer kentlerde de zaman zaman bilgilendirme toplantıları düzenliyoruz. Şimdiye kadar çok sayıda vatandaşımız, hastanelerimizde muayene olmak süretiyle memnuniyetlerini dile getirmeleri bizleri fazlasıyla mutlu etmektedir. Onların, hastanemiz hizmetlerinden memnun olmaları sebebiyle etrafındaki insanlara da referans olmaları çok gurur vericidir. Şayet hastanemiz ve çalışmalarımız hakkında bilgi almak isteyen vatandaşlarımız olursa aşağıda belirttiğimiz irtibat telefonumuzdan bize günün her saatinde ulaşmaları mümkündür. Biz vatandaşlarımızın ayağına giderek, onların dertlerine ortak olmak istiyoruz.” İletişim bilgileri: Tel: 06-42057712 mail: gulseren_kus@hotmail.com


09

HA B ER

Aralik |Decem b er 2 0 1 1

“Avrupalılar ABD’nin elinde” Rakamlarla Hollanda... D66’lı AP üyesi Sophie in ’t Veld, Avrupalı Liberaller ve Demokratlar Birliği ALDE adına yaptığı açıklamada, Facebook, Google ve Microsoft gibi şirketlerin ABD tarafından Avrupalı kullanıcılarına ait verileri vermeye zorlanabildikleri uyarısında bulundu

Çifte vatandaş sayısı 1,16 milyona ulaştı Hollanda’da çifte vatandaş sayısı 1,16 milyona ulaştı. İstatistik Bürosu’nun 2010 yılı verilerine göre, çift uyruklu Hollandalıların yarısı aynı zamanda bir başka Avrupa ülkesinin de vatandaşı. Çifte vatandaşlığı bulunanların 328 bininin Afrikalı, 71 bininin de Amerikalı olduğu belirlendi. 2006 yılında 260 bin 223 olan çift uyruklu Türk sayısı, 2007’de 267 bin 254’e, 2008 yılında 274 bin 986’ya, 2009’da 282 bin 147’ye ve geçtiğimiz yıl da 284 bin 788’e yükseldi. 2007 yılında 227 bin 692 olan çift uyruklu

Faslı sayısı da 2010’da 273 bin 172 olarak belirlendi. Hem Hollanda, hem de Surinam vatandaşı olanların sayısı 14 bin 667’den (2007), 16 bin 55’e (2010) yükseldi. İstatistik Bürosu’nun bu yıla ait rakamları 2012 yılının başında açıklaması bekleniyor. Liberaller (VVD) ve Hıristiyan Demokratlardan (CDA) olaşan PVV (Özgürlük Partisi) destekli azınlık

hükümeti, çifte vatandaşlığın önlenmesi için çalışmalar yapıyor.

İşsiz sayısının 500 bine yükselmesi bekleniyor Hollanda’da işsiz sayısının yeniden 500 bine yükseleceği tahmininde bulunuldu. ING tarafından hazırlanan raporda, bu yıl ortalama 420 bin olan işsiz sayısının 2012’de yarım milyona yükselebileceği yer aldı. İşsiz sayısı Hollanda’da 1984 ve 1995 yıllarında 500 bine kadar yükselmişti. Rapora göre işsizlik en çok, büyük kentlerin bulunduğu ülkenin batı ABD’nin, Facebook, Google ve Microsoft gibi şirketler kanalıyla Avrupalılara ait kişisel verilere kolaylıkla ulaşabileceği uyarısı yapıldı. D66’nın (Demokratlar 66) Avrupa Parlamentosu üyesi Sophie in ’t Veld, Avrupalı Liberaller ve Demokratlar Birliği ALDE adına yaptığı açıklamada, Facebook, Google ve Microsoft gibi şirketlerin ABD tarafından Avrupalı kullanıcılarına ait verileri vermeye zorlanabildiklerine dikkat çekti. Şirketlerin merkezlerinin bulunduğu ülkelerin yasalarına uymak zorunda olduklarına işaret eden sosyal liberal politikacı, Facebook örneğini vererek, “Facebook bir Amerikan şirketi ve ABD yasalarına uymak zorunda. Ancak Facebook dünyanın dört bir yanına hitap ediyor ve kullanıcılarının kişisel bilgileri Avrupa’daki veri bankasında saklanıyor” dedi. Sophie in ’t Veld, ABD’nin bu durumda şirketleri bazı bilgileri vermeye zorlayabileceğini, hatta bunun yapıldığını söyledi.

D66’lı politikacı, verilere dünyanın neresinde olunsa olsun ulaşılabildiği günümüzde hangi yasaların nerede geçerli olduğunu belirlemenin giderek zorlaştığına vurgu yaptı. Hollandalı AP milletvekili, “Avrupa’daki yasaların ikinci plana atıldığını görüyoruz. Özellikle ABD, kendi hukuk alanının sınırsız olduğu görüşünde” ifadesinde bulundu. Sophie in ’t Veld, kaygılarının yalnızca Facebook, Google gibi internetle ilgili kayıtları kapsamadığını, küreselleşen dünyada insanların sağlık durumlarıyla ilgili bilgilere de ulaşılabileceği gibi, bankalardan ve sigorta şirketlerinden de bilgi elde edilebileceğinin unutulmaması gerektiğini kaydetti. Avrupalı Liberaller ve Demokratlar Birliği ALDE, Avrupa veri bankalarında bulunan bilgilerin korunması konusunda Avrupa Komisyonu’na soru önergesi sundu. ALDE ayrıca, hangi yasaların hangi durumda geçerli olduğu konusuna da açıklık getirilmesini istedi.

kesiminde artacak. Güney Hollanda Bölgesi’nin ortalama 117 bin işsiz ile birinci sırada yer alması bekleniyor. ING, işsizliğin önümüzdeki yıl tüm bölgelerde artacağı tahmininde bulundu. Bu yıl ortalama yüzde 5,4 olan işsizlik oranının 2012’de yüzde 6,3’e yükselmesi bekleniyor. Güney Hollanda’nın yanı sıra Groningen ve Drenthe’deki işsizlik oranlarının da ülke ortalamasının üstünde olacağı tahmin ediliyor.

367 bebek bir aylık olmadan öldü Hollanda’da geçtiğimiz yıl dünyaya gelen 160 bin bebekten 367’si bir aylık olmadan öldü. Perinatal Audit Vakfı tarafından hazırlanan rapora göre Hollanda’da bebek ölümleri 2001-2010 döneminde yüzde 39 oranında bir düşüş gösterdi. Avrupa’da bebek ölüm oranı en yüksek ülkeler arasında yer alan Hollanda’da son birkaç yıldır kaydedilen düşüşün nedeninin bilinmediği belirtildi. Son karşılaştırmalı araştırmanın yapıldığı 2004 yılında Hollanda, bebek ölüm-

lerinde üçüncü sırada yer almıştı. Hazırlanan raporda birçok ülkede bebek ölümlerinin Hollanda’ya göre daha hızlı düştüğü yer aldı. Aile hekimleri, jinekologlar, çocuk doktorları ve ebelerin, bebek ölümlerinin yaklaşık yüzde 10’unda sağlık hizmetlerinde eksiklik ya da aksamanın söz konusu olduğu sonucuna vardıkları ifade edildi. Bu oranın daha önce yapılan araştırmalardan çıkan orana yakın olduğu belirtildi. Araştırmacılar, hamilelik ya da doğum sırasında

aksayan sağlık hizmetlerinin neden olduğu bebek ölüm vakalarının yüzde 50’sinde birden fazla görevli hatası bulunduğuna işaret ederek, görevliler arasında işbirliğine ve iletişime ağırlık verilmesini önerdiler.

Yemek borusu kanserine çok rastlanıyor sıradaki İngiltere’yi, İrlanda ve Hollanda takip etti.

Hollanda yemek borusu kanserine en çok rastlanan ülkeler arasında yer alıyor. Dünya Kanser Araştırma Vakfı tarafından hazırlanan raporda birinci

Ciddi bir hastalık olan yemek borusu kanserine yakalananların sayısının giderek arttığı belirtildi. Bu hastalığa sigara ve alkol kullananlar ile aşırı kilolu kişilerde daha sık rastlandığı, Hollanda’da sigara kullanımının diğer AB ülkelerine göre daha fazla olduğu ifade edildi. Hollanda’da ayrıca aşırı kilolu insan sayısının da arttığına vurgu yapıldı. Yemek borusu kanserine yakalananların

sayısının Hollanda’da 1990 yılından bu yana ikiye katlayarak yılda 1900’e yükseldiği açıklandı. Bunlardan 1400’ünün erkeklerden oluştuğu belirtildi. Teşhis konulduktan 5 yıl sonra halen hayatta olanların oranı yüzde 7,8 olarak belirlendi. Kadınlarda ise bu oranın yüzde 10,2 olduğu bildirildi. Hastalığın, belirtileri hastalık çok ilerledikten sonra ortaya çıkmasından dolayı son derece tehlikeli olduğu kaydedildi. Hattı’na gelen telefonların, cinayet, soygun, cinsel istismar ve uyuşturucu başta olmak üzere çeşitli suçların faillerinin yakalanmalarını sağladığı bildirildi.

Aşırı kilolu insan sayısı ikiye katladı Hollanda’da obezite sorunu, sağlıklı beslenme ve yeterince hareket etmenin önemine ilişkin yapılan bilgilendirmelere rağmen, artmaya devam ediyor. İstatistik Bürosu’nun karşılaştırmalı araştırmasına göre, Hollanda’da aşırı kilolu insan sayısı son 20 yıl içinde ikiye katladı. Hollanda’da aşırı kilolu insan sayısının 2 milyon civarında bulunduğu ve bunun nüfusun yüzde 12’sine eşit olduğu kaydedildi. Obezite oranı Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü üyesi ülkelerde ortalama yüzde 17 olarak belirlendi.

Obeziteye en çok ABD’de, en az da Japonya ve Güney Kore’de rastlandığı gözlendi. ABD’de halkın üçte birinin aşırı kilolu olduğu, ayrıca bu ülkede kişi başına sağlık harcamalarının da diğer ülkelere göre çok yüksek olduğu saptandı. 2009 yılındaki sağlık harcamalarının ABD’de kişi başına ortalama 6700 euro olduğu belirtildi. Hollanda’da ise kişi başına ortalama 4100 euro harcandığı bildirildi. Hollanda’da ortalama yaşam süresinin de Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü üyesi diğer ülkelere

göre daha az uzadığı belirtildi. Hollanda’da 2009 yılında dünyaya gelen bir kişinin ortalama yaşam süresinin 80,6 yıl olarak belirlendiği ve bunun 1960 yılına göre 7 yıllık bir artışa eşit olduğu ifade edildi. Japonya ise 83 yıl ile ilk sırada yer aldı.


10

HA B ER

a ra l i k |de ce MBE R 2011

400 Yıllık Diplomatik İlişki Çeşitli Etkinliklerle Kutlanacak

Şiddet mağdurlarına AB içinde koruma

T.C. Lahey Büyükelçisi Uğur Doğan Hollanda’da bulunan Türk kökenli basın mensuplarını elçilik binasında ağırlayarak, 2012’de kutlanması planlanan, Hollanda ile Türkiye arasındaki, diplomatik ilişkilerin başlamasının 400. yılı etkinlikleriyle alakalı bilgilendirmede bulundu. da iyileştirilmesi, layık olduğu, hak ettiği değerlerin kendisine verilmesi önceliğimizdir. Bizim için bu çok önemlidir. Bunu yaparken sizlerle birlikte çalışmamız, sizlerle işbirliği yapmamız özel bir önem kazanmaktadır”

Çok sayıda basın mensubunun katıldığı toplantıda bazı işadamları ve sivil toplum örgütü temsilcileri de hazır bulundular. Büyükelçi Doğan, 2012 yılında yapılacak kutlama ile alakalı Türkiye’de kurulan bir komisyon bulunduğunu ve bu komisyonun Hollanda’dan sunulan 30 projeyi ele aldığını söyledi. 2011 yılı başlarından beri bu konuda çeşitli toplantı ve duyuruların yapıldığını ve buradaki insanlarımızdan projeler üretmeleri istendiğini belirten Doğan, projelerin tamamen buradaki insanların kendi girişim ve gayretleri ile ortaya çıktığını hatırlattı. Maliyeti düşük etkisi yüksek projeler Büyükelçi Uğur Doğan, proje kabulü konusunda henüz kapıların kapanmadığına dikkat çekerek, maliyeti düşük, etkisi yüksek projelerin kabul şansının daha büyük olduğunun

altını çizdi. Salonda bulunan sivil toplum örgütü temsilcilerinden birinin, ‘projeler verilirken sivil toplum örgütlerine danışılıp onlarla istişare yapılmadığını ileri sürmesi’ üzerine, kısa süreli bir tartışma yaşandı. Doğan, bir yıldan beri her vesile ile bu konunun işlenerek duyurulduğunu dile getirerek, bunun aksini söylemenin büyük haksızlık olacağını ifade etti. Büyükelçi, sunulan projeleri finanse edecek bir bütçenin ayrılacağını, projelerin de Ocak ayı içinde websitelerinde yayınlanacağını duyurdu. Yeni projeler için geç kalınmadığını, koordinasyon komitesinin gelen projeleri değerlendirmeye devam ettiğini belirten Doğan, Ocak ayı içinde kabul edilen projelerin belirlenip, onlara birer logo verileceğini duyurdu. Büyükelçi proje hazırlarken onun finansmanını sağlamak amacıyla, Türkiye ile iş yapan Hollandalı şirketlerle

veyahut burada iş yapan Türk şirketleri ve bankalarla da işbirliği yapılması yönünde tavsiyede bulundu. Büyükelçi Doğan, basın yoluyla tüm insanlarımızı bu kutlamada ülkemizi temsil etme adına duyarlı olmaya çağırdı. Büyükelçi sözlerini şöyle tamamladı: “Bizim için bu işin en önemli kısmı, Türkiye ve Hollanda arasındaki ilişkilerin daha da ileriye götürülmesi, pekiştirilmesidir. Bunlar çok önemli meselelerdir. Ama somut olarak bizim, 400. yıl kutlama etkinliklerinden beklentimiz, Hollanda’da yaşayan Türk toplumuna olumlu bir şekilde yansımasıdır, onların refah ve mutluluğuna artı olarak katkıda bulunmasıdır. Yani Türk toplumunun, bu topluma olan katkılarının daha da netleştirilmiş bir şekilde Hollanda kamuoyuna iletilmesi istek ve beklentilerimizdendir. Dolayısıyla, buradaki Türk toplumu algısının daha

Diplomatik ilişkilerin başladığı tarih Türkiye - Hollanda diplomatik ilişkileri 1612 yılında, Hollanda Büyükelçisi’nin İstanbul’da görevlendirilmesiyle başlamıştır. 2012 yılında diplomatik ilişkilerin tesisinin 400. yıldönümü kutlanacaktır. Hollanda’daki ilk temsilciliğimiz ise 1859 yılında faaliyetlerine başlamıştır. Büyükelçilik konutu ve hâlihazırda Müşavirliklerimizin bulunduğu bina 1938 yılında satın alınmıştır. Büyükelçilik Kançılaryası olarak kullanılan bina ise, 1996 yılında satın alınmıştır. Silahlı Kuvvetler Ataşeliği, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Müşavirliği, Din Hizmetleri Müşavirliği, Kültür ve Tanıtma Müşavirliği, Ticaret Müşavirliği, Ekonomi Müşavirliği, Emniyet Müşavirliği ve Eğitim Müşavirliği, Büyükelçiliğimize bağlı olarak görev yapmaktadır. Hollanda’daki vatandaşlarımıza yönelik konsolosluk hizmetleri, Hollanda’daki diğer temsilciliklerimiz olan ve idari yönden Büyükelçiliğimize bağlı bulunan Rotterdam Başkonsolosluğu ile Deventer Başkonsolosluğu tarafından sağlanmaktadır.

AMSTERDAM – PvdA’lı (İşçi Partisi) Avrupa parlamentosu üyesi Emine Bozkurt, AB ülkelerinin birbirlerinin ulusal ceza hukuku sistemleri içerisinde aile içi şiddet, zorla evlendirme, pedofili, insan kaçakçılığı, organize suçlar, terörizm ve kadın sünneti mağdurları için çıkartılan koruma kararlarını tanımalarını öngören Avrupa Koruma Kararı’nın AP Genel Kurulu’ndan geçmiş olmasından büyük mutluluk duyduğunu belirtti. Bozkurt yaptığı açıklamada, “Şiddet mağdurları, Avrupa Birliği’nin temelini oluşturan prensiplerden biri olan kişilerin serbest dolaşımından, haklarında bir ülkede çıkartılmış koruma kararı diğer ülkede geçerli olmadığı için yararlanamıyorlardı. Şiddet mağdurları artık başlarına gelebileceklerden endişe etmeden, devlet koruması altında olmaya devam ederek bir ülkeden diğerine geçebilecek, kendileri ve çocukları için yeni bir yaşam kurabilecekler” dedi.

Kurultaya Hollanda Damgası Hollanda Türk İşadamları Derneği(HOTİAD) Yönetim Kurulu başkanlığının yanı sıra DTİK Avrupa Bölge Komitesi Başkanlığı görevlerini yürüten Edelstaal Group’un Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Torunoğulları, bir dönem daha DTİK Avrupa Bölge Komitesi Başkanlığı görevine seçildi.

Turgut Torunoğulları bu görevinin yanı sıra aynı zamanda DTİK Yönetim Kurulu’na da girerek bir başka başarıya daha imza attı. Bu görevlerini yanı sıra Hollanda Türk İşadamları HOTIAD başkanlığında yürüten Turgut Torunoğulları’nın DTIK’e yeniden seçilmesi, Hollanda’da memnunlukla karşılandı. Rifat Hisarcıklıoğlu’nun başkanlığını yaptığı DTİK’te, DEİK İcra Kurulu Başkanı Rona Yırcalı, Coca Cola Yönetim Kurulu Başkanı Muhtar Kent, Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç, Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, DEİK Yönetim Kurulu Üyesi Zeynel Abidin Erdem ve Çalık Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çalık görevlerine devam edecek. Ziraat Bankası eski Genel Müdürü Can Akın Çağlar’ın yerine şu anda bu görevi yürüten Hüseyin Aydın yönetim kuruluna katıldı. DTİK Yönetim Kurulu üye sayısı, Bölge Komitelerinden katılanlarla 7’den 14’e çıkarıldı. 90 ülkeden 2 bin 200 Türk girişimcinin katıldığı kurultayda yurt dışında ticaret yapan Türk girişimciler bölge komitelerine girmek için yarıştılar. Avrupa Bölge komitesinin dışında 5

değişik kıta için yapılan seçimlerde, 5 ayrı Bölge Komitesine seçilen yöneticiler 2 yıl süreyle bu görevde bulunacaklar. En fazla delegeye sahip olan DEIK- DTIK Avrupa Komitesi seçimlerine katılan delegeler Turgut Torunoğulları’nı bir defa daha DEIKDTIK Avrupa Komitesi Başkanlığına getirdiler. Dünyanın değişik ülkelerinden ve Türkiye’den kurultaya katılan girişimciler birbirleriyle tanıştılar. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı iki gün süren kurultaya, 8 bakan katılarak, katılımcılara hükümetin ve bakanlıklarının çalışmaları hakkında bilgi verdiler.

Kurultayda en fazla ilgi Avrupa Komitesineydi

En fazla delegeye sahip olan DEIK Avrupa Komitesine seçilmek için yüzden fazla kişi başvuruda bulundu. 21 kişilik yönetime girmek için bir birleriyle yarışan adaylar, yönetim kuruluna girebilmek için yoğun çaba sarf etti. Adaylar değişik ülkelerden kurultaya katılan girişimcilere projelerini anlatarak kendilerine destek istediler.

Kurultaya Hollanda’dan 30 kişi ile katılan HOTIAD ve TOVER yöneticileri canla başla çalışarak Turgut Torunoğulları’nı yeniden başkanlığa seçilmesini sağlamaya çalıştı. Kurultaya Avrupa listesinden katılan 12 ülkenin delegeleriyle tek tek görüşen Hollanda Heyeti Turgut Torunoğulları’nın yeniden DEIK Avrupa Komitesi başkanı olması için kurultay boyunca yoğun kulis yaptı. 500 den fazla delegenin oy kullandığı ve 120 den fazla adayın yarıştığı DEIK Avrupa Komitesi için yapılan seçimler sonucu, Eski Başkan Turgut Torunoğluları 2 yıl evvelki seçimlere göre oylarını arttırarak en fazla oyu alarak yeniden yönetime girdi. Yönetime seçilen 21 kişi kendi aralarında toplanarak Turgut Torunoğulları’nı yeniden DEIK Avrupa Komitesi Başkanlığına getirdi.

Turgut Torunoğulları: “Birlikten Kuvvet Doğar”

Avrupa’ya Hollanda damgası

DEIK Avrupa Komitesine Almanya’dan Remzi Kaplan, Zekeriya Bayrak, Cihan Mutlu Aktürk, Fatma Küçük, Mehmet Dilek, İsrafil Dursun, Hollanda’dan Turgut Torunoğulları, Şerif Aktürk, Şahin Güneş, Metin Yılmaz, Rıza Bora, Belçika’dan Servet Akgün, Bilal Gültepe, Fransa’dan Mahmut Demirel, Macaristan’dan Osman Şahbaz, Suat Gökhan Karakuş, İngiltere’den Uğur Yılmaz , Avusturya’dan Gökhan Yıldırım, Danimarka’dan Harun Kaplan, KKTC den Mahmut Keleş, İsveç’ten Settar Sevigin seçildi.

2.defa Avrupa Bölge Komitesi Başkanlığına seçilen Turgut Torunoğulları şunları söyledi. “Bu yıl Değişen Dünyada Yükselen Türkiye” sloganıyla düzenlenen bu kurultaya büyük ilgi oldu. Dünyanın farklı coğrafyalarındaki 90 ülkeden 2 binden fazla Türk girişimcinin katıldığı bu toplantıdan çok güzel sonuçlar aldık. Kurultaya katılan girişimciler bir birleriyle fikir alışverişinde bulundular. Farklı coğrafyalarda iş yapan arkadaşlarımızla tanıştık. İkili görüşmelerde bulunduk. Bu görüşmeler bir çok arkadaşımıza yeni ufuklar açacaktır. Dünyanın çeşitli ülkelerinde iş yapan Türk özel girişimcilerimizin cirosu 50 milyar doları aşmıştır. Bu ciddi bir rakamdır. Bu gün artık Avrupa’da 5,2 milyon Türk 108 bin işyerimiz var. Bunlar küçümsenecek başarılar değildir. 2 yıl evvel bizleri yönetime getiren arkadaşlarımıza şahsım ve yönetim kurulundaki diğer arkadaşlarım

adına teşekkür ediyorum. başkanlığım sürecinde yatırımlar için seminerler, tanışma ve iş gezileri düzenledik. Bu toplantılarımızın sayısını arttırarak devam edeceğiz. Bölge komitesi olarak raporlarımızı Türkiye’deki ve bulunduğumuz ülkedeki bakanlara ilettik. Yeni dönemde de bu çalışmalarımız sürecek. Avrupa’nın değişik ülkelerinde 20’nin üzerinde toplantı yaptık. Bu toplantılarımıza dünyanın çeşitli ülkelerinden iş adamlarımız katıldı. DEİK’in verdiği imkânla birbirimizi daha iyi tanıma fırsatına sahip olduk. Hangi Türk hangi ülkede ne iş yapıyor şimdi daha iyi biliyoruz. Ayrıca Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde öğrencilerle işadamlarını bir araya getiriyoruz.” Başkan Turgut Torunoğulları “Birlikten Kuvvet Doğar” atasözümüzden hareketle Avrupa’daki Türk Girişimcilere Dünya Türk İş Konseyi DTİK e üye olmaları çağrısında bulundu. DTIK yurt dışında yerleşik Türk girişimcilerin kendi aralarında ve Türkiye bağlantılarının kuvvetlendirilmesini, ekonomik varlıklarının güçlendirmesini istemektedir. DTIK sosyal sermayelerin arttırılmasını, girişimciler arasında koordineli bir çalışmayı hedeflemektedir. 2007 yılında kurulan DTIK gücünü her geçen gün arttırıyor.


Gö r üşL ER

ar al ik|december 2 0 1 1

11

Eşit koşullarda birlikte yaşama bilinci geliştirilmeli! Geleceğin Hollanda’sını birlikte inşa etmeliyiz. Hollanda’da yükselen ırkçılığa karşı eşit koşullarda birlikte yaşama bilinci geliştirilmeli! Afganistan’da babası ve kardeşi öldürüldüğü için ailesiyle birlikte kaçarak Hollanda’ya sığınan bir ilticacı, oturduğu mahallede Hollandalı komşusu tarafından sürekli tehdit ediliyor, çocukları dövülüyor ve sonunda zavallı adam ikinci bir travma daha yaşayarak, başka bir semte taşınmak zorunda kalıyor. Ayrımcılıkla Mücadele Bürosu tarafından yapılan bir derlemeye göre, son iki yılda Hollanda’da 500 kişi, aldığı tehdit ve saldırı sonucu evini terk ederek başka bir semte taşınmak zorunda kalıyor. Son dönemlerde giderek artan oranda camilere ve yabancıların kaldıkları evlere yapılan saldırı, duvarlara gamalı haç çizilmesi artık Hollanda’da haber değeri bile taşımayan vaka-i adiyeden sayılıyor. Nitekim bu gelişmeyi doğrulayan Ayrımcılıkla Mücadele Bürosu, kayıtlara geçen olayların sadece buz dağının görünen kısmı olduğunu, aslında bu tür ırkçı nitelikli saldırı sayısının daha fazla olduğunu belirtiyorlar. Kayda geçen olayların yüzde 60’ı yabancılara yönelik ırk ayrımcılığına dayanıyor, yüzde 12’si ise cinsel tercihlerinden dolayı saldırıya uğrayanların şikayetlerinden oluşuyor. Hollanda kamuoyunda cinsel tercih mağdurlarının haberi geniş şekilde yer alır, ilgili makamlar etkili önlem alma ve mağdurdan özür dileme yarışına girerken, diğer etnik ve dinsel ayrımcılık olayları, çoğu zaman haber değeri bile taşımıyor. Sonuçları geçtiğimiz günlerde açıklanan Amsterdam Üniversitesinin bir araştırmasına göre, Hollanda’daki geçici istihdam bürolarının yüzde 77’si, “Türk, Fas ve Sürinamlı işsiz istemiyoruz” yönündeki talebine olumlu cevap veriyor. Yani kelimenin tam anlamıyla ayrımcı bir uygulama. Nitekim, ekonomik krizden yine yabancılar en ağır şekilde etkileniyor. Ekonomik krizin Hollanda’da

Yollardaki tıkanmaların faturası 1,2 milyar euro Yollardaki tıkanmalar nakliye firmalarını milyonlarca euro zarara sokuyor. Hollanda Nakliye ve Lojistik Firmaları Birliği tarafından bilimsel araştırmalar enstitüsü TNO’ya yaptırılan araştırma, trafik yoğunluğunun sektörü 2010 yılında 400 milyon euro zarara uğrattığını ortaya koydu. 2009 yılında 378 milyon euro olarak belirlenen zararın, geçtiğimiz yıl endirekt masraflarla birlikte 900 milyon ila 1,2 milyar euro arasında bulunduğu bildirildi. 2010’da sert geçen kış döneminin yanı sıra onarım çalışmalarının da yollardaki tıkanmaların artmasına neden olduğu ifade edildi. Yollardaki tıkanmaların neden olduğu zararın büyük bir bölümünün kuyruklarda harcanan ekstra yakıt ve zaman kaybından oluştuğu kaydedildi. Hükümet, yollardaki tıkanmaların azaltılmasına yönelik çalışmaları sürdürüyor.

hissedilmeye başlandığı 2008 yılı ikinci çeyreğinde yüzde 13 dolayında olan yabancı gençler arasındaki işsizlik, 2011 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 25’e yükselmiştir. Yine aynı dönemde Hollandalı gençler arasındaki yüzde 7,3’lük işsizlik oranı neredeyse aynı kaldı. Bu durumda yaşamakta olduğumuz ağır ekonomik kriz Hollandalı gençleri ‘teğet’ geçerken, yabancı gençler arasında iki katına yükselerek, tarihinin en üst düzeyine çıkmasına neden oluyordu. Bu artışta ayrımcı yaklaşımların önemli etkisi olmuştur. Hollanda Eğitim Sisteminin çocuklarımız açısından artık bir ‘mayın tarlası olduğu’ benzetmesinin abartılı bulunmadığı günümüzde, çocuklarımızın yüzde 75’i’ düşük seviyeli okullara yönlendirilmektedir. Temel eğitimin 8. sınıfında yapılan seviye belirleme sınavlarında çocuklarımızın başarı oranı diğer grupların gerisinde kalmaktadır. Uzmanlar bunun nedeni olarak Hollandaca dil yetersizliğini gösterseler de, okul ve öğretmenin küçümseyici, düşük beklentisi burada önemli rol oynuyor.

İtalya’da işlenen cinayetler, ırkçı şiddetin korkunç boyutlarını bir kez daha bize hatırlatıyordu. Daha 70 yıl önce milyonlarca Yahudi’nin katledilmesini önleyemeyerek kötü bir insanlık sınavı veren Avrupa, günümüzde halen ırkçı hareketlere karşı yeterli cevabı bulabilmiş değil. Irkçılık, genel olarak aşağılanan bir kelime ve reddedilen bir ideoloji olması nedeniyle her zaman tartışmalı bir konu olmuştur. Araştırmalar, günümüzdeki şekliyle Hollanda’da son 60 yıldır sistemli bir şekilde yabancılara karşı şiddet içeren ırkçı saldırılar olduğunu gösteriyor. Önce İtalyan ve İspanyol işçiler, sonra Türkler, Faslılar ve ilticacılar ile son yıllarda Müslümanlar bu saldırıların hedefi olmuşlardır. Buna karşılık resmi makamlar ve politikacılar bu saldırıları her seferinde ‘münferit bir olay, bir kaç serserinin hareketi’ gibi yaklaşımlarla geçiştirmeye çalışıyorlar. Doğru tespit yapılmaması hem bu düşünceyi savunan hareketlerin gelişmesine neden oluyor hem de konu Hollanda’da tartışılmayarak

Anayasasının birinci maddesi şunu öngörür. “Hollanda’da yaşayan herkes eşit durumda eşit muamele görür. Din, hayat görüşü, siyasi görüş, ırk, cinsiyet veya her ne sebeple olursa olsun ayrımcılığa izin vermez.” Bu doğrultuda, ayrımcılığın her türlüsüne karşı çıkılmalı, ötekileştirici, dışlayıcı ve toplumsal grupları karşı karşıya getiren yaklaşımlarla mücadele edilmelidir.

Irkçılık ciddiye alınmalı, etkin şekilde mücadele edilmeli! Hollanda’da sıkça maruz kaldığımız ayrımcı davranış ve uygulamalara ilişkin örnekleri çoğaltmak mümkün. Yalnız Hollanda mı? Geçen dönemde Norveç, Almanya, Danimarka ve

tabulaştırılıyor. Bu yaklaşımın en çarpıcı örneğini, Özgürlük Partisi adı altında özgürlükten nasibini almamış PVV partisinin yaklaşımında görüyoruz. Bu parti, Hollanda’nın kapılarının Müslümanlara kapatılmasını, okul ve ibadet yerlerinin yasaklanmasını

savunabiliyor. Bu şekilde ayrımcı, dışlayıcı yaklaşımları savunan Bir parti, halen iktidardaki azınlık hükümetinin dışardan destekleyicisi olarak kabul görebiliyor. Demokrasi konusunda ‘Mangalda kül bırakmayan’ Hollanda, sadece bir kişinin üyesi olduğu, kararların tek bir kişi tarafından verildiği, anti demokratik bir hareketin desteğiyle yönetiliyor. Bu hareket 2010 yılı Parlamento Seçimlerinde yüzde 15,5’luk oy oranıyla ülkenin üçüncü büyük partisi olmuştu. Son kamuoyu yoklamalarına göre, bu partinin tabanı büyümeye devam etmektedir. Irkçılığın ve ayrımcılığın her türlüsüne karşı çıkılmalı! Bir araştırmaya göre, Hollanda halkının yüzde 10’u kendini ırkçı olarak tanımlıyor ve yüzde 17’si ise bazen ırkçı düşüncelere sahip olduğunu belirtiyor. Daha yakın zamana kadar insanların ağzına bile almaya cesaret edemediği ırkçılığın, bu denli yaygınlaşması ve insanların hiç çekinmeden ırkçı olduğunu kabullenmesi korkunç bir gelişmeyi gösteriyor. İnsanların utanma duygusuna kapılmadan kendilerinin üstün olduğunu ifade etmesi, hepimizi kaygılandırmalıdır. Bu gelişme Hollanda ve dolayısıyla bizim geleceğimiz açısından ciddi bir tehlike oluşturmaktadır. Hollanda’da doğrudan veya dolaylı olarak uygulanmakta olan ırkçı, ayrımcı davranış ve uygulamalar vardır, artık bunun adı konulmalıdır. Sorunun tanımı iyi yapılmazsa çözümler geliştirilemez ve sorunlar kontrolden çıkarak önü alınamaz hale gelebilir. Hollanda Anayasasının birinci maddesi şunu öngörür. “Hollanda’da yaşayan herkes eşit durumda eşit muamele görür. Din, hayat görüşü, siyasi görüş, ırk, cinsiyet veya her ne sebeple olursa olsun ayrımcılığa izin vermez.” Bu doğrultuda, ayrımcılığın her türlüsüne karşı çıkılmalı, ötekileştirici, dışlayıcı ve toplumsal grupları karşı karşıya getiren yaklaşımlarla mücadele edilmelidir.

Ahmet Azdural

SÖZHAKKI a.azdural@iot.nl

Uyum çift taraflı bir süreçtir! Farklı kültürel geçmişe sahip grupların barış içinde bir arada yaşaması, egemen toplum azınlık toplum ilişkisi kısacası toplumsal uyum süreci elbette kolay değil ve sancılı geçmesi anlaşılabilir. Bu süreçte bu ülkenin yeni yerleşimcileri olarak bizlere de önemli görevler düşüyor. Hollandaca dilini öğrenerek, toplumu yakından tanımalı, hassasiyetlerine saygı göstermeliyiz. Hollanda toplumuyla iyi ilişkiler içinde olmalı, kendimizi daha iyi tanıtmalı ve birlikte eşit koşullarda huzur içinde yaşama irademizi net biçimde ortaya koymalıyız. 50 yıldır yaşadığımız kök saldığımız Hollanda’da kalıcıyız ve burası artık bizim de ülkemizdir. Aslında Hollanda toplumuyla sorunlarımız, kaygılarımız, sevinçlerimiz, kazanımlarımız, kısacası geleceğimiz ortaktır. Ancak bu noktada Hollanda toplumuna da büyük görevler düşüyor. Çünkü uyum, tek bir tarafın çabalarıyla gerçekleşmez ve karşılıklı etkileşim sürecidir. Bizim olduğu kadar Hollanda toplumu da bize karşı daha açık olmalı, bizleri eşit vatandaşlar olarak görmeli ve geleceğin Hollanda’sını birlikte inşa etmeliyiz. Bu birlikte yaşamanın çerçevesini ise demokratik hukuk devleti ilke ve kuralları belirlemeli. Ancak bu şekilde geleceğimizi tehdit eden dışlayıcı, ayrımcı düşüncelerin tehlikesini bertaraf edebilir, ırkçılığın panzehrini oluşturabiliriz. Ortak geleceğe uzanan yolda, bizimle benzer kaderi paylaşan, bize destek olan diğer toplumsal kesimler, siyasi parti, kurum, kişi ve sendikalarla dayanışma içinde mücadele etmeliyiz.

NIF Gençlik Şube Başkanları kampta bir araya geldiler Eğitim ve birim çalışmaları için hafta sonu bir araya gelen NIF Gençlik Teşkilatı Şube Başkanları, verimli iki gün geçirdiler. Programın birinci bölümünde söz alan Abdulhalim Öner, İslam’da cihadın anlamı ve dindeki emir ve usulleri hakkında bir sunum gerçekleştirdi. Kitap fuarı için özel davetli olarak Danimarka’dan Hollanda’ya gelen Fatih Aksay, konuşmasında, gençlerin İslam adına verdikleri hizmetin önemi üzerinde durdu. Kampın konferans bölümünde söz alan avukat Mehmet Erik ise, İslami hareketlerin dünü ve bugünüyle alakalı kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. Cemaleddin Afgani, Reşid Rıza ve Muhammed Abduh’dan başlayan hareketin serüvenini anlattığı konuşmasında, yakın tarihimizin önemli şahsiyetlerinin yaşamlarına da değindi. Erik’in, Mehmet Akif Ersoy, Süleyman Hilmi Tunahan gibi önderlerin rolleriyle; Milli Görüş’ün, İslami hareketteki önemi, tesiri üzerinde durduğu konuşma ilgiyle takip edildi.

Toplantıda önemle vurgulanan konu ise, Peygamberimizin hayatı ve O’nun Sünneti oldu. Kur’an ve Sünnetin ayrılmaz bir bütün olduğu üzerinde duran konuşmacılar, kendi çabalarının Kur’an ve Sünnetin için olduğunu ve katılımcıların da ancak bu şekilde kurtuluşa erebileceklerini dile getirdiler. Gökkuşağı Sanat Merkezi sanatçılarından Sezer Değmez, programın sosyal iletişim bölümünde tiyatro deneyimlerini paylaştı ve bu alanla ilgili duyan gençlere bir de kurs verdi. Toplantıda NIF Başkanı Mehmet Yaramış da hazır bulunarak, gençlerle hasbıhal etti ve kısa bir konuşma yaparak gençleri selamladı, NIF’in çalışmalarıyla alakalı bilgi verdi. NIF Gençlik Teşkilatı Başkanı Hasan Hüseyin Göğüş ise konuşmasında, teşkilat çalışmalarındaki yöntem ve esaslar üzerinde durdu. Kamptan çıkan sonuç Konuşmacıların uzmanlığı, birikimi, katılımcıların seviyesi neticesinde, toplantı akademik bir havada geçti. Soruların kalitesi ve konuşmacıların

sorular üzerine kafa yorması bunun göstergesiydi. Yıl içinde şube başkanları toplantıları tekrarlanıyor. Gençlik Federasyonu bu toplantılar vasıtasıyla, sevk ve idareyi, bilgi paylaşım ve aktarımını şube genç-

lik teşkilatlarına daha kolayca ulaştırıyor. Hiyerarşik çalışma yapısına sahip olan NIF teşkilatları bu vesileyle irtibatlarını sıkı tutuyor. Bunun dışında, NIF Bölge Gençlik Federasyonu, şubelerine mutat ziyaretler ve teftişler yaparak, hizmetlerin verimini, kalitesini artırmaktadır.


12

cemİyet H A B ER

a ra l i k |de ce mbe r 2011

NIF Kadınlar Teşkilatı birimleri, eğitim kampında bir araya geldiler

Hollanda İslam Federasyonu Kadınlar Teşkilatı ve Genç Kızlar Teşkilatı yöneticileri hafta sonu eğitim programı için 3 ve 4 Aralık 2011 tarihlerinde Elspeet kasabasında bir araya geldiler. 120 idarecinin katıldığı eğitim programı çerçevesinde kurumsal çalışmalar masaya yatırıldı. NIF Kadınlar Teşkilatı başkanı Bediha Karademir hem katılımdan hem de işlenen konulardan gayet memnun olduklarını dile getirirken duyarlılık göstererek kıymetli vakitlerini ayıran yönetici hanımlara ve genç kızlara teşekkür etti. Eğitim programına 3 Aralık 2011 Cumartesi günü IGMG Kadınlar Teşkilatı başkanı Zehra Dizman katıldı. Eğitim programının ikinci gününde ise İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilatları Genel Başkanı Kemal Ergün programa katılarak Milli Görüş teşkilatlarının çalışmalarını anlattı. “ Gönül dünyanızı açın ” IGMG genel başkanı Kemal Ergün yaptığı konuşmada yöneticilere irşad konusunda teşkilatın izlediği yol hakkında aydınlatıcı bilgiler verdi. Ergün bayanların Hicri yılbaşı ve aşure gününü tebrik ederek başladı sözlerine. Bu günlerin tüm insanlığa huzur getirmesini dileyen Ergün ‘Burada müminlerin bir arada olmaları, gönül dünyalarını birbirlerine açmaları, birbirleri ile hemhal olmaları, dost olmaları, ümit

ediyorum ki ahirette de beraber olmayı gerektirir. Müminler bu dünyada birbirlerini sevdikleri zaman dertlerinde, tasalarında, kederlerinde, neşelerinde beraber oldukları zaman ümit ediyorum ki Cenabı Allah onları cennette de buluşturacaktır. Bu toplantılar, bizim paylaşmayı, vermeyi, sevmeyi, cemaat ruhunu almayı ve yeryüzünde sıkıntıda olan insanların sıkıntılarını giderme noktasında yeniden dolanmayı gerektiren ve bu duyguları bize veren toplantılardır ’diyerek toplantıların önemine vurgu yaptı. “ Bilinçli bir şekilde dua edeceğiz ” Niçin çalışmalıyız sorusuna cevap niteliği taşıyan konuşmasında Ergün şöyle dedi: ‘Rabbimize hamdolsun. Kalubelada rabbine söz vermiş insanlar olarak bizlerin sorumsuzca hareket etmeleri mümkün değildir. Eksiklerimiz olur. Yanlışlarımız olur. Biz kuluz. Kulun hatası, eksiği olur. Kul dua ile Rabbine yönelir ve rabbi onu bağışlar. Kulu bağışlamak Rabbimizin hoşuna gider. ‘Sizin duanız olmasa ne iş yararsınız?’ buyuruyor Cenabı Hak. Dua edeceğiz. Gerçekten bilinçli bir

şekilde dua edeceğiz. Rabbimizin sevgisi eksiklerimizden büyük olursa Allah o eksiklerimizin tamamını kapatır ve Settar olan, ayıpları örten o Allah o ayıpları ortaya çıkartmaz bizi bağışlar. Razı olduğu kullarının içine bizi koyar. Allah’ın razı olduğu kul olmak için biz buradayız. İşte bizim çalışmamızın temeli budur’. “ Paylaşmayı öğretelim ” ‘Yeryüzünde sadece kendini düşünen, bencil davranan, paylaşmayı bilmeyen, paylaşmayı bir enayilik kabul eden kapitalist sitemin içinde biz paylaşmayı insanlara öğretmeliyiz. Bu sistemin içinde ister Müslüman ister gayrimüslim olsun herkesin mutlaka sıcak bir mesaja ihtiyacı vardır. Anlatacaklarımızı bu noktayı göz önünde bulundurarak anlatmalıyız. Belki insanların çoğunluğu anlattıklarımızdan etkilenip Müslüman olmayacaktır. Ancak Müslümanlar hakkındaki değer yargıları değişecek ön yargıları kırılacaktır. İşte siz buna çalışır, buna gayret gösterirseniz, Allah sizin elinizden bir medeniyetin oluşumunu burada da sağlayacaktır’ şeklinde konuşmasını

tamamladı. NIF Kadınlar Teşkilatı başkanı Bediha Karademir IGMG Genel Başkanı Kemal Ergün ve NIF başkanı Mehmet Yaramış’a katkılarından dolayı teşekkür ederken birer hediye paketi ve çiçek verdi. “ Havayı düzeltmek yine bize düşüyor ” Programın bu bölümüne söz alan NIF başkanı Mehmet Yaramış genel başkanın bu toplantıya katılmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek başladı konuşmasına. Yaramış böyle yüksek katılımla bir eğitim programının yapılmış olmasından da son derece mutluluk duyduğunu ifade ederken katkıda bulunan herkese teşekkür etti. Yaramış genel başkanın sözlerine işaret ederek ‘ Başkanımız şahsiyetli bir duruş sergilememiz konusunda yapılması gerekenleri ilmik ilmik işleyerek adeta bir halı gibi önümüze serdi. Kendisine teşekkür ediyoruz. Şimdi bize düşen bu altın öğütleri alıp uygulamaktır’ dedi. ‘Zor şartlardan geçtiğimizi biliyoruz. Geriye dönüp baktığımızda pek çok kazanımlarımızın da olduğunu

görmekteyiz’ diyen Yaramış önceki gün katıldığı bir programda 50 yıl sonra dünyanın çeşitli ülkelerine gidip dönen kendi kurban kesim gönüllülerinin izlenimlerini dinlemekten büyük mutluluk duyduğunu belirtti. Yaramış sözlerini tamamlarken ‘11 Eylül’den sonra Hollanda’da oluşan olumsuz havayı pozitife dönüştürmek yine bizlere düşmektedir. Sizler bu programlarda bu konularda neler yapılabilir hususunu konuşuyorsunuz ve o nedenle bu programlar çok önemlidir’ dedikten sonra tüm katılanlara tekrar teşekkür ederek sözlerini tamamladı.

Schiedam kitap fuarında binlerce insan ağırlandı

Schiedam İslam Merkezi ve onun yan kuruluşları olan, Zafer Gençlik, Yusra Kadın Kollarının birlikte organze ettiği; NIF, Doğuş ve Gökkuşağı Sanat Merkezi tarafından da desteklenen ‘Kitap ve Kültür Fuarı’ binlerce okuma sevdalısını bir araya getirdi. 4-11 Aralık tarihleri arasında Schiedam Merkez Camii konferans salonunda gerçekleşen fuara yurt dışından da pek çok tanınmış sima, yazar, bilim adamı katıldı. Satış rekorları kıran “Aşk’ın Gözyaşları” adlı kitabın yazarı Sinan Yağmur, Eğitimci-yazar-TV programcısı Saliha Erdim, güzel konuşma ve iletişim uzmanı Sırrı Er ve IGMG Teşkilatları Genel Başkanı Kemal Ergün de, konuşma ve sunum yapmak, konferans vermek, kitaplarını imzalamak için davet edilen misafirler arasındaydılar. 4 Aralık Pazar günü resmi açılışı

yapılan programın ilk misafiri Sinan Yağmur idi. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle açılan programlar, gazetemiz yazarlarından Bayram Altıntaş ve Doğukan Ergin tarafından sunuldu. Schiedam Merkez Camii Başkanı İrfan Ulusoy’un kısa bir selamlama konuşmasının ardından kürsüye gelen Sinan Yağmur, kitaplarına konu olan Mevlana’nın hayatından kesitleri şiir tadında davetlilerle paylaştı. Programın akşam bölümünün misafiri IGMG Teşkilatları Genel Başkanı Kemal Ergün idi. Ergün, ümmet bilincinin yayılması ve

insanlığın huzur ve saadeti için verdikleri mücadelenin nedenleri üzerinde durduğu konuşmasında, verilen bu emeğin, dökülen bu terlerin kabul gördüğüne dikkat çekti ve bu kabulün en kısa zaman dilimi içerisinde bütün insanlığı tesir edeceğine vurgu yaptı. Yazar Saliha Erdim, toplumsal bir yara olan çocuklarımızın yetişmesini konu alan iki ayrı konferans verdi. “Oğlumu ve Kızımı Nasıl Yetiştirmeliyim?” başlıklı konferanslara ilgi hayli yoğundu. Fuar boyunca, Gökkuşağı Sanat Merkezi oyuncuları tarafından

pek çok etkinlik ve gösteriler de davetlilerle buluştu. Dolu dolu geçen fuarda, Kur’an Sofrası çerçevesinde Raşit Uygun doyumsuz bir ziyafet sundu. M. Akif Ersoy’u anma günü nedeniyle Hasan Koç, Hicri Yılbaşı münasebetiyle Fatih Aksay ve Zekeriya Budak birer sunum gerçekleştirdiler. Bülent Akbaş’ın verdiği müzik ziyafet de katılımcılardan tam not altı. Bir hafta süren ve dolu dolu geçen program, tadı damaklarda kalarak 11 Aralık Pazar akşamı sona erdi.


13

cemİyet H A B ER

A R AL I K|DECEMber 2 0 1 1

Hollandalılarda Beşiktaş sevgisi

Amsterdam Mescid-i Aksa Teşkilatı

Türkiye ve Hollanda arasında tarihten gelen işbirliği ve dostluğunun 2012 yılında kutlanacak 400. yıl şenlikleri için Beşiktaş kulübünden özel izin alınarak lisanslı olarak üretilen Hollanda ve Beşiktaş renklerinden oluşan özel polo formalar Hollanda Beşiktaşlılar Derneği Başkanı Aykut Torunoğulları tarafından, üyelere ve yıllar önce İstanbul’a Beşiktaş maçına götürülen ve Beşiktaşlı genç oyuncularla maç yapan Hollandalılıklardan oluşan taraftar grubuna dağıtıldı. Fanatik birer Beşiktaş taraftarı olan Hollandalılar aynı zamanda kendi fan kulüplerini kurdular. Hollanda s’hertogenbosch da bulunan chc-orka8 kulübünün 8. grupta yaptığı resmi maçlarda Beşiktaş forması ile mücadele ediyorlar. Sürekli Beşiktaş’ın

Hollanda Türk Federasyon’a bağlı Amsterdam Mescidi-i Aksa teşkilatı 12. kongresini Bozok gençlik teşkilatı salonunda yoğun katılım altında gerçekleştirdi.

maçlarını takip eden ve her ortamda Beşiktaş’ı konuşan fanatik taraftarlar çarşı gurubuna da ayrı bir hayranlık duyuyorlar. Tek isteklerinin Avrupa kupalarında Beşiktaş’ın bir Hollanda takımı ile eşleşmesinin olduğunu belirten takım kaptanı Tony Saris, yeni yılda Hollanda derneği yönetimi ile beraber İstanbul’a giderek İnönü’de çarşı gurubu ile beraber maç izleyeceklerini belirtti. Hollandalı Beşiktaşlılıklarla Dernek Başkanı Aykut Torunoğulları ve yönetimi yakından ilgileniyor. Fanatik Beşiktaşlı taraftarlar şu isimlerden oluşuyor. Henk, Robbie, Rene,Foat, Bart, Boy,Bas, Ykayt, Danny, Tonni, Leon, Larby, Ramon, Jeroen

12. Kongresini Gerçekleştirdi

Kur’an-ı Kerim tilaveti ve İstiklal Marşının okunması ile başlayan kongrede önce divan heyeti oluşturuldu. Başkanlığını Hollanda Türk Federasyon genel sekreteri Murat Gedik başkanlığında oluşturulan divanda, Amsterdam TÜKEM başkanı Erim Uğurlu ve Beverwijk Türk Kültür Ocağı başkanı Nazım Öztürk yer aldılar. Mescid-i Aksa teşkilat başkanı Necmi Çelik açılış konuşması yaptıktan sonra, faaliyet raporu Hüseyin Yılmaz ve muhasebe raporu İskender Gürışık tarafından kongre delegelerine

sunuldu. Raporların ibrazı sonrası seçime geçildi ve Necmi Çelik tekrar Mescid-i Aksa teşkilat başkanlığına seçildi. Seçim sonrası yeni yönetim kurulu şu isimlerden oluştu: Şuayip Koçak, İskender Gürışık, Sadi Koçak, Adem Çakır, Ahmet Süleymanoğlu, İbrahim Koroğlu, Osman Yılmaz, Halil Bönce, Kadir Efe, Tuğrul Avderen, Mehmet Cılızoğlu, Faruk Vural, Ahmet Kılınç, Doğan Aslan ve Mehmet Çamlıdere. Delegelere hitap eden Hollanda Türk Federasyon Genel Başkanı Güven İşçi özellikle gençlik üzerine hassasiyetle durulması ve teşkilatların uzun vadeli programlar yapması gerektiğini belirtti. Genel başkan ayrıca Hollanda’da kalıcı olan Türk insanının çok hassas bir dönemden geçtiğini, teşkilatların

bu konu ile ilgili üzerlerine büyük görevler düştüğünü dile getirip konuşmasını sonuçlandırdı. Kongre sonrası gösterilen Hollanda Türk Federasyon 2011 Azerbaycan kurban kampanyası filmi büyük ilgi gördü. Daha sonra kültür gecesi programı olarak devam eden gecede sanatçı Seval Güleş sahne aldı.

Dostluk Vakfı’nın 400. yıl etkinlikleri start aldı Ayın şirketi: JILPAQ Hollanda Türkiye Dostluğunun 400’üncü yılının kutlanacağı 2012 yılı çalışmaları start aldı. Türk Hollanda Dostluk Vakfı 400 gün boyunca sürecek olan etkinliklerini kamuoyuna duyurdu. Startın verildiği ilk gün basının karşısına çıkan Türk Hollanda Dostluk Vakfı yöneticileri 400 gün boyunca sürecek olan faaliyetlerini anlattı. 400 gün süreyle bütün Hollanda da çeşitli şehirlerde gösterime sunulacak resim sergisinin de basına tanıtıldığı toplantıda bir konuşma yapan Türk Hollanda Dostluk Vakfı Başkanı Bülent Türker ‘400 gün boyunca yapacağımız etkinliklerle dostluğumuz yeni bir boyut kazanacak’ dedi. 400 günlük etkinlikler hakkında bilgi veren Türker ‘Bu etkinlikler için gurup olarak yaklaşık 2 yıllık bir çalışma gerçekleştirdik. 2 yıl boyunca toparladığımız tüm bilgi, belge ve dokumanlar 2012 yılının so-

nuna kadar tüm Hollanda da olduğu gibi Türkiye’de de bir çok şehir ve kasabada sergilenecek. İnsanlar resim sergilerimizden bugüne kadar görmedikleri ve bilmedikleri birçok doküman ve belge ile karşılaşacak. 400 gün sürecek olan etkinlikler içeresinde resim sergileri, sportif faaliyetler,

Türkiye gezileri, konferanslar, balo, Türk-Hollanda özel dostluk geceleri yapılacak. 400 günün son gününde de Hollanda ile dostluğumuzu anlatan bu güne kadar yapılan etkinliklerin içinde olacağı bir kitapla da bu etkinliklerimizi tamamlamış olacağız’ dedi.

Jilpaq BV, gıda ve gıda dışı ürünlerin toptan ve perakende ithalat-ihracat işini yürüten bir şirket olarak Hollanda’da 10 yılını başarıyla tamamladı. Şirket Yönetim Kurulu Başkanı ve aynı zamanda HOTİAD Dernek Başkan Yardımcısı olan Faruk Halıcı, şirketlerinin “Ayın Şirketi” olarak belirlenmesinden duyduğu memnunluğu ifade ederek, bu değerlendirmeyi yapan belediyeyi de teşekkürle andı. Türk kökenli Tilburglu iki genç tarafından 2005 yılında şekillenen şirket, 2010 yılında 1000 çeşit ürünü depolayacak, pazarlayacak kapasitede yeni bir mekana taşındı. Hollanda’da yılda yaklaşık 900 bin kilo kebap/döner tüketildiğini ifade eden Halıcı, bu ihtiyacın yaklaşık 60 bin kilosunun Jilpaq tarafından karşılandığına dikkat çekti. Jilpaq markası adı altında döner, kebap

ve pizza ürünleri sunan Jilpaq BV, bu alandaki pazarın en önde gelenlerinden biri olmayı, kaliteli, hesaplı ve damak tadına uygun ürünler üretmeyi bir hedef olarak önlerine koymuş bulunmakta. Yıllık büyüme hızını yüzde 30’lara taşıyan şirket, ürün yelpazesini de genişletmeyi, döner ve et gibi temel ihtiyaçlarının da kendileri tarafından üretilmesine yönelik çalışmalar yapmakta.

Karate şampiyonu Kübra Yeni Nesil Vakfı’ndan Şefkat Bakımevine ziyaret Öztürk’e Başkonsolos Oral’dan 25 Kasım 2011 Cuma günü Yeni Nesil Vakfı yöneticileri Şefkat Bakımevine ziyarette bulundu. Şefkat Bakımevi, Türk ve Faslı yaşlıların arzu ve ihtiyaçlarını esas alarak, ağır sağlık hizmeti teşekkür sunan bir sağlık evi olarak Boxtel’da hizmet vermektedir.

Hollanda’nın Sittard şehrinde Karate Cup Sittard 2011 şehrinde yapılan Uluslararası Karate Junior Cup’ta Hollanda adına yarışan Kübra Öztürk’ün birinci olmasının yankıları sürüyor. Rotterdam Başkonsolosu Togan Oral Hollanda’da yetişen ve karate şampiyonluk kupasını kazanan Kübra Öztürk’ü kutlayarak teşekkür etti. Başkonsolos Togan Oral gönderdiği teşekkür mektubunda “Hollanda’nın Sittard şehrinde yapılan Uluslararası Karate Junior Cup’ta elde ettiğiniz başarı ve birincilikten ötürü, sizi şahsım ve Başkonsolosluk mensupları adına tebrik eder, Hollanda ve Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımızı gururlandıran başarılarınızın devamını dilerim.” dedi. Karate Cup Sittard Şampiyonu Kübra Öztürk, “Hollanda’da yetişen Türk kökenli biri olarak Sayın Rotterdam Başkonsolosumuz Togan Oral’dan

böyle güzel teşekkür mektubu almam beni daha motive etti. Bundan sonra daha sıkı bir tempo içinde çalışarak Türk kökenli Hollandalı bir sporcu olarak karatede en iyi yerlere gelmek için mücadele edeceğim.” şeklinde değerlendirmede bulundu. Bilindiği üzere Hollanda’nın Zaandam şehrinde yaşayan ve henüz 13 yaşında olan Kübra Öztürk, Hollanda’nın Sittard şehrinde ‘Uluslararası Karate Cup Sittard’de birinciliği elde etmeyi başarmıştı

Öğrenciler ve genç profesyoneller ziyaret sırasında, Boxtel’da hizmet veren, Şefkat Bakımevinin kurucusu ve koordinatörü Deniz Özkanlı ile de sohbet ettiler. Şefkat Bakımevi Eylül 2011’de hizmete açıldı ve verdiği hizmetler karşılığında da kısa bir süre sonra adından söz ettirmeye başladı. Sağlık sektöründe her iki yılda bir, en iyi buluşum projesi sahibine verilen ‘Avicennaprijs 2011’ ödülüne layık görüldü. Katılımcılar, sağlık evinin ve Deniz Özkanlı’nın açık yüreklilikle paylaştığı hikayenin etkisi altında kaldılar. Özkanlı, bu buluşum yolculuğunun nasıl geliştiğini ve onun getirdiği zorlukları anlattı. Katılımcılar ziyareti ilham verici ve başarılı olarak nitelendirdiler.

Katılımcılardan üç öğrenci, sağlık evinde gönüllü çalışabilmek ve staj görebilmek amacıyla başvuruda bulundular. Ziyaret, daha çok bilgi alış verişi çerçevesinde gerçekleşti. Katılımcılardan Tuba Ayçiçek “Genelde network buluşmaları

hukukçulara, işadamlarına veya siyasetçilere yönelik oluyor. Yeni Nesil Vakfı, sağlık sektöründen de gençleri ve rol modelleri bir araya getirerek yeni bir pencere açılmasına zemin hazırlıyor, ki bu çok güzel bir uygulama” diyerek ziyareti değerlendirdi.


15

ö z el h a be r

aralık|decEMBER 2 0 1 1

Sağlık sigortasında neler değişecek?

“En uygun poliçeyi seçmek için son fırsat” 31 Aralık tarihine kadar isteyen herkes mevcut sigorta şirketini değiştirebilir. Ve belki de bu sizin için en uygun seçim olabilir. Bazı poliçe primlerinde önümüzdeki yıl yüzde 40’lara yakın artış olacak. Doğru karşılaştırmanın da bir bedeli var Primler arasında düzgün ve dürüst bir karşılaştırma yapmanın da bir bedeli var. Fiyat ve hizmet karşılaştırma sitelerinde, sınırlı da olsa, size ışık verecek ve doğru bir seçim yaptıracak işaretlere rastlamak da mümkün. Bu siteleri hazırlayanların da geçimini temin etmek istediklerini unutmamak gerek. Bu yüzden çoğu sigorta şirketleriyle anlaşma yapıyorlar. Daha fazla ödeyen sigortacılar, arama sonuçlarında daha önemli, belirgin ve daha yüksek görünür. Bu nedenle bütün sonuçları akıllıca değerlendirmek ve ayrıntıları göz ardı etmemek gerek. Karşılaştırma sitelerinin ardında yine de ticari bir modele ulaşma avantajı bulunmakta. Birlikte çalışan sigortacılar büyük bir grup indirimi yapmaktalar. OHRA ya da Independer sigorta şirketleri vasıtasıyla, aylık 10 Euro’luk bir tasarruf yapılabilir. Objektif bir görüş mü arıyorsunuz? O halde, Tüketiciler Birliğinin Sigorta Karşılaştırıcısını deneyin. Ne yazık ki, orada da sigorta şirketlerinin doğrudan ne kadar seçim hakkı/özgürlüğü tanıdıklarını tamamen görmek mümkün değil. Çeşitli sigorta şirketlerinin verdikleri hizmet kalitesini ve sonuçlarını (http://www.kiesbeter.nl/zorgverzekeringen/ kwaliteit/) adlı siteden bulabilir, takip edebilirsiniz.

Neler değişiyor? Beş yıl önce hayata geçirilen sağlık sigortasıyla, hayatımız daha da pahalı bir hale geldi. Sigortalardaki ortalama prim artışı yüzde 25’i bulmuştu. 2008 yılında kişisel risk (eigen risico) 150 Euro iken, 2012 yılında bu pay, 220 Euro’ya çıkacak ve ekstra yük getirecek. Ayrıca, uyku hapları, antidepresanlar, diyet ve beslenme tavsiyeleri de temel paketten çıkarıldılar. Fizik tedavisi de 12 seanstan 20’ye çıkarıldı ama bütün bunların ödemeleri kişinin kendisi tarafından yapılacak. Bütün bunlar, sizin sigorta şirketinizi eleştirel bir yaklaşımla kritik etmeniz için en iyi sebeplerdir. Çünkü kesinlikle biz Hollanda’da sigorta şampiyonuyuz. Buna iyi bir örnek olarak da diş sigortasını verebiliriz. Örneğin Ditzo, aylık 9, 75 Euro karşılığında 250 Euro’ya kadar olan dişçi ücretinizin yüzde yetmişini ödüyor. Bu nedenle, yıllık bazda 167, 50 Euro karşılığında 117 Euro ödüyorsunuz. Bu mantıklı mı? Pek değil. Bu durumda, eni iyisi yıllık kontrollerinizi ve

tesadüfi diş doldurmalarınızı kendiniz ödemeniz. Dişlerinizde büyük bir sorun bekliyorsanız eğer, kapsamlı ek bir sigorta için daha fazla para ayırmanız en akıllıcası olacaktır. Bu sorun da 187,50 Euro ile çözülebilir. Tarama/Karşılaştırma Bu yolla bütün ek paketleri taramanız, açıklığa kavuşturmanız en iyisidir. Tüketiciler Birliği aşağıdaki şu pratik kuralları kullanır: “Sağlıklı olanların veya bakıma ihtiyacı olmayan insanların prensip olarak ek sigorta yaptırmalarına gerek yoktur. Nitekim, temel sigorta kapsamında bütün temel ihtiyaçlar karşılanmakta. Bakıma ihtiyacınız varsa, sizin aylık olarak ödediğinizle, sigorta şirketinin sizin için karşıladığı miktarın oranını iyi belirleyin. Anlaşmadaki küçük baskıyla yazılmış cümlelere dikkat edin. Bazı ek sigortalar bile üç yılda bir gözlük alma hakkı tanırken, bazıları da, bir dizi tedavi yerine belli bir miktara kadar olan fizyoterapi masraflarını karşılıyor. Faydanıza olarak düşündüğünüz fizyoterapistin

Oss’ta kardeşlik ve birlik girişimi:

“Oss İslam Platformu Vakfı”

Hollanda toplumunun İslam dini ve Müslümanlar ile yakından tanışmaları 50’li yıllara dayanır. Müslümanların buraya geldiği yıllarda, kendilerini kalıcı hissetmemeleri, gelen nüfusun genç olması ve ileride doğacak sorunları görememeleri nedeniyle bazı çalışmalar içine girmemişlerdir. Buna birde yeterli eğitimli ve iyi dil bilen kişilerin az olması sorunların hep hasır altı edilmesine sebep olmuştur. Aradan geçen yıllar “misafir işçilerin” geçici değil de, kalıcı olacağını göster miştir. Buna bağlı olarak da aşağıdaki sorunları beraberinde getirmiştir : • İbadethane sorunu • Helal kesim sorunu • Yaşlıların kendilerine uygun kalabilecekleri yer sorunu • Müslümanların kendilerini doğru ifade etme sorunu. Bu ve buna benzer sorunlar makro düzeyde Hollanda genelinde, mikro düzeyde ise yerel yönetimlerde hissedilmeye başladı. Müslümanların bu sorunlara ortak bir tavır koyamamaları

bu sorunları daha da derinleştirmiştir. Bu sorunları giderebilmek için, her teşkilat ve yönetim kendi anlayış ve düşüncesi doğrultusunda bir çözüm bulmaya çalışmış. Ama bu teksesli olmadığı için yerel ve ülkesel yönetimde bazı sıkıntıları da beraberinde getirerek kesin ve kalıcı çözümler sunulamamıştır. Ülkesel ve yerel yönetimlerin Müslüman toplumuna önyargılı bakması bu çözümü zaman zaman “Arap saçına” çevirmiştir. Yabancıların kendilerini temsilen kurmuş oldukları dernekleri olmasına rağmen, bu çözüm konusunda yeterince etkili olamamıştır. Ve yeni kurumların kurulması zaruretini doğurmuştur. Bu sefer daha fazla dernek ve vakıfın ortaklaşa bir çatı altında toplanarak; daha güçlü olarak toplumda ve devlet nezdinde temsil edilmeleri ve muhatap olarak kabul edilmeleri sağlanmıştır. Bunlara örnek: ‘Contactorgaan Moslims en Overheid (Müslümanlar ve Devlet İletişim Kurumu) CMO’dur. Bu çatının altında Hollanda’da bulunan önde gelen İslami kuruluşlar temsil edilmektedir. Bunun yanında, yerel ve bölgesel olarak da çeşitli kuruluşlar vardır. Oss’ta birlik ve beraberlik adımı Yerel düzeyde bu sorunlarımızı birlikte ve

ücret ve vizite tarifi, bazen sizin için dezavantaj olabilir. Ek paketinizde son beş yıldır hiç kullanmadığınız şeyler varsa, onları iptal ettirerek de sigortanızı devam ettirebileceğiniz söylenebilir. Temel kapsam sigortanız mı var, yoksa böyle bir şey mi açtırmak istiyorsanız? O zaman siz kendi riskinizi de bir mercek altına almanız ilginç olabilir. Temel paketten alınacak hizmet için (bazı istisnalar hariç, ev doktoru bakımı gibi) ilk 220 Euro’yu siz ödüyorsunuz. Sağlıklıysanız, çalışma ve özel yaşamınızda daha az riskliyse, bu 220 Euro’yu kolayca bitiremezsiniz. 500 Euro’ya kadar yükselen kişisel riskinize rağmen, önemli ölçüde az ödeyeceksiniz. Örneğin, YouCare yıllık 365,40 Euro indirim yapıyor; ki bu da aylık 69, 50 Euro ödemeniz anlamına geliyor. Bu akıllıca mı? Yalnızca, ek sağlık maliyeti risklerini ve bunun bedelini göz önüne alabiliyorsanız, evet. Bunun için, elinizin arkasında bir birikiminizin olması gerekmekte.

Seçim özgürlüğü Bir uzman tarafından tedavi edilme aşamasına geldiğinizde, uzmanın kim olacağı hususuna etki yapmak isteğiniz sorulabilir. Sigortacılar, bakım kurumlarıyla anlaşma yolunu seçiyorlar. Bu nedenle primler düşük olabiliyor ama her yerde de tedavi olamıyorsunuz. Fiyatlar büyük ölçüde değişmektedir. Seçim özgürlüğünüzden feragat ederseniz, ProLife’da 50 centlik bir indirim alabilirsiniz. Yılda 6 Euro karşılığında, nerede tedavi olacağınızı kendiniz belirleyebilirsiniz. Bu, Univé’de biraz farklı; aylık 4 Euro olarak belirlenmiş. Her şeyi biliyor musunuz? Hayır. İndirim alabilmeniz için başka şanslarını da olabilir. Örneğin, işvereniz ve üyesi olduğunuz sendikaların kolektif yapmış olduğu anlaşmalardan da indirim alabilirsiniz. Kurumlar aracılığı ile AGIS’le de yüzde 10’lara varan bir indirimden faydalanmak mümkün. Bunun yanı sıra belli gruplar için de indirimler mevcuttur. Zorg en Zekerheid okulda çalışanlarla öğrencilere yüzde 10 indirim uyguluyor. Interpolis, Rabobank müşterilerine yüzde 15’e varan bir indirim uyguluyor. Take Care Now’da, Facebook ve Hyves üyelerine indirim yapıyor. Bunlar da yetmiyorsa, pek çok sigorta şirketi Independer ve Zorgkiezer adlı karşılaştırma sitelerinden indirimli müşteri kaydı yapıyorlar. Bir yarış olduğu için, bu sitelerin ne kadar bağımsız olduğunu kestirmek de o kadar zor. (Yandaki açıklamaya bakınız) Her şeye rağmen kesenize uygun bir sigortacı bulduysanız, önce oraya kaydınız yaptırın, ardından mevcut sigortanızı durdurun. Durdurma işini genellikle yeni başlattığınız sigorta kurumunun yapma zorunluluğu var ama, siz yine de bu konuda dikkatli olun. Zira ek sigorta olma talebiniz reddedilebilir. Mevcut sigortanız durdurulmuş olduğunda bu durum size pahalıya mal olabilir.

Uden’de Aşure Günü Hollandalı komşularla kutlandı

ortaklaşa çözebilmek için, Oss’taki camiler ile dernek/vakıflar bir araya gelerek “ Oss İslam Platformu Vakfı” (ISPO) adında bir platform kuruldu. Vakfın temel gayesi yukarıda bahsettiğimiz temel sorunlar ve buna bağlı diğer konular, ortak bir görüşle yerel yönetim ve kuruluşlara bildirilerek, çeşitli kurumlarla Müslümanlar için birlikte çalışmalar da bulunmayı hedeflemektedir. Bu sorunların çözümü için çeşitli çalışmalar yaparak Müslümanlar adına onların istek ve taleplerini dile getirmektir. Oss’ta İslami bakımevi için ilk adım! Bu amaçla yola çıkan ISPO çalışmalarına başladı. Öncelikli olarak da yaşlıların rahat ve huzurlu kalabilecekleri bir bakımevi için çalışma içine girmiştir. Bulundukları şehirde sağlık ve bakım hizmetleri sunan bir kuruluşla, Müslümanlar adına İslami bakımevi hakkında bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Yoğun bir katılımın olduğu toplantıda, böyle bir çalışmadan duyulan memnuniyet dile getirildi. Müslümanlara bu konuda karşılıklı olarak fikir, düşünce ve istekleri sorularak, nasıl bir yer olması gerektiği konularında fikir alışverişinde bulunuldu.

Uden Süleymaniye Camii, her yıl olduğu gibi bu yılda güzel bir aşure gününü Hollandalıların da katılımıyla hep birlikte kutladı. Çocuğuyla, genciyle, yaşlısıyla hep beraber kutlanan güne ilgi yoğundu. Özelikle Hollandalıların da yoğun katılımı gözden kaçmadı. Onlara aşure gününü ayrıntısıyla anlatıldı, soruları

cevaplandırıldı. Hollandalılar böyle bir ortamdan duydukları memnuniyeti ifade ettiler. Ortamı çok beğendiler. Gelen misafirlere bol bol aşure ve diğer yiyeceklerden ikram edildi. Aşure Gününe katılan bütün misafirler çok memnun kaldıklarını belirttiler, bu da cami yönetimini ziyadesiyle sevindirdi.


16

o pin ie

a ra l ı k |de ce mbe r 2011

De positie van Jezus in de islam

‘Jezus is een moslim’ Tegenwoordig lijkt het wel alsof moslims en christenen vijanden van elkaar zijn. Om de nodige diepgang en achtergrond over de oorsprong van beide geloven te geven, onderzochten we de positie en de boodschap van Jezus volgens de Bijbel en de Koran. Het resultaat is verbluffend! Waar zowel de moslims als de christenen het over eens zijn, is dat Jezus een bijzondere man, een man van God, die in dienst van God in staat was om wonderen te verrichten. Laten we eerst eens kijken naar deze wonderen. Voor de duidelijkheid, dat halen we niet uit de Bijbel, hoewel dat gekund zou hebben, maar Jezus Christus staat in totaal op elf plaatsen genoemd in de Koran. (Voor de mensen die de Koran niet kennen is het interessant om te weten dat met Allah en God hetzelfde bedoeld wordt. Allah is de eigennaam van God in het Arabisch en wordt ook als zodanig in de Arabischtalige Bijbel gebruikt. In dit artikel worden beide termen uitwisselbaar gebruikt.) In het vijfde hoofdstuk van de Koran staat namelijk dat God tegen Jezus spreekt en Hij zegt het volgende: “O Jezus, zoon van Maria, gedenk Mijn gunst aan jou en je moeder, toen Ik jou met de geest van heiligheid versterkte, dat jij als kind en op middelbare leeftijd tot het volk spreekt en toen Ik jou het Boek en de wijsheid en de Thora en het Evangelie onderwees en dat jij door Mijn gebod uit klei de vorm van een vogel maakte, dan er in blies en het een vogel werd door Mijn gebod; en dat jij de blinden en de melaatsen door Mijn gebod hebt genezen en de doden tot leven hebt gewekt.” (Koran, hoofdstuk De tafel, vers 110) God getuigt hier met duidelijke bewoordingen van de wonderen die Jezus in Zijn naam heeft verricht. Op een andere plaats in de Koran, in hoofdstuk Maria staat een nog mooiere verklaring over de status van Jezus. In deze passage pleit Jezus als baby zijn moeder vrij als zij wordt beschuldigd van ontucht door haar volk, omdat ze met het kindje Jezus aankwam, zonder dat zij een man had. De mensen zeggen tegen Maria: “O Zuster van Aäron, jouw vader was geen verdorven man, noch was jouw moeder een onkuise vrouw.” Daarop wees zij naar het kind. Zij zeiden: “Hoe kunnen wij tot een wiegenkind spreken?” Hij (Jezus) sprak daarom : “Ik ben een dienaar van God. Hij heeft mij het Boek gegeven en mij tot een profeet gemaakt; Hij heeft mij gezegend waar ik ook zal zijn; en Hij heeft mij het gebed en het geven van liefdadigheid opgelegd, zolang ik leef. En dat ik gehoorzaam zal zijn aan mijn moeder. Hij heeft mij niet als een onderdrukker gemaakt, noch als een slecht mens. Vrede was met mij op de dag van mijn geboorte en zal met mij zijn op de dag van mijn dood en evenzo op de dag dat ik ten leven zal worden opgewekt.” (Koran, hoofdstuk Maria, vers 16-32) In een ander hoofdstuk wordt de

moslims onderwezen dat Jezus behoort tot een reeks van boodschappers: “Wij geloven in Allah en in hetgeen ons is geopenbaard en in hetgeen tot Abraham, Ismaël, Izaäk, Jacob en de stammen werd nedergezonden en in hetgeen aan Mozes en Jezus werd gegeven en in hetgeen aan alle andere profeten werd gegeven door hun Heer. Wij maken geen onderscheid tussen hen en aan Hem onderwerpen wij ons.” (Koran, hoofdstuk De koe (2), vers 136) Het woord ‘onderwerpen’ is een letterlijke vertaling van het woord islam. Het woord ‘moslim’ betekent letterlijk ‘iemand die zich onderwerpt’ aan God. Met andere woorden, volgens de Koran waren de volgelingen van Jezus moslims en was Jezus zelf ook moslim. Hij onderwerpt zich aan God. Of in zijn eigen woorden: “Ik ben een dienaar van God.” (Koran, hoofdstuk Maria, vers 30) De boodschap van Jezus Christus Jezus (vrede zij met hem) riep op tot gehoorzaamheid en aanbidding van God. Hoewel de huidige leerstellingen van het grootste deel van de christenen zich concentreren rondom de goddelijkheid van Jezus en zijn offer aan het kruis, verkondigde Jezus zelf een andere boodschap. De eerste woorden die Jezus volgens de Koran sprak waren de volgende: “Ik ben een dienaar van God. Hij heeft mij het Boek gegeven en mij tot een profeet gemaakt.” (Koran, hoofdstuk Maria, vers 30) In hoofdstuk Huis van Imraan lezen we wat hij aan zijn metgezellen, de dicipelen onderwees: “Voorzeker, Allah is mijn Heer en uw Heer; aanbidt Hem daarom, dit is het rechte pad.” Toen Jezus ongeloof bij hen bespeurde, zei hij: “Wie zullen mijn helpers zijn voor God?” De discipelen antwoordden: “Wij zijn God’s helpers. In God geloven wij en getuig jij dat wij ons onderwerpen.” (Koran, Huis van Imraan, verzen 51-52) De christelijke lezers zullen nu denken dat we een spelletje met Jezus spelen, omdat zij iets anders over Jezus hebben geleerd. Laten we daarom ook de overlevering van de woorden van Jezus volgens de Bijbel raadplegen. Als we dan in het Nieuwe Testament het Evangelie van Mattheus raadplegen blijkt de boodschap zelfs in bewoordingen niet af te wijken van wat we in de Koran vinden. Jezus zei: “Niet een ieder, die tot Mij zegt: Here, Here, zal het Koninkrijk der hemelen binnengaan, maar wie doet de wil mijns Vaders, die in de hemelen is.” (Bijbel, Matteüs 7:21) We begrijpen hier dat wat Jezus verkondigd heeft dat het ‘de wil mijns Vaders’ niets anders betekent ‘gehoorzaam zijn aan God’. In het Evangelie van Markus vinden we een nog duidelijker verklaring van de boodschap van Jezus, vrede zij met hem. Zijn metgezellen vroegen hem: ‘Wat is van alle geboden is het belangrijkste gebod?’ Jezus antwoordde: ‘Het voornaamste is: “Luister, Israël! De Heer, onze God, is de enige Heer; heb de Heer, uw God, lief met heel uw

hart en met heel uw ziel en met heel uw verstand en met heel uw kracht.” (Bijbel, Markus 12:28-30) Als we het goed begrijpen legt Jezus hier de kern van zijn boodschap uit: De Heer, onze God, is de enige Heer, oftewel ‘Er is geen andere god dan Allah’ en in het tweede deel van zijn verklaring roept hij zijn volgelingen op om zich compleet aan deze ene God over te geven: “heb de Heer, uw God, lief met heel uw hart en met heel uw ziel en met heel uw verstand en met heel uw kracht.” Dat is ware overgave. Jezus ontkent zijn eigen goddelijkheid Hoewel de huidige christenen leren dat Jezus, vrede zij met hem, onderdeel is van een goddelijke drie-eenheid, heeft hij dat volgens ons zelf nooit gezegd. In de tijd waarin de Koran is geopenbaard aan Mohammed (610 jaar na Jezus) waren er al christenen die in deze goddelijke drie-eenheid geloofden en mensen die Maria aanbaden naast God. God kondigt daarom in de Koran aan dat Hij Jezus zal ondervragen naar deze praktijk op de dag van het oordeel: En wanneer Allah zal zeggen: “O Jezus, zoon van Maria, hebt gij tot de mensen gezegd: ‘Beschouw mij en mijn moeder als twee goden naast Al-

Jezus de komst van Mohammed heeft aangekondigd. In de Koran staat dit als volgt vermeld: “En toen Jezus, zoon van Maria, zei: “O kinderen van Israël, Ik ben Allah’s boodschapper voor jullie, datgene bevestigend wat vóór mij in de Thora was en een blijde tijding gevende van een boodschapper die na mij komen zal, zijn naam zal Ahmed zijn.” (Koran, hoofdstuk De Strijdplaats (61) vers 6) De christenen onder ons zullen nu natuurlijk zeggen dat dit een gemaakt bewijs is van het profeetschap van Mohammed, het staat immer in het boek dat aan hemzelf is geopenbaard, vrede zij met hem. We hebben echter ook in de Bijbel vergelijkbare verzen gevonden waaruit blijkt dat hij in ieder geval nog een profeet heeft aangekondigd. Dit moet voor hem een belangrijke verkondiging zijn geweest. Hij is gezonden door dezelfde God met dezelfde boodschap, alleen voor een ander volk. Hij heeft ook verteld dat de komst van deze nieuwe profeet definitief is en dat zijn boodschap geldig zal zijn voor de hele wereldgemeenschap en tot het einde der tijden. Als bewijs van deze bewering kunnen we tegenwoordig nog vele passages in de Bijbel vinden die hiernaar verwi-

De christenen onder ons zullen nu natuurlijk zeggen dat dit een gemaakt bewijs is van het profeetschap van Mohammed, het staat immer in het boek dat aan hemzelf is geopenbaard, vrede zij met hem. We hebben echter ook in de Bijbel vergelijkbare verzen gevonden waaruit blijkt dat hij in ieder geval nog een profeet heeft aangekondigd.

lah,’? zal hij antwoorden: “Heilig bent bent U! Ik zou nooit kunnen zeggen, waartoe ik geen recht had. Indien ik het had gezegd had U dit zeker geweten. U weet, wat in mijn innerlijk is en ik weet niet, wat in U is. U bent de Kenner van het onzienlijke. (Koran, hoofdstuk De tafel, vers 116) De moslims wordt dus uitgelegd dat de christenen op dit punt fout zaten. En als we de Bijbel bestuderen komen we erachter dat zelfs in deze overlevering nog duidelijk vermeldt staat dat Jezus niet heeft gezegd dat hij en God dezelfde waren, of dat hijzelf goddelijk was. In het Evangelie van Johannes verklaart hij het volgende: “Waarachtig, ik verzeker u: de Zoon (Jezus dus) kan niets uit zichzelf doen, hij kan alleen doen wat hij de Vader ziet doen; en wat de Vader doet, dat doet de Zoon op dezelfde manier. (Bijbel, Johannes 5:19) En elf verzen verderop benadrukt hij nogmaals zijn positie ten opzichte van degene die hem ‘gezonden heeft’. “Ik kan niets doen uit mijzelf: ik oordeel naar wat ik hoor, en mijn oordeel is rechtvaardig omdat ik mij niet richt op wat ik zelf wil, maar op de wil van hem die mij gezonden heeft.” (Bijbel, Johannes 5:30) Jezus heeft Mohammed aangekondigd Wat veel christenen niet weten is dat

jzen. De naam Ahmed is er door de vroegere schriftgeleerden wel uitgehaald, en door de vele wijzigingen, interpretaties en vertalingen is geprobeerd om de aankondiging van deze profeet enigszins te kunnen verbloemen, maar de betekenis van de verzen verwijzen ondubbelzinnig naar de komt van de laatste profeet Mohammed, Ahmed, wat ‘de geprezene’ betekent. Lees de volgende verzen uit de Bijbel: Later zal de pleitbezorger, de heilige Geest die de Vader jullie namens mij zal zenden, jullie alles duidelijk maken en alles in herinnering brengen wat ik tegen jullie gezegd heb. (Bijbel: Johannes 14:26) Wanneer de pleitbezorger komt die ik van de Vader naar jullie zal zenden, de Geest van de waarheid die van de Vader komt, zal die over mij getuigen. (Bijbel, Johannes 15:26) Werkelijk, het is goed voor jullie dat ik ga, want als ik niet ga zal de pleitbezorger niet bij jullie komen, maar als ik weg ben, zal ik hem jullie zenden. (Bijbel, Johannes 16:7) De Geest van de waarheid zal jullie, wanneer hij komt, de weg wijzen naar de volle waarheid. Hij zal niet namens zichzelf spreken, maar hij zal zeggen wat hij hoort en jullie bekendmaken wat komen gaat. (Bijbel: Johannes

Josef Stevens ondek islam

josef@moslimmedia.onmicrosoft.com

16:13) In de oude Griekse vertaling werd het woord Periclytos gebruikt. In de Nederlandse vertalingen wordt hiervoor ‘pleitbezorger’ of ‘Trooster’ gebruikt. Op andere plaatsten wordt voor de komende profeet ‘De Geest van de Waarheid’ of ‘De Heilige Geest.’ gebruikt. In de Christelijke leer is door deze verbastering het geloof ontstaan. in een spirituele ‘geest’ ontstaan die ‘bij’ of ‘in’ mensen aanwezig zou zijn. Hieruit is de drie-eenheid samengesteld die we kennen als ‘de Vader, de Zoon en de Heilige Geest’. Tekstueel is er in de Bijbel echter geen bewijs te vinden van dit geloof. Jezus heeft immers volgens de overlevering gezegd dat de geest van de waarheid tot de mensen zal spreken en dat hij zal komen als hij weg is. Volgens de Bijbel was de heilige geest ook aanwezig tijdens het leven van Jezus, vrede zij met hem. De moslims blijven dus bij het oorspronkelijke geloof van Jezus Christus, zoals hijzelf zo treffend heeft verwoord: “Er is er maar één die goed is. Als je het leven wilt binnengaan, houd je dan aan zijn geboden.” (Bijbel, Mattheus 19:17) Mohammed en Jezus waren boodschappers Het geloof in Jezus Christus is een vast onderdeel van het geloof van de moslim. Mohammed heeft dit benadrukt in de volgende woorden: “Wie getuigt dat er geen andere god is dan Allah, en dat Mohammed zijn dienaar en boodschapper is, en dat Jezus Zijn dienaar en boodschapper is, en Zijn woord aan Maria en een geest van Hem, en dat het paradijs en de hel waarheid zijn, die gaat op basis van dat geloof naar het paradijs.” Mohammed benadrukt hier dat de moslim moet geloven in hem en in Jezus als dienaren en als boodschappers van de Almachtige God, om te benadrukken dat zowel hij als Jezus niet verafgood dienen te worden tijdens hun leven of daarna. Het gaat om de boodschap waarmee ze kwamen. En Mohammed is slechts een boodschapper. Waarlijk, alle boodschappers vóór hem zijn heengegaan. (Koran, Huis van Imraan, vers 144) Zeg: “Ik ben slechts een mens zoals jullie, aan mij is geopenbaard dat jullie God slechts één God is. Laat daarom degene, die op de ontmoeting met zijn Heer hoopt, goede daden verrichten en bij de aanbidding van zijn Heer niemand anders met Hem vereenzelvigen. (Koran, De spelonk, vers 110) Ook Mohammed heeft een duidelijke opdracht gekregen om deze boodschap over te brengen aan de christenen. Zeg: “O, mensen van het Boek, komt tot één woord, waarin wij met elkaar overeenstemmen: dat wij niemand anders dan God aanbidden en dat wij niets met Hem vereenzelvigen en dat sommigen van ons geen anderen tot goden nemen, buiten God.” Maar, als zij zich afwenden, zegt dan: “Getuigt, dat wij moslims zijn.” (Koran, Huis van Imraan, vers 64) Josef Stevens Algemeen directeur, Moslim Media


17

HA B ER

Ar al ik|December 2 0 1 1

Edelstaal, başarılı temsilcilerini Yunus’un ‘OD’uyla yanmak ödüllendirdi “Kitap” Kulübü ile Okuma Akşamları...

Merkezi Hollanda da bulunan ve Hollanda’nın yanı sıra Almanya, Belçika, İngiltere, Avusturya, Norveç, Danimarka, İtalya ve Fransa da faaliyetlerde bulunan Edelstaaal Firması, şirket merkezinde düzenlenen törende Danimarka’da başarılı çalışmalar yaparak, Avrupa’daki ekonomik krize rağmen 2011 yılında ciroyu ikiye katlayan temsilciler, satışlardaki başarılarından dolayı tebrik edildi ve plaket verildi.

Okuma sevdalısı bir grup Türk insanı tarafından başlatılan okuma akşamlarına, katılım her seferinde artarak devam ediyor. Her iki ayda bir, belirlenen bir kitabı, oluşturulan grup üyeleri okumakta ve bir araya gelerek okunan kitap üzerinde değerlendirmeler, kritikler yapmaktalar. Okumayı alışkanlık haline getirmeyi gaye edinen grup üyeleri, yılda 6 kez bir araya geliyor ve 6 kitabı okuyarak, kritik ederek, notlar ve hisseler çıkartarak, soylu bir eylemi bütün Hollanda’ya yaymayı hedefliyorlar.

Grup üyeleri bu ay İskender Pala’nın son eseri olan ‘OD’u okudular. Gurup üyelerinden ve okuma akşamının genel koordinesini yapan İsmail Coşkun, kitap hakkında geniş bir bilgi vererek okuma akşamını başlattı. Bu girizgahtan sonra, grup üyelerinin birer birer görüşlerini aldı. Kitabı okumayan katılımcıların da aralarında olduğu grup üyeleri, Yunus Emre’nin hayatının anlatan bu eseri adeta yeniden okumuş gibi olduklarını ifade ettiler. Yılda 6 kez bir araya gelmeyi planlayan grup üyeleri, 29 Ocak 2012 tarihinde yeni bir kitabı okumuş olarak toplanmış olacaklar. Programla alakalı geniş bilgi için İsmail Coşkun’a 06 17 87 61 55 numaralı telefondan ulaşabilirsiniz.

Avrupa`da 30 yıldır mutfak malzemeleri üreten ve satışını yapan Edelstaal Şirketi global krize rağmen, 2011 yılında satışlarını arttırmayı başardı. Bu başarıda büyük pay sahibi olan temsilciler için bir tören düzenlendi. Toplantıda konuşan ve bu yıl yapacakları çalışmalar ile ilgili bilgiler veren Edelstal Group Yöneticisi Ertan Torunoğulları “Bilindiği gibi şirketimiz Simtronic ve SWS olarak ömür boyu garantili tencere üretimi yapmaktadır. İtalya’da ve Belçika’da ürettiğimiz ve Avrupa’da tencerenin rolexsi olarak tanınan Simtronic ve SWS ürünlerine olan ilgi her geçen gün artıyor. Ürünlerimizi kullanan müşterilerimizin memnuniyeti bizlere daha fazla sorumluluk yüklemektedir. Avrupa’nın birçok ülkesinde 1200 den fazla müşteri temsilcimiz ürünlerimizi tanıtmakta ve satışını yapmaktadır. Avrupa’daki krize rağmen sizlerin özverili ve başarılı çalışmalarınızla firma olarak satışlarımızı geçtiğimiz yılın üzerine çıkardık. 2012 yıl içeresinde temsilci sayımızı 1500 kişiye çıkarmayı planlıyoruz. Bunun için planlı ve programlı bir şekilde büyümeyi sürdürmek istiyoruz. Disiplini ve başarıyı esas alan şirketimiz, konusunda uzman olan siz değerli

arkadaşlarımızla çalışmalarına devam edecektir. Önümüzdeki aylarda daha evvel girmediğimiz diğer Avrupa ülkelerine de şirket olarak çıkartma yapacağız. Siz değerli çalışma arkadaşlarımıza bu başarılarınızdan dolayı teşekkür ediyoruz. Bizlerle çalışan 2011 yılında başarılı çalışmalar yapan diğer ülkelerdeki satış temsilcilerimizi de değişik ödüller vereceğiz. 2011 yılında başarılı olan siz değerli elamanlarımızı bir defa daha kutluyoruz. Önümüzdeki yıl içinde firma olarak başarılı arkadaşlarımıza ekstra ödüller verilecektir. Başarılı arkadaşlarımız önümüzdeki yıl içerisinde Türkiye seyahatine gönderilecektir. Bilindiği gibi 2012 yılı şirketimizin kuruluşunun 30. kuruluş yılıdır. Sizlerin de bildiği gibi çeyrek asrı aşan bir süredir başta Hollanda olmak üzere birçok Avrupa

ülkesinde ürünlerimizi pazarlıyoruz. Pazardaki payımız her geçen gün artmaktadır. 30. Yılda hedeflediğimiz yere geldik. Bu başarımızı gelecek yıl en güzel bir biçimde ve görkemli bir şekilde kutlayacağız” dedi. Törende hazır bulunan temsilciler ve menajerler, Mustafa Kuru, Fatma Yıldız, Süleyman Kurular, Ayşe Sarı, Gülay Ercan, Hatice Yıldırım, Zeynep Erdem, Nihal Özbek Karacan, Züleyha Yıldız, Sevim Toprak, Ayşen Kurudağ, Hatice Toplu, Vahit Toprak, Süleyman Kurudağ, Mustafa Toplu, Mestan Yıldırım, Gülümser Kırık, Sebahat Özkan, Leyla Karaca ve Zarife Yıldız, başarılı bir çalışma yılı geçirdiklerini, yakaladıkları bu başarıda ekip ruhunun çok önemli olduğunu ve sattıkları ürüne olan güvenin de bu başarıda rol oynadığını söylediler.

BenimsigortaM işbirliği ağını genişletiyor 2012 yılında artan sigorta primleri sigortalıları kara kara düşündürürken Benimsigortam ile AGIS’in yapmış olduğu indirim, vatandaşların ilgi odağı oldu. Aile bazından yıllık 700 avroya varan indirimlerden faydalanmak için vatandaşlarımızın tercih ettiği Benimsigortamın’ın AGIS ile özel bir anlaşması bulunuyor. Ailelerin ve bireylerin tercihlerini Benim Sigortamdam’dan yana yapmalarının yanı sıra kurum ve kuruluşlar da bu indirimlerden faydalanmak için Bemimsigortam’ı tercih ediyorlar. Milli Görüş Kuzey Hollanda, Benimsigortam ile AGIS hastalık sigortası arasında yapılan toplu anlaşma (collectiveteitkorting) bu tercihe en son örnek. Üyelerinin yüzde 10 indirimden faydalanması için bir araya gelen Benimsigortam, AGİS ve Milli Görüş Kuzey Hollanda teşkilatı konu

ile alakalı olarak bir imza töreni düzenledi. İmza töreninde bir konuşma yapan Milli Görüş Kuzey Hollanda Genel Sekreteri Mustafa Hamurcu verdiği demeçte, “Bu anlaşmanın cemaatimize ve topluma güzel ve faydalı bir hizmet olduğundan dolayı duyduğum memnuniyeti ifade etmek isterim. Milli Görüş Kuzey Hollanda’nın 19 ana teşkilatında 3 binden fazla üyesi bulunmaktadır. Anlaşmamızın üyelerimize hayırlı olmasını dilerim” dedi. Neden Benimsigortam sorusuna ise Hamurcu, “ İki yıldır titizlikle Benimsigortam’ın çalışmalarını takip ettik. Gerçekten güvenilirliğine şahit olduk” şeklinde ifade etti.

Benimsigortam adına konuşan Mehmet Keskin ise; “Milli Görüş gibi köklü bir kuruluşla çalışmak bizi son derece memnun etmiştir. Bu köklü kuruluşun üyelerinin bizim araçlığımızla AGİS’i tercih etmeleri işin ehline verilmesine en güzel örnektir” dedi. AGIS adına anlaşmaya imza atan Ahmet Karacabay da, “Benimsigortam ve Milli Görüş Kuzey Hollanda gibi köklü bir cemaatin birlikte çalışıyor olmasından AGİS olarak ziyadesi ile memnun olduk, başta vatandaşlarımız olmak üzere her iki kuruluşa da hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

3000 üniversitelinin düşü ve UNIDAY ’11:

“Düşlerimiz Maziye Dayanır” İslam Toplumu Millî Görüş (IGMG) Gençlik Teşkilatı Üniversiteliler Başkanlığı’nın düzenlediği Üniversiteliler Günü’nün sloganı idi. İlk bakışta çelişkili gibi görünse de bu şiar, Avrupa’daki Müslüman öğrencilerin yol haritasının belirlenmesinde yol gösterici bir özelliğe sahip. IGMG Gençlik Teşkilatı Başkanı Mesut

Gülbahar da, Üniversiteliler Günü öncesinde yaptığı açıklamada buna işaret ediyordu: Gülbahar, “Bu yaklaşım, bilim tarihinde Müslümanların yeri ve İslam sanatının asırlara uzanan gelişimi ve kemâli gibi konular söz konusu olduğunda özellikle geçerlidir” diyerek, Müslüman üniversitelilere yol gösteriyordu. Gülbahar bunun için, Avrupa’nın mevcut kültürüne Müslümanların

“Düşlerimiz Maziye Dayanır”

katkıları üzerine düşünülüp ve bu kültüre bugün de Müslümanlar olarak nasıl katkı sağlanabileceğimiz üzerinde yoğunlaşılması gerektiğime işaret ediyordu. Bu meyanda, Üniversiteliler Günü, “Avrupa’daki Müslüman gençlerin, içinde yaşadıkları topluma nasıl ve ne tür bir katkıda bulunabilecekleri ya da bulunmak zorunda oldukları ve tarihimizdeki örneklerden yola çıkarak,

nasıl örnek şahsiyetler olabilecekleri” sorularına genel bir cevap olarak değerlendirilebilir. IGMG Üniversiteliler Başkanlığı, bu yıl üçüncüsü düzenlenen Üniversiteliler Günü UNIDAY ’11 ile Avrupa’daki tüm genç Müslümanlara bu konularda fikrî bir zemin oluşturmak ve ihtiyaç duyacakları desteği sağlamak istediğini göstermek istedi. UNIDAY’11 organizasyonunun üç önemli misafiri vardı. Bu misafirlerin ikisi konuşmacı olarak programda yer alırken, gözlemci olarak katılan üçüncü misafir, özellikle İslamî düşünme ve İslamî kimlik konularına sıklıkla ve önemle vurgu yapan, aynı zamanda İslamî kesimin önemli medya uzmanlarından birisi olan Dr. Yusuf Kaplan idi. Konuşmacı olarak katılan misafirlerin ilki İslam Ülkeleri Parlamenterler Birliği Genel Sekreterliği görevini de yürüten, tasavvuf ve tasavvuf kültürünün önde gelen isimlerinden Şeyh-i Ekber Muhyiddin’i Arabî uzmanı olmakla kalmayıp, tasavvufu İslamî hayatın

temel bir özelliği olarak kabul eden Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç idi. Diğer konuşmacı ise bilim ve sanat alanında Müslümanların dünya kültürüne katkılarını inceleyen araştırmaları ile ünlü Prof. Dr. Salim el Hassani idi. Misafirler arasında, T.C. Başbakanlık Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Daire Başkanı Kemal Yurtnaç ve Münster Başkonsolosu Nafi Cemal Tosyalı da yer aldı. Fatih Çiçek’in okuduğu Kur’an-ı Kerim kıraati ile başlayan programı ünlü sunucu Serdar Tuncer takdim etti. Programın yapıldığı Bielefeld’deki salonda (Stadthalle’de) başlıca sanatsal etkinlik olarak, Peygamber Efendimizi anlatan, O’nun isimleri ile O’na medhiyler sunan çeşitli hilye-i şeriflerin yer aldığı hat sanatı sergisi yer aldı. Üniversiteli gençlerin merakla izledikleri bu sergi ile de İslamî sanatların önemine ayrıca vurgu yapılmış olundu. Salonda ayrıca İrşad Başkanlığı, Hukuk, Üniversiteliler ve Kurumsal İletişim gibi farklı IGMG birimlerinin tanıtım stantları yer aldı.


18

T O PL UM

a ra l i k |de ce mbe r 2011

Compensatie en Erkenning Bloedbad door Nederland in Indonesië Hollanda’nın Endonezya’da yaptığı katliam tanındı ve tazminat ödeme kararı çıktı 9 Aralık 1947’de, Hollandalı askerlerin Endonezya’nın başkenti Jakarta’nın 86 km doğusunda bulunan Rawagede köyüne düzenlediği gerilla arayışı sırasındaki saldırılarda 431 sivil insan öldürülmüştü. Bu yetmezmiş gibi, sığınmacılar ve mahkumlarda idam edilmişti. 64 yıl sonra, 14 Eylül 2011 tarihinde Lahey Mahkemesinde görülen dava sonuçlandı. Buna göre Hollanda, saldırıların sorumlusu olarak adlandırıldı, Endonezya’dan özür dilemesi ve kişi başına 20 bin Euro tazminat ödemesi karara bağlandı. Umarız, bu adil karar, bu hak Bosnalılara da tanınır…

Op 9 december 1947 vielen Nederlandse militairen het dorp Rawagede binnen, 86km ten oosten van de hoofdstad Jakarta. Tijdens deze zoektocht naar een guerrillastrijder, hadden Nederlandse militairen dit dorp ‘schoongeveegd’ en daarbij 431 mannelijke dorpsbewoners vermoord. Ook gevangenen en vluchtenden werden geëxecuteerd.

chulden’, zijn de eerste Indonesische slachtoffers van de onafhankelijke strijd in 1945-1949 die de Nederlandse Staat hebben aangeklaagd voor misdrijven die in Indonesië zijn begaan.

Een onderzoekscommissie van de Veiligheidsraad van de Verenigde Naties in 1948 veroordeelde het Nederlandse militaire optreden als ‘deliberate and ruthless’ (opzettelijk en meedogenloos).

Op 14 september 2011 jl. bepaalde de rechtbank in Den Haag dat Nederland aansprakelijk is voor de schade die de nabestaanden hebben geleden. De nabestaanden van slachtoffers krijgen uiteindelijk (na 64 jaar!) een schadevergoeding van 20.000 euro per persoon en biedt Nederlandse Staat excuses aan. De compensatie is bestemd voor zeven weduwen en voor de nabestaanden van een overlevende.

De militairen die verantwoordelijk voor het bloedbad in Rawagede waren, zijn nooit strafrechtelijk vervolgd. De Nederlandse regering heeft tot nu toe nooit excuses aangeboden of compensatie aan de nabestaanden betaald. De weduwen van Rawagede via advocaat Liesbeth Zegveld, gesteund door een Indonesische NGO ‘Comité Nederlandse Eres-

Hollanda Batı Trakya Türk Kültür ve Dayanışma Derneği Kadınlar Kolu’ndan

”Aşure Günü”

Batı Trakya Müslüman Türk Azınlık mensubu kadınlar arasındaki dayanışmayı sağlamak ve Azınlık kültürünü yaşatmak hususunda faaliyetler gerçekleştiren Hollanda Batı Trakya Türk Kültür ve Dayanışma Derneği (HBTTKDD) Kadınlar Kolu, Batı Trakya Müslüman Türk Azınlık kültüründe önemli bir yere sahip olan “Aşure Günü” dolayısıyla bir etkinlik düzenledi. Kadınlar Kolu tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen “Aşure Günü” etkinliği Hollanda’daki Batı Trakya’lı kadınların bir araya gelmesine vesile oldu.

HBTTKDD Kadınlar Kolu sorumlusu Yasemin Şenkal, “Aşure Günü” ile ilgili yapmış olduğu açıklamada; “ İslam Alemi’nin kutsal günlerinden olan “Aşure Günü”, Batı Trakya Müslüman Türk Azınlık kültüründe önemli bir yere sahiptir. Kültürümüzde “Aşure Günü” aile mensuplarına, akrabalara, komşulara, yetimlere, kimsesizlere ikramda bulunma günüdür. Peygamber efendimiz; “Her kim Aşure Günü’nde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak’da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.” diye buyurmuşlardır. Hollanda’da bulunan Batı Trakya Müslüman Türk Azınlık mensubu kadınlar olarak, Azınlık kültürümüzde önemli bir yere sahip olan “Aşure Günü” dolayısıyla böyle bir etkinlik düzenlemeye karar verdik.

Bu anlamlı gün aynı zamanda Hollanda’nın değişik bölgelerinde ikamet etmekte olan kadın hemşerilerimizin bir araya gelmelerine vesile oldu. Derneğimizin Kadınlar Kolu, Batı Trakya Müslüman Türk Azınlık kültürünün yaşatılması ve tanıtılması hususunda faaliyetler gerçekleştirmeye devam edecektir.” görüşlerine yer verdi. HBTTKDD Kadınlar Kolu tarafından düzenlenmiş olan “Aşure Günü” etkinliğine katılmış olan kadınlara, derneğin lokalinde Batı Trakya’lı kadınlar tarafından pişirilmiş olan Aşure ikram edildi. Bayanların düzenlemiş olduğu etkinliğin sona ermesinin ardından, gün boyunca dernek lokaline gelen Batı Trakya Müslüman Türk Azınlık mensuplarına ve çevreden gelen misafirlere Aşure ikram edildi.

Tijdens de Indonesische onafhankelijkheidsoorlog tegen Nederlandse eind jaren veertig, kwamen volgens Nederlandse versie 150.000 Indonesiërs om. Het bloedbad van Rawagede was één van de 76 excessen die uit dat onderzoek naar boven kwamen. Maar het was zeker niet de meest spraakmakende.

T:C. Lahey Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşavirliğine

Prof. Dr. Mustafa Ünver atandı Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Ünver, Lahey Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri olarak atanarak görevine başladı.

Het Comité Nederlandse Ereschulden wil ook compensaties en excuses voor de andere 75 excessen, waaronder het bloedbad op Sulawesi (40.000 mensen gedood) door Kapitein Westerling en zijn troepen. Eddi Santosa

Deventer Din Hizmetleri Ataşesi Görevine Başladı T.C. Deventer Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşeliği görevine Dr. Mehmet Malkoç atandı.

Mustafa Ünver Kimdir? 1966 yılı Çankırı/Şabanözü doğumlu olan Ünver, İlkokulu Ankara Çankaya Halide Edip İlkokulunda, Ortaokul ve Liseyi Ankara Merkez İmam Hatip Lisesinde okudu. 1991’de Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. Fakülte öğrencilik yıllarında Çankaya İlçe Müftülüğüne bağlı Yukarı Ayrancı Merkez Camiinde imam hatip olarak görev yaptı. 1992 yılında OMU. İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalına Araştırma Görevlisi olarak atandı. 1993’te Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsüne bağlı olarak “Kur’an’ı Anlamada Siyakın Rolü” başlıklı çalışmayla Yüksek Lisansını tamamladı. Aynı yıl OMU. Sosyal Bilimler Enstitüsünün Doktora programını kazandı. Kayıt dondurarak araştırma yapmak ve kişisel gelişim sağlamak amacıyla 1993-1994 öğretim döneminde bir yıl Mısır’ın başkenti Kahire’de bulundu. 1998’de “Tefsir Usulünde Mekki-Medeni İlmi” adlı tezle Doktora çalışmalarını tamamladı. 1999 yılında OMU. İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalına Yardımcı Doçent olarak atandı. 2000 yılında Manisa’da kısa dönem askerlik görevini yerine getirdi. 14 Mayıs 2004’de Doçent oldu. 2005-2007 yılları arasında Kırgızistan’ın Oş şehrindeki Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde iki yıl Temel İslam Bilimleri Bölüm Başkanlığı görevini yürüttü, misafir öğretim üyesi olarak hizmet verdi. 08.10.2009’da OMU. İlahiyat Fakültesine Profesör olarak atandı. Avrupa Birliği fonlarınca desteklenen öğretim üyesi değişimi kapsamında 2009-2010 öğretim yılında Danimarka’nın Arhus Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde bulundu ve İngilizce olarak alanıyla ilgili dersler ve seminerler verdi. 2007-2010 yılları arasında İlahiyat Fakültesinde öğretim üyeliği yanı sıra Temel İslam Bilimleri Bölüm Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü.

Müşavirlik Basın Açıklaması

Lahey Din Hizmetleri Müşavirliği görevine 23.12.2011 tarihinde başlayan Prof. Dr. Mustafa Ünver bir basın açıklaması yaptı. Ünver açıklamasında şunları söyledi; “Hollanda ile aziz milletimizin diplomatik ilişkiler kurmasının üzerinden dört yüz yıl geçti ve bugün itibariyle ülkemizi temsil eden insanımız, içinde yaşadıkları Hollanda toplumuna çok önemli katkılar sunmaktadır. Hollanda’da yaşayan vatandaşlarımızın değer, bilgi, hoşgörü, barış, mutluluk ve refah düzeylerinin yükseltilmesi için birlik ve beraberliğimizi hemen her alanda muhafaza etmek ve geliştirmek lazımdır. Din Hizmetleri Müşavirliğimiz, Hollanda Diyanet Vakfı’nın kuruluşundan bugüne anılan amaçların gerçekleşmesi doğrultusunda verdiği hizmetleri geliştirerek sürdürme kararlılığındadır ve bunun da ancak tüm vatandaşlarımızın destek ve katkıları ile gerçekleştirilebileceğinin farkındadır.”

Mehmet Malkoç Kimdir? 23.12.2011 tarihinde görevine başlayan Deventer Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşesi Dr. Mehmet Malkoç, 1973’te İzmir’in Ödemiş İlçesinde doğdu. İlkokulu Bademli Şükrü Saraçoğlu İlkokulunda bitirdi. Bademli Kur’ân Kursu ile İzmir Kestane Pazarı Kur’ân Kursunda okudu. İzmir İmam-Hatip Lisesinde başlayan orta öğrenimini, Ödemiş İmam-Hatip Lisesinde 1994 yılında tamamladı. Aynı yıl Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini kazanarak, 1999 yılında mezun oldu. 2001 yılında Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde yüksek lisansını yaptı. 2006 yılında 20. Dönem İstanbul Pendik-Haseki Eğitim Merkezinden mezun oldu. 2009 yılında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kelâm bilim dalında “Klasik Dönem Mâtürîdiyye’de Kıyâmet ve Âhiret” konulu teziyle doktor oldu. 1994–2002 yılları arasında İstanbul-Kartal ve Beşiktaş’ta İmamHatip olarak görev yaptı. 2002–2006 yıllarında Küçükçekmece ve Maltepe İlçelerinde Murakıplık yaptı. 2006–2009 arası Büyükçekmece ve Pendik’te Vaiz olarak görev aldı. 2009-2011 Tunceli İli Pülümür İlçesine İlçe Müftüsü olarak görev yaptı. 17 Kasım 2011-810 sayılı Dörtlü kararname ile T.C. Deventer Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşeliğine atandı. Mehmet Malkoç evli ve iki çocuk babası olup, Arapça ve İngilizce bilmektedir.


HABERTURU VVD’li eski senatörden tepki

LAHEY – VVD’li (Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi) eski senatörlerinden Robert de Haze Winkelman, partisinin senato grubunun şoksuz kesimin yasaklanmasını öngören yasa teklifine destek vermemesine, VVD üyeliğini durdurarak tepki gösterdi.

“Ödenek yolsuzluğu yapanlar hapse atılsın”

LAHEY – Koalisyon ortakları VVD (Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi) ve CDA (Hıristiyan Demokratlar) ile azınlık hükümetine dışardan destek veren PVV (Özgürlük Partisi), ödenek yolsuzluğu yapan ve haksız yere aldığı paraları iade etmeyenlerin hapse atılmalarını istiyorlar. Belediyelere mablağın az ya da çok olduğuna bakmadan haksız yere alınmış tüm ödenekleri geri alma zorunluluğu getirilmesi gerektiği savunuldu.

Sigorta şirketi dijital dosyaya giremeyecek

LAHEY – Senatodan geri dönen ve şimdi de aile hekimleri, eczaneler ile Hollanda Hastalar ve Tüketiciler Federasyonu’nun hayat vermeye çalıştığı dijital hasta dosyalarıyla ilgili olarak mecliste yapılan görüşmede Sağlık Bakanı Edith Schippers, sağlık sigortası şirketlerinin dosyalara girme yetkileri olmayacağını söyledi. Schippers, dosyalara yasağa rağmen girenlerin 1 ila 4 yıl arasında hapis ya da 18 bin 500 euro para cezasına çarptırılabileceklerine vurgu yaptı.

Avrupa’nın en zengin 2’nci ülkesi AMSTERDAM – Hollanda, Avrupa İstatistik Ofisi Eurostat’a göre Lüksemburg’dan sonra Avrupa’nın en zengin 2’nci ülkesi. Hollanda’da Satınalma Gücü Paritesi’ne (SGP) göre kişi başına gelirin AB ortalamasının yüzde 33 üstünde olduğu bildirildi.

Ekstra kısıtlamalara destek vermek istemiyor

LAHEY – Ana muhalefet partisi PvdA (İşçi Partisi) lideri Job Cohen, azınlık hükümetine ekstra kısıtlamalar konusunda destek vermeyi düşünmediklerini söyledi. Cohen, Liberaller (VVD) ve Hıristiyan Demokratlardan (CDA) oluşan koalisyonun ekstra kısıtlamalar konusunda azınlık hükümetini dışardan destekleyen PVV (Özgürlük Partisi) ile anlaşamaması durumunda seçime gidilmesinin en doğru yol olacağını kaydetti.

Yıllık izin toplamı 20 gün

AMSTERDAM – Hollanda, insan kaynakları yönetim danışmanlığı şirketi Mercer tarafından yıllık izin toplamı konusunda hazırlanan listede, Almanya, Belçika ve İtalya ile birlikte alt sıralarda yer aldı. Hollanda’da yasal asgari izin toplamının 20 gün olmasına rağmen, çalışanların genellikle toplu sözleşmeler çerçevesinde yılda 25 ila 30 gün arasında izin yapabildikleri belirtildi. Hollanda, resmi tatillerde de toplam 8 gün ile alt sıralarda yer aldı.

19

t o pl um

Aralik|December 2 0 1 1

ŞEFKATLİ GELİN ve KAYNANA OLMAK Kaynanalar, bir zaman gelin olduklarını; gelinlerse, zamanı gelince kaynana olacaklarını unutmasınlar. Dr. Halime Üstün Evlilikte gelin ve kaynana ilişkileri, insanın yaratılışından bu yana devam etmekte ve kıyamete kadar da devam edecektir. Bu birlikteliği mutluluğun ve saadetin merkezi haline çevirebilen gelin ve kaynanalara ne mutlu. Ancak, bu birlikteliği mutsuzluğun ve gözyaşının bitmediği bir küçük hapishaneye döndüren gelin ve kaynanalara da bilmem ne demeli. Toplumumuzun önemli sorunlarından biri olan gelin ve kaynana olayı hepimizi yakından ilgilendirmelidir. Gelin ve kaynana; Türkiye’de de gelin ve kaynanadır. Avrupa’da da gelin ve kaynanadır. Yalnızca mekan ve şartlar farklıdır. GURBETTE GÖZÜ YAŞLI GELİN OLMAK Mutluluğu yakalayabilen gelinler, farklı coğrafyalarda olsalar da hasretliğin ve gurbette olmanın dışında yine de mutludurlar. Mutluluğu yakalayamayan gelinler ise, hem yalnızdırlar hem de hasret doludurlar. Tek tesellileri dua ve gözyaşıdır. Vatanında gelin olanlar, gurbette gelin olanlardan biraz daha şanslıdır. Çünkü ailesine ve akrabasına daha yakındır. Gurbette ise yalnız ve kimsesizdir. İşte bu tip gelinlerin, genelde- imanı ve şuuru yerindeyse tek tesellileri dua ve gözyaşıdır. Buna bir örnek verecek olursak gurbete gelin giden bir kızın gözyaşıyla annesine yazdığı satırlara bir göz atalım: “…Anneciğim büyük umutlarla ve hayallerle gelin ettiğiniz kızınız burada yalnız ve kimsesizdir. Ne yazık ki bizler, insanların yalnızca görünen yüzünü görmüşüz. İnsanların görünmeyen yüzünü burada gördüm. Anneciğim sizlerden ayrılalı kısa olmasına rağmen sanki yıllar geçmiş gibi oldu. Ağlamadan ve dua etmeden bir günüm geçmiyor. Tek tesellim bana öğrettiğiniz sabır ve duadır. Gecenin geç saatlerinde kalkıp yüce yaratıcımdan bana güç ve kuvvet vermesi için sürekli dua ediyorum. Ağlamaktan ve dua etmekten başka hiç bir şeye gücüm yetmiyor. Çaresizim, yalnızım ve güçsüzüm…” Bu cümleler bir çok yürekleri dağlamalıdır. Gurbette gelin ve damat olmak çok farklıdır. Gelin ve kaynananın beraber yaşadığı evlerde saygı, sevgi, ilgi ve alaka olmazsa, orada gözyaşı eksik olmaz, mutsuzluk ve umutsuzluk da. Mutsuzluğu, umutsuzluğu ve

gözyaşını ortadan kaldırmanın tek yolu ise, huzursuzluğa, gözyaşına ve de mutsuzluğa sebep olanlar kendilerini düzeltmeli. Ya da gözyaşının duaya karıştığı bu dualardan nasibini almaya hazır olmalıdır. Huzursuzluğun sebebi kaynana ise; vaktinde gelinken ve hülyalarla dolu olduğu bir yaşta kendisinin razı olmadığı hal ve hareketleri, bugün kaynana olunca gelinine reva görmemelidir. Çoğunlukla küçük yaşta gelin olan kızlara öz bir anne şefkatiyle yaklaşmalı ve gelinlerinin gönüllerinde taht kurmalıdırlar. Gönüllerde taht kurmakta kolay bir şey değildir. Bu da sevgiyle ve muhabbetle olur. , Bununla ilgili olarak, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri; “Güzel sözler, güleç yüzler, tatlı diller gönüllerde azizdir.” der. Yine peygamberimizin şu hadisleri bizim hal ve hareketlerimizi belirlemelidir… “Tatlı söz bir sadakadır.” “Yarım hurma (tasadduk etmek ile ) olsa dahi ateşten korunmaya çalışınız. Bunu da bulamazsanız tatlı sözle” “Birbirini sevmedikçe iman etmiş olamazsın. İman etmedikçe de cennete girmiş olamazsınız. Aranızda sevgiyi arttıracak bir şey şöyleyim mi? O da selamlaşmadır.” “Allah (c.c) buyurdu ki; “Benim için sevişenlere muhabbetim hak oldu. Benim rızam için birbirini ziyaret edenlere muhabbetim hak oldu. Benim rızam için birbirine nasihat edenlere, benim rızam için harcayanlara muhabbetim gerekli oldu. Benim için birbirlerini sevenler, yerlerinde onlara nebiler, sıddıklar ve şehidlerin gıpta edecekleri nurdan minberler üzerindedirler”

“Sevdiğiniz kimselere; “Seni seviyorum” diye onu sevdiğinizi söyleyin” Bütün kaynanalar dinin bir gereği olarak gelinlerini; sevdiklerini hal ve hareketleriyle ispat etmelidir. Onların yaptıkları hataları ve yanlışları kendi tecrübeleri ve dinin emirleri doğrultusunda uyarmalı ve hoşgörülü olmalıdır. ÖYLE YAŞAYIN Kİ, ARKANIZDAN DUA YAĞSIN Gelinlerinizi olduğu gibi kabul edin. Onlara zorla bir şeyler yaptırmayın. Arzu ettiğiniz bir davranışı görmek istiyorsanız. Onu gerçekleştirmenin yolu da sevgiden geçer. Sevgiyle verilecek her uyarı ve hareket mutlaka karşılığını bulacaktır. Yoksa siz sevgisiz ve kaba kuvvetle bir şeyleri başaramazsınız. Kendi kafanızdaki düşünceler sevgi ve hoşgörü temeline dayanmadığı müddetçe başarısız olacaktır. Olsa da kalıcılığı olmayacaktır. Toplumumuzun önemli sorunlarından bir olan gelin ve kaynana probleminin çözümü için Doç. Dr. Mustafa Uçar: “Kayınvalide evi geline bırakmalı, kendisi yalnızca danışmanlık yapmalı, öneriler sunmalıdır.” demektedir. Kaynana ve kayınpeder yılların verdiği tecrübeleri ve birikimi geliniyle ve de damadıyla paylaşmalı. Gelinlerini ve damatlarını motive edecek söz ve davranışlarda bulunmalı. Böylece sağlıklı bir yuvanın filizlenmesi ve kök salması için üzerine düşen görevi en iyi bir şekilde yapmalı ve gönüllere girmelidir. Bütün gelinler, damatlar, kaynanalar ve kayınpederler hepimiz bu hayatın içerisinde kendimize verilen rolü en iyi bir şekilde yerine getirmeliyiz.

Bayram Altıntaş

yaşama daİR bayramaltintas@live.com Bazı roller zor olabilir ama bizler zor olan rolleri de üstleneceğiz. Ancak, Allah(c.c) bizden yapabileceğimizin üstünde bir şey istemiyor. Önemli olan samimi olarak elimizden geleni yapmaktır. Böylece cehennem ateşinden uzak durup, hem dünyamızı cennete çevirelim hem de ahiretimizi. Peygamberimiz bir gün bir arkadaşına sordu: “Cehennem ateşinin kime haram olduğunu, kimin cehenneme haram olduğunu söyleyeyim mi?” Sahabe “Elbet Ya Resulallah” dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz şunları söyledi. -Cana yakın, şefkat ve merhameti çok olan, herkesin ayıbını aramadan, sevgiyle bakan kimse, - Geçim ehli olup herkesle iyi geçinen, tatlı dilli, güler yüzlü olanlar, - Herkesin işini bitiren, kimseyi boş çevirmeyen kimselerdir.” Ailenin içerisinde veya dışında olsun, insanlarla ilişkilerimiz devamlı sevgi temellerinin üzerine otursun. Hayatımız boyunca insanların yüzüne başımız dik olarak bakalım. İleride pişmanlık duyacağımız söz ve davranışlardan kaçınalım. Olur ya bir gün dostumuz düşmanımız olur. Düşmanımız da dostumuz olur. Çünkü hayat sürprizlerle doludur. Hz. Ali (r.a): “İnsanlarla öyle iyi geçininiz ki, düşmanlarınız bile ölümünüze ağlasınlar.” buyurmaktadır. O zaman bizlerde; öncelikle çocuklarımızın ve gelinlerimizin gönüllerinde taht kuralım ki, düşmanlarımızdan önce kendi ailemiz ağlasın. Bizi hayırla ve güzel hatıralarla ansınlar ki, bunu gören düşmanlarımızda ağlasın. Arkamızdan beddualar yerine hayır duaları yağsın.

Dr. Sinan Oğan Hollanda Türkleri ile kucaklaştı Hollanda Türk Federasyon’un daveti üzere Hollanda’da bulunan Milliyetçi Hareket Partisi Iğdır milletvekili Dr. Sinan Oğan Hollanda Türkleri ile çeşitli buluşmalarda bir araya geldi. İki günlük Hollanda ziyaretinde çeşitli etkinliklere katılan Dr. Sinan Oğan teşkilat ziyaretlerine de yoğun programında yer verdi. İlk olarak Den Haag Türk İslam Vakfı’nın tertiplemiş olduğu Kültür ve Dayanışma gecesine Hollanda Türk Federasyon Genel Başkanı Güven İşçi ile katılan Dr. Sinan Oğan, orada bulunan katılımcılara bir konuşma yaptı. Program sonrası Den Haag Türk İslam Vakfı teşkilatına geçen Dr. Sinan Oğan vatandaşlarla sohbet etti. Hollanda ziyaretinin ikinci gününde Nijmegen Türk Kültür Merkezi’ne uğrayan Dr. Sinan Oğan burada teşkilat lokalinde vatandaşlarla sohbet edip onların dertlerini dinledi.

grama çeşitli sivil toplum örgütleri yöneticileri ve işadamları katıldılar. Arnhem’de akşam saatlerinde gerçekleşen salon toplantısında Hollandalı Türklerin sorunları tartışıldı. Vatandaşların sorularına cevap veren Dr. Sinan Oğan Türk varlığının bir parçası olan Avrupa Türklüğü ile bir araya gelmenin mutluluğunu dile getirip görmüş olduğu yoğun ilgiden dolayı teşekkür etti. Salon toplantısından sonra Arnhem Hoca Ahmed Yesevi Kültür Merkezi teşkilat binasına geçilip burada bulunanlarla geç saatlere kadar sohbet edildi.

Nijmegen’den sonrası Arnhem’e geçen Dr. Sinan Oğan ve Hollanda Türk Federasyon icra kurulu üyeleri burada ilk olarak Arnhem Hoca Ahmed Yesevi Kültür Merkezi’nin yemekli programına iştirak etti. Arnhem Hoca Ahmed Yesevi Kültür Merkezi başkanı İbrahim Günay’ın ev sahipliğinde gerçekleşen bu pro-

Hollanda Türk Federasyon Genel Başkanı Güven İşçi Milliyetçi Hareket Partisi Iğdır milletvekili Dr. Sinan Oğan’a başta dövizli askerlik olmak üzere Hollanda Türklüğünün çeşitli sorunlarını başlıklar halinde bilgi olarak sunup Avrupa Türklüğüne sahip çıkılması temennisinde bulundu.


20

HA B ER

NIF yöneticileri dönem değerlendirmesi yaptılar

Hollanda İslam Federasyonu yöneticileri hafta sonu bir araya gelerek sezon değerlendirmesi yaptılar. Teşkilatlanma başkanı Tahir Karademir’in başkanlığında Rotterdam Ayasofya Cemiyeti salonunda toplanan idareciler geçen üç ayın değerlendirmesini yaptılar. Yetişkinler, gençler, kadınlar, genç kızlar ve üniversitelilerden oluşan idareciler hem geçen sezonun değerlendirmesini yaptılar hem de gelecek sezon hakkında istişarede bulundular. Toplantıda hazır bulunan NIF başkanı Mehmet Yaramış idarecilere hitap etti. Sözlerine katılımlarından dolayı birimlere teşekkür ederek başlayan Yaramış, “Bizleri böyle hayırlı bir çalışma içerisinde bir araya getiren Mevla’mıza sonsuz hamd-u senalar olsun. Hepiniz çok değerli çalışmalar yapmaktasınız. Her biriniz Federasyonumuzun içe ve dışa dönük değerli temsilcilerisiniz. Tüm birimlerimiz, tüm idarecilerimiz temsil noktasında hepsi

eşit durumda ve aynı konumdadırlar. Federasyonumuzu temsil ederken hiç kimse ben ‘alt’ birimlerdeyim benim temsil gücüm de alt seviyede’ şeklinde düşünmesin. Temsil konusunda herkes aynıdır ve aynı şekilde de sorumludur” şeklinde konuştu. Birçok konunun ele alındığı toplantıda bilhassa gençler, daha çok ev sohbeti yapılması konusunda ortak görüş bildirdiler. Teşkilatlanma başkanı Karademir bir sunum yaparak teşkilat yapısıyla ilgili bilgiler verdi. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan toplantı, Ayasofya Cemiyetinin ikram ettiği yemeğin ardından yine Kur’an tilavetiyle son buldu.

A RA L I K |DE CE Mbe r 2011

“Van’a yardımlar sürecek”

Van’daki depremzedeler yararına Kültür ve Sanat Vakfı Kulsan, HAK-DER, ITA ve Rast Tiyatrosu ile birlikte Amsterdam’da dayanışma konseri düzenleyen HTİB’in Başkanı Mustafa Ayrancı, Van’a yardımların süreceğini söyledi.

bulunduğunu hatırlatarak, Van için de her türlü yardımın sağlanacağını söyledi.

Tanınmış sanatçılar Sabahat Akkiraz, Mustafa Özarslan ve Ahmet Aslan’ın sahne aldıkları konserden elde edilen 15 bin euronun KAMER aracılığıyla bölgeye gönderileceğini belirten Mustafa Ayrancı, açılan Giro 4072385 numaralı hesaba da bağışların geldiğini kaydetti.

Konser, Amsterdam Belediye Başkan Yardımcısı Andre van Es ve yerel politikacılardan Zeki Baran ile Nevin Özütok’un da aralarında bulunduğu yaklaşık 800 kişi tarafından izlendi. Sanatçılarımızın müzik ziyafeti çektiği konserde Hollanda Beşiktaşlılar Derneği Başkanı Aykut Torunoğulları ile Celal Oruç Yardım Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Ertuğrul Gökçekuyu, kendi kurumlarının da Van’a çeşitli yardımlarda bulunduğunu ve bu yardımlara devam edileceğini belirttiler. Amsterdam Belediye Başkan Yardımcısı Andre van Es, Amsterdam Belediyesi’nin Marmara depreminde de bölgeye yardımda

KAMER Vakfı Başkanı Nebahat Akkoç, depremin büyük bir yoksulluk içinde yaşayan insanları vurduğunu ifade etti. Bölgede işsizlik ve güvenlik başta olmak üzere birçok sorun yaşandığına, bunlara şimdi de deprem sorununun eklendiğine dikkat çeken Akkoç, Hollanda’da ortaya konulan dayanışmanın ve sevginin, evsiz barksız kalan, yakınlarını yitiren insanlara zor şartlar altında yaşadıkları çadırlarda bir umut ışığı olacağını, onların yüreklerini ısıtacağını ifade etti.

Eğitimde başarının anahtarı zeka değil motivasyon.

Bebeklerin vatandaşlığı kayıtlara geçmeyecek.

Boşanma çocuğun başarısını da etkiliyor.

Çocukların kimlik kartı başvuruları arttı.

Yurt dışındaki emeklilere 1 milyar euro ödendi.

Eğitimde başarının anahtarının zeka değil motivasyon olduğu belirlendi. Çalışma psikoloğu Rutger Kappe tarafından yapılan tez araştırmasında, motivasyonun başarıda zekadan iki kat daha önemli olduğu sonucuna varıldı.

Hollanda’da doğan bebekler, anne ya da babalarının bir başka ülke vatandaşlığı bulunsa da, belediye kayıtlarında otomatik olarak çift uyruklu olarak yer almayacaklar. İçişleri Bakanı Piet Hein Donner tarafından buna ilişkin hazırlanan yasa tasarısı görüş bildirmesi için Danıştay’a gönderildi.

Boşanmaların yalnızca çocuk üzerinde değil, sınıf arkadaşları üzerinde de olumsuz etki yaptığı belirlendi. Maastricht Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Jaap Dronkers başkanlığında yapılan araştırmaya göre, parçalanmış aile çocuklarının çoğunlukta oldukları sınıflarda öğrenciler daha başarısız oluyorlar.

Şu an 9,22 euro olan 13 yaş altı çocuk kimlik kartı harcı, Ocak 2012’den itibaren 30 euroya yükselecek

Yaşlanan nüfus, 65 yaş ve üstündekilere ödenen emekli maaşlarının yılın ilk yarısında 15,8 milyar euroya yükselmesine neden oldu. İstatistik Bürosu bunun bir yıl öncesi aynı döneme göre yüzde 6 oranında bir artışa eşit olduğunu açıkladı. Hollanda’dan emekli olan ve yurt dışında yaşayanlara 2010 yılında toplam 1 milyar euro ödendiği belirlendi. Bu maaşların üçte biri Belçika ve Almanya’ya, yüzde 12’si de İspanya’ya gönderilirken, Türkiye yüzde 8 ile dördüncü, Fas da yüzde 6 ile altıncı sırada yer aldı. Hollanda’da ikamet etmiş kişiler, ülkede bulundukları her yıl için emekli maaşının yüzde 2’sini hak ediyorlar. Hollanda’da 10 yıl yaşamış ve ülkesine geri dönmüş bir kişi, 65 yaşında geldiğinde Hollanda’dan emekli maaşının yüzde 20’si düzeyinde bir maaş alıyor. Emekli sayısındaki artışta, İkinci Dünya Savaşı sona erdikten hemen sonra doğumlarda yaşanan patlamanın önemli rol oynadığına dikkat çekildi. Emekli sayısındaki artışın önümüzdeki yıllarda da devam edeceği kaydedildi. Emekli sayısının geçtiğimiz haziran ayında bir yıl öncesine göre 97 bin kişi ile artarak 3 milyona yükseldiği belirtildi.

Araştırma, Inholland meslek yüksekokulunun insan kaynakları yönetimi bölümünden toplam 148 öğrenci arasında yapıldı. Çeşitli motivasyon faktörlerinin dikkate alındığı araştırma çerçevesinde öğrencilere, kişiliğin beş ana boyutunu oluşturan açıklık, sorumluluk, dışa dönüklük, uyumluluk ve duygusal dengenin ölçüldüğü bir test ile IQ (zeka katsayısı) testi yaptırıldı. Eğitimin başından gençlerin kariyerlerinin başlangıcına kadar süren araştırmada, kararlılık yetisi ve organizasyon yeteneğinin eğitimdeki başarıda zekadan beş misli daha önemli olduğu saptandı. Araştırmacılar, başarıya ulaşmada büyük önem taşıyan bu yeteneklerin hem öğrenciler, hem eğitimciler, hem de işverenler tarafından yeterince dikkate alınmadığına vurgu yaptılar.

Rutte kabinesi, Hollanda vatandaşlığı bulunan anne ya da babadan doğan bebeklerin nüfusta sadece Hollanda vatandaşı olarak yer almalarını istiyor. Olası ikinci, hatta üçüncü vatandaşlığın kayıtlara ailenin isteği üzerine geçirilip geçirilmeyeceği konusuna henüz açıklık getirilmedi. CDA’lı (Hıristiyan Demokratlar) Bakan Donner’in yasa tasarısına göre ikinci uyruk, sonradan Hollanda vatandaşlığına geçen ve eski vatandaşlığını koruyabilenlerin nüfus kayıtlarında yer alacak.

Hollanda’nın da aralarında bulunduğu 25 ülkede yapılan araştırmada, 15 yaşındaki öğrencilerin derslerindeki başarıları birbirleriyle karşılaştırıldı. 25 ülkeden 24’ünde, anne ve babası boşanmış olan çocuk sayısının yüksek olduğu okullardaki öğrencilerin daha başarısız oldukları saptandı. Araştırmacılar, bunun nedeninin bilinmediğini, duygusal sorunların diğer öğrencileri de etkilediğinin düşünüldüğünü kaydettiler. Boşanma sırasında anne ve babaların ayrılmanın beraberinde getirdiği sorunlara odaklandıklarını ve çocuklara daha az zaman ayrılabildikleri belirtilerek, “Örneğin, parçalanmış ailelerin çocuklarının okula çok sık geç geldikleri gözleniyor. 20 kişilik bir sınıfta öğrencilerin 5’inin derse geç girmesi, ders ve öğrenim süreci sekteye uğradığı için tüm sınıfı etkiler” denildi.

13 yaş altı çocuklarına kimlik kartı çıkarmak için başvuruda bulunanların sayısında önemli bir artış oldu. Bu grup için şu an 9,22 euro olan kimlik kartı harcı, Ocak 2012’den itibaren 30 euroya yükseltilecek. Çocuklar ayrıca 26 Haziran 2012 tarihinden itibaren anne ya da babalarının pasaportlarındaki kayıt ile seyahat edemeyecekler. Seyahat edecek çocukların ayrı bir pasaport ya da kimlik belgesinin bulunması şartı ile harçlara yapılacak zam, birçok kişinin kimlik kartı için belediyeye akın etmesine yol açtı. Geçtiğimiz kasım ayında başvurular bir yıl öncesine göre 4 misli artarak 16 bine ulaştı. Artış aralık ayında da sürdü.

Haberler: www.interajans.nl


21

Ha kl a r ım ı z

aral ı k|december 2 0 1 1

18 Aralık, Birleşmiş Milletler Uluslararası Göçmenler Günü Olarak kutlanıyor...

“Göçmenler eşit hakları için mücadele etmeli” Hepimizin bildiği gibi, 2000 yılında yapılan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunda 18 Aralık, Uluslararası Göçmenler Günü olarak ilan edilmiş, devletler ve diğer paydaşlar, göçmenlerin insan hakları ve temel özgürlüklerine ilişkin bilgileri paylaşmaya ve göçmenlerin korunmasına yönelik faaliyetleri gerçekleştirmeye davet edilmiştir. Ne garip bir tesadüftür ki, 2000 yılında New York’ta BM Genel Kurulunda bu yönde söz verenler, ülkelerine döndüklerinde göçmenlerin en temel insan haklarını dahi, giderek artan bir baskıyla ihlal etmeye devam etmişlerdir. Bu ihlaller bölgelere ve ülkelere göre farklı şekillerde kendini göstermektedir. Özellikle düzensiz göçmenler, ev işlerinde çalışan kadın göçmenler ve çocuk göçmenler dünyanın birçok bölgesinde şiddete ve cinsel istismara maruz bırakılmakta, zorla çalıştırılmakta, dışlanmakta ve insanlık onurları ile oynanmaktadır. Arap Baharının (!?) yaşandığı ülkeler de dahil olmak üzere Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da birçok ülkede, kefil (kölelik) sistemi devam etmektedir. Göçmen hakkı bir insan hakkı mıdır? BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay Uluslararası Göçmenler Günü münasebetiyle, 14 Aralık 2011 tarihinde devletleri, Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair BM Sözleşmesini onaylamaya bir kez daha davet etmiştir. BM Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Sözleşme, BM’in insan hakları alanındaki temel dokuz sözleşmesinden birisidir. AB ve AEA’nın da aralarında bulunduğu demokrasi şampiyonu ülkelerin tamamı bu dokuz sözleşmeden sekizini onaylamıştır. Ne yazıktır ki, bu ülkelerden hiçbirisi Göçmen İşçiler Sözleşmesini onaylamamıştır. Sonuç çok acı ve inciticidir. Onlar için göçmen hakları, temel insan hakları arasında yer almamaktadır. Bu durumun başka bir şekilde açıklanması

mümkün değildir. Bugünün anısına AB ve AEA ülkelerindeki göçmenlerin, özellikle Türk kökenli göçmenlerin içinde bulundukları durumun çok genel bir değerlendirmesini yapmakta fayda vardır. Türk kökenli göçmenlerin ön plana çıkarılması, Göçmen İşçiler Komitesinde (bir BM İnsan Hakları Komitesi’dir) ettiğimiz yemine (ayrımcılık yapmama) aykırı olmayacaktır. Zira, Türk kökenli göçmenlerin kazanımları, bulundukları yerdeki tüm göçmenlerin kazanımlarıdır. Batı Avrupa ülkelerinde yaşayan göçmenlerin, hukuki konumları, hak ve sorumlulukları, bulundukları toplumda edindikleri yer dikkate alındığında, son 20 yıl içerisinde önemli hak kayıplarına

karşılaşılan çeşitli olumsuzluklara (işsizlik, eğitim düzeyinde düşüklük, suça iştirak, terör vb.) gerekçe olarak gösterilmeleri ve konunun, sürekli olarak gündemde tutulması, Irkçılık ve aşırı sağ politikaların toplumlarda taraftar bulmaları, İletişim eksikliği ve dışlanma, Asimilasyon programları ve Kamu hizmetlerinden eşit derecede yararlanamama. Ülkeden ülkeye farklılıklar göstermekle birlikte, yukarıda belirtilen alanlarda göçmenlerin karşılaştıkları sorunlar çözüm yerine her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır. Bu sorunlardan kadınlar, çocuklar ve yaşlıların daha fazla etkilendikleri de bir gerçektir. Esasen bu sorunlar hakkında yeterli düzeyde araştırma ve veri tabanı da mevcuttur.

Bu vesile ile tüm göçmen sivil toplum örgütlerini, BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay’ın Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair BM Sözleşmesinin onaylamasına dair çağrısını desteklemeye, bu alanda aktif görev almaya davet ediyor ve bir göçmen olarak Uluslararası Göçmenler Günümüzü kutluyorum. uğradıkları somut bir gerçektir. Göçmenlerin sistemli bir şekilde maruz bırakıldıkları ayrımcı uygulamalar ve artık günlük yaşamlarının parçası haline gelmiş sorunların konu başlıklarını aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür: Irkçılık ve popülist söylemler artıyor Çalışma hayatında ayrımcı muamele, Sosyal güvenlik ödeneklerinde sınırlamalar, İşsizlik, Eğitimde fırsat eşitsizliği, Anadil eğitimi, Aile birleşimi, Aile oluşumu, Çalışma ve oturma izinleri, Vatandaşlığa kabul, Siyasette ayrımcı uygulamalar, Sağlık hizmetlerinden eşit derecede yararlanmanın önündeki engeller, Sosyal koruma, Konut, Siyasetçilerin beyanları ve basın yayın organlarında, göçmenlerin, toplumsal yaşamda

Bu sorunlarla nasıl mücadele edeceğiz? Yanıt: Elbette hukuk ile... AB ülkelerindeki Türk vatandaşları bu mücadelede her zaman bir adım öndedir. Bu durum Türkiye / AB Ortaklık Hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu hukuk Türk vatandaşı göçmenlere halen sınırları tam olarak zorlanmamış olanaklar sunmaktadır. Bu ülkelerdeki Türk vatandaşları ve/ veya Türk kökenliler inanılması güç, ancak bir o kadar da gerçek güçlü bir sivil toplum örgütlenmesine sahiptir. Tek eksikliğimiz, deyim yerinde ise “profesyonel” gücümüzün olması gereken yerden uzakta olmasıdır. Bu ifadenin amacı elde edilen kazanımlara

haksızlık yapmak değildir. Son yıllarda, Hollanda başta olmak üzere, Avrupa Birliği Adalet Divanı’na (ABAD) çok sayıda dava yansıtılmış ve geri dönülmesi mümkün olmayan “muhteşem” kararlar alınmıştır. Bununla birlikte bu kararların çoğu, Türkiye /AB Ortaklılık Hukukunu oluşturan Anlaşma ve Kararların giderek artan, ancak hala birkaç sayılı maddesi ile sınırlıdır. Türkiye / AB Ortaklık Hukuku alanında sınırları genişletmeye, zorlamaya devam edeceğiz. Burada artı değer katacak ne söylemek lazım? Yaptıklarımız çok değerli ancak yapacak daha çok şeyimiz var. Bizler için göçmenler hukuku sadece Türkiye / AB Ortaklık Hukukundan oluşmuyor. Başta İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme olmak üzere bağlayıcı veya değil diğer Avrupa Konseyi Sözleşmelerini aktif olarak kullanmamız gerekiyor. Unutmayalım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yargılama sürecinde ilgili ülkenin herhangi bir sözleşmeyi onaylayıp onaylamadığına bakmaksızın, o sözleşmenin organlarının açıklamalarını dikkate almaktadır. Bulunduğumuz coğrafyada her ülke Avrupa Konseyi üyesidir. İster onaylasın, ister onaylamasın, Avrupa Konseyinin her enstrümanı bu coğrafyadaki her ülkeyi bağlayıcıdır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmeleri göçmenler için sınırsız olanaklar sunmaktadır. Hollanda Ulusal Mahkemelerinin ILO’nun 118 sayılı Vatandaş Olanlarla Olmayanlara Sosyal Güvenlikte Eşit Muamele Yapılması Hakkındaki Sözleşmesine dayanarak Türk göçmenler lehine karar verdiğini dünya genelinde Türk göçmenlerin tamamının bilmesinde fayda vardır. Birleşmiş Milletlilerin insan hakları alanındaki temel dokuz sözleşmesinin tamamı bağlayıcı niteliktedir. Dünya genelinde Türkler de dahil

Mehmet Sevim

keşİf msevim@csgb.gov.tr tüm göçmenlerin bilmesinde yarar görülen husus şudur. BM Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Sözleşmenin iki maddesi dışındaki maddelerinin tamamı diğer temel sekiz insan hakları sözleşmesinde mevcuttur. Yeter ki, göçmenler sorunlarını bu sözleşmeler çerçevesinde mahkemelere ve bu sözleşmelerin uygulanmasını denetleyen Komitelerin gündemine getirebilsin. Ne yazık ki, AB ülkelerindeki Türk varlığının muhteşem örgütlenmesi, bugüne kadar ne Avrupa Konseyine ne de Birleşmiş Milletlere akredite sivil toplum örgütleri oluşturamamıştır. Bu kuruluşlara akredite sivil toplum örgütleri sorunlarını bu platformlarda ilgili hükümetlerin en üst düzey siyasetçilerine ve bürokratlarına hiç bir aracı olmaksızın doğrudan duyurabilecektir. Bu alanda Avrupalı Türk hukukçular yeni bir girişimin başlangıcındadır. Avrupa’da yaşayan Türk toplumunun tamamının bu örgütlenmeyi desteklemesi son derece önemlidir. Bu vesile ile tüm göçmen sivil toplum örgütlerini, BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay’ın Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair BM Sözleşmesinin onaylamasına dair çağrısını desteklemeye, bu alanda aktif görev almaya davet ediyor ve bir göçmen olarak Uluslararası Göçmenler Günümüzü kutluyorum. En derin saygılarımla, Mehmet Sevim Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Göçmen İşçiler Komitesi Üyesi

Dicle Kalkınma Ajansı (DİKA)’nın Konyalılar Şeb-i Arus’ta buluştular Hollanda çıkarması

Hollanda’da yaşayan Konyalılar Mevlânâ’nın vefat tarihi olan 17 Aralık’ta bir araya gelerek Mevlânâ’yı andılar.

Siirt, Şirnak, Batman ve Mardin illerinden oluşan Dicle Kalkınma Ajansı DİKA yönetim kurulu üyeleri iki günlük bir ziyaret için Hollanda’ya geldiler. Hollanda Genç İşadamları Federasyonu (HOGİAF) ve Amsterdam Genç İşadamları Derneği (AGİAD) ev sahipliğinde DİKA yönetim kurulu üyeleri Türk kökenli işadamları ile bir araya geldiler.Düzenlenen toplantıya, Şırnak Valisi DİKA Başkanı Vahdettin Özkan, Siirt Belediye Başkanı Selim Dadak, Batman Belediye Başkan Vekili Serhat Temel, Şırnak Belediye Başkan Vekili Faik Saltan, Batman İl Genel Meclisi Başkanı Salih Aktan, Mardin İl Genel Meclisi Başkan vekili Abdülkerim Erdem, Siirt il genel meclis başkanı Fırat Soysal, Mardin TSO başkanı M.Ali Tutaşı, Şirnak TSO başkanı Osman Geliş, Batman TSO başkanı Osman Nasıroğlu, HOGİAF Başkanı Mehmet Kabakyer, AGİAD Başkanı Adnan Aydemir, HOGİAF yetkilileri, işadamları ve basın mensupları katıldı..

Şırnak Valisi DİKA Başkanı Vahdettin Özkan “Bizim Hollanda’ya asıl gelmemizin amacı belediye başkanlarımız, işadamlarımız ve yönetim kurumlarımız ile Dicle Kalkınma Ajansını tanıtmak ve yatırım imkânlarını sizlerle paylaşmak için buradayız. Bizlere Hollanda Genç İşadamları Federasyonu olarak bu fırsatı vermenizden dolayı teşekkürlerimizi iletiyoruz.” şeklinde açıklamada bulundu. Hollanda Genç İşadamları Federasyonu Başkanı Mehmet Kabakyer “HOGİAF yönetimi olarak DİKA yönetim kurulunu AGİAD İşadamları derneğimizde ağırlamaktan son derece mutluyuz. Hollanda artık bizim ikinci vatanımız oldu. Bu ülke bize çok şeyler verdi. Bizde işadamları olarak hem Hollanda’ya ve de Türkiye’ye yönelik çalışmalar yürüterek katkı yapıyoruz. Sizlere de kurum olarak elimizden gelen çabayı göstereceğiz.” dedi.

Geceye AK Parti Konya Milletvekili Harun Tüfekçi, Deventer Konsolos Muavinleri İsa Müfit Mutlu ve Mehmet Emin Öztürk, mesneviyi Hollandacaya kazandıran Abdul Vahid van Bommel, Rotterdam Charlois ilçesi belediye başkan yardımcısı Alaaddin Erdal, HOGİAF ikinci Başkanı Vecih Er, CMO müdürü Ebubekir Öztüre ve Hollanda’nın değişik şehirlerinde yaşayan Hollandalı Konyalılar katıldılar. Programda bir konuşma yapan Abdul Vahid van Bommel Mevlânâ’ya tüm dünyanın sahip çıkması gerektiğini, Mevlana’nın öğütlerine tüm dünyanın ihtiyacı olduğunu söyledi. Daha sonra kürsüye gelen AK Parti Konya Milletvekili Harun Tüfekçi böyle bir akşamda Hollanda’da olmaktan ve Hz. Mevlânâ’yı Hollanda’da yad etmekten çok memnun olduğunu ifade etti. Tüfekçi’’ Mevlana’yı Mevlânâ yapan değer Hz. Peygamber’dir, O’nun olmadığı hiç bir yerde de güzellikler olmaz’’ dedi. Ayrıca Tüfekçi 9 yıldır vekil olduğunu ve bu zamana kadar hep Konya’da bu anma programına katıldığını ilk defa da burada böyle bir anma programına katılmasının da kendisi için bir ayrıcalık olduğunu

ifade etti. Program organize heyeti başkanı Hüseyin Botancı ise yaptığı konuşmada şunları söyledi: ‘’Yıllardır özlemini çektiğimiz Konyalılar gecemizi 17 Aralık 2011’de Harmelen/Utrecht şehrinde gerçekleştirdik. Ben ve arkadaşlarım özellikle bu günü Hz. Mevlânâ’nın ölüm yıldönümü gününde (Şeb’i Arus) ayarlayıp hayata geçirmekten son derece mutluyuz. Amacımız memleketimiz Hollanda’da Hz. Mevlânâ’yı anmaktı. Hz. Mevlânâ’yı biz Konyalılar çok iyi biliyor ve tanıyoruz. Fakat diğer şehirli kardeşlerimiz belki çok merak ediyorlardı. Hemşerilerimizle birlikte diğer şehirli kardeşlerimiz ve Hollandalı insanlarımızla tıpkı Konya’daki gibi aynı tarih ve aynı

saatlerde kutlamamızı yapmaktan bizler ve katılımcı dostlarımız son derece mutluyuz. Gecemize ilgi oldukça fazla. Salonumuz tıklım tıklım. Günün önemini yaşatıyoruz. Katılımcılar son derece mutlu. Yaklaşık üç aydır uğraş veriyoruz. Bu konuda bana yardımcı olan Murat Durak, Ebubekir Akça, Erol Şahin, Mehmet Uzun ve Vecih Er kardeşlerime yürekten teşekkür ediyorum. Ayrıca gecemize maddi anlamda destek veren sponsorlarımıza sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Bizi yalnız bırakmayıp yakından ve çok uzaklardan gelen misafirlerimize içtenlikle teşekkürlerimizi bir borç biliriz.” Program semazenlerin gösterileri ve geceye katkıda bulunan sponsorlara teşekkür ile sona erdi.


AYET “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de o, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de o sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (Al-i Imran sûresi 103)

hADİS “Müslüman cemaatten ayrılan ve itaat yolunu terk etmiş olarak ölen kimsenin ölümü, câhiliyye ölümüdür Ümmetime karşı harekete geçerek mü’minin imanına saygı duymaksızın ve sözleşmeli bulunduğu kimseye karşı olan ahdine vefâ göstermeksizin suçlusuyla suçsuzuyla bütün ümmetimi vurmaya kalkışan kimse Benim ümmetimden değildir Asabiyet/ırkçılık duygusuyla öfkelenen, asabiyet uğruna savaşırken yahut ırkçılık dâvâsı güderken körü körüne açılmış bir bayrak altında ölen kimsenin ölümü câhiliyye ölümüdür “ (Müslim, İmâre 57; Nesâî, Tahrim 27; İbn Mâce, Fiten 7; Ahmed bin Hanbel, 2/306, 488

özlü söz “İdeolojiler, izm’ler üzerimize giydirilmiş deli gömlekleridir …” “Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım: karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi! düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar?” (Cemil Meriç)

23

İN A N Ç

Ar al ik|December 2 0 1 1

İSLÂMÎ AÇIDAN IRKÇILIK İnsanın yaşadığı yerde problem eksik olmaz. Kimisine göre doğru olan diğerine göre yanlıştır. Ancak bir ‘doğru’ tabiri var, diğeri de ‘değişmeyen doğru’ tabiri. Değişmeyen doğru tabiri ile kasdettiğimiz ‘Vahy’dir. Çünkü vahyin kaynağı ilâhîdir. Doğru kaynağı ise akıldır. Akıl ise bazı durumlarda ‘selîm’ ve bazı durumlarda ise ‘sakîm’ olur. Selîm dairesine girdiği zaman değişmeyen doğruyu bulur. Sakîm dairesine girdiği zaman ise, değişmeyen doğruyu bulamaz. Bu defa doğruyu yanlış, yanlışı da doğru, zulüm adâlet, adâleti zulüm, hakkı bâtıl, bâtılı hak olarak algılar. Böylece fikirler arasında bir sürtüşme alır başını gider. Fikir sürtüşmeleri sonucu mücadele ortamı kaçınılmaz hale gelir. İnsanlığın mücadele alanında yerini koruyan fikirlerden birisi de ırkçılık fikridir. Kelimenin İslâmî literatürde karşılığı ‘asabiyyet’tir. Irkçılık, insanın belli bir ırkı diğer insan türlerinin üstünde görerek, o ırka üstünlük pâyesi vermesidir diye izah edilebilir. İslâmî düşüncede ırkçılık anlayışının temeli olarak ilk insanın yaratılıp meleklere takdim edildiği ve meleklerden secde etmesi istendiği esnada emre itaat etmeyen İblisŞeytan gösterilir. Kur’an-ı Kerim kıssayı sunarken, İblis Şeytan’ın “Ben ondan hayırlıyım, beni ateşten yarattın, onu ise topraktan yarattın” (1) diyerek, kendisinin yaratılış bakımından Âdem (as)’dan üstün oluşunu iddia edip, secde etmekten kaçındığını belirtir. Böylelikle üstün ırk anlayışına kapı aralayanın İblisŞeytan olduğu anlaşılmaktadır. Yüce Allah, Kur’an’ın birçok âyetinde insanlara İblis’in apaçık bir düşman olduğunu ilân etmektedir. Bu düşmanlığın sebeplerden birisinin de üstün ırk anlayışı olduğunda şüphe yoktur. İslâmiyet, ırkçılık anlayışının fıtrata ters bir düşünce olduğunu açıklarken, temelinde şeytânî ideolojiler bulunduğunu açıkça ortaya koymuş olmaktadır. Bir kısım düşünürler biyolojik olarak insanlar içerisinde üstün ırk anlayışını bilimsel bir kılıfa sokarak araştırma gayretine girişmişler ve üstün beyaz ırkın siyah ırktan üstün olduğunu iddia etmişlerdir. Ancak bu gayretler akl-ı selîm’in değil, akl-ı sakîm’in dairesi içerisinde kalan, Darwinci, fosilleşmiş düşüncelerdir. Irkçı düşünce, dil, tarih, toprak ve ırk temeli üzerine kurulmuştur. Dostluk-düşmanlık, hak-hukuk kıstasları ırkçılık temelleri üzerine

oturtulmuştur. Buna göre haklı da olsa alçak kabul edilen ırk ezilmeye mahkûmdur. Irkçı düşüncede dînî değerlerin yeri yoktur. Hak-Hukuk anlayışı yoktur çünkü, sömürü esastır. “Fırsat elimde iken niçin ezmeyeyim” düşüncesi hakim düşüncedir. İnsan hakları ve özgürlükler sadece üstün ırk içindir. Nitekim .İkinci Dünya Savaşı’nın nedenlerinden biri de ırkçı lider Hitler’in “Almanya’ya da sömürgelerin verilmesi gerekir” iddiasıdır. Bu girişten sonra, İslâmiyette ırkçılığa bakış açısını değerlendirmek istiyoruz. 1- Öncelikle dînîmiz, insanların soy bakımından bir tek asla tabi olduğunu önümüze koymaktadır. “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan

Yeryüzünün îmârı, salâhı, İlâhî kanunun işletilmesi görevi insanın uhdesine verilmiştir. Değişik coğrafya ve iklim şartlarında yaşayan insanın, yaşadığı bölgeyi îmar etmesi için farklı bir kisve ile donatılması, dillerinin ve renklerinin farklı olması İlâhî takdir gereğidir. (5) Hangi insanın yeryüzünün ıslahını gerçekleştirecek, hangi annenin dünyaya getireceği çocuk âlemin düzen ve intizamını sağlayacak bilinmez. Irkçı anlayış, yeryüzünün ıslahına mani olduğu gerekçesi ile İslamiyet’te yasaklanmıştır. 4- İslâmiyet insanlar arasında ayırım gözetmez. Annesinden doğan herkesin yaşama, inanma, düşünme, mülk edinme, eğitim-öğretim, siyaset, hukuk gibi bütün insani

ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının.” (2) Bir tek asla tabi olan insan cinsinin belli kesiminin diğer bir kesime üstün olması düşüncesi, “masdarı aynı olan şeylerde tenakuz olmaz” kaidesince, tenakuz doğuracağı gerekçesi ile ırkçı düşünce reddedilmiştir. Yani aynı kökten gelen şeylerde üstünlük ve alçaklık damgası söz konusu olmaz. 2- İnsanların çeşitli kabilelere ayrıldığı, (3) bunun da üretken ve gelişken fikre sahip olan insanın, değişik kültür ve medeniyet oluşturması için Yüce Allah tarafından takdir edildiği ortaya konmaktadır. Böylece farklı kültürlerin birbirinden etkilenerek, değişik fikirlerin doğması amaçlanmıştır. Bu bakımdan İslâmiyet, fikirlerin köreltilmesine karşı çıktığı için ırkçı düşünceyi reddetmiştir. 3- İnsan yeryüzünün halifesidir. (4)

ilişkilerde tam bir hürriyete sahip olduğunu kabul eder. Irkçı düşünce insana kısıtlama getirdiği gerekçesi ile İslâmiyet ırkçılığı reddeder. 5- İslâmiyet insanın şerefini yaratıklar içerisinde her şeyden üstün tutar. (6) İnsanın aşağılanmasını (7), hatta insanın kaş göz işareti ile dahi çekiştirilmesini (8) yasaklar. Irkçı zihniyette belli kısma üstünlük pâyesi verilmesi ve bunun dışında kalanları uşak seviyesinde görülmesi sebebi ile İslamiyet’te ırkçı düşünce reddedilmiştir. 6- İslâmiyet, din kardeşliğini (9) ana prensipler arasında zikretmiştir. İslâm kardeşliği annebaba kardeşliğinden daha ileri bir dereceyle kabul görür. Öyle ki, inançları ayrı olan iki kardeş birbirine varis olamazlar. (10) Ama din kardeşinin zekâtında ihtiyaç sahibi hak sahibidir. İslâmiyet kardeşlik bağını zedeleyen tüm unsurları kesinlikle yasaklar. (11) Irkçı düşüncede

Servetle Övünmek Abbasi Halifesi Harun Reşit ile Evliyanın büyüklerinden Şakik-i Belhi Hazretleri sohbet ediyordu. Harun Reşid kendisine öğüt vermesini istedi. Şakik-i Belhi “Aklını başına topla ey Harun” diye başladığı öğütleri sırasında şunları söyledi: - Ey Halife! Farzet ki büyük bir çölde kaybolmuşsun. Susuzluktan ölmek üzeresin. O anda birisi gelip elindeki su dolu kırbayı sana satmak istese kaç para verirsin? diye sordu. Halife gülerek: - Ne kadar isterse veririm, dedi. - Peki, o suya karşılık servetinin yarısını istese verir misin? - Veririm. Hz. Şakik, “Doğru söyledin” dedi ve devam etti: - Ey Halife! Diyelim ki servetinin yarısı ile o suyu alıp içtin ve bir müddet daha yaşama imkanı buldun. Fakat az sonra içtiğin suyu çıkarman ge¬re¬kir. Ama buna muvaffak olamasan, bütün

uğraşma¬larına rağmen idrarını yapamasan ve adeta ölecek hale gelsen, o anda yine birisi karşına çıkıp: “Seni te¬davi edebilirim, ancak servetinin öbür yarısını is¬terim” dese, ne dersin? Halife hiç düşünmeden: - Elbette razı olurum, dedi. Bunun üzerine Şa¬ki¬k-i Belhi: - Öyleyse Ey Emirü’l Mü’minin! Önce içtiğin, sonra da idrar yolu ile dışarı attığın bir yudum su kıymetinde bile olmayan servetine sakın güvenme! Hiç kimseye karşı mal, mülk ve servetinle övünme. İnsan, bu kadar değersiz olan dünya malına bağlanıp, kendini aldatırsa yazık olmaz mı? Elindeki mülkle naz edip duran niceleri göçüp gittiler bu dünyadan. Aklımızı başımıza almalı değil miyiz?” demiş ve bu sözler üzerine karşısındaki Harun Reşid bir süre hıçkıra hıçkıra ağlamış.

Mustafa Urgenç

MAVERA m.urgenc@hotmail.com din kardeşliği kavramına ait yer yoktur. Bu sebeple de İslamiyet’te ırkçı düşünceye yer yoktur. Sonuç olarak: ırkçı düşünce hem dine, hem de akıl ve mantık ölçülerine aykırıdır. Zira ırkçılığı meşrû gören kimse, şeytanın mantığını savunmuş olur. Irkçı düşünceyi meşrû saymak ise, dinde yeri olmayan bir husustur. Zira Efendimiz (s.a.v.)’in konuyla alâkalı birçok açıklamaları ırkçı düşünceyi kesip atmaktadır. Konuyla ilgili şu vurucu hadislerle bugünkü yazımızı bitirelim. “(Halkı) asabiyyet (soy-sop) davasına çağıran bizden değildir. Asabiyyet (soy-sop) davası uğrunda savaşan bizden değildir. Asabiyyet (soy-sop) davası uğruna ölen bizden değildir.” (12) Vâsıle ibn el-Eska’ (r.a.): “Ya Resûlullah! Bir kimsenin kavmini sevmesi asabiyyetten sayılır mı?” diye sorar. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Hayır, ancak kişinin, zulüm ve haksızlık halinde olan kavmine yardım etmesi asabiyettir.” (13) İslâmiyet’in yasaklamış olduğu asabiyyet, bir kimsenin milletini sevmesi ve ona karşı özel bir ilgi gös¬termesi değil, sırf, akrabalık ve soydaşlık gayretiyle onlardan sudur eden zalimane ve haksız davranışları dahi himaye etmeye kalkışma işidir. Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve hakka uymayı nasip et. Bâtılı bâtıl olarak göster ve bize bâtıldan sakınmayı nasip et. 1-) el-Bakara, 2/34, el-A’râf, 7/12, Sâd, 38/76. 2-) en-Nisa, 4/1. 3-) el-Hucurât, 49/13. 4-) el-Bakara, 2/30. 5-) er-Rûm, 30/22, 6-) el-İsrâ, 17/70. 7-) el-Hucurât, 49/11. 8-) el-Hümeze, 104/1. 9-) el-Hucurât, 49/10. 10-) “Müslüman kâfire, kâfir de müslümana mirasçı olamaz..” Bak: Ebû Dâvûd, Sünen, Ferâiz, 10/2909. 11-) el-Hucurât, 49/12. 12-) Ebû Dâvûd, Sünen, Edeb, 111/5121. 13-) Ebû Dâvûd, Sünen, Edeb, 111/5119.

kıssa-hİsse


24

H A B ER

A RA L I K |DE CE Mbe r 2011

Meclis çift uyruklu Türklerin asker- Kadın girişimciler ikinci kez bir araya geldiler: likten muaf tutulmalarını istiyor “Girişimcilik ülkelerin geleceği açısından önemli”

Hollanda’da meclis çoğunluğu, aynı zamanda Hollanda vatandaşı olan Türk gençlerinin Türkiye tarafından askerlikten muaf tutulmalarını istiyor. Ana muhalefet partisi PvdA’nın (İşçi Partisi), istemin Türkiye ile görüşmelerde kabine tarafından gündeme getirilmesini öngören önergesi çoğunluk tarafından kabul edildi. Savunma Bakanı Hans Hillen, bakanlığının bütçe görüşmeleri sırasında gündeme gelen ve meclis tarafından kabul edilen istemi, Dışişleri Bakanı Uri Rosenthal’a ileteceğini belirtti. Meclis çoğunluğu ayrıca, Hollanda ordusunda görev yapılmasının askerlik muafiyeti için ayrı bir neden oluşturduğu görüşünde. Öte yandan Savunma Bakanı Hans Hillen tarafından meclise gönderilen bir yazıda, Hollanda ordusunda görev yapan Türklere

dövizle askerlik için sağlanan faizsiz kredi olanağından bugüne kadar 33 kişinin yararlandığı belirtildi. Bakan Hillen, meclisin isteği üzerine başlatılan faizsiz kredi uygulamasından yılda ortalama 4 kişinin yararlandığını kaydetti. PVV (Özgürlük Partisi) bu uygulamaya son verilmesini istiyor. Savunma Bakanı, meclisin kararıyla başlatılan uygulamanın yine meclisin kararıyla sona erdirilebileceğini belirterek, bu konuda kendisinin bir değişiklik yapmayacağını ortaya koydu.

Hollanda Türk İş Adamları Derneği (HOTİAD) tarafından kadın girişimciler için Lahey Eyalet Merkezi’nde düzenlenen toplantıda, girişimciliğin ülkelerin geleceği açısından taşıdığı öneme vurgu yapıldı. Türk kadın girişimcilerin ikinci kez bir araya geldikleri toplantıda bir konuşma yapan HOTİAD ve DEİK-DTİK (Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu-Dünya Türk İş Konseyi) Avrupa Bölge Komitesi Başkanı Turgut Torunoğulları, kadınlardaki girişimcilik ruhunun varlığını 700’ü aşkın kadın personeli bulunan Edelstaal Group’un Yönetim Kurulu Başkanı olarak çok iyi bildiğini anlattı. Kadın girişimcilerin birbirlerini tanımalarını ve HOTİAD’ın sahip olduğu deneyimlerden yararlanmalarını hedeflediklerini belirten Torunoğulları, ortak projeler üretmeyi, ortaklıklar kurmayı ve bir dünya markası olmayı amaçladıklarını kaydetti. Turgut Torunoğulları, “Başarılı olmada sayı önemli değil. Organize olmuş ufak topluluklar, organize olmamış büyük toplulukları yönlendirir. Siyasetçiler-

imizle, öğrencilerimizle, akademisyenlerimizle, girişimcilerimizle, 5 milyonu aşkın nüfusumuzla bir çok Avrupa ülkesinden daha büyüğüz” ifadesinde bulundu. HOTIAD’ın ve DEİK-DTİK’in çalışmaları hakkında bilgiler aktaran Torunoğulları, 2012 yılının ‘Avrupa’da girişimcilik yılı’ ilan edilmesini önerdiklerini söyledi. Rotterdam Başkonsolosu Togan Oral da kadınların artık hem kariyer yapmayı, hem de anne ve eş olmayı tercih ettiklerini belirtti. Türkiye’nin hedeflerinin büyük olduğunu ifade eden Başkonsolos Oral, kadınların iş hayatına katılımlarının yalnızca aile bütçesine katkı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Togan Oral, çocukların eğitimine büyük önem verilmesinin ve kadınlar ile erkeklerin aralarında güç birliği yapmalarının bu hedeflere ulaşılması açısından önem taşıdığını kaydetti.

Lahey Büyükelçiliği Ticaret Başmüşaviri Engin Ertekin, “Girişimcilik ülkelerin geleceğinde önemli bir yer tutmakta” diyerek, kadın girişimciliğin desteklenmesi gerektiğini söyledi. Ertekin, yapılan araştırmaların ülkelerin gelişmesinde kadınların çalışma hayatına katılımlarının önemli olduğunu gösterdiğine dikkat çekti. Engin Ertekin, eğitimin kadın girişimciliği açısından da büyük önem taşıdığını ifade ederek, “Kızlar yüksek eğitime teşvik edilmeliler” dedi.

Türkiye Sabit Hatlar & Cep Telefonları

Yapilan € 20 kredi yüklemede GTmobile’den GTmobile

500 Ücretsiz

Kredi

Ücretsiz dakikalar**

den €5 75

** dakika

& SMS

€10

€20

200

500

www.gtmobile.nl 020 754 3033 GT_NL_Ufuk_193HX273W.indd 1

Hollanda (Bağlantı ücreti yok) Sabit hatlar & cep telefonları

9

ct /dak

SMS

9ct

ct* /dak 15 ct Bağlantı ücreti

HIER VERKRIJGBAAR:

*0ct per minuut word berekend voor de eerste 10 minuten per gesprek. Voor gesprekken langer dan 10 minuten zijn standaard tarieven van toepassing. Er geldt een starttarief van 15 cent per gesprek, deze actie is geldig van 07/11/2011 tot en met 30/12/2011. **500 gratis belminuten of sms’jes van GTMobile naar GTMobile bij een opwaardering van € 20. 200 gratis belminuten of sms’jes van GTMobile naar GTMobile bij een opwaardering van € 10. 75 gratis belminuten of sms’jes van GTMobile naar GTMobile bij een opwaardering van € 5. De gratis belminuten zijn 30 dagen geldig na opwaardering. Zodra de gratis belminuten verbruikt of verlopen zijn worden gesprekken van GTMobile naar GTMobile berekend met een tarief van 9 cent per minuut. En zodra de gratis sms’jes van GTMobile naar GTMobile verbruikt of verlopen zijn worden sms’jes van GTMobile naar GTMobile berekend met een tarief van 9 cent per sms. De gratis belminuten of sms promotie is geldig vanaf 07/11/2011.

29/11/2011 12:01:09


PA N O R A MA

ar al ık |decembe r 2 0 1 1

HABERTURU “Gerekirse yeni bir yasa teklifi hazırlarım”

AMSTERDAM – Hayvanların uyuşturulmadan kesilmelerinin yasaklanmasını öngören yasa teklifini hazırlayan PvdD (Hayvanlar Partisi) lideri Marianne Thieme, stüdyo konuğu olduğu Pauw & Witteman’ın programında, senatodan onay çıkmaması durumunda bu konuda yeni bir yasa teklifi hazırlayacağını söyledi. Thieme bir haber sitesine verdiği röportajda da, Hollanda’da çoğunluğun şoksuz kesime son verilmesi için din özgürlüğünün kısıtlanmasını istediğini iddia etti

5 bin öğretmen işsiz kalacak

LAHEY – Eğitim Bakanı Marja van Bijsterveldt, öğrenme güçlüğü ya da davranış bozukluğu olan öğrencilerin normal eğitim sisteminin içinde tutulmalarına ilişkin çalışmalarda yapılması planlanan kısıtlamaların, yaklaşık 5 bin öğretmenin işsiz kalmasına yol açacağını bildirdi. Konuyla ilgili olarak meclise yazılı bilgi veren Bakan Van Bijsterveldt, öğretmen sayısındaki azalmanın bir kısmının işten ayrılanların yerine yeni personel alınmayarak gerçekleştirilmesinin beklendiğini kaydetti.

İş için taşınma zorunluluğu planına tepki

LAHEY – Soysal İşler Bakanı Henk Kamp’ın, sosyal ödeneklilere iş için taşınma zorunluluğu getirilmesi planına meclis çoğunluğunun sıcak bakmadığı gözlendi. Bakan Kamp çeşitli partilerin, “İşsizler otelleri mi açılacak?”, “Taşınma masraflarını kim karşılayacak?”, “İşsiz ailesini de götürebilecek mi?”, “Ev bulunamazsa ne olacak?” ve “Geçici sözleşme sona erdiğinde ne olacak?” şeklindeki sorularını yanıtsız bıraktı.

Mark Rutte “yılın politikacısı” seçildi AMSTERDAM – Maurice de Hond’un araştırmasında Başbakan Mark Rutte yılın politikacısı seçildi. Oyların yüzde 22’sini alan Rutte’yi yüzde 21 ile SP (Sosyalist Parti) lideri Emile Roemer takip etti. Roemer aynı zamanda en başarılı meclis grup başkanı seçildi. Ana muhalefet partisi PvdA’nın (İşçi Partisi) lideri Job Cohen ise en başarısız politikacılar listesinde yüzde 22 ile birinci sırada yer aldı.

25

Helal Kesim başarısı ve bundan sonrası Aylardır Hollanda’da milletimizi meşgul eden Helal Kesim konusu nihayet korkulanın aksine güzel bir biçimde şimdilik son buldu. Sadece milletimizi değil, bu Helal Kesim (şoksuz kesim) konusu bütün Müslümanları ve Yahudileri ilgilendiriyordu. 150 kişilik Hollanda Parlamentosunda 2 sandalyesi bulunan Hayvan Sevenler Partisi’nin “Helal et kesimi”ni yasaklama girişimi için vermiş olduğu kanun teklifi bundan bir kaç ay önce büyük çoğunlukla

kurban bayramında “kurbanlarımızı İslami usullere göre kesebilecek miyiz?” diye sorular dahi ortaya çıkmıştı. Hollanda Parlamentosunun çoğunlukla kabul etmiş olduğu kanun teklifi Hollanda Senatosunda tartışıldı ve çoğunluk bu yasaya inanç özgürlüğü kısıtlanması dolayısıyla onay vermeyeceğini söyledi. Zaman tam olarak ne gösterecek göreceğiz, fakat şimdilik Helal Kesim için kanunen bir engel olmayacağı kesin.

bunun pek farkına varmadı ama gereken çalışmalar hakkıyla yerine getirildi, Hollanda Türk Federasyon yöneticisi olarak bunu elbette çok iyi bilmekteyim. Ve nihayetinde Senato çoğunluğu kanun teklifine karşı olduğunu belirtti. Çeşitli kuruluşların ortaklaşa oluşturmuş oldukları lobinin neticeye ulaşmasından sonra işler henüz bitmedi. “Helal Kesim” konusunu bir kenara bırakırsak toplumumuzun henüz su yüzüne çıkmamış çok sorunları mevcut. İlkokullarda

“Helal Kesim” konusunda gösterilen ortak çalışma, yani tek seslilik diğer konular için aynı zamanda örnek olmalı. Milli ve dini saygınlık gösteren lobi yapılanması artık yerini almalı. Bunun bir hayal olmadığını millet olarak mevcut ortamda görmüş ve tatmış olmaktayız. Ve alınacak yeni başarıların artık hayallerini kurmamız gerekmektedir.

kabul görmüştü. 146 milletvekili oylamaya katılmış ve bunun 116’sı Helal Kesim yasaklansın diye oy kullanmıştı. Bütün yapılan lobi çalışmaları Hollanda Meclisine etki etmemiş ve insanlar kara kara düşünmeye başlamışlardı. Hatta o kadar karamsarlık vardı ki, son

Senatoda çoğunluğun verilen kanun teklifine onay vermeyeceği elbette kendiliğinden gelişmedi. Parlamentodan geçen kanun teklifi toplumda hareketliliğe yol vermişti. Hem Müslüman hem de Yahudi toplumu bir olup yoğun bir biçimde lobi çalışmalarına başladılar. Halk

Türkçe anadil eğitimi kaldırıldı, sünnet yasaklanmak istendi, milli bir mesele olan bölücü terör ve Ermeni sorunu zaman zaman toplumumuzu rencide ediyor ve geriyor, vs. “Helal Kesim” konusunda gösterilen ortak çalışma, yani tek seslilik diğer konular için aynı zamanda örnek olmalı.

Murat Gedik

Dostça muratgedik@muratgedik.nl

Milli ve dini saygınlık gösteren lobi yapılanması artık yerini almalı. Bunun bir hayal olmadığını millet olarak mevcut ortamda görmüş ve tatmış olmaktayız. Ve alınacak yeni başarıların artık hayallerini kurmamız gerekmektedir. Evet, “Helal Kesim”in yasaklanması şimdilik engellendi ve böylece Müslüman (ve elbette Türk) lobisi bir başarı elde etti (Yahudi lobisinin de tabii katkısı var). Önemli olan bundan sonrası daim olan bir Türk lobisinin hayata geçmesi ve aktif bir biçimde faal olması. demek ki, gerektiğinde oluyormuş, birlikte hareket edilebiliyormuş...Neden daim olmasın? Bu konuyu hep beraber bir irdelemekte fayda var.

Karabulut fakirliğe karşı eylem planı hazırlanmasını istedi Foto S. Karabulut: Daniel Cohen

SP (Sosyalist Parti) milletvekili Sadet Karabulut, Rutte kabinesinden artan fakirliğe karşı bir eylem planı hazırlanmasını istedi. Karabulut, Gıda Bankalarında artık bekleme listeleri oluşmaya başladığına ve giderek artan sayıda çocuğun yoksulluk içinde büyüdüğüne işaret etti. Gıda Bankalarında yaptıkları araştırmada ortaya çıkan tablonun son derece kaygı verici olduğunu belirten SP milletvekili, yeterince beslenemeyen ya da gerçekten açlık çeken insanların bulunduğunu ifade ederek, “Hollanda gibi zengin bir ülkede insanların açlık çekmelerine izin verilmesi büyük bir ayıp. Bu kabul edilemez” dedi. Sadet Karabulut, gıda yardımlarındaki azalmanın Gıda Bankalarında hem bekleme listeleri oluşmasına, hem de yeterince besleyici olan gıda paketleri hazırlanamamasına yol açtığını söyledi.

Karabulut, Sosyal İşler Bakanlığı Müsteşarı Paul de Krom ile Ekonomi, Tarım ve İnovasyon Bakanlığı Müsteşarı Henk Bleker’in Gıda Bankalarındaki bu sorunların çözümü için marketler ve restoranlarla görüşme yapmaları önerisini kabul etmediklerini anımsattı. SP milletvekili, “Fakirlik içinde büyüyen, yeterince beslenemeyen çocuklar bunun sonuçlarını ömürleri boyu çekecekler. Bu sorun bir şekilde çözümlenmeli. Hatta gerekiyorsa Gıda Bankaları kamulaştırılmalı” diye konuştu. Sosyalist Parti milletvekili, Gıda Bankalarının sorumlu olarak gösterilemeyeceklerine de vurgu yaparak, şunları kaydetti: “İnsanların yeterince beslenebilmelerinden Gıda Bankaları nasıl sorumlu tutulabilirler? Gece gidip sebze ve meyve hallerini, marketleri mi soymaları, tarlalardaki ürünleri mi çalmaları bekleniyor? Onlar insanlara ancak yapılan bağışları dağıtıyorlar. Hükümet bir eylem planı ile bu

sorunu çözümlemeli.” Gıda bankaları, restoranlar ve marketler ile görüşme yapılması istemine sıcak bakmayan Başbakan Mark Rutte, sorunun çözümünden yerel yönetimlerin sorumlu olduklarını savundu. Başbakan Rutte, “fakirlik” kelimesinin kullanılmasına da karşı olduğunu söyledi. Mark Rutte, Hollanda’nın sosyal asgari geçim düzeyi en yüksek ülkeler arasında yer aldığını, sosyal ödenek ile geçin-

mek kolay olmasa da “fakirlikten” söz edilmesini doğru bulmadığını ifade etti. Öte yandan, SP (Sosyalist Parti) milletvekili Sadet Karabulut’un ardından CDA (Hıristiyan Demokratlar) milletvekili Eddy van Hijum ile PvdA (İşçi Partisi) milletvekili Hans Spekman da kabineden yoksullukla mücadeleye, özellikle de çocuk yoksulluğunun önlenmesine ağırlık verilmesini istediler.

“Toplu sözleşme haklarının güncellenmesi gerekli” Demokratlar66 Partisi milletvekili Fatma Koşer Kaya şuanda yürürlükte olan işveren ve çalışanların arasında yapılan, istihdam koşulları hakkındaki toplu sözleşme kurallarının, artık günümüze uymadığını belirtti ve bu değiştirmenin mecburi olduğuna dikkat çekti.

İşveren ve çalışanlar arasında yapılan, istihdam koşulları hakkındaki toplu sözleşme kuralları (CAO) hakkında açıklamalarda bulunan Demokratlar66 Partisi (D66) milletvekili Fatma Koşer Kaya, 1927 yılında yürürlüğe giren bu kuralların artık günümüz şartlarına uymadığını ve değişmesi gerektiğini belirtti. D66’lı millet vekili açıklamasında özellikle, sendika üyelerinin göstererek “45 ila 65 yaşları arasında olan sendika üyelerinin oranı yüzde 60’a varıyor fakat toplumun geneline baktığımızda bu kişilerin oranı yüzde 40 civarında kalıyor Öte yandan sendikaya üye olan 25 yaşın altında ve çalışan kesimin oranı ise yüzde 25” dedi.

Koşer Kaya ayrıca CAO kurallarını incelemek için bir komisyon kurulması taraftarı olduğunu belirtti ve bu şekilde günümüzde bir organizasyon içerisinde işçi haklarının nasıl güvence altına alınabileceğinin de araştırıla bileceğini aktardı. İşveren haklarının korunmasının direk olarak politikacıları ilgilendirmediğini belirten Fatma Koşer Kaya, bu kanunda yapılacak güncelleme ile CAO kanunların daha işler bir hale gelmesine yardımcı olunacağına dikkat çekti. Milletvekili bu önerisini Salı günü yapılacak Sosyal İşler Bakanlığı Bütçe tartışmasında sunmayı düşündüğünü aktardı


Partnerlerimiz:


a kt üa l it e

a ral ı k|december 2 0 1 1

Doğan Kuşu ve Yaşlı Kadın

İşsiz kaldığınızda haklarınız nedir?

Çocuklarını çok seven sevgili anne ve babalar, aşağı yukarı bir senedir bu köşeden sizlere gençler ve çocuklar üzerine bir takım bilgileri aktarmaya çalıştık. Bu senenin özeti olarak; sizlerle aşağıdaki öyküyü paylaşmak istiyorum.

Değerli okurlar, bu sayıda, önümüzdeki aylarda Hollanda’da mevcut olan sosyal haklarınızla ilgili sizleri bilgilendirmeye çalışacağım. Bu yazımızın konusunu işsizlik durumundaki haklarınız oluşturuyor. Hollanda’da çalışabilir insan sayısının % 5,4’u işsiz durumdadır. Kaşım 2011 itibariyle işsiz sayısı 455.000 kişi idi. Ekonomik krizin büyümesiyle bu rakamın artmakta olduğu görülüyor. O yüzden işsiz kalındığında haklarınızın ne olduğunu bilmekte fayda var.

Deniz Çatıkkaş

İbhâr/denİz yolu dogus@dogus.nl

Bir doğan kuşu vardı. Kuş, yaşlı bir kadının bahçesine geldi. Yaşlı kadın doğan kuşunun aç ve bakımsız olduğunu gördü ve acıyıp onu yanına aldı. Yaşlı kadın, doğan kuşunun önüne bir hamur yemeği koydu. Et yiyerek beslenen doğan kuşu, önüne konulan hamur yemeğini yiyemedi. Yaşlı kadın, ”Seni, önceki sahibin bakımsız bırakmış, güzelim gagan uzamış, kıvrılmış, yemek yiyemez hale gelmişsin’’ diyerek, kuşun gagasını tuttu ve kesti. Kuş çaresiz yaşlı kadının elinde çırpındı durdu. Yaşlı kadın elindeki kuşun çırpınması sırasında tüylerinin yıpranmış olduğunu gördü. “Vefasız sahibin senin tüylerini hiç düzeltmemiş” diyerek kuşun kanatlarını tek bir hizaya getirecek şekilde kesti. Niyeti, zavallı gördüğü kuşa yardım etmek olan yaşlı kadının gözleri biran doğan kuşunun pençeler-

ine takıldı, “Zavallı kuşum, senin tırnaklarını hiç mi kesen olmadı? Ne kadar uzamış böyle” diyerek, doğan kuşunun avlanmaya yarayan pençelerini kalın makasla kopardı. Kuş, kendisine merhamet eden ama bir doğan kuşuna nasıl bakacağını bilmeyen yaşlı kadının elinde rezil oldu. Artık avını süratle götüren güçlü kanatları yolunmuş, et yemekte küllendiği sivri ve kesici gagası parçalanmış, avını yakalayıp göklere çıkardığı meşhur pençeleri kökünden kesilmiş olarak ortada kaldı. “cesur“ doğan kuşu, merhametli ama bilgisiz bir yaşlı kadının elinde“ korkak” bir kargaya dönüştü.

Bu öykü bana çocuklarını çok seven fakat onları nasıl yetiştireceğini bilmeyen anne babaları hatırlattı. Bir sonraki sayımızda buluşuncaya kadar; en değerli varlığımız olan, geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımızın, sağlıklı ve huzurlu bir ortamda yetişmeleri dileğiyle hoşça kalın!!!

İşsizlik ödeneği kimleri kapsar? 2006 yılında yapılan değişikliklerle işsizlik ödeneğinde (ww) büyük oranda kısıtlamaya gidilmiştir. Bu ödenekle işçi ve memur sınıfında olanların işsiz kalmaları durumunda gelirlerinin bir süre kısmen devam etmesi sağlanır. Bu ödeneği alabilmek için yaşınızın 65’in altında olması gerekir ve haftada en az 5 saatlik iş kaybınızın olması gerekiyor. Haftada 10 saatten az çalışanların iş kaybının en az çalışma süresinin yarısı olması gerekir. Ayrıca işten kendi suçunuzdan ötürü çıkarılmamış olmalısınız. İşten kendiniz çıkar veya zorla çıkarılırsanız, işsizlik ödeneğini ya hiç alamaz ya da kısmen alabilirsiniz. Ödeneğin süresi ve miktarı nedir? İşsizliğin ilk iki ayında son maaşınızın % 75’ini alırsınız (maksimum günlük ödenek € 190,32’dir). İkinci aydan sonra ödeme % 70’e iner. İşsizlik ödeneğinin ne kadar süreceği iş geçmişinize bağlıdır. Ödenek süresi minimum 3 aydır ve maksimum 38 aydır. İşsiz olmadan evvelki 36 haftanın 26’sını çalışmışsanız 3

ay ödenek hakkınız vardır. Eğer işsiz kaldığınız yıldan önceki 5 yılın en azından 4 yılını çalışmışsanız (çalışmış sayılmanız için yıl içerisinde en az 52 gün maaş almış olmanız gerekir) bu üç aylık bir işsizlik ödeneğine tekabül eder. Bu şarta uymanız halinde her çalışmış olduğunuz yıl için 1 ay işsizlik ödeneği alırsınız. Örneğin iş geçmişiniz 10 sene ise toplam 10 ay ödenek alırsınız. Bu hesaplama yapılırken 18 yaşını bitirdiğiniz yılla, 1997 arasındaki yıllar otomatikman çalışmış sayılırsınız. Birkaç örnekle bunu anlatalım... Doğum tarihi: 01-01-1970 Son 5 senede 3 yıl çalışmışsanız ilk şarta uymadığınızdan ödenek hakkınız yoktur. On yıldır aynı işyerinde çalışıyorsanız ve daha önce de çalışmışsanız toplam 10 ay yerine 19 ay işsizlik ödeneği alırsınız (10 yıl işte çalıştığınızdan ve 18 yaşını doldurduktan sonra 1997’ye kadar 9 yıl olduğundan toplam 19 rakamına ulaşılır). İşsizlik ödeneği aldığınız dönemde kendi işyerinizi kurmak istediğinizde de bazı haklarınız vardır. Bir araştırma döneminden sonra kendiniz için başlama kararı alırsanız eğer iki seçeneğiniz mevcuttur. Öncelikle işsizlik ödeneğinizi azaltma imkânına sahipsiniz. UWV’ye kendi işinize harcadığınız vakti ilettiğinizde bu saatler için ödeneğiniz kesilir. İkinci bir opsiyon ise 26 hafta boyunca işsizlik ödeneğinin size bir ön ödeme (voorschot) olarak verilmesidir. Bu ikincisi için UWV’nin izni olması gerekmektedir. İlki için izne gerek yoktur, sadece bilgilendirme zorunluluğunuz

27

Osman Aslan

İKTİSAT oaslan@yilmaz.nl var. İkinci seçeneği tercih ettiğinizde iki yıl sonra gelirinize bakılıp ön ödeme olarak verilen işsizlik ödeneğinin kısmen veya tamamen geri ödenmesi istenebilir. Bunların dışında işvereninizin iflas etmesi veya ödeme güçlüğü çekmesi durumunda da işsizlik ödeneği başvurusu yapılabilir. İşsizlik ödeneği aldığınız dönemde sürekli iş aramanız gerekmektedir. Bu amaçla “werk.nl” sitesinden kayıt olmanız ve profilinizi yüklemeniz gerekmektedir. Gördüğünüz gibi özellikle iş geçmişi az olanların ödenekleri oldukça kısa bir süre ödenmektedir ve gelirde büyük düşüş yaşanmaktadır. Bu amaçla hizmet sunan, işsizlik durumunda sigortalar mevcuttur ve bunlar gelirinizin en azından işsizlik ödeneği döneminde eski seviyesinde kalmasını sağlar. Bu konuyla veya merak ettiğiniz diğer konularla alakalı olarak bana, 078-6551655 no’lu telefondan, www. yilmaz.nl sitesinden veya oaslan@ yilmaz.nl adresinden ulaşabilirsiniz. Bir sonraki yazımızda buluşmak üzere, hoşça kalın.

Helal kesim yasağına senatodan onay yok PvdD (Hayvanlar Partisi) lideri Marianne Thieme’nin hayvanların uyuşturulmadan kesilmelerinin yasaklanmasını öngören yasa teklifine senatodan destek çıkmadı. Senatoda yapılan görüşmede yasa teklifi PvdD’nin yanı sıra yalnızca PVV (Özgürlük Partisi), 50Plus (50Artı) ve OSF (Bağımsız Senato Grubu) tarafından desteklendi. Yasa teklifi 28 Haziran 2011 tarihinde parlamentonun alt kanadında yapılan oylamada 30’a karşı 116 oyla kabul edilmişti. CDA’lı (Hıristiyan Demokratlar) Coşkun Çörüz ve PvdA’lı (İşçi Partisi) Metin Çelik, Hıristiyan partilerin karşı çıktıkları yasa teklifine ret oyu kullanan 30 milletvekili arasında yer almışlardı.

kanıtlanması durumunda izin verilmesi maddesinin bir anlam ifade etmediğini söyledi. Hayvanların refahının din özgürlüğünün üstünde tutulamayacağını ve çoğunluğun istediğini azınlıklara dayatamayacağını ifade eden VVD’li sanatör, Marianne Thieme’ye yasa teklifini geri çekmesi çağrısında bulundu.

Senatoda VVD (Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi) adına konuşan Sybe Schaap, şoksuz kesime hayvanın uyuşturularak kesilmesinden daha fazla acı çekmediğinin bilimsel olarak

Diğer partiler de bilim adamlarının kesimde hayvanın çektiği acı konusunda hemfikir olmadıklarına işaret ederek, bu acının din özgürlüğünün kısıtlanmasını haklı kılacak nitelikte olup olmadığının büyük bir

soru işareti olduğunu kaydettiler. Hollanda’da şoksuz kesimin yasaklanmasının Müslümanların ve Yahudilerin yurt dışından et ithal etmelerine yol açacağına da dikkat çekildi. Ekonomi Bakanlığı Müsteşarı Henk Bleker, hayvanların uyuşturulmadan kesildiği kesimevleri ile görüşmeler yaparak, hayvanların kesim sırasında daha az acı çekmelerini sağlayacak önlemler konusunda anlaşma yapmak istediğini söyledi. Senato, Müsteşar Bleker’den bu planın detaylarının bildirilmesini istedi ve yasa teklifiyle ilgili görüşmelere bu bilgiler geldikten

sonra devam edilmesi kararlaştırıldı. Şoksuz kesimin hayvanların ekstra acı çekmelerine neden olduğunu ileri sürerek yasakta ısrar eden Marianne Thieme, Hollanda’da halkın büyük bir bölümünün buna son verilmesi için din özgürlüğünün kısıtlanmasından yana olduğu iddiasında bulundu. Thieme, senatoda ocak ayında görüşülmeye devam edilecek olan yasa teklifinin reddedilmesi halinde yeni bir yasa teklifi hazırlayacağını söyledi. Senatodaki görüşme Müslümanlara ve Yahudilere ait çok sayıda kuruluşun temsilcisi tarafından izlendi.

İki Türk kızı için gözyaşları sel oldu Zaandam şehrinde kanala düşerek otomobil içerisinde genç yaşta hayatını kaybeden iki Türk kızı, toprağa verilmek üzere Türkiye’ye uğurlandı. 15 Aralık Perşembe günü iki genç kız otomobilin içindeyken, aracı bulundukları yerden geriye doğru çıkarmak için geri vitese takmaya çalışmışlar, ancak büyük bir hata sonucu vitesi ileri takmış ve araba kanala yuvarlanmıştı. Panik halinde kanala düşen genç kızların bu

hatası ölümle sonuçlanmıştı. Genç yaşta hayatını kaybeden Ayşe Kapçı (19) ve Sümeyye Öksüz (19) Zaandam Sultan Ahmet Camii’nde öğlen namazının ardından kılınan cenaze namazın ile son yolculuklarına uğurlanırken gözyaşları sel oldu. Cenaze namazına, başta ölen genç kızların aileleri olmak üzere Zaandam Belediye Başkanı Geke Faber, Türkiye’nin Lahey Büyükelçiliği

Müsteşarı Bleda Kaçar, Rotterdam Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşesi İsmail Hilmi Bilgi, meclis üyelerinde Songül Mutluer, yerel siyasetçiler, ölen gençlerin öğretmenleri, arkadaşları ve aralarında bir çok Hollandalının da bulunduğu iki bin kişi katıldı. Ailelerinin konuşmakta zorluk çektiği cenaze töreninde duygulu anlar yaşandı. Türk kızlarının cenazeleri memleketlerinde toprağa verildi.


28 IRKÇIlık “Irkçılık” sözlük anlamı itibariyle insanların toplumsal özelliklerini biyolojik, ırksal özelliklerine indirgeyerek bir ırkın başka ırklara üstün olduğunu öne süren öğreti anlamına gelmektedir. Hollanda’da yaşayan hanımların ırkçılık, ayrımcılık ile birebir karşılaştığı durumların olup olmadığını sorduk. Bakın ne cevaplar aldık!

görüşler S.A. Ev hanımı: “Geçen hafta arkadaşımla birlikte doktora gittim. Bende arkadaşımla birlikte tercümanlık için içeri muayene odasına girdim. Doktor arkadaşımın yüzüne bakarak “siz bu hanımı kontrole getirdiniz sanırım” dedi. Benim yüzüme hiç bakmadan başörtümün olma sebebi doktorun bu soruyu sormasına ve benim Hollandaca bilmediğim kanısına varmasına yetmişti. Sonra benim “arkadaşım için tercümanlığa geldiğimi” söylediğimde bana şaşkınlığını gizlemeyerek baktı ve çok güzel Hollandaca konuştuğumu belirtti. Çoğu kez maalesef edinmiş oldukları önyargıdan ötürü tesettürlü olan hanımların Hollandaca konuşamayacağı kanısına varıyorlar.” H.T. Öğrenci: “HBO eğitiminin 3. senesinde bizden yapmamız istenen staj için bir işyerine başvurdum. Önce telefonda görüştüğümde stajyere ihtiyaçları olduğunu belirttikleri halde konuşmaya gittiğimde nedense bu düşünceleri birden değişmişti. Bunu başımın örtüsü nedeniyle söylediklerini açıkça söylemediyseler de, konuşma esnasında bunu ima ettiler. Çünkü bana konuşma esnasında “başörtümü çıkarabileceğimin söz konusu olup olmadığını” sordular! Ben onlara “hayır” cevabını vermiştim.” B. G. Öğrenci: “Genelde alışverişte ufak tefek ayrımcılıklar yaşadığım olmuştur. Hollanda içeresinde bu tür şeylere maruz kaldığımı pek söyleyemem. Lakin üniversite hayatımda yaşadığım bir olay vardı. Bir dernek ile geziye gitmiştik, dernekten bir kaç kişi açıkça yabancı düşmanlıklarını belli etmişlerdi. Gezi esnasında bazı konularda beni ve arkadaşlarımı haberdar etmemişlerdi. F.C. Çalışan hanım: “İş yerinde yabancıların ciddiye alınmadığını düşündüğüm anlar oluyor bunun sebebi bizlere öncülük tanımamaları ve konuşmalarımızı ciddiye almamaları oluyor. “ N. T. Ev hanımı: “Kız kardeşimle beraber sosyal aktiviteler hakkında bir bilgilendirme programına gidiyorduk, gideceğimiz adresin yanında takriben 90 yaşlarında yürümeye mecali olmayan onun için yürüme sandalyesinin yardımıyla yürümeye çalışan bir Hollandalı bayan bizi görür görmez söylenmeye başladı. Ben ona döndüm ve “niye söylendiğini” sordum. Kendisinin bizi tanımadığını ve kıyafetlerimizle yargılamasının yanlış olduğunu söyledim. Lakin hakkımızdaki fikirlerinin değiştiğini hiç sanmıyorum!” S. A. Öğrenci: “Hollanda şirketlerinin bazen kendi ırkından olan kişileri işe alınmada öncelik vermesini anlayabilirim. Niye derseniz benimde bir iş yerim olsa bende iş yerimde Müslüman personelin sayısının çok olmasını arzu ederdim. Ve bu noktada benim de yaptığım ayrımcılık olur. Sonuç olarak bu herkes tarafından yapılabiliyor!

kA DIN - A İ LE Türk Ceza Hukuku ve Ceza Muhakemesi Hukuku Uzmanı Gülçin Doğruyol:

a ra l ı k |de ce mbe r 2011

Hazırlayan: Hatice Kartal

“Tesettürlü olsaydım, uyum sağlayamadığım söylenirdi” Gün geçmiyor ki dünyanın dört bir köşesinden ırkçılık haberleri duyulmasın. Biz bu konuyu, Mahkeme Tercümanlığı üzerine eğitim alan Hollanda - Türk Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Uzmanı olan Gülçin Doğruyol ile görüştük. Bize kendinizi tanıtır mısınız? Ben Gülçin Doğruyol. Evli ve 2 çocuk annesiyim. Bir müddet çalıştıktan sonra kendi işimin patronu olma kararını aldım ve çok daha önce diplomalarını almış olduğum tercümanlık işine başladım. Şuan Leiden Üniversitesinden aldığım eğitim sonucu edinmiş olduğum yeminli tercümanlık işini yapmaktayım. 10 senedir bu mesleği icra etmekteyim. Yapmış olduğum meslekte kendini yenileme şartı üzerine en son yaptığım mahkeme tercümanlığı üzerine Hollanda ve Türk Ceza Hukuku ve Ceza Muhakemesi Hukuku uzmanlığı yaptım. Irkçılığın yapılma sebepleri sizce nelere dayanmaktadır? Çocukken hep farklı olduğum için ırkçılık yapılıyor zannediyordum ama sonradan fark ettim ki, önyargı ve onunla bağlantılı bir şekilde insanların bilinçsizliğinden kaynaklanıyor. Irkçılığın, insanları tanımadığımız veya diğerlerinin bizleri tanımadıklarından kaynaklandığını düşünüyorum. Bazı insanlar bilmedikleri karşısında ırkçılık yaptığını ama bunu bilerek ve kabullenerek de yapanların varlığının olduğuna inanıyorum. Ülke içinde aktif olan bazı partilerin uyguladığı politikalar sonucunda ırkçılığın artma sebepleri olduğunu da düşünüyorum. Kısacası insanlar bilmediklerinden korkuyor bu konuda da önyargılı davranabiliyorlar.

Sürekli, inadına kendilerini geliştirmeli ve kendi değerlerini korumaları gerektiği kanısındayım. Bunu da daha önce belirttiğim gibi, kendi benliklerinden ve kimliklerinden kesinlikle taviz vermeden gerçekleştirmeleri gerektiği düşüncesindeyim.

olduğu tutum onların korkmasına yol açabilir. Korkularında ne kadar haklı oldukları tartışılır tabi! Bu korkular ancak, Müslümanları doğru tanıma çabası içerisine girdiklerinde gidecektir. Hollanda`da ırkçılığın boyutu sizce nedir? Beni fazla korkutmuyor. Lakin gördüğümüz ve duyduğumuz bir takım olaylar bizi üzüyor. Yaşadığımız toplum içinde kimse birbirini sevmek zorunda değil, ancak kesinlikle saygılı olmak zorunda. Bu da olunca problemin az da olsa çözüleceği kanaatindeyim.

Irkçılığın toplumsal bir hastalık olduğunu ve bunun psikolojik kökenlere dayandığının bir göstergesi olduğu savunuluyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Hayır buna katılmıyorum. Tarihte bu tür olaylar yaşanmıştır, bazı toplumların “daha üstünüz” düşüncesi ile başkalarını yok etmesini hastalık olarak savunabiliriz, lakin yasamış olduğumuz toplum için bunu söyleyemem.

Tanık olduğunuz veya birebir yaşadığınız bir olay oldu mu? Bu olay sonrasın da tepkiniz ne oldu? Ayrımcılığa birebir maruz kaldığımı düşünmüyorum. Bulunduğum ortamlar yabancıların da çoğunlukla çalıştığı ortamlar, bu sebeple olan önyargılar varsa bile gösterilmiyor. Ayrımcılığa bire bir maruz kalmamamın sebeplerinden biri belki de tesettürlü olmamamdan kaynaklanıyor olabileceği kanısındayım. Beni Hollanda`ya tamamen uyum sağlamış biri olarak gördüklerini belirtiyorlar, lakin tesettürlü olsam bunu söyleyeceklerini hiç sanmıyorum. Çünkü o vakit hemen dış görünüşüme bakacaklardı ve önyargı ile yaklaşacaklardı. Uyum sağlamak noktasında bir parantez açacak olursam şunları söyleyebilirim: Yaşadığın toplumun her şeyiyle haşır neşir olmak değil de, daha çok yaşadığımız ülkenin dilini konuşmak ve karşılıklı birbirimizin değerlerine saygıyla yaklaşmak. Onun yanı sıra Müslüman hanımlar olarak en güzel şekilde kendi özümüzden bir şey kaybetmeden farklı mevkilere ulaşmaktır. Bunu da gayet başarılı bir şekilde yaptığımıza inanıyorum.

Centraal Bureau Statistiek(CBS) Merkezi İstatistik Bürosu 2010 yılı için yapmış olduğu araştırma sonucu Hollanda genelinde tahminen 907.000 Müslümanın yaşadığını belirtiyor. Sizce bu sayı Hollanda’da yaşayan diğer vatandaşlar için ne ifade ediyor olabilir? Bu sayı Hollanda nüfusunun % 6’sına tekabül eder. Her ne kadar çok değilmiş gibi görünse de 907.000 sayısı onlar için büyük bir rakam ve bu sayı bu sebeple onları korkutuyor olabilir. Korkmalarının sebebine gelince, ülkede bulunan bir takım partilerin sergilemiş

Irkçılığın ortadan kalkması veya bu konunun asgari sayıya indirilebilmesi için ne tür çalışmalar yapılabilir? Bu konunun sadece eğitim ile aşılabileceği kanısında değilim. Etrafımızda çok güzel bir şekilde eğitim almış olup da ırkçılık konusunda çok tehlikeli sözler sarf edenlerde mevcut. İnsanları bilinçlendirmek lazım. Eğer karşındaki kişi seni anlayıp tanımak istemiyorsa senin yapmış olduğun çaba onu ikna etmeye yetmeyecektir, dolayısıyla sürekli kendimizi savunarak ispatlamak zorunda da kalmayalım.

Yaşadığımız toplum içeresinde bunun mevzubahis olduğunu düşünüyor musunuz? Yaşandığını düşünüyorum. Bu konuyu korkusuzca söyleyenlerin olduğu kadar, düşünüp de dile getirmeyenlerin de olduğu kanaatindeyim.

12 şubat 2008 yılında Europese Commissie tegen Rasicme en Intolerantie(ECRI) Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe karşı Avrupa Komisyonu, Hollanda`da yaşanan ayrımcılık hakkında kamu veya siyasi tartışmalarının son yıllarda büyük ölçüde bozulma ve kutuplaşma belirlendiği ve bunun büyük endişe verici olduğunu yayınlamış olduğu raporda vurguladı. Siz bu konuda Hollanda`da aynı tehlikeyi seziyor musunuz? Hayır ben şahsen endişe duymuyorum. Bir çok partinin söylediği, sarf ettiği şeyler var bu konuların herkes tarafından ciddiye alındığı kanaatinde değilim ama maalesef tartışmaya sebebiyet veriyor. Sonuçta ırkçılık söylemleri bazı insanları cesaretlendirebiliyor. Belki o zamana kadar söyleyemediği, içinde beslediği kini ve düşmanlığı rahatça söyleyebiliyor. Ama bu beni korkutmuyor. Biraz üzücü ve endişe verici ama Hollanda halkının diğer kültürlere açık olduğunu düşünüyorum ve yabancıları seven insanların varlığını da göz ardı etmemek gerek. Bir çok Müslüman hanım, kıyafeti nedeniyle sorunlarla karşılaşıyor. Bunu önleme yolları ne olabilir? Her yerde önlemek maalesef olmayabiliyor. Çünkü bazı meslek dallarında özel kimliğini belirtecek kılık ve kıyafet tercih edilmemesi istenebiliyor. Bu tür yerlerde önleyemiyorsun, fakat bunun haricinde göz ardı edemeyeceğim manzaralar ile de karşılaştım. Örnek verecek olursam, çok güzel mevkilerde tesettürlü hanımlar görüyorum ve bu beni mutlu ediyor. Tesettürlü hanımların bu sebeple kendilerini mağdur etmelerine izin vermemeleri çağrısında bulunabilirim.

Hollanda’da yaşayan Müslüman hanımların ayrımcılık ile karşı karşıya kaldıklarında ne yapmalarını tavsiye edersiniz? Bizler her hangi bir ayrımcılığa maruz kaldığımızda nedense kendimizi ispatlama çabasında oluyoruz. Bence insanları ikna etmek için çaba göstermeleri sonuç vermeyecekse bunu yapmak hiçbir şey ifade etmeyecektir. Anlamayan yine anlamayacaktır. Hiçbir zaman pes edilmesin. Müslüman hanımlar bu konunun ciddi yönde kendilerine yapılmış bir haksızlık olduğunu düşündükleri noktada kesinlikle şikayet etmekten geri kalmasınlar. Medyanın yaşadığımız toplumda bu problemi etkileme gücü nedir? Her konuda olduğu gibi bu konuda da medyanın etkileme gücü çok fazla. Bu hem pozitif hem de negatif yönde olabilir. “Irkçılığın nedeni işsizlik ve ekonomik sebeplere dayanmaktadır” argümanı doğru mu sizce? Bana doğru gelmiyor. Lakin bir Hollandalı olmuş olsaydım bu konuda farklı düşünürdüm. Sebebine gelince, bir çok Hollandalı işsiz dururken, onların çalışabilecekleri yerlerde yabancıların o pozisyonlarda olmaları onları böyle bir gerekçeye sürüklemiş ebep olabilir. Son olarak Doğuş Gazetesinin değerli okuyucularına söylemek istediğiniz şeyler nelerdir? Her şeye rağmen kendimizi geliştirmemiz gerek. Her alanda kendimizi bilgilendirelim. İlim çok önemli bir hazinedir, ona ulaşmasını bilelim. Özellikle biz hanımlar için daha da çok önem taşıdığını düşünüyorum. Ve Müslüman hanımların güzel ve hak etikleri yerlere gelmeleri gerektiği kanısındayım. Bunu yaparken kesinlikle yaşadığı hayattan taviz vermesin, benliğini, kimliğini kesinlikle kaybetmesin.


29

GEN EL KÜL T Ü R

ar al ık|december 2 0 1 1

“Kitap Kulübü” ile Okuma Akşamları... Sevgili gurbetçi kardeşlerim, değerli okurlar; “Kitap Kulübü” adı altındaki köşemizde bundan böyle yazılarımı görebilir, okuduğum kitaplarla ilgili yorum ve eleştirilerimi, çocuk yetiştirmeyle ilgili fikirlerimi okuyabilirsiniz. Bu fırsatı sağlayan değerli “Doğuş Gazetesi“ mensuplarına da ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

Bu ilk satırlarımda sizlere kısaca kendimi tanıtmak istiyorum: 1967 yılında Türkiye’de, Kayseri ili Sarız ilçesi Çörekkdere köyünde doğdum. İlkokulu köyde, ortaokulu yatılıda okudum. Liseyi ilçemizde bitirdikten sonra, önce “Çankırı Meslek Yüksek Okulu” inşaat bölümünü daha sonra “Niğde Eğitim Yüksek Okulu’nu” bitirdim. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde 5 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra Hollanda’ya geldim. Burada Ocak, 1998’den itibaren Türkçe dersleri vermekteyim. Şiir tadında bir kitap “OD” Bir Japon atasözü: “Kitaplar ruhun gıdasıdır” der. Okumak, kişinin sembolleşmiş bilgileri sentez yapabilmesidir. Yazı ölümün elinden bir

şeyler kurtarmaktır. Kur’an’ın ilk emri de “oku” değil mi? Kendimize ve çocuklarımıza yapacağımız en büyük iyilik kitap hediye etmektir. Değerli dostlar, yapılan araştırmalar gösteriyor ki; Türk insanı olarak düzenli kitap okuma oranımız ne yazık ki dünya ortalamasının oldukça altında. Bu oran yurtdışında yaşayanlar için hiç şüphesiz daha da düşük. Bizler işte bu eksikliği biraz olsun yamamak için de olsa okuduğumuz kitabı bir araya gelerek tartışmak ve yorumlamak, birbirimizin zenginliğinden faydalanmak amacıyla bir kulüp oluşturduk. Yaklaşık bir yıldır oldukça düzenli yürümektedir. Kulübümüze katılmak için okumaya ve kitaba sevdalı olmanız yeterli. Okuduğumuz bu kitaplar hakkındaki düşüncelerimizi buradan sizlere duyurmak, paylaşımda bulunmak , grup

adına sesleniyor olmak bendenizi mutlu edecektir. 11 Aralık 2011 tarihinde yine bir araya geldik. Kitabımız, İskender Pala’nın “Od” isimli eseriydi. Türk halk şairliğinin tartışılmaz öncüsü olan Yunus Emre’yi konu alan kitabımız, bizleri onun yaşam biçimi ve şiirleriyle tarihin derinliklerine götürdü. Kitabın yazarı, Pr. Dr. İskender Pala. Yazar, tarihi mekan, zaman ve kişileri esas kılarak onun üzerine oldukça güzel bir roman inşa etmiş. Molla Kasım kendisine verilen Yunus’un şiirlerini dinden uzaklaştırıcı bularak suya tek tek atar. En sonunda bir şiirde kendi adını görünce şaşırır ve Yunus’u aramaya karar verir. Seksen yaşını aşmış olan, gözleri görmeyen bir Türkmen kocasıdır Yunus. Başından geçenleri bir bir anlatır. Kitap böylece başlar. Tarihçi İskender Pala asıl mesleği olan edebiyatçılığını özellikle divan edebiyatına olan sevdasını romanında şiirsel anlatım tarzıyla çok iyi göstermiş. 13. yüzyıldaki Anadolu’nun içinde bulunduğu durumu anlamak açısından okuyucu zorluk çekmiyor. Yazar, bir röportajında “Yunus garip kalsın istemedim” der ve zaten içimizde “Bizim Yunus“ olan Emre’yi Mevlana, Geyikli Baba, İlyas Baba, Ahi Evran, Zahir Baba, Hacı Bektaş ve o dönemine damgasını vurmuş Horasan’dan Ahmet Yesevi’nin Anadolu’ya gönderdiği birçok Erenle, Şeyhle, Alperenle buluşturur. Anadolu’yu bir arada tutma, eğitme, insanlar arası yardım maksadıyla

kurulan bu dergahlar arasındaki iletişimi sağlamak için de Celebiler vardır. Yunus kaybettiği oğlunu aramak için birçok yeri dolaşır. Zaman zaman bu dergahlara da uğrayıp hasbihal eder. Çektiği çilelerle adeta maddi alemden çıkıp manevi aleme geçer. Yunus Emre, Tapduk Emre adında bir şeyhten el almış, onun tekkesine varmış, onun yoluna girmiştir. Yıllarca dergaha odun taşımış, sakalık yapmış. Hikmet kıvamına ulaşan Yunus artık durmaz ; dağla, taşla, sarı çiçekle konuşur, söyler, söyleşir…. Bozkırda, şeriat ve tarikat kıvamına ermiş, marifet ve hakikat cağı başlamıştır. İnsanlar göçebe hayattan yerleşik hayata geçerken, Yunus’un sözleriyle yeni bir klasik edebiyatın çiçeklenmesine de şahit olmaktadırlar. Dinleyicisi sadece konak ve köşk köşelerindeki Sünni ve Aleviler değil; kızı, kızanı, köylüsü, fakiri, çobanı herkes sevdalıdır Yunus’un sözlerine. Yaşadığı coğrafya ve iletişim kurduğu insanlar sebebiyle Farsçanın; Talas savaşından sonra Müslümanlığı tanımaya başlamasıyla da Arapçanın etkisi altında kalmış olan Türkler, buna rağmen Yunus’la Türkçeyi sade kullanmaya çalışır. “Gus“değil “kulak”, “çeşm” değil “göz”, “murg” değil “kuş” der Yunus, hatta daha da ileri giderek Farsçadan yararlanıp çeşitli deyimler üretir. Od, Yunus Emre’nin sadece şiirlerini sevmemizle kalmıyor, o devirde Anadolu halkının nice çırpınış ve çevrelerini nice ateş

İsmail Coşkun

İkra/OKU icoskun@live.nl çemberinden geçerek dinini ve kültürünü devam ettirme çabası içinde kaldığı durumu çok iyi gösteriyor. Yalın bir dil kullanan İskender Pala, dervişlerin hikmet ve marifetlerinde biraz abartıya kaçsa da romana ayrı bir heyecan katıyor. Romanda bir yandan Cekikgözlerin, Alamut Fedailerinin, Tapınak Şövalyelerinin ve Soğuk Nefeslilerin halkın üzerine yaptığı baskıları anlatırken, bir yandan da Anadolu Selçuklu Devletinin durumunu, Osmanlı’nın kurulma arifesini okuyucuyla yalın bir şekilde paylaşıyor. Romanda, merkez, Yunus olsa da, onunla birlikte bir çok bilgiye sahip olma şansı veriyor bizlere. İlk yarısı kişilerin isimlerini karıştırma ve olayları ağır görme gibi bir izlenim içinde bıraksa da bizi; son düzlük Yunus’un oğluyla kavuşması , erken yaşta kaybettiği esi Sitare’ye duyduğu özlem ve saydığı hatır o ağırlıktan kurtulmamızı , adeta depar atarcasına okutup, kitabı bitirince efor sarf etmiş atlet misali kaba bir nefes almamızı sağlıyor. Bir akademisyenin elinden çıkan bu güzel romanı herkesin okumasını tavsiye ediyor, başka kitaplarla sizlere seslenebilmek dileğiyle yeni yılınızı kutluyor, saygı ve muhabbetlerimi gönderiyorum.

Hazırlayan: Muhammed Fırat 1-Sesi çok güzel (güzel öten) bir av hayvanı * Dört telli olan ve çenenin altına dayanarak çalınan yaylı saz. 2-Bir binek hayvanı * Argonun simgesi * Açık, ortada, meydanda, herkesin içinde yapılan * İyodun simgesi. 3-İtriyumun simgesi * (Tersi) Allah’tan gayri her şey * (Tersi) Telli bir çalgı. 4-Kesilmiş hayvanın yürek, ciğer, işkembe, böbrek, iç organlarıyla baş ve ayakları * Vücudun her tarafından gelen kanı akciğerlere, oradan gelen temiz kanı da vücuda dağıtan organ, yürek. 5-Dokuma tezgahlarında uzunluğuna atılan ip, boy ipliği * Hükümet işlerinden birini yönetmek için, genellikle milletvekilleri arasından, başbakan tarafından seçilerek cumhurbaşkanınca onaylandıktan sonra işbaşına getirilen yetkili, vekil, icra vekili, nazır * Aynştaynyumun simgesi. 6-Geri çevirme * Uzaklık işaret eder * Kısa zaman parçası * Nebat. 7- Yabani hayvan barınağı * Radyumun simgesi * Sergilik. 8-Doğu Anadolu’da bir nehir * Argonun simgesi * Toplumun en küçük ve en önemli parçası.9-Kükürdün simgesi * Aslında, esasen anlamında bir söz * Trityumun simgesi * Utanma duygusu. 10-Asmaktan emir * Yağma, çapul * Bir sayı. 11-İstanbul’da bir ilçe * Bir uzvumuz * Potasyumun simgesi. 12-Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü * Elbise, özel kıyafet.

1- İç Anadolu’da bir büyük şehir * Evlere çeşmeden su taşımayı iş edinmiş kimse. 2-Bir besin maddesi * Boğa güreşi, yarış, oyun gibi gösterilerin yapıldığı alan * Hac ibadeti sırasında, Safa ile Merve tepeleri arasında gidip gelme.3-Potasyumun simgesi * Sözleşme, nikah * Radyumun simgesi * (Tersi) isim. 4-Mayalı hamurdan tandırda pişirilerek yapılan ince ekmek * Kadınların kaşlarını ve saçlarını boyamak için sürdükleri boya. 5-İyodun simgesi * Köpek * Bir konu üzerinde ön çalışma. 6-Şehirden küçük, köyden büyük, henüz kırsal özelliklerini yitirmemiş olan yerleşim merkezi, belde * (Tersi)birinin emri altında olup, özgür olmayan kimse. 7-Dar ve kalınca tahta * Ham maddeleri işlemek, enerji kaynaklarını yaratmak için kullanılan yöntemlerin ve araçların bütünü, işleyim, uran, endüstri. 8-Kötü, fena * Bir yapıda iki döşeme arasında yer alan daire yada odalar bütünü * Azotun simgesi * Kükürdün simgesi. 9-Genişlik * Elindekinden hoşnut olma durumu, yetinme * Mesken. 10-Terazi, ölçü-tartı aleti * Nikelin simgesi * Kelimenin sonuna geldiğinde birliktelik, beraberlik, araç, neden veya durum anlatan cümleler yapmaya yarayan bir söz. 11-Argonun simgesi * Kırmızı renk * Mera * Trityumun simgesi. 12-Oran * Bir meyve.


30

b İz İm sa y f a

a ra l ı k |de ce mbe r 2011

TEBRİK - TAZİYE - ŞİFA DİLEĞİ Taziye Abonelerimizden ve HOTİAD Başkanvekili, Özgazi BV’in Yönetim Kurul Başkanı sevgili Şerif Aktürk’ün kıymetli ablası Nazife Aktürk’ün vefat ettiğini teessürle öğrenmiş bulunmaktayız. Merhumeye Allah’tan rahmet, kederli aileye sabır ve başsağlığı dileriz. Taziye Abonelerimizden ve Essens Psikiyatri Merkezi müdürü sevgili Murat Can’ın Değerli babası Musa Can’ın vefatını teessürle öğrenmiş bulunmaktayız. Merhuma Allah’tan rahmet, kederli aileye sabır ve başsağlığı dileriz. Taziye Abonelerimizden ve Atilla Accountancy BV Müdürü sevgili İbrahim Atilla’nın değerli babası Mahmut Atilla’nın vefatını teessürle öğrenmiş bulunmaktayız. Merhuma Allah’tan rahmet, kederli aileye sabır ve başsağlığı dileriz. Taziye Abonelerimizden ve Jasmijn Wonen ortaklarından sevgili Mihrali Şentürk’ün değerli eniştesinin vefat ettiğini teessürle öğrenmiş bulunmaktayız. Merhuma Allah’tan rahmet, kederli aileye sabır ve başsağlığı dileriz. Hoş geldin bebek! Yaşama sırası artık sende… Funda ve Ertuğrul Selat çiftinin Arda adını verdikleri nur topu gibi bir erkek çocukları dünyaya geldi. Hürriyet Gazetesi muhabirlerinden sevgili Ergun Kula’ya dedelik unvanı kazandıran minik Arda’ya dünyamıza hoş geldin, diyor, genç çifti ve ailelerini tebrik ediyor, Ardamıza sağlık ve mutluluk dolu uzun ömürler diliyoruz.

Tebrik Ayşenur & Seyit Nişanlandılar Abonelerimizden sevgili Osman ve Remziye Samur’un kızları Ayşenur ile İbrahim ve Emine Özkan’ın mahdumu Seyit 17 Aralık Cumartesi günü düzenlenen sade bir nişan merasimiyle evliliğe ilk adımı attılar. Genç çifti kutluyor, ömür boyu mutluluklar diliyoruz.

Hoş geldin bebek! Yaşama sırası artık sende… Eyüp ve Gülşen Demirdaş çiftinin Yusuf Kerim adını verdikleri nur topu gibi bir erkek çocukları dünyaya geldi. Yusuf Kerimimize sağlık ve mutluluk dolu uzun ömürler diliyoruz. Hoş geldin bebek! Yaşama sırası artık sende… Fatih ve Pınar Sungur çiftinin Eymen Necip adını verdikleri nur topu gibi bir erkek çocukları dünyaya geldi. Genç çifti tebrik ediyor, Eymen Necip’e sağlık ve mutluluk dolu uzun ömürler diliyoruz. Tebrik Merve & Ebubekir Dünya Evine Girdiler Abonelerimizden sevgili Ebubekir ve Fadimana Çiçek’in mahdumu Ebubekir ile Hüseyin ve Ayşe Kılınç’ın kerimesi Merve 18 Aralık Pazar günü düzenlenen sade bir düğün töreniyle dünya evine girdiler. Genç çifti kutluyor, ömür boyu mutluluklar diliyoruz.. Tebrik Zeynep & Levent Dünya Evine Girdiler Abonelerimizden ve Birlik Camii eski başkanlarından sevgili Şükrü ve Türkan Akhan’ın kızları Zeynep ile Mustafa ve Güleser Sağır’ın oğulları Levent 24 Aralık Cumartesi günü düzenlenen sade bir düğün töreniyle dünya evine girdiler. Genç çifti kutluyor, ömür boyu mutluluklar diliyoruz.. Tebrik Raziye & Furkan Dünya Evine Girdiler Abonelerimizden Aktalan ailesinin mahdumu Furkan ile Uysal ailesinin kerimesi Raziye 25 Aralık Pazar günü düzenlenen sade bir düğün töreniyle dünya evine girdiler . Genç çifti kutluyor, ömür boyu mutluluklar diliyoruz.


Lycamobile Tüm Müşterilerine Mutlu Yıllar Diler ! Hoşgeldin 2012 Türkiye’deki sevdiklerinizi 2012’de de en avantajlı fiyatlarla arayın

Ly

k

lli

Ly

Ly

a

Isvicre

Ly

lci k a

Ly

Is v e c

Ly

Ho

llanda

Is p

Ly Ly

Ly

le

mo ca bi

mo ca bi

le

mo ca bi

le

Ly

Al m anya

Ir la da n

N o r ec v

Italya

mo ca bi

Po

0

anya

le

mo ca bi

le

Ly

F ra n s a

mo ca bi

le

mo ca bi

mo ca b

ile

im ar k

a

an

mo ca bi

le

Ly

le

mo ca bi

le

Ly

le

s i k Kr a

le

D

mo ca bi

le

s t r al y

r

Be

Av u

mo ca bi

Bi

le

mo ca bi

mo ca bi

le

Ly

Herhangi bir Lycamobile ülkesindeki tüm Lycamobile’lı sevdiklerinizi aramak

lo ny a

24 cent Bağlantı Ücreti

Daha cok bilgi ve fiyat tarifesi icin www.lycamobile.nl adresini ziyaret ediniz yada 020 754 3030 arayınız Buralarda bulunur: Belhuizen

R

postkantoor * De deelnemende landen zijn Australië, België, Denemarken, Duitsland, Frankrijk, Ierland, Italië, Noorwegen, Polen, Spanje, Zweden, Zwitserland en Groot Brittannië. Een starttarief van 24 cpg is van toepassing op alle gesprekken. Klanten kunnen tot maximaal 30 minuten voor 0 cpm bellen, daarna wordt voor alle Lycamobile naar Lycamobile gesprekken het standaard tarief gerekend. Deze aanbieding is geldig van 01/12/2011 tot en met 31/01/2012.

ct /dak *



Editie 166