Page 1

Yıl:1 Sayı: 2018/3

Diyabet MEME KANSERİ

Alzheimer

OSTEOPOROZ Ceo

Süha Taşpolatoğlu Abdi İbrahim kurumsal iletişim Eylem Beran BERKO İLAÇ

sektörden haberler terfiler ve atamalar

MUTLU YILLAR


ANLATMAZSAN

GÖRÜLMEZ

lı a m t #anla

tanıtım stratejinizi birlikte değerlendirelim, siz de binlerce kişiye aynı anda ulaşın…

anlatmali.com

DOGO

creativeworks


Yıl :1 Sayı: 3 Yayının Adı: Medivizyon İmtiyaz Sahibi Dogo Kreatif Fikirler İletişim Yayıncılık ve Danışmanlık Ltd. Şti. Göksel BELLİ Genel Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Müdür Göksel BELLİ goksel@medivizyon.com.tr Yazı İşleri Müdürü ve Editör Ayşegül YİĞİT aysegul@medivizyon.com.tr Reklam ve Proje Uzmanı Ayşe TABBA aysetabba@medivizyon.com.tr Grafik Tasarım Gökhan BELLİ gokhan@dogocreative.com Fotoğraflar Ali Can POLAT Yayın Türü Yerel Süreli Üç Ayda Bir (Yılda 4 Sayı) Yönetim Yeri Maslak Mah. Meydan Sk. Veko Giz Plaza 3/85 Sarıyer / İSTANBUL T: +90 850 888 36 46 Baskı Tarihi Aralık 2018 Baskı Yeri Abonelik için, abonelik@medivizyon.com.tr Bu derginin yayın hakları DOGO Kreatif Fikirler İletişim Yayıncılık ve Danışmanlık Ltd. Şti. ‘ne aittir. Bu dergide yayınlanan ilan, röportaj ve köşe görüşlerin sorumluluğu yazarlarına veya görüşü bildirene aittir. Yazı ve röportajlar kaynak gösterilse dahi izin alınmadan kullanılamaz. Bu dergi basın meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder.

Merhaba 2018 yılı iyisiyle, kötüsüyle, getirdikleri ve götürdükleriyle gözden kaybolurken biz de bu yılın son sayısıyla karşınızdayız. Sadece 2018 yılını uğurlamıyor, 2019 yılı için de yenileniyoruz. Yeni yılla birlikte biz de sizin için sürprizler hazırlıyoruz. Peki bu sayımızda neler var? Öncelikle ana konu olarak dünya çapında 422 milyon insanı etkileyen, kalp-damar hastalıkları, böbrek sorunları, körlük, felç, ayak yaraları, duyu kayıpları, yara iyileşmesinde gecikme, cinsel sorunlar gibi sorunlara yol açan “Diyabet”i ele aldık. Diyabet hakkında her şeyi Prof. Dr. Temel Yılmaz, Prof. Dr. Zeynep Oşar Siva ve Prof. Dr. Alper Sönmez ile konuştuk. Kadınlarda en sık görülen kanser tipi olan “Meme Kanseri”ni, Prof. Dr. Cihan Uras ve Doç. Dr. Taner Kısa ile ele aldık. Henüz tedavisi olmayan “Alzheimer” hastalığı ve tedavi noktasındaki yenilikleri Prof. Dr. Haşmet Hanağası’ndan öğrendik. En yaygın olarak görülen metabolik kemik hastalıklarından biri olan “Osteoporoz” hastalığını enine boyuna Prof. Dr. Ayşegül Ketenci ile birlikte masaya yatırdık. Yeni kurulan Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği’nin başkanı Prof. Dr. Mustafa Araz’dan derneğin kurulma amacı ve hedefleri hakkında bilgiler aldık. Türkiye’nin en köklü ilaç firmalarından Abdi İbrahim’in CEO’su Dr. Süha Taşpolatoğlu ile birlikte Abdi İbrahim’in dünü, bugünü ve yarınını konuştuk. Kurumsal İletişim köşemizde ise Berko İlaç Yönetim Kurulu Üyesi ve Kurumsal İletişim Direktörü Sn. Eylem Beran’ı misafir ettik ve Berko İlaç’ın kurumsal faaliyetlerini kendisinden dinledik. Prof. Dr. Ebru Özgen’in “İletişim Eşitliği Arar ve Özgürlük İster” başlıklı yazısını da sayfalarımızda bulabileceksiniz. Her biri konusunda uzman olan sağlık profesyonelleri ile gerçekleştirdiğimiz röportajlar, sağlık sektöründen haberler, terfi atamalar ve çok daha fazlası bu sayfayı çevirdikten sonra sizleri bekliyor. Bizimle sayfalarımızda buluştuğunuz için teşekkür ederim. Keyifli okumalar dilerim. Sevgiler… Ayşegül Yiğit


İçindekiler Prof. Dr. Zeynep Oşar Siva İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

52-54

Dünya Diyabet Günü

Prof. Dr. Mustafa Araz Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği Başkanı

58-60

46-47 Haberler

8-39

40-44 Dr. Süha Taşpolatoğlu Abdi İbrahim CEO

48-51 Prof. Dr. Temel Yılmaz İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi

56-57 Prof. Dr. Alper Sönmez Sağlık Bilimleri Üniversitesi


Prof. Dr. Cihan Uras Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı

Prof. Dr. Ayşegül Ketenci İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ABD

76-79

Terfi ve Atamalar

66-71

82-91 Brüksel

92-95

72-75 62-64 Eylem Beran Berko İlaç Yönetim Kurulu Üyesi ve Kurumsal İletişim Direktörü

Prof. Dr. Haşmet Hanağası İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı

80-81 Prof. Dr. Ebru Özgen Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi


Berko İlaç’tan Anne, Çocuk ve Aile Sağlığına Destek Berko İlaç, anne, çocuk ve toplum sağlığına verdiği önemi ve değeri gerçekleştirdiği projelerle göstermeye devam ediyor. Ordu Akkuş Devlet Hastanesi Çocuk Kliniği ve Çorum Osmancık Devlet Hastanesi içinde kurduğu çocuk oyun alanları, İstanbul Esenyurt Necmi Kadıoğlu Devlet Hastanesi’ne yaptığı emzirme odası ve İstanbul Bağcılar 17 No’lu Aile Sağlığı Merkezi’ne sağladığı kütüphaneyle Berko İlaç, yürütmekte olduğu sosyal sorumluluk projelerine yenilerini ekledi. Berko İlaç; sadece üretimiyle değil aynı zamanda gerçekleştirdiği ve desteklediği sosyal sorumluluk projeleriyle de adından sıkça söz ettiriyor. Toplumda değer yaratma bakış açısıyla yola çıkan Berko İlaç, Esenyurt Necmi Kadıoğlu Devlet Hastanesi’ne yaptığı emzirme odası ile annelere, konforlu ve sağlıklı bir ortamda çocuklarını besleme imkânı sağlamayı hedefliyor. Bunun yanı sıra Akkuş Devlet Hastanesi Çocuk Kliniği ve Osmancık Devlet Hastanesi içinde kurduğu çocuk oyun alanlarıyla, hastanede tedavi gören çocukların morallerinin yükselmesi, doktor korkusu bulunan çocukların önyargılarından uzaklaşması ve hastaneye çocuklarıyla gelmek zorunda kalan ailelerin çocuklarının keyifli vakit geçirmesi amaçlanıyor. Desteğini sadece hastanelerdeki ihtiyaçlarla sınırlandırmayan Berko İlaç, yakın zamanda Bağcılar 17 No’lu Aile Sağlık Merkezi’nde çocuklar için kurduğu mini kütüphaneyle, çocukların kitap okuma alışkanlığı kazanmasına vesile olmanın mutluluğunu yaşıyor.

Servier’den Çocuklara Anlamlı Hediye… “Herşey Çocuklar İçin” Fransız ilaç firması Servier’in Türkiye’deki merkez ofisi çalışanları, sosyal sorumluluk projesi kapsamında bir araya geldi; elele vererek çocukları mutlu etmek için bisiklet yaptı. Servier Türkiye çalışanları, düzenledikleri etkinlikte bisikletleri hep birlikte çalışarak monte ettiler, balonlarla süslediler ve çocuklar için yazdıkları notlarla bisikletleri Bahçelievler Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağışladılar. 8

Haberler


Roche Çocuklar İçin Yürüyor Roche çalışanları, 15 yıldır dünya çapında gerçekleştirilen ve Roche Türkiye tarafından 9. kez destek verilen “Roche Çocuklar İçin Yürüyor” projesi kapsamında adımlarını bu yıl da yardıma muhtaç çocuklara destek olmak için attı. Dünya çapında temel sosyal haklardan mahrum çocuklara yardım etmek ve onlara daha aydınlık bir gelecek sağlamak amacıyla yürütülen “Roche Çocuklar İçin Yürüyor” projesi, uluslararası çapta 15 yıldır düzenleniyor. 157 şirket bölgesinden binlerce Roche çalışanının gönüllü katkısıyla hayata geçirilen etkinliğin Türkiye ayağı bu sene 27 Haziran Çarşamba günü tüm Roche Türkiye çalışanlarının katılımıyla gerçekleşti. 2003 yılında başlatılan bu sembolik yürüyüş sayesinde 220.000’in üzerinde Roche çalışanı, dünya genelinde çeşitli sivil toplum kuruluşlarının çocuklara yönelik sağlık ve eğitim projelerinde değerlendirilmek üzere bugüne dek 17 milyon İsviçre frangının üzerinde bağış topladı. Dünya çapında tüm Roche çalışanlarının katıldığı yürüyüş, bu yıl dünyada 15. Kez yapılırken, Roche Türkiye de bu global yolculuğa 9. kez ortak oldu. “Roche Çocuklar İçin Yürüyor” girişimi 2003 yılından beri, Afrika’da bulunan ve dünyanın en az gelişmiş ülkeleri arasında yer alan Malavi’de; okullar, sınıflar ve kimsesizler için merkezler kurulması, üniversite mezunlarının desteklenmesi ve gıda ile temiz su sağlanmasıyla, uzun vadeli ve sürdürülebilir bir değişime katkıda bulundu. 2017’de düzenlenen yürüyüşten bugüne, Malawi ve Filipinler’de devam eden programların yanı sıra Etiyopya, Nepal ve Kenya’da 3 yeni eğitim ortaklığı başlatıldı. 75’den fazla çocuk projesi desteklenirken, Etiyopya’da 7300 çocuk erken çocukluk eğitim programından ve Malawi’de 2000 çocuk erken çocukluk gelişim merkezlerinden yararlandı. Geleneksel yürüyüş coşkusunu beraber yaşayan, Roche Grubu’nun Türkiye’de iki şirketi Roche İlaç ve Roche Diagnostik çalışanlarının topladıkları bağışlar ve şirketin bu tutara denk gelen kurumsal katkısının yarısı, Malavi, Etiyopya ve Filipinler gibi gelişmekte olan ülkelerde yaşayan çocuklara destek olma amacıyla çeşitli projelere yönlendirilirken, diğer yarısı da Unicef Türkiye’nin “Tarım İşçisi Çocukları” projesine bağışlanıyor.

GlaxoSmithKline Onkoloji Firması Tesaro’yu 5.1 milyon Dolara Alıyor! GlaxoSmithKline Tesaro’yu yaklaşık nakit 5.1 milyar dolara satın alma konusunda anlaşmaya vardı. GSK’dan yapılan açıklamaya göre, satın alma fiyatı nakit hisse başına 75 dolar olacak ve bu, Tasaro’nun 30 günlük işlem hacmi ağırlıklı ortalama fiyatı olan 35.67 doların yüzde 110 primli seviyesini işaret ediyor.

Haberler

9


Santa Farma, Türk İlacını 40’tan Fazla Ülkeye Götürecek! 2017’de satışlarını yüzde 85 oranında artıran Santa Farma, 20 yeni iş ortağıyla Afrika, Asya, Balkanlar, Rusya, Güney Amerika ve Uzak Doğu pazarlarında büyümeyi hedefliyor. Santa Farma, Türk ilaç sektörünün ihracata dayalı büyüme vizyonuna ihracat pazarlarını genişleten stratejileriyle önemli katkılarda bulunuyor. Yaptığı Ar-Ge ve üretim yatırımlarının meyvelerini 2017’de toplamaya başlayan Santa Farma, geride kalan yılda yeni pazarlar ve lansman ürünleriyle satışlarını yüzde 85 oranında artırdı. İhracat alanında kendisini yeni pazarlara taşıyan iş ortağı sayısını da hızla artıran Santa Farma, 2018 sonu itibarıyla ürünlerini Afrika’dan Asya’ya, Balkanlar’dan Rusya’ya, Güney Amerika’dan Uzak Doğu’ya kadar 40’ın üzerinde ülke ve bölgeye satmayı hedefliyor. Şirketin, 80’inci yaşını kutlayacağı 2024 yılı için belirlediği hedefse Türk ilaç şirketleri arasında ihracat şampiyonu olmak. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Santa Farma Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Erol Kiresepi şunları söyledi: “Bir yandan Ar-Ge becerilerimizle ürün kalitemizi günden güne artırırken diğer yandan da kurduğumuz yeni iş ortaklıklarıyla yeni pazarlara açılıyoruz. Yılın ilk altı ayında iki yeni iş ortağıyla sözleşme imzaladık ve yıl sonuna kadar beş yeni iş ortağıyla sözleşme imzalamayı, nihayetinde iş ortağı sayımızı 20’nin üzerine çıkarmayı hedefliyoruz. Ailemiz de hedeflerimiz gibi büyüyor. 2017 yılında 200’ün üzerinde çalışanı aramıza katarak 990 kişiyle faaliyet gösteriyoruz. 2018 yılı içerisinde 100 kişiyi daha istihdam etmeyi planlıyoruz.”

Pierre Fabre İlaç’ın 2 Yeni Doğal Ürünü ile Doğadan Gelen Yardım Pierre Fabre İlaç, Türkiye’ye getirdiği iki yeni ürünü ile toplumda çok sık görülen sağlık sorunları arasında yer alan idrar yolları enfeksiyonu tedavisine yardımcı olmayı hedefliyor. Pierre Fabre İlaç, ana etken maddesi turna yemişi olan “Urisanol Cranberry Kapsül” ve “Urisanol Flash” isimli ürünleriyle ilaç alanındaki tecrübesini, takviye edici gıdalarla pekiştirmeyi ve geliştirmeyi amaçlıyor. 10

Haberler

İçeriğinde cranberry meyvesinin ana etken maddesi 36 mg Pro-Antosiyanidin içeren Urisanol Cranberry Kapsül ve 5 farklı esansiyel yağ ile birlikte yine 36 mg Pro-Antosiyanidin içeren cranberry kombinasyonu olan Türkiye’de ilk defa yer alacak farklı bir ürün Urisanol Flash, hem doktorlar hem eczacılar hem de hastalar için doğadan gelen güçlü bir yardım sunuyor.


Takeda Türkiye’ye Peer Awards For Excellence 2018’den 3 Ödül Geldi İngiltere’nin en prestijli uluslararası ödül programlarından biri olan “Peer Awards For Excellence En Etkili Lider Ödülü”nün 2018 yılındaki sahibi Takeda Türkiye İnsan Kaynakları & İdari İşler Direktörü Tuba Ertek oldu. Global Japon ilaç şirketi Takeda, Türkiye’deki faaliyetlerini başarılı bir şekilde sürdürürken yürüttüğü insan kaynakları politikaları ile ödül kazanmaya devam ediyor. 2018 yılı başında En İyi İşverenler Enstitüsü’nden aldığı “Global En İyi İşveren” ödülüne, Temmuz ayında İngiltere’nin en prestijli İK ödül programlarından biri olan Peer Awards’ın Londra’daki ödül töreninden aldığı “En Etkili Lider”, “Teknoloji” ve “Şirket Özel Ödülü” ödüllerini de ekledi. İnsan Kaynakları alanında başarı odağı, iş motivasyonu, tutku, kararlılık, etkili iletişim, çalışanları güçlendirme gibi alanların değerlendirildiği liderler kategorisinde, Takeda Türkiye İnsan Kaynakları & İdari İşler Direktörü Tuba Ertek ödüle layık görüldü. İşe alım, eğitim & gelişim, ödüllendirme, yetenek yönetimi gibi insan kaynaklarının önemli alanlarında teknolojiyi kullanarak, bu alanların süreçlere adapte edilmesini değerlendiren ödül kategorisinde ise, Takeda Türkiye’nin geliştirmiş olduğu “ TOPİ Online Ödüllendirme Sistemi” ödüle hak kazanan proje oldu. Takeda Türkiye 3 ve daha fazla proje ile finale kalan şirketlerin ödüllendirildiği kategoride de “TOPİ Online Ödüllendirme Sistemi” ile ödüle hak kazandı. Takeda Türkiye İnsan Kaynakları ve İdari İşler Direktörü Tuba Ertek konuya ilişkin; “Takeda’nın tüm dünyada benimsediği “bütünlük, dürüstlük, adalet ve azimle hareket etme değerlerini Takeda Türkiye’ye tüm çalışmalarında rehberlik ediyor ve bu başarılarımıza yansıyor. Takım çalışması ile başarıların geleceğine inanarak, çalışanlarımızın kendilerini geliştirebilecekleri bir ortam sunmaya, yetkinlikleri ile ilham kaynağı olan çalışanlarımızın yeteneklerini geliştirmeyi hedefliyoruz. IK alanındaki çalışmalarımızın ve şahsımın, uluslararası platformda çok prestijli bir ödül olan ve farklı ülkelerden güçlü kurumların, isimlerin yarıştığı Peer Awads tarafından ödüllendirilmesi bizi çok mutlu etti” dedi.

GSK Tüketici Sağlığı ve Estetik Diş hekimliği Akademisi Derneği işbirliği ile diş hekimlerine yönelik bir webcast düzenledi. İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Ana Bilim Dalı Doç. Dr. Burak Çankaya’nın “Oral Cerrahi yaparken Muayenehanede Tek Başına” konulu sunumunu paylaştığı webcast’i diş hekimleri canlı yayın üzerinden izledi. Doç. Dr. Burak Çankaya, muayenehanede acil durumlarla karşılaşan diş hekimleri için özel olarak hazırladığı sunumunda; diş röntgeni okumanın

hasta tedavisine etkileri, hipertiriod, diyabet, osteoporoz gibi sistemik rahatsızlığı olan hastalarda ve hamilelik gibi özel durumlarda müdahaledeki hassasiyetler konularında bilgi verdi. Katılımcı diş hekimlerinin sorularını da yanıtlayan Çankaya’nın Sensodyne’in asit erozyonuna karşı geliştirdiği optimize edilmiş formülasyonu ile lanse edilen Promine sponsorluğundaki webcast’i alanında bir ilk olma özelliği taşıyor.

Haberler

11


Philips Avent, Prematüre Bebeklere Destek Oluyor 2017 yılında kendisi de prematüre bebek annesi olan İnci Candemir’in ‘Prematüre Bebek Bakımı’ kitabının sponsorluğunu üstlenerek prematüre bebeklere ilişkin çalışmalarında ilk adımı atan Philips Avent, bu konudaki destek projelerine yenilerini ekledi. ‘Prematüre Aile Destek Toplantıları’ İle Eğitim Ve Motivasyon Bir Arada… Philips Avent, Prematüre Bebek Ebeveyn Danışmanı İnci Candemir’in katılımı, neonatoloji profesörleri ve yeni doğan yoğun bakım sorumlu hemşirelerinin desteği ile 2 ayda bir kez anne ve babalarla bu sürecin daha rahat atlatılması için ücretsiz ‘Prematüre Aile Destek Toplantıları’ düzenliyor. Bebeklerin yoğun bakımda kaldığı süre zarfında büyük emek ve enerji harcayan hemşireleri de unutmayan Philips Avent, Kanuni Eğitim Araştırma Hastanesi ve Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim Araştırma Hastanesi’nde yenidoğan yoğun bakım hemşirelerine motivasyon eğitimleri organize ediyor. Philips Personal Health Genel Müdürü Milena Elmasoğlu konu ile ilgili şunları söyledi: “Philips Avent olarak, ürünlerimiz ve projelerimizle annelerin hem hamilelik hem de 0-3 yaş gibi önemli bir dönemi huzur ve mutlulukla geçirebilmesi için çalışıyoruz. Prematüre bakımı konusunda başladığımız çalışmalarımızla tüm prematüre bebek annelerinin yanında olmaktan mutluluk duyuyoruz. Umuyoruz, gelecek dönemde daha çok hastaneye, daha çok aileye ulaşacağız. Philips Avent markamızla, prematüre bebeklerimize, ailelerine ve kariyerine böylesi önemli bir görevde devam etme kararı almış hemşirelerimize destek olmaya devam edeceğiz”

İleri Evre Meme Kanseri Hastaları İçin Psikolojik Destek Metastatik meme kanserli kadınların psikososyal destek ihtiyacından yola çıkan bu proje sayesinde metastatik meme kanserli hastalar uzman psikologlardan ücretsiz olarak yardım alabilecek. Uzman bir psikologdan randevu almak için hastaların “0530 969 39 33” numaralı Psikolojik Destek Randevu Hattı’nı araması yeterli olacak. Hastaların psikolog ile yapacağı ilk görüşme sonrasında, ihtiyaçları doğrultusunda beş seansa kadar ücretsiz görüşme imkanı sağlanacak. Metastatik meme kanserli kadınların psikososyal destek ihtiyacından yola çıkan Türk Tıbbi Onkoloji Derneği, Europadonna Hasta Derneği ve Pfizer Onkoloji’nin koşulsuz desteği ile hayata geçirilen ve uzman psikologların yer aldığı Metastatik Meme Kanseri (mMK) Farkındalık ve Hasta Psikolojik Destek Projesi, meme kanserinin en ileri evresinde, ağır bir duygusal yük altında yaşayan metastatik meme kanserli kadınların bu yükünü paylaşarak hafifletmek, içinde bulundukları depresyon ve olumsuz duygularla mücadelede ihtiyaç duydukları psikolojik ve sosyal desteği sağlamayı hedefliyor. Pilot olarak İstanbul’da uygulamaya konan proje, toplum ve hatta hasta yakınları tarafından psikolojik etkileri tam olarak anlaşılamadığı bilinen metastatik meme kanseri ile ilgili farkındalığı artırmayı amaçlıyor. 12

Haberler


Medixa Tekstil T: 534 226 3137 F: 332 351 39 09 KONYA


Roche, 2018 Yılının İlk Yarısında Grup Satışlarını %7 Oranında Artırarak, 28.1 Milyar İsviçre Frangı Seviyesine Yükseltti İngiltere’nin en prestijli uluslararası ödül programlarından biri olan “Peer Awards For Excellence En Etkili Lider Ödülü”nün 2018 yılındaki sahibi Takeda Türkiye İnsan Kaynakları & İdari İşler Direktörü Tuba Ertek oldu. Şirketin ulaştığı başarılı sonuçlar hakkında konuşan Roche Grup CEO’su Severin Schwan, “Yılın ilk yarısında hem İlaç hem de Diagnostik bölümlerimizde güçlü sonuçlar elde ettik. Sunduğumuz yenilikçi tedavilere yönelik beklentilerin artışı, portföyümüzün geleceği açısından çok doğru bir yolda olduğumuzu gösteriyor. Büyümemizin, önümüzdeki yıllarda da devam edeceğini öngörüyoruz. Yılın ilk yarısındaki performansımıza dayanarak, 2018 yılı satış tahminlerimizi orta tek haneli büyüme olarak yükselttik. Hisse başına kazançta ise sabit kur cinsinden %10-19 aralığında büyüme hedefliyoruz,” dedi.

BASF, Bayer’den İş Birimi Ve Varlık Alımlarını Tamamlıyor BASF, Bayer’den çeşitli şirket ve varlıkların alımını tamamladı. Bu alım, BASF’nin bitki koruma, biyo-teknolojik ve dijital aktivitelerini stratejik şekilde tamamlıyor ve tohum, seçici olmayan herbisitler, nematisit tohum ilaçlama alanlarına girişini sağlıyor. BASF SE CEO’su ve Teknolojiden Sorumlu Başkanı Dr. Martin Brudermüller konu ile ilgili olarak “Bu stratejik hareket güçlü tarım çözümleri portföyümüze mükemmel değerler ekliyor ve inovasyon potansiyelimizi artırıyor. Genel olarak, müşterilerimize daha da kapsamlı ve cazip teklifler verebilmemizi sağlıyor.” şeklinde konuştu. “Bu Alım, Tarım Alanında BASF’yi Dönüştürüyor.” Bu alımın tarım çözümleri alanında BASF’nin pazar konumunu güçlendirdiğini ve büyüme için yeni fırsatlar yarattığını belirten BASF SE Tarım Çözümleri segmentinden sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Saori Dubourg ise ” “Birlikte çıkacağımız yolculuğu merakla bekliyor ve yeni iş arkadaşlarımıza BASF’ye hoş geldiniz diyoruz.” dedi. BASF, Ekim 2017 ve Nisan 2018’de, Bayer’in elden çıkarmayı teklif ettiği iş birimleri ve varlıkları için, satışın tamamlanması sırasında bazı düzeltmelere tabi olacak şekilde, nakit 7,6 milyar Euro değerinde anlaşmalar imzaladı. Bu satın almayla yaklaşık 4.500 yeni personel de BASF’ye katıldı. Anlaşmalar Bayer’in; global glufosinat işini, tohum teknolojileri araştırma ve geliştirme imkanlarını, seçili pazarlarda önemli tarla bitkileri tohum şirketlerini, sebze tohumları şirketini, hibrit buğday için Ar&Ge platformunu, çeşitli tohum ilaçlama ürünlerini, Avrupa’da endüstriyel uygulamalar için kullanılan bazı glifosat-bazlı herbisitleri, dijital tarım platformu xarvioTM’yu ve total herbisit ve nematisit araştırma projelerini içeriyor. 14

Haberler


AbbVie ve Calico Bilimi İleriye Taşımaya Devam Edecek AbbVie ve yaşlanma araştırmalarına odaklanan Calico, araştırma ve geliştirmedeki çığır açan ortaklığını uzattı. 2014 yılından bu yana nörodejenerasyon ve onkoloji dahil, yaşa bağlı hastalıkları olan kişiler için yeni terapiler keşfetmek, geliştirmek ve pazara sunmak için çalışan iki şirket, 3 yıl daha iş birliğine devam edecek. Araştırmaya dayalı global bir biyofarma şirketi olarak, dünyanın en ciddi ve karmaşık bazı hastalıklarına yönelik yenilikçi ve ileri tedaviler geliştirmeyi taahhüt eden AbbVie ile yaşlanma araştırmaları ve tedavilerine odaklanan Calico, nörodejenerasyon ve onkoloji de dahil, yaşa bağlı hastalıkları olan kişiler için yeni tedaviler keşfetme, geliştirme ve pazara sunma amacıyla yaptıkları iş birliğine devam etme kararı aldı. Üç yıl daha uzatılan anlaşma çerçevesinde Calico, 2022’ye kadar araştırma ve erken geliştirmeden sorumlu olacak ve 2027’ye kadar ortak projelerini ilerletecekler. AbbVie; Calico’ya erken Ar-Ge çalışmalarında destek verirken, ileri evre geliştirme ve pazarlama aktivitelerini yönetme seçeneğine sahip olacak. AbbVie ile Calico iş birliği için 500’er milyon dolar daha ek yatırım yapacak. AbbVie Araştırma, Geliştirme ve Bilimden Sorumlu Başkan Yardımcısı Dr. Michael Severino konuya ilişkin şu açıklamaları yaptı: “Hem bilimsel hem kültürel açıdan başarılı bir ortaklık kurduk. Bu sayede, bilimi ilerleten gelişmeler sağlıyoruz. Calico dünya çapında bilim insanlarından oluşan olağanüstü bir takıma sahip. Bu işbirliğinin uzatılması yaşa bağlı hastalıkları olan kişilere yönelik tedavi seçenekleri belirlemek üzere yaptığımız araştırmaları geliştirmemize olanak tanıyacaktır.” Calico CEO’su Dr. Arthur D. Levinson ise AbbVie ile yaptıkları iş birliğinin yüksek beklentilerini tam olarak karşıladığının altını çizdi. Dr. Levinson, “Kurduğumuz bu benzersiz ortaklık, sonrasında yaşlanmanın bilimini anlama ve hastalar için yeni tedavi yöntemleri geliştirme çabalarımızı daha da hızlandıracaktır” dedi.

Santa Farma Stevie Uluslararası İş Ödülleri´nde Altın Ödül´ün Sahibi Oldu

3D Dinamik Dinleme Deneyimi ile şizofreni hastalığına yönelik farkındalığı artıran Santa Farma, uluslararası iş dünyasının prestijli ödüllerinden Stevie’de Yılın En İyi Ürünü ya da Hizmeti” kategorisinde Altın Ödül’ün sahibi oldu. Türkiye’nin en köklü ve güçlü yerli ilaç firmaları arasında yer alan Santa Farma, dünyanın önde gelen iş ödülü organizasyonlarından Stevie International Awards’da “Yılın En İyi Ürünü ya da Hizmeti” kategorisinde Altın Ödül kazandı. 74 ülkeden 3 bin 900’den fazla kurumun ve kişinin başvurduğu organizasyon profesyonellerin ve kurumların sosyal etkilerini ve katkılarını değerlendirmeye alıyor.

Haberler

15


CinnaGen’den Biyolojik İlaca 14 Milyarlık Yatırım CinnaGen, Türkiye’yi ilaçta net ihracatçı yapacak 14 milyarlık BiyoTürk projesine başladı. 4 fabrika ve hastaneyi içeren komplekste üretilecek 20 yeni ilaç ihraç edilecek. Türkiye’de üretilmeyen biyobenzer ilaçları üretmek için 100 milyon dolarlık fabrika yatırımı yapan CinnaGen Türkiye, Türk ilaç pazarının kendi kendine yeterli olması için BiyoTürk ismiyle 14 milyar liralık projeye başlıyor. 2020’de 12 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşacak Türk ilaç pazarına, 25 yıllık birikimin ürünü orijinal moloküllerle giren CinnaGen Türkiye’nin hedefi, Türkiye’yi ilaçta net ihracatçı yapmak. Şirketin, 2019’un ilk çeyreğinde faaliyete geçecek olan Çerkezköy’deki fabrikasından, üretime başlamadan birçok ülkeyle ihracat bağlantıları yapması, yeni yatırımlara cesaret verdi. 20 Yeni Ürün Gelecek Türkiye’nin ilaçta dışa bağımlılığını en aza indirmek ve dünyaya ihracat yapmak için yeni bir proje hazırlayan CinnaGen Türkiye CEO’su Ferhat Farşi, en az 4 fabrika, bir Ar-Ge merkezi, bir labarotuvar ve hastaneden oluşacak tesis kompleksi planladıklarını belirterek, bu tesisin 10 ila 14 milyar liralık yatırım bütçesi olduğunu belirtti. Farşi, tesisin kurulmasıyla 20 yeni molekül ya da ilacın Türkiye’de üretileceğini belirterek, “Buradan Made in Turkey logosuyla kilogram fiyatı 1 milyon dolara ulaşan ilaçları satacağız. Ayrıca Türkiye’nin ithalatını da bitireceğiz” dedi. İthalatı Durduracak Yatırım Yatırımın en önemli bölümünün ürettikleri moleküller olduğunu vurgulayan Farşi, “Çerkezköy’deki fabrika devreye girince ilk aşamada 150 milyon dolarlık biyoteknolojik ilaç ithalatı duracak. İlaçların tamamını Türkiye’de üretmek ve net ihracatçı konuma gelmek için planlar yapıyoruz” dedi. Farşi, “Yüksek teknolojiye verilen teşviklerin daha çok ve elle tutulur hâle gelmesiyle, Türkiye’yi elimdeki kaynaklarla, ciddi bir şekilde Güney Kore gibi biyoteknoloji üssü yapabilirim. Çünkü büyük bir know-how var. Biyoteknolojide Türkiye’nin ithal etmek zorunda olduğu ilk 20 ürünün know-how’ı var. 16

Haberler

İşte bütün bu know-how’ı Türkiye’ye aktarıp Türk markasıyla dünyaya satıp, burayı büyük bir üs yapmak istiyorum” diye konuştu. Bu grafik, kompleksteki öngörülen binaları gösteriyor. 1 numaralı tesisler yapılırsa yatırım tutarı 10 milyar TL, 2 numaralılar da yapılırsa 14 milyara çıkıyor. Merkezde Bin 500 Kişi Çalışacak Ferhat Farşi, en az 4 fabrikanın olacağı BiyoTürk merkezinde 1000-1500 kişilik bir istihdamın olacağını söyledi. Teknolojik altyapının yeterli olmasıyla dünyadaki Türk bilim adamlarının gelmek isteyeceğini söyleyen Farşi, “Bu öyle bir yer olmalı ki, dünyada bütün Türk bilim adamlarını çekebilmeli. Global firmaların üretimlerini de burada yapabilmeliyiz. Bu, ilaçta vizyon 2023’ü uygulama projesi. Türkiye, 2023’ü gerçekleştirmek istiyorsa, biz ona da talibiz” şeklinde konuştu. Farşi, şöyle devam etti: “Komplekste en az 4 fabrika, araştırma merkezleri ve klinik araştırma merkezi olacak. Klinik çalışmalar da burada olacak. Ayrıca start-up’lar için tesisler olacak. Kamuyla ortak bir platformda bunu gerçekleştirdiğimiz takdirde hastanesiyle birlikte 500 milyon dolarlık bir yatırımdan bahsediyoruz.”


Merck’ten 1 Milyon Euro´luk Bilim Ödülü Dünyanın en eski bilim ve teknoloji şirketlerinden birisi olan Merck, 350’nci yılını kurulduğu kent olan Darmstadt’ta organize ettiği ‘Curious 2018 Future Insight’ isimli bilimsel merak ve gelecek temalı konferans ile kutladı. Şirket bu etkinlikte bilimsel çalışmaları desteklemek için start verdiği 1 milyon Euro’luk ödül programını da açıkladı.

Temelleri 1668’de Almanya’nın Darmstadt kentinde atılan bilim ve teknoloji şirketi Merck, kuruluşunun 350’nci yılını kutluyor. Bu kapsamda firma aynı kentte ‘Curious 2018 Future Insight’ isimli bilimsel merak ve gelecek temalı bir konferans düzenledi. 3 gün süren konferansa 5’i Nobel Bilim Ödülü sahibi 35 bilim insanı katıldı. Alanında önde gelen bilim insanlarını ağırlayan firma 1 milyon Euro’luk ödül programını da duyurdu. 35 Yıl Boyunca Verilecek Merck Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Stefan Oschmann tarafından konferansta yapılan açıklamaya göre, Future Insight Prize isimli ödül 35 yıl boyunca bilimsel gelişmeye hizmet veren çalışmalara verilecek. Future Insight Prize ödülleri sağlık, beslenme ve enerji alanlarında yapılan araştırmalara yönelik olacak. Sağlık alanında 2020 yılına kadar antibakteriyallere karşı direnci ortadan kaldıran araştırmalar, beslenme alanında 2021 yılına kadar hızla artan dünya nüfusunun gıda ihtiyacını karşılamaya yönelik araştırmalar ve enerji kategorisinde ise 2022 yılına kadar fotokatalitik sistemlerle ilgili çalışmalar ödüllendirilecek. Ödülü kazanan çalışma insanlığın geleceğine hizmet eden inovatif çalışmalar arasından seçilecek.

pfizeryaninizda.com’a Üstün Başarı Ödülü Pfizer Türkiye’nin hekimler ve eczacılara yönelik web sitesi pfizeryaninizda.com, IMA Ödülleri kapsamında Üstün Başarı Ödülü’ne layık görüldü. Pfizer Türkiye’nin uzmanlık alanlarına özel güncel, sürdürülebilir ve iç görüye dayalı içeriklerle hekim ve eczacılar için artı değer yaratma amacıyla kurduğu web sitesi pfizeryaninizda.com, en başarılı web sitelerini ödüllendiren bağımsız kuruluş IMC tarafından düzenlenen IMA ödüllerinde Üstün Başarı Ödülü’ne (Outstanding Achievement Award) layık görüldü. Uluslararası bir değerlendirme kuruluşunun alanında uzman kişilerden oluşan jürisi tarafından içerik, tasarım, fonksiyonel özellikler, kullanıcı deneyimi gibi kategorilerde değerlendirilen pfizeryaninizda.com, toplam 500 puan üzerinden 475 puan alarak bu ödülü almaya hak kazandı. 18

Haberler


“Cari Açığa İlaç Olabiliriz” Bugün Türkiye’den 100 ülkeye ihracat yaptıklarını söyleyen Novartis Türkiye Başkanı Altan Demirdere “Katma değerli ve elit üretim ilaçta, bu alana ağırlık vermeliyiz” dedi. Novartis Grup Türkiye Başkanı Altan Demirdere; Türk ilaç endüstrisinin ekonomik büyüklüğünün 2017 yılında 24,5 milyar TL lira seviyesinde olduğunu, ancak bu alanda çok daha büyük bir potansiyelin bulunduğunu söyledi. Demirdere “Novartis’in dünya genelinde 60 fabrikası var. Bunlardan 4’ü Türkiye’de, yani adet olarak yüzde 8’i… Peki, Novartis’in satışının yüzde kaçı Türkiye’den? Sadece yüzde 0,7’si!.. Zamanında bütün ilaç firmaları ABD’ye gitti ve Ar-Ge’yi orada yapıyorlar. Amerika dedi ki, ‘Ülkeme gel, ArGe yap, ben de ilaç fiyatlarını bunu dikkate alarak belirleyeceğim.’ Ben de diyorum ki, hükûmetimiz yerli firmaları kolluyor, bu çok iyi. Ama ilaçtan para kazanan firmaların, kazandıkları paranın önemli bir kısmını tekrar ilaç sanayisine yatırmaları gerekli. Başka sanayilere aktarmasınlar. İlaç sanayisinde bugün yatırırsın, belki 7-8 sonra kazanırsın, ama ciddi kazanırsın. Zaten artık bugün yatırayım yarın kazanayım anlayışını değiştirmemiz lazım. Mesela inşaat sanayii; temelden satıyorsun, parayı alıyorsun, sonra inşaatı yapıyorsun. Güzel bir yaklaşım ama maalesef sürdürülebilir olmayabiliyor. O sebeple başka sanayilere, bilhassa ilaç sanayii gibi elit sanayilere yurdumuzun ihtiyacı var” diye konuştu. Türkiye’de kalıcı olduklarını vurgulayan Altan Demirdere “100 ülkeye ihracat yapıyoruz. Bu demektir ki; 100 ülkenin sağlık otoriteleri gelmiş, bizim buradaki tesislerinizi teftiş etmiş ve onay vermiş. Amerika’dan, İsviçre’den tutun, Curaçao ülkesine kadar ihracat yapıyoruz. Son 10 yılda gerçekleştirdiğimiz toplam 1,2 milyar dolarla Türkiye’nin en çok ilaç ihracatı yapan firması olduk. Türkiye’ye yeni yatırımlar getirmek için çalışıyoruz” dedi.

Novartis İlaç, Türkiye’de organ bağışı bekleyen 26.000 hasta için ‘Hayat Kurtaran İzin’ kampanyasını başlattı Novartis İlaç ve Organ Nakli Koordinatörleri Derneği (ONKOD) iş birliğinde organ bağışı için farkındalık yaratmak amacıyla 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası’nda bir farkındalık kampanyası gerçekleştirildi.

Haberler

19


“Geleceğin Kadın Liderleri”nin Bu Seneki Durağı Trabzon

Sanofi Türkiye ve KAGİDER işbirliği ile 2011 yılından bu yana sürdürülen ‘Geleceğin Kadın Liderleri’ programı kapsamında bu seneki eğitimler Trabzon’da yapılacak. 25-26 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek eğitimlerde yer almak isteyen genç kadınlar, 17 Ağustos’a kadar internet sitesi üzerinden başvuru yapabilecek. KAGİDER ve Sanofi Türkiye’nin genç kadınların iş yaşamına katılımını artırmak amacıyla yürüttükleri uzun soluklu çalışmalardan biri olan ‘Geleceğin Kadın Liderleri’ projesi 2018 yılında da eğitimlerine devam ediyor. 2018 yılında TÜHİD ve KAGİDER (Türkiye Kadın Girişimciler Derneği) işbirliğiyle verilen ‘TÜHİD-KAGİDER 1e1 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ Ödülü’ne hak kazanan Geleceğin Kadın Liderleri projesinin 25-26 Ekim’de Trabzon’da yapılacak eğitimlerine yaklaşık 100 genç kadının dahil edilmesi hedefleniyor. Eğitime katılmak isteyen genç kadınlar, 17 Ağustos’a kadar internet sitesi üzerinden başvuru yapabiliyor. İş Hayatına Daha Donanımlı Bir Başlangıç İçin… Fırsat eşitliği ve kadın istihdamı çerçevesinde yürütülen ’Geleceğin Kadın Liderleri’ projesi kapsamında KAGİDER ve Sanofi, genç kadınların iş hayatına güçlü bir başlangıç yapmaları için çalışmalar yürütüyor. Program içeriğindeki eğitimler sayesinde genç kadınlara iş hayatına atacakları ilk adımda büyük destek veriliyor. Program kap20

Haberler

samında üniversiteden yeni mezun veya son sınıf öğrenciler arasından, başarılı ve eşit fırsata sahip olmayan kadınlar seçiliyor. Seçilen genç kadınlara KAGİDER ve Sanofi tarafından iş bulma sürecinde ihtiyaçları olan bilgileri içeren eğitim ve mentorluk desteği veriliyor. Eğitimlerde genç kadınların iş bulma süreçlerinde ihtiyaçları olan bilgi ve deneyimler de paylaşılıyor. ‘Geleceğin Kadın Liderleri’ projesinde 2 gün süren eğitim programı çerçevesinde iş hayatına yönelik temel bilgi ve beceriler, kariyer geliştirme ve yönetmeye yönelik bakış açısı ve işe giriş becerileri başlıkları altında eğitim veriliyor. Eğitimler sonrasında ‘Geleceğin Kadın Liderleri’ programından mezun olan genç kadınlar hem işe girişlerinde hem de kariyerlerinin ilk yıllarında eğitimci ve mentorlardan ve daha önce programdan mezun olmuş diğer geleceğin kadın liderlerinden destek alıyor. 2010 yılında başlanılan programdan bugüne kadar 600 genç kadın mezun oldu ve %95 oranında farklı sektörlerde istihdam edilerek kariyerlerine devam ediyorlar.


Amgen Teach Programına Katkılarıyla Öne Çıkan Türkiye’den Üç Eğitmen Brüksel’deki Uluslararası Bilim Atölyesine Katılımla Ödüllendirildi Sanofi Türkiye ve KAGİDER işbirliği ile 2011 yılından bu yana sürdürülen ‘Geleceğin Kadın Liderleri’ programı kapsamında bu seneki eğitimler Trabzon’da yapılacak. 25-26 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek eğitimlerde yer almak isteyen genç kadınlar, 17 Ağustos’a kadar internet sitesi üzerinden başvuru yapabilecek. Son dört yıl zarfında, Türkiye’de 300’ün üzerinde fen bilgisi öğretmenine mesleki gelişim fırsatı sağlayan Amgen Teach programından dolaylı olarak 49 bin öğrenci yararlandı. Türkiye’deki programa katılan eğitmenlerden üçü, Haziran ayında Brüksel’de düzenlenen Bilim Projeleri Laboratuvarına katılmak üzere seçildi. Eğitmenler burada sorgulamaya dayalı öğrenme yöntemleri hakkındaki bilgilerini pekiştirirken, meslektaşlarıyla görüşme ve en iyi uygulamaları paylaşma fırsatı buldular. Amgen Vakfı’nın bilime ve eğitime verdiği önem kapsamında bilim okuryazarlığına yönelik yatırımlarına hız kesmeden devam ettiğini belirten Amgen Türkiye Genel Müdürü Güldem Berkman “Vakıf; Amgen Teach ve vakfımızın Türkiye’de işbirliği yaptığı Kalkınma Atölyesi aracılığıyla programa katılan lise öğretmenlerimize yüz yüze eğitimler, uzaktan eğitim faaliyetleri, okullara ziyaret ve telefon ve video konferanslar ile sürekli destek veriyoruz. Van’dan Tekirdağ’a pek çok ilden yüzlerce biyoloji, kimya ve fen bilgisi öğretmeni gelecek yılın programına katılmak için başvuruda bulunuyor. Bu yılki Bilim Projeleri Atölyesi için seçilen 15 öğretmenin üçü Türkiye’den. Bu bize gurur veriyor ve bilim eğitimi konusunda Türkiye’nin doğru yolda olduğunu gösteriyor” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin En Güçlü 50 Kadın Ceo’su Ödüllerini Aldı Vodafone Türkiye ana sponsorluğunda gerçekleştirilen yeni dönemin ilk CEO Club buluşması kapsamında düzenlenen 50 Güçlü Kadın CEO Zirvesi ve Ödül Törenine, Türk iş dünyasının önde gelen isimleri katıldı. Bu yıl ilk kez düzenlenen “Türkiye’nin En Güçlü 50 Kadın CEO’su Araştırması” ödül töreni, Capital ile Ekonomist dergilerinin öncülüğünde, Vodafone Türkiye ana sponsorluğunda, Amgen Türkiye, Beymen, Citibank, CPP Group, Fujitsu, P&G, QNB Finansfaktoring, Sportive, Tanfer Klinik ve Türk Tuborg destek sponsorluğunda gerçekleştirilen yeni dönemin ilk CEO Club toplantısı kapsamında yapıldı. Türkiye’nin En Güçlü 50 Kadın CEO’su sıralamasında liderlik koltuğuna oturan isim; 9.1 milyar TL ciroyu ve 2 bin 500 kişilik ekibi yöneten Allianz Türkiye CEO’su Aylin Somersan Coqui oldu. Listede, ikinci ING Bank Türkiye Genel Müdürü Pınar Abay, üçüncü ise MV Holding CEO’su Ebru Dorman olurken; Brightstar Türkiye Ortadoğu ve Kuzey Afrika Genel Müdürü Ela Çubukçu dördüncü, Philips Ortadoğu ve Türkiye CEO’su Özlem Fidancı ise beşinci olarak yer aldı.

Haberler

21


Stevie’den GSK Türkiye’ye 14 ödül GSK Türkiye, “her anında iyilik sağlık” vizyonuyla gerçekleştirdiği projeleriyle, dünyanın en prestijli iş ödülleri programlarından Stevie’de ödülleri topladı. 4 Altın, 3 Gümüş, 7 Bronz ödül kazanan GSK Türkiye, sağlık iletişiminde bir rekora imza attı. Firmanın Sağlık İletişimi Kategorisinde KOAH Farkındalık Kampanyası “Dede, Sesin Neden Bu Kadar Korkunç” ile Hastalık Eğitimi ve Farkındalığı alanında Yılın Pazarlama Kampanyası, HIV/ AIDS Farkındalık Kampanyası “Dokun/Kendin için 1 Ara’lık” ile Yılın Halkla İlişkiler Kampanyası, Antibiyotik Direnci Farkındalık Kampanyası “Duyarlıyım” ile Hizmetler alanında Yılın Pazarlama Kampanyası olarak Altın Stevie’ye layık görüldü. GSK’ya bir diğer Altın Stevie Ödülü’nü ise Sağlıklı Gençlik Hareketi Kurumsal Sosyal Sorumluluk Kampanyası getirdi. Sağlıklı Gençlik Hareketi “Avrupa’da Yılın Kurumsal Sosyal Sorumluluk Kampanyası” seçildi. Proje aynı zamanda Kurumsal İletişim alanında da Yılın Halkla İlişkiler Kampanyası olarak Gümüş Ödül aldı. GSK; “Bi’şeyim mi Var Benim, Bipolar mıyım Neyim?” çalışmasıyla Yılın Markalı İçerik Kampanyası, Grip Aşısı Sanal Gerçeklik Oyunu ile de Gümüş Stevie kazandı. GSK’nın 7 projesi ise Bronz Stevie ödülüne layık görüldü. Prostat hastalığı farkındalık kampanyası “En Güzel His” Sağlık İletişimi/Hastalık Eğitimi ve farkındalığı kategorisinde Yılın Pazarlama Kampanyası olarak Bronz Stevie’yle ödüllendirilirken, kampanya Yılın En Küçük Bütçeli Pazarlama Kampanyası olarak bir Bronz Stevie daha aldı. Firmanın diğer Bronz Stevie’ya hak kazanan projeleri ise şöyle: “Bi’şeyim mi Var Benim, Bipolar mıyım Neyim?” Yılın Yeniden Markalandırma / Marka Yenileme Kampanyası - “Dokun/Kendin için 1 Ara’lık” dahilinde TedXBahcesehirUniversitySalon’da gerçekleşen etkinlik ile En İyi Halkla

İlişkiler Etkinliği- Halk ve Sağlık Profesyonelleri için İçerik Platformu GSK Sağlık Web Sitesi, Yılın En İyi Ürün/Servisi - “Duyarlıyım” Antibiyotik Direnci Farkındalık Kampanyası, Yılın Markalı İçerik Kampanyası - “Derideki Hisler Derindeki İzler” projesiyle Sağlık İletişimi kapsamında Reçeteleme alanında Yılın Pazarlama Kampanyası. Stevie Ödülleri’nde bir rekora imza attıklarını belirten GSK Türkiye Genel Müdürü Selim Giray, bu başarının arkasında GSK’nın paydaşlarla kurulan güçlü iletişime inancının ve sosyal sorumluluk anlayışının yer aldığını söyledi.

EMA’dan İyi Farmakovijilans Uygulamaları Hakkında Yeni Klavuz Desteği Avrupa İlaç Ajansı, çocuklar ile ilgili İyi Farmakovijilans Uygulamalarına (GVP) ilişkin yeni klavuzlar yayınladı. Belge, periyodik güvenlik güncellemesi raporlarının (PSUR) kullanımı ile birlikte risk yönetimi planları, güvenlik iletişimi ve ilgili bilgilerin oluşturulmasına ilişkin bölümleri içermektedir. 22

Haberler


Msd Türkiye Ve Hacettepe Üniversitesi’nden Bilimsel İşbirliği

Hacettepe Üniversitesi’nde, üniversite rektörü Prof. Dr. Haluk Özen, MSD Türkiye Genel Müdürü Renan Özyerli ve fikir liderlerinin katılımı ile gerçekleşen toplantıda onkoloji, enfeksiyon ve aşı alanları öncelikli olmak üzere yürütülecek klinik çalışmalarda MSD Türkiye ve Hacettepe Üniversitesi bilimsel bir iş birliğine imza attılar. Klinik araştırmalar alanında gerçekleştirilen bu iş birliği ile hastaların ve hekimlerin yenilikçi tedavilere ve aşılara erken erişimini sağlamayı ve aynı zamanda ilaç ve aşı geliştirmenin artmasıyla Türkiye’nin ilaç keşfi için gereken araştırma ve geliştirme yapısını güçlendirmeye yönelik rekabetçiliğin artmasına katkıda bulunmayı amaçladıklarını vurgulayan MSD Türkiye Genel Müdürü Renan Özyerli, “İki kurumun da klinik araştırmalar noktasında çok önemli bir geçmişi bulunuyor. Bu noktada hayata geçirdiğimiz bu proje ile ülkemizdeki üniversite-sanayi iş birliğinde yeni kapılar aralanacağına inanıyorum. MSD Türkiye olarak, ülkemizin klinik araştırmalarda bu alanda yatırım çeken dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer almasını arzu ediyoruz. Bu hedefe ulaşabilmek ve ülkemizde klinik çalışmaların doğru zemine oturtulabilmesine destek olmak için her türlü katkıyı vermeye, tüm bilgi ve tecrübemizi aktarmaya hazırız”, dedi. Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Haluk Özen, “MSD Türkiye ile hayata geçirdiğimiz bu işbirliği iki kurumun uzun yıllara dayanan karşılıklı güven, bilgi paylaşımı ve uyumunun bir parçası.

Hacettepe Üniversitesi olarak klinik çalışmalardaki öncü rolümüzün MSD Türkiye’nin katkıları ile perçinleneceği kanaatindeyim. Her iki kurumun uyum içinde yürüteceği projeler, ülkemiz insanının sağlığa erişimi noktasında büyük bir önem arz ediyor.” diyerek bu iş birliğinin ülkemiz için doğuracağı faydalı sonuçlara inancının altını çizdi. Gerçekleştirilen işbirliği ile ilgili olarak MSD Türkiye Ortadoğu ve Mısır Klinik Araştırmalar Direktörü A. Betül Erdoğan Sarılıcan, “Türkiye’deki klinik araştırmalara, yeni ilaç ve aşı geliştirilmesine katkısının arttırılması, yüksek sayıda gönüllünün tedaviye ve aşılara erken erişiminin sağlanması ve yüksek kalitede verinin üretilmesi gibi konularda Hacettepe Üniversitesi Klinik Araştırmalar Merkezi ile önemli başarılara imza atacağımıza inanıyorum”, dedi. Gerçekleştirilen bilimsel işbirliği pek çok hastanın yenilikçi tedavilere ve aşılara erken erişimini sağlayarak insanların daha sağlıklı bir yaşam sürmelerine katkı sunarken, yeni ilaçların geliştirilmesine ve değerli verilerin ortaya çıkmasına da imkân verecek.

Haberler

23


Abbvie’ye Kurumsal İtibar Araştırmasından İki Önemli Başarı AbbVie, İngiltere merkezli araştırma ve danışmanlık kuruluşu PatientView’in hasta dernekleri ile gerçekleştirdiği “İlaç Sektörünün Kurumsal İtibarı” araştırmasında kurumsal itibarı en iyi ikinci şirket seçilirken, cilt hastalıkları hasta derneklerinin perspektifinden ise hasta odaklı yaklaşıma sahip en etkili şirket seçildi. Dünya çapında yenilikçi, hasta odaklı, spesifik tedavilere odaklanan, sürekli yeni tedaviler geliştiren global biyofarma şirketi AbbVie, yeni başarılara imza atmaya devam ediyor. Son olarak, 21. yüzyılda sağlık hizmetlerini değiştiren ve alınan sağlık kararlarında göz önünde bulundurulması gerekenleri belirlemek amacıyla “hastaları anlamak mottosu” ile yola çıkan İngiltere merkezli araştırma ve danışmanlık kuruluşu PatientView’in gerçekleştirdiği “İlaç Sektörünün Kurumsal İtibarı” araştırması sonuçları açıklandı. Dünya genelinde 95 ülkeden 1.330 hasta derneği ile gerçekleştirilen araştırmaya 46 ilaç şirketi katıldı. AbbVie, araştırmada üst üste dördüncü defa kurumsal itibarı en iyi ikinci şirket seçildi. AbbVie Cilt Hastalıkları Hasta Dernekleri için Hasta Odaklı Yaklaşıma Sahip En Etkili Firma Seçildi AbbVie, PatientView’in cilt hastalıkları hasta dernekleri ile gerçekleştirdiği araştırmaya göre de hasta odaklı yaklaşımıyla en etkili şirket seçildi. 52 hasta grubunun katıldığı çalışmada ayrıca AbbVie “Hasta Dernekleri ile Etkin İletişim” kuran şirketler arasında ise 2. sırada yer aldı. AbbVie Türkiye Genel Müdürü Dr. Mete Hüsemoğlu konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Biz AbbVie olarak hastaların hayatında fark yaratmak için hasta yolculuğunun tamamına yönelik çalışmalar yürütüyoruz ve işimizin merkezine hastaları koyuyoruz. AbbVie’de dermatoloji alanında araştırma-geliştirme çalışmalarımız ile psöriyazis ve atopik dermatit olmak üzere immün-aracılı ciddi hastalıklarla yaşayan hastaların karşılanmamış kritik ihtiyaçlarını çözmek için çalışmalarımız sürüyor. Hastalar bizim en önemli paydaşlarımız arasında yer alıyor. Onların bizim hakkımızdaki geri bildirimleri çok değerli” dedi.

24

Haberler


Shire Türkiye Çalışanları Global Yardımlaşma Günü’nde, Protez İhtiyacı Olan Çocukların Hayallerine ‘El’ Verdi Dünyanın önde gelen biyoteknoloji şirketlerinden Shire, Türkiye’de ve dünya genelinde çalışanlarının içinde yaşadıkları topluma fayda sağlayacak projelerde gönüllü olmasına öncülük ediyor. Bu kapsamda tüm Shire Türkiye çalışanları her yıl düzenlenen “Global Yardımlaşma Günü” (“Global Day of Service”) kapsamında Robotel Türkiye Derneği’yle bir araya gelerek protez el ihtiyacı olan çocuklar için 18 adet robotel hazırladı. Robotel Türkiye Derneği, protez el ihtiyacı duyan çocuklara özel ölçü ve niteliklerde 3 boyutlu yazıcılarla üretilmiş, ekonomik ve kullanılabilir robotel uygulamaları geliştiriyor. Robotel Türkiye Derneği, gönüllülerinin de desteğiyle, el ve parmak deformasyonu olan çocuklar için ürettiği robotelleri Türkiye’nin her köşesindeki ihtiyaç sahiplerine ücretsiz olarak teslim ediyor. Proje kapsamında Shire Türkiye çalışanları, sadece çocukların hayatlarını kolaylaştırmayı değil, aynı zamanda onlara hayal dünyalarını temsil eden temalı ellerle kendilerini eksik değil, güçlü hissetmelerini amaçlayan “Robotel Hareketi”ne destek verdi. 18 robotelin sponsoru olan Shire Türkiye’nin 122 çalışanı, Shire VI. Liderlik toplantısında bir araya gelerek robotellerin 7 aşamalı montajını gerçekleştirdiler. Hayallere El Ver sloganıyla gerçekleşen projeyle, Shire Türkiye çalışanları teknolojinin engelli çocukların hayatını nasıl değiştirebileceğini gözler önüne serdi.

Lilly İlaç, Dragon Festivali´nde İlk Kez Kürek Çekti Türkiye’nin en geniş katılımlı kurumsal spor organizasyonlarından olan Dragon Festivali, 22-23 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlendi. İstanbul Maltepe Etkinlik Alanı’nda gerçekleşen yarışlara, Lilly İlaç kürek takımı da bu yıl ilk kez katılmanın heyecanını yaşadı. Dragon Festivali’nin bu sezonki son yarışlarında 60’dan fazla takım yer aldı. Lilly İlaç takımı, ilk kez katıldığı festivalde, “Daha Sağlıklı Bir Yaşam İçin Çalışıyoruz” mesajıyla Kurum Kimliğine En Uyumlu Kostüm Jüri Özel Ödülü’nün de sahibi oldu.

Haberler

25


Kayı Medikal Türkiye Yatırımlarıyla Büyümeye Devam Ediyor! Coşkun Yılmaz tarafından 1991 yılında kurulan Kayı Holding; sağlık alanında dünya çapında en büyük müteahhit, yatırımcı ve servis sağlayıcı firmalardan biri olmayı hedeflerken Türkiye’deki yatırımlarına devam ediyor. Sağlık hizmetlerinin ve tesislerinin kalitesini ve verimliliğini artırmak amacıyla holding bünyesinde 2011 senesinde kurulan Kayı Medikal, İstanbul Atlas Üniversitesi Medicine Hospital ile yeni bir işbirliğine imza attı. Sağlık hizmetlerini mühendislikten satın alma ve inşaatına kadar bir bütün halinde sunan Kayı Medikal, finansman ve işletme dahil verdiği geniş hizmetle dünya çapında bir firma olma yolunda ilerlerken Türkiye’deki yeni yatırımını duyurdu. Kayı Medikal, İstanbul Atlas Üniversitesi Medicine Hospital iş birliği kapsamında; kanser tedavisinde en ileri teknolojilerden biri olan yeni nesil ışın tedavisi cihazı “ELEKTA VERSA HD”yi hizmete sunuyor. Kurulumu ve hastanedeki işleyişi Kayı Medikal’e ait olacak olan cihaz, lineer (doğrusal) hızlandırıcılar arasında 5 kat daha az sızıntı doz geçirgenliğine sahip yapısı ile sağlam organları ve dokuları koruyor ayrıca ikincil kanser oluşum riskini en aza indiriyor. Kayı Medikal’in, dünyada ve Türkiye’de radyoloji, fizik tedavi rehabilitasyon, nükleer tıp ve radyoterapi merkezleri ile sağlık alanında ihtiyaçların karşılanmasında önemli bir rol oynadığını hatırlatan Kayı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Coşkun Yılmaz “Holdingimiz bünyesinde faaliyet gösteren Kayı Medikal; klinik hizmetler, anahtar teslim hastane çözümleri ve kamu özel ortaklığı alanlarında yaptığı yatırımlarla ve hayata geçirdiği projelerle fark yaratmaya devam ediyor. Türkiye’de 52 hastanede hizmet veren Kayı Medikal, 2018 yılı itibariyle, bu hastanelerde 100’ün üzerinde ekipmanla yer alıyor. Bugün ise yeni yatırımımız olan İstanbul Atlas Üniversitesi Medicine Hospital ile yaptığımız iş birliğinden dolayı mutluluk duyuyoruz. Kayı Medikal olarak sağlık alanında yaptığımız yatırımlar sayesinde daha fazla hastaya hizmet götürüyor, bu sayede önemli bir değer yaratıyoruz.” dedi.

26

Haberler

Nobel, Sağlık İçin Yürüyor

Türk ilaç sektörünün köklü firmalarından olan Nobel İlaç, “Harekete Geç” sloganıyla geleneksel hale gelen “Nobel Sağlık İçin Yürüyor” etkinliklerinin üçüncüsünü 23 Eylül Pazar günü Polonezköy Tabiat Parkı’nda gerçekleştirdi. Nobel İlaç Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Ulusoy, Genel Müdür Hakan Şahin ve şirket çalışanlarının aileleri ile birlikte katıldığı etkinlikte, katılımcılar 5 km’lik yürüyüş parkuru boyunca doğa ile iç içe vakit geçirerek spor yapma imkanı buldular. Doğayı ve çevreyi koruma bilincini küçük yaştan itibaren pekiştirmek amacıyla geçen yıl yapılan etkinlikte çocuk katılımcılara çam ağacı fidanları hediye edilmişti, bu sene de çim adamlar ve tohum kalemler ile bu konuya dikkat çekildi.


Astrazeneca Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi’nde Zirveye Oynuyor AZ Sürdürülebilirlik, 2001 yılından beri Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi’nin bir üyesi olan AstraZeneca çevresel raporlama, iş göstergeleri ve sağlık sonuçlarına katkı alanlarında sektörün en yüksek puanını alarak, ilaç sektörünün sürdürülebilirlik liderlerinden biri olmayı sürdürdü. Şirket 17’inci kez Dow Jones Endeksi’nde yer aldı.

En uzun soluklu karşılaştırmalı küresel sürdürülebilirlik değerlendirme sistemi Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi’nin (DJSI) 2018 sonuçları açıklandı. 2001 yılından beri DJSI endeksinde yer alan AstraZeneca bu sene de 100 üzerinden 81 toplam puan alarak ilaç sektörünün sürdürülebilirlik konusundaki liderlerinden biri olarak kazandığı yeri sağlamlaştırdı. AstraZeneca çevresel raporlama, iş göstergeleri ve sağlık sonuçlarına katkı alanlarında sektörün en yüksek puanını aldı. İlaç sektörü genelindeki ortalama puanın 38 olduğu endekste AstraZeneca’nın genel yüzdeli puanı ise 1 puan artarak 96’ıncı yüzdelik dilime yükseldi. Bu yılki başarısıyla şirket, endekse 17’inci kez girmiş oldu. Şirketlerin ekonomik, sosyal ve çevresel performansının derinlemesine analizini temel alan DJSI, bugün kurumsal sürdürülebilirlik açısından altın standart ve yatırımcı-

lar için de kilit bir referans noktası olarak kabul ediliyor. AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Serkan Barış, 2018 sonuçları hakkında şöyle konuştu: “Bu prestijli endekste ilk üçteki yerimizi korumamız, AstraZeneca’nın sürdürülebilirlik için gösterdiği çabaların takdir edilmeye devam ettiğini gösteriyor. Sağlık sonuçları, çevre ve iş uygulamaları alanlarında yaptığımız iyileştirmeler, sürdürülebilirlik odaklarımız olan sağlık, çevre ve etik yaklaşımlar konusunda sergilediğimiz büyük ilerlemeyi gözler önüne seriyor. İnsanlık ve gezegenimiz için uzun süreli bir etki bırakacak şekilde çalışıyoruz. Sürdürülebilirliği kendine ilke edinen bir şirket olarak, daha yapacak çok işimiz var.”

Haberler

27


Medtronic’ ten Hekimlere Yönelik Yepyeni Bir Eğitim Modeli Sağlık profesyonellerin tıbbi prosedür alanında gelişimlerine ve becerilerini artırmalarına önem veren Medtronic 2018 yılında yepyeni bir eğitim modelini hayat geçirdi. Bu yeni eğitim modelinde, eğitim alacak hekimler özel kriterler ile belirlenerek 1 yıllık bir eğitim serüveni sürecine dahil oluyorlar. Eğitim 4 modülden oluşuyor: 1 Masterclass, 1 Clinical Immersion (yerinde gözlemleme), 1 Mentorship (yerinde uygulamalı) ve 1 Video Coaching. Böylece kursiyer hekimlerin teknik bilgi ve becerisi ile prosedüre adaptasyonu artırmış olacak ve her eğitim sonrası yapılacak değerlendirme anketleri ile hekim kendini değerlendirebilecek. Bu eğitim modelinin ilk örneğinin birinci basamağı 8-9 Ağustos tarihlerinde TLH (Total Laparoskopik Histerektomi) Masterclass olarak İstanbul’ da bulunan Medtronic İnovasyon Merkezinde gerçekleştirildi. Dört uzman eşliğinde 10 kursiyer hekimin katıldığı eğitimin amacı; yüzde 20 MIS (Minimal Invazive Surgery – Minimal İnvaziv Cerrahi) veya diğer adı ile Laparoskopik Cerrahi) oranı olan ve yılda 70.000 civarı yapılan Histerektomi ameliyatlarında minimal invaziv cerrahi oranını artırmak ve böylece hastanın klinik sonuçlarını iyileştirmeye yardımcı olmak. 2 gün süren eğitimin ilk günü anatomi, operasyon yönetimi gibi teorik bilgilere yer verildi ve uzman hekimler kendi deneyimlerini, komplikasyon yönetimlerini kursiyerler ile paylaştı. İkinci gün ise, Medtronic İnovasyon Merkezi içinde yer alan hayvan laboratuvarında kursiyerler, Laparoskopik ameliyatları deneyimleme şansı buldular.

Mide-Bağırsak Hastalıklarının Görülme Sıklığı Giderek Artıyor Türk Gastroenteroloji Derneği (TGD) tarafından düzenlenen 35. Ulusal Gastroenteroloji Kongresi Antalya’da gerçekleştirildi. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısına Türk Gastroenteroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Serhat Bor, Türk Gastroenteroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Orhan Sezgin, Kongre Başkanı Prof. Dr. Birol Özer, Türk Gastroenteroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Dilek Oğuz katıldı. Uzmanlar; Türkiye’de eğitim almadan endoskopi yapan çok sayıda kişi olduğu belirterek kolon kanseri, kabızlık gibi mide-bağırsak hastalıklarının sıklığı ve tedavilerdeki son gelişmeler hakkında bilgi verdiler.

28

Haberler


Bayer Türkiye’deki Girişimcileri “Girişimci Haritası”na Davet Ediyor Bayer; bu yıl ilk kez Türkiye’de hayata geçirdiği Girişim Hızlandırma Programı Grant4Apps Türkiye ile birlikte hazırladığı Girişimci Haritası’na sağlık alanındaki start-up’ları davet ediyor. Şu anda sağlık alanında Türkiye’de kurulan Türk girişimci şirketlerinin tanıtımına destek vermek amacıyla hazırlanan harita, her yıl güncellenecek. Yenilikçiliğin tüm iş dünyasında etkili bir şekilde yaşatılması ve yaygınlaştırılabilmesi için oluşturulan bu harita kadın sağlığı, beslenme, kişisel sağlık, medikal görüntüleme, hastane yönetimi, medikal cihaz, giyilebilir cihazlar, hasta takibi, rehabilitasyon, solunum gibi birçok alanı içeriyor. Bayer, sosyal medya hesaplarında ve çeşitli mecra ve platformlarda Girişimci Haritası’nı paylaşarak, start up’lara iletişim desteği de sağlayacak. Girişimci Haritası’nda yer almak isteyen sağlık alanında çalışan Türk girişimci şirketlerin; logo, şirket ünvanı, çalışma alanı ve mevcut internet sayfalarının iletişim detaylarını grants4apps.tr@bayer.com adresine göndermeleri yeterli oluyor.

Roche Sürdürülebilirlikte 10. Kez Lider

Açıklanan Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi (DJSI) sonuçlarıyla birlikte Roche 10 yıldır arka arkaya en sürdürülebilir sağlık şirketi unvanına sahip oldu. Roche, Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi (DJSI) “İlaç, Biyoteknoloji ve Yaşam Bilimleri” endüstrisi alanında arka arkaya onuncu kez en sürdürülebilir şirket seçildi. Şirketlerin ekonomik, sosyal ve çevre ile ilgili performansının derinlemesine analizine dayanan endeks, portföylerinde sürdürülebilirliği de faktör olarak dikkate alan yatırımcılar için bir kıstas teşkil ediyor. Roche, şirket çalışmaları ve kültürü ile tamamen entegre hale gelen mükemmel sürdürülebilirlik stratejisi yoluyla, endeksin özellikle Pazarlama Uygulamaları, Çevre ve Sosyal Raporlama ve Sağlık Sonlanımı Katkısı kategorilerinde üstün başarı sergiliyor. Sürdürülebilirlik alanındaki çabalarının 10. kez liderlik getirmesinin gururunu yaşadıklarını belirten Roche CEO’su Severin Schwan, “Roche olarak topluma sağladığımız en önemli katkı, insanların yaşamlarını önemli ölçüde iyileştiren ilaçlar ve tanı araçları geliştirmemiz. Diğer şirketler, üniversiteler, hekimler ve hastalar ile kurduğumuz açık ve yapıcı diyalog, sağlık sektörü paydaşlarımızın ihtiyaçlarını anlamamızda temel rol oynuyor ve bize, daha hedef odaklı tıbbi çözümleri daha hızlı bir biçimde sunabilmek için birlikte çalışabilme yeteneği kazandırıyor,” dedi.

Haberler

29


Geleceğin İlaçları Hastalanmadan İyileştirecek KPMG, ilaç sektörünün 2030 yolculuğunu mercek altına aldı. KPMG’nin Pharma 2030 raporuna göre ilaç sektörünün önde gelen firmaları, yakın gelecekte potansiyel hastalıkların tedavisinden çok önlenmesine yönelik ilaçların üretimine ağırlık verecek. Rapora göre ilaç üreticileri, teknoloji şirketlerinin de yardımıyla hastalıkları ortaya çıkmadan engellemeyi hedefliyor. Rapora göre ilaç firmaları, başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere hükümetlerden gelen fiyatların aşağı çekilmesi yönündeki baskılar neticesinde ‘hizmet karşılığı ücret’ ilkesinden vazgeçiyor. ‘Değer bazlı fiyatlandırma’ sistemine geçen firmaların, 2030 yılına kadar gelişen teknolojilerin ışığında tedavi yöntemlerini de değiştirme yoluna gidecekleri öngörülüyor. Raporu değerlendiren KPMG Türkiye İlaç ve Sağlık Sektör Lideri Hakan Orhan, “İlaç sektörünün mevcut gelecek öngörülerinin yanı sıra sektörün temel dinamiklerini sarsacak iki değişim dalgası kendini göstermeye başlıyor. Bunlardan birincisi, ilaç fiyatları üzerinde oluşan aşağı yönlü baskı ve değer beklentisindeki artış; ikincisi ise tedaviden önlemeye, teşhise ve bakıma doğru ilerleyen ve sektör içinden ve dışından birçok iş birliğini zorunlu kılacak değişimler olarak görünüyor. Özellikle akıllı telefonlar ile her geçen gün daha bütünleşmiş bir hale gelen sağlık hizmetlerinin artık teşhisten önleyici tedbirlere ve tedaviye kadar uzanan süreci kapsayarak devrimsel dönüşümler yaratması bekleniyor. Tıbbi yöntemler ve ilaçlar daha da akıllanacak” dedi.

Dünya Kalp Günü İçin Çocuklardan Mesaj

Var!

İbrahim Etem – Menarini çalışanlarının çocukları 29 Eylül Dünya Kalp Günü kapsamında kalp sağlığına dikkat çekmek için kamera karşısına geçti. “İnsan için değer” vizyonuyla hizmet veren İbrahim Etem – Menarini, Dünya Kalp Günü’nde sosyal medya hesaplarından paylaştığı videoyla kalp sağlığının önemine dikkat çekti. İbrahim Etem – Menarini çalışanlarının çocuklarının rol aldığı videoda çocuklar, kalp sağlığı için alınması gereken önlemleri ve faydalı bilgileri büyükleriyle paylaştı. Yiyecek seçimlerinden; her gün hareket etmenin önemine, düzenli doktor takibi ve kan basıncının kontrol altında tutulmasına kadar bir dizi mesaj veren çocuklar, kalp sağlığı için farkındalık yaratmak amacıyla kameranın karşısına geçti. “Sağlıklı Bir Kalbe Değer” Kalp ve kardiyovasküler alandaki hastalıkların, Türkiye’de ve dünyada en sık rastlanılan ölüm sebebi olduğunu belirten İbrahim Etem – Menarini Pazarlama Direktörü Rana Şengil, “Türkiye’de ölümlerin sebebinde kalp hastalıkları birinci sırada geliyor. Oysa, kalp ve kardiyovasküler alandaki hastalıkları engellemek günlük hayattaki küçük değişiklikler ile mümkün. Yürüyen merdiven yerine aktif olarak merdivenleri çıkmak; yemeğe az atılan bir kaşık tuz, hayatımızı sevdiklerimizle birlikte geçireceğimiz zamanı etkiliyor” dedi. Paylaşılan videoyla farkındalık yaratmayı amaçladıklarını dile getiren Şengil, “Kalp sağlığına karşı ne kadar bilinçli olursak, yaşam biçimimizi bu farkındalık ile oluşturur ve korursak; gelecek nesillere de daha sağlıklı bir kalp bırakacağız” ifadesini kullandı. 30

Haberler


Servier Grubu, Shire İlaç Firmasının Onkoloji Bölümünün Alımını 2,4 Milyar Dolar İle Gerçekleştirdi Uluslararası bağımsız bir ilaç firması olan Servier, önceden duyurulduğu üzere, yasal düzenlemelerin ardından Shire’ın onkoloji bölümünün alımını gerçekleştirdiğini açıkladı. 2,4 milyar dolarlık işlem, Servier’in Amerika’da doğrudan bir ticari varlık kurmasını ve grubun zaten var olduğu ülkelerde onkoloji ilaç portföyünü güçlendirmesini sağlayacak. Bu alım çerçevesinde Servier, onkoloji alanında ONCASPAR® ve ONIVYDE® ürünlerinin pazarlama faaliyetlerini ve ekibini aynı zamanda immüno-onkoloji alanında gündemde olan iki işbirliği işlemini devraldı. Servier Başkanı Olivier Laureau, “Bu alım, Servier grubunun hedeflerine ulaşmasında önemli bir adımdır.” diyerek açıklamasına şöyle devam etti: “Bu adım, Servier’in dünyanın en büyük ilaç pazarı olan Amerika’daki ticari faaliyetlerini başlattığını ve onkoloji alanında ilaç portföyünü anlamlı ölçüde güçlendirdiğini göstermektedir. Aynı zamanda bu satınalım Servier’in stratejisinde yer alan iki amaca cevap vermektedir: Dünyanın her yerinde yenilikçi ilaçlarla daha fazla hastayı tedavi etmek ve onkoloji alanında bir dünya referansı olmak.”

“AIDS Son 6 Yılda 4 Kat Arttı” Türk Dermatoloji Derneği Veneroloji Çalışma Grubu sekreteri Doç. Dr. Filiz Canpolat “Ülkemizde AIDS son 6 yılda 4 kat artmıştır. En çok 25-35 yaş aralığında görülen AIDS için hemen önlem alınmaz ise giderek artan ve halk sağlığını tehdit eden çok ciddi bir sorun olacaktır” dedi. Korunmasız ve riskli cinsel temas dünyada ve ülkemizde en önemli bulaş yoludur. (yüzde 49.8). Çok eşlilik ve sık eş değiştirme risk faktörleri arasındadır. Bu nedenle HIV virüsünden korunmada en basit ve güvenli yol cinsel ilişki esnasında kondom kullanımı ve tek eşliliktir. Diğer bulaşma yolları (yüzde 1.4) ortak enjektör ile damar içi uyuşturucu kullanımı , kan transfüzyonu, sağlık çalışanlarına kazara iğne batması sonucu kan bulaşması ve nadiren anneden bebeğe doğum ya da emzirme sırasında bulaşma şeklindedir. Yüzde 47,8’inin ise bulaş yolunun bilinmediği belirtilmiştir. 32

Haberler


GSK, Solunum İlaçlarını Türkiye’de Üretmek İçin 214 Milyon TL’lik Yatırım Yapacak GSK, Türkiye’de solunum ilaçlarının yerel üretimini destekleyecek bir teknoloji transferi için 214 milyon TL’lik (25 milyon sterlin) yeni bir yatırım yapacağını açıkladı. Türkiye’deki 60. yılını kutlamaya hazırlanan GSK, solunum hastalıklarının tedavisinde kullanılan nebül teknolojisinin Türkiye’de üretilmesine karar verdi. Nebül üretimindeki teknoloji ve bilgi birikiminin Türkiye’ye transferi, 2021 yılında iki farklı astım ilacının yerel olarak üretilmesini sağlayacak. Oldukça zorlu, kompleks bir ilaç üretim teknolojisine sahip olan nebüllerin içinde, sıvı halde ilaç bulunuyor. Bu ilaç, nebülizatör adı verilen cihaz yardımıyla buhar haline getirilerek; ağızdan solunma yoluyla çeşitli akciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılıyor. Bu yatırım ile GSK, Türkiye’nin bu alandaki toplam gereksiniminin yüzde 60’ına denk gelen, yıllık 8,5 milyon kutu nebülü yerel olarak üretebilir hale gelecek. GSK, bu yeni üretim faaliyeti için Abdi İbrahim ile işbirliği yapacak. GSK Türkiye Genel Müdürü ve Başkan Yardımcısı Selim Giray şunları dile getirdi: “GSK, 60 yıldır Solunum, Aşı, HIV, Antienfektifler, Sinir Hastalıkları, Dermatoloji ve Üroloji alanlarında Türkiye’de faaliyet gösteriyor. Yenilikçi solunum cihazlarımızın yerel üretim kapasitesini artırmaya yönelik bu işbirliği, ülkemize olan bağlılığımızı bir sonraki evreye taşıyor. Yerel üretim ortaklarımızla aşı ve ilaç alanında teknoloji ve bilime dayalı diğer fırsatları değerlendirerek, her anında iyilik sağlık için çalışmaya devam edeceğiz.” Ek olarak Türkiye’nin GSK için önemli bir yönetim merkezi olduğuna değinen Selim Giray, “İlaç, Tüketici Sağlığı ve Tedarik Zinciri olmak üzere üç bölge İstanbul’dan yönetiliyor. İstanbul, aralarında Rusya, Mısır ve Suudi Arabistan’ın da yer aldığı 17 ülkenin yönetim üssü” dedi.

GSK, 300 yıldan daha uzun bir süredir aşı, ilaç ve tüketici sağlığı alanlarında tüm dünyada sağlık çözümleri üretiyor. Daha iyi, daha uzun, daha sağlıklı hayatlar için çalışan GSK Türkiye, sadece sağlık çözümleriyle değil sosyal sorumluluk projeleriyle de Türkiye’ye katkı sağlıyor.

Haberler

33


DNA Bazlı Nano-Robotlar Bize İlaç Olacak İlaç tasarımında gelecek yıllarda yaşanacak gelişmelere dair bilgi veren Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Meriç Köksal Akkoç, DNA bazlı nano-robotların kanser tedavisi için ümit vadettiğini söyledi. İlaç tasarımında gelecek yıllarda yaşanacak gelişmelere dair bilgiler veren Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Meriç Köksal Akkoç, teknolojik gelişmelere paralel olarak ilaç tasarımında daha güvenilir, daha etkin ve daha yüksek kalitede çalışmalar yapılmaya başladığını vurguladı. Prof. Dr. Meriç Köksal Akkoç, hedefe yönelik/akıllı tedavi sistemleriyle ilacın etkinliği arttırılırken yan etkilerinin azaltıldığını vurgulayarak hedefe yönelik ilaç çalışmaları kapsamında, DNA bazlı nano-robotların geliştirilmesinin planlandığını anlattı. Prof. Dr. Meriç Köksal Akkoç, şunları söyledi: “Yeni çalışmalar ve sonuçları, DNA bazlı nano-robotik sistemlerin daha önce üzerinde uzlaşmaya varılmış tedavilerden çok çok yüksek aktivite ve seçiciliğe sahip olduğunu gösterdi. DNA nano-robotların özellikle hedeflendirilmiş tümör tedavisinde başarıyla sonuçlanabileceği biliniyor. Ayrıca kanser immünoterapi araştırmaları tümöre yönelik tedavilere yanıtı arttırırken sistemik toksisiteyi azaltabiliyor.” Teknolojik gelişmelerin, etkin olma potansiyeline sahip ilaç adaylarını ortaya çıkardığını kaydeden Prof. Dr. Akkoç, bu sayede hem akademik hem de endüstriyel ilaç araştırmalarında süre ve maliyet açısından kar elde edilmesini sağladığını kaydetti. Kişiye Özgü-Hasta Merkezli Tasarımlar Genetik ve biyomedikal alandaki çalışmalar sayesinde kişiye özgü tasarım ve hasta merkezli tasarım kavramlarının yeni Ar-Ge çalışmalarının odağına yerleştiğine işaret eden Meriç Köksal Akkoç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu çalışmalar ‘kanser teşhis hapı (cancer detected pill)’ gibi biyosensörlerin koruyucu sağlık hizmetlerinde yaygınlaşmasını sağlarken ilaç geliştirme ve doz rejiminde kişiye özel uygulamaların 34

Haberler

yapılmasına olanak tanıyacak. Bu amaçla günümüzde tıbbi alanda kullanımı artan 3D yazıcıların ilaç tasarımında da yaygınlaşması söz konusu olacak. Öyle ki, bu uygulamalardaki başarılar ile nadir görülen hastalıklar için ilaç araştırmalarındaki ekonomik birçok dezavantajın da azaltılması mümkün olacak. Teknolojik gelişmelerin ürünü daha hassas ve etkin vücut sensörleri sayesinde ilaç piyasaya çıkmadan önce yapılan klinik araştırmalarda, daha kolay, az maliyetli ve etkin sonuçlar elde edilebilecek.”


“Kulaçlarımız Hemofili İçin”

Dedi, Boğaz’ı Yüzerek Geçti Hemofili hastalarının iyi bir tedaviyle hayat kalitelerinin iyileştirilebileceği ve başta yüzme olmak üzere pek çok spor dalıyla ilgilenebileceğine dikkat çekmek isteyen yüzücü Müge Diren, 22 Temmuz’daki Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı’nda kulaçlarını hemofili için attı.

Müge Diren, konunun uzmanı hekimlerce hemofili hastalarının bedensel gelişimini desteklemesi ve yaralanma risklerinin çok az olması sebebiyle en çok tavsiye edilen sporun yüzme olduğunu vurguladı. Türkiye Hemofili Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Zülfikar, “Hemofili, kandaki Faktör VIII veya Faktör IX’un kalıtsal olarak eksikliği, yokluğu veya işlevinin bozuk olması sonucu ortaya çıkan bir pıhtılaşma bozukluğudur. Hastalık dünyada yaklaşık 420 bin kişiyi etkilemektedir. Türkiye’de ise bu rakam yaklaşık 6 bindir. Hemofilinin iyi yönetilmesi için doğru tedavi kadar hastaların yaşam tarzı, hayat kalitelerini iyileştirecek sonuçlar almayı mümkün kılmaktadır. Koruyucu tedaviler verildiği takdirde hastaların hayatlarını, sosyal aktivitelerini kısıtlamalarına gerek bulunmamaktadır.’’ dedi.

Nadir görülen kanama bozuklukları için tedavi çözümleri üreterek, yeni ürünler geliştiren Novo Nordisk’in Türkiye Biyofarma Satış ve Pazarlama Direktörü Aslı Kurt, “Novo Nordisk olarak vizyonumuz hemofiliyi değiştirmek. Hemofili hastalarının %89’unun hastalık sebebiyle yaşadıkları ağrının yaşamlarına engel teşkil ettiği, %48’inin ileride bir aile kurmakla ilgili endişelerinin olduğu, %80’inin ise iş bulmakla ilgili sıkıntılar yaşadığı biliniyor. Novo Nordisk olarak, hemofili hastalarının daha kaliteli bir yaşam sürmesi gerektiğine inanıyor ve bunun için çalışıyoruz, amacımız geleceğe yön veren tedavilerimizle insan hayatını iyileştirmektir. Sadece ürettiğimiz tedavi çözümleri ile değil, sağlık profesyonelleri ve derneklerin ülkemizde toplumsal bilinç seviyesinde hemofili farkındalığını arttırmak için attığı adımları desteklemekten gurur duyuyoruz. ” dedi.

Haberler

35


Janssen, Türk İlaç Firması Abdi İbrahim İle Güçlerini Birleştirdi Ortaklık imzası için düzenlenen törende Janssen Gelişen Pazarlar Genel Müdürü Luis Diaz Rubio, Janssen Türkiye Genel Müdürü Maria Fernando Prado ve Abdi İbrahim’i temsilen CEO Süha Taşpolatoğlu yer aldı.

Dünyanın önde gelen lider sağlık şirketlerinden biri olan Johnson & Johnson’ın ilaç şirketi Janssen, yenilikçi portföyünün yerelleşmesi sürecinde stratejik ortak olarak Abdi İbrahim ile güçlerini birleştirdi. Yerli ilaç üretim kapasitesi ve yetkinliğinin artırılması ve küresel pazarda daha rekabetçi olmak hedefli bu iş birliği, farklı kanser türlerinin ve nadir hastalıkların tedavilerini kapsıyor.

hipertansiyon tedavileri için geliştirilen iki ürün yerelleştirilecek. Sonrasında da yine farklı kanser tedavilerinde kullanılan yenilikçi ürünler ile yerelleşme süreci devam edecek. Janssen, yerelleşme projesinin ilk ayağını tamamladığında, yerli üretim kapasitesini iki katına çıkaracak.

Janssen, son on yılda Türkiye’de yaklaşık kırk milyon dolar değerinde klinik araştırma gerçekleştirdi. 2017’de başlattığı sekiz yeni çalışmayla Türkiye’ye en çok yeni klinik araştırma getiren ikinci şirket oldu.

İmza töreninde, Janssen’i temsilen Janssen Gelişen Pazarlar Genel Müdürü Luis Diaz Rubio ve Janssen Türkiye Genel Müdürü Maria Fernanda Prado, Abdi İbrahim’i temsilen CEO Süha Taşpolatoğlu yer aldı.

Abdi İbrahim ile yürütülecek proje kapsamında, ilk olarak prostat kanseri ve pulmoner arteriyel 36

Haberler

İki firma arasındaki iş birliği Kasım ayında gerçekleştirilen imza töreni ile resmiyet kazandı.


Akciğer kanserinin Türkiye’ye maliyeti 8,8 milyar TL Akciğer kanserinin Türkiye’deki ekonomik yükünü ortaya koyan Türkiye’de Akciğer Kanseri Raporu açıklandı. Rapor, akciğer kanserinin Türkiye’deki toplam ekonomik yükünün yaklaşık 8,8 milyar TL olduğunu ortaya koydu. Raporda akciğer kanserinin yarattığı ekonomik yükün yanı sıra; akciğer kanserinde risk faktörleri ve önlenmesi, erken tanı ve tarama programları, tanı ve tedavi süreci, destek tedavi konularıyla ilgili ülkemizdeki mevcut durum da analiz edildi ve her bir alan için iyileştirme yapılabilecek noktalar belirlenerek, çözüm önerileri sunuldu. Akciğer Kanserleri Derneği, Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği, Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği, Türkiye Kanser Enstitüsü ve Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği’nin bir araya gelerek, AstraZeneca Türkiye’nin koşulsuz desteğiyle hazırladığı bu raporda bir ilke imza atıldı ve akciğer kanserinin Türkiye’de neden olduğu ekonomik yük, tüm doğrudan ve dolaylı maliyetler hesaba katılarak kapsamlı bir şekilde ortaya konuldu. Türkiye’de Akciğer Kanseri Raporu’ndaki verilere göre, akciğer kanserinin ülkemizdeki toplam ekonomik yükü 8.791.885.018 TL olarak hesaplandı. Hasta başı ortalama doğrudan maliyetin küçük hücreli akciğer kanseri hastalarında 48.731 TL, küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastalarında ise 56.478 TL olduğu ortaya çıktı. Dolaylı maliyetlerin de dahil edilmesiyle hasta başı ortalama maliyetin 175.838 TL’ye yükseldiği belirlendi. Bu durum, akciğer kanserinde dolaylı maliyetlerin toplam ekonomik yük içinde önemli bir paya sahip olduğunu ortaya çıkardı. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl şunları söyledi: “Akciğer kanseri ülkemizdeki erkek nüfusun çok önemli bir bölümünü etkilemektedir ve erkeklerde en yaygın görülen kanser türüdür. Akciğer kanserine yol açan pek çok sebep olsa da, bildiğimiz en büyük ve engellenebilir sebep sigaradır. Sigara kullanımının gençlerde ve kadınlarda da hızla artması nedeniyle, akciğer kanserine yakalanan kadınların sayısı da hızla artmaktadır. Bu nedenle sigarayla mücadele, akciğer kanseriyle mücadelenin birinci adımıdır.”

Raporda akciğer kanserinin yarattığı ekonomik yükün yanı sıra; akciğer kanserinde risk faktörleri ve önlenmesi, erken tanı ve tarama programları, tanı ve tedavi süreci, destek tedavi konularıyla ilgili ülkemizdeki mevcut durum analiz edildi ve her bir alan için iyileştirme yapılabilecek noktalar belirlenerek, çözüm önerileri sunuldu. Sunulan çözüm önerilerinden bazıları şöyle: Akciğer kanseri için ülkemize özgü risk faktörleri bilimsel çalışmalar ile desteklenerek belirlenmeli. Hastaların bu risk faktörleri doğrultusunda değerlendirilerek doğru hekimlere yönlendirilmesi sağlanmalı. Tütün ve tütün ürünü kullanımını azaltıcı tedbirler ve eğitimler artırılmalı, bırakmaya yönelik ilave teşvik edici programlar düzenlenmeli. Akciğer kanserinde erken tanı önceliklendirilmeli ve bu yönde disiplinler arası uygulamalar yaygınlaştırılmalı.

Haberler

37


‘En iyi yönetilen şirketler’ ödülü sahibi Nobel İlaç

Nobel İlaç, Deloitte Private tarafından 25 yıldır yurt dışında uygulanan ve bu sene Türkiye’de ilk defa hayata geçirilen ‘en iyi yönetilen şirketler’ arasında yer aldı. Delloite Turkey CEO’su Humphry Hatton tarafından takdim edilen Best Managed Companies ödülünü Nobel İlaç adına Genel Müdür Hakan Şahin kabul etti. Nobel İlaç Genel Müdürü Hakan Şahin, konu ile ilgili değerlendirmesinde, “Şirketimiz, yüzde yüz yerli sermayeli Türk şirketi olarak uluslararası pazarlarda Türk markasını geniş bir coğrafyada temsil ediyor. Moğolistan’dan Adriyatik kıyısına kadar 10 milyon kilometrekarede şirketlerimiz ve temsilciliklerimizle, markalarımızı tanıtıyoruz. Batı Avrupa’da Almanya merkezli ruhsatlandırma yapıp Avrupa’nın en önemli ilaç pazarlarına bitmiş ürün ihracatı yapıyoruz. Son dönemdeki performansımız ‘bilimsel temelli ve global hedefli şirket’ odağına yerleştirmek mümkün. Nobel, yıllık dört milyar dolar cari açığı bulunan eczacılık ürünleri sektöründe dış ticaret açığı olmayan tek yerli ilaç firması. Türkiye ilaç sektöründe ciddi bir dış ticaret açığı verirken biz hammadde ve ürün ithalatımızın iki katı kadar ihracat yapıyoruz. Bu 38

Haberler

başarıyı, 2000’li yılların başında oluşturulan ‘dışa açılma stratejisi’ne borçluyuz. İlk olarak Özbekistan ve Kazakistan’da yatırıma başlayan, bugün iki ülkede iki fabrikaya, yüzlerce ürüne sahip firmamızın yeni yatırımları da var. 50’şer milyon kutu yıllık üretim kapasitesine sahip bu fabrikalardan çevre ülkelere de ihracat yapılıyor. Şirketimiz sadece yurtdışı değil, yurtiçinde de sürdürülebilir başarı peşinde. Ürünleriyle yurt içi ve yurt dışı faaliyetlerini aralıksız sürdürüyor. Uluslararası standartlara göre üretilen ürünleriyle yurtiçi ve yurtdışında kişisel ve mesleki donanımlı, yaklaşık 2 bin 500 çalışanıyla da büyük bir aile. İnovasyon kültürü, firmamızın kurumsal kültürünün değişmez parçasını oluşturuyor. ‘Sağlık için her şeye değer inancı ile yaşam kalitesini yükseltme misyonu ve insan sağlığı için dünyanın her köşesinde güvenilir ve erişilebilir ürünler sunma’ vizyonu ile çalışıyoruz. Bu amaca uygun her türlü faaliyeti geliştirerek sürdürmek kararındayız” ifadeleriniz kullandı.


“KOAH Dünyada Dördüncü Ölüm Nedeni” Abdi İbrahim Medikal Direktörlüğü, tüm dünyada önemli bir halk sağlığı sorunu olan KOAH ile ilgili farkındalık yaratmak amacıyla düzenlenen 21 Kasım Dünya KOAH Günü’nde hastalıkla ilgili çarpıcı bilgilere dikkat çekiyor. Dünya genelinde dördüncü en sık ölüm nedeni olan Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı’nın (KOAH) 2020 yılında üçüncü sıraya yükselmesi bekleniyor. Abdi İbrahim Medikal Direktörlüğü, dünya genelinde dördüncü en sık ölüm nedeni olan KOAH’ın 2020 yılında üçüncü sıraya yükseleceğine dikkat çekiyor. Yapılan açıklamada, KOAH’ın dünya genelinde sadece 2012 yılında tüm ölümler içerisindeki payının yüzde 6 olduğu ve 3 milyon insanın ölümüne neden olduğu belirtiliyor. 2002 yılından bu yana her yıl Kasım ayında Obstrüktif Akciğer Hastalıkları Küresel Girişimi (Global Initiative of Obstructive Lung Diseases – GOLD) önderliğinde dünya genelinde KOAH günü etkinlikleri düzenleniyor. “Hiçbir Zaman Erken Değil – Hiçbir Zaman Geç Değil” sloganı ile düzenlenen etkinliklerde, KOAH tanısı konulması veya şüphelenilmesi için erken olmadığı ve KOAH tanısı koyulan hastaların tedavisi için geç kalınmadığı vurgulanıyor. Yapılan açıklamada, çoğunlukla sigara kullanım hikayesi olan veya sigara içmekte olan 40 yaş ve üzeri erişkinlerde görülen Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı’na bağlı zararların, toplumun yaş ortalaması ve risk faktörlerine maruz kalma nedeniyle, önümüzdeki on yıllar içinde artacağına dikkat çekiliyor. KOAH için, başta sigara olmak üzere tütün ve tütün mamullerinin kullanılması en büyük risk faktörü olarak başı çekiyor. Zararlı gaz ve partikül maruziyeti sonucu akciğerlerde kalıcı olarak hava akımı kısıtlılığı gelişiyor. Nefes darlığı, balgamlı veya balgamsız öksürük gibi belirtilerle kendini gösteren KOAH, alevlenme olarak tabir edilen akciğer fonksiyonlarında ve hastanın genel durumunda ani olarak meydana gelen kötüleşmeler ile seyreden uzun süreli bir hastalık. Alevlenmeler hastanın tedavisi ve hastalığın gidişatı için olumsuz etki yaratabiliyor.

Avrupa’da Solunum Sistemi Hastalıkları Maliyetlerinin Yüzde 56’sı Koah KOAH’ın toplum için ciddi bir sosyal ve ekonomik yük oluşturduğunu belirten Abdi İbrahim Medikal Direktörlüğü, maliyetlerin büyük kısmının alevlenmeler ve sonuçlarına bağlı olarak oluştuğunu belirtiyor. Sadece Avrupa Birliği’nde tüm sağlık harcamalarının içerisinde yüzde 6’lık pay solunum sistemi hastalıklarına bağlı oluşuyor. Bu solunum sistemi hastalıkları maliyetlerinin ise yüzde 56’sı KOAH nedeni ile gelişiyor. KOAH tanısı için solunum fonksiyon testinin ardından tanı konuluyor ve hastalar şikayetleri, bulgularının ağırlığı ve aynı zamanda alevlenme durumlarının sıklığına göre 4 kategoriye ayrılıyor. Bu kategorizasyonun ardından hastaya uygun olan tedaviye başlanıyor. Başlıca tedavi yöntemi hastanın rahat kullanabileceği ve uyum göstereceği bir inhaler cihaz yardımı ile verilen ilaç tedavisi. Bunun için nefes ile akciğerlere ilaç etken maddelerini ulaştıran inhaler cihazlar tercih ediliyor. Hastaların, hekimleri tarafından reçete edilen tedaviye uyum göstermeleri tedavi süreci için büyük önem taşıyor. Tedavisini düzenli bir şekilde alan bir hastanın gidişatı tedavi uyumu olmayan bir hastaya göre çok daha olumlu olacaktır.

Haberler

39


Dr. Süha Taşpolatoğlu Abdi İbrahim CEO

Sektörümüz Ve Ülkemiz İçin

Var Gücümüzle Çalışmaya Devam Ediyoruz!

“Türkiye’de 180’i aşkın marka ve 350’den fazla ürün ile faaliyet gösteriyoruz. Kutu bazında Türkiye’de kullanılan her 12 ilaçtan 1’i Abdi İbrahim’in ürünü. 13 ülkede kendi yapılanmamız ile çalışmalarımızı yürütüyoruz. Türk ilaç sektörünün lider şirketi olarak her yıl milyonlarca hayata dokunuyor, insanları iyileştiriyoruz. Cesaret, tutku ve sorumluluk olarak belirlediğimiz temel değerlerimizden aldığımız güçle, lider konumumuzu korurken, yurtdışı yatırım ve faaliyetlerimiz ile uluslararası arenada da ülkemizi gururla temsil ediyoruz.”

Röportaj

40


Temelleri 1912 yılında atılan ve ilaç sektöründe Türkiye’nin lideri konumunda yer alan Abdi İbrahim’in vizyonu nedir? 106 yıldır dokunduğu hayatları iyileştirmek için tutkuyla faaliyetlerini sürdüren Abdi İbrahim, 16 yıldır hem kutu hem de ciro bazında Türk ilaç sektörünün lideri konumunda bulunuyor. Türkiye’de 180’i aşkın marka ve 350’den fazla ürün ile faaliyet gösteriyoruz. Kutu bazında Türkiye’de kullanılan her 12 ilaçtan 1’i Abdi İbrahim’in ürünü. 13 ülkede kendi yapılanmamız ile çalışmalarımızı yürütüyoruz. Türk ilaç sektörünün lider şirketi olarak her yıl milyonlarca hayata dokunuyor, insanları iyileştiriyoruz. Cesaret, tutku ve sorumluluk olarak belirlediğimiz temel değerlerimizden aldığımız güçle, lider konumumuzu korurken, yurtdışı yatırım ve faaliyetlerimiz ile uluslararası arenada da ülkemizi gururla temsil ediyoruz. Üç kuşaktır eczacılar tarafından yönetilen şirketimiz, kendini adamış bir şekilde sektörümüz ve ülkemiz için var gücüyle çalışmaya devam ediyor. Yatırımlarımız, yüksek teknolojimiz ve istihdama olan katkımızla hem ülke ekonomisine hem de ilaç sektörüne katkı sağlıyoruz. Büyüme hedeflerimizi yalnızca Türkiye ile sınırlı tutmuyoruz. Mevcut ürünlerdeki liderliğimizi pekiştirmek, yeni ürünleri hizmete sunmak, farklı firmalar için yaptığımız üretimin hacmini artırmak, markamızı uluslararası pazarlarda daha da güçlendirmek ve yeni satın alma-birleşme fırsatlarını değerlendirmek gündemimizin öncelikli konuları arasında yer alıyor. Geçtiğimiz aylarda Türkiye’nin en büyük biyoteknolojik ilaç üretim tesisi olan AbdiBio’nun açılışını gerçekleştirdiniz. Yeni açılan tesisiniz ile birlikte biyoteknoloji alanındaki faaliyetlerinizi öğrenebilir miyiz? İlaç her ülke için önemli olduğu gibi Türkiye için de stratejik bir konu. İlaç sektörü de sürekli gelişen ve üreten bir sektör olmasının yanı sıra kendini devamlı yenilemek, bilim ve teknoloji alanındaki gelişmelere olabildiğince hızlı bir şekilde uyum sağlamak zorunda. Dünya ilaç sektöründe biyoteknoloji alanında önemli gelişmeler yaşanıyor. Tüm dünyada, bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeler doğrultusunda biyoteknolojik ilaçlara doğru ciddi bir yönelim ve bu alanda ciddi yatırımlar söz konusu.

olan bir konu. Ülkemize dünya standartlarında bir biyoteknolojik ilaç üretim tesisi kazandırma isteğimizi AbdiBio ile gerçekleştirdik. Türkiye’nin en büyük biyoteknolojik ilaç üretim tesisi AbdiBio’yu 450 milyon TL’lik yatırımla bu yıl Mayıs ayında faaliyete geçirdik. Dünya standartlarında üretim yapmamıza olanak sağlayan tesisimizde, önce fill&finish ardından da hücre bankasından başlayarak nihai ürüne kadar olan tüm üretim süreçlerini gerçekleştirerek; kanser, diyabet, romatizma, merkezi sinir sistemi, göz ve kan hastalıkları tedavisinde kullanılacak ürünlerin üretimini yapacağız. 13 bin metrekare kapalı alan üzerine kurulu tesisimizde çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. AbdiBio üretim tesisinde üretilecek ilaçları Türkiye’de kullanıma sunacağız; aynı zamanda yurtdışında faaliyet gösterdiğimiz ülkelere de ihraç edeceğiz. Ürettiğimiz ürünleri ilk etapta Bağımsız Devletler Topluluğu, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerine ihraç ederek 2020 yılında toplam ihracatımızın en az yüzde 20’sinin biyoteknolojik ilaçlardan gelmesini bekliyoruz. 2020 yılı için öngörümüz AbdiBio’da üretilen ürünlerimizin yurtiçi satışlarımızın yüzde 10’unu oluşturacağı yönünde. Yetişmiş insan kaynağının son derece yetersiz olduğu biyoteknoloji alanında öncü bir yatırım olan AbdiBio’da bir yandan yurt içindeki insan kaynağını etkin olarak sürece dahil ederken, bir yandan da yurt dışından gelen uzmanlar aracılığıyla yepyeni bir alanda çok önemli bir know-how merkezi oluşturacağız. AbdiBio ile amacımız; güçlü ve geniş bir biyoteknolojik ürün portföyü oluşturmak ve biyoteknolojik ürünler üretebilecek, son teknolojiyle donatılmış bir üretim tesisini Türk ilaç sektörüne kazandırarak ülke ekonomisine destek olmak.

Tüm bu yatırımlar ile birlikte 2015’ten 2020 yılına kadar toplam 2 milyar TL’lik yatırımı ülkemize ve endüstrimize kazandırmış ve 750 kişilik ek istihdam sağlamış olacağız. Abdi İbrahim olarak hedeflerimiz ve yatırımlarımızla ülkemiz ve sektörümüz için değer katmaya devam edeceğiz.

Biyoteknoloji uzun yıllardır bizim de odağımızda

Röportaj

41


Steril Enjektabl Üretim Tesisi ve Onkoloji Üretim Tesisi son zamanlarda yaptığımız önemli yatırımlarınızdan. 2020 yılında üretime geçmesini planladığınız tesisler hakkında bilgi alabilir miyiz? AbdiBio ile birlikte birçok önemli yatırımı hayata geçirdik ve geçirmeye devam ediyoruz. Hormon alanında iddialıyız. 15 Milyon TL yatırımla faaliyete geçirdiğimiz hormon alanında bu yıl üretime başladık. Diğer üretim alanlarından tamamen ayrılmış olarak dizayn edilen bu alan, ülkemizde bu yöndeki önemli bir ihtiyacı giderecek. Biyoteknoloji ve hormondan sonra bir başka odak alanımız da oftalmoloji. 375 Milyon TL yatırımla hayata geçirdiğimiz oftalmoloji üretim alanımızda da sona gelmek üzereyiz. 2019 yılında yeni teknolojilerle üretime başlayacağımız bu alanda steril göz damlaları üreteceğiz. Bize, Avrupa için de üretim yapabilme yetisi verecek olan bu alanın ve üretim sistemlerinin dizaynı FDA standartlarını karşılar nitelikte.

Biyoteknolojik İlaç Üretim Tesisi AbdiBio

42

Tüm bu yatırımlar ile birlikte 2015’ten 2020 yılına kadar toplam 2 milyar TL’lik yatırımı ülkemize ve endüstrimize kazandırmış ve 750 kişilik ek istihdam sağlamış olacağız. Abdi İbrahim olarak hedeflerimiz ve yatırımlarımızla ülkemiz ve sektörümüz için değer katmaya devam edeceğiz. Ar-Ge çalışmalarınız hakkında bilgi alabilir miyiz? İlaç sektörünün orta ve uzun vadeli başarısı için güçlü bir Ar-Ge yapılanması ve yüksek teknolojili yatırımlar oldukça büyük önem taşıyor. Biz de Abdi İbrahim olarak bu bilinçle güçlü bir Ar-Ge yapılanmasına sahibiz. Şirketimizin sürdürülebilir organik büyümesine katkıda bulunacak şekilde oluşturulan Ar-Ge stratejimiz, yeni ürünlerin, eşdeğer ürünlerin yanı sıra inovatif süreçlerin yoğun olarak uygulandığı yeni ilaç taşıyıcı sistemlerin, yeni sabit doz kombinasyonlarının, bilinen ilaç molekülleri için yeni endikasyon araştırmalarının, OTC-Besin desteği ürünlerin, yeni tıbbi cihazların geliştirilmesini kapsamakta. 2008 yılında Türkiye’nin ilk akredite ilaç Ar-Ge Merkezi’ni hayata geçirdik. Türkiye İhracatçılar Meclisince hazırlanan, Türkiye’nin tek resmi envanteri olan Ar-Ge 250 Araştırması’nda 20. sırada, ilaç firmaları arasında ise 1. sırada yerimizi aldık. Organik büyümeye yönelik daha güçlü ve somut adımlar atarak yeni iş alanlarına girdik ve ortaklıklar kurduk. Tüm bunlar Ar-Ge faaliyetlerinin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Ayrıca, farklılaştırılmış yenilikçi ürünlerin araştırılması ve işbirliği olanakları da çalışmalarımız arasında yer alıyor.

Bu yıl temellerini attığımız Steril Enjektabl & Onkoloji Üretim Tesisleri ise bir diğer önemli yatırımımız. 900 Milyon TL yatırım tutarı ile Türkiye’nin en büyüğü olacak bu tesisimizde 2020 yılında üretime başlayacağız. Farklı formlarda olan steril ürünlerin üretimini yapıp, kendi ürünlerimizi üretmenin yanı sıra sektörün ihtiyacı olan steril üretim hizmetini de vereceğiz.

Başlıca faaliyet gösterdiğimiz alanlar arasında Farmasötik Geliştirme, Analitik Geliştirme, Ön-Formülasyon Araştırmaları, Klinik Araştırmalar (ağırlıklı olarak Biyoyararlanım/Biyoeşdeğerlik Çalışmaları), Patent Çalışmaları, Geliştirme ve Ruhsat Dosyası Yazımı, Proje Yönetimi, İşbirlikleri Yönetimi ve standartlar ile proseslerde sürekli iyileştirme (QbD- Quality by Design uygulaması) yapılması yer alıyor.

Esenyurt üretim kompleksimizde yaptığımız yeni tesislerin yanı sıra var olan konvansiyonel ilaç üretim tesisimize de yatırım yapmayı sürdürüyoruz. Bu kapsamda 2020 yılına kadar fabrikamıza yapacağımız kapasite artırımlarının yatırım tutarı 163 Milyon TL olacak.

Dünyada ilk kez Abdi İbrahim’in hayata geçirdiği 2 projeden gururla bahsetmek isterim. İlki, antivertigo, anti-Alzheimer ve steroid olmayan antienflamatuar ajanı 3 ayrı molekülün ODT (Orally disintegrating tablet-ağızda dağılan tablet) ilaç

Röportaj


formlarının geliştirilmesiyle ilgili bir proje. Diğer bir inovatif projemiz ise, analjezik ve non-streoid anti-enflamatuvar iki ayrı molekülün dünyada ilk defa bir arada kullanımıyla analjezide sinerjik etki sağlayan yeni bir kombinasyon ilaç ürünü. Toplum sağlığı açısından önemli bir sorun olan Kronik Obstürüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ve astım konusunda tek bir etkin madde içeren ilaçların yanı sıra tedavide sinerji göstermesi öngörülen ayrı farmokolojik gruplarda yer alan iki ya da üç etkin maddeli inhaler ürün kombinasyonlarıyla ilgili Ar-Ge çalışmalarımız devam ediyor. Göğüs hastalıkları alanında, çoğunlukla ithal olarak ülkemizde kullanılan nebul dozaj formundaki ürünlerin yerli üretim ile üretilmesine yönelik eşdeğer ürün çalışmalarımız da bulunuyor. Bilinen bir molekülün, dünyada ilk olacak yeni bir kontrollü salım dozaj formunun geliştirilmesiyle günde 2-3 defa dozlama yerine günde bir defa dozlama ve etkin bir tedaviyle hasta uyumunun artırılmasına yönelik projelerimiz sürüyor.

ruz. ‘İyileştiren Yüzler’ programıyla Tıbbi Tanıtım Temsilcileri, ‘İyileştirmek Emek İster’ programıyla ise fabrikamızda üretim elemanları yetiştiriyoruz. Son olarak programlarımız arasında kattığımız Genç Yetenek Geliştirme Programımız İksir’e çok güzel geri dönüşler oldu. Bu programla destek birimlerimizde, gençlerimize kariyerlerinde ilk ve en önemli adımı atacak yetenekleri sunuyor, kariyerlerine yön verecek deneyim ve fırsatlar oluşturuyoruz. Bu program, genç, yenilikçi ve öğrenmeye açık zihinlere en hızlı şekilde ulaşmamızı sağlıyor. Uluslararası pazarlarda ne gibi faaliyetler yürütmektesiniz? Türk ilaç sektörünün lider şirketi olarak sektörün en geniş pazarlama & satış kadrosuyla tüm Türkiye’de faaliyet gösteriyor, ülkemizi uluslararası arenada da gururla temsil eden güçlü bir marka olma yolunda hızla ilerliyoruz.

Türk ilaç sektörünün en çok istihdam sağlayan şirketisiniz. Organizasyonel yapınız ve gençlere yönelik istihdam projelerinizi anlatır mısınız?

Yurtdışında kontrollü ama sürekli gelişen bir stratejiyle ilerliyoruz. 13 ülkede doğrudan kendi organizasyonumuzla yer alıyoruz. Avrupa Birliği ülkelerinden Kanada’ya, Kuzey Afrika’dan Asya’ya olmak üzere 50’den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Dünyanın en köklü Japon firmalarından biri olan Otsuka ile 6 yıldır çok başarılı bir ortaklığımız var. Kazakistan ve Cezayir’de en son teknolojiyle hayata geçirdiğimiz modern tesislerimizde üretim gerçekleştiriyoruz.

4.000 Abdi İbrahimli ile Türk ilaç sektörünün en çok istihdam sağlayan şirketi olma ünvanımızı önümüzdeki yıllarda da korumayı hedefliyoruz. Abdi İbrahim olarak nitelikli ve genç bir çalışan profiline sahibiz. Yeni mezun istihdamına katkı sağlayan sayılı firmalardan bir tanesiyiz. Yıllık ortalama bin kişiyi istihdam ediyoruz ve bu sayının %50’si yeni mezun-deneyimsiz kişilerden oluşuyor. MT programları ile gençlerimize Abdi İbrahim’i tanıma fırsatı yaratıyoruz. 20 yılı aşkın bir süredir Pazarlama-Satış MT programını sürdürüyoruz. Bunun yanı sıra Kalite ve Ar-Ge bölümlerimizde analist yetiştiren bir program sürdürüyo-

Bağımsız Devletler Topluluğu, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki markalarımızı kuvvetlendirerek ve yeni markalar ekleyerek, bu bölgelerdeki ihracatımızı büyüteceğiz. Avrupa Birliği içinde, geliştirmesi ve üretimi zor olan ürünlerimizi, işbirliği yaptığımız firmaların dağıtım ve pazarlama ağlarını kullanarak kendi markamızla ihraç etmeyi sürdüreceğiz. Özellikle Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ihracatı önem taşıyor. Son yıllardaki büyümesi ile Suudi Arabistan, dünyanın en büyük 10 ilaç pazarı arasına girmek üzere. Büyüyen bu pazardaki ekonomik güçlükler ve konjonktür nedeniyle ilaca erişim eskisine göre siyasi açıdan da öncelik kazandı. Türk

AbdiBio’da üretilmesi planlanan onkolojik ve oftalmolojik ürün portföyünün Ar-Ge çalışmaları da tüm hızıyla sürüyor.

Yurtdışında kontrollü ama sürekli gelişen bir stratejiyle ilerliyoruz. 13 ülkede doğrudan kendi organizasyonumuzla yer alıyoruz. Avrupa Birliği ülkelerinden Kanada’ya, Kuzey Afrika’dan Asya’ya olmak üzere 50’den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Dünyanın en köklü Japon firmalarından biri olan Otsuka ile 6 yıldır çok başarılı bir ortaklığımız var. Kazakistan ve Cezayir’de en son teknolojiyle hayata geçirdiğimiz modern tesislerimizde üretim gerçekleştiriyoruz.

Röportaj

43


ürünlerinin bölgedeki olumlu kalite algısı, Abdi İbrahim olarak son 5 yıldır bölgedeki pazara erişim ve iş geliştirme faaliyetlerimiz ile birleştiğinde, Suudi Arabistan ve çevresindeki Körfez ülkeleri, bizim için en cazip ülkeler arasında yer alıyor. Yüzde 100 yerli sermayeli yapımızla, bir yandan doğup büyüdüğümüz topraklara yatırım yaparken, bir yandan da küresel oyuncu kimliğimizi kuvvetlendirecek adımlarımızı hızlandırıyor ve farklı coğrafyalarda da faaliyet alanımızı her geçen gün genişletiyoruz. Sosyal sorumluluk faaliyetlerinizden bahseder misiniz? İçinde bulunduğumuz çağda, topluma duyarlı bireyler olmanın ötesinde şirket olarak toplum adına bir soruna çözüm üretiyor olmak son derece önemli. Sorumlu işletmeler, iş dünyasında faaliyetlerini sürdürürken, toplumun da menfaatlerini gözetmek zorundadır. Bu noktada sosyal sorumluluk projeleri büyük önem taşımaktadır. Abdi İbrahim olarak toplumdan kazandığımızı topluma geri verme anlayışıyla faaliyetlerimize devam ediyoruz. Bunu yaparken de sürdürülebilirliğe özen gösteriyoruz. Bu çerçevede bugüne kadar Akılcı İlaç Kullanımı, Edirne Darüşşifası’nı İyileştirme Projesi, Van Gogh Alive, Görmezden Gelmeyelim, OtizmAilem gibi birçok proje gerçekleştirdik. 100. yılımızda başlattığımız ve halen devam eden, bizim için son derece önem taşıyan projelerimizden biri olan ‘Akılcı İlaç Kullanımı’, Türk ekonomisi açısından da önem taşıyan bilinçsiz ilaç kullanımı konusunda, toplumsal farkındalık düzeyini artırmayı amaçlayan bir proje. İlk kez Dünya Sağlık Örgütü tarafından 1985 yılında başlatılan ve 1992’den bu yana T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından uygulamaya konulan “Akılcı İlaç Kullanımı” konusunda sorumluluk üstlendik. Çeşitli bilinçlendirme kampanyalarıyla, ilacın doktorun önereceği doz ve sürede, eczacıya danışarak kullanılması gerekliliğine dikkat çekiyoruz. Edirne Darüşşifası’nı İyileştirme Projesi diğer önemli projelerimizden biri. Bu proje ile Osmanlı tıbbı hakkında bilinmeyen bilgilerin gün ışığına çıkmasına öncülük ederek geçmişi günümüze taşıdık. Proje kapsamında, tıp ve mimari tarihimizin en önemli merkezlerinden biri olan ve 500 yıllık geçmişiyle tarihte önemli bir yer tutan Edirne Darüşşifası’nı, tarihine ve mimari dokusuna saygı 44

Röportaj

duyarak yeniledik. Osmanlı tıp tarihini gün ışığına çıkaran bu çok önemli projeyi 2015 yılında hayata geçirdik. 100. yıl kutlamalarımız kapsamında önce İstanbul’da, ardından Ankara’da, Van Gogh Alive Dijital Sanat Sergisi’ni sanatseverlerle buluşturduk. “Şizofreni ile Yaşam” temasından hareketle Abdi İbrahim Otsuka’nın hayata geçirdiği Görmezden Gelmeyelim Projesi kapsamında bu hastalığa dikkat çekmek ve farkındalığı artırmak için çeşitli etkinlikler düzenledik. Hasta ve hasta yakınlarına, internet ve sosyal medya üzerinden, konusunda yetkin pek çok uzman hekim ile hazırlanan güncel, pratik ve doğru bilgiye ulaşım imkanı veren OtizmAilem projemiz ise on binlerce kişiye ulaştı.

Dr. Süha TAŞPOLATOĞLU Dr. Süha Taşpolatoğlu, Haziran 2013’den bu yana Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş CEO’su olarak görevini yürütmektedir. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Dr. Taşpolatoğlu, 1986-1989 yılları arasında Sağlık Bakanlığı bünyesinde tıp doktoru olarak görev almıştır. Dr. Taşpolatoğlu, 1990 yılında adım attığı profesyonel iş yaşamında ilaç sektörünün önde gelen ulusal ve uluslararası birçok şirketin satış ve pazarlama bölümlerinde üst düzey sorumluluk üstlenmiştir. 2001 - 2009 yılları arasında Abdi İbrahim’de Satış ve Pazarlama alanında yöneticilik görevini başarıyla yerine getirerek Satış ve Pazarlama Genel Müdürlüğü pozisyonunu üstlenen Dr. Süha Taşpolatoğlu, 2009 - 2013 yılları arasında Roche Türkiye Genel Müdürü olarak görev yapmıştır. 1961 yılında Adana’da doğan Taşpolatoğlu evli ve iki çocuk babasıdır.


Medikal Sosyal Medya Yönetimi Kişiselleştirilmiş Web Sitesi Dijital Muayenehane ve daha fazlası için...

by DOGO

creativeworks


14 kasım

DÜNYA

Diyabet Günü


Dünya Sağlık Örgütü(WHO) ile Dünya Diyabet Federasyonu’nun (IDF) tarafından, 1921 yılında insülini bularak diyabet hastası milyonlarca hastanın tedavisini mümkün kılan Fredrick Bantig‘in doğum yıl dönümü anısına 14 Kasım tarihini Dünya Diyabet Günü olarak kutlanmasına karar verilmiştir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da 2007’den itibaren 14 Kasım Günü’nü resmi olarak “Dünya Diyabet Günü” olarak tanımıştır. Diyabetin sebepleri, belirtileri, tedavisi ve neden olabileceği organ tahribatları açısından halkı aydınlatmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlenen Dünya Diyabet Günü ülkemizde de Sağlık Bakanlığı öncülüğünde kutlanmaktadır. Diyabet, ülkemizde görülme sıklığı giderek artan, ciddi organ kayıplarına yol açan ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilen kronik bir hastalıktır. Diyabetli bireylerin yaşam kalitelerinin arttırılması, beslenme, egzersiz, tıbbi tedavi ve eğitimden oluşan dört temel faktörde mümkün olmaktadır. Diyabet hastalığını önlemek, onu kontrol altına almanın ilk adımıdır. Ülkemizde önemli oranda hastalık yükü oluşturan bulaşıcı olmayan hastalıklar arasında diyabet ve komplikasyonları önemli bir yer tutmakta olup; müdahale edilmezse değişen yaşam tarzları sebebiyle bu yükün yakın gelecekte hızla artması beklenmektedir. Yaşam tarzı değişiklikleri ile 2040 yılına kadar 160 milyon diyabetin geciktirebileceği veya önlenebileceği öngörülmektedir. Birçok ülkede sağlıksız beslenme ve fiziksel olarak aktif olmayan yaşam tarzı, çocuk ve gençlerde de tip 2 diyabet görülme riskini küresel halk sağlığı sorunu haline getirmektedir. Küresel sağlık harcamalarının %12’si, yetişkin diyabetli bireyler için harcanmaktadır. Diyabet hastalığı, vücudumuzda insülin hormonunun hiç üretilememesi veya vücudun ihtiyacını karşılayacak kadar üretilememesi, ya da üretilen insülinin yeterince etki gösterememesine bağlı olarak ortaya çıkar. Diyabet kronik bir hastalık olup hayat boyu tedavi gerektirir. 2015 yılında 415 milyon yetişkin diyabetli sayısının 2040 yılında 642 milyona çıkacağı tahmin edilmektedir. Buna göre 2040 yılında her 10 yetişkinden birinin diyabetli olacağı tahmin edilmektedir.

Diyabetli her iki kişiden birinin tanı almadığı bilinmektedir. Bu durum kişileri sakatlık ve erken ölüme neden olan komplikasyonlara karşı elverişli hale getirmektedir. Diyabette tanının gecikmesi demek, tip 2 diyabetli bireylerin komplikasyonlardan en az biri ile karşılaşması anlamına gelir. Birçok ülkede diyabet körlük, kalp damar hastalıkları, böbrek yetmezliği ve alt ekstremite(ayak-bacak) ampütasyonunun(kayıp) en önemli nedenidir. Optimal sağlığı sağlamak için diyabetin etkin yönetiminde en önemli nokta; diyabet komplikasyonlarının taranmasıdır. Hastalıktan korunmak için; hareketimizi arttırmak, spor yapmak, sağlıklı beslenmek ve hastalığa dair belirtiler görüldüğünde sağlık kuruluşuna başvurmak gerekmektedir. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir halk sağlığı sorunu hale gelen diyabetin önlenmesi ve kontrolü amacıyla Bakanlığımızca “Türkiye Diyabet Programı” yürütülmektedir. Bu kapsamda diyabet hakkında farkındalığın arttırılması ve öneminin vurgulanması amacıyla her yıl olduğu gibi bu yıl da 14 Kasım “Diyabet Günü” etkinlikleri İlimizde de Uluslararası Diyabet Federasyonunun belirlediği slogan “Diyabette Gözler” ile, tema olarak ise diyabetin erken tanısı için taramanın önemi ve erken tanı ile komplikasyon risklerini azaltmaktır” ile gerçekleştirilecektir.


Prof. Dr. Temel Yılmaz İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi

Türkiye’de Diyabet Artış Hızı, Dünya Ortalamasının İki Katı, Avrupa Ortalamasının Üç Katı Kadar Fazla!

“Diyabet iyi izlenmedikçe organ hasarları, komplikasyonlarla beraber giden bir hastalık. Diyabet kroner kalp hastalıkları, hipertansiyon ve felçlerin başlıca sebebi. Diyabet iyi tedavi edilmediği zaman, dünyadaki kronik hastalıkların içinde ilk altı ölüm nedeninin bir numaralı sebebi. Onun için diyabetteki esas harcamalar hastalığın kendisinden çok komplikasyonlarında oluyor. Komplikasyon başladığı zaman diyabet harcamaları 3 kat artıyor.”

Röportaj

48


Türkiye’de ve dünyada diyabet hastalığının görülme sıklığı nedir? Diğer ülkelerle birlikte değerlendirdiğimizde Türkiye’nin diyabet prevalans ortalaması ne durumda? Hem Türkiye’de hem de dünyada diyabetin artış hızı nüfus ortalamasının artış hızından çok daha fazla. Diyabetle ilişkili olarak Dünya Sağlık Örgütü’nün bu güne kadar yapmış olduğu istatistiklerin hemen hiçbiri doğru olmadı. 1995 yılında Dünya Sağlık Örgütü bir araştırma yayınladı. Türkiye’de diyabet prevalans ortalamasını %5.6 olarak açıkladı. Yapılan hesaplara göre 2025 yılında bu oranın %7.6 olacağını bildirdi. 5 yıl sonra, 2000 yılında biz yine Dünya Sağlık Örgütü’nde bu yazıyı kaleme alan hoca ile beraber TURDEP-I çalışmasını yaptık. Benim koordinatörü olduğum bir çalışmaydı. Biz hemen 5 yıl sonra Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025 yılı için öngördüğü değere ulaştık. 2000 yılında Türkiye’de diyabet prevalans ortalaması %7.6 olarak bulundu. Bundan 10 yıl sonra TURDEP-II çalışmasında bu değer %13.6 oranında arttı. Yani 10 yılda diyabetin prevalans artış hızı bu ülkede %100 oldu. Türkiye’de diyabet artış hızı dünya ortalamasının 2 katı, Avrupa ortalamasının 3 katı kadar fazla. Sonuç olarak diyabet tüm dünyada artıyor ama Türkiye’deki artış hızı bu değerlerin çok üzerinde. Söylediğiniz gibi diyabet günden güne artıyor ve toplumları tehdit eden bir hal alıyor. Peki bu artışın sebebi nedir? Bu konuyu iki açıdan ele almak gerekiyor. Birincisi “Dünyada diyabet niye bu kadar hızlı artıyor?” İkincisi “Neden diyabet Türkiye’de dünya ortalamasından daha fazla artıyor?” Birleşmiş Milletler kendi tarihinde dördüncü kez toplanıp bir hastalıkla ilişkili olarak dünyadaki bütün sağlık otoritelerini alarm durumuna geçirdi. Birleşmiş Milletler, ilk olarak tüberküloz salgını, sonrasında sıtma salgını, üçüncü olarak ise AİDS salgını için toplanmıştı. Dördüncü olarak ise diyabet salgını için toplanmış oldu. İlk üç toplanmaya sebep olan hastalıklar bulaşıcı olan hastalıklar. Fakat diyabet için böyle bir durum söz konusu değil. Diyabet, 21. yy’in gündemimize getirdiği yeni ha-

yat modeli yüzünden ivme kazanıyor. Bu yeni hayat modeli ile birlikte teknoloji gelişti ve hareket azaldı. Yaşantımıza televizyon, bilgisayar, akıllı telefon girdi ve insanlar bütün işlerini oturarak çözümlemeye başladı. Bu durum bir süre sonra 21. yy yaşam modeli olarak insan hayatlarını değiştirdi. Yeni düzende dinlenmeye ve yemek yemeye daha az zaman kaldı. Bir süre sonra 8 saatlik çalışma kavramı ortadan kalktı. Çalışma bütün güne hatta bütün geceye yayıldı. Diğer taraftan beslenme modeli de değişti. Fast food, günümüzün bir gerçeği haline geldi. Fast food’u iki grupta incelersek; birinci grup, her ülkede olduğu gibi Amerikan tipi fast food. ikinci grup ise o ülkenin milli fast food’u. Milli fast food’u yağlı, unlu, karbonhidrat bakımından zengin yiyeceklerden oluşan uluslar daha hızlı şişmanlıyor ve diyabet daha hızlı yayılıyor. Bizim milli fast food’umuz Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nin yemeklerinin fast food haline gelmiş şekli. Yağlı ve karbonhidrat oranı yüksek olan yiyecekler. Aynı şekilde Meksika’da da durum böyle. Ama Japonya’ya baktığımız zaman onların milli fast food’u kilo almaya zemin hazırlamıyor. Sonuçta fast food tipi beslenme, hareketsiz yaşam ve düşük yoğunluklu stres obeziteyi, insülin direncini ve diyabeti arttırdı. İki önemli nokta var. Diyabet prevalansı, dünyada çok gelişmiş ülkelerde az gelişmiş ülkelere göre daha fazla. Teknoloji bir ülkeye ne kadar yerleşirse diyabet de o hızla artıyor. Türkiye’de diyabet artış hızının dünya ortalamasının 2 katı, Avrupa ortalamasının 3 katı kadar fazla olduğunu belirttiniz. Bunlar ciddi rakamlar. Türkiye’de diyabetin diğer ülkelere göre çok daha hızlı artmasını neye bağlıyorsunuz? Çünkü bizim üç tane özelliğimiz var. Biz ulus olarak hareketi sevmiyoruz. Ülkemizde insanlar spordan çok fazla hoşlanmıyor. İkincisi, hareket etmeyi sevmiyoruz ve bununla beraber diğer uluslara göre teknolojiye çok daha fazla meraklıyız. Türkiye’deki teknoloji merakı dünyanın hiçbir ülkesinde yok. Üçüncüsü biz yemek yemeyi çok seviyoruz. Bütün bunlar olunca diyabet çok hızlı bir şekilde artıyor. Bu nedenlerden dolayı diyabet ülkemizde dünya ortalamasının 2 katı, Avru-

Röportaj

49


pa ortalamasının 3 katı oranında artıyor. Şu anda prevalansı en hızlı şekilde artan ülkeyiz. Diyabet tedavisinin maliyetinin ekonomimizdeki yeri nedir? Bu konuda bir resmi rakamlar bir de bilinmeyen rakamlar var. Türkiye’de son 10 yılda hasta kayıt sistemlerinde çok önemli ilerlemeler oldu. Ama buna rağmen doğusuyla batısıyla halen diyabet kayıtlarında olaya çok hakim değiliz. Ama bildiğimiz kadarıyla olayın boyutu çok büyük. Yani SGK’nın kayıtlarına göre Türkiye’de 7.8 milyon ilaç kullanan insan var. Diyabet ve diyabete bağlı organ hasarları Türkiye’nin sağlık bütçesinin %25’ini oluşturuyor. Diyabet iyi izlenmedikçe organ hasarları, komplikasyonlarla beraber giden bir hastalık. Diyabet kroner kalp hastalıkları, hipertansiyon ve felçlerin başlıca sebebi. Diyabet iyi tedavi edilmediği zaman, dünyadaki kronik hastalıkların içinde ilk altı ölüm nedeninin bir numaralı sebebi. Onun için diyabetteki esas harcamalar hastalığın kendisinden çok komplikasyonlarında oluyor. Komplikasyon başladığı zaman diyabet harcamaları 3 kat artıyor. Ülkemizde ve dünyada diyabetle mücadelede kapsamında nasıl politikalar izleniyor? Sağlık Bakanlığı’nın bu konuyla ilgili olarak yaptığı Diyabet Önleme Çalışması var. Bir de meslek örgütlerinin bu konuya yönelik yaptığı çalışmalar var. Meslek örgütleri içerisinde yapılan en önemli çalışma Diyabet 2020 Vizyon ve Hedefler. Meslek örgütlerinin yaptığı çalışmalar, Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı çalışmalara veri sağlayıcı, aynı zamanda bu çalışmaların alt yapısını oluşturuyor. Buradaki en kritik nokta, önleyici çalışmalar. Diyabet klinik olarak ortaya çıktıktan sonra, diyabeti kontrol altına almak mümkün değil. Diyabet hayat boyu süren bir hastalık. Asıl önemli olan nokta, diyabet ortaya çıkmadan kontrolünün sağlanması. Diyabet önlenebilir bir hastalık. Dünyada da diyabetin önlenebilmesi için birçok çalışma yapılıyor. Bu çalışmalar içinde en önemlisi Finlandiya

50

Röportaj

çalışması. Finlandiya çalışmasına göre; kilonun %5 oranında düşürülmesi ve günde 30 dakikalık yürüyüşle diyabetin ortaya çıkma olasılığı %56 oranında azaltıyor. Bizde Türkiye Diyabet Vakfı olarak “Diyabeti Durduralım” diye bir proje yaptık. Amerika ve İtalya’da böyle bir çalışma var. Sonuçta bu çalışmaların yaptığı başarı hiçbir zaman istenen noktada olmadı. Diyabetin durdurulması için 21. yy’in yeni hayat modelinin kökten değişmesi lazım. Bilgisayarlar 8’de açılıp 12’de kapanacak. 12’den 14’e kadar yemek ve yürüyüş. Yenen yemek kesinlikle fast food olmayacak. Saat 14’te açılacak bilgisayar saat 18’de kapatatılacak. Gece bilgisayar, akıllı telefon, sosyal medya kullanmak yasak olacak. Çünkü bunları yapabilirsek diyabetin prevalansının yayılmasını önleyebiliriz. Yoksa bu konuyla ilişkili olarak çözüm bulabilmek çok zor. Dünya nasıl sigarada bir yere geldi. Sigara çıktığı zaman bir doktor çıktı ve sigaranın ne kadar yararlı bir şey olduğunu anlattı. Aradan 30-40 sene geçtikten sonra görüldü ki sigara birçok hastalığa neden oluyor. Teknolojiye karşı devletler önlem almalı. Günün birinde bu önlemler alınmaya başlayacak, insanlar uyarılacak. Gerçekten benim anlattığım gibi uygulamalara hayata geçirilecek. En azından şöyle bir kanun çıkacak. Çalışma saati bitiminden sonra gelen maillere hiç kimse cevap vermek zorunda değil. Akşam 18 ve sabah 6 arasında hiçbir mesuliyet olmayacak. İkincisi, bir kanun çıkarılmalı ve beyaz ekmek tamamen yasaklanmalı. Ekmeğin içindeki çavdar oranı %70’in altına inmemeli. Okul kantinleri kaldırılmalı ve çocuklar okulda sulu yemekler yemeliler. Herkesi spor yapıp yapmadığı kontrol edilmeli. Kişi ideal kilosunun üstüne geçince alarm verilmeli. Günün birinde böyle önlemler alınacağına gerçekten inanıyorum. Aslında olay şu, burada iki faktör var. Bir tanesi, teknoloji o kadar hızlı ilerledi ki sağlıkla ilgili karar vericiler ve koruyucular yani bakanlıklar, teknolojinin insan hayatına neler getireceğini kestiremedi. Aslında bu teknolojiyi üreten firmalar bunu biliyordu, bunun hesabını yapmıştı. Ama onlar para ve zaman kazanmak için toplumu bununla ilgili olarak uyarmadılar. Halen milyonlarca in-


san cep telefonu kullanır ama cep telefonundaki SAR değeri nedir kimse bilmez. Ama cep telefonu üreten firmalar, millet farkına varmadan SAR değerini düşürmek için milyonlarca dolar harcarlar. Bir başka önemli nokta da dünyada ulus devlet kavramı giderek zayıflamaya başladı. Büyük teknoloji, gıda firmalarının müthiş ağırlığı oldu. Bunlar artık birçok ülkede örgütlendi. Bunlar ulus devletten daha güçlü oldular. Google, Facebook, Elon Musk gibi insanlar dünyanın her ülkesinde istediği devlet başkanı ile istediği zaman görüşebiliyor. Dünyada hiçbir medya bu insanların aleyhinde yazı yazamıyor ve inanılmaz bir şekilde yaptırım güçleri var. Bu teknoloji firmaları bu kadar büyüyünce bunları karşısına alacak siyasi otoriteler de kalmadı. İşin çığırından çıkmasının önemli nedenlerinden biri bu.

Üçüncü olarak da Non-Diyabetik, diyabet olmamış popülasyonu diyabetten korumak. Bunun için uyarıcı çalışmalar yapıyoruz. Her yıl 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde çok ciddi farkındalık çalışmaları yapıyoruz. Cumhurbaşkanlığı’nın himayesinde uzun bir süre “Diyabeti Durduralım” projesi yaptık. Bizim bütün çalışmalarımız diyabet olmamış, diyabet olmaya aday kişileri eğitmek.

Sonuçta; diyabet çağımızın hastalığı ve giderek yayılacak. Diyabetin artmasıyla birlikte kalp krizleri, felçler, ölümler artacak. Bundan öte ne olur, nasıl olur? O konuyu bilmiyorum. Türkiye Diyabet Vakfı olarak diyabet hastaları, hekimler ve toplum için ne gibi faaliyetlerde bulunuyorsunuz? Türkiye Diyabet Vakfı, çalışmalarını 3 alanda yoğunlaştırıyor. Birincisi, diyabet olmuş hastaları eğitmek. Eğitimle ilgili yapılan çalışmalar şunu gösteriyor; diyabetli bir hastayı bir sağlık personeli gibi eğittiğiniz zaman komplikasyonları inanılmaz bir şekilde azaltabiliyorsunuz hatta ortadan kaldırabiliyorsunuz. İlaç kullanımı %50 oranında düşüyor. Aynı şekilde organ hasarları da düşüyor. Fakat diyabet eğitim programlarının önündeki güçlük şu; 8 milyon kadar hasta varken 600 tane endogrolog ve 600 tane diyabet hemşiresi var. Biz bu konuyla ilgili “Akran Eğitimi” diye bir çalışma yaptık. Akran eğitimi, diyabetlinin diyabetliyi eğitmesi. Öğretme yeteneği olan emekli öğretmen, hemşire gibi insanları bir diyabet eğitiminden geçiriyoruz. Eğitim sonrasında bu kişiler de etraflarındaki diyabetlileri eğitiyor. Böyle bir proje yaptık ve 30 bin kişiyi eğittik. İkincisi, diyabet tedavisinde görev alan sağlık ekibinin bilgilerini güncellemekle ilgileniyoruz. Yaklaşık 20 yıldan beri ulusal kongreler düzenliyoruz. Üç ayağı olan kongrelere binlerce hekim, hemşire ve diyetisyen katılıyor.

Prof. Dr. Temel YILMAZ Prof. Dr. M. Temel Yılmaz, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve İ.Ü. Diyabet Araştırma ve Uygulamaları Merkezi Müdürü olarak görev yapmaktadır. Tip 1 ve Tip 2 diyabet alanında 350’nin üzerinde ulusal ve uluslararası yayını ve 20’nin üzerinde kitap yazarlığı vardır. Aynı zamanda Türkiye Diyabet Vakfı’nın Kurucu Başkanı olan Prof. Yılmaz GAPDİAB ve DOĞUDİAB, Diyabet 2020:Diyabette Stratejik Vizyon ve Hedefler, DAKE (Ulusal Diyabet Akran Hasta Eğitimi Programı) , Diyabet Durduralım ve Diyabet Parlamentosu gibi ulusal Projelerinin koordinatörlüğünü yapmıştır. Özellikle Tip1 Diyabet İmmünolojisi ve Adacık Hücre Nakli çalışmaları konusunda birçok uluslararası araştırmanın yöneticiliğini yapmıştır.

Röportaj

51


Prof. Dr. Zeynep Oşar Siva İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Hekimler, Diyabetli Hastalara Zaman Ayırmalı!

“Günde bir iki defa uygulanan ilaçlardan ziyade haftada bir uygulama giderek yaygınlaşıyor. Bu durum hastanın kullanım kolaylığı açısından önemli. Yapılan araştırmalar hastaların haftada bir aldıkları ilaçları tercih ettiğini gösteriyor. Onun dışında insülin tedavisi ile ilgili yenilikler var. İnsülin tedavisine artı olarak kan şekerini sürekli ölçen cihazların varlığı hasta üzerinde çok önemli etkiler sağlıyor. Çünkü parmaktan ölçüm yerine hasta kendisine takılan küçük bir sensörle şekerini her an görme imkanına sahip oluyor.”

Röportaj

52


13.07.1962 tarihinde Sinop’ta doğdum. İlköğrenimimi Bakırköy Yavuzevler İlkokulu’nda, orta öğrenimimi İstanbul Erkek Lisesi’nde tamamladım. 1980 yılında girdiğim İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden 1986 yılında mezun oldum. Bir yıllık zorunlu hizmetimi Kasım 1986-Aralık 1987 tarihleri arasında Marmaris Devlet Hastanesi’nde tamamladım. 1987 yılı Eylül ayında Tıpta Uzmanlık Sınavı’nı kazandım ve 04.01.1988 tarihinde, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimine başladım. 1992 yılında iç hastalıkları uzmanı oldum ve İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Diyabet ve Metabolizma Bilim Dalı’na araştırma görevlisi olarak atandım. 1993 yılında International Diabetes Federation, Education Foundation bursu ile Almanya, Düsseldorf Heinrich Heine Üniversitesi, Diabet ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nde diyabetik hasta eğitimi ve diabetik ayak ile ilgili çalışmalar yaptım. 1993 yılında International Diabetes Federation Mary Jane Mayes Scholar ödülünü kazandım. 1997 tarihinde İç Hastalıkları dalında doçent ve 2003 yılında profesör unvanını aldım. 2005 yılında endokrinoloji uzmanı oldum. İstanbul Erkek Liseliler Derneği, Türk Diyabet Cemiyeti, Diyabet, Obezite ve Beslenme Derneği, European Association for the Study of Diabetes (EASD) Obezite Araştırma Derneği üyesiyim. Almanca ve İngilizce biliyorum. Evli ve bir çocuk annesiyim. Halen İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji, Metabolizma ve Diyabet Bilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktayım. Ayrıca, muayenehanemde özel hastalarımı görmekteyim. Metformin, diyabet tedavisinde uzun zamandır metformin tüm kılavuzlarda ilk seçenek olarak sunuluyor. Bunun yanına eklenecek ikinci ve üçüncü ilaçlar hep tartışılıyor. Sizce hangi hasta tipine göre, hangi ilaç metformine yardımcı olmalı? Metformin ilk seçenek, ama bazen metforminin hasta tarafından özellikle sindirim sistemine yan

etkileri nedeniyle tolere edilemediği durumlar oluyor. Böyle durumlarda yine metformin dışı bir ilaç ilk seçenek de olabiliyor. İkinci seçenek ve tedavi alternatifi olarak konuşulan ilaçlar çok çeşitli. Bunların bir kısmı insülin salınımını arttırıyor, bir kısmı böbrekten şeker atılımını arttırıyor, bir kısmı da tokluk oluşturarak hem insülin salınımını arttırıp hem de glukagonu baskılayan (Ama glikoz düzeylerine bağımlı etki gösteren) GLP-1 reseptör agonistleri olabiliyor. Yine aynı sistem üzerinden inkretin mimetik ilaçlar dediğimiz grubun bir diğer üyesi DPP-4 inhibitörleri olabiliyor. Kullanacağınız ilaçları seçerken hasta açısından hangi kriterleri göz önünde bulunduruyorsunuz? Bu ilaçları seçerken; hastanın durumu, klinik özellikleri, bir takım ilave sorunlarının olup olmadığı gibi faktörler bizi yönlendiriyor. Hastanın kan şekeri düzeyi nedir, açlık şekeri mi yüksek tokluk şekeri mi yüksek gibi sorulara cevap verip, ondan sonra ilerliyoruz. Bir de tabi hastanın yaşı ve hipoglisemi riski önem taşıyor.

Hekimin “Hangi ilacı nerede kullanmalıyım?” sorusunu sormasına sebep oluyor. Ama zaman içerisinde deneyimle ve hasta ile iyi ilişki kurarak, onun fizik muayene bulguları ve doğru öyküsünü alarak karar vermek çok zor olmuyor.

Öncelikle okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız?

Mevcut tedavi yöntemleri hakkında detaylı bilgi alabilir miyiz? Diyabet tedavisinde hangi ilaçları kullanıyorsunuz? Sülfonilüreler, insülin salınımını arttıran ilaçlar var. Bunların içinde metformin dışında gliklazit özellikle ön plana çıkıyor. Daha kısa etkili insülin salınımını arttıranlar ilaç-

Röportaj

53


lar da var. Sülfonilüre benzeri insülin salıverilmesini arttırıcı, hemen tokluk şekerini kontrol eden repaglinid ve nateglinid gibi ilaçlar var. Alfa glikozidaz inhibitörleri dediğimiz ince bağırsaktan glikoz emilimini bozan ve tokluk, kan şekeri üzerine etki gösteren tokluk hiperglisemi olan hastalarda yarar sağlayan ilaç grubu var. Bir de inkretin mimetik ilaçlar var. Bunlar 2 gruba ayrılıyor. Bir hap olarak kullanılan DPP-4 inhibitörleri var. Bunların içinde sitagliptin, vildagliptin, saksagliptin ve linagliptini sayabiliriz. Linagliptinin böbrek yetersizliği olan hastalarda kullanımı mümkün olduğu için bir farklılığı var. Yine inkretin mimetik ajanlar içinde GLP-1 reseptör agonistleri Türkiye’de var. Bunlardan da exenatide, liraglutid, dulaglutide kullanılıyor. Bu üç ilaç arasında dulaglutide haftada bir uygulanabilen yeni bir tedavi seçeneği. Ayrıca çeşitli insülinler var. Diyabet tedavisinde yaşanan yenilikler neler? Hastaların hayatını kolaylaştıracak ne gibi gelişmeler yaşanıyor? Uzun etkili ilaçlardan söz edebiliriz. Günde bir iki defa uygulanan ilaçlardan ziyade haftada bir uygulama giderek yaygınlaşıyor. Bu durum hastanın kullanım kolaylığı açısından önemli. Yapılan araştırmalar hastaların haftada bir aldıkları ilaçları tercih ettiğini gösteriyor. Onun dışında insülin tedavisi ile ilgili yenilikler var. İnsülin tedavisine artı olarak kan şekerini sürekli ölçen cihazların varlığı hasta üzerinde çok önemli etkiler sağlıyor. Çünkü parmaktan ölçüm yerine hasta kendisine takılan küçük bir sensörle şekerini her an görme imkanına sahip oluyor. Bu cihazlar günde 250 ölçüm yapabiliyor. İnsüline artı olarak kan şekeri takibi hastaların, tedavide çok önemli olumlu etkilere ulaşmasını sağlıyor. Yeni ilaç grupları, kardiyovasküler hastalıkların riskini azaltma özelliğine sahip olan ve aynı zamanda kilo verdiren ilaçlar. Bunlardan SGLT-2 inhibitörü dediğimiz böbrekten şeker atılımını arttıran ilaçlara yönelik yayınlanan EMPA-REG çalışması çok önemli bir araştırma. Bu çalışma glukozaminin kullanılmaya başladığı andan itibaren, bir yandan kan şekerini düşürürken bir yandan dakalp damar hastalıklarına bağlı ölümleri azalttığını gösterdi.

54

Röportaj

Kalp damar hastalığı üzerine olumlu etkileri vurgulayan bir diğer çalışma, LEADER çalışması. Bu çalışmayla ise GLP-1 reseptör agonistleri grubu ilaçlardan liraglutidinin, diyabetli hastalarda kalp damar hastalığı riskini azalttığı gözlemlendi. O zaman şöyle bir sonuç çıkıyor. Kalp damar hastalığı riski yüksek diyabetli hastalarda, bu iki ilaç özellikle olumlu etki gösteriyor. Ama bunun yanı sıra ilaç seçiminde obezitenin varlığı yine bir karar verdirici faktör olarak karşımıza çıkıyor. Şu an TIP-2 diyabetlilerin en az %80’i obez. GLP-1 reseptör agonisti ilaçlar, obez hastalarda özellikle ikinci seçenek olarak bazen de üçüncü seçenek olarak tercih ettiğimiz ilaç grubu oluyor. Bu ilaçların içinde kardiyovasküler etkili olan liraglutide ve exenatide var. Bir de yeni çıkan haftada bir uygulamayla hastanın kan şekeri kontrolünü sağlayan düşük hipoglisemi riski ve kilo azalması etkileriyle bize yarar sağlayan dulaglutide var. Bütün bu tedavi seçenekleri hekimin “Hangi ilacı nerede kullanmalıyım?” sorusunu sormasına sebep oluyor. Ama zaman içerisinde deneyimle ve hasta ile iyi ilişki kurarak, onun fizik muayene bulguları ve doğru öyküsünü alarak karar vermek çok zor olmuyor. Son olarak neler söylemek istersiniz? Hekimler için konuşacak olursak, diyabetli hastaya zaman ayırmak lazım. Hastayı dinlemek, kullandığı ilaçları bilmek, hali hazırdaki durumunun farkında olmak ve başka hastalıkların varlığı noktasında bilgi sahibi olmak lazım. Doğru ilacı seçip, hastayı çok yakın takip etmek lazım. Her üç ayda bir ölçülen hemoglobin A1c ve düzenli takiplerle hem şeker kontrolü, hem de komplikasyonlar açısından izlemek lazım.


67


Prof. Dr. Alper Sönmez Sağlık Bilimleri Üniversitesi

TEMD Çalışması Sayesinde Ülkemizin İlk Kez Bir Diyabet Kohortu Ortaya Çıkmış Olacak!

“Şeker hastalığının tedavisi, o hastanın kan basıncını, lipid düzeylerini tedavi ederseniz, şişman bir hastaysa zayıflatırsanız, sigara içiyorsa bıraktırırsanız işe yarıyor. Dolayısıyla bu çoklu kontrolü sağlamak lazım. Yaşadığımız ülkenin böyle bir verisi yok. Türkiye’de şeker hastalarının çoklu kontrol düzeyleri nedir, bilmiyoruz. İşte bunu bilmediğimiz için biz hep kongrelerde, panellerde ABD’nin, İsveç’in, Almanya’nın verileri ile konuşuyoruz. Kendi ülkemizin değerleri nedir? TEMD çalışması (Türkiye’de Erişkin Diyabet Hastalarında Glisemik ve Diğer Metabolik Parametrelerin Regülasyon Durumunun Araştırılması) bu yüzden tasarlandı.”

Röportaj

56


TEMD çalışması hakkında detaylı bilgi alabilir miyiz? Bu çalışmanın ortaya çıkma sebebi nedir? TEMD çalışması ile birlikte hangi sorulara cevap aradınız? Bütün dünyada son 10 yılda yapılan çalışmalar ortaya koydu ki, diyabette kan şekerini düşürerek sadece A1c’yi azaltmış oluyorsunuz. Yani üç aylık şekerin ortalama değeri hemoglobin A1c şeker hastalığının bir kontrol göstergesi. Onu ne kadar düşürebilirsek, o kadar iyi şeker değeri sağlarız. Ama yapılan hiçbir çalışma şunu gösteremedi. Sadece hemoglobin A1c’yi düşürmek sonuçta hastanın ömrünü uzatmadı, yaşam kalitesini etkilemedi, kalp hastalıklarına bağlı olay ve ölümleri engellemedi. Şeker hastalığı esasen kalp krizine, inmeye, damar tıkanıklığına neden olduğu için tedavi ettiğimiz bir hastalık. Kan şekeri yüksek, onu düşürelim dememizin sebebi bu. Bu anlaşıldıktan sonra biz başka ne yaparız da bir şeker hastasında kalbe, böbreğe, damar hastalığına bağlı ölümleri önleriz diye düşünüldüğü zaman şu anlaşıldı. Şeker hastalığının tedavisi; o hastanın kan basıncını, lipid düzeylerini tedavi ederseniz, şişman bir hastayı zayıflatırsanız, sigara içiyorsa bıraktırırsanız işe yarıyor. Dolayısıyla bu çoklu kontrolü sağlamak lazım. Yaşadığımız ülkenin böyle bir verisi yok. Türkiye’de şeker hastalarının çoklu kontrol düzeyleri nedir, bilmiyoruz. İşte bunu bilmediğimiz için biz hep kongrelerde, panellerde ABD’nin, İsveç’in, Almanya’nın verileri ile konuşuyoruz. Kendi ülkemizin değerleri nedir? TEMD çalışması (Türkiye’de Erişkin Diyabet Hastalarında Glisemik ve Diğer Metabolik Parametrelerin Regülasyon Durumunun Araştırılması) bu yüzden tasarlandı. TEMD çalışmasının kapsamını öğrenebilir miyiz? Türkiye’nin genelini temsil eden 68 merkezde, 7 bölgenin 37 şehrinde yapıldı. 5.240 hasta kaydedildi. Bunların %10’u TIP-1 Diyabetli %90’ı ise TIP-2 Diyabetli. TEMD çalışması bu vakaları değerlendirdi. İlk olarak “Durum nedir?” dedik. Ardından “Bu durumu belirleyen faktörler nedir? Benim ülkemdeki şeker kontrolünü ya da bu üçlü kontrolü belirleyen etmenler nedir? Eğitim düzeyi mi? Merkezlerin yapıları mı? Özel merkezler mi devlet kuruluşları mı daha iyi hizmet veriyor? Cinsiyet, gelir durumu önemli mi?” gibi soruları sorduğumuz bir çalışma oldu. TEMD sonuçları önce Dünya Diya-

bet Federasyonu Kongresi’nde bildiri olarak sunuldu. Avrupa Ateroskleroz Kongresi’nde, Avrupa Obezite Kongresi’nde ve Amerikan Diyabet Kongresi’nde farklı yönleriyle sunulacak. TEMD sonuçları bütün bileşenleriyle de Türk Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği’nin ulusal kongresinde de bir panelde ilk kez paylaşılmış olacak. TEMD çalışmasının sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sadece Diyabet olarak konuşursak, bu ülkedeki TIP-1 Diyabet hastalarının sadece %15’i kontrol altında. TIP-2 Diyabet hastalarının ise %40’ının A1c’si 7’nin altında gibi gözüküyor. LDN kolesterol yani Lipid belirtici olarak bakarsak, Türkiye’de TIP-1 ve TIP-2 diyabet hastalarının 3’te 1’inden azı kontrol altında. Hipertansiyon üzerinde bakarsak, TIP-1 ve TIP-2 hipertansiyon kontrolü TIP-1’de daha iyi çünkü onlarda hipertansiyon daha az eşlik ediyor. TIP-1 Diyabetliler daha genç hastalar. Üçünün birden kontrolü diye bakarsak, yani hem kan basıncı hem kan şekeri hem de kan yağları kontrol altında kaç kişi var diye sorarsak; TIP-1 Diyabetlilerin sadece %5’i, TIP-2 Diyabetlilerin de sadece %10’u kontrol altında. Bu çok dramatik bir durum. Durumun dramatik olduğunu söylüyorsunuz. Bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak adına neler yapılabilir? Bilimsel düşünce şunu gerektirir; önce doğru tespitler yapmak lazım. Sorunun ne olduğunu anlayacaksın. Biz şimdi sorunun ne olduğunu anladık. Sorunun kaynaklarını anlamaya çalıştık. Bu çalışma bize gösterdi ki, eğitim düzeyi düştükçe gliserin kontrolü bozuluyor. Özel merkezlerde insanlar daha iyi tedavi ediliyor. İşin ekonomik kısmı da önemli. Egzersiz yapmak çok önemli. Dolayısıyla biz şimdi bu tespitleri hayata geçirmeye çalışmalıyız. Hem devlete, hem derneklere, hem de Sağlık Bakanlığı’na düşen görevler var. Bu çalışma bundan sonraki aksiyonlar, eylem planları için yön gösterici olacak. TEMD, kesitsel bir çalışma. TEMD hastalarını önümüzdeki yıllarda takip etmeyi planlıyoruz. 1, 2, 5 yıl sonra bu hastalar ne olacak? Buna bakacağız. Böylece TEMD çalışması sayesinde bu ülkenin ilk kez bir diyabet kohortu da ortaya çıkmış olacak. Şimdi bunun çabası içerisindeyiz.

Röportaj

57


Prof. Dr. Mustafa Araz Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği Başkanı

İstanbul’dan Tüm Türkiye’ye Derneğin Amaçları ve Hedefleri Doğrultusunda Hizmet Götürmeyi Planlıyoruz!

“Bizim derneğimizin birincil hedeflerinden biri diyabet ve obezite problemiyle hem toplum bazında mücadele etmek hem de sağlık profesyonellerine bu konuda iyi bir partner olmak. Çalışmalarımızda gerek diyabet, obezite gerek endokrinoloji alanında faaliyet gösteren diğer sivil toplum örgütleri, dernekler, vakıflarla birlikte hareket etmeyi de düşünüyoruz. Ortak projeler yapmayı isteriz.”

Röportaj

58


Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği, endokrinoloji ve diyabet alanında yeni kurulan bir dernek. Bize derneğiniz ve amaçlarından biraz bahseder misiniz? Derneğimiz, 28 Haziran 2018 tarihi itibariyle kuruldu. Klinik endokrinoloji ve diyabet alanında faaliyet göstereceğiz. Özellikle derneğin birincil amacı; gerek birinci basamakta gerekse ikinci basamakta çalışan meslektaşlarımıza endokrinoloji ve diyabet alanında yardımcı olmak, özellikle hastaya yaklaşım ve tedavi noktasındaki eksikliklerini gidermek ve yön göstermek. Alanımızda hali hazırda birkaç dernek var. Bunlardan bir tanesi hepimizin endokrinoloji uzmanları olarak üye olduğu Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği’nden bir farkımız, bizim endokrinoloji ve diyabet ile ilişkili herkese açık bir dernek oluşumuz. Aile hekimleri, iç hastalıkları uzmanları, endokrinoloji ve diyabet ile ilişkili faaliyet gösteren diğer uzmanlık alanları olan göz, beyin cerrahisi, nefroloji, kardiyoloji gibi alanlarda çalışan hekimler üyemiz olabilirler. Hatta bu alanlara ilgi duyan, çalışma yapan tıp disiplini dışındaki birçok alanı (Örneğin; eczacılık, fizyoloji, belki kimya mühendisliği gibi) kapsamayı hedefleyen bir dernek olmak üzere yola çıktık. Özellikle tedavi noktasında kendi alanımızdaki yeni gelişmeleri, pratik uygulamaları, tecrübelerimizi meslektaşlarımıza aktarmak istiyoruz. Derneğinizin yönetim kurulu hakkında bilgi alabilir miyiz? Kaç kişisiniz ve kurul kimlerden oluşuyor? Kurucu olarak 7 kişiyle birlikte yola çıktık. Hem yönetim kurulu yapılanmasında hem de derneğin oluşumunda dikkat ettiğimiz birkaç konu var. Coğrafi olarak Türkiye’yi temsil edebilecek şekilde yapılandık. O yüzden derneği Türkiye’nin farklı bölgelerinde bulunan kurucu üyelerle birlikte kurduk. Şu anki kurucu üyelerimizden bahsedersek; Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden ben varım, Gaziantep’ten ayrıca başkan yardımcımız Prof. Dr. Zeynel Beyhan var. İstanbul Okan Üniversitesi’nden Prof. Dr. Adnan Gökçel var. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nden Prof. Dr. Derun Ertuğrul var. Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’nden Doç. Dr. Hakan Korkmaz var. Adana Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Özgür Keşkek var. İzmir’den ise Uz. Dr. Pelin

Tütüncüoğlu var. Şöyle bir yapılanma hedefledik; akademik olarak dernek yönetim kurulunda hem doçent arkadaşların temsilcisinin olmasını hem uzman arkadaşların temsilcisinin olmasını hem de endokrinoloji alanı dışında aynı hasta grubuna hitap ettiğimiz alanlardan birisi olan dahiliye, iç hastalıkları grubunu temsilen de bir temsilci olmasını istedik. Yönetim kurulumuzun oluşturan hekimlerin hem farklı coğrafyalarda bulunuyor olmaları hem de farklı disiplinlerde çalışıyor olmaları bizim özellikle dikkat ettiğimiz noktalar oldu. Devlet üniversiteleri, vakıf üniversiteleri, Sağlık Bakanlığı’na bağlı araştırma hastaneleri… Bunların hepsini kapsayacak bir yapılanmaya girdik. İlkini gerçekleştireceğiniz yönetim kurulu toplantınızı hangi konular oluşturuyor? Derneğin ilk yönetim kurulu toplantısını bugün gerçekleştireceğiz. Yakın bir zamanda kurulmuş bir dernek olmamıza rağmen hızla organize olup, yönetim kurulu üyelerimizi topladık. Hem 2018 yılı hem de 2019 yılı için çalışma programımızı oluşturmak istiyoruz. Çalışma programımızı oluştururken birlikte hareket edeceğimiz, ortak projeler yürüteceğimiz sektörlerle, Sağlık Bakanlığı ve üniversitelerle ilişkilerimizi planlayacağımız bir toplantı yapacağız.

Derneklerin primer amacı alanındaki gelişmeleri meslektaşlarına aktarmaktır. Bu yüzden öncelik vereceğimiz konulardan bir tanesi, eğitim faaliyetleri. Derneğinizin, alanınızda bulunan diğer derneklerden farklı olarak çeşitli disiplinlerde çalışan hekimleri de kapsayacağını söylediniz. Peki hekimlere yönelik ne gibi faaliyetler yürütmeyi düşünüyorsunuz? Derneklerin primer amacı alanındaki gelişmeleri meslektaşlarına aktarmaktır. Bu yüzden öncelik vereceğimiz konulardan bir tanesi, eğitim faaliyetleri. Ana hedeflerimiz; gerek bölgesel gerek ulusal olarak toplantılar, kongreler, sempozyumlar düzenlemek, akademik alanlarda faaliyet gösteren meslektaşlarımızın akademik çalışmalarına ve bilimsel faaliyetlerine destek olmak.

Röportaj

59


Topluma yönelik neler yapmayı düşünüyorsunuz? Endokrinoloji ve diyabet, toplumda en sık görülen hastalık gruplarını kapsayan alanlar. özellikle diyabet, troid hastalıkları, hormon hastalıkları toplumda sık görülen hastalıklar. Topluma yönelik olarak; endokrinolojinin içindeki hastalıklara karşı bilincin artması, önleme noktasındaki yaklaşımlar, tedavi seçeneklerinin topluma aktarılması hedeflerimiz arasında. Tüm dünyada sıklığı gittikçe artan adeta bir salgın halinde olan diyabet ve obezite birlikteliği, bunun getirdiği sosyo-ekonomik sorunlar ve sağlık sorunları günümüz dünyasında büyük sağlık problemlerini oluşturuyor. Bizim derneğimizin birincil hedeflerinden biri diyabet ve obezite problemiyle hem toplum bazında mücadele etmek hem de sağlık profesyonellerine bu konuda iyi bir partner olmak. Çalışmalarımızda gerek diyabet, obezite gerek endokrinoloji alanında faaliyet gösteren diğer sivil toplum örgütleri, dernekler, vakıflarla birlikte hareket etmeyi de düşünüyoruz. Ortak projeler yapmayı isteriz. Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği Başkanı olarak, hedeflerinizin ana odağından bahseder misiniz? Özellikle ulusal olarak tüm Türkiye’yi kapsayacak şekilde faaliyetlerde bulunmayı, bilimsel gelişmelerin ulaşmakta zorlandığı bölgelere öncelik verip, o bölgelerdeki faaliyetleri de ana faaliyetler

60

Röportaj

arasına almayı istiyoruz. Sadece büyük merkezlere odaklanmayıp fazla gidilmeyen, bulunulmayan yerlerde de toplantı, sempozyum ve kongreler düzenleyerek o bölgelerdeki bu alanlarla ilgili tüm meslektaşlarımızın ihtiyaçlarına çözümler üretmek istiyoruz. Sadece büyük merkezlere dayalı bir yaklaşımdan ziyade Türkiye’nin, Anadolu’nun her köşesiyle birlikte çalışmalar yapmayı hedefliyoruz. Verdiğiniz bilgilere ek olarak neler söylemek istersiniz? Öncelikle ilginize teşekkür ediyorum. Sivil toplum örgütleri bulundukları her alana katkı vermeye çalışan örgütlerdir. Bu örgütlerin gerek medya tarafından gerek sağlık sektörü tarafından desteklenmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Biraz önce belirttiğim gibi Türkiye’nin her yerine ulaşabilmek bizim ana hedeflerimizden biri. İstanbul dernek merkezimiz ama İstanbul’dan tüm Türkiye’ye derneğin amaçları ve hedefleri doğrultusunda hizmet götürmeyi planlıyoruz. Başta da söylediğim gibi yapılanmamızı tüm Türkiye’den temsilciler olacak şekilde yaptık ve genişlememizi de bu şekilde yürüteceğiz.


SAĞLIK SEKTÖRÜ PAZARLAMASINDA

DÖNÜŞÜM BAŞLIYOR


Eylem Beran Berko İlaç Yönetim Kurulu Üyesi ve Kurumsal İletişim Direktörü

Kurumsal Çıkarlardan Çok Toplumsal Çıkarları Gözetiyoruz!

Günümüzde şirketlerin başarılı olabilmeleri ve varlıklarını sürdürebilmeleri, toplumu odağına alan çalışma anlayışını benimsemeleriyle mümkün olduğunu düşünüyorum. Berko İlaç olarak, kurumsal çıkarlardan çok toplumsal çıkarları da gözeten bir anlayışı benimsiyoruz ve bu doğrultuda projeler geliştiriyoruz. Yürüttüğümüz sosyal sorumluluk projelerinin bizzat içinde bulunuyoruz ve bolca iletişimini yaparak toplumun bu konudaki bilincini arttırmaya gayret ediyoruz. Böylece projelerle sağladığımız faydanın yanı sıra yardımlaşma bilincinin ve kültürünün yayılmasına da vesile oluyoruz.

Röportaj

62


Bize kendinizden ve profesyonel iş geçmişinizden bahseder misiniz?

Berko İlaç, fason üretim alanında da ilaç sanayisine hizmet veriyor.

İstanbul Üniversitesi Turizm Otelcilik Bölümü mezunuyum. İş hayatına Berko İlaç satış departmanında başladım. Uzun yıllar satış tecrübesinden sonra CRM, eczane kanalı yönetimi ve pazarlama birimlerinde görevler üstlendim. Sonrasında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde İnsan Kaynakları konusunda eğitim aldım ve Berko İlaç İK süreçlerine katkıda bulundum. Daha sonra da kişisel gelişimim ve iş geliştirme amacıyla bir süre yurt dışında yaşadım. Şu an Berko İlaç Yönetim Kurulu Üyesi ve Kurumsal İletişim Direktörü olarak görev yapıyorum. Aynı zamanda seramik ve fotoğrafçılıkla profesyonele yakın ilgileniyorum.

Türkiye ilaç pazarında güçlü bir marka olan Berko İlaç, 2016 yılından bu yana ihracat alanında büyük atılımlar gerçekleştirdi. Dış ticaret çalışmaları dâhilinde 41 ülke ile sözleşme imzaladı ve bunların 14’ü ile aktif ticaret yapılmaya başladı. Başta ABD, Kanada ve Azerbaycan olmak üzere, Gürcistan, Irak, Kosova, Makedonya, Moldova, Vietnam, Güney Kore, Lübnan, Sudan, Dağıstan, Bosna-Hersek, Suudi Arabistan gibi ülkelere ihracat yapılıyor. Bir dünya markası olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Berko İlaç, ihracat alanındaki atılımlarının yanı sıra, yakın zamanda T.C. Ekonomi Bakanlığı tarafından yürütülen ve “Global Türk Markaları” yaratmak amacıyla hayata geçirilen “Turquality Marka Destek Programı”na katılma hakkı kazandı. Berko İlaç, program kapsamında dört yıl süreyle destek alacak.

Bana bağlı çalışan, yönetici ve uzman yardımcısı olmak üzere üç kişilik bir ekip olarak süreçleri birlikte yürütüyoruz. Kurumsal iletişim çalışmalarımızı; paydaş iletişimi, kurumsal sosyal sorumluluk, kurum marka iletişimi, iç iletişim, medya iletişimi ve tepe yönetim iletişimi olarak altı başlık altında topluyoruz. İletişim politikamızı; “Berko İlaç’ın hedef ve stratejileri doğrultusunda, tüm paydaşlar nezdinde iletişim çalışmalarını planlamak ve yürütmek. Berko İlaç’ın kurumsal kimliğine bilinirlik katacak, kurum imaj ve itibarına katkıda bulunacak, etkin ve etkili bir kurumsal iletişim planı uygulamak.” şeklinde tanımlayabilirim. Berko İlaç’ın kurumsal yapısından ve faaliyetlerinizden bahseder misiniz? Ecz. Berat Beran tarafından 1970’li yıllarda eczane eczacılığıyla başlayan ve 1984 yılında ilaç sanayindeki yerini alan Berko İlaç, toplum sağlığını geliştirmek için çalışmaya ve üretmeye devam ediyor. Bugün Berko İlaç, 127 ürünü, 600’ü geçen çalışanı ve dünya standartlarındaki üretim tesisleriyle Türk tıbbına ve dünya sağlığına hizmet veriyor. Berko İlaç Üretim Tesisleri’nde, T.C. Sağlık Bakanlığı ruhsatlı farmasötik ürünlerin ve T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan ruhsatlı takviye edici gıda preparatlarının üretimi gerçekleştiriliyor. Takviye edici gıda ürünleri için üretim tesislerinin FDA kaydını gerçekleştiren

Kurumsal itibar yönetiminin tüm enstrümanlarını kullanıyoruz. Bir önceki soruda detaylı olarak bahsettiğim gibi kurumsal vatandaşlık ilkeleri çerçevesinde sosyal sorumluluk projeleri üretiyoruz ve yürütüyoruz. Bunun yanı sıra faaliyet alanlarımızla ilintili sponsorluk çalışmaları yapıyoruz.

Kurumsal iletişim departmanınız altında kaç kişilik bir ekip var ve kaç başlık altında iletişim çalışmalarınızı sürdürüyorsunuz?

Berko İlaç’ın Türkiye´de faal olduğu sosyal sorumluluk projelerinden bahseder misiniz? Günümüzde şirketlerin başarılı olabilmeleri ve varlıklarını sürdürebilmeleri, toplumu odağına alan çalışma anlayışını benimsemeleriyle mümkün olduğunu düşünüyorum. Berko İlaç olarak, kurumsal çıkarlardan çok toplumsal çıkarları da gözeten bir anlayışı benimsiyoruz ve bu doğrultuda projeler geliştiriyoruz. Yürüttüğümüz sosyal sorumluluk projelerinin bizzat içinde bulunuyoruz ve bolca iletişimini yaparak toplumun bu konudaki bilincini arttırmaya gayret ediyoruz. Böylece projelerle sağladığımız faydanın yanı sıra yardımlaşma bilincinin ve kültürünün yayılmasına da vesile oluyoruz.

Röportaj

63


Bu bakış açımızdan yola çıkarak yürüttüğümüz projelerin başında “Berko Çocuk Tiyatrosu” geliyor. Berko Çocuk Tiyatrosu, 4 sezondur ücretsiz olarak çocuklara ve ailelerine ulaştı ve 68 farklı sahnede toplam 112 oyun oynadı. Aynı zamanda 2 ödüle layık görülen tiyatromuz, şimdiye kadar on beş binden fazla çocuğa ulaştı. Berko Çocuk Tiyatrosu’yla, çocuklara tiyatroyu sevdirmeyi hedefliyoruz ve sağlıklı beslenme konusuna dikkat çekiyoruz. İki yıldır TOFD’un (Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği) yürüttüğü “Kapak Olsun” projesine katkı sağlıyoruz. İki yıldır Türkiye genelindeki hastane ve aile sağlığı merkezlerine 500’e yakın plastik kapak toplama kutusu yerleştirdik. Proje kapsamında bugüne kadar 1 ton plastik kapak toplanmasına ve 4 manuel tekerlekli sandalye alınmasına vesile olduk. Bu projemiz ile yakın zamanda Sağlıkta Sosyal Sorumluluk Ödülleri 2018’de “Yılın En Başarılı Sosyal Sorumluluk Projesi Ödülü”ne layık görüldü. Bu sene tanıştığımız “Robotel” projesinden de bahsetmek istiyorum. Son dönemde bir çocuğun eli/kolu olmanın mutluluğunu ve heyecanını yaşıyoruz. “Amniyotik Bant Sendromu” nedeni ile doğuştan eli veya kolu olmayan çocukların başvurduğu “Robotel Derneğine” üye olduk ve Isparta’da yaşayan yedi yaşında bir çocuğa Robotel yaptık. Robetel projesi ile derneğe başvuran çocuklar evlerinde ziyaret ediliyor, robot el için uygun olup olmadığının kontrolü yapılıyor, uygun ise ölçüler alınıp, kolun tasarımı yapılarak 3D yazıcılarda PLA hammaddesiyle el ve/veya kol yapılıyor. Biz de Derneğin bizi yönlendirmesi üzerine Isparta’ya ziyaretimizi yaptık, ölçüleri aldık, teknik müdürümüz kolun tasarımını yaptı, üretim tesislerimizde yer alan 3D yazıcı ile çıktısını aldık ve kolu çocuğumuza teslim ettik. Çok duygulu ve mutlu anlar yaşadık. Artık Isparta’da bir çocuğumuz oldu. Yedi yaşında olduğu için büyümeye devam ediyor, biz de büyüdükçe yeni ölçülerini almaya ve yeni kolunu üretip teslim etmeye devam edeceğiz. Tüm bu ana projelerimizin yanı sıra “İçinizdeniz”, “Sanat ve Biz” ve “Hayvanlar ve Biz” gibi İZEV’in (İstanbul Zihinsel Engelliler İçin Eğitim ve Dayanışma Vakfı) farkındalık sergilerine sponsorluk desteği verdik ve vermeye devam ediyoruz. Sivil toplum kuruluşlarına bağış toplayan koşu takı64

Röportaj

mımız var ve iki senedir İstanbul Maratonunda 10 km koşarak bağış topluyoruz. “Eczacının Kariyer Yolu” projesiyle eczacılık fakültelerine kariyer sunumları gerçekleştiriyor, proje dahilinde staj, iş ve burs imkanları sağlıyoruz. Aynı zamanda “Kardeş Okullar” projesi ile köy okullarının ihtiyaçları karşılıyoruz, şimdiye kadar Manisa’dan Tokat’a, Bingöl’den Batman’a, Van’dan Konya’ya, Türkiye genelinde pek çok köy okuluna; kırtasiye/hijyen malzemeleri, tablet, bot, mont, kitap, bayram ayakkabıları yardımlarında bulunduk ve bulunmaya devam ediyoruz. Kurumsal itibar yönetimi noktasında neler yapmaktasınız? Kurumsal itibar yönetiminin tüm enstrümanlarını kullanıyoruz. Bir önceki soruda detaylı olarak bahsettiğim gibi kurumsal vatandaşlık ilkeleri çerçevesinde sosyal sorumluluk projeleri üretiyoruz ve yürütüyoruz. Bunun yanı sıra faaliyet alanlarımızla ilintili sponsorluk çalışmaları yapıyoruz. Diğer önemli bir alan olan medya iletişimi alanında kapsamlı çalışmalar yürütüyoruz. İletişim stratejilerimiz dahilinde basına düzenli bilgi akışı sağlıyoruz. Firma ile ilgili önemli gelişmeleri ve konuları bültenler halinde düzenleyip hem sektörel hem de ulusal basına servis ediyoruz. Röportajlar, advertorial ve tanıtım çalışmaları yaparak kurumun hedeflerini, değerlerini ve gerçekleştirdiği projeleri medyaya aktarıyoruz. Tüm bunların yanı sıra itibar yönetiminin kritik alanlarından biri olan iç iletim alanında da pek çok proje üretiyoruz. Çalışanlara yönelik fayda sağlayacak konularda düzenli olarak uzman konuşmacılar davet ederek; söyleşi, workshop ve sunumlar gerçekleştiriyoruz. Yaza merhaba/veda etkinlikleri, doğum günü kutlamaları, kurumlar arası yarıştığımız basketbol ve kürek takımları, çok rağbet gören tavla ve masa tenisi turnuvaları, fotoğrafçılık kulübü gibi firma içi kulüpler başlıca iç iletişim projelerimiz arasında yer alıyor.

Dijitalleşme ve kurumsal iletişimin dönüşümü hakkında ne düşünüyorsunuz? Dijitalleşme, özellikle son beş-altı yıldır en yoğun şekilde iş yapış şeklimize yansımış durumda. Artık


pazarlama, iletişim ve satış gibi departmanlar başta olmak üzere çoğu departmanda dijitalleşmenin etkilerini gözlemleyebiliyoruz. “Big Data” uygulamaları ile hedef kitlenizi daha iyi tanıyabiliyor ve daha doğru mesajlar oluşturabiliyorsunuz. İletişim stratejilerinizi ve iş planlarınızı geliştirirken daha doğru adımlar atabiliyorsunuz. Burada tabii ki KVKK’nın (Kişisel Verileri Koruma Kanunu) önemini atlamamak gerekiyor. İletişimde dijitalleşmenin bir diğer önemli noktası ise iletişim kanallarının dijitalleşmesi. Mecraların dijitalleşmesi ve sosyal medya kanallarının da iletişim aracı olarak kullanılmaya başlanması, hedef kitlenize daha hızlı ulaşma ve hedef kitlenizle karşılıklı etkileşim imkânı tanıyor. Tabii bu kanalları hızlı ve doğru yönetmek çok önemli… Hızlı ve karşılıklı iletişim imkânı, kriz iletişimi alanında da hazırlıklı olmanızı beraberinde getiriyor.

Röportaj

65


Prof. Dr. Cihan Uras Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı

Türkiye’de Kadınlarda En Sık Görülen ve En Sık Ölüme Neden Olan Kanser Türü, Meme Kanseri! “Robotik meme cerrahisi gelişim aşamasındadır. Eş zamanlı implant onarımı yapılan robotik meme cerrahisi dünyada ilk defa 2017 Ağustos ayında Toesca ve arkadaşları tarafından gerçekleştirilmişken Türkiye’de ilk defa Maslak Acıbadem Hastanesi’nde 2018 Şubat ayında benim tarafımdan gerçekleştirildi.”

66

Röportaj


Cihan bey öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz ? 1981 yılında İstanbul Üniversitesi, Edirne Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1986 yılında İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’ndan genel cerrahi uzmanlığını alarak aynı yıl Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’nda genel cerrahi uzmanı olarak çalışmaya başladı. 1990 yılında genel cerrahi doçenti, 1996 yılında genel cerrahi profösör ünvanını aldı. 2000 yılından itibaren Bakırköy Acıbadem Hastanesi’nde, 2010 yılından itibaren Maslak Acıbadem Hastanesi’nde çalışmaktadır. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’ndaki öğretim görevliliği yanında Acıbadem Üniversitesi, Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Başkanlığı’nı da yürütmektedir. Özellikle ilgilendiği konular arasında meme cerrahisi, laparoskopik cerrahi ve obezite cerrahisi gelmektedir. 2009-2011 yılları arasında Senioloji Derneği başkanlığı yapmıştır. 1990’lı yıllarda Türkiye’ye laparoskopik cerrahiyi getiren kişiler arasındadır. Ayrıca aynı yıllarda Türkiye’deki ilk mastektomi ve eş zamanlı meme implantı ile onarım ameliyatını gerçekleştirmiştir. 1998’de Türkiye’deki ilk sentinel lenf nodu biyopsisini yapmış, 2012’de ilk kez meme koruyucu cerrahi sonrası tek doz intraoperatif radyoterapiyi uygulamıştır. 2018 yılında türkiyede ilk kez robotik meme cerrahisini uygulamıştır. 200’ün üstünde yerli ve yabancı yayını bulunmaktadır. Meme kanserini kısaca anlatır mısınız? Meme kanseri dünyada kadınlar arasında ve tüm kanserler arasında en sık ikinci kanser türüdür. Ayrıca meme kanseri kadınlar içinde en sık ölüme neden olan beşinci kanser türüdür. 2012 Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yılda 1,7 milyon yeni meme kanseri vakası saptanmaktadır ve kadınlardaki kanser vakalarının %25ini oluşturmaktadır. 2018 verilerine göre meme kanserinin en yüksek oranda görüldüğü ülke Belçika’dır (113,2/100.000), Türkiye’de ise yaşa göre standardize edilmiş hız 45,6/100.000’dir. Amerika’da her 8 kadından 1 i, ülkemizde her 12 kadından 1 i yaşam boyu meme kanseri olma riski taşımaktadır.

Türkiye’nin meme kanseri haritasına bakarsak, ne durumdayız? 2015 verilerine göre Türkiye’de benzer şekilde kadınlarda en sık görülen (%24,7) ve en sık ölüme neden olan kanser türü de meme kanseridir. Türkiye’de en sık görülen meme kanseri tipleri İnvazif duktal karsinomdur (%83) ve bunu takip eden lobüler karsinomdur (%6,2). Türkiye’de tanı anında meme kanserlerinin %45,5’i lokalize, %43’ü rejyonel ve %11.5’i uzak metastaz yapmış durumda saptanmaktadır. 2030 yılında kanser vakasının ikiye katlanacağı ve bu artışın %75’inin Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkelerde olacağı öngörülmektedir. Menapoz sonrası meme kanseri daha sık görülse de menapoza kadar her 10 yılda meme kanseri riski ikiye katlanır. Sağlık hizmetine ulaşım sonucu erken tanı ve meme kanseri tedavisindeki gelişmeler ile sağ kalım artış göstermektedir. Meme kanseri erken evrede saptanırken sağ kalım oranı %80-90 iken ileri evrede %24’e kadar düşmektedir. Estrogen ve/veya progesteron reseptörü taşıyan (ER+/PR+)meme kanserleri en sık karşılaşılan ve nispeten daha iyi prognoza sahip alt tipidir. Meme kanseri riskini arttıran durumlar neler? • Erken menarş (özellikle 12 yaş altı) • Geç menapoz (özellikle 55 yaş üzeri) • Çocuk doğurmamış olmak veya ilk gebeli ğin 30 yaşından sonra olması • İyonizan radyasyona maruziyet (özellikle puberte döneminde) • Hormon tedavisi (Tek başına östrojen veya progesteron ile kombinasyonu) • Kombine oral kontraseptif kullanımı • Sedanter yaşam Meme kanserlerinin %10-15’i genetik geçiş göstermektedir. (Birinci derece akrabalardan en az bir ya da birden fazla meme kanserine sahip olan, Birinci ve ikinci derece akrabalarında çok sayıda meme kanseri olan, Her iki memede birden meme

Röportaj

67


kanseri akrabası olan, Meme kanserine ek olarak ya da meme kanseri olmadan yumurtalık kanseri olan akrabanın olması) Meme kanseri olan 50 yaş altı kadınlara genetik danışmanlık önerilmektedir. Meme kanserinin tedavisinde kullanılan cerrahi türlerinden bahseder misiniz? Meme kanserinin başlıca iki tip cerrahisi mevcuttur: Meme koruyucu cerrahi ve mastektomi. Meme koruyucu cerrahi yöntemiyle memenin tamamı değil, sadece tümörlü kısım alınmakta, böylece görsel olarak hastanın kendi memesi durmasının yanında özellikle his kaybı oluşmamaktadır. Genç hastalarda ise tedavi sonrası emzirme şansları devam etmektedir. Ayrıca günümüzde onkoplastik cerrahinin gelişimi ile daha büyük tümörlere bile daha iyi estetik sonuçlar ile müdahalede bulunulabilmektedir. Meme koruyucu cerrahi ele gelen kitleler için yapılabileceği gibi ele gelmeyen kitleler için de uygun işaretleme rehberliğinde gerçekleştirilebilir. Meme koruyucu cerrahi; erken evre (evre 1-2) tek odakta tümör saptanan hastalarda, tanı esnasında büyük tümör saptanan hastalarda neoadjuvan kemoterapi (ameliyat öncesi yapılan kemoterapi) ile tümörün küçültülmesini takiben ve kanser saptanmayan ancak risk oluşturan lezyonlarda uygulanabiliyor. Memede multisentrik (çok odaklı) tümör olması durumunda, Hastanın radyoterapi almasında sakıncalı durumlarda (bağ dokusu hastalığı bulunması, daha önce radyoterapi almış olmak gibi) ve gebeliğin 1. trimesterinde uygulanamaz. Mastektomi yöntemi ise günümüzde mastektomi meme koruyucu cerrahinin uygun olmadığı hastalarda uygulanmaktadır. Memede birden fazla odak varsa, hastanın radyoterapi görmesinde sakıncalı durumlar varsa mastektomi yöntemi kullanılabiliyor. Hastanın isteği doğrultusunda ameliyat edilebilir her hastada uygulanabilir. Mastektomi çeşitleri; basit mastektomi, deri koruyucu mastektomi, meme başı koruyucu mastektomi. Basit mastektomi, tüm meme dokusu ve meme

68

Röportaj

derisi alınarak gerçekleştirilen standart yöntemdir. Hasta daha sonra kendinden protezli sütyen kullanabilir. Günümüzde memenin tamamının alınması gereken durumlarda basit mastektomi yerini meme başı/deri koruyucu mastektomiye bırakmıştır. Bu teknikte meme başı ve/veya memenin cildi korunarak memenin içinin boşaltılması ve aynı seansta silikon implant ile rekonstrüksiyonu yapılabilmektedir. Bu tip cerrahide genel cerrahi ve plastik cerrahi birlikte çalışmaktadır. Böylelikle hem onkolojik hem estetik açıdan hastaya yeterli tedavi verilebilmektedir. Ayrıca henüz meme kanseri teşhisi konulmamış ancak ailede yüksek risk bulunan veya gen mutasyonu saptanan hastalarda risk azaltmak için güvenle uygulanabilmektedir. Meme kanseri ameliyatlarında yeni bir teknoloji olarak gösterilen, ROLL yöntemini anlatır mısınız? Nasıl uygulanıyor? Memede ele gelmeyen kitlelerin çıkartılmasında tel ile işaretleme yöntemi günümüzde halen kullanılmaktadır. Ancak teknik alt yapısı olan merkezlerde bu işlem yerini ROLL tekniğine bırakmıştır. Bu yöntemde kitle içine radyolojik görüntüleme eşliğinde radyoizotop enjeksiyonu yapılmakta ve bu alan ameliyathanede gama prob rehberliğinde çıkartılmaktadır.

Meme koruyucu cerrahi yöntemiyle memenin tamamı değil, sadece tümörlü kısım alınmaktadır. Hareketle telin yeri değişebilmekte iken ROLL tekniğinde bu risk bulunmamaktadır. Ayrıca bu yöntemde tel ile işaretlemeye göre daha az doku çıkartıldığından kozmetik sonuçlar daha iyidir. Aksiller diseksiyon ve sentinel lenf nodu (nöbetçi lenf nodu) biyopsisinin yapılma amacı nedir? Günümüzde meme kanserinin evresini etkileyen en önemli faktörlerden birisi hastalığın aksiller lenf nodlarına geçip geçmemesidir. Bu durumu tayin etmek için geçmişte rutin olarak aksiller diseksiyon yapılmakta iken günümüzde yerini sen-


tinel lenf nodu biyopsisine bırakmıştır. Aksiller diseksiyon ile özellikle lenfödem oluşmasının yanında kol hareketlerinde kısıtlanma, kolda uyuşma, ağrı gibi şikayetler gelişebilmektedir. Güncel bilgiler özellikle erken evre meme kanserinde koltukaltı yayılım riskini az olduğunu göstermektedir. Bu nedenle erken evre meme kanserlerinde aksiller diseksiyon yerine sentinel lenf nodu biyopsisi yapılarak koltukaltında hastalık saptanmaması durumunda bu komplikasyonlardan uzaklaşılabilmektedir. Bu yöntemden fayda görebilecek ikinci bir grup hasta ise lokal ileri meme kanseri (hastalığın sadece koltukaltına yayılmış olması) saptanan hastalardır. Bu hasta grubuna cerrahi öncesi kemoterapi verilmekte ve kemoterapi sonrası sentinel lenf nodu biyopsisinde koltukaltında hastalığın tamamen yok olduğu saptanırsa yine aksiller diseksiyondan kaçınılabilmektedir. Sentinel lenf nodu biyopsisi dünyada standart olan mavi boya (metilen mavisi veya izosülfan mavisi) yönteminin dışında radyoizotop yöntemi ve superparamagnetic iron oxide (SPIO) yöntemleri ile de yapılabilmektedir. Türkiye’de ilk sentinel lenf nodu biyopsisi acıbadem üniversitesi, senoloji araştırma enstitüsü direktörümüz Prof. Dr. Cihan Uras tarafından 1998 yılında gerçekleştirilmiştir. Lenf nodu dokusunun analizi için kullanılan OSNA testi hakkında bilgi alabilir miyiz? Sentinel lenf nodu biyopsisinde hastaya genel anestezi altında uygun teknikle koltukaltından biyopsi yapılmakta ve bu örnek ameliyat sırasında frozen incelemeye gönderilmektedir. Patolog tarafından incelenen örneklerde tümör hücresi bulunursa aksiller diseksiyon yapılmaktadır. Ancak patologlar tarafından yapılan konvansiyonel incelemelerde hata payı bulunmaktadır. Mevcut tümör hücreler görülemeyebileceği gibi mikrometastaz varlığı ayırt edilemeyebilir. Sadece entitümüzde bulunan OSNA cihazında lenf nodunda mRNA sayımı yapıldığı için bu yanılma payı olmamakta ve kesin sonuç elde edilmektedir. Bu sayede ikincil ameliyat gereksinimi veya gereksiz aksiller diseksiyondan kaçınılabilmektedir.

Hastaya cerrahi uygulamada bulunduktan sonra süreç nasıl devam ediyor? Meme koruyucu cerrahi sonrasında standart olarak radyoterapi gerekmektedir. Bu süreç 15 ile 33 iş günü arasında değişmektedir. Enstitümüzde seçilmiş hastalara meme koruyucu cerrahi esnasında intraoperatif tek doz veya boost amaçlı radyoterapi uygulanabilmektedir. IORT iki ana hasta grubunda kullanılmaktadır; postmenapozal erken evre hastalarda tek doz intraoperatif radyoterapi yapılır ve hasta eksternal radyoterapi görmez. Daha erken yaş grubunda ise boost amacıyla intraoperatif radyoterapi yapılabilir ve böylece radyoterapi süresi kısaltılırken, radyoterapinin yüksek dozu ameliyat sırasında verildiğinden akciğer ve kalp korunarak radyoterapiye bağlı gelişebilecek komplikasyonlar azaltılmakta hatta önlenebilmektedir. Robotik cerrahi hakkında bilgi verir misiniz? Bu yöntemin avantajları neler? Meme cerrahisi günümüzde onkolojik prensiplerden ödün vermemek şartıyla estetik açısından daha iyi sonuçlar alacak yönde gelişmektedir. Bu yöntemlerden en önemlisi onkoplastik cerrahi iken diğer gelişme endoskopik/robotik cerrahidir. Endoskopik cerrahide daha küçük ve göz önünde olmayan kesilerden meme koruyucu cerrahi veya meme başı koruyucu mastektomi yapılabilmektedir. Böylece hastada daha az iz ile daha iyi estetik sonuçlar elde edilebilmektedir. Robotik meme cerrahisi gelişim aşamasındadır. Eş zamanlı implant onarımı yapılan robotik meme cerrahisi dünyada ilk defa 2017 Ağustos ayında Toesca ve arkadaşları tarafından gerçekleştirilmişken Türkiye’de ilk defa Maslak Acıbadem Hastanesi’nde 2018 Şubat ayında benim tarafımdan gerçekleştirilmiştir. Meme kanseri tedavisinde yenilikler ile ilgili sizden bilgi alabilir miyiz ? Tedavideki yenilikler ile ilgili bilgileri, meslektaşım Doç. Dr. Taner Kısa’nın bahsetmesini isterim.

Röportaj

69


Meme Kanseri Tedavisinde Yenilikler Taner Bey öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz ? 1999 da Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. Aynı yıl İç hastalıkları uzmanlık eğitimini İstanbul Eğitim ve Araştırma hastanesi Dahiliye servisinde başladım. 2003 de ihtisasımı tamamladım. Sırasıyla Büyük Ada Devlet hastanesi ,Göztepe Eğitim ve Araştırma hastanesi ardından Ok Meydanı Eğitim ve Araştırma hastanelerinde dahiliye uzmanı olarak çalıştım.Askerlik hizmetini Kocaeli Derince Asker hastanesinde dahiliye uzmanı olarak yaptı. 2008 şubat ayında Marmara Üniversitesi Tıbbi Onkoloji bilim dalında üst ihtisas eğitime başladı 2011 de ihtisasını tamamladı. Ardından Kartal Eğitim ve Araştırma hastanesi Tıbbi onkoloji kliniğinde devlet mecburi hizmetimi tamamladım.2013 yılında akademik çalışmalarını

70

Röportaj

tamamlayarak Tıbbi Onkoloji Doçentliği ünvanını kazandı. Mayıs 2014 de Mehmet Ali Aydınlar Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim dalında öğretim üyesi olarak çalışmakta. Acıbadem Maslak hastanesi tıbbi onkoloji polikliniğinde çalışmaktadır. Ulusal ve uluslar arası hakemli dergilerde 41 makale,derleme ve vaka raporu bildirimim, bu yazılarında 100 ün üzerinde atıf aldı. 150 nin üzerinde yerli ve yabancı kongrelerde sözel ve poster sunumu bulunmaktadır. Meme kanseri tedavisinde yenilikler ile ilgili sizden bilgi alabilir miyiz ? Teknolojideki gelişmelere paralel olarak genomik -patolojik ve radyolojik gelişimler tanısal metotlarda iyileşmeler, kişiye özel tedavi yaklaşımını beraberinde getirmiştir.


Meme kanserinin sistemik tedavisindeki yeniliklere hastalık evresine göre bakacak olursak Erken evre opere olmuş bir çok hastada eski yaklaşım tümörün anatomik özelliklerine bakarak hormon resptör durumundan bağımsız olarak adjuvan kemoterapi uygulama şeklinde idi. Son yıllarda tümörün davranışının anatomik özelliklerin ötesinde gen ifadesine göre belirlenen biyolojik özelliklerle daha fazla ilişkili olduğu anlaşıldı. Hormon resepötü pozitif, her 2 reseptörü negatif nod negatif veya sınırlı nod pozitif hastalarda kullanılan genomik imzalar olarak adlandırılan farklı ticari markaları bulunan testler 5-10 yıllık uzak metastaz riskini hesap ederek adjuvan kemoterapinin antihormonal tedaviye eklenmesini ne kadar katkısı olduğunu göstermektedir. Düşük riskli hasta grubunda gereksiz kemoterapi kullanımı ve buna bağlı gelişebilecek yan etkiler azaltılmaktadır. Ayrıca hastada ve/veya sigorta kurumunu olumsuz tekileyecek finansal toksisiteninde önüne geçilmiş olacaktır. Aynı zamanda bu genomik imza testleri ile aynı hasta grubunda uzun dönem(>5 yıl ) hormon tedavisi kullanımına ihtiyacı olan hastaları da gösterebilmektedir.

iyileştiğinini gösteren bir faz 3 çalışma mevcuttur. İmmunoterapiler son yıllarda pek çok solid ve hematolojik kanserin tedavisinde yapılan faz 3 çalışmalardaki başarılı sonuçları ile kendisine yer bulmuştur. İmmunoterapi ajanlarından bir PDL1 inhibitörü olan atezolizumab yakın zamanda sonuçları açıklanan bir faz 3 çalışmada metastatik üçlü negatif tabir edilen (ER/PR/her2 reseptörü negatif) hasta grubunda birinci basmak tedavide kemoterapinin yanına eklenmesinin sonuçları iyileştirdiği gösterilmiş ve FDA onayını almıştır. NCCN kriterlerine bakılarak yapılan herediter genetik panel testler neticesinde patolojik mutasyonun durumuna göre preventif cerrahiler , hastalığın evresine göre tedavi tercihinde rol oynayabilmektedir : BRCA1/2 mutant grupta neoadjuvan veya metastatik tedavide cis/carboplatin , metastatik aşamada ise PARP inhibtörleri (olaparib ve talazoparib) .

Her2 onkogeninin aşırı ekpresyonuna bağlı tümöre büyüme çoğalmayla ilgili sağladığı avantaj trastuzumabın bu hasta grubunda kullanımı ile kötü prognozda ciddi iyileşmeler sağlanmıştır. Pertuzumabın neoadjuvan ve metastatik aşamada trastuzumablı tedaviye eklenmesi tedavi sonuçlarını iyileştirmiştir. Yakın zamanda adjuvan tedavide de pertuzumabın tarstuzumaba ilave edilmesiyle benzer fayda gösterilmiştir (bilhassa nod pozitif hastalar). Aynı şekilde Neratinib isimli tirozin kinaz inhibitörü ilacın adjuvan tedavide bir yıl trastuzumab kullanımı sonrasında uzatılmış tedavide bir yıl süre ile kullanımında fayda sağladığı(bilhassa hormon reseptörü pozitif) gösterilmiştir. Hormon reseptörü pozitif her2 negatif metastatik hastalarda birinci basamak veya ikinci basamak antihomonal tedavinin yanına eklenecek CDK 4/6 inhibitörü ilaçlar (palbosiklib, ribosiklib, abemasiklib) tedavi sonuçlarını iyileştirdiğini gösteren çok sayıda faz 3 çalışma mevcuttur. Yakın zamanda sonuçları açıklanan bir faz 3 çalışmada en sık görülen onkogenik mutasyonlardan PI3KCA mutant postmenapozal hastalarda 2. basamak antihormonal tedavinin yanına eklenen PI3K ın alpha spesifik inhibtörü (alpelisib) ile tedavi sonuçlarının

Röportaj

71


Prof. Dr. Haşmet Hanağası İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı

İlaçların Uzun Vadede Kullanılması, Hastalığın Seyrinde Olumlu Etki Ediyor!

“Alzheimer hastalığının dünya üzerinde kesin bir tedavisi maalesef yok. Ama bu konu üzerinde çok çalışılıyor, çok araştırma yapılıyor. Şu anda elimizde bir takım tedavi seçeneklerimiz var. Bunların daha çok hastalığa kısa ve orta vadede yarar sağlayabiliyorlar. Aynı zamanda bu ilaçların uzun vadede bakıldığında hastalığın ilerlemesine olumlu bir etkisi var.”

72

Röportaj


Alzheimer hastalığı hakkında bilgi alabilir miyiz? Alzheimer, bir demans hastalığıdır. Demans esasında Latince bir terim. Zihnin yitirilmesi anlamına geliyor. Demansa sebebiyet veren birçok hastalık var. Bunlardan en sık görülen hastalık ise Alzheimer. Yaklaşık yüzden fazla hastalık demansa sebebiyet verebiliyor. Alzheimer hastalığı bunun yaklaşık 3’te 2’sini oluşturuyor. Alzheimer, yaşla beraber artan bir hastalık. Beyinde ilerleyici hücre ölümü şeklinde ve ayakta kalan hücrelerin veya hücre aralığı dediğimiz bölgelerde anormal protein birikintileriyle devam ediyor. Alzheimer’ın 65 yaş civarında kişilerde görülme sıklığı %1,5. 70-75 yaş civarında bu oran %5’lere çıkıyor ve katlanarak artıyor. 80’li yaşların ortasında %35-40’lara kadar ulaşan bir oran söz konusu. Alzheimer’ın en belirgin belirtileri neler? Alzheimer hastalığının en önemli belirtisi, unutkanlık. Daha sonra zihinsel alanlarda da bir bozulma meydana geliyor. Unutkanlık esas olarak yakın bellek bozukluğu ile başlıyor. Yani kısa bir süre önce olan olayları hasta unutmaya başlıyor. Kişi aynı şeyleri tekrar tekrar konuşabiliyor, eşyasını koyduğu yeri unutabiliyor, önceki gün yediği yemeği unutabiliyor veya yakın bellekteki problemleri unutabiliyor. Hastalar, zamanla dil problemleri (Kelime bulma güçlüğü, kendini ifade edememe), yön bulma ile ilgili sıkıntılar ve zamanla davranışla ilgili problemler yaşayabiliyor. Hastalığa teşhisi koyarken bu etkilerden bir veya birden fazlasını mutlaka bir arada görüyoruz. Bellek problemleri fazla oluyor ama diğer bulguları az veya çok oranda mutlaka görüyoruz. Davranışsal problemler de çok sık görülüyor. Depresyon, aşırı sinirlilik, uyku problemleri nadiren hayal görmeler veya olmayan bir şeyi varmış gibi anlatmalar olabiliyor. Dolayısıyla oldukça sık davranışsal problemler eşlik edebiliyor. Tabi hastalık ilerledikçe bu bellek problemi daha da belirgin hale geliyor. Artık yakın geçmiş dışında uzak geçmiş de etkilenmeye başlıyor. Yakınlarını tanıyamama, çok iyi hatırladığı olayları artık hatırlayamama gibi sorunlar gözlemleniyor. Hasta giderek daha çok eve bağlı oluyor ve bakım hastası haline geliyor. En temel günlük yaşam aktivitelerinde bile yardım alır hale geliyor.

Alzheimer hastalığına neden olan risk faktörlerinden bahseder misiniz? En büyük risk faktörü, yaş. Alzheimer, yaş almayla birlikte artan bir hastalık. Kişi ne kadar ileri yaşta ise risk faktörü o kadar fazla. Kadınlarda erkelere oranla biraz daha fazla görülüyor. Bir takım genetik risk faktörleri var. Alzheimer hastalığının yaklaşık %1-2’sinden azı, genetik Alzheimer dediğimiz bir hastalık tipinde oluyor. Bu hastalık çok erken yaşlarda da başlayabiliyor. 40 veya 50’li yaşlarda hatta bazen daha erken başlayabiliyor. Ailede özellikle birden fazla kişide Alzheimer varsa daha çok erken yaşlarda başlayan bir aile öyküsü oluyor ve bir genetik mutasyon gösterme şansı oluyor. Bir de değişebildiğimiz risk faktörleri var. Kardiyovasküler risk faktörlerinin birçoğu Alzheimer hastalığı riskini arttırıyor. Hipertansiyon, Diyabet, Obezite gibi faktörlerin hepsi Alzheimer riskini arttırıyor. Ayrıca beslenme özellikleri de Alzheimer riskini arttırıyor. Örneğin; Akdeniz tipi diyet dediğimiz daha çok zeytinyağı, balık, yeşil sebzeler, fındık, fıstık ile beslenme Alzheimer hastalığı riskini azaltıyor. Ama aşırı yağlı, işlenmiş ürünlere dayalı bir beslenme sistemi Alzheimer hastalığı riskini arttırıyor. Yine risk arttıran nedenlerden bir tanesi, eğitim. Eğitim seviyesi ne kadar az ise Alzheimer hastalığı riski o kadar fazla oluyor. Yüksek eğitimli kişilerde Alzheimer hastalığı görülme riskinin daha az olduğunu söyleyebiliriz. Yine sosyal izolasyon, kişinin tek başına yaşaması, insanlarla iletişim halinde olmaması yani zihnini çok fazla çalıştırmaması Alzheimer hastalığı için bir risk faktörü. Hastalığa tanı koyarken ne gibi kriterleri göz önünde bulunduruyorsunuz? Uyguladığınız yöntemler neler? Biz Alzheimer hastasına tanı koyarken hastanın öyküsünü dinliyoruz. Mutlaka zihinsel alanlara yönelik detaylı bir inceleme, test yapıyoruz. Belleğine, dikkatine, görsel ve mekânsal işlevine, muhakemesine ve dil işlevlerine çok detaylı bir şekilde bakıyoruz. Bu alanlarda bozukluk var mı yok mu diye inceliyoruz. Bir de yardımcı tanı yöntemlerimiz var. Mutlaka bir beyin görüntülemesi yapılması gerekiyor. Eğer yapılamıyorsa bir beyin tomografisi çekiyoruz. Başka demanslardan

Röportaj

73


elde etmek için de birkaç tane kan tahlili yapıyoruz. Bazen çok erken evrelerdeki hastalarda veya tanı konulmasının başka nedenlerle zorlaştığı hastalarda ileri incelemeler yapılabiliyor. Bunlar her hasta için yapılmıyor. Bu incelemelerden bir tanesi beyin PET incelemesi. PET incelemesi, beynin kanlanması ve beynin metabolizmasını gösteren bir inceleme. Bir de daha az sıklıkla yapılan bir yöntem var. Omurilik sıvısındaki Alzheimer hastalığına özgü bir takım protein değişikliklerine bakıyoruz. Bu da bize tanıyı düşündürebiliyor. Alzheimer hastalığın tedavisinin mümkün olmadığı biliniyor. Peki, ilaç kullanımı hastalığın seyrini nasıl etkiliyor? Alzheimer hastalığının dünya üzerinde kesin bir tedavisi maalesef yok. Ama bu konu üzerinde çok çalışılıyor, çok araştırmalar yapılıyor. Şu anda elimizde bir takım tedavi seçeneklerimiz var. Bunların daha çok hastalığa kısa ve orta vadede yarar sağlayabiliyorlar. Aynı zamanda bu ilaçların uzun vadede bakıldığında hastalığın ilerlemesine olumlu bir etkisi var. Günümüzde Alzheimer hastalığı tedavisi için onayı olan farmakolojik ajanlar; asetilkolinesteraz inhibitörleri (donepezil, rivastigmin ve galantamin) ve NMDA reseptör antagonistleri (memantin) Alzheimer hastalığında hücre kaybına bağlı beyindeki bir takım kimyasal maddelerde değişiklikler, azalmalar olabiliyor. Bu moleküllerin esas hedefi, daha çok onları yerine koymaya yönelik. Bu ilaçları Alzheimer hastalığı çok ileri evre olmadığı sürece öneriyoruz. İlaçların uzun vadede kullanılması, hastalığın seyrinde olumlu etki ediyor. Yine aynı şekilde kısa vadede de yararları olabiliyor. Hemen hemen her yıl Alzheimer’ın tedavisinde yeni gelişmelerin olduğu söyleniyor. Bu gelişmeler neler öğrenebilir miyiz? Son 30-40 yıldır yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte çok fazla gündeme gelen bir hastalık. Esasında hastalığın ilk tanımlanması yüz yıldan daha öncesine dayanıyor. Yaşlı nüfus, hem ülkemizde hem dünyada hızlı bir şekilde arttığı için Alzheimer hastalığı ile çok sık karşılaşıyoruz. Türkiye’de

74

Röportaj

700-800 bin civarında Alzheimer hastası olduğunu düşünüyoruz. Bu sayının giderek fazlalaşacağını bekliyoruz. Dolayısıyla bu konu üzerine çok fazla araştırma yapılıyor. Eski araştırmalar hastalığın daha çok tanısı ile ilgiliydi. Son 10 yılda tanı ve özelikle erken tanı hakkında çok önemli gelişmeler yaşandı. Bir takım farklı görüntüleme yöntemleri ile beyindeki ana makrotin birikintilerini göstermek mümkün. Ülkemizde yok ama yurtdışında var. Tanıyla alakalı çok büyük bir ivme kazanıldı. Hastalığı önlemek açısından da bir takım yaklaşımlarda bulunuluyor. Beyindeki anormal protein birikintilerini engellemeye yönelik bir takım tedavi yaklaşımları var. Bunlar tabi şu an yürütülüyor. Özellikle çok erken evredeki hastalar hakkındaki çalışmalardan olumlu sonuçlar bekleniyor. Çünkü hastalık ilerledikçe ve hücre ölümleri oldukça ölen hücrenin yerine hücre koymak mümkün olmuyor. Çok fazla hücre ölümü olmadan, hücre ölümünü durduracak bir takım tedavi yaklaşımları üzerinde çalışılıyor. Türkiye Alzheimer Derneği’nin faaliyetleri hakkında bilgi alabilir miyiz? Neler yapıyorsunuz? Türkiye Alzheimer Derneği, 20 seneden fazla bir zaman önce kuruldu. Derneğin esas amacı; hastalara, hasta yakınlarına destek olmak, bilgilendirmek, ülkemizin bu konudaki bilimsel bilgi birikimini arttırmak. Aynı zamanda hem hekimlere hem de bu konuyla ilgilenen herkese eğitim vermek. Türkiye Alzheimer Derneği’nin ülkemizde 14 tane şubesi var. Genel merkezimiz İstanbul’da. İstanbul, Eskişehir, İzmir ve Mersin’de gündüz bakım evlerimiz var. Bakım evleri hem hastalara bir yarar sağlamak hem de hasta yakınlarına destek amaçlı ücretsiz hizmet veren yerler. Son olarak neler söylemek istersiniz? Alzheimer, hasta kadar hasta yakınlarını da etkileyen bir hastalık. Çünkü belli bir aşamadan sonra hastanın devamlı bakım altında olması gerekiyor. Alzheimer, hasta bakım yükünün çok fazla olduğu hastalıklardan bir tanesi. Dolayısıyla


bu noktada hasta yakınlarının çok bilinçli olması gerekiyor. Hasta yakınının, hastalık hakkında bilgili olması, hastanın davranışlarına karşın nasıl davranacağını çok iyi bilmesi ve buna göre tedavi yaklaşımını yönetmesi gerekiyor. Bu konuda da Türkiye Alzheimer Derneği’nden yardım alabilirler. Dr. Haşmet Ayhan Hanağası 1968’de Sakarya’nın Sapanca ilçesinde doğdu. 1993 yılında İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’nda başladığı uzmanlık eğitimini 1998 yılında tamamladı. 1998 yılında Londra Queen Square Hastanesi Parkinson Hastalığı ve Hareket Bozuklukları biriminde araştırmacı olarak çalıştı. 1999 yılından itibaren İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı, Davranış Nörolojisi ve Hareket Bozuklukları biriminde çalışmaktadır. Dr. Hanağası’nın 70’den fazlası uluslararası dergilerde yayınlanmış olmak üzere 112 bilimsel makalesi; 7’si uluslararası olmak üzere 30’a yakın kitap bölümü vardır. Türkiye Alzheimer Derneği başkanı ve Türkiye Parkinson Hastalığı Derneği üyesidir.

Prof. Dr. Haşmet HANAĞASI

Röportaj

75


Prof. Dr. Ayşegül Ketenci İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ABD

Osteoporoz Tedavisinin Önemi Yıllar İçinde Giderek Belirginleşti!

“Yeni ilaçlar geliyor ama herkesin söylediği baştan engellemek, korunmak. Çünkü yaşam süreniz uzadıkça tüm hücrelerin yaşlanması ve yavaş çalışması nedeniyle insanların kırılmama ihtimali giderek azalıyor. Bir de yaş ilerledikçe düşme riskimiz de artıyor. Kaslarımız zayıflıyor ve buna bağlı olarak düştüğümüzde kırık oluşma ihtimali yükseliyor. O nedenle bugün doğan çocuklarımızı, gençlerimizi 90 yaşlarında da kırıksız ve sağlıklı yaşatabilmek için şimdiden yapılması gerekenleri yapmamız gerekiyor.”

Röportaj

76


Bilindiği üzere osteoporoz ağrı yapmadan, sessizce kemikleri zayıflatan bir hastalık. Bu sinsi hastalık hakkında detaylı bilgi alabilir miyiz? Osteoporoz hastalığı, bir metabolik kemik hastalığıdır. Yaş ortalamasının dünyada giderek ilerlemesi, daha uzun yaşam sürelerine sahip olmamız, daha fazla hastalık sahibi olmamız ve giderek daha çok ilaç kullanmamız ile birlikte osteoporoz hastalığını daha sık görmeye başlıyoruz. Çünkü osteoporoz yaşla alakalı bir hastalık. Tabi ki genetik zemini ve cinsiyeti tercih etme özelliği de var. Osteoporoz kemiklerin kırılganlığını arttıran, kemiğin kalitesinin bozulduğu bir hastalık olarak tanımlanıyor. Kemiğin kalitesini oluşturan maddeler arasında kalsiyum ve D vitamini var. O nedenle eğer sizin kalsiyumunuz düşükse ya da kalsiyumu bağırsaktan emmeyi etkileyecek bir hastalığınız varsa ya da D vitamininiz eksikse sonuçta kemik kaliteniz bozuluyor. Ancak osteoporoz dediğimizde kalsiyum ve D vitamininin normal olduğu halde kemik yapısının bozulması ile giden bir hastalıktan bahsediyoruz. Hastalığın tanısı noktasında hangi yöntemleri kullanıyorsunuz? Kişi bize osteoporoz şüphesi ile geldiğinde ilk önce kalsiyum ve D vitamini değerlerini ölçüp normal olduğunu gösteriyoruz. Ondan sonra değerlendiriyoruz. Zira şu anda osteoporoz tanısı dexa dediğimiz bir testle tanımlanıyor. Bu aletle her yaş grubu ve cinsiyete göre belirli standartlar alete yüklenmiş oluyor. 35 yaşında tüm insanlar kemik yoğunluklarının en üst seviyesine ulaşırlar. O nedenle 35 yaşınıza göre ne kadar bir kemik kaybınızın olduğuna göre bir kemik kaybı tanısı alıyoruz. Fakat burada şunu da mutlaka belirtmek istiyorum. Örneğin; 18 yaşında bir gence kemik ölçümü yapılıyor. 35 yaş ile alet karşılaştırdığı zaman daha eksi bir değer çıkıyor. Kemik yoğunluğu 35 yaşına kadar yükselip daha sonrasında belirli bir miktarda inmeye başladığı için 35’e kadar ki değerlerin zaten eksi olması gerekiyor. 35’te zirveye ulaşıyoruz. Bu da bu ölçümün değerlendirilmesi noktasında önemli detaylardan biri.

35 yaşından sonraki kaybımız ise -2,5 standart sapmadan fazla olmamalı. Neden -2,5 seçilmiş? Çünkü -2,5 standart sapmadan daha fazla kemik kaybı yaşanırsa kemiklerde kırılma ihtimali artıyor. Osteoporozun öneminin yıllar içinde giderek belirginleşmesi, yaş ilerledikçe bizim daha fazla dikkat etmemizin temel nedeni; kırık. Bu kırıklar en fazla el bileği, omurga ve kalçada görüyoruz. El bileği ve omurgada olursa ağrı ile yaşam kalitesinin bozulması ile giderken, kalçası kırılanlarda tekrar eski sağlığına kavuşma oranı %15-20’lerde. Kalça kırığından sonra hastaların bir kısmı yatalak kalıyor bir kısmı ise vefat ediyor. Bu sebeple kırıklar bizim için son derece önem arz ediyor. Kemik ölçümü, dexa değerlendirmesi yapıldığında -1 ile -2,5 arası bir değer çıktığında osteopeni yani, kemikte zayıflama diyoruz. Bu hastaları daha yakın takip ediyoruz. Beslenmesine, egzersizine, güneş almasına daha çok dikkat etmesi gerektiğini vurguluyoruz. Ama -2,5 ve daha eksi değerler ilaç tedavisini hak eden değerler. En önemli nokta, yıllar içinde birikimimiz arttıkça gördük ki, sadece kemik ölçümündeki -2,5 değeri bizim açımızdan kırık oluşma ihtimalini belirlemede yeterli olmuyor. Yani hastalar -3,5 değere sahip olup kırık durumunu yaşamayabiliyor. Ya da -2,2 olup kırılabiliyorlar. O nedenle Dünya Sağlık Örgütü kırık riski değerlendirme ölçeği (FRAX) oluşturdu. Bu değerlendirme ölçeği de tüm dünyada gelişmiş ülkelerin büyük bir çoğunluğunda dillerine çevrildi. Türkçe ’ye de çevrildi. Tarayıcılara FRAX yazıldığı zaman internetten bulunabiliyor. Kişinin yaşını, cinsiyetini, kilosunu boyunu girip diğer soruları cevaplayarak kırık olma olasılıkları görebiliyoruz. Osteoporoz tedavisinde asıl amacımız kırıkları engellemek olduğu için FRAX’ı mutlaka değerlendiriyoruz. Bir diğer önemli nokta TPS denilen bir sistem var. Bir bilgisayar yazılım programı, bunu da kemik ölçüm aletlerine yüklüyorsunuz. O sistem size kemiğin kalitesini veriyor. Yani kemik yoğunluğunuz çok iyi ama kemiğiniz kalitesiz olabilir. O zaman da kırık riskiniz var. Artık biz sadece basit bir ölçümle değil, bütün bunları değerlendirerek hastanın kırık ihtimalini değerlendirip ona göre hastamızı yönlendiriyoruz ve

Röportaj

77


bilgi veriyoruz. Bir diğer önemli nokta şu; hastamızı değerlendirirken, hastayı bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Örneğin; egzersiz yapmayan, masa başı oturan ve masa başı oturduğu için pek güneş de görmeyen beslenmesi de daha çok fast food ağırlıklı olan insanlarda ileride kemik kalitesi ve kırık riski tabi ki çok fazla. O nedenle kişinin kemik yoğunluğu normal bile olsa daha sonra kırık olmaması için yapılmaması gerekenleri söylüyoruz. Bir tanesi bu kırık riski hesaplama cetveliydi. İkinci olarak hastalarımıza önerdiğimiz yer ise Türkiye Osteoporoz Derneği web sitesine girdiğimizde dünya Osteoporoz Derneği kalsiyum hesaplama cetveli var. Bir hafta boyunca yediğiniz içtiğiniz her şeyi yazınca haftalık aldığınız kalsiyum değerini öğrenebilir, hangi besinleri tüketirseniz eksik kalan kalsiyum değerini tamamlayabileceğinizi hesaplayabilirsiniz. Artık doğal beslenme öneriliyor. Doğal beslenme için de kendi beslenme şeklimizi bilip ona göre eksiğimiz varsa tamamlamamız gerekiyor. D vitamini günümüzün çok moda konusu. D vitaminini tamamen yiyeceklerle almak mümkün değil. Güneş ile birlikte cildimizde, vücudumuzda D vitamini aktifleşebiliyor. Fakat biliyoruz ki 8 koruma faktöründen daha yüksek bir koruma faktörlü krem sürerseniz D vitamini aktifleşmiyor. D vitamini düşüklüğü dexa ölçümünde yalancı düşük puanlara sebep oluyor. O yüzden bir kemik ölçümü yaptırmadan önce D vitaminimizin normal olduğunu bilmemiz gerekiyor. Osteoporoz tedavisinde izlediğiniz yol nedir? Osteoporoz tedavisini üç gruba ayırmak gerekiyor. Bunlardan bir tanesi güçlü, sağlıklı 35 yaşında maksimum kemik yoğunluğuna ulaşmak. Önce kendi kemik kalitenizi oluşturacaksınız. İkinci olarak yapacağınız fiziksel aktiviteler, beslenmeye dikkat etme ve bütün bunlar yeterli olmazsa ilaç tedavisi. Bir çocuğun sağlıklı kemiklere ulaşabilmesi için tabi ki genetik çok önemli ama bunun yanında gıdalarla kalsiyum ve D vitamini alması, spor yapması, yeterince güneş alması sağlanmalı. Çocuk yetişkin olduğunda ise sporla ve gıdalarla 78

Röportaj

kemik kalitemizi korumaya çalışmak gerekiyor. Bunlar yeterli olmadığında ilaçlardan yardım alıyoruz. İlaçların tedavide yeri ve etkileri neler? Kemik erimesinin iki temel mantığı var. Bunlardan bir tanesi kemiğin yapımının yavaşlaması, bir tanesi de yıkımının artması. O yüzden kemik erimesi tedavileri iki gruba ayrılıyor. Bir tanesi yıkımı azaltanlar, bir tanesi de yapımı teşvik edenler. Kemik erimesi genellikle vücudumuzda iki ana dönemde oluyor. Bunlardan bir tanesi kadınların menopoza girdiği zaman, bu dönemde kemik yıkımı çok hızlanıyor. Çünkü östrojen önemli bir organ ve ortadan kalktığında yıkım hızlanıyor. İkinci dönem yaşlılık osteoporozu denilen dönem. 70-75 yaşlarında her iki cinsinde yaşadığı dönemde yıkım normale geliyor fakat yapım azalıyor. Kemiği yapan hücreler azalıyor ve artık yeteri kadar çalışamıyorlar. Bu nedenle bir insanın 50’li yaşlarda bir kadının yaşadığı osteoporozla, 70-75 yaşındaki kişilerin yaşadığı osteoporoz birbirinden farklı. Tüm dünyada yoğun olarak kullanılan bifosfosfonat ana başlığında tanımlanan ilaçlar aslında yıkımı yavaşlatan ilaçlar. Yani kemiğin yıkım hızını yavaşlatıyorlar. Ama bunu yaparken kemiğin yapımını da bir miktar azaltıyorlar. Bu nedenle bu ilaçlar menopoz döneminde yıkımı azalttığı için çok mantıklı ama yapımı da bir miktar azalttıkları için diş çekileceği zaman ya da kemik ameliyatı yapılacağı zaman bu ilacı vermememiz gerekiyor. İkinci grup ilaç ise yapımı teşvik eden ilaçlar. Bu ilaçlar kategorisinde şu anda elimizde parathormon var. Parathormon dünyada pratik hayatımızda kullandığımız yapımı teşvik eden tek ilaç. Ancak parathormon da baya pahalı bir ilaç. O nedenle her hasta grubunda kullanamıyoruz. SGK’nın bu ilacı karşılaması için 3 tane kırığınızın olması ve -3,5’te olmanız gerekiyor. Sekonder Osteoporoz neye bağlı olarak ortaya çıkıyor? Sekonder Osteoporoz, başka hastalığa bağlı ikincil olarak ortaya çıkıyor. Çrenğin; astım ya da şeker hastalığı da osteoporoza neden olabiliyor. Aslında kemiklerde normalde bir şey yok. Ama hastalık yüzünden kemiklerde yapım azalıyor.


Bu hastalıklarda genelde temel olarak yapım yavaşlıyor. Bu nedenle bir insan 50 yaşında menopoza girmemişken ağır diyabeti varsa yine de osteoporoz yaşayabiliyor. Biz o yüzden hastalarımıza osteoporoz tanısı koyarken önce kalsiyum ve D vitaminin düzgün olduğuna bakıyoruz. Daha sonra kemik ölçümünü yapıyoruz daha sonra kemik ölçümüne bakıyoruz. Bu kemik ölçümü değerini FLAX’la birlikte değerlendiriyoruz. Kırık ihtimalinin ne kadar olduğunu görüyoruz. Ve buna bağlı olarak hastamızın bir tedaviye ihtiyacı olup olmadığını değerlendiriyoruz. İkinci basamakta bu hastanın yıkımı mı ön planda yapımı mı daha az bunu belirliyoruz. Bunu değerlendirmek için kan tahlilleri de var. Tüm bunlara bakarak bir tedavi şeması oluşturuyoruz. Osteoporoz tedavisindeki yeniliklerden bahseder misiniz? Artık osteoporozun tanısında inflamasyon dediğimiz vücuttaki ödemin var olduğunu biliyoruz. Bunun için yeni ilaçlar deneniyor, araştırılıyor. Özellikle kemiğin yapımını teşvik edici ilaçlarla alakalı şu anda piyasaya çıkmaya yakın olan bir grup ilaç var. Bu sene çıkacağını düşündüğümüz bir molekül de var. Fakat yan etkileri çok fazla olduğu için vazgeçildi ama şu anda değerlendirilen birçok ilaç var. Bunlar kemik yapımını teşvik etmesi nedeniyle bize artı katkı sağlayacak ilaçlar. Bir diğeri fizik tedavi yöntemlerinden. Örneğin; titreşim zemini olan tetraks dediğimiz bir cihazımız var. Bu bir vibrasyon cihazı. Fiziksel tedavi yöntemleri arasında tüm vücut titreşimi iyi bir seçenek. Yeni ilaçlar geliyor ama herkesin söylediği baştan engellemek, korunmak. Çünkü yaşam süreniz uzadıkça tüm hücrelerin yaşlanması ve yavaş çalışması nedeniyle insanların kırılmama ihtimali giderek azalıyor. Bir de yaş ilerledikçe düşme riskimiz de artıyor. Kaslarımız zayıflıyor ve buna bağlı olarak düştüğümüzde kırık oluşma ihtimali yükseliyor. O nedenle bugün doğan çocuklarımızı, gençlerimizi 90 yaşlarında da kırıksız ve sağlıklı yaşatabilmek için şimdiden yapılması gerekenleri yapmamız gerekiyor.

Yaş ilerledikçe kaslar yağa dönmeye başlıyor. Yani siz ne kadar iyi spor yaparsanız yapın 20 yaşınızdaki kasınızın kalitesiyle 60 yaşınızdaki kasınızın kalitesi aynı olmuyor. Yağ oranınız artıyor. Yağ oranınız artınca da kaslar kemiğe bir uyarı vererek kemiğin güçlenmesini sağlıyorlar. Yağlar düştüğünüz zaman kemiğe bir tampon görevi görebilir ama yağlar kemiğe kas kadar destek olmuyor. O yüzden de fiziksel olarak aktif olmak, yürümek bile kırık riskini azaltan bir durum. Bir diğer önemli nokta osteoporoz sadece kadın hastalığı olarak tanımlanıyor. Aslında erkelerde de hücrelerin çalışması yavaşlayınca ve söylediğim hastalıklar nedeniyle kemik yapımı yavaşladığı için erkekler de osteoporoz olabiliyorlar. Bizim osteoporoz polikliniğimizde hastalarımızın %10-15’i erkek hasta. O yüzden erkeler osteoporoz olmaz diye düşünülmemesi gerekiyor. Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği’nin amaçları ve faaliyetlerinden bahseder misiniz? Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği, fizik tedavi uzmanlarının ve asistanlarının katılımıyla oluşan bir sivil toplum kuruluşu. Hedeflerimiz arasında fizik tedavi asistanlarının eğitim standartı, fizik tedavi uzmanı olduktan sonra meslek içi eğitimin devam etmesi, uzmanlık sonrası meslek içi eğitimin devam etmesini sağlamak var. Çünkü tıp devamlı ilerliyor ve mezun olduktan sonra yeni teknikler ve bilgiler değişiyor. Hem aylık bilimsel toplantılarımızda hem dönem dönem yaptığımız sempozyum ve kurslarla hem kongrelerimizle meslek içi eğitime devam ediyoruz. Diğer branşlarda çalışan meslektaşlarımızla ortak projeler oluşturarak birlikte hareket etmeye çalışıyoruz. Ortak alanlarımız olan derneklerle birlikte hareket etmeye çalışıyoruz. Bir diğer nokta ise halk sağlığı açısından halkın bilgilendirilmesi ve koruyucu hekimlik yapabilmek. Bu amaçla 20 Ekim’de Dünya Osteoporoz Günü’nde halk toplantılarımız oldu. Daha önce de Fibromiyalji Günü’nde halk toplantıları yaptık. Hem basın aracılığıyla hem de bire bir belediyenin katkılarıyla halk toplantıları yapıyoruz.

Röportaj

79


Prof. Dr. Ebru Özgen Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi

İletişim Eşitliği Arar ve Özgürlük İster

İletişim her şey. Hangi işi yaparsanız yapın en çok lazım olan şey iletişimdir. Çünkü gerçek anlamdaki iletişim içinde bulunduğu her ortamı daha anlamlı kılar. Önemli olan iletişimde anlaşmak değil anlamak. Anlamak için dinlemek gerekir ve bizim toplumumuzda sıklıkla görülen en temel sorun dinlememek nedeniyle oluşan iletişim aksaklıkları. Aslında iletişimin özü dinlemektir. Dinlemeye başladıkça insanlar birbirine yaklaşmaya başlar, ne zaman ki insanlar birbirlerinin ortak noktalarına değil de farklılıklarına odaklanırsa işte o zaman bölünme, ayrışma başlar.

Makale

80


İletişim her şey. Hangi işi yaparsanız yapın en çok lazım olan şey iletişimdir. Çünkü gerçek anlamdaki iletişim içinde bulunduğu her ortamı daha anlamlı kılar. Önemli olan iletişimde anlaşmak değil anlamak. Anlamak için dinlemek gerekir ve bizim toplumumuzda sıklıkla görülen en temel sorun dinlememek nedeniyle oluşan iletişim aksaklıkları. Aslında iletişimin özü dinlemektir. Dinlemeye başladıkça insanlar birbirine yaklaşmaya başlar, ne zaman ki insanlar birbirlerinin ortak noktalarına değil de farklılıklarına odaklanırsa işte o zaman bölünme, ayrışma başlar. Ayrışma, iletişimin yıkımıdır. Dinlemek konusundaki temek eksiklik herkesin kendi doğruları dışındaki doğrulara şans tanımamasından kaynaklanır. Herkesin doğrusu tabudur. Herkesin doğruları dokunulmazsa diyalog nasıl başlayacak? Diyalog başlamazsa birbirimizi anlama birbirimizle anlaşma şansını nasıl bulacağız? Bu şansı yakalayamazsak anlamanın anlaşmanın verdiği dinginliği nasıl yaşayacağız? O halde çatışmalar kaçınılmaz olmayacak mı? Her çatışma durumunda karşımızdaki mi suçlu olacak? Aslında, siyahla beyaz birbirinin zıddı değil birbirinin aynıdır.

lük kurma çabası üzerinden iletişim işlemez. İletişim eşitliği arar ve özgürlük ister. Maskelerin arkasına gizlenip o maskelerden güç alarak kurulmaya çalışılan iletişim önünde sonunda sonuçsuz kalır. Önce kendi özüyle kurmalı insan iletişimini. Özünden beslenmeli, işte ancak o noktadan sonra samimi ve sahici ilişkiler kurulabilir bunu da bilmeli. Kalıplar ve ön yargılar üzerinden kurduğumuz tüm ilişki kalıpları geçici ve temelsizdir. İletişim kalıpsız ve önyargısız olduğunda yürüyebilir. Ya da gerçekten kendine bir şans bulabilir. Bu anlamdaki farkındalık gerçekliği yaratır. Şimdi arkasına yaslanıp soruları sıralamalı kendine insan? Ve cevabını verirken çok dürüst olmalı insan.. - Dinliyor muyum? - Karşımdakini olduğu gibi kabul ediyor muyum? - İletişim kurmaya gönüllü müyüm, yoksa tek derdim sadece kendimi anlatmak mı? - Ön yargılarımın farkında mıyım? - Hangi maskeleri takıyorum? - Güç ilişkisi mi kuruyorum iletişimde? - Paylaşmaya hazır mıyım?

İletişim en temel tanımıyla anlam paylaşımıdır ve anlam paylaşımını gerçekleştirebilmek için ötekileştirmenin ötesine geçmek gerekir. Ötekileştirme paylaşımı yok eder ve iletişimi mümkünsüz kılar. İletişimle ilgili en önemli farkındalık, iki kişinin konuşmasında ortak noktaya varmasından ziyade o iki kişinin birbirini anlaması gerekiyor. Yani uzlaşmak değil anlamak önemli. Bu anlamda iletim ile iletişim arasındaki farkı da iyi kavrayabilmeli insan. Sadece kendi istek, dilek ya da derdini karşı tarafa anlatmak değil mesele, esas olan karşı tarafı da dinleyerek paylaşımda bulunmak. Çünkü sadece konuşup hiç dinlemeden yapılan şey sadece iletim, ne zaman ki dinlemeye başlıyor insan işte o zaman iletişim kurmak için bir şans başlıyor. Bu şansın devam edebilmesi için, o iletişimi kurmaya ya da o iletişim ilişkisini sürdürmeye gönüllü olması gerekir insanın. Aksi taktirde ne kendisini anlatabilir insan ne de karşısındakini anlayabilir. Bu anlamda iletişimde kabul çok önemli. İletişime dahil olan her insanı olduğu şekliyle kabul etmek, ben sen dilinden vazgeçip ortak noktalara işaret eden “biz” diline geçebilmek iletişimi başlatır. Üstün-

Makale

81


Abdi İbrahim’de Üst Düzey Atama Abdi İbrahim bünyesine katılan, ilaç sektörünün deneyimli isimlerinden Ozan Temizkan, Temmuz 2018 tarihi itibariyle Abdimed Şirket Yöneticisi olarak göreve başladı. Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonomi Bölümü’nden 2001 yılında mezun olan Ozan Temizkan, iş hayatına aynı yıl L’Oreal’de çalışarak adım attı. 2011 yılına kadar L’Oreal’de sırasıyla; Ürün Müdürü, Pazarlama Müdürü ve Bölüm Pazarlama Direktörü olarak görev yapan Temizkan, 2011 yılından itibaren iş hayatını Sanofi bünyesinde sürdürdü. Temizkan, Tüketici Sağlığı Pazarlama Müdürü, Tüketici Sağlığı İş Birimi Direktörü, Sanofi Zentiva Eczane ve Depo Kanalı Ticari Direktörü, Tüketici Sağlığı Türkiye, Orta Doğu ülkeleri, Afganistan ve Pakistan’dan sorumlu Bölgesel İş Birimi Direktörü ve Sanofi Kuveyt’te Sanofi Ülke Müdürü olarak çalıştıktan sonra son olarak Sanofi Fransa’da Stratejik Ticari Dönüşüm Projeleri Lideri olarak görev aldı.

Eczacı Emre Yarcı, AİFD Sağlık Politikaları Müdürü Oldu Kariyeri boyunca çeşitli global ilaç firmalarında farmakovijilans alanında çalışan Eczacı Emre Yarcı, Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’ne (AİFD) Sağlık Politikaları Müdürü olarak atandı. Marmara Üniversitesi Ecz. Fakültesinden 2008 yılında mezun olan Emre Yarcı, yine aynı fakültenin Farmakoloji Anabilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimini tamamladı. Yüksek lisans eğitimi ile eşzamanlı olarak Schreing-Plough Türkiye’de farmakovijilans alanında çalışmaya başladı. 2009-2012 yılları arasında Novartis Türkiye’de İlaç Güvenliği Uzmanı olarak görev yaptı. 2013 yılında GATA Eczacılık Bilimleri Merkezi’nde zorunlu askerlik hizmetini tamamladıktan sonra 2014 yılında Astellas Türkiye’de Farmakovijilans ve Medikal Kalite Güvence Sorumlusu olarak görev yaptı. 2014-2015 yılları arasında Sandoz’un Global Farmakovijilans Departmanında Risk Yönetim Müdürü olarak çalıştı. Eylül 2015’te Alexion Türkiye’de Farmakovijilans Sorumlusu olarak göreve başladı. Ocak 2018’den itibaren Alexion Türkiye Farmakovijilans Müdürü görevine ek olarak Alexion Ortadoğu ve Afrika farmakovijilans yöneticiliğini yürütmekteydi.

Hülya Yalın, Exeltis Türkiye Genel Müdürü Olarak Atandı 23 yılı aşkın bir süredir ilaç sektöründe başta satış ve pazarlama alanı olmak üzere çeşitli yöneticilik pozisyonlarında görev alan Hülya Yalın, Exeltis Türkiye Genel Müdürü olarak atandı. İsveç Vaxjö Üniversitesi Biyokimya Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Hülya Yalın, kariyerine Eczacıbaşı İlaç’ta Solunum ve İnflamasyon Grubu Ürün Müdürü olarak başladı. Eczacıbaşı’nda 3 yıl çalıştıktan sonra, AstraZeneca Türkiye’de 6 yıl, Solunum ve İnflamasyon Grubu yönetici poziyonlarında kariyerine devam etti. 2005 yılında katıldığı Abdi İbrahim İlaç Firması’nda yaklaşık 10 yıl boyunca Solunum, Gastroenteroloji, Enfeksiyon, Hepatoloji, Algoloji, Üroloji gruplarında, Yönetim ve Liderlik Ekibi sorumlulukları da dahil olmak üzere Satış ve Pazarlama yönetim görevlerini başarı ile yürüttü. 2015’ten itibaren sektördeki kariyerine Sanofi Türkiye’de Uzman ve Birinci Basamak Tedavi İş Birimi Direktörü olarak devam eden ve ağırlıklı olarak Kardiyovasküler, Merkezi Sinir Sistemi, Üroloji, Viroloji, Tromboz ve Kas İskelet Sistemi gruplarında görev alan Yalın, ayrıca aynı kurumda Portföy Yönetimi ve Stratejik Ortaklıklar Departmanı liderliğini de yürüttü.

82

Terfi ve Atamalar


UCB Türkiye’nin Yeni Ülke Lideri Dr. Berna Çağlayan Oldu UCB Türkiye’ye 2014 yılında katılan ve Türkiye ve Ortadoğu Afrika bölgesi Pazar Erişim Direktörlüğü görevinde fiyatlandırma, geri ödeme ve resmi ilişkiler yönetimini sürdüren Dr. Berna Çağlayan, UCB Türkiye Ülke Lideri oldu. Nöroloji ve immünoloji kökenli ağır hastalıkların tedavisi için yenilikçi çözümler sunan Belçikalı biyoteknoloji firması UCB Pharma’da üst düzey bir atama gerçekleştirildi. UCB Türkiye’ye 2014 yılında katılan ve Türkiye ve Ortadoğu Afrika bölgesi Pazar Erişim Direktörlüğü görevinde fiyatlandırma, geri ödeme ve resmi ilişkiler yönetimini sürdüren Dr. Berna Çağlayan, UCB Türkiye Ülke Lideri oldu. Eğitim hayatını İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi’nde tamamlayan Dr. Berna Çağlayan, uzmanlığını yine aynı fakültede Farmakoloji & Klinik Farmakoloji alanında yaparak; MBA derecesini Ellis College, ABD’de gerçekleştirdi. Dr. Berna Çağlayan 20 yılı aşkın bir süredir ilaç şirketlerinde medikal, pazarlama – satış ve pazar erişim alanlarında elde ettiği deneyim ile dikkat çekiyor.

Hasan Demirci, Orta Asya & Kafkas Ülkeleri Direktörlüğüne Atandı 2015 yılından bu yana Roche Diagnostik Türkiye Pazarlama & İş Geliştirme Direktörü olarak görev yapan Hasan Demirci, Orta Asya & Kafkas Ülkeleri Direktörlüğüne atandı. Kasım 2018 itibarıyla yeni görevine başlayacak olan Demirci, Kazakistan, Azerbaycan, Gürcistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan ülkelerinden sorumlu olacak ve Roche Diagnostik Türkiye Genel Müdürü ve Kafkasya Yönetim Merkezi Başkanı Burçak Çelik’e bağlı olarak çalışmaya devam edecek. 1991 yılında Boğaziçi Üniversitesi, Biyomedikal Elektroniği bölümünden mezun olan Hasan Demirci, kariyerine 1992 yılında Boehringer Mannheim Türkiye’de Satış & Servis Mühendisi olarak başladı. 1997 yılında Boehringer Mannheim şirketinin Roche tarafından satın alınmasıyla birlikte, Roche Diagnostik Türkiye olarak hizmet vermeye başlayan şirket bünyesinde Demirci, satış, pazarlama ve iş geliştirme alanlarında pek çok farklı sorumluluğu ve projeyi başarıyla yürüttü.

Dr. Suna Avcıl, Medikal Direktör Olarak Göreve Başladı Dr. Suna Avcıl, Amgen Türkiye’de Amgen ve Mustafa Nevzat İlaç’tan Sorumlu Medikal Direktör olarak göreve başladı. 1995 yılında Hacettepe Tıp Fakültesi’nden mezun olan Dr. Suna Avcıl, sırasıyla Bilim İlaç, Abdi İbrahim ve Boehringer Ingelheim’da Ürün Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Takiben Ürün Müdürü olarak Lilly İlaç’a transfer oldu. Avrupa, Asya ve Orta Doğu’yu da kapsayan uluslararası görevler aldığı Lilly İlaç’taki 16 yıllık kariyeri boyunca Pazarlama Müdürü, İnsan Kaynakları Direktörü, Kıdemli Medikal ve Ruhsatlandırma Direktörü gibi önemli görevler üstlenen Dr. Suna Avcıl, son olarak Kıdemli Medikal Direktör olarak görev yapıyordu.

Terfi ve Atamalar

83


Takafumi Horii (Taka) Bölge Başkanı Oldu Takeda’nın, Yakın Doğu, Orta Doğu ve Afrika (NEMEA) operasyonlarının yeni Bölge Başkanı Takafumi Horii (Taka) oldu Takeda Japonya’ya 2009 yılında Kurumsal Strateji ve Planlama Müdürü olarak katılan Taka, 2011’de Takeda Çin Stratejik Planlama Başkanlığına getirildi. Bunun ardından Kuzey Asya Stratejik Projeler ve Planlama Başkanlığına terfi eden Takafumi Horii (Taka), 2015 tarihinde Strateji ve İş Desteği Başkan Yardımcısı olarak EM BU’ya (Gelişen Pazarlar İş Birimi) katıldı. En son 2016’da üstlendiği Tayvan Başkan ve Genel Müdürlük görevinde Taka, yeni ilaçların lansman süreçlerini yönetti. Ayrıca, Takeda Tayvan’ın, Asya’da Çalışılacak En İyi Şirketler arasında yer almasına ve bunun yanı sıra 2016 - 2017’de “En İyi İşveren” statüsünü kazanmasını sağlayan bir kültür oluşturdu. Takafumi Horii (Taka), Tayvan Uluslararası Araştırma Bazlı İlaç Üreticileri Derneği’nin (IRPMA) Daimi Direktörü ve Pazar Erişim Başkanı olarak, son iki yılda hastalar için sağlık politikalarının iyileştirilmesine ve endüstrinin gelişimine destek oldu.

Tuba Ertek, İnsan Kaynakları İş Direktörü Oldu Haziran 2015 tarihinden beri Takeda Türkiye İnsan Kaynakları ve İdari İşler Direktörü olarak görev yapan Tuba Ertek,1 Eylül 2018 itibarı ile NEMEA Bölgesi İnsan Kaynakları İş Direktörü olarak görev yapacak. Yeni görevini Dubai’de sürdürecek olan Tuba Ertek, Türkiye, Güney Afrika, Ukrayna, Suudi Arabistan, Mısır, Lübnan, Körfez ülkeleri, Moldovya, İran, Cezayir gibi ülkelerden sorumlu olacak. İstanbul Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun olan Tuba Ertek, Takeda’ya katılmadan önce FMCG, Teknoloji sektörlerinde İnsan Kaynakları, Satış ve Pazarlama fonksiyonlarında görev aldı. Sektörde 17 yıl boyunca biriktirdiği bilgi ve birikimi ile Takeda çatısı altında göreve geldiği günden bu yana Türkiye organizasyonunun geçirmiş olduğu kültürel ve organizasyonel dönüşümü başarıyla yürüttü. Takeda Türkiye’de çalışanların daha mutlu ve bağlı çalışması için çok sayıda fark yaratan inisiyatifi başarıyla hayata geçirdi ve “En İyi İşveren” sertifikasını organizasyona kazandırdı.

İzak Baron, Takeda Türkiye Finans Direktörlüğü Görevine Getirildi. Türkiye ilaç sektöründe 25 yıllık deneyime sahip olan İzak Baron, Takeda Türkiye Finans Direktörlüğü görevine getirildi. İzak Baron, Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden 1982 yılında mezun oldu. Farklı sektörlerde kendini geliştirmesinin ardından son 25 yıldır kariyerini Eli Lilly, Wyeth, Lundbeck, Amgen İlaç gibi uluslararası firmalarda sürdürdü. Eylül 2017’den bu yana Takeda Türkiye’de Finans Danışmanı olarak görev yapan Baron, finansal süreçlerin optimizasyonu, denetim süreçlerinin etkin yönetilmesi gibi konularda çalışmalar yaptı. İzak Baron Ağustos 2018 itibari ile Takeda Türkiye’nin daha güçlü bir finansal yapıya kavuşmasını ve süreçlerin basitleştirilerek verimliliğin artırılmasını sağlamak üzere Finans Direktörlüğü görevini sürdürecektir.

84

Terfi ve Atamalar


İlker Ergen Çoklu Kanal Pazarlama ve Dijital Direktörü Oldu Doğrudan Sanofi Türkiye Ülke Genel Müdürü Fabrizio Guidi’ye raporlayacak olan İlker Ergen, 1 Haziran 2018 itibariyle çalışmalarına başladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Matematik Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Ergen, profesyonel kariyerine 2000 yılında IXIR firmasında başladı. Ardından Siemens’te 5 yıl çalıştıktan sonra kariyerine ajans tarafında devam etti. Rafineri reklam ajansında 3 yıl çalıştıktan sonra Estima Araştırma ve Danışmanlık şirketinde Dijital Pazarlama Müdürü olarak görev yaptı. Dijital dönüşümün önemli isimlerinden olan Ergen, sonraki kariyer adımına telekomünikasyon sektöründe devam etti. 8 yıl boyunca Turkcell’de farklı sorumluluklar alarak en son Dijital Kanallar Direktörü olarak çalıştı. Turkcell’de ki deneyimlerinden sonra tekrar ajans tarafına Dijital Operasyonlar Direktörü olarak GroupM’de faaliyetlerini sürdürdü.

Senem Korol, Ülke İnsan Kaynakları Direktörlüğüne Getirildi Sanofi Türkiye’nin yeni Ülke İnsan Kaynakları Direktörü Senem Korol, yeni görevinden Avrasya ve Ortadoğu Bölge İnsan Kaynakları Direktörü Elif Sezgin’e raporlayacak. Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden 2007 yılında mezun olan Senem Korol, kariyerine 2007 yılında Coca-Cola Türkiye’de Avrasya ve Afrika bölge çalışanlarının eğitim süreçlerinden sorumlu olarak Eğitim Departmanı’nda başlamıştır. 2014 yılına kadar Coca-Cola bünyesinde şişeleyici organizasyon da dâhil olmak üzere Türkiye, Kenya ve Rusya’da; İK iş ortağı, eğitim, gelişim ve yetenek yönetimi sorumlulukları gibi çeşitli insan kaynakları rollerinde görev yapmıştır. İki yılı aşkın bir süre boyunca Koç Holding bünyesinde Arçelik grubunda Avrupa, Amerika ve Ortadoğu, Kuzey Afrika Bölgesi İnsan Kaynakları Grup Müdürü olarak görev alan Senem Korol, İnsan Kaynakları alanında deneyimlerini, 2 Temmuz 2018 tarihi itibariyle Sanofi Türkiye’de sürdürmektedir.

Kağan Keklik, Temel Ürünler ve Jenerikler İş Birimi Liderliğine Getirildi Sanofi Türkiye Temel Ürünler ve Markalı Jenerikler İş Birimine liderlik edecek olup Türkiye Ülke Başkanı Fabrizio Guidi’ye raporlayacaktır. Kariyerine Eczcıbaşı-Baxter bünyesinde Satış Yöneticisi olarak başlayan Kağan Keklik sırasıyla, Ürün Müdürü, Kıdemli Ürün Müdürü ve Pazarlama Müdürü pozisyonlarında çalıştı. Daha sonra kariyerine Bilim İlaç’ta Pazarlama ve Satış Müdürü olarak devam etti. Sanofi bünyesine 2009 yılında katılan Keklik sırasıyla Zentiva’da Merkezi Sinir Sistemi Pazarlama ve Satış Direktörü, Sanofi’de Birinci Basamak Satış Direktörü ve Sanofi-Zentiva’da Birinci Basamak Satış Direktörlüğü, Eczane grubu Satış ve Pazarlama Direktörü, Tüketici Sağlığı İş Birimi Direktörü görevlerini yürüttü. Kağan Keklik Sanofi’de son olarak Türkiye, Suriye, Pakistan, İran ve İsrail Tüketici Sağlığı Genel Müdürü görevini yürütüyordu ve Genel Müdür rolü ile birlikte 2016 Haziran ayı itibarı ile sekiz ay boyunca Tüketici Sağlığı AMEDSA Ticari Operasyonlar Direktörü görevini de üstlendi.

Terfi ve Atamalar

85


Sevil Sipahi, Metabolizma Pazarlama Müdürü Olarak AstraZeneca Türkiye Ailesine Katıldı İlaç sektöründe farklı şirketlerde 10 yıllık pazarlama ve yönetim tecrübesi olan Sevil Sipahi, Metabolizma Pazarlama Müdürü olarak AstraZeneca Türkiye ailesine katıldı. Yıldız Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden 2004 yılında mezun olan Sevil Sipahi, yüksek lisans eğitimini 2007 yılında Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’nde tamamladı. AstraZeneca Türkiye ailesine katılmadan önce, Abdi İbrahim İlaç’ta 2008-2013 yılları arasında Yönetici Yetiştirme Programı’nın ardından sırasıyla, Junior Ürün Müdürü ve Ürün Müdürü görevlerini üstlendi. 2014-2017 yılları arasında GlaxoSmithKline İlaç’ta sırasıyla Ürün Müdürü, Kıdemli Marka Lideri, Takım Lideri & Kıdemli Marka Lideri olarak çalıştı. 2018 yılı itibariyle GlaxoSmithKline İlaç’ta Kritik Hastalıklar Departman Lideri olarak görev yapmakta olan Sevil Sipahi son olarak, Kardiyovasküler & Renal ve Metabolizma İş Birimi’nde, Metabolizma Pazarlama Müdürü olarak AstraZeneca Türkiye ailesine katıldı.

Dilek Limboz, Kalite Direktörü Görevine Atandı Novartis Türkiye bünyesinde 12 yıl boyunca çeşitli görevlerde bulunan ve son olarak Novartis İlaç Kalite Güvence Bölüm Direktörü olarak görev yapan Dilek Limboz, Novartis Türkiye Kalite Direktörü görevine atandı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kimya bölümünden mezun olan ve yüksek lisansını İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde tamamlayan Dilek Limboz’un Marmara Üniverstesi Eczacılık Fakültesi’nden İlaç Bilimleri Sertifikası bulunuyor. Kariyerine 2000 yılında GSK bünyesinde Kalite Kontrol alanında başlayarak farklı rollerde görev alan Dilek Limboz, 2006 yılında Novartis Türkiye’ye katıldı. Novartis’te GMP Koordinatörü, Ruhsatlandırma Uzmanı, Global Ruhsatlandırma Strateji Koordinatörü ve Analitik Hizmetler Kalite Lideri, Kalite Kontrol Müdürü, Üretim Strateji Koordinatörü, Novartis Teknik Operasyonlar Kurtköy Fabrikası’nda Kalite Uygunluk Müdürü görevlerinde bulunan Dilek Limboz, son olarak Novartis İlaç Kalite Güvence Bölüm Direktörü olarak görev yapmaktaydı.

Emrah Arslan Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Finans ve İş Destek Hizmetleri Direktörü Pozisyonuna Atandı. 2016 yılından itibaren UCB Pharma’da Kıdemli Finansal Planlama Müdürü olarak çalışan Emrah Arslan Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Finans ve İş Destek Hizmetleri Direktörü pozisyonuna atandı. Arslan yeni görevinde Finans, İnsan Kaynakları, Operasyonel Mükemmeliyet ve Satınalma’dan sorumlu olacak. Ortadoğu Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde Ekonomi Bölümü’nü ve sonrasında İstanbul Bilgi Üniversitesi Finansal Ekonomi Yüksek Lisans programını bitiren Emrah Arslan kariyerine 2006 yılında Deloitte’ta başladı. Ardından ING Emeklilik’te bütçe ve raporlama alanında çalışan Arslan, 2010 yılından beri UCB Pharma bünyesinde önemli görev ve projelerde yer almaktadır.

86

Terfi ve Atamalar


Bahar Emeksizoğlu Pıcak, Sağlık Ekonomisi ve Pazar Erişim Müdürü Olarak Atandı 2015 yılından beri AstraZenaca Türkiye’de çalışan ve son olarak Ruhsatlandırma ve Pazar Erişim Departmanı’nda Ruhsatlandırma Müdürü olarak görev yapmakta olan Bahar Emeksizoğlu Pıcak, Sağlık Ekonomisi ve Pazar Erişim Müdürü olarak atandı. Lisans eğitimini 2005 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Fakültesi Kimya Mühendisliği ve İşletme Mühendisliği bölümlerinde tamamlayan Bahar Emeksizoğlu Pıcak, yüksek lisansını 2008 yılında aynı fakültenin İşletme Mühendisliği bölümünde yaptı. İş hayatına Eczacıbaşı Baxter’da Ruhsatlandırma Uzmanı olarak başlayan Bahar Emeksizoğlu Pıcak sonrasında Abbott’da Ruhsatlandırma Uzmanı ve Ruhsatlandırma Müdürü olarak görev yaptı. Ardından Abbvie’ye geçerek burada da Fiyatlandırma & Geri Ödeme Müdürü ve Pazar Erişim Müdürü olarak çalıştı. Bahar Emeksizoğlu Pıcak, 2015 yılında Ruhsatlandırma Müdürü olarak AstraZeneca ailesine katıldı ve son olarak Sağlık Ekonomisi ve Pazar Erişim Müdürü olarak atandı.

Gürkan Ulusoy, Hayvan Sağlığı Ülke Müdürü Oldu Bayer Türkiye, Hayvan Sağlığı Ülke Müdürü görevine Gürkan Ulusoy atandı.

2015 yılında Bayer ailesine katılan Gürkan Ulusoy daha önce Bayer Tüketici Sağlığı İş Biriminde Ticari Pazarlama ve Satış Geliştirme Müdürü görevini yürütüyordu. Lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Gıda Mühendisliği Bölümü’nde tamamlayan Ulusoy meslek hayatına 2003’de Unilever’de başladı. Ardından Phillip Morris International’da farklı pozisyonlarda görev aldı. Gürkan Ulusoy yeni görevine 1 Eylül 2018 itibariyle başladı.

Dr. Emre Göllü, Yerleşik Ürünler Bölümü Direktörlüğü Görevine Getirildi. Dr. Göllü, yeni görevi ile yerleşik ürünler gamının tüm ticari, teknik ve operasyonel süreçleriyle ilgili stratejik iş birliklerinin yönetiminden sorumlu olacak. İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Dr. Emre Göllü, yüksek lisans eğitimini İTÜ’de kimya mühendisliği ve işletme üzerine tamamladı. Okan Üniversitesi’nde doktora eğitimi alan Dr. Göllü tez çalışmasını ilaç sektöründe firmaların tedarik zincirleri ve iş performansları ilişkisi üzerine yaptı. Operasyon ve tedarik zinciri yönetimi ile spor yönetimi alanlarında akademik çalışmalarını sürdüren Dr. Emre Göllü, kariyerine 18 yıldır ilaç sektöründe devam ediyor. Çokuluslu firmalarda elde ettiği deneyim sayesinde Dr. Göllü; teknik operasyonlar, tedarik zinciri yönetimi, kalite yönetimi, teknoloji transferleri başta olmak üzere proje yönetimi ve stratejik iş birlikleri yönetimi gibi alanlarda sahip olduğu bilgi ve birikim ile öne çıkıyor.

Terfi ve Atamalar

87


Çağdaş Yılmaz, Janssen Türkiye Onkoloji ve Hematoloji İş Birimi Lideri Oldu Çağdaş Ağustos 2018 itibari ile Janssen Türkiye’de Onkoloji & Hematoloji portföyündeki tüm ticari organizasyonun stratejilerinin belirlenmesine ve hayata geçirilmesine liderlik edecek. İlaç, hızlı tüketim ve OTC sektörlerinde 16 yıllık deneyime sahip olan Çağdaş Yılmaz, Janssen Türkiye’ye 2013 yılında Onkoloji Pazarlama Müdürü olarak katıldı. Geçtiğimiz iki yıldır, Global Pazara Erişim organizasyonu içerisinde Amerika Birleşik Devletleri yerleşik olarak Gelişen Pazarlar Pazar Erişim Direktörü görevini üstleniyordu. Çağdaş Ağustos 2018 itibari ile Janssen Türkiye’de Onkoloji & Hematoloji portföyündeki tüm ticari organizasyonun stratejilerinin belirlenmesine ve hayata geçirilmesine liderlik edecek.

S. Selen Soyman Fırlar, Janssen Türkiye İmmünoloji İş Birimi Lideri Oldu 2017 yılında katıldığı Janssen Türkiye’de Onkoloji & Hematoloji Pazarlama Müdürü olarak çalışan S. Selen Soyman Fırlar, İmmünoloji alanındaki ticari organizasyonlara ve bu alandaki stratejilerin belirlenmesine ve hayata geçirilmesine liderlik edecek. Selen Soyman Fırlar, kariyerine 2004 yılında Bristol Myers Squibb’de Satış Alan Koordinatörü olarak başladı. 2008 yılında Boehringer Ingelheim şirketine transfer oldu. 9 yıl boyunca Merkezi Sinir Sistemi, Solunum, Kardiyoloji ve Metabolizma alanlarında görev yaptı. Ayrıca, kongre ve organizasyon gibi farklı fonksiyonların yönetimini de üstlendi. 2017 yılında katıldığı Janssen Türkiye’de Onkoloji & Hematoloji Pazarlama Müdürü olarak çalışan S. Selen Soyman Fırlar, İmmünoloji alanındaki ticari organizasyonlara ve bu alandaki stratejilerin belirlenmesine ve hayata geçirilmesine liderlik edecek.

Dr. Çağatay Keleş, Merkezi Sinir Sistemi İş Birimi Lideri Olarak Atandı Çağatay, 17 yıllık ilaç sektörü tecrübesiyle mevcut ve gelecek ürünler için Merkezi Sinir Sistemi alanındaki tüm ticari organizasyona ve bu alandaki stratejilerin belirlenmesine ve hayata geçirilmesine liderlik edecek. Hekimlik deneyimi sonrasında ilaç sektöründe Onkoloji & Hematoloji, Merkezi Sinir Sistemi, Kardiyovasküler ve Metabolizma tedavi alanlarının satış, pazarlama ve medikal departmanlarına liderlik yapan Dr. Çağatay Keleş, 2008 yılında medikal müdür olarak Janssen Türkiye’ye katıldı. Çağatay, 17 yıllık ilaç sektörü tecrübesiyle mevcut ve gelecek ürünler için Merkezi Sinir Sistemi alanındaki tüm ticari organizasyona ve bu alandaki stratejilerin belirlenmesine ve hayata geçirilmesine liderlik edecek.

88

Terfi ve Atamalar


Belma Bozkurt, Nöroloji, İmmunoloji, Tiroid ve Endokrinoloji Pazarlama Müdürü Olarak Atandı Bozkurt sorumluluğundaki terapötik alanlarda yeni lansman ve mevcut ürünlerin pazarlama aktivitelerini koordine edecek. Profesyonel kariyerine Abdi İbrahim’de başlayan Belma Bozkurt, daha sonra Novo Nordisk firmasında Büyüme Hormonu grubunda Ürün Müdürü ve Near East bölgesinde Diyabet alanında Regional Ürün Müdürü olarak görev yaptı. Firmanın Biyofarma portföyünde yer alan Hormon Replasman Tedavi alanındaki Contract Sales Organisation (CSO) iş geliştirme projesini başarı ile sürdürdü. Belma Bozkurt, sekiz farklı terapötik alandaki tecrübesi ile lansman, CSO, lisansör ilişkileri, jenerik, orjinal moleküller ve biyoteknoloji alanlarında tecrübe kazandı. İlaç sektöründe 12 yıllık pazarlama tecrübesine sahip olan Bozkurt, yürüttüğü lansman çalışmasında “En İyi Ürün Kimliği” ve “En Başarılı Medikomarketing Kampanyası” birincilik ödül derecelerine sahip.

Ertuğrul Akbaş, Medikal Müdür Olarak Atandı Merck Türkiye’de Fertilite Terapötik alanından sorumlu Medikal Müdür olarak Ertuğrul Akbaş atandı. İlaç sektöründe çeşitli kademelerde toplam 12 yıllık iş deneyimine sahip olan Akbaş Roche, GSK ve Merck’te medikal ve pazarlama departmanlarında çalıştı. İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Akbaş, Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsünde yüksek lisans eğitimi aldı.

Aydan Dinçer, Onkoloji Kıdemli Müdürü Olarak Atandı Merck Türkiye ofisinde Onkoloji Kıdemli Müdürü olarak Aydan Dinçer atandı. Aydan Dinçer, Türkiye onkoloji terapötik alanındaki yeni lansman ve mevcut ürünlerin pazarlama aktivitelerini koordine edecek. Profesyonel kariyerine Siemens Business Services’de başlayan Aydan Dinçer, ardından Fresenius Kabi ve Novartis firmalarında çalıştı. Novartis firmasında nadir ilaçlar alanında çalışan Dinçer, Orta Doğu ve Afrika bölgelerindeki nadir ilaçların lansman faaliyetlerine destekte bulundu. Son olarak kardiyovasküler gruptaki lansman ürünlerinden sorumlu kıdemli ürün müdürü olarak görev yaptı. Toplam 15 yıllık satış ve pazarlama tecrübesine sahip olan Dinçer, İstanbul Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü mezunu.

Terfi ve Atamalar

89


Gül Gökyokuş, Allergan’a Ürün Müdürü Olarak Atandı 2015 yılında Bayer Tüketici Sağlığı Bölümü’nde Ürün Müdürü olarak görev yapmaya başlayan Gökyokuş, Haziran ayı itibariyle Allergan’da Ürün Müdürü olarak görev almaktadır. Gül Gökyokuş, 2011 yılında Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun oldu. İş yaşamına aynı sene PricewaterhouseCoopers’da Yönetim Danışmanı olarak başlayan Gökyokuş, 2013 yılında Stratejik Planlama Uzmanı göreviyle Novartis’e transfer oldu. 2015 yılında Bayer Tüketici Sağlığı Bölümü’nde Ürün Müdürü olarak görev yapmaya başlayan Gökyokuş, Haziran ayı itibariyle Allergan’da Ürün Müdürü olarak görev almaktadır.

Ezgi Hayta, Pazara Erişim ve Fiyatlandırma Müdürü Oldu En son Bilim İlaç’ta Pazara Erişim ve Fiyatlandırma Müdürü olarak görev yapan Ezgi Hayta, Nisan 2018’den itibaren Allergan’da Pazara Erişim ve Fiyatlandırma Müdürü olarak çalışmaktadır. Ezgi Hayta, 2007 senesinde Gazi Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi’nden mezun oldu ve ardından Bahçeşehir Üniversitesi’nde MBA bölümünde eğitimini tamamladı. 2007 senesinde Santem’ de Satış Mühendisi olarak iş hayatına adım atan Hayta, 2008 yılında Eczacıbaşı-Zentiva Sağlık Ürünleri’nde Ar-ge Uzmanı olarak çalışmaya başladı. 2009 yılında Bilim İlaç’ a transfer olup 9 yıl süresince Ruhsatlandırma ve Pazara Erişim Departmanında çeşitli görevlerde yer alıp en son Bilim İlaç’ta Pazara Erişim ve Fiyatlandırma Müdürü olarak görev yapan Ezgi Hayta, Nisan 2018’den itibaren Allergan’da Pazara Erişim ve Fiyatlandırma Müdürü olarak çalışmaktadır.

Ege Gürocak, Retina Ürün Müdürü Oldu 2016 senesinde Lilly İlaç’ta Diyabet Ürün Müdürü olarak göreve başlayan Ege Gürocak, 7 Mayıs 2018 tarihi itibariyle Allergan’a Retina Ürün Müdürü pozisyonu ile katıldı. Ege Gürocak, 2011 yılında Boston Üniversitesi Üretim Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Eczacıbaşı Yapı Grubu’nda Ürün Müdürü Yardımcısı olarak meslek hayatına başladı ve yine aynı firmada Pazar Geliştirme Uzmanı oldu. Gürocak daha sonra IE Business School’da MBA Yüksek Lisans programını tamamladı. 2016 senesinde Lilly İlaç’ta Diyabet Ürün Müdürü olarak göreve başlayan Ege Gürocak, 7 Mayıs 2018 tarihi itibariyle Allergan’a Retina Ürün Müdürü pozisyonu ile katıldı.

90

Terfi ve Atamalar


Olgun İşçan Egeli, Medikal Eğitim Müdürü Oldu Olgun İşçan Egeli, Allergan’da Medikal Eğitim Müdürü olarak görev almaya başladı. Olgun İşçan Egeli, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, yine aynı üniversitede yüksek lisansını tamamladı. 2010 yılında Deva Holding’de Teknoloji Transferi Uzmanı olarak iş hayatına başlayan Egeli, daha sonra Astellas Pharma’da Ruhsatlandırma Uzmanı görevinde çalışmıştır. Egeli, 2014-2018 yılları arasında çalıştığı Roche İlaç’ta son olarak Bölgesel Medikal Müdür görevini yürütmüştür.

Burcu Kuyucu, Ülke İnsan Kaynakları Direktörü Oldu İnsan Kaynakları sektöründe 20 yıllık deneyime sahip olan Burcu Kuyucu, Ülke İnsan Kaynakları Direktörü olarak GSK Türkiye’ye katıldı. İşletme mezunu olan ve Koç Üniversitesi’nden EMBA derecesine sahip olan Burcu Kuyucu, çalışma yaşamı boyunca İnsan Kaynakları Danışmanlığı’ndan, Uzmanlık Yönetimi ve İş Ortaklığı’na kadar çeşitli İnsan Kaynakları rollerinde, büyük çok uluslu ve yerli firmalarda görev yaptı. Kuyucu, GSK’ya katılmadan önce son olarak PepsiCo’da Ticari Fonksiyonlardan Sorumlu İnsan Kaynakları Direktörü olarak çalışıyordu.

Aslı Kumbaracı Keskin, Hukuk Direktörü Oldu GSK Türkiye’de Hukuk Müdürü olarak görev yapan Aslı Kumbaracı Keskin, terfi alarak Hukuk Direktörlüğü görevine getirildi. Kariyerine bir İngiliz hukuk bürosunun İstanbul ofisinde başlayan Aslı Kumbaracı Keskin, 2015 yılından bu yana Hukuk İşleri Müdürü olarak GSK Türkiye’de görev yapıyordu. GSK’da aynı zamanda Gelişen Pazarlar Merkezi Bölgesi Hukuk Liderlik Ekibi’nin ve GSK Türkiye Liderlik Takımı’nın üyesi olarak görev yapacak olan Aslı Kumbaracı Keskin, ulusal ve uluslararası sağlık mevzuatı hakkındaki bilgisi ile birleşme ve devralmalar, şirketler hukuku ve ihaleler alanındaki önemli iş deneyimleriyle GSK’ya değer katmaya devam edecek.

Terfi ve Atamalar

91


Avrupa’nın Başkenti

Brüksel

Bu şehre Avrupa’nın kalbi desek yeridir. Zaten Avrupa’nın ve dünyanın birçok küresel kurumunun merkezi bu şehirde. Ancak bu kadar resmi bir şehir olmasına rağmen eşi benzeri görülmemiş bazı mekânlara da ev sahipliği yapıyor. Özellikle şehrin kalbi olan Grand Place, dünyanın en güzel meydanı olarak bilinmekte. İşte Avrupa’nın başkenti Brüksel gezi rehberi… Brüksel Hakkında Kısa Bilgiler Para birimi: Euro Vize: Schengen vizesi almanız gerekmekte. Statü: Avrupa Birliği ve Belçika’nın resmi başkenti. Resmi Olarak Konuşulan Diller: Flemenkçe, Fransızca. Brüksel Nerededir?

Ecemnur TANSOY 92

Gezi

Brüksel, Belçika‘nın başkentidir. Birkaç yüzyıl önce bataklığın kurutulması sonucu ortaya çıkmış bir şehirdir. Adı bataklığın içindeki yerleşim yeri anlamına gelir. Senne nehri üzerindedir.


Lüksemburg, Fransa, Almanya ve Hollanda’ya çok yakındır. Trenle kolaylıkla ulaşım sağlayabilirsiniz. Bizde araba olduğu için ulaşımı genelde araba ile sağladık ama şehir içinde ulaşım gerçekten çok kolay ve her yerde metro, otobüs, tramvay durakları bulunuyor. Brüksel’de Gezilecek Yerler Galeries Royales Saint Hubert: Milano‘daki Galerie‘nin sadece tavan olarak benzeri diyebiliriz. İçerisinde dantel mağazaları (evet burada dantel bayağı ünlü), çikolata dükkânları, pek çok dondurma standı ve kafeler var. Ayrıca burası kraliyet adına yaptırılmış.

Atomium Andre Waterkey, EXPO 1958 için inşa etmiş. 9 küreden oluşuyor ve sadece 5 bölümü ziyaretçilere açık. Asansörle en üst kata çıkıp şehri 360 derece görebilirsiniz.

Grand Place ve Borsa Binası Burayı özellikle ayrı bir şekilde yazmak istedim. Çünkü 16 Ağustos – 19 Ağustos 2018 tarihlerinde yapılan Flower Carpet‘a denk geldik. Hem Grand Place hem de Borsa Binası’nın önüne kurulan bir sergiydi. Çok sık işlendiği için 3 gün boyunca çiçekler diriliğini kaybetmeden, görüntüsü hiç bozulmadan kaldı. Çiçek halı 24 m genişliğinde 75 m uzunluğunda. Manneken Pis (işeyen çocuk heykeli): Şöyle bir baksanız yeter. İnandırıcı olmayan pek çok hikâye var. Ben biraz komik buldum açıkçası. Özel günlerde bu heykele kıyafet giydiriyorlar. Brüksel’den hediyelik olarak alacağınız her türlü eşya, magnet veya bibloda bu figürü görmeniz mümkün. Müzeler: Musee Magritte Rue de la Régence, Comics Art Museum, Musee des Instruments de Musique… Müze giriş ücretleri 8- 10 Euro civarındaydı ama paket şeklinde alırsanız daha uygun. Belçika Kraliyet Sarayı: Gerçekten çok büyük, hatta arkadaşlarım çevresini komple gezelim dedi. Gezinin yarısında “Ne olur daha fazla yürümeyelim!” dedim. Hemen karşısında Brüksel Parkı var ve biz burada gençlerin kendi aralarında yaptığı 2 tane etkinliğe denk geldik. Etkinliklerde değişik, renkli kostümler giymiş çok farklı tipte, tarzda ve ırkta insanlar vardı. Herkes burada çok özgür bir şekilde yaşayabiliyor.

Mini Europe 80 şehirden 350 bina… Bizim Miniatürk’ün bir benzeri. Giriş Ücreti: Yetişkinler için 15,30 Euro (Atomium + Mini Europe 24,70 Euro) Parlemento Binası (Parlamentarium) Bina, geçtiğimiz yüzyılda iki dünya savaşında da birbirleriyle mücadele eden Almanya ve Fransa’nın sınırları yakınında. Avrupa Parlamentosu ayın üç haftası Brüksel’de toplanıyor. Buraya ulaşmak isterseniz, metroya bindiğinizde Maelbeek istasyonunda inmeniz gerekiyor. Mischeal ve St.Gudula Katedrali Kraliyet ailesinin düğün ve cenaze merasimlerinin burada düzenlendiği bilinmekte. Ünlü yazar Victor Hugo, bu yapıyı gotik mimarinin en sade örneği olarak nitelendirmiştir. Katedral içerisinde değerli eşyaların görülebileceği küçük bir müze mevcut.

Gezi

93


izleme fırsatımız oldu. Gerçekten çok görkemliydi. Grand Place‘yi Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer almakta. Çevresinde pek çok kafe var. Bir şeyler içmek ya da yemek isterseniz hem güzel bir tarihi manzara hem insan çeşitliliği açısından keyif alabilirsiniz. Fiyatlar da turistik bir yere göre hiç de fena değil. Musee du Cacao et du Chocolat (Çikolata Müzesi) Müze giriş ücreti 8 Euro, Brussels Card şehir kartınız varsa ücretsiz giriş yapabilirsiniz. Müzenin çalışma saatleri 10:00 – 17:00 arası. Cinquantenaire Parkı İçinde bir cami, Horta evi, Kraliyet Sanat ve Tarih Müzesi, Askeri Müze ve Otomobil Müzesi var. Zafer Takı da bu parkın içinde. Şehrin kalabalığından uzaklaşmak, kitap okumak, yürüyüş yapmak için ideal. Ulaşım için; Central’den metroya binip Schuman durağında inerek yürümeniz gerekiyor. Çiçek Halısı İlk çiçek halı 1971 yılında kurulmuş. 1986’dan beri her iki yılda bir sergileniyormuş. Sabah çiçek sergisini akşam da Grand Place’taki ışık gösterisini

94

Gezi


Nerede Yemek Yenir? Belçika’da aperatif lezzetler ve bira çok ünlü. Waffle’ın ilk çıkış noktası. Dünyanın en güzel biralarını ve çikolatalarını Belçika’da tadabilirsiniz. Oldukça kozmopolit bir ülke olmasından dolayı dünyanın hemen hemen tüm mutfaklarına ait restoranları rahatlıkla bulabilirsiniz. Yoğun Türk nüfusundan dolayı Türk restoranları da oldukça yaygın. Malay, Arap, Müslüman Hintliler de oldukça fazla. Bu yüzden helal gıda yönünden de rahat olabilirsiniz. Size bir lüks, bir orta ve bir de ucuz restoran öne-

Uygun fiyat: Sultans of Kebab: Türk yemeği yemek isteyenler için ideal. Adından da anlaşıldığı gibi kebapçı. Brüksel İçin Öneriler • Alışveriş yapmak istiyorsanız pazar günleri her yer kapalı. • Mutlaka çikolata, waffle, midye, bira ve patates kızartmasının(soslar ücretli) tadına bakın. • Yaz aylarında gidilmesini öneririm. Ağustos ayında dahi yanınızda ceket, hırka vs. götürebilirsiniz… • Dünyanın en güzel ve çeşitli biraları Belçika’da bulunuyor. Her biri kendine has bardaklarda servis edilen 4’lü, 8’li, 16’lı şekilde olan bira paketlerini mutlaka deneyin. • Belçika’da konaklama oldukça pahalı olduğundan dolayı Airbnb seçeneğini değerlendirebilirsiniz.

risi yapacağım. Lüks Sınıf: Comme chez Soi: Öğle yemeği menüsü tek kişi için 60 Euro. Rezervasyonsuz gitmemek gerekiyor. Restoran Brüksel kent merkezine yürüme mesafesinde. Her şey o anda hazırlandığı için taze, lezzet mükemmel. Menüdeki yiyecekler sırayla getirildiği için en az 2-3 saat boyunca yemek sürüyor. Yarım saat atıştırıp çıkmaya değil de lezzetlerin zevkini çıkarmak için gitmek gerek. Garsonların hizmeti kusursuz. Orta Sınıf: Brussels Grill: Burada harika bir steak yedim ve yanında şarap içtim. 21 Euro civarı bir ücret ödedim.

• Brüksel’e Türkiye’den uçmak biraz pahalı. Bu yüzden Amsterdam, Köln, Düsseldorf gibi yakın şehirler için bilet arayabilirsiniz. Yine bu şehirlerden Brüksel’e ulaşım çok rahat. • Belçika küçük bir ülke ve Brugge, Leuven, Gent, Antwerp, Liege, Dinant gibi şahane şehirlere ev sahipliği yapıyor. Bu şehirlere Brüksel’den maksimum 1 saatlik bir tren yolculuğu ile ulaşabilirsiniz. Şimdiden iyi seyahatler. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

Gezi

95


Live the quality

www.qualitastravel.com

Profile for Dogo Media Group

Medivizyon Dergisi 3. Sayı  

Medivizyon is the special magazine for health sector in Turkey. The main topics of this issue are glaucoma and authism. There are also the...

Medivizyon Dergisi 3. Sayı  

Medivizyon is the special magazine for health sector in Turkey. The main topics of this issue are glaucoma and authism. There are also the...

Profile for dogomedia