Page 1

Sloganımız: “Korumak Kurtarmaktır”

S

Dt. Güngör Doðaner

evgili Diş Dostu okurları… Diş Dostu Dergisi’nin renkli ve gündemi yakalayan, yeni sayısının da özellikle diş klinikleri ve muayenehanelerde bekleme odalarının en çok dikkat çeken yayın organı olacağını düşünüyorum. Diş Dostu’nda sadece dişhekimlerini ilgilendiren bilimsel makaleler değil derneğimizin yapmış olduğu etkinliklerin yanı sıra ağız ve diş sağlığı hakkında tavsiye ve bilgiler bulacaksınız. Günümüzde hastalarımız ya ağrılarından kurtulmak ya da estetik çözüm arayışları için dişhekimlerine başvurmaktadır. Ancak diş ve diş eti hastalıklarının birçok hastalığın oluşumunda etkin rol oynadığı bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Örnek verecek olursak 20 yaş dişinin sebep olduğu akut apse ya da diş eti akut enfeksiyonları çoğu zaman bir antibiyotik ile geçiştirilebilse de bu enfeksiyonların kronikleşmesi sonrasında dolaşım sistemimizde (kalp, damarlar vs.) meydana getirdiği zararlar, büyük sağlık sorunlarıyla karşılaştığımızda anlaşılmaktadır. Yaygın hastalıkların tüm dünyada panik havası oluşturduğu günümüzde insan sağlığıyla ilgili gerekli çalışmaların harcamaları ülke ekonomilerini tehdit etmektedir. Sağlık politikalarının hastalıktan korunma üzerine olması gerekliliğine rağmen resmi kurumlar tarafından özellikle ağız sağlığı konusunda yeterli özen gösterilmemektedir. İşte bu noktada “Korumak Kurtarmaktır” sloganıyla diş ve diş eti sağlığı için çeşitli kampanyalar düzenleyerek halkımızı bilinçlendirmeye çalışan “Diş Dostu Derneği” çok önemli bir sorumluluk üstlenmiştir. Sadece eğitim değil aynı zamanda sahada doğrudan uygulama çalışmaları da yapılmaktadır.

MAYIS 2010

1

Derneğimiz onursal üyesi Türksel Dülgergil tarafından tüm Türkiye’de uygulanmakta olan “FIRÇALAR SINIFTA, DİŞLER YOLUNDA” projesi İstanbul’da da hızla yaygınlaşmaktadır. Proje ilköğretim birinci sınıf öğrencilerinin diş fırçalama alışkanlıklarını geliştirmeyi ve flor içeren jellerle fırçalama yaptırılarak (Brush on Jel) dişleri çürük oluşumundan korumayı amaçlamaktadır. Ayrıca proje dahilinde yapılan seminerlerde öğrenci velilerine ve öğretmenlere de temel ağız hijyeni eğitimi verilmektedir. Bu proje şu anda İstanbul’da Şişli ilçesinde 1.400, Küçükçekmece ilçesinde ise 3.500 çocukta başarıyla uygulanmaktadır. Projeye Hemşirelik Yüksek Okulu öğrencilerinin, Meslek Liseleri öğrencilerinin, okul öğretmenlerinin ve siz sevgili Diş Dostu Derneği üyelerinin verdiği katkı takdire şayandır. Bu vesileyle projeye emeği geçen herkese teşekkür ederim. Derneğimizin bu çalışma döneminde imza attığı diğer bir önemli proje de “DİŞ DOSTU KLİNİK” projesidir. Komisyon üyesi arkadaşlarımın yoğun bir çalışmayla son aşamasına getirdiği proje ile ülkemizde diş kliniklerinin standardizasyonunun sağlanması için çok önemli katkı sağlanacaktır. Dişhekimlerinin kendi çalışma ortamlarını ölçmeleri ve sevgili hastalarımızın da “DİŞ DOSTU” kliniklerde daha güvenli bir ortamda tedavi olmaları amacıyla ülkemize önemli bir proje kazandırılmaktadır. Tüm okuyucularımıza dergimizle keyifli bir zaman geçirmesi dileğiyle sağlıklı ve mutlu günler dilerim. Dt. Güngör Doğaner


MAYIS 2010

2


MAYIS 2010

3


MAYIS 2010

4


Posterior restorasyonlarınızda kompozit ve amalgam dolgulara alternatif yeni restorasyon sistemi:

EQUIA

Fujı IX EXTRA+G-COAT PLUS

160

EURO +KDV

Sertleşme

G-Coat PLUS’ın uygulanması

Fuji IX GP EXTRA’nın uygulanması

Bitirme

Işık kürü

00:05

EQUIA

Kapsülün karışıtılması

00:10

00:30

01:50

Fuji IX GP EXTRA

Selen Hazne Mobil. 0532. 346 40 35 s.hazne@turkey.gceurope.com

GC EQUIA 111.indd 1

00:30

00:20

Toplam zaman 03:25

Kompozitin size sunduğu estetik avantajları amalgamın dayanıklığını camiyonemerin sıfıra yakın büzülmesiyle birleştirerek sizin için en hızlı, en kolay posterior dolgu sistemi. Asit ve bond uygulamaya gerek kalmadan tek tabaka halinde yerleştirebileceğiniz, parlatma ve cilalamasını ise yalnızca G-Coat Plus uygulayarak biterebileceğiniz en pratik dolgu sistemi.

G-Coat PLUS

GC EUROPE NV. Türkiye Ofisi Tel. 0216. 688 34 96 Faks. 0216 688 34 96 info@turkey.gceurope.com

5/6/09 6:44:48 PM


Diş ve Dişeti Hastalıkları ve Ağız Bakımı Dr. Seyhan Gücüm

G

ünümüzde ağız sağlığı artık tüm vücut içinde genel sağlığın bir parçası olarak algılanmaktadır. Son yıllarda yükselen “iyi ve kaliteli yaşam” trendi tüm vücut organları gibi ağız sağlığını da gündeme taşımaktadır. Diş ve dişeti hastalıklarının “mikrobiyal dental plak” ile bağlantısı bilimsel araştırmalar ile kanıtlanmıştır. Dişeti hastalıkları ve ona yol açan bakteriler, sadece diş çürüklerinin ve erken yaşta diş kaybının önemli bir sebebi değildir. Bunun yanında genel vücut sağlığını önemli oranda etkilediklerini ve bu

etkinin diyabetten koroner kalp hastalıklarına kadar geniş bir yelpazeyi içerdiğini gösteren çok sayıda bilimsel çalışma yayınlanmıştır. Tüm bunların yanı sıra günümüzde daha da önem kazanan estetik kaygılar da diş kayıplarının azaltılmasında kayda değer bir faktör olarak göze çarpmaktadır. Gerek yaşamın uzaması gerekse bu yaşamın kaliteli şekilde sürdürülmesi beklentileri ağız sağlığı için gelişen tedavileri de günümüz dişhekimliği içinde ön plana çekmektedir. Örneğin geliştirilen daha estetik materyaller veya implant sistemleri bu kapsamda gösterilebilir. Ancak tüm bunlar pahalı ve iş işten geçtikten sonra yapılan uygulamalar olup aynı zamanda kayıp dişlerin fonksiyon ve estetik görevlerini her zaman tam olarak karşılayamamaktadır. İşte burada karşımıza ağız sağlığını koruyucu girişimler ön plana çıkmaktadır. Mademki ağız sağlığımızı bozan faktörlerin en önemlisinin bakteriler olduğunu biliyoruz, o zaman stratejimizi bu bakterileri minimize etmek üzerine kurmalıyız. 3 Her şeyden evvel işe beslenme alışkanlıklarından başlamalıyız. Tabii ki hepimiz dişe zararlı besinler konusunda en azından genel bilgilere sahibiz ancak tüm yaşam içinde bunlardan tamamıyla kaçmak gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Sağlıklı besinler yanında tükettiğimiz bu türlü besinlerin ağız içindeki zararlı bakterilere yarar sağlamaması ise ağız bakımı konusuna vereceğimiz önem ile azaltılabilir veya yok edilebilir. 3 Diş fırçalama konusunda artık herkesin bildiği gibi günde en az iki kez (yani sabah kahvaltıdan sonra ve gece yatmadan evvel) ıslatmadan kullanacağımız bir macun ve altı ayda bir değiştirilen diş fırçaları en önemli silah olma özelliğini korumakta ve tabii ki fırçanın ulaşamadığı yerlere ulaşmak için diş ipi bu ağız bakımı girişimlerinin artık olmazsa olmaz yardımcısı olarak kullanılmaktadır.

MAYIS 2010

6

3 Yeni gelişen konseptlerde de dil fırçaları yine zararlı bakterilerin sayısını azaltmakta yardımcı olarak artık yerini almaktadır. 3 Tüm bunların bu savaştaki etkisi mekanik temizlik olarak ön plana çıkmaktadır ancak unutulmamalıdır ki tüm bunlara “EK” olarak ağız gargaraları da artık ağız bakımı standartları içinde tüm bu mekanik temizliğe yardımcı olarak kullanılarak etki artırılabilir. Şüphesiz mekanik temizlik çok ideal bir yöntem olmakla beraber çoğu kişinin gerek kolaycılığa kaçması gerekse günlük yaşamın hızı bu girişimleri yetersiz yapmasına yol açmaktadır ki araştırmalar da bunu ortaya koymaktadır. Ayrıca ağzın komplike anatomik yapısı çeşitli yerlere ulaşabilmeyi daha zor kılmaktadır. Ayrıca tüm hastalarda zaman içinde oluşan motivasyon kayıpları da buna eklenince mekanik temizliğe yardımcı gargara ajanları da önemini günlük kullanımda artırmaktadır. İyi yapılmış diş fırçalaması + diş ipi ve dil fırçası kullanımı yanında ağız gargarası hem daha efektif bir ağız bakımı sağlayacak hem de genel olarak içine katılan menthol esansları ferah bir koku vererek motivasyonu artıracaktır. Günümüzde buna “Komple Ağız Bakımı Girişimleri” adını vermek belki de daha doğru olacaktır. Çünkü son yıllarda piyasaya sürülen gerek diş macunları gerekse ağız gargaraları çeşitli bilimsel araştırmalar uygulanarak test edilmekte ve diş çürükleri ile diş eti (periodontal) hastalıklarına yol açan bakteri sayısında önemli azalmalara yol açtıkları gösterilmektedir. Sonuç olarak şunu söylemek yanlış olmaz: Günümüz modern insanı olarak ağız sağlığımıza önem vermek tüm vücut sağlığımız için bir adım atmak demektir. Tabii ki estetik boyut da bu işin içine katıldığında elde edilecek sonuçlar hepimiz için yüz güldürücü olacaktır. Bunun yolu da önce sağlıklı ve bilinçli beslenmeden başlayıp ağız bakımını sadece diş fırçalamakla yetinmeyen, modern zamanların geliştirdiği diş ipi, dil fırçası ve bakteri sayısını azaltmada kullanılabilecek gargara gibi ajanlarla desteklemekten geçmektedir. Hepinize “Sağlıklı, Parlak ve Mutlu Gülüşler” dileğiyle.


C

Composite

M

Y

CM

MY

CY CMY

K


AĞIZ SAĞLIĞI

Dişhekimliğinde Nöralterapinin Önemi ve Kullanım Alanları Dt. Tijen Secerli Dürer Derleyen: Ebru Demirel

Nöralterapi iğnelerle yapılan bir tedavi yöntemidir.Ağızvediştedavisindeuygulanan nöralterapiyle öğürme refleksi ortadan kaldırılabildiğigibicerrahiişlemlersonucu oluşabilecekağrıveşişliklerdeazaltılabilir.

N

öralterapi Nedir?

Lokal anestetik madde kullanarak vegetatif (otonom) sinir sisteminin uyarılması sonucunda organizmanın regülasyonunun (iç dengesinin) sağlanması ve bozulmuş olan beden fonksiyonlarının yeniden normale döndürülmesi esasına dayanan bir tedavi yöntemidir. Vücut üzerinde belli noktalara ve alanlara lokal anestetiklerle bir uyarı gönderilir ve bu uyarıya vücut tarafından bir cevap verilir. Kullanılan lokal anestetikler %1’lik prokain ve %0.5’lik lidokaindir. Nöralterapi vegetatif, diğer adıyla otonom sinir sistemine etki ederek vücudun regülasyonunu sağlayan lokal bir enjeksiyon yöntemidir. Vegetatif sinir sisteminin çok geniş bir elektriksel ağ yapısı vardır. Uzunluğu dünyanın çevresinden 12 kat fazla olup, bedendeki 40 trilyon hücreyi birbirine bağlar. Vegetatif (otonom) sinir sistemi bedendeki tüm yaşamsal faaliyetleri kontrol eder: • Solunum sistemi • Kalp ve dolaşım sistemi • Vücut ısısı • Sindirim algı bezleri

MAYIS 2010

8


AĞIZ SAĞLIĞI • Metabolizma • Hormonal sistem • Uyku • Böbrekler, akciğerler, karaciğer ve deri gibi detoksifiye edici organların aşırı yük altında kalması durumunda temel madde toksik atıkların deposu hale gelir ve buradaki yapılar olumsuz olarak etkilenir.

“Her insan kendi temel maddesiyle yaşıttır.” Tamamlayıcı tıp açısından bakıldığında... • Nörovegetatif sistem her türlü sorunu hafızasına kaydeder. • Yıllardır saklı duran, çözülemeyen sorunlar nörovegetatif sistemin regülasyonu ile çözülebilir. • Hastalıklar veya bozucu alanlar sadece bulundukları lokalizasyonla ilişkili olmak zorunda değildir. • Bağırsaklardan sonra en çok bozucu alanın diş, çene, tonsil ve sinüslerde yani kısaca kafada olduğu görülür. Çünkü bu bölgede pek çok sinir ilişki içindedir. • N. Trigeminus, N. Glossopharyngeus, N. Vagus beyinde “Nucleus Spinalis Nervi

Trigemini” ismiyle aynı çekirdek içindedir ve C3 servikal omura kadar uzanır. Aynı sinirler gene kafada ortak ganglionlarda bulunur. • Bunun sonucunda dişler bütün vücudu etkilediği gibi bütün vücuttaki problemler de diş ve dişetlerini etkiler. Bozucu alan (vücudun geçirmiş olduğu herhangi bir rahatsızlık veya cerrahi girişimden sonra biyolojik iyileşmenin tam olarak gerçekleşmemesi sonucunda vücutta oluşan tepkimeler) veya odak, var olan labilite ile birlikte sempatik sistem üzerinde klinik tablonun (hastalık) ortaya çıkmasını sağlar.

Dişler... • Sempatik sistemi • Parasempatik sistemi • Hormonal sistemi • Limbik sistemi etkiler. • Bunun tam tersi de geçerlidir. Bütün vücut dişleri etkiler. Örneğin sebepsiz yere ağrıyan bir dişin sorumlusu bir pearsing olabilir. Ya da tam tersi iyileşmeyen bir bel ağrısının sebebi bir yirmi yaş dişi olabilir.

Nöralterapinin Tarihçesi 1926’da Ferdinand ve Walter Huneke kardeşler kronik migren ağrısı olan kız kardeşlerini tedavi etmeye çalışırken romatizma ağrılarında kullanılan bir ilacı denemeye karar verdiler. Damara vermeleri gereken ilacı yanlışlıkla damar dışına verince flaş etki olarak ağrı, bulantı ve kusma hissinin bir anda ortadan kalktığını gördüler. Kullandıkları preparatın içinde procain (lokal anestetik) bulunuyordu. 1940’ta bacaktaki kaşıntılı bir osteomyelit skatrisine prokain enjekte ettiklerinde hastanın uzun süreli omuz ağrılarının ortadan kalktığını gördüler. 3 yıllık çalışmadan sonra Huneke kardeşler kendi üzerlerinde yaptıkları deneylerden sonra “Lokal Anestetiklerin Alışılmadık Uzaktan Etkileri” isimli kitabı yazdılar. Günümüzde Almanya ve Avusturya’da çeşitli tıp fakültelerinde tamamlayıcı tıp ve nöralterapi kürsülerinde ders müfredatının içinde nöralterapi öğretilmektedir. Nöralterapi bir uzmanlık alanıdır. Türkiye’de 2005’ten beri “Hunekeye Göre Bilimsel Nöralterapi Derneği” tarafından hekim ve dişhekimlerine nöralterapi seminerleri verilmektedir.

MAYIS 2010

9

Dişhekimliğinde Nöralterapi Nasıl Kullanılabilir? • Bozucu alanlar doğru tespit edilip, tedavi ona göre yönlendirilir. Yapılan tedavilerin hastanın bağ dokusuna yük bindirip bindirmediği kontrol edilebilir. • Kinezyolojik yöntemlerle doğru malzeme seçimi yapılabilir. Hiç bitmeyen protez vuruklarında, kök ucuna kadar dolduğu halde üstüne basılmakta güçlük çekilen kanal tedavilerinde, dişeti uyumu çok güzel ve pulpası açık olmayan köprülerdeki hasta şikayetlerinde malzeme seçimi daha tedaviler başlamadan yapılabilir. • Dişhekimliğinde kullanılan ağır metallerden hekim hem kendisini hem de hastasını koruyabilir. Bütün dünyada intihar ve depresyon oranı en yüksek meslek grubu dişhekimleridir. Dişhekimlerinin beyinlerinde bulunan civa oranı sağlıklı bir bireye göre 800 kat daha fazladır. • Amalgam dolguları söktükten sonra NT ve ağır metal şelasyonu yapmak yeni yapılan dolguda hassasiyet olmamasını sağlar. • Temporomandibuler eklem hastalıklarında sebebi bulmada ve tedavide başarılı sonuçlar elde edilebilir. • TME ile fasya bağlantısı olan ve dolayısıyla problem oluşan bütün bölgelerde iyileşme yaşanır. • Diş sıkma ve bruksizm sebepleri daha ayrıntılı incelenebilir ve tedavi ona göre yönlendirilebilir. • Trigeminus nevraljilerinde başarılı sonuçlar elde edilebilir. • Sebepsiz yere ağrıyan dişlerin ağrı kaynağını tespit edip, ağrı sadece NT yapılarak geçirilebilir. • Uyuşturmakta güçlük çekilen hastaların akupunktur noktalarına NT uygulayarak kolaylıkla uyuşturulabilir. • Yapılan her türlü cerrahi girişim ve kanal tedavisi sonrasında ağrıyı ve şişliği ortadan kaldırabilir. • Yapılan implantların bozucu alan oluşturup oluşturmayacağı önceden belirlenerek, doğru yere doğru implant seçimi ile implant başarısı arttırılabilir. • Yapılan her türlü cerrahi işlem sonrasında yara yerinin iyileşmesi hızlandırılabilir. • Bulantı problemi nedeniyle işlem yapılamayan hastalarda NT yapılarak sorunsuz çalışılabilir.


MAYIS 2010

10


MAYIS 2010

11


MAYIS 2010

12


MAYIS 2010

13


Sevdiğiniz Besinler Sizi Ne Kadar Seviyor? Derleyen: Ebru Demirel

Yediğimiz ve sağlıklı olduğunu düşündüğümüz birçok besin vücudumuzda olumsuz etkiler yaratabilir. Örneğin herkes tarafından ödem sökmeye yaradığı bilinen maydanoz bazı insanlarda ödeme sebebiyet verebilir.

V

ücudunuz siz farkında olmadan bazı besinlere karşı tepki veriyor olabilir. Son derece masum gözüken bir gıda türü, sindirim sisteminizde problem oluşturuyor ve sindirilemeyen besinler aynı bir virüs ve bakteri gibi bağışıklık sisteminizi, savunma mekanizmanızı tetikleyerek kilo almanıza sebep oluyor veya sizi hasta ediyor olabilir.

Her Gıda Her İnsanda Aynı Etkiyi Göstermez! Çok sağlıklı olduğunu düşündüğünüz bir besin, sağlığınızı son derece olumsuz etkileyebilir. Örneğin herkes tarafından ödem sökmeye yaradığı bilinen maydanoz bazı insanlarda ödem yapabilir. Gıda vücudun düşmanı haline gelir ve sürekli savunma haline geçerek vücudunuzu yıpratır.

MAYIS 2010

14

York Testi Nedir? York Testi’nin keşfi tıp dünyasında, röntgenden MR’a geçiş gibi büyük bir teknolojik atılım olarak algılanmıştır. York Testi ile parmak ucunuzdan alınan kan incelenerek vücudunuzun hangi besinlere karşı intoleransı olduğunu tespit edilir ve bu test neticeye göre uygulamanız gereken “kişisel beslenme planı”nın oluşturulmasında yardımcı olur. York Testi ile hangi gıdaya karşı intoleransınız olduğunu hemen öğrenebilirsiniz. Gıda intoleransı birçok hastalığa yol açabilir. • Şişmanlık, kilo verememe • Migren, baş ağrısı • Akne • Nedeni bilinmeyen ödem, gaz, şişkinlik • Kronik yorgunluk • Kabızlık


• Cilt problemleri (sivilce, kaşıntı, nörodermatit, kronik egzama vb.) • Romatizmal hastalıklar • Astım • Mide krampları • Depresyon, uyku bozuklukları • Solunum yolu hastalıkları, kronik farenjit, sürekli nezle olma, sık gribe yakalanma, kronik burun akıntısı • Ağızda yaralar • Epigastrik ağrılar • Crohn hastalığı • Irritabl bağırsak sendromu, ishal • OSB (Otistik Spektrum Bozukluğu) • Sedef hastalığı • Ürtiker

York Test Metodu Vücudumuzun savunma sistemi bize dokunan gıdalara karşı antikorlar üretir. Bu antikorlar sindirilemeyen gıdaların proteinleri ile kapı-anahtar örneğindeki gibi birleşir. York Testi bu anahtarların hangi kapılar için üretildiğini ELISA (Enzyme-Linked Immunosorbant Assay) metodu olarak bilinen yöntem ile tespit etmekte ve tam olarak hangi gıdanın hangi derecede bize dokunduğunu söylemektedir.

“Gıda intoleransını anlamak için kısaca sindirim sistemine bakmak gerekir.”

York Testi Sonrası Sorunlu Besinleri Çıkaran Hastalardaki ki İyileşme Oranları Kronik Semptomlar Belirgin İyileşme Gastro-intestinal %80 Solunum %72 Nörolojik %78 Dermatolojik %76 Kas-iskelet sistemi %64 Psikolojik %81 Diğer %79 reaksiyonlar nedeni ile de kişiyi enerji kaybına uğratır. Besinlerin yenmesi ve vücudumuzdan atılmaları arasındaki süreçte besinler sürekli bir parçalanmadan geçer. İlk olarak ağızda parçalanmaya başlayan besinler, daha sonra mide asitleri ve hareketleri ile belli bir kıvama gelir ve daha sonra bağırsağa geçer. Bağırsaktaki çeşitli enzimlerin etkisiyle bu besinler en küçük parçalara kadar ayrıştırılırlar. Besinlerdeki proteinler de bu ayrışma esnasında daha küçük parçalara yani amino asitlere bölünür ve kana karışarak vücutta gerekli yerlerde kullanılmak üzere yolculuklarına devam eder.

Daha sonraki aşama ise çıkan sonuca göre “kişisel beslenme programı” oluşturulmasıdır. Parmaktan alınan kan, kalbin hücrelere pompaladığı ve henüz hücre artıklarının yer almadığı temiz kan olduğu için yapılan ölçüm daha güvenilir sonuçlar verir. Yediğimiz ve sağlıklı olduğunu düşündüğümüz birçok besin vücudumuzda olumsuz etkiler yaratıyor olabilir. Örneğin çok sağlıklı olduğunu düşündüğümüz bir elma eğer vücudumuz tarafından sindirilemiyor ise vücudumuz bu elmanın içindeki proteinlere karşı tepki vererek toksin olarak depolamaya başlar. Bu durum kişinin yaşlılık sürecini hızlandırmakla beraber ayrıca intolerans sonrası oluşan alerjik

MAYIS 2010

15

Proteinler Amino mino Aside Neden Parçalanamaz?? Bağırsaktaki belli problemler -ki bunların en yaygını çeşitli enzimlerin olmayışıdır- bağırsak florasında bozukluklar veya geçici bağırsak sendromu problemlerini meydana getirir. Besinlerin bağırsakta düzgün amino asitleri oluşturacak şekilde parçalanmasını engellemesi, gıda proteinlerinin kana parçalanamadan geçmesine sebep olur. Proteinler parçalanamadan kana geçerse savunma sistemi bunlara yabancı bir madde gibi muamele yapar ve aynı bir bakteriye veya virüse saldırdığı gibi savunma sistemini harekete geçirir. Bu saldırının neticesinde vücutta enflamasyonlar oluşur ve yan etkiler belirmeye başlar. Yükselen CRP değerleri en başta halsizlik, metabolizma yavaşlaması, bağırsak problemleri gibi semptomlar gösterebilir. Hastanın aynı gıdayı farkında olmadan düzenli tüketmesi durumunda daha birçok kronik hastalık gelişmeye başlar.


Hastalar yıllarca sebebini bilemeden bu semptomlarla yaşar. Gıda intoleransı, gıda alerjisi ile karıştırılmamalıdır. Az kişide görülen gıda alerjisi, kısa bir vakitte öldürücü etkilere kadar varan sonuçlar doğurabilir. Gıda alerjiniz olması bağışıklık sisteminizin belirli bir gıdaya karşı reaksiyon gösterdiği anlamına gelir. Örneğin fındığa veya deniz mahsullerine gıda alerjisi olan kişiler 1 saatten daha kısa bir zamanda anaflaktik şoka girerek nefes bile alamaz hale gelebilir. Gıda intoleransı gıda alerjisinden farklıdır. Gıda intoleransında -diğer ismi ile gecikmeli Tip 3 alerjide- ise yediğimiz yiyeceklerin etkisi 3-24 saat arasında çıkmaya başlar. Normal beslenen bir insanın 24 saat içinde birçok yiyecek yediği için yaşadığı sorunun gıdadan olduğunu bilse bile hangi gıdadan olduğunu tespit etmesi çok zordur. Örneğin sabah çikolata yemiş ve sonra geceye kadar 2 öğün yemek yemiş biri, gece yatmadan ortaya çıkacak bir bağırsak sorununu sabah yemiş olduğu çikolatanın içindeki süte bağlayamaz. Gıda intoleransınızın olması belirli gıda bileşenlerine karşı vücudunuzda ters bir reaksiyon oluşacağı anlamına gelir. Bu durum bağışıklık sistemi ile ilintili değildir. Bu bağlamda gıda alerjisinden çok farklıdır.

sındaki bağlantıyı açıkça ortaya koymaktadır. Yeni bulgular nüfusun %45’lik bölümünü oluşturan irritabl bağırsak sendromu, romatizma, sedef gibi teşhisi konmuş hastalıklar için bir umut oluşturmuştur.

İyileşme Oranları

Gıda İntoleransı Tahmin Edilenden Daha Yaygın Bir Hastalıktır! WHO-Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünya nüfusunun yarısında gıda intoleransı bulunuyor. 1 milyar kişide tanısı konmuş gıda intoleransı vardır ve WHO bu rakamın 2015’te 2.5 milyara ulaşacağını öngörmektedir (WHOJune 2006). 21. yüzyılda yapılan bilimsel araştırmalar göstermiştir ki eskiden sebebi bilinmeyen ve tedavisi olmayan birçok hastalığın temelinde gıda intoleransı yatmaktadır. İngiltere’de 2009 yılında York Üniversitesi ve Yorktest tarafından yayınlanan araştırma, yediğimiz gıdalar ile kronik rahatsızlıklar ara-

MAYIS 2010

16

York Üniversitesi tarafından yapılan bu heyecan verici araştırma 5.000 hastanın katılımıyla gerçekleştirildi. Araştırmaya katılan hastalara ilk olarak York Testi uygulandı. York Testi sonucunda hastalar IgG antikorları üzerinden tespit edilen problemli gıdaları beslenmelerinden çıkardı. Bu hastalardan %75’i 3 hafta içinde ciddi oranda iyileşme gösterdi. İyileşme gösteren hastalıkların bazılarının oranı şu şekildeydi: • Gaz ve şişkinlik şikayetleri (%91) • Mide sorunları (%90) • Genel ağrılar (%88) • Kolit (%88) • Kronik yorgunluk (%87) • Ürtiker, kaşıntı (%84) • Romatizma (%74) Bu istatistikler yediğimiz ve masum zannettiğimiz bir gıdanın yıllarca bize büyük rahatsızlıklar yaşatmış olabileceğini göstermektedir. Kaynak: www.yorktest-tr.com

online dis dostu dergisi  

mayıs 2010

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you