Issuu on Google+

Dava Kardeşimiz Hakka Yürüdü

6 Ocak 2010 tarihinde elim bir iş kazası sonucu haytatını kaybeden merhum Mustafa Yazgı, kalabalik bir cenaze namazı sonrasında sevenleri tarafından son yolculuğuna uğurlandı. 37 yaşında ve 4 çocuk babası olan Mustafa Yazgı, 6 Ocak sabahı Aziziye camisinde sabah namazını kıldıkdan

sonra iş arkadaşları ile birlikde çalışma sahasına gittiler. Çatıda kar temizleyen arkadaşları Mustafa Yazgı’nın yoklugunu fark edip kendisine aramaya başladılar ve malesef kısa süre sonra çatıdan düşen Mustafa Yazgı’nın cansız bedenine ulaştılar.

Sayfa 4

Şubat Gazete Monatliche Zeitung Şubat 2010 Sayı / Ausgabe: 17 Tanıtım Sayısı Gratisexemplar

BU SEÇİM KATILMAYA DEĞER...

2010 IGGiÖ Seçimleri Bu yıl yapılması planlanan İslam Cemaatı (IGGiÖ) seçimleri hakkında IGGiÖ Meclis Başkanı sayın Dr.Fuat Sanaç

Sayfa 7

Hollandalı Politikacı Kuran’ ın yasaklanmasını istiyor Sayfa 8

Afganistan’da ABD saldırısı Afganistan’ın işgalci ABD’nin düzenlediği hava saldırısında 15 gerillanın öldüğü bildirildi.

Avusturya genelınde ve özellikle Viyanadaki Şirket Sahipleri R. Ekrem GÖNÜLTAŞ ve Ekibine “Bu seçim katılmaya değer” diyerek Ticaret odası seçimlerinde tam destek sözü verdi WKO seçimleri yaklaşdıkça SWV çalışmalarına hız veriyor. Sozialdemokratischer Wirtschaftsverband 15 . viyanada Haus der Begegnung’da Cuma akşamı gerçekleştirmiş olduğu programa SWV Wien-Präsident Fritz Strobl, SWV VizePräsident Resul Ekrem Gönültaş,Akan Keskin, Türkiye'nin Viyana Büyükelçisi

Kadri Ecvet Tezcan, Viyana İslam Federasyonu genel başkanı Mag. Mehmet Turhan ve Viyana SWV adaylarının katilimiyla gerçekleşti. SWV birinci sıra başkan adayı olan Fritz Strobl, 27 şubat-2 mart tarihleri arasındaki seçimlerin bir dönüm noktası olacağını belirtti. Ayrıca Strobl, SWV bünyesindeki

DEWA Ekibinden Başkonsolosa Ziyaret

Sayfa 3 141 etnik kökenli adaydan 78 'nin Türk kökenli adaylar olduğunu belirterek "Bu arkadaşlarımızın özverili çalışmaları bizlere ilerisi icin umut veriyor, bu seçimleri hep beraber kazanıp 3 martta zaferimizi sizlerle birlikte kutlayacağız" dedi. Ayrıca "21 Mart 2009 tarihinde yaptığımız genel kurulda aramıza katılan Resül

VIYANA “AHDE VEFA” DEDİ

Sayfa 10 Ahde Vefa Programından sonra Yasin Hatipoğlu hocamızla kısa bir sohbet gerçekleştirdik. Sayfa 13

Sayfa 5

Almanyadan 5 vakit Ezana izin.

Sayfa 12

Haiti’de ölü sayısı 200 bini geçti

Sayfa 10

Sayfa 10

Köşem

2

Mehmet Turhan Bodrumdaki Villa

8

Mustafa Mullaoğlu Minare ve Örnek Avusturya

11

Dr. Fuat Sanaç Ahde vefa!

36

Dr. Ramazan YILDIZ Batı Hayat tarzına entegre olmak

34

Kemal KÜÇÜK Öz eleştiri


2

HABER - AVUSTURYA

Şubet 10

Mehmet TURHAN

IFW Genel Başkanı

Bodrumdaki Villa Gözümüz hep yükseklerde, ya çok katlı apartmanımız olsun, evlatlarımıza katları paylaştıralım, ya da üst katlarda bir dairemiz olsun etrafı temaşa edelim diye arzu eder dururuz. Şirket ve firmalarımızın büroları ise kule ve burçların zirvesinde olsun, işlerin yorgunluğunu tabiat veya şehri seyranla atalım isteriz. Planlarımız hep yerin üstü ile alakalı. Yatırımlarımızda öyle. Hızlı nakite dönüşecek, hemen hasat alınacak, biran evvel netice alınacak işlerin peşinden koşar dururuz. Oysaki büyük insanlar büyük düşünürler, büyük projeler yaparlar. Geçici olana değil, kalıcı olana, solup gidene değil, solmayana, sonu olup yok olana değil, ebedi olup kalana yatırım yaparlar. Uyanıklık göçmeden evvel kendine mezar kazdırmak değil, asıl basiretli olmak, kendini oraya hazırlamakla mümkün. Akıllı insan kendini kontrol eden ölümden sonrası için amel eden kimsedir. Akılsız insan ise nefsine uyan ve amel etmeden Allah tealadan sevap bekleyen kimsedir. Bu kimsenin hali çalışmadan maaş bekleyen gibidir. Amel etmeden cenneti talep etmek dini hafife almak ve küçümsemek olduğu için başlı başına bir günahtır. İbretli Nasihatlar Oğlunun nasihat ta lebi üzerine Imam Gazali: Ey oğul! Köşk ve Saray gibi evlerden dar ve karanlık kabirlere, oradanda ateş çukurlarına düşmekten daha korkunç bir olay ne olabilir ? diyor. ‘‘Biz onları bahçelerden, pınarlardan, hazinelerden,güzel köşk ve evlerden çıkarıp aldık.’’(Şuara 57) Ey oğul! Cesedine değil, ruhuna hizmet et. Çünkü cesedin ömrü kısa, ruhun ise sonsuzdur. Ömrü kısa olan cesedin ikmali için gece gündüz çalışırken, ömrü sonsuz olan ruhu ihmal etmek hangi akıl karıdır? Ey oğul! Vaktinde amel etmeyenlerin pişmanlığı ölüm anından itibaren başlar ve ondan sonra ebede kadar gittikçe artarak devam eder. K.Kerimde: ‘‘Rabbim! Benim canımı alma. Taki bundan sonra salih amel işleyeyim. Hayır artık bu sözün bir değeri yoktur ve o kimse için dönmekte mümkün değildir.’’(Mü’minun 99, 100) Ey oğul! Bilki kabir her an senin gelişini beklemektedir, onun için oraya

ağlayarak değil, gülerek gitmenin yolunu ara. Bu yolda iman ve amel yoludur. Dünyaya gelirken herkes gülmüş sen ağlamıştın, öyle çalış ve hizmet etki Dünyadan giderken herkes ağlasın ve sen gülesin. İnsanlar ancak ehli hizmet ve maneviyat sahibi kimselerin ardından hayıflanır ağlarlar. Zalim ve fasıklar için kimse ağlamaz. 2 nurlu yıldız kaydı Evet; Ocak 2010 da bir çok değerli insanı onlar gülerken, biz gözyaşları içerisinde Hakka uğurladık. Hele bunlardan 2 si vardı ki nurdan bir cesed olmuşlardı daha kabre konmadan. Adı güzel Mustafa, tebessüm ediyordu beyaz berzah elbisesinin içinde bizlere. Hayatında güzeldi, Mematında Mustafam. Viyanada mahşer yaşanıyordu. Müslüman mezarlığında binlerce insan akarken gözlerinden yaş, saf saf olmuştu yavaş yavaş. Nasıl bilirdiniz bu meftayı sorusunda binler onu iyi bilirdik, biz ondan razıyız Ya Rab sende ondan razı ol diyordu. Ve herkes içinden Ya Rab banada böyle bir cemaat nasip olacak mı diye içinden geçiriyordu. Evet Mustafa giderken ders veriyordu bize. Cemaat içerisinde yer almak yakışır diyordu size. Fahr-ı Kainat Efendimiz ‘‘Allahın Rahmet eli Cemaat üzerindedir.’’ buyurmuştur. Bir cemaatte yer almanın Dünyadaki mükafaatının fotoğrafını görüyorduk Mustafanın vedasında. Ümmetin kurbanlarını götürürken bir başka ülkeye veda ediyordu bütün dostlarına ve bölgeye. Hizmet kuşuydu Mustafamız, Komşu olsun Muhammed Mustafamıza. Onlarca hatim ve binlerce dua ile uğurlandın. Silinmeyecek zihinlerden senin yadın. Ne bahtiyar ne kutlu, ne mutlu bir insansın, ne mutlu sana çünkü senin Mustafa adın. Çok geçmeden acı bir haber daha gelmişti mevlana diyarından. Zira Ali Galip Doğan Hocamızın Osmanı da vefat etmişti. Sobadan sızan bir dumandı sebep, ama gün bitmiş bu sadece bir sebep. ‘‘Ecel gelmiş cihane baş ağrısı bahane.’’ Yiğit bir kardeş, Osman Doğan, hilmiyle, ilmiyle, edep ve ahlakıyla tam bir yiğitti. O ahlak ve edebini Hz.Osmandan almıştı. Hani derlerya Hz.Osman hayasından başını semaya kaldırmazdı, ama birde kaldırdımı levhi mahfuzu görmeden yere indirmezdi. Binlerce insan kıyam etmişti Mevlana diyarında yaklaşık 3 km lik bir kordon cenazeyi eller üzerinde kabre taşımıştı. Ahbabın ve yarenlerin Hallein den Viyanadan çarpıyordu kalbleri, açılıyordu duaya elleri, Hatimler, Yasinler ve Aminler yükseliyordu semaya. Bir zamanlar Halleinden geçmişti güzel insan, imam Osman Doğan. Herkes kalmıştı sana hayran. 2 güzel insan, 2 model insan, 2 hizmet insanı, 2 gönül insanı, 2 güzel kahraman. Ne mutlu size, ses bıraktınız, sada bıraktınız, hayır ektiniz, hizmet ettiniz... Büyük bir mesaj verdiniz, bodrumdaki (kabirdeki) villanıza hazırlanın dediniz. Ruhunuz şad olsun, dereceniz ali, makamınız Cennet olsun. Ya Rabbi Mustafamızı Muhammed Mustafamıza, Osmanımızı, Hz.Osmanımıza komşu kıl. Amin

Not: Çeşitli vesilelerle acımızı paylaşan herkese teşekkür ediyoruz.


HABER - AVUSTURYA

Şubet 10

BU SEÇİM KATILMAYA DEĞER... WKO seçimleri yaklaşdıkca SWV çalışmalarına hız veriyor. Sozialdemokratischer Wirtschaftsverband 15 . viyanada Haus der Begegnung Cuma akşamı gerçekleştirmiş olduğu programa SWV WienPräsident Fritz Strobl,SWV Vize-Präsident Resul Ekrem Gönültaş,Akan Keskin, Türkiye'nin Viyana Büyükelçisi Kadri Ecvet Tezcan, Viyana İslam Federasyonu genel başkanı Mag. Mehmet Turhan ve Viyana SWV adaylarının katilimiyla gerçekleşti.

isini sizlerin karşısında bir kez daha tebrik ediyorum. Bizim sloganlarımızdan birisi "Göçmenler için daha fazla yönetime katılım? Sadece SWV ile Mümkün!" idi. Çünkü adaylarımıza bakıldığında bu durum rahatça görülebiliyor. Hep berber el ele vererek çok şeyi başarabileceğimize inanıyor ve katılımızdan dolayı sizlere teşekkür ediyorum" diyerek sözlerini noktaladı.

SWV birinci sıra başkan adayı olan Fritz Strobl, 27 şubat-2 mart tarihleri arasındaki seçimlerin bir dönüm noktası olacağını belirtti. Ayrıca Strobl, SWV bünyesindeki 141 etnik kökenli adaydan 78 'nin Türk kökenli adaylar olduğunu belirterek "Bu arkadaşlarımızın özverili çalışmaları bizlere ilerisi icin umut veriyor, bu seçimleri hep beraber kazanıp 3 martta zaferimizi sizlerle birlikte kutlayacağız" dedi. Ayrıca "21 Mart 2009 tarihinde yaptığımız genel kurulda aramıza katılan Resül Ekrem Gönültaş'ın çalışmaları bizi çok sevindirdi. Açıkçası bu kadar genç bir arkadaşımızdan bu denli aktif ve hızlı calışma beklemiyorduk. Kend-

Daha sonra kürsüye gelen Viyana İslam Federasyonu Genel Başkanı Mag. Mehmet Turhan konuşmasında, "Etnik kökenli işverenler olarak her platformda var olmamız gerekiyor bunun için herkesin üzerine büyük görev düşüyor" dedi. Ayrıca Turhan, "Seçim atmosferine alışık bir toplum olduğumuz için adaylarımızın gayretli calışmaları ve siz değerli işverenlerin destekleri ile arkadaşlarımızın seçimleri kazanacağından şüphem yok. Hayırlısı olsun" diyerek sözlerini bitirdi SWV Vize-Präsident Resul Ekrem Gönültaş ise konuşmasında dört ana hedefinin olduğunu be-

3

lirterek bunları sıraladı: 1)HERKES SEÇİLME HAKKINA SAHİP OLMALI 2)TÜRKİYE'DEN GETİRİLEN TÜM MESLEK DİPLOMALARI VE SERTİFİKALARI TANINMALI 3)ÇIRAKLIK EĞİTİMİ TEŞVİKİ YAYGINLAŞMALI 4)ETNİK KÖKENLİ İŞVERENLERİN DAHA FAZLA YÖNETİME KATILMALI VE TİCARET ODASINDA DAHA FAZLA ETNİK KÖKENLİ İŞVERENİN BULUNMALI. Bu hedefler için çalışacağını belirten Gönültaş, Bizler SWV'de uyumlu çalışmamızla ve hoş görümüzle SWV'ye entegre olduk şimdi sıra Wirtschaftkammer'da diyerek sözlerini noktaladı. Gece adayların toplu resim çektirmeleri ile son buldu.


4

Şubet 10

HABER - AVUSTURYA


HABER - AVUSTURYA

Şubet 10

DEWA Ekibinden Başkonsolosa Ziyaret 11 Ocak 2010 tarihinde görevine başlayan Yeni Başkonsolos İbrahim Mete Yağlı ile yeni Başkonsolosluk binası üzerine konuştuk. Dewa: Sayın Başkonsolos İbrahim Mete Bey ilk olarak sizi kısa bir tanıyabilir miyiz? Başkonsolos: Ben İbrahim Mete Yağlı, Türkiye Cumhuriyeti´nin yeni Viyana Başkonsolosu olarak 11 Ocak 2010 tarihinde görevime balamış bulunmaktayım. Daha önce ise Suudi Arabistan, Mısır, Rusya, Yunanistan, Polonya ve Kıbrıs‘ta görev yaptım. Burada sizlerle birlikte 250 bin vatandaşımızın yaşadığı Avusturya‘da, görev bölgemizde 120 bin vatandaşımız ve Türk kökenli Avusturya vatandaşı yaşıyor. Buradaki derneklerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ve diğer örgütlerimizle vatandaşlarımızın sorunlarını çözmeye yönelik olarak sizlerin desteğiyle en iyi şekilde hizmet vermek çabası içerisinde olacağız. Dewa: Başkonsolosluğumuz daha önceden Büyükelçilik bünyesindeydi, Konsolosluğun ayrı bir binaya taşınması konusunda buradaki vatandaşlarımızın tepkileri nasıl oldu? Başkonsolos: 2007 yılında Viyana başkonsolosluğumuz mustakil bir Başkonsolosluk olmasına karar veriliyor. Ve uzun bir hazırlık dönemi geçiriliyor. Bu amaçta taşınılacak uygun bir bina bulunması, ve bu bina bulunduktan sonra gerekli tadilatın yapılması belli bir zaman alıyor ve nihayet 17 Agustos 2009 da bu hazırlık ve tadilat dönemi tamamlanarak binamız hizmete giriyor. Daha önce büyük elçiliğimiz bünyesinde sınırlı mekandan dolayı, belli zorluklarla sıkıntılarla görev ifa eden konsolosluk şubemiz yeni binamıza taşınmakla birlikte vatandaşımıza daha çağdaş, daha modern bir hizmet verebilecek imkanlara kavuşmuş bulunmaktadır. Bu çalışma esas itibariyle benden önceki Başkonsolos sayın Sedat Önal tarafından gerçekleştirilmiş bir çalışmadır. O nun ve çalışma ekibinin bu konudaki üstün gayretine ben bir daha teşekkür etmek ve bunun ne kadar taktire layık bir çalışma olduğunun altını çizmek istiyorum. Çünkü sonuçta vatandaşımıza daha iyi hizmet edebilme imkanlarına kavuşması bizim herzaman için amaçlarımızdan birisidir. Umarım vatandaşımızda bu 13. Bölgedeki yeni binamızda açılmış olan Konsolosluk şubemizle verdiğimiz

5

hizmetlerden memnundur. Dewa: Daha önceden Elçilik ve Konsolosluk aynı binada olduğu için vatandaışmız bir işini halletmek için hangi tarafa gideceğim diye düşünmüyordu, fakat şimdi durum farklılaştı, ve her hangi bir durumda Konsolosluğa mı yoksa Elçiliğe mi gideceklerini pek ayırt edememe konusu ortaya çıktı. Bu sebepten dolayı, vatandaşlarımızı bilgilendirmek açısından Elçilik ve konsolosluğun görevlerinden bizlere bahseder misiniz? Başkonsolos: Büyükelçiliğimiz Cumhurbaşkanımızın Avusturya makamları nezdindeki temsilcisidir. Türkiye Avusturya siyasi, Ekonomik, Kültürel ilişkilerinden, Türkiye ve Avusturya ikili ilişkilerinin tüm boyutlarından sorumlu makam Büyükelçiliğimizdir. Başkonsolosluğumuzun görevleri ise doğrudan Türk vatandaşına ve buradaki Türk kökenli Avusturya vatandaşına yönelik görevlerimiz vardır. Vatandaşımızın türk makamıyla ilgili her türlü kişisel işlerinde, mesela Pasaport, Evlendirme, Askerlik, Vekaletname gibi işler Başkonsolosluğumuzda yapılır. Dolayısıyla daha önce Büyükelçiliğimizde Konsolosluk şubesinin ifa ettiği görevleri şimdi Başkonsolosluğumuz ifa etmektedir. Bu saydığım alanlardaki hizmetler için vatandaşımızın Başkonsolosluğumuza gelmesini bizi ziyaret etmesini bekleriz. Dewa: Son olarak daha önce görev yaptığınız ülkelerle Avustuya´yı kıyaslayabilir misiniz? Başkonsolos: Şimdi bu ülkelerin herbirinin farklı önemi ve özelliği var, Avusturya ile daha önceki görev yaptığım ülkeleri kıyaslayabilmek için bana biraz zaman gerekiyor, çünkü Avusturya‘ya geleli sadece iki hafta oldu, bu ülkeyi de layıkıyla tanıdıktan sonra sorunuza ilerde en uygun cevabı verebileceıimi düşünüyorum. Görev yaptığım ülkeleri’de doğrusu ayırt etmem mümkün değil, herbirinde ayrı tecrübelerimiz oldu, herbirinden ailemle beraber ayrı keyifler ayrı mutluluklar tattık. Ve kendi tecrübelerimizede ilaveler oldu o ülkelerde, ayırabilmek hakikaten mümkün değil. Dewa: Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz. Başkonsolos: Ben de teşekkür ediyorum.

IGW „Viyana İslam Lisesi“ Viyana İslam Lisesi sorumlusu ve Solmit Başkanı Kenan Ergün’den IGW yani Viyana İslam Lisesi hakkında bilgiler edindik. Viyana İslam Lisesi 1999-2000 öğretim yılında ilk olarak 32 öğrenciyle 1 sınıf şeklinde eğitime başladı ve şu an itibariyle 13 sınıfla beraber 10. yılını doldurmuş durumda. 5. öğretim yılından 12. öğretim yılına kadar bütün sınıflarda öğrencisi olan IGW şimdiye kadar 3 defa mezun verdi. 272 öğrenci, 35 ögretmen ve 10 okul görevlisine sahip. Okulun statüsü içerisinde sadece müslüman çocukları değil diğer dinlere mensup çocukların da okuma imkanları buluyor, diğer dinlerden olan ögrencilerin ise okula yazılmasının biraz zaman alması gerektiğini belirten Ergün bunun güvenle alakalı olduğunu ilave etti. Şu ana kadar yaptığı çalışmalardan dolayı devlet nezdinde kabul gören IGW Avusturya eğitim sisteminde de yerini almış ve kendini kabul ettirmiş durumda. Bu sene 22 mezun verecek olan IGW´nin şu ana kadarki mezun sayısı ise 63. Mezun olan öğrencilerin %99´u Viyana´nın çeşitli Üniversitelerinde, çeşitli bölümlerde öğrenim görüyorlar. Viyana İslam Lisesine kayıt şartları ise Avusturya´nın diğer resmi okullarıyla aynı. Özellikle ana derslerde (Matematik ve Almanca) notları 1 veya 2 olan ögrenciler direk kayıt yaptırabiliyorlar, ana derslerde notları 3 olanlar ise bekleme süresi olup sene sonunda düzeltilen notlarla beraber direk kayıt yaptirabilirler aksi taktirde giriş sınavlarıyla kayıt olabilirler. IGW sene

içerisindeki başvurulardan en fazla sadece 30 ögrencinin kaydını yapabiliyor. Kayıt tarihleri ise resmi olarak Şubat’ın 16sı ile 23ü arasında gerçekleştiriliyor. Viyana İslam Lisesinin kuruluş amaçlarından bahseden VIF Başkanı Mehmet Turhan ise şunları ifade etti: „İslam Lisesinin kuruluş amacı bir dönemi geride bırakmak ve bir dönemi açmaktı. Okulumuz Avrupa´da ilk İslam Lisesi olma özelliğini taşıyordu. Buraya gelen göçmenler olarak bizler uzun dönem eğitim öğretim noktasında ciddi bir açık sözkonusuydu. Özellikle İslam Lisesiyle birlikte bir çok barikatlar yıkılmış oldu, bir çok kapalı kapılar açılmış oldu, ve burada göçmenler olarak bizlerin bir çok eğitim alanında hizmet verme imkanının kapısının aralandığı böylece görülmüş oldu. Bu yeni devirle öncelikle bu toplumda kalıcı olduğumuz kanaati bir kez daha ortaya çıktı. Ve kalıcı olmanın gereklerinin yerine gertirilmesi noktasında da bizim burda çocuklarımızın sadece işçi noktasında değil, aynı zamanda buranın atmosferinde multi kültürel anlayışa katkı yapmak üzere çeşitli alanlarda, branşlarda kendini yetiştirme ve dolayısıyla bu topluma katkı yapma açısından çok önemli adımlar atılmış oldu ve gelinen noktada bugün İslam Lisesinden her yıl ortalama onlarca talebe Viyana ve Avusturya’nın değişik üniversitelerine gitmekte ve böylece toplumun seviyesi yükselmektedir. 1980 li yıllarda üniversiteye giden göçmenlerin sayısal oranı %2. Ama gelmiş olduğumuz bu

nokta çok hızlı bir şekilde gelişmekte, sadece İslam Lisemizden her yıl periyodik olarak talebeler üniversiteye girmektedirler. Bunun getirilerinden bir kaç tanesi, mesela okulun açılmasında çeşitli endişeler vardı, acaba okul amacına ulaşır mı hakikaten okul olabilir mi? ama görülüyor ki mezun olanlar parmakla gösterilir duruma geldi. Talebe endişesinin aşıldığı ve kontenjanların her yıl dolduğu görülüyor. Solmit Başkanımız Kenan Ergün hocamızla okul genişletme konusunda konuşuyoruz, imkanların artması fiziki imkanlarının genişlemesi konusunda destek veriyoruz. Artık terazi bu ağırlığı taşımıyor ümit ediyoruz ki, bugün gelinen noktayı anlatıyoruz ve sevinçle gelinen noktayı görüyoruz, ve bu güzellikler devam edecektir, yeni yeni imkanlar bu kurumlar için ortaya konacaktır. Bu çalışmaları varlığımızın bir gereği olarak çalışmaları gerçekleştiriyoruz, ümit ediyoruz ve inanıyoruz ki yarınımız bugünümüzden daha hayırlı olacaktır. Okulumuzun çok önemli fonksiyonlarından biriside sadece burda türk kökenli gençlere hizmet veren bir okul değil bilakis okulumuz herkese açık, bu noktadan hareketle bütün müslümanların kendini ifade edebilecekleri bir okul. Sadece müslümanların okulu değil, herkes bu okulda okuyabilir. Bu noktaya gelmesi açısından emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.“


6

Şubet 10

HABER - AVUSTURYA

Devlet Bakanı Egemen Bağış Viyana´daydı! Devlet Bakanı ve Avrupa Birliği Baş müzakerecisi Egemen Bağış ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Ahmet Selamet 23 Ocak 2010 Cumartesi günü elçilik binasında Türk işadamları ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile biraraya geldi. Büyükelçi Kadri Ecvet Tezcan´ın misafirleri kısa bir selamlamasından sonra söz alan Bağış katılımcılara hitaben yaptığı konuşmada, “AB’ne tam üyeliğimiz için size ihtiyacımız var.“ Diyerek şu üç ana konuya temas etti; „Sizlerin üç konuda daha hassas olmanızı diliyorum. Bu üç ana konunun başında dayanışma geliyor. Diasporası güçlü milletlere baktığınızda nüfusu küçük ama etkisi büyük olanları görüyoruz. Siz burada dayanışma içerisinde olursanız bizi kimse yıkamaz. Hem ticarette hem de sosyal ilişkilerde kendi aranızda tam dayanışma içerisinde olmamız gerekiyor. İkinci sırada ise örgütleşmek geliyor. Mutlaka bir sivil toplum örgütüne üye olmalısınız. Katılımcı olmalısınız. Bu

dernekler ister etnik, ister spor ister kültür isterseniz ticari, ne olursa olsun ama mutlaka bu tür dernekleri kurun ve üyesi olun. Üçüncü önemli istirhamım ise; eğitim. Saygın insan olma açısından, güce ulaşma açısından, hem kendinizin hem de çocuklarınızın eğitimine önem verin!” şeklinde konuştu. Sayın Egemen Bağış´dan sonra söz alan İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkan Vekili Ahmet Selamet ise yaptığı konuşmada İstanbul’un 2010 yılı kültür başkenti olması üzerine bilgiler verdi. “Başkanımız Kadir Topbaş bu geziye katılacaktı ama İstanbul’daki hava şartları sertleşti. Yoğun kar hayatı etkiliyor. Şehrimizi bu halde bırakıp Viyana’ya gelemedi” dedi.

Avusturya Basınının İddiası: "Zapatero Türkiye'yi Desteklemekten Uzaklaşıyor" Türkiye'nin AB üyeliğine en çok destek veren üye ülkelerden, AB Dönem Başkanı İspanya'nın Türkiye'yi desteklemekten uzaklaştığı öne sürüldü. Avusturya'da yayımlanan Die Presse gazetesi AB Dönem Başkanı İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero'nun Türkiye'nin tam üyeliği ısrarından uzaklaştığını savundu. ABHaber'e göre, gazete şunları yazdı: "Şimdiye kadar Türkiye'nin AB'ye katılımının yılmaz bir savunucusu olan İspanya Başbakanı Zapatero, Viyana'da, Şansölye Faymann'ı zi-

yaretinin hemen öncesinde, ilk defa Türkiye'nin tam üyeliği ısrarından uzak bir duruş sergiledi. Başlamış müzakerelerin devam etmesi gerektiğini kaydeden Zapatero, 'Bu süreci AB başlattı ve sonuna kadar da yürütmesi gerek' diye konuştu." Gazete, İspanya Başbakanı Zapatero'nun, AB'nin Türkiye ile nasıl bir işbirliğine gideceği sorusunun gelecekte yeniden gözden geçirilebileceğini belirtirken de "Jeopolitik durum değişirse bu konuda ısrarcı olup olmayacağımıza ve ne tür bir tarz benimseyeceğimize karar vermemiz gerekecek" dediğini aktardı.

Konuşmalardan sonra katılımcıların sorularına geçildi. Vatandaşların sorularını cevaplayan Bağış ve Selamet daha sonra sunulan ikramlarla Büyükelçilikteki proglaramlarını sona erdirmiş oldular.

MA17’den IHH’ya Ziyaret Viyana MA17 Entegrasyon sorumlusu Karin Fleischhacker IHH’yı ziyaret ederek kurum hakkında bilgi aldı. Avusturya IHH, Avusturya çapında yapmayı ön gördükleri projelerini Karin Fleischhacker’e anlatarak, Viyana Belediyesinden yardım talep etti.

zur evi açma girişiminde olduklarını belirtti. Üçüncü olarak ise bir aş evi açma projeleri olduğunu anlattı. Son olarak ise hapishanede olan mahkumların ailelerin sıkıntılarını gidermek için, ailelere direk ulaşacak bir yardım projesi hazırladıklarını belirtti.

IHH Avusturya başkanı Vahit Toy, projelerini grupta 4 toplayarak açıkladı. İlk olarak Avusturya’da ailevi problemleri yüzünden yardıma ihtiyacı olan bayanlar için sığınma evi açmayı düşündüklerini anlatan TOY, İkinci projelerinin ise; yaşlanan toplumda Huzur evi ihtiyacının arttığı göz önünde bulundurularak, bir hu-

Projeleri dikkat ile dinleyen Fleischhacker, projelerin gerçekden toplumun ihtiyacına dönük olduğunu düşündüğünü belirtti. Bu projeleri yazılı olarak isteyen Fleischhacker Belediye Meclisine bu projeleri sunarak IHH’ya destek olmak istediklerini belirtti.

Sollenau şubesinde Sıla gecesi Avusturya 1. bölge Sollenau Şubesi, Yeşil camii Kadın Kolları, 2010 yılının ilk üyeler toplantısını gercekleştirdi. Akabinde " Sıra Gecesi " programı düzenlendi. Yöresel kıyafetlerin yanısıra çiğköfte ve Türk kahvesi ikramı geceye farklı bir renk kattı.

Bayanlarla birlikte programa cok sayıda genç kız da iştirak etti. İlahi, türkü, şiir ve fıkraların yer aldığı programda bolca sohbet ve eğlenme imkanı bulan hanımlar, geceden cok memnun kaldılar.


HABER - AVUSTURYA

Şubet 10

7

2010 IGGiÖ Seçimleri Bu yıl yapılması planlanan İslam Cemaatı (IGGiÖ) seçimleri hakkında IGGiÖ Meclis Başkanı sayın Dr.Fuat Sanaç Bey üyelik hakkında bilgiler verdi. İki çeşit üyelikten bahseden Dr. Sanaç şunları ifade etti: “İlk olarak “oy hakkına şartları uymadığı için sahip olmayanlar veya seçmen olmak istemeyenler”, bunların bir ücret ödeme mecburiyetleri yoktur, sadece üye formunu daldurmaları yeterlidir. (14 yaşından küçüklerin ve özürlülerin yerine kanuni vasileri imza atarlar ki bunlar için ayrı bir Form doldurulur; yeni doğan çocuklar da buna dahildir. 12 ve 13 yaşını doldurmuş olanlar vesileri ile birlikte imza atarlar). İkinci olarakta “seçmen olamak isteyenler” ki, şartları şunlardır: a) Seçim günü 14 Yaşını doldurmuş olmak, seçim bölgesinde bir yıl oturmuş olmak, üye aidatını yatırmış olmak ve üyelik formunu doldurmuş olmak. İlk seçimde seçmenler delegeleri seçerler. Bir delege için 50 oy gerekiyor. Bu seçimler eğer mümkünse her teşkilatın kendi bünyesinde olacaktır. Her üyenin ancak ikamet ettiği seçim sandığında ve bir kere oy kullanabilir. b) Delege: Bir kişinin delege olabilmesi için seçim günü 16 Yaşını doldurmuş olması, seçim bölgesinde bir yıl oturmuş olması, üye aidatını yatırmış olması ve üyelik formunu doldurmuş olması gerekmektedir.

seçmenin belgelerini kontrol ederek onaylar. Bu Belgeler: a- Fotoğraflı kimlik (Personalausweis, Reisepass oder österr. Führerschein), b- İkametgah belgesi (Meldezettel). 6. Seçim gizli olarak oy sandığında oy pusulasını vererek gerçekleşir. 7. Şayet delege olmak için bir teşkilatta birden fazla aday varsa, seçilenler aldıkları oy neticesinde en fazla oy alana göre belirlenir. 8. Delege olarak aday olmak isteyen kişiler seçimden en az bir hafta önce adaylıklarını camii veya dernek yönetim kuruluna bildirmek zorundadır. 9. Delege Adaylarının isim listesi en geç seçimden 4 gün önce camii ve dernek lokallerinde ilan edilmesi gerekmektedir. 10. Seçimin uygulanması ve gözetlenmesi için adayın temsilcisi ve Seçim Komitesi temsilcisinden oluşan seçim komitesi belirlenir. Başkanlığı Gemeinde temsilcisi yürütür. 11. Her dernek Seçim Komitesi’ne seçmen listelerinin yayınlanmasından sonra en geç bir hafta içinde (50 seçmenden az oldukları takdirde) bu artıküyelerinin (Restwähler) isim listesini Seçim Komitesine bildirmesi gerekmektedir. Bu geri kalan seçmenler bağımsız oy hakkına sahip olanlar için belirlenmiş bir seçim yerinde seçime katılırlar. Restwähler/artıkseçmen, 50, 100, 200 vs. gibi

SEÇİMLER NASIL YAPILACAK? 1. Mevcut Oberster Rat seçim için yedi kişilik bir seçim komitesi oluşturur ve bu komite seçim hazırlıklarından sorumlu tek yetkilidir. 2. Seçim Komitesi üye kayıtları için 8 haftalık bir süre belirler. Bu süre elektronik ve yazılı olarak duyurulur. Seçim Komitesi kayıt süresi bittikten en geç 4 hafta sonra derneklerin listelerini bölgelerde yayınlar. Kayıtların neticesinde camiler ve dernekler delegelerini seçerler. 3. Seçim listelerinin cami ve derneklerde rahat görünecek şekilde ilan edilmesi gerekmektedir. Delege olarak aday olmak isteyen kişiler seçimden en az bir hafta önce adaylıklarını camii veya dernek yönetim kuruluna bildirmek zorundadır. 4. Delege Adaylarının isim listesi en geç seçimden 4 gün önce camii ve dernek lokallerinde ilan edilmesi gerekmektedir. 5. Seçim komisyonu oy kullanmadan önce her

3. Adaylar isteklerini öneriyle beraber yazılı olarak bildirmelidirler.(Art.23,Abs.4/V d. IGGiÖ) 4. Seçim önerisindeki adaylarlarla ilgili ciddi kuşkular bulunduğunda Oberster Rat adayların değişmesiyle ilgili önerilerde bulunabilir. Adaylar bu değişiklik önerilerini en geç cemaat toplantısı başlayana kadar göz önünde bulundurmazlarsa Oberster Rat oyların oranına göre seçim listesiyle sunulan sıralamaya göre sıralar (Verhälniswahlrecht) veya cemaat toplantısını yeni seçim önerilerinin sunulması amacıyla ileriki tarihe ( en fazla 14 gün) erteler. (Art.23, Abs. 3/V d. IGGiÖ) 5. Bu seçim için de Seçim Komisyonu kurulur. Bu komisyon her Liste başına bir gözlemci ve Yüksek Kurul üyesinden oluşur. Her seçim önerisinde ayrıca gözlemciyi temsil edebilecek yedek bir üye belirlenir. Aday olan kişi aynı zamanda gözlemci olamaz. Seçim komisyon başkanlığını yüksek kurul üyesi yürütür. Oyların eşit olması halinde seçim komisyon başkanının oyu kararı belirler. Seçim gizli oylamayla yapılır. (Art.22,Abs.4/V d. IGGiÖ) 6. Seçim önerinde bulunan hangi aday fazla oy alırsa, seçilmiş olarak kabul edilirler. (Art.23,Abs.4 / V d. IGGiÖ)

Delegeler Genel Kurul’u meydana getirir ve Eyalet Gemeinde’lerinin 11 kişiden oluşan İdare Heyetini (Ausschuss)’unu seçerler. Gemeinde idare heyetine, yani Ausschuss’a seçilecek kişi 18 Yaşını doldurmuş olacak ve seçim bölgesinde iki yıl oturmuş olacak. Bir delege eğer şartları uyuyorsa aynı zamanda Ausschuss üyesi olmak için aday olabilir! Yani hem delege ve hem de idare heyeti üyesi olabilir. c) Aidat: Yıllık - 14-15 yaşını doldurmuş olanlar: 20 €, 16 yaşını doldurmuş olanlar ve üstü: 40 € (Üye aidatlarının ödenip ödenmediği IGGiÖ tarafından Banka Hesap Numarasına (Konto Nr.) bakılarak kontrol edilir, belirtilen sürede aidatını yatırmayanlar seçime katılamazlar.)

şartları dikkate alınması gerekmektedir. Yani bir etnik gurubun %50’yi geçmemesi gerekir. (Art.23, Abs.1 u.2 ve Art. 28,Abs.2 u.3/V d. IGGiÖ)

7. Oy eşitliği olması durumunda iki aday arasında tekrar oylama yapılır. Eğer sonuç alınamazsa 14 gün içerisinde olağan Genel Kurul toplanarak Ausschuss seçimi yeniden yapılır. (Art. 23, Abs.5 / V d. IGGiÖ). 8. Seçimle ilgili kuşkulu sorular ortaya çıktığında seçim komisyonunun hemen karar vermesi gerekmektedir. / Art.23, Abs. 6 / V d. IGGiÖ).

bir delege için gereken üye sayısının üzerindeki üyelerden meydana gelir. Mesela bir derneğin 55, 105, 205 vs. üyesi varsa her sayıdaki beş üye artıküyedir. Ya da 50 üyeyi tamamlayacak kadar üyesi yoksa, mesela 49 üyesi varsa veya seçime tek olarak katılmak istiyorsa. Bu taktirde bütün derneklerin artıküyeleri ve grupsuz olarak, bir derneğe bağlı olmadan seçime girenler için ayrı bir günde seçim yapılır. 12. Delege seçimleri her zaman Pazar günlerinde 09-17.00 arası yapılır. Wahl des Ausschusses der IRG – Dini cemaatlerin İdare Heyeti Seçimi 1. Delege seçiminden sonra İdare Heyetini (Ausschuss) seçmek üzere tüm delegeler davet edilir. ( Art.20,Abs.6/V d. IGGiÖ) 2. Seçim önerilerinin ’’Ausschuss’’ seçiminden en geç 8 gün önce yüksek kurula (Oberster Rat) bildirilmesi gerekir. Bu öneriyi toplam delegelerin en az 20% sinin yazılı olarak desteklemesi gerekmektedir. Önerilerde dil, etnik ve vatandaşlık

9- Seçilen Ausschuss üyeleri seçimden hemen sonra kendi aralarında başkan, genel sekreter ve muhasip, (bunların yardımcılaryla birlikte), sosyal işler danışmanı, kadın danışmanı, gençlik danışmanı, medya danışmanı ve kültür danışmanını oy çoğunluğuyla seçerler. (Art.25, Abs.4 / V d. IGGiÖ). 10- Butün seçimler için (Schurarat)’ın onayı gerekmektedir. (Art. 25, Abs. 4 / V d. IGGiÖ). Son olarak Vatandaşlarımızı duyarlı olmaya çağıran Dr. Sanaç şunları belirtti:”IGGiÖ`nün geçmiste belki eksikleri olmuştur fakat kurum olarak en iyisini yapmasi için senin benim, yani hepimizin sahiplenmesi gerekmektedir. Katılım arttıkça kalitemiz, kalitemiz artıkça toplumun içindeki itibarımız da artacaktır. Bundan dolayı herkesi akl-ı selim bir şekilde vicdani muhasebesini yaparak bu kuruma destek vermeye davet ediyorum. Ayrıca, Avusturya`da yaşayan her Müslümanın geleceğini ilgilendiren IGGiÖ seçimlerine –seçime katılsın veya katılmasın- yediden yetmişe herkesin üye formlarını doldurarak katkıda bulunmalarını bir mesuliyet olarak telakki ediyorum herkese saygılar sunuyorum.”


8

Şubet 10

HABER - AVRUPA

Mustafa MOLLAOĞLU MİNARE VE ÖRNEK AVUSTURYA Başlıkla ilgili belki gecikmiş bir makaledir bu, ancak yazmasam içimde bir ukde olarak kalacak. Konumum itibariyle de ben denizden bu konuyla ilgili bir görüş beyanı bekleniyordu. Ben de daha fazla geciktirmeden özet olarak diyorum ki, İsviçre de minareyle ilgili bir referandum yapılıyor ve “minareye hayır!” kararı çıkıyor. Neredeyse tüm dünyada dinli dinsiz herkes böyle bir referandumu kınıyor. Neden? El-cevap, akılla, ilimle, irfanla, din özgürlüğüyle, vs. bağdaşan yanı yok da ondan. Çünkü minare, camilerin bir parçası haline gelmiş dînî bir nişandır. Bir akıllı çıkıp da bunun aksini söyleyebilir mi? Yani, mesela biz Müslümanlar, kilise dendi mi aklımıza şerefesi veya kulesi ve çanı da birlikte aklımıza gelir. Tüm dünya da bilir ki, cami denilince beraberinde minare de akla gelir. Bunu kabullenemeyenleri anlamak mümkün müdür? Elbette değildir. Zaten anlaşılacak yanı da yoktur. Zira bir yerde Müslüman bir topluluk varsa orada cami olur. Çünkü cami, Müslüman toplumların olmazsa olmazıdır. Cami olunca minaresi de olur. Minare olursa ne olur? Söyleyelim: Minare, ışıklandırmaları olması dolayısıyla etrafı aydınlatan, kendisinden yükselen ezan’ın yüce manalarıyla manevi olarak gönülleri aydınlatan bir nişandır. Dikkat edilirse ucu ne sağa doğru, ne de sola, ne doğuya, ne de batıyadır. Yani kimseye zarar verecek bir durum söz konusu değildir. Dolayısıyla ucu semaya, çağrısı ise Müslümanadır. Peki ezan neye çağırıyor? Kurtuluşa çağırıyor. Şayet farklı bir inancın çağrısı diye rahatsızlık duyuluyorsa ki buna gerek yok. Çünkü müezzin “ben şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed O’nun elçisidir” dikkat edilirse ben şehadet ederim diyor. Herkes ille de böyle inansın demiyor ki. Dolayısıyla bundan rahatsızlık duymanın bir anlamı yoktur. Buna rağmen bu kadar yaygara koparılıyorsa bu tutumun arkasında başka bir şeyler var demektir. Yani minare bahane. İsviçrenin başta sayın Cumhurbaşkanı ve bazı yetkililer, Referandumun böyle sonuçlanacağını tahmin etmemişler. Aslında gayet tahmin etmeliydiniz. Çünkü gerçek anlamda doğru entegrasyona yönelik bir girişiminiz olmamış. Camiye ve cami insanına yönelik hiçbir desteğiniz olmamış. Üstelik bir de ne kadar zorluklar varsa hepsi çıkarılmış. Senin insanın ülkesinin üst düzey yönetimlerinden görmediği hoşgörüyü kendisimi gösterecekti. Hayır, tahmin edebilmeliydiniz. Zira bu, kırk yıldır ülkelerinizde bulunan ve size faydadan başka hiçbir yanları olmayan bu insanlara yönelik ektiklerinizin ürünüdür. Bütün dünyadan böyle bir tutuma karşı tepki yağdığı halde özellikle din ve inanç özgürlüğü konusunda diğer Avrupa ülkelerine örnek olan Avusturya´da bazı eyalet yöneticileri ve bazı basın yayıncılar İsviçre´yi örnek almaya kalkışmışlar. Olacak şey mi bu? Hayır. Avusturya yüz yılı aşkın bir zamandan beri bu konularda örnek olmuş bir ülkedir. Dolayısıyla Avusturya´ya başkalarının anti demokratik uygulamalarını örnek almak değil, öylelerine örnek olmak yakışır.

Hollandalı Politikacı Kuran’ ın yasaklanmasını istiyor İslam karşıtı “Fitne” adlı filmiyle tartışmalara neden olan aşırı sağcı Özgürlük Partisi lideri Hollandalı politikacı Geert Wilders'in toplumun bir kesimine hakaret ederek toplum içinde düşmanlık duygularına sebebiyet vermek suçundan yargılanmasına başlandı. Mahkeme önünde Wilders'i destekleyen 200 kadar yandaşının destek gösterisi yaptığı bildirildi. Düşünce özgürlüğüne vurgu yapan Wilders hakkındaki suçlamaları geri çeviriyor. Duruşmada Wilders'i temsil eden avukatı Abraham Moszkowicz, müvekkilinin toplumsal tartışmaya önemli bir katkıda bulunduğunu belirterek, bunun hiçbir şekilde cezalandırılamayacağını savundu. Moszkowicz ayrıca Wilders'in seçilmiş bir parlamenter olarak yargılanamayacağını da dile getirdi.

Kur'an-ı Kerim'i Adolf Hitler'in “Mein Kampf – Kavgam” adlı kitabına benzeten ve Kur'an'ın yasaklanmasını isteyen Geert Wilders, ayrıca Hollanda'ya Müslüman göçünün yasaklanmasını gerektiğini söylemişti. “Fitne” adlı filminde insan hakları ihlalleri ve terörizmin kaynağı olarak Kur'an'ı gösteren aşırı sağcı politikacı, İslam dünyasının ayağa kalkmasına neden olmuştu. İki yıla kadar hapis ve 10 bin Euro'ya kadar para cezasına çarptırılma talebiyle yargılanan Geert Wilders hakkında “Fitne” adlı filmi ve Müslümanlarla Kur'an-ı Kerim ile ilgili sözleri nedeniyle çok sayıda suç duyurusunda bulunulmuştu. Wilders, mahkemenin hakkında soruşturma başlatılması yönünde verdiği karara düşünce özgürlüğünü düzenleyen yasalara işaret ederek itiraz etmişti. Ancak Amsterdam'daki üst mahkeme, bu itirazı yerinde bulmamıştı.

İngiltere’den Öğrencilere Önlem İngiltere, Avrupa Birliği Ülkeleri Dışında Öğrenci Olarak Gelecek Kişilere Sert Önlemler Getiriyor. İngiltere içişleri Bakanı Alan Johnson, ülkeye öğrenci olarak gelecek kişiler için vize uygulamalarını zorlaştıracaklarını ve bu yönde önlemler alacaklarını açıkladı. AB ülkeleri dışından ingiltere’ye öğrenci olarak gelecek kişilere vize konusunda kısıtlamalar ge-

tireceklerini kaydeden Johnson, bu uygulamanın birkaç hafta içerisinde hayata geçirileceğini, amacın öğrenci vizesiyle gelip çalışanları engellemek olduğunu belirtti. Johnson, “ingiltere’ye yasal yollarla eğitim almak için gelecek yabancı öğrencilere açığız, ancak buraya okumak için gelip çalışanları önlemek için kuralları sıkılaştırıyoruz” dedi.


HABER - AVRUPA

Fransa’dan Peçe’ye yasak Fransa’da uzun süredir devam eden burka ve çarşaf tartışması yeniden gündeme oturdu. Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin talimatıyla kurulan Parlamento araştırma komisyonu, yüzü tamamen kapatan peçenin kamu kuruluşlarında yasaklanmasını önerdi. Otuz iki milletvekilinden oluşan komisyon, burkayı “Fransız değerlerine meydan okuma” olarak yorumlayıp parlamentodan okul, hastahane, postahane, toplu ulaştırma araçları ve hükümet binalarında yüzü kapatan giysilerin yasaklanmasını istedi. Tavsiye kararı komisyonun, ülkedeki Müslüman kadınların giyimlerinin dini, kültürel ve sosyal önemi üstüne altı aydır yürüttüğü incelemelerin sonucunu oluştururken, raporda, “Tam örtü cumhuriyetimize meydan okumaktır. Bu kabul edilemez. Bu aşırılığı kınamalıyız” denildi. İktidardaki Halk Hareketi Birliği'nin

(UMP) meclis grubu lideri JeanFrançois Cope, sadece kamu hizmeti alınan yerlerde değil, tüm kamusal alanlarda yüzün örtülmesi aleyhinde bir önergeyi meclise sundu. Fransa İçişleri Bakanlığı rakamlarına göre, tepeden tırnağa kapalı kadınların sayısı 1.900. Fransa kamuoyunda ise peçenin yasaklanmasına destek var. Yapılan bir ankete katılanların yüzde 57'si yasaktan yana görüş bildirdi. Danimarka, Hollanda ve Avusturya da toplumsal yaşamda peçenin durumunu değerlendiren diğer Avrupa ülkeleri. Beş milyonu aşkın Müslüman’ın yaşadığı Fransa’da İslami liderler peçe tartışmasının ülkede bir süredir süre giden “ulusal kimlik” tartışması ile birlikte, Müslüman toplumda hedef alındıkları hissi yaratabileceği uyarısında bulunuyor.

Viyana ve Çevresi

Freie Mitarbeiter

Sahibi | Herausgeber: Metin Malçok; Thelemangasse 8/2 , A-1170 Wien Redaksiyon: Selma Gümüşer, Layout & Graphics: Mesut Güneş, Sema Gümüşer, İlknur Özyürek, Mikail Cerit İnternet Sorumlusu: Kerim Altay Mesut Güneş, Halil Ekinci ve Reklam | Anzeigen: Metin Malçok Zeynep Berre Özçelik Vorarlberg ve Tirol Bölgesi

Freie Mitarbeiter

Kordinatör

Abdi TAŞDÖĞEN Tel: +43 650 888 0700

Reklam Sorumlusu Volkan MERAL Telefon: +43 650 525 4343 Ömer KUTLUCAN oemerkutlucan@yahoo.de Reklam Sorumlusu Mahmut YILDIZ mmyy1212@hotmail.com

Yılmaz AKIN Telefon: +43 676 400 1970 Muhammed BUSUN cerkezoglum@hotmail.com

9

Hz. Muhammed'e büyük HAKARET Norveç'te ülkenin en büyük gazetelerinden Aftenposten'dan sonra bu sefer de ülkenin diğer önde gelen gazetesi Dagbladet, manşetten verdiği İslam karşıtı karikatür ile kriz yarattı. İstihbarat amaçlı çalışan Norveç polis güvenlik servisi (PST)'nin Facebook'daki fan kulübü sayfasında Hz. Muhammed'e hakaret içeren bir karikatür (Kuran yazılı bir kitabı okuyan domuz resminin içine 'Muhammed' yazılmış şekilde) paylaşıldı. Dagbladet, PST'nin Fan Kulübünde yayınlanan bu karikatürü manşetten vererek Müslümanların peygamberleriyle adeta dalga geçti. ADALET BAKANI: SORUMLULAR ÖZÜR DİLEMELİ Norveç'teki birçok müslüman gazete bayisi dagbladet gazetesini satmayarak protesto etme kararı aldı. Norveç gazeteleri, İslam dininin Peygamberi Hz. Muhammed (sas)'e yönelik hakaret içerikli "karikatür provokasyonuna" devam ediyor. Ülkenin en büyük gazetelerinden Aftenposten'dan sonra bu sefer de ülkenin diğer önde gelen gazetesi Dagbladet, manşetten verdiği çirkin karikatür ile Norveç ve tüm dünyadaki Müslümanların tepkisine yol açtı.

www.dewa.at

Şubet 10

AÇIK BİR PROVOKASYON İstihbarat amaçlı çalışan Norveç Polis Güvenlik Servisi (PST)'nin Facebook'daki fan kulübü sayfasında Hz. Muhammed'e hakaret içeren bir karikatür (Kuran yazılı bir kitabı okuyan domuz resminin içine 'Muhammed' yazılmış şekilde) paylaşıldı. Dagbladet, PST'nin fan kulübünde yayınlanan bu karikatürü manşetten vererek Müslümanların Peygamberleriyle adeta dalga geçti. Norveç gazetesinin birinci sayfadan verdiği bu haber, ülkedeki bir çok kişi tarafından açık bir "provokasyon" olarak değerlendirildi. Gazetenin bu haberi verirken hem hakaret içerikli karikatürü yayınlaması, hem de haberi manşetine taşıyarak toplam üç sayfa olarak vermesi, ülkedeki Müslümanların yanı sıra farklı din mensubu birçok Norveçlinin de aşırı tepkisine neden oldu. SAYFALARINI KONTROL ETMELİLER Norveç İslam Konseyi (IRN) yazılı bir açıklama yaparak Facebook fan kulüp sayfasına bu karikatürün konmasına izin veren PST'yi ve bunu manşetten haber yapan Dagbladet Gazetesi'ni ağır bir dille eleştirdi. IRN açıklamasında şöyle dedi: "PST gibi halkın güvenliğinden sorumlu bir kurumun, sosyal paylaşım sitelerindeki sayfalarını dikkatlice kontrol etmemesi büyük handikaplara sebebiyet verebilir." IRN ayrıca, Dagbladet Gazetesini 'sorumsuzca' ve 'fütursuzca' haber yapmakla suçlayarak, "Ulusal medya organları haberlerini

yayınlarken sorumluluk şuuruna sahip ve hesap verebilir olmalı. Kitlelerin tepkisine sebep olabilecek sansasyonel haberler yapmaktan kaçınmalı" şeklinde uyarıda bulunarak kınadı. MÜSLÜMANLAR ÖZÜR BEKLİYOR Norveçli Müslümanların mecliste sözcülüğünü yapan Pakistan kökenli avukat Abid Qayyum Raja ise bu haberden sonra binlerce telefon ve e-posta aldığını ve ülkedeki Müslümanların büyük bir kızgınlık ve üzüntü içinde olduğunu kaydetti. Karikatürde Kur'an'a da büyük bir hakaret olduğunun altını çizen Raja, böyle bir şeyin Müslüman'ın hafıza, ruh ve kalbinden hiçbir zaman silinmeyeceğini ve ülkedeki Müslüman'larda telafisi zor bir düşmanlık meydana getireceğini belirtti. Ünlü politikacı sözlerine şöyle devam etti: "PST'nin kitleleri tahrik edecek böyle bir hata yapması kabul edilebilir değil. Adalet Bakanı Knut Storberget ve PST yetkililerinin acilen çıkıp böyle bir şeye sebebiyet verdikleri için Müslüman halktan özür dilemeleri gerekiyor." şeklinde düşüncelerini açıkladı. PST İletişim Müdürü Martin Bernsen, Facebook'daki fan kulübü sayfasında paylaşılan bu karikatürü koyan kişinin kurum dışından biri olduğunu ve kendilerinin bundan dolayı suçlanamayacağını ileri sürerek, "Bunu fark ettiğimiz anda hemen sayfadan çıkardık zaten" dedi. Norveç'teki birçok Müslüman gazete batyisi Dagbladet gazetesini satmayarak protesto etme kararı aldı. Ülkenin en büyük Müslüman etnik grubu oluşturan Pakistanlılar Dagbladet'in haberine yönelik protesto yürüyüşü gerçekleştireceklerini açıkladı. Dagbladet Gazetesi Genel Yayın Editörü Lars Helle ise haber sonrası basına verdiği açıklamada suçlamaları kabul etmeyerek yaptıkları haberde rahatsız edici bir durumun olmadığını savundu. Helle ayrıca gazete satmamakla haberi protesto eden bayileri de bundan dolayı kınadığını sözlerine ekledi. 2005 yılında Danimarka'daki Jyllands-Posten Gazetesi'nin yayınlamasıyla başlayan karikatür hakaretleri, bu yılın başlangıcından itibaren Norveç gazeteleri tarafından tekrar hortlatıldı. Ocak ayında ülkenin diğer büyük gazetesi Aftenposten da karikatürleri çizen Kurt Westergaard'a yapılan tehditleri eleştirmek ve Westergaard'a destek vermek amaçlı karikatürleri sayfalarına taşımıştı. Dünyadaki birçok Müslüman'ın yoğun protestolarına sebep olan karikatürler, "ifade özgürlüğü" adı altında yumuşatılmaya çalışılırken dinler arası barışa büyük zarar veriyor.


10

HABER - DÜNYA

Şubet 10

Afganistan’da ABD saldırısı Afganistan’ın işgalci ABD’nin düzenlediği hava saldırısında 15 gerillanın öldüğü bildirildi. Türkistan İslamcı Partisi’nin internet sitesinde, parti üyesi 2’si Türk 13’ü Uygur 15 direnişçinin, Afganistan’da insansız uçaktan yapılan füze saldırısında yaşamlarını yitirdiklerinin haber verildiğini açıkladı. Sitede, direnişçilerin, Afganistan’ın hangi bölgesinde öldüklerine dair ise bilgi verilmediği belirtildi.

Afganistan’ın Vardak vilayeti valisinin bulunduğu bir araç konvoyuna yol kenarına yerleştirilen bombayla yapılan suikast girişiminde 4 asker hayatını kaybetti, 1 asker yaralandı. Ülkenin güneyinde ise bir İngiliz askerin öldüğü bildirildi. Birleşik Krallık Savunma Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, askerin Helmand vilayetindeki Sangın yakınlarında meydana gelen bir patlamada öldüğü kaydedildi.

Almanya’dan 5 vakit ezana izin Kuzey Almanya İslam Toplumu‘na (BİG) bağlı olarak Almanya‘nın Schleswig-Holstein eyaletinde faaliyet gösteren Rendsburg Merkez Cami‘nin minaresinden sela ile birlikte 5 vakit ezan okunmasına izin verildi. Rendsburg Belediye Başkanı Andreas Breitner tarafından yapılan yazılı açıklamada, anayasal özgürlük ve din hürriyeti kapsamında minareden ezan okunması yönünde karar alındığı bildirildi. Açıklamada ayrıca, Rendsburg Merkez Cami‘de, ezanın haftada 7 gün 5 vakit okunacağı, sela okunmasına da izin verildiği kaydedildi. BİG Başkanı Ramazan Uçar da, yaptığı açıklamada, „Belediyenin ezan okunması yönünde karar vermesi sevindirici. Bu, Müslümanların tanındığının bir göstergesi. Belediye

önünde bu durumu protesto eden bir grup var. Ancak bu küçük bir azınlık. Olumlu karar, uyuma katkı saylayacak önemli adımlardan biri olacaktır. Almanya‘da uyum politikası tekrar sorgulanmalı ve gözden geçirilmelidir. Bugünkü karar önemli bir adımdır“ dedi. İlk etapta toplumu alıştırmak için sadece cuma günleri öğle namazı, 1 yıl sonra da sabah 06.00 ile akşam 22.00 arasına denk gelen namazlar için ezan okunacağını belirten Uçar, „Her ne kadar haftada 7 gün ezan okunması yönünde belediyeden izin çıkmışsa da, biz toplumu ezana yavaş yavaş alıştırmak istiyoruz. Bu nedenle ilk olarak cuma günü öğle ezanı okuyacağız. Bir yıl sonra da haftada 7 gün ve 5 vakit, sabah 06.00 ile 22.00 arasına denk gelen saatlerde ezan okuyacağız“ diye konuştu.

Haiti’de ölü sayısı 200 bini geçti Haiti'de meydana gelen felakette hükümet arama-kurtarma çalışmalarına son verildiğini açıkladı. 10 gün sonra enkaz altından 21 ve 84 yaşında iki kişi sağ olarak çıkarıldı. Bilim adamları yeniden büyük deprem yaşanması ihtimali olduğunu açıkladı. Depremin yerle bir ettiği Haiti'de hükümet, arama-kurtarma çalışmalarına son verildiğini açıkladı. BM insani yardım koordinasyon dairesinden yapılan açıklamada, hükümetin başkent Port-au-Prince'te arama-kurtarma çalışmalarına son verdiği, 12 Ocaktaki depremin ardından en az 132 kişinin enkazdan sağ çıkarıldığı belirtildi. Bu arada depremde ölenlerin sayısı 200 bini geçti. İçişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, depremde 190 binden fazla kişinin yaralandığı belirtildi. 55 binden fazla ailenin depremzede olduğu ve yaklaşık 610 bin kişinin kurulan 500 kadar barınakta bulunduğu belirtilen açıklamada, 11 binden fazla evin yerle bir olduğu, 32 bininin hasar gördüğü kaydedildi. Deprem uzmanlarına göre, Haiti'de her an 7 ve hatta 7'den daha büyük bir deprem meydana gelebilir. Amerikan Jeoloji Kurumundan bilim adamları, 12 Ocaktaki depremin ardından birçok artçı depremin meydana geldiği Haiti'nin haftalarca ikincil büyük depremlerle sarsılabileceğini, bunun da büyük bir depremin ardından normal olduğunu belirtti. Onbinlerce insanın öldüğü depremden 10 gün sonra 21 yaşındaki bir genç enkaz altından sağ kurtarıldı.

İsrail kurtarma ekibince başkent Port-au-Prince'te evlerinin enkazı altında kalan 21 yaşındaki Emmannuel Buso, susadığında idrarını içmek zorunda kaldığını söyledi. Üç katlı evlerinin enkazında eşyanın, mobilyanın oluşturduğu hayat üçgeninde saklı kalan Emmannuel, "Kendimden geçtiğim an annemi gördüm, sonra uyandım yine onu gördüm" dedi. İsrail sahra hastanesinde gözetim altında tutulan Emmannuel, "Çoktan ölmüşüm sandım. Tanrı böyle istemiş" diye anlattı. 89 yaşındaki bir kadının da, enkaz altından sağ çıkarıldığı bildirildi. Öte yandan, dünyayı yasa boğan Haiti depremine rağmen adaya gelen lüks gemiler, çalışmasını hiçbir şey olmamış gibi sürdürüyor. Başbakanın Deprem Hakkındakı açıklaması Haiti Başbakanı Jean-Max Bellerive 12 Ocak'ta meydana gelen çok şiddetli depremde ''200 binden fazla insanın depremde hayatını kaybettiği saptanmıştır'' dedi. Deprem yüzünden 300 bin kadar insanın yaralandığını da açıklayan Bellerive, 4 binden fazla insanın da sakat kaldığını ifade etti. Başbakan, bir milyon insanı sokağa düşüren depremde 250 binden fazla evin yıkıldığını, 3 bin civarında işyerinin zarar gördüğünü açıkladı ve dünyayı yasa boğan diğer büyük felaketlere atıfta bulunarak, ''Bu rakamlar son 20-30 yılda dünyada meydana gelen felaketlerin en büyüğünü göstermektedir'' diye konuştu.


HABER - DÜNYA

Şubet 10

11

İran, Azerbaycan'a Vizeyi Kaldırdı Dr. Fuat SANAÇ AHDE VEFA İnsanlar ve devletler arası ilişkilerde güven unsurunun hakim olabilmesi için yegane garanti vasıtası ahde vefadır. Aslı Arapça olan bu iki kelimeden Ahd: vaad etme, mutabakat ve vasiyet anlamındadır. Vefa: sözünde durmak, ödemek anlamındadır. Yani, verdiği sözlere ve yaptığı antlaşmalara bağlı kalmak, özü ve sözü doğru olmak anlamlarına gelir. Vefa kelimesi Kur’an-ı Kerim’de genel olarak üç anlamda kullanılmıştır: 1) Sözünde durmak, sadakat, vefalılık, kısaca ahde bağlı kalmak. 2) Ölçüde ve tartıda dürüst olmak, hile yapmamak, insaflı olmak. 3) Yaptığı iyi veya kötü bütün işlerin karşılığını (sevap ve ceza olarak) almak. ‘’Ahd’’ ayrıca hem yemin hem de kesin söz verme anlamındadır ‘’Ahde Vefa’’ uluslararası hukuk kurallarının oluşmasında etkili olan ve devlete antlaşma yapma yetkisi tanıyan kuraldır. Bu kuralın bağlayıcı niteliği, iyi niyet ilkesine dayanmaktadır. Yüce dinimiz İslam, ahde vefayı, akitlere riayeti imanın gereği kabul eder, anlaşmalara riayet etmeyi, gerekenleri yerine getirmeyi, sözünün erleri olmayı emreder. Biz Mü’minlerin ilk ahdı Allahu Te’ala ile Ruhlar Aleminde akt edilmiştir. Yani orada, ‘’Elbette! Sen bizim Rabbimizsin!’’ diye, yeryüzünde O’na itaat edeceğimize söz vermiştik. Rabbimize verdiğimiz sözlerden caymamak imanımızın kemalini, taahüdümüze bağlılığımızı, şahsiyetimizin olgunluk düzeyini gösterir. Rabbi'ne verdiği sözde ahde vefa, her mü'minin temel şiarıdır: "Verdiğiniz her sözü yerine getirin, çünkü verdiğiniz sözden hesap gününde mutlaka sorguya çekileceksiniz" (17/34) Kur’an-ı Kerim’de verdikleri sözü yerine getirmeyenler için bir Ayet-i Kerime şöyle diyor: “Onlar, Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık ve beşeri bütün ilişkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (2/27) Peygamber Efendimiz de “Ahde Vefa” mevzuunda şöyle buyurmuştur: “Emanete riayeti olmayanın imanı yoktur, sözünde durmayanın da dini yoktur.” (Bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 135, 154, 210, 251.) Yani, verilen sözün yerine getirilmesi Kur’an-ı Kerim’in emridir. Allah’a (C.C.) inanan insan verdiği sözden caymaz. Müslümanın sözünün senet olduğunu bilir. Aleyhine de olsa verdiği sözü yerine getirir. Sözden caymak münafıklık alametidir. İbnu Amr İbni'l-As (r.a.) anlatıyor: "Resulullah (a.v.) buyurdular ki: "Dört haslet vardır; kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir haslet var demektir: Emanet edilince hıyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, husumet edince haddi aşar." (Buharî, İman 24, Mezalim 17, Cizye 17; Müslim, İman 106, (58); Ebu Davud, Sünnet 16, (4688); Tirmizî, İman 14, (2634); Nesâî, İman 20, (8, 116). Sözüne yüzde yüz güvenilir olmak, çalıştırdığı insanların hakkını yememek, ölçüde, tartıda hile yapmamak her insanın müslümanlardan beklediği ahlaki davranışlardır. Her zaman bu değerlere insanlığın ihtiyacı vardır. Mü’minlerin ‘’Ahde Vefa’da’’ örnek olması, yani diğer insanların Mü’minlerden vefayı öğrenmeleri gerekmektedir. Fakat maalesef görüyor ve duyuyoruz ki bazı Müslümanlar, gerek birtakım kamu mallarına ve gerekse ‘’inançsız’’ olarak gördükleri kişilerin mallarına ve menfaatlerine yönelik ‘’Daru l- Harb’teyiz’’ gibi gerekçelerle vefasızlık yapıyorlar. ‘’Müslümanım’’ diyen insanların bu tutum ve davranışları da yanlıştır ve vefasızlıktır. Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.), kafir de olsalar, kıtlık yıllarında Mekke halkına Medine’den erzak gönderdiği rivayet edilmektedir. İslami vefa budur, Müslüman Ahlakı da budur. Vefa Peygamberlerin özelliklerindendir, onların izinde yürüyen Mü’minlere de ahde vefa yakışır. “Ahde Vefa” insanlar arası ilişkilerde mi, devletler arası ilişkilerde mi önemlidir? Aslında terimin kendisi devletler arası ilişkiler için ortaya çıkmışsa da, insanlar arasındaki ilişkilerde de çok önemlidir. Sözünü tutmak, sözünü yerine getirmek, insanın yapamayacağı veya tutamayacağı sözü vermemesi hep bu ahde vefa ilkesinin gereğidir. Sevgide ve dostlukta verilen sözlerin tutulması ne kadar önemli ise, günlük ilişkilerde de sözünü tutmak, yani ahde vefa o kadar önemlidir. „Vefa“ kelimesi Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlüğü’nde „sevgide sebat, sevgide durma, sevgi bağlılığı“ olarak tanımlanır ve yine bu kelimeye Farsça’dan -kâr ekinin eklenmesi ile oluşan „vefakâr“ sözcüğünün anlamı ise „sevgi bağlılığı olan yani vefalı’dır. Dilimizde çok sık rastlanan bu kelimenin olumsuzu ise „vefasız“ kelimesi ile tanımlanır. Fakat işin ilginç yanı, günlük hayattaki insani ilişkilerde, sözünü tutmayan insan için, “vefasız” terimi kullanılmaz. Oysa “Ahde Vefa” her türlü durum için kullanılması gereken bir terim olmalıdır. Çünki işin özünde sevgi yatmaktadır ve sevgi vefa gerektirir.

Azerbaycan ile İran arasında uygulanan vize rejimi İran tarafından tek taraflı olarak kaldırıldı. Azerbaycan vatandaşları, 1 Şubat'tan itibaren İran'a vizesiz gidebilecek. Bu hususta açıklama yapan İran'ın Bakü konsolos yardımcısı Behruz Zare Mirzaye, Azerbaycan vatandaşlarının sadece sağlık raporu alarak İran sınırını geçebileceğini kaydetti. Mirzaye, Azerbaycan'dan günde 200-250 kişinin İran'a gittiğini

ifade etti. İranlı yetkili, vizelerin kaldırılmasından sonra bu sayının daha da artmasını beklediklerini dile getirdi. Zare Mirzaye,"Ümit ediyoruz ki Azerbaycan'da İran vatandaşlarına karşı vize uygulamasını kaldırır" dedi. İranlı diplomat İran-Azerbaycan arasındaki 45 kilometrelik sınırda yaşayanların da tamamen vizesiz geçebileceklerini sözlerine ekledi.

İsrail İran'a saldırı hazırlığında İsrail, İran'ı vurmak için son hazırlıklarını yapıyor Son planlara göre, İsrail gemileri ABD donanmasının da desteğiyle Körfez'den İran'ı vuracak. Kara birlikleri için düşünülen rota ise Kuzey Irak. İsrail gemileri haftalardır ABD'nin

Beşinci Filo'suyla birlikte Körfez'de bulunuyor ve saldırı için tatbikatlar yapıyor. Ayrıca Suudi Arabistan da konuyla ilgili ABD'den açıklama istedi ve bölgede İsrail'in istihbarat faaliyetleri yürüttüğünü tespit etti.

Milyar dolarlık yatırım suya gömülüyor NASA’nın Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan çektiği fotoğrafta Dubai’nin milyar dolarlık yatırımının sulara gömüldüğü görülüyor. Astronotun çektiği fotoğrafta, Dubai’de denizin üzerinde inşa edilen ‘Dünya Adaları’nın yavaş yavaş tekrar sulara gömüldüğünü gösteriyor. 2003 yılında başlayan projedeki 300 adayı ünlülerin ve süper-zenginlerin satın alması bekleniyordu. YAPIMI GEÇEN YIL DURDU Deniz doldurularak yaratılan dünya haritası şeklindeki adaların yapımı geçtiğimiz yıl durdurulmuştu. Resmi olarak projenin sadece askıya alındığı açıklanırken, adaların

birbiriyle birleşmeye ve batmaya başladığı uzaydan çekilen bir fotoğrafta görülüyor. Dünya Adaları projesi çevrecilerin tepkisini çekmişti. Çevreciler yapay adaların doğaya zarar verdiğini ve su ile enerji kullanımını çok artırdığını açıklamışlardı. Maliyeti 14 milyar dolar World Islands’ın maliyeti 14 milyar dolar. Her ada bir ülkeyi temsil ediyor. Adaların büyüklüğü 45 bin ile 152 bin metrekare arasında değişiyor. Adaların fiyatı 15 milyon dolardan başlıyor ve 250 milyon dolara kadar yükseliyor. Daha büyük adalar tatil yeri olarak planlanmış.


12

Şubet 10

HABER - AVUSTURYA

VİYANA ‘AHDE VEFA’ DEDİ!

Viyana İslam Federasyonu (VİF) tarafından uzun bir süredir hazırlıkları devam eden AHDE VEFA Programı 24 Ocak 2010 Pazar günü 15. Viyana’daki Haus der Begegnung’da icra edildi. Manevi atmosferin zirvede olduğu gecenin şeref misafiri ise, Türkiye’den teşrif eden TBMM eski Başkanvekili Yasin HATİPOĞLU idi. VİF Kur’an ziyafetleri manifestosuyla başlayan geceye muhteşem bir içerikle hazırlanmış olan ‘Biz Vefayı O’ndan Öğrendik’ klibi damgasını vurdu. Açılış konuşmasında Asr-ı Saadetten örnekler vererek başlayan VİF Genel Başkanı Muhammed TURHAN 4 konuda Ahde Vefa gösterilmesi gerektiğini vurgulayarak öncelikle Rabbine, sonra Peygamberine, daha sonra insanlara ve son olarakta kendine Ahde Vefalı olunmalıdır diyerek konuştu. VİF Kurucuları arasında isimleri geçenlerden Mehmet TOPAL, Abidin YAZICI, Sefer DEMİRCİ, Mustafa KOÇ, Sami AKBULUT, ve Asım BATUR ile yapılan röportajların yeraldığı klibe geçildi. Avusturya’ya gelenlerin umutları neydi? İlk nelerle karşılaştılar? Ne sıkıntı yaşadılar? Niçin dernekleşme ihtiyacı hissettiler? Nelere dikkat çektiler ? gibi başlıklara yer verildi. Selamlama konuşmasında AHDE VEFA’ya vurgu yapan ve davanın merhumlarını hayırla anımsatan İGMG Genel Bşk Yrd. ve Sosyal Hizmetler Başkanı Ali BOZKURT; ‘Kurbanlarınızı dünyanın dört bir yanına ulaştırabilmek evet elbetteki zor bir görev ama bundan daha da zoru ve sorumluluğu büyük olanı Ahde Vefa gösterebilmektir’ diyerek sözlerini tamamladı. VİF eski başkanlarının tanıtım sunumunun ardından eski başkanlar adına kürsüye gelen Avusturya Müftüsü Dr. Ramazan YILDIZ, ahde vefa adıyla yapılan bu programın manasının büyüklüğüne atıfta bulunarak bu davaya gönül verenlerin en önemli vasıflarının başında hem de şu dönemde vefalı olmak geldiğini belirtti. Akşam namazı için verilen molada ezan JUWA Teşkilatlanma Başkanı Naci ONAY tarafından okundu. Viyana İslam federasyonunun bugünlere gelmesinde emeği geçerken vefat etmiş olanların anıldığı ‘Merhumlarımız’ klibi salonu hüzne boğdu.

Aziziye Cemiyeti idarecilerinden ve merhum Mustafa YAZGI’nın çalışma arkadaşlarından Nihat ÖZAY’ın okuduğu Mustafa YAZGI şiiri tüm salonu müteessir bırakırken Mustafa YAZGI icin özel hazırlanmış olan ‘Bir Güzel İnsan’ klibi izlenirken salondaki hıçkırıklar yükseldi. 06.01.2010 tarihinde elim bir iş kazası sonucu Hakk’ın rahmetine kavuşan Aziziye eski başkanlarından ve VİF Yönetim Kurulu üyelerinden olan merhumun anılması programın adının AHDE VEFA olması bakımından da oldukça manidardı. Programın sonunda günün konuçmacısı olarak sahneye gelen 20. Ve 21. dönem Çorum eski milletvekillerinden Avukat Yasin HATİPOĞLU duygulu konuşması ve okuduğu şiirlerle dinleyicileri ağlattı. Programın sunuculugunu yapan VİF Üye Sorumlusu Yasin TECER’e de sık sık ‘Adaşım’ diyerek takılan HATİPOĞLU’nun konuşmasında İmam Hatip okullarının ilk açıldığı dönemden başlayarak yakın tarihteki önemli bazı gelişmelere atıfta bulundu. Ahde Vefa´nın günümüzde en önemli değerlerin başında geldiğini ve özellikle de bunun bu davaya inananlar için ehem olduğunu vurguladı. Avrupa´ya gelinen ilk yıllarda karşılaşılan zorlukları anlatırken yaşamış oldukları ilginç anılarını anlattı. 35 yıldır Avrupaya sık sık geldiğini, çok daha büyük ve kalabalık toplantılarda bulunduğunu ve bu akşamki kadar çok nadiren duygulandığını ifade etti. Vefa şimdi değilse ne zaman? diye sordu. Zaman zaman dörtlüklere yer verdiği konuşmasını Savunan Adam şiiriyle noktaladı. Programın yapımında emeği geçen yediden yetmişe tüm VİF ailesine, klipleri ve çekimleri yapan Dewa çalışanlarına, Adnan AKKAŞ, JUWA GOB Bşk. Hüseyin Çevik ve komisyonuna, Jugendkomite’ye, Ebu Müslüm GÜREL’e, Abdüsselam ORAL’a, Veysel GEZER’e, Ünal KAYA’ya, Murat BERK’e, Grup EBRAR’a, Grup İHYA’ya, Aziziye cemiyetine, Mesut GÜNEŞ’e ve şubelere emeklerinden dolayı teşekkür edildi. Program Rıdvan Cemiyet İmam-Hatibi Yusuf KALEMLİ’nin okuduğu kapanış Kur’an-ı Kerim’inin ardından çekilen hatıra fotoğraflarının ardından son buldu.


RÖPORTAJ

Ahde Vefa Programından sonra Yasin Hatipoğlu hocamızla kısa bir sohbet gerçekleştirdik.

Saadet Partisinin Kürt Açılımı Hakkındaki görüşleri nelerdir?

Dewa: Hocam size ilk sorum; Dün gece düzenlenen Ahde Vefa Gecesi ile ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz? Ahde Vefa Gecelerinin önemi nedir? Yasin Hatipoğlu: Misafir olarak katıldığım değerlendirme toplantısında da belittiğim gibi; Her gelen yenin, her giden eskiyi hatırlaması gerekir bu Ahde Vefanın gereğidir. Ahde Vefa gecesinin çok önemli bir özelliği vardır. Nedir bu? -Böyle bir toplantıya ihtiyaç duyulması. VİF’in bunu göz önünde bulundurarak böyle bir geceye imza atması çok yerinde oldu. Geçmişin Hizmetkarları bu günün gençleri, delikanlıları tarafından anıldı hatırlandı işde asıl konu bu. Konu ile alakalı son olarak şunu söylemek istiyorum; Vefa göstermeyi bilmezsek vefa bekleyemeyiz.

Yasin Hatioğlu:Kürt açılımı diyorlar. Peki neden Kürt açılımı diyorlar? Eee siz Kürt açılımı derseniz , öteki de gelir laz açılımı der, beriki de gelir başka bir açılım der. Biz en başından buna karşıyız zaten. Açılım, açılım, açılım diyorsunuz, peki ne var bu açılımın içinde diyoruz, açıklayın, bir görelim diyoruz. Fakat hiç bir şey söylemiyorlar. Bence açılım diyerek asıl sorunu çözmekdense tribünlere oynuyorlar. PKK hala dağda eylemler yapıyor buna karşılık meydanlardan uçaklar kalkıyor. Yani değişen bir durum yok. Biz bu konuda hükümeti samimi bulmuyoruz. Aslına “Kürt Açılımı” demek bile meseleyi çözeyim derken meseleye düğüm atmaktır. Bu doğru değildir. Peki problem yok mu? – Tabiki var. Zaten olmasa onca insan neden ölüyor?

Dewa: Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın yakınlarında bir insansınız. Acaba Erbakan Hoca’nın sağlık durumunu öğrenebilir miyiz sizden? Yasin Hatioğlu: Elhamdülillah, Hocamızın şuan ki sağlık durum iyi. Daha önemlisi çok şükür zihni melekeleri 18 yaşındaki bir gençden daha canlı. Sadece Hocamız normalde çok çalışan bir insan, ama özellikle partilerimizin kapatma davaları olduğu zamanlar daha çok çalışıyordu. Sıcak havalarda sürekli klima altında çalıştığı için zannediyorum bu sebepden dolayı sırtında biraz kireçleme oldu. Ama dediğim gibi şuan için hocamızın durumu gayet iyi. Dewa:

Şuan gündemde olan Kürt Açılımı var.

Bence “Kürt açılımı” gibi sözler ırkçılığı çağrıştırıyor. Hatırlarsanız: Erbakan Hocamız bir konuşmasında; Siz insanların Türküm,doğrum çalışkanım demeye zorlarsanız, başkası da çıkar ben kürdüm daha doğruyum daha çalışkanım der” dedi. Bu insanları birbirden ayırır dedi. Ama Hocamızı bu sözlerinden dolayı Ağır Ceza Mahkemelerinde yargıladılar. Sözlediğim gibi “Kürt Açılımı” demek meseleye en başından düğüm atmaktır. Dewa: Peki “Kürt Açılımı” sözü sizce kasıtlı olarak mı seçildi? Yasin Hatioğlu: Açıkcası kasıtlı olarak seçilmiş diyemem. Çünkü konun kökünü bilmiyorum. Şimdi kasıt ile gaflet arasında ince bir çizgi var. Kasıt, bilinçli olarak yapılır gaflet ise bilmeden, cahillikle

Şubet 10

13

yapılır ama ikisidede malesef sonuç aynıdır. Dewa: İsrail ile yaşanan koltuk krizi hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Yasin Hatioğlu: Şimdi bu krizi anlayabilmemiz için ilk olarak İsraili ve kuruluşunu bilmemiz gerekiyor. 1897 den beri Teodor Herlz tarafından ortaya atılan bir fikir üzerinde çalışmalar yapılıyor. İsrail Devleti de bu fikir üzerine kurulmuş “Siyonist” bir devlettir. Peki bu devletin amacı nedir? –Amaçları kendi kutsal kitaplarında Tanrı tarafından Yahudilere vaad edildiğini iddia ettikleri toprakları ele geçirmek ve bu topraklarda Büyük İsrail Devletini kurmaktır. Arz-ı Mevut denen bu topraklar Fırat nehri ile Nil nehirleri arasında kalan bölgedir. Yani resme bu açıdan bakacak olursak Türkiye’nin de bir kısmı bu “vaad edilen” topraklar içerisindedir. Buna ilaveten Siyonist düşünce kendilerini dünyadaki diğer ırkların efendisi olarak görüyorlar. Eğer bunları bilirsek koltuk krizinin sebebi zaten ortaya çıkmış oluyor. Dewa: Türkiye’de bu yıl erken bir seçim bekliyor musunuz ve Saadet partisinin bu konuda bir hazırlığı var mı? Yasin Hatioğlu:Görünen o ki bu yıl erken bir seçim olacak. Biz Saadet partisi olarak ise seçimlere her zaman hazırız. Zaten bizim partimizde bir seçim biter, ertesi gün önümüzdeki seçimlerin hazırlığı başlar. Bu yüzden erken veya baskın bir seçime her zaman hazırız.


14

TEBRİK VE TAZİYELER

Şubet 10

TAZIYE

TEBRIK

Sultanahmet Şubesinden Şükrü Özmen’ in oğlu Abdullah Hakk‘ ın rahmetine kavuşmuştur. Merhume Allah‘ tan rahmet kederli ailesine sabr_ı cemil niyaz ederiz

SultanAhmet Kadın kollarından Gül Yalçın Hanımın Utku isminde bir torunu dünyaya gelmiştir. Aileyi tebrik eder Ümmeti Muhammed‘ e hayırlı bir evlat olmasını dileriz.

DEWA Gazetesi

DEWA Gazetesi

TAZIYE RAHMA(Filistinliler) Derneğinden Sami Kömürcünün annesi Hakk‘ ın rahmetine kavuşmuştur. Merhumeye Allah‘ tan rahmet kederli ailesine sabr-ı cemil niyaz ederiz DEWA Gazetesi

TAZIYE Ali Galip Hoca’mızın oğlu Osman Doğan vefat etmiştir Merhuma Allah‘ tan rahmet kederli ailesine sabr_ı cemil niyaz ederiz.

TAZIYE Ahmet Okur Beyin babası Osman Okur Hakk‘ ın rahmetine kavuşmuştur. Merhume Allah‘ tan rahmet kederli ailesine sabr_ı cemil niyaz ederiz. DEWA Gazetesi

GECMIS OLSUN Eski Ayasofya başkanı ve eski bölge yürütme kurulu üyesi Sefer Demirci hastahaneye yatmıştır. Kendisine Dewa Ekibi olarak acil şifalar dileriz. DEWA Gazetesi

tDEWA Gazetesi

TAZIYE

TAZIYE

Sollenau üyelerinden Rıfat Sivrikaya Hakk‘ ın rahmetine kavuşmuştur. Merhume Allah‘ tan rahmet kederli ailesine sabr_ı cemil niyaz ederiz.

Vorchdorf Cemiyetinden Erkan Karataş‘ ın ablası Hakk‘ ın rahmetine kavuşmuştur. Merhumeye Allah‘ tan rahmet kederli ailesine sabr_ı cemil niyaz ederiz.

DEWA Gazetesi

DEWA Gazetesi

TEBRIK

TAZIYE Bölge Teşkilatlanma Başkan Yardımcısı Mustafa Yazgı Hakk‘ ın rahmetine kavuşmuştur. Merhume Allah‘ tan rahmet kederli ailesine sabr_ı cemil niyaz ederiz.

Bölge GOB Başkanı Hüseyin Çevik ve Zeynep Şen nişanlamışlardır. Çifti dewa ekibi olarak tebrik ediyoruz. DEWA Gazetesi

DEWA Gazetesi

TEBRIK 10. Viyana Juwa BBZ müdürü Ali Kaya’nın bir oğlu dünyaya gelmiştir. Aileyi tebrik eder Ümmeti Muhammed‘ e hayırlı bir evlat olmasını dileriz.

TEBRIK IFW Yönetim Kurulu üyesi Mustafa Türkmen Bey‘ in bir kızı dünyaya gelmiştir. Aileyi tebrik eder Ümmeti Muhammed‘ e hayırlı bir evlat olmasını dileriz. DEWA Gazetesi

DEWA Gazetesi

TEBRIK

TAZIYE

Juwa Eğitim Başkanı Sinan Yüksel ve eşi Neziyet Yüksel dünya evine girmiştir. Dewa Ekibi olarak çifti tebrik eder ömür boyu mutluluklar dileriz.

Mescid-i Selam Şubesinden Halil Tosun Beyin babası Hakk‘ ın rahmetine kavuşmuştur. Merhume Allah‘ tan rahmet kederli ailesine sabr_ı cemil niyaz ederiz.

DEWA Gazetesi

DEWA Gazetesi

TEBRIK

GEÇMIŞOLSUN DEWA Çalışanlarından Halil EKİNCİ’nin Babası Muhammed EKİNCİ Trafik kazası geçirdiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Kendisine DEWA Ekibi olarak geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz DEWA Gazetesi

Ebuzer Gümüşer ve Ayşe Halil nişanlanışlardır. Çifti dewa ekibi olarak tebrik ediyoruz. DEWA Gazetesi


HABER - TÜRKİYE

Şubet 10

15

Darbecilerin Balyoz Planı Taraf gazetesinde yer alan son "darbe planı" ile ilgili haberde, dehşet verici ayrıntılar yer alıyor. Habere göre, 2002'de Hükümetin kurulmasının ardından bir grup üst rütbeli subayın "Balyoz Harekatı" adı altında bir darbe planını hazırladığı iddia edildi. „Birinci Ordu Komutanı Çetin Doğan cuntasının 2003 yılındaki darbe planlarını ele geçirdik" diyen Taraf gazetesinin haberine göre, kaos amaçlı plan, 12 Eylül'ü model alıyor. 5 bin sayfayı bulan planda, darbe ortamının sağlanması için Fatih ve Beyazıt Camii'ne Cuma günü cemaatin en yoğun olduğu saatte bombalı saldırılar yapılmasının planlandığı öne sürülüyor. 'Çarşaf', 'Sakal Suga' ve 'Oraj' başlıklı eylem planlarına göre, halkın kanının akıtılmasının yanı sıra Türkiye'nin Yunanistan ile savaşa sokulması bile amaçlanıyor iddiaya göre saldırıların ayrıntılarının yer aldığı krokiler de var. Krokilere göre öfkeli kalabalığı, bombalama olayı sonrasında avluda toplamak hedefleniyor. Panik havası iki kamera ile görüntülenirken halkın öfke ile

Ordu Komutanı olan Orgeneral Çetin Doğan'ın ismi, Cumhuriyet Yazarı Mustafa Balbay'a ait günlüklerde de geçiyor. Ergenekon klasörlerinde, "orduda mezhepçi kadrolaşma" iddialarına da muhatap olan Doğan'ın, o dönemde yapacağı darbe konuşmasını bile hazırladığı iddia ediliyor. Doğan, 28 Şubat sürecinde 'hatalar yapılmış olabileceğini' belirtmişti. Doğan, "O dönemde seçimle iktidara gelemeyen ya da gelemeyecek bazı siviller, dosyayı koltuğunun altına koyup Genelkurmay'ın kapısını çalıyordu. Askerin etrafında, askerden çok siviller geziyordu." diye konuşmuştu. 28 Şubat'ta yaptıklarının hala arkasında olduğunu belirten Doğan, yaptıkları şeylerin hukuka uygun olduğunu iddia etmişti. Brifingleri ile ünlü 28 Şubat sürecinde gazetecileri etkilemek için özel jest ve mimik kullandığını anlatan Doğan Paşa, bu konuda ise şunları söylemişti: "O dönemde Genelkurmay'da brifing vermek için gazetecileri toplamışız. 'Türkiye Cumhuriyeti'nin devleti ve

Başbakan idi o zaman. Çok detaylı bir mektuptu. Çetin Doğan denince ismi oradan kaldı. Bir darbe hazırlığı yaptıkları yönünde bir takım isimler vardı." dedi. Elkatmış, 1996-1997 yıllarında kendisine bir ihbar mektubunun geldiğini söyledi. Gönderilen mektubun tarihini tam olarak bilmediğini dile getiren Elkatmış, "Bir işlem yapılıp yapılmadığını bilmiyorum" dedi. İlgili kurumlar belki bir açıklama yapar Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemik Çiçek , katıldığı Gölbaşı Devlet Hastanesi Ek Binasının açılış töreninde, gazetecilerin söz konusu iddialarla ilgili sorularını cevapladı. Çiçek, son dönemde bu tür yayınların yapıldığı, haberlerin gündeme geldiğini belirterek, bunun gerçekliğinin ne olduğunu tam bilmeden, gerekli araştırma yapılmadan ve konuyla ilgili açıklamaların tümünü görmeden bir değerlendirme yapmanın yanlış ve eksik olacağını, sabırla beklemenin daha doğru olacağını vurguladı. Türkiye'nin yaşadığı sıkıntıların başında bilgi

sokağa çıkması ve taşkınlık yapması öngörülüyor. Jandarma Yüzbaşı H.T. komutasındaki 9 kişilik eylem timinin, cep telefonu düzenekli patlayıcıyı cemaate en yakın ayakkabılığa yerleştirmesi ve Cuma namazının farzının kılınmasının ardından düğmeye basılması planlanmış. Bölgedeki ajanlar da provokasyon amacıyla harekete geçmesi öngörülmüş. Beyazıt Camii'ne yönelik Sakal Eylem Planı'na göre, tahrip düzeneğinin bir çantaya yerleştirileceği ve şadırvanda unutulmuş görüntüsü verilerek şadırvana bırakılması düşünülmüş. Jandarma Binbaşı H.Ö. komutasındaki tim, bombayı yine Cuma günü ezandan 10 dakika önce patlatması planlanmış Orgeneral Doğan’ ın darbe konuşmasını bile hazırladığı öne sürüldü 2003'te hazırlanan darbe planı döneminde 1.

milletiyle bölünmez bütünlüğünü koruma görevi sadece Türk Silahlı Kuvvetleri'nin değil bütün yurttaşların ortak görevidir.' dedim. Ertesi gün birçok gazeteci bize hak verdiğini gösterir şekilde 'demokrat olmak için ille de sivil elbise giymek gerekmiyormuş' diye yazdı." Batı Çalışma Grubu'nun kurucusu olan emekli Orgeneral Çetin Doğan, 28 Şubat sürecinde seçimle işbaşına gelemeyeceğini bilen sivillerden bilgi belge desteği gördüklerini açıklamıştı. Elkatmış: Detaylı bir ihbar mektubu bize de gelmişti 2003 yılında hazırlandığı öne sürülen darbe planı tartışılırken, cuntanın, Erbakan hükümetine yönelik darbe hazırlığı yaptığı iddia edildi. Bir ihbar mektubuyla başlayan darbe hazırlığı girişimi ile ilgili olarak konuşan eski Susurluk Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, "Bana bir ihbar gelmişti. Erbakan da

kirliliğinin geldiğine işaret eden Çiçek, "Bir konu gündeme geliyor. Konuyla ilgili demin söylediğim tüm unsurlar ortaya çıkmadan değerlendirme yaptığımızda, bunu da siyasetin gündemine oturttuğumuz vatandaşın da kafası karışıyor, toplum daha farklı değerlendirmelerin içine itiliyor. Bence önümüzdeki günlerde konuyla ilgisi olan varsa, ilgili kurumlar belki bir açıklama yapar. Onları görüp bir değerlendirme yapmayı tercih ederim. Bu tür haberler zaten basın yoluyla gündeme geldiğinde yargı makamları suç teşkil eden bir yanı varsa bunu inceliyorlar, araştırıyorlar. İşin bir de o yönünü görmek gerekir“ dedi.


16

Şubet 10

KÜLTÜR & SANAT

Gizli mabet “Süleymaniye”… ‘’Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye de.’’ Ne güzel söylemiş Y.Kemal BEYATLI , her saniyesini farklı duygularla geçireceğim bir uhreviyet havuzuna dalmış gibiydim adeta. Mercan yokuşundan tırmanıyorum Süleymaniye ye , bana seslenir gibi Süleymaniye, o anda hissettiriyor kendisini.O uhreviyeti yakalamak,yakalamak için susup dinlemek gerekir taşları. Ve Süleymaniyenin duvarlarını görüyorum,mahallenin yaşlı teyzesi misali bakıyor yüzüme.O an değişiyor her şey,artık sıradan bir şeye bakmadığınızın farkına varıyorsunuz. Başka bir yerde görmeyeceğiniz şeyleri, burada İstanbul’un ortasında, kendinizi görürken yakalıyorsunuz. İlk yaptığım şey aklımda tuttuğum bütün planları unutmak oldu farkına varmadan. Bakırcıların bulunduğu sokağa giriyorum ilk olarak. Hani mercan yokuşundan çıktığınızda, bütün mazisi ile sağ tarafta duran Arnavut kaldırımlı sokak. Her adım atışımda farklı şeyler aradım, lakin farklı olan hiçbir şey göremedim. Sıralı sütunları ve camları, Arnavut kaldırımlı yollarına bakan üç metrekarelik dükkânlarıyla, avlu altındaki sessiz dönüşünü tamamlıyor bir semazen edasıyla Süleymaniye. Burada her şey eski. Onun bünyesinde yeniyi görmek mümkün değil. Ve zaten eski görünümünde aşkı barındırıyor. Sağıma soluma bakarak yürürken, Cami avlusunun altını paylaşan, tarihi ama zamanında turistler için değil vakıf amaçlı yapılmış üç metre karelik dükkânlardan birinden çıkıyor sakallı bir adam. Ve bana; —hayrola yeğenim, kolay gelsin ..diyor.bense sağol diyebiliyorum yalnızca.Karşımda duran, suratına ve sakallarına nazaran iri gözleri olan,bu adama bir şeyler söylemem gerektiğini hissediyorum,ve ona gazeteci olduğumu söylüyorum. Bana bakan iri gözleri o anda birden parladı ve ; -Gel yeğenim anlatayım, ..dedi. Ve başladı anlatmaya,İlk anlattıklarını dinlemedim.Sebebi ; kahverengi hacı şapkası,elinde doksan dokuzluk tesbihiyle ve konuşurken derin nefes alıp vermesiyle, Osmanlıyı anlatmaya çalışan bir adamdı karşımdaki.Ve tarihten kopmuş görünümünün altındaki tozlu sesiyle büyülemişti adeta.. Bu yapının yapılış hikâyesinden bahsetti ilk olarak. Önce hamamın yapıldığını anlattı. Neden dediğimde, hafif tebessüm ve tarihi sanki onun omuzlarına yüklemişlercesine sorumluluk duygusuyla, abdestsiz ustanın hikâyesini anlattı. Süleymaniye, bir kez daha gösteriyordu, Osmanlının din ve güç yönünden şaha kalkışını! Abdestsiz ustasından dolayı duran eller, ilk olarak hamam için çalışıyordu. Hamamın şuan ki durumunu soruyorum hacı amcama, cevap acı olsa gerek ki sol gözü seyirerek kısık bir

sesle cevap veriyor; —Türklerin girmesi şuan yasak yeğen. Bir an beynimde kanım donuyor, nasıl olur diyorum kendime Sinanın yaptığı bu eseri nasıl olurda biz kullanamayız. En eski dükkânın hangisi olduğunu soruyorum. Yüzü yine ekşiyor hacı amcamın, amca diyorum hâlbuki o elinde tesbihi ile konuşan bir seksenlik adamın yaşı kırk beş’i geçkin değildir, lakin kendisi izin vermese de itibardan amca demek geçti içimden ve cevabı hacı amcanın; -toplasan beşi geçmez yeğen.. -,,, -Şuan en eskimiz aha bakırcı gidelim onunla konuşalım yeğenim,, ..dedi.Ve bakırcıya girdiğim an her şey faklıydı,köşedeki siyah masanın yanında, demir iskemlede,kafasında

—Yalnız turistler giriyorlar hamama, -Süleymaniye ye hakarettir bu.. Benim sorular sormak amaçlı girdiğim dükkânın sahibi, anlamlandıramadığı anlayamadığı soruları bana yöneltiyor ve kendisiyle tartışırmışçasına; -Burada botaniğin ne işi var , ilahiyat fakültesi açsalardı ya.. Diyanet işleri binasının yanında bulunan botanik fakültesini kastediyordu. Haklıydı da. Sahi böyle bir dini mekânın dibinde botaniğin ne işi var? Neden bir ilahiyat fakültesi yok? Dükkânın karşısında bulunan duvarları yosun tutmuş, taşları irili ufaklı klan ve kızan mektebini gösteren hacı amcam; —Okul yapsalar ya eskisi gibi, çürümeye terk edeceklerine. ..dedi

kasketi ,otuzlu yaşlarda şakirt bıyığıyla bize naif bir sesle hoş geldiniz diyen dükkan sahibi oturuyordu.Dükkana girdiğimde masanın yanındaki rafta duran radyo türk sanat müziğiyle karşılıyordu bizi.. Ve bağırıyor hacı amca; -bunlar gazeteci,seni haber yapacaklar..! Bunu duyar duymaz, birden ayağa kalktı. Böyle bir hoşgörü, böyle bir saygı gösterme, görmedim ömrümde. Ve içim bir tuhaf oldu, o an işte dedim, işte aradığım Osmanlı, işte yıllardır bulamadığım Osmanlı. Bu duygularla baktığımdan olsa gerek, Süleymaniyenin ruhunu onların yüzünde görüyordum. Konum Süleymaniye ya..Hamamla ilgili birkaç soru da ona sormak istiyorum.sorularımı hamamla başlatmak istedim,bakırcı ustamın kanına dokunmuş belli aldığım cevap;

O konuşurken bende etrafıma bakınıyordum, haklılardı bu kadar tarihi eski olan bir yapının, ayakta kalmasını yine ilim sağlayabilirdi. Ve bir an döndüm hacı amcaya; —haklısın, o zaman daha güzel olur değimli, —Olmaz mı yeğen, burası canlanır, Süleymaniye ye yalnızlık yakışmıyor. Onayladığım hacı amca düşüncelerinin birisi tarafından onay görmesinin hazzından olsa gerek, son derece babacan bir tavırla; -oğlum ağabeyinlere birer hurma kap gel. ..diyerek bakırcının karşısında ki lokumcuya gönderdi.ve yine; —Bak yeğen bak, bak şurada biten ağaca, Şurada biten ağaç dediği, klan mektebinin kubbesinde, gözlerime inanamadığım halde sanki koymuşçasına orada duran, kub-

benin tepesinde biten ağacı göstermektedir. Ve ; —Arsız ağaç yeğen bu. Kesmeyen olursa biter, kesmek gerek. Kim kesecek peki hacı amca dediğimde; -Yeğen versinler ben keseyim , bu işler böyle hallolur.Biz burada esnafız,biz bakmayacağız da kim bakacak..! Haklıydı yine öncekiler gibi. Soruyorum hacı amcama sen ne iş yaparsın, gülüyor ve eliyle; -Aha orası benim yeğen, Aha orası dediği; sini, bakraç, helvani satan bir sinici dükkânıydı. Bunları kimin aldığını sorduğumda; bana artık geleneklerin unutulduğunu hatırlattı ve bunları şuan kuyumcuların altın eritmek amaçlı, sinilerin ise küçük esnaf tarafından çeşitli yerlerde kullanmak amaçlı aldıklarını, sanki zamana küsmüş bir eda ile söylenerek mırıldandı. İnsanların küskünlüklerini görmek istemediğimden olsa gerek oradan ayrılmak istiyorum ve ; —Allaha ısmarladık hacı amca. …diyorum. Lakin amca ; -Yeğen bak şu ileride köşede,Elektrik trafosunun dibinde bir cellat taşı var, o taşın cellat taşı olduğunu kimseler bilmez.. Bunları da yaz emi yeğen. …o kadar deriden söylemişti ki.Yazmamak elde mi ?! İşte cellat taşı,Osmanlı adaleti tecelli edermiş ihtimalle o taşta..Tuhaf olanı , 450 yıldır kimsenin farkında olmadan yanından geçtiği,baksa da ne önem arz ettiğini anlayamayacağı bir taş olmasıydı.Dile kolay tam dört yüz elli yıldır orada,o köşede öylece duruyor. İşte Sinan’ın türbesi, altıgen merdivenler tam meydandan açılıyor Sinan’ın türbesine. Sağ tarafı , ucu hamama çıkan esnafların sokağı,sol tarafı ise mercana inen başka bir yokuş. Devam ediyorum etrafında dolanmaya Süleymaniye’nin, şimdi içlerinde kafe var eski külliye ve medreselerin. Kuru fasulyecilerin olduğu sokağa giriyorum, kuru fasulyesiyle ünlü Süleymaniye. Sorduğunda İstanbulluya sanki cami yok.! Süleymaniye diyorum cevap acı, ağzı sulanmış dudaklardan “kuru fasulye” cevabını alıyorum. Süleymaniye Kütüphanesi isli girişiyle karşılıyor beni. Üstü düz altı işlemeli kemerin altından geçiyorum. İleride sağa ve sola açılan iki kapı, kare kare taşlarla örtülü yolun ucu, Süleymaniye den çıkıyor. Kapılar Süleymaniye de, başka bir anlam yüklemiş kendisine. Birini açtığınız an, sonuna kadar açılan uhreviyet kapılarında unutuyorsunuz dünya kapılarını. Tahta kapı eski, belki dört yüz yıllık, ama ruhu hala taptaze. Demir halkaları asmış kulağından, kahverengi bünyesine ahşap kapı. Her adımımı atışımda kulağıma yankılanmalar gelir. Tarih her şeyi eskitmiş, is tutmuş duvarları, yosun kaplamış taşları ama eskitememiş kulağıma gelen sesleri, biliyorum dört asır öncede yaşamış olsam yine aynı sesleri duyacaktım. Süleymaniye ruhunu yaşıyor her an. Yan taraf-


KÜLTÜR & SANAT tan bir ses ağlamaklı. Girdiğim anda beni ürperten ses, hıçkırıkla ağlıyor bir kadın, yalvarıyor Allaha; şefaat diye! Tadilat dolayısıyla Süleymaniyenin büyük bir kısmı kapalıydı benim şanssızlığıma. Lakin küçük bir bölümü dahi yetiyor anlamaya ama anladıklarınızı dilinizle nasıl telaffuz edersiniz bilemiyorum. Süleymaniye.! Sanki taşları birbirlerinden ayrılmayacaklarına anlaşmış gibi, nasıl olur beş asırdır bozulmaz bu simetri.! Akıl almıyor taşların hiç ayrılmayacakmışçasına, birbirlerine olan aşkına. Mikail’in zanaat i olan hava, Sinan onun gibi yapmalıyım demişti belki de.İsrafı sevmezdi İslam.Yanan bir mumun dumanı dahi yeniden kullanılmalıydı,ve Mikail olmak istedi Sinan,hava akımını kontrol etti. Artık mumun dumanını yalnızca hattatlara vermesi kalmıştı.Yanan bir mumdu Sinan.Dedi; eritin beni çıkan dumanımdan mürekkep yapın,ve kullanın Allahın ismini yazarken.. Haşmetli padişahın rüyasına giren kun endennase ferden minennas (insanlar içinden bir insan olan o) Süleyman’a burayı gösterir.Artık emir alınmıştır cami yapmak gerekir. Sinan bu emirle başlar camiye , ondandır bu hassasiyeti. Yedi yılda atar temellerini Süleymaniyenin, iki ayda da camiyi inşa eder, Şuan anlatmaya dilimin yetmediği eser çıkar ortaya. Artık kıyamet gelmeden yıkılmayacaktır, bunu

teyidini Sinandan almıştır Osmanlı. Hangi mimar imanı bulundurmasa kendi bendinde, bu garantiyi verebilir. Ruhumu dindirmek amaçlı olsa gerek yaşlı bir ağaç yaşıyor caminin avlusunda, hangimiz bilebiriz kaç yıldır orada, secde etmek ister gibi Süleymaniye ye doğru. Saçakları var Süleymaniyenin süslemeleri turkuaz rengi, kareleri, içinde gözlerimi ovuşturmaktan alamadığım ahengi. Renkler rengarenk her köşesinde mümkün o İslami motifleri görmek,! Ki dünya güzelliklerine denk. Attım adımımı Süleymaniye den gök devrildi üzerime,az önce ne konuştuysam unuttum hepsini.Gözlerim doldu, acıdım biran kendime, nefes alıyordum boşuna, görüyordum, kokluyordum ve duyuyordum, hepsi boşuna,! Yaşamamıştım hâlbuki daha önce. Nasıl yaşanır ki maneviyattan uzak, ağlamayı bilmeyen gözler gülmeyi bilmezmiş, ben Süleymaniye den önce ağlamamıştım, o halde nasıl bu zamana kadar güldüm diyebilirim. Sinan, bilmiyorum hangi duygularla yaptı bu mabedi, lakin mümkünmüdür bihaber olan gönüllere değmeden geçsin Süleymaniye. Gidin işte orada siz işaret arayanlar işte işaret,İnanmıyorum diyenler..!Siz inanmayın ama gidin, göreceksiniz sizinde işaretiniz, sizinde gizli mabediniz olacaktır Süleymaniye..

Şubet 10

Gökhan Gümüş Marmara Üniversitesi iletişim Fakültesi

17

Gazetemiz için özel kaleme aldığı bu güzel yazıdan dolayı Gökhan Gümüş e teşekkür ediyoruz.


18

Şubet 10

SÖYLEŞİ

Resul Ekrem Gönültaş ile DEWA Gazetesinde söyleşi Resul Ekrem Gönültaş Bildiğiniz gibi bizler SWV olarak 2005 yılında yapılan ticaret odası seçimlerinde Viyana’da etnik kökenli işverenleri aday gösterdik ve bunların yaklaşık 25e yakını seçildiler. Kendi meslek grubum Taxi olduğu için Viyana Taxiciler odasına adayım ve aynı zamanda ilk defa bir göçmen kökenli işveren olarak Wirtschaftsparlament-Avusturya Ekonomi parlamentosuna katılmamda mümkün olacak. SWV bu seneki seçimlerinde Viyana’dan toplam 141 göçmen kökenli işvereni aday göstermiştir, 90 adayımızda Türkiye kökenlidir. Bu şekilde çok katılımlı göçmen kökenli adaylar sadece SWV da mevcut. Seçim sloganlarımızın en önemlilerinden bir taneside bunu doğrulayan nitelikte, ne diyoruz biz; GÖÇMEN KÖKENLİ İŞVERENLER İÇİN DAHA FAZLA YÖNETİME KATILIM?" "SADECE VE SADECE SWV İLE MÜMKÜN" Bu seçimlerde ilk defa Türkiye kökenli bir adayın Taxiciler meclis başkanı olma fırsatı çok yüksek, bu sebepten dewa aracılığı ile Taxi esnafına çağrıda bulunuyorum: ‚Oylarımızı bölmeyelim! Birlik ve beraberliğin tek Listesi olan SWV Liste 2 den yana oyumuzu kullanalım!‘ Bizler aday Listemizi son güne kadar WKO ya bildirmedik, bir oluşum olur umuduyla. Ancak malesef öyle bir gelişme olmadı. Bizler umudumuzu yitirmedik ve seçimlerden sonra diğer gruplardan aday olan arkadaşlarımızla yine birlik ve beraberlik içinde çalışmak isteriz. Ben her zaman çoğulculuktan yanayım ve ‚Birlikte rahmet,ayrılıkta azap‘ olduğunu hatırlatmak isterim. Bir çok arkadaşımıza yıllardır Taxi firması kurulması işlerinde bilgimizle yardımcı olduk. Etap restorantta Taxi esnaflarımızla bir toplantı düzenledik ve 200 ün üzerinde bir katılım oldu, bakın burası önemli, bir Taxici zamana karşı çalışan bir meslek icra etmekte yani şunu söylemek istiyorum bizim o toplantımıza katılan arkadaşlarımız zamanlarından, maddiyatlarından ve hafta sonu olmasından dolayı ailelerinden refakat edip bizleri desteklemek için toplantımıza katılıp bizleri onurlandırdılar. Bunun sadece Viyana ile sınırlı kalmasını istemedik ve bunu Avusturya geneline yaydık. Göreve geldikten hemen sonra hızlı bir şekilde Eyaletlerde altyapı çalışmalarını başlattık. Etnik kökenli işverenlerin yoğunlukta olduğu eyaletlerde yaptığımız çalışmalar sonucu Vorarlberg, Tirol, Salzburg, Oberösterreich ve Niederösterreich da ciddi anlamda işverenimizin olduğunu tespit ettik. Bu sebepten dolayı ilk etap da Esnaflarımızı ziyaret ederek, kendilerinin hal ve hatırlarını sorduk. WKO, yani Ticaret Odasından beklentilerinin ne olduğunu, bizim onlara hangi konularda yardımcı olabileceğimizin istişare ettikten sonra, seçimlere de aktif olarak katılmaları gerektiğini vurguladık. Yapılan görüşmeler sonucunda esnafımız WKO da bizimle birlikte çalışmak istediklerini dile getirdiler. Bu da elbette bizi çok mutlu etti. Ziyartlerimiz sonucunda bizimle beraber çalışma isteğinde olan Esnaflarımızla tekrar görüşerek kendilerini SWV Listesinde aday gösterdik. Bundan memnun kaldıklarını gözlemlediğimiz kardeşlerimiz sevinçlerini şöyle dile getirdiler: "BİZ TÜRKİYE KÖKENLİ İŞVERENLER DE ARTIK WKO – TİCARET ODASINDA YÖNETİME KATILIM HAKKIMIZI KULLANMAK İSTİYORUZ. BUNDAN SONRA BİZİ, BİZİM ADIMIZA BİRİLERİ DEĞİL DE, BİZDEN OLANLAR TEMSİL ETMELİDİR. BU İMKANI BİZE SUNAN SWV‘ya ÇOK TEŞEKKÜR EDERİZ" Şahsen bende çok mutlu oldum bu konuda bizleri yalnız bırakmadıkları için. Bu gelişmeler ile birlikte hemen kollarımızı sıvayarak işe başladık. Vorarlberg eyalatetinde biz SWV olarak 20 senedir Ticaret Odası seçimlerine diğer partilerle aynı listeden katılırdık. Bu EINHEITSLISTE, yani ORTAK LİSTE olarak bilinir. Vorarlberg’de gözlemlediğim sonuç itibariyle bu eyalatte mutlaka kendi listemizle seçimlere katılmamız gerekir dedim ve hamdolsun oradaki

Esnaflarımızla birlikte toplam 19 ayrı meslek grubundan oluşan aday listemizi belirledik. Bakın burası çok önemli, altını çizerek söylüyorum. "14 meslek grubunda toplam 16 Türkiye kökenli adayımız var. Bunların 13’ü kendi meslek gruplarında listebaşı, yani SPITZENKANDIDAT olarak aday gösterildi." Vorarlberg eyaletinde yeni kurulan UVV – Unternehmerverein Vorarlberg, yani Vorarlberg Türkiyeli İşverenler Derneği ile birlikte çalışıyoruz. Yeri gelmişken Vorarlberg’deki esnafımızıda bu yeni kurulan, onların sesi – kulağı olacak olan derneğe sahip çıkmaya davet ediyorum ve özellikle şu çağrıda bulunmak istiyorum: "ARTIK SİZİNDE WKO – Ticaret Odasında SESİNİZ OLACAK KARDEŞLERİNİZ OLACAK. BU İMKANI ONLARA VERMEK İÇİN MUTLAKA ADAYLARIMIZI DESTEKLEYELİM." Bu adaylarımızın bir kısmını başörtülü bayanlar oluşturmakta, kendilerini göstermiş oldukları bu büyük cesaretten dolayıda tebrik ediyorum. Hangi partinin listesinde bu imkan var? Bırakın bu imkanı sunmayı, WKO da coğunluğu bulunan ÖVP nin Fraksiyonu olan ÖWB bunu hatta engelliyor! Nasıl mı? Biz SWV olarak şunu istiyoruz, bu aynı zamanda bizim seçim programımızın ana maddesini teşkil etmektedir: Eğer birisine bu ülkede iş kurma imkanı sunup ondan sorumluluk bekliyorsanız, o zaman ona hakkınıda verin. Örnek olarak eğer siz Türkiye vatandaşıysanız, Ticaret odası seçimlerinde sadece oy kullanabilirsiniz. Ancak ADAY OLAMAZSINIZ! Avrupa Birliği vatandaşı olmadığınızdan dolayı. Viyana’da yıllardır esnaflık yapan Kuaför bir arkadaşım var. Özcan beyle yakından tanışıyoruz. Ben kendisine adaylık teklifini sunduğumda çok memnun oldu ve „Neden olmasın, elbette ben de varım“ dedi. Bunun üzerine bende kendisini büromuza davet ettim, diğer aday arkadaşlarla birlikte geldi. Yapılan toplantımızda Özcan beyin Türkiye vatandaşı olduğunu öğrendik. Bunun üzerine kendisinin aday olamayacağını yetkililerden öğrendik. Bunu duyduğumda adeta yıkıldım. Böyle bir şey nasıl olur, neden? Özcan bey aynı Avusturyalılar gibi vergi ödüyor, işçi çalıştırıyor ve bu ülke ekonomisine katkıda bulunuyor. Yani yükümlülüklerini yerine getiriyor, ama seçilme hakkı yok!!! Bunu da ÖVP nin ticari alandaki politikasına borçluyuz! Bizler SWV olarak yıllardır bunun değişmesi için Ticaret odasında kanun değişikliği yapılması için itiraz dilekçesi veriyoruz ve diyoruz ki: HER KİM OLURSA OLSUN EĞER AVUSTURYA‘DA İŞLETME AÇMA HAKKINA SAHİPSE, AYNI BİR AVUSTURYALI GİBİ BÜTÜN HAKLARADA SAHİP OLSUN!!! Ancak bu isteğimiz her defasında ÖWB-Österreichische Wirtschaftsbund tarafından engelleniyor. Sebep? ÖWB’nin WKO daki güçlü konumu. Size Özcan bey de olduğu gibi diğer eylatlerden de onlarca örnek sayabilirim. Bu sebepten dolayı burdan Türkiyeli İşverenlerimize sesleniyorum: Bu hakkımız bize verilmeli. Bunuda size bizimle degiştirme imkanı sunuyoruz, bu konuda desteklerini bekliyoruz. Tirol eyaletinde de aynı şekilde büyük bir Esnaf kitlemizin olduğunu gördük. Burada da önce esnaflarımızla görüştük, onlarda böyle bir yapılanmada katkıda bulunmak istediklerini bizlere bildirdiler. Bu sayede Tirol’de Türkiyeli işverenlerin kurduğu W.I.A.R işverenler derneğinin desteğini alarak, W.I.A.R in başkanı sayın Yavuzhan Öztürk beyde SWV listesinden Taşımacılık Meslek grubu listebaşı olarak bizimle beraber seçimlere katılıyor. Buna paralel olarak Tirol’de 20 Türkiye kökenli İşveren aday arkadaşımız var. Bunların 5’i listebaşı. Tirol’deki İşverenlerimizden bu anlamda destek bekliyoruz, çünkü Tirol’deki WKO da da kendilerini temsil eden kimse yoktu, ama inşaallah bunda sonra birileri olacak.


SÖYLEŞİ

Salzburg da da manzara pek değişik değil. Dediğim gibi orada da ön araştırmaları yaptık. Esnaf ziyaretleri gerçekleştirdik ve sonuç olarak 7 Türkiye kökenli kardeşimizi aday gösterdik. Bu anlamda da oradaki esnaflarımızdan destek bekliyoruz.

Şubet 10

19

30.01.2010, Cumartesi. Hall in Tirol, Parkhotel. Saat: 19:00 VIYANA 05.02.2010, Cuma. Wien, Haus der Begegnung (15, Schwedenergasse). Saat: 19:00

Oberösterreich’da da aynı şekilde ön çalışmalar yapıp, Esnaf ziyaretinden sonra 22 Türkiye kökenli kardeşimizi aday gösterdik SWV listesinden.

OBERÖSTERREICH 24.02.2010, Çarşamba.

Niederösterreich eyaletimizin Avusturya‘nın en büyük eyaleti olması sebebiyle esnaflarımıza ulaşmak bir hayli zor oldu.

Bu zamana kadar bana en büyük desteği veren önce VİYANA İSLAM FEDERASYONU genel başkanı Sayın Mag.Mehmet TURHAN beye, özellikle VIF tanıtma Başkanı sayın Yakup GEÇGEL beye, VIF e bağlı tüm cemiyet başkanlarına, yöneticilerine, TIROL ve VORARLBERG de faaliyet gösteren AVUSTURYA İSLAM FEDERASYONU genel başkanı Sayın Kemal KÜÇÜK beye ve özellikle Abdi TAŞDÖĞEN beye çalışma arkadaşlarına tüm cemiyet yöneticilerine, SALZBURG ve LINZ de faaliyet gösteren AUSTRIA LINZ İSLAM FEDERASYONU genel başkanı Sayın Mag.Mustafa AĞIŞ beye, İzzet OKUTAN beye çalışma arkadaşlarına tüm cemiyet yöneticilerine ayrı ayrı canı gönülden teşekkür ediyorum.

Ancak buna rağmen biz NÖ’da da 5 Etnik kökenli işverenimizi listemizden aday gösterdik. Yine buradan da NÖ daki tüm Türkiye kökenli işverenlerden destek bekliyoruz. Kısacası Avusturya’da ki tüm İşverelerimizden destek bekliyoruz. HEDEFLERİM 4 ANA MADDEDEN OLUŞUYOR: 1-HERKES SEÇİLME HAKKINA SAHİP OLSUN. PASSIVES WAHLRECHT FÜR ALLE; EGAL WOHER SIE STAMMEN. 2-TÜRKİYE‘DEN GETİRİLEN TÜM MESLEK DİPLOMALARININ VE SERTİFİKALARININ TANINMASI. 3-ÇIRAKLIK EĞİTİMİ TEŞVİKİNİ YAYGINLAŞMASI LEHRLINGSFÖRDERUNG NÄHER AN DIE ETHNISCHEN UNTERNEHMER BRINGEN. 4-ETNIK KÖKENLİ İŞVERENLERİN DAHA FAZLA YÖNETİME KATILMA, VE TİCARET ODASINDA DAHA FAZLA ETNİK KÖKENLİ İŞVERENİN BULUNMASI. MEHR MITBESTIMMUNG FÜR MIGRANTEN UND MEHRERE ETHNISCHE UNTERNEHMER IN DER KAMMER. Aynı zamanda sivil toplum derneklerinde de yöneticilik yapmaktayım,bu bağlamda deneklerimizin WKÖ den beklentilerini yakından biliyor, sorunlarına ve problerine çözümler getirmek için var gücümüzle calışacagız. ADAY TANITIM GECELERİMİZ: VORARLBERG 29.01.2010, Cuma. Bregenz, Hotel Mercure. Saat: 20:00 TIROL

Elbette ben bu çalışmaları yaparken bir ekip oluşturdum ve Ekipteki tüm kardeşlerime abilerime ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Resul Ekrem GÖNÜLTAŞ kimdir? 1979 İstanbul doğumlu olan Gönültaş aslen Bayburtlu. 1987 yılında Viyana‘ya gelerek ilk, orta ve meslek okulunu EH-Kaufmann olarak bitirdikten sonra bir dönem kendi mesleğinde değişik firmalarda çalıştı. 2001 yılında Taxi şöförlüğüne başladı. 2002 yılında kendi Firmasını kurarak Avusturya‘nın en genç Taxi firması sahibi oldu. Hala Taxi firmasını devam ettirmekte. 2000 yılından itibaren aktif bir şekilde siyaset calışmasına başladı. Meclis üyesi adayı olan ve aynı yıl 22. Viyana entegrasyon daire başkanlığına seçilen Gönültaş 22. Viyana SPÖ yönetim kurulu ve eğitim komisyonu üyeliğini de yürütmekte. Mart 2009 yılında yapılan SWV genel kongresinde delegelerin ezici bir çoğunluğunun desteğiyle SWV Genel Başkan Yardımcılığı görevine seçildi. Ekrem Gönültaş evli ve 3 çocuk babası.


20

HABER - EĞİTİM

Şubet 10

MEKTEP’te karne sevinci

İslami İlimler Okulu 1. Dönem sonunda yaptığı Karne töreni ile öğrencilerine ve velilerine unutulmayacak bir gün yaşattı 12 Eylül 2009 tarihinde başlanan eğitim sezonuna 24 Aralık 2010 pazar günü yapılan karne dağıtım töreni ile bir haftalık ara verildi. Açılış konuşmasını yapan okul müdürü Dipl. Päd. Veysel TÜRK başarılı öğrencileri velilerin huzurunda tek tek tebrik etti, bu başarıda emeği geçen öğretmenlere de ayrıca teşekkür ederek öğrencilere Takdir Belgelerini verdi. Sabah ve öğleden sonra olmak üzere iki ayrı zaman diliminde sunulan eğitim sezonunda 130’a yakın öğrenciden 23 öğrenci tüm notlarını 1 getirerek Takdir Belgesi almaya hak kazandılar. 22 öğrencimiz de Teşekkür Belgesi ile hediyelendirildi. Ayrıca Takdir Belgesi alan öğrencilerimize birer web-cam hediye edildi. Çok neşeli geçen programda, açılış Kuran-ı Kerim’inden sonra Anasınıfı öğrencileri öğrendikleri dua ve sure-

leri toplu olarak okudular. Kuran-ı Kerime geçen öğrencilerimiz de ayrıca salavat-ı şerifeler getirerek programa katılım sağladılar. Öğrencilerimizin sahneye koydukları skeçler izlenmeye değerdi. 2A erkekler sınıfı „ Namaz ve Öğretmen“ ve 2C Kızlar sınıfı „ Öğrenci ve Baba“ konulu skeçlerle hem annebabalarını hem de hocalarını güldürdü. Törene Rıdvan Karagöz ve Enes Haydar’ın okudukları ezanlar ayrı bir renk kattı. Sınıflarda dağıtılan karnelerden sonra velilerimizin getirdiği yiyecekler açık büfe olarak tüm davetlilere ikram edildi. 6 Şubat 2010 Cumartesi günü 2. Dönem eğitimi tekrar başlıyor. MEKTEP Eğitim Kurumları NACHHILFE - iSLAMi iLiMLER Pernerstorfergasse 57/27 1100 Wien/ Austria www.mektep.at Tel: 0660/766 66 70

Traiskirchen Eğitime „Merhaba“ Dedi! Yeni yılla birlikte Traiskirchen Cemiyeti´nin bünyesinde hizmete açılan „Selimiye Eğitim Merkezi“ eğitime merhaba dedi. Viyana İslam Federasyonu bünyesinde hizmet veren eğitim merkezlerine bir yenisi daha katıldı. Kısa adı „SEM“ olan Selimiye Eğitim Merkezi, VIF Eğitim Başkanı Mesut KOCA Bey tarafından atanan müdürü ile hizmete başladı. Abiz Eğitim Merkezi Eski Müdürü Yakup GÜL´ün Selimiye Eğitim Merkezi´ne ataması yapıldıktan sonra gözler Selimiye Eğitim Merkezi´ne çevrildi. Selimiye Eğitim Merkezi, ilk ve orta öğretim seviyesinde eğitim gören çocuklara deneyimli eğitmenler gözetiminde, modern sınıf ortamında eğitim vermeyi amaçlamaktadır. Yaklaşık yüz kişi kapasitesi olan eğitim merkezi, hafta sonu 5 ile 15 yaş arası çocuklar için İslami İlimler, hafta içi her gün öğleden önce İslam Enstitüsü ve öğleden sonra Nachhilfe olacak şekilde siz velilerimizin hizmetine açılmıştır. Hizmet alanları: - İslami İlimler (Hafta sonu, Cumartesi- Pazar) - Nachhilfe (Etüt dersleri – Hafta içi hergün) - İslam Enstitüsü (Bayanlara özel- Hafta içi) - Rehberlik (Beratung- Hafta sonu) alanlarda eğitim hizmeti veren bir kurumdur. Çocukların yanısıra velileri (Anne-Baba) de eğitmeyi hedefleyen SEM, geçtigimiz günlerde velilere yönelik seminerler düzenledi. Seminerlere yoğun ilgi gösteren veliler seminerlerden memnun ve umutlu bir şekilde ayrıldılar. Velilere Yönelik Eğitim Seminerleri: 1.Seminer: Eğitim Merkezlerinin Misyonu ve Vizyonu (VIF Eğitim Başkanı Mesut KOCA) 2.Seminer: Anne ve Babanın Çocukların Eğitimindeki Önemi (Dip.Päd. Ömer DİKİCİ) 3.Seminer: Eğitim Merkezi´nin Hizmet Alanları (Yakup GÜL) Gençlerimizin ve çocuklarımızın geleceğe umutla bakabilmeleri, çalısma hayatlarında başarılı olabilmeleri ve toplumda hak ettikleri yere gelebilmeleri için artık bir alternatifleri var. Selimiye Eğitim Merkezi 2 ve 3 Ocak 2010 tarihlerinde kapasitesini aşarak 106 çocuk ile derslere başladı. Kayıtların devam ettiğini belirten Müdür Bey, ilginin yoğunluğundan memnun olduğunu dile getirdi.

OYUNCAKLARLA SİYER DERSİ Bütün çocuklar oyuncakları sever. Oyuncak sektöründe bazen çocuklarımızın küçük, temiz dünyalarına, küçük ve renkli objelerle hem de bizlerin paraları ile girmiş, etkilemeyi ve bazen de maalesef kirletmeyi başarmış oyuncaklarla karşılaşıyoruz. Ancak oyuncak Çocuk eğitiminde ne kadar büyük rol oynadığı da tartışılmaz. Bizler burdan hareketle MEKTEP egitim kurumumuzda Siyer dersinde çeşitli materyallerle yapılmış oyuncaklar kullanarak çocuklarımıza Peygamberimizin (s.a.v) hayatını farklı bir metodla anlatmaya çalıştık. Sünger ve kumaştan dikilmiş Kabe ve eski Mekke evlerini, küçük yet-

im Muhammed’i (s.a.v) annesinin evinden alıp sütannesine götüren bineği, amcasının evindeki koyun ve keçileri, eşinin evini ve ticaret develerini, öğrencilerimiz izleyerek, dokunarak, doğru yerlerine yerleştirerek tabiri yerinde ise siyeri oynayarak öğrendiler. Kabe yakınlarındaki zemzem kuyusuna su doldurup zemzemin hikayesini hocalarından dinlediler. Çocuklarımızda gördüğümüz ilgi bizleri gerçekten sevindirdi. Kurum olarak özellikle anasınıfı ve hazırlık sınıfında ilerleyen derslerimizde oyuncaklarla daha farklı dersler işlemeyi amaçlıyoruz.

MESCİD-İ SELAM’DA AZ ZAMANDA ÇOK İŞ Viyana İslam Federasyonu bünyesinde hizmet veren camiilerinden Mescid-i Selam 2009 yaz ayında eğitime "Merhaba" demişti. Hafta sonu 6-17 yaş grubu çocuklar için yaklaşık 250 öğrenciye deneyimli eğitimcilerin rehberliğinde İslami İlimler alanında eğitime hizmet veren Mescid-i Selam’da altısı bayan eğitimci olmak üzere toplam 11 eğitimcimiz görev yapmaktadır. Kayıt için hala yoğun bir talep olduğunu fakat sınıflarda belirli bir kapasiteyi aşmamalarına dikkat ettiklerini belirten eğitim başkanı Fatih Alpaydın Bey ve Eğitim Başkan Yardımcısı Ali Erbil bey bu ilgiden çok memnun olduklarını belirtti. Hafta sonu öğrencilere Kur’an-ı Kerim, Tecvid, Siyer, Temel Dini Bilgiler, Ahlak, Peygamberler Tarihi vb. derslerde eğitim veren eğitimciler

yeni açılan bir camii olmasına rağmen bu kadar fazla bir talebin kendilerini de motive ettiklerini ifade ettiler. Eğitimciler aynı zamanda bu derslerle beraber sosyal aktiviteler gerçekleştirerek öğrencileri sıkmadan daha verimli bir eğitim vermeyi amaçladıklarını belirttiler. Camii bünyesinde hafta içi hergün bayanlara özel dersler yapılmakta olan Mescid-i Selam’ın ayrıca bayan ve erkekler olmak üzere iki ayrı gençlik kulüpleri mevcuttur. Gençlik Kuluplerinde yine alanında deneyimli eğitimcilerle beraber seminerler, sosyal aktiviteler gerçekleştirilmektedir. Kısa zamanda samimi gayretlerle çok yol alabilen Mescid-i Selam’ı Dewa Gazetesi olarak biz de kutluyor çalışmalarının devamını diliyoruz.


HABER - EĞİTİM

Dikkat: Sonderschule! Okuldan gelen her kağıdı incelemeden imzalamayınız! Göçmen çocukları ve özellikle Türkiye'den göç eden ailelerin çocukları, okul hayatlarındaki başarısızlıklarıyla dikkat çekerek, Avrupa'da yaşayan Türk toplumu için kanayan bir yara teşkil etmektedirler. Ne yazık ki, tüm göçmenler arasında Türk öğrencileri 2008 yılı istatistiklerine göre liselerde en düşük (% 5), Sonderschulelerde ise en yüksek orana (% 47) sahiptirler. Sonderschule nedir? Zihinsel veya bedensel bir engelden dolayı özel eğitime ihtiyacı olan çocukların gönderildiği okullar veya sınıflardır. Mesela çocukta kavrama bozukluğu, öğrenme engeli, zihinsel veya bedensel bir engel gözlenip, çocuğun yaşıtlarıyla aynı seviyede eğitimi takip edemiyeceği uzmanlar tarafından testler sonucu tespit edildiyse, o zaman çocuğun Sonderschule'ye gönderilmesine okul tarafından karar verilir. Bu tespit için ailenin de imzalı onayı gereklidir. Bu prosedürde dikkat edilmesi gereken noktalar şunlardır: > Çocuğu tedirgin etmeden, suçlamadan ve onurunu zedelemeden, kendisinin özenle ve profesyonel olarak gözlemlenmesi > Yapılan psikolojik testlerde ve zeka testlerinde kültürel farklılıkların gözetilmesi > Sonunda verilecek kararın önyargısız bir şekilde yalnızca çocuk için en uygun eğitimi belirlemek amacıyla yapılması > Çocuğun Almanca'daki muhtemel düşük seviyesi kesinlikle onun engelli olduğu ve Sonderschule'ye gönderilmesi gerektiği anlamına gelmez. Bazı zamanlarda Sonderschule, yaramaz olan ve uyumsuzluk gösteren çocuklar için bir disiplin önlemi, hatta cezalandırma türü olarak suistimal edilmektedir. Böyle durumlarda çocukların gereksiz ve haksız yere Sonderschule'ye sevk edildiklerini gözlemlemekteyiz. Sonderschule olasılığı ile karşılaşan veliler ne yapabilirler? 1993/94 yılından bu yana veliler Sonderschule veya entegrasyon sınıfı arasında tercih hakkına sahiptir. Normal okullarda bulunan bu özel entegrasyon sınıflarında, 25 ögrenciden 5 tane özel eğitime ihtiyacı olan engelli ögrenci bulunmaktadır. Entegrasyon sınıflarında normal ders planının yanısıra engelli çocuklar için Sonderschule'nin ders planı uygulanmakta ve bu durum karnede belirtilmektedir. Böyle sınıflarda bu çocuklarla ayrıca ilgilenen, onların dersleri daha kolay takip etmesine yardımcı olan, Sonderschule eğitimi almış ikinci bir öğretmen çalışmaktadır. Bu eğitim tipinde kullanılan "entegrasyon" kelimesi, göçmenlerin uyum süreciyle alakalı olmayıp, engelli çocukların normal okul sistemine uyumu (entegrasyonu) anlamına gelir. Çocuğun normal olmayan bir davranışı öğretmen tarafından gözlemlenirse, (örneğin öğrenme zorluğu veya davranış bozukluğu) okul idaresinin resmi makamlara başvurusu ile Sonderschule süreci başlatılır. Kesin bir sonuç almak için çocuk okul psikoloğuna gönderilir. Bunun için mutlaka velisinin imzalı izni gereklidir! Bu noktada veliler olağanüstü temkinli davranmak zorundadırlar. Okula bu imzayı ve yetkiyi vermeden önce, çocuğunuzu okul dışında güvendiğiniz, özel bir çocuk psikoloğuna kendiniz götürmelisiniz. Sizin bu suretle alacağınız rapor, okul tarafından dikkate alınacaktır. Bu süreçte velilerin mutlaka bilmesi gereken bir başka husus şudur: Çocuğun gelişmesi için gerekli olabilecek ek dersler (Förderunterricht) alabilmesi kanunen hakkıdır. Çocuk psikoloğa yönlendirilmeden önce, kendisine okul tarafından bu imkan verilmelidir. Eğer okul idaresi bunun dışında yanlış bir uygulamaya gitmişse, velinin iki hafta zarfında Eğitim Müdürlüğü'ne (Stadtschulrat veya Landesschulrat) itiraz hakkı bulunmaktadır. Lütfen okuldan gelen her kağıdı etraflıca incelemeden ve bilgi sahibi olmadan imzalamayınız. Uzman kişilerin fikirlerini aldıktan sonra, çocuğunuzun geleceği ile ilgili kararları aile içinde beraberce ve çocuğunuzun isteklerini ve yeteneklerini göz önünde bulundurarak almanız çok daha sağlıklı sonuçlar getirecektir. MAg. Gülmihri AYTAÇ

Şubet 10

21

Türk-İtalyan Üniversitesi Kuruluyor Türkiye Cumhuriyeti ile İtalya Cumhuriyeti Arasında Türkiye’de İtalyan Üniversitesi kararlaştırıldı.

Hükümeti Hükümeti Bir TürkKurulması

Türk-İtalyan Üniversitesi kurulmasına ilişkin “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye'de Bir Türk-İtalyan Üniversitesinin Kurulmasına Dair Anlaşma” bugünkü Resmi Gazete'de yayımlandı. Türkiye ile İtalya arasında Türkİtalyan Üniversitesi kurulmasına dair imzalanan anlaşma, 17 Temmuz 1951'de Kültürel İşbirliği Anlaşması ve 22 Kasım 2007'de İstanbul'da imzalanmış olan Ortak Deklarasyondan hareketle gerçekleştirildi. Anlaşmayla, Türk ve İtalyan dillerinde eğitim verecek bir üniversitenin, Türk mevzuatına uygun olarak İstanbul'da kurulması kararlaştırıldı. Üniversite kuruluş aşamasında Mimarlık Fakültesi, Fen-Ede-

biyat Fakültesi, Mühendislik Fakültesi'nden oluşacak ve Komitenin önerisiyle üniversite Senatosu tarafından fakültelerin sayılarında ve isimlerinde değişiklik olabilecek. -ÖĞRENCİLER NASIL SEÇİLECEK?Üniversiteye kabul edilecek toplam öğrenci sayısının yarısının Öğrenci Seçme Yerleştirme Merkezi (ÖSYM/ÖSS) Öğrenci Seçme Sınavını başarıyla geçen adaylardan seçileceği, diğer yarısının da İtalyan dilinde eğitim veren Türk liselerinden mezun olmuş veya mezun oldukları Türk liselerinde İtalyanca'yı seçmeli yabancı dil olarak okumuş olan Türk uyruklu öğrencilerin katılabileceği iştirak edebileceği özel bir sınav düzenlenerek seçileceği belirtildi. Söz konusu sınava ise, ÖSYM/ ÖSS sonucunda YÖK tarafından tespit edilen asgari puanı elde etmiş öğrencilerin katılabileceği de kaydedildi.


22

HABER - SAĞLIK

Şubet 10

Hemoroid (Basur) Nedir? Halk arasında basur olarak da bilinen ve Türkiye’de her yüz kişiden beşinde bulunan hemoroid problemi, sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam tarzı yaygınlaştıkça, daha fazla insanda görülmeye başladı. Hemoroide aslında bir varis demek yanlış olmaz. Kalın barsağın rektum adı verilen son bölümü ile anüsün bileşim bölgesindeki toplardamarların genişlemesiyle, özellikle 45 ile 65 yaşları arasında ortaya çıkıyor. Son zamanlarda özellikle gençlerde de görülmeye başlayan bu rahatsızlık ciddi bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Kadın ve erkeklerde görülme oranı neredeyse eşit derecede olan bu rahatsızlığın bazı risk faktörleri mevcut. Kabızlık, özellikle gebelik olmak üzere karın içi basıncının arttığı durumlar, egzersizden uzak ve hareketsiz bir yaşam, sağlıksız beslenme, mesleki nedenler ve kalıtsal yatkınlık hemoroide neden olan başlıca faktörler arasında yer alıyor. Özellikle günün uzun saatleri boyunca oturmak, koşu yürüyüş gibi aktivitelerden kaçınmak, hemoroid oluşumunu destekleyen özelliklerden. Ne zaman oluşur?

•Kabızlık yüzünden damarlar gerginleştiğinde •Tuvalet ihtiyacı uzun süre bekletildiğinde •Tuvalette oturmuş pozisyonda çok fazla beklenildiğinde •Uzun süre oturulduğunda Ayrıca hemoroidler bazı hastalıklar yüzünden de oluşabilirler. Bunlara örnek olarak ise aşağıdaki rahatsızlıkları örnek verebiliriz. •Diare •Aşırı şişmanlık •Bazı karaciğer rahatsızlıkları Sonuç olarak; Hamileler özellikle dikkat etmeli. Stres yüzünden oluşmuş hemoroidler daha şiddetli rahatsızlıklar verebilirler. Bazı insanlarda kalıtımsal olabilir. Hamile kadınlar kabızlıktan şiddetle kaçınmalıdırlar. Hamilelik döneminde kadınlarda hemoroid oluşumu çok kolayca olabilir. Hamileliğin son döneminde, genişlemiş rahim, damarlara yapacağı baskı ile hemoroid oluşumuna destek olabilir. Mutlaka tedavi gerektiren ve tedavisi mümkün olan bir rahatsızlıktır ve erken dönemde tedavisi daha kolaydır.

Soğuk Havalar Kalbi Nasıl Etkiliyor? Uzmanlar kroner kalp ve yüksek tansiyon hastalarının, soğuk, rüzgarlı ve kirli havalarda dışarı çıkmamalarını önerirken, bu havaların kalp krizi riskini artırdığını belirtiyorlar. Soğuk havalarda kan damarlarında oluşan daralmalara karşı, özellikle damar ve şeker hastalarının çok dikkatli olmaları gerekiyor. Soğuk havalardaki bu daralmalar, özellikle damarlarında tıkınıklık ve daralmalar olan hastaların damarlarını daha da daraltıyor. Bu da kalp hastalarında kalp krizini tetikleyebiliyor. Soğuk havalar kalp düzeninin bozulmasına (ritim bozuklarına) ve ani ölümlere yol açabiliyor. Soğuk ve rüzgarlı havada özellikle göğüs ve yüz kısmının soğuğa karşı

kalın giysilerle mutlaka korunması gerektiğini ifade eden uzmanlar, kalp hastalarını soğuk havalarda mecbur kalmadıkça dışarı çıkmamaları için uyarıyorlar. Diğer taraftan kış mevsiminde sık görülen grip ve diğer solunum yolu hastalıkları kalp hastalıklarını ağırlaştırıyor. Özellikle by-pass'lı hastaların, kalp yetersizliği ve şeker hastalığı olanların gribe karşı korunmaları öneriliyor. Kış mevsimlerinde kalp romatizmalarına yol açan üst solunum yolu enfeksiyonları da sık görülüyor. Bu nedenle de bu gibi hastalıkların muhakkak uygun ilaçlarla tedavi edilmeleri gerekiyor.

Türkiye`de Sağlık Merhaba değerli okuyucularım. Bu sayıda istedim ki biraz Türkiye‘den bahsedelim. Ülkemizde sağlık alanında neler olup bitiyor hepbirlikte bir göz atalım. Birçoğumuzun dikkatini çekmiştir. Son zamanlarda Türkiye`deki sağlık sisteminde çok güzel gelişmeler var ve bu gelişmeler birbiri ardına devam ediyor. Bu hepimiz için özellikle de Türkiye`de yaşayan halk için çok sevindirici. Öncelikle Devlet ve Sigorta hastanelerinin birleştirilmesi ile başlayan çalışmalar bugün tam gün yasasıyla devam ettiriliyor. Halkımızın hastanelerdeki kuyruk çilesi bir nebzede olsa azaltılıp, daha güzel ve zahmetsiz bir şekilde sağlık hizmetlerini alabilmesi sağlanıyor. Önceden özel hastanelere gidemeyen insanımız, bugün birçok anlaşmalı özel hastaneden faydalanabiliyor. Hastaneler modernleşip, Avrupa ve Dünya standartlarında hastaneler kuruluyor. Kısacası burda tek tek saymakla bitiremeyeceğimiz kadar olumlu gelişmeler var ülkemizde sağlık sisteminde. Tüm bu gelişmelerle birlikte gurbetçi vatandaşlarımızında fikirlerinde değişmeler oluyor. Yıllar boyunca ülkesinden uzakta çalışıp, artık emekli olmuş ve yaşlanmış gurbetcilerimizin fikirlerinde özellikle de. Eskiden hep rastlardım emekli olmuş, artık Türkiye`ye yerleşmek isteyen amcalarıma teyzelerime. Ancak bir türlü yerleşemezlerdi ülkelerine. Gidip gelirlerdi sürekli. Bu gidip

gelmelerin en büyük nedenini sağlık sorunları oluştururdu. Şikayetçilerdi Türkiyede`ki sağlık problemlerinden. Avrupa‘daki alıştıkları sağlık hizmetlerini kendi ülkelerinde alamamanın şikayeti, üzüntüsüydü dillerinden dökülen. Ama şimdilerde görüyorum ki, bu şikayetler azaldı hatta yerlerini memnuniyet ifadeleri alıyor. Benimse tüm bu gelişmelerin parelelinde önemsediğim çok daha önemli bir konu var. O da mentalite yani düşünce bazındaki değişiklikler. Hastanın doktora ve doktorun hastaya karşı bakış açısında ki değişiklikler. Bence eğer bu değişim gerçekleşmezse istediğiniz kadar hastaneleri modernleştirin, istediğiniz kadar yenilikler getirin, çok büyük bir ilerleme sağlamak mümkün olamaz. Elbetteki bu değişimin diğerleri gibi birden bire ve kesin çizgilerle olması beklenemez. Ancak unutulmamalıdır ki bu değişim gerçekleşmeden Avrupa standartlarına ulaşılamaz. Burda olumsuz örnekler vererek ne doktor meslektaşlarımı ne de halkımızı rencide etmek istemem. Zaten bir çoğumuzun başına gelmiştir bu düşünce bozukluğunun sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar. Kısaca söylemek istediğim, devlet tarafından yapılan bu olumlu gelişmelere paralel, hepimiz kendimizi biraz değiştirmeliyiz. Ancak bu şekilde gelişmeyi sağlayabiliriz. Sağlıcakla kalın. Dr. Nurşen Çakan


HABER - SAĞLIK

VIF KADIN KOLLARI GENEL KÜLTÜR VE BİLGİ YARIŞMASINI GERÇEKLEŞTİRDİ VIF Kadın Kolları bu yıl bir ilke imza atarak Bölge teşkilatları kadın kollarının katıldığı 1.Genel kültür ve Bigi yarışmasını büyük bir coşkuyla gerçekleştirdi. 14 Şubenin katıldığı yarışma büyük ilgi gördü. Yarışma 2 tur şeklinde gerçekleıtirildi, yarışmada temel dini bilgilerin yanı sıra , genel kültür, coğrafya, tarih ve zeka sorularıyla yarışmacılarımız bigilerini yarıştırdılar. Birinci turun birinci, ikinci ve üçüncüleri ile ikinci turun ilk 3 e giren şubeleri , final turunda kıyasıya yarıştılar. Finalde

birinciliği, Eyüp Sultan Kadın Kolları, ikinciliği Mescidi Selam Kadın Kolları, üçüncülüğü ise Sollenau Kadın Kolları aldı. Yarışmacılar hediyelerini VIF Kadın Kolları Bakanı Nesrin Uyar hanımefendi tarafından aldılar. Ayrıca VIF Kadın Kolları katılan bütün yarışmacıları hediyelerle ödüllendirdi. Katılımcılar ilgiyle takip ettikleri yarışmadan cok faydalandıklarını , bilgilerini tazelediklerini ve heyecanla bir sonraki yarışmayı beklediklerini ifade ettiler.

Şubet 10

23

Voleybol Turnuvası 07 Şubat 2010 tarihinde VİF Kadınlar Gençlik Teşkilatı Jugendkomitee tarafından 2.si düzenlenen Voleybol turnuvası başarı ile gerçekleştirilmiş oldu. Aziziye, Mescid-i Aksa, Mescidi-Selam (2 grup), Rıdvan, Tuna ve Islamisches Gymnasium Wien gruplarının katılımıyla gerçekleşen turnuvada „Islamisches Gymnasium Wien“ (IGW) grubu birinciliği kazandı.

Yarışmacılar ve izleyiciler tarafından büyük ilgi gören Turnuvada ikinciliği Mescid-i Selam Şubemizin bir grubu, üçüncülüğü ise Rıdvan Şubemizin grubu kazandı. Günün sonunda yarışmacılarımıza madalya verilerek uğurlandı. Eğlenmek, kaynaşmak ve spor yapmak amacıyla düzenlenen program yoğun ilgi ve beğeni gördü. Jugendkomitee


Aylık Gazete Monatliche Zeitung Şubat 2010 Sayı / Ausgabe: 17 Tanıtım Sayısı Gratisexemplar

Ticaret Odası (WKÖ) seçimlerinde Türkiyeli İşverenler iddialı 01 - 02 Mart 2010 tarihleri arasında yapılacak olan WKÖ – Wirtschaftskammer (Ticaret Odası) seçimleri için bir çok Türkiye kökenli işverenimiz çalışmalarını sürdürdükleri odalardan (Fachgruppe lerden) adaylıklarını koydular. Geçtiğimiz günlerde Bregenz, Mercure Hotel’de yapılan aday tanıtım gecesi ile Türkiye kökenli işverenler „Bu seçim katılmaya değer!“ sloganı ile WKÖ seçimlerinde „Bizde varız!“ dediler. 14 adayın 10’u listebaşı UVV – Unternehmerverein Vorarlberg (Vorarlberg Türkiyeli İşverenler Derneği) ve SWV – Sozialdemokratischer Wirtschaftsverband işbirliği ile belirlenen 14 Türkiye kökenli işveren 12 odada aday gösterildi. Bu 14 adayın 10’u kendi odalarında listebaşı (Spitzenkadidat). Diğerleri ise ikinci sıra adayları. 14 adayında seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor, zira adayların her biri seçilebilecekleri pozisyondalar. SWV Vorarlberg Başkanı Reinhold Einwallner yaptığı kısa konuşmada şöyle dedi: „Diğer franksiyonlarda olduğu gibi biz Türkiye kökenli işverenleri alt sıralardan aday göstermedik. İsimleri bulunsun, onların sayesinde biz oy alarak kendi elemanlarımızı seçtirelim düşüncesi ile hareket etmedik. Vorarlberg Türkiyeli İşverenler Derneği ile konuyu müzakere ederek Türkiyeli İşvernlerimize listebaşı adaylıklarını bıraktık. Bu bağlamda UVV’a da çok teşekkür etmek istiyorum.“ Daha sonra SWV Avusturya Genel Başkan Yardımcısı Resul Ekrem Gönültaş bey katılımcılara hitap etti. „Yıllar sonra SWV Vorarlberg olarak WKÖ seçimlerimize kendi listemiz ile katılıyoruz. Buda siz değerli Türkiyeli İşverenlerimiz sayesinde oldu. Sizleri temsil etmesi gereken WKÖ malesef temsil konusunda çok zayıf kaldı ve hatta bazı odalarda hiç yoktu. Düne kadar bizi, bizden olmayanlar temsil ettiler. Ancak bizim düşüncelerimizi, teleplerimizi dikkate almadan. Artık sıra sizde. Artık sıra bizde. Bizi, bizden olanlar temsil etmesi lazım. İşte inşallah bu seçimler ile birlikte bu temsili WKÖ Vorarlberg’de siz

değerli adaylarımız üstleneceksiniz.“ diyen Gönültaş daha sonra her bir Türkiye kökenli adayı tek tek tantıttı, takdim etti. Vorarlberg’de bir ilk İlk defa Vorarlberg’de Türkiye kökenli işverenler Ticaret odası seçimlerine aday gösteriliyor. Buda yeni kurulan Vorarlberg Türkiyeli İşverenler Derneği (UVV) ve SWV – Sozialdemokratischer Wirtschaftsverband sayesinde mümkün olmuştur. Adaylıkla birlikte WKÖ Vorarlberg’e seçildikleri takdirde yine bir ilk gerçekleşmiş olacaktır. İşte Adaylar - Doğan Yiğit, Listebaşı - Yasin Uzun - Engin Şahin, Listebaşı - Musa Demircan, Listebaşı - Emine Aksoy, Listebaşı - Sefer Ayhan, Listebaşı - Hakkı Balaban, Listebaşı - Ali Duman - Gülay Demircan - Sayim Canbaz, Listebaşı - Derya Ermiş - Sema Aydın, Listebaşı - Özkan Yahşi - Osman Erdoğan, Listebaşı

(Oda – Fachgruppe: 106) (Oda – Fachgruppe: 106) (Oda – Fachgruppe: 109 ve 508) (Oda – Fachgruppe: 115) (Oda – Fachgruppe: 117) (Oda – Fachgruppe: 301) (Oda – Fachgruppe: 315) (Oda – Fachgruppe: 315) (Oda – Fachgruppe: 506) (Oda – Fachgruppe: 601) (Oda – Fachgruppe: 601) (Oda – Fachgruppe: 604) (Oda – Fachgruppe: 702) (Oda – Fachgruppe: 710)

Son olarak çalışmaya öncülük eden UVV – Unternehmerverein Vorarlberg, yani Vorarlberg İşverenler Derneği Başkanı İsa Demircan Vorarlberg’de bulunan işverenlerimize şöyle seslendi: „Vorarlberg Ticaret Odası seçimlerine katılarak sizi, sizden olanların temsil etmesine müsade edin. Artık Vorarlberg Ticaret Odasında sizi Türkiye kökenli işverenlerimizin temsil etmesinin tam zamanı. Dernek olarak SWV listesinden aday gösterdiğimiz adaylarımıza sahip çıkın, destek olun.“


26

HABER - VORARLBERG

Şubet 10

Vorarlberg Aile Kartına ilgi çok büyük 20 senedir başarılı olan Aile Kartı geçen sene yenilendi ve böylece daha fazla talep oluştu.

uzatılıyor ve ailelere posta yoluyla ulaştırılıyor.

Son on senede talep yıllık olarak ortalama 7.000 kart iken, 2009 senesinde 17.400 Aile Kartı talebi vardı. Neredeyse yarısını 15 yaşından küçük çocuklu olan aileleri oluşturmak üzere yaklaşık 70.000 aile ‘Aile Kartını’ kullanıyor. Vorarlberg Eyalet Başbakanı Sayın Dr. Herbert Sausgruber ve Aileden sorumlu Eyalet Bakanı Sayın Greti Schmid yaptıkları basın toplantısında Aile Kartının ulaştığı başarıdan dolayı duydukları memnuniyeti dile getirdiler. Aile Kartına ilginin artmasını, daha kolay elde edilebilmesine bağlanyan eyalet yetkilileri, Aile Kartını insanları bağlı bulundukları Belediyeden temin etmeleri gerektiğine dikkat çektiler. İlk müracaat belediyeye yapılıp, kart aileye oradan teslim edilmekte. Daha sonra her yıl kart otomatik olarak yıllık

lerini eyaletimizdeki aktivitelere çekmek ve onların toplu taşıma araçlarını kullanmalarını sağlamak. Ama Aile Kartın en önemli amacı ise ailelerin beraberce daha fazla vakit geçirmelerini, daha fazla etkinliklere katılmalarını sağlamaktır.“ Yaklaşık 200 partner kuruluşu Aile Kartı sahiplerine toplu taşıma servisinde, kayak asansörlerinde, mini golf tesislerinde, sinemalarda, tiyatroda ve müzelerde indirim yapıyorlar. Ayrıca Vorarlberg Aile Kartı Tirol, Salzburg, Oberösterreich, Niederösterreich ve Burgenland eyaletlerinde de geçerli. Kart ile ilgili detay bilgi alabilme adına yeni bir internet sayfası Vorarlberg eyaleti tarafından hazırlanmış: www.vorarlberg.at/familienpass. Bu sitede Kart ile ilgili tüm bilgiler alınabilir.

Aile Kartının amacını açıklayan Eyalet Bakanı Schmid şunları söyledi: „Hedefimiz kart ile birlikte ailelerin mali yükünü hafifletmek, onların dikkat-

Aile Kartı’nı bağlı bulunduğunuz belediyeden ücretsiz olarak temin edebilirsiniz.


HABER - VORARLBERG

Şubet 10

27


28

Şubet 10

HABER - VORARLBERG

Vorarlberg ve Liechtenstein Prensliği 2015 Gençlik Olimpiyat Oyunularına talip Avusturya’nın Vorarlberg eylaleti ve Liechtenstein Prensliği 2015 senesinde yapılacak olan Avrupa Gençlik Kış Oyunlarını yönetmek için birlikte başvuru yaptılar. Spor’dan sorumlu Vorarlberg eyalet bakanı Siegi Stemer ve Liechtenstein Prensliği Spor bakanı Hugo Quaderer ve diğer yetkililer geçtiğimiz günlerde adaylığın detaylarını sundular. Avrupa Olimpiyat Komitelerinin himayesi altında gerçekleştirilen Avrupa Gençlik Olimpiyat Oyunları her iki sen de bir kışın ve yazın yapılmaktadır. İki ülkenin birlikte Kış Oyunları için başvuru yapmaları ilk kez gerçekleşiyor. „Vorarlberg 2007’de Weltgymnaestrada gibi büyük bir sportif programa ev sahipliği yapabildiğini güzel bir şekilde ıspat etti. O dönemdede Liechtenstein Prensliği ile birlikte iyi çalışmalar gerçekleştirdik“, bilgisini Vorarlberg Eyalet Bakanı Stemer. Liechtenstein Spor Bakanı Quaderer’de birlikte yapılmış olan başvurudan hoşnut kalmışlığını şöyle ifade etti: „İki ülkede kış sporunda büyük bir geleneğe sahiptirler ve her ikiside gerekli alt yapıyı sunmakta-

lar, yani yarışmaların yürütülmesi için gereken ön koşullarına sahibiz.“ Verilen bilgilere göre ev sahibi şehir, Olimpiyat köyü olarak Schruns/Tschagguns ön görülmüş. Yarışmaların bir çoğunu Montafon’da yapma imkanının olduğu bildirildi. Vorarlberg’in Dornbirn şehrinde ve Liechtenstein Prensliğinin Malbun ve Steg şehirlerindede bazı yarışmaların yapılması ön görülmüş. Eğer Avusturya (Vorarlberg Eyaleti) ve Liechtenstein Prensliğine 2015 senesinin Oyunlarında ev sahipliği hakkı tanınanacak olursa, bölgeye yaklaşık 1.300 aktif ve yetkililer bekleniyor. Başvuru dosyası Kasım ayının sonunda Avrupa Olimpiyat Komitesine teslim edildi. Karar 2010 yılın Kasım ayında çıkması bekleniyor. 2015 senesindeki Oyunlar için Bosna Hersek (Saraybosna) inde müracaatı var.

Vorarlberg’de katolikler sayısı azalıyor Vorarlberg’de 258.000 katolik (toplam nüfusun yaklaşık yüzde 70’i) yaşıyor. 31 Aralık 2009 tarihine kadar Vorarlberg’de 199 yetişkin katolik kiliseye giriş yaptı. yani önceki seneye göre 14 kişi bir artış söz konusu. Vaftizlerin sayısı 1.923 den 2.017 ye çıktı. Ancak buna rağmen kiliseden ayrılanların sayısında artış devam ediyor. Vorarlberg eyaletinde geçen yıl ile karşılaştırıldığında yüzde 40’lık bir artış ile 2.515 kişinin kiliseden ayrıldı bildirildi. „İnsanların farklı olduğu gibi, kili-

seden ayrılmalarının sebepleride de çok farklılık var“, diyor kilise yetkilileri. Açıklama şöyle devam ediyor: „Aylık istatistikler ayrılıkların fazlalaşmasının kilisenin 2009 yılının ilk çeyreğinde medyadaki sunduğu konulardan ve görüşlerden dolayı olduğunu gösteriyor.“ Kilise artık tüm gücü ile insanlara kendisinin onların kişisel hayatları için „önemli bir gerçek“ olduğunu göstermesi gerektiğini düşünüyor yetkililer. Son olarak artık gençlik çalışmalarınada ağırlık verileceği bildirildi.

Etkinliğin mali çerçevesi yaklaşık 3,35 milyon euro tutuyor. Vorarlberg Eyaleti ve Liechtenstein Prensliği bu paranın 2,1 milyon eurosunu bir araya getiriyorlar. Geri kalan 1,2 milyon euroyuda sponsorlar ve giriş ücretleri ile karşılamayı düşünüyorlar.

UVV - Vorarlberg Türkiyeli İşverenler Derneği kuruldu Kısa adı UVV (Unternehmerverein Vorarlberg) olan Vorarlberg İşverenler Derneği geçtiğimiz günlerde kuruldu. Yaklaşık 700 Türkiye kökenli işverenin bulunduğu Avusturya’nın Vorarlberg eyaletinde uzun zamandır alt yapı çalışması süren dernek faaliyetine başladı. Dernek başkanı sayın İsa Demircan ile yapmış olduğumuz söyleşide kendisi derneğin kuruluş gaye ve hedeflerini şöyle aktardı: „UVV (Unternehmerverein Vorarlberg – Vorarlberg Türkiyeli İşverenler Derneği) olarak yıllardır Vorarlberg’de faaliyet gösteren, Vorarlberg – Avusturya ekonomisine önemli ölçüde katkıda bulunan, istihtam sağlayan yabancı, bilhassa Türkiye kökenli işverenlerimizi bir çatı altında birleştirmek, buluşturmak istiyoruz. Sadece bir araya getirmek ile kalmayıp, onlara belirli konularda yardımcı olmayı, onları işverenler ile ilgili konularda bilgilendirmeyi hedefliyoruz. Ayrıca yeni iş yeri kurmak isteyenlere danışmanlık ve lojistik destekte vermek hedeflerimiz arasında. Kısacası UVV, işverenler ile onların alanına giren kurum, mesela Wirtschaftskammer ve

diğer kuruluşlar arasında bir köprü vazifesini görecektir. İşverenlerimizin sesi olacaktır UVV. Vorarlberg Türkiyeli İşverenler derneği olarak yıllardır ihmal edilen bu alanda aktif çalışma ile işveren kardeşlerimizin haklarını savunmak ve onların her konuda maksimum avantaj elde etmeleri için çaba göstermek hedeflerimiz ve kuruluş gayemiz arasındadır. Bu bağlamda biz ilk adımı attık. Artık Vorarlberg’de bulunan işverenlerimiz UVV’ye ilgi ve alaka göstererek, üye olarak bu derneğe sahip çıkmaları gerekecektir. Onun için her işverenimizin derneğimize üye olarak, taşın altına elini koymasını arzuluyoruz. Ancak birlik ve beraberlik içinde etkili ve başarılı olabiliriz.“ Sohbetimizde önümüzdeki günlerde yapılacak olan İşverenler sendikası (Wirtschaftskammer) seçimleri ile ilgili hazırlıklarını UVV başkanı bizlere şöyle aktardı: „UVV olarak, 27 Şubat ile 2 Mart 2010 tarihleri arasında yapılacak olan Wirtschaftskammer seçimlerine hazırlandık. Burada ayrı bir liste, fransiyon oluşturmak yerine mevcut oluşumların içerisinde yer almayı,

etkili olmayı tercih ettik. Seçimlere SWV (Sozialdemokratischer Wirtschafsverband)’ın listesinden giriyoruz. Birçok işverenimizi bağlı bulundukları odadanbirinci sıradan aday gösterdik. Örneğin Araba satıcılar odasından birinci sırada Hakkı Balaban ve ikinci sırada ise Ali Duman kardeşlerimizi aday gösterdik. Vorarlberg Türkiyeli İşverenler Derneği olarak SWV’un listesinden 12 odada toplam 14 kardeşimizi aday gösterdik. Diğer fransiyonlar, oluşumlarda olduğu gibi alt sıralardan değil, tam aksine Türkiye kökenli iş verenlerimizin %95’i SWV’un listesinden birinci sıra adayıdır. Yani seçilmelerine kesin gözüyle bakıyoruz. İnşallah kardeşlerimiz seçilerek yabancı ve bilhassa Türkiye kökenli işverenlerimizin sesi olacaklar Wirtschaftskammer, yani işverenler sendikasında. Buradan Vorarlberg’de çalışmalarını sürdüren değerli işverenlerimize seslenmek istiyorum: Mutlaka seçimlere katılın ve sizin sesiniz olan UVV, yani Vorarlberg Türkiyeli İşverenler Derneğinin adaylarını, yani sizin adaylarınızı (SWV’un listesinden seçimlere

katılan adayları) destekleyin. Çünkü UVV (Vorarlberg Türkiyeli İşverenler Derneği) sizsiniz!“ Son olarak Vorarlberg Türkiyeli İşverenler Derneği başkanı İsa Demircan diğer yönetim kurulu üyelerini açıkladı. Sayim Canbaz ve Doğan Yiğit beylerin başkan yardımcısı olduğu derneğin diğer yöneticileri ise şunlar: Talip Özkan, Musa Demircan, Osman Tosun, Fatih Demir, Sefer Ayhan, İlhan Aydın, Yasin Uzun, Menderes Karahan ve Yunus Serhat Gaye. Dernek yönetimine daha ilavelerin olacağını bildiren başkan İsa Demircan, Mart 2010’da büyük çaplı bir tanıtım toplantısı yapacaklarınıda açıkladı. Yeni kurulan bu derneğe DEWA gazetesi olarak başarılar diliyoruz. UVV - Unternehmerverein Vorarlberg Adres: A-6800 Feldkirch, Grenzweg 10 Telefon: +43 (0) 5522 84110 Telefon: 0664 469 8172 • 0664 384 3970 Fax: +43 (0) 5522 36817 E-Mail: info@uv-vorarlberg.at


HABER - VORARLBERG

25 yaş altı 940 Euro 25 yaş üstü 1190 Euro 27 Mart Gidiş - 10 Nisan Dönş

Şubet 10

29

İrtibat : H. İbrahim UYAR Rauchfangkehrergasse 36 / 10 1150 Wien Tel: 0660 / 818 60 16


30

HABER - VORARLBERG

Şubet 10

Kur’an-ı Kerim Tilavet Yarışması

Kısa adı AİF olan, Avusturya İslam Federasyonu İrşad Başkanlığı tarafından her yıl düzenli olarak gerçekleştirilen Kur’an-ı Kerim Tilavet Yarışması geçtiğimiz günlerde Vorarlberg eyaletinin Lustenau şehrinde yapıldı. Jüri başkanlığını Abdullah Topçu hocaefendinin yaptığı ve büyük bir heyecan içinde geçen yarışmada Ahmet Yarar ile Bilal Güzel gruplarında birinciliği elde ettiler. Feldkirch Şubesinden Ahmet Yarar 10-13 yaş grubunda birinci olurken, yine aynı şubeden Bilal Güzel de 14-18 yaş grubunda birinci oldu.

Avusturya İslam Federasyonu İrşad Başkanı Halil Aydın yaptığı kısa konuşmada, böyle bir yarışmasının cemaati ve kendisinide heyecanlandırdığını ifade etti ve Müslümanların mutlaka Kur’an-ı Kerime göre hayatlarını düzenlemeleri gerektiğini söyledi. Ayrıca Allah’ın rızasına ancak Kur’an-ı Kerimi anlayıp, hayatımızda tatbik ettiğimiz takdirde erişilebileceğine vurgu yaptı. tYarışmada ödül olarak birincilere bir adet Laptop, ikinci gelenlerin her birine 150 € ve üçüncülere ise 100‘er € ödül verilidi. Diğer yarışmacılarada Kitap, CD ve Kalem hediye edildi.

Üniversiteliler Innsbruck’ta buluştu Geçtiğimiz günlerde ISV Tirol (Interkulturelle Studentenvereinigung Tirol) tarafından Innsbruck şehrinde bulunan Hotel Grauer Bär’de gerçekleştirilen 3. Eğitim Gecesi’ne Üniveristeli Öğrencilerin ilgisi yoğundu. ISV Tirol Başkanı Ahmet Aydudu ve AİF (Avusturya İslam Federasyonu) Gençlik Teşkilatı Başkanı Fikret Özcan beylerin selamlama konuşmaları ile başlayan programın onur konuğu Hollanda’dan geceye katılan Araştırmacı - Yazar Hasan Koç hocaefendiydi. Daha önceki iki eğitim gecesininde onur konuğu olan Hasan Koç, Bijoloji ve Genetik konulu sunumu ile üniversiteli öğrencilerin beğenisini kazandı. Koç, Kur’an-ı Kerim kaynaklı insan vücudundaki hücre yapısını izleyicilere takdim etti. Bir çocuğun ana rahminde küçük bir atom çekirdeğiyle başlayarak, dokuz ay içinde büyüyüp nasıl bir insan haline geldiğini anlattı. İnsan’ın vücut yapısı ve fonksiyonlarına değinen Hasan Koç, kanın insan vücudundaki önemine vurgu yaptı. Ayrıca insan vücudundaki hücre yapılarının, atom çekirdeklerinin vs. uzaydaki gezegen sistemi ile

benzerlik arz ettiğine dikkat çeken hocaefendi, insanoğlunun genetik bilimi ve uzay biliminde gezegen yapılarını anlayabilmesi için daha uzun yıllar çalışması gerektiğinide söyledi. Gecenin sonunda Innsbruck Üniversite hastanesinde cerrah olarak çalışan Dr. Emrah Akartuna, üniversitelilere insanın beyin yapısı ve özelliklerini içeren bir konuşma gerçekleştirdi. Dr. Akartuna ayrıca kendi öğrencilik yıllarından örnekler vererek, edinmiş olduğu tecrübeleri katılımcılar ile paylaştı. ISV Tirol’ün ikramı ile sona eren eğitim gecesinin dördüncüsünün Mart 2010’da gerçekleştirileceği bilgiside katılımcılar ile paylaşıldı. Kısaca ISV Tirol hakkında: •ISV Tirol, Avusturya İslam Federasyonu - Gençlik Teşkilatı Başkanlığı’nın Üniversiteliler Birimi’dir. •ISV Tirol, Merkezi Viyana’da bulunan ISV’nin Batı Avusturya’daki temsilcisidir. •Faaliyet alanı: Vorarlberg ve Tirol eyaletleri •ISV Tirol Başkanı: Ahmet Aydudu •İrtibat: 0043 650 51 78 951 •isv@genclik.at

Kufsteinli yatak odasında uyuşturucu (Kenevir) üretiyor Kufstein’da polisler 28 yaşında olan ve kendi yatak odasında, büyük sayıda kenevir üreten bir genci yakaladılar. 28 yaşındaki genç bundan önce, evi aşırı şekilde marihuhana koktuğu için ihbar edilmişti. Yapılan kontrolde yetkililer bu sıradışı olay ile karşılaştılar. Evin içinde bulunan çadırda tam

olarak 18 tane büyümüş kenevir bitkisi vardı. Yedi bitki de yatak odasındaki dolaba kurutulmak üzere asılmıştı. Ayriyeten oturma odasında 40 gram önceden hasat edilmiş marihuhana bulundu. Kufsteinli genç, araştırmalar tamamlandıktan sonra ihbar edilecek.


HABER - VORARLBERG

Şubet 10

31


32

Şubet 10

DİN ve HAYAT

Affetmek güzelliktir Günlük hayatın seri ritmi içerisinde ilişki kurduğumuz insanlara karşı işlediğimiz hatalar elbette oluyordur. Doğal olarak o insanların da bize karşı işlediği hatalar olacaktır. Kendi işlemiş olduğumuz yanlışlar, saygısızlıklar, kabahatler gözümüzde hep küçük kalıyorsa ve başkalarının bize karşı işlemiş oldukları hatalar gereğinden daha büyük oluyorsa, yaşam tarzımızda bir yanlışlık var demektir. Keşke her suçu miktarınca tartacak hassas bir terazimiz olsada bu yaygın yanlışa düşmesek. Bizim başkalarına karşı işlediğimiz yanlışları bir başka yazıya bırakarak bu yazımızda bize karşı işlediği hatalara olan tavrımızı inceleyelim. Böylece ele almak istediğimiz konuyada hemen girelim: Affetmek. Bu kelime haytımızın neresinde duruyor? Neresinde durmalı? Allah afüvdür, çok affedicidir İslam’ın güzel ahlak prensiplerinden birisi de “Affedicilik’tir. Affedicilik, Esma-ul Husna’dandır. Allah afüvdür, çok affedicidir. Peygamber Efendimizin (sav) Kadir Gecesi duası: “Allahım sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet.”(Tirmizi, Davet, 84; İbn Mace, Dua, 5) şeklindedir. Allah’tan en büyük dileğimiz “affedilmektir”. Allah’ın affını cezbetmenin ise yolları olmalıdır. Şurası bir gerçektir ki, hepimiz Allah’ın affına muhtacız. Başkalarını affeden Müslüman, Allah’ın affına mazhar olur. Öyleyse önce kendimiz affedici olmalı, sonra da Allah’tan af beklemeliyiz. Allah’ın affı bizim affımızı takip eden bir aftır: “Affedip bağışlasınlar. Allah’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?” [24:22] Bu erdem üstün ahlaklı insanların sıfatıdır. [42:43] Onun içindir ki Allah-u Teala, Hz. Muhammed’e affediciliği sıkı sıkı tenbihlemiştir: “(Ey Muhammed!, Sen bağışlama yolunu tut, iyiliği emret ve cahillere aldırış etme.” [7:199] Hz. Muhammed (sav) etrafında hale hale çemberlenen müminleri bu erdem ile tutmayı başarmıştır. Şayet O her hatasından ve yanlışından dolayı bir arkadaşını kovacak olsaydı, asırlar boyu örnek kalan neslin oluşması asla mümkün olmazdı. Peygamber Efendimiz (sav) kendisi de affetmek konu-

suda sürekli teşvik edici olmuştur: “Alçak gönüllü olun ki, Allah’u Teâlâ da sizi yükseltsin. Aftetmek, insanın ancak şerefini artırır. Affediniz ki, Allah da sizi aziz kılsın.” Bu güzel Hadis-i Şerif, O’nun bu konudaki pek çok güzel sözlerinden sadece bir tanesidir. Affeden kişi izzetinden bir şey kaybetmez. Tam tersine Allah ve kulları katında daha da yücelir. İşin aslına bakacak olursak zaten kulların ne hüküm verdiği de o kadar önemli değildir. Allah katında izzetli olmaktan daha büyük paye yoktur. Bazen düşmanınız sizin affetme-menizi ister. Bu suretle o aslında sizin kazanacağınız izzeti istememektedir. Affetmek elbette kolay bir iş değildir. Affederek erişilecek makamlara ulaşmak büyük sabır ister. Çünkü affetmek demek, size yapılan bir kötülüğü, bir haksızlığı görmezlikten gelmek, onu bağışlamaktır. Belki de aynı şahsa bir de iyilikte bulunmak demektir. Bu demirden leblebiyi

çiğnemek gibi bir şeyidir. Ancak bu zorluğun bir de mükafaatı var. Bunu Hz. Muhammed (sav) şu hadisi ile bize müjdeliyor: “Faziletlerin en üstünü, seninle ilişkisini keseni senin arayıp sorman, seni mahrum bırakana senin yardımda bulunman ve sana zulmedeni (haksızlık edeni) senin affetmendir.”[1] Affetmek takva sahiplerinin alametlerindendir. Allah’a karşı sorumluluklarını yerine getiren insan-

larda bu alameti gözlemleyebilirsiniz. Allah affedenleri sever. [3:133][3:134][2:237] İntikam almaya gücü yettiği halde aff yolunu seçmek çok büyük bir erdemdir. Hz. Ali (ra), “İntikam almaya gücün yetiyorsa, gücün yettiğine şükür olarak onu bağışla” sözüyle bu hakikati özetlemiş, Ömer b. Abdülaziz ise “Affın en güzeli, hasmını ezmeye muktedir iken yapılandır” buyurarak pekiştirmiştir. Bir yolculuk, alış veriş veya sohbet esnasında bir kardeşimiz bize bir aşırılıkta bulunmuş olabilir. Bu hatayı her seferinde dillendirmek bizi üzecek ve rahatsız edecektir. Belkide her anlattığımızda kinimiz, öfkemiz katlanacak ve affetmemek yolunda kendimizi kaybedeceğiz. Affettiğimizde, Allah’ın bize vereceği mükafaatı düşünerek bir an evvel bu çıkmaz sokaktan dönmeliyiz. Affetmenin sınırı var mıdır? “Her nesnenin bir hududu var” diyen şairin sözünden ilhamla, “Affın hududu nedir?” diye kendi kendimize de soruyoruz. Sizin sağ yanağınıza vurana sol yanağınızı çevirin “nasihati” İslam’ın prensiplerine asla uygun düşmez. Haddi aşmamak kaydıyla size zarar verene misliyle karşılık verebilirsiniz. Ancak affetmek her zaman daha güzeldir. Molla Câmî, “Suçluyu cezalandırmak adalet, onu bağışlamak ise erdem/fazilettir,” diyerek bu hassas çizgiyi bize netleştirmektedir. Sa’di: “Zalimleri affetmek mazlumlara zulümdür.” demiştir. Zalim, kardeşimiz dahi olsa ona destek veremeyiz. Yersiz affetmek zulmu onaylamak anlamına gelebilir. Belki zulmünden alıkoymak suretiyle ona yardımcı olmalıyız. Sürekli zulüm fiilini işleyenleri affetmek onlara yeni zulümleri için teşvik olmaz mı? Zulmün devamına yardımcı olmak zulme ortaklık etmektir. Affedildiğini anlama inceliği gösterenler, affedilmeye layıktırlar. Bu erdemin kendilerine sunulduğundan habersiz olanlar fikir nimetinden mahrum kişilerdir. “Aptalı sık sık affetmek, onu ahlâksız yapar” sözü adeta bu tip insanlar için sarfedilmiştir. Zalimi affedipte mazluma zulmetmekten uzak durmak temennileriyle. [1]Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 438 www.ıgmg.de


DIN ve HAYAT

Şubet 10

Kul kusur işler pişman olur Allah affeder: Tövbe Tövbe, Arapça “tevbe“ kelimesinden isim olarak Türkçemize bu şekli ile girmiş bir kelimedir. Kelime manası ile şu anlamları içerir: Yaptığı fenalığa pişman olma, dönme, vazgeçme, terketme, geri dönme. Dinimizdeki anlamı ise, günahtan iyi fiillere, isyandan Allah’a itaata, batıldan hakka dönme; günah ve kötü fiiller işlemekten vazgeçme; işlediği günahlardan ötürü pişman olup bir daha yapmamaya söz vermedir. Tövbe kelimesinin türemişi olan "tevvâb" kelimesi, insana nisbet edilirse, tövbe işini çok çok yapan anlamına; Yüce Allah'ın isimlerinden bir isim ve sıfatı olarak ifade edilirse, Allah'a dönen kişinin istediği bağışlanmayı kabul edip, o tövbekâr kulunu huzuruna alan ve onu affeden anlamına gelir. Bu itibarla tövbe, kul hakkında günahlardan dönmeyi, yüce Rabb'imiz hakkında da günahın sebebi olacak cezalandırmaktan vazgeçmeyi ifade eder. Yani kul Rabb'ine döner, Rabb'i de onun bu yönelişini kabul eder ve onu cezalandırmaktan vazgeçer. Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde, günah ve isyana sebep olacak bir iş işlenecek olursa arkasından hemen tövbe edilmesi emredilmiş; tövbe edenlerin tövbesinin de Allah teala tarafından kabul edileceği haber verilmiştir. Bu mealdeki ayet ve hadislerden bazıları şöyledir: “Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.”[24:31]; “Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter.”[66:8]; “Onlar fena birşey yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı anarlar, günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah'tan başka bağışlayan kim vardır. Onlar yaptıklarında bile bile direnmezler.”[3:135], “Allah'ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tevbe edenlerin tevbesidir; işte Allah bunların tevbesini kabul eder; Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.”[4:17] İşlenen hatadan hemen sonra samimi bir şekilde tövbe edilmesi bir vecibedir. Tehir edilmesi, hele hele ömrün sonuna bırakılması kesinlikle doğru değildir. Nitekim Rabbimiz Kur’an’ında “Yoksa kötülükler yapıp yapıp da nihayet ölüm kendilerine gelip çatınca, "şimdi tövbe ettim diyenler ile kâfir olarak ölenlerin tövbesi makbul değildir. İşte onlara elem verici azap hazırlamışızdır.”[4:18] Tövbeyi yapmakta acele etmek gerektiği gibi, tövbenin samimi ve hAlîs bir şekilde yapılması da gerekir. Kur’an-ı Kerim’imiz samimi yapılan tövbeyi “nasuh tövbesi” olarak yadediyor. İmam Gazali (rhm) da “nasuh tövbesinin” içinde karışıklık olmayan ve sadece Allah’a yönelerek yapılan tövbe olduğunu ifade ediyor.[1] Yani kişinin yaptığı şeyin kabahat veya günah olduğunu bilip, onu bırakıp terk ederek Allah'a dönmesi, O'nun emirlerine uyması ve yasak ettiği şeylerden kaçınması, Allah'a sığınarak O'ndan affetmesini, bağışlamasını dilemesi, yaptıklarından pişman olduğunu da belirterek yalnız O'na yalvarması “tövbe-i nasuh”u oluşturuyor. Meselâ, bir kabahati, söz gelişi içki içmeyi sırf bedenine yapmış olduğu bir zarardan dolayı veya malına yahut da şerefine zararı dokunduğu için terk yoluna gidip, Allah rızası ve Allah korkusu düşünülmeyecek olursa, bu gerçek mânâda tövbe sayılmaz. Yapılan hatadan dönüş, sadece Allah rızasını yeniden kazanmak için olmalıdır. Çünkü tövbe, yaptığı işin günah olduğunu, kusur veya kabahat olduğunu, suç işlediğini kabul etmekle başlar. İşte bu anlamda tövbe, bir ibadet olarak da sadece yüce

Rabb'imize tahsis edilmelidir. Tövbeleri sadece Allah kabul eder. Yukardaki ayette de belirtildiği gibi kabul olacak tövbenin “nasuh tövbesi” olması gerekir. Nasuh tövbesi ise bazı şartlar dâhilinde yapılan tövbedir. Âlimlerimiz biribirini tamamlayan tarifler yaparak tövbenin şu şartlarda yerine getirilmesinin uygun olacağını aksi takdirde tövbenin gerçek tövbe olamıyacağına işaret ederler. İmam Gazalî’ye göre tövbe, ilim, hâl ve fiil gibi sırasıyla birbirini gerektiren üç şeyin birleşmesinden meydana gelen değişmez ilâhî bir sünnettir. İlimden maksat, günahların ve büyük zararların, kul ile Allah'ın rahmeti arasında, Allah ile kulu birbirinden ayıran bir perde teşkil ettiğini bilmektir. İnsan kalbinde ve zihninde, bunu böylece kesin olarak kavrayınca, yüce Rabb'ini, yani sevgili Mevla'sını kaybettiği için bir elem ve acı duyar. Hele kusur ve kabahat kendi tarafında ise, bu üzüntüsü, elem ve ızdırabı daha da artacaktır. İşte Rabb'ini kaybedip O'ndan uzak kalmasına sebep olan bu kusur ve kabahatından dolayı duyduğu acı ve çektiği eleme pişmanlık veya nedamet denir. Bu acı ve elem kalbini ve gönlünü

iyice kapladığı zaman, yeni bir hâl, yeni bir durum ortaya çıkar ki, bu da şimdiki, geçmiş ve gelecek zamanla alakalı olan bir işi, bir fiili tasarlayıp kasıt ve niyet etmektir. Şimdiki zamanla alakası, yapmış olduğu kabahatı hemen terk edip bırakmaktır. Gelecek zamanla alakası, kendisini Rabb'inden ayıran bu kötülüğü veya kabahati ömrünün sonuna kadar asla yapmamaya azimli ve kararlı olmaktır. Geçmiş zamanla alakası ise, kaybettiğini, zararlarını iyilik etmekle veya kâzâ etmekle telâfi etmeye çalışmaktır. İşte ilim burada tövbenin birinci unsurudur ki, bundan da maksat imân ve yakîndir. Çünkü imân, günahların öldürücü bir zehir olduğunu akla gösterip kalp ve gönüle tasdik ettirir. Bu imânın nuru kalpde parladığı an, orada pişmanlık ateşini yakar. Kalp bu iman nuru sayesinde yüce Rabb'inden ve O'nun sevgisinden uzaklaştığını anlayınca acı duyar ve elem çeker. Şu halde ilim, pişmanlık ile şimdiki ve gelecek zamanda bu işi yapmamaya azimli olmak ve geçmişteki zararı da telâfiye çalışmak gibi birbirini takip eden üç unsurdur ki, hepsine birden tövbe denir.[2] İmam Fahreddin-i Râzî ise, "Mefatihu'l-Gayb" adlı tefsirinde, tövbe için gerekli olan şartları şöylece sıralar: 1- İşlediği günah olan işi veya kabahatı terketmek, 2- Günah olan işin veya kabahatin bir benzerine asla bir daha dönmemeye azmetmiş olmak, 3- Bütün bu şeylerin hepsini bir daha yapmaktan korkup çekinmek. İşte bunların hepsi tövbe için muhakkak gereklidir; dedikten sonra

33

sebeplerini de şöyle açıklar: 1- Kabahatı terketmek şunun için gereklidir: Zira kul günah olan o işi veya kabahatı terk etmezse, yapmaya devam ediyor demektir ki, bu durumda tövbe etmiş olmaz. 2- Pişmanlık şu bakımdan lüzumludur: Çünkü pişman olmazsa, yaptığı işe rızası, gönlü var demektir. Bir şeye râzı olmak ise, çok kere onu yapmayı gerektireceğinden yine tövbe etmiş olmaz, 3- İşlediği günahın bir benzerine dönmemeye kararlı ve azimli olmak. Bu ise, şunun için gereklidir: Yaptığı iş günahtır; günaha tekrar niyyet edip azmetmek de günahtır. 4- Korkuya gelince, bu korku insana tövbe etmeyi emreder ve tövbe ederek bu işi kesip atmaktan başka yol olmadığını hatırlatır. İşte Yüce Allah'ın, "Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (o inkârcı gibi) midir?”[39:9] buyruğunu kanaatimizce bu manada anlamak gerekir. Hz. Alî (ra) efendimiz: "Tövbe şu altı şeyle mümkün olur" der ve şunları sayar: “1- Geçmişte işlenmiş olan günahlardan pişman olmak ve yerine getirilmemiş farzları iade etmek, 2- Başkalarına haksızlık ve eziyet etmeyi bırakmak, 3- Husumet ve düşmanlığı kaldırmak, 4- Günah ve kabahatler içerisinde büyüyen nefsi, Allah'a olan itaat içerisinde küçültüp ona hiçliğini kabul ettirmek, 5- İtaatsizlik ve günah işlemenin sözde tadını çıkaran nefse, itaat edip günahlardan uzak durmanın acılığını da tattırmak, 6- Gülüşlerinden her birine bedel olmak üzere, ağlamak.” Hâl böyle olunca, şartlarına uygun olan bir tövbe, aynı zamanda Allah için yapılmış bir ibadettir. Böyle olduğu için de kabûle şâyan olması gerekir. Nasıl ki, şartlarına uygun olarak yapılan ibadetlerin kabûlü hususunda tereddüde düşmüyorsak, şartlarına uygun bir tövbenin kabûlü için de tereddüt gösterilmemesi gerekir. Öyleyse Allah'a imân etmiş kişiler, bilerek veya bilmeyerek günah işledikleri zaman hemen Allah'a yönelip tövbe etmekten çekinmemelidirler. Çünkü Cenab-ı Hak: “Hiç şüphesiz Allah hem çok tövbe edenleri, hem de çok temizlenenleri sever.”[2:222] buyururken, Allah’ın Rasulü (as): “Tövbe eden Allah'ın sevgilisidir, günahlardan tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.”[3] buyurur. Bu ayet ve hadis-i şerife göre Yüce Allah samimiyetle ve şartlarına uygun olarak yapılan tövbeleri kabul eder, kullarını bağışlar. Ayrıca, günahları bırakıp kendisine yönelenleri sever, zira günahkârlar için yüce Allah'ın rahmet, mağrifet ve kereminden başka bir sığınak yoktur. Bu bakımdan inananların tövbe etmekten korkmamaları, yaptıkları büyük veya küçük günahları için ne zaman olursa olsun, geciktirmeden hemen Rab'lerine yönelmeleri, tövbe etmeleri ve bir daha o hataya düşmemeye azmetleri gerekir. Bir müslüman bir hata işledikten sonra “ben kötü kul oldum” diyerek asla Allah’ın rahmetinden ümidini kesmemelidir. Zira Cenab-ı Hak “İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir!”[3:136] buyurarak, hatalı da olsa tövbe eden kullarını hem bağışlayacağını hem de cennetlerine koyacağını müjdeliyor. Ne mutlu tövbesi kabul olarak, bağışlananlara! [1] İhyau Ulumiddin, c. 4, shf. 5 [2] İhyau Ulumiddin, İmam Gazali, c.4, shf. 3 [3] İbn Mace www.ıgmg.dev


34

HABER - AVUSTURYA

Şubet 10

Kemal KÜÇÜK

ÖZELEŞTİRİ Taraf olan herkes neyin tarafında yada neyin taraftarı ise aynı zamanda istese de istemesede o tarafın temsilcisidir. En azından başkaları o kişiyi öyle görürler. Aslında tarafsız insan yoktur. Çünkü tarafsızlıkda bir taraftır. Kişi taraf olduğu, taraftarı olduğu şeyi nasıl temsil ederse iyi yada kötü şekilde inandığı şeye o derece katkı yada zarar verir. Önceki yazımızda İslam ve müslümanlara karşı karanlık bir düşüncenin saldırılarından bahsetmiştik. Peki bunda bizlerin yani müslümanların hiç mi payı yok. İğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batıralım. Elbette bunda bizlerin inancımızı, kültürümüzü hakkıyla temsil etmememizin önemli payı var. Aynı inancı, kültürü paylaşan insanlar olarak içimizden bazılarının yanlışları, kötü imajları hepize ortak değerlerimize ve hepimize zarar vermektedir. Eğer biz müslüman isek (ki Elhamdülillah müslümanız diyoruz) islama ve müslümanlara zarar verecek her türlü yanlıştan uzak durmamız gerekiyor ki benim şahsımda inancım ve bu inancı paylaşan insanlar zarar görmesin. Aynı inancı ve kültürü paylaşan insanlar olarak hiç birimizin İslam ve müslümanları kötü temsil etme hakkımız yoktur. Biz bize emredildiği gibi dosdoğru olmak zorundayız. Geçmişte bu değerleri temsil edenler dosdoğru oldukları için hem Allah (cc ) indinde hem de bütün insanlar önünde izzet ve itibar sahibi olmuşlardır. Hepimiz kendimizi bir özeleştiriye tabi tutalım. Ben bu inancı ve kültürü hakkıyla temsil ediyor muyum, yoksa zarar mı veriyorum? Peygamber (sav) efendimize “El emin” yani güvenilir insan diyenler Mekke'li müşriklerdir. Peki O'nun (sav) Ümmeti olduğu iddiasında olan bizler ne kadar güveniliriz? Komşumuz, iş, okul arkadaşlarımız çevremiz bizden emin mi? Bu insanlarıan yardıma ihtiyacı olupta yardım istemek için önce bizi tercih etmiyorlarsa, komşumuzu olur olmaz zamanlarda gürültü yaparak yada başka hal ve hareketlerimiz ile rahatsız ediyorsak, bulunduğumuz yerde temizliğimiz, saygımız, güler yüzümüz, tatlı dilimiz, çalışkanlığımız ve dürüstlüğümüz ile insanlar bizi örnek olarak görmüyor – göstermiyorlarsa, biz inancımızı ve kültürümüzü iyi temsil etmiyoruz ve zarar veriyoruz demektir. Bazı yanlışlarımız varki, sanki terketmemede ısrar ediyoruz. Bir örnek vecek olursak Misafirlik ve ziyaretlerin bizim inancımızda ve kültürümüzde çok önemli ve ayrı bir yeri vardır. Ama bazı kardeşlerimizin bu güzelliği yaşar ve yaşatırken çevresine sıkıntılar yaşatma yanlışı zaman zaman tekrar eder. Trafik’teki sabırsızlığımız, olur olmaz yer ve zamanda klaksiyona basmamız vs.

TAZIYE Rıdvan Camii Kadın Kolları Başkanı Ayşe Akalın hanımefendinin kayınbabası Ali Akalın Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Merhuma Allahtan Rahmet, kederli ailesine ve yakınlarına başsaglığı dileriz. VİF Jugendkomitee

Çoğumuz böylemiyiz ? Elbette hayır. Bin kişiden bir kişi bunu yaptımı yeter. Adın çıktımı doksana, inmez seksene. Hepimize zarar vermeye yetiyor. Efendim başkalarında yok mu böyle şeyler? Gürültü patırtı komşuları rahatsız etmek!? Vaaar efendim elbette var. Hem de daniskası var. Ammaaa! Hani ne demişler “Eğer evde tabağı kıran evin kızı ise kazaen oldu derler. Ama tabağı kıran evin gelini ise gözün körmü?” derler ya işte öyle birşey. Ama sen müslümansan komşu hakkınıda gözetmek zorundasın ve örnek olmak zorundasın. Model insanlar olmamız temennisi ile sağlıcakla kalın...

WHITE LADY DESIGN WHITE LADY DESIGN isimli gelinlik mağazasının Viyana şubesinin açılışı 25 Ocakta Büyükelçi Kadri Ecvet Tezcan’ında katılımı ile kutlandı. Viyana ve çevresinde yaşayan gelin adaylarının hayallerini gerçekleştirebileceği adres artık 15inci Viyana Mariahilfer Straße 169 numarada. Süleyman bey ve uzman kadrosu Türkiyede tasarlanıpta buralara getirilen gelinlikleri sizlere sunmak için bekliyorlar.

Açılışta Sayın Büyükelçimiz: ‘Türkiyede üretilip, viyanada böyle güzel bir mekanda beğeniye sunulan, değişik tarzdaki gelinlik ve abiyeler umarım sadece Türklerin değil tüm Viyanalıların hoşuna gider. Siz aynı zamanda buradaki ürünlerinizle Türkiyemizin motiflerini ve sanatınıda tanıtıyorsunuz, sizin gibi işletmecilerimiz aynı zamanda güzel yurdumuzun tanıtım ve kültür elçilerisiniz. Bu çalışmalarınızdan dolayı kutlarım’ dedi.

TAZIYE Rıdvan Camii Kadın Kolları Başkanı Ayşe Akalın hanımefendinin kayınbabası Ali Akalın Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Merhuma Allahtan Rahmet, kederli ailesine ve yakınlarına başsaglığı dileriz. VİF Kadın Kolları


HABER - AVUSTURYA

Şubet 10

35


36

Şubet 10

HABER - AVUSTURYA

Dr. Ramazan YILDIZ

BATI HAYAT TARZINA ENTEGRE OLMAK Entegrasyon, insanın içinde yaşadığı, başka medeniyetlere mensup olan toplumların hayat tarzına uyum sağlaması demektir. Avrupa ülkelerinde entegrasyon dendiği zaman daha ziyade, siyasi veya iktisadi sebeplerle Avrupa’ya göç etmiş olan Müslümanların, yani İslam Medeniyeti’ne mensup kişilerin entegrasyonu kasdedilmektedir. Müslümanların medeniyetine İslam Medeniyeti denmesinin sebebi, İslam´ın, hayatın bütün alanlarını tanzim etmesi münasebetiyledir. Fakat diğer medeniyetlerin teşekkülünde de din en müessir amildir. Çünkü milletlerin hatt u hareketlerini, örf ve adetlerini, din ve inançları şekillendirir. Avrupa’da da durum aynıdır. Yani Batılı milletlerin hayat tarzı, büyük çapta, dinleri olan Hristiyanlık inancına dayanmaktadır. Mesela: 1- İncil’de, Hz. İsa’nın havarilerine içki ikram ettiği yazılı olduğundan(Yuhanna:2/1-11) Avrupa’lı için şarap kutsaldır ve dini merasimlerde şarap içmek ibadettir. 2- İncil’de ‘ temiz olan için her şey temizdir’ ibaresi bulunduğundan (Tıtus:1/15) Avrupa’lılar, pis olduğunu bildikleri halde domuz eti yerken asla mideleri bulanmaz. 3- Pavlus, taraftarlarına, kendisi gibi evlenmemelerini tavsiye ettiği için(1.Korintliler :7/8) rahip ve rahibeler evlenmezler. Bu misalleri artırmamız mümkün. Aynen bunun gibi Müslümanların hayat tarzı da doğrudan doğruya İslam dinine göre şekillenmiştir. Bu münasebetle bir müslümanın batıdaki hayat biçimine uyması yani entegre olması mümkün değildir. Zira İslam dini ile Hristiyanlık gündüz ile gece gibi bir birine zıttır. Mesela, İslam dini tevhid (Allah Teala’nın birliği) esasına dayandığı halde Hristiyanlık dini, teslis (Baba, Oğul ve Ruh ul-Kudüs üçlüsü) inancını telkin etmektedir. İslam dini hayatın bütün alanlarını tanzim ettiği halde Hristiyanlık, dini, Allah ile kul arasında vicdani bir mesele olarak telakki etmektedir. İslam’da bir şeyi haram veya helal kılmak hakkı Allah Tealaya ait olduğu halde Hristiyanlıkta Papalık istediği şeyleri haram veya helal kılmak yetkisine sahiptir. Hemen belirtmeliyim ki Hristiyanlığın kutsal kitabı İncil tahrif edilmiş ve çelişkili sözlerle doldurulmuştur. İncilin tahrif edildiğini anlamak için Hz. İsa’nın soy ağacına bakmak kafidir. Şöyleki: Markus ve Yuhanna İncillerinde Hz İsa’nın, Allah’ın oğlu olduğu (haşa) yer almakta ve soy ağacından hiç bahsedilmemektedir. Matta ve Luka İncillerinde ise hem Allah’ın hem de Yusuf’un oğlu olduğu ifade edilmektedir. Aşağıda görüldüğü gibi Matta İncil’i ne göre Hz. İsa, Yakup oğlu Yusuf’un, Luka İncil’ine göre ise Eli oğlu Yusuf’un oğludur. İki İncil’de verilen isimler farklı farklı olduğu gibi sayıları da bir birlerine uymamaktadır. Böylesine çelişkili bilgilerin, sonsuz ilim sahibi Allah Teala’ya ait olamayacağı aşikardır. Matta ve Luka İncillerine göre Hz. İsa’nın soy ağacı şöyledir: Matta İncili: 1.İbrahim, 2.İshak, 3.Yakup, 4.Yahuda, 5.Peres, 6.Hesron, 7.Ram, 8.Aminabad,9.Nanşon,10.Salmon,11.Boaz,12.Obed,13.İşay,14. (Davut),15.Süleyman, 16.Rehavam, 17.Ağabeyya,18.Asa, 19.Yehoşafat, 20.Yoram, 21.Uziya, 22.Yotam, 23.Ahaz, 24.Hizkiya,25.Manaşe, 26.Amon, 27.Yaşiya, 28.Yekonya, 29.Şaltiye, l30.Zerubabel, 31.Ağabeyhud, 32.Elyakim, 33.Azor, 34.Sadok, 35.Ahim, 36.Elihud, 37.Elazar, 38.Matan, 39Yakup, 40.Yusuf, 41.İsa. Luka İncili: 1. İbrahim, 2. İshak, 3. Yakup, 4. Yahuda, 5 .Peres, 6. Hesron, 7. Ram, 8. Aminadab, 9 . Nanşon, 10. Salmon, 11. Boaz, 12. Obed, 13. İşay, 14.(Davut), 15. Natan, 16.Matata,17. Menna, 18. Mala, 19. Elyakim, 20. Yonam, 21. Yusuf, 22. Yahuda, 23. Şimon, 24. Levi, 25. Matat, 26. Yori, 27. Eliyezer, 28. Yeşu, 29. Er, 30. Elmadam, 31. Kosam,32. Addi, 33. Malki, 34. Neri, 35. Şaltiyel, 36. Zerubabel, 37 Reşa, 38 Yohanan, 39. Yoda, 40. Yoseh, 41. Şimi, 42. Matitya, 43. Mahat, 44. Nagay , 45. Hesli, 46. Nahum, 47. Amos, 48. Matitya, 49. Yusuf, 50. Yanay , 51. Malki, 52. Levi, 53. Matat, 54. Eli, 55. Yusuf, 56. İsa. Hristiyanlık tahrif edilmiş olduğundan insanların makul suallerine hiç bir zaman cevap verememiş ve içlerindeki manevi boşluğu dolduramamıştır. Kilise, insanları, aydınlanma sürecine kadar, çeşitli baskılarla Hristiyanlık içerisinde tutmuş ama bu gün Hiristiyanlık, Batılılar için sembolik bir hale gelmişdir. Yani, eğer Avrupalı bir dinle anılacksa o din, tarihin bir hediyesi ve hatırası olarak Hristiyanlıktır. Bu durumun tabii neticesi olarak Batı, sosyal bir buhranın içinde bulunmaktadır. Avrupalı, namus ve şeref gibi kavramları çağdışılık, müstehçen kıyafetleri, evlilik dışı bir-

liktelikleri ve İslamın asla tasvip etmediği bir çok gayr-i meşru işi çağdaşlık olarak görmektedir. Estonya’da boşanmalar evlenmelerden daha çok olmaktadır. Amerika’da yeni evlenenlerin %85i ayrılmaktadır. İskandinav ülkelerinde çocukların yarısı evlilik dışı dünyaya gelmekte ve milyonlarca kadın çocuklarını yalnız büyütmek mecburiyetinde kalmaktadır. Böylece baba şefkatinden ve disiplininden uzak yetişen gençler, ruhi bunalımlara düşüp uyuşturucu müptelası olmakta ve kriminal olaylara karışmaktadır. Şuurlu bir Müslüman böyle bir hayat tarzını kabullene bilir mi? Asla. Aslında Avrupalıların, Müslümanlardan kendilerine benzemelerini istemek yerine, onların, İslam ahlak ve faziletine dayalı hayat tarzını benimsemeleri, yani müslümanlara entegre olmaları daha akıllıca bir iş olur. Her ne kadar entegrasyon dediklerinde işe, sanki müslümanlardan, yaşadıkları ülkenin dilini çok iyi öğrenmelerini ve bilhassa genç kuşakların yüksek tahsil yapmalarını istiyorlarmış gibi bir görüntü vermeye çalışmakta iseler de gerçek niyetlerinin tamamen farklı olduğu hemen anlaşılmaktadır. Şöyleki, entegrasyon çalışmaları %90 Müslümanlara yönelik yapılmakta bütün yabancıları kapsamamaktadır. Halbuki Avrupa’da, Çin’den Meksika’ya kadar dünyanın her yerinden insanlar yaşamaktadır. Bunlar, yaşadıkları ülkenin lisanını müslümanlardan daha iyi bilmemektedirler ve asla Müslümanlardan daha çalışkan değildirler. Ancak Avrupa’lı ne yiyiyorsa onu yemekte, ne içiyorsa onu içmekte, ne yapıyorsa aynısını yapmaktadırlar. Bu münasebetle onlar çok iyi entegre olmuş kabul edilmektedirler. Müslümanların entegre olup olmadıklarını test etmek için sorulan sorular da Batılıların gerçek niyetlerini ortaya koymaktadır. O soruların bazıları şöyledir: Ebeveyniniz eğitimde dine önem veriyor mu? İnsanın İslama göre yaşaması bir vazife midir? Ailenizdeki kadınlar baş örtüsü takıyor mu? Baş örtüsü takmak zorunlu mu? Dininizin kanunları ve emirleri mi yoksa Avusturya kanunları mı sizin için daha önemli? Ailenizde paskalya yortusu kutlanıyor mu? Ebeveyniniz domuz eti yiyiyor mu? Alkollü içkiler içiyor mu? Siz domuz eti yiyiyor musunuz? Alkollü içki içiyor musunuz? Müslüman olmayan arkadaşlarla diskolara ve partilere gidiyor musunuz? Müslüman bir kadın Hristiyan bir erkekle evlenebilir mi? Eğer bir Müslüman, bu sorulara İslama uygun cevaplar verirse entegre olmamış ve entegre olmak istemeyen biri olarak, onların istediği gibi cevaplar verirse entegre olmuş bir kişi olarak kabul edilmektedir. Hatt-ı zatında bir Müslümana bu sualleri tevdi etmek en büyük terbiyesizlik ve ahlaksızlıktır. Bundan daha büyük provakasyon olamaz. Eğer entegrasyon, yaşanan ülkenin dilini öğrenmek, tahsil yapmak, dürüst ve verimli çalışmak, ülkeye hizmet etmek ve insanlara karşı kibar davranmaksa İslam ve Müslümanların böyle entegrasyona diyecekleri hiç bir şey yoktur. Yok eğer entegrasyon, İslam ahlakını terketmek ve İslami şuurdan uzaklaşmaksa İslam ve Müslümanlar böyle bir entegrasyonu ebediyen kabul etmeyeceklerdir. Öyle anlaşılıyor ki, Batılıların entegrasyondan maksatları, Müslümanca yaşamanın bıraktırılması ve Batı tipi yaşayışın benimsetilmesidir. Müslümanların bu oyuna gelmemeleri icabeder. Allah Teala bu konuda Müslümanları şöyle uyarmaktadır: „Ey iman edenler, eğer siz, ehl-i kitaptan bir fırkaya itaat ederseniz, sizi imandan sonra tekrar küfre çevirirler.“ (Al-i İmran: 100) ve „Ey iman edenler eğer kafirlere itaat ederseniz, sizi topuklarınız üzerinde hüsrana uğramış olarak (dininizden) geri çevirirler.“ (Al-i İmran:149) Kuran-ı Hakim’deki bu ve benzeri ilahi ikazlara rağmen ne yazıktır ki şuursuz bazı Müslüman yöneticiler ve idareciler, entegrasyon çalışmalarına herkesten daha çok katkı yapmaktadırlar. Maiyetlerinde bulunan insanları adeta Batıya entegre olmaya zorlamaktadırlar. Bu gafillere „Kim bir kavme benzerse o, onlardandır.” hadis-i şerifini ve aşağıdaki ayetleri hatırlatmakta fayda var: Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık. İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz; onlar ise, bütün kitaplara iman ettiğiniz hâlde, sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden ölün!” Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir. Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır. (Al-i İmran: 118-120) Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez. İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, “Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların arasında koşup durduklarını görürsün. Ama Allah, yakın bir fetih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledikleri şeye (nifaka) pişman olurlar.(Maide:51-52). Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar


HABER - AVUSTURYA mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resûlüdür ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren mü’minlerdir. Kim Allah’ı, O‘nun peygamberini ve inananları dost edinirse, bilsin ki şüphesiz Allah taraftarları galiplerin ta kendileridir. Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kâfirleri dost edinmeyin. Eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının. Siz namaza çağırdığınız vakit onu alaya alıp eğlence yerine koyuyorlar. Bu, şüphesiz onların akılları ermeyen bir toplum olmalarındandır. De ki: “Ey kitap ehli! Sadece Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilmiş olan (ilâhî kitap) lara inandığımızdan ve çoğunuzun da fasıklar olmasından ötürü bizden hoş lanmıyorsunuz.”(Maıde:54-59). Kuran-ı Hakim’in haber verdiği gibi, Müslümanlar, gayrimüslimlere karşı son derece müsamahakar oldukları halde ne hikmetse onlar, İslamdan ve Müslümanlardan hoşlanmıyorlar, hatta her fırsatta onlara dilleriyle ve elleriyle zarar vermek istiyorlar. İsviçre’deki minare referandumunun neticesi ve konu hakkında diğer Avrupa ülkelerinde yapılan kamu oyu araştırmaları, İslam ve müslüman düşmanlığının en son tescilidirler. Bu düşmanlık insanların akl-ı selim ile düşünmelerine mani olmaktadır. Bu sebebden dolayı insanlar, minareye karşı çıkış nedenlerini sayarken öyle şeyler söylüyorlar ki bunların, aklı başında bir kişiden sadır olması asla mümkün değildir. Mesela, minareyi, Avrupa’nın İslamlaşmasının sembolü olarak göstermektedirler. Halbuki, eğer dinler sadece sembollerle kuvvetlenmiş olsaydı Avrupa’da Hristiyanlığın asla zayıflamaması gerekirdi. Zira her taraf kilise ve kilise kuleleri ile dolu bulunmaktadır. Ayrıca, felaket tellalları sıkça, Avrupa kamu oyunun İslamdan korktuğunu

Televizyonlardan ve gazetelerden duyduğumuz savaş ve afet haberlerinde her zaman bölgeye ulaşan ilk yardım kuruluşu olarak dikkat çeken Avrupa’nın en büyük hayır kurumlarından birisi olan IHH’yı sizler için inceledik. Kısaca IHH’dan bahsetmek gerekirse; Ihh, 1990 yılında Bosna Savaşı ile birlikte Avrupada yaşayan türk işçilerin Bosnaya yardım etmek için bir araya gelmesi ile oluşmaya başladı ve kısa bir süre sonra kurumsallaşarak IHH (Internastionale Humanitäre Hilfsorganisation) adını aldı. IHH Hizmet Alanları Su Kuyuları Projesi : IHH dünyanın en kurak bölgelerinde su kuyuları açarak bölgede yaşayan insanlara din veya ırk ayrımı yapmadan temiz su hizmeti sağlıyor. Yetim Projesi: Savaşlar sonucu yetim kalmış çocuklar için özel yurtlar inşaa ederek bu çocukların barınma, eğitim ve beslenme ihtiyaçları IHH ve partner kuruluşları tarafından karşılanıyor. Okul Projesi: IHH Etiyopya’da 3 milyon euro maliyeti olan bir okul yaptırıyor. Sağlık Projesi : Acil sağlık ihtiyaçlarının yanı sıra Afrika’da binlerce insanın göz ameliyatları yapılması sağlanıyor. Mesela 2008 yılında 1500 den fazla insanın göz ameliyatı yapıldı. Gıda Projesi: Yoksul ülkelerde ve afet bölgelerinde düzenli olarak gıda yardımlarında bulunuyorlar. Hanımlar Kurulu

Şubet 10

37

dile getirmektedirler. Bu da İslama ve Müslümanlara hücum etmek için bulunmuş bahanelerden bir tanesidir. Bir ülkede henüz % 5 civarında olan bir unsurdan %95in korkması eşyanın tabiatına aykırıdır. Aslında bazı çevreler, Avrupa’da dinin örf ve adetten öte bir önemi kalmadığı için, Hristiyanlığın sona ermesinden korkmaktadırlar. Nitekim, İskandinav ülkelerinde Kiliselerden ayrılanların oranı %50nin üzerindedir. İstatistiklere göre 2040 tarihinde İngiltere’de Kiliselere gidenlerin oranı, yaşları 64 ün üzerinde olmak üzere %2 ye düşecektir. Siyasi ve mali varlıklarını, Hristiyanlık sayesinde sürdüren bu istismarcı İslam düşmanlarını saldırgan hale getiren fiili durum budur. Peki, bu şartlar dahilinde, burada gayrimüslimlerle barış içinde yaşamanın yolunu nasıl bulacağız? Şüphe yok ki bu yolu, İslamın toleransını, Batılılara tanıtarak, öğreterek ve aşılayarak bulacağız. Eğer Balkanlarda 500 senelik Osmanlı idaresine ve İspanya’da 700 senelik Endülüs yönetimine rağmen Hristiyan halklar oldukları gibi varlıklarını sürdürmüş iseler bunun, İslamın, ”Sizin dininiz size benim dinim bana.“ prensibi sayesinde olduğunu onlara anlatacağız. Bizim bu insanları kendi inançlarıyla, örf ve adetleriyle oldukları gibi kabul ettiğimiz gibi onların da bizi kendi inancımızla, örf ve adetlerimizle olduğumuz gibi kabul etmeleri gerektiğini onlara kavratacağız. Özetle: Avrupa’da, İslam ve Müslümanlara karşı var olan peşin fikir, öfke ve nefret mikroplarının muhakkak yok edilmesi lazımdır. Barış içinde bir arada yaşamak için Batılıların, İslam düşmanlığı hastalığından kurtulmaları şarttır. Aksi takdirde Batı insanı, bu gün entegrasyonu, yarın bir başka şeyi bahane edip Müslümanları rencide etmeye devam edecektir. Bir sonraki yazıda buluşmak temennisi ile Allaha emanet olunuz.

IHH Hanımlar Kurulu ise Avusturya’daki bütün camilerde ve sivil toplum kuruluşlarında seminerler vererek IHH’nın amacını ve projelerini anlatarak mazlum coğraflardaki insanlara yardım edilmesi için destek istiyorlar. Ayrıca evlere sadaka kutuları koyup, özellikle çocukların her gün küçük miktarlarda da olsa sadakalarını o kutulara

Avusturya IHH’nın Avusturya’daki Hedefleri Avusturya’da bütün eyaletlerde teşkilatlanıp gönüllüler oluşturarak büyümeyi hedefliyor. Avusturya’da da yaşayan mağdurlara yardım etmeyi hedefleri olarak belirleyen IHH, mağdur duruma olan ve barınma ihtiyacı olan kadınlar için sığınma evleri, aş evleri ve huzur evleri gibi projeleri hazırlıyor. Neden IHH IHH bu soruya şöyle bir cevap veriyor: “Bağış yapmak isteyen hayırseverler veya daha önce bağış yapmış olan insanlar IHH nın bürosuna gelerek burada çaylarını içerken yaptıkları bağışların ulaştığı yerleri takip edebilirler. Bu kadar şeffaf bir kurum olduğumuzu belirtiyoruz. Ayrıca doğal afet bölgelerine en hızlı ulaşan ekiplerden biriyiz. Girilmesi en zor olan bölgelere girip (mesela Gazze) hayırları ulaştırıyoruz. Bizim için önemli olan Mazlum ve yardıma ihtiyacı olan insanlara en hızlı ve en yeterli yardımı ulaştırmaktır bunuda başarabildiğimiz için mutluyuz. Bizce bu nedenle IHH yardım severlerin ilk tercihi olmalıdır. “

atarak, çocukları hayra alışt��rma ve paylaşmayı öğretmeyi amaçlıyorlar. Bunlar dışında Kermesler düzenleyerek yada düzenlenen kermese katılarak bağış topluyorlar. Tek amaçlarının dünyadaki bütün mazlumlara ulaşmak ve onların ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu belirten IHH Hanımlar kurulu, IHH’nın en dinamik kısmını oluşturuyor.

IHH’ya nasıl ulaşılabilir? Büro: Hippgasse 38/9, A-1160 Wien Tel: 01/923 36 39 Fax: 01/ 923 35 80 Web: www.ihh-au.com E-mail: office@ihh-au.com


38

DEWA - DEUSCHT

Şubet 10

Deutsch Frankreich bekommt islamisch-theologischen Studiengang

Der erste staatlich anerkannte islamisch-theologische Studiengang entsteht in Straßburg. Der neue Studiengang wird an der Universität Straßburg als ein 2-jähriges Master-Studium eingerichtet. Zugelassen sind alle Studenten mit einem Bachelor- oder vergleichbarem Abschluss. Der Studiengang besteht aus Vorlesungen zum islamischen Recht, Arabisch, Persich, Religionsgeschichte, islamische Geschichte und Religionssoziologie. Die Vorlesungen sollen hauptsächlich von Religionswissenschaftlern der bestehenden theologischen Fakultäten gehalten werden. Auf Grund der Laicite in Frankreich gibt es an den staatlichen Universitäten keine theologischen Fakultäten. Eine Ausnahme bildet der Elsass. Dort kommt das Gesetz zum Laizismus von 1905 nicht zum Einsatz. Nach dem Elsass-Lothringen Teil Frankreichs wurde, wurde das Gesetz zum Laizismus in diesem Gebiet Frankreichs nicht angenommen. Aus diesem Grund befinden sich die einzigen evangelisch- und katholisch-theologischen Fakultäten an der Straßburger Marc Bloch Uni-

versität. Selbst Studenten, die an privaten Instituten ihr theologisches Studium beginnen, absolvieren ihr letztes Jahr im Elsass, um ein staatlich anerkanntes Diplom zu erhalten. Die Universität Straßburg sieht solch ein Verfahren auf lange Sicht auch für muslimische Studenten vor. Kritik an dem neuen Studiengang kam jedoch von türkischer Seite. Seit dem letztem Jahr bietet die türkische Religionsbehörde einen theologischen Studiengang in Ankara und Istanbul an. Dabei werden Studenten, die in Europa aufgewachsen sind, an theologischen Fakultäten in der Türkei ausgebildet. Der stellvertretende Vorsitzende der türkischen Religionsbehörde, Mehmet Görmez, kritisierte, dass keine Imame an katholischen Schulen ausgebildet werden können: “Die Gemeinde würde wohl kaum hinter diesen beten." Görmez sagte, dass das Angebot an katholischen Schulen von vielen Muslimen falsch verstanden werden würde. “Eine religiöse Ausbildung an diesen Schulen wäre nicht richtig. Diese Ausbildung wäre auch nicht ausreichend”, stellte Görmez fest. (aek)

Hundeführerschein für die Kampfhunde „Kampfhund“ kennt das niederösterreichische Hundehaltegesetz nicht. Jedoch aber ist die Rede von Hunden mit „erhöhtem Gefährdungspotenzial“. In diesen Kategorien fallen Bullterrier, American Staffordshire Terrier, Staffordshire Terrier, Dogo Argentino, Rottweiler, Tosa Inu und Bandog. Auffällig gewordener – Tiere müssen ihre Sachkenntnisse in Form eines Hundeführscheins nachweisen. Außerdem wird für diese Rassen eine höhere Hundesteuer eingehoben Diese Verschärfung wurde seit dem ersten Jänner beschlossen, nach-

dem im November ein einjähriges Mädchen in Folge einer Rottweilerattacke gestorben war. In Wien könnte auch ähnliche Regelung bald gelten wenn die Bevölkerung bei der Volksbefragung von 11. bis 13. Februar für einen „verpflichtenden Hundeführschein“ für „sogenannte Kampfhunde“ stimmt. Darunter fallen Rottweiler, Pitbullterrier, Bullterrier, Staffordshire Bullterrier, American Staffordshire Terrier, Mastino Napoletano, Mastin Espanol, Fila Brasileiro, Argentinischer Mastiff, Mastiff, Bullmastiff, Tosa Inu und Dogo Argentino.


DEWA - DEUSCHT

Liebe Leserinnen und Leser! Ich freue mich in dieser Ausgabe von DEWA eure Bekanntschaft zu machen. Als Gynäkologin werde ich in Zukunft zu den Themen Schwangerschaft, Geburtshilfe und Gynäkologie Gesundheitsartikel schreiben. Die Themenauswahl wird dabei willkürlich bzw. aus aktuellem Anlass oder nach den häufigsten Fragen, die sie an meine unten angeführte E-Adresse schicken können, getroffen werden. Email: nalan.tasdoegen@hotmail.com Das heutige Thema ist die viel diskutierte Schweinegrippe, passend zur Grippesaison. Ansteckende Krankheiten lösen in der Bevölkerung verständlicherweise Ängste aus. Es besteht aber kein Grund für Hysterie und Panik! Jeder kann sich selbst schützen, es gibt die Möglichkeit der Impfung und Erkrankte können behandelt werden. Schwangerschaft und Influenza A ( = Schweinegrippe, H1N1)

Şubet 10

39

• Fiebersenkende, schmerzlindernde Medikamente, Vitamine und Grippemittel (Tamiflu) können genommen werden. • Schwangere mit Schweinegrippe können nach einem ausführlichen Beratungsgespräch in der 2. Schwangerschaftshälfte mit dem Grippemittel (Tamiflu) behandelt werden. Da Schwangere häufiger Grippe und schwere Grippenverläufe haben, empfehlen die Experten eine Behandlung mit dem Grippemittel. Jede Schwangere muss aber selbst entscheiden, ob sie diese Behandlung machen möchte oder nicht. Wer soll geimpft werden? Impfung ja oder nein? Laut WHO (= Weltgesundheitsorganisation) wird die Impfung bei Risikogruppen empfohlen. Risikogruppen sind: • Personen im Gesundheitswesen (Ärzte, Schwestern, Pfleger,…) • Menschen mit chronischen Erkrankungen (z.B. Herz-Kreislauf-Erkrankungen, Asthma, Diabetes…. ) • Schwangere

Jedes Jahr erkranken in kalten Jahreszeiten viele Menschen an der Grippe. Die Grippe wird durch Husten, Niesen, Kontakt übertragen und kann sich sehr rasch ausbreiten. Bisher versuchten sich die Menschen durch freiwillige Grippeimpfung vor Beginn der Grippesaison, gesunde Ernährung, Vitamin C, Tee und durch Kälteschutzmaßnahmen davor zu schützen.

Die Impfung erfolgt in Österreich mit dem Impfstoff Celvapan. Beim Impfstoff handelt es sich um ein inaktiviertes H1N1-Virus und wird 2 x im Abstand von 3 Wochen verabreicht. Als Nebenwirkung können Fieber, Kopfweh, Gliederschmerzen, Rötung an Einstichstelle auftreten.

Neben der gewöhnlichen Grippe trat heuer eine „neuen Grippe“ auf. Diese Grippe wird auch Grippe A, H1N1 oder Schweinegrippe genannt. In den Medien wurden wochenlang über die Schweinegrippe, Impfung und Verhaltensmaßnahmen diskutiert. Die Expertenmeinungen waren kontrovers, sodass nur Empfehlungen abgegeben werden konnten. Ärzte wurden mit Fragen zur Schweinegrippe überschüttet.

Was wird allgemein empfohlen? Für alle Menschen werden allgemeine Maßnahmen zur Vorbeugung empfohlen. Hier stehen allgemeine Hygiene, gesunde + vitaminreiche Ernährung und gesunde Lebensweise an erster Stelle.

Die Erfahrungen an den Erkrankten zeigen, dass die Schweinegrippe milde verläuft und die Sterblichkeit im Vergleich zur normalen Grippe geringer ist. Wie bei der normalen Grippe sind aber auch hier schwere Verläufe möglich. Welche Symptome treten auf? Kranke leiden an Fieber >38°C, Husten, Halsweh, Muskel/Gliederschmerzen, Schnupfen, Erbrechen und Durchfall. Wie wird die Schweinegrippe festgestellt? Der Arzt macht mit einem Wattestäbchen einen Abstrich aus Nase und Rachen. Das Ergebnis liegt in 24-48 Stunden vor. Wie wird die Schweinegrippe behandelt? • Kranke sollten zuhause bleiben, viel Flüssigkeit (Tee, Wasser) trinken und den Kontakt mit anderen Menschen vermeiden.

Allgemeine Schutzmaßnahmen sind: • Hände häufig waschen. • Kontakt der Schleimhäute im Gesicht, Händeschütteln, enge Umarmung vermeiden. • Distanz von 2 Metern zu Erkrankten halten. • Hygienisch Husten- d.h. nicht in die Hand, sondern in den Ärmel Husten. • Einmaltaschentücher, getrennte Handtücher oder Papierhandtücher verwenden. • Bei Erkrankung telefonisch Kontakt mit dem Arzt aufnehmen. • Kranke sollten sich zum Schutz der anderen Familienangehörigen in einem eigenen Raum aufhalten, der regelmäßig gelüftet werden sollte. Auch diese Grippesaison wird vorbei gehen. Mit viel Obst und Gemüse kann die Grippe abgewehrt werden. In diesem Sinne wünsche ich allen eine grippefreie Zeit. Dr. Nalan TAŞDÖĞEN


40

Şubet 10

DEWA - DEUSCHT

IHH e.V. hilft weiterhin in Haiti Seit dem 30. Januar setztdie Hilfsorganisation IHH e. V. ihre Hilfskampagnen im Erdbebengebiet Haiti fort. Die IHH e.V. werde in erster Linie 300 Familien mit Grundnahrungsmitteln wie Reis, Mais, Zucker und Salz und 6000 Liter sauberem Wasser und Kerzen versorgen, teilte Dr. Zeliha Vural von der Organisation mit. Man arbeite gemeinsam mit der Organisation „Helping Hands“, eine Organisation, die in Haiti und in der Dominikanischen Republik tätig sei. In erster Linie seien zwei Lastwagen mit Hilfsgütern in der Hauptstadt Port-au-Prince und in Umgebungsdörfern verteilt worden. Die Verteilung der Güter sei gemeinsam mit den pakistanischen Poliz-

isten erfolgt, die unter der Führung der Vereinten Nationen stehen. Die Islamische Gemeinschaft Milli Görüs unterstützt die IHH e.V. in ihren Arbeiten im Erdbebengebiet. Bereits 150 000 Tote in Haiti Berichten zufolge sind bislang 150 000 Menschen dem Erdbeben in Haiti zum Opfer gefallen. Die genau Zahl der bislang Vermissten sei jedoch ungewiss, sagte der haitanische Informationsminister, Marie-Laurence Jocelyn Lassegue. Keiner sei sich sicher, ob 200 000 oder 300 000 Tote geborgen wurden. Allein in der Hauptstadt seien es mehr als 150 000 gewesen. Der Europäischen Kommission zufolge sind infolge des Erdbebens 250 000 verletzt worden. (ab)

Israel verweigert Untersuchungskommission zum Gaza-Krieg Trotz der Forderung der UN eine unabhängige Untersuchung einzuleiten, beharrt Israel weiterhin darauf, eine eigene Untersuchungskommission zum Gaza-Krieg einzurichten. Zwei Tage vor dem Fristablauf lehnte die israelische Regierung eine unabhängige Kommission erneut ab. Der Vorwurf des Kriegsverbrechens gegen Israel bleibt nach wie vor bestehen.

bei der Befragung von israelischen Politikern und Offizieren zustimmen könne. Laut Militärstaatsanwalt Avichai Mandelblit haben die Streitkräfte bereits 140 Beschwerden von Soldaten geprüft. Es gebe Dokumente und Videos, die zahlreiche Anschuldigungen des Berichts als "Lügen" entlarvten, sagte Mandelblit in einem Interview mit der Zeitung "New York Times".

Israel will keine offizielle Untersuchung des Gaza-Kriegs vor einem Jahr anordnen. Israel habe "nicht die Absicht", eine solche Kommission einzuleiten, sagte Informationsminister Juli Edelstein im öffentlich-rechtlichen israelischen Rundfunk und wies damit eine zentrale Forderung des Untersuchungsberichts des südafrikanischen Richters Goldstone zurück. Israel werde der UNO lediglich ein Dokument vorlegen, in dem es um "spezielle Vorfälle" gehe, die Gegenstand einer internen Armee-Untersuchung gewesen seien, sagte Edelstein.

Goldstone hatte in seinem GazaBericht Israel und der Palästinenserorganisation Hamas vorgeworfen, Kriegsverbrechen während der dreiwöchigen Offensive vor einem Jahr begangen zu haben. Israel und Hamas wurden darin aufgefordert, innerhalb von drei Monaten Untersuchungen zu den Vorwürfen einzuleiten. Seit Veröffentlichung des Berichts im September hatten die Vereinten Nationen dann beide Parteien gedrängt, glaubwürdige Prüfungen der Vorfälle einzuleiten.

Unterdessen berichtete die israelische Zeitung "Haaretz", dass Israel einer Untersuchungskommission mit eingeschränkten Befugnissen

Der Goldstone-Bericht plädiert dafür, die Vorwürfe vor den internationalen Gerichtshof in Den Haag zu bringen, sollten beide Seiten keine ernsthaften Untersuchungen einleiten. (ab)

Indien bietet Pakistan die Wiederaufnahme von Gesprächen an Die Regierung Indien bietet Pakistan die Wiederaufnahme von Gesprächen an. Rund fünfzehn Monate nach den Terroranschlägen von Mumbai erfolgt diese Annährung. In Neu-Delhi ein Regierungsbeamter teilte mit, geplant seien Beratungen der beiden Außenminister über terroristische Bedrohungen und andere Fragen. Indien wird mit einer offenen und positiven Haltung in die Diskussionen gehen und alle relevanten Fragen zur Sprache bringen", sagte der Regierungsbeamte.

Ziel ist es eine Atmosphäre des Friedens und der Sicherheit" zu schaffen. Im Jahr 2004 begannen die Gespräche zur Entspannung zwischen den beiden Atomstaaten. Nach den Terroranschlägen im November 2008, bei denen rund 166 Menschen ums Leben kamen, setzte somit Indien den Dialog aus. Für den Angriff im ehemaligen Bombay hat die indische Regierung die pakistanische Untergrundgruppe Lashkar-e-Taiba verantwortlich gemacht.

Leopold Museum mangelt es an Besuchern In einer Aussendung äußert der kaufmännische Direktor des Leopold Museums, Peter Weinhäupl, dass die am Freitag bekanntgewordenen Bundesmuseen-Besucherzahlen 2009 "von einzelnen Häusern unrichtig wiedergegeben" wurden. "Viele Museumsdirektoren können anscheinend nicht damit leben, dass sie je nach Saison einen Rückgang an Besucherzahlen bekanntgeben müssen", so Weinhäupl. Im Jahr 2009 hatten die Bundesmuseen fast zehn Prozent weniger Besucher. Die erfolgreiche Van GoghSchau 2008 "wird für Jahre das Besucherhighlight in Wien gewesen sein, damit muss selbst auch Alber-

tina leben. Weinhäupl meint, dass der Rückgang der Besucherzahlen in der Albertina 2009 um mehr als ein Drittel sei. Weinhäupl meint weiter, dass "Gründe für einen Rückgang der Zahlen heraufbeschworen werden, die in keiner Ursache mit den wirklichen Zusammenhängen stehen". Aussagekräftiger als die Besucherzahl, die u.a. von der Zahl der Blockbuster-Ausstellungen und den Marketingmitteln abhänge, seien die Subventionen des Bundes je Besucher; diese war 2008 im Leopold Museum vergleichsweise gering.


DEWA - DEUSCHT

Şubet 10

Islam und Wissenschaft Die kulturellen Leistungen des Islam für Europa Kaum jemand im Westen – der doch so stolz ist auf seine wissenschaftliche und technische Revolution, wie sie sich in den letzten 500 Jahren entwickelt hat – ist sich der wichtigen Rolle bewusst, welche die islamische Kultur bzw. arabische Welt als Katalysator in der frühen Phase dieser Entwicklung spielte. Man weiß vielleicht, dass die Algebra etwas mit der arabischen Welt zu tun hat und man kennt auch aus dem Spanienurlaub oder aus den Medien die Alhambra oder einige andere berühmte Monumente aus der maurischen Zeit. Aber man stellt damit nicht unmittelbar einen Zusammenhang zur eigenen, westlichen Kultur- und Technologiegeschichte her. Allenfalls Spezialisten oder Studenten der Geschichte sind sich noch des Beitrages bewusst, den die islamische Kultur in Wissenschaft und Technik geleistet hat und können einschätzen, welche wichtige, ja überragende Rolle muslimische Wissenschaftler bereits in einer frühen Phase als Katalysator der Wissenschafts- und Technologieentwicklung Europas gespielt haben. Vor ca. 13 Jahrhunderten fand in der arabischen Welt eine Entwicklung statt, welche die besten Gelehrten und Forscher in ihr versammelte. Spitzenforschung wurde betrieben in Städten wie Bagdad, Damaskus und Kairo im Osten sowie in Cordoba, Granada und Toledo, dem damaligen Westen der arabischen Welt. Fast immer gilt den Historikern und Experten der Zeitraum vom 8. bis zum 11. Jahrhundert als Aufstiegs- und Blütephase der wirtschaftlichen, politischen und kulturellen Entwicklung der islamisch geprägten Gesellschaften Westasiens und Nordafrikas. Ein Vierteljahrtausend oder sogar noch länger waren die Gesellschaften, Staaten und Ökonomien des arabisch – islamischen Raumes dem christlichen, feudalen Westeuropa wirtschaftlich, kulturell und politisch-militärisch in jeder Hinsicht überlegen. Die Einfuhr von Papier gab einen ungeheuren Schub für den Austausch von Wissen. Im neunten Jahrhundert hatte etwa die Bücherei des Klosters von St. Gallen – die größte in Europa – 36 Bände, während die von Bagdad über 500.000 verfügte. Die kulturelle Diskrepanz zwischen der östlichen arabischen Welt und dem europäischen Westen liegt nach Auffassung vieler Experten auch zum großen Teil daran, dass die Araber Papier hatten und der Westen keines. Der Aufbau riesiger Bibliotheken setzte auch eine lebhafte Bewegung der Übersetzung und des Studiums antiker Werke und der Entwicklung neuer Kenntnisse in einem bisher nicht gekanntem Maße in Gang, muslimische Gelehrte erzielten Leistungen in nahezu jedem Feld der Wissenschaft. Dieser Wissensdurst wanderte bald auch in andere Teile des islamischen Empire, insbesondere Andalusien (al Andalus) wetteiferte bald mit Bagdad als kulturelles und wissenschaftliches Zentrum für Muslime. Der Name Al Andalus leitet sich von den „Wandalen“ ab, die lange vor den Westgoten vorübergehend auf der iberischen Halbinsel gesiedelt hatten. Die Wandalen hatten später nach Nordafrika übergesetzt und waren mit arabischen Stämmen in engen Kontakt gekommen. Sie kamen für die Araber aus „al-Andalus“, dem Wandalenland, und so nannten sie später bei ihrer Ankunft auf der Halbinsel das Land weiterhin bei diesem Namen. Heute wird noch die südliche Provinz Spaniens als Andalusien bezeichnet. Mit diesen wichtigen Informationen möchte ich nun langsam zu den wichtigsten kulturellen Leistungen des Islam für Europa kommen. Europa trat an einigen Stellten in unmittelbarem Kontakt mit islamischen Völkern. Zunächst, wie wir bereits gehört haben, in Spanien, dass seit dem frühen 8. Jahrhundert fast zur Gänze, später nur mehr in seinem südlichen Teil unter islamischer Herrschaft stand, und in Sizilien, dass mehr als zwei Jahrhunderte von den Sarazenen beherrscht wurde. Spanien galt als Heimat des feinen Lebensge-

nusses und hoher wissenschaftlicher und künstlerischer Tätigkeit. Allein die Zahl der Gebäuden und Einrichtungen Cordobas ist bis zum heutigen Tag beeindruckend. Überliefert sind folgende Zahlen: 113.000 Häuser, 80.455 Läden, 600 Moscheen, 50 Hospitäler, 300 öffentliche Bäder, 80 öffentliche Schulen, 17 höhere Lehranstalten und Hochschulen und 20 öffentliche Bibliotheken. War Cordoba am Anfang nur eine Nachahmungszivilisation dessen, was in der Hauptstadt der Abbassiden, Bagdad, vorgegeben wurde, so entwickelte es doch zunehmend ein eigenes Gewicht, zumal die Herrscher durch eine gezielte Standortwerbung viele Wissenschaftler, Studierende, Geschäftsleute und Gewerbetreibende veranlasste, aus dem Osten der arabischen Welt nach Westen überzusiedeln. Insbesondere wurde auch das griechische und römische Erbe, das im christlichen Europa vergessen oder als Teufelswerk verdammt war, gepflegt. Dabei wurden in Andalusien besonders die Naturwissenschaften in Theorie und Praxis betrieben. Einige Beispiele wissenschaftlicher und technologischer Leistungen mögen den Beitrag der damaligen arabisch-islamischen Welt für die weitere Wissenschaft und Technologie verdeutlichen: Ich möchte zunächst einige beispielhafte Namen würdigen, die man durchaus als Universalgelehrte bezeichnen kann. Ein solcher berühmter Wissenschaftler – und vielleicht der berühmteste und bedeutendste überhaupt – war „Ibn Sina“, besser bekannt in Europa als „Avicenna“. Seine Hauptleistungen lagen auf medizinischem Gebiet. Avicennas oder Ibn Sinas monumentales „Lehrbuch der Medizin“ wurde im 12. Jahrhundert ins Lateinische übersetzt und war das grundlegende medizinische Standardwerk in Europa für die nächsten fünf Jahrhunderte. Einer der ersten berühmten Wissenschaftler, der aus dem Osten nach Andalusien übersiedelte, war Abbas Ibn Firnas (gest. 888). Er kam nach Cordoba und wandte sich der Mathematik zu. Er interessierte sich für die Mechanik des Fliegens. Er konstruierte ein paar Flügel aus Holz und Federn und versuchte zu fliegen, ganz wie Leonardo da Vinci sechshundert Jahre nach ihm. Glücklicherweise überlebte er den Flugversuch. Und noch einer sei, unter den Vielen, die es eigentlich verdienen, besonders gewürdigt: „Also sprach Al-Chwarismi…“ so beginnt eines der wichtigsten mathematischen Werke der menschlichen Geistesgeschichte, betitelt „Wiederherstellung und Ausgleich“. Der arabische Mathematiker Al-Chwarismi war Entdecker und Namengeber eines der wichtigsten Zweige der Mathematik, der Algebra. Es gäbe viele Gebiete der Wissenschaft und Technik aufzuzählen, an denen arabische, muslimische Wissenschaftler großen Anteil hatten. Hier einige wichtige Beispiele: Mathematik In der Mathematik – ihr berühmtester Vertreter wurde schon erwähnt (Al-Chwarismi) – haben die Araber unter andrem auch das Rechnen mit Dezimalbrüchen erfunden. Es waren die Araber, die die indischen Zahlen (in Europa „arabische Zahlen“ genannt) nach Europa brachten. Nicht nur die Europäer, alle Kulturnationen benutzen heute die Ziffern, die die Araber gelehrt haben. Ohne sie sind kein Fahrschein, kein Preisschild, kein Telefonverzeichnis und keine Börsenberichte zu denken, ohne sie nicht das gewaltige Gebäude der mathematischen, physikalischen und astronomischen Wissenschaft, kein Überschallflugzeug, kein Raumschiff, keine Atomphysik. Die Araber selber haben nie einen Zweifel darüber gelassen, dass sie ihre Zahlschrift von den Indern übernommen haben. Bei den Arabern heißen die „arabischen“ Zahlen, „indische“ Zahlen. Astronomie Die von den Babyloniern übernommene und weiterentwickelte Astronomie war für Moslems von immenser Bedeutung, da der Gang der Sonne und des Mondes die Gebetszeiten sowie Beginn und Ende des Ramadan (Fastenmonat) bestimmte. Ebenso legten sie mit Hilfe der Ken-

41

ntnis der Astronomie die Gebetsrichtung nach Mekka fest. Von den muslimischen Astronomen hat Europa die Sexagesimalrechnung und die Sechzigerteilung des Kreises übernommen. Kreis, Ziffernblatt der Uhr, Einteilung der Stunden in Minuten und Sekunden – all das basiert auf dem Sexagesimalsystem. Medizin Zu den berühmtesten und wichtigsten Medizinern aller Zeiten gehört neben dem bereits erwähnten Ibn Sina (Avicenna) auch Ar-Rasi (lateinisiert zu „Rhases“), die zusammen mit Hypokrates und Galen die wichtigsten Säulen der abendländischen Medizin bilden. Noch heute studiert kein Österreicher, Deutscher oder Franzose Medizin, ohne in Vorlesungen mehrfach die Namen „Avicenna“ und „Rhases“ zu hören. Eine große Leistung der Araber bestand auch darin, das medizinische Studium auf eine wissenschaftliche Grundlage zu stellen und die ärztliche Ethik wieder auf eine hohe Stufe zu heben. Die einzelnen Fachrichtungen der Medizin wurden systematisch entwickelt, darunter die Chirurgie, die Augenheilkunde, Orthopädie, Schmerzbetäubung, Wundebehandlung sowie die Behandlung Geisteskranker. Hospitäler waren auf hohem Niveau. Wenn wir uns wieder Spanien anschauen, das große Krankenhaus in Cordoba hatte fließendes Wasser und Bäder sowie verschiedene Abteilungen für die entsprechenden Krankheiten, jede Abteilung geleitet von einem Spezialisten. Kunst und Architektur Es ist überwältigend, was die Mauren in Spanien allein an Kunst und Architektur hinterlassen haben. Cordobas große Moschee zählt zu den eindrucksvollsten Monumenten des maurischen Stils. Noch berühmter ist die Alhambra in Granada. Sie ist ein im Originalzustand erhaltener maurischer Königspalast im Kalifatstil. Technologische Innovationen Technologische Innovationen spielten insgesamt eine große Rolle in dem Erbe, dass die arabische Welt, überwiegend vermittelt über Andalusien, dem mittelalterlichen Europa hinterließ. Papier wurde bereits erwähnt, aber dies betrifft auch andere bedeutende Technologien: die Windmühle, neue Techniken der Metallverarbeitung, der Keramikherstellung, im Bauwesen, im Bereich der Spinnerei und Weberei. Es gäbe noch viele andere Beispiele zu erwähnen. Die Beiträge muslimischer Wissenschaftler widerlegen eindrucksvoll die These, die Muslime hätten lediglich das Wissen der Griechen bewahrt und es dem Westen später zurückgegeben. Neuere Forschungen qualifizierter Historiker ermöglichen uns, die Qualität dieser Beiträge ganz neu zu verstehen und zu bewerten. Sie belegen nämlich, dass muslimische Wissenschaftler sowohl nahezu jeden Zweig der Wissenschaft beeinflussten als auch eine entscheidende Rolle beim Aufbruch der Menschheit ins Zeitalter der Renaissance spielten. Heute jedoch leistet die muslimische Welt leider nur noch einen unverhältnismäßig kleinen Beitrag zur Weiterentwicklung der Wissenschaften, dessen Qualität obendrein oft auch noch zu wünschen übrig lässt. In Zahlen ausgedrückt bedeutet dies: 41 Länder mit vorwiegend muslimischer Bevölkerung stellen ca. 20% der Weltbevölkerung, erbringen jedoch lediglich ca. 5% des wissenschaftlichen Outputs aller Länder. Diese Tatsache lässt uns fragen: „Sind der Islam und die moderne Wissenschaft unvereinbar?“ Die Leistungen muslimischer Wissenschaftler in der Vergangenheit beweisen ganz eindeutig, dass der Islam nicht das Problem ist und dass diese Religion der wissenschaftlichen Entwicklung nicht im Wege steht. Die heutige Situation der Wissenschaft in den muslimischen Ländern ist auf andere Faktoren zurückzuführen – nicht auf ein einziges Problem, sondern auf viele unterschiedliche Probleme, die sich gegenseitig verstärken. Abdi Tasdögen


42

Şubet 10

DEWA - DEUSCHT

Schulabbrecher in Österreich Österreich hat nicht nur eine hohe Drop-out-Quote an den Universitäten, sondern auch ein Problem im Schulbereich. Die sogenannte Early School Leaving" Studie zeigt, dass fast jeder zehnte Österreicher zwischen 18 und 24 Jahren maximal einen Pflichtschulabschluss hat. Doch obwohl jährlich rund 10.000 Jugendliche das Schulsystem ohne Lehr-, Fachschuloder Maturaabschluss verlassen, gibt es in Österreich kaum Präventivmaßnahmen im Bildungssystem, dies wird uns durch Mario Steiner vom Institut für Höhere Studien erläutert. (IHS). Die hohe Arbeitslosenquote ist bei frühen Schulabgängern mit 12,4 Prozent doppelt so hoch wie bei höher gebildeten 18- bis 24-Jährigen. Für AK-Präsident Herbert Tumpel ist, dass diese frühen Schulabgänger entweder Migrationshintergrund oder ihre Eltern einen geringen Bildungsstatus haben.

Zwar ist mit 10,9 Prozent der Anteil früher Schulabgänger in Österreich im Vergleich zu den EU-15 (16,4 Prozent) relativ gering. Aber unter den Personen, deren Eltern maximal Pflichtschulabschluss haben, beträgt der Anteil der frühen Schulabgänger 18,8 Prozent. Haben die Eltern mindestens Matura, sind es nur 3,7 Prozent. Noch signifikanter sind die Zahlen bei Jugendlichen mit Migrationshintergrund: Während nur 4,3 Prozent der 18- bis 24-Jährigen, deren Eltern in Österreich geboren sind, die Schule abbrechen, scheiden 29,8 Prozent der außerhalb der EU15 Geborenen frühzeitig aus dem Schulsystem aus. Für Unterrichtsministerin Claudia Schmied sind die Hauptursachen die zu frühe Trennung der Kinder mit 10 Jahren und die mangelnde Individualisierung. Die Ministerien forderte die ÖVP neuerlich auf, den Ausbau der Neuen Mittelschule von 10 auf 20 Prozent zu ermöglichen.

Perspektive bei der Arbeit Die Kammerräte der Liste Perspektive, Mag. Ümit Vural, Mag. Abdullah Erbay und Mehmet Arslan haben gemeinsam mit Mag. Ludwig Hetzel am 07.02.2010 die Gesetzesanträge für die nächste Gesetzgebungsperiode der Arbeiterkammer Wien besprochen. Die Arbeiterkammer Wien hält zweimal jährlich eine Vollversammlung ab. Bei dieser Vollversammlung haben

10 verschiedene Arbeitnehmerorganisationen die Möglichkeit Gesetzesinitiativen zu starten. Zum jetzigen Zeitpunkt sind bereits 5 Anträge der Liste Perspektive angenommen worden und einer wird noch in der zuständigen Kommission bearbeitet. Wir hoffen, dass wir in der nächsten Ausgabe einen ausführlichen Bericht dazu bringen können.

Picasso gestohlen Der französische Industrielle hat eine Belohnung von 100.000 Euro geboten, wenn er dafür seine gestohlene Kunstsammlung zurückbekommt. Für das Geld wolle er alle 32 entwendeten Gemälde zurückhaben, darunter auch einen Picasso von 1961, sagte der Unternehmer der seinen Namen nicht äußern will.

Ohne Krawatte keine Matura "Keine Matura ohne Krawatte" hieß es für einen Schüler an einem Innsbrucker Gymnasium. Der Vorsitzende unterbrach die mündliche Prüfung, bis sich der Bursch einen Schlips besorgt hatte. Zu dem Vorfall soll es im Juni vergangenen Jahres gekommen sein. In einem Schreiben kritisieren sie jetzt die Vorgangsweise des Maturavorsitzenden. Obwohl ihr Sohn ein schwarzes Hemd, ein schwarzes Sakko und eine graue

Hose anhatte, sei ihm aufgetragen worden, er möge spätestens in 20 Minuten mit Krawatte erscheinen, ansonsten dürfe er die Prüfungen nicht fortsetzen. Für eine Krawatte zu besorgen musste der Schüler nach Hause laufen. Der Schüler sei nach der ersten Teilprüfung aufgefordert worden, sich eine Krawatte zu besorgen. Bis zur zweiten Prüfung sei etwa eine Stunde Zeit gewesen.

Der arme Kunstsammler betont, dass die Gemälde unverkäuflich sind. Die internationale Polizeibehörde Interpol habe zur Fahndung Fotos der Bilder im Internet veröffentlicht. Insgesamt wurde die Sammlung auf etwa 600.000 Euro geschätzt. Am 31. Dezember wurde der Diebstahl entdeckt worden.


DEWA - DEUSCHT

Şubet 10

43

Viyana’da halk oylaması 11.02.2010-13.02.2010 Uzun yıllardır Belediye meclisinde mutlak çoğunluğu elinde bulunduran SPÖ ve bu sayede istediği politikaları sorunsuzca hayata geçiren Belediye Başkanı Dr. Michael Häupl, yapılan anketlere göre önümüzdeki Ekim ayında yapılması planlanan belediye seçimlerinde bu çoğunluğu kaybedecek gibi duruyor. Bu aşamada seçim yatırımı olarakta yorumlanan bir halk oylaması ile hem yıllardır vatandaşların devamlı olarak tartıştığı bazı konular hakkında vatandaşın fikrini öğrenip bu doğrultuda hareket etmek, hem de böylece halka ve halkın fikirlerine önem verdiği izlenimini oluşturmak istiyor. Yapılacak bu halk oylaması ile ilgili en önemli bilgileri bu sayfalarda sizin için bir araya getirdik.

isteyenlerden bir vergi alınıp alınmaması sorusudur. London ve Stockholm gibi bazı metropollerde başarıyla uygulanan bu modelle şehrin içinden akan trafiği azaltmak, bu sayede ses ve hava kirliliğini azaltarak yaşam kalitesini yükseltmek amaçlanmaktadır. Ancak Viyana’da farklı olan bir durum var, o da akan trafikten ziyade duran ve park eden araçların problem olması ve bu konuda şehir vergisinin etkisi olmayacağı

5) Bekçi köpeği ehliyeti (Kampfhund-Führerschein) Pitbull veya Rottweiler gibi genelde bekçi veya dövüşköpeği olarak nitelenen ve çok kuvvetli çeneleri olan köpeklerin diğer köpeklerden daha tehlikeli olmaları ve ısırmaları halinde ciddi yaralanmalara sebep verebilecekleri için sahiplerinin bu sorumluluğun bilincinde olması ve köpeği daha dikkatli şekilde eğitmeleri gerekiyor. Ama ne yazık ki bu tür köpekler sık sık problem yaparak şikayet ediliyor ve genelde sahibi tarafından özellikle agresif şekilde yetiştirildiği ortaya çıkıyor.

Sorular Halk oylamasında son yıllarda sık sık farklı partiler tarafından gündeme getirilen ve SPÖ’nün tutumunun eleştirildiği 5 konuda vatandaşın fikri soruluyor. 1) Kapıcı (Hausbesorger) 2000 yılında hükümet’in çıkardığı kanun ile belediye evlerindeki kapıcılık kaldırılarak temizlik ve bakım işleri üçüncü firmalar üzerinden yapılmaya başlandı. Binadaki ev sayısına bağlı olarak bazı yerlerde masraflar düşerken, bazı yerlerde yükseldi. Böylece olayı sadece maddi boyutuna bakarak değerlendirmek mümkün olmuyor. Belediye evinde oturanların dörtte üçü kapıcının faydaları arasında direk irtibat kurulabilen birinin olması ve yakında olması sebebiyle işlerin hızlı şekilde yapıldığını öne sürerek olması yönünde görüş bildirirken, kapıcıya karşı olanların ekseriyetle bir kapıcıyla olumsuz bir tecrübe yaşadıkları ve bu yüzden profesyonel şirketleri tercih ettikleri görüldü. Eğer halk oylamasında da çoğunluk kapıcının olması gerektiği yönünde oy kullanırsa, isteyen belediye evlerinde kapıcılık mesleği, içeriği biraz daha genişletmek ve kapıcıları kapsamlı bir eğitimden geçirmek şartıyla tekrar uygulamaya sokulacak. 2) Tüm gün okulu (Ganztagsschule) Ebeveynlerin ikisinin de çalışmak zorunda olduğu ailelerde, çocukların öğle vakti okuldan çıkması genelde sıkıntılara yol açabiliyor. Okulların tüm gün, yani ikindiye kadar sürmesi hem bu problemi büyük ölçüde çözmekte, hem de Fransa, İngiltere gibi ülkelerde tecrübe edildiği üzere genel eğitim seviyesini pozitif şekilde etkilemekte. Burda amaç, okulda fazladan geçirelen süreyi derslerle doldurup ders miktarını arttırmak değil. Çocuklar, ders, spor, kültür ve sanat olmak üzere değişik aktiviteleri gün boyu değişmeli olarak uygulayarak daha rahat bir okul günü geçirmiş oluyorlar. Bunun yanında öğretmenler öğrencileriyle daha uzun ve birebir ilgilenme fırsatı bulduklarından, çocukların yetenek ve kabileyetleri doğrultusunda teşvik edilmeleri mümkün olacak. 3) Şehir Vergisi (City Maut) Yapılan halk oylamasının belkide en çok tartışılan konusu, arabayla şehrin iç semtlerine girmek

ciddi manada endişelendiriyor. Her ne kadar belediye, uygulanması halinde bilet fiyatlarının artmayacağını duyursa da, özellikle ekstra güvenlik ve temizlik personelinin masraflarını çıkartmak için yakın zamanda fiyatlara zam gelmesinin kaçınılmaz olduğu vurgulanıyor, ve bu miktarın daha faydalı şekilde toplu taşıma ağının genişletilmesi ve iyileştirilmesinde kullanılabileceği ifade ediliyor.

vurgulanıyor. Şu an için cevapsız kalan bir soru da, hangi sınırdan itibaren bu verginin alınacağı konusu. Sadece birinci Viyana ile sınırlandırılırsa, etkisiz kalacak olan uygulamanın, Gürtel’in içinde kalan semtlere uygulanması halinde Gürtel trafiğinin daha da artması ve neticede negatif sonuçlar vermesinden korkuluyor. Eğer vatandaşlar prensipte şehir vergisine olumlu oy verirlerse, şehir planlama uzmanlarıyla birlikte konu masaya yatırılarak Viyana için en uygun model bulunmaya çalışılacak. Doğal olarak bu soruda mantıktan çok duygusal tercihler ön plana çıkıyor. Araba sahipleri zaten haddinden fazla vergi yüküyle ve devamlı yükselen yakıt fiyatlarıyla soyulduklarını savunarak uygulamaya karşı çıkarken, çevreciler şehir vergisinin her halükârda alınması gerektiğini düşünüyorlar. 4) 24 saat Metro (24h U-Bahn) Özellikle gençler tarafından sürekli dile getirilen bir talep doğrultusunda, metroların hafta sonu 24 saat kesintisiz çalışıp çalışmamaları halkın oyuna sunuluyor. Teklifin kabul edilmesi halinde metrolar Cuma ve Cumartesi geceleri durmayacak. Genel itibariyle diskotek veya partilere giden gençler, bu tip mekanlardan çıktıklarında metroların kapanmış olması sebebiyle eve giderken sıkıntı yaşıyorlar. Nightline adı altında hizmet veren otobüs ağının kısıtlı olması ve uzun aralıklarla sefer yapması, gençlerin metro ile eve gidebilmeyi istemelerinin başlıca sebebi. Diskotek ve eğlence yeri işletenler de böyle bir uygulamadan faydalanacakları için bu planı desteklemekte. Öbür taraftan bu uygulamaya en başta ebeveynler karşı çıkmakta. Çünkü zaten eve geç gelmelerinden rahatsız oldukları çocukları, bu sayede daha geç saatlere kadar dışarıda kalabilecekler. Bunun yanı sıra gece güvenliğin daha düşük olması da gençleri olmasada, anne babalarını

Buna karşı önlem olması için planlanan bu ehliyetle bir yandan köpeklerin şehir içinde tutulmaya ve kalabalık ortamlara götürülmeye uygun olup olmadığı kontrol edilirken, sahiplerinin de köpek hakkında gerekli bilge ve donanıma sahip olması ve köpeğini kontrol altında tutabilmesi incelenecek. Ehliyetsiz şekilde köpeğini gezdirenlere para cezası uygulanacak. Kimler, nasıl oy kullanabilir? Avusturya vatandaşı olan ve seçim tarihinde 16. yaşını doldurmuş olan, yani 13. Şubat 1994’den önce doğanlar, sürekli oturumlarının (Hauptwohnsitz) Viyana’da olması şartıyla oy kullanabilirler. Oy kullanabileceklerin evine oy pusulası posta yoluyla en geç 1. Şubat tarihine kadar ulaştırılmış olacak. Eğer yukarıdaki şartları sağlıyorsanız, ama oy pusulası evinize gelmediyse, Magistratsabteilung’a bir kimlik ile giderek oy pusulanızı temin edebilirsiniz. Oy kullanma işlemini oy pusulası, oy kağıdı ve kimlik ile bir Magistratsabteilung veya ek olarak açılan 110 oy merkezinden birinde kullanabilirsiniz. Bütün adresleri www.wahlen.wien.at adresinden öğrenebilirsiniz. Bunun yanı sıra isterseniz oyunuzu posta yoluyla da kullanabilirisiniz. Oy pusulasını eksiksiz doldurup beraberinde gelen zarfın içine koyarak herhangi bir posta kutusuna atmanız veya bir postahane şubesine götürmeniz yeterli. Posta yolu ile oy kullanmak istiyorsanız, en geç 13 Şubat 2010 tarihine kadar posta kutusuna atmanız gerekiyor. DEWA’nın oyu Seçimlerden önce biz de ufak bir seçim yaparak DEWA çalışanlarının oyunu sorduk ve şu neticeye ulaştık: 1) EVET – Kapıcı mesleği geri gelsin 2) EVET – Tüm gün okulları uygulamaya konulsun 3) HAYIR – Şehir Vergisi uygulaması gereksiz 4) HAYIR – Metrolar 24 saat çalışmasın 5) EVET – Tehlikeli bekçi köpeği besleyenlere ehliyet şartı gelsin


44

Şubet 10

HABER - TEKNOLOJİ


HABER - TEKNOLOJİ

Şubet 10

45


46

HABER - SPOR

Şubet 10

EURO 2012 Eleme Grupları Belli oldu Polonya ve Ukrayna'nın ortaklaşa düzenleyeceği 2012 Avrupa Şampiyonası (EURO 2012) grup eleme maçlarının kuraları bugün Varşova'da çekildi. Kura çekimi sonrasında Türkiye, Almanya, Avusturya, Belçika, Kazakistan ve Azerbaycan'ın yer aldığı A Grubu'nda mücadele edecek. Kura çekimine TFF Başkanı Mahmut Özgener, Başkanvekili Lutfi Arıboğan, Milli Takımlardan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Levent Kızıl, Yönetim Kurulu Üyesi Zafer Yıldırım ile Genel Sekreter Ahmet Güvener katıldı. Kuralar sonucunda gruplar şöyle oluştu: A GRUBU: Almanya, TÜRKİYE Avusturya Belçika Kazakistan Azerbaycan B GRUBU: Rusya Slovakya İrlanda Cum. Makedonya Ermenistan Andora C GRUBU: İtalya Sırbistan Kuzey İrlanda Slovenya Estonya Faroe Adaları D GRUBU: Fransa, Romanya, Bosna Hersek, Belarus, Arnavutluk, Lüksemburg E GRUBU: Hollanda, İsveç, Finlandiya, Macaristan, Moldovya, San Marino F GRUBU : Hırvatistan, Yunanistan, İsrail, Letonya, Gürcistan, Malta G GRUBU : İngiltere, İsviçre, Bulgaristan, Galler, Karadağ H GRUBU : Portekiz, Danimarka, Norveç, Kıbrıs Rum , K. İzlanda I GRUBU : İspanya, Çek Cum., İskoçya, Litvanya, Liechtenstein 6'sı 6 takımdan, 3'ü ise 5 takımdan oluşan 9 gruplu eleme grubu maçları Eylül 2010 Kasım 2011 tarihleri arasında uluslararası maç takvimine denk gelen Cuma/Cumartesi ya da salı günleri oynanacak.

Batı Almanya'ya 7 gol atan Ay-yıldızlı ekip, buna karşılık 38 gol yedi. Doğu Almanya ile tarihinde 5 kez oynayan milliler, 3'ünü kazanıp, 1'ini kaybetti, 1 maç da berabere bitti. Doğu Almanya'ya 10 gol atan milli takım, kalesinde 5 gol gördü. (A) Milli Takım, iki ülkenin birleşmesinden sonra Almanya Milli Takımı ile 5 kez karşılaştı. 1992 yılında deplasmandaki özel maçta 1-0 yenilen Ay-yıldızlı ekip, 1998 yılında ise Avrupa Şampiyonası Eleme Grubu'nda Bursa'da Hakan Şükür'ün golüyle 1-0 galip geldi. Bu maçın Münih'teki rövanşı ise 0-0 bitti. İki ülke (A) milli futbol takımları arasındaki 8 Ekim 2005 tarihinde İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı'nda yapılan özel karşılaşmayı Türkiye, Halil Altıntop ve Nuri Şahin'in golleriyle 2-1 kazandı. Türkiye ve Almanya son olarak 25 Haziran 2008'de

Eleme maçları sonunda gruplarını birinci sırada tamamlayan takımlar ile en iyi puana sahip ikinci takım, ev sahibi ülkeler Polonya ve Ukrayna ile birlikte finallere direkt katılmaya hak kazanacak. Gruplarını ikinci sırada bitiren sekiz takım arasında 11/12 ve 15 Kasım 2011 tarihlerinde çift maçlı eliminasyon sistemine göre oynanacak maçlar sonunda finallere yükselecek son 4 takımı belirlenecek. A Milli Takımımız'ın 2012 Avrupa Şampiyonası (EURO 2012) elemelerinde A Grubu'nda mücadele edeceği Almanya, Avusturya, Belçika, Kazakistan ve Azerbaycan ile daha önce oynadığı maçların detayları şöyle; Türkiye - Almanya Türkiye A Milli Takımı ile Almanya Milli Takımları bugüne dek toplam 23 kez karşı karşıya geldi. Türk Milli Takımı, 87 yıllık tarihinde bugüne dek Batı Almanya ile 13, Doğu Almanya ile 5 kez karşılaşırken, iki ülke arasındaki sınırların kaldırılmasının ardından birleşen Almanya ile de 5 kez oynadı. Batı Almanya karşısında oynadığı 13 karşılaşmadan sadece 1'ini kazanan, 2'sinde berabere kalan milliler, 10'unda ise sahadan yenilgiyle ayrıldı.

İsviçre'nin Basel kentinde 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası yarı finalinde karşılaştı. Bu maçı Almanya, 3-2 kazanarak finale çıktı. Türkiye - Avusturya Türkiye A Milli Takımı, 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası Elemeleri (A) Grubu'ndaki rakiplerinden Avusturya ile bugüne dek 12 kez karşı karşıya gelirken, 5 galibiyet, 7 yenilgi aldı. İki ekip

Ferrari F10’un örtüsü kalktı Formula 1 takımlarından Ferrari, 2010 sezonu için tasarladığı yeni aracı F10'u basına tanıttı. Ferrari'nin merkezi Maranello'daki tanıtım töreninde, takımın yeni pilotu İspanyol Fernando Alonso ile Brezilyalı pilot Felipe Massa da hazır bulundu. Massa, geçen yıl Macaristan Grand Prix'si sıralama turunda kafasındaki

kaska yaklaşık 1 kilogram ağırlığında bir çelik yayın çarpmasıyla kaza yaptıktan sonra, bu yarış dahil 8 Grand Prix'de yarışamamıştı. Araçlarının isminde, Ferrari'nin ''F''sini ve o yılın son iki hanesini kullanan İtalyan takımı, geçen yılki aracının ismini, kuruluşunun 60. yılını kutladığı için ''F60'' koymuştu.

arasında 19 Kasım 2008'de Viyana'da yapılan son maçta Türkiye, Avusturya'yı 4-2 mağlup ederken, Ay-yıldızlılar'ın toplamda attığı 18 gole, rakibi 15 golle karşılık verdi. İki ülke (A) milli takımları arasında 6'sı Türkiye, 6'sı da Avusturya sınırları içinde yapılan 12 maçtan beraberlik çıkmadı. A Milli Takımı, 8'i resmi, 4'ü özel olmak üzere, genel toplamda galibiyet sayısı bakımından geride bulunduğu Avusturya ile yaptığı son 4 maçtan da galibiyetle ayrıldı. Türkiye - Belçika Türkiye ile Belçika milli takımları, bugüne dek tarihlerinde 9 kez karşı karşıya geldi. İki ülke (A) milli takımları arasında yapılan 5'i resmi, 4'ü özel toplam 9 maçta Türkiye 2, Belçika ise 3 galibiyet alırken, 4 maç da berabere sonuçlandı. 3'ü Türkiye, 6'sı Belçika'daki bu maçlarda Türk Milli Takımı'nın attığı toplam 13 gole, Belçika 15 golle yanıt verdi. Türkiye ile Belçika, son olarak 19. Dünya Kupası Avrupa Elemelerinde aynı grupta yer aldı. İki ülke milli takımları arasında 5. Grup'ta, 10 Eylül 2008'de Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'nda oynanan ilk maç 1-1 berabere sonuçlanmış, 10 Ekim 2009'da Brüksel'deki rövanş ise 2-0 Belçika'nın üstünlüğüyle sona ermişti. İki takım da Güney Afrika'da yapılacak Dünya Kupası'na katılma şansını yakalayamazken, grupta Türkiye 15 puanla 3, Belçika ise 10 puanla 4. sırada yer almıştı. Türkiye - Azerbaycan A Milli Futbol Takımı, Azerbaycan ile yaptığı 5 maçta 4 galibiyet, 1 beraberlik aldı. Azerbaycan'a karşı 5 maçta toplam 8 gol atan (A) milliler, kalesinde sadece 1 gol gördü. 9 Nisan 1996'da Bakü'de yapılan özel maçta Türkiye, Rahim Zafer'in golüyle 1-0 galip geldi. 11 Ekim 2000 tarihinde Bakü'de yapılan 2002 Dünya Kupası Eleme Grubu maçında Hakan Şükür'ün golü ay-yıldızlı ekibe 3 puan kazandırdı. 2 Haziran 2001'de İstanbul'da yapılan 2002 Dünya Kupası Eleme Grubu maçında Türkiye, bu kez Tayfun Korkut, Oktay Derelioğlu ve Hakan Şükür'ün golleriyle sahadan 3-0 galip ayrıldı. 12 Nisan 2006 tarihinde Bakü'deki özel karşılaşma 1-1 tamamlanırken, ay-yıldızlı ekibin golünü Hasan Kabze attı. İki ülke takımları arasındaki son maç 2 Haziran 2009'daki özel maç oldu. Kayseri'deki karşılaşmayı Türkiye, Halil Altıntop ve İbrahim Üzülmez'in golleriyle 2-0 kazandı. Türkiye-Kazakistan Türkiye ile Kazakistan milli takımları tarihlerinde sadece 2 maçta karşı karşıya geldi. (A) Milliler, 2006 Dünya Şampiyonası Avrupa Elemeleri 2. Grup'ta iki ekip arasında 9 Ekim 2004'te Kadıköy'de yapılan maçı 4-0, 8 Haziran 2005'te Almatı'da yapılan maçı da 6-0 gibi farklı skorlarla kazanmayı bildi.


HABER - SPOR

Şubet 10

47



Dewa Gazetesi