Page 1

Aylık Gazete Monatliche Zeitung Kasım 2009 Sayı / Ausgabe: 15 Tanıtım Sayısı Gratisexemplar

Gribin etkisi artıyor

Hac İbadeti Hac, “kasıt, yöneliş ve yürüyüş” anlamına gelen bir kelimedir. Dinimizde ise, belli bir zaman diliminde, Mikat mahallinde başlayıp Medine ziyareti veya vedâ tavâfı ile son bulan ziyaretler, fiil ve terklerden oluşan... Sayfa 35

Ayrımcılığın en yüksek olduğu ülkeler Eurobarometre’nin üye ve aday ülkelerde yaptığı ayrımcılık anketine göre Avrupalıların yüzde 61’i ve Türklerin yüzde 48’i, ülkelerinde etnik ayrımcılığın yaygın olduğunu düşünüyor

Ciddi değişimler yaşanıyor... İnsanlar, hayvanlar, çevremiz, ülke yönetimleri, sağlık sistemi, bölgesel ve kıtalar arası örgütler, etnik ayrışmalar ve güç dengeleri bu değişimden etkileniyor...

Etkilenmeyen canlı cansız kimse kalmayacak gibi görünen bu süreçte aynı zamanda her konuda ciddi bir kafa karışıklığı da yaşanıyor... Ölesiye, öldüresiye amansız bir kriz ve kafa

karışıklığı bu... Açıklayayım da kafalarımız berraklaşsın... Aynı zamanda kendimizi de sınayabilelim.

Austria-Linz

Göçmen gençlere ayrımcılık

Her iki Avrupalıdan biri göçmenlere karşı önyargılı

ALIF - Müslümanlara kapsamlı bir şekilde dinî, sosyal ve kültürel hizmetler veren islamî bir cemaattir.

Avusturya İçişleri Bakanı Maria Fekter, göçmen gençlerin iş bulamaması halinde aile yardımının kesilmesini isterken, Avusturya’nın Geleceği İçin Birlik Partisi (BZÖ) Genel Sekreteri, “Çalışmayanı sınırdışı edelim” dedi.

Bielefeld Üniversitesi’ne bağlı Çatışma ve Şiddet Araştırmaları Enstitüsü’nün yapmış olduğu “Avrupa’da farklı gruplara yönelik insan düşmanlığı konulu” araştırma Avrupa’nın...

Sayfa 8

Islamische Föderation Prof. Dr. Arif Ersoy

ile Röportaj Sayfa 10

Köşem

2

Editör Gündeme dair...

8

Sayfa 4

Sayfa 3

Sayfa 26

Mustafa Mullaoğlu Hayatımız Virüs Dünyamız Grip

13

Dr.Ramazan Yıldız Olaylara Müslümanca bakmak

16

Dr. Fuat Sanaç Tarih Bilinci

32

Murat Solamazgül Birazda Hikmet...

Kurban Bayramınız mübarek olsun! Kurban Bayramınız mübarek olsun!

Kurban Bayramınız mübarek olsun!

Kurban Bayramınız mübarek olsun! Kurban Bayramınız mübarek olsun! Kurban Bayramınız mübarek olsun!

Kurban Bayramınız mübarek olsun!


2

HABER - AVUSTURYA

Kasım 09

Editör

DEWA Gazetesi

Gündeme Dair Konular ve Dewa daki Yenilikler

Avusturyalıların bilinç altına Irkçılığı yerleştirmeye çalışan malum siyasetçiler...

Merhabalar kıymetli okuyucularımız normalde bu köşeden sizlere seslenen Gazetemizin Baş yazarı Sayin M.Turhan Hocamız Hacda olması nedeniyle sizlere editör olarak bizler sesleneceğiz.

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi bir de SPÖ ve ÖVP den talihsiz açıklamalar gelmesi Müslümanlar olarak bizleri yeterince üzmüş bulunmaktadır.

Öncelikle Gazetemiz adına Mübarek Kurban Bayramınızı tebrik eder, İslam Alemine hayırlar getirmesini niyaz ederiz. Değerli Dewa Okuyuculari ; Viyana gibi Tarih kokan bir şehirde, ve O'nu başkent kabul eden bir Avusturyada yaşıyoruz. Sizlerinde gazetemiz ve sitemizden takip ettiği gibi son yaşanan gelişmeler, Avusturya'da yaşayan insanlarımızı zor durumlara itecek hamleler olarak yer alıyor. Yapilan düzenlemeler, kanun tasarıları , iyileştirmeler vs. bir coğu yabancıları ve de daha çok müslümanlar için alınmış önlemler olarak göze batıyor. Bir yandan yasalaştırılan yeni Yabancılar Yasası , diğer taraftan Avusturyada büyük bir potansiyele sahip olan yabancı üniversite öğrencileri üzerinde yapılan hesaplar.Bir diğer tarafta ise her firsatta Müslümanları diline dolayan ve problem oluşturmak için

Tüm dünyada yankı bulan ve direnişlerine devam eden Üniversite işgalleri var Avusturya gündeminde. Her dönem yeniden düzenlenen sistemler, derslere ve bölümlere getirilen sınırlamalar bitmek bilmiyor. Öğrenci harclarını tekrar yükseltme düsüncesinde olan Bilim bakanına karşı haklı olarak protesto yapılırken, Viyana'da binlerce kişi bu protestolara katılarak Avusturya Hükümeti ve Bilim Bakanlığını protesto etti. Protestolar hala devam ediyor. Sokaklarda yapılan protestoların yanı sıra birde üniversitelerde yapılan protestolar var ki artık üniversiteler, üniversite olmaktan çıkmış ders ve sınavlar yapılamaz halde. Bu iki gündemde görülüyor ki Hükümetin Özgürlükler ve İnsan hakları politikasında eksiklikleri var. Dünyayı kasıp kavuran ve her geçen gün etkisini artırarak hissettiren bir de virüs var başımıza bela olan. Evet, Domuz Gri-

Gündeme Dair Konular ve Dewa daki Yenilikler bi can almaya devam ediyor. Kimileri ilaç firmalarını, kimileri bazı devletleri suçlarken insanlar yaşanan bu felaketlerden ders alması gerektiğini hala düşünmüyor nedense… Dewanın Derdi… Dewa Gazetesi olarak yapmış olduğumuz bir takım yeniliklerden bahsedelim isterseniz birazda. Yeni döneme yeni bir ekiple giren gazetemiz, artık yeni bürosunda hizmet vermektedir. Gazetemizin daha geniş kitlelere hitap edebilmesi ve her yönüyle daha kaliteli bir gazete çıkartmak amacıyla yeni büromuzda rahat bir ortamda çalışıyoruz artık. Son yapılan değişikliklerle birlikte gazeteniz artık 32 Sayfa tamamı renkli değil, 48 Sayfa tamamı renkli olarak sizlere hizmet edecektir. İçerik olarak daha da zenginleştirilip ve de en önemlisi; Dewa artık tüm Avusturya'nın Dewa'sı olacak. Daha önce Viyana ve Aşağı Avusturya da dağıtılan gazetemiz artık, Avusturya'nın Salzburg, Yukarı Avusturya, Tirol ve Vorarlberg Eyaletlerinde de dağıtılacak. Ve artık gazetemiz oralarda oluşan yerel gündemede yer verecek. Yeniliklerin Tükenmediği Gazetemizde Gazeteden bağımsız olarak bir de Reklam Dergimiz çıktı. İlk sayısını Ekim ayında

çıkarmış oldugumuz reklam dergisi, Gazetemizin ulaştığı her noktaya ulaşıyor. Okurlarımıza piyasadaki en uygun indimleri ulaştırmak için gayret ediyor, reklam sektörünü yeni bir trende sokuyoruz. Evet Gazetecilik adına doğru olan ne varsa, yapmaya çalıştığımız Dewa Gazetesi, sizlerinde desteğiyle, gücüne güc katarak yoluna devam ediyor. Gücünü Hakk'tan ve Halk'tan alan Gazeteniz Dewa ile Dertlenir ve Derdinize Dewa bulursunuz. Gazeteniz Dewa şahsi amaçlar ve hedefler için değil Halka hizmeti Hakk'a hizmet olarak şiar edinerek çıkartılmaktadır. Sabah erken kalkıp, erken davranan herkesin Gazete çıkarıp sadece ve sadece kağıt israf etmekten öteye geçmeyen yayınların bolca bulunduğu Avusturya'da, Dewa Gazetesi farkını şuan yaşıyor olmanız sizler ve bizler adına sevindirici unsurdur. Zira en iyiye ve kaliteliye layık olduğunuzun farkındasınız. Acısıyla tatlısıyla bir ayı daha geride bıraktık. Umarım bu sayımızda sizlere daha çok hitap eden haberler ve yazılarla karşnıza çıkmışızdır. Tekrar, Kurban Bayramınızı en içten dileklerimizle kutlarız. Bir sonraki sayımızda görüşmek dileğiyle... Haberiniz Dewa'nız olsun. Muhammet B.

Bayramınız Mübarek olsun


HABER - AVUSTURYA

BM Güvenlik Konseyinden Avusturyaya mektup

İsrail Büyükelçisi Şalev, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ile BM Güvenlik Konseyi'nin dönem başkanı Avusturya'ya birer mektup yazarak İran'dan Hizbullah örgütüne gittiği ileri sürülen silah yüklü gemiyi şikalet etti

Güvenlik Konseyi'nin dönem başkanı Avusturya'ya birer mektup yazarak ''konunun son derece ciddi olduğunu, barış ve güvenliği tehdit ettiğini, Güvenlik Konseyi tarafından ele alınması gerektiğini'' savundu.

İsrail'in BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Gabriela Şalev, İsrail donanması tarafından Akdeniz'de el konulduktan sonra, içinde İran'dan Hizbullah örgütüne gittiği ileri sürülen yüzlerce tonluk silah ve mühimmat ele geçirilen gemiyle ilgili olarak BM'ye başvuruda bulundu.

Mektubunda, el konulan gemide bulunan silahların sivil kargo olarak gösterildiğini, İran'dan gönderildiğini ve bu durumun uluslararası yasal sorumlulukların ihlali anlamına geldiğini ifade eden Şalev, İsrail'in Güvenlik Konseyi'nden bir an önce konuyu ele almasını ve durumu soruşturmasını istediğini de kaydetti.

İsrail Büyükelçisi Şalev, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ile BM

Avusturya İçişleri Bakanı Maria Fekter, göçmen gençlerin iş bulamaması halinde aile yardımının kesilmesini isterken, Avusturya’nın Geleceği İçin Birlik Partisi (BZÖ) Genel Sekreteri, “Çalışmayanı sınırdışı edelim” dedi. Avusturya’da yabancılara karşı hava sertleşmeye başladı. İçişleri Bakanı Maria Fekter, okula gitmeyen veya bir meslek eğitimi yapmayan göçmen gençlere 19 yaşına kadar ödenen “aile ek yardımının” kaldırılmasını talep ederken, BZÖ Genel Sekreteri Stefan Petzner, uyum sağlamayan yabancıların sınırdışı edilmesini istedi.

Avusturya haber ajansı kaynaklı haberde, bu uygulamadan özellikle genç göçmenlerin etkileneceğini belirten Bakan Fekter, “Avusturya Sosyal Demokrat Partisi’nin (SPÖ) Sosyal İşler Bakanı Rudolf Hundstorfer’in de buna destek vermesi beni sevindirdi” diye konuştu. Yeşiller, bu yeni zorluklara karşı çıkarken, Avusturya Özgürlükçüler Partisi (FPÖ) ise, bu öneriyi destekleyerek, önlemlerin yetersiz olduğunu savundu. İşsiz yabancıların vatanlarına geri gönderilmesini talep eden FPÖ, “Zaten bu aile ek yardımı, sadece Avusturyalılara ödenmeli” görüşünü dile getirdi. Avusturya’nın Geleceği İçin Birlik Partisi (BZÖ) Genel Sekreteri Stefan Petzner ise SPÖ ile ÖVP’nin uzun yıllar herhangi bir uyum

Avusturya Federal Demiryolları (ÖBB), trenlerde alkol tüketimini yasaklamayı planlıyor. ÖBB sözcüsü Alfred Ruhaltiger, bir pilot proje olarak öncelikle Tirol ve Vorarlberg eyaletlerindeki trenlere bu yasağı getireceklerini duyurdu. Trenlerdeki sarhoşlar hakkında yolculardan çok şikâyet aldıklarını ifade eden Ruhaltiger, yasağın kısa mesafeli trenleri kapsayacağını belirtti. Ruhaltiger, alkol yasağının ak-

şamları ve büyük etkinlikler organize edileceği dönemlerde de bütün trenlerde uygulanabileceğini de kaydetti. Yasağa uymayanlara yönelik nasıl bir cezai işlem yapılacağı konusunda bilgi vermeyen Ruhaltiger, ÖBB'nin konuyla ilgili önümüzdeki günlerde daha detaylı bir açıklama yapacağını söyledi. Öte yandan, özel olan Metronom demiryolu şirketi, 15 Ekim'den itibaren Almanya'nın Aşağı Saksonya Eyaleti'ndeki bütün trenlerinde alkolü yasaklıyor.

3

Avusturya İçişleri Bakanı’ndan göçmen gençlere ayrımcılık

Avusturya Halk Partisi (ÖVP) mensubu Fekter, bu yolla yabancıların daha iyi uyum sağlayacağını savunurken, “130 Euro olan aile ek yardımı böylece gençler için bir teşvik olacak” dedi.

Alkol tüketimi yasaklanıyor

Kasım 09

mecburiyeti olmadan ülkeye birçok yabancıyı soktuğunu söyleyerek “Uyum sağlamak istemeyen yabancılar, sınırdışı edilmeli. Uyum sağlayan, çalışan ve vergisini ödeyenler ise kalabilir. Diğerlerine yer yok” dedi. Petzner aynı zamanda, bundan böyle Avusturya’ya gelecek göçmenleri, Avusturya’nın kendisinin seçmesi gerektiğini savundu. Ayrımcılık ve keyfi uygulamalar yapılıyor Öte yandan yapılan bağımsız bir araştırma, göçmenlerin ayrımcılığa ve keyfi uygulamalara maruz kaldığını ortaya koydu. Avusturya’da kamu dairelerini denetleyen ve haksızlığa uğradığını savunan herkesin başvuru mercii olan “Halk Savcılığı” kurumu, çok sayıda göçmenin haklarından haberdar olduğu için artık şikayetlerde bulunduğunu bildirdi. “Eğer biri, Avusturya yasalarına göre mevcut haklarını biliyorsa, o zaman zaten uyum sağlamış demektir” denilen araştırmaya göre, çok sayıda göçmen keyfi uygulamalara ve ayrımcılığa maruz kalıyor. Kurum yöneticisi Peter Kostelka, özellikle göçmenlere dönük sosyal ödeneklerde hukuki zemini olmayan sınırlamalar belirlendiğini söyledi. Kostelka, ayrımcı uygulamanın sadece göçmen aileleri değil, soyismi kulağa yabancı gelenleri de kapsadığını belirtti. Kurumun, bundan böyle göçmenlerin sorunları ile daha yakından ilgileneceği ve bunun içinde kurumun verdiği hizmetlerin birkaç dilde verilmesinin kararlaştırıldığı öğrenildi.

Tezcan, Viyana Büyükelçiliği görevine başladı Türkiye'nin Viyana Büyükelçiliğine atanan Kadri Ecvet Tezcan, güven mektubunu Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer'e sunarak görevine resmen başladı. Cumhurbaşkanı Fischer tarafından tarihi Hofburg sarayının Maria Theresia salonunda kabul edilen Büyükelçi Tezcan, güven mektubunu sunmasının ardından askeri törenle uğurlandı.

Dışişleri Bakanlığının son kararnamesiyle Viyana'ya atanan Büyükelçi Tezcan diplomatlık kariyerine 1973 yılında Konsolosluk İşleri Müdürlüğünde meslek memuru olarak başladı. Dışişleri Bakanlığının bu yılki son kararnamesiyle Viyana'ya atanan Büyükelçi Kadri Ecvet Tezcan, 1949 yılında İstanbul'da doğdu. İngilizce ve Fransızca bilen Büyükelçi Tezcan evli ve iki çocuk sahibi.


4

HABER - AVRUPA

Kasım 09

Her iki Avrupalıdan biri göçmenlere karşı önyargılı

Danimarka göçmen istemiyor

Danimarka hükümeti bir yandan yabancıların ülkeye girişlerini daha da zorlaştırma konusunda anlaşırken, bir yandan da batı ülkelerinden olmayan göçmenleri ülkelerine dönmeye teşvik amacıyla 100 bin kron ödeme kararı aldı. Bielefeld Üniversitesi’ne bağlı Çatışma ve Şiddet Araştırmaları Enstitüsü’nün yapmış olduğu “Avrupa’da farklı gruplara yönelik insan düşmanlığı konulu” araştırma Avrupa’nın birçok ülkesinde göçmenlere karşı önyargıların çoğaldığını ortaya koydu. Araştırma sonucunda genel olarak göçmenlere karşı önyargıların yaygın olduğunu, bunun yanında Müslümanlara, daha sonra Yahudilere, kadınlara ve e şcinsellere karşı önyargıların mevcut olduğu sonucu ortaya çıktı. Araştırma çerçevesinde İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, Portekiz, Polonya ve Macaristan olmak üzere sekiz AB ülkesinin her birinde 1000 kişiyle anket yapıldı. Ankete katılanlar Avrupalıların yüzde 50,4’ü “ülkelerinde çok fazla göçmen olduğu düşüncesinde” olduklarını belirtirken, yüzde 54,4’ü İslam’ı bir hoşgörüsüzlük dini olarak değerlendirdiler. İnsan düşmanlığına varan bu olumsuz önyargıların özellikle doğu Avrupa ülkelerinde yaygınlaştığı görülürken, Hollanda’da diğer ülkelere nazaran düşük olduğu sonucuna varıldı. Almanya ise bu kategorileştirmede orta sıralarda yer aldı. Araştırma sonuçları Yahudi düşmanlığının en çok özellikle Polonya ve Macaristan’da yaygın olduğunu gösterdi. Hollanda’da ankete katılanların çoğunluğu göçmenlerin yoğun olduğu semtlerde oturmak istemediklerini belirtti. Polonya’da yüzde 27,1’lik bir kesim ülkelerinde çok fazla göçmen ol-

duğunu belirtirken, İtalya’da ise bu oranın yüzde 62,4 olduğu görüldü. Araştırma verilerine göre İslam düşmanlığının tüm ülkelerde hemen hemen aynı seviyede olduğu görülüyor. Ankete katılan Avrupalıların yüzde 55’i İslam’ı bir hoşgörüsüzlük dini olarak değerlendirirken yüzde 31’lik bir kesim Müslümanların terörizmi kahramanlık olarak gördüğünü düşünüyor. Ayrıca sonuçlar insanların ırkçılık eğimlinde olduğunu gösteriyor, zira ankete katılanların üçte biri “siyah ve beyaz insanlar arasında doğal bir hiyerarşinin olduğuna” inanıyor.

Danimarka’da yapılan 2010 yılı bütçe görüşmeleri sırasında ele alınan teklif üzerinde, Danimarka Halk Partisi’nin (DPP) hükümete destek vermesiyle uzlaşma sağlandı. DPP Genel Sekreter Yardımcısı Peter Skaarup, AFP’ye yaptığı açıklamada, Danimarka toplumuna adapte olmakta zorluk çeken, Batı ülkeleri dışından gelmiş göçmenlerin ülkelerine geri dönmeleri için teşvik edildiğini, paranın, oturma izinlerini teslim ederek bir daha geri dönmemek üzere giden göçmenlere ödeneceğini söyledi.

Araştırmanın yöneticisi Andreas Zick bu tür düşüncelerin oluşmasında en önemli nedenin eğitim eksikliği olduğunu belirtirken, bu eksikliğe karşı, ancak daha iyi donanımlı eğitim kurumları ve öğretim elemanları için gelişim imkanlarıyla mücadele edilebileceğini vurguladı. Zick, bu tür önyargıların aşılabilmesi için “öteki” insan gruplarıyla kontak içerisine girmenin önemine işaret ederken, politikacıları bu yönde daha fazla çalışma yapmaya ve teşviklerde bulunmaya çağırdı.

Karar ayrıca, göçmenlerin geri dönmeleri için motive edilmelerine yardımcı olmak amacıyla entegrasyondan sorumlu kent konseylerine ek bütçe ayrılmasını öngörüyor. Danimarka, kesin dönüş yapacak göçmenlere para verilmesi uygulamasına 1997 yılında başlamıştı. Sağcı koalisyon hükümeti böylece, 1997’den beri göçmenlere ödenen 2200 dolarlık (yaklaşık 11000 kron) teşvik parasını, 20 bin doların üzerine yükseltmiş oldu.

Bielefeld Üniversitesi’ne bağlı Çatışma ve Şiddet Araştırmaları Enstitüsü’nün yapmış olduğu araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Yeşiller Başkanı Cem Özdemir durumun vahim olduğunu dile getirdi ve “kimse doğuştan demokrat olmadığı için, eğitim kurumlarında demokrasi eğitimine daha fazla önem verilmeli” dedi.

1997 yılından bu yana 2524 göçmenin gönüllü olarak ülkesine geri döndüğü belirtiliyor. Danimarka’nın 5,5 milyonluk nüfusunun yüzde 7,3’ünü göçmenler oluşturuyor. İnsan hakları kuruluşları ve Danimarkalı sol muhalefet, Eylül ayında iltica hakkı isteyen 22 Iraklı’nın geri çevrilmesinden sonra, hükümetin göçmen politikasını eleştiriyor.

Ülkeye girişler zorlaşacak Danimarka’da hükümet ve hükümeti dışarıdan destekleyen Danimarka Halk Partisi, yabancıların ülkeye girişlerini daha da zorlaştırma konusunda da anlaştı. Anlaşmaya göre, bundan böyle aile birleşiminden yararlanmak isteyen kişiler Danimarka vatandaşı olsalar bile, dosyaları ekstra kontrolden geçirilecek. Avrupa Adalet Divanı kararlarına göre, Danimarka vatandaşı olan kişiler bir başka AB ülkesinde bir gün bile çalışmış yada ikamet etmiş olmaları durumunda eşlerini Danimarka’ya getirme hakkından yararlanabiliyorlardı. Yeni anlaşmayla bundan böyle en az her iki kişiden birinin dosyası sıkı bir şekilde takip edilerek, aile birleşiminde sahtekarlık yapılıp yapılmadığı incelenecek. Anlaşmaya göre, yabancıların aile birleşiminden yararlanmak için yaptıkları müracaatları incelemek için görevlendirilecek personel için 12,7 milyon kron ödenek ayrıldı. Danimarka Halk Partisi Yabancılar Sözcüsü Peter Skaarup, “AB yasalarını değiştirme şansı bulamadığımız için ülkemize yabancı akınını daha iyi kontrol etmek için başka çareler bulduk. Örneğin aile birleşiminden yaralanmak isteyenlerin dosyaları bundan böyle daha iyi incelenecek” dedi. Uyum Bakanı Beirthe Rönn Hornbeck de, Danimarka Halk Partisi ile anlaşmalarının nedenini “Hükümetimiz, AB yasaları ve Avrupa Adalet Divanı kararlarının kötüye kullanılmasına izin vermeyecektir. Bu nedenle Danimarka Halk Partisi’yle bir anlaşma yaptık” şeklinde açıkladı.

Başörtülü avukat duruşmadan çıkarıldı

İspanya'da Ulusal Mahkeme Hakimi Javier Gomez Bermudez'in başörtülü olduğu için mahkeme salonundan çıkarttığı kadın avukat Zoubida Barik Edidi, hakimler ve savcılar yüksek kuruluna başvurdu.29 Ekimde avukat cübbesiyle mahkeme salonunda bulunan Fas asıllı İspanyol vatandaşı avukat Edidi, hakim Bermudez'in kararıyla, başörtülü olduğu gerekçesiyle salondan çıkarıldı.

Fas'taki V. Muhammed Üniversitesi'nden mezun olan 39 yaşındaki Edidi, 1994 yılından beri yaşadığı İspanya'da geçen şubat ayından itibaren Madrid Barosuna kayıtlı olarak görev yaptığını ve şimdiye kadar girdiği davalarda türbanlı olmasından dolayı hiçbir sorun yaşamadığını söyledi. Başörtüsünden dolayı ilk defa 29 Ekimde sorun yaşayan Edidi, İspanya'daki hakimler

ve savcılar yüksek kuruluna (CGPJ) mektup göndererek, kendisini mahkeme salonundan atan hakim Bermudez'i, "görevini kötüye kullanma ve ayrımcılıkla" suçladı. İspanya'daki mevcut yasaya göre avukatların mahkeme salonuna "cübbeleriyle ve onun saygınlığına uygun bir giysiyle" girmeleri gerekirken, başörtüsüyle ilgili herhangi bir yasak bulunmuyor.

İspanyol basınında yer alan yorumlarda, hakim Bermudez'in geçen ekim ayındaki bir davada çarşaflı olduğu için Müslüman kadın bir şahidin yüzünü açmasına zorunluluk getirdiği hatırlatılarak, çarşaf için yapılan uygulamanın doğru olduğu, ancak türbanda sadece saçın kapatılmasından dolayı avukat Edidi olayının farklı olduğu savunuldu.


HABER - AVRUPA

Kasım 09

5

Dikkat: Domuz Gribinin etkisi artıyor Tehlike Etkisini Artırmaya Devam Ediyor Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Avrupa'da domuz gribi salgınını yakından takip eden kurumların yetkilileri, Türkiye'nin ve Avusturyanın da içinde bulunduğu bölgede salgının daha da hızlanacağı uyarısını dile getirdi, özellikle çocuklar, gençler ve diğer risk grubundakilerin aşılanmalarının önemine işaret etti.

İngiltere'de bu hastalıktan hastaneye daha çok çocuklar, gençler ve genç erişkinlerin yattığını anlatan Van Tam, bu hastaların yüzde 13'ünün de yoğun bakım veya solunum cihazı desteğine ihtiyaç duyduğunu

inceledik. Ciddi riskle yüz yüze olan sağlık çalışanları, kronik hastalığı bulunanlar, hamileler, genç yetişkinler ve çocuklar mutlaka aşılanmalı'' diye konuştu.

Sağlık Bakanlığı yetkilileri ile Türkiye'de domuz gribi salgınına karşı yürütülen çalışmalar konusunda istişarelerde bulunan DSÖ ve Avrupa Hastalık Koruma ve Kontrol Merkezi (European Centre for Disease Prevention and Control)(ECDC) yetkilileri, AA muhabirinin sorularını yanıtladı. DSÖ Avrupa Bölgesi Danışmanı ve Nottingham Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Jonathan Nguyen Van Tam, 1918'deki İspanyol gribi salgını ile karşılaştırıldığında daha hafif seyreden bu salgının, mevsimsel gripten farklı olarak daha çok genç erişkinlerle küçük çocukların ölümüne yol açtığını söyledi.

rını aldı. Bunların tabi tutulduğu test düzeyleri, İngiltere dahil diğer Avrupa ülkelerinin aldığı aşılar ile aynı. Türkiye'nin aşı aldığı firmalardan biri, aynı zamanda İngiltere'nin de en fazla miktarda aşı temin ettiği firmalardan birisi. Salgın şu anda Türkiye'de tam hızlanma aşamasında. Henüz daha en kötü durumla karşılaşılmadı. Vaka, hastaneye yatış ve ölümlerde artış bekliyoruz.'' Aşıyla ilgili Türkiye'de olduğu gibi diğer ülkelerde de bazı spekülasyonlar yapıldığını kaydeden Van Tam, şu uyarıları dile getirdi:

belirtti. Van Tam, ''Bütün bu gerçekleri dikkate alarak konuşmak gerekirse bütün hükümetlerin yapabilecekleri tek şey aşı temin edip uygulayarak ölümlerin önünü almaktır. Dünya genelinde olası bütün riskleri çok dikkatle

''Kimin hangi öncelik sırasına göre aşılanacağı konusunda Türkiye'nin şu ana kadar her adımı doğru attığını'' vurgulayan Van Tam, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Türkiye aşı konusunda Avrupa bölgesinde çok ciddi saygınlığa sahip firmaların aşıla-

''Ama şunu hiç unutmamak gerekir ki aşı bir tedavi değil, önleme aracıdır. Hastalık her yanı sarana kadar bekleme kararında olanlar varsa çok gecikeceklerini bilmeleri lazım. Harekete geçme zamanı tam şu andır. Türkiye'nin hali hazırda bulunduğu durumda, hazırlık seviyesinde bulunabilmek, elindeki aşı imkanlarına sahip olabilmek ve bütün nüfusu aşılayabilmek için sahip oldukları pek çok şeyi feda edecek çok ülke. Türkiye'ye bu konuda gıptayla bakıldığını bilmek lazım.''

İslam Uygarlığı’ndan haberler Prof. Dr. Fuat Sezgin elli beş yıllık çalışmaları sırasında bugüne kadar 15 cildi tamamlaman İslam Bilimleri Tarihi adlı kitabının bir somut meyvesi olarak Frankfurt'ta bir Enstitü ve Müze kurdu.Bu müze Müslü-

manların bilimler tarihindeki 9.-16. yüzyılları arasındaki 800 yıllık yaratıcılık safhasında diğer kültür dünyalarından, özellikle Yunanlılardan alıp geliştirdikleri ve kendilerinin icat ettikleri aletlerin, cihazların pek

azının günümüze ulaşan orijinallerine ve çok büyük bir kısmının kaynaklardaki tariflerine dayanarak yapılan modellerini sunuyor. Bu müzenin alet ve cihazlarının diğer bir kopyası İstanbul'da, Gülhane Parkı'nda kurulan İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesinde yer alıyor. Prof. Sezgin bu alet ve cihazların bilimsel tarifini, önemlerini, ortaya çıkış süreçlerini içeren beş ciltlik Wissenschaft und Technik im Islam adıyla 2003 yıllında yayınladığı kitabında bilim dünyasına sundu. Kitap franzısca, ingilizce, türkçe ve arapçaya (ilk iki cildi) çevrildi. Eser, batı odaklı bilim eleştirel bir çözümlemesini yaparken bilimler tarihine yeni bir bakış açısı sunuyor. İslam biliminin öncel kültür dünyalarından devraldığı bilimsel mirası korumak ve yaymakla birlikte eklediği özgün eserlerle ileri götürdüğü, bu şekilde eski ve modern çağ arasında ciddi

bir köprü olduğu ancak İslam biliminin duraklama sürecine girdiği dönemde devrettiği mirasın onu izleyen batı bilimine feyz oluşturduğu geniş bir şekilde inceleniyor. Prof. Dr. Fuat Sezgin'in yıllar süren değerli araştırma ve incelemelerinin yansımasının bir ürünü olan eser; İslam bilginlerinin astronomi, coğrafya ve denizcilik gibi alanlarda dünya bilim tarihine yaptığı katkıları aynı zamanda zengin görsel malzemeyle de gözler önüne seriyor. Boyut Yayın Grubu tarafından 262 sayfalık özel bir tasarımla okura sunulan "İslam Uygarlığında Astronomi Coğrafya ve Denizcilik" kitabının tanıtımı Gülhane Parkı'ndaki müzede yapıldı. Sezgin yaptığı konuşmada, eserlerine ve çalışmalarına batılıların ve Arapların ilgi gösterdiğini Türkiye'nin ise ilgisiz kaldığını dile getirdi.

DEWA GAZETESİ VE İNTERNET SİTESİ Sahibi | Herausgeber: Metin Malçok; Rauchfangkehrergasse 36, A-1150 Wien Freie Mitarbeiter Redaksiyon: Selma Gümüşer, Sema Gümüşer, Hilal Ekinci, Fatih Vural, Mustafa Bıyık, İlknur Özyürek, M.Ersoy Bülbül, Mesut Güneş, Halil Ekinci

Layout & Graphics: M. Ersoy Bülbül, Mikail Cerit Reklam | Anzeigen: Metin Malçok İnternet Sorumlusu: Mustafa Bıyık, Kerim Altay

Der Herausgeber übernimmt keine Haftung für den Inhalt der Anzeigen und der Kolumnen!

Kontakt: office@dewa.at www.dewa.at


6

Kasım 09

HABER - AVRUPA

Türkiye’nin burada işi yoktur AB bir Hıristiyan kulübüdür ve burada Türkiye’nin işi yoktur” diyen Belçikalı, şimdi AB’nin Başkanı. 31 Temmuz 1959’da Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na yaptığı ortaklık başvurusu ile başlayan Avrupa Birliği ilişkilerimizde yine aynı hikaye ile karşı karşıyayız. Türkiye’nin kendi medeniyet birikimini ve gücünü Avrupa Birliği’ne yansıtmasını istemeyen Avrupalılar, bu defa da Avrupa Birliği’nin ilk başkanlığına seçilen Belçika Başbakanı Herman Van Rompuy ile Türkiye’yi karşı karşıya bıraktılar. Rompuy’ın Avrupa Birliği’nin ilk başkanlığına seçilmesi, 40 yıldır bu konuyu gündeminden düşürmeyen Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın haklılığını bir kez daha göstermiş oldu. 31 Temmuz 1959’da Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na yaptığı ortaklık başvurusu ile başlayan Avrupa Birliği ilişkilerimizde yine aynı hikaye ile karşı karşıyayız. Türkiye’nin kendi medeniyet birikimini ve gücünü Avrupa Birliği’ne yansıtmasını istemeyen Avrupalılar, bu defa da Avrupa Birliği’nin ilk başkanlığına seçilen Belçika Başbakanı Herman Van Rompuy ile Türkiye’yi karşı karşıya bıraktılar. Bilindiği gibi Belçika Başbakanı, Türkiye karşıtı söylemleri ile biliniyordu. Rompuy, yaptığı açıklamalarında Avrupa Birliği’ni bir Hıristiyan kulübü olarak gördüğünü belirtmiş ve “Türkiye Avrupa’nın parçası değildir ve hiçbir zaman da olmayacaktır. Avrupa’da geçerli olan ve Hıristiyanlığın da temellerini oluşturan evrensel değerler, Türkiye gibi büyük bir İslâm ülkesinin kabulü durumunda gücünü kaybedecektir” demişti. Türkiye karşıtı söylemleri ile bilinen Belçika Başbakanı Herman Van Rompuy’un

Avrupa Birliği’nin ilk başkanlığına seçilmesi ‘Avrupa yine aynı hikayeyi okuyor’ dedirtti. 31 Temmuz 1959’da Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na yaptığı ortaklık başvurusu ile başlayan Avrupa Birli-

Türkiye, ancak 2005 yılında tam üyelik müzakerelerine başlamıştı. Daha çeşitli vesilelerle Türkiye’yi oyalayan ve Türkiye’nin kendi medeniyet birikimini ve gücünü Avrupa Birliği’ne yansıtmasını istemeyen

Avrupa Birliği’nin ilk başkanlığına seçilen Van Rompuy, Belçika parlamentosunun 5 yıl önceki bir oturumunda, Avrupa Birliği’ni bir Hıristiyan kulübü olarak gördüğünü ve bu kulüpte Türkiye gibi büyük ve Müslüman bir ülkeye yer olmadığını açıkça ortaya koymuştu. Rompuy, Belçika Başbakanı olmadan önceki bir konuşmasında; “Türkiye Avrupa’nın parçası değildir ve hiçbir zaman da olmayacaktır. Avrupa’da geçerli olan ve Hıristiyanlığın da temellerini oluşturan evrensel değerler, Türkiye gibi büyük bir İslam ülkesinin kabulü durumunda gücünü kaybedecektir” demişti. ERBAKAN 40 YILDIR SÖYLÜYOR: AB BİR HIRİSTİYAN KULÜBÜDÜR

ği ilişkilerimizde yine aynı hikâye ile karşı karşıyayız. 50 YILDIR AYNI TÜRKÜYÜ SESLENDİRİYORLAR 31 Temmuz 1959’da Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na yaptığı ortaklık başvurusu ile başlayan Avrupa Birliği ilişkilerimiz, 1987 yılında tam üyeliğe başvurmamızla hız kazanmıştı. 1999 yılında AB üyeleri tarafından aday olarak kabul edilen

Ayrımcılığın en yüksek olduğu ülkeler

Avrupalılar, bu defa da Avrupa Birliği’nin ilk başkanlığına seçilen Belçika Başbakanı Rompuy ile Türkiye’yi karşı karşıya bıraktılar. Bilindiği gibi Belçika Başbakanı, Türkiye karşıtı söylemleri ile biliniyordu. Rompuy, yaptığı açıklamalarında Avrupa Birliği’ni bir Hıristiyan kulübü olarak gördüğünü belirtmişti. “AB BİR HIRİSTİYAN KULÜBÜ VE TÜRKİYE’NİN BURADA İŞİ YOK”

Eurobarometre'nin üye ve aday ülkelerde yaptığı ayrımcılık anketine göre Avrupalıların yüzde 61'i ve Türklerin yüzde 48'i, ülkelerinde etnik ayrımcılığın yaygın olduğunu düşünüyor. Ülke ülke anket sonuçları: Mayıs ve Temmuz ayları arasında 1003'ü Türkiye'den yaklaşık 30 bin kişiyle görüşülerek hazırlanan AB'de kamuoyu araştırmalarını yürüten Eurobarometre araştırmasına göre, "yaygın etnik ayrımcılığın" en yüksek çıktığı ülkeler yüzde 80'le Hollanda, yüzde 79'la Fransa ve Macaristan, yüzde 78'le İsveç, yüzde 77'yle Danimarka ve Malta, yüzde 72'yle Finlandiya, yüzde 71'le Yunanistan, İtalya ve Belçika, yüzde 70'le Kıbrıs Rum kesimi, yüzde 66'yla İspanya ve yüzde 63'le Avusturya şeklinde sıralandı. İngiltere yüzde 58'le ve Almanya yüzde 54'le etnik ayrımcılıkta AB ortalamasının altında kalırken, bu oran eski Doğu Bloku ülkelerinden Letonya'da yüzde 34, Polonya'da yüzde 33 ve Litvanya'da yüzde 26'ya kadar indi. Eurobarometre araştırmasına göre ülkelerinde dini ayrımcılığın yaygın olduğunu düşünenler Türkiye'de yüzde 42'yle, yüzde 39 olan AB ortalamasının üzerine çıkarken bu oran Hollanda'da yüzde 59, Fransa'da yüzde 58, Danimarka'da yüzde 55 ve Belçika'da yüzde 54'ü buldu.Ankete katılan Avrupalıların yüzde 56'sı ve Türklerin yüzde 46'sı, ülkelerinde dini ayrımcılığın 5 yıl öncesine göre arttığı yönünde görüş belirtti. Araştırmada "medyanın farklılıkları yeterince yansıtmadığı" görüşünde olanlar Yunanistan'da yüzde 53, İsveç'te yüzde 58 ve Fransa'da yüzde 65'e ulaşırken aynı oran Türkiye'de yüzde 43'le, yüzde 44 olan AB ortalamasına yaklaştı. Eurobarometre anketine katılan Avrupalıların yüzde

Son olarak AB için ‘bir Hıristiyan kulübü’ tanımlaması yapan Belçika Başbakanı Herman Van Rompuy’ın Avrupa Birliği’nin ilk başkanlığına seçilmesi, 40 yıldır bu konuyu gündeminden düşürmeyen Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın haklılığını bir kez daha göstermiş oldu. Erbakan, 40 yıldır o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET), bugünkü adıyla Avrupa Birliği’nin (AB) bir Hıristiyan kulübü olduğunu, bu birliğe Türkiye’nin alınmasının mümkün olmadığını meydanlarda ve medyada her fırsatta dile getiriyordu. Erbakan, AB’nin Türkiye’yi oyaladığını ve toplumun artık kandırılmaması gerektiğini özellikle vurguluyordu. AB için ‘bir Hıristiyan kulübü’ tanımlaması yapan Rompuy’ın Avrupa Birliği’nin ilk başkanlığına seçilmesi, 40 yıldır bu konuyu gündeminden düşürmeyen Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın haklılığını bir kez daha göstermiş oldu.

49'u ve Türklerin yüzde 35'i, ayrımcılıkla mücadele için ülkelerinde yeterli çabanın gösterildiğini belirtti. Ankette, ülkelerinde yaşlılara yaygın ayrımcılık yapıldığını düşünenlerin oranı yüzde 33'le Türkiye'de en düşük çıkarken, AB ortalaması yüzde 58'i buldu. Bununla birlikte Türklerin yüzde 52'si, 5 yıl öncesine göre yaşlılara ayrımcılığın arttığı yönünde görüş bildirdi. Ayrımcılık araştırmasında engellilerin yaygın ayrımcılığa uğradığını düşünenler Avrupa'da en düşük yüzde 33'le Malta ve yüzde 34'le Türkiye'de çıkarken söz konusu oran Fransa'da yüzde 74, Macaristan'da yüzde 64, Belçika ve Yunanistan'da yüzde 63, Hollanda'da yüzde 62 ve AB ortalamasında yüzde 53 oldu. Eurobarometre anketinde ülkelerinde cinsel tercih nedeniyle ayrımcılığın yaygın olduğunu düşünen Türklerin oranı yüzde 37'yle, yüzde 47 olan AB ortalamasının altında kaldı. Cinsel tercihin yaygın ayrımcılık kaynağı olduğunu düşünenler en yüksek yüzde 66 ile Kıbrıs Rum kesiminde, yüzde 64 ile Yunanistan'da ve yüzde 61 ile Fransa'da çıktı. Ankette cinsiyet ayrımı yaygınlığında ise Türkiye yüzde 41'le, yüzde 40 olan AB ortalamasına yaklaşırken söz konusu oranın en yüksek çıktığı ülkeler yüzde 57 ile Macaristan, yüzde 54 ile Fransa ve yüzde 52 ile İsveç, en düşük çıktığı ülkeler yüzde 20 ile İrlanda ve Bulgaristan oldu. Araştırmada ülkelerindeki devlet ya da hükümet başkanlığına seçilebilecek kişilere, duydukları yakınlığa göre 1'den 10'a kadar not vermesi istenen Avrupalılar kadınlara 8,5, engellilere 7,4, dini azınlık mensuplarına ve eşcinsellere 6,5, etnik azınlık mensuplarına 6,2, 30 yaşından küçüklere 5,9 ve 75 yaş üstüne 4,8'i layık gördü.


HABER

Kasım 09

7

Erdoğan'a BOP eleştirisi Kurtulmuş; Başbakan’ın “Bilmeden konuşuyorlar” sözlerine, yine Başbakan’ın kendi sözleriyle karşılık verdi.

başkanı olup olmadığını anlamadığımızı mı yoksa istismar ettiğimizi mi söylüyor bilmiyorum. Ama kendisinin 2003 yılında

iki kez yaptığı konuşma var. Cümlesi aynen şöyle; ‘Ortadoğu yeniden yapılanmaktadır. Bu yapılanmada Büyük Ortadoğu Projesi

Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, il başkanları toplantısında Başbakan Erdoğan’ın, dünkü TBMM Konuşmasında söylediği Büyük Ortadoğu Projesi ile ilgili sözlerine sert tepki gösterdi. “Parlamentoda dünkü görüşmelerde başbakanın hangi bağlamda söylediğini anlamadığımız ama bizi kastettiğini zannettiğim bir konuyu paylaşmak istiyorum” diyen Numan Kurtulmuş; Başbakan’ın “Bilmeden konuşuyorlar” sözlerine, yine Başbakan’ın kendi sözleriyle karşılık verdi. Başbakan Erdoğan’ın 2003 yılında Meclis Grup toplantısında; “Ortadoğu yeniden yapılanmaktadır. Bu yapılanmada BOP büyük bir işlev görecektir. Bizimde Türkiye olarak yeni bir görevimiz vardır. Bizde BOP’un eş başkanlığını yapıyoruz” dediğini hatırlatan Prof. Kurtulmuş: şunları kaydetti: “Başbakan Büyük Ortadoğu Projesi hakkında diyor ki: ‘birileri, BOP’un ne olduğunu anlamadan karşı çıkıyorlar. Bir takım komplo teorileri üretiyorlar”. Başbakan’ın BOP eş

büyük bir işlev görecektir. Bizimde Türkiye olarak yeni bir görevimiz vardır. Bizde Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanlığını yapıyoruz.” Bu konuşma AKP’nin Meclis grubunda yapılmıştır. Eşbaşkanlığını yapıyorsunuz sözü bir iftira değil, bir kuruntu değil, bizzat kendi sözleridir. BOP’un mahiyetini anlamıyorlar diyorsa biz mahiyetini çok iyi biliyoruz. Başbakan ve arkadaşları Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi’nin ne olduğunu anlamıyorsa, bize gelmesinler. Saadet Partisi’nin herhangi bir il teşkilatına gitsinler, orada o projenin ne olduğunu bizim arkadaşlar kendilerine bütün detaylarıyla anlatırlar. Irak’ta 1,5 milyon insan ölmüştür. Bu bir delil değil mi! Irak’da 5 milyon yetim evlat bir delil değilse, 3 milyon kocası ölmüş kadın bir delil değilse… Peki neyi delil sayacaksınız. Adana İncirlik Üssü’nden on binlerce uçuş eğer bir delil değilse neyi delil sayacaksınız. Başka delil arayacaksanız onu bilmem ama şunu diyorsanız; biz Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi’nin bu topraklardaki işgallerini gördüğümüz zaman uyanırız diyorsanız o zaman çok geç olacak.”

Recai Kutan´ın Eşi Vefat etti Saadet Partisi Kurucu Genel Başkanı Recai Kutan'ın eşi Mebrure Hanım hakkın rahmetine kavuştu. Mebrure Kutan'ın sabaha karşı Ankara Güven Hastanesi'nde vefat ettiği bildirildi. Bir süredir kanser tedavisi gören Mebrure Kutan, hayırseverliği ile tanınıyordu. Merhuma Mebrure Kutan'ın cenazesi, Karşıyaka Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Karşıyaka mezarlığında toprağa verildi. Kutan'dan Mebrure hanıma mektup: Kutan`ın Mebrure Hanım`a yazdığı mektuplarda yer alan bazı bölümler şunlar: Gevşemek, demoralize olmak yok `Bu hadiseler Cenab-ı Hakkın bir takdiridir. Bu itibarla bunları büyük bir tevekkül, metanet ve sabır içersinde karşılamalıyız. Onun için Mebrure Hanım, öyle gevşemek, demoralize olup, canı sakılıp yatağa girmek yok. Önce sıhhatine, kılık kıyafetine itina etmeli çocuklarına örnek olmalısın.` `Hervele` yapmanı istiyorum `Elhamdülillah çocuklarımızın utanacakları, boyunlarını eğecekleri hiçbir fiilim de yok. Onun için kendinizi salıp koyvermeyin.

Cern büyük deneyi tekrarladı Büyük Hadron Çarpıştırıcısı, 14 ay aradan sonra tekrar çalıştırıldı. Deneyi yürüten Avrupa Nükleer Araştırma Merkezinden (ANAM-European Organization for Nuclear Research (Cern)) sözcüsü James Gillies, BHÇ'ye proton parçacıkları yüklenmesi için yapılan ilk denemenin başlatıldığını söyledi. Gilles, her şeyin yolunda gitmesi halinde bir parçacık demetinin çarpıştırıcıya ev sahipliği yapan 27 km uzunluğundaki tünelde birkaç dakika

döndürüleceğini belirtti. Bu denemelerin başarılı olması halinde deneyin ne zaman yapılacağı açıklanmadı. Deney sırasında tünel boyunca ayrı yönlerde iki proton hüzmesi verilecek. Bu ışın demetleri ayrı istikametlerde, ışık hızına yakın bir süratle halka şeklindeki tünelde yol alacak. Proton ışınlarının birbiriyle büyük bir enerjiyle çarpışmasının ardından bilim adamları, kozmosun doğasını kavramaya yarayacak yeni parçacıklar görmeyi umuyor.

14 milyar yıl önce evrenin doğumuna yol açtığına inanılan Büyük Patlama ortamını yaratmayı amaçlayan 10 milyar dolar değerindeki Hadron Çarpıştırıcısı, ilk geçen yıl çalıştırılmış, ancak bir ton helyumun tünele sızmasına yol açan elektrik bağlantısı arızası yüzünden sistem kapatılmıştı. Bu ay başında da "küçük" bir ısınmaya yol açan bir kısa devre olduğu belirtilerek, sistemin kendini kapattığı açıklanmıştı.

Kabe tavaf edilirken Peygamberimizin emri gereğince `hervele` yapılır. Yanı canlı ve çalımlı yürünür. Sizden özellikle Mebrure Hanım senden de `hervele` yapmanı istiyorum.` Saadet içinde yaşayacağız ` Evet Sevgili Mebrure hanım. Bu kadar gevezelikler senin içindi. Hani TRT`deki yarışmalardan önce, moral hocası, yarışmacıların moralini yükseltir, heyacanlarını da yatıştırır ya. İşte senin de moral hocan sana diyor ki, Allah`ın izniyle kaya gibi olacaksınız. Başınız dik, kendinden emin, kocasına yapılandan sen gururlu. Utanacak ezilecek birisi varsa onlar başkaları. Elhamdülillah yaşımız genç, sıhhatimiz yerinde. Rabbim lütfederse biz bir süre sonra gene birarada, gene huzur ve saadet içinde yaşamaya devam edeceğiz` Mebrure Kutan hanımefendiye Cenab-ı Hak'tan rahmet diliyor, Sayın Recai Kutan ve ailesine sabırlar diliyoruz. Mekanı cennet olsun.


8

HABER

Kasım 09

Mustafa Mullaoğlu

HAYATIMIZ VİRÜS DÜNYAMIZ GRİP Evet, hayatımız virüs dünyamız grip. Ve griple yatıp griple kalkıyoruz. Herkes panik içerisinde konuşup duruyor. İlim ve bilim adamları teknik bilgilerle meşğuller, virüsün yayılmasına önlem almaya çalışıyorlar. Eksik olmasınlar ancak, bu insanlar, bütün bu kainatı yaratan, ölümü de hayatı da var eden, hastalığı da şifayı da veren Allah(cc)ı hiç hatırlamazlar mı? Ne gariptir ki, ne devlet yetkililerinin, ne ilim adamlarının, ne de insanların aklına asıl düşünülmesi gerekenler gelmiyor. Teknik tedbirler sonuna kadar alınsın elbette, ancak insanlık aleminin karşı karşıya kaldığı manevi virüslerin haddi hesabı yok iken ve her birisi ölümcül derecede tehlike arz ederken hala göz boyama şeklindeki konuşmalar ve bilgilendirmeler maalesef o kadar basit ve lokal kalıyor ki, insanlık bu kadar mı aciz duruma düştü demeden edemiyoruz. Ey alem, bir kerecik olsun Allah(cc)ne diyor? Alemlere rahmet olarak gönderdiği o eşsiz önder Hz. Peygamber ne diyor? Kabul edin artık, acizsiniz işte. Önlemleriniz şimdiye kadar yetmedi yetmiyor. Hastalıkların asıl kaynaklarını samimi olarak düşünmeden ve yine aynı samimiyetle çözüm arayışlarına yönelmeden hiçbir yere varılmaz. İşte şu ayeti kerime insanlığın geldiği bu noktaya gayet açık bir şekilde işaret ediyor: ‘’Her kim de benim zikrimden (Kur'ân'dan) yüz çevirirse, (bilsin ki) ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.’’(Taha: 24) İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "(Bir gün) Resülullah aleyhissalâtu vesselam yanımıza gelip şöyle buyurdular: "Ey muhacirler! Beş şey vardır, onlarla imtihan olacağınız zaman (artık cemiyette hiçbir hayır kalmamıştır. Onların siz hayatta iken zuhurundan Allah'a sığınırım. (Bu beş şey şunlardır:) l) Zina: Bir millette zina ortaya çıkar ve alenî işlenecek bir hale gelirse, mutlaka o millette tâun hastalığı yaygınlaşır ve onlardan önce gelip geçmiş milletlerde görûlmeyen hastalıklar yayılır. 2) Ölçü-tartıda hile: Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve sultanın zulmüne uğrar. 3) Zekat vermemek: Hangi millet mallarının zekatını vermezse mutlaka gökten yağmur kesilir. Hayvanlar da olmasaydı tek damla yağmur düşmezdi. 4) Ahdin bozulması: Hangi millet Allah ve Resülünün ahdini (yani düşmanla yaptığı anlaşmayı) bozarsa, Allah Teâla hazretleri o millete, kendilerinden olmayan bir düşmanı musallat eder ve ellerindeki (servet)lerin bir kısmını onlar alır. 5) Kitabullah’la hükmetmeyi terk: Hangi milletin imamları Kitabullahla ameli terkederek Allah'ın indirdiği hükümlerden işlerine gelenleri seçer-

lerse, Allah onları kendi aralarında savaştırır."(Kütübüs-Sitte) Bu beş maddenin hepsinin işaret ettiği dersleri bu köşeye sığdırmak mümkün olmadığından sadece birinci madde üzerinde kısaca durmak istiyor ve soruyorum: Zina aleni olarak yani açıktan işleniyor mu işlenmiyor mu? İlanları yapılarak teşvik ediliyor mu edilmiyor mu? Devletler bu hastalık saçan fuhuştan vergi alıp memurunun işçisinin maaşlarını veriyor mu vermiyor mu? Dahası yasalaştırılarak meşrulaştırılmıyor mu? Bunlardan kundaktaki masum yavrulardan, bakıma muhtaç ağzı dualı yaşlılara varana kadar nice insanların midesine indirilmiyor mu? Anlaşılması için daha ne söylenebilir ki? Cenab-ı Allah(cc) son Peygamberi aracılığıyla uyarıyor. Bu durumda taûn(veba)hastalığı ve el-Evcâ(hastalıklar-ağrılar)artacaktır diyor. Dikkat edilirse bir hastalığın adı koyulmuş’’tâûn-veba’’ ama bir çoğunun adı koyulmamıştır.‘’ElEvcâ’’diyor. Şimdi düşünelim, aydis hastalığı ne zamandan beri var? Deli dana hastalığı ne zamandan beri var? Bizler biliriz, bazen köylerimizde delirmiş danaya rastlanırdı. Ancak kendisine yaklaşmazsanız sorun olmazdı. O da bulaşıcılığından falan değil tekmesinden veya süsmesinden korkulduğu için uzak durulurdu. Ama şimdi dana delirince ne hikmetse dünya deliriyor. Kuş gribiyle insanlar daha ne zaman tanıştı ki? Bir kuş gribe yakalanıyor, tüm dünya grip oluveriyor. Şimdi de domuz gribi. Bakalım daha kaç kurbandan sonra bu da gündemden kalkacak? Peki şimdi sırada ne var acaba? Ördek gribi mi, yoksa köpek nezlesi mi? Bu şimdilik meçhul, ancak bir gerçek var, o da insanlığı felakete sürükleyen, mikrop saçan bataklıklar temizlenip kaldırılmadan alınan tedbirlerin hiç birisinin sonuç vermesi mümkün değildir. Ya da en azından dış temizliklere verilen önem kadar iç temizliklere de verilmeden bu virüslerden kurtulmaya çalışmak abesle iştigalden başka bir şey değildir. Bütün bu virüslerin manevi anti virüslerini sıralamaya bu köşe yetmez. Allah(cc) nasip ederse bir başka makalede bu virüslerin sebeplerini ve manevi tedavisi üzerinde dururuz inşallah. Yetkililerin, çareyi doğru adreste aramaları temennisi ile. Sevgili okurlarımızın, camiamızın ve tüm ümmeti Muhammed’(s.a.v)in mübarek Kurban bayramlarını tebrik ederim. Yüce Rabbim nefislerimizi ve nesillerimizi ıslah eylesin, görünen ve görünmeyen her türlü maddi ve manevi hastalıklardan korusun.

İSEDAK’tan ortak İslam hareketi oluşturulması ve ekonomik işbirliği çağrısı

İstanbul’da yapılan İSEDAK Ekonomi Zirvesi’nin kapanış oturumunda, ‘‘İSEDAK Ekonomi Zirvesi’nin sonuç bildirisi olan İstanbul Deklarasyonu’’ kabul edildi. Deklarasyonda ortak İslam hareketi oluşturulması ve İslam ülkeleri arasında ekonomik işbirliği çağrısında bulunuldu. Üye ülkeler arasındaki işbirliğinin ekonomik ve ticari işbirliğinin güçlendirilmesinde, özellikle de İKT içi ticaretin artırılmasında İSEDAK’ın rolünün önemine işaret edilen deklarasyonda, İSEDAK’ın bu yöndeki çabaları ile 10 yıllık eylem planının uygulanması açısından atılan adımlar konusunda sağlanan ilerleme takdir edildi. Deklarasyonda, ileriye dönük olarak ticaretin serbestleştirilmesi ve ülkelerin sermaye piyasası kurumları arasında finansal işbirliğinin sağlanması, özel sektör arasında doğrudan yatırım ve ortaklığın artırılması ve yoksulluğun azaltılmasına yönelik olarak çabaların yoğunlaştırılması sayesinde İKT içi ticaretin artırılması için ekonomik ve ticari işbirliğinin geliştirilmesi taahhüd edildi. Üye ülkeler arasında ekonomik işbirliği oluşturmak açısından özel sektörün katılımının hayati önemi vurgulanan deklarasyonda, “özel sektörün üye ülkelerde 10 yıllık eylem planının uygulanmasına müdahil olmasının gereğinin altını çiziyoruz” denildi. İKT üyesi ülkelerin de üye olduğu bölgesel ve alt bölgesel ekonomik gruplaşmaların takdirle karşılandığı belirtilirken, bu gruplarla İSEDAK arasındaki diyaloğun ve işbirliğinin derinleştirilmesi konusundaki istek dile getirildi. İSEDAK deklarasyonunda, küresel iklim değişikliğinin getirmiş olduğu sosyal ve ekonomik tehditlerin, İKT üyesi ülkeler üzerindeki negatif etkilerini azaltmak açısından, ilgili uluslararası organizasyonlarla işbirliği ve ortak İslami eylem için çağrıda bulunuldu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İran’ın nükleer anlaşmazlıkları çözüme kavuşturmak için yaptığı girişimleri olumlu bulduğunu açıkladı. Liderler biraradaydı

5-9 Kasım tarihleri arasında yapılan Zirveye İKT’nin 51’i asıl, 6’sı gözlemci üyesi olmak üzere 57 ülkeden heyet katıldı. İKT Yürütme Kurulu üyesi ülkeler olmak üzere tüm üye ülkelerin Devlet Başkanları davet edilen İSEDAK Ekonomi Zirvesi’ne katılan liderler arasında, şu isimler yer aldı: Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Katar Emiri Şeyh Hamad Bin Halife El Tani, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Kurmanbek Bakiyev, Kuveyt Emiri El Sabah, Somali Cumhurbaşkanı Şeyh Şerif Ahmed, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi ve Filistin Yönetimi Başbakanı Selam Fayyad. Küresel ekonomik kriz ile ortaya çıkan “yeni ekonomik düzen” ihtiyacı ve İslam ülkeleri arasında ortak pazar arayışının ön plana çıktığı zirvede; Avrupa Birliği gibi, ASEAN gibi daha fazla işlerliği olan birlik olunması vurgulandı. Zirve öncesinde en çok tartışılan kişi ise, hakkında uluslararası Ceza Mahkemesi kararı bulunan Sudan Devlet Başkanı Ömerel Beşir oldu. Beşir ani bir kararla gelmeyeceğini bildirdi. Zirvede konuşan Suriye Cumhurbaşkanı Beşir Esad, Filistin konusuna ağırlık verdi. ABD’nin İsrail’e, Batı Şeria’da yerleşimleri durdurması yönünde verdiği telkinleri ciddiye almadığını vurgulayan Esad İslam ülkelerine “kendi çözümümüzü kendimiz bulalım” dedi. Ahmedinejad’ın konuşmasında ise Başbakan Erdoğan’ın İran gezisi sırasında konuşulan ekonomik işbirliği konuları ön plandaydı. Ticarette lira ve riyadın kullanılmasının gerekliliğinin altını çizen Ahmedinejad, faizsiz bir dönem için teknik hazırlıklara ve araştırmalara başladıklarını açıkladı. Türkiye’nin başkanlığında 1984 yılından beri çalışmalarına devam eden İSEDAK, üye ülkeler arasında çok taraflı ekonomik ve ticari işbirliğinin geliştirilmesi ve koordinasyonu ile görevli bulunuyor


HABER

Kasım 09

9

Domuz gribi değiliz, ruhumuz grip olmuş! Ciddi değişimler yaşanıyor... İnsanlar, hayvanlar, çevremiz, ülke yönetimleri, sağlık sistemi, bölgesel ve kıtalar arası örgütler, etnik ayrışmalar ve güç dengeleri bu değişimden etkileniyor... Etkilenmeyen canlı cansız kimse kalmayacak gibi görünen bu süreçte aynı zamanda her konuda ciddi bir kafa karışıklığı da yaşanıyor... Ölesiye, öldüresiye amansız bir kriz ve kafa karışıklığı bu... Açıklayayım da kafalarımız berraklaşsın... Aynı zamanda kendimizi de sınayabilelim.

hesabımızı Yaratıcının hesabından üstün görüyoruz... Boğuluyoruz, farkında bile değiliz... Kendimizin ve soyumuzun değerli olduğunu zannediyoruz. Oysaki gerçek üstünlüğün sadece güçlü ve tutarlı Allah korkusuna sahip olmayla mümkün olacağını çoğu kere ıskalıyoruz. Allah korkusu ne ki? Onu camilere ve haftalık ibadet haline dönüştürdüğümüz ritüellerimize hapsetmişiz. Heyecan yorgunuyuz. Bu yüzden dünyada savaşlar, ötekileştirmeler ve haksızlıklar bitip tükenmek bilmiyor... Kendimizden olanın da, bizim gibi düşünenin de hata yapacağı gerçeğini kabullenmek işimize gelmiyor. Koyu bir tarafgirlik ve bağnazlık ahtapotun kolları gibi her yanımızı çevirerek kuşatmış.

Bu nasıl bir dönüşüm? Artık insanlar bir birlerine güvenmiyorlar. Ticari hayatta dürüstlüğe neredeyse hiç yer kalmadı. İnsanlar hak ettiklerinden çok daha fazlasını istiyorlar. Kanaat uzak diyarlarda gizemli ve kayıp ülkelerin bir değeri olarak hatıralarda kaldı. Siyasette kalitenin düştüğü belirgin bir şekilde kendisini göstermeye başladı. Ülkeyi yönetmeye talip olanlar, kendilerini yönetemediklerini parlamentodaki kavgalarıyla ispatlamaya çalışıyorlar ve adeta bizi ele güne rezil ediyorlar. Saygı, hürmet bilinmez oldu... Akrabaların birbirlerinden haberleri yok, anne ve babalarımız, hatırları sayılmaz ve aranıp sorulmaz hale geldiler. Öğretmene ve aile büyüklerine saygı ortadan kalktı, manevi önderlerimizi kendi içimizde barındıramaz olduk, sesleri çok uzak kıtalardan kısık bir şekilde duyulabiliyor ancak... Eskiden doktorlar; parmakla gösterilen kutsal mesleğe sahip değerli insanlarken artık acil servislerde her gece küfredilen ve dövülen sıradan memurlar haline dönüştüler. Ülkesini korumak ve gözetmekle yükümlü kurumlar şimdi onu yıkmakla ve hatta gizli planlar yapıp ülkeyi karıştırmakla cuntacılıkla suçlanıyorlar. Kimse kendi işine bakmıyor, herkes diğerlerinin işine karışıyor, doktor siyasetçiyi suçluyor, siyasetçi esnafı, esnaf memuru... Zincirleme halka sürekli genişliyor, zihinsel virüslerimizi sürekli diğerlerine bulaştırıyoruz, temas etmeye hapşırmaya gerek kalmadan hem de... Herkes kendi işine baksa ve yetki sınırları içinde sorumluluklarıyla ilgilense her şey daha güzel olacak. Hepimiz sanki aksaklıklardan ve durumdan vazife çıkaran şarlatanlara dönüşmüşüz.

Kibrimizle dimdik yürüyoruz

Ruh sağlığımız da bozuldu! İktidara oy vermiş olanlar muhalefetin her dediğine karşı çıkıyorlar. Muhalefete oy vermiş olanlar iktidar partisinin her yaptığını hatalı buluyor. Oysaki bir şey her zaman tamamen kötü veya iyi değildir. İktidarın da muhalefetin de doğru ve yanlışları vardır, bunu bir türlü kavrayamıyoruz. Hiç birimizin dengesi kalmamış anlayacağınız. Başbakan Bakanıyla aynı şeyi düşünmüyor, hem de insan sağlığını ilgilendiren siyaset üstü çok önemli bir konuda. Dengemiz öyle bozulmuş, ön yargılarımız o kadar artmış ki farklı partileri tutanları düşmanımız gibi görmeye başlamışız... Sağlık kuruluşları; virüslerin istilasına uğramış insanlar tarafından tıka basa doldurulmuşlar. Hastalar öyle kalabalıklar ki, bu hengâmede hekimin de hastanın da diğerlerini anlayacak hali kalmamış. Hekim hasta bakmaktan usanmış ve perişan bir halde, hem zihnen hem de ruhen yorgun, fakat diğer yandan vatandaş hastalığıyla uğraştığı için haliyle hekimi anlayabilmekten uzak... Canı yanıyor ve hastalığına çözüm arıyor... "Suç kürk olmuş giyen bulunmamış"

Doktorlar da hasta yoğunluğundan ve karmaşadan sırada saatlerce bekleyen insanların ruh halini anlayacak durumda değiller. Birkaç dakikalık göstermelik muayenelerle işi geçiştiriyorlar. İnsanlar canlarının derdine düşmüşler, hekimler işlerinin kendilerini yorduğundan, bunalıma soktuğundan ve ağır çalışma koşullarında hizmet vermekte olduklarından şikâyetçiler, iki tarafı da dinlediğinizde herkes kendine göre haklı görünüyor. Bizde bir söz var bilirsiniz, hiçbir dünya ülkesinde böyle bir söz yoktur: "Suç kürk olmuş giyen bulunmamış." Bu kadar dengesizliğe rağmen hiç birimiz suçlu değiliz... "Kapkara cahilleriz..." Her şeyi biliyoruz. Aslında sadece bildiğimizi iddia ediyoruz. Bir şey bildiğimiz falan da yok, kapkara cahilleriz. Markalara, servetimize, makamımıza, akademik kariyerimize, şan ve şöhretimize güveniyoruz. Bu yüzden hesaplarımızı gelecek yıllara göre yapıyoruz. Oysa bir şey bilmediğimizi kavradığımızda çok şeyin farkına varıyor ve bir hiç olduğumuzu anlıyoruz. Bir hiç olduğumuzu anlayamadan tekâmül edebileceğimizi kavrayabilmiş değiliz. Kafamız basmıyor ve hesaplarımız bir türlü tutmuyor... Kendi

Minnacık bile olsa hayır ve şerrin hesabını Yaratıcıya vereceğimizden emin değiliz. Parlak bir gelecek ve zenginlikten, yüksek makamlar ve hatırı sayılır olmaktan, şan ve şöhretten, kendi iktidarımız ve zevklerimizden eminiz. Ama asıl emin olmamız gereken ahiret hayatından ve iyi bir kul olma bilincinden maalesef bihaber durumdayız. Geçici ihtiraslarımız kalıcı ve asıl emin olmamız gereken ahiret hayatımızın önüne geçmiş durumda, kibrimizle dimdik ve mağrur, garip gurabayı küçümseyerek yürüyor, dostlarımızın telefonlarına çıkmaya bile tenezzül etmiyoruz... GDO'lar önce karakterimizi bozmuş! Domuz gribi değiliz galiba domuz gibiyiz. Domuz gibi kötü ve pis işler yapıyoruz. Onun gibi arsız ve utanmaz hale gelmiş durumdayız. Üstelik şeklimiz ve biçimimiz son günlerde iyice bozulmuş; Genetiği değiştirilmiş gıdalar önce karakterimizi bozmuşlar Yediklerimiz, içtiklerimizden bağımsız düşünemez ve davranamaz olmuşuz, tıkındıkça bozulmuşuz, bozuldukça tıkınmışız. Genetiği değiştirilmiş gıdalar ile sadece karakterimizi oluşturan sağlıklı genlerimizi değiştirmekle kalmamışlar hayata bakışımızı doğru yoldan çıkararak topyekûn imha etmişler...

El Fetih yetkilileri İsrail'i "3. intifadayı ilan etme" ile tehdit etti Batı Şeria'da yönetimi elinde bulunduran El Fetih yetkilileri, İsrail'e karşı "üçüncü intifadayı ilan etme" tehdidinde bulundu. El Fetihli yetkililer, bu kararlarına, İsrail'le barış görüşmelerinin başarısızlığa uğramasının neden olduğunu belirtti. İsrail'in Arap kentlerinden Nasıra'da yayımlanan Hadis El-Nas adlı Arap gazetesi, adını vermediği El Fetih Merkez Komitesi üyelerinin bu konudaki açıklamasını yayımladı. İsrail basınına da yansıyan habere göre, El Fetihli üyeler, geçen Ağustos ayında Beytüllahim'de yapılan El Fetih'in 6. kongresi sırasında hareketin böyle bir kararı uygulamaya geçirmek istediğini dile getirdi. Bir El Fetih komite üyesi Hadis El-Nas'a

yaptığı açıklamada, İsrail'e karşı daha önce 2000 yılındaki halk mücadelesinin aksine, üçüncü intifadada hareketin silahlı mücadeleyi ve ateşli silah kullanımını kabul etmediğini vurgulayarak, böyle bir mücadelenin ülke çapında yaygın bir temel bulacağını da belirtti. Aynı yetkili, "Filistinlilerin binlercesinin her gün sokaklara dökülüp, işgale ait yerleşimlerin yanında, insani kuşatma gerçekleştirip, işgalin sona ermesi çağrılarıyla gösteriler yapmasını istiyoruz" dedi. Mahmud Abbas onayı Habere göre, Filistin Yönetimi Devlet Başkanı Mahmud Abbas da mücadelenin şiddete dönüşmemesi koşuluyla prensipte böyle bir karara onay verdi. Filistinli kaynaklara

göre, Abbas, Filistin Yönetimi başkanlığından ayrılıp, aynı zamanda bu yıl sonuna dek Filistin Yönetimi'ni lağvederek, böyle bir harekete imkan verecek ortamı hazırlayabilir. Öte yandan, Filistin Yönetimi Devlet Başkanı, yerleşimlerdeki inşaatların devam ettiği sürece İsrail ile barış görüşmelerinin olmayacağını yineleyerek, halkının işgale karşı yeni tip bir mücadele yöntemi benimseyebileceğini belirtti. Abbas, BBC'nin Arapça bölümüne verdiği demeçte, "Bileyn ve Naalin'de insanların her gün yaralandığı gibi, değişik mücadele yöntemleri vardır" diye konuşarak, bu mücadele yöntemine destek verdiğini dile getirdi. Abbas ayrıca, Hamas'ın hep direnişin öneminden bahset-

tiğini belirtmesine karşın, "Hamas'ın direnişi nerede? Peki niye şimdi hiçbir direnişte bulunmuyorlar? Onlarla İsrail arasında ateşkes var. Gazze'deki savaştan bu yana Hamas hiçbir direniş hareketinde bulunmadı" dedi. İsrail parlamentosunun (Knesset) Arap milletvekillerinden, El Fetih ve Filistin Yönetimi ile yakın ilişkileri bulunan bir milletvekilinin de Batı Şeria'daki Bileyn, Naalin gibi köylerdeki, şiddet içermeyen duvar karşıtı gösterilere işaret ederek, bu tür direniş yönteminin halkın direniş mücadelesini ateşleyebileceğini ifade etmişti.


10

Kasım 09

RÖPORTAJ

Prof. Dr. Arif Ersoy ile Röportaj

Röportaj Dewa: Viyana’ya Hoş geldiniz Hocam. İlk olarak sizin ağzınızdan ESAM ( Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi) nedir öğrenebilir miyiz? Arif Ersoy: ESAM (Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi), 1969 yılında inanan bir grup teknokrat, ilim adamı, siyasetçi ve iş adamının bir araya gelerek kurdukları Türkiye’nin ilk Think-Tank (Düşünce) kuruluşlarından birisidir. Kuruluşundan bu güne kadar ESAM bir çok alanda önemli çalışmalar yapmış, özellikle 1970 lerde Türkiye’ nin “Milli Sanayileşme Strateji Projesi” üzerinde önemli çalışmalar yapmıştır. Daha sonra Türkiye’de Organize Sanayinin yurt geneline yayılması üzerinde durulmuştur. 1980’li yıllarda ise Adil Düzen Projesi üzerinde çalışmalar yapmıştır. 1990’larda “Yeni Bir Dünya”nın kurulmasında önemli bir adım olarak atılan D–8 Teşkilatı’nın kurulmasında ve tanıtılmasında da öncü bir görev üstlenmiştir. Şu anda ise Yeni Dünyanın hangi niteliklere sahip olması gerektiğini ve yeni dünyada müslümanların yerinin ne olması gerektiği konuları üzerinde çalışmalar yapmakdatır. Ayrıca ESAM Avrupa da yaşayan işçi kardeşlerimizin sorunları üzerindede bir çok çalışma yapmaktadır. ESAM olarak Ulusal ve Uluslararası arası çeşitli konularda büyük konferanslarda düzenliyoruz.

Dewa: Avrupa Ekonomisi ile Türkiye Ekonomisini kıyaslayabilir misiniz? Arif Ersoy: Avrupa ekonomik olarak 17. yüzyılda başladı. 17. Yüzyıldan bu güne kadar ekonomik sistemlerini oturttular. Türkiyede ise ekonomik gelişme 1950’lerden sonra başladı. Yani Avrupa’nın 300 senede yaptığını biz Türkiyede 50 sene içinde yapmak zorunda kaldık. Tabii olarak kısa zamanda bu kadar büyümenin getirdiği bazı sıkıntılar ortaya çıktı mesela hızlı

sanayileşme yüzünden köyden kentlere göçler başladı, alt yapı sorunları ortaya çıktı... Öte yandan Türkiye uzun yıllar batının güdümünde batıyı taklit ederek kendi sorunlarını çözmeye çalışmıştır. Burdada bir çok çelişki içine düşmüş, kendi değerlerini unutmuş ve özgüvenlerini kaybetmiştir. Fakat son yıllarda kendilerini geliştirmiş gençlerinde önemli yerlere gelmesi ile birlikte ileriye dönük iyi işler yapılmaya başlamıştır. Ben inanıyorum ki bir süre sonra ekonomik olarak da Avrupa’yı yakalayıp geçeceğiz. Türkiye kendi değerlerini esas alarak gelişecektir.

Hem Avrupa’nın gelişmesine katkı sağlayacaktır hemde İslam dünyasının birleşmesi ve sıkıntıların çözümü konusunda etkin bir rol oynayacaktır. Çünkü Türkiye tarihi müktesebatı ve coğrafyası gereği böyle bir rolü oynamaya mecburdur. Dewa: Arif Bey ISVDAY programında özellikle Avrupa’da yaşayan müslüman öğrencilerin tek bir alanda değil bütün alanlarda var olmaları gerektiğini belirttiniz. Sizin Avrupa’da yaşayan

Üniversite öğrencilere tavsiyeleriniz nelerdir? Arif Ersoy: Gençlik, bir toplumun geleciğidir. Toplumun gelişmesi, gençlerin iyi yetişmesine bağlıdır. Müslüman gençlerin yaradılış gayelerini bilmeleri ve yaradılanlara şevfakle bakmaları gerekmektedir. Yaşadığımız dünyanın bir sınav olduğunu da unutmamak gerekir. Müslüman gençler her alanda kendini geliştirerek örnek insan olmaları gerekir. Avrupa’da yaşamanın ve okumanın hem avantajları hemde dezavantajları

vardır. Avantajları, bilimin gelişmiş olduğu ve imkanlarıı geniş olan bir cevrede olmanız, kendinizi geleceğe hazırlamak için büyük bir avantajdır. Fakat birde kendi dünya görüşünüzden ve kültürünüzden uzak bir yerde yaşamanız, size sıkıntı veriyor bunu da dezavantaj olarak sayabiliriz. Ama bizler inanıyoruz ki gençlerimiz kendi değerlerini muhafaza ederek, eğitimlerini sistemli ve bir planlı bir şekilde sürdürürlerse hem kendilerine hem Türkiye’ye hemde içerisinde yaşadığı topluma faydalı olacaklardır. Ayrıca gençlerimiz okudukları bölümde kendilerini geliştirmeli, belli bir uzmanlık düzeyine gelmelilerdir. Gençlere kısaca tavsiyelerimiz bunlardır.

eminim.

Önceleri Avrupa ya sadece maddi durumu çok iyi olan insanların çocukları gelebiliyordu. Fakat artık burda işçilerimizin çocukları olarak burda okuma fırsatı buluyorsunuz. Ayrıca sizler kendi tarihinizle ve kendi kültürünüzle barışıksınız bu sebeple özgüveniniz daha fazladır. Sizlerin Türkiye’ye ve yaşadığınız ülkeye gerçekden büyük hizmetleriniz olacağına

Dewa: Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Arif Ersoy : Gazetenize başarılar diliyorum. Sizler aracılığı ilede okuyucularınıza selam ve saygılarımı arz ediyorum.


ARİF ERSOY KİMDİR? Çorum Lisesi'nden 1969 yılında, sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Siyaset ve İdare Bölümü'nden 1973 yılında mezun olmuştur. İngiltere Leeds Üniversitesi, İktisat Fakültesi, İktisadi Kalkınma dalında mastır derecesini 1976'da yapmıştır. Ege Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Doktora Derecesi'ni 1979 yılında tamamlamış ver ardından 1982'de Yardımcı Doçent, 1986'da İktisat Doçenti ve 1992 yılında da İktisat Profesörü olmuştur. 1977 ve 1979 yılları arasında Ege Üniversitesi, İktisat Fakültesi’nde Araştırma Görevlisi, yine aynı üniversite de 1979 ve 1982 yılları arasında İktisat Doktoru görevlerinde bulunmuştur. 1982 ve 1986 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nin İktisat Bölümü’nde Yardımcı Doçent, 1982 ve 1983 yılları arasında yine İktisat Bölümü Başkan Yardımcılığı, 1986 ve 1992 yılları arasında İktisat Doçenti, 1992 ve 1994 yılları arasında da yine aynı kurumda İktisat Profesörü görevlerinde bulunmuştur. Siyasi Geçmişi: REFAH PARTİ'sinin 27 Mart 1994 ve 17 Nisan 1999 yılları arasında ilk dönem Çorum Belediye Başkan'lığı yapmış ve sonrasında ikinci kez 18 Nisan 1999 ve 8 Ağustos 2002 yılları arasında da ikinci dönem Çorum Belediye Başkanlığı'nı yapmıştır. Mayıs 1999 ve Haziran 2002 tarihleri arasında da Avrupa Konseyi Mahalli İdareler Meclisi Üyeliği yapmıştır. Ve şuanda Ankara’da bulunan ESAM, Ekonomik ve Sosyal Araştırma Merkezi Genel Sekreterliği görevini yapmaktadır. Okuttuğu Dersler İktisada Giriş, Makro İktisat, İktisadi Sistemler, İktisadi Düşünceler Tarihi, Ekonomi (İngilizce İşletme Bölümünde) Ayrıca İngilizce, Arapça ve orta derecede Almanca biliyor.


12

HABER

Kasım 09

ABD'li meşhur avukat müslüman oldu Amerika’nın Los Angeles Eyaleti’ndeki en meşhur tazminat avukatlarından biri gezi amaçlı gittiği Suudi Arabistan’dan Müslüman olarak döndü. Orada gördüğü namaz manzarasından aşırı etkilenen Mark, İslam hakkında okuduğu kitaplar sayesinde İslam’ın hak din olduğunda kanaat kıldı. Gezisi bitmeden önce Müslüman olduğunu ilan ederek elde ettiği geçici İslam belgesiyle Mekke’ye gitti. Kabe’yi tavaf edip iki rekat namaz kıldı. Mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Suudi Arabistan’ı Hac yapmak için geri dönmek hedefiyle terk etti. Havaalanında doldurduğu çıkış formunda dinini “İslam” yazdı. Amerika’nın en ünlü milyonerlerinden Mark Scheffer eveli cumartesi günü, on günlük Suudi Arabistan ziyaretinden sonra İslam’a girdiğini ilan etti. Mark Scheffer, tazminat avukatı olması nedeniyle Amerika’nın Los Angeles eyaletindeki en ünlü avukat, milyoner ve şahsiyetlerden sayılıyor. En son kazandığı tazminat davası, ölümünden bir hafta önce Michael Jackson hakkında açılan dava idi. Mark’ın İslam öyküsü hakkında Suudi seyahat rehberi üstaz Davi Bin Nasır El-Şerif şöyle dedi; “ Suudi Arabistan’a vardığı andan itibaren İslam ve namaz hakkında sorular sormaya başladı.”

El-Şerif şöyle ekledi; “ Riyad’da iki gün kaldık. Mark İslam’la ilgileniyordu. Oradan Najran’a, daha sonra Abha’ya ardından da Al Ula’ya gittik. Al Ula da İslam’a ilgisi iyice arttı. Çölde namaz manzarası Tura çıktığımızda bize eşlik eden Suudi Arabistanlı üç gencin Al Ula’da tüm basitliğiyle çölde kumların üzerinde namaz kılan manzarası çok dikkatini çekti. Al Ula’da iki gün geçirdikten sonra El-Cevf’e gittik. Orada Mark benden İslam hakkında bir kitap istedi. Kendisine İslam hakkında küçük bir kitap getirdim. Bu kitabı okumaya başladı. Ertesi sabah benden kendisine namaz kılmayı öğretmemi istedi. Ona nasıl namaz kılınacağını ve nasıl abdest alınacağını öğrettim. Gerçekten de yerinden kalktı abdest alıp yanımda namaz kıldı. Daha sonra bana namaz kılarken çok rahatladığını söyledi. Perşembe akşamı Cidde’ye döndük. Bu esnada İslam hakkında kitaplar okumaya da devam ediyordu. Cuma sabahı eski Cidde’de dolaşıyorduk. Cuma namazı vakti geldiğinde otele döndük. Kendilerine namaza gideceğimi haber verdim. Mark bana benimle gelip namazı izlemek istediğini söyledi. Ona “buyur” dedim. Camiye git-

tim. Kalabalıktan bazı Müslümanlarla beraber namazı dışarıda kıldık. Mark herkesi izliyordu. Namaz bittikten sonra bazılarının selamlaştığını ve hepsinin mutlu olduğunu gördü. Bu manzara çok hoşuna gitti. Otele döndüğümüzde bana İslam’a girmek istediğini söyledi. Kendisine gusül abdesti almasını söyledim. Gidip gusül abdesti aldı. Sonra kendisine kelimeyi şehadet getirmeyi öğrettim. Kelimeyi şehadet getirdi. Sonra da iki rekat namaz kıldı. Ardından da bana Cumartesi günü Suudi Arabistan’dan ayrılmadan önce Mekke’ye gidip orada namaz kılmak istediğini açıkladı. Sonra El-Hamra’daki davet ve irşad bürosuna gittik ve Mark orada İslam’a girdiğini ilan etti. Kendisine, grubun diğer Amerikalı üyelerinin cumartesi günü ülkeyi terk edeceklerine bakılarak geçici İslam belgesi verildi. Mark’ı Mekke’ye götürmeyi ise Üstaz Muhammed Türkistani üstlendi.” Mark’ın Mekke’ye gidişi hakkında Üstaz Muhammed Emin Türkistani şöyle dedi; “geçici İslam belgesini alınca Mark ile beraber Mekke’ye gittik. Yüzü parladı. Mutluluğu gözle görünüyordu. Haram-i şerife girip Kabe’yi gördüğünde mutluluğu daha da arttı. Yüzü sevinçle doluydu. Gerçekten o manzarayı tarif edemiyorum. Mark Kabe’yi tavaf ettikten sonra iki rekat namaz

Bayramınız Mübarek Olsun

kılıp çıktık ama o hiç çıkmak istemiyordu. Yeniden doğdum Mark İslam’a girdiğini ilan ettikten sonra mutluluğunu El-Riyad gazetesine verdiği röportajda şöyle dile getirdi; “duygularımı dile getiremiyorum. Ancak şimdi yeniden doğdum ve yeni hayatıma başladım. Mutluluğun zirvesinde bir mutluluk yaşıyordum. Mekke’de Haram-i Şerif’i ve Kabe’yi ziyaret ettiğimdeki mutluluğumu tarif bile edemiyorum.” Bundan sonra atacağı adımın ne olacağı konusunda ise Mark şunları dedi; “İslam hakkında daha fazla okuyacağım. Allah’ın dininde derinleşeceğim ve Hac farzını eda etmek için Suudi Arabistan’a döneceğim.” Kendisini İslam’a iten etkenleri de şöyle açıkladı; “İslam hakkında bilgim azdı. Suudi Arabistan’ı ziyaret ettiğimde Suudi Arabistan’daki Müslümanları, namaz kıldıklarını gördüm ve İslam hakkında bilgi edinme arzum daha da arttı. İslam hususunda doğru bilgileri okuduğumda da bu dinin “hak din” olduğuna kesin kanaat getirdim. Geçen Pazar günü Mark Kral Abdulaziz havaalanından Suudi Arabistan’ı terk ederek Amerika’ya gitti. Havaalanında doldurduğu çıkış formunda “din” hanesine ise “İslam”


HABER - AVUSTURYA

Dr. Ramazan Yıldız Avusturya’da yaşayan müslümanlar olarak her gün karşılaştığımız olaylar, İslamın Müslümanlarla gayrimüslimler arasındaki münasebetlere bakış açısını bilmemizi zorunlu hale getiriyor. Çünkü Müslümanlar olarak, karşılaştığımız tüm hadiseleri, Kuran ve Sünnet ölçüleri ile değerlendirmek mecburiyetindeyiz. Burada, bu hükmü çıkarttığımız onlarca ayet-i kerimeden bir kaç tanesini zikredelim: 1. „(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın, hainlerin savunucusu olma.” (Nisa:105) 2. “…Şu hâlde, siz insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.” (Maide:44) 3. “Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların (gayrimüslimlerin) arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur’an’ın bazı hükümlerinden) seni saptırmalarından sakın.” (Maide:50) 4. „Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!“ (A’raf:3) 5. “Aralarında hüküm vermek için Allah’a (Kur’an’a) ve Resûlüne davet edildiklerinde, mü’minlerin söyleyeceği söz ancak, ‘işittik ve iman ettik’ demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. Kim Allah’a ve Resûlüne itaat eder, Allah’tan korkar ve O’na karşı gelmekten sakınırsa, işte onlar felaha erenlerin ta kendileridir.“ (Nur:51-52) 6. “Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler.” (Isra:9-10) 7. “Bu Kur’an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.”(Sad:29) 8. “O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed’e apaçık âyetler indirendir. Şüphesiz Allah, size karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.” (Hadid:9) 9. „Sonra da seni din işi konusunda açık bir Şeriat üzere kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma.“ (Casiye;18) 10. “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. De ki: Allah’a ve Peygamber’e itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.” (Al-i İmran:31-32) 11. “Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü’minlerin analarıdır.” (Ahzab:6) 12.

“Andolsun, Allah’ın Resûlünde si-

zin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab:21) 13. „Peygamber size neyi emrediyorsa onu yapın, size neyi yasaklıyorsa onu da terkedin.“ (Haşr:7) 14. „(Ey Muhammed) Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.“ (Nun:4) Ayrıca Peygamber Efendimiz de „ Ben size iki şey bırakıyorum. Bunlara sarıldığınız müddetçe hak üzere kalırsınız. Bunları terkettiğiniz zaman ise dalalete düşersiniz. Bunların birisi Allah’ın kitabı Kuran-ı Kerim, öbürü de benim sünnetimdir“ ( Buhari, Müslim) buyurmaktadır. Hal böyle olunca, her hususta Kuran ve Sünnete tabi olmakla mükellefiz. Kuran-ı Kerim prensip olarak müslümanların gayrimüslimlerle bir arada barış içerisinde yaşamalarını, hatta onlara iyilik yapmalarını caiz görür. İlgili ayet-i celile şöyledir: „Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever. Allah, sizi ancak, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.“ (Mümtehine: 8-9) Görüldüğü gibi, İslama ve Müslümanlara zarar vermediği müddetçe, gayrimüslimlerle, sulh ve sükun içerisinde yaşamak tavsiye ediliyor. Ancak müslümanlar, ayetteki ruhsattan yola çıkarak her hangi bir tarzda, dinlerinden taviz veremezler. Taviz, İslam’ın(şeriat, devlet, hilafet, cihad gibi) gayrimüslimleri rahatsız eden kısımlarını, Peygamber Efendimiz’in uygulamalarına ters bir şekilde tevil etmektir. Taviz, oturum, iş ve vatandaşlık gibi bazı dünyevi menfaatler elde etmek veya gayrimüslimlerin gözüne girmek için haramları irtikap etmek, farzları terketmek ve İslam’ı, gayrimüslimlerin memnun olacağı şekilde eğip bükmektir. Bu ise hududullahı çiğnemek ve dinden uzaklaşmaktır. Yegane önderimiz ve örneğimiz olan Peygamber Efendimiz ve onun ashabı, İslam’dan taviz vermemek için yerlerini, yurtlarını terketmişken, nasıl olur da Müslümanlar olarak biz, oturum, iş ve vatandaşlık uğruna dinimizden taviz veririz? Her konuda olduğu gibi bu hususta da örnek alacağımız kişi Peygamber Efendimiz’dir. Efendimiz hayatının 53 senesini Mekke’de, müşriklerin içerisinde geçirmiş, ama şartlar ne olursa olsun dininden ve davasından asla taviz vermemiştir. Dinden taviz vermek, kişiyi dünyada zillete ahirette ise azaba mahkum eder. Allah Teala Kuran’da şöyle buyurmaktadır: “Allahın ayetlerini dünya karşılığında satanlar karınlarını ancak ateşle doldururlar ve Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacak ve onları tezkiye etmeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Onlar hidayet karşılığı dalaleti, mağfiret karşılığı azabı satın almış olanlardır.“ (Bakara:174-175)

Kasım 09

13

Olaylara Müslümanca Bakmak Müslümanın, Allah Teala’yı böylesine gazaba getiren bir günahtan şiddetle kaçınması, dinine her şeyden daha çok önem vermesi ve taviz koparmak isteyenlere itaat etmemesi icab eder. Allah Teala bu konuda Müslümanları şöyle uyarmaktadır: „Ey iman edenler, eğer siz, ehl-i kitaptan bir fırkaya itaat ederseniz, sizi imandan sonra tekrar küfre çevirirler.“ (Al-i İmran: 100) ve „Ey iman edenler eğer kafirlere itaat ederseniz, sizi topuklarınız üzerinde hüsrana uğramış olarak (dininizden) geri çevirirler.“ (Al-i İmran:149) Bu ayetlerden açıkça anlaşılıyorki Müslümanlar, gayrimüslimlerle olan münasebetlerinde son derece dikkatli olmak mecburiyetindedirler. Aksi takdirde gayrimüslimler tarafından dinlerinden adım adım uzaklaştırılırlar. Dinler Arası Diyalog ve Entegrasyon platformlarının gayelerine ve diyalog ve entegrasyon toplantılarında konuşulanlara baktığımızda bu Kurani gerçeği bariz bir şekilde görüyoruz. Dinler Arası Diyalog, Papalık tarafindan gündeme getirilmiş olup herkesin Hristiyanlığın nurundan(!) yararlanmasını sağlamak gayesiyle başlatılmıştır. İslam’ın olduğu yerde başka dinlerin kabul görmediğini bildikleri için diyalog toplantıları ile İslam’ı aslından uzaklaştırmayı hedeflemektedirler. Bu planı uygulayabilmek için diyalog toplantılarını, İslami şuurdan mahrum olan din bilginleri(!) ile yapmaktadırlar. Bu toplantılarda‚ Allah katında geçerli olan tek dinin İslam dini olduğu’ hakikati yerine‚ İbrahimi dinler’ tabiri; İslam hukuku (şeriat) yerine, yürürlükteki kanunlara saygılı olmak fikri; İslam’ın hayatın her alanını tanzim etme özelliği yerine, dinin kul ile Allah arasında bir olgu olduğu anlayışı; Allah’ın emir ve yasakları yerine, özgürlüklerin önemi vurgulanır. Siyonizmin emrinde ve hizmetinde bulunan mason locaları tarafından da hararetle desteklenen bu toplantılarla, Müslümanlara kabul ettirilmek istenen hususların bir kaçını aşağıda zikredelim: 1. Yahudi ve Hristiyanlar hakkındaki menfi ayet ve hadisler, Kuran ve hadis kitaplarından çıkartılmalıdır. 2. Yahudilik ve Hristiyanlığın İbrahimi dinler olarak geçerli dinler olduğu, mevcut Tevrat ve İncil’in de ilahi nur oldukları kabul edilmelidir. 3. Yahudi ve Hristiyanların, Müslüman kadınlarla evlenmelerinin caiz olduğu, İslamdan çıkıp diğer dinlere girenlerin mürted olmadıkları ilan edilmelidir. 4. İslamın diğer dinlerden üstün olduğu, Kuran’ın son ve geçerli tek kitap olduğu iddiaları terk edilmelidir. 5. İslam reforma tabi tutulmalı, din ve devlet kesinlikle birbirinden ayrılmalıdır. 6. Şeriat, recm ve kısas gibi orta çağ uygulamaları içermekte olup modern hayatın kurallarıyla bağdaşmadığı için lağvedilmelidir. 7. Kadınlarla alakalı ayetler, yeniden günün şartlarına göre tefsir edilmelidir. 8. Evlilik dışı ilişkiler, lutilik ve lezbiyenlik gibi haramlar, kişisel tercihler olarak mübah telakki edilmelidir. 9. İslamın dünya hayatıyla ilgili kurallarının, haramların ve müeyyidelerin, geldikleri döneme ait oldukları ve bugün artık geçerli olmadıkları fikri benimsenmelidir. 10. Din, ticarete, sanayiye, siyasete, hukuka

vs karıştırılmamalı, Allah’ın emir ve yasakları diyerek, insan hak ve özgürlükleri kısıtlanmamalıdır. 11. İslam, Avrupa hayat tarzına göre yeniden yorumlanıp bir ‚Euro-İslam’ ortaya çıkartılmalıdır. 12. Cihad ayetleri, şiddet içerdikleri için reddedilmelidir. Ve saire, ve saire… Görüldüğü gibi bunların bir tanesini tasvip etmek bile İslam dininden çıkmak için kafidir. Üzülerek ifade edelim ki Müslümanların bir çoğu, bu oyunların farkında bile değildir. Şuurlu Müslümanların, geç kalmadan bu zavallıları uyandırması gerekmektedir. Bile bile böyle bir ihanetin ve hamakatin içinde yer alanlara gelince onlar, vicdanlarını ve haysiyetlerini satmış olan bir takım alim müsveddeleridir. Şükürler olsun ki İslam, Allah Teala’nın hıfz u emanındadır ve İslam düşmanları İslam’a bu güne kadar zarar veremedikleri gibi, bugün de zarar veremeyeceklerdir. Bu uğurda harcadıkları milyarları ve bütün çalışmaları boşuna gidecektir. Kuran bu hakikati şöyle ifade etmektedir: „Şüphe yok ki, inkâr edenler mallarını (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcarlar ve harcayacaklardır. Sonra bu mallar onlara bir iç acısı olacak, sonra da yenilgiye uğrayacaklardır. İnkâredenler toplanıp cehenneme sürüleceklerdir.” (Enfal:36) Peki biz ne yapacağız? Bu toplantılara iştirak etmeyecek miyiz? Tabii ki bu toplantılara iştirak edeceğiz ve İslam düşmanlarının planlarını bozacağız. Toplantıların yön ve içeriklerini değiştireceğiz. Toplantıları, yukarıdaki hususların konuşulması şöyle dursun ima edilmesine dahi cesaret edilemeyen, tam aksine İslam’ın güzelliklerinin anlatıldığı ve insanların hidayete davet edildiği meclislere dönüştürerek gayrimüslimlerin kurtuluşuna da (Allah hidayet verirse) vesile olacağız. Zira Avrupalı, maddi açıdan refah içinde yaşasa bile manevi ve ahlaki açıdan çökmüştür. Küfür, fuhuş, içki ve uyuşturucu girdabında çırpınmaktadır. Toplumun nüvesi olan aile hemen hemen yok olmuştur. İnsani ve ahlaki değerlerin Avrupa’lı için fazla bir önemi kalmamıştır. Tarihin şehadetiyle sabittir ki, ahlaki değerlerini yitiren milletler er veya geç yok olurlar. Biz müslümanlar biliyoruz ki, ahlaki dertlerin devası İslam’dır. Öyle ise Avrupalı’ya İslam’ı anlatmak ve tanıtmak Avrupalı’yı yok olmaktan kurtarmak demektir. Avrupalılar şimdilik bu sözlerimizi anlayıp kabullenmeseler de gerçek budur. Zaten hamdolsun, yerli müslümanların sayısı gittikçe artmaktadır. Bunlar İslamı tanıtmak açısından bizlere göre daha avantajlıdırlar. İslamı öğrenerek seçtikleri için İslami konulara vakıftırlar. Dil problemleri yoktur. Akraba çevreleri vardır. Hepsinden önemlisi, yabancılık kompleksleri yoktur ve tabii Batı mentalitesini bilmektedirler. Bunlarla müşterek çalışarak, İslam’ın siyasi, içtimai, iktisadi, hukuki ve ahlaki problemlerin çaresi olduğu gerçeğini Batılılara anlatacağız. Allah Teala’nın nurunu tamamlayacağına olan imanımız tamdır. Bir sonraki yazıda buluşmak ümidiyle Allah’a emanet olunuz.


14

HABER

Kasım 09

Kurtulmuş, Gül’e “ Barış ve kardeşlik için gönüllü birliktelik projesi”ni sundu Açılım tartışmalarını değerlendiren Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, "Halkta bu kadar yüksek beklenti oluşturulduktan sonra dağ fare doğurursa Türkiye daha büyük sıkıntılara gebe kalır" dedi. Saadet projesi Kurtulmuş "Parlamentodaki oturum da açılımı görüşme oturumu değil görüşmeme oturumudur. Bütün partiler görüşmemek üzerine, fikir beyan etmemek üzerine parlamentoya geldiler. Dolayısıyla hiçbirisinin bir çözümü, bir projesi yoktur, Hükümet'in de bir projesi yoktur" diye konuştu. İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın açılımın içeriğine dair açıkladıklarının çok büyük bir proje olmadığını söyleyen Kurtulmuş, "Bunlar bir proje olarak görülebilecek şeyler değildir. 'Yer isimlerini eski haline getirelim' gibi birkaç basit tekliftir. Saadet Partisi olarak biz başından itibaren 'Barış ve kardeşlik için gönüllü birliktelik projesi' adı altında bir proje ortaya koyduk. Üzülüyorum hakikaten, o projede hem üslup bakımından hem yöntem bakımından uyarılarımızın hepsinde haklı olduğumuz ortaya çıktı" dedi. Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, son gelişmeleri değerlendirdi. TBMM'de yapılan 'demokratik açılım' oturumunda yeni bir şey ortaya konmadığını ifade eden Kurtulmuş, "Başından itibaren maalesef benim en büyük endişem bu konuda iktidar ve muhalefet partilerinin meseleyi sadece siyasi polemik konusu haline getirmeleriydi" dedi. Bazı konularda üslubun yapılandan daha önemli olduğunu belirten Kurtulmuş, AKP'nin ve Meclis'teki muhalefet partilerinin üslupları itibariyle ciddi bir şekilde "sınıfta kaldığını" ifade etti. Kurtulmuş, iktidarın ve muhalefetin birbirlerini anlama, birbirlerini ikna etme gayreti olmadığını, sadece "Biz buradan nasıl 2-3 puan alırız, nasıl siyaseten öne geçeriz" telaşıyla hareket ettiklerini dile getirerek "Parlamentodaki oturum da açılımı görüşme oturumu değil görüşmeme oturumudur. Bütün partiler görüşmemek üzerine, fikir beyan etmemek üzerine parlamentoya geldiler. Dolayısıyla hiçbirisinin bir çözümü, bir projesi yoktur, Hükümet'in de bir projesi yoktur" diye konuştu. İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın açılımın içeriğine

dair açıkladıklarının çok büyük bir proje olmadığını söyleyen Kurtulmuş, "Bunlar bir proje olarak görülebilecek şeyler değildir. 'Yer isimlerini eski haline getirelim' gibi birkaç basit tekliftir. Saadet Partisi olarak biz başından itibaren 'Barış ve kardeşlik için gönüllü birliktelik projesi' adı altında bir proje ortaya koyduk.

ciddi bir çözüm istemediğini ortaya koyuyor. Dolayısıyla bu süreçte partiler, özellikle İktidar ve Anamuhalefet milletin 5 ayını heba etmişlerdir. Boşuna lüzumsuz tartışmalarla milleti kilitlemişlerdir. Ama bu öyle bir konu ki bu kadar konuşulduktan, bu kadar yüksek beklentiler oluşturulduktan sonra Allah muhafaza dağ fare

Üzülüyorum hakikaten, o projede hem üslup bakımından hem yöntem bakımından uyarılarımızın hepsinde haklı olduğumuz ortaya çıktı" dedi. Önerdikleri "Barış ve kardeşlik projesi"nde Türkiye'nin yeni, sivil, demokratik bir anayasa yapmasını, Güneydoğu'ya yönelik ekonomik telafi programları ve sosyal telafi programları uygulanmasını, terörün durdurulmasını ve göçün geri döndürülmesini önerdiklerini anlatan Kurtulmuş, şöyle konuştu: "Ne yazık ki Sayın Atalay'ın söylediklerinde de bazı teklifler var ama meseleyi bir bütün olarak bir proje olarak ele alan bir yaklaşım yok. Zaten CHP ve MHP başından itibaren 'Biz istemeyiz' diye süreci tıkıyorlar. DTP de 'Apo ile görüşmezseniz süreci çözemezsiniz' diyerek zaten başından beri

doğurursa Türkiye daha büyük sıkıntılara gebe kalır." Kurtulmuş, dinlemelerin geldiği noktanın son derece yanlış olduğunu belirterek "Herhangi bir mahkeme kapsamında mahkeme yasalara uygun bir şekilde dinleme kararı çıkartabilir. Ama bu kadar yaygın bir şekilde ve kimin niçin dinlendiğinin belli olmadığı bir şekilde sürecin sürdürülmesi Türkiye'de bir baskı rejimi varmış havası oluşturur. Yasal olarak dinleme yapılır ama bunların açık bir şekilde yapılması ve yaygınlaştırılmaması gerektiği kanaatindeyim" diye konuştu. "Yusufça'da Saadet Partisi'nin aldığı sonuç büyük bir sonuçtur" Kurtulmuş, Burdur'un Yusufça beldesinde yapılan seçimlerde partisinin yüzde 28 oy almasını

da değerlendirdi. Kurtulmuş, Yusufça'nın daha önce mahalle yapılarak bağlandığı Gölhisar'da seçimi kazanmalarına rağmen Yusufça'nın ayrı bir belediye olması için gayret gösterdiklerini ifade ederek "Herhalde başka bir parti kazansaydı kazandığı yerde belediye seçimini tekrar yaptırmazdı" dedi. Yusufça seçiminde yüzde 28 oy almalarının ciddi bir başarı olduğunu kaydeden Kurtulmuş, şunları söyledi: "Hükümet çok ciddi şekilde yüklendi oraya. 7-8 bakan geldi, yüzmilyarlarca lira para harcandı, maddi imkanlar sonuna kadar kullanıldı. Ben aslında bu şartlar içersinde Saadet Partisi'ni Yusufça seçiminin galibi olarak görüyorum. O akşam belediye başkan adayı arkadaşımızı da aradım. 'Galiptir bu yolda mağlup, hiç üzülmeyin' dedim. Çok eşitsiz şartlarda mücadele edildi. Olağanüstü bir seçim ekonomisi orada uygulandı, baskılar yapıldı. Buradan Saadet Partisi'nin aldığı sonuç büyük bir sonuçtur. Ben açıkçası bu şartlarda Saadet Partisi'ni oranın galibi olarak görüyorum." Kurtulmuş, 29 Mart seçimlerinden bu yana her geçen gün yükselen bir parti olduklarını dile getirerek "Onu zaten hissediyorum. Partimize katılımlar, partimizin etrafında oluşan sempati halkalarının genişlemesi, bunu zaten görüyoruz. İnşallah önümüzdeki seçimlerde Saadet Partisi'nin çok büyük bir patlama yapacağını görüyorum" diye konuştu. Cumhurbaşkanı Gül, Kurtulmuş ve Saadet heyetini kabul etti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş ve beraberindeki Başkanlık Divanı üyelerini kabul etti. Çankaya Köşkü'nde dün gerçekleşen kabulde Genel Başkan Numan Kurtulmuş, Türkiye'nin önemli gündem maddelerinden olan demokratik açılım konusunda Saadet Partisi'nin görüş ve çözüm önerilerinin yer aldığı "Barış ve Kardeşlik İçin Gönüllü Birliktelik Projesi"ni Cumhurbaşkanı Gül'e sundu.Yaklaşık 45 dakika süren kabulde Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Gül'e 'Hat işlemeli' bir de tablo hediye etti.


HABER - AVUSTURYA

Avusturya’da “Avrupa’da İslam ve Göç” öğretim programı Avusturya Donau Krems Üniversitesi “Avrupa’da İslam ve Göç” adında Akademik Uzmanlık ve Master diploması veren mesleki gelişim programı imkânı sunuyor. Avusturya Donau Krems Üniversitesi’nde açılan “Avrupa’da İslam ve Göç” adındaki mesleki gelişim programı, kendi mesleki veya toplumsal çalışmalarında Avusturya ve Avrupa’da özellikle entegrasyon çalışmaları ve politikası bağlamında İslam ve kültürel çoğulculuk, eğitim, kültürler ve dinlerarası diyalog konularıyla ilgilenen kişilere hitap ediyor. Öğretim programının 12 Kasım 2009 tarihinde başlayacağı ve dört dönem sonunda alınacak Akademik Uzmanlık Diploması’nın 6900 Euro tutarında olduğu belirtildi. Master

Diploması alabilmek için ise altı dönem okumak ve 10.400 Euro ödemek gerekiyor. Farklı ödeme seçenekleri de mevcut. 1994 yılında kurulan Donau Krems Üniversitesi’nin, üniversite bazında mesleki gelişim alanına yoğunlaşmış Avrupa’nın tek üniversitesi olduğu belirtiliyor. Üniversitenin akademisyenlerin ve uzman yöneticilerin bilgilerini taze tutarak, hayat boyu mesleki eğitimin toplum açısından önemine dikkatleri çektiği belirtiliyor. Bir mesleki gelişim üniversitesi olan Donau Krems Üniversitesi’nin ayrıca ülke içinde ve dışında işlevsel araştırma imkânları sunduğu, ekonomi ve bilim alanlarının yanı sıra kamu kuruluşlarıyla da ortak çalışmalar yürüttüğü kaydedildi.

Kasım 09

15

Mikail Kızılırmak´ ın Mezuniyet Töreni Rıdvan Cami-i kurucularından ve Eski başkanlarından Mustafa Kızılırmak´ın oğlu Mikail Kızılırmak Viyana Ekonomi Üniversitesinden Master derecesi ile mezun oldu. Diploma Töreninde konuşan Viyana İslam Federasyonu Genel Başkanı Muhammet Turhan; “Bizim en çok özlediğimiz tablolardan biriside budur. Bizim bu günlere ulaşmamızda ve bundan sonrası için topluma ümit verici

katkılar yapacak kişileri yetiştirmek başlıca vazifelerimizden birisidir. Viyanada 2000 Türk öğrenci bulunmakta, bunların okuyup okullarını iyi derecelerde bitirmeleri için tüm sivil toplum kuruluşlarına büyük görev düşüyor. Herkes bu bilinçle hareket ederse geleceğin yöneticileri siyasetcileri öğretmenleri, bilim adamlarını ve doktorlarını yetiştirmiş olacağız.” dedi.

VİF Eğitim başkanlığı 1. Eğitmenler toplantısını gerçekleştirdi. Eğitim başkanlığı olarak yılda iki defa yapılması planlanan eğitmenler toplantısının ilkini iki grup halinde merkez de yapmış bulunmaktayız.Mevcut kurum ve cemiyetlerimizde aktif görev yapan ve cocuklarımızı emanet ettiğimiz eğitmenlerimizin verimlerinin daha artması, yapılan çalışmaları daha düzenli ve etkin hale getirmek için eğitmenlerimizle periyodik aralıklarla biraraya gelmeye çalışmaktayız. Şu anda 140 eğitmenimizle birlikte çalışmaktayız.3 yaşından 14 yaşına kadar sınıflara ayrılmış talebe gruplarına bu eğitmenlerimizle hizmet vermekteyiz.

Eğitim Merkezleri Kervanına St.Pölten de katıldı Avusturya da son yıllarda, eğitim alanında yaşanan güzel gelişmeler devam ediyor. Gün geçtikce artan eğitim merkezleri ve artan eğitim kalitesiyle artık çocuklarımız geleceğe daha iyi bakabiliyor. Son olarak St.Pölten de, daha önce Cami bünyesinde gösterilen eğitim faaliyetleri, yeni bir sta-

tü kazandırılarak Eğitim Merkezi haline dönüştürüldü. İslami ilimler , Nachhilfe ve Kindergarten alanlarında faaliyet gösteren St.Pölten Eğitim Merkezine ilgi yoğun. Kurumun şimdiden yüzlerce kayıtlı öğrencisi bulunuyor.

Bu eğitmenlerimizden anasınıf diye adlandırdığımız 3-7 yaş grubu öğrenci eğitmenleri ve cemiyetlerimizde derse giren erkek eğitmenlerimizle birlikte bu çalışmayı gerçekleştirmiş bulunmaktayız. Anasınıfı eğitmenlerimizle birlikte sııflardaki problemlerimiz ve ders işleme teknikleri konulu iki başlığı masaya yatırmış ve üzerinde fikir alışverişi yapmış bulunmaktayız. Verimli bir toplantı ger-

çekleştirmiş olduğumuza inanıyoruz. Bir sonraki toplantının konusu olarakta Küçük yaştaki cocuklara iman konusu nasıl anlatılmalı başlığını belirleyerek toplantımıza son verdik. Cemiyetlerde görev yapan eğitmenlerimizle ise Eitim başkanlığının hassasiyetlerini ve bazı önemli konuları işlemiş ve arkasndan Dip Päd. Ömer Dikicinin sunumu ile Pedegog Muhammed (S.a.S) konulu eğitim semineri ile bu toplantımızı bitirmiş olduk. Eğitim Başkanlığı olarak bundan sonraki günlerde Zümre toplantıları şeklinde cemiyet ve kurumlardaki eğitimcilerimiz ile toplantılarımız devam edecektir. Avusturya nın en büyük sivil toplum örgütü olan İslam Federasyonun eğitim birimi olarak Viyana da bulunan kurumlarımıza viyana dışındada yenilerini ekleyerek toplumumuzun her kesimine hizmet götüreceğimizi ve bu konuda halkımıza yakında iyi haberlerimizin olduğunu Dewa gazetesi aracılığı ile duyurmak isteriz. VİF Eğitim Başkanlıgı


16

HABER - AVUSTURYA

Kasım 09

Dr. Fuat Sanaç TARİH BİLİNCİ Tarih bir milletin geçmişteki hayat hikayesi, bu gününün kimliği, geleceğinin boy aynasıdır. Kendisini bu aynada nasıl görmek istiyorsa ona göre bir hayat idame ettirmek zorundadır. Hafızasını kaybeden, kimliğini, kimliğini kaybeden benliğini kaybeder. Bizim Müslüman olarak üst kimliğimiz İslam’dır ve bu bize tüm dünyada ümmet olma bilinci verir. Diğer bir kimliğimizde mensub olduğumuz millet kimliğimizdir ki o da bize aidiat bilinci ve dayanışma gücü verir. Millet olmanın en önemli öğeleri: din, dil ve o millet tarafından tarihin süzgecinden geçerek günümüze kadar gelmiş, özümsenmiş, benimsenmiş kültürüdür. Kültür köken itibariyle Latince bir kelimedir ve ihtimam göstermek, itina etmek, bakmak, korumak anlamlarına gelir. Bir milletin inanç, fikir, sanaat, adet ve geleneklerinin bütününe Kültür denir ve bu Kültür o milletin kimliğidir. Kültür ikiye ayrılır: 1. Manevi Kültür: Bu milletlere göre Din veya inanç olarak değişir. 2. Dünyevi Kültür, yani ilim ve teknoloji. Buna Zivilisation denir ki, bu insanlığın ortak değeridir. Kültürün daha birçok öğeleri vardır, mesela: edebiyat Kültürü, yemek kültürü, Müzik kültürü, adetler, gelenekler vs. İnsan sosyal bir varlıktır yalnız yaşayamaz sevinçleri, üzüntüleri ve fikirleri vardır. Üretir, tüketir ve bunları paylaşmak ister. İnsanlardan Aileler, Kabileler ve milletler meydana gelir ve bu milletler zamanla kendilerine bir Kültür oluştururlar. Bunların bütününe medeniyet denir ki, bir ülke veya toplumun maddi ve manevi varlıklarının, düşünce, sanat, bilim, teknoloji ürünlerinin tamamını ifade eder. Bunu başaran millete medeni millet, ferde de medeni insan denir. Bize göre medeni bir insan, güzel ahlaklı, dürüst ve çalışkandır. Dini ve fenni bilgilerini de öğrenmiştir. Sözü özü doğrudur. İşlerini son derece dikkat ile başından sonuna kadar takip eder. Çalışmaktan zevk alır. Dininin emir ve yasaklarına titizlikle uyar. Çocuklarının imanlı ve ahlaklı yetişmelerine özen gösterir. Onları kötü alışkanlıklardan, zararlı yayınlardan korur. Zamanın kıymetini bildiği için, planlı çalışır. Sözüne saadık olur. Bugünün işini yarına bırakmaz. Bu meziyetlere

sahip olursa, maddi ve manevi olarak yükseleceğini, her işinde muvaffak olacağını ve Rabbinin rızasını kazanacağını bilir. Tarih, bir milletin ortak karakter ve değerlerini gösterir. Toplumlar, millet olarak varlıklarını devam ettirebilmek için tarihlerine dayanmak zorundadırlar. Gelecek tasavvuru tarih bilinci ile oluşur. Tarihin aktardığı her şey, yani bütün bir medeniyet, hayat tarzı, maddi ve manevi değerler buna destek olur. Tarih bilinci, geçmişle doğrudan temasa geçmekle olur. Geçmişle teması ise ancak tarihten bugüne kalan eserler sağlayabilir ve bu bilinç, insana ve topluma gücünü tarihin gerçeklerinden alan yeni hamleler hazırlar. İnsanlar tarihi geçmişlerini asla unutmamalıdır. Çünkü bize mertebe kazandıracak veya kaybettirecek bu birikimlerimiz geleceği şekillendirmek için vavgeçilmez bir gerçektir. Fakat geçmişe takılıp kalmak da en az geçmişi unutmak kadar tehlikelidir. Geçmişteki hatalarımızdan ders, başarılarımızdan ise hız almalıyız. Böylelikle çaba ve motivasyonumuzu en üst seviyede tutabiliriz. Zira, istikbale endişesiz bakmak ve yön vermek maziden beslenmekle mümkündür. Unutmayalım ki tarih bilinci, bireyi ve toplumu bir ruh sağlığına kavuşturur, onlara, gücünü tarihin gerçeklerinden alan yeni hamleler hazırlar. Zira tarih bir milletin hafızası gibidir. Hafızasını yitiren toplum sele kapılmış bir dal gibidir. Biz, Avusturyalı Müslümanlar olarak hem kültürümüzü yaşatmak hem de içinde yasadığımız kültüre katkıda bulunmak için: 1. Dinimizi, dilimizi ve diğer kültür öğelerimizi öğrenmek ve gelecek nesillere öğretmek, yani kültürümüzü yaşayarak kimliğimizi korumak, 2. diğer kültürlerle aramızdaki fark ve benzerlikleri öğrenerek onları anlamayabilmek gayretinde olmalıyız, çünkü kültür hayatın kendisi demektir ve kendi kültürünü bilmeyen başka kültürleri anlayamaz. Ama batıl inançları yaşayarak ve komşularımızı rahatsız ederek değil! Saygılarımla...

Interkulturelle Studentenvereinigung (ISV) tarafından 08.11.2009 tarihinde düzenlenen “ISVDAY 2009” programı yoğun bir katılımla gerçekleşti. Ne devasa bir iddiamız vardı, ne de bir boşluğu doldurmak arzusundaydık, okuyan ve düşününen bir neslin Batı`da var olduğunu ve bu nesli birleştirip bir çatı altına toplamaktı arzumuz. Nefesleri tutup suyun altına girecek şekilde cümleler kuruldu. Oluşturulan her cümlenin, kullanılan her kelimenin varlığa bir lütuf olduğunu hesap ederek okumanın bizlere verdiği özgürlük doyasıya yaşatıldı ISVDAY `de . Programın yapılacağı salon 12:00`de kültürel etkinlikler, evde hazırlanmış özel menüler, Prof. Dr. İskender Pala`nın, Servet-i Fünun çağının resimli şiir kitaplarını andıran nostalji tadında hazırladığı Şiirin Sultanları sergisi, İstanbul Panorama sergisi, Ebru ve Hat sergileriyle gelen konuklarımıza açıldı. Sabırsızlıkla beklenen program saat 14:30 civarlarında başladı. Avusturya genelinde bulunan ve farklı ülkelere ait Üniversitelerden yaklaşık 700 öğrencinin katılımıyla ISVDAY 2009 Viyana`da gerçekleşti. Programa Türkiye`den iştirak eden Prof. Dr. İskender Pala, Prof.Dr. Arif Ersoy, Hattat Hülya Erdem, Ezgileriyle bizleri dinlendiren Alper ve ruhumuzun derinliklerine inmemizi sağlayan Ney ve kanun taksimleri ile Viyana `da ikincisi gerçekleşen programımızın başarıyla tamamlanması hepimizi memnun etti. Sözlerin en güzeli, Allah`ın kelamı Kur`an-ı Kerim tilavetiyle başlayan program 2 oturumdan oluşuyordu. ISVDAY 2009, açılışta ISV başkanı Muammer Akkaya, VIF Genel başkanı Mag. Muhammed TURHAN, Juwa başkanı Av.Süleyman Boynukara ve IGMG Üniversiteliler teşkilatı başkanı DI Celal TÜTER selamlama konuşmalarını yaptılar . Programda yer alan yazar Prof.Dr. Arif ERSOY “Müslüman Gencin Vizyonu, Misyonu” başlığı altında, müslüman gencin yaradılış ga-

yesini bilen ve hayatını ona göre tanzim eden kişiler olması gerektiğine dair güzel noktalara değindi. 30 dakikalık konuşmasının sonucunda Batı`da müslüman olarak yaşamanın anlamının idrakine bir kez daha varılmasına vesile oldu. Prof. Dr. Arif Ersoy`un konuşmasının akabinde insanın ruhunu adeta Hira dinginliğine çeviren Ney ve kanun taksimleri dinlenildi. Ney ve Kanun taksimlerinden sonra 45 dakikalık yemek ve namaz molası verildi. Bu arada evlerde özel olarak hazırlanmış yiyecekler alınarak hoş sohbetlere başlandı.Henüz program bitmemişken aldığımız duyumlar gerçekten sevindiriciydi. Ve programın en çok beklenen konuğu yazar Prof.Dr.İskender Pala,”Sözün Sultanı Sultanın

Sözüdür” başlığı altında” Osmanlı padişahlarının bu zerafeti, bu özelliği bize sunarken, bir taraftan savaşın bir taraftan sözün sultanı olarak yaşadılar .” diye konuştu. “Yeni neslin 600 yılı aşkın bir imparatorluğa yön vermiş Osmanlı padişahlarının edebi yönlerinin ve sultanların kaleminden çıkan şiirlerin pek bilinmediğine”dair konuşmalar yaptı. “Osmanlı padişahlarının söz söyledikleri için şair olduklarını”söyleyerek sözün önemini ve “Sözü Şiirle Söylemek” üzerine Osmanlı sultanlarından örnekler vererek 40 dakikalık konuşmasını sonlandırdı. Program Kur`an-ı Kerim tilaveti ve kapanış konuşması ile sonlandırıldı. İşte ISVDAY Programında ödülü verilen, Makale yarışmasında dereceye giren Eser: Sayfa 17 de


HABER - AVUSTURYA

Kasım 09

YERYÜZÜ ÜNİVERSİTELİLERİ Umutlarına tutunarak sırtlanabilirler insanlar hayatı. Çoğu zaman umut ve umutsuzluk arasındaki çizgide nerede olduğumuz belirler hayatı. Umut, bir çiçeğin boy vermesi için tohumu toprağa atma cesaretini göstermek ve daha o zamandan tohumun nasıl bir filiz haline dönüşeceğini hayal edebilmektir. Peki insanın umudu nedir? Biz kimin umuduyuz? İnsandır yine insanın umudu.. Genç nesiller toplumun biricik umududur yüzünü yarına dönebilen… “ Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik… Zaman bendedir ve mekan bana emanettir şuurunda bir gençlik” diye şairin çağırdığı, umduğu nesil olmanın getirdiği ağır ama bir o kadar değerli sorumluluğu omuzlarımızda taşımanın getirdiği müthiş heyecana kulak verme zamanı şimdi… İnsanın kendisini tanımasının yahut anlamasının iki farklı aşaması vardır: öncelikle insanı, özünü ve daha sonra çevresel ve kültürel faktörlerle birlikte oluşmuş ‘kim’liğini bir medeniyet algısı içerisinde anlamaya çalışmak. İnsanı diğer canlılarla mukayese ederek salt bir canlı olarak düşündüğümüzde ön plana çıkmış akıl, düşünebilme, konuşma ve problem çözme gibi yetileri görebiliyoruz ve bunların beraberinde insana bazı sorumlulukları yüklediğini de. Onu daha yakından inanç ve değer yargıları açısından ele aldığımızda ise – bu hangi inanç olursa olsun- diğer canlılardan ayıran bu özelliklerine bir aidiyet, kutsiyet ve bununla bir misyon yüklediğini görüyoruz. Bu din ister Yahudilik, Hristiyanlık yahut İslamiyet olsun insana öncelikle bir temsil yetkisini de beraberinde getiren vazifeler vermiştir. Peki bunlar arasında müslümanın ve daha da spesifik olarak Avrupa’da yaşayan müslüman üniversitelilerin kendilerini izole edemeyecekleri misyonları nelerdir? Öncelikle konuları bir ayrıştırmak gerekirse Avrupa’da olmak ve üstüne üstelik müslüman üniversite öğrencisi pozisyonunda olmak misyona hangi artı ödevleri yüklüyor bunu sorgulamak gerekir. Avrupa’da neden müslüman herhangi birinin değil de özellikle müslüman üniversitelinin misyonuna vurgu yapılıyor? Bu da dikkate değer bir husustur. Avrupa’ya göçler 1960 lı yıllarda işçi göçleriyle ‘daha iyi bir yaşam kalitesine sahip olmak ‘ amacıyla gerçekleşiyor ve günümüze dek bu durum göç kavramının ağırlıklı olarak ekonomik anlamda değerlendirilmesine sebep oluyor. İşçi olarak gelen göçmenlerin önce bireysel ve daha sonra aileleriyle göç etmeleri ister istemez göç halkasının genişlemesiyle ve bununla göçmenlerin kendi içlerinde kalmalarıyla sonuçlanmıştır. Bu noktada iki zorluk daima göçmenlerin karşısına çıkacaktır: içinde bulundukları topluma entegre olmak ya da toplumdan kendini izole etmek. Peki ya ikisi arasında sıkışıp kalmış insanları nereye koyacağız? Çoğu zaman “ ne oralı, ne de buralı” diye ifade ettiğimiz insanları… Üçüncü sınıf okullara yerleştirilmiş hatta itilmiş, özgüven noktasında sıkıntı yaşayan işçi ailelerinin çocuklarına nasıl bir çözüm yolu bulacağız? Bunun için kim ne yapıyor? İlk göçmenler müslüman olarak misyonlarının ne kadar farkındaydılar ve üniversiteli gençlik ne kadar

farkında? Zihinlerimizde oluşan bu karamsar ama gerçek tabloları nasıl değiştirebileceğiz yahut bir gün gerçekten değişecek mi? Bu tablo değişecekse eğer, bu, alışılmış profilde farklı eğimler oluşturan üniversite gençliğiyle değişecek. İşte bu noktada en temel görev bu karamsar tabloyu anlamak, yorumlamak ve yeni bir tablonun renkli figürleri olmaktır. Üniversitelinin kendine çizdiği misyon modeli illaki eski profilden farklı olmak zorundadır ki bu farklılık kendini ilk önce migrasyon sebebi olarak ortaya koyuyor. Migrasyonu bir çeşit tepki olarak görürsek eğer hangi noktada durduğumuzu iyi bilmemiz gerekir. Ülkesine küskün göçmenler psikolojisi içerisinde yaşayanlar bunu dışsallaştırmaktan ziyade kendi içlerinde yaşamalıdır. Buradan hareketle öne çıkan asıl mesele pozisyonumuzun ne olduğudur. Pozisyonun belirleyicisi ise ulaşmak istediğimiz hedeftir. Hedef olarak kişinin kendine belirlediği yol aynı zamanda kendine çizdiği sınırlarıdır da. Bu durumda kendimize çizdiğimiz sınırlar nelerdir? Rotamız nedir ve bu yolda kullanacağımız enstrümanlar nelerdir? Sorumluluk anlamında bir misyonun özünün aynılığına rağmen iki farklı yansıması, boyutu vardır: Avrupadaki müslümanın orada yaşayan diğer müslümanlara ve içinde bulunduğu toplumun yerli halkına karşı sorumluluğu. Bu sorumluluk ta ezelden insanın halifelik sorumluluğunu kabulüyle başlamıştır zaten. Halifelik misyonu biz müslümanlar için nereye gidersek gidelim beraberimizde götürdüğümüz bir parçamızdır ve biz bunun için zaman, mekan yahut sınır tanımayız. Çünkü biz Avrupalı, doğulu veya batılı olmaktan önce ‘dünyalı’yız ki yeryüzünün halifesi olma şerefine erişiyoruz. Halife olmak şans mıdır, farz mıdır bir imtihan mı yoksa araç mıdır bunun da irdelenmesi lazım. Hepsini kapsamakla birlikte Allah Kur’an’ı Kerim’de halifeliğin insan için bir imtihan olduğunu şöyle ifade etmektedir: “ O ki sizi yeryüzünün halâifi yaptı ve sizi size verdiklerinde denemek için, kiminizi kiminizden derecelerle üstün kıldı..”( En’am Suresi 165). Madem müslüman misyonunun zeminini halifelik oluşturuyor o halde halifelik nedir, nasıl özetlenir? Ali Ünal bunu çalışmasında çok kapsamlı bir şekilde özetle dile getiriyor:” …insan yeryüzünün halifesidir ve bu halifelik, yeryüzünde hükmetme, yeryüzünü imar etme , Allah’ın isteği istikametinde, orada sulhü sağlayıp, yeryüzünü kâinatın diğer bölümleriyle, Kur’an’da birlikte anıldığı göklerle sulh ve sükûn içinde birleştirme fonksiyonu demektir.” Bu çerçeve dahilinde rahmetli Seyyid Kutup sürekli dünyadaki gayrimüslim yeryüzü insanlarının Allah’tan başkasına tapma zilletinden kurtulması için dirilişi başlatmak gibi bir yükümlülüğümüz olduğunu vurgular. Bunun için bugün en geçerli ve başarılı olacağına inandığımız metod ise – yeryüzünün hangi köşesinde olursa olsungerçekten iyi bir model çizebilmektir. Peki bunun için neler yapılabilir? Söylemlerimizin sloganik olarak kalmaması ve içselleştirilmesi için yapılması gereken uyulabilecek sağlam bir plan ortaya koymaktır. Kabul edilmesi

gereken ilk husus yukarıdan da anlaşılacağı gibi pasif değil aktif, edilgen değil etken bir müslüman üniversiteli modelinin taraftarı olmaktır. Şunu da bilmek gerekir ki insan ve bununla müslüman, insanlar karşısında değil yalnızca ve yalnızca Allah karşısında acizdir. Pasif bir duruş Allah’ın halifeliğini karakterize edecek güce sahip değildir. O halde Avrupa kültürünün yaşadığı şehirde özne olmayı her müslüman üniversite öğrencisi öğrenmek zorundadır. Çünkü diğer müslümanlara nazaran daha geniş bir etki alanına ve eylem gücüne sahiptir. Üniversitelinin bu nokta da gücü de üniversite çevresiyle olan diyaloğuyla – gerek hocalarla gerek de diğer öğrencilerle- doğru orantılıdır. Bu noktada birey içinde yaşadığı kültürün dokusuna katkıda bulunma çabası göstermelidir ve belki de ilk olarak şehrin sokaklarında yürüyüp şehrin havasını solumayı öğrenmelidir. Ama ilk önce sokağa çıkma cesaretini göstermelidir ve sonra şehrin kurumlarına ve özellikle de kütüphanelerine doğru akıp orada nefes almayı, hayat bulmayı öğrenmelidir. Teslim etmemelidir ama aklını ve yüreğini hayran bakışlarla… Memleket insanlarının ‘beyin göçü’ korkusuna karşı her zaman uyanık olmalıdır bir yanı.. Yabancı bir toplumda aktif olma zorunluluğu işin en zor ama temel kısımlarından birisi ve hatta başta geleni. Bu nasıl mümkün kılınabilir diye sorulduğunda ilk ve en zaruri nokta karşımızda kocaman duruyor: DİL! Herhangi bir Avrupa ülkesinde yaşayıp da dilini öğrenmemek zaten diğer bütün imkanların önünü kapatıyor ve yerli halkın da en anlam veremediği noktalardan biri olarak duruyor. Okul hayatı ve diğer insanların bakış açısı dil hakimiyeti çerçevesinde değişiyor ve gelişiyor. Toplumu anlayabilmek ise toplumda hakim olan siyasi, dini, sosyal ve ideolojik sistemleri öğrenmek ve eleştirel bakış açısını muhafaza ederek antitezler üretmekle ve sonuç olarak bazı sentezlere ulaşmakla mümkün olabilir. Bize düşen dünyaya açık olmak, tabiri caizse antenlerimizi açık tutmaktır. Diğer taraftan Avrupa’da artan müslüman üniversiteli populasyonu ister istemez Avrupa halkında bir endişeye ve korkuya yol açacaktır. Çünkü insanları hep bilinçli ve zeki insanların varlığı korkutmuştur. Bilinçli, uyanık ve de zeki olmak ve hatta bunlardan da öte bunlara zemin hazırlayan bir ‘kim’liğe sahip olmak ve sahip çıkmak… Necip Fazıl gençliğe hitabesiyle, Mehmet Âkif düşlediği Asım’ın Nesli ile bize bu misyonun ‘ne’liğini ve niteliğini göstermiştir hep. Demem o ki, biz gerçekte bu dinamiğe sahibiz. Bu dinamiğin nasıllığını Kur’an’a ve onu örnekliğiyle yaşatan Hz. Peygamber’e kulak vererek idrak edebiliriz ve böylece uzatırız elimizi çağlara… “ Doğrudan doğruya Kur’ân’dan alıp ilhamı Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.” Ayşe Oyuk Universität Wien Politikwissenschaft

17


18

HABER

Kasım 09

Jugendkomitee Yatılı Eğitim Semineri 23- 25.10.2009 tarihleri arasında Jugendkomitee, Gänserndorf´ta Yatılı Eğitim Seminerini en verimli şekilde gerçekleştirdi. 11 gençlik başkanının ve 11 gencin katıldığı Yatılı eğitim seminerine 10 Jugendkomitee görevlisi katıldı. Özellikle Teşkilat içi eğitim seminerleri olmasına özen gösterildi. Cuma Akşamı Vildan Gül´ün Milli Görüş´ün tarihçesi, Liderimiz ve Milli Görüş kuruluşları adlı semineri ile ilk seminerimiz başladı. Güzel anlatımı ile ilgileri çeken Gül, Teşkilatımızın geçmişi/ tarihi konusunda bizleri aydınlatmış oldu. İlk seminerin sonunda Jugendkomitee görevlileri ve katılımcılar arasında tanışma - kaynaşma oldu. Cumartesi günü Mesut Koca Hocamızın Davette üslup ve metod adlı vermiş olduğu seminerde gençleri-

mize nasıl yaklaşmak ve onlar için hangi üslubu kullanmak gerektiğine değindi. Gençler ve başkanlar tarafından büyük beğeni gördü ve Gençlik başkanlarımız bu metodu en iyi şekilde gençlerimiz için uygulayacaklarını belirttiler. Yaklaşık bir buçuk saat süren seminerin ardında kısa bir mola oldu ve sonrasında Süleyman Boynukara Hocamız Teşkilattan önce İslamı sevdirmenin yolu adlı seminer ile bizlerle birlikte oldu. Seminerler zincirine yeni bir halka eklendi ve günün son seminerinde Yasin Tecer hocamız bizlerle birlikte oldu. Davetçi/Dava elamanı nasıl olmalı? Biz Kimiz? adlı ilginç ve önemli konusu ile Yasin hocamız katılımcılara yeni bir ışık tuttu. Davetçinin vasıflarından bahseden hocamız olumsuzluklar karşısında yılmamamız gerektiğini vurguladı.

Ikinci günün sonunda gençlerimiz kendi aralarında eğlenme fırsatınıda buldular. Pazar günü Bölge Hanım Kolları Eğitim Başkan yardımcısı Sevgi Kaya ablamız Teşkilat çalışmalarında Kadının rolü seminer çalışması ile söz aldı ve dava çalışmalarında bayanında mutlaka olması gerektiğinden ve tarihimizde yer alan kadınlardan bahsetti. Ardından son seminer ve Tesettür konusu ile Nuran Yılmaz hocamız emredilen tesettürden bahsetti. Özellikle genc kızlarımıza bu konuları nasıl anlatabileceğimizi ve bizlerin üzerine düşen görev/ vazifeye değinerek büyük beğeni gördü. Yatılı Eğitim Seminerlerini hakkında katılımcıların fikirlerini/değerlendirmelerini aldıktan sonra katılımcılar evlerine uğurlandı.

Seminerler esnasında katılımcılarımızın en rahat şekilde dinleyebilmeleri için küçük çocuklara kindergarten ortamı hazırlandı. Bugüzel çalışmada başta katılımcılarımıza teşekkür ederken, çok değerli hocalarımızada teşekkürü bir borç biliyoruz. Cuma günü bizi karşılayan ve Pazar gününe kadar yardım ve destekleriyle yanımızda bulunan Gänserndorf Hanım Kollarına, hizmetleri, güzel yemekleri ve güler yüzleri için ve ayriyeten çocuklar ile ilgilenen Kindergarten görevlilerinede sonsuz teşekkürler ediyoruz. Yeni çalışmalarda görüşmek ümidiyle…


HABER

Merve El Şerbini davasında zanlı Alex W. cinayet nedeniyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme ayrıca suçun ağırlığı dolayısıyla 15 yıl sonra iyi hal nedeniyle serbest bırakılmasının önünü kapadı.

Mısırlı ve Alman siyasiler, Almanya’daki Müslüman cemaatler mahkemenin kararını memnuniyetle karşılarken, Mısır’ın Almanya Büyükelçisi Ramzy Ezzeldin Ramzy, en yüksek cezayı istediklerini ve bununda olduğunu ifade etti.

Yaklaşık iki haftadır devam eden davada karar dün verildi. Dünkü duruşmada, Şerbini'yi öldüren, eşini ağır yaralayan Alman Alex W. hakkında, savunma avukatının zanlının olay esnasında bilinç dışı hareket ettiği iddiasına rağmen, zanlının bilinçli olduğu ve yabancılara karşı nefret duyduğu için cinayet işlediği gerekçesiyle, Almanya'daki en ağır ceza olan ömür boyu hapis cezası verildi.

Almanya Müslümanları Merkez Konseyi Başkanı Eyüp Axel Köhler, kararı memnuniyetle karşılarken, kararın dikkatli ve ölçülü verildiğini vurguladı ve “böyle bir şeyin bir daha tekrarlanmamasını ümit ediyoruz” dedi. Köhler ayrıca politikacılara toplumdaki İslam düşmanlığına karşı birşeyler yapma çağrısında bulundu. Öte yandan “ülkemizde İslamofobi ve yabancı düşmanlığının yeri yok” diyen Maria Böhmer, mahkeme kararının da bu tür suçların Almanya’da en ağır şekilde cezalandırıldığını gösterdiğini belirtti

Davada Rusya’dan istenen ve zanlının şizofreni hastası olması nedeniyle askere alınmadığına ilişkin belgeler ise kararı etkilemedi. Mahkeme heyeti ve psikiyatris bilirkişi şizofreni rahatsızlığı olmadığı tespitinde bulundular. Mahkeme kararına karşı bir hafta içinde temyize gidilebilecek.

Kasım 09

Merve’nin katiline ömür boyu hapis

Berlin Duvarı'nın yıkılmasının 20. yıldönümü

Berlin Duvarı'nın 9 Kasım 1989 tarihinde yıkılmasının yirminci yıldönümü, Almanya Başbakanı Angela Merkel tarafından ağırlanan otuz kadar devlet başkanı ve başbakanın da katılımıyla Berlin'de kutlandı. Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev'in de davetli olarak bulunduğu kutlamalarda Merkel, Berlin Duvarı'nın yıkıldığı günün Alman Yakın Tarihi'nini en mutlu günü olduğunu belirtti. Çok sayıda sinagogun ateşe verildiği, Yahudilerin evlerinin ve dükkanlarının tahrip edilip, yağmalandığı 9 Kasım 1938 günü ise; Alman Tarihi'ndeki yerini kelimenin tam manası ile kara bir sayfa olarak almıştır. Yahudiler, antisemitistler tarafından koğuşturmaya uğramış, öldürülmüşler ve cebren toplama kamplarına götürülmüşlerdi. Nazi rejimi tarafından tertiplenen bu talihsiz gece, Avrupa Yahudileri'ne planlı bir şekilde uygulanan soykırımın da bir nevi ön adımını teşkil etmişti. Alman Yakın Tarihi'nin bu en mutlu günü tarihteki bu kara sayfa hatırlanmadan kutlanamaz. Zira, bir Müslüman kadının mahkeme salonunda ölmesine – çok yakın zamanda müşahade ettiğimiz bir olay- sebebiyet

verebilecek kadar tehlikeli boyutlara varabilen ırkçı saldırılar, Almanya'nın gündelik yaşamında artık vakayı adiyeden sayılır hale gelmiştir. Yine göçmen kökenli siyasetçilere yazılan tehdit mektupları, cami inşa edilmesine karşı yükseltilen sesler, cami duvalarına kan bombalarının atılması ve mezarların tahrip edilmesi gibi örnekleri de bu ırkçı saldırılara dahil etmek mümkün. Pogrom gecesinden kısa bir süre önce Dresden yabancı karşıtı bir taşkınlığa sahne oldu. Yeni sinagogun idari merkezine gamalı haçlar çizildi ve anayasayı hiçe sayan sloganlar yazıldı. Saksonya Asayiş Dairesi Başkanlığı yazı karakterinin bariz bir biçimde Yahudileri hedef aldığını beyan etti. Bütün bu kutlama merasimlerinin yaydığı neşeli havanın yanı sıra, Pogrom Gecesi'nin hatırlanması ve azınlıklara -bilhassa da Müslümanlara- yönelik ırkçı tutumların gün geçtikçe daha aşikar ve tabii hale gelmesinin idrak edilmesi daha bir önem taşıyor.

19


GLAS & WERbEDESIGN

GLAS & WERbEDESIGN Bayramınız Mübarek Olsun

Fevzi Şakar Office: Hauffgasse 12/5 1110 Wien E-mail: ideal.glas@gmail.com ideal.werbung@gmail.com

Mobil: +43 664 540 77 95 Tel/Fax: +43 (1) 953 05 58


HABER - AVUSTURYA

Bayram覺n覺z M羹barek Olsun

Kas覺m 09

21


22

KADIN VE AİLE

Kasım 09

Evlilikte eşler arası ilişkiler Fıtratlarına aykırı davranmayan, helale talip olan kadın ve erkekler evlenerek iki cihan saadet ve selametine talip olurlar. Yeryüzünde her şey çift çift yaratılmıştır. Bu ayetlerle sabittir. "Her şeyden çift çift yarattık ki, düşünüp ibret ve öğüt alasınız" buyrulmuştur. İnsan dışındaki canlıların çiftleşmesi Allah'ın dilemesi üzerine ve şuursuzcadır. İnsanda ise, bir niyet, bir hikmet ve şuurlu bir hedefe yöneliktir. "Sizi bir tek nefisten yaratan; ondan da gönlünün ısınıp yatışması için eşini vücuda getiren Allah'tır. Ne vakit ki o, eşini sarıp örtünce (birleşince) eşi hafif bir yük yüklendi ve bir süre böyle geçip gitti derken ağırlaştı." Allah, eşleri birbirleri için gözaydınlığı olsun diye yarattı! Rivayetlere göre, Hz. Âdem (as) ve Hz. Havva (as) yaratıldıktan sonra, Hz. Âdem (as) Hz. Havva (as)'ya sordu: "Sen kimsin?" Havva (as) da: "Ben Havva'yım. Ben seninle, sen de benimle huzur bulalım diye yaratıldım" buyurdu. Demek ki eşler, birbirlerinin gönlünün karşılıklı ısınıp yatışmasına, ruhunun sükûn bulmasına neden olmaktadırlar. Yine başka bir ayette; "Onun açık belgelerinden biri de, size kendinizden eşler yaratmasıdır ki onlarla sükûnet bulup huzura kavuşursunuz. Aranızda sevgi ve rahmet meydana getirmiştir. Şüphesiz ki bunda, düşünebilen bir millet için öğütler, ibretler ve deliller vardır" buyrulmaktadır. Aile kurumu niçin sarsılıyor? Bu noktada aklımıza şu soru takılabilir; "Allah (cc), kadın ve erkeği birbiri için

gözaydınlığı, huzur membaı ve kalplerine sükûnet rehberi için yarattı; ama bugün ne oldu da toplum bu duruma geldi? Aile mefhumu çöktü. Eşler boşanmaya gidiyor. Karı kocalar birbirini boğazlıyor ve ihanetler aldı başını gidiyor. Evet, ne oldu?" Cevaplanması gereken sorular! 1-Neden evlenecek çiftler kendilerini değil de başka bir insanı tanıtırlar karşısındakine ve sonra bukalemun gibi renk değiştirirler? 2-Evlenmeden önce birbirlerine son derece nazik, hoşgörülü ve sevgi dolu olan insanlar, evlenince neden değişiverirler? 3-Evlenmeden önce eşlerine verdikleri değeri, evlendikten sonra neden esirgerler? 4-Evlenmeden önce, "her şeyinle kabul ediyorum" deyip de evlendikten sonra neden yüksek beklenti içine girerler? Buna göre eşler kendilerine şu soruları sormalıdırlar; 1 - Ben eşimle evli olmasaydım ona nasıl davranırdım? 2 - Peki, evlenince ne değişiyor ki, ona karşı davranışlarım değişiyor? Unutmayalım ki, hepimiz çobanız ve güttüklerimizden mesulüz. Kadın erkeğinden, erkek kadınından ve daha sonra can cana, kan kana karıştıktan sonra da ebeveynler olarak dünyaya getirdiğimiz evlatlarımızdan sorumluyuz. Rabbim bu sorumluluğu son nefesine kadar duyan kullarından eylesin. Eşlerin birbirine verdikleri değer neden azalıyor?

Çocuğunuz ve Eşinizle İlişkinizi Birbirine Karıştırmayın! Bir çiftin çocuklarına verebilecekleri en iyi Eğitim, özellikle de okul öncesi dönemde eşlerin birbirleriyle olan ilişkileri yoluyla olacaktır. Eşlerin birbirleriyle kurdukları ilişkinin dengeli bir ilişki olması, hoşgörü, saygı ve sevginin olduğu bir ortamın olması çocuğun gelişiminde son derece önemli bir rol oynayacaktır. Çocuklarla ve eşlerle yaşanılan ilişkiler birbirinden ayırmalıdır. Eşinize kızdığınızda bunun acısını çocuğunuza çektiriyorsanız, eşinizden göremediğiniz ilgiyi ve Özeni çocuğunuzdan istiyorsanız yanlış yapıyorsunuz. Eşinizle ilgili yaşadı-

ğınız sorunların çözümü, çocuğunuz aracılığıyla olamaz. Henüz eşinizle konuşmayı ve tartışmayı bilmiyor ve birlikte problemleri çözemiyorsanız İki yetişkinin sorunlarını bir çocuğun çözmesini beklemek haksızlık olacaktır. Çocuk için en uygun olan; anne ve babasının yaşadıkları sorunları çözebildiklerini görerek, hem aile içindeki bağlılığı yaşaması, hem de sorunların çözülebildiğini görebilmesidir. Böylece ona, yaşamında karşılaşacağı sorunlarla baş etme yolunu da göstermiş olursunuz.

1-İçinde büyüdüğümüz, ailemizde gördüğümüz, kendi anne ve babamızın tutum ve davranışlarını aynen modellediğimiz için, eşlerimize değer vermiyoruz. 2-"Eşime değer verirsem burnu büyür, kendisini bir şey zanneder" yanılgısıyla değer vermiyoruz.

hatırına ona iyi davranmalıyız. 3-Yine, "müminler ancak kardeştir" hadisi şerifi adına Efendimiz (sav)'i üzmemek için eşimize değer vermeliyiz; çünkü o aynı zamanda, bizim din kardeşimiz... 4-Ve eşimiz bizim hayat arkadaşımızdır.

3-Çevremizdeki insanların da evliliklerini bizimkiyle kıyasladığımızdan, eşimize değer vermiyoruz maalesef! Eşimize neden değer vermeliyiz? 1-Öncelikle, eşimize, Allah (cc) insan olarak yarattığı ve Müslüman olarak yaşattığı için değer vermek zorundayız. 2-Sonrasında, ahseni takvim olarak yaratılan eşimizin yüklendiği emanet olan Kur'an

Evlenirken birbirimize değer verdiğimiz sözler hatırına, iyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta birbirimize destek olmak zorundayız. O bizim hem dünya saadetimiz, hem de inşallah ahrette göz aydınlığımız olacak selametimizdir. Bilmemiz gereken tek şey var; eşlerimiz bizim için lütuftur!

Kadın erkek ilişkilerinde dengeyi tutturmak oldukça zordur! Birbirlerini çok seven insanların bile zaman zaman fikir ayrılığına düşmelerinden ya da birbirlerine zaman zaman katlanamamalarından daha doğal ne olabilir ki? Öncelikle tartışılan konu kişileştirilmemelidir. karşıdakinin hoşlanmadığı davranışlarından konuşuluyor olunsa bile genel bir konuda konuşuyormuş gibi davranılmalıdır. Ses tonu, bakışlar ve jestler düşmanca olmamasına özen gösterilmelidir. Yaklaşım ise daima objektif olmalıdır. Özel konuları arkadaşların yanında konuşmak üstelik de onları hakem yerine koymak gibi bir hataya düşülmemeli, ancak ortada konuşulan genel bir konu varsa ve herkes bu sohbete katılıyorsa fikir söylenilmelidir. Tartışma sırasında herhangi bir söze ya da harekete sinirlenilse dahi karşıdakine he-

men cevap verilmemelidir. Aksi halde kişi kendini hiç söylemek istemediği şeyleri söylerken bulur. Derin bir nefes alıp ve 10 saniye düşünüp, gerçekten vermek istenilen cevabı kafamızda toplayıp, ondan sonra konuşulmalıdır. Nerede durulması gerektiğini bilmek gerekir. Tartışmaktan kaçmak elbette yanlış. Ama bazı durumlar vardır ki sıcağı sıcağına tartışmak yerine zaman geçmesini beklemek ya da tartışmayı kesmek en iyisidir. Alaycı tavırlar, küçümseyen bakışlar ve iğneli sözler daima olumsuz etki bırakır ve her şeyi berbat etmekten başka bir işe yaramaz. Tartışma boyunca ciddi, iletişime açık ve anlayışlı olunmalı, rahatsızlıklar ve görüşler net bir biçimde ifade edilmelidir.


KİTABİYAT

Kasım 09

Kitabiyat Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek

Allahsız Müslümalık

Prof. Dr. İlber Ortaylı TİMAŞ YAYINLARI

Ömer Lütfi Mete PROFİL YAYINCILIK

"Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun 700. yıl kutlamaları Türkiye’de umulmaz bir ilgi uyandırdı ve Türk toplumu yedi asırlık tarihine ilgi duymaya başladı. Bu ilgi, kuru bir hamaset çizgisini geçti, anlaşılan toplumsal düşüncenin ve yorumlamaların tekâmül etmesi dolayısıyla "Osmanlı İmparatorluğu nedir? Bu imparatorluğun kurumları nedir? Yaşam şekli nedir? Bizim için anlamı nedir?" gibi sorulara cevap aranmaya başlandı. Ve bu mekanda, çalışmalar, hazırlıklar yapmak ve yaptıklarımızı geniş kitleye tanıtmak gibi bir ihtiyaç hâsıl oldu. Şüphesiz ki elinizdeki bu kitap da bunlardan birisidir ve o iddiadadır."

“Allah’sız Müslümanlık” deyimi ile ne anlatılıyor? Bu soruyu bir cümlede ifade etmek gerekirse, “Güçlü ve etkin bir iletişim çabası sergileyerek Allah ile beraberlik kuramayan İslami yaşayış biçimi” derim…Müslümanlık, kişi için huzur ve mutluluk sağlayan bir tercih değil de,Ürkütücü bir Tanrı’nın koyduğu külfetler bütünü şeklinde yaşanırsa bu, gerçek bir dinin hedefleyebileceği durum olamaz. Öyle inanıyorum ki, çağımızda Müslüman kimliğini önemseyen her insan, yaşadığı çelişkileri özgürce sorgulayıp tartışabilse benimkilere benzer sonuçlara ulaşacaktır. S

23


Bayramınız Mübarek Olsun

Bayramınız Mübarek Olsun


Aylık Gazete Monatliche Zeitung Kasım 2009 Sayı / Ausgabe: 15 Tanıtım Sayısı Gratisexemplar

Austria-Linz Islam Federasyonu

Müslümanlara kapsamlı bir şekilde dinî, sosyal ve kültürel hizmetler veren islamî bir cemaattir. Bu amaçla organize olan ALIF, islamın öğrenilmesi, öğretilmesi, yaşanmasi, gelecek nesillere aktarılması ve islam dininin tanıtılması ile, bu dinin gereklerinin yerine getirilmesi için hizmetler sunar. ALIF, toplumsal, kültürel ve siyasal alanlarda, mensuplarını temsil eder; Müslümanların tüm meseleleriyle ilgilenir, hayat şartlarının düzeltilmesi ve Müslümanların temel haklarının korunması için

gereken tüm çalışmaları yapar. "iyilik ve takvada yarışın", "insanların hayırlısı insanlara faydalı olanıdır" ve "Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz" nebevî düsturundan hareket eden ALIF, toplumsal ilişkilerde ihtilafların değil, ortak yönlerin esas olmasinı ister. ALIF , insanlık ailesinin bir parçası olarak da, insanlığa karşı sorumluluğun idraki ile, her zaman mazlum ve mağdurların yanında yer alır ve her türlü zulme karşı çıkar.

2

Müslüman Mezarlığı: SONUNDA MÜSADE ÇIKTI

Avusturya İslam Cemaati (IGGiÖ - Islamische Glaubensgemeinschaft in Österreich) ve İnisyatif grubu tarafından 23 Ağustos 2004 tarihinde verilen dilekçe ile 30.000’i aşkın Müslümanın yaşadığı Vorarlberg eyaletinde bir müslüman mezarlığın inşası istenmişti. Uzun yıllar süren alt yapı çalışmaları ve görüşmeleri neticesinde Altach belediye sınırlarında bulunan bir arsa tahsis edileceği bildirildi (Landstraße 190).

turya İslam Cemaati, Vorarlberg - Tirol Cemiyet Başkanı ve Vorarlberg Müslüman Mezarlığı Başkanı) ve Attila DİNÇER (Vorarlberg Müslüman Mezarlığı Sözcüsü) uzun süredir beklenen müsade yazısının gelmesinden dolayı duydukları memnuniyeti dile getirdiler ve en kısa zamanda artık mezarlığın yapımına başlanacağını bildirdiler.

Plan - Proje çalışması kısa sürede bitirilen Müslüman Mezarlığı’nın resmi anlaşma yazısı geçen yıl itibariyle hazırlanmış ve müsadenin çıkması için takdim edilmişti.

Ayrıca finas konusunda tüm görüşme ve anlaşmaların sağlam temeller üzerine yapıldığı ve artık hiç bir engelin kalmadığı bildirildi. Vorarlberg Müslüman Mezarlığı ile ilgili bazı bilgiler:

Nihayet uzun bir beklemeden sonra Vorarlberg eyaleti resmi yazıyı gönderdi ve 1,1 Milyon Euro’ya mal olacak olan Müslüman Mezarlığına Altach’da (Landstraße 190) müsade etmiş oldu. Müslüman Merzarlığının inşasından sonraki işlevini takip etmek üzere 2006 yılında Vorarlberg Müslüman Mezarlığı derneği kurulmuştur. Bu derneğin yönetiminde Vorarlberg’de bulunan ve dini faaliyet gösteren çatı kuruluşlarının başkanları yer almaktadır.

•Yer: Altach (Landstraße 190) •Arsasının büyüklüğü: 8.400 metre kare •Mezar kapasitesi: 700 •Kompleks’de cenazeyi muhfaza edebilme imkanı olacak (Morg). •Yine cenazeyi yıkama ve defin işlemlerini yapılabilecek. •Ayrıca cenaze namazı kılma imkanı olacak (150 200 kişilik kapalı alan). •Kompleks içinde birde küçük mescid olacak.

Türk gencine 18 yıl hapis cezası

Feldkirch – Altenstadt daki postanede görevli memuru 2008 yılının ağustos ayında 20 yerinden bıçaklayarak ağır yaralayan ve kaçtıktan sonra Almanya’da yakalanan Türk gencine 18 yıl hapis cezası verildi. Feldkirch savcılığından yapılan açıklamaya göre, Feldkirch mahkemesinin Türk genci hakkında daha önce verilen 15 yıllık cezası 3 yıl daha artırılarak 18 yıla çıkartıldı.

Derneğin başkanlığını ise Avusturya İslam Cemaati, Vorarlberg – Tirol Başkanı yapmaktadır. Çalışmayı takip eden Abdi TAŞDÖĞEN (Avus-


26

HABER

Kasım 09

Kemal Küçük AIF Genel Başkanı

Ünlü bir sanatcımızın dertli dertli söylediği bir türkü vardı, Bayram gelmiş neyime Kan damlar yüreğime... diye başlardı bu türkünün sözleri. Nedendir bilmem, Bayram deyince benim aklıma hemen bu türkü geliverir. Anadolu insanı içini dizelere, türkülere dökerek mesaj verme ve kendini ifade etmeyi tarih boyunca çok güzel becermiştir. Yazılan her şiirin söslenen her türkünün mutlaka bir mazisi vardır. Günümüz insanının özelliklede birkısım gençliğin kendinden geçercesine dinlediği yada tepindiği bazı müzik türleri varki sözlerinde bir olumlu mesaj yok. Zaten yabancı dillerde olduğu için birçoğunuda bu kesim anlamıyor. Dinlediği bu müziğin ritimleri ile coşarken kendi inancına , sahip olduğu insani değerlerine uyup uymadığına da dikkat etmiyor. Bayram deyince bir çok insanın aklına ilk gelen eğlenmektir. Oysa bayramın insanlara sunduğu çok özel güzellikler vardır. Suşehri türküsünde, Şu mübarek günde küsmek olur mu Uzat ellerini bayramlaşalım Tanrı selamını kesmek olur mu Uzat ellerini bayramlaşalım diyerek, Barışın önemini anlatır ve bayramların barış için ideal zamanlar olduğu nu görürüz. Aşık Daimi bayramın başka güzelliklerini aşağıdaki dizelerle anlatır: Aşıklar mey ile muhabbet eyler

Hakkı seven canlar ibadet eyler Adettir dost dostu ziyaret eyler Bayram gecesinde bayram gününde Üstat Abdurrahim Karakoç da eski bayramlara duyulan özlemi nasılda güzel anlatmış: Ana bu bayram mı aman çok ayıp Çocukken gördüğüm bayramlar hani Mübarek elleri öpüp koklayıp Yüzüme sürdüğüm bayramlar hani Hani ya o özlem hani ya o tad Ne dışım kaygusuz ne içim rahat Haftalar öncesi her gün her saat Babamdan sorduğum bayramlar hani Nur yağan geceler gündüzler nerde Neşe paylaştığım öksüzler nerde Dost yollar dost evler dost yüzler nerde Huzura erdiğim bayramlar hani Kar çiçeğim solmuş kar yatağında Can verir ırmağın dar yatağında Arife gecesi yer yatağında Üstüme serdiğim bayramlar hani Bayram demek takvimdeki yazı mı Bayram hasret bayram ağrı sızı mı Açıp yüreğimi yumup gözümü Özüne girdiğim bayramlar hani Bayram af günüdür barış günüdür Bayramlar rahmete giriş günüdür Bayram Hak menzile varış günüdür Gönlümü verdiğim bayramlar hani Yine Üstad Abdurrahim Karakoç günümüz müslümanlarının sıksntılarını dile getiren, bu sıkıntılar

Bayramınız Mübarek Olsun

BAYRAM GELMİŞ NEYİME içindeki bayramı sorgulayan o güzel uslubu ile bizlere soruyor: Giden bayramlardan almadık bir tad Gardaş bu senenin bayramı nasıl Şenay'larda bayram her gün her saat Elif'in Döne'nin bayramı nasıl İçinde boğulduk derdin acının Uykusu bitmedi şeyhin hacının Üç gardaşı şehit veren bacının Oğulsuz ananın bayramı nasıl Neşe topuğumda elem boyumda Sen çoğunu anla ben az deyim de Kim öldü kim kaldı garip köyümde Ya bizim hanenin bayramı nasıl Dert deşmek değildir gayem niyetim Düşündükçe sızlar kemiğim etim Gelini dul kalmış torunu yetim Ak saçlı ninenin bayramı nasıl Hangi eller sürer suçluyu suça Güdümlü başların destesi kaça Kimler zorlanıyor gönülsüz göçe Boş kalan binanın bayramı nasıl İşkence altında ezilir canlar Masum yiğitlerle dolu zindanlar Ses verin mezardan ulu sultanlar Yusuf-u Kenan'ın bayramı nasıl Bizden sandığımız bize yabancı Görünen simalar göze yabancı Kabukta bayram var öze yabancı Söyleyin mananın bayramı nasıl Sabahtan haber yok ufuklar kara

Semerkant kan ağlar yanar Buhara Keşmir Kabil Kerkük hasret bahara Kudüs'ün Sina'nın bayramı nasıl Yukardaki mısraları okurken her geçengün daha kötüye giden dünyanın içinde şavaşlar, tabii afetler, kıtlık vs. gibi insanlığın kanayan yaralarını tekrar hatırlıyoruz. Bu manada teşkilat olarak yapmış olduğumuz insani yardımların nekadar önem arzettiğini görüyoruz. İşte bulardan biride Kurban kampanyasıdır. Yıllardır teşkilatımızın başarı ile gerçekleştirdiği bu önemli çalışmaya kurban vererek destek veren kardeşlerimizi hayırla yadediyor, o mazlum ve mağdurların duasını almanın çok önemli bir manevi kazanç olduğunu düşünüyorum. Bütün istatistiklerin gösterdiği bir gerçek varki Ramazan ayında, Bayramlarda Manevi havası olan mubarek gün ve gecelerde işlenen suçlarda büyük bir düşüş oluyor. İnsanlar daha hoşgörülü, daha güleryüzlü ve daha huzurlu. Aradığımız huzur ise, aradığımız barış ise ve aradığımız dünya ve ahiret saadeti ise işte bu muberek gün ve gecelerden alcağımız çok şeyler vardır. Dileğimiz odurki kann ve gözyaşının olmadığı bir dünya ve kutuluşa erdiğimiz gün gerçek bayramımız olsun. Bu dua ile Kurban bayramınızı tebrik eder, dünya ve ahiret saadeti dilerim. Hayırlı bayramlar


HABER - AVUSTURYA

Avusturya genelinde ise 2009 yılının ilk dokuz ayında 5.848 kişiye Avusturya Vatandaşlığı verildi. Yine buradada % 26,5 lik bir gerileme sözkonusu. Avusturya istatistik merkezine göre 2002 yılından 2005 yılına kadar vatandaşlığa geçenlerin sayısı yukarıdaki rakamdan 4-5 misli daha fazlaydı. Gerilemenin, 2006 yılında çıkan ve vatandaşlığa geçişi zorlaştıran yeni yabancılar (vatandaşlık) yasası ile bağlantılı olduğu düşünülüyor. Vorarlberg’de olduğu gibi, Avusturya’nın diğer eyaletlerindede vatandaşlığa geçenlerin sayısında bir gerileme var. En fazla gerileme % 38 ile Vorarlberg eyaletinde. Diğer eyaletlerdeki gerileme orantıları ve 2010 yılının ilk 9 ayında vatandaşlığa geçenlerin sayısı ise şöyle: % 37,7 Steiermark (386 kişi) % 32,5 Kärnten (224 kişi) % 30,2 Niederösterreich (896 kişi) % 29,8 Viyana (2.094 kişi) % 28,1 Tirol (474 kişi) % 9,8 Oberösterreich (951 kişi) % 5,0 Salzburg (417 kişi) % 3,0 Burgenland (96 kişi) 2009 yılının ilk dokuz ayındaki gerilemenin yıl sonunda nasıl şekilleneceği merak ediliyor.

27

Bregenz Pfänder Tüneli’nin sonu görüldü

Avusturya Vatandaşlığına geçişler geriledi

Ocak ile Eylül 2009 ayları arasında 299 kişiye Vorarlberg eyaletinde Avusturya Vatandaşlığı verildi. Geçen yılki zaman dilimi ile kıyaslandığında % 38 lik bir gerileme sözkonusu.

Kasım 09

2.000 ton ağırlığında, 200 metre uzunluğunda ve 12 metre çapındaki delgi makinası ile Eylül 2008’de başlayan ikinci (batı) Pfänder tüneli delme çalışması iki aylık bir geçikme ile bitti. Avusturya tünelcilik tarihinde ilk defa bu çapta dev bir delgi makinası kullanıldı. Sadece kurması iki ay süren dev delgi makinası ile günlük ortalama 20 metre delgi yapılarak, toplamda 6,6 kilometre delgi gerçekleştirildi. Şimdi makina tünelden çıkarılacrak ve tünelin iç çalışmaları başlayacak. ASFINAG’ın verdiği bilgilere göre projenin net tutarı 218 Milyon Euro. Bunun 195 Milyon Euro’su

yeni batı tünelinin inşası ve 23 Milyon Euro’suda mevcut doğu tünelinin düzeltme çalışması için kullanılacak.

Pfänder tüneli (doğu tüneli) 30 yıl önce kullanıma açılmıştı. Yeni batı tüneli Haziran 2012 yılında trafiğe açıldıktan sonra doğu tüneli bir yıllığına kapatılarak içerisinde

düzeltme çalışmaları yapılacak. Haziran 2013 yılında Pfänder tüneli tam olarak (çift gidiş ve çift geliş) hizmete girecek. Pfänder tüneli: Avusturya’nın en batısındaki Vorarlberg eyaletinde bulunan Pfänder tüneli, Almanya’ya geçişi sağlamaktadır. Genellikle haftasonları önünde kilometrelerce konvoyun oluştuğu tünel 30 yıldır tek şerit olarak çalışmakta. 2008 yılında başlayan ve 2013 yılında bitecek olan proje neticesinde ikinci bir tünel açılarak, çift gidiş ve çift geliş olacak Pfänder tüneli. Bugüne kadar oluşan kilometrelerce konvoy bu sayede giderilmeye çalışılacaktır.

Domuz Gribi: OKULLAR KAPATILDI Geçtiğimiz günlerde bulaşıcı H1N1 Virüsü (Domuz Gribi) sebebi ile Vorarlberg’de bir okul ve çok sayıda sınıfı tatil edildi, kapatıldı. İlk

olarak

Lustenau

şehrinde

bulunan Kirchdorf orta okulu bir haftalığına kapatıldı. 274 öğrencinin eğitim gördüğü okulda, öğrencilerin yarıdan fazlası hastalık nedeniyle derse katılamıyorlardı. Öğrencilerin yanısıra okulda eğitim

Bregenz: Bregenz: Dornbirn: Dornbirn: Lustenau: Lustenau: Lustenau: Lustenau: Feldkirch: Feldkirch: Bludenz: Bludenz: Bludenz:

verem öğretmenlerde hastalanınca okul kapatıldı. Daha sonra bazı okullarda sınıflar 7 günlüğüne kapatılarak tatil edildi. Vorarlberg’deki bilanço şöyle:

Politeknik okulunda iki sınıf İlk okul Au’da Orta okul Baumgarten’de bir sınıf İlk okul Gehörlose’de bir sınıf Orta okul Rheindorf’da tüm dördüncü sınıflar İlk okul Hasenfeld’de bir sınıf İlk okul Rotkreuz’de bir sınıf İlk okul Kirchdorf’da bir sınıf İlk okul Oberau’da bir sınıf Gymnasium Rebberggasse’de bir sınıf Orta okul Bludenz’de iki sınıf Orta okul Nüziders’de bir sınıf Gymnasium’da bazı sınfılarda

Eyalet Sağlık Bakanlığının verdiği bilgiye göre Vorarlberg’de şuana kadar 6.000’in üzerinde kişi aşı oldu ve 15.100 kutu aşı dağıtıldı. Avusturya genelinde ana okullarda dahil olmak üzere 24 okulun ve çok sayıda sınıfın kapatıldığı, tatil edildiği bildiriliyor.


28

Kasım 09

HABER - AVUSTURYA

Hayırlı olsun! Kabe’nin yeni bir şubesi daha inşa ediliyor Avusturya’nın ilk Milli Görüş camilerinden birisi olan Feldkirch Fatih Camii hizmetine 1979 yılında başladı. Yaklaşık 30 yıldır aynı mekanda insanlara hizmet veren cemiyet, yaklaşık iki buçuk yıl önce Feldkirch şehir merkezinde 5.408 metre karelik bir alan satın aldı. Gerekli çalışmayı başlatabilmek için Belediyenin onayı ve müsadesini bekleyen yöneticiler, resmi yazının gelmesi ile birlikte yeni mekanın onarım çalışması başladı. Halen onarımı ve inşaatı devam eden yeni hizmet binasının, yani Feldkirch Şubesinin Başkanı Halil Aydın bey gazetemizin sorularını cevapladı:

Sayın Başkan, burada şuan iş makinalarını görüyoruz, inşaat hangi aşamadadır? Peki cemiyet hizmetleri şuan nerede devam ediyor?

Bu kampanyalardan biraz bahsedebilirmisiniz? H. Aydin:

H. Aydın: “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namaz kılan, zekat veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar ederler!“ diye buyuruyor Cenb-ı Hak. Bu ayet-i kerime zaten herşeyi ifade ediyor. Müslümanların dua ve yardımlarını bekliyoruz. 5.408 metre karelik alanı 710.000 Euro’ya satın aldık. Takriben bunun yarısına yakın bir meblağıda inşaata harcayacağız. Herkesin maddi ve manevi desteğine ihtiyacımız var. Sizin aracılığınız ile banka hesap bilgilerimizi vermek istiyorum ki, arzu eden kardeşlerimiz bu hesaba katkılarını havale edebilirler.

Dewa: Sayın Başkan, yeni yeriniz hayırlı olsun. Şehir merkezinde çok geniş bir alan satın alınmış. Bize biraz bilgi verebilirmisiniz? H. Aydın: Öncelikle size ilgi ve alakanız için çok teşekkür ederim. Dewa Gazetesini okuyor, takip ediyoruz. Sizleri tebrik eder, başarılı çalışmalarınızın devamını dilerim. Avusturya çapında hizmet veriyor, yayın yapıyorsunuz. Bunun kolay olmadığını çok iyi biliyorum. Allah yardımcınız olsun. Evet, Vorarlberg eyaletinin ilk Milli Görüş camisi olarak 1979 yılında rahmetli Nail Uysal hocamızın öncülüğünde büyüklerimiz cemiyetimizi kurdular. 30 yıl aynı mekanda hizmet verdik. Ancak geçen zamanla birlikte artık bu mekan bize küçük gelmeye, çalışmalarımız için yeterli olmamaya başladı. İdareci kardeşlerimiz, cemaatimiz ile istişareler gerçekleştirdik ve gelecek neslimize kalıcı bir hizmet binası satın alalım diye kararlaştırdık. Elhamdulillah, başta Cenab-ı Hakkın yardımı ve üyelerimizin desteği ile Feldkirch şehir merkezinde içinde 1.000 metre kare kapalı alanı bulunan, toplamda 5.408 metre karelik bir alan satın aldık. Alanı iki buçuk yıl önce satın aldık, ancak inşaatı başlatamadık çünkü Belediyenin müsade yazısını beklememiz gerekiyordu. Şimdi müsade geldi ve kardeşlerimiz Bismillah diyerek çok itinalı bir çalışma başlattılar. Dewa:

bazılarıda iki, üç kişi birleşerek bir pencere satın alıyorlar. Elhamdulillah insanımız çok duyarlı. Bu arada bu kampanyamız devam ediyor. Arzu eden kardeşlerimiz bu kampanyaya dahil olabilirler. Dewa: Gazetemiz aracılığı ile insanımıza ne söylemek istersiniz?

Dewa: Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederiz. Allah yardımcınız olsun. Sizin için dua ediyoruz.

H. Aydın: Şuan hizmetimiz 30 yıldır insanımıza faydalı olmaya çalıştığımız üç kilometre uzaklıktaki eski binamızda devam ediyor. Tabi halen oraya kira ödüyoruz, yeni binanında taksitini. Maddi olarak biraz zorlanıyoruz belki ama Allah’ın yardımı ile teşkilat çalışmalarımızı aksatmıyoruz.

İlk olarak bir tuğla kampanyası başlattık. ‚Seninde bir tuğlan olsun’ sloganı ile paletler halinde tuğla almaya cemaatimizi teşvik ettik. Bir palet tuğla tutarı 60 Euro

İnşaat ile ilgili şunları aktarayım: kanalizasyon çalışması bitti, duvarlar örüldü vs. Yani kaba inşaat bitti sayılır. Cenab-ı Hak nasip ederse Nisan-Mayıs 2010’da yeni yerimize geçerek hizmetimize başlamak istiyoruz. Dewa: Üyelerden aldığımız bilgilere göre güzel kampanyalar ile yeni hizmet binasının inşadı hizli bir şekilde devam ediyormuş.

H. Aydın: Bende size çok teşekkür ederim. Çalışmalarınızda başarılar dilerim. Son olarakta müsadeniz ile şunu ifade edeyim: Camilerimiz çok önemli. Avrupa’nın göbeğinde gelecek neslimiz için bırakabileceğimiz en güzel ve en önemli miras’dır camiler. İnsanımızı ve bilakis cemaatimi sizin aracılığınız ile tekrar tebrik etmek istiyorum. Çünkü onlar camilerin önemini biliyor ve o bilinç ile destek oluyorlar. Allah her birinden razı olsun. Geniş bilgi ve yardımlarımız için:

idi. Şimdi ise pencere kampanyamızın startını verdik. Bir pencere tutarı 1.000 Euro. Bazı kardeşlerimiz tek başlarına,

AİF Feldkirch Şubesi Sparkasse Feldkirch Kontonr.: 00700009327 BLZ: 20604 İrtibat telefon numarası: 0043 650 888 0402

Sonbahar tatili 2010 yılındada uygulanacak Milli Eğitim Bakanlığı kararıyla yıllardır yürürlükte olan bir haftalık Sonbahr tatili, 2010 yılındada Vorarlberg eyaletindeki tüm okullarda (25 Ekim ile 01 Kasım tarihleri arasında) uygulanacak. Avusturya’da sadece Vorarlberg eyaletinde yürürlükte olan uygulamayı Eyalet Milli Eğitim Bakanı Siegi Stemer şöyle savundu: „Bu tatil bir aile haftası halini aldı, şekline

dönüştü. Veliler ve çocuklar birlikte vakit geçirmekteler. Şuan eleştiriler tamamen geriledi, neredeyse hiç yok. Tam aksine özellikle insanlar arayıp bu uygulamanın devam edip etmeyeceğini, devam etmesi ümidi ile bize soruyorlar.“ Ocak, en geç Şubat 2010’da Sonbahar tatili ile ilgili kararnamenin çıkacağı Eyalet Bakanı Siegi Stemer tarafından bildirildi.


30

Kasım 09

HABER - AVUSTURYA

www.dekor.co.at

KURBAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN SHOWROOM 1

THALIASTRASSE 2

A-1160 WIEN

SHOWROOM 2

FERNKORNGASSE 84 A-1100 WIEN

Welcome Home


HABER - AVUSTURYA

Kasım 09

Gençler Wörgl’de buluştu Avusturya İslam Federasyonu, Gençlik Teşkilatı Başkanlığı tarafından geleneksel olarak düzenlenen Gönül Sohbetleri programının beşincisi gençlerin yoğun ilgisi ile Wörgl (Tirol) şubesinde gerçekleştirildi. Yaklaşık yüz gencin katıldığı programın açılış konuşmasını AİF Gençlik Teşkilatı Başkanı Fikret Özcan bey gerçekleştirdi. Konuşmasında gençlerin sorunlarına ve o sorunlardan kurtulmanın yollarına değinen Özcan, Gönül Sohbetleri programlarının yapılma amacınada kısaca aktardı. Programa misafir hatip olarak IGMG Gençlik Teşkilatı Eğitim Başkanı Ünal

31

Ünalan hocaefendi katıldı. Allah’ı nasıl sevmeliyiz? konulu sohbetin ardınadan Ünal Ünalan bey gençlerin sorularını cevapladı. Programda sinevizyon gösterisi ile AİF Gençlik Teşkilatı’nın yaptığı faaliyetler tanıtıldı. Diğer Gönül Sohbetleri programlarında olduğu gibi bu programdada yine Aytaç Büyükkavaklı’nın Asr-ı Saadetten Esintiler sunumuna yer verildi. Duygulu anların yaşandığı sunumun konusu Hz. Ömer (ra)’ın hayatıydı. Gönül Sohbetleri 5 programı ev sahibi şubenin ikramı ile sona erdi.

Konuk Yazar

Hacı İsmail AGIŞ

Gündemi Olan İnsan Gündemsiz bir yaşam okyanusta yol alan rotası ve kaptanı olmayan bir yelkenli gibidir. Nereye gideceği belli olmayan rüzgâr ve dalgaların akışı yönlendirir onu… O insanlarda böyledir bu hayat okyanusunda… Gündemi yoksa derdi yoksa gündelik meşgaleler, medyadan, evdeki kara kutulardan, sokaktan gelen fısıltılar onun gündemidir. Müslüman, gündemi olan insandır. Komsusu açken o tok yatamaz. Yeryüzündeki meydana gelen zulümlere tepki gösterir.

Aradığınız sağlık ve lezzet ise, tercihiniz Nazar olsun... Bayramınız Mübarek Olsun

Açların, yoksulların derdiyle dertlenir, yetimlere kurban keser, susuzlara su kuyusu acar, okulsuzlara okul yapar, evsizlere ev kurar, kardeşlerini kendine tercih eder, darda kalanların imdadına yetişir. Sevgisi herkesedir, inanmayana acır yanlış yoldakini uyarır, hata yapmamaya çalışır, hatalı davranışları hikmetle güzel öğütle düzeltir. Tüm insanlığın mutlu olmasını ister, vücudum o kadar büyük olsun ki cehennemi ben doldurayım da kimse ateşte yanmasın der. Devamlı kendi kusurlarını düzeltmeye uğraşır. Bos durmaktan rahatsız olur, faydalı islerle vakitlerini değerlendirir… Kendisine kötülük yapanları affeder, iyilik yapanlara teşekkür eder. Güler yüzlüdür, kimseye sıkıntı etmemeye çalışır, hastalara ziyaret eder. İbadetlerini sırf Allah için yapar, her şeyi yaratandan ister. Durmadan öğrenmek ister, faydalı bilgileri nerde bulsa alır, gerektiğinde ihtiyacı olanlara aktarır. Kibirli değildir, mütevazı ve alçak gönüllüdür. Kardeşlerine karsı yumuşak davranır, sertliği yerindedir hak edene aşkolsun der. Cömerttir, yeri geldiğimde rüzgâr gibidir, cesurdur yeri geldiğinde aslan kesilir. Güvenlidir, güvenilirdir, emanetlere riayet eder. Yalan sevmez, neye mal olursa da doğrudan ayrılmaz. Günahlardan sakınır, içini yer bitilir yanlış yapsa, nasıl düzelteceğini düşünür, bir daha yapmamaya çalışır, her an ağzında bir virt vardır ya Allah der ya Muhammed Maşallah der ya Suphanallah der yâda Elhamdülillah. Kur´ani güzel okumaya bayılır. Güzel okuyanları taklit eder, ezberler, anlamaya çalışır, anlamadığını kibir etmez sorar öğrenir. Namazlarına özenir adeta ibadetlerini ütüleyerek Allah´a sunmaya

çalışır, Abdestli gezer, istikraya çok dikkat eder, Abdesti tam almaya gayret eder, her abdestten sonra vakit bulursa şükür namazı kılar. Sabah aksam virdi vardır. Camilere üye olur, üzerine düsen isleri yapar, cemaate katılır gerekirse, teklif edilirse yönetimde görev alır, Zekât, fitre, Kurban çalışmalarına katılır, teşvik eder. Camilerin Avrupa da yasayan tüm insanların maddi ve manevi sigortası olduğunu bilir. Dedikodu yapmaz, yapanların yanında konuyu değiştirmeye, asil gündemi yakalamaya yakalatmaya çalışır, yönetime yardımcı olur, sever, Allah için sevilir. O örnek bir mümindir. Allah ondan razı, oda Allah´dan razıdır. Okuldaki çocuklarını düşünür, Yakup´un (as) Yusuf´unu (as) düşündüğü gibi, imanını kurtarmaya çalışır, onunla bir baba gibi konuşur, sever, sevdiğini belli eder derdini, sıkıntısını dinler, ona yardımcı olur, ev ödevlerini yapar, okuldaki derslerini takip eder, hediyeler alır, Allah´i sevdirir, yemekle acikdan besmele çeker ki oda öğrensin Elhamdülillah der şükrünü ifa eder örnek olur. Hikâyeler, masallar anlatır çocuklarına, çevresine yön verir gündem oluşturur. Ailesiyle sohbet eder, dertleşir. Evi cennet bahçesinden bir bahçe gibidir. Evini mescit yapar girdiğinde selam verir, cemaatle namaz kılar, güzel koku kullanır namazı gözünün nuru gibidir. O her yerde sorumluluğunu bilir. Hayatini her aninin gizli bir kamerayla izlendiğini bilir. Is yerinde âlin teriyle kazanır helalinden, patronu is arkadaşları onu sever, dürüsttür, güvenilirdir, örnek bir insandır, davranışları ve çalışmalarıyla örnektir. Bir şey anlatmasına gerek kalmaz davranışlarıyla her şeyi anlatır hali kalından tesirlidir, o bir ümmeti temsil eder, o bir ümmettir. Sıkıntılara sabreder, tek Allah´a sığınır, Bayramlarda neşelenir… Bunun adi Müslüman dır, Bu yazıyı bayramlık alamayan çocuklara bayramlık alanlara, kurban kesemeyenlere kurban eti yedirenlere mazlumların dertlerini dert edinenlere ithaf ediyor mübarek kurban bayramının tüm mazlumların yüzlerinin gülmesine, zalimlerin tas kalplerinin yumuşamasına vesile olması dileğiyle… Bayramınız mübarek olsun. ALIF Bölge Başkanı


32

DİN VE HAYAT

Kasım 09

Murat Solmazgül

Biraz da Hikmet… Bugün sizlerle sizin her zaman işinize yarayacak bazı hikmetli sözleri paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz „hikmet“ müminin yitik malıdır, nerede bulursa alır. İster Doğu’da bulsun ister Batı’da. Burada şunu da belirtmek lazım ki; Aşağıda okuyacağınız bazı sözler zaten bizim dinimizin yüce nasihatları arasında var olabilir. Ancak biz burada bir yazardan toplu bir nakil yapacağız. Bu sebeple sözlerin tümünü ona nispet ediyoruz. Sizlerle paylaşmak istediğim sözler H. Jackson Brown’a ait. Sözler şöyle: •Her gün üç kişiye iltifat et. •İnsanlarla konuşurken gözlerinin içlerine bak. •İmkanlarının altında bir yaşamı tercih et. •Bir kavgada ilk sen vur ve sert olsun. •Hakettiğini düşündüğünde maaşına zam iste. •Cesur ol! Değilsen bile öyle davran. Hiç kimse aradaki farkı anlayamaz. •Bol bol gülümse. Hem maliyeti sıfırdır, hem de bedeline paha biçilemez. •İnsanların adlarını hatırla. •Asla birilerinin umudunu kırma. Belki de sahip olduğu tek şey odur. •Hanımının en iyi arkadaşı ol. Başkalarının önünde öv. Tenkitlerini onunla başbaşa kalınca söyle. •Ayrıntı profesörü olma. •İlk izlenimlerine güvenme. •Arkadaşına borç verirken ihtiyatlı davran. İkisini de kaybedebilirsin. •Kaybedecek hiçbirşeyi kalmamış insanlardan uzak dur. •Köprüleri atma. Aynı nehri kaç kez daha geçmek zorunda olduğuna şaşıracaksın. •Büyük sözler vermekten korkma. Ama verirsen yerine getir. •İnsanlar gerçeği her zaman bilmek istemezler. •Hayatın her zaman adil olmasını bekleme. •Hüküm vermeden önce her iki tarafı da dinle. •Zarif ol. Kimseyi bile bile kendinden soğutma. •Sevdiğine „Seni seviyorum“ deme fırsatını asla kaçırma. •Kimse tek başına başaramaz. Sana yardımcı olanlara minnetdar ol. •Önceliklerini iyi tayin et. Kimse ölüm döşeğinde „Keşke iş yerimde daha fazla zaman geçirseydim“ demez. •Zamanı ve sözleri dikkatsizce

kullanma. İkisi de geri alınamaz. •İnsanlara değerlerini hissettirebileceğin fırsatları kolla. •Senden çok fazla ya daçok az parası olanlarla asla para konuşma. •Güzel giyinmek için çok uğraştığını bildiğin birine „Harika görünüyorsun“ de! •Güzel giyin. İnsanlar giyindikleri ile karşılanır. •Her zaman Allah’a şükret. •Övgü ve takdirini belirtme fırsatlarını asla kaçırma. •İnsanlara verdiğin nasihatların tersi davranışlarda bulunma. •Başladığın her işi bitir. •Hiç kimsenin sözünü kesme. •Seni ziyarete gelenleri ayakta karşIla. •Az tanıdığın birine rastladığında, elini uzat ve adını söyle. Seni hatırlamayabilir •Telefonunu coşkulu ve dinamik bir sesle aç. •Ölmeden önce kendine bir mezar yeri satın al. Ve sık sık oraya git. •Bir berbere saçının kesilme zamanı gelip gelmediğini asla sorma. •“Keşke” sözcüğü yerine “Bir dahaki sefere” demeyi dene. •Sürekli ben dürüstüm diyen veya o havaları takınanlardan şüphelen. •Misafirlikte yemeği övmeyi asla unutma. •Gerektiğinden fazla verici olma. Zaman zaman Hayır demesini öğren. •İş bitmeden önce asla ödemenin tamamını yapma. •Biri sana sarıldığında önce onun kollarını gevşetmesini bekle. •Karnın açken asla yiyecek içecek alışverişine çıkma gereğinden fazlasını alırsın. •Telefonun önemli bir anı bölmesine izin verme. Herkesin telefonu kendi kolaylığı içindir. Arayanların kolaylığı ve keyfi için değil. •Başka bir iş ayarlayıncaya kadar istifa etme. •Yaşlan ama paslanma. •Dinlemeyi öğren. Bazı fırsatlar kapıyı hafif tıklatır. •Büyük düşün ama küçük zevklerinde tadına var. •Kredi kartlarını kolaylığı için kullan. Kerdisi için değil. Fî emânillâh…

Hiç siyasetsiz din olur mu? İslam dindir, din ise hayattır İslam, kıyamete kadar kalmak üzere gönderildi. Kendinden önceki kitapları ihtiva eden bir kitapla geldi. Peygamberi bütün insanlara ve cinlere gönderildi. İnsanların dünyevi her ihtiyacını karşılayacak geniş kapsamlı bir programla geldi. Ahireti ise tam bir teminat altına aldı. Aileye huzur, sokağa güven verecek mesajlar verdi. Geceyi, gündüzü doldurdu. Diriyi, ölüyü yalnız bırakmadı. Çocukla, büyükle, erkekle, kadınla ilgilendi. Düğüne de katıldı cenazeye de. Barışa yatırım yaptı, savaşta öne atıldı. Yemeğe tat verdi, giyeceğe şekil biçti. İbadeti kendine has tuttu; dışarıdan müdahaleye izin vermedi. İnsana doğumundan ölümüne kadar kendi rengini, kendi sesini verdi. Dost edindi, düşman edindi. İslam, yirmi üç yılda kendi yurdunu buldu, devletini kurdu. Devletinin başına da vahiyle yönlendirilen peygamberini getirdi. Halkı kendi halkı, toprağı kendi toprağı, sistemi kendi sistemi oldu. Ezanını kendi toprağında yüceltti. Geleceği planladı, geçmişi yorumladı. Kendi halkı için yasalar koydu. Koyduğu yasalarının kaynağını Allah’ın kitabına dayandırdı. Çevresindeki ülkelerle ilişkiye girdi; uluslararası kurallara imza attı. Barışlar imzaladı, savaşlara karar verdi. Yirmi üç yılda bağımsızlığı bütün yönleriyle tahakkuk ettirdi. Ekonomisinden sokağına kadar her şeyinde kendi nevine münhasır oldu. Çarşı pazara şeklini verdi. Ticarete kalıp getirdi. Deniz ürünlerinden uçan kuşa kadar neyin yenebileceğini, neyin yenmeyeceğini belirleyen fıkhını ilan etti. Nüfus hedefi belirledi; çoğalmayı strateji olarak önüne koydu. Eğitimi ileri götüren, okumaya, yazmaya çığır açtıran teşvikler yaptı. Açı ve garibi sahiplendi. Kadını özel bir ilgi ağı içine alıp ona, kendinden önce verilmemişleri verdi. Kadın adeta İslam’la beraber yeniden yaratıldı. Onu itilmişlik seviyesinden kaldırıp, itenlerin seviyesine yükseltti. Erkeğe haddini bildirdi, onu ayrı bir konuma oturttu. İnsanlara mümin olanlar ve olmayanlar diye getirdiği sınıflandırmaya göre kimsenin kimseyi ezemeyeceği kuralları belirledi. İnsanlar arasındaki ilişkileri, aile içi düzeni, yöneten ve yönetileni yerli yerine oturttu. Yöneticiler için daha önce bilinmeyen kuralları şart getirdi. İnsanlar arasında tarağın dişleri gibi eşit olma prensibini ilk şart yaptı. Üstünlüğü takvaya taşıdı; daha muttaki olan daha üstün olur ilkesini getirdi. İslam bunları kâğıt üzerinde bırakmadı. Medine’de koyduğu kurallarını, Medine’de, Yemen’de, Bağdat’ta, Şam’da, İstanbul’da,

Horasan’da, Endülüs’te tatbik etti. Getirdiklerini, kâğıt üzerinde yazmaya imkân bulamadan gönüllere nakşetti. İnsanlar akın akın İslam’a koştular. İslam hayat getirdi, hayatın anlamını öğretti. Hakkı üstün tuttu, zulüm direnemedi önünde. Köleleri efendilerinin sofralarına oturttu. İbadet eden bir toplum çıkardı. İbadeti mescide sıkıştırmadı. Tarlayı, fabrikayı, evi, caddeyi, büroyu ibadet edilir hale getirdi. İnsanı mükerrem saydı; insana hizmeti kutsallaştırdı. Tebessüme bile sadaka vaat etti. Hastayı ziyaret edenin peşine melekleri taktı. Dünya ile ahireti birleştiren, ibadetle çalışmaya aynı pencereyi açan, anneyi babayı zirveleştiren farklı ve eşsiz anlayışını hayata hâkim kıldı. Koyduğu ilkeleri ile kalabalık nesiller yetişti. Zirve insanları tarihe mal etti. Afakî olmadı, ufukları doldurdu. Ne içine sızmaya çalışan münafıklar ne dışından saldıran düşmanları İslam’ın düzeninde bir aksaklık bulabildiler. Kur`an’ını tenkit edemediler. Peygamberini ayıplayamadılar. Kaba kuvvetle saldırıp imha etmek istediler. Her seferinde de emellerine ulaşamadan geri çekilmek zorunda kaldılar. Asırlar sonra ürettikleri savaş taktiklerinden biri olarak, İslam’ın hayatı bütünüyle kuşatan kapsamlılığını irdeleme yoluyla dağıtmayı denediler. İslam’ın kadını ezdiğini iddia ederek kadını ondan soğutmak istediler. Siyasetin İslam’da yeri olmadığını söyleyerek de onu hayatın dışına atmaya çalıştılar. Müslümanların siyasetten soğumaları için, siyaseti öcü, siyasetçiyi soğuk adam olarak tanıttılar. Bir dönem Müslümanlarına siyaset yapacak kimsenin yüzsüz, arsız olması gerektiğini, takva insanların siyasetle meşgul olamayacağını inandırdılar. Müslümanlar, kendilerinden olmayanlara yönetimlerini teslim etmekte sakınca görmediler. Onların hatalarına bilerek, bilmeyerek ortak oldular. Yönetenler olmaları gerekenler, bir iki oyla oyalandılar. Müslümanların servetleri tarumar edildi. Müslümanlar, yöneten olmaya talip olunca da onları uç olmakla itham ettiler. İslam’la siyasetin birleşmesinden terör üreyeceğini ileri sürdüler. Müslüman birinin ‘Ben de varım!’ demesini isyan gibi algıladılar. Baktık ki itaat eden, itiraz etmeden yaşayan Müslüman’ın dışındaki herkes kötüler arasına kondu. Neredeyse elinden vatandaşlık hakkı bile alınacak hale geldi.


DİN VE HAYAT Ellerindeki en büyük silah ise İslam’ın parçalanmış görüntüsü idi. Namazla, namazın kılındığı camiyi idare edenin aynı sistemden yönlendirilmemesini istediler. Ramazanın ekonomik boyutundan yararlandılar ama ruhunu yok saydılar. İşlerine gelince zekâtı, sadakayı yardımlaşma aracı olarak canlı tuttular. İşlerine gelmeyince de dine saldırdılar. İslam’ı ayrı, İslam’ın şeriatını ayrı hale getirmeye çalıştılar. Namaz kılan insanlara, ‘Allah bizi şeriatın tehlikesinden korusun!’ şeklinde dua ettirdiler. Siyasetin İslam’la bir arada bulunamaz kabul edilmesinin sonucu olarak, Müslümanlar kendi topraklarının servetlerini kullanamadı, verdikleri vergilerle kurulan okullarda çocuklarını okutamadılar, okuttuklarına da ne okutulacağına karar veremediler. Müslümanlar, sadece akşam bültenlerinde haberleri izlediler; ama olayların güdenleri olamadılar. İslam ve siyaset İnsanları Allah Teâlâ’nın iradesine çağıran İslam’ın devlet olmadan yaşanması mümkün değildir. İslam’ın pek çok emri ancak devlet gücüyle tatbik edilebilir şeylerdir. Tamamen bireysel bir ibadet olan namazın bir bölümünü oluşturan cuma namazı bile devlet kontrolünde kılınabilir bir namazdır. Hutbe imamdan çok devlet temsilcisinin işidir. İslam, mala yön vermeyi en önemli ilkeleri arasında görmektedir. Malda Allah’ın hakkı olarak zekâtı belirlemekte, faiz ve benzeri kazanç türlerini şiddetle yasaklamaktadır. İslam, mali konularda getirdiği kuralları, ekonominin kendi elleriyle yönlendirilme-

diği bir ortamda nasıl uygulayabilecektir? En önemli ilkeler arasında bulunan ve yüzlerce ayete, hadise konu olan Allah yolunda cihadı kim, nasıl yönetecektir? Mazluma yardımı, garibin elinden tutmayı, iyiliği emir ve kötülüğü nehyi hangi şartlarda kim nasıl yapabilecektir? İslam’ın fertler halinde uygulanan bölümleri olduğu gibi cemaat olmayı gerektiren bölümleri de vardır. Değil cemaat olmayı gerektirenler, ferdî olanlarının bile tatbik edilmesi, siyasetin başkalarının elinde olması halinde mümkün değildir. Bunun en bariz örnekleri yakın tarihin sayfaları arasında kalın satırlarla yazılı durumdadır. Kur'an okuma ve okutma, ferdî bir ibadettir. Dışarıdan bakıldığında ne devletle ne de cemaatle bir ilgisi vardır. Ama yakın tarihimizde Müslümanlar Kur'an okumaktan ve onu çocuklarına okutmaktan men edilebilmişler ve bu uğurda zindanlara doldurulmuşlardır. Onun yaraları henüz kapanmadan yeni bir irade ile hangi yaşta Kur'an okunabileceğine dair bir karar verilebilmiş ve bu karar Müslüman kitleler üzerinde tatbik edilebilmiştir. İslam’ın, siyasetini kendisinin belirlemediği ortamlardaki hali, eli kolu bağlanmış bir pehlivanın hali gibidir. Bunun için Müslümanları siyasetten soğutanların maksadı ibra edilemez bir maksat olarak tescil edilmiştir. Kur'an’da siyaset kelimesinin geçmemiş olması, İslam’da siyasetin dini bir yeri olmayacağını göstermez. Kur'an’da geçmediği halde bizim en temel karakterimiz olarak kabul ettiğimiz ‘fazilet’ kavramını nasıl benimsedik. Fazilet Kur'an’da geçmediği halde, biz faziletli olmayı mü'min kimliğimizin gereği olarak görüyo-

Kasım 09

ruz. Kur'an’da siyaset geçmese bile siyasete temel olan meseleler, Kur'an nassı ile sabittir. Böylece görürüz ki, Kur'an’da siyasetin geçmediği yönündeki söz laf kalabalığından başka bir şey değildir. Çünkü Kur'an, insanlara zulmeden Firavunları, Nemrutları yererken, mü’minlere yeryüzü hükümranlığından söz ederken (Nur suresi, 55.ayeti), insanlar arasında hükmetmekten söz ederken (Nisa suresi 58.ayeti), Allah’ın hükmü ile insanların hükmünü karşılaştırırken (Maide suresi, 44,45,47,49,50.ayetleri) işaret ettiği şey ne olabilir eğer siyasetin içeriği değilse? Mekkeli müşriklerin Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme itirazları da onun şahsına değildi; sistemlerini değiştirme talebine isyan etmişlerdi. ‘İstediğini al ama…’ tekliflerinin nedeni buydu. Müslüman’a sorumluluk olarak yüklenen zulme karşı direnme, emri bilmaruf ve nehyi anilmünker bir tür siyasi görevlerdir. Vitir sonunda okunan kunut dualarında bile siyaset vardır. Kötülüğü görenin eliyle, diliyle veya kalbiyle müdahale etmeye mecbur tutulmasının nedeni nedir? Müslüman sessiz kalabilecekti de neden kötülüğü engellemeye çalışmaması onu iman dairesinden çıkma meyline doğru sevk etmektedir? Her şey bir kenara bırakılsa da sadece, ‘zalim bir idarecinin önünde hakkı dillendirenin, en büyük cihadı yaptığına’ dair hadis (Ebu Davud, Melahim, 17, 4344; Tirmizî, İbni Mace) dikkate alınsa, Müslüman’a nasıl bir siyaset elbisenin biçildiği çok rahat anlaşılır. Hayat parçalanmayı kabul eder mi ki İslam, hayatın bir bölümünü dışında tutmayı kabul

33

etsin? Camilerin İslam’a caddelerin başkalarına ait olması ciddi bir ikilemdir. İnsana ters olan bu ikilem, insan için gelen İslam’a da terstir. İslam’ı bütün nesillerden daha iyi anlayan ve yaşayan sahabiler siyasetle direkt ilgilenmişler, siyasi konularda ciddi tavırların sahibi olmuşlardır. Ümmetin birliğini düşündükleri siyasi kafa yapıları ön planda olduğu için de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin mübarek naaşını olduğu yerde bırakıp, önce kendilerine bir lider belirlemiş sonra da o liderin emrinde mübarek naaşını defnetmişlerdir. Onlar çok iyi biliyorlardı ki İslam, parçalanmayı kabul etmez. Peygamberlerinin mübarek naaşına hizmet ederken devletin zarar görmesi daha tehlikeli sonuçlar getirecektir. Hayatın maddi ve manevi yönlerinin kuşatılmış haliyle sürmesi, duygusallığı açısından zirvede olan bir görevden daha önemli oldu onların gözünde. İnsanlık çok eski asırlardan beri, devletle yaşamayı yani siyasetin gölgesinde olmayı vazgeçemeyeceği bir yaşam tarzı olarak benimsemiştir. Vergi vermeyi, kurallara uymayı, bayrak sahiplenmeyi kabul etmeyen insan toplumda barınamaz. Bu önemli gerçeğe rağmen sadece İslam mı siyasetsiz, insanlara söyleyecek bir sözü bulunmayan bir ideoloji olarak vardır? Hâlbuki İslam bizzat peygamberinin lisanından bir araya gelen üç Müslüman’a bile içlerinden birini emir seçmelerini emretmiştir. ( Ahmed, 6647) Gayet açık bir gerçek nasıl da gizlenmek istenmektedir, hayret! [Not: Bu yazı Nurettin Yıldız'ın 'Sosyal Doku Derneği'nde verdiği 303. dersin metnidir.]


34

DİN VE HAYAT

Kasım 09

Hz. Peygamber, duayı öğretiyor! Konuk Yazar Mehmet Davutoglu KURBANLARIMIZLA NİCE HAYIRLARA Kurban; kelime anlamı itibariyle yaklaşmak yakınlaşmak anlamındadır.Fıkhi tarifi ise Cenab-ı Allah´ın rahmetine ulaşmak için ibadet niyetiyle belli özellikler taşıyan ve bayram günlerinde (kurban bayramının ilk 3 gününde) kesilen hayvanın adına (udhiye) kurban denir. Hanifi mezhebine göre işaret yoluyla kevser suresinde belirtildiği üzere hur mukim muslim ve zengin olan (zekat verecek durumda olan ) kimselerin yerine getirmesi gereken vacip bir Ibadettir. Resulu zişan Efendimiz de kurban bayramını kurban yapan en büyük özellik olan kurban kesimi ile ilgili şöyle buyuruyor. „kimin imkanı el verirde kurban kesmezse namazgâhımıza yaklaşmasın“[1] dolayısıyla yukarda da belirtildiği gibi bu önemli ibadeti imkani olan genç- yaşlı, kadın - erkek her mükellefin yapması gerekmektedi. Bu yüce ibadet hakkıyla eda edildiği zaman bir cok açıdan önem kazanmaktadır. örneğin evinde kurbanını kesen bir müslüman ibadetin geregini yerine getirmiş olur. Bu kestiği kurbanı 3 bölüme ayırarak bir bölümünü kurban kesemeyen fakirlere 1 bölümünü misafirlere 1 bölümünüde kendi çoluk çocuğuna ikramda bulunur. Böylece hem kullarla bir yakınlık muhabbet yardımlaşma, hem de Rabbinin emrini yerine getirerek ona biraz daha yakınlaşmış olur. Diğer taraftan insan, kesmesi gereken kurbanını mazlum muhtaç ve mağdurlara göndererek ayeti kerimenin buyurduğu gibi kendi ihtiyacı olduğu halde kardeşini kendisine tercih etmek[2] elbette çok büyük ecir ve sevab kazanır. MİLLİ GÖRÜŞ teşkilatları bu ve benzeri noktalardan hareket ederek 24 senedir kurban organizasyonu yapmaktadır. Dünyanın 75 ülke ve bölgesinde 100`bine yakın kurban kesmektedir. Elbette bu dev organizenin takdire şayan sayılamıyacak kadar maddi - manevi siyasi, psikolojik ve en önemlisi ümmet şuuru oluşturması açısından çok büyük önem ve faydaları vardir. Zikretmiş olduğum ve zikredemediğim faydaları her biri uzun uzadıya yazılmaya değer fakat ben 2003 hac sezonunda yasamış olduğum bir anıyı zikretmeden gecemiyeceğim. Cidde havaalanında beklerken ihramlı bir beyefendi bize yaklaşarak

„burası MİLLİ GÖRÜŞ mü?“ diye sordu. Bende „evet“ dedim „ben size teşekkür etmeye geldim“ dedi. Sebebini sorduğumda „ben 20 senedir sibiryada(buzullar ulkesi) din görevlisiyim. Orada insanların isimleri müslüman ama islamiyetle ne bilgileri nede bağlantıları var. Uzun süre onlara dini ve diyaneti anlattım ama tesir edemedim taki sene 94 MİLLİ GÖRÜŞ teşkilatında görevli kardeşler gelip 100 kurban kesmek istediklerini söyleyinceye kadar. 100 kurban sayesinde köylüleri meydana toplayarak onlara kurban bayramından, kurban kesmekten, yardımlaşmaktan, kardeşlikten vs. bahsettim. Sene 94 ten önce hiç bir caminin bulunmadığı o köy civarında şimdi(2003) itibariyle 7 tane cami açtık ve ilk kez sibiryanın o bölgesinden 50 tane hacı getirdim. Bütün bunlar sizin gönderdiğiniz 100 kurban sayesinde oldu. ALLAH sizden razı olsun.“ Bahsettigim gibi bu hayırlı ve dev organizenin hangi özelliklerinden bahsetsek az önce gördüğünüz gibi 7 tane cami 50 insanı hac yapma şuuruna ulaştırmak için belkide milyonlarca euro harcamaya ihtiyaç duyulurdu. Ama anlamı yaklaşma ve yakınlaşma olan bu ibadet bu şekilde ifa edildigi zaman şuurlu bir topluluk meydana geliyor. Hem kullar birbirine yaklaşmış hem de aynı zamanda Rabblerine yaklaşmış oluyolar ve böylece aramızda kardeşlik köprüleri kurularak ümmet olduğumuzun şuuruna varıyoruz. Son alarak bu ibadeti organizeli bir şekilde en ince ayrıntısına varıncaya kadar kurban emanetini bizden alan yeryüzünün 75 ülke ve bölgesine ulaştıran bütün yetkili ve gönüllülere teşekkür ediyorum ve tabiki emaneti veren gönül erlerini fedakâr insanlarıda tebrik ediyorum. Emeği geçen herkesten mevla razı olsun bayramınız mübarek olsun. selam ve dua ile…

1.ibni mace,adahi,12 2.hasr suresi 9 Mehmet Davutoglu Hamidiye cemiyeti İmam-hatibi

Hz. Peygamber, sahabilerine dua adabını öğretiyor Muaz bin Cebel (ra) anlatıyor: "Hz. Peygamber yanından geçerken; 'Ey Rabbim! Senden sabır istiyorum' diye dua eden bir kişiye: "Sen Allah'tan bela istemiş oldun; bunun yerine O'ndan sağlık ve afiyet dile" buyurdular. Başka bir gün de bir adamın: "Rabbim! Senden nimetin tamamını istiyorum!" dediğini duydular. Bunun üzerine ona: "Ey insanoğlu, Sen nimetin tamamının ne olduğunu biliyor musun?" diye sordular. Adam: "Hayır bilmiyorum ey Allah'ın Resûlü! Fakat ben bununla hayır talep ediyorum" deyince de: "Nimetin tamamı, ateşten (cehennemden) kurtularak cennete girmektir" buyurdular. Adamın birinin: "Ey celal ve ikram sahibi olan Allah'ım!" diye dua etmekte olduğunu işittiklerinde ise ona: "Senin duan kabul olacaktır. Allah'tan dilediğini iste!" buyurdular. Dünyada da ahirette de güzellik isteyin! Enes bin Malik (ra) anlatıyor: "Hz. Peygamber bir gün hastalıklardan dolayı tüyleri yolunmuş kuş yavrusuna dönen bir kişinin ziyaretine gittiler ve ona: "Sen Allah'a nasıl dua ediyorsun?" diye sordular. Adam: "Ben 'Ey Allah'ım! Bana ahirette verilecek cezaları bu dünyada ver ve oraya bir şey bırakma!" diye dua ederim" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Niçin "Allâhümme âtina fi'd-dünya haseneten ve fi'l- âhireti haseneten ve kınâ azâbe'n-nâr (Ey Allah'ım! Bize dünyada da bir güzellik (nimet), ahirette de bir güzellik ver! Ve bizi ateşin azabından koru!) diye dua etmedin?" buyurdular. Hz. Peygamber'in bu sözleri üzerine adam bu şekilde dua etti. Allah da ona şifa verdi. "Ben sizden önce öleyim" Beşir bin Hasasiye şöyle anlatıyor: "Hz. Peygamber bana: 'Beni Rabîatu'lKaş'am'dan getiren ve Peygamber eliyle Müslüman olmamı sağlayan Allah'a hamdediyorum' de!" buyurdular. "Ey Allah'ın Resûlü! Senden önce ölmem için Allah Teâlâ'ya dua eder misiniz?" dediğimdeyse: "Ben böyle bir duayı hiç kimse için yapmam" buyurdular. [Ebu Nuaym] Hz. Peygamber, duaya önce kendi nefsinden başlardı Übeyy bin Ka'b'dan bildirildiğine göre: "Hz. Peygamber dualarına kendi nefislerinden başlarlardı. Bir gün Musa (as) ile salih kul arasında geçen hadiseden bahisle: "Allah'ın rahmeti bizim ve Musa'nın üzerine olsun. Eğer o sabretmiş olsaydı daha ne acayip şeyler görecekti" buyurdular. Sonra da: "(Musa) 'Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam artık benimle arkadaşlık etme. (O takdirde) benim tarafımdan (benimle arkadaşlık etmemen için) sana bir özür ulaşmıştır' dedi" (Kehf: 18/76) mealindeki ayet-i kerimeyi okudular ve bunu yaparken de "uzren (özür)" kelimesini uzattılar. [Taberani] Hz. Ömer, dua adabını öğretiyor Hz. Ömer bir gün adamın birinin fitneden Allah'a sığındığını duydu. Bunun üzerine ona: "Ben senin bu duandan Rabbine sığınıyorum. Sen Allah Teâlâ'ya sana mal

ve çoluk-çocuk vermemesi için mi dua ediyorsun?" dedi. Bir başka rivayette ise şunları söylemiştir: "Sen Allah'ın sana mal ve çocuklar vermesini istemiyor musun? Fitneden Allah'a sığınmak istediğinizde onun insanı sapıklığa ve kötü yola sevk edenlerinden sığınınız! [İbn Şeybe] Muharib bin Disar'in amcası şöyle anlatıyor: "Bir gün seher vaktinde Abdullah bin Mes'ud'un evinin yanından geçiyordum. Onun şöyle dua ettiğini duydum: 'Ey Allah'ım! Beni çağırdın, bunun için dergâhına geldim. Emrettin, sana itaat ettim. Şu seher vaktinde günahlarımı bağış-

la!' Daha sonra kendisiyle karşılaştığımda ona: "Seher vaktinde söylediklerini işittim" dedim. Bunun üzerine o: "Yakub (as) da "Bize af talebinde bulun!" diyen çocuklarının bu isteğini seher vaktinde yerine getirmişti" dedi. [Taberani] Hz. Peygamber nasıl dua ederdi? Hz. Peygamber dua ederlerken ellerini kaldırırlar; duadan sonra da bunları yüzlerine sürerlerdi. Hz. Peygamber dua için ellerini kaldırdıklarında onları, yüzlerine sürmeden indirmezlerdi. Hz. Ömer şöyle anlatıyor: "Hz. Peygamber'i Ahcâru'zZeyt'te ellerinin iç kısmıyla dua ederlerken gördüm. Duayı bitirdikten sonra ellerini mübarek yüzlerine sürdüler." Hz. Aişe şöyle anlatıyor: "Hz. Peygamber dua ederlerken ellerini kaldırırlardı. Elleri havada o kadar çok kalırdı ki ben usanırdım. [Heysemi] Aişe validemiz şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber'in ellerini kaldırarak şöyle dua ettiklerini duydum: "Ben ancak bir beşerim. Herhangi bir mümini incitmiş veya onlardan birine kötü bir söz söylemişsem beni bu yüzden cezalandırma!"http://www. darulkitap.com/tarih/hayatussahabe/15/6. htm - _ftn4#_ftn4 [Buhari] Hz. Peygamber'in her duanın başında söyledikleri Hz. Peygamber dualarına: "Sübhâne Rabbiye'l-aliyyi'l-a'le'l-vehhâb (Büyük ve en yüce olan ve hibe edicilerin en büyüğü Allah Teâlâ'yı her türlü ortaktan tenzih ederim)" kelimeleriyle başlarlardı. [Taberani] Hz. Peygamber yüz defa da dua etseler başında, ortasında ya da sonunda mutlaka "Rabbenâ âtinâ fi'd-dünyâ haseneten ve fi'l-âhireti haseneten ve kınâ azâbe'n-nâr (Ey Rabbimiz! Bize dünyada da ahirette de nimet ve güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!)" kelimelerini söylerlerdi.


DİN VE HAYAT

Kasım 09

35

HAC İBADETİ Hac, “kasıt, yöneliş ve yürüyüş” anlamına gelen bir kelimedir. Dinimizde ise, belli bir zaman diliminde, Mikat mahallinde başlayıp Medine ziyareti veya vedâ tavâfı ile son bulan ziyaretler, fiil ve terklerden oluşan bir ibadettir ki, şartlarını taşıyan

ibadetten elde edilecek karşılığa ulaşmanın zor ve elde edilecek şeyin değerinin üstün olduğuna işaret vardır. Bundan dolayı da hacca genç, dinç ve enerjik olunan yaşta gitmek daha güzeldir.

Aişe (ra) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü, dedim, cihâdı amellerin en faziletlisi görüyoruz, biz de cihâd etmiyelim mi?” Şu cevabı verdi: “Ancak, cihâdın en efdal ve en güzeli hacc-ı mebrûrdur.” Hz. Aişe der ki: “Bunu işittikten sonra haccı hiç

kişiler üzerine ömürlerinde bir kere olmak üzere farzdır.

Kadınların Haccı Hac, cihad anlamında olduğuna göre, imkan varsa zaman kaybedilmeden ailenin bütün fertleri böyle bir faziletten nasiplerini almalıdır. İmkanı olduğu ve bir engel bulunmadığı hallerde eşlerin ve gençlerin hacdan mahrum bırakılmaması gerekir. Kadınların ve gençlerin zaman zaman İslami olmayan mülahazalarla hacdan geri bırakıldığına şahit olmaktayız. Kadınlar için “hacca gidecek malı yok; tesettür ortamı uygun değil” gibi mazeretler, gençler için de “daha çok genç ve erken, biraz daha yaşı ilerlesin, evlensin, çoluk çocuğa karışsın öyle gider” gibi bahaneler ve engeller İslam’ın kabulü olan şeyler değildir. Bir ömür boyu saçını süpürge ederek kendisine hizmet eden eşini, şahsi malı yoktur diyerek hacca götürmekten imtina eden bir koca, en büyük haksızlığı bu can yoldaşına karşı işlemiş ve borçlu kalmış olur. Biz tarihten biliyoruz ki, Peygamber Efendimiz (sav), kendisi hac yapmış, hanımları hac yapmış, sahabenin hanımları ve gençleri hac yapmışlardır. Şu iki hadis-i şerif bunun en çarpıcı iki örneğidir. Hz.

bırakmadım.” (Buhârî, Hacc 4, Cezâu’sSayd 26, Cihâd 1; Kütüb-ü Sitte, H. No: 1163) İbnu Abbâs (ra) anlatıyor: “Hz. Üsâme (ra) Arafat’tan Müzdelife’ye kadar Resûlullah (sav)’ın terkisinde idi. Sonra Müzdelife’den Mina’ya kadar da Fadl İbnu Abbâs (ra)’ı terkisine aldı..” (Müslim, Hacc 266, (1281); Kütüb-ü Sitte, H. No: 1437) Hadislerden anlıyoruz ki, Hz.

“Yöneliş ve yürüyüş” anlamından hareketle hac, saygın ve kutsal (Mescid-i Haram, Arafat, Müzdelife, Mina vs. gibi) özel mekanlar üzerinden sembolik olarak Allah’a yürünülen bir ibadettir. Nitekim Allah Rasulü (sas) de şöyle buyurarak buna işaret buyurmuştur: “Hacılar ve umreciler, Allah’a giden elçilerdir. Allah onların istediklerini verir, dualarını kabul eder, harcadıkları bir dirhemin karşılığında onlara bir milyon verir.” (El-Camiu’s Sagir, H. No: 3790) Böyle bir seyahata çıkmanın insana vereceği enerjiyi hesap edebilmek mümkün değildir. Ancak yaşanmak suretiyle anlaşılabilir. Bu sebeple de bir moral ve manevi destek eğitimi olan Hac yolculuğuna, bu kutlu seyahate halen çıkamamış olan genç yaşlı herkesi hararetle davet ediyoruz. Her nadide ve değerli nimetin elde edilmesi zor olduğu gibi, Hac ibadetinin neticesinde elde edilecek nimetlere kavuşmak da o derece meşakkatli ve yorucudur. İslamî ibadetlerin en ağırı ve en sevaplısı cihad ibadetidir. Hac ibadetinde de bedensel anlamda yüksek oranda zahmet bulunduğu için hac ibadeti için de  “Hac, cihaddır” (El-Camiu’s Sagir, H. No: 3797) buyurulmuştur. Hac ibadetinin dışında hiçbir ibadetin niyetinde, yapılacak amel kalp ve dil ile ifade edilirken “Ya Rabbi onu bana kolay kıl ve onu benden kabul et” diye dua etmeyiz. Hac ibadetine başlama anlamı taşıyan niyette bile, yapılacak

Aişe validemiz hem Rasulullahla hem de O’ndan sonra haccı bırakmamıştır. Yine görüyoruz ki, sahabenin iki güzide genci Usame ve Fadl (ra)’lar Peygamberler Sultanı ile ve O’nun devesinin terkisinde bizzat hac yapmışlardır.

Genc’in Haccı Hac ibadetini yapan müslüman, İslâm’a gönül vermiş olmanın mutluluğunu ve hazzını yakından hisseder. Yeryüzündeki bütün müslümanlarla bir olmanın ve kardeşliğin şuuruna erer. Dünyanın her tarafından her biri birer temsilci ve gözlemci sıfatında Mekke’ye akın eden müslümanlar, mîkat mahallinde dünyayı, dünyevî farklılığı, benliği ve ihtirasları temsil eden elbiselerini çıkarırlar. Herkesi eşitleyen, birleştiren ve onları dünya Müslümanlığının bir seçkin üyesi olmanın bilincine erdiren ihram elbiselerini giyerler. Artık “ben” yok, “biz” tabiri vardır. Bu akan beyazlar seli içinde müslüman yok olur, sanki ölmeden önce ölümü ve âhiret hayatını yaşarlar. Hayatının baharında ve enerjisinin doruğunda olan bir genç, haccın ağır meşakkatlerine daha iyi dayandığı için, bedenen daha az yorgun olur, hem hac menasikini tam ve eksiksiz yapar hem de haccın bu ince hikmet ve sırlarını daha kolay kavrar ve kendisini hac sonrası hayatında daha dinamik, daha enerji dolu hisseder. Bundan dolayı genç iken hacca gitmeyi biz hararetle tavsiye ederiz. Yine tecrübe ile sabittir ki hacca giden neredeyse her yaşlı kardeşimiz döndüğünde “nolaydı otuz sene önce hac yapsaydım” diye temennide bulunur.   Haccın tarihi ve nostaljik boyutu üzerinde düşünülürse, müslümanların imanlarının nasıl da tazelendiğine şahit olunur. Ka’be-i muazzamaya varan bir kadın kendisini Hz. Ayşe (ra) validemizle özdeşleştirmez mi? Arafatı, müzdelifeyi ve Minayı ziyaret eden genç, Peygamber (as)’ın terkisindeki Usame ve Fadl (ra)’la aynı atmosferi paylaşmanın hazzını tatmaz mı? Kendisini onların halefi olarak hayata hazırlama bilincine varmaz mı?   Yukarda Haccın bir manevi destek eğitimi olduğunu söyledik. Çünkü hac ibadetinin eda edildiği kutsal mekanlar, İslâm peygamberinin ve arkadaşlarının tevhid ve adaleti hâkim kılma mücadelesini verdikleri müstesna makamlardır. Mekke ve çevresinde; Medine ve çevresinde bulunan ve tarihi olayların yaşandığı mübarek yerler, o süreçte yaşanmış acı tatlı anıların, âdeta bir film şeridi gibi bu kutsal mekânları ziyaret eden kişinin gözünün önünden geçmemesi mümkün mü? Bu duygu ve manevi seyir, mümine daha yoğun bir dinamizm kazandırır ve daha üst düzeyde bir sahiplenme şuuru verir. Hac, mahşerin provasıdır. Dilleri, ırkları, bölgeleri, kültürleri, sosyal konum ve ekonomik güçleri farklı insanların, eşit statüde ve aynı renk ve tip elbiseler içinde Arafatta toplanması, akın akın bir mekandan diğer bir mekana akışması ve milyonların topluca ibadetler yapması, âhirette yaratıcının huzurunda yeniden dirilişin ve toplanışın bir örneğidir. Bu hali dünyada yaşayan bir müslüman kendisini ahiret hayatında ki diriliş ve toplanış gününe daha iyi hazırlar ve bu bilinci kazanmasında ona yardımcı olur.   İşte böyle bir ibadeti yerine getirerek aile boyu böyle bir eğitimden geçmek herşeye değer herhalde?


36

TEKNOLOJİ

Kasım 09

İkinci Ay Çağı! NASA’nın Ay’ı bombalayarak 'ciddi miktarda' su keşfetmesi, insanın uzay macerasında 'yeni bir dönem' başlattı. Bu keşfin ardından Ay’da kalıcı bir üs kurulması ve Dünya’nın tek doğal uydusunun Mars için bir 'sıçrama tahtası' olarak kullanılması öngörülüyor. İnsanoğlu, 20 Temmuz 1969’da ilk kez

sitesi Jeoloji Profesörü Peter Schultz da, “Sadece tek bir nokta vuruldu. Bu durum biraz petrol keşfi gibi. Eğer bir yerde petrol varsa, muhtemelen çevresinde de var” dedi. Önceki bilimsel teoriler, Ay’ın güney kutbu yakınlarında, yüzeyin altında donmuş halde su bulunduğunu varsayıyordu. Son deney,

Ay’a ayak bastığından bu yana uzayda en büyük keşfe imza attı. Geçen haziranda Ay yüzeyine bir roket fırlatan Amerikan Uzay ve Havacılık Ajansı (NASA), önceki gün yaptığı “heyecanlı” açıklamada, krater çevresinin ve oluşan toz bulutunun görüntülerinin analiz edildiğini ve “ciddi miktarda” buz tespit edildiğini bildirdi. NASA açıklamasında, “Bu keşif, Ay’ı anlamamız yolunda yeni bir dönem başlatıyor” dendi. Bir roket ve bir analiz sondasının Ay yüzeyine çarpmasını içeren 79 milyon dolar maliyetli “LCROSS” görevinin başarıyla sonuçlandığını bildiren proje sorumlusu bilimadamı Anthony Colaprete de, “Evet, su bulduk. Üstelik az bir şey değil, ciddi miktarda bulduk” dedi. Bunun “sıradışı ve heyecan verici bir keşif” olduğunu belirten California Üniversitesi’nden Gregory Deloy, “Analizler tamamlanınca, yeni bir Ay resmi çizilmiş olacak. Keşfedilen su, bir kuyruklu yıldızdan gelmiş olabilir” diye konuştu. Brown Üniver-

buzun derinde olmadığını, çok daha kolay ulaşılabileceğini kanıtladı. 95 litre suyla banyo bile yapılır -Keşfedilen su miktarı yaklaşık 95 litre. Ancak içinde metanol tespit edildiği için, arıtılmadan içilmesi durumunda insanı kör edebilir. Ancak bir gün Ay’da “koloni” kurulması durumunda astronotlar bu suyu arıtarak içebilecekler. Hatta su o kadar bol ki, banyo yapmakta veya roket yakıtı üretmekte kullanılabilir. Bu büyük keşif, siyasi, toplumsal ve bilimsel alanda yeni tartışmaları da beraberinde getirecek. Keşif uluslararası medyada büyük yankı yaratırken, internet arama devi Google da dün bu keşfi kutlayan özel bir logo yayınladı. Cabeus’un karanlığı Roket, Ay’ın güney kutbu yakınlarındaki Cabeus kraterine çarptı. Güneş’in açısı ve krater duvarının yüksekliği nedeniyle milyarlarca yıldır gölgede kalan -230 derece sıcaklığındaki bölgede 6 km yüksekliğinde bir toz bulutu oluştu. Tozun içinde ve krater çevresinde bol miktarda buz tespit edildi.

Samsung’un En Yeni Android’lisi Güney Koreli üretici Android işletim sistemine sahip yeni bir akıllı telefonu duyurdu. İşte detaylar ve cihazdan görüntüler. Samsung, geliştirilme aşamasındaki mobil işletim sistemi Bada üzerinde çalışmasını sürdürürken, çağı yakalayan en yeni cihazları da kullanıcılara sunmaya son hızla devam ediyor. Firmanın yeni cihazı akıllı telefonlar kategorisinin yükselen değeri Android işletim sistemini taşıyor. Galaxy Spica kod adlı cihaz, I5700 model numarasına sahip. Son dereceince yapısıyla dikkat çeken yeni Samsung, sadece 13.2 mm kalınlığında. I7500,

3.2 inçlik ekranı ile 320 x 480 piksel çözünürlük sunmasının yanı sıra AMOLED dokunmatik ekranı ile son derece net görüntüler sunuyor. Ayrıca 3.15 megapiksel kameranın ve oldukça eski bir Android versiyonu olan Android 1.5'in cihaz adına olumsuz bir durum olduğu söylenebilir. H S D PA hızında şebeke bağlantısına olanak tanıyan I7500'ün 1500mAh gücündeki bataryası uzun bekleme süresi vaat ediyor. Cihazın Avrupa'da ne zaman satışa sunulacağına dair bir bilgiyse henüz bulunmuyor.

Citroen %100 elektrikli aracı C-ZERO’yu duyurdu C-ZERO, 3000 devir/dakika ve 6000 devir/dakika arasında 47 kW (64 bg) üreten sabit mıknatıslı senkron bir motora sahip. En yüksek tork 0 ile 2000 devir/dakika arasında 180 Nm. Motor, 88 tane 50 Ah hücreden oluşan 330 voltluk lityum iyon pilden besleniyor (araca 16 kW/saat enerji sağlayabiliyor). Bütün sistem gücü arka tekerleklere aktaran tek vitesli bir redüksiyon dişlisiyle beraber çalışıyor. 0’dan 100 km/s’ye 15 saniyede çıkabilen otomobil yaklaşık 130 km/s’lik bir menzile ulaşacağı tahmin ediliyor.

Otomobilin pilini 220 Voltluk bir ev prizinden tamamen şarj etmek yaklaşık 6 saat sürüyor, diğer yandan 400 Voltluk bir harici istasyonla ise, 30 dakikada %80 şarj etmek mümkün. Citroen sessiz motor çalıştırıldığı zaman, sürücüye haber veren bir bipleyici takmış. Normal yakıt göstergesinin yerine benzer bir pil şarj göstergesi konmuş. Diğer özellikler arasında ABS, elektrikli camlar, klima, ESP ve altı hava yastığı bulunuyor. Citroen C-ZERO, 2010’un son çeyreğinde satışa sunulacak. 2011’de onu tam hibrit DS5 takip edecek.

Bir Günde 310 Milyon Dolar Call of Duty: Modern Warfare 2 Uzun zamandır merakla beklenen ve rekor kırması beklenen Call of Duty: Modern Warfare 2 beklentileri boşa çıkarmadı. Activision'un birkaç gün önce piyasaya çıkardığı, merakla beklenen Call of Duty: Modern Warfare 2 inanılmaz bir rekora imza attı. Oyun, sadece ABD ve İngiltere'de 4,7 milyon adet kopya sattı. Activision tarafından yapılan açıkla-

mada, oyundan ilk günde yaklaşık 310 milyon dolar gelir beklendiği belirtildi. Bundan önceki rekor 2008 yılında GTA IV'e aitti. GTA IV ilk çıktığı gün içerisinde 3,6 milyon adet satmıştı. Modern Warfare 2'nin gösterdiği başarıyı daha iyi anlamanız için bir veriyi sizle paylaşalım. Hollywood'un en iddiali sinema filmleri açılış haftasında 60 milyon dolar gelir elde ederse çok başarılı olarak kabul ediliyorlar.


SPOR

Bahis Skandalı Almanya'da uluslararası futbolda ortaya çıkarılan bahis skandalında, Türkiye'deki lig maçlarının da maniple edildiği iddia edildi. Almanya'nın Bochum kentinde aralarında Türkiye'nin de bulunduğu en az dokuz ülkeyi kapsadığı belirtilen bahis skandalında bahis oyunlarında şike yaptıkları gerekçesiyle 5 kişi tutuklandı. Tutuklananlardan 2'sinin daha önce de şike olaylarına karıştıkları için polis tarafından tutuklandığı bildirdi. Berliner Morgenpost gazetesinde yer alan habere göre, şike olaylarına karıştıkları gerekçesiyle 200 kişi hakkında soruşturma açıldı. Soruşturma kapsamında olan kişiler arasında Türk futbolcuların da olduğu iddia edildi. Ayrıca 10 farklı ülkede 15 şüpheli

hakkında tutuklama kararı çıkartıldı. Alman medyasındaki haberlerde, Alman 1'inci ligi Bundesliga ile Türkiye Turkcell Süper Lig'den bazı futbolcular da şike olaylarına karıştığı ileri sürüldü. Türk futbolcular arasında milli takıma kadar yükselenler de bulunduğu iddia edildi. Alman polisinin Bochum'da gözaltına aldığı 5 kişinin uluslararası bir şike şebekesinin üyeleri olduğu belirtildi. Gözaltına alınanlardan ikisinin eski Alman hakem Robert Hoyzer'in kardeşleri Ante ve Milan S. olduğu belirtildi.

Kasım 09

37

Dünya Kupası biletini kapan son 4 takım

Hoyzer'in adı 2005 yılında uluslararası bahis şikesine karışmıştı. Skandalda Fenerbahçe adı Alman Futbol Federasyonu (DFB) Kurumsal İletişim Direktörü Harald Stenger, "Gerek UEFA gerekse DFB'nin erken uyarı ağı, Almanya'da şike şüphesi uyandıracak bir uyarı vermedi. Bochum Savcılığı'nın yürüttüğü soruşturmayla ilgiliyse yorum yapma yetkimiz york. Soruşturma sonucunu beklemek zorundayız" demekle yetindi. Federasyon yetkilisi, bu açıklamasıyla –dolaylı da olsa- Fenerbahçe'nin Ulm'le oynadığı maçla ilgili savcılık soruşturması yürütüldüğünü doğrulamış oldu. Berliner

Morgenpost gazetesinin ulaştığı bilgilere göreyse Almanya başkentinde örgütlenen uluslararası bir bahis çetesi, özellikle Türkiye Süper Ligi maçlarına büyük paralar yatırdı. Bahisler Almanya'da oynanırken, aralarında Türk Milli Takımı formasını da giymiş ünlü futbolcuların bulunduğu çok sayıda futbolcunun da bu çeteyle bağlantısı var. Haberde Bochum Savcılığı'nın soruşturma dosyasında hangi futbolcuların adının geçtiğineyse yer verilmedi.

Avrupa'dan 3, Afrika'dan da 1 takım daha Güney Afrika'da yapılacak olan Dünya Kupası Finalleri'ne gitmeye hak kazandı. Mısır-Cezayir, YunanistanUkrayna, Slovenya-Rusya ve PortekizBosna son 4 bilet için kapıştı. 2010 Dünya Kupası'na Afrika’dan gidecek takım Cezayir oldu. Mısır’ı 40. dakikada Yahia'nın attığı gol ile 1-0 yene Cezayir,Dünya Kupası’na gitmeyi hak etti. Cumartesi günü Mısır'ın son dakikalarda bulduğu golle skoru 2-0'a getirip averaj ve puanını Cezayir'le eşitlemesinin ardından tarafsız sahada, Sudan'da oynanan maçtaCezayir, Mısır’ı yenerek Dünya Kupası’na gitmeyi başardı. Cezayir'in as kalecisi Gaouaoui cezası nedeniyle forma giyemediği maçta Cezayir’in golü 41. dakikada Yahia’dan geldi. Eskişehirspor’dan El Saka ve Beşiktaş’tan tandığımız Ahmed Hassan’ın formasını giydiği Mısır, eleme gurubunda 2-0 yendiği Cezayir’e boyun eğerek Dünya Kupası’na gidemedi. YUNANİSTAN FİNALLERDE Avrupa Play-Off maçında Yunanistan Ukrayna’yı 0-0’ın rövanşında 1-0 yenip finallere gitmeyi elde etti. 2010 Dünya Kupası Avrupa Elemeleri'nde

2.grupta ilk maçta kendi sahasında 0-0 berabere kalan Yunanistan, deplasmanda karşılaştığı Ukrayna'yı 31. dakikada Salpingidis'in golü 1-0 yenerek Güney Afrika'daki turnuvaya katılmayı hak etti. SLOVENYA SÜRPRİZİ Hollandalı teknik adam Guus Hiddink'in Rusya’sı 2-1’lik galibiyetle gittiği Slovenya’dan boynu bükük ayrıldı. İlk maçta son dakikalarda Pencik'in attığı golle umutlanan Slovenya Dünya Kupası'na katılma yolunda güçlü Rusya önünde sürprizi gerçekliştirdi ve Rusya’yı 1-0 yenerek finallere katılma hakkını elde etti. Slovenya’yı finallere götüren golü 44. dakikada Zedic kaydetti. Karşılaşmada Rusya’dan Kerzhakov kırmızı kart gördü. PORTEKİZ AYNI SKORLA FİNALLERDE Portekiz'deki maçta Bosna karşısında zorlu anlar yaşasada karşılaşmayı 1-0 galip bitiren Portekiz, deplasmanda da aldığı aynı skorla finallere katılmayı elde etti. İlk maçta Bosna’nın üstün futbolu ve direkten dönen üstüste topları çizgiyi geçmemiş ve sahadan Portekiz 1-0 galip olarak ayrılmıştı. 1-0’lık galibiyetle Bosna’ya giden Portekiz’i Güney Afrika'ya götüren gol 56. dakikada Meireles’den geldi.

Galatasaray’dan Şok Karar

Şampiyon Button McLaren ile anlaştı

İngiliz gazetesi The Guardian, Button'ın McLaren ile üç yıllık anlaşma sağladığını bildirdi. Kariyerinin ilk şampiyonluğuna geçtiğimiz sezon Brawn GP'de ulaşan İngiliz pilot, yeni takımıyla önümüzdeki günlerde sözleşme imzalayacak. 29 yaşındaki Button'ın İngiliz takımından yılda 10.1 milyon dolar alacağı belirtiliyor. Jenson Button bu anlaşmayla kazancını ikiye katlarken, McLaren Mercedes de gelecek sezon pistlerde iki İngiliz pilotla boy gösterecek. Geçtiği-

miz cuma günü McLaren'in fabrikasını ziyaret eden Button, şampiyon unvanını yeni takım arkadaşı Lewis Hamilton'dan almıştı. Mercedes tarafından satın alınan ve yeni sezonda MercedesGrand Prix adı altında mücadele edecek olan Brawn takımı, Williams'a giden Rubens Barrichello'dan sonra Button'ı da kaybetti, yeni pilotlarını ise henüz açıklamadı

Galatasaray Cafe Crown'ın, 5 maç ceza verilen Cemal Nalga'yı hazırlık maçlarında takım arkadaşı Tufan Ersöz'ün formasıyla oynattığının belirlenmesinin ardından olağanüstü toplanan Galatasaray Yönetim Kurulu, erkek basketbol şubesi idari ve teknik kadrosunun görevine son verdi. Galatasaray Kulübü'nün resmi internet sitesinden yapılan açıklama şöyle: "Galatasaray Spor Kulübü Erkek Basketbol Şubesi'nde yurtdışındaki hazırlık maçlarında maalesef spor ahlakı ve Galatasaraylılık ruhuyla taban tabana zıt bir olay meydana gelmiş, bir Galatasaray basketbolcusu başka bir kim-

likle sahaya sürülmüş ve oynatılmıştır. Kulüpte çalışan bazı profesyonellerin isteği ve izniyle gerçekleştiğini yeni öğrendiğimiz bu olay, Galatasaray Spor Kulübü, Galatasaray Camiası ve bütün Galatasaraylılar adına büyük bir utançtır. Bizlere bu utancı yaşatanlar adına Galatasaray Spor Kulübü olarak tüm spor kamuoyundan ve Türkiye'den özür diliyoruz. Tüm camiamızı büyük bir üzüntüye boğan bu olaya neden olan ve Galatasaraylılık'tan nasibini alamamış sorumlu tüm idari ve teknik kadronun kulübümüzle ilişkisi hemen kesilmiştir. "


37

HABER - AVUSTURYA

Kasım 09

Österreich erreicht als einziges Land Kyoto-Ziele nicht Das bisher umweltfreundliche Land Österreich hat als einziger von 15 „alten“ EU-Staaten das Ziel den CO² zu reduzieren nicht erreicht. Im Bericht hieß es, dass alle anderen Länder ihre Ziele zum Teil übertroffen haben, somit erlitt Österreich in dieser Hinsicht eine große Blamage. Den Rückstand einzuholen

Arigona Zogaj wird abgeschoben

wird für Österreich ein teures Spiel sein, zumal Fachmänner diese Lücke mit einer Milliarde Euro einschätzen. Schließlich betonte der EU-Umweltkommissar, Stavros Dimas, dass sich Österreich in Anbetracht der Reduzierung anstrengen muss um sein Ziel zu erreichen.

Ingrid Felipe wird neue Landessprecherin der Grünen

Das Innenministerium hat sich, für die Abschiebung des 17 jährigen Mädchens Arigona und ihre beiden jüngeren Geschwister, sowie der Mutter entschieden, obwohl der Gemeinderat für den Verbleib gestimmt hatte, da sie sich entsprechend integriert hat. Somit haben die Zogaj Geschwister und die Mutter kein Asyl bekommen. In dieser Hinsicht hat sich Maria Fekter (ÖVP) sehr

hart ausgesprochen und betonte, dass sie nach Gesetzen zu entscheiden hat. Arigona hat öfters damit gedroht sich das Leben zu nehmen, wenn dies stattfinden würde, da für sie in ihrer Heimat Kosovo keine Zukunft besteht. Dem im Mai 2001 illegal eingereisten Vater von Arigona wurde kein Asyl gegeben, dennoch kamen die Kinder und die Frau im Jahr 2002 nach Österreich.

Europäischer Gerichtshof für Menschenrechte : Kreuze sollen weg aus den Klassen

Bei der Landesversammlung in Tirol, wurde die Rumerin mit 93% zur Landessprecherin gewählt. Sie löst somit Alexandra Medwedeff ab, die aber weiterhin Geschäftsführerin bleibt.

Die Grüne Landessprecherin von Tirol kommt aus der Privatwirtschaft und war jahrelang im Tourismus und Sportmanagement tätig.

Palästinenser wollen eigenen Staat ausrufen Da in Bezug auf die Friedensverhandlungen keine Fortschritte zu sehen und zu erwarten sind, hat der palästinensische Chefunterhändler Saeb Erekat damit gedroht, einen unabhängigen Staat mit Ostjerusalem als Hauptstadt als Ziel festgelegt, auszurufen und weiters sich auch an den UNO-Sicherheitsrat zu wenden. Erekat betonte, dass Israel nicht an einer Zweistaatenlösung

interessiert ist und das palästinensische Volk von der Verzögerungstaktik Israels genug hat. Auf der anderen Seite setzen die Juden aber auf das Veto der USA gegen solch einen Schritt.

Der Europäische Gerichtshof für Menschenrechte in Straßburg hat entschieden, dass das Kreuz in den Klassen nicht mehr aufgehängt werden darf. Dieses Urteil gilt vorerst nur für Italien, da eine Frau dort gegen die Kreuze geklagt hatte. In Bezug auf die bestehende Diskus-

sion des Kreuzverbotes in den Klassen hat sich der Bundeskanzler klar für die Beibehaltung der Kreuze in Österreichs Klassen ausgesprochen und Kardinal Schönborn hat dieses Urteil als nicht akzeptabel gefunden, da dies die Religionsfreiheit verletzt. Der Kardinal betonte, dass der Gerichtshof damit keinen Dienst getan hat.


HABER - AVUSTURYA

Kasım 09

38

Studentendemos für Bildungsreform Tausende Studenten demonstrierten österreichweit gegen die Bildungspolitik der Koalitionsparteien und besetzten Hörsäle. Mit Slogans wie: "Mehr Geld für Bildung statt für Banken" oder "Bildung statt Profit, freie Bildung für alle" waren Forderungen an die Regierung zu lesen. In dieser Hinsicht sind weitere Demos geplant. Demzufolge hat es in Bezug auf die Studiengebühren im Nationalrat eine Sondersitzung gegeben, in der einige Politiker zu diesem Thema Äußerungen abgegeben haben. ÖVP-Politikerin Beatrix Karl, betonte, dass der Tag der Abschaffung der Studienbeiträge „ein schwarzer Tag“ für die heimischen Unis gewesen ist, welches vom Wissenschaftsminister, Hahn, auch bekräftigt wurde. Jedoch lehnte Faymann alle Aussagen, die für die Abschaffung ausgesprochen wurden vehement ab und die Grünen verlangten eine Finanzspritze von 200 Millionen Euro pro Jahr für die Unis.

Innenministerin für Eliminierung radikaler Muslime

Innenministerin Maria Fekter (ÖVP) hat bei ihrer Rede auf einer Verleihung sehr harte Worte ausgesprochen. Sie betonte, dass für die ansteigende Kriminalität auch Migranten verantwortlich seien. Demzufolge unterstrich sie, dass es kein Geld für Jugendliche geben wird, die Familienbeihilfe beziehen, jedoch nichts tun, außer einzubrechen. Insbesondere wies sie hin, dass „radikale Muslime“, sprich „Fundamentalisten“ aus dem Land entfernt

werden sollten. Scharfe Kritik musste Fekter von der Abgeordneten Alev Korun (Grüne) einstecken, da sie der Meinung ist, dass diese Methode, die angewandt werden soll, eine Mafia-Methode darstellt und die Ideen Fekters alle akzeptablen Grenzen überschreiten. Das BZÖ und die FPÖ hingegen denken jedoch, dass in dieser Hinsicht Akzente gesetzt werden müssen und nicht glänzende Aussagen.

Österreichs Schuldenpolitik 174 Milliarden im Minus Laut Angaben des Wifo-Instituts beträgt Österreichs Schulden 174 Milliarden. Den erstgrößten Finanzposten der Regierung macht die soziale Wohlfahrt, also die Kosten für die Förderung und Sicherung von Arbeitsplätzen, die Integration und Arbeitslosen, Pflegegeld und ähnliches, und den zweitgrößten Finanzposten die Schuldenrückzahlungen. Österreich hat Schulden bei Privaten (2%), bei in-

Keine Integration, keine Familienbeihilfe

Eine neue Gfk-Studie deckte auf, dass es bei 45% der türkischen Familien am Einverständnis mit der der österreichischen Gesellschaft und ihren Werten (z.B. die Rollenverteilung zwischen Männern und Frauen) mangelt. 83% der Migranten fühlen sich integriert, jedoch besagt die GfK-Studie, dass 50% der muslimischen Frauen kein Deutsch können. Diese wurden zu Bewegungsgründen der Innenministerin

Maria Fekter, die Bedingungen für die Familienbeihilfe strikter zu regeln. Eine Bedingung wäre der Schulbesuch jedes Kindes bis zum 18. Lebensjahr. Wenn das Kind nicht zur Schule geschickt wird, verliert die Familie 518 Euro an Familienbeihilfe. Von der SP kam Zustimmung, es sei ´´erfreulich´´ meinte der Sozialminister Hundstorfer.

SPÖ für „totale Umgestaltung“ der Uni

ländischen Banken und Versicherungen (16,2%), und bei ausländischen Finanzinstitutionen (81.7%). Österreich ist nicht alleine, kaum ein Staat der Welt ist ohne Schulden. Unter den OECD-Ländern ist Japan am meisten verschuldet. Österreich liegt auf Platz 15 von 30.

Schulministerin Schmied fordert qualitative Zugangsbeschränkungen und eine Studienplatz-Finanzierung. Schmied verlangt ein Gesamtkonzept und liefert ein Konzept in Form eines elf Punkte starken Positionspapiers.

„Knock-out-Prüfungen dürfe es keine geben. Jeder, der leistungswillig und leistungsfähig ist, habe einen Anspruch auf einen Studienplatz. Dies solle sich in einer ein- bis zweisemestrigen Studieneingangsphase entscheiden. Alle, die bestehen, dürfen weiterstudieren.


39

Kasım 09

HABER - AVUSTURYA

Iran wird von den USA und Russland bedroht

Beim Treffen von Obama und Medwedew im Asien – Pazifik – Forum (APEC) haben beide Politiker geäußert, dass die Toleranzgrenze gegenüber dem Iran allmählich vorüber geht. Obama und Medwedew sind in Betracht auf das Tempo der Verhandlungen in Bezug auf das Atomprogramm des Iran nicht glücklich. Der russische Staatschef hat unterstrichen, dass im Falleiner nicht Erreichung einer

Lösung andere Mitteln eingesetzt werden müssen. Auf der anderen Seite hat die iranische Regierung Obama scharf kritisiert. Der Parlamentsvorsitzende Ali Laridschani hat geäußert, dass das Verhalten und die Ansichten Obamas nicht besser sind als die seines Vorgängers.

Marek neue ÖVP-Wien Chefin

71 % mehr Einbrüche in Wien

Die Zahl der Hauseinbrüche hat in den ersten zehn Monaten im Vergleich zum Vorjahr drastisch zugenommen, somit hat die Kriminalstatistik von Wien in den ersten zehn Monaten einen hohen Anstieg gezeigt. Die Situation ist ähnlich schlimm wie 2003. Chef des Landeskriminalamtes Alfred Tikal sagte:´´Wir hatten vor allem zu Jahresbeginn viele Einbrüche. Der Trend hat sich mittler-

Außerdem hat die Wiener Chefin in einem Video-Interview festgehalten, dass sie in Zukunft keine Koalition mit der FPÖ ausschließt. Sie hält es für eine ´´Stilfrage´´ mit allen Parteien zu reden. Im Gespräch erklärt sie auch wie man in Wien mehr für Integration sorgen könne.

„Ich habe heute gelernt, dass wir wirklich Persönlichkeiten in dieser Partei haben“ unterstrich sie. Christine Marek ist somit die erste Parteiobfrau der ÖVP in Wien.

Wichtig für sie ist die Vermittlung der deutschen Sprache. Ebenfalls spricht sie das Problem an, dass die Lehrer zu wenig in den Klassen stünden.

Jedoch fielen die Handy-Raubüberfälle auf der Straße (minus 43,6 Prozent), die Überfälle in den Supermärkten und in den Geschäften (minus 36,2 Prozent).

Zahl der Erdbevölkerung steigt sehr schnell

UN-Bevölkerungsfonds: Wachstum in der Vergangenheit für 40 bis zu 60 Prozent des CO2-Anstiegs verantwortlich.

Nachdem Johannes Hahn zum EU-Kommissar gewählt wurde, ist Christine Marek mit 80% der Stimmen zur Wiener Chefin der ÖVP gewählt worden. Ihr parteiinterner Konkurrent Harald Himmer hat seine Kandidatur zurückgezogen. Marek wird aber ihre Position als Staatssekretärin fortsetzen.

weile abgeschwächt: In der Gesamtkriminalität beispielsweise liegt der Oktober 2009 auf dem Niveau von 2008.´´ Vor allem sind auch Taschendiebstähle gestiegen.

Wenn das Bevölkerungswachstum besser kontrolliert wird, so kann man nach den Einschätzungen der Vereinten Nationen beim Kampf gegen den Klimawandel helfen. Im Falle einer stärkeren Frauenförderung, Gesundheit und Bevölkerungsdynamik der internationalen Klimapolitik, könne sie erfolgreich sein. Ein langsameres Bevölkerungswachstum würde dabei helfen, sich besser an die Klimaveränderungen anzupassen. Wenn es bis 2050 nicht die prognostizierte 9 Milliarden sondern

nur 8 Milliarden Menschen gäbe, würden ein bis zwei Milliarden Tonnen weniger CO2 freigesetzt. Die DSW-Geschäftsführerin Renate Bahr sagt, dass in den Entwicklungsländern jährlich 76 Millionen Frauen ungewollt geschwängert werden. Die Verbindungen jedoch zwischen Klimawandel und Bevölkerung seien meist komplex und nur indirekt, heißt es in dem Bevölkerungsbericht der UNFPA. Außerdem kommt noch dazu, dass die Entwicklungsländer pro Kopf weniger CO2 ausstoßen als Deutschland oder die USA. In Indien lag der Wert bei 1,31 Tonnen pro Kopf, wobei es in den USA 19,7 Tonnen pro Kopf betrug.


HABER - AVUSTURYA

Kasım 09

40

Obama in China Barack Obama hat sich bei seiner China Reise für ein „starkes und wohlhabendes“ China eingesetzt, da dies für die internationale Gemeinschaft von Vorteil sei. Obwohl China in Lösung globaler Probleme, wie die Bekämpfung der Wirtschaftskrise, dem Klimaschutz und die Auseinandersetzung mit dem Iran und Nordkorea, sehr unterschiedlich agiert, ist China für die USA von großer Bedeutung. Demzufolge betonte Obama, dass China in Bezug auf die Lösung der bestehenden Wirtschaftskrise eine größere Rolle spielen sollte. Weiters forderte Obama die Achtung der Menschenrechte in China ein.

Johannes Hahn wird neuer EU-Kommissar

Sigmar Gabriel neuer SPD-Chef Nach dem Wahldebakel bei den Bundestagswahlen in Deutschland hat sich die Spitze bei der SPD geändert. Der bisherige Clubobmann Franz Müntefering, hat seine Position dem mit 94% zum Vorsitzenden gewählten Sigmar Gabriel weitergegeben. In seiner Rede betonte der neugewählte Gabriel, dass die SchwarzGelbe Koalition nicht für die Re-

Der Wissenschaftsminister Hahn wird künftig Österreich in der EU vertreten und wechselt nach Brüssel. Die Entscheidung fiel in letzter Sekunde und überraschend aus, da sich die ÖVP eigentlich für Molterer gesetzt hatte. Der EU-Kommissar ist mittlerweile als EUForschungskommissar im Gespräch, die Entscheidung darüber wird in den nächsten

Wochen fallen. Bundeskanzler Werner Faymann betonte, dass Hahn die richtige Person mit „breitem Wissen und guter Erfahrung“ sei. Jedoch war das Vorschlagsrecht bei der ÖVP, die Molterer als EU-Kommissar sehen wollten, allerdings wurde dieser Vorschlag von der SPÖ abgelehnt.

Hugo Chavez warnt vor Krieg

gierung Deutschlands fähig sei, weil ihnen der Sinn für den Zusammenhalt der Gesellschaft fehlt. Gabriel hat bei seiner Rede auch unterstrichen, dass der Grund für die herben Verluste der SPD in den letzten Jahren ein nicht bestehendes sichtbares Profil der Partei war und die Wähler der SPD keinen Glauben geschenkt haben, jedoch sich dies ändern wird.

Albanien möchte zur EU Albanien hat auf dem Weg zur EUMitgliedschaft den ersten großen Schritt getätigt und hat um den Beitritt angesucht. Dieser Antrag wurde von den Außenministern der EU an die EU-Kommission weitergeleitet, der geprüft werden wird. Diese Phase

wird jedoch einige Monate in Anspruch nehmen. Albanien müsse um dieses Ziel zu erreichen einige Verbesserungen, wie das ungehinderte Agieren der organisierten Kriminalität, im Lande treffen, unterstrich die EU-Kommission.

Vorwürfe gegen britische Truppen im Irak Nach dem Militärabkommen zwischen Amerika und Bolivien, hat Hugo Chavez, Staatspräsident von Venezuela, Obama und Alvaro Uribe Velez, Präsident von Kolumbien, vorgeworfen, dass diese Länder einen Angriff gegen Venezuela planen um den bolivarischen Sozialismus zu beenden. Jedoch hat Chavez betont, dass Venezuela

stets gegen den Krieg sei, aber auf jeden Angriff vorbereitet sein wird. Venezuelas Staatspräsident unterstrich schließlich, dass es zwischen Bush und Obama in Bezug auf die Politiksideologie keinen Unterschied gibt, da dieser schlicht und einfach die Politik Bush’s fortsetzt.

Ein britischer Ex-Soldat sagte bei einer öffentlichen Anhörung, dass die Gewalt in Irak gegen Gefangene eine Routine war. Demzufolge sollen britische Soldaten systematisch im Irak gefoltert haben. Die Folteranweisung kam demnach vom Leutnant der

britischen Soldaten, sagte der Ex-Soldat aus. Vom Verteidigungsministerium kündigte demzufolge Bill Rammel, Staatssekretär, eine sorgfältige Untersuchung der Vorwürfe an.


41

HABER - AVUSTURYA

Kasım 09

Zahl der Einbürgerungen weniger geworden Die Zahl der Einbürgerungen ist, unter der Annahme der letzten 3 Quartale, im Gegensatz zu den vergangenen Jahren sehr stark gesunken. Denn dieses Jahr wurden insgesamt 5848 Personen eingebürgert, dies bedeutet 26,5% weniger als im Vorjahr. Durch den Vergleich der Jahre 2002 bis 2005, ist es ersichtlich, dass der Prozess Einbürgerung durch die strenge Neuregelung von 2006, erschwert worden ist. Denn zwischen 2002 und 2005 war diese Anzahl

Schweinegrippe

vier bis fünfmal so hoch. In Vorarlberg hat es mit 38% den stärksten Rückgang gegeben dicht gefolgt von Steiermark und Kärnten. Zwei Fünftel der neu eingebürgerten Personen sind schon in Wien geboren. Von den eingebürgerten war Serbien mit 1265 Personen an der Spitze, gefolgt von Bosnien und Herzogowina mit 1061. Weiters wurden aus der Türkei 950 und aus Kroatien 325 Personen eingebürgert.

Eine Schätzung ergibt, dass in Österreich zur Zeit 35.000 bis 40.000 Menschen an der neuen Grippe erkrankt sind. Damit stehe Österreich am Anfang einer Influenzawelle. Bisher wurden laut Ministerium drei Todesfälle nach einer A(H1N1)-Erkrankung gemeldet. Die Altersverteilung bleibt unverändert, 80 Prozent der Erkrankten sind unter 35

Jahre alt. Experten geben jedoch Entwarnung, die neue Grippe sei gleich oder sogar etwas weniger gefährlich als die saisonale Grippe.

Verdacht auf Wahlfälschungen FPÖ-Wahlen in Kärnten und Tirol

Der Nationalratsabgeordnete Harald Jannach ist beim Parteitag der Kärntner FPÖ in St. Veit an der Glan zum neuen Obmann gewählt worden. Jannach war der einzige Kandidat, er erhielt 78,6 Prozent der Delegiertenstimmen.

Mitten in der Wirtschaftskrise kämpft Rumänien seit Wochen ohne politische Führung auch mit einer heftigen innenpolitischen Krise. Umso entscheidender war daher die Präsidentschaftswahl vom Sonntag. Die ersten Hochrechnungen deuten auf eine knappe Stichwahl zwischen dem populären aber streit-

baren Amtsinhaber Basescu und seinem sozialistischen Herausforderer Geoana hin. Beide Parteien werfen sich aber gegenseitigen Wahlbetrug vor. Die Polizei berichtete von Hunderten Anzeigen über Manipulationen und Stimmenkauf.

Weiters ist der langjährige Tiroler FPÖChef Gerald Hauser mit 91,16 Prozent der Stimmen wiedergewählt worden. Hauser selbst konnte an dem Parteitag nicht teilnehmen, da er sich im Wiener AKH befindet.

Afghanistan: Karzai für zweite Amtszeit vereidigt Hamid Karzai wurde unter strengsten Sicherheitsvorkehrungen für eine zweite fünf Jahre lange Amtszeit vereidigt. Unter den 500 Ehrengästen, die an der Zeremonie teilnahmen, waren 398 afghanische Würdenträger und 102 ausländische Gäste geladen – unter anderem die amerikanische Außenministerin Hillary Clinton und der pakistanische Präsident Asif Ali Zardari.

Nach der Vereidigung sprach sich der wiedergewählte Präsident für eine Zusammenkunft von Stammes- und Clanführer Afghanistans aus, um eine Versöhnung mit den Aufständischen im Land wiederherzustellen und kündigte an, dass er den Frieden nach einem 30-jährigen Krieg wiederherellen wolle.


HABER - AVUSTURYA

Falsches Vorurteil gegen Ausländer in Wien

Kasım 09

42

Ansturm der Studenten zum ISVDAY 2009

In Österreich sind viele Menschen, mit Migrationshintergrund, öfters mit Hetzkampagnen konfrontiert. Jedoch zeigen Zahlen des Sozialministers Rudolf Hundstorfer wie wichtig Migranten für Österreich sind. Rudolf Hundstorfer betonte, dass ´´AusländerInnen NettozahlerInnen sind, und Ausländische Arbeitskräfte 4,2 Milliarden Euro (inkl. Arbeitgeberbeiträgen) in Sozialversicherungen einzahlen, beziehen aber selber nur 2,7 Milliarden. In die Krankenkassen wird von Nicht-ÖsterreicherInnen 820 Millionen Euro eingezahlt, jedoch nehmen sie nur Leistungen im Wert von 535 Million in Anspruch. Im Gegensatz zahlen gebürtige ÖsterreicherInnen 8,27 Milliarden Euro ein und verbrauchen 8,7 Milliarden Euro.

Jugendkrawalle erschüttern Athen

Die Interkulturelle Studentenvereinigung Wien veranstaltete am 8.11.2009 im Festsaal der Hans – Mandl Berufsschule unter dem Namen „ISVDAY“ einen Tag der Studenten. An diesem nahmen mehr als 700 Studierende teil. Zum Gedenken an die blutige Niederschlagung des Studentenaufstandes vom 17. November 1973, fand eine Großdemonstration in Athen statt. Dabei kam es zu schweren Zusammenstößen zwischen Polizei und Jugendlichen. Die Beamten wurden im Zentrum der Hauptstadt von Hunderten Jugendlichen angegriffen, Autos wurden

zerstört und Mülltonnen in Brand gesetzt. Die Polizei musste Tränengas einsetzen um die Jugendlichen auseinanderzutreiben. Fazit: 200 Menschen wurden festgenommen und 13 Polizisten verletzt.

Notstand bei Krippenplätzen Seit der Einführung des Gratiskindergartens in Wien in diesem Herbst hat sich der Platzmangel in den Kinderbetreuungsstätten weiter verschärft. Vor allem sind Kleinkinder betroffen. Die Wartezeit für einen Krippenplatz beträgt in vielen Einrichtungen bis zu drei Jahre. Durch den beitrags-

freien Kindergarten wurden Plätze, die für Säuglinge und Kleinkinder reserviert waren, an über Dreijährige vergeben. Empfehlung der Kindergarten-LeiterInnen: Das Kind bereits in der Schwangerschaft

Die Veranstaltung war gekennzeichnet von Ausstellungen, wie die Sultane der Gedichte, Hat und Ebru Kalligraphie. Weiters konferierten zwei Gastprofessoren aus der Türkei, und die Veranstaltung endete schließlich mit einem Konzert. Das Program begann mit der Willkommensrede des Obmanns der Interkulturellen Studentenvereinigung Wien, des Herrn Muammer Akkaya. Dieser betonte, dass er sich darüber freue, dass hunderte von Studenten unter einem Dach sich versammelt haben und die Anwälte, Ärzte, Ingenieure, Lehrer oder Politiker von Morgen vor sich zu haben, motiviere ihn. Schließlich hat er ein Appell an die Studierenden gerichtet, dass der Zusammenhalt der Studenten untereinander gestärkt werden sollte. Der Präsident der Islamischen Föderation, Herr Mag. Mehmet Turhan gab in seiner Begrüßungsrede den Studenten auf ihren langen Weg wertvolle Tipps und Ratschläge. Weitere Begrüßungsredner des Abends waren der Wiener Landtagsabgeordneter Dipl. Ing. Omer Al-Rawi, der Obmann der JUWA Jugendföderation Süleyman Boynukara und der Obmann der Studentenabteilung der IGMG, Herr Dipl. Ing. Celal Tüter. Die Veranstaltung wurde von den Ney und Kanun Künstlern, die durch ihre deliziösen Künste den Gästen die Osmanische Kultur erinnert haben, bereichert. Der Politiker und Economist, Prof. Dr. Arif Ersoy gab im Rahmen seiner Konferenz in der Veranstaltung zum Thema „Student in Europa“ den Studenten auf ihrem langen Weg wertvolle In-

formationen zum Studium. So betonte er unter anderem die Mission und die Ziele eines Studenten in Europa. Ein weiterer Künstler, der an der Veranstaltung teilnahm, war Alper aus der Türkei. Durch seine einzigartige Stimme begeisterte er die Studenten mit einem Mini-Konzert. Der Abend endete schließlich durch die Konferenz der Sultane der Gedichte vom Literat aus der Türkei Prof. Dr. Iskender Pala. Mit voller Spannung verfolgten die Studenten den Vortrag des Literaten. Der Literat erzählte dabei davon, dass alle Sultane die regiert haben, neben ihren Regierungsfähigkeiten auch Poesie-Künste und Sprachbegabungen hatten und Studierende sich daher die Sultane als Vorbild nehmen sollten.

Lehrgang für Imame an der Uni Wien In Österreich gab es bisher keine Ausbildung für Imame, daher wurden die meisten aus dem Ausland geholt. Am 20.11.2009 begann der erste Lehrgang zur Weiterbildung von Imamen und muslimischen Seelsorgern. Der Lehrgang bietet 30 Ausbildungsplätze und soll somit Imame für ihre Tätigkeit in den Moscheen vorbereiten, und Grundlagen von Politik, Recht und Bildung vermitteln. Die Aufnahme in den Lehrgang richtet sich nach einem erfolgreichen mündlichen Aufnahmegespräch, der Prüfung der erforderlichen Unterlagen sowie nach den zur Verfügung stehenden Plätzen. Bei gleicher Qualifikation werden Frauen bevorzugt aufgenommen.


43

Kasım 09

NACHRICHTEN

Zur Zukunft Ostturkestans Ostturkestan ist ein Ort voller Konflikte, der in der muslimischen Welt viel beweint, für den jedoch herzlich wenig getan wird. Auch im Westen weiß man wenig über die Hintergründe der Probleme der autonomen chinesischen Provinz. So entsteht der Eindruck, dass diesem Problemfeld wenig Beachtung geschenkt wird. Auch wenn sich die ostturkestanische Diaspora im Ausland weitestgehend organisiert hat, so ist sie dennoch weit davon entfernt, eine realpolitische Herangehensweise zu entwicklen, um Einfluss auf die Heimat ausüben zu können. Auch wenn dieses Phänomen einer Erläuterung bedarf, möchten wir uns in diesem Artikel mit den Problemen Ostturkestans auf politischer und strategischer Ebene beschäftigen. Ostturkestan liegt nordwestlich von China. Mit der Hauptstadt Xinjang beträgt die Zahl der muslimischen Bevölkerung von Ostturkestan ca. 20 Millionen. Durch die bewusste demografische Politik Chinas wurden in den letzten Jahren zahlreiche chinesische Bürger in dieses Gebiet gebracht, um so die eigentliche uigurische Bevölkerung zu einer Minderheit zu degradieren und etwaige Unabhängigkeitsbestrebungen zu verhindern. Im Zuge dieser Politik werden Uiguren dazu ermutigt, aus diesem Gebiet auszuwandern. Die Bevölkerung darf sich politisch nicht zusammenschließen. Zudem werden ihr viele Freiheiten abgesprochen. Der Lebensstandard wird durch die schlechten wirtschaftlichen Bedingungen verschlimmert. Aufgrund des niedrigen Bildungsniveaus der Bevölkerung sowie der Auswanderung qualifizierter Fachkräfte sieht die Zukunft Ostturkestans nicht gerade rosig aus. Gar von einer Assimilation der Bevölkerung ist die Rede. Unter Beachtung dieser allgemeinen Rahmenbedingungen ist es möglich, die Probleme in Ostturkestan im Zusammenhang von aktuellen politischen Ereignissen in China zu analysieren. Es wurde bereits darauf hingewiesen, dass Ostturkestan auf der internationalen Bühne keine Relevanz hat. Doch es ist noch schlimmer: Global betrachtet ist Ostturkes-

tan einem allgegenwärtigen Desinteresse ausgeliefert. Der Grund hierfür ist nicht nur, dass sich niemand in einen Konflikt mit China begeben möchte; Staaten oder internationale Organisationen sehen in China einen starken Handelspartner und wollen nicht ohne weiteres dieses Bündnis riskieren. Damit wird die Zukunft Ostturkestans vollständig in die Hände Chinas gelegt. Viele Staaten betrachten China als potenzielle Investor und Unterstützer auf dem globalen Markt. Auf der anderen Seite spielt zweifellos die bewusste Benennung der Unabhängigkeitskämpfe Ostturkestans als Akt des „Terrorismus“ eine wichtige Rolle. Die USA und sogar Europa sehen in Ostturkestan kein Menschenrechtsproblem, sondern ein innenpolitisches Terrorismusproblem. Doch sich mit dem Problem Ostturkestans zu befassen, bedeutet – wie man es auch angeht – unweigerlich eine Konfrontation mit China. Dem Desinteresse sowohl im Westen als auch in der islamischen Welt gegenüber dem Ostturkestan-Konflikt liegt hauptsächlich die „Angst“ vor dem Mythos des unaufhaltbaren Aufstiegs Chinas zugrunde. Regional betrachtet hat Ostturkestan hauptsächlich zwei Probleme: die Benennung der Region und die Politik Chinas. Dass die Region bewusst „Ostturkestan“ genannt wird, wirft die Frage auf, wo sich denn West-Turkestan befindet. Die Unabhängigkeit Ostturkestans erscheint insofern als die einzig plausible Lösung, da sein Bruderland West-Turkestan ein unabhängiges Land ist. Dies spielt sowohl bei den Uiguren in diesem Gebiet als auch bei denjenigen in der Diaspora bei der Selbstidentifizierung eine wichtige Rolle. Auf der anderen Seite sieht sich China als der alleinige Herrscher in diesem Gebiet und möchte weiterhin seine Macht ausbauen und

beibehalten. Die chinesische Benennung dieses Gebiets als „Xin Jiang“, was übersetzt „neue Grenze“ heißt, ist keinesfalls willkürlich gewählt. Damit wird darauf angespielt, dass diese Grenze auf alle Fälle verteidigt werden soll. Dies bringt eine gewaltsame Politik seitens Chinas mit sich, mit der jeder

Unabhängigkeitsprotest gewaltsam erstickt wird. Die Analyse der Problemzone Ostturkestan innerhalb der chinesischen Innenpolitik ist für die Zukunft der Region von immenser Bedeutung. Mit einem Wirtschaftwachstum von 12 Prozent im Jahr hat sich China als die mächtigste Wirtschaftsriese entpuppt. Dies bringt die Frage mit sich, ob China überhaupt von der Chinesischen Kommunistischen Partei oder doch vom internationalen Wirtschaftssystem beherrscht wird. Mit der Öffnung zur globalen Welt erlebt China jedoch auch eine Veränderung in der Gesellschaftsstruktur, die unter anderem zu einem Bruch in der Tradition führt. Auch wenn dies von Chinesen gerne übersehen wird, muss sich China mit dieser gesellschaftlichen Veränderung auseinandersetzen. China, das Land, dessen wirtschaftliches und politisches System kritisiert wird, verschiebt immer wieder die Lösung seiner

hauptsächlichen drei Problemzonen: Taiwan, Tibet und Ostturkestan. Gerne wird die Realität in dieser Region manipuliert. Die Herangehensweise Chinas an diese Probleme ist eine gewaltsame. Durch die anhaltende Integration Chinas in das internationale Machtssystem ist zu vermuten, dass sich die chinesische Innenpolitik frühestens in 15 bis 20 Jahren stabilisieren wird. Daher ist davon auszugehen, dass sich China erst dann zu einer Auseinandersetzung mit den oben genannten Problemzonen heranwagen kann. So gesehen kann man in absehbarer Zeit keine zufriedenstellende Lösung für das ostturkestanische Problem erwarten. Doch nichtsdestoweniger spielen die internationale Gesellschaft und die muslimische Welt in diesem Zeitraum eine wichtige Rolle. Auf weiter Sicht ist es angebrachter nach einer stabileren Lösung in Ostturkestan zu suchen, anstatt nur dessen Unabhängigkeit zu befürworten. Nichtregierungsorganisationen und Handelsunternehmen könnten dazu beitragen, dass soziale Identität und Selbstwertgefühl in diesem Gebiet geschaffen wird. Dies gewinnt insofern an Bedeutung, wenn man miteinbezieht, dass zahlreiche Exil-Uiguren nach ihrem Studium nicht den Heimweg zurückfinden. Es ist daher in dieser Hinsicht lebenswichtig, dass neue Führungspersönlichkeiten unter der nächsten Generation gefunden und so der Auswanderung qualifizierter Fachkräfte vorgebeugt wird. Unter Berücksichtigung des fehlenden Wissens über diese Region und der Stellung Chinas innerhalb der globalisierten Welt gewinnen die Potenziale der Nichtregierungsorganisationen in der Brückenfunktion zwischen Ostturkestan und der restlichen Welt immer mehr an Bedeutung.


Bayram覺n覺z M羹barek Olsun

45

Kas覺m 09

HABER - AVUSTURYA


RÄTSEL - SUDOKU

mama.de www.mama-online.de

SUDOKU

RÄTSEL

online

Kasım 09

46

Kreuzworträtsel KW 03 www.mama-online.de

www.mama-online.de


Dewa Zeitung  

Dewa Gazetesi 15. Sayi

Advertisement