Page 1

Yeni Bir Yıla, Yeni Bir Döneme Merhaba...

D

Dr. Seyhan Gücüm

eğerli Diş Dostu Ailesi, 2010 yılına girdiğimiz bu yeni yılda, yeni bir döneme hep beraber merhaba diyoruz. Yeni yıl, yeni dönem her zaman hepimizin hayatında yeni umutlar taşır. Bu bizler için yeni motivasyon, gerçekleştirmek istediklerimiz için yeni bir kuvvet demektir. İşte bizler de ülkemizdeki ağız sağlığı bilincini yükseklere taşımaya gönüllü kişiler olarak bu kuvvetle tekrar ve yeni bir hamle içinde olma umudunu taşımalıyız. Ülkemizin içinde bulunduğu ağız sağlığı düzeyi hepimizin malumu. Biz “Diş Dostu” ailesi olarak “Bu konuda neler yapabiliriz?” diye yola çıktığımızdan beri epey yol aldık. Ama bunun yeterli olduğunu söylemek için henüz çok erken. Bu nedenle hepimize büyük görevler düşüyor. Bu dönemde hem “Dişhekimliğinde Kalite” hem de “Diş Dostu Gönüllülerinin Eğitimi” projeleri öncelikli olarak gündemimizde yer alacak ve bu projelerle paralel olabilecek nitelikte başka projeler de önemle desteklenmeye çalışılacaktır. Bu sırada yardımlarınız hepimize güç katacaktır. Kendi mesleğimizle ilgili topluma karşı olan sosyal sorumluluk görevinin bilincinde olan gönüllü topluluğu olarak birlikte hareket edeceğimize inanıyorum. Bu sayede genel vücut sağlığının önemli bir parçası olan ağız sağlığı umuyoruz ki ilerde ülkemizde de gelişmiş ülkeler seviyesine çıkacak ve pırıl pırıl, sağlıkla gülümseyen insanlar ülkesine dönüşmüş olacağız. En azından bizler bu sorumluluğu taşıyan gönüllüler olarak üzerimize düşeni yapmaya çalışmanın gönül rahatlığı içindeyiz. Hepinize iyi seneler! Dr. Seyhan Gücüm

OCAK 2010

1


“Hayatımda Değişmeyen Tek Şey Değişim”

Melike Güner Derleyen: Ebru Demirel

OCAK 2010

2


B

irçoğumuz onu “Ekmek Teknesi” dizisiyle tanıdı. Daha genç nesiller ise “Doktorlar” dizisiyle karşılaştı bu yetenekle… Bu sayıdaki Hoş Sohbet konuğumuz “Mahallenin Muhtarları”, “Hayat Bağları”, “Kızlar Yurdu”, “Organize İşler” gibi birçok başarılı projede yer almış ve oyunculuk kariyerinde emin adımlarla ilerleyen “Melike Güner”. Şu sıralar uzun bir dinlenme döneminde olan genç oyuncu Melike Güner tiyatro, oyunculuk, gelecek ve yaşamıyla ilgili tüm detayları siz Diş Dostu okurları için anlattı.

Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz? Nasıl karar verdiğimin çok da farkında değilim aslında. Şimdi düşününce zaten o yaşta hayata dair böyle önemli bir karar almak zorunda olmak çok gergin bir durum bence. Ama ben şanslılardanım sanırım. Çocukluk hayalimi hatırlayıp, onun peşine düştüm ve kararımı vermiş oldum.

Oyunculuk sizin için ne ifade ediyor? Olmak istediğim yerde olmayı.

Bildiğimiz kadarıyla İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunusunuz. Neler değişti bugüne kadar? Mezun olurken almış olduğum birçok karar değişti aslında. Ama en önemlisi “tiyatro yapmama kararımın” değişmiş olması sanırım. Çünkü şu anda da tiyatro yapmamayı düşünemiyorum.

Televizyonda ilk deneyiminizi “Hayat Bağları” dizisiyle yaşadınız. Biraz o dönemden bahseder misiniz? “Henüz öğrenci olduğum, televizyon dünyasını hiç tanımadığım ve her şeyin çok daha kolay olduğunu düşündüğüm daha naif bir dönemdi.” diyebilirim.

“Mahallenin Muhtarları”, “Ekmek Teknesi”, “Organize İşler”, “Doktorlar”... Sayamayacağımız kadar dizi, film ve bir o kadar da tiyatro oyunu... Hepsini bir arada yürütebilmeyi nasıl başarıyorsunuz? Nereden besleniyorsunuz? Şu aralar uzun bir dinlenme dönemindeyim aslında… Ama hem tiyatro hem de dizi yaptığım dönemlerde gerçekten de insanüstü bir tempoda çalışmak zorunda kalıyordum. Ama yaptığınız işi sevdiğinizde bu bile bir keyif kaynağı oluyor. Çünkü sevdiğiniz bir işi yapıyor olmak, insanı yeterince besleyen bir şey bence.

En son “Doktorlar” dizisinde oynadınız. Çok sevilen bir dizi ve çok sevilen “Zenan” karakteri... Böyle bir başarı bekliyor muydunuz? Açıkçası nasıl bir başarıya ulaştığı hakkında pek de fikir sahibi değilim. Ama sevildiğini düşünüyorum. En azından insanlardan aldığım tepkiler böyleydi.

“Sevdiğiniz bir işi yapıyor olmak, insanı yeterince besleyen bir şey.” Dizi neden sona erdi? Hiçbir fikrim yok. Zira benim konum değil bu. Benim anladığım tek şey “oynamak”.

“Çok daha farklı bir rol gelse keşke!” dediğiniz oldu mu hiç? Özellikle dizilerde bir karakteri uzun süre oynadıktan sonra sanırım bütün oyuncular ister böyle bir şeyi.

OCAK 2010

3

Canlandırdığınız roller arasında size en yakın gelen karakter kimdi? Ben böyle yakınlıklar kurmayı çok doğru ve sağlıklı bulmuyorum açıkçası.

Peki siz gerçekte nasıl bir karaktersiniz? Sanıyorum bir ikizler burcu insanı olduğum için olacak ki “hayatımda değişmeyen tek şey değişim”. Bu sebeple tüm hayatımı bir paragrafta anlatmam mümkün olmayacak.

Olmak istediğiniz yerde misiniz? Daha çok yolum var. Ama en azından olmak istediğim yoldayım diyebilirim.

Şu ana kadar hep asi, hırçın rollerde izledik sizi. Hep böyle mi gidecek? Hep böyle gitmemesini umarım. Zira her işte olduğu gibi oyunculukta da sınırları zorlamak, farklı şeyler yapmak insanı geliştiriyor.

Genellikle izleyiciler oyuncuları canlandırdığı karakterle özdeşleştirirler. Böyle bir tedirginliğiniz var mı? Hiç böyle bir tedirginlik duymadım.


Oyuncu olmanız özel hayatınız söz konusu olduğunda avantaj mı yoksa dezavantaj mı? Hayatta sizin için neyin önemli olduğuna bağlı aslında. Ama benim için avantajları, dezavantajlarından fazla diyebilirim.

nadım, birçok oyunda asistanlık yaptım. Şu anda da yeni bir oyunun asistanlığını yapıyorum.

Tiyatroda oyuncuyu zorlayan şey nedir?

“Hayalinizdeki rol nedir?” diye sorsak...

Tiyatro yapmak başlı başına zor bir iş zaten. Bu izleyici koltuğundan bile görülebilecek bir şey bence. Ama en önemlisi sahnede kesip başa alamıyorsun ya da hata yaptığında kaçıp gidemiyorsun.

Hayalini kurduğum belirli bir rol yok ama hayal etseydim sanırım beni zorlayacak ve “Ben şimdi ne yapacağım?” dedirtip, uykumu kaçıracak bir rol olurdu.

Tiyatrodan beklentinizle, televizyondan beklentiniz arasındaki fark nedir?

Sizce Melike Güner nasıl bir oyuncu? “Bu soruyu benim yanıtlamam çok da doğru olmaz.” diye düşünüyorum. Ama kendimi izlerken sürekli eleştirdiğimi söyleyebilirim.

“Her iş yeni bir yolculuk, yeni bir hayat aslında.”

Birbirine çok yakın görünse de benim için zaten bambaşka iki iş ve bambaşka doyumlar. Dolayısıyla böyle bir kıyaslama yapmak sağlıklı olmayacaktır.

Tango dersleri aldığınızı ve yan flüt çaldığınızı duyduk. Hala devam ediyor musunuz? Zaman zaman da olsa tango yapmaya çalışıyorum. Ama ne yazık ki flütle aram artık pek de iyi değil açıkçası.

Diziler sürekli başlayıp bitiyor. Bir oyuncu olarak bundan nasıl etkileniyorsunuz?

Bundan sonra sırada hangi projeler var? Gelecek planlarınızdan bahseder misiniz?

Bu işin doğası da bu… Yani benim değişken doğama çok uygun aslında. Yapılacak tek şey keyfini çıkarmak. Çünkü her iş yeni bir yolculuk, yeni bir hayat aslında.

Çok sevdiğim bir söz var. “Tanrıyı güldürmek istiyorsan planlarından bahset.”

Tiyatro DOT oyuncususunuz. Buradaki çalışmalarınız hakkında bilgi alabilir miyiz? Tekrar tiyatro yapmak istememe neden olan DOT’la dört yıl önce tanıştım, birçok oyunda oy-

Hayatta olmazsa olmazlarınız nedir?

man değişiyor, farklılaşıyor. O yüzden ben de değişen tüm duygularımın peşinden gitmeye çalışıyorum.

Tek olmazsa olmazım kendimim.

Bir gününüz nasıl geçiyor?

Nelerin peşinde koşarsınız? Sizi ne mutlu eder?

Çalışma saatlerimiz ve günlerimizin bu kadar belirsiz olmasından kaynaklanıyor olsa gerek ki net bir cevap veremiyorum. Bilmiyorum açıkçası... Bir günüm bir günümü tutmuyor yani.

Aslında bunun cevabı “kocaman bir mutluluk”. İnsanı mutlu eden şeyler de zaman za-

Bu yoğunluk içinde beslenmenize ve sağlığınıza dikkat edebiliyor musunuz? Elimden geldiği kadar. Ama zaman zaman istikrarımı kaybettiğim olmuyor değil.

5 kelimeyle kendinizi tarif etmenizi istesek... Heyecanlı, inatçı, duygusal, çalışkan, belki biraz da şımarık.

Ağız ve diş sağlığınız için neler yaparsınız? Çok sevdiğim süper bir dişhekimim var. O ne derse onu yapıyorum. Değerli vaktini bize ayıran Melike Güner’e ve röportajda emeği geçen Dt. Arzu Baydar’a Diş Dostu ekibi olarak teşekkür ederiz.

OCAK 2010

4


KISA KISA

Dev Robotların İşgali!

D

ünyanın en popüler gezici sergilerden biri olan The Robotzoo Sergisi ve gezdiği 12 şehirden sonra şimdi İstanbul’da... Çocuklara yönelik eğitici bir sergi olan ve 8 adet dev biyomekanik interaktif hayvan robotlarından oluşan The RobotZoo Sergisi, çocukların hayvan anatomisini keşfetmesi amacıyla İstanbul’da! Kanyon’da toplam 850 m²’lik bir alanda sergilenecek bukelamun, gergedan, mürekkep balığı, ornitorenk, karasinek, çekirge, zürafa ve yarasa gibi dev hayvan robotlarından oluşan The RobotZoo Sergisi, 30 Mayıs 2010’a kadar minik misafirlerini ağırlıyor. The RobotZoo Sergisi için tüm çocuklar ve aileleri Kanyon’da buluşuyor. Çocuklara hayvan anatomisini merak uyandıran eğlenceli oyun ve sürprizlerle anlatan The RobotZoo Sergisi, yenilikçi teknolojik konseptiyle öğrenmeyi daha da keyifli hale getiriyor. The RobotZoo Sergisi, kişisel deneyime odaklı eğitim mantığına dayanmakta. www.robotzoosergisi.com

“Kadın Gözüyle Hayattan Kareler 2010” Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu danışmanlığında Anadolu Hayat Emeklilik tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen “Kadın Gözüyle Hayattan Kareler” fotoğraf yarışmasının bu yılki başvuruları, 01 Ocak-12 Mart 2010 tarihleri arasında gerçekleşiyor. Fotoğraf sanatına ilgi duyan amatörprofesyonel tüm kadınlara açık olan yarışmanın bu yılki konusu “Hayata Dair”... Anadolu Hayat Emeklilik, kadınların hayata bakış açılarını farklı ve kalıcı bir yöntemle yansıtmalarına vesile olan ve gördüğü yoğun ilgi ile 4’üncü yılını kutlayan “Kadın Gözüyle Hayattan Kareler” fotoğraf yarışmasına tüm kadınları davet ediyor. Kadın Gözüyle Hayattan Kareler 2010’un sonuçları, jüri değerlendirmesinin ardından 29 Mart 2010 tarihinde www.anadoluhayat. com.tr adlı web sitesinde yayınlanacak.

Beyoğlu’nda Farklı Bir Lezzet Mekanı

Mekan Restaurant

Beyoğlunda farklı bir lezzet mekanı olan Mekan Restaurant, akşam yemeklerinde olduğu kadar öğlen yemeklerinde de alışkanlık yaratmaya aday. Sıcak atmosferi, enfes ev yemekleri ve tadına doyulmaz mezeleriyle müdavimi olacağınız Mekan Restaurant ile keyfinize keyif katabileceksiniz. 50 yıllık 2 dostun bir lezzet ustası ile tanışıp rüyalarını gerçekleştirdiği bu mekanda yemeğe olduğu kadar eğlenceye de doyacaksınız. Mekan yemeklerini bugüne kadar tatmadıysanız lezzete doymamışsınız demektir. Mekan Restaurant birbirinden leziz yemekleri, özel sıcakları

OCAK 2010

5

ve etnik mezeleriyle sizleri farklı kültürlere götürüp önce damaklarınızı sonra sizleri mest edecek. Dostlarınızla paylaşmak istediğiniz özel günlerinizi unutulmaz kılan Mekan Restaurant ile nişan, nikah, evlilik yıl dönümleri ve doğum günleri gibi mutlu günlerin yanı sıra özel davetler ve yemekli iş toplantıları gibi organizasyonları da bu farklı lezzet mekanında gerçekleştirebilirsiniz. Mekan Restaurant hakkında ayrıntılı bilgiye www.mekanrestaurant.com adresinden ulaşabilirsiniz.


AĞIZ SAĞLIĞI

Dudak-Damak Yarıklarında Takım Çalışması Doç. Dr. Toros Alcan

Diğer doğumsal anomalilere oranla çok daha fazla görülmesine rağmen dudak-damak yarıklı bireylerin “bütünsel” tedavilerinin her zaman istenilen düzeyde yapılabilmesi için takım çalışması esastır.

OCAK 2010

6

B

ütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de en sık görülen doğumsal anomali dudak-damak yarıklarıdır. Her 1.000 doğumdan birinde rastlanan dudak yarığı erkeklerde daha sık görülürken her 2.500 doğumdan birinde rastlanan damak yarığı ise kızlarda daha sık görülmektedir. Diğer doğumsal anomalilere oranla çok daha fazla görülmesine rağmen dudak-damak yarıklı bireylerin bütünsel tedavileri ülkemizde her zaman istenilen düzeyde başarıyla yapılamamaktadır. Bu durumun birçok sosyoekonomik nedeni olmasının yanı sıra bu tedavilerle ilgilenen kamu ya da özel sektörde, multidisipliner çalışma gruplarının çok az hatta bütün ülke içinde sadece birkaç tane olması en temel sorundur. Multidisipliner çalışma kavramını kullanırken bu konuyla ilgili birçok disiplinin birlikte çalışması yani bir takım çalışması kastedilir. Aslında bizim burada söz ettiğimiz “takım çalışması” kavramı, klasik multidisiplin sözcüğüyle açıklanamaz. Çünkü bu kavramda birden fazla disiplinin varlığı söz konusudur fakat bunların birbirleriye nasıl bir ilişki içinde oldukları belirsizdir. Dudak-damak yarıklı bireylerin tedavilerinde rol alan bütün disiplinlerin, hastanın doğumundan tedavinin bitimine kadar (planlamadan başlayarak, tedavinin bütün aşamalarında) birlikte interaktif bir şekilde çalışması gereklidir. Bu nedenle bu tür takımlara “interdisipliner çalışma grupları” adını vermek daha doğru olacaktır. Dudak-damak yarıklı bireylerin tedavilerinde yukarıda söz edilen temel sorunun yanı sıra ülkemizin diğer bir büyük sorunu da hem hekimlerin hem de ailelerin bu konuda çok az bilgi sahibi olmalarıdır. Dudak-damak yarıklı bireylerin takım çalışmasıyla yürütülen tedavilerinin başarılı olabilmesi için takım içinde olmayan fakat bu tip hastalarla karşılaşma olasılığı yüksek olan diğer hekimlerin de bu konu hak-


AĞIZ SAĞLIĞI kında asgari bilgiye sahip olması gereklidir. Bu yazının amacı hem bu takımların içinde hem de dışında olabilen biz dişhekimlerine dudak-damak yarıklı bireylerin tedavilerinin temel aşamalarını kısaca hatırlatmaktır. İnterdisipliner çalışma gruplarında genelde 2 temel grup vardır: • Hekimler • Hekim olmayan uzmanlar Hekim grubu da temel olarak 2 ana gruba ayrılır: • Tıp hekimleri • Dişhekimleri Dudak-damak yarıklı bireyle karşılaşma sırasına göre takıma ilk dahil olan, daha doğum öncesi ultrasonografi incelemelerinde kadındoğum ve hastalıkları uzmanı ve/veya radyoloji uzmanıdır. Gelişen tıbbi görüntüleme teknikleri sayesinde dudak-damak yarıklı embriyolar artık daha rahat tespit edilebilmektedir. Fakat bu gelişme farklı bir etik tartışmayı da beraberinde getirmiştir. Anne adaylarına sorunlu bir bebeğe sahip olacakları söylendiğinde farklı tepkiler (düşük yapma isteği vb.) gelmektedir. Bu yüzden bu bilginin saklı kalmasını isteyen uzmanlar olduğu gibi, bu bilginin aile ile paylaşılmasını hatta mümkünse anne karnında cerrahi girişim yapılmasını savunan uzmanlar da vardır. Doğum sonrası pediatrist ve hemen sonrasında plastik ve rekonstrüktif cerrah takıma katılır. Eğer bir sendromla birlikte dudak-damak yarığı söz konusu ise takıma genetik uzmanı, nörolog ve sendromun tipine göre diğer tıp uzmanları dahil olur. Daha sonra tedavinin çeşitli aşamalarında kulak-burun-boğaz hastalıkla-

hekimleri genellikle ortodontistlerdir. Daha sonra pedontist, periodontolog, ağız cerrahı, implantolog, protez uzmanı ve gerektikçe diğer dişhekimliği disiplinleri de takıma katılır. Bu uzmanların uyguladıkları bazı tedavi biçimleri, kendini yetiştirmiş dişhekimleri tarafından da yapılabilmektedir. Bununla birlikte dudakdamak yarıklı bireylerin tedavileri klasik dişhekimliğinden farklı deneyimlere gereksinim duyduğundan, bu konu birikim sahibi dişhekimleri tarafından yürütülmelidir. Takım içinde yer alan dişhekimleri arasındaki koordinasyonu genellikle ortodontistler yürütür. Dudak-damak yarıklı bireylerin tedavi takımında hekimlerin dışında diğer uzmanlar da görev alır. Bunlar konuşma tedavisi uzmanları,

Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de en sık görülen doğumsal anomali dudak-damak yarıklarıdır. rı uzmanı takıma katılır. Bütün tıp hekimleri tedavi süresince hem dişhekimleri ile hem de diğer uzmanlarla interaktif bir şekilde çalışmaları yürütürler. Farklı ülkelerde farklı uygulamalar olmakla birlikte genelde tıp hekimleri arasındaki koordinasyonu plastik ve rekonstrüktif cerrah yürütür. Dudak-damak yarıklı bireylerin tedavi takımındaki hekim grubunun diğer bölümünü de dişhekimleri oluşturur. Dişhekimliği pratiğinde en sık rastlanan doğumsal anomalilerin başında olan dudak-damak yarıkları, doğrudan ağız bölgesini ilgilendirmesi açısından dişhekimliğinin birçok disiplinini ilgilendirmektir. Doğum sonrası bebekle ilk karşılaşan diş-

pedagoglar ve sosyal görevlilerdir. Hekim dışı uzmanlık dallarından olan sosyal görevlilerin henüz ülkemizde olmayışı sebebiyle bu açığı hekimler kapatmaya çalışmaktadır. Bu üçlü takımı tamamlayan önemli unsurlardan biri de aslında ülkemizde şu ana kadar bir örneği bile olmayan aile dernekleridir. Aslında bu dernekler birçok ülkede dudak-damak yarıklı çocukları olan veya kendileri dudakdamak yarıklı olarak doğan bireylerin kurduğu bir çeşit çıkar gözetmeyen bağımsız organizasyonlardır. Dudak-damak yarıklı bir bebeğe sahip olmak bir aile için baş edilmesi zor ve büyük bir travmadır. Hatta bu durum Türkiye’deki büyük

OCAK 2010

7

aile yapısı söz konusu olduğunda bütün sülale için bir utanç kaynağı bile olabilmektedir. İşte bu durumlarda aile yardımlaşma dernekleri büyük bir önem taşımaktadır. Hekimler ve diğer uzmanlar dudak-damak yarıklı bireylere bir hasta olarak davranmakta, tedaviye yoğunlaşırken aileler özellikle anneler ile yeterince ilgilenememektedir. Damdan düşen Nasreddin Hoca’nın “Bana tabip değil, damdan düşen birini getirin” sözünde anlatıldığı gibi bu dernekleri kuranlar aslında damdan düşenlerdir. Aileler arasındaki bu ilişkilerin tedaviye de olumlu etkiler yapacağı açıktır. Zira ailenin iş birliği olmadan ideal bir tedavi ve sonuç almak mümkün değildir. Özellikle bölgeleri arasında sosyoekonomik uçurumlar bulunan bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde dayanışma dernekleri daha da önem kazanmaktır. Yazımızın sonunda kısaca dudak-damak yarıklı bireylerin tedavi basamakları ve zamanlamadan söz etmek isterim. Dudak-damak yarıklı bir bebek dünyaya geldiğinde bebek öncelikle pediatrist tarafından incelenir ve durumun herhangi bir sendromla ilgili olup olmadığı araştırılır. Eğer olgu bir sendromun parçası olarak oluşmuş ise ilgili hekimlerden konsültasyon istenir. Var olan durum herhangi bir sendromla ilgili değil ise bebeğin temel sorunu olan beslenme durumu değerlendirilir. Bu tip bebeklerde özellikle çift taraflı dudak-damak yarıklılarda emzirme büyük bir sorundur. Hatta biberonla besleme bile kolay olmamaktadır. Bu yüzden bebeğe mümkün olduğu kadar erken beslenme plağı yapılması gerekir. İşte bu aşamada tedavi takımındaki ortodontist devreye girer. Beslenme plağı ile daha kolay beslenebilen bebek artık her ay bir


AĞIZ SAĞLIĞI

kez bütün takım tarafından tekrar değerlendirilir ve gelecek tedavi aşamaları planlanır. Beslenme plakları çok çeşitli olmakla birlikte pasif ve aktif olarak temel olarak 2 grupta toplanırlar: Pasif olanlar var olan durumu korumakta ve bebeğin beslenmesini kolaylaştırmaktır. Aktif olanlar ise hem alveoler segmentleri düzenlemeyi hem de var olan burun deformitelerini birincil ameliyat öncesi hafifletmeyi amaçlamaktadır. Uygun kan tablosuna ve yeterli kiloya ulaşan bebeğe plastik ve rekonstrüktif cerrah tarafından dudak onarımı girişimi yapılır. Bebekler genelde bu girişime ilk 3-4 ay arasında hazır olurlar. Dudak onarımı sonrası 1 ya da 2 hafta sonra bebeğin damak ameliyatına kadar kullanacağı yeni beslenme plağı ortodontist tarafından yapılır. Bir yıl boyunca ortodontist tarafında takip edilen bebeğin 12-14 aylık dönemde damak onarımı yapılır. Daha sonraki dönemde süt dişlerinin sürmesinin (2-3 yaş) tamamlanmasıyla devreye pedodontistler girer. Bu tip çocuklarda hijyen sorunları sıklıkla şiddetli çürüklere neden olduğundan çeşitli koruyucu dişhekimliği uygulamaları pedodontist ya da bu konuda yetkin bir dişhekimi tarafından yapılmalıdır. Bu zaman diliminde konuşmaya da başlayan çocuk, konuşma tedavisi uzmanı tarafından incelenir. Anatomik bir nedenden dolayı konuşma sorunu yaşanıyorsa plastik ve rekonstrüktif cerrah

tarafından ikincil onarımlar gerçekleştirilir. Dudak-damak yarıklı çocuklarda çoğunlukla üst çenede darlık ve ön-arka yönde yetersizlik görülür. Bu durum 5-7 yaşlar arasında belirgin bir hale gelir. Bu ortopedik sorunlar ortodontist tarafından çene genişleticiler ve yüz maskeleriyle tedavi edilirler. Çocukların sürekli köpek dişleri sürmeden, durumun şiddetine bağlı olarak ağız cerrahları veya plastik ve rekonstrüktif cerrah tarafından yarık alveoler bölgelere kemik greftleri uygulanır.

OCAK 2010

8

11-13 yaşlar arasında sabit ortodontik tedaviler tamamlanarak bireylerin düzgün bir diş dizisine ve kapanışına kavuşması sağlanır. Fakat bu tip çocuklarda büyük çoğunlukla yarık bölgelerdeki dişler eksik olmaktadır. Ortodontik tedavilerle her zaman bu boşlukların komşu dişlerin bu bölgelere kaydırılması ile kapatılması mümkün olmamaktadır. Bu yüzden bu bölgelerin yapay dişlerle geçici olarak tamamlanması gerekir. Ortodontik tedavi sonrası protez uzmanı veya genel dişhekimi tarafından geçici protezler yapılır. Kalıcı protezler ise büyüme-gelişim evresi sonrası yine aynı ekip tarafından uygulanır. Eksik diş bölümleri klasik protezlerle tamamlanabileceği gibi çeşitli implant uygulamaları da bir çözüm olabilir. Dudak-damak yarıklı birey genç-erişkin yaşa ulaştığında eğer gerekli ise kozmetik amaçlı küçük burun ve dudak girişimleri geçirir. Bu uygulamalar genelde bireye uygulanan son girişimlerdir. Bu tedavi zamanlamasına tam olarak uyulamadığında veya çok ağır olgularda ideal tedavi yaklaşımı, erişkin yaşa ulaşıldığında üst çenenin ileri alınması için ortognatik cerrahi işlemi uygulanmasıdır. Dudak-damak yarıklı bireylerin topluma sağlıklı ve üretken bir birey olarak katılması için tedavi takımının hem interdisipliner bir yöntemle çalışması hem de çağdaş bilgilerle sürekli donanmaları gereklidir. İşte bu yazının amacı da bu konuyla ilgilenenlere kısaca temel yaklaşımları hatırlatmak olmuştur. Kaynak: Dentalife Sayı 11 Doç. Dr. Toros Alcan, Marmara Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı öğretim üyesidir.


Çeviri editörleri: Dr. Arzu Naipo€lu Dr. Haflmet Gökdeniz

Uygulamal› implant difl hekimli€i, bu heyecan verici alana girmek isteyen difl hekimler için pratik ve pragmatik yaklafl›m› önermektedir. Bu kitap detayda, implant difl hekimli€inde genifl perspektifte uygun tedavi yöntemleri için gereken klinik ifllemleri tarif etmektedir. Konular düflen tek bir diflin de€ifliminden, sert ve yumuflak doku gerektiren çoklu implantlar›n de€iflim yönetimini içeren genifl bir yelpazeyi göstermektedir. Kitap, implant difl hekimli€inde diagnostik cerrahi ve restoratif görünümleri metodik ve kapsaml› bir yaklafl›mla anlatmaktad›r. ‹mplant uygulamak isteyen difl hekimleri için paha biçilmez bir rehberdir. Uzman implantolojistlerin deneyimlerini sergiledi€i bu kitab› okumak gereklidir.

Ciltli 288 sayfa; 540 resim ve flekil ISBN: 978-605-89856-3-6 Sat›fl Fiyat›: 150.00 TL (KDV Dahil) Tan›t›m Fiyat› 100.00 TL (KDV Dahil)

Sat›fl Fiyat› 150.00 TL (KDV Dahil) Tan›t›m Fiyat› 100.00 TL (KDV Dahil)

Banka Havalesi Perpa-‹st Yap› Kredi Bankas› Quintessence TL Hesab› 0744-723 898 82

Kredi Kart›

Hesab›na havale yap›ld›ktan sonra banka dekontunu afla€›daki formla Quintessence adresine gönderiniz. Kitab›n›z faturan›zla birlikte kargo ile adresinize teslim edilecektir. Kredi kart› hesab›mdan ………….……………………………..TL çekilmesini onayl›yorum. Kredi Kart› No:....................../…................../....................../...................../.................... Son Kullanma Tarihi:......../.......… CVS No(Kredi kart›n›n arkas›ndaki son 3 say›):.......... Ad›:............................................................Soyad›:....................................................................... Adres:………………………………………........……………………………………………………..... …………………………………………………….......…………………..…………………………....... ‹lçe………………………...fiehir…………………….......….Posta Kodu....................................…. Telefon:.............................Faks:.......................................E-mail:................................................. Vergi Dairesi:................................Vergi Daire No:......................…….‹mza:…….……………..

Quintessence Yay. Tan. Paz.D›fl.Tic.Ltd.fiti. Büyükdere Caddesi Sakarya Apt No: 8/7 PK 34360 fiiflli-‹stanbul Tel: 0.212.343 05 99 Faks: 0.212.230 34 19 E-mail: siparis@quintessence.com.tr


Mucizenin Fotoğrafını Çekebilir misin? Derleyen: Ebru Demirel

H

ayattaki en değerli anlardan biri de hiç şüphesiz ki bir bebeğin dünyaya “merhaba” dediği doğum anıdır. Bu mucizevi ana önceleri sadece anne ve doğumhanedeki uzman kişiler tanıklık edebilirdi, ta ki Şengül Pallı’ya kadar. Bu sayıdaki konuğumuz doğum fotoğrafçısı Şengül Pallı. Türkiye’nin ilk doğum fotoğrafçısı olan ve yakın bir zaman öncesine kadar pro-

fesyonel olarak ebelik yapan Şengül Pallı, bugüne kadar birçok bebeğin doğum öncesi ve doğum sırasındaki fotoğraflarını görüntüledi. Diş Dostu olarak doğum fotoğrafçılığı hakkında merak edilen her şeyi Şengül Pallı’ya sorduk.

Kısaca kendinizden bahseder misiniz? 33 yaşında, 1 kız çocuk annesiyim. Marmara

Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü mezunuyum. Ayrıca İ. Ü. Cerrahpaşa Ebelik Yüksekokulu’nu bitirdim.

Çeşitli hastanelerde doğum hemşiresi olarak görev yaptınız. Peki ya fotoğrafçılık nasıl girdi hayatınıza? Hemşirelik yaptığım dönemlerde resim kursuna gidiyordum ve Güzel Sanatlar Fakültesi’ne girmeyi istiyordum. Hayalim 2000 yılında gerçekleşti ve M. Ü. Fotoğraf Bölümü’ne girdim.

Doğum fotoğrafçılığı yapma fikri nereden aklınıza geldi? Bildiğimiz kadarıyla her şey hocanızın size verdiği bir cezayla başlamış. Aynen ceza ile doğru. Hiç giremediğim bir ders vardı. Hocam eğer doğum fotoğrafı çek-

OCAK 2010

10


mezsem dersinden kalacağımı söyledi. Bu hikaye böyle başlamış oldu.

Şu an size çok aşina gelen doğum anıyla ilk kez karşılaştığınızda neler hissetmiştiniz? İlk kez Bakırköy Doğum Evi’nde doğuma girmiştim. Fazla uzun kalamadan bayılmışım. Tabii o sıra 18 yaşındaydım ve hiç doğumhane deneyimim yoktu. Doğrusu bir daha hiç giremem diye düşünmüştüm ama artık bütün iş hayatım doğumhanelerde geçiyor.

derdik kendimizi. Şu an aynı şeyi doktorların ve hemşirelerin hissettiğini düşünüyorum.

Doğum fotoğrafçılığı nasıl bir meslek? Yadırgandığınız ya da olumsuz tepkiler aldığınız oluyor mu? Bazen tuhaf bir meslek olarak algılanabiliyor. Ancak ilk günlerdeki gibi zorlanmıyorum. Artık o günler geride kaldı. İnsanları bu konu ile ilgili ön yargılarından arındırabildik diye düşünüyorum. Tabii bu anlamda basının da büyük etkisi oldu. Basında fotoğraflar yer almaya başladıktan sonra algı farklılaştı.

Türkiye’de bu mesleği yapan kaç kişi var, hangi şehirlerde yapılıyor? Tam olarak kaç kişi yapıyor bilmiyorum ama herhalde 10 kişi vardır.

“Her zaman daha iyisini yapmanın peşinde koşuyorum.”

Doğumun anında ne kadar detaya iniliyor? Çekimler doğum anını da kapsıyor mu?

Doğarken fotoğrafını çektiğiniz bebeklerin gelişimini kaç yaşına kadar takip ediyorsunuz? Yaklaşık 3 yaşına kadar.

Kaç senedir doğum fotoğrafçılığı yapıyorsunuz? 8 yıldır.

Bugüne kadar kaç doğuma katıldınız? Saymayı uğursuzluk olarak görüyorum ve saymıyorum.

Normal doğumda doğum anını görüntülemiyorum. Ancak doktor bebeği eline aldıktan sonra ve bebeğin göbeği kesilirken çekiyorum. Sezaryende ise ayırım yapmıyorum bebeğin çıkış anını görüntülüyorum.

Dünyanın dördüncü, Türkiye’nin ilk doğum fotoğrafçısısınız. Bu gurur verici olmalı... Ben yapı olarak övülmekten veya övünmekten çok hoşlanan biri değilim. Her zaman daha iyisini yapmanın peşinde koşuyorum. Bu kişisel olarak çok yorucu hem fiziken hem de zihnen. Ancak sanırım gerçek başarının sırrı buradan geçiyor. Bir işte öncü olmanın ve usta olmanın, uzmanlaşmanın tek yolu bu.

Doğum hemşiresi olmanız doktor ve aileleri rahatlatan bir unsur olmalı...

Bu işi genellikle bayanlar yapıyor. Bu mesleği tercih eden erkekler de var mı?

Evet kesinlikle öyle. Hemşirelik yaptığım dönemde işi bilen bir hasta yakını yanımızda olduğunda tedirgin olmazdık, daha rahat hisse-

Bayan olmak çok büyük bir avantaj. Bir anne, karşısında bayan fotoğrafçı gördüğünde daha rahat ediyor. Çünkü bu çok mahrem bir olay.

OCAK 2010

11

Neden siyah beyaz çekimler ağırlıkta? Çekimi renkli yapıyoruz fakat daha sonra siyah beyaza çeviriyoruz. Doğum anında duyguyu vermesi anlamında siyah beyazı daha başarılı buluyorum.

Çekimleriniz için kimlerden izin almak gerekiyor? Doktordan ve ameliyathaneden izin almakta fayda var.


Siz de bir annesiniz... Doğum fotoğraflarınızı kime çektirdiniz? Objektifin karşı tarafında olmak nasıl bir duygu? Kendi ekibim çekti. O gün hayatımın en mutlu günüydü. Objektifleri pek de fark edemedim aslında.

Ekibinizde kaç kişi çalışıyor? Benim dışımda 3 fotoğrafçı arkadaşım ve 1 asistanım var. Toplamda 5 kişilik bir ekibiz.

Ekip kurarken seçiminizi neye göre yaptınız? Ekibinizdeki kişilerin sadece yetenekli bir fotoğrafçı olması yeterli mi bu mesleği yapabilmek için? Elbetteki yetenekli ve performansı yüksek kişiler olması gerekiyordu. İstanbul’un çeşitli bölgelerinde oturuyor olmalarına dikkat ederek, tamamı bayan olacak şekilde süper bir ekip kurdum. Ebe hemşire olmam, bu mesleği yaparken bana çok büyük artılar sağladı. Bu konudaki bilgi ve tecrübelerimi ekip arkadaşlarıma da eğitim olarak verdim.

Birçok doğumun en yakın şahidisiniz. Başladığınız ilk günkü heyecanla mı yapıyorsunuz mesleğinizi? Evet kesinlikle. Her doğum benim için ayrı bir heyecan.

Çekimler için herhangi bir şart aranıyor mu? Gebelik haftası 34’ün altında ise çekim yapmayı çok tercih etmiyoruz.

Stresli bir mesleğiniz var. Her şey saniyeler içinde olup bitiyor. Diyelim ki doğum gerçekleşti. Siz fotoğraflarını çektiniz ve aile sonuçtan memnun kalmadı. Hiç böyle bir durumla karşılaştınız mı? Şu ana kadar böyle bir sorun yaşamadım.

Peki sorunlu bir doğumla hiç karşılaştınız mı? Bazen olabiliyor ama ne mutlu ki bu anne ya da bebek kaybı ile sonuçlanmadı.

OCAK 2010

12


DİŞİNİZE TAKILANLAR

N

eden bir kişi diş sorunlarını halletmek için rahatlıkla bir dişhekimine başvurur ve bu sorunlardan rahatlıkla kurtulabilirken bir diğeri yıllar boyunca bu işlemlerden kaçınır ve hatta bu sorun sağlığını tehdit edici bir noktaya gelse bile dişhekimine gidemez? Eğer ekonomi, erişilebilirlik vb. koşullar engel teşkil etmiyorsa genellikle bu durumun nedeni aynı konu hakkında insanların birbirinden farklı düşüncelere sahip olmalarıdır. “Dental Fobi”yi dişhekiminin koltuğunda yaşanan hafif tedirginlikten, genel sağlığı tehlikeye girse bile yıllarca dişhekimine gitmemeye kadar giden bir ruhsal problem şeklinde özetleyebiliriz. Peki ama bir insanı başka bir insanın rahatlıkla altından kalkabildiği durumlardan alıkoyan bu problemin nedenleri ve çareleri nelerdir? Fobiler yani belirli ortamlar veya nesnelere karşı duyulan gerçeküstü korkular, yıllardan beri psikiyatrinin konusu olmuştur. Bu korkulara örnek olarak hayvanlara karşı duyulan korkular, uçak vb. araçlara binmeye yönelik korkular, kanser vb. hastalıklara yakalanma ile karakterize sağlığa zarar gelmesinden duyulan korkular verilebilir. Aslında burada korku duyulan nesne veya ortamlarda çoğunlukla bir gariplik yoktur. Elbetteki bu ortam veya durumlarda gerçekçi tehditler vardır. Bindiğiniz uçak düşebilir de... Ancak burada önemli olan, var olan tehdit algısının artması ile beraber kişinin yaşadığı duygunun baş edilemez seviyede oluşudur. Düşüncenin içeriğinde gerçekçi yanlar olmakla beraber tehlikenin ortaya çıkma olasılığında bir hesaplama hatası söz konusudur. Dişhekimine gitme korkusu da bu fobilerden biridir. Ağzının içine vınlayarak giren bir torna, keskin parlak metaller çoğu insan için hoş olmayan duygular ve hatta gerçekçi duyumlar yaratabilir. Ancak sağlıklı düşünüldüğünde elde edilecek fayda için bu baş edilebilir bir sıkıntıdır. Fobik bir kişi ise bu tehlikeyi bir felaket olarak değerlendirir. Dişhekimine gittiğinde ya da gitme düşüncesi aklından geçtiğinde şöyle düşünceler aklına üşüşür: • Doktor tornayı elinden kaçıracak, dilim ve yanağım parçalanacak. • Kesin anesteziye karşı alerjim vardır. Anesteziden bir daha hiç uyanamayacağım. • Acı öyle dayanılmaz olacak ki çıldıracağım.

Zihne hücum eden bu ve benzeri düşünceler kişilerin hangi davranışlarda bulunacağını belirler. Bilişsel ve davranışçı terapiler de tam bu alanda kişilere tedavi anlamında yardımcı olmaya çalışır. Bu nedenle psikoterapistler gerçek dışı kaçınmaların varlığında öncelikle kişide bu kaçınmalara neden olan ve kişinin o sırada aklından geçen düşüncelere odaklanırlar. Ortak sorumuz ise şudur: “O sırada aklından ne geçti?” Doktorun ofisine gitmemesini veya koşarak kaçmasını sağlayacak aşırı duygularından hemen önce aklından geçen bu “olumsuz otomatik düşünceler” tespit edilmeye başladığında kişi artık tepkisinin bir “delilik” olmadığını, zihinsel bir sürecin sonucu olduğunu anlamaya başlar. Aklından geçen bu düşüncelere kanıt ve karşıkanıt arama çalışması bilişsel terapinin en güçlü silahlarından birisidir. Yani tüm bu düşünceler mercek altına yatırılarak, kanıt ve karşı-kanıt aranır: “Bildiğin kaç doktor tormayı elinden kaçırmış ve insanların ağzı parçalanmış? Sorun çıkmadan tedavisini olmuş kaç hasta tanıyorsun?” Elde edilen cevaplara göre korkulan durum tekrar çerçevelenmeye çalışılır: “Korktuğun durumlarla sorunsuz geçen durumları karşılaştırdığımızda dişhekimine gitmeme isteğini nasıl değerlendirebiliriz?” Genellikle bu soru kişinin tepkisinin, tehlikeye oranla gereksiz büyüklükte olduğunu tam olarak anlamasına neden olur. Eğer korkma alışkanlığı kişinin kişiliğinin derinliklerine çok işlememişse aşamalı olarak mantıksız kaçınmaların üs-

OCAK 2010

13

tüne gidilmeye başlanır. Belki ilk gün sadece dişhekiminin bekleme odasına gidilir. Ertesi gün veya bir sonraki hafta sadece dişhekimi koltuğunda oturulur. Fobinin konusuna göre belki bir süre sonra küçük işlemlere kısa sürelerle başlanır. Bu aşama terapi sürecinin davranışçı kısmını oluşturur. Bu tekniğin bir diğer adı da “aşamalı maruz bırakma”dır. Tedavinin sonuçları ise çoğunlukla yüz güldürücüdür. Bununla beraber bazen eşlik eden duygular o kadar yoğun olabilir ki kişi düşüncelerinin farkında olmasına rağmen “maruz kalma egzersizleri”ni yapamayabilir. Bu gibi durumlarda ise daha uzun süren psikoterapiler veya ilaç tedavisi eklenmesi faydalı olabilir. Fobiler, diğer psikiyatrik hastalıklar gibi psikiyatrinin konusudur. Ve bu nedenle uzmanlarca tedavi edilmelidir. Ancak fobik kişilerle çalışan kişilerin sadece işin mantığını bilmesi bile sıkıntı çeken kişiye yardımcı olmasına yarayabilir. Kişinin korku ve kaçınmasına neden olan düşünceler, aslında en iyi dişhekimi tarafından saptanabilir. Ve bu düşüncelere karşı kanıtlar da en iyi dişhekimleri tarafından bilinir. Bu nedenle bilişsel ve davranışçı tekniklerden haberdar olan bir dişhekiminin hastasının bilinçaltında yatan düşüncelerini saptaması ve buna ilişkin aksi örnekleri uygun bir dille hastasına anlatması, hafif vakaların herhangi bir ek tedavi alınmadan giderilmesine olanak tanıyabilir. Bunların dışında orta ve ağır olgular uzmanların yardımını gerektirebilir.


TREND SAĞLIK

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) Taylan Kümeli

“Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar” son günlerde en çok tartışılan konulardan biri. Bu tanım son dönemde hayatımıza girdi... Peki ama nedir bu GDO’lar?

B

iyoteknolojik yöntemlerle kendi türü dışındaki bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilen bitki-hayvan ya da mikroorganizmalara “transgenik” ya da “genetiği değiştirilmiş organizma” denilmekte ve bu ürünler kısaca GDO olarak adlandırılmaktadır. Bu kapsamda örneğin domuza ait gen domatese, bakteri veya virüse ait gen de bir bitkiye aktarılabilmektedir.

GDO Çalışmaları Nasıl ve Ne Zaman Başladı? • GDO ile ilgili bilimsel araştırmaların büyük bir bölümü 1980’lerde başlatıldı. • İlk tarımsal deneyim İngiltere’deki İmperial College’de gerçekleştirildi. • Ticari üretime yönelik ilk girişim 1996 yılında Amerika’da yapıldı. • Endüstriyel alana taşınması Monsanto firması ile başladı. • Alman şirketi Bayer, tarımsal kimyasallar ve biyoteknoloji alanında faaliyet gösteren bir firma olarak GDO işine girdi.

Neden GDO Tekniğine İhtiyaç Duyulur? Bir tarımsal ürünü bol ve kaliteli üreterek iyi gelir elde etmek günümüzde bazı şartları yerine getirmeye bağlıdır. Bu şartlar: • Üretilen bitkilerin hastalıksız ve sağlıklı yetişmesi (bitkiler için). • Ürünün güzel görünmesi ve müşteri isteklerine uygun özellikleri içermesi. • Birim alandan maksimum ürün elde edilmesi. • Tüm bu koşulları sağlamak için ilaçlar, gübreler kullanmanın yanı sıra tarımı yapılacak ürünün DNA kodunu değiştirmek de karlılığı arttıracak bir unsurdur.

OCAK 2010

14


TREND SAĞLIK GDO’lu Ürünler Hakkında Eleştiriler GDO teknolojisindeki gelişmeler ve bu tür bitkilerin daha yaygın olarak kullanılmasıyla birlikte GDO’lu ürünler hakkında tartışmalar da yoğunlaştı. GDO’lu ürünler, özellikle insan sağlığı ve çevreye etkileri konusunda eleştirilerin merkezine yerleşti.

GDO Olmazsa Açlık mı Olur? Dünyadaki tarımsal üretim ve tüketime baktığımız zaman bazı bölgelerde “açlık” bazı bölgelerde ise “fazla tüketim” olduğunu görebiliriz. Dünyada ortalama bir insanın günlük kalori ihtiyacı 2000-3000 kalori arasında değişmektedir. 2001-2003 yılı FAO verilerine göre dünya nüfusunun büyük bir kısmı günde

Günümüzde genetik mühendisliği, geni bir hücreden diğerine nakledebilmektedir. 3000 kalori ve üzeri enerji tüketirken genelde Afrika ülkelerindeki küçük bir nüfus günlük 2000 kalori ve civarı enerji tüketmektedir. Elbetteki açlık incelenirken sadece enerjiye değil, protein tüketimine de bakmak gerekir. Protein tüketimi incelendiğinde ülkenin gelişmişlik düzeyi arttıkça protein tüketiminin de arttığı bilinmektedir. Sonuçta konuyla ilgili çalışan tüm araştırmacı ve ilgililer bilmektedir ki açlık bir tarımsal üretim değil, gıda dağıtım sorunudur. Üretim yeterlidir ve daha uzun süre yeterli olacaktır. Ancak gıda ihtiyaç sahibine yeterli seviyede ulaşamamaktadır.

Neden GDO? Günümüzde genetik mühendisliği, geni bir hücreden diğerine nakledebilmektedir (Gen naklinin yapıldığı hücrelerden biri bitki, diğeri bir insan veya hayvan hücresi ya da bir mikroorganizma da olsa). Yani bir böceğin, bir balığın genleri bir bitki ya da mikroorganizmaya aktarılabilmektedir. Örneğin akrebin zehirini üreten gen bir virüse nakledilebilmekte, böcek öldüren bir bakterinin geni de bitkilere nakledilebilmektedir. Böylece tarım ürünlerinde verimin arttırılması, ürünlerin zararlılardan etkilenmemesi gibi çeşitli amaçlarla genetik müdahaleler yapılmaktadır.

GDO’yu Kimler İster? GDO’yu en başta ürün geliştirebilecek sermaye birikimi ve sağlam dağıtım altyapısı olan uluslararası firmalar ister. Çünkü bu ürün ile GDO üretimi yapamayacak kadar küçük birçok firmaya karşı büyük rekabet avantajı sağlarlar.

GDO’lu Ürünlerin İnsan Sağlığına Etkisi GDO’lu bitkiler yüksek alerji riski taşımakta. Alerjenler, genetik mühendisliği yoluyla bireylerin güvenli olduğunu düşündükleri için tüketmekte sakınca görmedikleri besinlere de aktarılabiliyor. Bu durumda birey, alerjeni taşıdığını bilmediği besini tüketerek kendini riske atabiliyor. 11 Aralık 2003′te Rusya’da bir grup bilim adamı son 3 yıl içerisinde alerji belirtisi gösteren hastaların sayısında 3 kat artış olduğunu ve bunun altında yatan nedenin Genetiği Değişmiş Ürünler’in tüketimi olabileceğini açıkladılar.

Toksik (Zehirleyici) Etkiler Araştırmalar GDO’lu patateslerin fareler için toksik etki yaptığını, bağışıklık sisteminde bozukluklar, viral enfeksiyonlar gibi birçok etkileri olduğunu ortaya koyuyor. 1980’lerin sonunda bir Japon firması “triptofan” adlı bir aminoasidi bir bakteriye ürettirerek besin takviyesi olarak ABD’de satışa sundu. Aylar içinde ürünü kullanan kişilerde sinir sistemini etkileyen, kas ağrıları ve kandaki bazı hücrelerin sayısında artış ile seyreden “eozinofili-miyalji sendromu” ortaya çıktı. Bu sorunları yaşayan 155 kişide kalıcı hasar meydana geldi, 37 hasta yaşamını yitirdi. Yapılan inceleme sonucu genetiği değiştirilmiş bakterideki artmış triptofan üretiminin toksik bir yan ürün oluşumuna yol açtığı ve

OCAK 2010

15

Taylan Kümeli Hakkında... Taylan Kümeli 1962 yılında Ankara’da doğdu. 1986 yılında Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden derece ile mezun oldu. 1986-1988 yılları arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nde “Gıda Katkı Maddelerinin İnsan Sağlığına Etkileri Üzerine” konulu teziyle yüksek lisans programını tamamladı. 20 yılı aşkın bir süredir sağlıklı beslenme söylemine farklı bir soluk getirmeyi amaçlayan Kümeli, 1999 yılında açtığı Beslenme Danışmanlık Merkezi’nde bireysel özelliklerin ön plana alındığı ve “Sentez Diyeti” adı altında isimlendirdiği yöntemini geliştirdi. Kümeli ADA, ICDA, EFAD, Türkiye Diyetisyenler Derneği, Türkiye Diabet Derneği üyesidir. 2009 yılının Ocak ayından itibaren özgün çalışma yöntemiyle yetiştirdiği ve yöntemini paylaşmaktan mutluluk duyduğu diyetisyenleri ile vedalaşan Kümeli, “TK1962” adını verdiği ve Türkiye ve dünyada bir ilk olacak yöntemi hayata geçirecektir.


TREND SAĞLIK yinden arındırılabiliyor. Ancak BT geni aktarılmış ürünlerde BT toksininin parçalanması ya da ürünün yıkanarak temizlenmesi söz konusu değil. Bu durumda BT toksini bütün etkisini ürün tüketilene kadar, hatta belki de tüketildikten sonra da sürdürüyor. BT geni aktarılmış ürünlerin tüketiminde bireyin maruz kaldığı BT toksini miktarı BT spreyindekinin 10-100 katı. Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler BT toksininin memelilerde aktif olduğunu, sindirim sisteminde parçalanmadığını, bağırsaklarda bağlanabildiğini ve insan sağlığı açısından tehdit oluşturabileceğini ortaya koyuyor. Filipinlerdeki bir BT mısır ekim alanının yakınında yaşayan köy halkında solunum yolu, sindirim sistemi, cilt reaksiyonları ve ateşle seyreden hastalığın; mısırın polen saçtığı dönemde ortaya çıktığı fark edildi. Bu bireylerin kan örneklerinde BT toksinine karşı antikorlar saptandı.

Sağlıksız Hayvanlar ve Hayvansal Ürünler sendromun toksik madde nedeniyle ortaya çıktığı anlaşıldı.

Antibiyotiğe Karşı Dayanıklılık Oluşturması Genetiği Değişmiş Ürünler’in üretimi sırasında belirteç gen olarak kullanılan antibiyotik direnç genlerinin en büyük tehlikesi, ortamda bulunan bakteriler aracılığı ile yayılmasıdır. Bakteriler arasında doğal yollarla gen alışverişi yapıldığı biliniyor. Antibiyotik direnç genlerinin hastalık yapan mikroorganizmalara geçişi, bu bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların kontrol altına alınmasını güçleştiriyor. Bu tür ürünleri tüketen canlının sindirim sisteminde bulunan bakterilerin o ürünün yapısında bulunan antibiyotik direnç genini alması mümkün.

BT’nin (Bacillus Thuringiensis) Etkileri Tarımda uzun zamandır böcek öldürücü olarak kullanılan BT spreyi toprakta parçalanıyor. Ayrıca tüketilen ürün yıkanarak BT spre-

Gelecek, bugün yapılan doğru ve yanlışlarla belirlenir. OCAK 2010

16

• Süt verimini arttırmak için ineklere GDO’lu ürünler veriliyor. Bu hayvanların sağlıkları bozuluyor. Meme enfeksiyonları, rahim, sindirim sistemi bozuklukları, yumurtalık kistleri görülüyor. Gebelik oranı düşüyor. Antibiyotik kullanma sıklığı artıyor. • Bilim adamları ayrıca 2 tür potansiyel tehlikeye dikkati çekiyor: Durgun virüslerin yeniden harekete geçmesi ve virüsler arasında yeni bulaşıcı diziler oluşturabilecek kombinasyonlar!

Sağlıksız Beslenme ve Yol Açtığı Sorunlar Sadece verimli ve dayanıklı birkaç ürün yetiştirilmesine yol açan GDO’ların yarattığı en büyük tehlikelerden biri de gen çeşitliliğinin yok olmasıyla birlikte insanları tek tip gıda almak zorunda bırakıyor olması. Tek tip gıdalar insanların sağlıklı ve dengeli beslenmesini engelleyecek. Bu durumda tek tip beslenmeye mecbur kalacak olan yoksullar sağlığını yitirirken maddi imkanı iyi olanların da gıda takviyeleri, tedavi yöntem ve ilaçlarına büyük miktarda para harcaması gerekecek.

Önerim… Gelecek, bugün yapılan doğru ve yanlışlarla belirlenir. Bilim insanları daima doğruyu aktarmak ve farkındalığı arttırmak görevini unutmamalıdır. Saygılarımla.

Diş Dostu Journal January 2010  

includes interviews with Turkish celebrities, hints to promote caries, articles from famous dentists

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you