Page 1

biz’den... YIL: 01 • SAYI: 01 • MAYIS 2016 MAK DANIŞMANLIK

(Mak Araştırma Değerlendı ̇rme Danışmanlık Müşavi ̇rli ̇k Organi ̇zasyon İnşaat ve Ti ̇c. A.Ş.)

ADINA SAHİBİ &

SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Mehmet Ali KULAT HUKUK DANIŞMANI Av. Nuri POYRAZ www.nuripoyraz.av.tr (0 312) 231 48 20

EDİTÖR & TASARIM Bilal TANRIVERDİ

YÖNETİM YERİ - YAZIŞMA ADRESİ Sümer 2 Sokak Angora İş Merkezi 31/14 KIZILAY-ÇANKAYA / ANKARA www.bizimsehirler.com bizimsehirler@gmail.com @BizimSehirler

BASKI TARİHİ MAYIS 2016

BASIM YERİ

BAŞAK MATBAACILIK Merkez : Anadolu Bulvarı Meka Plaza No: 5/15 Gimat – Yenimahalle / ANKARA T: 0 312 397 16 17 • F: 0 312 397 03 07 www.basakmatbaa.com info@basakmatbaa.com

D

ergi çıkarmanın zor, okuyucularının az olduğu bir zamanda bu meşakkatli işe girişip, dergicilikte yeni bir pencere açarak,bir şehir dergisi, ‘Bizim Şehirler’i çıkarmak için MAK Danışmanlık olarak yola koyulduk. Anadolu’muzun binlerce yıllık geçmişi ve zengin kültürünü, konu olarak sınırlandırsak bile, birkaç dergiye veya birkaç kitaba sığdırmak elbette mümkün değil… Bunun için her sayımızda bir şehrimizi birçok yönüyle işlemeyi düşündük. “Konu edindiğimiz ilimizi en iyi; o ilin ileri gelenleri, orada doğup ülkemizin çeşitli yer ve kademelerinde önemli görevler üstlenenler, o ile ve ülkemize hizmet etmiş o ilimizin temsilcileri anlatır.”dedik ve ilk sayımızda yola Trabzon’umuzla çıktık. Trabzon’u tanımak, tanıtmak, belki bilinmeyen yönlerini,Trabzon hakkında farklı bakış açılarını, Trabzonlunun gözünden, gönlünden okuyucularımızla buluşturmak; bizim için, ilk ve özel bir tecrübe olacak. Bu sayımızda birbirinden kıymetli ve alanında ihtisas sahibi kalemler, Trabzon’umuzu farklı yönleriyle siz değerli okurlarımıza anlattılar… Konu edindiğimiz il hakkında birçok şeyin bir arada bulunabileceği dergimizde hedefimiz,heyecanla başlattığımız bu işi kesintisiz sürdürmek, 81 ilimizi okuyucularımızla buluşturmaktır. Bir sonraki sayılarımızda buluşmak dileğiyle…

Mehmet Ali Kulat YÖNETİM KURULU BAŞKANI


06

KALICI ESERLER BIRAKMANIN UĞRAŞINDAYIZ Dr. Orhan Fevzi GÜMRÜKÇÜOĞLU Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı

04

20

İSTİKRAR İÇERİSİNDE BÜYÜYEN GELİŞEN TRABZON

KONUT ÜRETİM SÜRECİ VE KENTSEL DÖNÜŞÜM

Erdoğan BAYRAKTAR (E.) Çevre ve Şehircilik Bakanı

Abdil Celil ÖZ Trabzon Valisi

20

MANAHO DERESİ CEZAEVİ NOTLARI

Sadık ALBAYRAK Gazeteci & Yazar

20 20 20 20 20 20

TRABZON SÜMELE MANASTIRI’NIN HİKAYESİ BİZE HER YER TRABZON TRABZON 26. DÖNEM MİLLETVEKİLLERİ HAMSİ UZUNGÖL, ÇAYKARA

20 20 20 20 20 20

ÇOÇUKLUĞUMUN VE GENÇLİĞİMİN TRABZON’U KÜÇÜK AYASOFYA CAMİİ ŞEHİT MEBUS ALİ ŞÜKRÜ BEY TRABZONSPOR KULÜBÜ ŞENOL GÜNEŞ KARADENİZ’ İN IŞIĞI TRABZON


20

VE SEN EY HÜR YÜREKLİ GENÇ VE

Nurettin YILDIZ İlahiyatçı Yazar

20

20

SANCAK ŞEHİR TRABZON

TRABZON DEYİNCE

Prof. Dr. Mustafa Sait YAZICIOĞLU 14.Diyanet İşleri Başkanı (E.) Devlet Bakanı

Oktay SARAL Cumhurbaşkanı Başdanışmanı

20

DÜNYA KENTİNE DOĞRU TRABZON

Mehmet ATALAY Cumhurbaşkanı Başdanışmanı

20 20 20 20 20 20

TRABZONLULUK KİMLİĞİ ÜZERİNE ÇOCUKLUĞUMDAKİ TRABZON KEMENÇE TRABZON İLİNDE MUHTARLIĞIN KURULMASI KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN KAHRAMANMARAŞ & TRABZON TARİHÎ KARDEŞLİK, GÜÇLÜ DOSTLUK

20 20 20 20

BİR ŞEHİRDİR Kİ TRABZON... Trabzon insanı; problemlere karşı pratik çözümler üretir Tek hedefimiz Türkiye yakışır bir Of… TRABZON İLİNDE MUHTARLIĞIN KURULMASI

- Dergideki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


İstikrar İçerisinde Büyüyen, Gelişen Trabzon 4

Tarihi İpek Yolu üzerinde önemli bir ticaret merkezi olan Trabzon, Türkiye’de sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasında 31. sırada yer almaktadır. Trabzon sanayisi, daha çok küçük ve orta ölçekli sanayi kuruluşlardan oluşuyor. Küçük çaplı dört organize sanayi bölgesine sahip Trabzon, Türkiye ekonomisine tarım alanında da çay, fındık ve az da olsa hayvansal ürünler noktasında katkı vermektedir. Fındık,çay,yaş sebze ve meyve ihracatının Rusya ve Kafkasya ülkelerine sevkiyatı, Trabzon Limanı üzerinden yapılmaktadır. Son yıllarda gelişen turizm sektörü de önemli birgirdi sağlamaktadır. İlimizde 13 farklı sektörde proje ve çalışmalar devam etmektedir. Projelerin toplam bedeli 8 Milyar¨; 2015 yılı ödeneği ise 965 Milyon¨’dır. Projelerde ulaştırma, eğitim ve spor sektörleri ilk üç sırada yer alarak ön plâna çıkmaktadır. Sağlık, turizm ve diğer kamu hizmetleri sektörlerindede bir çok proje devam etmektedir. Kamu hizmetleri sektöründeki 475 proje ve diğer sektörlerde ise 150 proje mevcuttur. Trabzon’da tarıma dayalı sanayi (özellikle çay ve fındık), su ürünleri sektörü ve turizm sektörü önemli potansiyel barındırmakta olup, yatırımcılar için câzip ortamlar sunmaktadır. Sanayi yatırımları için devam eden altyapı projeleri mevcuttur. Özellikle Trabzon Yatırım Adası projesi, Beşikdüzü OSB’nin genişlemesi adına geliştirilen proje ve Vakfıkebir Şinik OSB’nin altyapısının tamamlanmasına dair atılan adımlar; ilin sanayi altyapısını güçlendirebilecek somut adımlar

Abdil Celil ÖZ* Trabzon Valisi

olup, yatırımcıya da çok özel avantajlar sunacaktır. Son dönemde özellikle turizm sektörü ilde büyük bir ivme yakalayarak Trabzon hem turistler hem de turizm yatırımcıları açısından çok cazip bir konuma yükseltmiştir. Son 5 yılda, özellikle körfez ülkelerinden gelen çok yüksek bir talep neticesinde ilde 3-4-5 yıldızlı konaklama tesisi sayısında önemlibir artış sağlanmış ve ildeki yatak kapasitesi birkaç misli artış göstermiştir. Ramada, Hilton Garden İnn, Dedeman ve Sheraton gibi marka zincirler, Trabzon’daki turizmin artış trendine duyarsız kalmayıp yatırım kararları almış ve *Abdil Celil Öz, (d. 1967, Manavgat, Antalya) 1987 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Gelendost ve Atabey kaymakam vekilliği, Hocalar, Uludere, Gölhisar kaymakamlıkları, Sivas vali yardımcılığı, Mülkiye Müfettişliği, Çukurova Kalkınma Ajansı kurucu Genel Sekreterliği, İçişleri Bakanlığı Sözcülüğü ve İller İdaresi Genel Müdürlüğü (2010-2011) yapmıştır. 11 Ağustos 2011 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile Amasya Valiliğine atanmıştır. 2 Ağustos 2013 tarih ve 2013/5197 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Trabzon Valiliğine atanmıştır. Evli ve üç çocuk babasıdır.


İstikrar İçerisinde Büyüyen, Gelişen Trabzon

yatırımlarını yapmışlardır. Bunun yanında tarihi kültürel varlıkların restorasyonunda önemli aşamalar kaydedilmiştir. Ortahisar Fatih Camii,Kızlar Manastırı,Kanuni Evi, Edebiyat Müzesi gibi birçok eser,restore edilmiştir. Turizm Sektörünün Yanı Sıra Körfez Ülkelerinden Sermaye Hareketliliği Yaşanıyor Turizm sektöründe yaşanan gelişmelere istinaden, ilimizde körfez ülkeleri menşe’li sermaye hareketlilikleri yaşanmaktadır. Özellikle Trabzon Dünya Ticaret Merkezi Projesi’nin Dubaili bir firma tarafından yapılmasına yönelik bir anlaşma sağlanmıştır. Ayrıca uluslararası nitelikte ve sağlık turizmine hitap edebilecek nitelikli hoteliyle bir hastane kampüsü ve bir marina projesi de yatırımı öngörülen projeler arasındadır. Özellikle yayla ve doğa turizmi açısından ilde yüksek bir potansiyel olup alternatif turizm türlerini yaygınlaştırmak isteyen yatırımcılara geniş olanaklar sağlamaktadır. Yine sağlık turizmi kapsamında geriatri anlamında yaylaların çok önemli potansiyel taşıdığını da belirtmek gerekir. Trabzon, Bölgede En Çok Turist Çeken İl Konumundadır Trabzon coğrafi konumu; tarihten gelen ticari, kültürel özellikleri itibariyle her zaman bölgede merkez olmuştur. Bugünde bu özelliğini büyük oranda koru-

maktadır. Hava, deniz limanı yanında kara yolu ulaşımının sağladığı faydalar nedeniyle gelişmesini sürdüren Trabzon komşu ve bölge illerinin örnek aldığı ildir. Son yıllarda turizm konusunda da önemli bir aşama kaydederek bölgede en çok turist çeken konumdadır. Ulusal ve uluslararası bazı kurumların yaptığı anket çalışmalarında “en yaşanabilir ve iş yapılabilir şehir” seçilen Trabzon; bu özelliği, tarihi geçmişi, kültürel özellikleri ve doğal güzellikleri ile en fazla çekim gücüne sahiptir. Trabzon’un Tarihi ve Doğal Güzellikleri Tarihi, kültürel ve doğal güzellikleri ile turizmde cazibe merkezi haline gelen Trabzon’un Sumela’sı, Uzungöl’ü, Sera Gölü, Atatürk Köşkü, Ayasofya Camii ve Müzesi, Kızlar Manastırı, Vazelon, Kuştul Manastırları, tarihi camileri ve konakları ile yaylaları gibi görülmeye değer yerleri mevcuttur. Trabzon stratejik konumu ile Kafkasya, İran, Ortadoğu ve Orta Asya ülkelerinin dünyaya açılan ticaret kapısı konumundadır. Bölgede başta gıda, makine, orman ürünleri, cam sanayi olmak üzere farklı sektörde üretim yapılmaktadır. İlimizi 2015 yılsonu itibariyle; 2 milyon yerli, 1 milyonda yabancı turist ziyaret etmiştir.İlimizde hâlen faaliyette bulunan Turizm İşletme Belgeli 36 adet tesisin 4.079 yatağı mevcuttur. Yatırım belgeli tesis sayısı ise 18 adet olup, bunların da 2.870 yatak kapasitesi vardır. Ayrıca Uzungöl’de130 adet konaklama tesisinin 5.200 nitelikli yatağı mevcuttur. Belediye belgeli otel sayısı 164 olup, bunların yatak sayısı da 5.751’dir. İlimiz genelinde toplam yatak sayısı 17.900’dür. Trabzon havalimanında 2015 yılsonu itibariyle 25.396 uçak trafiği gerçekleşmiş iç hatlarda 3.281.487 yolcu, dış hatlarda 113.484 olmak üzere toplamda 3.140.230 yolcu taşınmıştır.

5


röportaj

GÜMRÜKÇÜOĞLU: KALICI ESERLER BIRAKMANIN UĞRAŞINDAYIZ 6

T

rabzon, özellikle son yıllarda yaşanan büyük değişimle ve daha pek çok yönden adından söz ettiren bir şehir... Geçtiğimiz yıl Forbes Dergisi tarafından Türkiye’nin en yaşanılabilir şehri seçildi. Daha önce de Türkiye’nin en temiz kenti unvanını almaya hak kazandı. Doğal güzelliğinin yanı sıra, kültürel zenginliği ile de öne çıkan şehir son yıllarda Arap ülkelerinden gelen turistlerin de gözdesi. Trabzon’da 2009 yılında görevi devralarak, bu büyük değişimi başlatan ve Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Orhan Fevzi GÜMRÜKÇÜOĞLU, Trabzon’daki büyük dönüşümü anlattı. Hem mühendis hem tıp doktoru olan GÜMRÜKÇÜOĞLU, Belediye Başkanlığı öncesinde, Genel Müdürlük, Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığı gibi önemli görevleri yerine getirdi. Bu çok yönlü birikim ve tecrübenin verdiği avantajla da Trabzon’u emin adımlarla geleceğe hazırlıyor. Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı olarak öncelikleriniz nelerdir? 2009 yılında halkımızın Belediye Başkanlığı’na seçmesinden bu yana, Trabzon’a ve Trabzon’da yaşayan değerli hemşehrilerimize hizmet etmek için çalışıyoruz. Biliyorsunuz, 2014 yılında Trabzon Büyükşehir oldu. Bir yandan çok daha etkin bir şekilde hizmet etmenin önü açılırken diğer yandan bizim hizmet alanımız ve sorumluluklarımız da çok ciddi ölçüde arttı. Önceliğimiz Trabzon’u çok yönlü olarak emin adımlarla geleceğe hazırlamaktır. Gelecek nesillere kalıcı eserler bırakmanın derdindeyiz. Kalıcı eserler derken

Dr. Orhan Fevzi GÜMRÜKÇÜOĞLU Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı

kastımız yalnızca yollar, köprüler, şehirler inşa etmek değil, içinde yaşayanları ve kadim kültürümüz ile bir medeniyet projesini eserlere dönüştürüp inşa etmek ve gelecek nesillere aktarmaktır. Trabzon bu manada bitmek tükenmek bilmez bir hazine... Biz, yaşadığımız şehri gelecek nesillerden ödünç aldığımıza inanıyoruz. Geçmişten geleceğe bir medeniyet birikiminin aktarılabileceği müstesna şehirlerden biri olan Trabzon bu anlayış önceliğinin her alana yansıması ile yoluna devam edecektir.

“Trabzon’un Gücü Her Yerde Var” Trabzon’u diğer şehirlerden farklı kılan nedir sizce? Trabzon, öncelikle binlerce yıllık zengin tarihin ve kültürün mirasçısı ve tarih boyunca bölgenin merkezi ve liderliği konumundaki bir şehir... Farklılığı; Trabzon’un gücünün her yerde olmasındandır. Yalnız Türkiye’yi kastetmiyorum. Dünya’nın her yerinde


Gümrükçüoğlu: Kalıcı Eserler Bırakmanın Uğraşındayız

Trabzonlular var ve geçmişte Türkiye’nin diğer şehirlerine açılan Trabzon bugün artık yurt dışına açılmıştır. Örneğin bu yıl 24-28 Şubat’ta Trabzon’un kurtuluş yıldönümü ve aynı zamanda Trabzon’un fethinin 555., Türkiye’den Avrupa’ya göçün 55. Yıldönümünde Almanya’daki kardeş şehrimiz Dortmund’da, ‘Trabzon Etkinlikleri’ düzenledik ve orada da gücümüzü bir kez daha gördük. Bu etkinliklerde Trabzon her yönüyle Avrupa’ya taşındı ve orada onbinlerce Trabzonlu ve gurbetçi vatandaşlarımızla buluştuk, kendimizi Avrupa’ya tanıttık. Türkiye’nin ve dünyanın içinde bulunduğu hassas dönem dikkate alındığında, bunun önemi daha da ortaya çıkmaktadır. Bakınız, Avrupa’da İslâm ve yabancı düşmanlığının arttığı bir dönemde biz bir şehir olarak tüm unsurları ve dinamikleriyle, Türkiye’nin ve şehrimizin güzelliklerini ve insan sevgisini orada sergiledik ve yaşattık. Bunu yapma cesaretini ve başarısını gösterebilecek şehir Trabzon’dur. Bunun dışında yetişmiş insan gücüyle Trabzon önemli bir merkezdir. Tarihsel liderlik pozisyonunun da verdiği birikim ve özgüvenle daima her alanda öncü insanlar yetişmiştir bu şehirden. Bürokraside, bilim dünyasında, sanatta, ticarette, sanayide nüfusunun 100 misli nüfuzu olan bir yapıya sahip. Türkiye’nin İstanbul, Ankara şehirlerinin ardından İzmir’deki Ege Üniversitesi ile eş zamanlı üniversite kurulan şehir Trabzon, bu güne kadar KTÜ ile Türkiye’ye 180 bin mühendis ve mimar yetiştirmiştir. Bunların yanı sıra, Körfez ülkelerinde ve İran’da Trabzon’un tanınırlığı ve cazibesi giderek artıyor. Biz de bu durumu Trabzon ve Türkiye adına bir fırsata çevirmek için gayret gösteriyoruz. Bir diğer örnek; önceki yıl ABD’deki BM Genel Kurulu’nda bütün ülkelerin katılımıyla üst düzey tematik bir toplantı yapıldı. Biz

İçişleri Bakanlığı’nın öngörüsüyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Kadir Topbaş’la hem ülkemizi hem şehrimizi temsil ettik. Ülkeyi temsilen Trabzon Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul’un gönderilmesi bizim için de önemli bir temsil görevi olmuştur. Trabzon Büyükşehir’in seçilmesinde ve şahsımın görevlendirilmesinde, 2014 yerel seçimlerinde Türkiye’de ilk defa Büyükşehir olan 14 il içerisinde belediyecilik hizmetleri ve kamu izlemesi bakımından 1. sırada olmamızın katkısı oldu. Bunun dışında Trabzon olarak en temiz şehir olma unvanına layık görüldük. Yine Forbes Dergisi tarafından 2015 yılından Türkiye’nin en yaşanılabilir şehri Trabzon seçildi. Tüm bunlar Trabzon’un farkını ortaya koyan örnekler. Biraz da Trabzon’daki değişimden, yaptıklarınız ve bundan sonra yapmayı düşündüğünüz önemli projelerinizden bahseder misiniz? Biraz önce de değindiğim gibi, Trabzon’umuzun Büyükşehir olması ile görev alanımız çok ciddi ölçüde genişledi. Trabzon’a ilçeleri, köyleri ve kırsalı ile bir bütün olarak proje ve hizmet üretmek durumundayız ve bunun gayretindeyiz. Trabzon’un yüzölçümünün 4 bin 685 kilometrekare olmasına karşın, 20 bin km’lik yol ağı ile Türkiye’nin en uzun yol ağına sahip ili konumunda. Bu nedenle yol çalışmalarına özel önem veriyoruz. Trabzon Büyükşehir Belediyesi olarak, Trabzon’da yol sorunlarını ortadan kaldırmak için adeta seferberlik başlattık. 2015 yılında yollara 307 bin ton asfalt serildi. Bu rakam, Trabzon tarihinde bir yılda yapılan en büyük çalışmadır. 2016 yılında yapacağımız yol çalışmaları da çok önemli, Bu yıl 50 milyon ¨’lik yol betonlaması, 50 milyon ¨’lik de asfaltlama çalışması yapacağız. Bu şekilde her yıl yapacağımız eşdeğer yatırımla yol sorunlarını ortadan kaldırmayı amaçlıyoruz

7


Röportaj

8

24 km’lik Kanuni Bulvarı’nın yapım çalışmaları devam ediyor. Üç şerit gidiş üç şerit geliş olarak inşa edilmekte olan 14 köprülü kavşağı, 8 hemzemin geçidi ve 8’i çift tüp 9 tüneli bulunan Kanûnî Bulvarı, tamamlandığında Trabzon’a bir Trabzon daha katacak, yerleşimi güneye açacak. Trabzon’un her bölgesinde çalışmalarına devam ederken, Trabzon şehir merkezinin tüm içme suyu ve altyapı problemlerini ortadan kaldırmak için dev projeler hazırladık. Büyükşehir Belediyesi’nin yoğun takibiyle yapımı tamamlanan Atasu Barajı şehre hizmet veriyor. Merkez Ortahisar ilçesi ile Akçaabat ve Yomra ilçeleri 2011 yılının Mayıs ayından itibaren Atasu Barajı’nın suyunu kullanıyor. Trabzon şehir merkezinin mücavir alanlarıyla birlikte şehir içme suyu şebekesi yenilenmesi, yağmur suyu projesi, atık su ve biyolojik arıtma projesini uzun uğraşlarımız sonunda hazırladık. Bu üç dev projenin toplam yatırım maliyeti yaklaşık 800 milyon TL’ dir. 2019’a kadar etap etap bu projeleri uygulamış olacağız. Atasu Barajı bölgesinde organik tarım yapılması için hazırlanan projeye bölgedeki çiftçilerimizle birlikte başladık. Bu protokolle bölgede yapılacak organik tarım ile birlikte hem Trabzon’umuzun içme suyu kimyasal maddelerden korunmuş olacak hem de bölgedeki çiftçilerimizin geliri artacak. Bu proje, devlet-millet birlikteliğinin en güzel örneklerinden biridir. Trabzon’da 10 bölgede TOKİ’nin büyük katkıları ile kentsel dönüşüm yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. Trabzon kentsel dönüşümde bir Türkiye örneğidir. Trabzon’a, bu şekilde tarihe ve tabiata saygılı yaşam alanları cazibe merkezleri kazandırıyoruz. Çamoba’da 103 dönüm arazi üzerine kurulmakta olan Trabzon Botanik’in yapım çalışmalarına başlandı. Şehre yeni bir yaşam alanı kazandıracak Trabzon Botanik, yaklaşık 8 milyon TL’ ye mal olacak. Trabzon Botanik’in yapımının 2017 yılı sonuna kadar tamamlanması plan-

lanıyor. Trabzon’u denizle buluşturmak ve Trabzon’a dev bir sosyal yaşam alanı kazandırmayı amaçlayan “Gülcemal” sahil dolgu projesine başlandı. Bu saydıklarımın her biri geleceğe dönük dev projelerdir. Bunun dışında elbette ki şehircilikten, ulaşıma, yeşil alanlara, kültürel faaliyetlere ve sosyal belediyeciliğin her alanına kadar çok yönlü çalışmalarımız ve sayısız hizmetlerimiz gerçekleşmekte. Sokak hayvanları ile ilgili bir çalışmanız var mı? Evet var. Türkiye’nin en büyük sokak hayvanları ve rehabilitasyon merkezini inşa ediyoruz. Allah’ın yarattığı her canlı bizim için kıymetlidir. Bu merkez, her canlıya yaşam hakkı tanınması açısından da önemli… Biz de bu anlayışla yola çıktık. Burası şehrimizin yanı sıra Rize, Giresun, Gümüşhane ve Artvin’e yani hemen hemen bütün bölgeye hizmet edebilecek kapasiteye sahip olacak. Merkezi, yılsonunda faaliyete geçirmeyi planlıyoruz. Tesisimizin içinde 40 m2’lik kedi evi ve 4520 köpek kapasiteli olacak. Hayvanların barınacağı bölümlerin yanı sıra tedavilerinin gerçekleştirileceği özel alanlar olacak. Bu alanlarda ceylan, tilki ve diğer yaban hayatı canlılarının da tedavileri yapılacak. Ayrıca ziyaretçiler için de dinlenme bölümleri yer alacak. İnşaatın büyük bölümü tamamlandı. Türkiye’nin en büyük doğal yaşam alanı ve sokak hayvanları bakım merkezini, hayvan dostu kent olan Trabzon’da bu yılsonunda hizmete açacağız. Son olarak neler söylemek istersiniz? Bu çalışmalarımızın hiç birinin boşa gitmediğine, gitmeyeceğine eminiz. Tüm bu hizmetlerin olumlu sonuçları gün geçtikçe ortaya çıkıyor, ortaya çıktıkça Trabzon’umuz değişiyor, dönüşüyor, güzelleşiyor, geleceğe daha bir özgüvenle, daha emin adımlarla ilerliyor. Cenâb-ı Allah bizlere yıllar sonra da hayırla anılacak ve devam edecek faydalı işler yapmayı nasip ederse ne mutlu bizlere...


www.argeder.org


kONUT ÜRETİM SÜRECİ VE KENTSEL DÖNÜŞÜM 10

K

onut üretim süreci dediğimizde; ilk insanın korunma ve barınma ihtiyacı ile eş zamanlı olarak iredelememiz gerekir. İlk barınma ünitelerinin milyonlarca yıl öncesine dayandığını biliyoruz, ancak insan emeği ile ve malzeme kullanılarak yapılan evlerin oluşturduğu şehirlerin kalıntılarına baktığımızda, M.Ö.4000’li yıllara kadar gidebiliriz. Bilinen odur ki “Konut” beslenme ve giyinme ile birlikte temel ihtiyaçtır. Aile oluşumunun barınma alanı, masuniyeti ihlâl edildiğinde suç sayılan yuva, mahalleleri oluşturan meskendir “konut” ve sosyal alanlarla ve modern hayatın gerektirdiği donatılarla bezenirse anlam kazanır. Ülkemizde konut ihtiyacı 1950’li yılların ortalarında patlak verdi; gecekondulaşma, çarpık yapılaşma ve yapsatçılıkla birlikte baş gösterdi. Bugün ise; konut ihtiyacı, özellikle nitelikli konut ihtiyacı ve kentsel dönüşüm kaçınılmaz haldedir. GİRİŞ: Nitekim bugün Dünyanın gelişmiş ülkelerinin şehirleri; ulaşım, altyapı, konut ve çevre problemlerini halletmiş, artık insanlarının refahını artırma yollarını arayan, doğal kaynakların sürdürülebilirliğini sağlayan, fosilyakıtların kullanımının sınırlandığı, rekreasyon alanlarını dinlenme, ibadet, spor vs. alanlarını artırarak insanların moralini ve fiziki güçlerini en üst düzeye çıkarmaya çalışan veren şehirlerdir. Ancak, gelişmekte olan ülkelerin ortak sorunu olan konut ve kentleşme sorununun çözümü için hükümetler ciddi şekilde kafa yormaktadırlar.

Erdoğan BAYRAKTAR* (E.)Çevre ve Şehircilik Bakanı

Örneğin; Brezilya’da 1700 gecekondu bölgesinden acil olan 200 bölgenin dönüştürülmesi için devlet 570 milyar dolar bütçe ayırmayı planlıyor. Diğer yandan, Çin’de 10 milyon acil konut ihtiyacı olduğu biliniyor. Aynı şekilde, Afrika’da, Güney Amerika’da, Ortadoğu’da ve Asya’da da sosyal konut ihtiyacı ve gecekondu dönüşüm sorunları vardır. Sanayileşmiş toplumlarda kentleşme, kalkınma ile birlikte yürümüştür. Ancak gelişmekte olan ülkelerde kentleşme, sanayileşmenin önüne geçmiş. Bu nedenle de hızlı, çarpık, aşırı ve dengesiz bir kentleşme oluşmuştur. Bu sorunlar ayrıca çevre sorunlarına da yol açmıştır. Modern/plânlı Şehirleşme günümüzde en önemli gelişme ve kalkınma göstergesidir. Ancak, hızlı ve plânsız şehirleşmenin getirdiği sorunlar tüm dünyanın en önemli ekonomik, çevresel ve sosyal sorunları arasında yer alıyor. Bu sorun ülkemizin de başlıca sorunlarından biri hâline gelmiştir. Ülkemizde de dünyanın yaşadığı benzer sorunlar yaşandı. Ülkemizdeki hızlı nüfus artışı, tarımda makineleşme ve özellikle 1950’li yıllardan sonra sanayileşmedeki hızlanmanın etkisiyle, kırsal alanlardaki nüfusun şehirlere yığılması, gecekondulaşma ve kaçak yapılaşma süreci başlatmıştır. Son elli yılın öne çıkan en belirgin problemlerinin başında çarpık, hızlı ve plansız şehirleşme gelmektedir. Gerek konut yerleşim alanları, gerekse sanayi yerleşimleri, son derece düzensiz, plânsız bir biçimde


Konut Üretim Süreci Ve Kentsel Dönüşüm oluşmuş ve kentsel yaşam giderek güçleşmiş, şehirlerde yaşam standartları açısından çok ciddi farklılıklar oluşmuştur. Çarpık şehirleşmeyi oluşturan en önemli etkenleri şöyle sıralamak mümkün: • Plânsızlık: Ülke çapında stratejik mekânsal bölge planlarının olmaması ve kentsel gelişim plânlarının olmaması… • İmar plânlarına kentsel dinamiklerin katılmaması ve çoğu kez uygulanamayan, yılda en az birkaç kez değiştirilen imar plânları, • İmar plânlarına uygunluğun denetimsizliği, - Kaçak yapılaşma, - İşgaller, - Plân dışı yapılaşma, - Yeşil alanların standartların çok altında olması ve giderek azalması, - Doğayla savaş temelinde, doğayı giderek tahrip eden yapılaşma (konut ve sanayi), • Güvensiz, insan yaşamını tehdit eden yapılaşma. Şehirlerimize olan yoğun nüfus baskısının oluşturduğu gecekondulaşma ve kaçak yapılaşma, aynı zamanda; • Şehirlerimizin sağlıklı büyümesini ve gelişmesini önlemiş; • Doğal çevrenin tahrip olmasına yol açmış; • Olası bir afet durumunda can ve mal kaybı riskini arttırmış ve de, • Yoksulluğu besleyen bir yapı oluşturmuştur. Bu durum ayrıca suç işleme oranının arttırdığı ortamların oluşmasına da neden olmuştur.

Bu süreçte; Konut talebini karşılamak ve kentsel sorunlara çare bulmak amacıyla geliştirilen politikalar da yetersiz kalmıştır. KONUMUZUN ANALİZİ: 2003 yılı başından itibaren ise; TOKİ olarak, Türkiye Cumhuriyeti 58. 59. 60. ve 61. Hükümetlerinin Plânlı Kentleşme ve Konut Üretim programı ve de Sn. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN talimatları doğrultusunda ülkemizin dört bir yanında başlattığımız uygularımızı sosyal devlet anlayışı ile sürdürdük. Kendi kaynağımızı da üreterek altyapı, sosyal donatı, ağaçlandırma ve çevre düzenlemeleri ile birlikte 500 bin den fazla Konut ürettik. Böylece; • Alt gelir grubu ve yoksul vatandaşlarımızın ev sahibi olmalarına, • Gecekondu ve kaçak yapılaşmaya yönelme imajının kırılmasına, • Sektörün disipline edilmesine ve istihdamın artmasına, • Hastaneler, okullar, sevgi evleri, karakollar gibi kamu binalarının devlete güveninin artmasına, Bu şekilde, planlı fiziki altyapılı konut projelerimizle yaşam standardının yükselmesine, aidiyet duygusunun artmasına ve sosyal gelişmeye, azami dikkat gösterdik. Ayrıca, Cumhuriyet tarihinin en büyük gecekondu dönüşüm ve kentsel yenileme programını oluşturarak; Kars’tan İzmir’e, Uşak’tan Trabzon’a, Ankara’dan Diyarbakır’a ve Gaziantep’ten İstanbul’a kadar ülke genelinde 248 noktada kentsel dönüşüm projelerini hayata geçirdik.

11


Erdoğan Bayraktar

12

Bu sosyal proje (TOKİ modeli) uluslararası düzeyde de pek çok ülke tarafından dikkatle izlendi. Bu çalışmalarımızı Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN’ın vizyonu ve öncülüğü ile yürütürken, biz de gerek TOKİ olarak gerekse Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarak heyecanlı ve titiz bir yapı oluşturduk, vatan eksenli ve üretim eksenli bir gayret içinde olduk. Tüm bu projelerin gerçekleştirilmesinin ekonomiye de ciddi katkısı olmuş, yerel ölçekli ekonomide canlılık sağlanmış, aynı zamanda kaynak üretimi yolunda çok önemli ve yenilikçi modeller geliştirilmiş, adımlar atılmıştır. Ülke genelinde, özellikle istikrarlı hükümetler dönemlerinde, inşaat sektörünün ve bu sektörün harekete geçirdiği 200’e yakın imalat ve sanayi sektörün ekonomimizin itici gücü veya lokomotifi olduğunu biliyoruz. Bununla beraber daha önemli husus ise: 81 ilimizin büyük kısmında en önemli ekonomik faaliyeti inşaat sektörü oluşturmaktadır. Son 14 yılda gerek TOKİ gerekse Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarak, 81 ilimizin tamamında ve 800’den fazla ilçemizde ve hatta köylerimizde gerçekleştirdiğimiz faaliyetlerimiz kapsamında edindiğimiz tecrübeyle, konut üretimi ve kentsel dönüşüm çalışmalarının ülke çapına yayılmasının yerel ekonominin gelişmesinde, niteliksiz işgücünün istihdamında, küçük ölçekli imalat ve hizmet sektörlerinin hareketlenmesinde çok büyük önemi olduğunu yaşayarak gördük. TOKİ’nin uyguladığı bu sistemle, dünyanın yaşadığı ekonomik krizde, pek çok ülkede konut finansman sistemleri işlemez hâle gelirken, TOKİ’nin konut sunum modeli başarıyla sürmüş, kriz dönemlerinde özel sektör yatırımları yavaşlarken, TOKİ şantiyeleri ülkemizin dört bir yanında artarak devam etti. Bu kapsamlı uygulamalar ülkemize büyük tecrübe kandırdı. Arazi ve arsa üretiminden planlamaya, kentsel tasarımdan projelendirmeye, finansmandan site yönetimine kadar, konut üretiminin ve kentsel tasarımın her safhasında ciddi tecrübeler kazandık. TOKİ’nin uygulamaları gerek büyükşehirlerimiz gerekse küçük il ve ilçe belediyelerimiz için örnek olmuştur. Ülkemizdeki 14 yıl öncesinin şehirleri ile bugünün şehirlerinin verdiği görünümü, fotoğrafı mukayese ettiğimizde oluşan değişim ve modernleşme çok net bir şekilde fark edilmektedir. Bugün ülkelerin gelişmişliği ve modernliği şehirlerin verdiği görüntü ile anlaşılmaktadır.

Şehirlerin siluetini ve gelişmişliğini ortaya çıkaran ise yapıları, sosyal ve kültürel alanları, yeşil alanları, ulaşım sistemleri ve diğer fiziksel altyapılarıdır. Bugün belediyelerimizin büyük kısmı da şehirleşme, konut üretimi ve altyapı imalatlarına dönük uygulamalar tüm bu faktörleri entegre ederek gerçekleştirilmektedir. KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN; Bugün gelinen noktada esas olan, Konut üretiminden çok başlatılmış olan “Kentsel Dönüşüm” faaliyetinin sürdürülmesidir. Şöyle ki; Kentsel dönüşümün ana ekseni, riskli binaların yıkılmasıdır. Kentsel dönüşüm insanımızın canını korumaya yönelik bir projedir. İnsanımızın hayat hakkını, yaşama hakkını öne alan bir projedir. Aynı zamanda enerji tasarrufuna yönelik bir projedir. Kentsel dönüşüm; sadece eskiyen evleri, kaçak evleri, salaş evleri, afet riski taşıyan evleri yenilemek değildir. Aynı zamanda; gelişen, değişen dünyanın gerektirdiği konfora sahip evleri üretmektir. İnsanımızın hayat kalitesini arttırmaya yönelik bir projedir. Kentsel dönüşümün ana hedefi tüm Türkiye’yi salaş yapılardan, kaçak yapılardan, afet riski taşıyan binalardan kurtarmaktır. Bu bakımdan, “Kentsel dönüşüm” kaçınılmazdır. Aynı zamanda uzun soluklu ve zor bir süreçtir. Gelinen bu noktada; şehirlerimizi çevreye uyumlu bir biçimde, modern hale getirmek, insanımızın daha mutlu ve huzurlu yaşamasını temin etmek yükümlülüğümüzdür. Kentsel dönüşümle aynı zamanda, şehirde yaşayanların daha çok âidiyet hissedecekleri bir kent anlayışının oluşturulması sağlanacaktır. Şöyle ki; kentsel dönüşümler; çağdaş ve modern şehirler oluşturmanın ötesinde hayat standartlarını arttırır. Yoksulluğu azaltır; doğal kaynakları korur ve sağlıklı çevreler oluşturur; gettolaşmada ciddi oranlarda düşüş meydana getireceği gibi, gecekondu bölgelerindeki illegal oluşumların önünü keser; iş potansiyelini arttırarak ekonomiyi canlandırır ve işsizliği azaltır; insanlarımıza daha mutlu ve modern ortamlarda nitelikli koşullarda, huzur ve güvenlik içinde


Konut Üretim Süreci Ve Kentsel Dönüşüm yaşama imkânı sağlar, çocuklarımıza ve torunlarımıza sağlıklı bir gelecek sunar. Özellikle, kentsel dönüşüm projelerine verilecek hız ve önem ile şehirlerimiz gecekondu görünümünden, sağlıklı altyapısı ve yeşil alanları olan çağdaş yaşam merkezleri hâline dönüşecektir. Bu durum, ülkemizin dünyaya karşı vizyonunda çok olumlu katkılar sağlayacaktır. Kentsel dönüşüm süreci ile; • İmar, ruhsat, denetim ve teknik müşavirlik sistemleri gelişecek. • Yapı sektörü gelişecek, • Yapı malzemeleri üretimi gelişecek, • İmar plânları ve kentsel tasarımlarda ileri dünya standartlarını yakalayacağız. Bilindiği gibi, şehirlerimizin geleceği pek çok tehdit ve fırsat içermekte olup, şehirlerimizin hayat kalitesi yükseltilerek, koruma-kullanma dengesi gözetilecek şekilde şehirlerimizin potansiyelleri ortaya çıkarılarak, aynı zamanda şehirlerimizin sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda gelişmesi sağlanmalıdır. Hayat ve mekân kalitesi yüksek, afetlere dirençli, iklime ve çevreye duyarlı, iyi hizmet sunan, toplumun tüm kesimlerinin ihtiyaçlarına cevap veren, sürdürülebilir, planlı ve çağdaş kentlere ulaşmak yeni dönemde “model şehirler”e ulaşmada en önemli maksatlardan biri olmalıdır. SONUÇ: Gelecekte ancak sürdürülebilir, yeşil alan dengesi kurulmuş, ulaşım alt yapısı oluşturulmuş, enerji verimliliği sağlanmış, karbon emisyonu dengelenmiş, ekolojik mimarı tasarımı yapılmış, ekonomik ve sosyal açılardan dengeli ve sağlıklı şehirlerde yaşamak mümkün olabilecektir. Şehirlerin ruhunun ve kültürünün korunarak, enerji verimliliği ve tasarrufuyla, çevre bilincinin en üst düzeyde yerleşmesi amacıyla gerekli projelerin oluşturulması için akademisyenler, sivil toplum kuruluşları, kamu ve özel sektör temsilcilerinin bir arada çalışması büyük önem taşımaktadır. Bundan sonraki süreçte, şehirlerimizin yaşanabilirlik düzeyinin, mekân ve yaşam kalitesinin yükseltil-

mesi ile ekonomik, sosyal ve kültürel yapılarının güçlendirilmesine yönelik olarak; • Temiz bir doğaya, • Tarihi ve kültürüyle bütünleşen estetiğe ve ekolojik yapılaşmaya, • Etkin yerel yönetimlere, • Huzurlu ve mutlu sakinlere sahip, • Gecekondulardan ve salaş yapılardan arınmış,

*Dr. ERDOĞAN BAYRAKTAR / İnşaat Yüksek Mühendisi Trabzon’un Of İlçesi’nde doğdu. İstanbul Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nü bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü İnşaat Anabilim Dalı’nda ‘Metropol Şehirlerde Alternatif Yerleşim Bilimleri’ konusunda Yüksek Lisans derecesi aldı. İnşaat Sözleşmeleri konusunda doktora tezi hazırladı. Askerlik görevi sırasında, 6 bin konutun inşaatında Kontrol Amir Vekili olarak çalıştı. 1973-1994 yılları arasında özel sektörde 21 yıl müteahhit ve konut yapı kooperatifi yöneticisi olarak, 3 bin konut, ofis ve sanayi işyerleri üretimini gerçekleştirdi. 1989-1999 yılları arasında İstanbul Büyükşehir ve Eminönü Belediyelerinde 10 yıl Belediye Meclis Üyeliği yaptı. 1994 yılı sonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde KİPTAŞ’ı kurdu ve 4,5 yıl Genel Müdürlüğünü yaptı. Bu görevde iken, İstanbul’un 11 değişik bölgesinde 17 bin konutluk yerleşim birimi üretimi gerçekleştirdi. 1999-2000 yılları arasında ABD’de 10 ay süreyle Yabancı Dil ve İnşaat Teknolojileri eğitimi aldı. Avrupa’da çeşitli ülkelerde konut, işyeri, kooperatifçilik ve gayrimenkul sistemleri hakkında eğitim ve seminerlere katıldı. 2000-2001 yıllarında Ankara Büyükşehir Bld. Metropol İmar A.Ş.’de Genel Müdürlük yaptı.

Aralık 2002 – Mart 2011 tarihleri arasında Başbakanlık Toplu Konut İdaresi (TOKİ) Başkanlığı ve Emlak Konut GYO Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptı. Bu sürede; 81 il, 800 ilçe 1.900 şantiyede toplam 512 bin konut uygulaması başlattı. Konutlarla birlikte, 150 hastane, 875 okul ile altyapı çevre düzenlemesi ve diğer sosyal donatıları yapıldı. İspanya Kraliyet Ailesi tarafından “Alt Gelir Grubuna Yönelik Konut Üretimi”nden dolayı TOKİ Başkanı iken “Kraliyet Nişanı” ödülü verildi. 11 Haziran 2011 seçimlerinde Ak Parti Trabzon Milletvekili oldu ve T.C. 61. Hükümetinde 2,5 yıl Çevre ve Şehircilik Bakanı olarak görev yaptı. Bu sürede, TOKİ Başkanlığı döneminde başlattığı “Kentsel Dönüşüm” çalışmalarını “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüşümü” ekseninde ülke geneline yaygınlaştırarak başarıyla sürdürdü. Kariyeri boyunca, ulusal ve uluslararası pek çok konferansa katılımının yanı sıra, üniversitelerde şehircilik, kentsel dönüşüm, gayrimenkul geliştirme ve finansmanı, inşaat sektörü, konut politikaları ve TOKİ uygulamaları konularında dersler ve seminerler verdi. Yaptığı çalışmalar nedeniyle farklı zamanlarda 5 fahri doktora ünvanına layık görüldü.

13

• Deprem ve diğer doğal afetlere hazırlıklı ‘’yaşanabilir çevre ve şehirler’’ meydana getirmek ülkemizin en önemli vizyonu olmalıdır. 22 yıllık özel sektör çalışmalarımdan sonra 1995 yılı başında İstanbul-KİPTAŞ’ta başladığımız devlet kanadı faaliyetlerimizi; TOKİ’de, Emlak Konut GYO’da, İller Bankası’nda ve T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda bu vizyonla sürdürmeye çalıştık. Faydalı olabildiysek ne mutlu… Sevgi ve Saygılarımla,


trabzon 14

T

rabzon (Eski Yunanca: Τραπεζοῦς Trapezus, Pontus Rumcası: Τραπεζούντα Trapezunda, Gürcüce: T’rap’izoni, Lazca: T’rapuzani ya da T’amtra, Türkiye’nin bir ili ve en kalabalık yirmi dokuzuncu şehri. 2015 itibarıyla 768.417 nüfusa sahiptir. Karadeniz Bölgesi’nin Doğu Karadeniz Bölümü’nde yer alan ilin Karadeniz’e kıyısı bulunur. Karadeniz sahili ile Zigana Dağları arasında yer almakta olup, yüz ölçümü açısından az bir alan kaplar. Batısında Giresun’a bağlı Eynesil ilçesi, güneyinde Gümüşhane’ye bağlı Torul ilçesi ve Bayburt, doğusunda da Rize’ye bağlı İkizdere ve Kalkandere ilçeleri bulunur.

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş: - Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası… 7 Eylül 2010 tarih ve 27695 sayılı resmi gazetede yayımlanan karar ile birlikte 7 belde ve 29 köy tüzel kişilikleri kaldırılarak belediye sınırlarına dahil edilmiştir. Bu son düzenleme ile birlikte belediye nüfusu 402.166’ya çıkmıştır… Trabzon, günümüzde Karadeniz Bölgesi’nin Samsun ‘dan sonra ikinci büyük kentidir. Trabzon, 12 Kasım 2012 tarihinde kabul edilen büyükşehir yasa tasarısı ile büyükşehir belediyesi olmuş ve merkez ilçe


Trabzon kaldırılarak Ortahisar ilçesi kurulmuştur. Trabzon iki il ile birliktede “şehzadeler şehri” olarak anılır.

TARİHTE TRABZON Trabzon İmparatorluğu Komnenos (Kuman) Hanedanından VII. Michael Latin işgali nedeniyle Trabzon’a gelerek teyzesi Gürcü Kraliçesi Tamar’nın da desteğiyle kendini Roma İmparatoru ilan etmişse de Batı özellikle Vatikan Trabzon İmparatorunu küçümseyerek “Laz hükümdarı” olarak tanımlamıştır . Trabzon imparatorları başlangıçta diğer Bizans (Doğu Roma) imparatorları gibi çift başlı (aetos) figürünü sembol olarak kullanmışlarsa da Latin işgalinin sona ermesi ve Konstantinapolis’de yeniden yasal yönetimin iktidarı ele geçirmesiyle, bir çatışmaya sebebiyet vermemek için bugün Trabzon Ayasofya müzesinin giriş kapısının üzerinde rölyefi bulunan tek başlı kartal sembolü tercih etmişlerdir. Cenevizliler ile Venedikliler, Moğollar ile Osmanlılar hatta çeşitli Türkmen (Akkoyunlu kabile federasyonuna mensup) klanları ile denge politikası sürdürerek, varlığını sürdürebilen bu zengin liman kenti, İstanbul’un fethinden sekiz yıl sonra (1461) Fatih Sultan Mehmet tarafından Karadeniz’deki çeşitli beylikler, İtalyan kolonileri ve Kırım’la birlikte ele geçirilerek İpek yolunun stratejik anahtarının Osmanlı hakimiyetine girmesi sağlanmıştır. 1861 yılında Trabzon Vilayeti’nin sancakları: Trabzon, Lazistan, Canik, Gümüşhane Trabzon Vilayeti’nde yaşayan hristiyanların oranı, 1896 Osmanlı İmparatorluğu I. Bayezid’in 1398’de Samsun yöresini almasından sonra Trabzon Krallığı, Osmanlı Devleti’ne yıllık vergi ödemek zorunda bırakılmıştır. David Komnenos iktidarı döneminde (1458-1461) vergi ödemeyi durdurarak, önceden ödediklerini de Akkoyunlu Devleti Sultanı Uzun Hasan aracılığıyla geri istemiş, Osmanlılara karşı Avrupa’daki büyük devletlere ittifak önerisinde bulunmuştur. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet’in öncülüğündeki Osmanlı Kuvvetleri Bölgeyi kuşatarak, 1461 yılında bölgeye kitleler halinde yerleşerek Trabzon’u Vilayet-i Çepni’nin bir parçası yapan Çepnilerin de desteğiyle ele geçirmiş ve Komnenosların egemenliğine son vermiştir.

Trabzon, Osmanlı Döneminde önce eyalet ve sancak olarak şehzade ve mutasarrıflar tarafından idare edilmiştir. İlk sancak beyi Hızır Bey’dir. 1470 yılında sancak beyliği küçük yaşta Şehzade Abdullah’a verilmiş; Abdullah, annesi Şirin Hatunla birlikte 1479 yılına kadar Trabzon’da yaşamıştır. Yavuz Sultan Selim de şehzadeliği sırasında (1491-1512) Trabzon’da Sancak Beyi olarak bulunmuş, sonradan Kanuni unvanı alacak olan oğlu Sultan Süleyman burada doğmuştur. Trabzon 16. yüzyılda, merkezi Batum olan Lazistan Sancağı ile birleştirilerek eyalete dönüştürülmüş ve bu yeni idari birimin merkezi olmuştur. 1859-1864 yılları arasında Kuzey Kafkasya’da süregelen Kafkas-Rus savaşı, Çerkes ve Abaza halkının yenilgisi ile sonuçlanmış ve şehre sayıları 360 binin üzerinde göçmenin yığılmasına yol açmıştır. Doğal olarak büyük bir afete dönüşen göç, salgın hastalıklar, açlık ve toplum içinde kaynaşmalara yol açmıştır. Çok kısa bir zaman içinde Trabzon ve Akçakale limanları ve çevresinde ki yerleşim yerleri adeta rezervasyonlara dönüşmüştür. Bu dönem sırasında salgın hastalıklardan korkarak kaçan yerel halk yaylalara geçmiş ve şehirde yeni göçmenlerle, devlet görevlilerinden başka sadece kaçamayacak durumda olanlar kalmıştır. 1867 yılında Trabzon’da büyük bir yangın çıkmış, birçok kamu binası da bu sırada yanmış ve kent daha sonra yeniden düzenlenmiştir. 1868 yılında vilayet olmuş, merkez sancağı dışında Lazistan, Gümüşhane, Canik Sancakları da buraya bağlanmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ruslar Trabzon’a saldırır (14 Nisan 1916). Trabzonlulardan oluşan vurucu güçler (Milis), bu saldırı sırasında gerilla savaşı verirler. Bu sıralarda, cepheye gönderilmek üzere Hamidiye Zırhlısının desteğinde Trabzon Limanına gelen cephane Trabzonlu gençlerce büyük bir heyecan içinde boşaltılıp Maçka’ya taşınır. Çaykara’da Sultan Murat Yaylasında (10 Haziran 1916), Of’ta Baltacı, Arsin’de Yanbolu Derelerinde Ruslara karşı başarılı savaşlar verilmiş, ancak o yıllardaki koşullar altında düşmanın Trabzon’a girmesine engel olunamaz ve Ruslar 14 Nisan 1916 yılında Trabzon’a girer. Rusların Trabzon’da kaldığı bir yıl, on ay, on günlük süre içinde özellikle Rumlar ve Ermeniler, nüfusun çoğunluğunu oluşturan ancak hiçbir silahlı gücü olamayan Müslüman Türk halka büyük işkenceler yaparlar; sayısız insan öldürürler.

15


Trabzon

16

1917′de Rusya’da “Bolşevik Devrimi” olur, Çarlık Yönetimi yıkılır. Bunun üzerine Rus ordusunda büyük bir panik başlar. Bu Rusların Trabzon’dan çekilmesine de yol açar. Öte yandan, batıdan doğuya doğru kayan ve Karadağ’da toplanan Türk Çeteleri, Akçaabat’a inerek Yüzbaşı Kahraman Bey’in komutasında üç koldan Trabzon’a doğru yürürler ve 24 Şubat 1918 tarihinde Trabzon’a girer. Bu olayların yaşanmasından sonra Trabzon’da nüfusun az bir kısmını oluşturan Rum ve Ermeniler şehirden çıkarılmıştır. 1461 yılında Trabzon kralı David Komnenos’un Mahmut Paşa’nın yakını olan başmabeyincisi Yorgi Amiruki’nin aracılığıyla direnmeden kenti teslim etmesinden sonra II. Mehmet kent yönetimini Gelibolu Sancak Beyi Kazım Bey’e bıraktırmıştır. Sancak merkezi statüsünde olan Trabzon, 1582 yılında III. Murat döneminde Batum sancağı ile birleştirilerek Trabzon Batum eyaletinin merkezi haline getirilmiştir. Trabzon Osmanlı döneminde de gerek doğu Anadolu ve İran’ın gerek se Baharat yolu’nun Batı’ya açıldığı liman kenti olarak stratejik önemini sürdürmüş dahası İran ve Kafkasya seferlerinde askeri üs noktası olarak kullanılmıştır. Celali ayaklanmaları, Kazancık cemaati gibi soyguncu aşiretler, yolsuzluk yapan sancakbeyleri bölgeyi arpalık olarak kullanan beylerbeyleri (Ahmet Paşa, 1603 gibi), 1624, 1625, 1631 yıllarındaki Kazak yağmaları ve Tuzcuoğulları, Şatıroğlu Ömer ve İbrahim ağa gibi ayanlıktan gelme yerel derebeylerin ayaklanmaları bu dönemin önemli olaylarıdır. 1.Dünya savaşı sırasında 17 gemilik Rus donanması tarafından topa tutulan, 1916-1918 yılları Rus işgaline uğrayan kentin Hristiyan Rum nüfusu, savaşın bitiminden sonra mübadele ile Yunanistan’a gönderilmiştir. Canlı bir ticaret kenti olan Trabzon’da köklü Rum ve Müslüman ailelerden oluşan eşrafı aktif olarak siyasetle uğraşmaktaydı. Barutçuzade Faik Ahmet Bey’in sahibi olduğu İstikbal gazetesi yerel sermaye

ve aydınların düşüncelerini kamuoyuna duyurdukları en önemli haber kaynağıydı. Mondros Mütarekesi’nin ardından bölgede bir Pontus Devleti’nin kurulması hatta daha çok destek bulan bir proje olarak yeni kurulacak Ermenistan’a liman kenti olarak verilmesi gündeme geldiğinde Trabzonlular 12 Şubat 1919 tarihinde Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’ni kurarak Osmanlı Devleti’ne bağlılığın korunması için mücadele etmeye karar vermişlerdi. Erzurum Kongresi’ne kalabalık bir heyetle katılan Trabzon heyeti ile kongreyi düzenleyenler arasında başkanlık seçimi ve kongrenin niteliği konusunda bazı pürüzler çıkmıştır. Görüş ayrılıkları derinleşince Heyet-i Temsiliye’nin Trabzonlu üyeleri Sivas Kongresi’ne katılmamışlardı. Saltanat yanlısı Trabzon valisi Galip Bey’in tutuklanması ve Türkiye Komunist Fırkası başkanı Mustafa Suphi ve 18 arkadaşının Trabzonlu kayıkçıların reisi Kahya Yahya tarafından 2829 Ocak 1921 katli Cumhuriyet öncesi dönemin son olaylarındandır. 1831 Osmanlı nüfus sayımına göre Trabzon merkez kazada 6.300, Vakfıkebir 19.512 , Polathane’de 8.432, Yümerek’de (Yomra) 6.775, Tonya’da 1.910, Sürmene’de 12.985, Of’ta 18.940 erkek yaşamakta olup, buna Trabzon sancağındaki 11.473 reaya eklenince toplam 86.327 erkek yaşamaktaydı.[19] 1903 Trabzon Vilayet Salnamesi’ne göre Trabzon vilayetinde 972.981’i İslam, 185.784’ü Rum Ortodoks, 50.233’ü Ermeni Gregoryen, 1.506’sı Katolik, 1.140’ı Protestan olmak üzere 1.211.644 kişinin yaşadığı görülmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları yeni Türk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuşlar ve Trabzon’da yeni ülkenin yeni idari yapısında “altmış bir (61)” nolu il olarak yerini almıştır. İlin Cumhuriyet dönemindeki sınırları kültürel ve tarihsel bir düşünceyle değil tamamen idari yapı ve


Trabzon merkezlere uzaklıklar baz alınarak çizilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin 81 ilinden biri olan Trabzon, Doğu Karadeniz bölgesinde yer almakta ve 4.685 km²’lik yüzölçümüyle ülke topraklarının %0,6’sını oluşturmaktadır. Cumhuriyetin ilanından sonra Trabzon’da çeşitli fabrikalar kurulmuştur. Atatürk, Cumhuriyet döneminde Trabzon’a üç kez gelir; 1924, 1930 ve 1937 yıllarında, ilk geldikleri 15 Eylül 1924 günü, Trabzonlularca “Atatürk Günü” olarak kabul edilir ve bu kendisine bir telle bildirilir. Kent, 1923 yılında yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 61. il merkezi olarak yerini almış, 1926 yılında ilk Halk Kütüphanesi ve Ziraat Bankası, 1929’da ViseraHidroelektirik santrali, 1938’de Trabzon içme suyu tesisleri, 1942’de Trabzon Lisesi, 1947’de Trabzon Numune Hastanesi, 1949’da Göğüs Hastalıkları Hastanesi, 1954’de Trabzon limanı, 1957’de Trabzon havaalanı, 1958’de SSK Hastanesi, 1964’de Ayasofya müzesi, 1967’de çimento fabrikası açılmş, 1976 yılında Trabzonspor futbol takımı Türkiye 1. Ligi şampiyonluğunu kazanarak bu ünvanı İstanbul’dan Anadolu’ya taşımayı başaran ilk futbol takımı olmuştur. 1949 yılında 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu uygulamasıyla Anadolu’da bulunan 78 bin civarında ki yerleşim adından 28 bin kadarının adı Türkçe olmadığı gerekçesiyle değiştirilmiş olup büyük bölümü Romeika olan Trabzon köy adları da değiştirilerek yerlerine Türkçe isimler konulmuştur. 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı kanun ile Trabzon’da sınırları il mülki sınırları olan büyükşehir belediyesi kuruldu ve 2014 Türkiye yerel seçimlerinin ardından büyükşehir belediyesi çalışmalarına başladı… Coğrafya Dar bir sahil şeridinin ardında denize dikey uzanan dağlık bir araziye sahip olan ilin merkezi Boztepe (antik Minthrion tepesi) üzerine kurulmuştur. İl topraklarının % 22,4 yayla, % 77,6’sı ise tepelerden oluşmaktadır. İklim Karadeniz’e özgü ılıman iklime sahip kentte hava sıcaklığı yıl boyunca 10 - 20 °C arasında değişirken yaz ortalaması 27 °C, kışın en soğuk zamanı (Kalandar zamanı)ise 5 °C civarındadır. Trabzon’da yerel il meteroloji istasyonlarınca bugüne kadar ölçülen en düşük

sıcaklık —7,4 °C (9 Şubat 1929), en yüksek sıcaklık ise 38,2 °C’dir(25 Mayıs 1941 ve 29 Ağustos 1947) olmuştur. Dereler Ağasar deresi, Değirmendere, Yanbolu, Fol, Karadere, Koha, Manahos (Sürmene), Solaklı, Baltacı deresi, Kalapotama deresi, Maçka Deresi, Galyan Deresi Göller Çakırgöl, Uzungöl, Sera Gölü, Haldizen Gölü Toplum ve Kültür Trabzon halkı, adet, yaşam tarzı, gelenek ve görenek bakımından kendine ve yöreye özgü özellikler taşımaktadır. Trabzon’da çeşitli Türk boyları yaşamaktadır. Çepniler Şalpazarı, Beşikdüzü, Düzköy, Vakfıkebir, Akçaabat, Çarşıbaşı, Of ve Sürmene ile Araklı ilçelerinde yaşamakta olup bazı yöreler en eski Türkmen geleneklerini hala sürdürmektedirler.

17

Trabzon genelinde Çepni, Çebi, Hamzaçebi, Akifçebi, Çep, Çapoğlu, Çebili, Çepnioğlu, Çetmi gibi soyadları oldukça yaygındır. Bu da bölgedeki Çepni Türklerinin varlığını göstermektedir. Osmanlı döneminde Trabzon’un da içinde bulunduğu Ordu-Giresun-Trabzon-Gümüşhane bölgesine “Vilayet-i Çepni” de denmekteydi. Ayrıca Evliya Çelebi, eserinde Trabzon bölgesi için “20.000 Çepni Türkmen çadırının bulunduğu yer.” olarak bahsetmektedir. Fatih zamanında Oğuzlar’ın Avşar boyundan olan Karamanoğullarından gelen Türkmenler ile Halep-Irak bölgesinden gelen Türkmenler de Trabzon’a yerleştirilmişlerdir. Ayrıca bölgeye(Özellikle Trabzon,Rize ve Artvin) çok sayıda sarışın-kumral renkli gözlü bir yapıya sahip olan 100.000’den fazla Kuman-Kıpçak Türkleri de yerleşmiştir. Hristiyan olan bu Türkler; bölgeye Osmanlı


Trabzon

18

İmparatorluğu’nun hakim olmasıyla Müslümanlığa geçtiler. Trabzon, Osmanlı’nın dağılmasından sonra Kırım Türkleri tarafından da yerleşim yeri olarak seçilmiştir. Bölgedeki Rum nüfus 1923 yılında Yunanistan ve Türkiye arasında yapılan “Nüfus Mübadelesi” ile gönderilmiştir. Ancak bir kısmı Müslüman olmuş fakat zaman içerisinde Türkleşmiştir. Ufak bir kısmı ise Pontus Rumcası konuşmaktadır. Şalpazarı, Ağasar vadisindeki Çepniler yöreye 13.14. yüzyıllar arasında yerleştiler. Dede Korkut masallarında bahsi geçen folklorik birikime ve Trabzon’un diğer yörelerinden kolayca ayrılabilen Türkmen diyalektine rastlanır. Trabzon halkı, bugün Azerbaycan’ın Şeki bölgesiyle büyük benzerlikler gösteren bir Türkçe kullanmaktadır. Trabzon’un batısındaki konuşmalarda genellikle Çepni ağzı yaygınken doğuya doğru gidildikçe konuşulan Türkçenin daha sert bir hal aldığını ve Kıpçak-Kuman ağzına döndüğünü görürüz. Örnek vermek gerekirse Trabzon’da sıkça kullanılan “haçan (ne zaman, mademki), uşak (çocuk, evlat), afkurmak (boş konuşmak, çemkirmek), ula (oğlan/ ulan), gız (kız), kitmek (gitmek) gibi sözcüklerin öz Türkçeden gelen sözcükler olduğu ve diğer Türk devletlerindeki Kıpçak Türkçesiyle eşleştiği görülmektedir. Trabzon’da ayrıca sayısı tam bilinmemekle beraber 5.000 civarında olduğu tahmin edilen konuşucu tarafından da Romeika (Antik Roma Dili/Rumca) konuşulmaktadır. Bu dil Çaykara, Dernekpazarı, Tonya, Maçka ilçelerinde toplamda yaklaşık 45 köy insanı tarafından bilinmektedir. Müzik ve halk oyunları Trabzon bölgesinin geleneksel çalgıları şimşir kaval, kemençe, davul-zurna ve yörede zimpona, dankiyo adlarıyla da bilinen tulumdur. Sayısız çeşidi olup kadın ve erkekler tarafından toplu oynanılangeleneksel dansların adı ise horondur. Kolbastı oyunu 1930

Kültürel yaşam Trabzon ilinde tiyatro etkinlikleri Trabzon Belediye Tiyatrosu ve Trabzon Devlet Tiyatrosu tarafından yürütülmektedir.Halk eğitim merkezlerinde amatörce tiyatro, müzik ve halk oyunları çalışmaları yapılmaktadır. Müzik alanında çalışmalar yapan Devlet Klasik Türk Müziği Topluluğu’nun yanı sıra karikatür ve resim çalışmaları Belediye Sergi Salonu’nda sergilenmektedir. Şehirde Royal, Lara, Avşar ve Cinemaximum sinemaları bulunmaktadır. Eğitim Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde Trabzon’da eğitim kuruluşu olarak sekiz medrese, eğitim süresi dört yıl olan beş adet ilkokul, bir adet sanat yurdu, bir adet askeri rüştiye, bir adet idadi ve bir adet Darülmuallimin bulunmaktaydı. Günümüzde Trabzon ilinde 815 ilköğretim okulu, 86 lise ve dengi okul ve 2 Aralık 1963 tarihinde öğretime açılan Karadeniz Teknik Üniversitesi ve 2011 yılında açılan Özel Avrasya Üniversitesi bulunmaktadır. Bu yapısıyla karadeniz bölgesinde iki üniversiteye sahip ilk kent olma niteliğini kazanmıştır. Mutfak Samsun Batum arasında yer alan bölge mutfağının ayırıcı temel besinleri karalahana, mısır ve hamsi ve çay olup, bu üçlünün çorbasından ekmeğine dek sayısız kombinasyonu bulunmaktadır. Bölgeye özgü yemeklerden en karakteristik olanları şunlardır: • Mısır unundan: Kuymak (Rize’de muhlama,Vakfıkebir ve Şalpazarındayağlaş), haçapur, hamsili ekmek, lamesli ekmek • Karalahanadan: Çorba, sarma • Tatlı olarak: Kabak tatlısı, kabak pilavı (bölgede pilav ve makarna şekerli olarak tüketilir- tatlıların yanında içecek olarak ayran içilir.)

yılında Trabzon’un Faroz mahallesinde başlamıştır. Farozlu balıkçıların kendi aralarında oynadığı bir oyundur.

• Hamsiden: Buğulama, hoholli hamsi, hamsili ekmek, kaygana • Fasülyeden (lobya): Turşu kavurma • Mısırdan: Korkot (mısır çorbası)


Trabzon

Tarihî-turistik yerler Roma İmparatorluğu ve Osmanlı döneminde eyalet merkezi olmuş, Ortaçağ’da bir Rum imparatorluğuna başkentlik yapmış kent doğal güzelliklerinin yanı sıra pek çok tarihi yapıyı barındırmaktadır. Bunların en önemlileri: • Manastırlar: Sümela Manastırı, Ayasofya müzesi, Kaymaklı Manastırı(Amenapırgiç Ermeni Kilisesi), Kızlar (PanagiaTheoskepastos) Manastırı, GregoriosPeristera (Hızır İlyas)Manastırı, Kızlar (PanagiaKerameste) Manastırı, Vazelon Manastırı, • Kiliseler ve Camiler: HagiaAnna (Küçük Ayvasil), Sotha(St. John)K, HagiosTheodoros, HagiosKonstantinos, HagiosKhristophoras, HagiosKiryaki, Santa Maria, HagiosMikhail, PanagiaTzita, Fatih (PanagiaKhrysokephalos), Yeni Cuma (HagiosEugenios), Nakip (HagiosAndreas Kilisesi), Hüsnü Köktuğ (HagiosEleutherios), İskender Paşa Camii, Semerciler, Çarşı Camii, Gülbahar Hatun Camii, Trabzon valiliği ve Valievi. • Konaklar: [Atatürk Köşkü] Memiş Ağa Konağı (Sürmene), Çakıroğlu İsmail Ağa Konağı (Of), Çakıroğlu Hasan Ağa Konağı, Karamollaoğlu Topal Mustafa Evi Araklı ilçesine bağlı Konakönümahallesindede birçok tarihi yapı bulunmaktadır. Bu yapılar Rus işgaline tanıklık etmekle birlikte çok eski zamanlarında izlerini taşımaktadır. • Hamamlar: Sekiz Direkli Hamam, Fatih Hamamı, İskender Paşa Hamamı, Çifte Hamam, Hacı Arif Hamamı, Alaca Hamam, Tophane Hamamı[38]

• Osmanlı Dönemi Diğer Eserleri: Soğuk Çeşme, Bedesten, Sufi Ali Bey kitabesi, Sur Kitabesi, Kabak Meydan Şadırvanı, Ortahisar Muvakkithanesi, Çarşı Camii Muvakkithanesi, Askeri Hastahane, Seyyidi Hacı Mehmed Çeşmesi, İskender Paşa Çeşmesi, Kethüdazade Hacı Emin Ağa Çeşmesi, Manastır Çeşmesi, Abdullah Paşa Çeşmesi, Hafız Muhammed Çeşmesi, Abdulhamid liman Çeşmesi… Tiyatrolar • Trabzon Devlet Tiyatrosu • Trabzon Belediye Tiyatrosu • Trabzon Sanat Tiyatrosu • Akçaabat Belediye Tiyatrosu • Kültür merkezleri • Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezi • Hüseyin Kazaz Kültür Merkezi • Atatürk Kültür Merkezi • Vakfıkebir Sabri Bahadır Kültür Merkezi • Akçaabat Erol Günaydın Kültür Merkezi • Sürmene Kuluçzade Ahmet Kültür Merkez • Beşikdüzü Ali Şükrü Bey Kültür Merkezi

19


Trabzon

20

Müzeler • Trabzon Ayasofya Müzesi • Trabzon Atatürk Köşkü Müzesi • Akçaabat Ortamahalle Evleri Müzesi • Trabzon Müzesi • Şamil Ekinci Müzesi Alışveriş merkezleri • Forum Avm • Varlıbaş Avm • Cevahir Avm • Trabzon Çarşı Ulaşım Trabzon’da şehiriçi ulaşım modern otobüslerle ve minibüslerle sağlanmaktadır. Ulaşımda nakit para ve “Takkart” isimli akıllı kartla ödeme sistemi kullanılmaktadır. Antik Çağdan itibaren Trabzon kenti, özellikle Roma İmparatoru Hadrianus’un yaptırdığı limandan sonra denizcilik açısından önemli bir merkez olmuş, cumhuriyet döneminde de yakın zamana dek denizyolları ulaşım ve ticarette önemini korumuştur. Karadeniz Sahil Yolu ve yapımı tamamlanmak üzere olan otoban yolunun hizmete açılması ile Samsun ile Sarp sınır kapısı arasında yolculuğun kalitesi artarak ağırlık karayollarına geçmiştir. Trabzon il merkezinden başlayarak, Zigana geçidi üzerinden Gümüşhane’ye oradan Kop geçidini aşarak Erzurum’a bağlanan yol ise eski önemini kaybetmiştir. Eğitim Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde Trabzon’da eğitim kuruluşu olarak sekiz medrese, eğitim süresi dört yıl olan beş adet ilkokul, bir adet sanat yurdu, bir adet askeri rüştiye, bir adet idadi ve bir adet Darülmuallimin bulunmaktaydı.

Günümüzde Trabzon ilinde 815 ilköğretim okulu, 86 lise ve dengi okul ve 2 Aralık 1963 tarihinde öğretime açılan Karadeniz Teknik Üniversitesi bulunmak tadır. 2010 yılında da Avrasya Üniversitesi kuruluşunu tamamlamıştır.

Medya • Kuzey Ekspres (gazete) • Karadeniz (gazete) • Taka (gazete) • Karadeniz’de İlkhaber • Türksesi (gazete) • Karadeniz’de Günebakış • Karadeniz’in Sesi • Taka FM • Kuzey FM • Radyo Kadırga • Zigana Radyo • TRT Trabzon Radyosu • Radyo KTU • Bayrak FM • Kadırga TV • Kanal Trabzon • Zigana TV • Kanal Mavi • Trabzon TV (TTV) • Kuzey TV • Köprübaşı TV • Karadeniz TV • Mavi Karadeniz TV


Of

Trabzon ilinin doğusunda yer alan ve tarihi çok eskilere dayanan bir ilçedir. Arazisini, Of’tan Karadeniz’e dökülen Solaklı, Baltacı ve İyidere derelerinin aşağı havzaları oluşturur. İlçenin güneyinde Hayrat ve Dernekpazarı ilçeleri, doğusunda Rize ili, batısında Sürmene ilçesi ve kuzeyinde Karadeniz bulunur. Osmanlı döneminde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında daha büyük bir yüzölçüme sahip olan ilçenin sınırları 1948 yılında Çaykara’nın, 1990 yılında da Dernekpazarı’nın ve Hayrat’ın ilçe olmasıyla daralmıştır.


Ve Sen, Ey Hür Yürekli Genç! ve... 22

Gözünü çelen o renkli boyalarla bezenmiş ortamdan sıyrılabilsen de, bir an düşünebilsen; sen kimsin, nereden nereye gidersin? Ne kadarsın ve ne kadar olmalıydın? Bin bir renk boyanın karşısında kendi rengini soldurmasaydın, ne güzel görünecektin? Ne güzel yaratıldın bir bilebilsen! Melekler senin peşindedir; seni kollarlar, yaratıldıklarından beri. Göklerin ve yerlerin en mükerremi sensin, insansın. Senin için kuruldu cennetler, her şey sana hazırlandı. Coşturuldu ırmakları, büyütüldü ağaçları. Uçsuz bucaksız diyarlar kuruldu sana orada. Hurileri ile ırmakları ile ebediyeti ile sana açılmış bekler cennetler. Dostların, bekleyenlerin, seni bağrına basacak Peygamberin! Sekiz kapısından davet aldığın güne yürümelisin. Sayılı günleri aşıp, günü tükenmeyen diyar olan cennetlere koşmalısın. Yorulmadan, usanmadan adım atmalısın. Önüne bakman yakışmaz sana; ileri, en ileri bak! Cennetler gözünde tütmeden, kırpma kirpiklerini sakın! Sen, genç adam; büyük ümmetimin büyük umudu! Oyuncaklarla geçirecek dakikan mı var? Bütünü oyun ve eğlence olan dünyanın sana düşürülmüş payında ne kadar ciddiyet olacak ki, sen ona emel bağlayasın? Hiçlere takılıp kalman büyüklüğünü eritir. Ömerlerin, Alilerin izinden koşmana bak. Ermeden

Nurettin YILDIZ* İlahiyatçı Yazar

elin semâya, görmeden gözün sütten ırmakları, kana kana doymadan o ırmaklardan, sakın uyuma, uyuklama! Sabret bütün zevklere, keyifler içinde neşe saçtığını zannedenlerin görüntüsüne sabret. Mü’minlerin de tebessüm edeceği gün gelecektir. Mü’minler de sevinecekler. Hem de ne sevinç olacak o; ardından hüzün gelmeyecek bir daha. Güzellikler içinde en güzele bakarken düşün kendini. Cenneti unutturacak o güzelliği gördüğün zamana dal, dal o kesin güne ve git oralara. Oturma, yılma, boş kalma. Bunu sana vaat edeni düşün; kim sana davetiyesini gönderdi, O’nu bildin mi? İşi bitenlerden olmayasın asla. Hele hele işin vaktinden az olmasın hiçbir zaman. Sen, yüklüsün, büyüksün. Ümmetinin bugünü ve yarını sensin. O nedenle de sen ne o bildiğin sensin ne de sıradan bir sensin. Sen küfrün üzerine on yedi yaşında yürüyen birisin. Sen, meleklerin yoldaşı, Kur’ân’ın yürüyen hâlisin. Uykun, dinlenme olur ama gaflet olmaz. Yemen içmen gıda olur ama keyif olmaz. Gezmen ibret olur ama eğlenme olmaz. Sen, hiçbir zaman ve hiçbir yerde ‘boş’ kalamazsın. Boş kalmak ve boşlukta olmak hakkın hiç olmayacaktır. Umutsun, emelsin, gayesin sen. Asırların sabrısın, Peygamber Aleyhis-selâm’ın vaadisin, yarının çınarı olan fidansın. Kimler beklemiyor ki seni; ailen, ümmetin, insanlar ve melekler... Bekleyenlere dönüp baksana; yaşlı gözleri ile senin kanatlanıp gelişini bekleyen nesillere bak. Tarihte sana ayrılan sayfaya bak. Senden söz edilince


Ve Sen, Ey Hür Yürekli Genç! Ve titreyen dudakların sahibini gördün mü? Sen konuşulduğunda yaşaran gözleri görmedin mi? Seni yaratanın sana ayırdığı role bak. Kim bilir senin adı¬na ne planlar yapıldı, ne hesaplar dizildi. Kim bilir, göklerin derinliklerindeki hangi boşluğu sen dolduracaksın. Aş git diploma bari-

katlarını! Takılma sıradanlaşmış aşklara, yalan sevdalara. Yorulma çalışmaktan, bıkma tekrardan. İşi dert etme; işsiz değilsin ki sen. Senin işinin benzeri kimde var başka? Çocuklaşma düşünürken, sana biçilen büyük rolleri küçültme. Büyü, imanın kadar büyü. Yüksel rakiplerin olan melekler kadar. Takılsın peşine melekler ve insanlar. Sıyrıl bu kemden kederden de açıl engin denizlere… Buluş öncekilerle, küçük yaşta büyüyenlerle, boylarından ulu iş becerip iz bırakarak gidenlerle. Otur oradaki koltuğuna; bir yanında Hasanlar, Hüseyinler olsun. Diğer yanında da Enesler, Üsâmeler... Önünde de insanlığın peşine takıldığı liderin olsun… Ve yürü, fetihlere doğru. Fetih bekleyen Kudüslere, dünyaya, uzaya açıl. Yürüyüşün iz bıraksın. O izden gidenler seni yâd etsin. *Nurettin Yıldız 1960 yılında Trabzon’un Of ilçesinde doğdu. Ailesi ile İstanbul’a geldikten sonra, on yaşına kadar hafızlık ve ilk dini eğitimini, babası Hilmi Yıldız hoca efendinin nezaretinde tamamladı. Gaziosmanpaşa İmam Hatip Lisesine devam ederken, değişik gazetelerde haftalık yazılar yazmaya ve tercüme haberler kaleme almaya başladı. Aynı zamanda kürsü hatipliğine de devam etti. İmam-hatip lisesini bitirdikten sonra, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde aldığı bir yıllık eğitiminin ardından, Mekke Umm Al-Qura Üniversitesi’ne geçiş yaparak, burada Usul-u Fıkıh Bölümü’nü bitirdi. Daha sonra Mekke’de bulunduğu süre içerisinde, büyük âlimlerden özel ders ve icazetler aldı. İstanbul’a döndükten sonra, eğitim ve sivil toplum faaliyetlerine ağırlık verdi. Hafızlık ve din eğitimi alanında değişik kurum ve kuruluşlarda grup eğitimleri başlattı. Bu dönemde, tercüme eserler de kaleme aldığını kendileri ifade etmişlerdir. Hoca Efendi, Sivil toplum alanında, Senabil Hizmet ve Kültür Vakfı ile birlikte, birçok sivil toplum örgütünün kuruluşuna öncülük etmişler ve halen birçoğunun yönetim ve istişare kurullarında görevli olarak bulunmaktadır. Son olarak, Sosyal Doku Derneği’nin kuruluşunu yapmışlardır. Tebliğ ve irşad faaliyetleri kapsamında, çocuk ve aile eğitimi, Gençlerin bilinçlendirilmesi, İslam ahlakı, teşkilat eğitimi, ümmet bilinci vb. konularda yüzlerce seminer ve konferans vermişlerdir ve hala devam etmektedirler. Aylık düzenli olarak 5 dergide (Altınoluk, Ribat, Reyhan, Genç Doku, Elif Elif) düzenli yazılar yazmakta, değişik gazetelerde köşe yazılarına devam etmektedir.

O derinlerdeki köklerin göklere doğru uzanan dalı olan genç! Sen; kendini, nefsini, seni tanımazsan kim bilir seni, kim hesap eder? Nedir beklediğin ve beklettiğin bunca zamandır? Açıl artık sahilinde depreş-

tiğin okyanusların derinliklerine. Açıl ve sıyrıl bu kumluk sahillerden. Dalgalansın sular ardından. Dalgalansın ki ey genç, sana denizlerin dibindeki balıklar bile dua etsin. Duamız sensin, umudumuz sensin. Sakın küçülme, bizi umudumuzda boğma! 23

Hür Genç; Allah’ın Şeriat’ından başka bütün sistemlerden uzaktır. Kibirden arınmıştır. Haset bilmez. Anne babaya asilik bilmez. Cinsel sapıklıklardan korumuştur kendini. Hoca Efendi, evli olup (Allah ümmete hayırlı etsin) dört çocuk sahibidir. 15 senedir düzenli olarak, her hafta Sosyal Doku Derneği’nde Halka açık Pazar sohbetleri vermektedir. Bu sohbetleri www.sosyaldoku.com adresinden takip edilebilmektedir.

www.sosyaldoku.com


Sümela Manastırının Hikayesi 24

T

rabzon Maçka’da bulunan Sümela Manastırı, tarihten günümüze kadar ayakta kalabilmiş en eski yapılardan birisi olma özelliğine sahip. Manastırı önemli kılan şey, sadece bu kadar uzun bir geçmişe sahip olması değil; mimarisi, içerisindeki freskler ve ilk Hristiyan kavimler tarafından yapılmış olmasıdır. Bu da Sümela Manastırı’nın dünya çapında, özellikle Hristiyanlar tarafından oldukça büyük ilgi görmesini sağlar. Sümela Manastırı’nın Hikâyesi Kesin bir bilgi olmasa da Manastırın yapılışının,

365-395 yılları arasında tamamlandığı düşünülüyor. Hikâyesi ise oldukça ilginç; İnanışa göre Atinalı iki rahip aynı gece bir rüya görürler. Rüyalarında, Hz. İsa ve Hz. Meryem tarafından kendilerine bir manastır yapmaları söylenir. İki rahip de birbirinden habersiz olarak yola çıkarlar ve rüyalarında tarif edilen yere; yani şu an Sümela Manastırı’nın olduğu yere gelince karşılaşırlar. Bunun rahmani bir işaret olduğunda emin olan iki rahip manastırın temelini o zaman atar. 14. Yüzyıla kadar ilk günkü hâli ile gelen manastır, Trabzon İmparatoru III. Aleksios tarafından yenilenir


Sümela Manastırının Hikayesi

25

ve bakımları yapılır. Bu nedenle duvarlardaki bazı fresklerde de imparatorun resimleri yer almaktadır. Zaman içerisinde ise Türkmen akınlarında, savunma amacı ile ileri karakol görevi görür. Bölgenin fethedilmesinden sonra ise Yavuz Sultan Selim, manastıra hiçbir şekilde müdahale etmez, hatta 2 tane de şamdan hediye ederek manastırın dokunulmazlığının güvence altında olduğunu, Hristiyanlar’a en güzel şekilde anlatır. Sümela Manastırı’nın Hristiyanlar için Önemi İlk Hristiyan kabileler tarafından yapılmış olması ve Hristiyanlığın ilk kutsal mâbedlerinden birisi oluşu Sümela Manastırı’nı ayrıcalıklı kılar. Bir başka neden ise manastıra geldiğine inanılan bir resimdir. İnanışa göre Hz. İsa’nın havarilerinden olan Aziz Lukas’ın yapmış olduğu Hz. İsa ve Hz. Meryem resimleri, manastırın inşası sırasında buraya getirilmiştir. Ancak günümüzde bu resimlere ait bir iz maalesef bulunmamaktadır. Yüzyıllar boyu bizzat padişahlar tarafından gözetilip korunan manastır; maalesef son yüzyılda kendi insanımız tarafından tahrip edilmiş, define avcıları tarafından her yeri oyulmuş, eşsiz fresklerin üzerleri

kazınmış ve hatta freskler üzerinde atış talimi bile yapılmıştır. Halen restorasyon ve bakım çalışmaları devam etse de bu konuda oldukça geç kalınmıştır. Sümela Manastırı Nerede ve Nasıl Gidilir? Otobüsle ya da uçakla gelmişseniz, önce yerel otobüs firmaları ile Maçka’ya geçmeniz gerekecek. Maçka’dan da Sümela Manastırı’na giden minibüslere binerek ulaşmanız mümkün.Özel aracınızla gelmişseniz de sahil yolu üzerinden Maçka (Sümela) tabelalarını takip etmeniz gerekiyor; yoldaki eşsiz manzara da manastır kadar seyrine doyum olmayacak bir güzellikte. Ancak aracınızla ya da minibüsle de gelseniz son 300 metre kadar mesafeyi patika bir yoldan ve merdivenlerden yürüyerek geçeceğinizi unutmayın. Sümela Manastırı Ziyaret Saatleri ve Giriş Ücreti Müze kartınız varsa yıl içinde 2 kez ücretsiz giriş yapabilirsiniz. Kart almadan gişe ücreti ödemek isterseniz de ücret: 15 lira. Ziyaret saatleri ise şu şekilde; Yaz ayları: 9:00-18:00 Kış Ayları: 8:00-16:00


SANCAK ŞEHİR TRABZON 26

“Bıçak soksan, gölgeme sıcacık kanım damlar!” ifadesi ile mevzuunda hassasiyetini dile getiren Üstad Necip Fazıl gibi; bizde de mevzu Trabzon olunca, hafızamızdan sıcacık hatıraların damlayacağı muhakkaktır. Doğduğum, kimlik bulduğum ve öldüğümde toprağına sarılacağım bu aziz şehri ben hep elinde tespih, başında beyaz takke ve bütün heybetiyle seccadesinde oturan rahmetli dedeme benzetmişimdir. Başında toplanan venamaz takkesini andıran bulutlarıyla Zigana… Eteklerine tespih taneleri gibi serpilmiş çil çil kubbeleriyle dedeme, atama benzeyen Atam Fatih’in emaneti; Yavuzlar yetiştiren, Yavuz Şehir Trabzon… 1461’de anahtarını Fatih’e, kendini de hilâle teslim ederek Hakk’ın safına geçen ve sularında Hak için sancak açan, Sancak Şehir Trabzon… Şehirler, ait olduğu medeniyet değerlerini, kültür varlıklarıyla nesillere aktaran canlı tarih anlatıcılarıdır. Bu yönüyle Trabzon;4500 yıllık sözlü, 2500 yıllık yazılı tarihi ve sinesinde hıfzettiği kültür varlıkları ile medeniyetlere yataklık etmiş, gerçek kimliğini ise hilâl ile bulmuş kadim bir medeniyet şehridir. Mekke, Medine, Kudüs, Roma ve İstanbul’dan sonra hakkında en fazla kitap yazılmış şehir olmasına rağmen, bu eserler genellikle müsteşriklere, oryantalistlere ait olup; çoğunluk itibarı ile de Türkçeye tercüme edilmemiştir.Hâlbuki gerçek kimliğini hilâl ile bulmuş bir şehri, hilâl sevdalısı mimarlar, hilâl sevdalısı sanat tarihçileri anlatmalıydı. Bu noktada bir hakkı da teslim etmek gerekirse; editörlüğünü Ömer İskender Tuluk ve Halil İbrahim Düzenli’nin yaptığı ve şehrimizin kimliği üze-

Oktay SARAL* Cumhurbaşkanı Başdanışmanı

rindeki müsteşrik dil tahakkümüne objektif bir perspektifle son veren “Trabzon Kent Mirası” adlı eser, kütüphanelerimizde hak ettiği yeri almalıdır. (Eserin telifinde emeği geçen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum.) Müsteşrik dil tahakkümü diyorum, çünkü

*Oktay Saral, 18 Mart 1967’de Trabzon’da doğdu. Babasının adı Mehmet, annesinin adı Emine’dir.İnşaat Mühendisi; Osmangazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdi. Serbest inşaat mühendisliği yaptı. Beş yıl boyunca 1. Amatör Kümede futbol oynadı. 1999 yılında Of Belediye Başkanı seçildi ve bu görevini 2011 yılına kadar sürdürdü. Of Belediyesi Gençlik ve Spor Kulübü Başkanlığı, Ofspor Kulübü Başkanlığı, Kızılay Of Şube Başkanlığı görevlerinde bulundu. İyi düzeyde İngilizce bilen Saral, evli ve 3 çocuk babasıdır.


Sancak Şehir Trabzon

27

Trabzon hakkında yazılan kitapların çoğu oryantalistler tarafından yanlı ve ideolojik bir dil ile kaleme alındığı için ilgili eserlerde Trabzon tarihi ve kültürü,1461 öncesi Hıristiyanlık dönemi ile mahdut tutulmuştur. Bugün Trabzon’u sadece ve sadece “Sümela” ile takdim edenler, bir anlamda bu anlayışı tahkim etmeye çalışan kasıtlı niyetlerdir.Evet… Sümela, Trabzon’un bir gerçeğidir fakat Trabzon sadece Sümela’dan ibaret değildir. Bu anlamda bir yaklaşım, en hafif ifade ile gerçek tarih ve kimliği yok sayarak Trabzon’a ihanet etmektir. Bu cümleleri ben kurmamalıydım; Trabzon’un ve hakikatin ıstırabını duyan tarihçilerimiz, mimarlarımız, sanat tarihçilerimiz belgelerle konuşmalıydı.Ama yerel yönetimler başkan yardımcılığı yapmış bir siyaset adamı ve davasına kendini adamış bir Trabzonlu olarak samimi davranmak istedim. “Hüner, bir şehir bünyâd edip reâya kalbin âbâd etmektir.”diyen o komutan tarafından fethedilen Trabzon; kalplere vicdanlara hükmeden bir medeniyet anlayışı ile inşa edilerek, Gülbahar Hatun Camii’nden, İskender Paşa’ya, Vakıf Han’dan, Bedesten’e kubbelere, kemerlere bürünüp, hilâl olarak görünmüştür.Su üzerine kasideler yazmış o pak medeniyet; hamamlarla, çeşmelerle Trabzon’a adeta mührünü vurmuştur. Bir dönemler kimlik ve kültür düşmanı idareciler

tarafından birçok Osmanlı eseri yok edilmiş olsa da bu gün; var olanları ihya, yok olanlara ağıt kastıyla eserler telif etme sorumluluğu tarihçilerimize, sanat tarihçilerimize düşmektedir. Mahallî idarelerimiz, yerel yönetimlerimiz hiç kuşkusuz ileri bir tarih ve kültür bilinci ile şehrimizin hafızası olan bu eserlere sahip çıkarak kimlik ve kültürümüzü istikbâle taşıma sorumluluğunda büyük pay sahibidirler. 1461’den sonra hilâl medeniyetinin kubbeleri altında saf saf aynılaşıp kıbleye yönelerek gerçek kimliğini bulan Trabzon’un tarih, kültür ve kimlik hakikati üzerine müsteşrik gölgeler düşürmek isteyenleri asla mazur göremem. Mazur göremem, çünkü hakikat incinir! Mazur göremem, çünkü Atam Fatih incinir! Mazur göremem, çünkü Atam Yavuz incinir! Mazur göremem, çünkü namaz takkesini andıran ve başında toplanan beyaz bulutları ile Zigana incinir! Mazur göremem, çünkü hilâle öykünen kubbeler, kemerler incinir! Mazur göremem, çünkü başında namaz takkesi, elinde tespihiyle seccadesinde oturan Rahmetli Dedemin aziz hatırası incinir!


BİZE HER YER TRABZON 28

Haçan uşaklar der ki: Bize her yer Trabzon. Öyledir de; bize her yer Trabzon… Nerede olursak olalım, gittiğimiz her yerde kültürümüzü özlemimiz, kısacası Trabzon’umuzuda yanımızda götürürüz. Fakat bir başkadır memleket havası. Karadeniz’in ufkundan dağların doruklarına esen rüzgârlar ciğerlerimiz doldururdu mu, bir derin oh çekeriz ki, içten içe… Evliyâ Çelebi, Trabzon için şöyle demiştir: “Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem Bağları gibi süslü bir şehirdir burası.” Doğruda söylemiştir. “Çok gezen ne bilir?” diyen,Evliya Çelebi’ye baksın yeter. Trabzon iki il ile birliktede ‘Şehzaler Şehri’ olarak anılır. Osmanlıya hükümdarlar vermişiz. Yavuz sultan Selim gibi bir dehâ,Trabzon’da yetişti. Kânûnî Sultan Süleyman Trabzon’un ekmeğini yedi, suyunu içti. Bir de Şeyh Yahya Efendi’yle birlikte aynı anneden süt emdi. Biri babasıYavuz Sultan Selim gibi cihana hükmetti, diğeri Şeyh Şaban-ı Veli gibi, gönüllere sultanlık etti. Meraklıyızdır da biraz. Bazen, ansiklopedileri karıştırırız bakarız; ne yazmışlar Trabzon için? “Trabzon’da giyim, batı ve doğu bölgesi olarak ikiye ayrılabilir. Batı bölgesi genelde daha çok Türk-

Erol KAYA* AK Parti İstanbul Milletvekili Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı men özelliği gösterirken doğu bölgesi daha çok Kuman-Kıpçak ve Transkafkas giyim özelliği gösterir.” dese de kitaplar; kadınlarımızla çiçeklerle süslü, renkli ve bolca işlemeli fistanlardan, erlerimizle; zıpka, kukula, körüklüden vazgeçmeyiz. Şimdi merak eder,Trabzonlu olmayanlar;“Bu da nedir?”diye. Kukala,başta iki ucu üzerinden sarık gibi dolanarak uzun kulaklı bir düğümle bağlanan siyah başlıktır. Üstte beyaz mintan ve üzerine siyah aba yelek vardır. Altta bacak arası körüklü bacak kısmı dar zipka adı verilen siyah şalvardır. Yeterince açık oldu, sanırım. Hanımları da unutmayalım. ‘Kamis’ adı verilen yakasız Trabzon gömlek, keşan,peştemal, etek veya üçetek elbise yani zibun... Rengi bazen değişse de peştamal her daim vardır. ‘Fermene veya kadife’ adı verilen yeleği de unutmayalım. *EROL KAYA / AK Parti İstanbul Milletvekili / Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı 1959 yılında Sakarya’da doğdu. Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünü bitirdi. Mahalli İdareler ve Yerinden Yönetim Bilim dalında “Türkiye’de Yerel Yönetimler ve Reform Çalışmaları” konulu tezini hazırlayarak Yüksek Lisansını tamamladı. Pendik’te esnaflık ve bir dönem Pendikspor Kulüp Başkanlığı yaptı. 1994 – 2009 yılları arasında üç dönem İstanbul-Pendik Belediye Başkanlığı, altı yıl Uluslararası Türk Dünyası Belediyeler Birliği başkanlığını yaptı. İki yıl Yerel Yönetimlerden Sorumlu Başbakan Başdanışmanlığı görevinde bulundu. 24. dönem İstanbul Milletvekili seçilen Kaya’nın Yayınlanmış 6 kitabı bulunmaktadır. Erol Kaya evli ve üç çocuk babasıdır.


Bize Her Yer Trabzon

29

İşte köylümüz, şehirlimiz, hepimiz buyuz. Böyle giyiniriz ama biraz farklı eğleniriz. Şimşir, kaval, kemençe, davul, zurna birde tulum… Oyunumuz ise horondur, horon. Yakın geçmişte Faroz Mahallesi’nde başlayan kolbastı, bu günlerde gençler arasında moda… Bordo mavidir renklerimiz. Trabzonspor, her daim gönlümüzde şampiyondur. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde Trabzon’da eğitim kuruluşu olarak sekiz medrese ve eğitim süresi dört yıl olan beş adet ilkokul vardı. Öğrenciler için birde sanat yurdu… Ayrıcabir adet de askeri rüştiye ve dar’ülmualimîn okulu… Günümüzde, özellikle hükümetimiz döneminde açılan yada yenilenen okullarımızın sayısı;il genelinde ilk-ortaokul: 815, lise ve dengi okul: 86’dır.Bir özel üniversiteyle birlikte şehrimizde iki üniversite mevcuttur. Karadeniz Teknik Üniversitesi, 50 yılı aştı, şehirde ilim irfan yuvası... Efendimizin (s.a.v) Diyârı… Mekke’nin,Medine’nin ayrıca Kudüs’ün, Ürdün’ün hurması olurda Trabzon’un olmaz mı? Bizimki biraz faklıdır ama. Ondan dolayı ona “Trabzon Hurması” derler.

Mutfağımızın temel besini tabi ki karalahana, mısır ve hamsidir.Her çeşidini yaparız. Başkaları şaşırsa da hamsinin tatlısı bile bizde baş tacıdır. Bu hamsi sevgisi bize ezelden gelir, dünün ve bugünün merakı değildir. Kanuni Sultan Süleyman bile kılıcının kabzasına hamsi yaptırdığına göre... Hamsiyi sevmekte ve ısrarla yemekte hakkımız vardır elbet. Gittiğimiz şehirlerede götürmüşüz, mutfağımızı. Mısır ekmeği yağlısı, karalahana çorbası, kabak tatlısı, fasulye turşusu iştahları kabartmaya yeter. Roman’a ve Osmanlı’ya eyalet merkezi olan şehrimizde, İskender Paşa Camii,Çarşı Camii, Gülbahar Hatun Camii, Ayasofya Müzesi, Sümela Manastırı,Sekiz Direkli Hamam, Trabzon’daki onlarca tarihî eserden sadece bir kaçıdır. Aslında biz hep büyükşehirdik ama bir gün Akparti Hükümeti Trabzon’a “büyükşehirsin” dedi.6360 sayılı Kanun ile Trabzon’da Büyükşehir Belediyesi kuruldu.2014 yılından itibaren de büyükşehir belediyesi çalışmalarına başladı. Aslımızı budur bizim, özetimiz bu… İstanbul’da Samsun’daAdapazarı’ndaAvrupa’da ya da Amerika’daAy’daMars’takısacası nerede olursak olalım biz buyuz. Trabzonluyuz. Yani uşaklarını deduğu gibi: “Bize her yer Tirabizon.”


advertorial

AK İNŞAAT 30

Türk inşaat sektöründe deneyimli, dinamik ve çağdaş mimarlığın gerekliliklerini yerine getirebilecek kuruluşlarından biri olan Ak İnşaat, 1978 yılından itibaren Trabzon ve İstanbul illerinde yürüttüğü inşaat faaliyetlerini her geçen gün daha da büyüterek sürdürmektedir. İnşaat sektöründe kurulduğu günden bu yana, Doğu Karadeniz Bölgesinde sıralamaların daima ilk sırasında yer almasının yanı sıra diğer sektörlerdeki başarılı çalışmaları ile de Trabzon ekonomisinin yapı taşlarını oluşturmaktadır. Bölgesinde bugün 100’ ü teknik ve idari kadro olmak üzere, 1500’ in üzerinde çalışan istihdam etmektedir. Ak İnşaat, müşterilerinin ihtiyacı doğrultusunda, farklı niteliklerde, günün ihtiyaçlarını karşılayabilecek teknoloji ve alt yapıda, kaliteli yaşam projelerini hayata geçirmektedir. Çeyrek asrı geçen ticari deneyimiyle hizmet verdiği tüm alanlarda ve her döneminde değişim, verimlilik, müşteri odaklılık gibi değerleri “şirket kültürü” olarak benimsemiş, başarı sırrının bu değerleri yönetmekten geçtiğini bilerek hizmetlerine devam etmektedir. Ak İnşaat, inşaat sektöründe bugüne dek 10.000 konut sayısı ile 2 milyon metrekareye yaklaşan teslimatları, ortalama 1500 adet devam eden konut imalatı ve ortalama 3.000 adet planlanan konut projeleriyle bölgenin nitelikli konut alanları üreten en

büyük sürdürülebilir değerlere sahip inşaat şirketidir. Yine hedef kitlesinin işyeri, mağaza, otel, apart otel, konaklama tesisleri, v.b. ihtiyaçlarını da düşünerek, yaşam alanlarının yanı sıra nitelikli ofis ve mağaza ihtiyacına yönelik projeler de geliştiren Ak İnşaat, günümüz teknolojisinin tüm olanaklarını kullanarak, hem üretim esnasında hem de sonrasında imalatlarına kalite, konfor ve güvenlik katmaktadır. Ayrıca sahip olduğu insan gücü ve teknoloji sayesinde imalat süresini de kısaltmış, tasarladığı tüm projelerini vaat edilen teslim süresinden daha kısa sürede tamamlamış ve müşterilerinin kullanımına sunmuştur. Vizyonumuz, geliştirdiğimiz her projede kalite ve sağlamlığın yanı sıra; güvenlik, konfor ve sosyal donat konularında da çıtayı sürekli yükselterek ; Sizlere rahat ve huzurlu yaşayacağınız mekanlar sunmak, mutluluğunuzda pay sahibi olmaktır.


31

www.argeder.org


DÜNYA KENTİNE DOĞRU TRABZON 32

Trabzon’un ağabeyliğinde Ordu, Giresun, Gümüşhane, Bayburt, Rize ve Artvin illerini birbirine tamamlayan tarihi zenginlikleri, coğrafi güzellikleri ve kültürel değerleriyle... İlçe, belde, köy, yayla, göl ve sahilleriyle… Birbirine bağlayacak yolları, demiryolu ve deniz ulaşımıyla… 10 milyon turisti ağırlayacak altyapı ve konaklama kabiliyetiyle… Yeni havaalanı, büyüyen limanı ve ulaşım ağıyla… Dünyanın en büyük futbolcu fabrikası olacak, Akyazı Projesi ile. Gelecekte ligde şampiyonluklara yeniden ambargo koyacak ve Avrupa’da fırtına gibi esecek, Trabzonspor’uyla. Komşu ülkelerde olmayan Disneyland’ı en kısa zamanda hayata geçirerek eğlence alanı oluşturacak. Satılacak özgün ürünleri ve eğlence turizmiyle, geleceğe damga vuracak, dünyanın en mamur ve müreffeh bölgesi olacak. 2007’de Karadeniz Oyunları, 2011’de de Gençlik Olimpiyatları’nı dünyayı kıskandıracak bir başarıyla organize etmiş, şahlanmaya hazır bir yöre… DÜNYA KENTİNE DOĞRU TRABZON Trabzon, “Fatih’in fethettiği, Yavuz’un yönettiği, Kanuni’nin doğduğu” bir şehir… Trabzonlunun en çok övündüğü ifade bu… 600 yıl dünyaya hükmeden Osmanlı’nın, en büyük üç padişahının bütünleştiği şehir… İstanbul’dan sonra Trabzon’u da fetheden Fatih’in, “Fetih ancak tamamlanmıştır.” demesi, şehrin önemini ve tarihimizdeki değerini anlatması bakımından çok önemli.

Mehmet ATALAY* (E.) Basın İlan Kurumu Genel Müdürü

Bu açıdan da bu stratejik bölgede, ne kadar yatırım yapılsa yine de azdır. Bir başka övüncü de Trabzonspor… 1967’de kurulup kısa zamanda o zamanki adıyla 1. Lig, bugünkü adımıyla Süper Lig’e çıkmış Trabzonspor tam bir fırtına estirmişti. 75’ten 84’e kadar 9 yılda 6 şampiyonluk kazanan, diğer 3’ünde de ikinci olan efsane bir takım oldu Bordo-Mavililer… Milli Takım ve üç büyüklerin Avrupa’da averaj takımı olduğu yıllarda Trabzonspor, bir güneş gibi doğmuş ve Avrupa’da galibiyeti mağlubiyetinden fazla olan ilk Türk takımı olmuştu. Bununla da kalmamış, en iyi zamanlarında Liverpool, İnter, Barcelona, Aston Villa gibi takımları da yenmeyi başarmıştı. *Mehmet Atalay, (d. 1965, Of, Trabzon, Türkiye) İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirmiştir. Meslek hayatına Trabzon Karadeniz Gazetesinde başlamıştır. Son Havadis, Tercüman ve Milli Gazetedeki gazeteci-yazarlık görevlerinden sonra Zaman Gazetesinde spor müdürlüğü yapmıştır. 1994-2000 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Etkinlikleri Genel Müdürlüğü ve Büyükşehir Belediye Başkanlını Spor Danışmanlığı görevini yürütmüştür. 2000 yılında Yeni Şafak Gazetesi Genel Müdürlüğü, 2003 yılında Başbakan Başmüşavirliği, ardından Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’ne atanmıştır.Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’de yapan Mehmet Atalay; Bunun yanı sıra Merkez Danışma Kurulu Başkanlığı, İstanbul Olimpiyat Hazırlık ve Düzenleme Kurulu As Başkanlığı, Üniversiad Hazırlık Düzenleme Kurulu üyeliği, TMOK Yönetim Kurulu Üyeliği ve Olimpiyat İcra Kurulu Başkanlığı ve Türkiye Paralimpik Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerini yürütmektedir. 2009 yılında ayrıca Uluslararası Organizasyonlardan Sorumlu Başkoordinatörlük görevine getirilmiştir.Evli ve 4 çocuk babasıdır. Basın İlan Kurumunda Genel Müdürlüğü görevini yürüten Atalay 2015 milletvekili seçimleri öncesinde aynı yılın Şubat ayında görevinden istifa etmiştir.


Dünya Kentine Doğru Trabzon

Bu başarıyı, kazandırdığı oyuncularla Milli Takım’a da yansıtmış ve ülkemizin gururu olmuştu. Kupaların Efendisi Ahmet Suat ÖZYAZICI yönetiminde 4, Özkan SÜMER idaresinde de 2 şampiyonluk olmak üzere toplam 6 şampiyonluk, 6 Türkiye Kupası, 6 Cumhurbaşkanlığı ve 5 Başbakanlık Kupası’yla kupalara ambargo koymuştu. Şenol-Turgay, Necati, Kadir, Cemil- Ali Yavuz, Bekir, Hüseyin- Ali Kemal, Necmi, Ahmet’ten oluşan ilk kadronun tamamı milli olmuş, daha sonra sayısız yıldız oyuncu Milli Takım’a kazandırılmıştı. GÜNEŞ İLE TÜRKİYE DÜNYA ÜÇÜNCÜSÜ Trabzonspor ve Milli Takım’ın kalecisi ve Kaptanı, Şenol Güneş’in 1979 yılında 1112 dakika gol yemeyerek kırdığı rekor, bugün hala egale bile edilemedi… Ayrıca ilk yarıyı sadece 1 gol yiyerek, ligi de 7 golle tamamlayarak yine önemli bir sükse daha yaptı… Ayrıca Necmi PEREKLİ, Şota Arveladze, Fatih TEKKE ve Burak YILMAZ’ın gol krallıkları da başarıyı taçlandırdı. Şenol Güneş yönetimindeki Türk Milli Takımı, 2002 Dünya Kupası’na elemeyle ilk defa katılıp Dünya üçüncüsü olarak tarihin en büyük başarısını elde etti. 2003’te de bu sefer şampiyonların katıldığı Konfederasyon Kupası’nda yine üçüncü olarak bir kere daha dünyanın takdirini kazandı. 32 YILLIK ÜZÜNTÜ Trabzonspor, kalan yıllarda da şampiyonluğa çok yaklaştı. 1996, 2004, 2011 yıllarında rekor puanlara ulaştığı ve özellikle de UEFA kararıyla Şampiyonlar Ligi’ne şampiyon olarak çağrıldığı halde kupasına kavuşması engellendi. Bütün bunlar, bölgeyi ve halkı fazlasıyla üzdü ve küstürdü futboldan, yönetenlerden de soğuttu. Şehirde dağınıklığa ve bölünmeye, taraftarlarda da hayal kırıklığına sebep oldu. Bu da moralleri bozdu ve takıma olumsuz yansıdı Toparlanmak için işler bayağı zorlaştı.

AKYAZI’YLA BİRLİKTE YENİDEN DÜNYA KULÜBÜ Trabzonspor’un en büyük projesi Akyazı… 900 dönüm arazide Trabzon futbolunu şahlandıracak ve dünya takımı olmasını sağlayacak büyük projeler olacak. Hem gelir getirip borçlarını ödeyecek, büyümesi için kaynak getirecek hem de dünyanın en büyük futbolcu fabrikası olacak. Trabzonspor, hem yeniden şampiyonluklara ambargo koyacak, hem de Avrupa’da fırtına gibi esecek. Tam bir dünya kulübü olacak. PROJEDE YOK YOK 900 dönüm arazi, 40 bin kişilik Arena Şenol Güneş Stadı, 15 binlik Spor Salonu, Stad Oteli, TS TV, Trabzonspor Koleji, A.Suat Özyazıcı Futbol Akademisi, Özkan Sümer Eğitim Vadisi, TS Şamil Ekinci Müzesi, M. Ali Yılmaz Kamp Merkezi, Sporcu Sağlık Performans Merkezi, Spor Kültür Kongre Merkezi, Efsaneler Parkı, Ali Kemal Denizci Futbol Okulu, Kaptan Cemil Usta Penaltı Okulu, Hüseyin Tok. D. 61. Gol Okulu, Kenan İskender Transfer Merkezi, Düğün Salonu, Halkla Buluşma Mekânı… HER EVDEN BİR FUTBOLCUYLA AİLELERE GEÇİM KAYNAĞI Hem Trabzon’u ilçeleriyle, hem bölgeyi tarayarak hem de dünyanın her tarafındaki kabiliyetli gençleri seçip getirerek, burada eğitim öğretim ihtiyacı karşılanacak, eğitilerek yıldız futbolcu yapılacak ve Trabzonlu aileler için ‘’her evden bir futbolcu’’ sloganıyla geçim kaynağı olacak. İKİ OLİMPİYATLA TURİST SAYISI KATLANDI Trabzon ve Karadeniz 2007’de Karadeniz Oyunları’nı, 20011’de de Gençlik Olimpiyatları’nı organize ederek tam bir Olimpiyat şehri oldu. Hem 1,5 katrilyonluk spor tesisleri kazandı hem de bu sayede büyük yatırımlar aldı. Havaalanı terminal binası, Karadeniz sahil yolu, kentsel dönüşüm, muhteşem yurt binaları ve diğerleri… Hem halk eğitildi, deneyim kazanıldı, hem de esnaf kârlı çıktı.

33


Mehmet Atalay

34

Tanıtım da sağlanınca turist sayısı 500 binlerden 5 milyona tırmandı. Turizm, özellikle Araplarla ciddi bir gelir kaynağı haline geldi. YENİ YATIRIMLAR GELİNCE Trabzon’a yeni, bütün dünyaya açık, büyük uçakların da inebileceği, yılda 30 milyon yolcu taşıyabileceği bir havaalanı ve tren yolu gerekiyor. Liman da büyütülerek İran’a ve İpekyolu’na bağlatmak gerekiyor. Şehirde hafif raylı sistem veya metro, denizden feribot ve deniz otobüsleriyle ulaşım için adım atılması gerekiyor. Disneyland gibi bölgenin en büyük eğlence merkezi projesinin gerçekleştirilmesi… Ne Rusya’nın Soçi’si, ne Gürcistan’ın Tiflis’i, ne de bir başka yerde olmayan bu yatırım gelirse, hem turist sayısı hem de turizm gelirleri katlanacak. DÜNYANIN EN GÜZEL KÖŞESİ Trabzon’un ağabeyliğinde komşu illerle işbirliği yapmak, birbirini tamamlayan tesisler yapmak, bütün bunları karayolu ve ulaşım ağıyla birbirine bağlamak, eğitimli personellerle turistlere paket program sunmak, tarihi eserlerle, coğrafi güzellikleri birleştirmek; Uzungöl, Sümela, Karaca Mağarası, Ayasofya, Ayder, Maça, Acıgöl, yaylalar ve diğerlerini yakınlaştırmak, özellikle dokuya zarar vermeden konaklamayı her yere taşımak, yöreye has ürünleri çeşitlendirip pazarlamak Trabzon ve bölgeyi uçurur. Yeni mekânlar arayan dünyalıya da çok özel bir fırsat sunulur. Bu açıdan da Trabzon ve bölgenin geleceği çok parlak… TRABZON’U ANLAMAK Aslında bu bir spor yazısı… Başlığı ‘’Trabzonsporluyu anlamak’’ diye de koyabilirdik. Ancak Trabzon demek Trabzonspor demek, Trabzonlu demek Trabzonsporlu demek… Bütün bir şehir, bütün bir il, yurtiçi ve yurtdışında yaşayan her fert, son nefesini verinceye kadar Trabzonspor’la yatar. Trabzonspor’la kalkar. Yaşadığı şampiyonluklarla övünür, alamadığı kupalarla dövünür. Rüyayı bile Bordo-Mavi görür, şampiyonluk sayıklar. Kupaların arasında gezinir, gözü hep tabeladadır. Mağlubiyet kâbusuyla uyur, galibiyet coşkusuyla uyanır. Evinde bile stadyumu yaşar, başarıyı sayıklar. Kan içer, şampiyonluk şerbeti sayar. Kan davası sadece Trabzonspor’a kem gözle bakmaktır, onun dışında bü-

tün kusurlara bile hoşgörüyle bakar. Sevinci abartılı, öfkesi kabarıktır. Usta oyuncu deyince; rahmetli kaptan Cemil Usta’yı kabul eder. Güneş’i Şenol’da görür. Karadeniz deyince; Ali Kemal Denizci ’yi, Gökdeniz’i hatırlarlar. Trabzon’u fethedenin Fatih Sultan Mehmet olduğunu söylerseniz; onlar: “Biz Kral Fatih Tekke’yi tanırız.” derler. Aç susuz gezenleri bile Hüseyin Tok’un şampiyonluklar getiren 61. dakika golleriyle doyarlar. Makedonyalı Büyük İskender dersiniz; onlar, büyük çalımcı ustası İskender Gönen’i düşünürler. Bomba patlasa kıyamet kopsa; ‘Hami Mandıralı kaleyi bombaladı’ diye anlarlar. Süleymaniye Kalesi dersiniz; onlar: “Trabzonspor kalesinde tehlike mi var?” diye sorarlar. Tarih yazan dersiniz; “Destanlar yazan Ahmet Suat Özyazıcı” derler. Sümerler dönemine gidersiniz; sizi Özkan Sümer’le buluştururlar. Rio sahillerinden bahsedersiniz; ‘’ Ne münasebet, Karadeniz sahilleri var’’ derler.

Futbolun beşiği İngiltere dersiniz; onlar: “Bizim Faroz’dur.” derler. En kutsal semtler dersiniz; Yoroz’u Moloz’u sayarlar. “En sevap nedir?” dersiniz; onlar: “Allah’a kul, Peygamber’e ümmet ve Trabzonspor’a taraftar olmak” diye sıralarlar. Altından kaşıkla yesinler, kuş sütü içsinler; yenilgiden sonra zehir olur. Ekmek soğan yeseler; galibiyetten sonra ‘Dünyanın en lezzetli yemeğini yedik’ derler. Şaka yaparsınız; ‘’şike mi yapıyorsunuz?” diye sıçrarlar. Yasa dersiniz; tasalanırlar, hak dersiniz; hukuk ararlar. Zulmü alkışlayamam dersiniz; “Zalimi asla sevemem.” derler. Geçmiş siyasileri değil; ilk başkan Ali Osman Ulusoy’dan, ilk şampiyon başkan Şamil Ekinci’den günümüze kadar bütün başkanları anarlar, her sezonun kadrosunu yedekleriyle beraber ezberden sayarlar. Onlar, Trabzonlular; onlar, Trabzonsporlular...


hamsi Hamsi nedir? Hamsi özellikle Karadeniz’de kış aylarında gırgır adı verilen çevirme ağlarıyla avlanan doğal ürünümüz. Hamsi (Engraulis) genellikle bütün tropik ve subtropik denizlerde yaşayıp, kıyı kesimlerinde sürüler oluşturuyorlar. Hatta zaman zaman nehir deltalarında da görülebiliyorlar. Karadeniz ve Hamsi Türkiye su ürünleri üretiminin %90’ı denizlerden elde ediliyor. Avlanan toplam su ürünü kaynaklarının %82’siyse Karadeniz’den gelmekte. Türkiye’nin toplam olarak avladığı deniz balıkları, avcılığın görece az olduğu dönemle, avcılığın yine görece yüksek olduğu dönem olan 1950-1980 yılları arasındaki 30 yılda 4 kez artarak yılda 400.000 tona ulaşmış bulunuyor. Bu artış bir yandan gerçekten avlanan miktarın artmasından kaynaklanırken, bir yandan da hamsi ve istavrit gibi balıklara ait istatistiklerin daha iyi toplanabilmesinden ileri geliyor. 1958-1986 arasında kalan 28 yılda avlanan hamsi miktarı 4.4 kez artmış durumda. Karadeniz Hamsisi Bu avı karaya çıkartan Karadeniz gırgır filosundaki gelişme oldukça hızlı ve yüksek. Bu tür bir gelişmeyi, büyüklükleri çevresel koşullarla sınırlı stokların kaldırması zordur ve geçmişte av miktarlarının ciddi azalması da bunu doğrular görünüyor. Karadeniz bölgesinde artan av ve avcılık baskısı,

önceleri sanki bitmezmiş gözüyle bakılan hamsi stoklarının 1988/1989 sezonuyla birlikte önemli miktarlarda azalmasına neden olmuş bulunuyor. Bu azalmanın bir başka nedeni olarak da, Karadeniz’deki biyokitlesi anormal derecede artan ve hamsinin besinine ortak olan taraklı medüz (Mnemiopsi leidyi) gösterilebilir. 1988/89 avcılık sezonuyla birlikte azalan fakat şimdi artmış görünen hamsi avının sürekliliğinin sağlanması, yani sürekli yüksek ürünün alınabilmesi için bazı önemli noktaların dikkate alınarak gerekli önlemlerin uygulamaya konulması gerekiyor. 1978-1989 yılları için ODTÜ-Deniz Bilimleri Enstitüsünce yapılan çalışmalarda balıkçılığın durumu ele alınmış ve Karadeniz kıyımızda kışlayan hamsinin verebileceği sürekli en yüksek ürün 1968-89 dönemine ait verilerle 346 bin ton olarak tahmin edilmiştir. Bulgar bilim adamlarından Prodanov ve Stoyanova ise, F. Bingel ve ekip arkadaşlarınca daha önce sunulan verileri de kullanarak, tüm Karadeniz’de aynı dönem için 540 bin ton, 1968-95 dönemi içinse 461 bin ton en yüksek sürekli ürün miktarları tahmin etmiş bulunuyorlar. Bu değerlerden de görülebileceği gibi bütün Karadeniz için tahmin edilen miktarlar Karadeniz kıyımızda kışlayan hamsi için tahmin edilen miktarlara oldukça yakın. Bu veri ve sonuçlar ışığında Karadeniz hamsi avının yüksek değerlere çıkması hem araştırıcı hem uygulayıcı ve düzenleyici organlarda ve hem de ulusal kaynak ve kamu malı olan hamsiden geçimini sağlayan balıkçılarda sevinç yerine kaygı uyandırmalı. Bugün

35


Hamsi

36

artmış görünen hamsi avı yarın yeniden azalabilir. Onbir yıl önce (1988/89) hamsi çöküşünün nedenlerinden biri de 1987/88 döneminde yaşanan “iyi avcılık” sezonunun aslında aşırı avcılığa yol açmış olmasıdır. Buna bağlı olarak av, izleyen yıllarda azalmıştır. Yakın geçmişte yaşanmış bu gerçeğin yol gösterici bir niteliği olmalıdır. Çünkü olası ikinci hamsi çöküşünde birincisindeki kadar şanslı olunmayabilir ve stokların kendilerini toparlaması çok daha uzun sürebilir, hatta kendilerini hiç toparlamayabilirler. Öz olarak belirtilen nedenlerden dolayı ülkemiz kıyılarındaki hamsi avının iyimser bir yaklaşım olarak 300 bin tonu aşmaması gerektiği ve bunun sağlanması için gerekli hassasiyetin gösterilmesi önem taşıyor. Bu çerçevede son olarak önemli bir noktanın altının çizilmesinde yarar var: İnsanlar doğal değişmeleri ve bunun sucul stoklara getirdiği artma ve azalmaları kontrol edemiyor ve henüz bunu önceden de kestiremiyorlar. İnsanların tek kontrol edebilecekleri faaliyet balıkçılıktır. Biyolojik koşullar gerektirdiği zaman tüm diğer uygulama ve siyasi kaygıya dayalı karar ve uygulamalar geri plana itilmelidir. Çünkü doğa affetmez. Jeolojik devirlerde, Boğazların açılmasından sonra, hamsi sürüleri Akdeniz’den Karadeniz’e doğru çıkış yapmış ve bu suları bünyelerine uygun bulup benimsemişlerdir. Hamsiler denizlerimizde yaşadıkları bölgenin etkisinde kalarak degişik şekillerde göçlerini yaparlar. En kesif hamsi sürüleri Karadeniz’de bulunur. Yaşadıkları bölgelere göre de üç bölüme aynlırlar: 1. Azak Denizi ileDoğu Karadeniz arasında yaşayan hamsiler 2. Batı Karadeniz hamsileıi 3. Marmara’da yaşayan hamsiler Aynı familyadan olmalarına rağmen boy ve göçleri açısından Doğu Karadeniz, Batı Karadeniz ve Marmara hamsileri birbirinden farklıdır. Doğu Karadeniz Hamsisi Azak Denizi’nden Samsun’a kadar inen deniz kuşağında yaşayan hamsiler ortalama 11 cm. boyunda olup Batı Karadeniz hamsilerinden biraz daha küçüktürler. En büyüklerinin boyu 15 cm.’dir. Burnu daha küt, gözleri daha büyük, kafası daha kısadır. Eylül sonlarında deniz sıcaklıgı +10 dereceye indiğinde Azak Denizi’nden Dogu Karadeniz sularına doğru göçe başlarlar. Bu sırada yağlı ve çok lezzetlidirler. Bir yaşını tamamlamış olan bu sürüleri ekim ortasında daha yaşlı, iki-üç ve dört yaşında ve daha iri boyda olanlar takip eder. Doğu Karadeniz sahillerimizde ekimin ikin- ci haftasında hamsi avı sezonu açılır. Takımlar denize açılmadan önce kurbanlar kesilir, dualar okunur ve kurban kanı takımın ana ve yedek motoruna sürülür. Bu av için özel olarak hazırlanmış hamsi noz gözlü gırgır agları bir kez daha elden geçirildikten sonra güneş batışından önce denize çıkılır.

Av gece geç saatlere kadar devam eder. Fatsa Körfezi’nde yüzlerce teknenin av için gezınelerini ve balığa çıktıkları zaman gırgır ağlarını mola edişlerini seyretmeye doyum olmaz. Batı Karadeniz Hamsisi Sinop’tan, Trakya sahillerine ve İğneada’ya kadar olan bölgede yaşayan Batı Karadeniz hamsileri, Doğu Karadeniz hamsilerine oranla daha iridir. Boyları 18 cm’ye ka- dar ulaşır. Kasım ortalarından itibaren Trakya sahillerine ve Marmara’ya doğru göç ederler. Akış sırasında torik, palamut ve kofana gibi büyük balıklar hamsi sürülerini İstanbul boğazına doğru sürerler. Bogaz mahallinde gırgır ağlarıyla avcılığı yapılan hamsilerin İstanbul Boğazı’na girdikten sonra da ığrıp, manyat ve tarlakoz ağlarıyla Sarıyer, Çubuklu, Bebek, Çengelköy ve Kireçburnu sahillerinde avı devam eder. Bu akış şubat ortalarına kadar sürer. Adalar civarı, Gemlik Körfezi, İzmit ve Bandırma’nın derin sularına çekilip kışı ge- çirirler. Bu devre içinde aynı sulara giren ve kışlayan orkinos balıklarına da yem olurlar. Nisan sonlarında derin suları terk edip İstanbul Boğazı’ndan geçerek tekrar Karadeniz’e yumurta dökmek üzere akış yaparlar. Su seviyesinden 20 metre kadar derinliklere yumurta dökmeleri mayıs-eylül ayları arasındadır. Marmara Hamsisi Marmara’ya yerleşmiş olan bu hamsi sürüleri göç etmezler. Batı ve Doğu Karadeniz hamsilerine oranla daha küçüktürler. Kışın Gemlik, Bandırına ve İmralı açıklarında gırgır ağlarıyla avları yapılır. Zaman zaman yaz ortasında sardalya sürülerine de karışırlar. Hamsinin oltayla avı yapılmamasına ragmen Boğaz’da tesadüfen çok ince ve küçük çapari takımına atladıkları olur. Şayet olta takımı yapılması gerekiyorsa parlak beyaz iğne yerine sinek iğneyle ve beyaz tüyle çapari hazırlanırsa daha iyi sonuç alınabilir.


hatıra

Çocukluğumun ve Gençliğimin Trabzon’u 38

İlkokul yıllarım Hacıkasım Mahallesi’nde geçti. Hacıkasım İlkokulu’ndan Rum Kilisesi’nin de kenarında yer aldığı dereboyuna doğru uzanan yol üzerindeydi evimiz. Penceremizden bakınca karşımızda, eski valiliğin ve cezaevinin yanından geçen sokak üzerinde yer alan ve aşağılardaki dereye yukarılardan haklı bir ‘kendini beğenmişlikle’ bakmakta olan rengârenk eski Trabzon evlerini görürdük. Tabakhane Deresi’nin iki yanı her mevsimde yemyeşildi. Suları pırıl pırıl ve saydam olan derede kurbağaları seyreder, küçük balıklara ekmek kırıntıları atardık. Evlerimizdeki sobalar fındık kabuğu ile ısıtıldığı halde, kentin her yönden esen rüzgârlara açık olması, soba dumanlarını solumak zorunda bırakmazdı bizleri. Kente güzelliğini de temizliğini de rahatlığını da veren asıl özellilliği, doğallığı idi. İkinci Dünya Savaşı içinde olduğumuz yıllarda, Trabzon’da Almanya, İngiltere, İtalya, İran konsoloslukları vardı. Bunlar arasında özellikle Alman Konsolosluğu’nda çalışan diplomatların gözlem amacıyla kentte dolaştıklarını görürdük. Fotoğraflarımızı çekip, sonradan bize verdikleri olurdu. Alman malının sağlam ve kaliteli olduğunu, o günlerde sık sık duyardık. Hıdrellez’de, Boztepe’de soğan yapraklarıyla kızıllaştırılmış yumurtalar yemeye ya da el fenerleriyle bıldırcın avına çıktığımız yıllardı bunlar. Odessa’yı bombaladıktan sonra Rus uçaklarınca kovalanan bir Alman uçağı Moloz’da denizle kıyının birleştiği kumsala zorunlu iniş yapmıştı. Birçoklarımız

Prof. Dr. Ruşen Keleş*

gibi, benim için de uçağın nasıl bir nesne olduğunu tanıma fırsatı olmuştu bu olay. Pervaneli uçağın kanatlarına, pervanesine, gövdesine, tekerleklerine dokunup incelediğimi anımsıyorum parmaklarımla. Uçakla tanışıklığım o günlerde başladı. Treni ise çok daha sonra, üniversiteye öğrenci olarak gidince tanıdım. En yakından tanıdığım ulaşım aracı Denizyolları’nın Trabzon’a haftada iki gün uğrayan gemileriydi: Aksu, Gülcemal, Karadeniz, Akdeniz, Güneysu gibi adları vardı bu vapurların. Deniz Yolları’nda doktor olan amcam, bunlardan birinin hekimi idi. Gemisi, iki haftada bir Trabzon’a geldiğinde henüz liman yapılmış olmadığı için, dalgalarla boğuşan motorlara binerek gemide amcamı ziyarete gitmek, iki haftada bir benim için heyecan dolu unutulmaz bir fırsat olurdu. Cudibey İlkokulu, karşısındaki Vali Konağı, Kız Enstitüsü olarak kullanılan Kostaki’nin Konağı, Adliye, *Prof. Dr. Ruşen Keleş 19 Ağustos 1932 yılında Trabzon’un Araklı ilçesinde dünyaya geldi. İlköğrenimini Trabzon’da, Cudi Bey İlkokulu’nda, ortaöğrenimini ise Kemerkaya Ortaokulu’nda tamamladı. Trabzon Lisesi’nden mezun olmasının ardından, Siyasal Bilgiler Fakültesi giriş sınavını kazanarak Mülkiye öğrencisi oldu. 1950–54 yıllarını kapsayan öğrencilik döneminde, SBF Öğrenci Derneği’nde genel kurul başkanlığı, yönetim kurulu üyeliği ve kültür kolu başkanlığı yaptı. Paris Üniversitesi öğretim üyelerinden, halen Fransız Senatosu Genel Sekreteri olan Prof. Alain Delcamp’ın çağrısı üzerine, Avrupa Konseyi bünyesinde oluşturulan ve Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın uygulanmasını izlemekle görevli Bağımsız Uzmanlar Kurulu’nda 1994’te görev aldı. Süresi birkaç kez uzatılan bu görevini bugün de sürdürmektedir. Bu Kurul’un üyesi olarak Azerbaycan’da, bağımsızlıktan sonra yapılan ilk yerel seçimlere, Avrupa Konseyi adına gözlemci kimliği ile katıldı (1999). 70’i aşkın belediyede seçimlerin iptal edilmesi üzerine, 2000 yılı Mart ayında yenilenen seçimlerde de Konsey adına gözlemcilik yaptı. Seçimlerden sonra vermiş olduğu Azerbaycan’da ‘Yerel Demokrasi Yazanağı’, Azerbaycan’ın Avrupa Konseyi üyeliğine kabul edilmesinde etkili oldu.


Çocukluğumun ve Gençliğimin Trabzon’u Kız Ortaokulu, Belediye, Yeşilyurt Oteli, Şems Oteli, Sümer Sineması, Sulu Han, Nemlizade’nin Tavanlı’daki Konağı, Trabzon Lisesi, Trabzon’un kent kimliğine damgasını vurmuş yapılardan birkaçıydı. Bütün bu yapılarla birlikte, kentin yürüme uzaklığı içinde kalan bol yeşil alanları ve parkları kimliğinin ayrılmaz öğeleriydiler. Bunlardan büyük bir kısmının yıkılmasına seyirci kalınmış olması, hiçbir biçimde bağışlanamaz. Kentin karakterinin ayrılmaz öğelerinden biri de insanlarının sonsuz hoşgörüsüydü. Kendini acımasızca eleştirebilen, fıkralar yaratarak kendisiyle bile alay etme olgunluğuna erişmiş bir topluluktan, günümüzde rakip futbol takımlarının oyuncu ya da seyiricilerine, başka dinlerden ve kökenlerden olan konuklara nasıl kötü davrananlar çıkabildiğini anlamak gerçekten olanaksızdır. Trabzon’un kimliğindeki hoşgörünün ve çağdaşlığın göstergelerinden biri de benim çocukluğumda ve gençliğimde Uzunsokak’ta dolaşırken rastladığımız bayanlardan parmakla gösterilebilecek kadar azının ve ancak yaşlı hanımların başlarının “akla uygun örtülerle” örtülü olmasıydı. Ramazan aylarında kapalı lokanta görmeye de olanak yoktu. Demek ki, kimliğini yitiren bir kentin her yönüyle bir yitirme süreci içine girmesi, toplum bilimsel bir olgudur. Meydan Parkı ve Kale Parkı yaz gecelerinde konserler verilen, tiyatro oyunları sahnelenen sanat ve kültür alanlarıydılar. Muhsin Ertuğrul ve Burhanettin Tepsi gibi ülkemizin önde gelen sanat insanlarını o temsillerde seyretmek, dinlemek şansına sahip biriyim ben. Trabzon Halkevi, yabancı dil ve dans derslerinin de aralarında yer aldığı, türlü sanat ve kültür etkinliklerinin en canlı yuvasıydı. Lisede öğrenci olduğumuz yıllarda, okulumuz da müdürleri, aydınlık kafalı öğretmenleri ve öğrencileriyle kentin kültür zenginliğine katkıda bulunmaktan geri kalmıyordu. 1949-1950 yılları Trabzon Lisesi’nde Macbeth ve Cyrano de Bergerac gibi iki önemli oyun sahnelendi. Son sınıf öğrencisi olarak, bu oyunların her ikisinde de başrolleri oynama görevini, edebiyat öğretmenimiz rahmetli Halit Tanyeli bana vermişti. Bitirme ve olgunluk sınavlarının yaklaştığı günlerde yüzlerce sayfalık kitapları ezberleyerek seyircilerin alkışlarını kazanabilmek için elimden geleni yapmıştım. Cyrano rolünü başarıyla oynadıktan sonra, seyirciler arasındaki Trabzonlu Başbakan Hasan Saka’nın elimi sıkarak kutlaması beni çok onurlandırmıştı. Oyun öylesine etkili olmuş ki, uzun süre arkadaşlarım benden Cyrano diye söz etmişlerdi. 1989’da, okulumuzun 100. yıl kutlama etkinlikleri sırasında, okul kitaplığına uğrayıp ezberlediğim kitabı bulmuş ve altını kırmızı kalemle çizdiğim tümcelere yeniden göz atma fırsatı yakalamıştım. Annem, kızkardeşim ve yeğenlerim Trabzon’da yaşadıkları için, Karadeniz Teknik Üniversitesi’ndeki meslektaşlarımdan aldığım ders ve konferans davetleri vesilesiyle ve değişik dönemlerde görev yapan belediye başkanlarının çağrısı üzerine, okul arkadaşlarım veya öğrencilerim olan Trabzon valilerini ziyaret amacıyla karşıma çıkan hiçbir Trabzon gezisi yapma şansını geri çevirmedim. Bu türlü fırsatları bir ödev

olarak değil, bana huzur veren birer şans olarak algıladım. Kentin bağrına bir hançer gibi saplanan tanjant yolun ve öteki ulaşım zorunluluklarının kente kimliğinden çok şeyler yitirttiğine üzülerek tanık oldum. Hiç kuşku yok ki; tarihin, kültürün ve doğanın özenle bize bahşetmiş olduğu değerlerle; gelişen, kalabalıklaşan ve küreselleşmenin etkilerine açılan bir kentin gereksinmeleri arasında denge kurmanın güçlükleri vardır. Gerçekçi olmak gerekir. Ama unutmamalıyız ki, ek kaynak harcamaya bile gerek kalmaksızın koruyabileceğimiz, geliştirebileceğimiz pek çok kentsel ve çevresel değerimiz, her yerde ilgisizlik yüzünden yok olup gidebiliyor. Dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeler, eğitim düzeyinin yükselmesi, kent ve çevre duyarlılığının artması, Trabzon’umuzu hem daha çağdaş hem de daha kimlikli görebilmemiz için önemli fırsatlardır. Ülke ve hatta dünya çapında sanat ve kültür insanları yetiştirebilmiş verimli bir yaşam ortamının “kuraklığa” terk edilmiş olması, elbette küresel ısınmayla açıklanamayacak ölçüde ciddi bir sorundur. İnsan hamurunu yoğuran eller herkesten önce öğretmenlerin elleridir. Trabzon Lisesi denildiğinde; Faik Dranaz, Sırrı Dadaşbilge, Meliha ve Halit Tanyeli, Hayri Gür, Enis Arslan, Sabahat ve Kemal Ülker, Orhan Ural, Kayıhan Keskinok ve benzeri adları unutmak olanağı yoktur. Hepsi de, yalnız bilgi birikimleriyle ve üstün yetenekleriyle değil, örnek davranışlarıyla da, gençleri gerçek yurttaş olma yolunda başarıyla eğitmiş kişilerdir. Hepsini saygıyla, hayatta olmayanlarını rahmetle anmak isterim. Ve bu kısa, özlem dolu yazıyı, Trabzon aşığı bir Trabzonlu ozanın, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun şiirsellik, içtenlik ve zekâ dolu “Trabzon Deyince” başlıklı şiiriyle bitiriyorum. Trabzon Deyince..... Aklıma bir salkım karayemiş gelir İçin için kandil kandil ballanır Kandiller içinde bir kandil yanar Bir kız deli gibi koşmaya başlar Yanaklarında amoftaların alı Dudaklarında karayemişlerin moru Göğsünde.... Elinin körü.

39


Manaho Deresi Cezaevi Notları Sadık ALBAYRAK* Gazeteci & Yazar

40

23 Kasım 1982, Salı, Saat:23.00 Sevgili oğullarım, Serhat ve Berat, Babanız her kıyamda , az önce de namazda idi… Biraz sonra da yeniden diriliş için menamda olacaktır… Oğlum, hep sizi düşünüyorum. Nasıl düşünmeyeyim ki!.. Sizler daha çocuksunuz. Biriniz 10, diğeriniz 5 yaşında… Dünyayı toz pembe görüyorsunuz. Babanız yanınızda yok, amma anneniz var. Bir an beni hatırla-

sanız da , oyuna, eğlenceye dalar yine beni unutursunuz. Amma ben sizi hiç amma hiç aklımdan çıkarmıyorum. Ağaçların sararmış yapraklarını döktüğü şu mevsimde , sizler her sabah namazında kalbimde açar birer cennetsiniz…


Manaho Deresi – Cezaevi Notları

Size şimdiye kadar emeği ile geçinen , rızkı kaleminin ucunda ve daktilosunun tuşlarında olan bir baba olarak hizmet etmeye çalıştım. Biliyorum, çağın gerektirdiği ve arkadaşlarınızda var olan imkanları siz de istersiniz. Bu sizin en tabii hakkınız. Ama olmadı. Belki olmayacak da… Kiradan kurtulamayacak , el-alem yanınızdan gazla geçerken sizler, çamurlu yollarda ıslak ayakkabılarla eve koşacaksınız… Sizin boynu bükük büyümenize gönlüm razı olmaz. Sakın kendinizi küçük görmeyin. Okumanın , kitap yazmanın ve fikir çilesi çekmenin babanızı zindana tıkadığına aldırmayınız. İnsanlar hapisten korkarlar. ‘’ Babamız hapiste ‘’ demenin zor olduğunu biliyorum. Amma siz bunun en büyük bir şeref , ne yüce bir hiz-

met olduğunu büyüyünce daha iyi anlayacaksınız… 28 Kasım 1982, Pazar, Saat:00.30 İnsanlık neler gördü, neler geçirdi, daha neler geçirecek… Anlatıldğına göre , biz mahkûmlar, yıktırılan mezarlığın üzerinde inşa edilen bir hapishanin içinde çile çekiyoruz. Yani ölülerimizin mezarlarını yıkmış, sökmüş, onlardan iz bırakmadan, yerlerinde ‘’ modern ‘’ bir hapishane inşa ettirmişler… 41

*1970’lerden 2003’e dek aktif gazetecilik yapan, kitaplar yayınlayan ve bu nedenle hem ödüller alıp hem de hüküm giyen bir kalem Sadık Albayrak. 1942, Of doğumlu Albayrak, İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünden mezun oldu ancak o gazeteciliğe merak saldı. Hatta memuriyeti pahasına uzun yıllar yazarlığını Milli Görüş çizgisinde sürdürdü. Necmettin Erbakan’a da yakın olan Albayrak, kapatılan Refah Partisi’nde 1977’de milletvekili adayı da oldu. Albayrak, milletvekili seçilemedi ama yazmaya devam etti. 1977de İskilipli Atıf Efendi’nin bir eserinden ötürü, merhum Necip Fazıl’la beraber, İstanbul Toplu Basın Mahkemesi’nde yargılandı. 1981de ise bir eserinden dolayı mahkum oldu ve dokuz ay kadar Silivri kapalı cezaevinde yattı.(1982-83) 1979’dan itibaren Milli Gazete’de “Mizan” köşesindeki yazılarına devamla, bir iki yıl istinasıyla, bugüne kadar sürekli olarak yazarlık ve bir müddet de danışmanlık yaptı. Gazetedeki yazılarından ötürü, 12 Eylül sonrasında aralıksız “Sıkıyönetim, DGM ve Ağır Cezalar”dahakim önüne çıktı. 1981’de Türkiye Yazarlar Birliği tarafından “Son Devir Osmanlı Uleması” eserinden dolayı birincilik ödülüne layık görülen usta yazar Milli Gazete’de ve AK Parti’nin kuruluşundan itibaren Yeni Şafak’ta aynı anda köşe yazarlığı yaptı. 1996’ da İstanbul Büyükşehir Belediyesinde kültür danışmalığına başladı, bu arada da gazetedeki yazılarına devam etti. Sadık Albayrak, oğlu Berat Albayrak’ın Başbakan Erdoğan’ın kızı Esra Erdoğan’la evlenmesinin öncesinde Milli Gazete’deki yazılarına son vererek yalnızca Yeni Şafak’ta yazmaya başladı. Albayrak, ‘’Başbakan dünürü’’ olmasının ardından

çok kısa bir süre daha köşe yazarlığını sürdürdükten sonra Yeni Şafak’tan da istifa etti. Albayrak, köşe yazarlığının yanı sıra dünürü olan Başbakan Tayyip Erdoğan’ın başkanı olduğu dönemde başladığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki danışmanlık görevini de bıraktı. Usta kalem, istifaların ardından köşesine çekilerek zamanını kitap yazmaya ayırdı. ESERLERİ Albayrak, yıllarını araştırmaya ve yazmaya vererek 40’ tan fazla akademik niteliği yüksek, tarihi ve toplumsal konuları ele alan kitap yayımladı. İlk kitabı “Sömürüye Karşı İslam”, 1971 yılında yayımlandı. Onu “Yürüyenler ve Sürünenler”, “Taşlaşma-Çağdaşlaşma”, “31 Mart Vakası”, “Osmanlı’da Sosyal Yapı ve İstanbul”, “Doğu’nun İsyanı”, “Tek Parti Döneminde Batıcılık”, “Meşrutiyet İslamcılığı ve Siyonizm”, “İslam Mezhepleri ve Tarikatları Tarihi”, gibi farklı konu ve türdeki sayısız kitap takip etmiş. Bu kitaplardan beş ciltlik “Son Devir Osmanlı Uleması” gibi bazıları ödüler almış ve alanının en önemli başvuru kaynağı haline geldi. Albayrak, sadece telif eserler vermedi, eski eserlerin bugünkü Türkçeye kazandırılması üzerinde de çalıştı. “Budin Kanunnamesi” ve “İlmin Karşısında Maddecilik” gibi kitapları latin alfabesine aktarıp notlarla açıklamış. Türk edebiyatında fantastik kurgunun öncüsü olarak gösterilmeye başlanan Filibeli Ahmet Hilmi’nin “Amak-ı Hayal”ini de okuyucuya ilk kez o tanıttı. Albayrak son olarak “Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar” kitabıyla karşımıza çıktı. Albayrak kitabında TBMM’nin birinci ve ilk meclis olarak anılan döneminde, 1921-22 yıllarında yapılan siyasi ve fikri tartışmaları bilinmeyen yönleriyle ve farklı bir bakış açısıyla anlatıyor.

Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı … Her türlü tehdide rağmen , yalanların doğrusunu, yanlışların gerçeğini, doğru gibi bilinenlerin aslını bize ve bizden sonrakilere anlatan; bize tarihimizi , bize ecdadımızı , bize dünümüzü ve bugünümüzü hatırlatan; yani bize bizi hakkıyla tanıtan , bunu da , bir kuyumcu ustasının incelik ve hassasiyetiyle yerine getiren bir mütefekkir, bir gönül insanı, bir ariftir Sadık Albayrak…


trabzon anketi

42

Araştırmanın Kimliği Bu çalışma 13 - 16 MAYIS 2016 tarihleri arasında TRABZON ve İLÇELERİ GÜNDEM ARAŞTIRMASI üst başlığı ile MAK DANIŞMANLIK tarafından Trabzon Büyükşehir Sınırları içinde yaşayan seçmenin binde biri (544 kişi) ile CATI (Bilgisayar destekli araştırma) yöntemi ile yapılmıştır. Araştırmanın; finansmanını MAK Araştırma Değerlendirme Danışmanlık A.Ş. karşılamış olup; Araştırmanın analiz ve değerlendirme çalışmalarını MAK Araştırma Değerlendirme Danışmanlık A.Ş. bünyesinde faaliyet gösteren ARGEDER DÜŞÜNCE ENSTİTÜSÜ hazırlamıştır. MAK Danışmanlık olarak yaptırttığımız bu çalışmada toplumun sosyo-kültürel ortalamasına uygun doğru ve yeterli denek belirleme, bu deneklere bağlı olarak verilerin çoklu analizlerle ölçümlenmesinde LİKERT METODU kullanılmıştır. Saha çalışmasında %1.3 yanılma / hata payı ile değerlendirme yapılmıştır. ARAŞTIRMAYA KATILANLARIN CİNSİYET DAĞILIMI Araştırmada deneklerin belirlenmesinde % 52.5 erkek, % 47.5 bayan olmak üzere cinsiyet dengesi BAYAN; 47,5 oluşturulmaya çalışılmıştır. ERKEK; 52,5 ARAŞTIRMAYA KATILANLARIN CİNSİYET DAĞILIMI

BAYAN; 47,5

ERKEK; 52,5

ARAŞTIRMAYA KATILANLARIN YAŞ ARALIK ANALİZİ 8

65 YAŞ ÜSTÜ

23

45-65 YAŞ

24 ARAŞTIRMAYA KATILANLARIN YAŞ ARALIK ANALİZİ

35-45 YAŞ 25-35 YAŞ 65 YAŞ ÜSTÜ

27

8

18

18-25 YAŞ YAŞ 45-65 35-45 YAŞ

0

5

10

15

23

20

25 24

30

27

25-35 YAŞ

18

18-25 YAŞ 0

5

10

15

20

25

SÜMER 2 SK. ANGORA İŞ MERKEZİ 31 / 14 ANKARA TEL / FAX: 0 312 231 00 14 www.makdanismanlik.org

info@makdanismanlik.org

30

70 70 60 60 50 50 40 40 30 30 20 20 10 10 0 0

80 80 70 70 60 60 50 50 40 40 30 30 20 20 10 10 0 0

YARIN GENEL SEÇİM OLSA OYUNUZU HANGİ PARTİYE VERİRSİNİZ?

YARIN GENEL SEÇİM OLSA OYUNUZU HANGİ PARTİYE VERİRSİNİZ? 65,5 65,5

15,5 15,5

AK PARTİ AK PARTİ

67,7 67,7

CHP CHP

MHP MHP

1 1

0,5 0,5

0,5 0,5

0,2 0,2

SAADET SAADET

BBP BBP

BTP BTP

HDP HDP

0,8 0,8

3,5 3,5

DİĞERLERİ KARARSIZ DİĞERLERİ KARARSIZ

YARIN GENEL SEÇİM OLSA OYUNUZU HANGİ PARTİYE YARIN GENEL SEÇİM OLSA OYUNUZU HANGİ PARTİYE VERİRSİNİZ? (KARARSIZLAR DAĞILDIKTAN SONRA) VERİRSİNİZ? (KARARSIZLAR DAĞILDIKTAN SONRA)

16 16

AK PARTİ AK PARTİ

12,5 12,5

CHP CHP

13 13 MHP MHP

1,1 1,1

0,6 0,6

0,6 0,6

0,3 0,3

0,7 0,7

SAADET SAADET

BBP BBP

BTP BTP

HDP HDP

DİĞERLERİ DİĞERLERİ

MAK DANIŞMANLIK ülke genelinde trend oluşturma amaçlı her ay yaptığımız saha MAK DANIŞMANLIK ülke genelinde trend amaçlı her verirsiniz?" ay yaptığımız saha araştırmalarında sürekli sorduğumuz "yarın seçim olsaoluşturma oyunuzu hangi partiye sorusunu araştırmalarında sürekli sorduğumuz "yarın seçim olsayaşayan oyunuzu hangi partiye verirsiniz?" sorusunu Trabzon Büyükşehir kapsama alanındaki bölgelerde seçmene sorduğumuzda kararsızların Trabzon Büyükşehir kapsamamevcut alanındaki bölgelerde yaşayan göstermesi seçmene sorduğumuzda kararsızların dengeli dağılımı Ak Parti'de durumun korunduğunu bakımından önemlidir. Bu dengeli dağılımı Ak Parti'de durumun göstermesi bakımından önemlidir. Bu çalışmanın yapıldığı günlerdemevcut Ak Partide Genelkorunduğunu Başkan değişimi ve kongre kararı alınmış, 1 Kasım çalışmanın yapıldığı günlerde Ak Partide Genel Başkan değişimi ve kongre kararı alınmış, 1 Kasım seçimlerine Genel Başkan Ahmet Davutoğlu ile girmiş olan Ak Parti'nin genel başkanı halen netlik seçimlerine Genel Başkan Ahmet Davutoğlu ile girmiş olan Ak Parti'nin genel başkanı halen netlik kazanmamıştı. Buna rağmen seçmen partinin doğal lideri Recep Tayyip Erdoğan'a olan güveniyle kazanmamıştı. Buna rağmen seçmen partinin Recep Tayyip Erdoğan'a olan güveniyle partisinin oy oranını muhafaza etmektedir. Akdoğal Parti lideri 1 Kasım seçim vaatlerini hayata geçirmesiyle partisinin nazarında oy oranını 14 muhafaza etmektedir. Akyıpranmışlığın Parti 1 Kasım izlerini seçim vaatlerini hayata geçirmesiyle vatandaş yıllık iktidarında olası silmiş görülmektedir. CHP'nin vatandaş nazarında yıllıkzorlandığı iktidarında olası yıpranmışlığın CHP'nin kendi tabanına dahi 14 izahta basit kavgaları, MHP'ninizlerini sancılı silmiş geçengörülmektedir. kongre süreci iktidarın kendi tabanına dahi izahta zorlandığı basit kavgaları, MHP'nin sancılı geçen kongre süreci iktidarın yelkenlerine rüzgar olmuş gözükmektedir. yelkenlerine rüzgar olmuş gözükmektedir.

MAK DANIŞMANLIK ülke genelinde trend oluşturma amaçlı her ay yaptığımız saha araştırmalarında sürekli sorduğumuz “yarın seçim olsa oyunuzu hangi partiye verirsiniz?” sorusunu Trabzon Büyükşehir kapsama alanındaki bölgelerde yaşayan seçmene sorduğumuzda kararsızların dengeli dağılımı Ak Parti’de mevcut durumun korunduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Bu çalışmanın yapıldığı günlerde Ak SÜMER 2 SK. ANGORA İŞ MERKEZİ 31 / 14 ANKARA TEL / FAX: 0 312 231 00 14 2 SK. ANGORA İŞ MERKEZİ 31 / 14 ANKARA TEL / FAX: 0 312 231 00 14 alınPartideSÜMER Genel Başkan değişimi ve kongre kararı www.makdanismanlik.org info@makdanismanlik.org www.makdanismanlik.org info@makdanismanlik.org mış, 1 Kasım seçimlerine Genel Başkan Ahmet Davutoğlu ile girmiş olan Ak Parti’nin genel başkanı halen netlik kazanmamıştı. Buna rağmen seçmen partinin doğal lideri Recep Tayyip Erdoğan’a olan güveniyle partisinin oy oranını muhafaza etmektedir. Ak Parti 1 Kasım seçim vaatlerini hayata geçirmesiyle vatandaş nazarında 14 yıllık iktidarında olası yıpranmışlığın izlerini silmiş görülmektedir. CHP’nin kendi tabanına dahi izahta zorlandığı basit kavgaları, MHP’nin sancılı geçen kongre süreci iktidarın yelkenlerine rüzgar olmuş gözükmektedir.


Trabzon Anketi yaptığımız siyasetçi profili araştırmalarına konu bu soruya verilen cevaplar diğer illerimizde de benzer çıkmaktadır. Bu sonuçlardan hareketle siyasetçilerin vatandaşa daha ulaşılabilir, daha ilgili ve yakın diyalog içinde olması gerektiği dikkat çekici bir konudur.

BİR TRABZON'LU OLARAK SİZE GÖRE EN ÖNEMLİ GÜNDEM KONUSU NEDİR?

34

Trabzon'da Büyükşehir Belediyesi'nin En Başarılı Bulduğunuz Tarafı Nedir?

22

14

45

12

12 6

40 35 30 25

44

20 15 10 5

18

14

10

14

0

544 kişi ile yapılan bu kamuoyu araştırmasında Trabzonlu seçmen normalde Türkiye genelinde yaşanan sorunlarla paralel konuları ülkenin gündem sırasıyla ifade ederken bunun en önemli istisnası Trabzonspor sevdası... Bu yıl taraftarın ötesinde her Trabzonluyu üzen yine şampiyon olamama konusu Trabzon'da hemen herkesin dilinde...

544 kişi ile yapılan bu kamuoyu araştırmasında Trabzonlu seçmen normalde Türkiye genelinde yaşanan sorunlarla paralel konuları ülkenin gündem Bir Trabzon'lu olarak size göre size göre en önemli gündem konusu nedir? sorumuza Trabzonluların % 34 'ü terör derken, % 22 si işsizlik ve diğer ekonomik ifade etmekte, % 14 sırasıyla ifade ederken bunun en sorunları önemli istisnası Trabzonspor'un başarısızlığını, % 12 farklı boyutlarıyla ahlaki yozlaşmayı, % 6'lık bir kesimde Trabzonspor sevdası... yılbaştataraftarın ötesinde özellikle Trabzon'lunun ana baba ocağını terkBu ederek İstanbul olmak üzere dışarı göçünü her bir sorun olarak ifade etmektedir. Trabzonluyu üzen yine şampiyon olamama konusu Trabzon’da hemen herkesin dilinde... 2 SK. ANGORA İŞ MERKEZİ 31 / 14 ANKARA TEL / FAX: 0 312 231 00 14 SÜMER Bir Trabzon’lu olarak size göre size göre en www.makdanismanlik.org info@makdanismanlik.org önemli gündem konusu nedir? sorumuza Trabzonluların % 34 ‘ü terör derken, % 22 si işsizlik ve diğer ekonomik sorunları ifade etmekte, % 14 Trabzonspor’un başarısızlığını, % 12 farklı boyutlarıyla ahlaki yozlaşmayı, % 6’lık bir kesimde özellikle Trabzon’lunun ana baba ocağını terk ederek başta İstanbul olmak üzere dışarı göçünü bir sorun olarak ifade etmektedir. (HER PARTİ SEÇMENİ İÇİN AYRI AYRI) OY VERDİĞİNİZ (HER PARTİ YÖNETİCİLERİNDEN EN ÇOK ŞİKAYETİZ PARTİ SEÇMENİ İÇİN AYRI AYRI) OY VERDİĞİNİZ PARTİ NEDİR? YÖNETİCİLERİNDEN EN ÇOK ŞİKAYETİZ NEDİR?

33 33

SİYASETCİYE ULAŞAMAMAK

30

30 24

22

TRABZON'UN DAHA FAZLA KALKINMASI İÇİN SİZE GÖRE NE YAPILMALIDIR? 30 25

26 12

17 11

11

9

0

SİYASETCİLERİN İLGİSİZLİĞİ

14 10

10

14

SİYASETCİNİN VATANDAŞA TEPEDEN BAKMASI

23 20

20 15

HİÇBİR KONUDA BAŞARILI BULMUYORUM

Trabzon’da Büyükşehir Belediyesi’nin En Başarılı Bulduğunuz Tarafı Nedir? Şeklindeki sorumuza Trabzonlu vatandaşlarımızın %14 ü Belediyeyi her anlamda başarısız bulduğunu ifade ederken geri kalan % 2014 seçimlerinde %59.5 oy alan bir Belediye Başkanının yaklaşık 6 yıl sonra (ki bir önceki 76’nınde mevcut % 44’ü Trabzon Büyükşehir Belediyesini dönemde Başkan yine başkandı) yıpranmamış olması, kendisine oy veren seçmendenher daha fazlasının bir yada birkaç yönüyle kendisini başarılı bulmaları önemlidir. konuda başarılı bulduğunu ifade etmekte, diğer % 42 lik bir kesim ise kısmi memnuniyet ifade etmektedir. 2014 seçimlerinde %59.5 oy alan bir Belediye Başkanının yaklaşık 6 yıl sonra (ki bir önceki dönemde de mevcut yine 31başkandı) olSÜMER 2Başkan SK. ANGORA İŞ MERKEZİ / 14 ANKARA TEL / yıpranmamış FAX: 0 312 231 00 14 www.makdanismanlik.org info@makdanismanlik.org ması, kendisine oy veren seçmenden daha fazlasının bir yada birkaç yönüyle kendisini başarılı bulmaları önemlidir.

5

35 35

35

25

HER KONUDA BAŞARILI BULUYORUM

10

40

40

ÜST YAPI HİZMETLERİ

Trabzon'da Büyükşehir Belediyesi'nin En Başarılı Bulduğunuz Tarafı Nedir? Şeklindeki sorumuza Trabzonlu vatandaşlarımızın %14 ü Belediyeyi her anlamda başarısız bulduğunu ifade ederken geri kalan % 76'nın % 44'ü Trabzon Büyükşehir Belediyesini her konuda başarılı bulduğunu ifade etmekte, diğer % 42 lik bir kesim ise kısmi memnuniyet ifade etmektedir.

15

45

SOSYAL PROJELER

20

50

50

ALT YAPI HİZMETLERİ

10 10

11

DİĞERLERİ

5 0 AK PARTİ

CHP

MHP

DİĞERLERİ

Bu sorunun muhatabı olan bütün katılımcıların Bu sorunun muhatabı olan birbirine bütün katılımcıların şikayetleri aslında birbirine çok yakın. şikayetleri aslında çok yakın. Cevaplardaki Cevaplardaki farklılıklar genelde ifade etme biçimi ile yakından ilgili. Görüldüğü üzere seçmen farklılıklar genelde ifade etme biçimi ile yakından ilpartisinin kılcal damarı olan il ve ilçe yöneticilerinden milletvekillerine kadar en çok "siyasetçiye ulaşamama, üzere ulaştığındaseçmen gerekli ilgiyipartisinin görememe, siyasetçinin vatandaşa gili. Görüldüğü kılcal damarı tepeden bakması ve öykünmeci bir dil" kullanmasından rahatsız olduğunu ifade etmektedir. olan il ve ilçe milletvekillerine MAK Danışmanlık olarakyöneticilerinden yaptığımız siyasetçi profili araştırmalarına konu bu soruyakadar verilen cevaplar diğer illerimizde de benzer çıkmaktadır. Bu sonuçlardan hareketlegerekli siyasetçilerin en çok “siyasetçiye ulaşamama, ulaştığında ilvatandaşa daha ulaşılabilir, daha ilgili ve yakın diyalog içinde olması gerektiği dikkat çekici bir giyi görememe, siyasetçinin vatandaşa tepeden bakkonudur. ması ve öykünmeci bir dil” kullanmasından rahatsız olduğunu ifade etmektedir. MAK Danışmanlık olarak SÜMER 2 SK. ANGORA İŞ MERKEZİ 31 / 14 ANKARA TEL / FAX: 0 312 231 00 14 www.makdanismanlik.org

info@makdanismanlik.org

Trabzon’da yaşayan vatandaşlarımıza Trabzon’un Trabzon'da yaşayan Trabzon'un kalkınması için önerilerini sorduğumuzda kalkınması içinvatandaşlarımıza önerilerini sorduğumuzda bölge inbölge insanının yatırım beklediğini, bununda sırasıyla sanayi, turizm, üniversiteler, ulaşım, tarım ve sanının yatırım beklediğini, bununda sırasıyla sanayi, spora yatırım şeklinde sıralandığını belirtebiliriz. turizm, üniversiteler, ulaşım, tarım ve spora yatırım şeklinde sıralandığını belirtebiliriz.

SÜMER 2 SK. ANGORA İŞ MERKEZİ 31 / 14 ANKARA TEL / FAX: 0 312 231 00 14 www.makdanismanlik.org

info@makdanismanlik.org

43


Trabzon Anketi

Seçimlere göre Trabzon İli Milletvekili Dağılımı 1946 1950 1954 1957 1961 1965 1969 1973 1977 1983 1987 1991 1995 1999 2002 2007 2011 2015

AP

5

5

5

2

3

Ak Parti ANAP CHP

3 12

DP

9 3

4 12

3

4

4

6

3

3

6

6

4

5

2

1

1

1

1

1

2

4

12

Demokratik Parti

1

DSP

1

1

1

1

44 DYP

1

1

FP

1

HP

2

MP

1

MSP

1

1

MDP

1

MHP

2

RP Toplam

12

12

12

12

9

9

9

8

8

6

7

2

3

6

8

7

8

8

6

6

Yukarıdaki tablo Trabzon siyasetinin milletvekili bağlamında evrildiği yapıyı göstermesi bakımından önemlidir. Tarihsel süreçte Trabzon’da CHP de düşüşü Ak Partinin ise net yükselişi dikkat çekmektedir.


TRABZON 26. dönem milletvekilleri Süleyman SOYLU AK Parti Trabzon Milletvekili

Haluk PEKŞEN CHP Trabzon Milletvekili

Aslen Trabzon Of’lu bir ailenin çocuğu olan Soylu 1969 yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini İstanbul’da tamamladı. Soylu, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdi. 30 Eylül 2012 tarihinde yapılan Ak Parti 4. Olağan Genel Kurulunda Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyeliğine ve ardından da Ak Parti Genel Başkan Yardımcılığı’na seçilen Süleyman Soylu, 1,5 yıl Ar-Ge Başkanlığı görevini üstlendikten sonra 14 Nisan 2014 tarihinde Teşkilat Başkanlığı görevine getirildi. 1 Kasım seçimlerinde Trabzon’dan milletvekili seçilen Süleyman Soylu evli ve iki çocuk babasıdır. Soylu 1 Kasım seçimleri sonrası kurulan 64. hükümette Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı oldu.

11 Eylül 1961’ de Trabzon Yomra İlçesi Yokuşlu Köyünde doğdu. Annesinin adı Zehra, Babasının adı Seyit’dir. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Avukatlık ve danışmanlık görevlerinin yanı sıra çok sayıda sivil toplum örgütlerinin kurucu ve yöneticiliğini yapmıştır. Havacılık, Bankacılık, Gümrük, Dış Ticaret Yasası başta olmak üzere çok sayıda yasa, tüzük, yönetmelik hazırlık çalışmalarında görev yaptı. Balyoz Savunma ve Bir Ülke Geleceğini Arıyor isimli iki yayınlanmış eseri bulunmaktadır. İngilizce bilen Pekşen evli ve iki çocuk babasıdır

Ayşe Sula KÖSEOĞLU AK Parti Trabzon Milletvekili

Muhammet BALTA AK Parti Trabzon Milletvekili

Trabzon Çaykara nüfusuna kayıtlı olan Ayşe Sula Köseoğlu, 1969 yılında Trabzon’un Maçka İlçesinde doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1992 yılında başarı ile mezun olarak öğrenim hayatını tamamladı. 2008-2009 yılları arasında Yerel Yönetimlerden sorumlu Ak Parti Trabzon İl Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü. 2011 Milletvekili seçimlerinde yine AK Parti’den milletvekili aday adayı oldu. Nisan 2010’da Emine Erdoğan öncülüğünde Avrupa Parlamentosu’nda Türk kadınını temsil eden 200 kişilik heyette yer aldı. KTÜ İİBF Dekanı Prof. Dr. Mustafa Köseoğlu ile evli olup, Beyza (17) ve Zeynep (13) adında iki kız çocuğu annesidir.

Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Muhammet Balta, 1966 yılında Vakfıkebir’de doğdu. İlk ve ortaokulu Vakfıkebir’de, Liseyi Trabzon Lisesi’nde tamamladı. 1988 yılında Hacettepe Üniversitesi Maden Fakültesi’nden Maden Mühendisi olarak mezun oldu. Balta 2007 yılında İl Genel Meclisi Başkanlığına seçildi. Son genel seçimlerde AK Parti’den Trabzon milletvekili aday adayı olan Balta, 2009 yılında Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı oldu. 61 ve 62. hükümetlerde Çevre Şehircilik Bakan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Muhammet Balta, İngilizce bilmekte olup, evli ve biri kız biri erkek iki çocuk babasıdır.

Adnan GÜNNAR AK Parti Trabzon Milletvekili

Salih CORA AK Parti Trabzon Milletvekili

1966 Yılında Akçaabat’ta doğdu. İlk ve Orta öğrenimini Trabzon’da tamamladı. 1990 yılında Atatürk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesini bitirdi. 1991 yılında aynı Üniversitenin Ortodonti anabilim dalına Araştırma Görevlisi olarak girdi. 1996 yılında Doktorasını tamamladı. 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde Ak Parti Trabzon Milletvekili aday adayı oldu 2007 de Ak Parti Trabzon İl Teşkilat Başkanı olarak görev yaptı. 8 Ocak 2010 tarihinde Ak Parti Trabzon İl Başkanlığı görevine atandı. 13 Mayıs 2012 de olağan İl kongresinde yeniden AK Parti Trabzon İl Başkanı seçilerek 20 Aralık 2014 tarihinde görevini tamamlamıştır.

09.07.1981 tarihinde Trabzon’un Tonya ilçesi’nde doğdu. İlköğrenimini Tonya ilçesi Karşular İlkokulu’nda tamamladı. Ortaokulu, Trabzon Atatürk İ.Ö.Okulu’nda, liseyi ise Trabzon Yabancı Dil Ağırlıklı Atatürk Lisesi’nde okudu.1998 yılında, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi ve 2002 yılında mezun oldu. 29 Yaşında ‘Geç Değil Genç Olsun’ söylemi ile yola çıkarak genç kitleleri etrafında birleştirdi.İlk kez aday adayı olduğu 12 Haziran 2011 Tarihli Genel seçimlerinde 24.Dönem Ak Parti Trabzon 6.sıra Milletvekili adayı olarak listeye girdi. Salih Cora, evli ve ÜÇ çocuk babasıdır.

45


TRABZON DEYİNce... 46

İlk çocukluk günlerinin insan hafızasındaki yeri çok derindir. Çocukluğun o safiyetinde zihne kazınan ilk izlenim ve hatıralar hayat boyu hep canlı kalır. Hayatımda bunu hep hissettim. 6 yaşlarına kadar yaşadığım Sürmene/Köprübaşı/Yılmazlar köyünün o zamanlardaki hali ve yaşantısı –bugün de çok değişmemiş olsa bile- hala gözlerimin önünde tüm canlılığı ile durur. Rahmetli babam medrese eğitimini bitirdikten ve bir müddet öğrenci yetiştirdikten sonra, resmi bir görev alarak bizleri oradan çıkarıp, eğitim almamızı sağlamak için hep bir çaba içinde oldu. Sonraları sıkça söylediği gibi, “bu çocuklar buralarda kalsa ancak çobanolurlar” düşüncesi onu bu arayışlara zorluyordu. Nihayet 1954 yılında o zorlukları nasıl aştıysa, Ankara’da girdiği müftülük-vaizlik sınavlarını kazanarak Milas ilçe müftülüğüne tayin oldu. Hiçbir geliri olmadan Ankara’ya nasıl gidip geldiğini, oralarda nasıl ve nerelerde kaldığını hep merak etmişimdir.

Prof. Dr. Mustafa Sait YAZICIOĞLU 14. Diyanet İşleri Başkanı (E.) Devlet Bakanı* Gelir yoku, çünkü ekip biçilecek tarla veya gelire dönüştürülebilecek herhangi bir imkân yoktu. Bildiğim kadarı ile tarlaya mısır ekilir, toplanır,ufalanır,çuvala doldurularak ve sırtta taşınmak sureti ile değirmene götürülür; elde edilen unun bir kısmı masraf olarak değirmenciye verilir, geriye kalanından ekmek yapılırdı. Ekmeğin yanında da ekilip yetiştirilen patates, fasulye gibi birkaç kalem sebze katık yapılarak idare edilirdi. Bir şeyler üretip satıp onu gelire dönüştürmeimkânı yoktu. Satın alınması gereken gaz, tuz, şeker gibi ihtiyaç maddeleri nasıl temin edilirdi diye düşününce insanın içine bir sızı saplanıp kalır. *Prof. Dr. Mustafa Sait Yazıcıoğlu (d. 3 Aralık 1949, Sürmene, Trabzon), Türk siyasetçi ve ilahiyatçı 14. Diyanet İşleri Başkanı. “Süper Vali” olarak da bilinen Vali Recep Yazıcıoğlu’nun kardeşidir. Babasının memuriyeti sebebi ile ilkokul ve ortaokulu Milas’ta, liseyi 1967 yılında Aydın’da tamamladı. 1971 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Fransa’da doktora yaptı. Bir yıla yakın bir süre Diyanet İşleri Başkanlığı merkez teşkilatında çalıştı. 1972-1977 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı adına doktora öğrenimi yapmak üzere Fransa’ya gönderildi. 1975 yılında 4 aylık kısa dönem Yedek Subay olarak askerliğini tamamladı. 1977 yılında Asistan Dr. olarak Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne girdi. 1983 yılında Matüridi ve Nesefi’ye göre insan hürriyeti kavramı konulu teziyle Doçent oldu. 1988 yılında Profesör oldu. 17 Haziran 1987-3 Ocak 1992 tarihleri arasında 14. Diyanet İşleri Başkanı olarak görev yaptı. 14 Şubat 1993 yılında Cumhurbaşkanlığı kontenjanından Yükseköğretim Kurulu Üyeliğine atandı. 21 Temmuz 1994 tarihinde Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dekanlığı’na atandı. 10 Mayıs 1996 tarihinde UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Yönetim Kurulu Üyeliğine seçildi. 3 Kasım 2002 seçimleri ile AKP Ankara milletvekili olarak TBMM’ye girdi. 5-10 Mart 2004 tarihleri arasında İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği (İKÖPAB) Türk Grubu Başkanlığı yaptı. 22 Temmuz 2007 seçimleri ile tekrar Ankara milletvekili seçildi. 29 Ağustos 2007 tarihinde yeni kurulan 60. Hükümet’te Din İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı olarak görev aldı. 1 Mayıs 2009 tarihindeki Bakanlar Kurulu değişikliği ile görevinden ayrıldı. 12 Haziran 2011 seçimlerinde milletvekili adayı olmayarak siyasetten çekildi. Halen İstanbul Ticaret Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü öğretim üyesidir. Evli ve iki çocuk babasıdır.


Trabzon Deyince

Bu şartlarda oradan çıkıp geleneklerini, iklimini, insanlarını hiç bilmediğimiz bir yerde, hayata tutunup çabaladığımız günleri unutmak elbette mümkün değil. Bir yaz günü memleketten olabilecek en uzak mesafede bir yurt köşesi olan Milas’a gelince, iklim değişikliğine alışamayıp hasta olduk. Ayağa kalkıp sokağa çıkacak mecalimiz yoktu. Alışık olmadığımız yiyecekleri yemekte zorluk çekiyorduk. Uzun ve çileli bir yolculuktan sonra tekrar memlekete döndük. Kışın babam bizi tekrar aldırdı ve biz de artık bir taraftan tutunarak uyum sağlamaya çalıştık. Bu şartlar altında başlayıp eğitim almak, yurt dışında doktora yapıp akademik basamakları başarı ile tamamlamak, Diyanet İşleri Başkanlığı, Üniversitede yıllarca Dekanlık ve yöneticilik, Yükseköğretim Kurulu Üyeliği (YÖK) ve nihayet 2 dönem Ankara Milletvekilliği ve 2 yıl Devlet Bakanlığı yapmak, her halde hayal dahi edilemeyecek işlerdi. Bu girişi şunun için yapmak ihtiyacını hissettim. Büyük şehirlerde, isim yapmış kolejlerde okuyarak, çocuk yaşta dil öğrenmek, çok iyi üniversitelerde eğitim almak gibi sıra dışı imkânlara sahip olanlara göre bizimkisi her halde sıfırdan değil, eksiden başlamak gibi bir şeydi. Ancak eksiden başlansa bile, azim gayret ve çok çalışmakla nerelere ulaşıldığına bir örnek olsun, kimse ümitsizliğe kapılmasın, “çalışmakla bu ülkede gelinemeyecek makamyapılamayacak hizmet yoktur” ifadesinin boş olmadığını vurgulamak içindir. Elbette her gayret eden ve çalışan bu ve benzeri üst görevler yapma imkânı bulamaz. Bu ayrı bir bahistir; ancak tüm hizmet alanları ülkemizde herkese açıktır ve pek çok örnekleri de vardır. Cumhuriyetin sağladığı bu imkânlarla bugün ülkemizde, Cumhurbaşkanından tutun devletin en üst makamlarında, bu zorlu yollardan geçen pek çok insanla karşılaşmak

imkânı vardır. Bunun kıymetini bilip, olumsuz düşüncelerin esiri olmadan, elden gelen gayreti göstermek ve mücadele etmek, insan olmanın gereğidir. İnsan elinden gelenleri yapacak, ondan sonra da Cenabı Hakkın takdiri sonucu belirleyecektir. Çocuk yaşlarda doğup büyüdüğün yerden çıkmak insana hüzün veren radikal bir değişimdir. Ama çocuk her ortama kısa sürede alışır ve uyum sağlar. Rahmetli annemin yıllarca memleket özlemi içinde gözyaşı döktüğüne sıklıkla şahit olmuşumdur. İmkânlar o kadar kıt, mesafe o kadar uzaktı ki yıllarca sıla-i rahim yapma imkânı olmazdı. Çocukların okulları, geçim sıkıntıları, imkânsızlıklar buna izin vermezdi. Memleket özlemi bizim hayatımızda hep var olmuş bir duygudur. Her ne kadar memleket şartlarında yaşamak çok zor ise de duygulara ve hissiyata hâkim olmak da elde olan bir şey değildir. Karadeniz bölgesinin tarihi, siyasi, sosyolojik ve diğer yönleri üzerinde birçok çalışma yapılmıştır. Bu vesile ile konunun başka bir yönü üzerinde kısa da olsa durmak isterim. Bölgede çok eski yıllara dayalı bir medrese eğitimi geleneği mevcuttu. Çok genç yaşta (3-4 veya 5-6 yaşlarda) hafızlık yapan çocukların bir kısmı “Efendi” tabir edilen icazetli (medrese mezunu hoca) hocaların yanında medrese eğitimine başlardı. İsminin başında “Efendi” unvanını herkes taşıyamazdı. Medrese eğitimini başarı ile tamamlamış, icazetnamesini (diploma) almış, saygı duyulan kişilerin bu unvanı, ne tuhaftır ki çok sonraları apartman kapıcılarının ismine ilave edilen bir sıfata evirilmiştir. Kavramların zaman içerisinde farklı anlamlara dönüştüğü bilinen bir husustur. Medrese eğitimi üzerinde kısaca durmak gerekir. Hafızlık alt yapısından sonra, ünlü hocaların yanında Arapça eğitimi ile başlayan, ağırlıklı olarak o eksende devam eden, zamanla Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam gibi İslami disiplinlerde ilgili metinler okuyarak gelişen bir özel eğitim metodu olarak medrese eğitimi, üzerinde bilimsel çalışmalar yapılmasını gerektiren öneme sahip olmuştur. Belirli bir süresi yoktu; öğrenci belli bir seviye ve olgunluğa gelince icazet merasimi ile eğitim tamamlanmış olurdu. Günlük ders ve program hocalar tarafından belirlenirdi. Sonunda her bakımdan yetişip 0lgunlaşan öğrenciler, belirlenen bir tarihte “icazet merasimi” (mezuniyet töreni) ile “icazetname”lerini (diploma) alarak “Efendi” unvanı ile hocalık payesini elde ederlerdi. İcazet merasimleri ünlü hocaların bir araya geldiği, topluluğa hitap ettikleri müstesna zamanlardı. Aday öğrenciler de Kur’an okuyarak veya konuşmalar yaparak törenlere renk katarlardı. Sonunda hazırlanan icazetnameler hak edenlere verilirdi. İcazetnamelerde öğrenciden bahisten sonra, öğrencilerin ve hocalarının ders aldığı hocalar silsilesi peş peşe zikredilir, Hz. Peygamber ve nihayet Yüce Allah’ta son bulurdu. Onun için bu geleneğin büyük bir saygınlığı ve önemi vardı. Bu eğitimin resmi bir yönü olmadığı için kişiye herhangi bir devlet görevinin kapısı aça-

47


Mustafa Sait Yazıcıoğlu

48

mazdı. Diyanet İşleri Başkanlığı o zamanlar İmam Hatip Okulları ve İlahiyat Fakülteleri olmadığı için zaman zaman sınavlar açarak belli kademelerdeki görevli ihtiyacını bu kaynaklardan karşılardı. Yeri gelmişken bir hususa da parantez açmış olayım. Cumhuriyet ilan edildikten sonra bir kısım yasal düzenlemeler yapılmış, devrim yasaları yürürlüğe girmiştir. Bunların en önemlilerinden birisi, Hilafetin kaldırılması sonucu fonksiyonu kalmayan “Şer’iye ve EvkafVekâleti” yerine 3 Mart 1924 yılında “Diyanet İşleri Reisliği”nin kurulması olmuştur. İslam dini ile ilgili işlerin yürütülmesi için bir teşkilat kurulmuş, ancak hangi kaynaklardan eleman temin edileceği sanki unutulmuştu. Yıllar içinde bu ihtiyaç iyice kendini belli edince, 1949 yılında Ankara Üniversitesi bünyesinde ilk İlahiyat Fakültesi açılmıştır. 1950 li yıllardan sonra İmam Hatip Okulları, Yüksek İslam Enstitüleri açılmış, 1982 de çıkarılan YÖK yasası ile üniversitelere bağlı İlahiyat Fakültelerinin sayıları da zaman içerisinde artış göstermiştir. Parantezi burada kapatıp konumuza dönersek, babamın resmi görev alması, ifade edildiği gibi, Diyanetin açtığı sınavlar sonucu olmuştu. İlkokulu sonradan ve dışardan bitirmiştir. Babam medrese eğitiminden sonra yıllarca talebe okutmasına rağmen eksikliklerini o esnada ta m a m l a d ı ğ ı n ı hep söylerdi. O kadar ki ertesi günün dersini hazırlamak için çok defa sabahladığını, öğrencilerden çok daha fazla çalıştığını anlatırdı. Zaman içinde o hale gelmişti ki, “alet Baba(genellikle Yazıcıoğlu ilimleri Arapçayı öğrenmek için medreselerde okutulan bir kısım kitaplar) kaybolsa oturur aynısını yazardım” ifadesini kendisinden çok duymuşumdur. Konunun önemli gördüğüm bir başka boyutuna değinmeden geçemem. Medrese geleneğinin toplumun dini hayatında çok önemli bir rolü vardı. Şimdiki gibi din görevlileri olmadığı için, insanlar dini konularda aydınlanma ihtiyacını hissettiklerinde hocalara gider ve bilgilenme imkânını bulurlardı. Bunun yanında belli zamanlarda camilerde vaazlar verilerek insanlar dini konularda aydınlatılırdı. Hatta bazı konular pusulalara yazılarak hocalara iletilir, onlar da konuşmaları esnasında bunları cevaplandırırdı. Belki tuhaf karşılanacaktır ama bazı şikâyetlerin iletildiği de olurdu. Hocalar genelde iyilikle ve karşılıklı anlayışla bu ihtilafların çözülmesini ister, yoksa beddua ederek haksız olanın ilahi bir cezaya uğraması için yakarırdı. Böylece bir çeşit manevi baskı uygulandığı gibi,bir nevi “ara bulma kurumu” (Ombudsman / Kamu Denetçiliği) görevi de yerine getirilmiş olurdu. Dolayısı ile mevcut imkânlarla hiçbir resmiyeti olmayan böyle bir dini rehberlik görevi kendiliğinden, ihtiyaçlar sonucu oluşuyordu. Böylece çok önemli alandaki boşluk sivil bir girişimle çözüme kavuşma imkânı buluyordu. Medrese eğitimi devlet tarafından yasak sayıldığı için çoğu zaman gizlilik içinde yürütül-

düğünü babamdan çok duymuştum. Hem bir ihtiyacı karşılayacak kurumlar oluşturulmayacak, hem de özel imkânlarla karşılanmaya çalışılacak girişimler engellenecek… Bu da o dönemlerin baskıcı yönetimlerine bir örnek olarak görülebilir. Bu noktada üzerinde durulması gereken çok önemli bir husus da şudur. Medrese eğitimi almış hocaların bir kısmı birikimleri ve hitabetleri ile öne çıkıyor, toplumun büyük saygısını kazanıyor, ünleri başka illere de taşıyordu. Bunlar dinin özünü ve ruhunu iyi bilen, çok yönlü yorumlar üretebilen insanlardı. Topluma rehberlikleri –gördükleri saygıdan dolayı – çok etkili idi. Hiçbir tarikat veya cemaat yapılanması içinde değillerdi. Onun için Karadeniz bölgesinde bu tür yapılanmalar, bu üslup ve gelenek devam ettiği müddetçe hiç görülmemiştir. Çünkü bir ihtiyaç yoktur; bilgilenmek isteyen istediği anda yetkin hocaları bulup, konusu ile ilgili güvenilir ve doğru bilgi alabilme imkânına sahipti. Ne zaman ki bu gelenek ve uygulama sona erdi, tarikat ve cemaatleşme zaman içinde bu bölgemizde de yaygınlaştı. Şuna da işaret ederek bu bahsi kapatıyorum. Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde de benzer köklü bir medrese geleneği vardır. Karadeniz’de bitmişse de o bölgelerde resmi kurumlar içinde bu gelenek günümüzde de sürdürülmektedir. Bir farkla ki bu eğitimin yanında öğrencilere gelecekte önlerini açacak resmi okulların (İmam Hatip) müfredatı da verilerek bağlantı sağlanmış olmakla hak kaybı da önlenmiş oluyor. Bu bölgelerimizde ünlü medrese hocaları (mele) toplum üzerinde büyük saygınlık ve otoriteye sahiptirler. Diyanet İşleri Başkanlığım esnasında, merhum Turgut Özal ile bu gibi saygın şahsiyetlerden, belli konularda nasıl yararlanılabileceği konularını sıklıkla konuşurduk. O dönemlerin bilinen şartlarında bu kolay bir şey değildi. Bugün yeni yeniden aynı arayışın olduğunu gördüğümde, geçen yılların ne büyük kayıplara sebep olduğunu düşünmeden edemem. Türkiye’de medrese sistemi İmam Hatip Okulları ve İlahiyat Fakülteleri açılıp, Diyanet buralardan mezun olanları istihdam etmeye başlayınca sona ermiş oldu. Bugün modern anlamda verilen din eğitimi ile medrese sisteminin analizlerini yapıp artı ve eksilerini tespit etmemiz gerekiyor. Buradan çıkacak sonuçlara göre din eğitimi yenilenmeli, daha kaliteli ve seviyeli bir hale getirilmelidir. Günümüzde din daha çok şekil ve kalıplar üzerinden anlaşılıp anlatılmaktadır.


Trabzon Deyince Hâlbuki asıl olan özü ve ruhu yakalamaktır. Konu, üzerinde çokça düşünülmeye değerdir. Karadeniz bölgesinde medrese eğitimi alıp, rahmetli babam Müftü Mustafa Yazıcıoğlu gibi, ülkenin pek çok yöresinde ve yurt dışında başarılı hizmetler vermiş, kendisini topluma benimsetip sevdirmiş insanımız vardır. Birçoğu rahmetli olan bu insanlarla ilgili bazı çalışmalar da mevcuttur (Prof. Dr. Abdülvahit İmamoğlu, “Köprübaşı Yöresinde YetişenMedrese Alimleri ve Din Eğitimine Katkıları”, İstanbul, Tarihsiz). Daha çok Sürmene ve Köprübaşı çevresinden yetişenleri konu alan güzel bir çalışmadır. Ben de o yöreden çıkıp Türkiye’nin 14. Diyanet İşleri Başkanı olarak (1987-1992) ülkeme, bu önemli ve zor alanda hizmet vermekten her zaman gurur ve şeref duydum. Bölgede canlılığını ve aktivitesini her zaman koruyan ve geliştiren dini hayatın bir Diyanet İşleri Başkanı çıkarması elbette önemlidir; olmaması eksiklik olurdu. Daha sonra siyaset yaptığım dönemde Devlet Bakanı olarak (2007 – 2009) başka kurumlar ve alanların yanında Diyanetten de sorumlu olmak nasip oldu. O dönemde bakan olarak Diyanetten iki konuya öncelik ve özel önem vermelerini istemiştim.

1. Dini şekilci ve kalıpçı bir anlayıştan arındırıp özünü ve ruhunu topluma sunup benimsetecek bir hizmet anlayışı geliştirmek. Sahih ve rafine bir din anlayışı pek çok kısır ve verimsiz tartışmaların da önünü kesecektir. 2. Teknolojinin hizmete sunduğu modern iletişim araç ve gereçlerinin insanımızı, özellikle de gençlerimizi nerede ise esir aldığı bir ortamda, yeni bir hitap şekli, üslubu ve metodu geliştirmek sureti ile topluma ve özellikle de gençlere mesaj verebilmenin yollarını araştırmak ve geliştirmek. Artık cami cemaatına hitap çerçevesinde mevcut dil, üslup ve metot yeterli olmuyor. Sahih dinin özünü ve ruhunu gençlere ve topluma uygun bir dille aktarmanın önemi her zamandan farzladır. Zor bir şey olduğunun elbette farkındayım; ancak önemi itibarı ile üzerinde çok düşünülüp çalışılması gereken hayati konuların başında gelmektedir. Etrafımızda olup bitenlere baktığımızda konunun önemi kendiliğinden ortaya çıkar. İslam’la ilgisini kurmanın imkânsız olduğuna inandığımız bir kısım oluşumlara, bazı gençlerin,

ilgi göstermenin ötesinde, katılmaları, üzerinde çok düşünülecek, hiçbir komplekse kapılmadan, analizleri yapılarak önlemler alınacak hayati önemde bir konu haline gelmiştir. Trabzon’un her alanda yetiştirdiği pek çok değer vardır. Çeşitli yayınlarla ve vesilelerle zaman zaman gündeme getirilirler. Ne yazık ki ülkemizde değer bilinmesi için ilgilinin vefat etmesi gerekir. Vefatından sonra nasıl bir değer kaybettiğimiz üzerinde çok şeyler yazılır ve söylenir. Keşke bu insanlara sağlıklarında, hak ettikleri değer verilse ve topluma daha iyi tanıtılsalar da örnekleri çoğalsa.

Bu değerlerden birisi olan merhum ağabeyim Vali Recep Yazıcıoğlu’ndan kısa da olsa bahsetmesem hem bu satırlar eksik kalır, hem de ona vefasızlık olur. Benden 1,5-2 yaş kadar büyük olan ağabeyim Milas’a gidince, köyde bir müddet okula gittiği için, ilkokula 3.sınıftan başlatıldı. Rahmetli annem “üçünüz de bir sepete sığardınız” sözünü çok tekrarlar, o günleri özlem ve hasretle hep anardı. Rahmetli ağabeyim, sanki acelesi varmış gibi, her şeyi çabuk ve hızlı yaptı. 20 yaşında Hukuk Fakültesini bitirdi; son sınıfa geçtiği sene evlendi, mezuniyetle beraber de baba oldu. 15 yıl kadar başarılı bir kaymakamlık döneminden sonra, merhum Turgut Özal’ın Başbakanlığı döneminde, 1984 yılında Tokat valiliğine atandı. 37 yaşında o dönemin en genç valisi olarak icraatları, söylemleri, atak ve cesur çıkışları ile herkesin tanıyıp sevdiği bir figüre dönüştü. Özellikle eğitim hamlelerine toplumun da katılımını sağlayarak ortaya koyduğu başarı, “Tokat Olayı” olarak kitaplaştırıldı, tezlere konu oldu. 1989 yılında Aydın valiliğine atandı. Kısa süren bu görevde, bir taraftan icraatlarına devam ederken diğer yandan siyasilerin engellemeleri ile mücadele etti. Ülkemizde hizmet gerçekten zor iştir. Hizmet için mücadele etmek, önünüze çıkarılan engelleri birer birer aşmakla ancak sonuç alınabilir. Hizmet etmek isteyene herkes yardımcı olur, destekler diye bir anlayış bekleyen yanılır. 1991 yılında Erzincan’a atandıktan kısa bir süre sonra deprem felaketi ile karşılaştı. Çok zor bir dönemdi. Kendisine destek olmak için bir müddet sonra Erzincan’a gittiğimde, yıkıntılar arasından geçip bir alanda kendisini bulduğumda o kadar şaşırmıştım ki,

49


Mustafa Sait Yazıcıoğlu

50

bana moral verme ihtiyacını hissetti. Roller ters dönmüştü. 9 yıl gibi çok uzun süre kaldığı Erzincan’ın yeniden imarında büyük gayretleri oldu. Buradaki mücadele ve çabası tüm Erzincanlıların şehadeti ile ortadadır. Ankara ve Söke’ye kadar gelip cenazesine katılan çok sayıdaki Erzincanlının taşıdığı “Ufuktaki Adam” pankartı bu anlayışın canlı tezahürü olmuştur. Erzincanlıların rüyası olan Başpınar Köprüsünün yapılması, Ayşe Kulin’in “Köprü” romanına konu olmuştur. Daha sonra aynı adla, uzun süren “Köprü” adlı TV dizisi, nihayet “Vali” filmi ile tamamlanmıştır. 1999 tarihinde başarının zirvesinde iken merkeze alınmış, bu arada çekemeyenlerince açılan anlamsız davalarla uğraşmak zorunda kalmıştır. Hazırladığı savunmalarını beraberce gözden geçirirken, çok kızıp etkilendiğimde, “boş ver” der, güler geçerdi. Hiç kimseye kin ve öfke duyduğuna şahit olmadım. Bu ara dönemi, davet edildiği Anadolu’nun çeşitli il ve ilçelerinde, çoğu zaman masraflarını cebinden karşılayarak, sohbet ve konferanslarla geçirdi, kendisini dinledi, daha da olgunlaştı. O kabına sığmaz aktivitesini bu yolla dengelemiş oldu. Sonunda Ak Parti iktidarı ile 2003 yılında Denizli valiliğine atandı. 7,5 aylık bir grev süresinden sonra 2 Eylül 2003 günü geçirdiği trafik kazası sonunda, 8 Eylülde Hakkın rahmetine kavuştu. Yapacak çok işi olduğu, herhalde vade de kısa takdir edildiği için bu kadar aceleci idi. İçişleri Bakanlığı önündeki resmi tören sonrası Kocatepe Camiinde mahşeri bir kalabalık ve gözyaşları içinde kılınan namazla ebedi yolculuğuna uğurlandı. Onunla birlikte “Milletin Valisi”, “Aykırı Vali” ve “Süper Vali” gibi kavramlar literatürümüze girmiştir. Ama ondan sonra kimseye bu unvanın verildiğine de şahit olmadım. Demek ki Milletten unvan almak kolay bir iş değilmiş. Niçin bu kadar çok sevildiği ve özlendiği üzerinde çok şeyler söylendi ve yazıldı. Özverili, dürüst, samimi, çalışkan, alçak gönüllü gibi klasik cevaplar tam anlamı ile tatmin edici değildir. Bunlar zaten her insanda olması gereken güzel hasletlerdir. Bu meziyetlere sahip pek çok insanımız da zaten vardır. Bunların yanında başka şeyler ve kişiyi farklı kılan bir kısım özellikler olmalı. İşte bazı satır başları: * Devletin ildeki temsilcisi ve en üst yetkilisi olarak devletten çok milletten taraf oldu. Alışılmış kalıpları yıktı, çat kapı her zaman milletin içinde oldu. Millet adına sisteme kafa tuttu. * Sesli düşündü, düşündüklerini mutlaka bir fırsatını bulup toplumla paylaştı. Söylenmedi, söyledi.

İnsanlar genelde söylenirler ama söylenmesi gereken yerde söylemez susarlar. * Milletin devlet nezdinde temsilcisi oldu. Milletin devlete söyleyemediğini millet adına cesaretle, yüksek sesle ve her zeminde haykırdı. * Toplumun güvenini kazandı; sırça köşklere kapanmadı, her zaman ulaşılır oldu. * Tevazuu hiç elden bırakmadı. Makamdan güç almadı, makama güç verdi. Hiçbir zaman masa başı yöneticisi olmadı, sürekli milletin içinde onlardan birisi gibi oldu. Bunun için ilave bir çaba göstermesi gerekmedi, nasılsa öyle davrandı ve yaşadı. Bu kadar yoğun bir mücadele ve çalışmayla uzun yıllar yaptığı yöneticilik görevinde 3,5 yıllık bir kesinti hariç, sürekli aktif görevde kalması, pek çoklarına şaşırtıcı gelebilir. Demek ki gücü icraattan alınca ve milletle bütünleşince bu mümkün olabiliyor. Genç yöneticilerin Vali Recep Yazıcıoğlu olayını iyi etüt etmelerin mesleki açıdan önemli olduğunu düşünüyorum. İnsan haklı ise, haklı olduğunu yüksek sesle ve cesaretle savunabiliyorsa, icraatlarını ve ürettiklerini arkasına alıp, minnetsiz dimdik ayakta durabiliyorsa ve hiçbir ikbal ve beklenti içinde değilse hakkı mutlaka teslim edilir. Edilmezse ne gam… Millet takdir edecektir ve etmiştir. Bunca yıldır her vesile ile hayırla, dua ile saygı ve özlemle anılıyor, hatırlanıyor ve gündeme geliyorsa, hakkı teslim ediliyor demektir. Ruhu şad, mekânı cennet takipçileri bol olsun. Rahmetli babam biz küçük çocukken beni bir dizine, ağabeyimi diğer dizine oturtmuş ve orada bulunanlara “inşallah bu oğlum Diyanet İşleri Başkanı, bu da Vali olacak” demiş. Bunu çok sonraları, babamın duası kabul olduktan sonra çok kişiden duydum. İhlasla, içten ve samimi yakarışlar mutlaka yerini bulur. Rahmetli annemin ve babamın duaları her zaman bu samimiyette olmuştur. Ana baba hakkı hiçbir şekilde ödenmez. Onların duaları da Cenabı Hak indinde makbul olur. Allah onlara ve bütün merhumlara rahmet eylesin, taksiratlarını affetsin, bizlerin de sonlarını hayırlı etsin inşallah. Trabzon ve genelde Karadeniz insanının çalışkanlığı, samimiyeti, inatçılığı, tuttuğunu koparma azmi, zorlu coğrafyasındaki yılmaz mücadelesi hemşeri canlısı olduğu hep söylenir. Karadeniz insanı kadar kendisini aşmış, fıkralara konu olup bunlara gülüp geçen, adeta aptal yerine konduğu fıkralara aldırış etmeyen başkalarına çok sık rastlanmaz. Bu bir özgüvenin, zorluklar karşısında yılmayan bir karakterin tezahürüdür. Bu yapıdaki insanlar, kendilerine güvenirler, üretken


Trabzon Deyince ve verimli olurlar. Karadeniz insanı inatçılığı ve başarıya endekslenmiş yapısı ve duruşu ile girdiği her işte genelde başarılı olmuş, ülkesine ve milletine faydalı işler yapmıştır. Şöyle bir düşünelim… Din, ilim, akademik, siyaset, ekonomi, sanat, spor gibi ve daha pek çok alanda yetiştirdiği mümtaz simaların Türkiye’ye ne büyük katkıları olmuştur. Trabzonspor’un bir Anadolu takımı olarak ilk defa Türkiye şampiyonu olması, tabuları yıkmış, Anadolu insanının özgüvenini zirveye taşımıştır. Bu başarıları tekrar yakalayacağını ümit ediyorum. Başarıya endekslenmiş daha nice genç insanın çıtayı çok daha yükseklere çıkaracağına olan inancım tamdır. Ağabeyimden bahis açınca merhum Adnan Kahveci’den kısa da olsa bahsetmeden geçmek haksızlık olur. Aynı köylü olduğumuz merhum Adnan Kahveci ile devlette aynı anda beraber çalışmanın mutluluğunu ve zevkini tattım. Yakından tanıyınca, onun inanılmaz üretkenliğinden etkilenmemek mümkün

değildi. İkili sohbetlerimizde manevi dünyasının, dışarıya çok aksettirmese de, zenginliğini ve samimiyetini müşahede etme fırsatım oldu. Yeri gelmişken bir özleminden bahsetmeliyim. En büyük hayallerinden biri, İstanbul’un yüksek bir yerinde inşa edilecek bir caminin kubbesinin camdan olmasını arzu ederdi. Böylece gökyüzüne bakan müminlerin, uzayın ve kâinatınsonsuzluğunu düşünerek,manevi dünyalarının daha anlamlı bir derinlik kazanacağını hayal ederdi. Bu güzel ve anlamlı hayalin bir gün gerçekleşeceğini ümit ediyorum. Dönemin Maliye Bakanı olarak, din görevlilerinin eğitim seviyelerini yükseltmek için bin bir zorlukla hazırladığım projelere verdiği maddi ve manevi desteği asla unutamam. İşin daha önemli yanı bu desteğin bilinmesini de arzu etmezdi. İlçemiz Köprübaşı’nın 1990 tarihinde ilçe olma törenlerine birlikte gitmiştik. “Açılıştan sonra köye çıkar, dağlarda, kırlarda çocukluk günlerimizi yâd ederiz” diyerek gittik ama bu dileği istediğimiz şekilde gerçekleştiremedik. Tören sonrası köye ve Kavga Düzüne çıktık. Ancak ilgi ve kalabalık düşündüğümüzü yapmamıza engel oldu. Aynı köyden Maliye Bakanı ve Diyanet İşleri Başkanı’nı gören insanlar, elbette hep birlikte olmak istiyorlardı. Böyle bir birliktelik her zaman nasip olmaz.Burada bu vesile ile kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Bu yazıya “Trabzon Deyince…” diye bir başlık attım. Trabzon ile ilgili bir yayına bir şeyler yazmam istenince, kalemimden bunlar döküldü. Daha pek çok şeyler yazılabilir. Bunca yıldan sonra memleket denince, hala hoş bir duygu içimi kaplar, köydeki o emektar ev hep gözlerimin önüne gelir. Çok sık gidemesem de zaman zaman gittiğimde, gördüğüm ilgi beni son derece mutlu eder. İnsanımız, kamuoyu önünde devlet görevi yapanları çok iyi ölçer, biçer, tartar ve bir yere yerleştirir. Onların ölçüsü hiç şaşmaz. Milletin gönlünde yer etmek de çok kolay değildir. Ne mutlu gönüllerde iyi bir yer edinenlere ve hoş sadâ bırakanlara.

51


uzungöl, çaykara 52

Sık ormanları ve doğal güzelliği ile iç ve dış turistleri cezbetmektedir. Adını kıyısında bulunduğu gölden alır. Bu göl yamaçlardan düşen kayaların, Haldizen deresinin önünü kapatmasıyla oluşmuştur. Tarihçe Yerleşim tarihte ilk olarak 1586 yılı kayıtlarında Rumca “Saraho” ismiyle görülmektedir. Kayıtlara göre, bölgede ilk kalıcı yerleşim 1650’li yıllardan son-

radır. Müslüman olmayan 12 haneden oluşan yerleşime sonraki dönemde Müslüman halkın gelişiyle nüfus artmış ve 1876 kayıtlarında yerleşim 229 hane olarak yer almıştır. “Şerah” adıyla da tarihte anılan yerleşim Cumhuriyet’in kuruluşu sonrasında uzun yıllar Of İlçesi’ne bağlı olarak kalmıştır. Çaykara’nın ilçe olduğu 1948 yılından itibaren ise bölgenin tamamı bu ilçe sınırları içerisinde kalmaktadır. 1969 yılında


Uzungöl, Çaykara

kurulan Uzungöl Belediyesi, 6360 Sayılı Kanunla kapatılmıştır. Coğrafya Uzungöl, Trabzon’a 99 km, Çaykara’ya ise 19 km uzaklıktadır. Türkiye’nin yağmur ormanlarının bulunduğu, Soğanlı ve Kaçkar Sıradağları’nın birleşim yerinde bulunmaktadır. Bu bölge aynı zamanda yerkürenin ılıman bölgede bulunan en yaşlı ormanlarına ev sahipliği yapmaktadır. Bol yağış ve nisbi ılıman iklimi sayesinde yılın her mevsiminde yeşildir. Demirkapı ve Soğanlı dağlarında tespit edilmiş 60’tan fazla endemik bitki türü bulunmaktadır. Yabanıl hayvan hayatı açısından da zengin bir çevre içerir. Uzungöl Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde toplam 59 adet memeli ve 250 adet kuş türü tespit edilmiştir. Burada memeli hayvanlardan, Boz ayı, Karaca, Kurt, Çakal, Tilki, Yaban domuzu, Vaşak, Porsuk, Sansar, Su samuru, Çengel boynuzlu dağ keçisi, Yaban keçisi vb türler bulunmaktadır. Özel Çevre Koruma Bölgesinin bitkisel biyolojik çeşitliliğin saptanması amacına yönelik bölgede yapılan çalışmalarla, alanın flora ve vejetasyonu belirlenmiş olup,alanda 125 alttür, 68 varyete olmak üzere 311 cinse ait toplam 658 adet bitki taksonu tespit edilmiştir. Uzungöl bölgesinde ikisi kuyruklu kurbağa olmak üzere toplam sekiz farklı amfibi türünün yaşadığı saptanmıştır. Uzungöl; Doğal Sit Alanı, Özel Koruma Çevresi ve Tabiat Parkı gibi koruma statülerine sahiptir. İklim Uzungöl, tipik Karadeniz iklimine sahiptir. Yılın her mevsimi bol yağış alır. Yağışlar; kışın kar, yazın yağmur

şeklindedir. Yaylalarda, iklimin her türü her an görülebilir. Burada 1998 - 2008 ölçümlerine göre tespit edilen en düşük sıcaklık -12 C derecedir. Ekonomi Yörede tarımsal üretim ve hayvancılık ancak hanelerin kendi tüketimlerini karşılayacak düzeyde yapılmaktadır. Sanayi sektörü yörede gelişmemiştir. Bu koşullar altında yörede turizm ve hizmetler sektöründe iş olanakları mevcuttur. Beldenin en önemli ekonomik faaliyetlerinden biri turizmdir. Göl boyunca pek çok pansiyon yaz sezonunda, bazılarıysa sene boyunca hizmet vermektedir. Haldizen deresi kenarında birkaç adet alabalık üretim tesisi bulunmaktadır. Bu tesislerin lokantalarının yanında oteller de inşa edilmiştir. Ekoloji Tahribatı Son zamanlarda Uzungöl çevresinde yapılan çevre tahribatı, yerel ve ülke basınında geniş yer almıştır. Özellikle gölün çevresine yapılan stabilize yolun, gölün kaynaklanan su taşkınlarından etkilenmemesi amacıyla yapılan beton istinat duvarı, tam anlamıyla Uzungöl de ekolojik bir felaketin yaşanmasına neden olmuştur. Gölün doğal ve ekolojik yapısını alt üst eden beton bariyerlerin kaldırılması ve gölün eski doğal görünümüne kavuşturulması için çok sayıda çevreci sivil toplum örgütünün çabaları devam etmektedir.

53


Muhteşem Süleyman; Kanunî Sultan Süleyman 54

Miladi 6 Kasım 1494 yılında Trabzon’da doğdu… Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan ve 1512 yılında padişah olarak tahta geçen I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa valide sultan’dır… Babası Yavuz Sultan Selim’den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu’nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2’ye ulaştırdı... Osmanlı İmparatorluğu’nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi... Kanûnî Sultan Süleyman devri, Müslüman Türk hakimiyetinin doruk noktasına ulaştığı bir devir olmuştur... Babası Yavuz Sultan Selim, onu küçük yaşlardan itibaren çok titiz bir şekilde yetiştirmeye başladı... Benzeri görülmemiş bir terbiye ve tahsil gördü... İlk eğitimini annesinden ve ninesi Gülbahar Hatun’dan (Yavuz Sultan Selim’in annesi) aldı. Yedi yaşına gelince tahsil için İstanbul’a, dedesi Sultan İkinci Bayezid’in yanına gönderildi... Şehzade Süleyman, burada Karakızoğlu Hayreddin Hızır Efendi’den tarih, fen, edebiyat ve din dersleri alırken, savaş teknikleri konusunda da öğrenim görüyordu... Kendisine “Kanûnî” denmesi, yeni kanunlar icad etmesinden değil, mevcut örfi ve şer’i kanunları yazdırtıp çok sıkı bir şekilde tatbik etmesinden dolayıdır... Kanûnî Sultan Süleyman adaleti seven bir padişahtı... Mısır’dan gelen vergiyi haddinden fazla bulup, yaptırdığı araştırma sonunda halkın zulme uğradığını

Dr. Bilâl TANRIVERDİ Yeni Yüzyıl Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı

düşünmesi ve Mısır Valisini değiştirmesi bunun açık kanıtıdır... Kanûnî Sultan Süleyman, tahta çıktığı sırada Osmanlı Devleti dünyanın en zengin ve en güçlü devleti konumundaydı... Babasının ölümü ve kendisinin padişah olması, “Arslan öldü, yerine kuzu geçti” diye düşünen Avrupalıları sevindiriyordu... Ancak Avrupalılar, çok geçmeden hayal kırıklığına uğradılar. Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman’ı “Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor” şeklinde tanımlamıştır... 1520’den 1566’daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve 13 defa sefere çıkan I. Süleyman, saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir. Süleyman böylece imparatorluğun hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan ve de en uzun süre sefer yapan Osmanlı Sultanı’dır... Muhibbî mahlasıyla şiirler yazan Süleyman’ın bir de divanı vardır...


Muhteşem Süleyman; Kanunî Sultan Süleyman

Nadiren de olsa Muhibbi, I. Süleyman, Meftûnî, Âcizî mahlaslarını kullandığı hacimli divanında tam 2779 adet gazel bulunmaktadır ki, Divan şairleri arasında oldukça fazla gazel yazmış olan Zâtî’nin bile ulaştığı gazel sayısı 1825’tir. Kanuni böylece Divan edebiyatının gazel rekorunu kırmıştır... Şiir onun büyük tutkusuydu... Diğer tüm sultanlardan fazla şiir yazdı. Yarısından fazlasını çok sevdiği eşi Hürrem’e yazdı şiirlerini... Hürrem, padişahın yüreğine öylesine işledi ki en büyük konularda dahi danışmanlık edebiliyordu... Hürrem Sultan ile dillere destan aşk yaşamıştır Sultan Süleyman... Meşhur şiirlerinden birisi şudur: “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi. Saltanat dedikleri bir cihan kavgasıdır, Olmaya baht ü saadet dünyada vahdet gibi”... Sultan Süleyman Han devrinde, Osmanlı Devletinin kara, deniz ordusu dünyada birinciydi. Kültür ve sanat faaliyetleri doruk noktasındaydı. İlk Osmanlı tezkireleri bu sultana sunuldu. İlim, kültür ve sanat müesseselerinde Kanuni’nin himayesinde, kıymetli şahsiyetler yetişip, her biri eşsiz eserler verdiler...

Kanuni Süleyman, Zigetvar’ı fethetmeden bir gün önce vefat etmişti... Morelleri bozulmasın diye, Sokullu Mehmet Paşa, askerden hünkârın ölümünü sakladı... Koca Hünkâr’ın iç organları ölümünden sonra boşaltılmış... Zigetvar’a gömülmüş. Tabutu 400 asker tarafından İstanbul’a kadar taşınmıştır... İstanbul’a gelince hemen defin işlemlerine başlatılmış. Hünkâr’ın önemli bir vasiyeti vardı... Bir sandığı vardı... Sandığın kendisi ile birlikte gömülmesini vasiyet etmiş… Sandık saklı olduğu yerden çıkartılmış... Şeyhülislam Ebussuud Efendi’ye, Sultan Süleyman’ın vasiyeti anlatılmış. Şeyhülislam kabul etmemişti... :“Zinhar böyle bir vasiyeti yerine getiremeyiz, dini mübine yani İslam’a uymaz” demiştir... Sandık mezara konulmamış... Daha sonra açılmış, koskoca Kanuni Sultan Süleyman, Yedi cihanın Hünkârı, dünyanın en büyük İmparatoru sandığında neleri yanına almak istiyordu? Sandığın içinde: Kanuni’nin yapacağı işlerin, Vereceği kararların dine uygun olup olmadığı hakkında Şeyhülislamdan aldığı fetvalar vardı... Şeyhülislam bunları görünce ağlamaya başlamıştı... “Hey büyük Sultan, sen Allah katında kendini temize çıkardın, mesuliyeti bize yıktın, biz nasıl bunun altından kalkacağız bakalım...’’

55


Şehit Mebus Ali Şükrü Bey 56

Ali Şükrü Bey (1884, Beşikdüzü, Trabzon - 27 Mart 1923, Ankara), Türk siyasetçi. Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı ve 1. TBMM’de Trabzon milletvekili olarak yer aldı; 1. TBMM’de Mustafa Kemal’e karşı en sert muhalefeti ortaya koyan milletvekili olarak tanındı. 1923’te bir suikast sonucu öldürüldü. Öldürülmesi, Türkiye’nin ilk siyasi suikastlarından biri olarak bilinir. Ali Şükrü Bey, Trabzonlu olup 1884 yılında Beşikdüzü’ne bağlı Denizli köyünde doğmuştur. Babası mütekaid Bahriye kolağası (önyüzbaşı veya kıdemli yüzbaşı) Hacı Hafız Ahmet Kaptan’dır. Aileleri mahallen “Reisoğulları” namıyla meşhurdur.(KAYNAK:Dr. Rıza Nur “Hayatım ve Hatıralarım) Heybeliada’da bulunan Bahriye Mektebi’nde öğrenim gördü. Okulu 1904 yılından tamamladı ve bahriye erkan-ı harp subayı oldu. 1909 yılında kurulan Donanma-yı Osmanî Muavenet-i Milliye Cemiyeti’nin kurucularından birisi oldu ve bir süre ikinci başkanlık görevini üstlendi. Cemiyetin Osmanlı donanması için almak istediği nakliye gemilerini almak üzere Liverpool’e gönderildiğinde eğitimini

tamamladı ve çok iyi düzeyde İngilizce öğrendi. İngiltere’de bulunduğu dönemde Türkiye aleyhine yapılan propagandalara karşı çalıştı; Liverpool Times gazetesinde çeşitli makaleleri yayımlandı… Yüzbaşı rütbesinde iken askerlikten istifa edip siyasete atılmaya karar verdi. İttihat ve Terakki aleyhtarı görüşlere sahipti. 1920’de Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında Trabzon mebusu seçildi. İstanbul’un işgalinden sonra Meclis-i Mebusan’ın kendini feshetmesi üzerine Ankara’ya giderek ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Trabzon milletvekili olarak girdi. Ali Şükrü Bey TBMM’ye girişinden hemen sonra, halkın milli mücadeleye inandırılması ve düşman propagandalarının etkisiz hale getirilmesi amacıyla meclis tarafından oluşturulan İrşad Encümeni’ne katıldı ve bu encümenin bir üyesi olarak civar illeri gezdi. Muhafazakâr bir yapıda olan Ali Şükrü Bey mecliste, Mustafa Kemal’in önderliğindeki Birinci Grup’a muhalif milletvekillerinin toplandığı İkinci Grup’un liderlerinden biri oldu. 28 Nisan 1920’de içki yasağı konusunda meclise yasa teklifi


Şehit Mebus Ali Şükrü Bey belli olmayan bir şekilde) başı olmadan ayaklarından asılmıştır. Ali Şükrü Bey’in cenazesi Hacı Bayram Camii’nde cenaze namazının ardından Trabzon’a gönderilmiş ve Boztepe’de defnedilmiştir. Ali Şükrü cinayeti, Türkiye’nin ilk siyasi suikastlarından biri olarak bilinmektedir. Ali Şükrü Bey, 27 Mart’ta ortadan kaybolmuş; 3 gün sonra kardeşi aranması için Bakanlar Kurulu’na başvurmuştu. Ali Şükrü Bey’in cesedi, Ankara’nın Mühye Köyü civarında bulundu; boğularak öldürüldüğü anlaşıldı. Meclise katillerin meclis kapısı önünde asılarak teşhiri için yasa teklifi verildi.

verdi ve yasalaşması için büyük çaba sarf etti. İkinci grubun görüşlerini açıklamak ve yaymak üzere Mustafa Kemal’in Hâkimiyeti Milliye gazetesi ne karşı Tan gazetesini yayınlamaya başladı. 68 sayı çıkabilen gazetenin hemen hemen tüm başyazılarını Ali Şükrü Bey yazdı. Lozan görüşmelerinden sonra yapılan meclis oturumlarında; İsmet Paşa’nın hariciyeci olmadığı için Lozan’da acemice işler yaptığını ve TBMM’nin kendisine verdiği yetki sınırlarının dışına çıkarak müzakereleri sürdüğünü savundu. Lozan’da devam eden müzakerelerin durumu hakkında TBMM’ye açıklanan resmi bilgiler ile dış kaynaklı haberler arasında çelişkileri dile getirdi. 27 Mart 1923 günü ortadan kaybolmuş, iki gün sonra kardeşi Şevket(Doruker) Bey taradından hükümete bildirilmiş, üç gün sonra da cesedi bulunmuştur. Hükümet, olayın failinin Gazi Milis Yarbay Topal Osman Ağa olduğuna hükmetmiş ve Ağa’yı tutuklamak üzere hareket geçmiştir. Nihayetinde Osman Ağa, yaralı bir şekilde tevkif edilmiş bir halde iken Meclis’in idam kararı sebebiyle Ulus Meydanı’nda (sebebi hala

57

Cinayeti araştırmak üzere kurulan komisyon, Ali Şükrü Bey’i Topal Osman’ın Ankara’da, Papazınbağı’ndaki evinde öldürdüğünü tespit etti. Teslim olmayı kabul etmeyen Topal Osman, 1 Nisan’ı 2 Nisan’a bağlayan gece Muhafız Taburu jandarmaları ile kendi adamları arasında yaşanan çatışmada yaralı olarak ele geçirildi ve başı kesilerek defnedildi. Ali Şükrü’nün katillerinin meclis önünde asılması teklifi yasalaşmış olduğu için için Topal Osman’ın başsız cesedi sonradan mezardan çıkarılmış ve ayağından darağacına asılmıştır.


Küçük ayasofya camii 58

Küçük Ayasofya Camii yani eski adıyla Sergius and Bacchus Kilisesi, 527 – 536 İmparator Jüstinyen tarafından yaptırılmıştır. 1500 yıldır ayakta duran Küçük Ayasofya bakalım ne gibi evrelerden geçmiş… Sergius and Bacchus Kilisesi İnşa Ediliyor Rivayete göre İmparator Anastasius’a karşı gerçekleştirilen bir komploda adı geçen Jüstinyen ve amcası Jüstin, idamdan, imparatorun rüyasına giren Aziz Sergios ve Aziz Bachios’un Anastasius’a, onların suikast ile bir ilgilerinin olmadığını söylemesi ile kurtulurlar. Amcasından sonra imparator olan Jüstinyen de, aziz-

lere şükranının alameti olarak onların adına bir kilise yaptırır: Sergius & Bacchus Kilisesi Marmara surlarının güney kısmına yakın, Kadırga ve Cankurtaran semtleri arasında yer alan Küçük Ayasofya, Büyük Ayasofya kadar bilinmese de ondan daha eskidir. 527 yılında yapımına başlanan kilisenin inşaatı Nika Ayaklanması (534) sırasında zarar görmüştür. 536 yılında yapımı tamamlanan kilise, İstanbul’un Roma döneminden kalma en eski ibadethanelerindendir. 9.yy’daki ikonoklazma döneminde bazı iç süsleme-


Küçük Ayasofya Camii

leri hasar görmüş ve yine aynı yüzyılda onarılmıştır. Küçük Ayasofya, gerçek zararı ise tüm Ortodoks kiliseleri gibi 1204 Latin İstilası sırasında görmüştür. Küçük Ayasofya Camii Oluyor İstanbul’un Fethi’nden Fatih Sultan Mehmet Han kiliseyi camiye çevirmemiştir. Küçük Ayasofya, Sultan 2.Bayezid döneminde Darussade Ağası Hüseyin Ağa tarafından camiye dönüştürülmüştür. Bu tarih kimilerine göre 1497’de kimilerine göre ise 1504’dür. Bu esnada yapıya medrese, şadırvan, minare ve müezzin

mahfili eklenmiş; bazı ek pencereler açılmıştır. 1648 ve 1763 depremlerinde büyük hasarlar gören Küçük Ayasofya Camii, 1831 yılında geniş kapsamlı bir tadilattan geçmiştir. Küçük Ayasofya ayrıca 19.yy’da yakınından geçen tren yolu yüzünden de çok zarar görmüştür. Cumhuriyet döneminde de 1936 – 1938 yılları arasında ve 1955 senesinde büyük bir restorasyondan geçen ibadethanenin bahçesinde bugün bir kamelya ve el sanatları sergisi bulunmaktadır.

59


trabzonspor Kulübü 60

Trabzonspor Tarihçe ürkiye İdman Cemiyetleri ittifakının kurulması ve Türk Sporunun bu ilk örgütünün tüm Anadolu’ya yayılması, Trabzon’da da etkisini göstermişti. Bu etki sonucu yeni yeni kulüpler kurulmaya başlandı. İdmanocağı, İdmangücü, Necmiati’den sonra Trabzon Lisesi bünyesinde Lise adını taşıyan yeni bir kulübün kurulmasıyla kulüp sayısı 4 olmuştu. 1923 yılından sonra Trabzon’da İdmanocağı ve İdmangücü arasında büyük bir rekabet başlamıştı. Bu öyle bir rekabetti ki İstanbul’daki Galatasaray- Fenerbahçe rekabetine benziyordu. Hatta zaman zaman onu bastırdığı bile oluyordu. Trabzon sanki Ocaklılar, Güçlüler diye ikiye ayrılmıştı. Trabzon’da futbolun bu iki takım arasındaki rekabetten yüceldiği söylenebilir. Rekabet zamanla öylesine büyük boyutlara vardı ki Trabzon’un Türkiye liglerinde geç temsil edilmesine bile sebep oldu. Ne

T

var ki iki kulüp arasındaki çekişme şehrin futbolundaki kaliteyi de her geçen gün arttıran faktör olduğu göz ardı edilemez. 1923 yılında Trabzon’da ilk resmi lig maçları oynanmaya başlandı. İlk sezon İdmanocağı şampiyon olmuştu. Bunu 1923-24, 1924-25 sezonlarında Lise takımının arka arkaya şampiyonlukları izledi. 1925 sezonunda yine İdmanocağı şampiyon olurken, 1929 yılına kadar da önce Lise, arkasından Muallim Mektebi daha sonra da Ticaret Lisesi takımları mutlu sona ulaştılar. İdmanocağı ile İdmangücü arasındaki büyük rekabet 1930’dan sonra had safhaya ulaştı. 1929-30’dan sonra 5 kez arka arkaya İdmanocağı’nın şampiyon olmasından sonra 1934-35 sezonundan itibaren İdmangücü takımı tam 7 yıl arka arkaya şampiyon olarak bu iki takım arasındaki rekabeti büsbütün alevlendirmişti. 1940’lı yıllarda Trabzon futbolundaki güç lise takımlarına geçmişti. Tam 6 kez arka arkaya şampiyonluğu kazanması da bunu gösteriyordu. Bu aralar dikkat çeken bir hususta Trabzon’daki bütün futbol yıldızlarının Lise takımlarından yetişmiş olmalarıydı. Özellikle Trabzon Lisesi bir futbolcu kaynağı olmuştu. 1947-48 sezonundan itibaren şampiyonluk yine İdmanocağı ile İdmangücü arasında el değiştiriyordu. Bu arada Necmiati de iki sezon şampiyon olarak Trabzon futbolunda söz sahibi oldu. Bu arada Trabzon’da yeni yeni kulüpler de kuruluyordu. 1938’de kurulan Doğan Gençlik, 1941 yılında Akçaabat Lisesinde ku-


Trabzonspor Kulübü

rulan Akçaabat Gençlik (Bugünkü Sebatspor), 1950 yılında Sürmene ilçesinde kurulan Sürmene Gençlik, 1952 yılında ayni ilçede kurulan Zafer Gençlik, 1953 yılında kurulan Yolspor 1955 yılında kurulan Yalıspor bu takımların başında geliyordu. 1930’lu yıllarda başlayan İdmanocağı, İdmangücü rekabeti 1940’lı, 1950’li, 1960’lı yıllarda olanca şiddetiyle devam ediyordu. Bu gitgide rekabetten öte boyutlara varmaktaydı. Ocaklı ve Güçlü olmak Trabzon’da adeta bir spor mezhebi haline gelmişti. En kötü sezonlarda bile rekabetlerinden hiç bir şey kaybetmiyorlardı. Trabzon öylesine ikiye ayrılmıştı ki Ocaklılar Sari Kırmızı diye İstanbul’daki Galatasaray’ı İdmangüçlülerse Yeşil Beyaz renklerine rağmen Fenerbahçe’yi destekliyorlardı. Rekabet bir de bu sekliyle alevlenmişti. Bu arada renkleri Sarı Lacivert olan Necmiati bile bu rekabetin dışında kalmıştı. Aslında bu büyük rekabetten en karlı Trabzon futbolu çıkıyordu. Öncelikle şehirde futbol tutkusu körüklenmişti. Bu büyük rekabetten doğan büyük iddia Trabzon’da büyük yıldızların çıkmasına neden olmuştur. Ancak, Trabzon insanının alın yazısı olan gurbetçilik 1930’lu yıllarda Trabzon’daki futbol yıldızlarının kaderine tesir etmişti. Pek çoğu yüksek öğrenim uğruna ana kucaklarını baba ocaklarını terk etmek zorunda kaldılar. Gittikleri İstanbul ve Ankara’da sürdürdükleri futbol yaşamlarında gerçekten büyük yıldız oldular. Bir Hasan Polat ve kardeşi Ali Polat Ankara Gençlerbirliği’nde , bir Selim Satıroğlu, Ahmet Karlıklı Galatasaray’da bir Taka Naci, Zekeriya Bali Fenerbahçe’de, Nazmi Bilge Beşiktaş’ta yıldız futbolcu oluverdiler. 1962-63 sezonunda tüm yurtta bir İl takımı kurulması öngörülmüştü. Zamanın Futbol Federasyonu Başkanı Orhan Şeref Apak, Türkiye liglerini güçlendirmek ve tüm yurda yaymak amacıyla bir seferberlik başlatmıştı. Her ilde bir futbol takımı kurup Türkiye liglerinde yer alması seferberliği büyük bir hızla devam ediyordu. Trabzon elbette ki bunun dışında kalamazdı. Yalnız bir İl Kulübü kurulmasının en zor olan illerin başında kuşkusuz Trabzon gelmekteydi. İdmanocağı, İdmangücü rekabeti Trabzon futboluna öylesine hakimdi ki bu iki kulübün bir çatı altında top-

lanmasına imkan yoktu. Nitekim böyle bir girişimde bulunmak isteyen bir avuç idealistin daha ilk çalışmalarında bunun imkansız olduğu gerçeği bir kez daha anlaşılmıştı. Tüm Trabzonlular, Trabzonspor adıyla bir kulübün kurulmasını yürekten arzuluyorlardı. Yetkililerinde araya girmesi, sonucu pek değiştirmiyordu Ocaklılar da, Güçlüler de yeni kurulacak kulüpte kendi isimlerinin, hatta renklerinin hakim olmasını istiyorlardı ve bu konuda en ufak bir fedakarlıkta bulunmuyorlardı. Her gün, her akşam toplantı üstüne toplantı yapılıyordu. Bazen tam bir anlaşma zemini ortaya çıkıyor ama yine en ufak bir ayrıntı her şeyi berbat ediyordu. Havaya silahlar atılıyor, karakollara, hatta mahkemelere kadar uzanan olaylara rastlanıyordu. Öte yandan Futbol Federasyonunun il kulüpleri için tanıdığı sürenin de sonu yaklaşıyordu. 21 Haziran 1966 tarihinde İdmanocağı, Martıspor ve Yıldızspor’un da katılımı ile sarı Kırmızı renkler altında Türkiye 2. Ligine alındı. Ancak, resmi bir yazının süresi içinde ilgili yere tebliğ edilmediği için İdmanocağı’nın İkinci ligde oynaması durduruldu. Bu tarihten yaklaşık bir ay sonra 20 Temmuz 1966’da bu kez İdmangücü, Karadenizgücü, Martıspor ve Yolspor’un katılmasıyla Trabzonspor Kırmızı-Beyaz renklerle kuruldu. Ne var ki İdmanocağı buna karşı çıktı. Danıştay’da açtığı dava ile yürütmeyi durdurma kararı alınınca ortalık yine karıştı. Trabzon’daki gergin durum üzerine araya Zamanın Beden Terbiyesi Genel Müdürü Ulvi Yenal girdi. Ulvi Yenal, İdmanocağı ve İdmangücü’nün birleşmemeleri halinde iki kulübünde Türkiye 2. Ligine alınmayacağını bildirdi. Bu durum Trabzon’da ve her iki kulüp çevresinde “ŞOK” etkisi yaratmıştı. Birleşmeleri büyük sorun olan bu iki kulübün, birleşmemeleri halinde Trabzon Türkiye liglerinde temsil edilemeyecekti. Trabzon’daki geceli gündüzlü yapılan ve büyük tartışmalara neden olan toplantılar sonunda 2 Ağustos 1967 günü İdmanocağı ile İdmangücü birleşmesi gerçekleşti ve Trabzonspor; İdmanocağı, İdmangücü, Karadenizgücü ve Martıspor’un birleşmesi ile ortaya çıktı. Artık bütün resmi işlemler tamamlandıktan sonra sıra gelmişti Trabzonspor’un renklerine. Renk bulmak öyle kolay olmadı. Trabzon’da uzun yıllar süren İdmanocağı-İdmangücü rekabetinde Sari-Kırmızı ve Yeşil-Beyaz renkler hakimdi. Trabzonspor’un renkleri bu renklerin dışında olmalıydı. Trabzon’u ve Karadeniz’i simgeleyen renkler aranıyordu. Bu konuda yarışma açılması da gündeme geldi ancak sonra vazgeçildi. Renk için geceli gündüzlü toplantılar düzenleniyordu. Dört toplantıdan sonuç alınamamıştı. Beşinci toplantıda her şey bitecekti. Artık taraftarın da sabrı kalmamıştı. Dönemin Federasyon Başkanı Orhan Şeref Apak sorunu çözmeye çalışırken Federasyon Genel Müdürü Ulvi Yenal’ın makamında toplanan taraflar iki kulübün renklerinden farklı bir rengin seçilmesi üzerinde yoğun tartışmalar gerçekleştirirler. Yaşanan gelişme üzerine sabrı taşan Yenal iki kulübün temsilcilerinden birer renk seçmesini talep eder. Böylelikle

61


Trabzonspor Kulübü

62

İdmanocağı grubu “koyu bordo”, İdmangücü ise “açık mavi” üzerinde görüş bildirir. Sonuçta Trabzonspor’u kuran iki köklü kulüp renk konusunu “BORDO-MAVİ” diye karara bağlarlar. Böylece bir haftadır şehirde süren renk kavgası sona erer ve Trabzonspor Bordo-Mavi renklerine kavuşur. 1967-1974 arası Bu dönem, Trabzonspor’un Türkiye 2. Futbol Ligi’nde (şimdiki adıyla 1. Lig) oynadığı yıllar olarak tarihe geçti. 1967’de Trabzonspor Kulübü’nün çatısı altında oluşturulan Trabzonspor Futbol Takımı, aynı yıl (1967-68 futbol dönemi) İkinci Lig Beyaz Grup’ta mücadele etmeye başladı. Trabzonspor, profesyonel liglere katıldığı bu ilk yılı; 20 takımlı bu ligde Boluspor’un ardından ligi altıncı bitirdi. Daha sonraki iki yıl ligi dördüncü tamamladı ve bir sonraki sene ligde 8. oldu. 1971-72 futbol döneminde, Kırmızı Grup’ta ter döken Trabzonspor; liderden iki puan geride kalıp Türkiye 1. Futbol Ligi’ne (şimdiki adıyla Süper Lig) çıkamadı. Bir sene sonra yeniden aynı kaderi yaşan Trabzonspor, bu kez liderle (Kayserispor) aynı puana sahip olmasına rağmen; averajla ligi ikinci bitirip Türkiye 1. Futbol Ligi’ne çıkmayı bir kez daha başaramadı. 1973-74 sezonuna geldiğimizdeyse; Kırmızı Grubu en yakın rakibi Sakaryaspor’a altı puan fark atarak birinci bitiren Trabzonspor, diğer grubun birincisiyle (Zonguldakspor) oynadığı şampiyonluk maçını penaltılarda kaybetse de Türkiye 1. Futbol Ligi’ne yükseldi. Bu yıllarda: Necmi Perekli, Şenol Güneş ve Cemil Usta gibi daha sonra şampiyon olan takımın oyuncuları da kadroda yer almaya başladı. Perekli, Trabzonspor’da oynadığı dönemde iki kez gol kralı olmayı başardı. Bu gol krallıklarından sonra Beşiktaş ve Altay gibi 1. Lig takımlarına transfer oldu.

1974-1984 arası (Şampiyonluklar Dönemi) Bu dönem Trabzonspor’un Türkiye 1. Futbol Ligi’ne (şimdiki adıyla Süper Lig) yükseldikten sonraki evreyi kapsar. Trabzonspor 1974’te Türkiye 1. Futbol Ligi’ne yükseldi. Bu ligde mücadele ettiği ilk dönem 1974-1975 sezonu oldu ve sezonun sonunda ligi 30 puanla 9. olarak tamamladı. Bunun yanında aynı yıl; Türkiye Kupası’nda finale kadar çıkmayı başaran Trabzonspor, evinde Beşiktaş’ı 1-0 yenmesine rağmen, İstanbul’da 2-0 yenilince kupaya uzanamadı. 1975-76 futbol dönemi, Trabzonspor’un ilk Türkiye 1. Futbol Ligi şampiyonluğunu kazandığı sezon oldu. 1975-76 sezonunda, Trabzon’da oynanan ve Trabzonspor’un 1-0 kazandığı Fenerbahçe maçından sonra Trabzonspor liderliğe yükseldi ve sezon sonuna kadar liderliğini korudu. Ahmet Suat Özyazıcı önderliğindeki takım, Fenerbahçe’nin 3 puan önünde şampiyonluğa uzanırken, lig sonunda 43 puan toplamayı başardı. Trabzonspor ilk şampiyon olduğu 1975-76 sezonundan 1983-84 sezona kadar olan süreç içersinde; altı kez lig şampiyonluğu yaşadı. Sözü geçen süreçte 1977-78 ve 1981-82 sezonlarında 1, 1982-83 sezonunda 2 puan farkla şampiyonluğu kaçıran Trabzonspor; son şampiyonluğunu Fenerbahçe’nin beş puan önünde bitirdiği 1984-85 sezonunda kazandı. 1976-77 sezonunda attığı 18 golle gol kralı olan Necmi Perekli ise, Trabzonspor’un Türkiye 1. Futbol Ligi’ndeki ilk gol kralı oldu. Zamanın Trabzonspor kalecisi Şenol Güneş’se 17 Eylül 1978 ile 18 Şubat 1979 arasında oynanan lig maçlarında kalesinde gol görmeyerek (1110 dakika), hem Türk liglerinin en uzun süre gol yemeyen kalecisi hem de dünya tarihindeki en uzun süre gol yemeyen 15. kaleci oldu.


Trabzonspor Kulübü Ayrıca Trabzonspor bu dönemde, 3 Türkiye Kupası, 6 Cumhurbaşkanlığı Kupası, 3 Başbakanlık Kupası ve Kıbrıs Barış Kupası’nı kazandı. Elde edilen iki şampiyonluk Özkan Sümer yönetiminde diğer dört şampiyonluksa Ahmet Suat Özyazıcı’nın teknik direktörlüğü döneminde geldi. Özyazıcı, şu an Trabzonspor Futbol Danışmanlığı görevini yürütmektedir. Sümer’se, bir dönem Trabzonspor’da başkanlık yapmış, ancak bir Fenerbahçe maçında çıkan olaylardan sonra federasyonu protesto ederek görevinden ayrılmıştır. 1984-1996 arası Trabzonspor, 1984’ten 1994-95 sezonuna kadar; sezonları üçüncülük, yedincilik ve bu aradaki derecelerle tamamladı. Yeni kadro yapılanmasına giden Trabzonspor, teknik direktör Georges Leekens döneminde (1992-93 sezonu) sezonun ilk on haftasında liderin on puan gerisine düştü; altı hafta hiç maç kazanamadı ve Trabzonspor tarihinin en kötü dönemlerinden birini yaşadı. Ancak, bu dönemde takıma kazandırılan Ünal Karaman (Millî Takım’da kaptanlığa kadar yükseldi.) ve Tolunay Kafkas gibi oyuncular; 1994-95 ile 1995-96 sezonlarında ligi ikinci bitiren ve yeniden şampiyonluk yarışına dahil olan Trabzonspor’un kadrosunda, ilk on birin değişmez isimleri arasında yer aldı. Bu dönemde; Trabzonspor’un en büyük başarıları olarak: 1992 ve 1995’te kazanılan Türkiye Kupası, 1995’te kazanılan Cumhurbaşkanlığı Kupası ve 1985 ile 1994 yıllarında kazanılan Başbakanlık Kupası oldu. 1995-1996 sezonu ve sonraki yıllara etkileri Trabzonspor, 1993-94 sezonunun bitişiyle birlikte; takımın başına İstanbulspor’u çalıştıran eski kaptanı Şenol Güneş’i getirdi. 218 golle Trabzonspor formasıyla en fazla gol atan oyuncu olan Hami Mandıralı ve Ogün Temizkanoğlu gibi oyuncuların yanına, Şota Arveladze ve Arçil Arveladze gibi oyuncular eklendi. Şota, takıma katıldığı ilk yıl önemli sayıda gol attı. 1994-95 sezonunda şampiyonluğu Beşiktaş’a kaptıran ama hem Türkiye Kupası’nı hem de Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı kazanan Trabzonspor; Şota’nın gol kralı olduğu 1995-96 sezonunda; 5 Mayıs 1996’da Avni Aker Stadı’nda 1-0 öne geçtiği maçta; Aykut Kocaman ve Oğuz Çetin’in golleriyle Fenerbahçe’ye 2-1 yenilerek, bir kez daha şampiyonluğu kaçırdı. Bu şampiyonluğun kaçışı Trabzonspor tarihindeki önemli bir travma olarak tarihe geçti. Öyle ki, maçın ardından, Giresun’un Görele ilçesinde şampiyonluğun kaçışına üzülen bir taraftar, yazdığı:”Gömerken beni Trabzonspor bayrağına sarın. Ölümümden kimse sorumlu değil. Yeniden doğsam yine Trabzonlu doğmak isterim.” içerikli notla birlikte intihar etti.

Şampiyon olamayan Trabzonspor; sezon sonunda Başbakanlık Kupası’nı kazansa da, bir sonraki sezon kaçırılan şampiyonluğun etkileri devam etti. Kocaelispor deplasmanının dönüşünde trafik kazası geçirip, yaşamını yitiren taraftarların cenaze töreninde; futbolcular büyük bir tepki ile karşılaştı ve kaptan Ogün Temizkanoğlu taraftarların saldırısına uğradı. 2000’li yılların başına geldiğimizdeyse, takımda büyük bir değişime gidildi ve Abdullah Ercan, Ogün Temizkanoğlu ve Tolunay Kafkas gibi oyuncular takımdan gönderilerek, Rune Lange gibi yüksek bonservis ücretli oyuncularla sözleşme imzalandı. Ancak Rune Lange, Kevin David Campbell ve Jean-Jacques Missé-Missé gibi oyuncular Trabzonspor’da başarılı olamadı. Hatta Rune Lange’de olduğu gibi itilaflar ortaya çıktı ve konular FIFA nezdine taşındı. 2000’li yıllar Trabzonspor taraftarından bir görüntü. (Atatürk Olimpiyat Stadı, 12 Aralık 2010) 2000’li yılların başı, Trabzonspor’un en başarısız dönemlerinden biri oldu. Takım 2001-2002 sezonunda, ligi 14. bitirerek; tarihinin en kötü sezonunu yaşadı. Ayrıca bu sezon Trabzonspor’un en çok gol yediği ve en çok yenildiği sezon olarak tarihe geçti. Bu sezondan sonra zamanın başkanı Özkan Sümer teknik direktörlüğe Samet Aybaba’yı getirerek, yeniden yapılanma kararı aldı. Bu yeni yapılanma ile birlikte; Trabzonspor’da asist kralı ve en uzun süre forma giymiş yabancı futbolcu olan Yattara ve Michael Petković gibi yabancı isimlerin yanında; Gökdeniz Karadeniz ve Fatih Tekke gibi kulüp içinde yetişmiş yerli oyuncular da takımın bünyesine katıldı. Kurulan bu iskelet, 2002-03 ve 2003-04 sezonlarında Türkiye Kupası’nı kazanıp; 2003-04 ve 2004-05 sezonlarında sezon sonuna dek şampiyonluğu kovaladı ve her iki sezonda da Fenerbahçe’nin ardından ikinci oldu. Trabzonspor’un 2004’te İstanbul’da Fenerbahçe’ye yenildiği maçtan sonra; Trabzonspor taraftarları, maçın hakemi Cem Papila’nın yanlış kararlar verdiğini ve bunun Trabzonspor’un şampiyonluğuna mal olduğunu iddia etti. Taraftarlar, Trabzon’da düzenlenen ve

63


Trabzonspor Kulübü

64

40 bin kişinin katıldığı bir gösteriyle, Federasyon’u ve Merkez Hakem Kurulu’nu istifaya davet etti. Bu tepkilerin ardından Cem Papila hakemliği bıraktığını açıkladı. Trabzonspor, başkanlığa Nuri Albayrak’ın gelmesiyle birlikte; kariyerli yabancı oyuncular getirerek başarıya ulaşma yoluna gitti. Marcelinho ve Kiki Musampa gibi oyuncular transfer edilse de, bunlar takıma uyum sağlayamadı. 2008’de Sadri Şener’in başkan seçilmesiyle birlikte takımdaki oyuncuların büyük bir kısmıyla yollar ayrıldı, teknik direktörlüğe Ersun Yanal getirilip, 25 transfer yapıldı. Yapılan bu transferlerle, Trabzonspor 2008-09 sezonunda şampiyonluk yarışını son haftaya kadar sürdürdü ve lig üçüncüsü oldu. Bir sonraki sene göreve Hugo Broos’u getiren Trabzonspor yönetimi, takım başarısız sonuçlar alınca; Hugo Broos’un görevine son verdi. Broos’un yerine Şenol Güneş’le anlaşıldı. Güneş’in gelmesiyle birlikte takım başarılı sonuçlar aldı. 2009-2010 sezonunda Trabzonspor; hem Türkiye Süper Kupası’yı hem de Türkiye Kupası’nı kazandı. Trabzonspor, 2010-2011 sezonunun ilk yarısını lider kapatmayı başardı. Uluslararası Organizasyonlarda Trabzonspor Futbol Takımı Trabzonspor’un FC Barcelona’yı 1-0 yendiği maçta kullanılan top. Trabzonspor, 1975-76 sezonunda ligde şampiyon olarak ertesi sezon ilk kez bir UEFA organizasyonuna (Şampiyon Kulüpler Kupası) katılmaya hak kazandı. Avrupa’da ilk maçını İzlanda temsilcisi IA Akranes ile oynayan ve bu takımı eleyen bordo-mavili takımın

Avrupa arenasındaki ilk golünü Necmi Perekli attı. IA Akranes’ı eleyen Trabzonspor, ikinci turda Liverpool FC ile eşleşti. Trabzon’da ki ilk maçı 1-0 kazanan Trabzonspor, İngiltere’de elenmekten kurtulamasa da; Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazanan Liverpool’a, o sene Avrupa maçlarındaki tek yenilgisini tattırdı. Trabzonspor’un Avrupa arenasındaki en büyük başarısı UEFA Kupası 3. Turu olsa da; tarihi boyunca Olympique Lyonnais ve Aston Villa gibi önemli Avrupa kulüplerini eledi. Inter Milan, Liverpool ve FC Barcelona gibi Avrupa’da şampiyonluklar yaşamış takımları yenmeyi başardı. Trabzonspor Avrupa’daki en farklı galibiyetini 2007 yılında 6-0 ile KS Vllaznia karşısında alırken, en farklı mağlubiyetini 1990-91 sezonunda 7-2’lik sonuçla FC Barcelona karşısında aldı.


şenol güneş Mahalle aralarında limon kabuğu çöpleriyle futbol oynamaya başladı. Basketbola merakı vardı. Ve basketbol takımlarını o kurardı. Ama Trabzon’da en büyük tutku futbol olduğu için basketbol oynayacak adam bulamazdı.Trabzonspor’un ilk kurulduğu yıllara denk gelen bu dönemde, Şenol Güneş Vefaspor’u tuttu. Çünkü kendi oynadığı mahalle takımının renkleriyle bu takımın renkleri aynıydı. Amatör maçlarda kaleye geçerdi ama mahalle maçlarında santrafor olarak önde oynardı.İlk yıllarında kaleci olmaktan hoşnut değildi. Ama bir süre sonra kalecilik görevi onun üzerine kaldı. Şenol Güneş futbol kariyerine Erdoğdu Gençlik’te başladı. Trabzonspor 17 yaşındayken Trabzonspor’un amatör takımına geçtikten sonra, buradan da Sebat Gençlik’e transfer olarak profesyonel futbolculuğa ilk adımını atıp,burada ilk büyük çıkışını yaptı. Bu süreler içinde öğrenimine devam etti. 1972 yılında Trabzonspor’a geri transfer oldu. 20 yaşındaydı ve bir yandan da Eğitim Enstitüsüne devam etti. Öğle aralarında Turgay Semercioğlu ile yemek yemeyerek ya da hemen yiyerek öğle aralarında koşu antrenmanları yapardı. Yaklaşık 15 yıl Trabzonspor’ da kalecilik yaptı. Trabzonspor’da 1975-1984 arasında altı şampiyonluk yaşadı. Gençlik yıllarında radyolarda büyük futbolcuları dinlerken hayalleri şekillendi. Kendi sözleriyle “...Bende onlar gibi ve daha iyisi olmak isterdim.Örneğin bir kaleci top kurtarmışsa,gol yemişse.Hiç gol yemeyen bir kaleci olma hayalim vardı”. Türk spor tarihinde birinci lig-

de 1112 dakika süreyle kalesinde gol görmeyerek en uzun süre gol yememe rekorunu kendi adına yazdırdı. Kaleciliği sevmediniz mi soruna cevaben şöyle der; “severek oynamadım ama oynarken gereğini yaptım. Yani başlangıcım severek, isteyerek, planlanmış bir şey değildi.Ama oynadığım zaman işimin gereğini çok iyi profesyonel olarak yaptım.” Millî Takım Kariyeri Türk Millî Takımı ‘nın formasını ilk kez 31 Ekim 1976 tarihinde Malta ‘ya karşı giyen Şenol Güneş millî takımın formasını 31 kere (beşini kaptan olarak) giydi. Teknik Direktörlük Kariyeri 2 dil bilen Şenol Güneş, futbol hayatındaki başarısını teknik direktörlük kariyerinde de sürdürmüştür. Özellikle Trabzonspor’un başında bulunduğu yıllar içerisinde lig sıralamasında uzun yıllardan sonra Trabzonsporu 2. likle tanıştırmıştır. A Millilerin başında bulunduğu yıllar içerisinde inanılmaz başarılar gösteren Şenol Güneş, 2002 Dünya Kupası’nda 3. yaparak Türk Millî Takımının aldığı en büyük başarıya imza atmıştır. Bu başarıyla UEFA tarafından 2002 senesinin en iyi teknik direktörü seçildi.

65


Karadeniz’in Işığı Trabzon... 66

2500 yıllık tarihi,kurulmuş olan ve yaşanmış medeniyetlerin taşınan kültürel birikimi ile,Karadeniz’in adeta ışığı olmuştur Trabzon. Kentin adının çeşitli mitolojik anlatımlarla nereden geldiği,birçok kaynakçada bulunabilse deönemli bir not olarak;Evliya Çelebi’nin,17. yüzyılda Türkçe halk etimolojisine dayandırarak verdiği: “Tuğra-Bozan” adınında zamanla kullanılarak ‘Trabzon’ olarak söylenmeye başlandığı tezini de unutmamak gerekir.Kuruluşu olarak bilinen, M.Ö. 756 yılından beri, limanıyla iç bölgelerden ve bugünkü Ermenistan bölgesinden gelen çeşitli malların ihraç merkezi olan Şehrimiz; böylelikle o tarihlerden başlayarak ticaret,kültür ve sosyal iletişiminde Karadeniz’deki merkezi olmuştur. Trabzonlunun, kendine has özgür ve yaratıcı kimliğinin önemli tarihsel göstergelerinden biri de; Roma döneminde ödüllendirilerek, o dönem için ayrıcalık olan, ‘serbest şehir’ statüsünün Trabzon’a verilmesidir.Osmanlı döneminin ise ‘şehzadeler şehri’ olarak anılan önemli sancağıdır. 1831 Osmanlı nüfus sayımına göre; Trabzon merkez kazada 6.300, Vakfıkebir’de19.512, Polathane’de 8432, Yümerek’de (Yomra) 6.775, Tonya’da 1910,Sürmene’de 12.985, Of’ta 18.940 erkek yaşamakta olup,buna Trabzon sancağındaki 11.473 reâyâ eklenince toplam 86.327 erkek yaşamaktaydı.(O dönemki nüfus kayıtları bu şekilde tutulduğundan, kadın nüfus sayısını bilinmemektedir.) 1903 Trabzon Vilâyet Salnâmesi’ne göre ise: Trab-

Can ÇOBANOĞLU* Spor Yazarı

zon vilayetinde; 972.981 İslam,185.784 Rum Ortodoks, 50.233 Ermeni Gregoryan, 1506’sı Katolik, 1140 Protestan olmak üzere toplam 1.211.644 kişinin yaşadığı görülmektedir. Yukarıda kısaca vermiş olduğum tarihi süreçten de anlaşılacağı gibi; Trabzon veTrabzonlular, çok eskiden gelen tarihini hep canlı yaşamış,kültürünü çeşitlendirebilmiş,yörenin verdiği coğrafi zorluklarla mücadele ederek, kendini direnişçi ve mücâdeleci olarak sürekli yenilemiş,geleneklerini koruyarak sancağına, bayrağına ve devletine sahip çıkan şehir ve kişiler olmuştur. Bulundukları her ortamda önemli işlere imza atan bu şehrin elbet ki,yetiştirdikleri şehzadelerden sonra cumhuriyetin kuruluş ve gelişme dönemlerinde ve günümüzde de çok önemli rolü vardır Trabzon’un. Tarih boyu canlı ve haraketli yaşayan Trabzon’un dünya ölçeğinde tanınmasını sağlayan, kentin sporla *Can Çobanoğlu Can Çobanoğlu 18 sene voleybol oynadı ve 40 kez milli formayı taşıdı. Daha sonra amatör futbol oynadı sekiz sene; o dönemin sonunda ise spor yazarlığı yaptı. İş adamları derneğinin kuruluşunda bulundu, genç işadamları derneğinin kurucusu oldu, Türkiye İthalat ve İhracatçılar Derneği’nin kurucu başkanlığını yaptı. Bu arada iletişim fakültesini bitirip, iletişimle ilgili sosyal forum projelerinde yer aldı. Daha sonra 1996’da milli takımın dış ilişkiler kurulunda görev aldı; 97’den itibaren milli takım idari sorumluluğuna geldi. Daha sonra ise ilk defa milli takım menajerliği unvanıyla görev aldı ve akabinde 2002 Dünya Kupası’ndan sonra da milli takımlar departmanını futbol federasyonu bünyesinde kurumsal yapı olarak kurup, bu departmana bağlı, idari anlamda, milli takımların koordinasyonundan sorumlu oldu. Konfederasyondan 2005 senesinden ayrıldıktan sonra, Denizlispor’un kötü bir döneminde kendi kariyerini de tehlikeye atmasına rağmen, başarıya ulaştı ve sonunda Türk spor kamuoyuna mal olan bir maçla da menajerliğini noktaladı. 2007’den bu yana Fanatik Gazetesi’nin yazarı. Spor yazarlığının yanı sıra televizyon yorumculuğu, üniversitelerde yönetim bilimlerinde öğretmenlik, konsept seminer konuşmacılığı yapıyor.


Karadeniz’in Işığı Trabzon olan tutkulu ilişkisini de unutmamak gerekir. Özellikle futbolda elde ettiği başarılarla adeta Anadolu’nun sesi,nefesi ve yüreği olmuştur Trabzon’umuz. Kazandığı şampiyonluklar,yetiştirdiği örnek sporcular birçokAnadolu şehrine ilham vermiş,örnek olmuştur. Trabzon insanının rekabetçi yapısı, kendi aralarında horon bile oynasalar, yarışmacı ve iddialı karakteri şehirde kurulan ilk kulüplerin başlangıcında da görülebilir. Çokça anlatılan ama bizimde hatırlatmakta fayda gördüğümüz o günlere kısaca bakalım; 1. Dünya Savaşı sonrası yeniden yapılanmaya çalışan gençler,futbolu yaşatma ve geliştirme gayreti içine girişmişlerdir. Şehrin dört bir yanında boş buldukları arsalarda topun peşinde koşmaya devam etmişlerdir. Bu arada; lise Fransızca Öğretmeni Burhanettin KAHYAOĞLU, Beden Terbiyesi Öğretmeni Sami Bey, Hıfzırrahman Raşit ÖYMEN, Tevfik YUNUSOĞLU, Kemal ÖZSUBAŞI ve Ali YUSUFOĞLU’nun başını çektiği bir grup genç, Trabzon’da ilk kulübü kurma gayreti içine girmişler ve şehirden de destek görerek, 20 Ocak 1921 günü,bugünkü Trabzonspor’un da ilk temel taşlarından biri olan ‘İdman Ocağı’nı kurmuşlardır. İdman Ocağı,Trabzon’da kurulan ilk spor kulübüdür. Ve yukarıda belirttiğimiz;Trabzon insanın rekabetçi ve yarışmacı kimliği, yine kendini göstererek,kısa bir süre sonra 10 Şubat 1921’de yine gençler tarafından ‘İdman Gücü’ adıyla yeni bir kulüp kurulmuştur. Trabzon’da ilk resmi maçı da bu iki kulüp yapmış, İdman Ocağı maçı 3-0 kazanmıştır.Bu iki öncü kulübe ilaveten, Muallim Mektebi ve Sanayi Mektebi’nin katılımıyla Eylül 1921’den itibaren ilk resmi ve yerel lig kurulmuştur. Bu ligde ilk şampiyonluğu da İdman Ocağı elde etmiştir. 1923 yılından sonra Trabzon’da İdman Ocağı ve İdman Gücü arasında büyük bir rekabet başlamıştır. Trabzon, adeta Ocaklılar ve Güçlüler olarak ikiye ayrılmıştır. Trabzon’da futbol, bu iki grubun rekabeti ile yükselmiş ve sevilmiş,ilgileneni çoğalmıştır. Trabzon’un Türkiye liglerinde geç temsil edilmesinin de sebebi aslında bu yerel rekabettir. 1923’te ilk resmi lig müsabakaları oynanan Trabzon’da ilk şampiyon,İdman Ocağı oldu. İki sene sonrasında Trabzon Lisesi, daha sonrasında da Muallim Mektebi ve Ticaret Lisesi mutlu sona ulaştılar. İdman Ocağı’nın 1929-1930 sezonundan sonra 5 kez üstüste şampiyonluğunu takiben,1934-1935 sezonundan itibaren İdman Gücü, 7 yıl arka arkaya mutlu sona ulaştı. 1940’lı yıllarda güç, lise takımlarına geçti. 6 kez art arda şampiyon oldular. Özellikle Trabzon Lisesi “futbolcu kaynağı” oldu. Bu gelenek daha sonra okullardan yetişen, adeta fışkıran,yetenekli,şehrin özelliklerini taşıyan,yöresel özelliklere sahip,mücadeleci,azimli,başarı odaklı genç futbolcu kaynağının çıkış merkezi hâlini aldı. İşte Trabzon’u diğer şehirlerden ayıran önemli futbol şehri olmasını sağlayan da, eğitim kurumlarının spora ve özellikle futbola verdiği bu destektir. Günümüzde hâlen çözülmeye çalışılan,plânlama yapılması için uğraşılan eğitim ve sporun bir arada nasıl olabile

ceğini aslında Trabzon, daha önce örneklemiş ve sonuçlarını da ortaya koymuştur. Trabzon’umuzun rekabetçi ve yarışmacı insanından yazımızda bahsetmiştik. Buna örnek olması açısından şehrin spor tarihine biraz daha göz atalım. 1962-1963 sezonunda tüm yurtta birer il takımı kurulması öngörülmüştü. Zamanın TFF Başkanı Orhan Şeref APAK,Türkiye liglerini güçlendirmek ve tüm yurda yaymak için seferberlik başlatmıştı.21 Haziran 1966 tarihinde;İdman Ocağı,Martıspor ve Yıldızspor’un da katılımıyla sarı kırmızı renkler altında Türkiye İkinci Ligine alındı. Ancak resmi yazı, süresi içinde tebliğ edilmediği için İdman Ocağının 2.ligde oynaması durduruldu.20 Temmuz 1966’da bu kez İdman Gücü, Karadenizspor,Martıspor ve Yolspor’un katılımıyla Trabzonspor,kırmızı beyaz renklerle kuruldu. Bu oluşumda İdman Ocağı yer almadı. Danıştay’da açılan davada yürütme durdurulunca işler karıştı. Dönemin Beden Terbiyesi Genel Müdürü Ulvi YANAL araya girerek, İdman Gücü ve İdman Ocağı’nın birleşmemeleri halinde iki kulübünde 2.lige alınmayacağını bildirdi. Sonunda 2 Ağustos 1967’de iki kulübün birleşmesi gerçekleşti. Böylelikle İdman Ocağı,İdman Gücü,Karadeniz Gücü ve Martıspor’un da birleşimiyle‘Trabzonspor’ kurulmuş oldu. Geçmişine bakarak,dersler çıkararak ileriyi inşa edenlerin nasıl başarıyı yakaladıklarını bilen birisi olarak diyorum ki;Trabzon ve Trabzonspor’a gönül verenler nereden venasıl gelindiğine iyi bakmalıdırlar. Bugün yaşanan zorlukların verekabet koşullarının zor olduğu, tabiki herkesçe malumdur. Ancak unutmamak gerekirki,artık para ile yapılabileceklerden daha fazlası ortak akıl,yüksek teknoloji ve doğru iletişim ile yapılabilmektedir. Hem Trabzon hem de Trabzonspor doğru yönetsel akıl ile ve vizyoner bakış ile yönetilebilirse dev gibi duran her rakibi, Karadeniz’in o hırçın dalgalarının aştığı gibi aşmak elbette mümkündür. Trabzon ve Trabzonspor’un kendi iç dinamikleri vememleket sevdalıları ile muhtaç olduğu her türlü kudreti içinden bulacağı inancıyla, tüm hemşehrilerimize kalpten selam ve saygılar.

67


TRABZONLULUK KİMLİĞİ ÜZERİNE 68

Anadolu’nun Kuzey Doğu bölümünün en önemli yerleşim yerlerinden birisi Trabzon’dur. Şehrin kuruluş tarihi M.Ö. 700’lere kadar indirilmekle beraber şehirden doğrudan bahseden ilk kaynağın tarihi ise M.Ö. 400’dür(Lowry ve Emecen, 2012). Trabzon farklı dönemlerde Pers, Büyük İskender, Pontus Krallığı, Roma, Bizans, Pontus Devleti ve Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır (Lowry ve Emecen, 2012). 1461 yılında şehrin Osmanlılar eline geçmesini takiben Trabzon Osmanlı’nın en önemli kültür ve ticaret merkezlerinden birisi haline geldi. Özellikle 19. yüzyılda stratejik ve ticari anlamda şehrin öneminin artması sonucu Trabzon yabancı devletlerin ilgi alanına girer. 1868 yılına gelindiğinde Trabzon’da İngiltere, Fransa ve Rusya konsoloslukları dahil olmak üzere şehirde toplam dokuz konsolosluk bulunmaktaydı (Demircioğlu, 2001). 19. yüzyılda şehir özellikle liman üzerinden yaşanan ticari faaliyetler ve geçiş noktası olması münasebetiyle dünyanın farklı yerlerinden gelen tüccar ve seyyahların önemli bir geçiş noktası haline geldi. Bu dönemde Trabzon, sanatsal ve kültürel faaliyetleriyle ön plana çıkmış önemli bir Osmanlı şehridir. Geçmişten günümüze zengin bir kültürel geçmişe sahip olan Trabzon şehri, ürettiği Trabzonluluk ve Trabzon kimliğiyle de kendisine has özellikler taşımaktadır. Tarihsel süreç içerisinde Trabzonluluk kimliğinin oluşmasında değişik faktörler rol oynamıştır. Yazımızda bu faktörlerden coğrafya ve kültür üzerinde durulacaktır.

Prof. Dr. İsmail H. DEMİRCİOĞLU*

Coğrafya Trabzonluluk kimliğinin inşasında rol oynayan unsurların başında gelmektedir. Coğrafyanın zor olması bölge insanını hayatta kalabilmek ve varolabilmek için çalışkan ve mücadeleci olmaya zorlamıştır. Bunun dışında bölgenin coğrafi anlamda merkezi otorite tarafından kolay kontrol altına alınacak bir yapıya sahip olmaması bölge insanına kısmen bağımsız yaşama imkânı sunmuştur. Başka bir deyişle Trabzon coğrafyası Trabzon insanına mücadeleci olma yanında, bağımsız ve özgür yaşama zemini hazırladığı için bu iki özellik nesilden nesile üretilmiş ve Trabzonluluk kimliğinin temel unsurları arasında yer almıştır. Tarihsel süreç içinde Trabzonluluk kimliğinin oluşmasında etkili olan bir diğer faktör ise farklı dönemlerde Trabzon’da yaşanan saray geleneğine dayalı üst kültürlerdir. Latinlerin 1204 yılında İstanbul’u işgali üzerine Bizans imparatorluk ailesinin bir üyesi olan AleksisKomnenos İstanbul’dan kaçarak Trabzon’da İmparatorluğunu ilan etmiştir. Başka bir deyişle Trabzon 1204 sonrası Bizans saray geleneğinin yaşatılmaya başlandığı ve yeniden üretildiği bir yerleşim yeri haline gelmiştir. Trabzon’un 1461 yılında Osmanlı Türklerinin eline geçmesiyle şehirde Türk-İslam kültürü hakim olmaya başlar. Özellikle şehrin Osmanlı şehzadelerinin Valilik yaptıkları ve eğitim aldıkları bir merkez haline getirilmesi Trabzon’u Osmanlı saray kültürünün yeniden üretilmeye başlandığı bir yer *Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi Ortaöğretim Sosyal Alanlar Eğitimi Bölümü, Söğütlü-Akçaabat-Trabzon


Trabzonluluk Kimliği Üzerine

haline getirir. Trabzon’un diğer özelliklerinin yanında, imparatorluk geleneğini sürdüren ve üreten bir şehir haline gelmesi, Trabzon’u Anadolu’daki diğer şehirlerden farklı kılmış ve Trabzonluluk kimliğini güçlendirmiştir.Bu süreçte Trabzonluluk kimliğini güçlendiren bir diğer husus ise Trabzon’da valilik yapan ve doğan Osmanlı şehzadelerinin padişahlık makamına gelmiş olmalarıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun en güçlü padişahlarından biri olan Yavuz Sultan Selim’in Trabzon’da yirmi küsur sene valilik yapmasının yanında, cihan padişahı ve batılıların muhteşem diye tanımladıkları, Osmanlı’nın zirve padişahı diye tanımlanan Kanuni Sultan Süleyman’ın Trabzon’da doğmuş olması bu şehrin kimliğini güçlendiren unsurlar arasında yer almaktadır. Kanuni Sultan Süleyman’ın kılıcındaki hamsi motifi cihan padişahının Trabzon’a olan muhabbeti ve Trabzonluluğunun bir örneği olarak gösterilebilir. Özetle Trabzon, Osmanlıların hakimiyet döneminde Osmanlı üst kültürünün şehir merkezli olarak yeniden üretildiği ve yaşandığı Anadolu’nun önemli merkezlerinden birisidir. Cumhuriyetle beraber Osmanlı’dan gelen kültürel süreklilik ve Trabzonluluk kimliğinin kırılmalarla beraber devam ettiği söylenebilir. Bu süreçte Trabzon insanı tarihten devraldığı kimlik ve kültürel özelliklerini yeniden üreterek devam ettirmiştir. Başka bir deyişle Trabzon insanı Osmanlı Dönemi’nde olduğu gibi Cumhuriyet Dönemi’nde deTrabzonluluk kimliğinin merkezine yaşadığı coğrafyanın bütünlüğü ve refahını koymuştur. Bu süreçte de Trabzonluluk kimliği Trab-

zon insanını bir adım öne taşımış ve şehir yetiştirdiği siyasetçi, bürokrat ve sporcularıyla kendisinden söz ettirmiştir. Cumhuriyet Dönemi’nde Trabzonluluk kimliğindeki sürekliliğin yanında kırılmaların da yaşandığı söylenebilir. Özellikle kırsal kesimden şehir merkezine yaşanan göç ve çekirdek ailelerin sayısındaki artış Trabzonluluk kimliğinin temelinde yer alan üst kültürün yeniden üretimini zorlaştırmıştır. Son yıllarda Trabzonluluk kimliğinde yaşanan bir diğer kırılma noktası ise şehrin bir kısmının bu kimliği sadece Trabzonspor ve Trabzonspor’un başarılarına indirgenmesidir. Yapılması gereken Trabzonluluk kimliğinin geçmişten gelen olumlu değer ve nitelikler ışığında kültür, sanat ve eğitime dayalı olarak yeniden üretilmesidir. Kaynakça: Demircioğlu, İ. H. (2001). “İngiliz Konsolosu Palgrave’e Göre Trabzon Konsoloslukları”, Trabzon ve Çevresi Uluslararası Tarih-Dil-Edebiyat Sempozyumu (3-5 Mayıs 2001), Yay. Haz. Mithat Kerim Arslan-Hikmet Öksüz, C, I, Trabzon Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınları, s. 487-492. Lowry, W. H. ve Emecen, F. (2012). Trabzon, Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Ankara, Cilt 41, s. 296301.

69


ÇOCUKLUĞUMDAKİ

TRABZON 70

Bir çocuğun dünyasında bir şehir ne kadar önemli ve büyüleyici olabilirse; Trabzon, benim için işte o kadar değerlidir. Gidilmesi, görülmesi, gezilmesi; yaylasında köyünde yaşanması gereken bir yer... Trabzon’dan Sürmene’den, Köprübaşı’ndan, Beşköy’den ve köyüm Küçükdoğanlı’dan erken ayrıldım. Hayatımdaki en büyük eksiklik de bu erken ayrılış oldu. Köye ne zaman gitsem, bu yaşımda dahi çocukluktan, bıraktığım yerden başlarım. Yarım kalan hatıralardan, yaşanmamış köy çocukluğumdan... Evin önündeki armut ağacının heybeti, birkaç metre ötede akan derenin sesi, uzun uzun daldığım uçsuz bucaksız vahşi yeşillikler... Belki de tek tesellim hiçbir vakit o çocuk bakışını kaybetmemek oldu. Hep o gözlerle baktım, hep o özlemle aradım sisli dağlarını. Her zaman biraz soğuk, biraz nemli havasını hep o hasretle içime çektim. Trabzon, özel bir şehirdir. Övünmek gibi olmasın gerçekten öyledir. Kim gitse anlatır, kim gitmemişse gitmekten bahseder. Trabzon’u görmüş olmak, Maçka’yı, Sumela’yı, Uzungöl’ü,

Mustafa Karaalioğlu* Gazeteci ve Yazar yaylaları, akçaabat köftesini, balığını, hamsisini, lahana çorbasını, kuymağını... Anlat anlat bitmez. Herbiri bir yer adı, bir yemek ismi değil sadece; bir kimliğin tamamlayıcı haneleri... Trabzonlu olmak bir kimlik, neresinden diye sorulduğunda verilen cevap başka bir kimlik... Herkese nasip olmaz, yine övünmek gibi olmasın. Çocukluktan hatıralar... Bitmeyen köy yolu, karanlık... Rahmetli annemin elinden sıkı sıkı tutan, Hiç durmadan sorular soran bir çocuğun hatıraları... Yaşasa da o anlatsa, neler sorardım? Ya da seneler sonra yolum her düştüğünde bir koşu çıktığımda karşıma çıkan ve eskilerden uzun uzun anlatan abiler, amcalar, teyzeler... Benim için Trabzon her sahnesi bir hatıra olan şehrin adıdır. Sorunlar var mı? Vardır elbette... Ama o şehirde yaşayanların işine karışmak da o şehrin çocuğu olsak da bize yakışmaz. Bir tek Trabzonspor hariç. İçimizde bir dert, haksızlığa isyanın sesi olarak içimizde bir gür ses... Şehirler gördük, şehirlerde yaşadık hiç değişmeyen, aksine artarak büyüyen Trabzonspor sevdası oldu yine de. *Mustafa Karaalioğlu (d. 1966, Köprübaşı, Trabzon) Ortaöğrenimini Samsun’da tamamladıktan sonra Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari bilimler Fakültesi’ni bitirdi. Üniversite yıllarında Zaman Gazetesi’nde başladığı gazeteciliğe Türkiye Gazetesi’nde muhabirlik ve Tüketici Test Dergisi’nde Genel Yayın Yönetmenliği yaparak devam etti. 2011 yılında TV8’de Özlem Gürses ile birlikte “Her Pazar Açıkça” adlı programı sundu. 1995 yılında, Yeni Şafak Gazetesi’nin kuruluşunda yer aldı. Bu gazetede Haber Koordinatörlüğü, Yazı İşleri Müdürlüğü, Ankara Temsilciliği, Genel Yayın Yönetmenliği ve yazarlık görevlerinde bulundu. Tüketim Virüsü, Uygun Adım Siyaset ve Hilal ve Ampul adlı üç kitabı yayınlanmıştır. Halen Karar Gazetesi’nde köşe yazıları yazmaktadır.


kemençe K

emençe, diz üzerinde çalınan ve kemana benzeyen, üç telli küçük yaylı saz. Biri Osmanlı Müziğinde, diğeri Karadeniz yöresi halk müziğinde kullanılan iki ayrı yaylı çalgının ortak adıdır. Bunlardan ilki için yirminci yüzyılın ortalarına kadar kullanılan “armudi kemençe”, “fasıl kemençesi” gibi adlar, artık yerini “klasik kemençe” adına bırakmış gibi görünmektedir. Bir halk çalgısı olan ikincisi ise, “Karadeniz kemençesi” olarak anılır. Dut, kiraz veya ardıç ağacından yapılır. Eskiden gül ve sarmaşıktan da yapılırdı. Türklerin çaldıkları yaylı saza “iklıg” demişlerdir. İklıg, okla çalınan saz demektir. Kemençe, bugün Doğu Karadeniz yöresinden başka yerlerde kullanılmaz. Karadeniz kemençesinin ne zaman ve nereden geldiği kesin olarak belli değildir. On yedinci yüzyılın sonlarında Avrupa’da dans oyununu öğretenlerin elinde “poşet” dedikleri cep kemençeleri görülmüştür. Evliya Çelebi bu yüzyılda Eyüp semtindeki oyuncakçıların sattıkları oyuncak kemençelerden bahseder. Kemençenin azerbaycan üzerinden Doğu Karadeniz bölgesine geldiği tahmin edilmektedir. Bugün Doğu Karadeniz ve Ege yörelerimizde “Iklıkçı köyü” adında yerleşme merkezlerimiz vardır. Kemençe, Doğu Karadeniz’in kendi folkloruna uyan çalgı olmakla birlikte en çok Giresun’un Görele kazasında yapılmakta, ayrıca kemençeci de yetişmektedir. Kemençe, dize ve kucağa dayamak veya dikine tutmak suretiyle çalınan zor bir çalgıdır. Çevrenin oyununa ve türkülerine uymak veya kendine uydurmak için çok seri parmak ve kol hareketi ister. Bugün klasik musikide çalınan kemençe yegah (re), rast (sol) ve neva (re) şeklinde üç tellidir.

“Klasik kemençe”, 40-41 cm boyunda, 14-15 cm genişliğinde küçük bir çalgıdır. Yarım armudu andıran gövdesi, elips biçimindeki burguluğu “kafa” ve sapı “boyun” tek bir ağaç parçasından yontularak ve oyularak yapılır. Göğsünde, yuvarlak kenarları dışarda kalmak üzere D biçiminde iki iri delik bulunur. Çalgının arka tarafında bir “sırt oluğu” vardır. Çalınırken kuyruk takozu sol dize, burguları göğse yaslanarak düşey konumda tutulan ya da iki diz arasına konan kemençenin telleri, tuştan 7-10 mm yüksektedir. Çünkü sesler, telli çalgıların çoğunda olduğu gibi tellerin üstüne parmak uçlarıyla basılarak değil, teller tırnakla yandan hafifçe itilerek elde edilir. “Karadeniz kemençesi”nin burguluğu, boynu ve gövdesi de tek bir ağaç parçasından yontularak ve oyularak yapılır. Ama biçimi bütünüyle farklıdır. Diğer bütün halk çalgıları gibi, “Karadeniz kemençesi”nin de standart ölçülerinden söz etmek güçtür. Ama günümüzde, uzmanların ve profesyonel yorumcuların kullandığı “kemençe”ler genellikle 56 cm uzunluğundadır. Kenarları dik ve sırtı düz olan gövde çoğunlukla erik veya ardıç ağacından yapılır. Köknar veya ladinden yapılan göğüs oldukça incedir. Tellerin eşikle iletilen basıncına dayanabilmesi için göğüs bölümüne, boylamasına bir çıkıntı yapılarak kubbe şeklinde form verilir. Burgular, oldukça küçük olup, burguluğa ön taraftan girer. Teller tuşa çok yakındır. Çünkü “Karadeniz kemençesi”, tellerin üzerine parmak uçlarıyla basılarak çalınır. Seslendiren, ayakta ise çalgıyı sol eliyle havada tutarak, oturuyor ise dizlerinin arasına dayayarak çalar.

71


TRABZON İLİNDE MUHTARLIĞIN KURULMASI 72

Tarihi süreçte Trabzon, her bir yüzyılda devletlerarası öneme haiz onlarca seyyah ve devlet adamını ağırlayan; Avrupa ve Asya medeniyetlerinin buluşma noktası, Arap ve Slav milletlerinin tanışma sahası; muazzam Roma ve Osmanlı imparatorluklarının doğuda yer alan siyasi, askeri ve ticari öneme sahip önemli bir merkezdir. Sahip olduğu ulaşım ve iletişim şartlarının sağladığı kolaylıklar sayesinde Trabzon, bağlı olduğu merkeze yönelik siyasi ve askeri tehlikeleri ilk elden gözlemlemeye ve gerekli olan önlemleri almaya müsait yapıda olmuştur. Osmanlı Arşivinde Maliyeden Müdevver Defterler serisi içerisinde bulunan, 7957 numaralı “Kazâ-yıAkçaabad Tâbi-i Liva-i Trabzon” adı ile “Akçaabat-Vakfıkebir Öşür Defteri 1850” (Aynı zamanda Trabzon sancağına bağlı Akçaabat kazasında yer alan merkez mahalle ve köyler yanı sıra aynı kazaya bağlı nahiyelerin öşür vergisi veren hâne reislerinin kayıt defteridir)

Hüseyin Akdeniz* Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu Genel Başkanı

kayıtlı defter ve Trabzon Şer’iye sicillerine göre, Trabzon’da mahalle ve köyleri idare eden imam, imam muhtar, muhtar-ı evvel, muhtar-ı sâni gibi kişilerin varlığına dair bilgiler bulunmaktadır. Sayfa sonlarında yer alan imam ve muhtar gibi şahıslara ait mühürlerde 1250, çoğunlukla 2251 ve 1252 gibi kayıtlar (tarihler) yer almaktadır. İlgili tarihler Hicrî 1250-51-52, Milâdî 1834-1835-1836 tarihlerine karşılık geldiğine göre, II. Mahmut devrinde İstanbul’da uygulamaya giren muhtarlık gibi yeni kurumların birkaç yıl geçmeden Trabzon’da da (en geç 1835 tarihinde) uygulandığı anlaşılmaktadır. Trabzon sancağı 387 numaralı (1520 tarihli) Trabzon Tapu Tahrir Defterinde sınırları kabaca Trabzon haricinde Giresun, Gümüşhane ve Rize’yi de içermektedir. Trabzon sancağına bağlı o tarihlerde 600’e yakın köy bulunmaktadır. Nüfusunyaklaşık %90’ının köylü, %5 ilâ %7’sinin şehirli, geri kalanların da askeri görevleri olan devlet memurlarıdır. Soğuksu, Boztepe, Kireçhâne, Değirmendere, Ayagorgorsuyu ve Suğa, Trabzon’un eskiden beri mesire ve sayfiye yerlerinin *Hüseyin Akdeniz / Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu Genel Başkanı 1967 yılında Ordu’da doğdu. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası ilişkiler bölümünden mezun oldu. Evli ve üç çocuk babasıdır. 1989 yılında Ordu-Altınordu Taşbaşı Mahallesi muhtarlığına seçildi. 1997 yılında Ordu Muhtarlar Derneği Başkanlığı görevine, 1998 yılında TMD Genel Merkezi’nde genel sekreter yardımcılığı, 2002 yılında TMD Genel Merkez Genel Başkan Yardımcılığı ve 2004-2009 yılları arası TMD Genel Merkez Genel Sekreterliği görevlerinde bulundu. 2012 yılında muhtarlık teşkilâtının dağınık yapısını kurulu olan Muhtar Federasyonlarını ve muhtar derneklerini birleştirerek Türkiye Muhtarlar Konfederasyonunun kurulmasına büyük katkılar sağladı. Halen Ordu Muhtarlar Federasyonu ve Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu Genel Başkanı olarak görev yapmaktadır.


Trabzon İlinde Muhtarlığın Kurulması

başında gelmekteydiler. Osmanlının son dönemleri ve Cumhuriyet devrinin ilk yıllarında Soğuksu’da şehrin ileri gelen ailelerinin ve Vâli de dâhil olmak üzere üst düzey resmî yetkililerinin yazlıkları bulunurdu. Adı geçen sayfiye ve mesîre yerlerinde ayan ve eşrafın yerleşmesi eski bir geleneğin devamı niteliğindedir. 1840 yılı ile birlikte Tanzimat Fermânı’nın (1839) ilkeleri uygulama alanına konmuştur. Başkent İstanbul’a nispeten yakın olan eyaletlerde Tanzimat ilkeleri uygulamaya geçirilirken Trabzon gibi bazı eyaletlerde Tanzimat’ın uygulanması geç başlamıştır. Tanzimat il-

keleri, 1841 yılında Trabzon eyaletinde uygulanmaya çalışılmış; ancak yerel eşrâfın tepkisi sonucu geçici olarak uygulamalardan vazgeçilmiş, 1847 yılına kadar ayanlar eski sistemin devamından yana olmuş, hatta göreve getirilen muhtarlar üzerinde ciddi baskılar oluşturmuşlardır.Ayanların köyün ileri gelenleri, nüfuslarının kalabalık ve maddi durumlarının iyi olması, ahalinin üzerinde baskıcı tutumları, seçilecek muhtar üzerinde belirleyici unsur olmuştur. Bu durum tabii olarak bölgede Tanzimat uygulamalarını geciktirmiştir.

73


KAHRAMANMARAŞ & TRABZON TARİHÎ KARDEŞLİK, GÜÇLÜ DOSTLUK 74

“Medeni” kelimesi Arapçada “şehirli” anlamına gelir. Bugün “umran” veya“uygarlık” karşılığı olarak kullandığımız “medeniyet” sözcüğü de buradan türemiştir.Fransızcadan doğan ve birçok batı diline aynı şekilde geçen “civilisation” da aynışekilde şehirli bir kültüre vurgu yapar. Canlı bir varlık olan dil, gerek bizim manevi dünyamızda gerekse Batılılarda şehir ile medeniyeti kendiliğinden eşleştirir. Mükemmelen yaratılmış evrende insanoğlunun hayatta kalabilmek için en güçlü silahı akıldır. İnsanlar, diğer canlılar gibi fiziksel özellikleriyle değil, akılları sayesinde doğa şartlarıyla mücadele eder. En temel iki ihtiyaç olan barınma ve beslenme, insanların toprağı işlemesi ve ekip biçtiği toprak etrafında yerleşmesi sonucunu doğurur. Yeryüzünün ilk şehirleri de böylece ortaya çıkar. Zaman içinde şehirler kalabalık grupların bir arada yaşayabilmesini sağlamak üzere kurallar ve kurumlarla şekillenir. Şehirler genişledikçe, burada yaşayanların ihtiyaçları arttığından önce komşu şehirlerle, daha sonra uzak coğrafyalardaki topluluklarla ticaret yapma zorunluluğu doğar. Ticaret sayesinde kültürler birbirleriyle tanışır, gelişen yeni ilişkilerle ortak bir medeniyete doğru ilerlenir. İletişim teknolojisinin gelişmediği çağlarda haberleşme ve etkileşme yavaş olmakla birlikte, kalıcı ve köklü sonuçlar yaratır. Farklı şehirlerin halklarının hayat şartları, iskân politikaları, zorunlu göçler gibi sebeplerle tanışıp kaynaşmaları da yüzyıllara yayılan tarihî dostluklar meydana getirir. 20. yüzyılın başında doğan “kardeş şehir” kavramı

Nevzat PAKDİL* Türk Parlamenterler Birliği Genel Başkanı 22, 23, 24. Dönem Kahramanmaraş Milletvekili

aslında kökleri çok daha eskiye uzanan bir uygulamadır. Kız alıp verme, ortak ticari faaliyet yürütme veya savunma amacıyla birlikte saf tutma gibi etkenlerle birbirine bağlanan kimi şehirler arasında eski zamanlardan beri bir kardeşlik hukuku gelişmiştir. Türkiye’mizde iki şehir, Kahramanmaraş ile Trabzon, bu kardeşliği yaşayan güzîde illerimizdir. Her Trabzonlu Kahramanmaraşlıları, her Kahramanmaraşlı Trabzonluları ‘öz hemşehrisi sayar’ desek mübalağa etmiş olmayız. Üstelik bu kardeşlik; Anadolu’nun kapılarının Müslüman Türklere açılmasından kısa süre sonra başlamış, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon’u Osmanlı topraklarına katmasının ardından hızla gelişmiştir. Anadolu’yu darü’l-İslam kılan Selçuklu Devleti’nin zayıflamasıyla birlikte sancağı devralıp bu topraklarda silinmez izler bırakan Türk Beyliklerinden Dulkadiroğulları, Maraş ve çevresinde iki asrı aşan bir zaman diliminde hâkimiyet kurmuştur. Anadolu’nun doğu kapısını tutan bu beylikten sonra Maraş, Yavuz *Nevzat Pakdil (d. 12 Ocak 1950, Göksun, Kahramanmaraş, Türkiye), Aslen Ardahan’ın Posof ilçesine bağlı Çakırkoç köyündendir. Doğum yeri Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesine bağlı Gölpınar köyüdür. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve AİTİA İşletme Fakültesi’ni bitirdi. TODAIE Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü Kamu Yönetimi bölümünden Yüksek Lisans derecesi aldı. Milli Eğitim Bakanlığı’nda sırasıyla Personel Genel Müdürlüğü Daire Başkanlığı, Personel Genel Müdür Yardımcılığı, Öğretmen Yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdür Yardımcılığı yaptı. Daha sonra Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü, Başbakanlık Başmüşavirliği ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi İETT Genel Müdürlüğü yaptı. XXII.,XXIII.ce XXIV. Dönem Kahramanmaraş Milletvekilliği ile TBMM Başkanvekilliği yaptı. Türk Parlamenterler Birliği Genel Başkanlığını yapmaktadır ve Türkiye-Türkmenistan Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanıdır. Evli ve 2 Çocuk babasıdır. Muhsin Yazıcıoğlu’nun kayınbiraderidir.


Kahramanmaraş & Trabzon Tarihî Kardeşlik, Güçlü Dostluk

75

Sultan Selim döneminde Osmanlı yönetimine geçmiştir. O Yavuz Selim ki, şehzadeliğini Trabzon’da geçirmiştir. Maraş ile Trabzon arasında Sultan Selim üzerinden kurulanbu bağlantının bir başka boyutu daha vardır. Bilindiği gibi, Yavuz Sultan Selim’in annesi Dulkadiroğulları Beyi’nin kızıdır. Anadolu’daki Türk güçlerinin birbirleriyle aile ilişkileri kurarak kuvvetlenmesi, ilerleyen yıllarda siyasi ve askerî zaferlerin kalıcılığını da sağlayacaktır. Kahramanmaraş’ımızla Trabzon’umuzu birbirine bağlayan bir diğer tarihî vakıa ise; gayrimüslim nüfusun çoğunlukta olduğu, görece geç bir dönemde Müslüman devlet kontrolüne geçen Trabzon ve çevresindeki irşat faaliyetlerinin Maraş ulemâsındanmuhterem zatlar tarafından yürütülmesidir. 1550’lerden itibaren Maraş’tan Trabzon’a âlimlerin gittiği, bölge halkına İslamiyet’in nurunu götürdüğü biliniyor. Bu rabıta Trabzon ile Kahramanmaraş’ın kardeşliğine

mukaddes bir anlam yüklemekle kalmıyor, iki şehrimizi İslam Tarihi içinde de önemli bir yere oturtuyor. Bugün Kahramanmaraş’ın en işlek caddesinin adının Trabzon Caddesi, Trabzon’un merkezî caddesinin adının Maraş Caddesi olmasıyla en görünür hâlini alan Kahramanmaraş-Trabzon kardeşliğinin Millî Mücadele boyutunu da unutmamak gerekir. Maraş halkının kahramanca çarpışarak düşman askerini şehirden kovması, Kurtuluş Savaşımızın en önemli hadiselerindendir. Coğrafi olarak cephelerin uzağında kalmış görünen Trabzon’da, Müslüman güçlerin gayri-müslim çeteleri püskürtmesi de son derece önemlidir. Ama Trabzon’u daha da önemli kılan, Trabzon Limanı’ndan Anadolu’ya dağıtılan silahlardır. Kimbilir belki de Maraş’ta Sütçüİmam’ın elindeki tabanca, Trabzonlu bir gemicinin canını dişine takarak Maraş’a ulaştırdığı silahlardandır...


BİR ŞEHİRDİR Kİ TRABZON... 76

Dr.Hasan AKGÜN* Büyükçekmece Belediye Başkanı

Şehzadeler diyarı, Türkiye’nin çimentosu; iklimi sert, insanı mert bir şehirdir Trabzon. Bazen memlekettir, bazen yayla, bazen yazlık… Ama her zaman sıladır, Trabzon. Bir şehir ki; nüfusunun neredeyse on katı göç göndermiştir Türkiye’nin dört bir yanına. Yoksulluktan, geçim derdinden dolayı yollara düşen Trabzonlu, gittiği yerde iş kurmuş, aş bulmuş, iş ve aş dağıtmıştır. Çalışkandır; ekmeğini taştan çıkarmış, bazen de taşa can vermiştir. Hangi sektörde olursa olsun mutlaka orada başarıya ulaşan Trabzonlular vardır. Vatanseverdirler. Asla ihanet ve hainlik düşünmezler. Bazen Kıbrıs’tadırlar, bazen dünyanın başka bir yerinde. Ama nerede olursa olsun; “Doyduğum yer vatanım, Trabzon sılamdır.” derler. Üç kuşak, beş kuşak geçse de bu böyledir onlar için. Karadeniz’in cenneti yaylaları ile dünyanın ilgisini çekmeye başlayan Trabzon, aynı zamanda eşine rastlanmayacak kadar futbol sevdalısı, Trabzon Spor aşığı bir şehirdir. Nerede bir Trabzonlu varsa onun evinde bir Türk Bayrağı ve bordo mavi bir forma mutlaka duvarında asılıdır. Tüm Trabzon’a selam ve saygılarımla... “Orda bir yer var uzakta Gitmesek de, gezmesek de Yıllar geçse görmesek de O yer bizim yerimizdir.”

*Dr. Hasan Akgün (d. 2 Şubat 1955; Araklı, Trabzon) 1994’ten beri İstanbul Büyükçekmece ilçesi belediye başkanı.


advertorial

IC Holding 1969 yılında temelleri atılan ve bugün bir Holding çatısı altında faaliyetlerini sürdüren IC İbrahim Çeçen Yatırım Holding A.Ş. (IC Holding) faaliyetlerini temelde İnşaat, Elektrik Üretimi, Dağıtımı ve Satışı, Turizm, Altyapı sektörlerinde sürdürmektedir. IC Holding stratejik yaklaşım, karar süreçlerine katılım, insana saygı ve sosyal sorumluluk bilincini teşvik eden bir yönetim anlayışına sahiptir. Yaptığı işlerde her zaman kaliteyi ve müşteri memnuniyetini ön planda tutan IC Holding, bu politikasından ödün vermeden ve standartlarını koruyarak çalışmalarına devam etmekte ve sürdürülebilir büyüme odaklı bir strateji ile ilerlemektedir. Sürekli büyüyen ve gelişen kurumsal bir yapı içinde Türkiye’de faaliyetlerini sürdüren IC Holding son yıllarda başta Rusya Orta Doğu, Orta Asya ve Avrupa gibi Dünyanın çeşitli bölgelerinde, özellikle nitelikli

müteahhitlik hizmetleri ve orta ölçekli sanayi grubu faaliyetleri olmak üzere birçok proje gerçekleştirmektedir. IC İbrahim Çeçen Yatırım Holding A.Ş.’nin bakış açısı, ülkemizdeki ve dünyamızdaki gelişmeleri izleyerek faaliyette bulunduğumuz sektörlerde kazanılan tecrübe ve imkânları yeni sektör ve projelerde hızlı ve esnek biçimde kullanmaktır. Yönetim anlayışımızın mihenk taşlarından biri de sosyal sorumluluk bilinci ile topluma ve ekonomiye katma değer yaratmaktır. IC Holding, küreselleşen dünya ekonomisinde 50 yıla yaklaşan aşan tecrübesini kullanarak sürekli büyüyen ve gelişen bir yapı içinde çalışmalarını sürdürmektedir. Uluslararası iş ortaklıklarıyla dünyada bilinen bir marka haline gelen IC Holding’in temel hedeflerinden biri küresel oyuncular arasında daha üst sıralarda yer almaktır.

77


78

Kısaca kendinizden bahseder misiniz? 1963 yılında Trabzon’un Çaykara ilçesinde doğdum. İlkokula Trabzon’da, ortaokul ve liseye ise İstanbul’da devam ettim. Lisans eğitiminden 1984 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünden mezun oldum. 1987 yılında aynı üniversitenin Fen Bilimleri Enstitüsü’nde yüksek lisans eğitimimi ve 1995 yılında ise Doktora eğitimimi tamamladım. Akademisyenliğe Yıldız Teknik Üniversitesi’nde başladım. 1986 yılında araştırma görevlisi, 1995 yılında öğretim görevlisi, 1996 yılında yardımcı doçent, 1999 yılında doçent ve 2005 yılında profesör ünvanlarını aldım. Bu süreç içerisinde; Bölüm Başkanlığı, Anabilim Dalı Başkanlığı, Fakülte Kurulu Üyesi, Dekan Yardımcılığı, Bölüm Başkan Yardımcılığı, Fakülte Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundum. 2008 yılında aynı üniversiteye Rektör olarak atandım. İtalya Hükümeti’nin verdiği burs ile 1994-1995 yılları arasında Milano Politeknik Üniversitesi’nde taşıt titreşimleri konusunda araştırma projesinde çalıştım, 1999-2000 yıllar arasında ise Japon Sanayi Bakanlığı bursu ile MechanicalEngineeringLaboratory’de doktora üstü çalışma yaptım. KOSGEB danışmanlığı, İstanbul Sanayi Odası danışmanlığı, TÜBİTAK (MAKİTEG) Alan Komitesi Üyesi ve Türk Mühendisler Birliği Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundum. Son olarak, 2011 yılında TÜBİTAK Bilim Kurulu Üyesi olarak görevlendirildim ve 3 yıl süre ile bu görevi sürdürdüm. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Yönetim Kurulu üyesiyim. Ayrıca, Trabzon Spor yönetim kurulu üyesi olarak gö-

röportaj

Trabzon insanı; problemlere karşı pratik çözümler üretir

Prof. İsmail YÜKSEKDAĞ Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü

rev yapmaktayım Evli ve 3 çocuk babasıyım. Trabzon şehri ve insanı ile ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz? Trabzon şehri, Türkiye’nin dış dünyayaaçılan kapılarından biri olma özelliğini taşımaktadır. Karadeniz Havzası, Kafkasya, Türk Cumhuriyetleri ve Orta Doğu pazarına yakınlığı nedeniyle ekonomik olarak büyük bir ticaret potansiyeline sahiptir. Trabzon’a ekonomik yöndenbaktığımızda; il ekonomisinde tarım ve hayvancılık sektörü ile birlikte ticaret ve sanayi sektörününhâkim olduğu görülmektedir. Trabzon şehri tarihî, ekonomik, sosyal ve kültürel değerleriyle de ülkemizin gelişimine katkıda bulunan marka potansiyeline sahip çok büyük bir şehirdir. Ülke gündemine yön veren ve yöneten çok büyük değerler yetiştirmiştir. Şehrimizin en büyük değeri ise insanıdır. Trabzon şehrini ve insanını anlamak sabır, özveri ve çaba gerektirir. Onları anladığınızda ise bağımlılık yapar ve ayrılmak mümkün olmaz. Trabzon insanı; problemlere karşı pratik çözümler üretebilen, yaşam sevgisi ve motivasyonu yüksek, ülkesine ve milletine bağlılığı kuvvetli ve büyük potansiyeli olan bir portre çizer. Bu sıradışı özellikleri, Trabzon insanını ülkemizin hem kamu hem de özel kurum yapılanmalarında karar verici makamlarda pozisyonlar elde etmesine ve bu bağlamda başarılı bir şeklide hizmet etmesine yol açmıştır. Üniversitelerin Trabzon şehrinin gelişimine ne tür katkıları olabilir? Eğitim, çağdaş yaşamın en önemli kurumlarından


Trabzon İnsanı; Problemlere Karşı Pratik Çözümler Üretir

79

birisidir. Eğitim-öğretim kurumlarının en üst halkası olan üniversitelerin eğitimde ve toplumsal yaşamda ayrı bir önemi bulunmaktadır. Konunun önemsenmesinin temelinde, kuruluşundan günümüze üniversite kurumunun toplumsal yaşamın gelişimine etkilerinin ve bu kurumdan olan sosyo-ekonomik beklentilerin düzeyinin yüksek olması yatmaktadır. Bu yaklaşımla birlikte üniversitelerin yalnızca yükseköğrenim kurumları olduklarına ilişkin yaygın algı yerini, gittikçe ekonomik büyümenin ve kalkınmanın önemli motor gücü olabilecekleri düşüncesine bırakmaya başlamıştır. Üniversitelerin yalnızca kültürüretici bir kurum olmadığı, aynı zamanda bölgeiçin gelir yaratan ve dağıtan bir kurum olduğu sıkça ifade edilmektedir. Üniversiteler, bir bölge için endüstriyel ve altyapısal yatırımlarla eş derecede önemli kalkınma faktörü olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca, artan biçimde, yerel ekonomiye istihdam yaratarak ve gelir kazandırarak katkıda bulunan, kentin bütünsel bir parçası, emek

piyasasının niteliksel yapısını etkileyen bireyler ve girişimciler için cazibe merkezi işlevi gören, kamusal olanakların bölgesel ağı olarak düşünülmektedir. Bu ağ içinde üniversiteler iş olanağı yaratmayı teşvik etmekte, sosyo-kültürel hareketliliğe ve yaşam kalitesine katkıda bulunmakta ve genç nüfusun bölgeden göçünü önlemeyi amaçlamaktadır. Üniversitenin ekonomik işlevi doğrudan ve dolaylı katkılar biçiminde şekillenmektedir. Üniversitenin yerel ekonomiye doğrudan katkıları, bulunduğu şehirlerde istihdam yaratması; dolaylı katkıları ise, üniversitenin, çalışanlarının ve öğrencilerin yerel ekonomiyi oluşturan unsurlardan mal ve hizmet talebinde bulunmalarıdır. Bu açıdan Trabzon’da bulunan üniversiteler, şehrin istihdam ve ekonomik açıdan gelişimine önemli katkıda bulunmaktadır. Az önce bahsettiğim bütün unsurlar; Trabzon şehrinin kalkınmasına, marka değerinin artmasına ve bölgenin potansiyelini performansa dönüştürmede çok büyük katkı sağlamaktadır.


Tek hedefimiz Türkiye yakışır bir Of… 80

Göreve geldiğimiz ilk günden bu yana sevgi, saygı ve samimiyetle hareket ettik. Günübirlik işler yaparak değil, gelecek nesillerimizi düşünerek hizmetlerimizi gerçekleştiriyoruz. Etkin, verimli, vatandaş odaklı, hesap verebilen, katılımcı ve şeffaf hizmet anlayışıyla siz değerli kardeşlerimin hayatını kolaylaştırmayı hedefledik. Bizler gerçekleştirdiğimiz hizmetlerde kaynak kullanımında hizmet ve kalite, çalışan memnuniyeti, fırsat eşitliği, sosyal belediyecilik, çevreye, kültürel ve tarihi dokuya saygılı olma prensiplerine daima bağlı kaldık. Bundan sonra da bağlı kalmaya devam edeceğiz. Of Belediyesi’nin faaliyetlerine ve projelerine yön verecek temel politikaları ve önceliklerini belirlemek için kolları sıvadık. Seçim öncesinde altını çizdiğimiz sözlerin seçim sonrasında üstünü çizmiyoruz. Oflu olmayı ayrıcalık haline getirmek ve siz değerli hemşehrilerimizin yaşam kalitesini yükseltmek için katılımcı ve mükemmeliyetçi bir üst yönetim anlayışını benimsiyoruz. Of’ta belediye başkanlığı görevine talip olduğumuzda umutsuzluğa kapılsaydık eğer, bugün Of’ta hiçbir şey değişmezdi, değişemezdi. Göreve geldiğimizde “yapılamaz - değişemez” denilen şeylerin, tüm olumsuz koşullara rağmen yapılabileceğini, değişebileceğini gösterdik. Çünkü inandık. Bütün mücadelemiz; okullarıyla, sağlık tesisleriyle, yeşil alanlarıyla park bahçe ve yollarıyla, medeni dünyanın ihtiyaç duyduğu bütün gereksinimlerini kazan-

S. Salih SARIALİOĞLU* OF Belediye Başkanı

mış, güvenli, tertemiz, herkesin birbirine saygı duyduğu, insanların ve özellikle çocukların sosyal imkanlarla donatılmış tesislerde vakit geçirdiği bir Of için. Of’ta rekor sayıda yatırım yaptık Bu hedefe bugün uzak değiliz. Çok önemli mesafeler kat ettik. Of’ta rekor sayıda yatırım yaptık. Gerçekleştirdiğimiz projeler, Of’un şehir merkeziyle ulaşımını sağlayan yol, çevreyi ve sağlığı tehdit atık su, hayatı kolaylaştıran doğalgaz, yağmur suyu kanalları ve içme suyu gibi alt-yapı yatırımları hızla devam ediyor. Uzun yıllar hizmet verecek olan tam teşekküllü Of Devlet Hastanemizin yapım ihalesi yakında gerçekleşecek. İki dev spor tesisi olan Gençlik Merkezi ve Yarı Olimpik Kapalı Yüzme Havuzu projelerimizin inşaatı çalışmaları son aşamaya geldi. İlçemiz sahilinde, uzun yıllar hizmet edecek yeni spor kompleksi Belediyemiz tarafından Gençlik ve Spor Bakanlığımıza tahsis edilerek 50 dönümlük arazi üzerinde Dev Spor Kompleksi yapılacak. İlçemiz Cumhuriyet mahallesinde 24 derslikli bir Anadolu Lisesi okulunun inşaatı tamamlanarak hizmete girecektir. Bu okulların eğitim ve öğretime girmesi ile ilçemizdeki okul sayısındaki artış, sınıflardaki öğrenci yoğunluğun azalmasına ve *Salim Salih SARIALİOĞLU 1967 yılında Of’ ta doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Of’ta tamamladı. KTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümünden 1991 yılında mezun olan Sarıalioğlu, 1993 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesi Metropol İmar A.Ş.’de çalışmaya başladı. 1995 yılında Of Belediyesi’ne geçiş yaptı. Fen İşleri birimindeki 18 yıllık görev süresinin ardından 30 Mart 2014 tarihinde yapılan Mahalli İdareler Genel Seçimlerinde Ak Parti’den Of Belediye Başkanı Adayı oldu. Of Belediye Başkanlığına seçilen Sarıalioğlu, evli ve 2 çocuk babasıdır.


Tek hedefimiz Türkiye yakışır bir Of…

öğrencilerimizin daha iyi koşullarda az sayıda öğrenci ile daha verimli eğitim ve öğretim görmelerine katkı sağlayacaktır. İlçemiz Kıyıcık Mahallesinde bulunan eski SSK Hastanesi binasının Üniversitemize tahsisi için yaptığımız başvuru Maliye Bakanlığımızca uygun görülmüştür. Bundan sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi’ne (KTÜ) bağlı İslami İlimler Araştırma Merkezi olarak hizmet verecek ve yine Of Teknoloji Fakültemizin bölüm sayısını artırmaya yönelik projelerimiz devam ediyor. Sosyal belediyeciliğin en güzel örnekleri sunulmaya çalışılıyor. Binlerce mağdur vatandaşlarımızın yanında olmaya, yüzlerce öğrencimize eğitim yardımı yapmaya, engelli vatandaşlarımıza, spora ve sporcuya destek vermeye devam ediyoruz. Her günümüz mücadeleyle geçiyor Kuşkusuz Of’un problemleri bitmiş değil. Bunun farkındayız. Bu problemleri çözmek için her günümüz mücadele ile geçiyor. Ancak şuna tüm kalbimle inanarak söylüyorum ki ilk günkü heyecanımızı hiç kaybetmedik. Her gün, bir önceki günden daha fazla çalışıyoruz. Geçmişe takılmadığımız gibi, kendi başarılarımıza da takılıp kalmıyoruz. Bizim daha büyük hedeflerimiz var. Bu hedef Of’u eski cazibeli günlerine döndürmek. Of’u Türkiye’ye yakışır hale getirmektir. Bu topraklara ve milletimize karşı büyük sorumluluğumuz var Dürüst çalışmanın ve verilen sözleri tutmanın karşılığında elde edilen güvenin, bizler için en önemli sermaye olduğuna inanıyoruz. Planlı programlı çalıştığımız, attığımız her adımı iyi hesapladığımız için bugüne kadar önümüzü net görmeyi ve doğru kararlar almayı başardığımızı biliyoruz. Bu topraklara ve milletimize karşı, yüreğimizde büyük bir sorumluluk duygusu taşıyoruz. Tüm kararlarımızda Of’umuza olan sorumluluğumuzu aklımızdan çıkarmadık, çıkarmayacağız.

Yolumuza devam ediyoruz. Bu birlik ve beraberlik, bu dikkat ve hassasiyet, bu kararlılık ve ciddiyet içerisinde yolumuza emin adımlarla devam ediyoruz. Halkımızdan aldığımız destek ve güçle, hakka olan inancımız ve imanımızla aldığımız destekle yürümeyi sürdürüyoruz. Biz; Oflulara birbirimize kalplerimizi açtık ve zorlukları birlikte göğüsledik. Allah’ın izniyle daha nice büyük başarıların altına birlikte imza atacağız, bunun kıvancını birlikte paylaşacağız. Bütün bunlara rağmen, yapılacak çok işin var olduğunu da biliyoruz. Arazinin büyüklüğü, ihtiyacın fazlalığı ve yapılan çalışmalar nedeniyle bazı sıkıntılı bölgelerimizde de en kısa sürede mahalli çalışmalar tamamlandığında, yapılan genel hizmetlerle birlikte yaşamaktan zevk aldığımız bir ilçeye kavuşacağız. Geride bıraktığımız iki yılda ortaya koyduğumuz performans, değerli halkımızdan almış olduğu üstün takdir ve tebrikler, bundan sonra yapacağımız çalışmalara daha büyük bir azim ve kararlılıkla sarılmamızı sağlamıştır. Beldemizin kalkınması, halkımızın daha huzurlu, sağlıklı ve güvenli bir Of’ta yaşaması için yaptığımız hizmetlerimiz artarak devam edecektir. Daha mutlu yarınlar için; halkımızın takdiri ve desteği ile artan hizmet aşkımız ve heyecanımızla Of için üretmeye, halkımızın acısını ve sevincini paylaşmaya devam edeceğiz. Çalışmalarımızın gerçekleşmesinde, katkılarını eksik etmeyen merkezi idareye, Değerli Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu’na, Trabzon’umuzun iki evladı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Sayın Süleyman Soylu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’a, Trabzon Milletvekillerimize, parti teşkilatımıza, belediye meclis üyelerimize ve belediye personelimize teşekkür eder; saygılar sunarım.. Daha güzel günlerde buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz.

81


advertorial

karadeniz örme yapı 82

Karadeniz Örme’nin Karadeniz’de yaptığı yatırımlar; Boztepe’de Haziran’ın ilk haftasında açılışı yapılacak olan Radisson Blu Otel Ordu, dağ ve deniz manzaralı standart, superior, deluxe, suit ve king suit olmak üzere toplam 128 odadan oluşuyor. Toplantı salonları, Dünya mutfağını tadabileceğiniz dağ ve deniz manzaralı teras restoranı, 1050m2 1000 kişi kapasiteli balo salonu mevcut. Ordu’da 530 metre yükseklikteki Boztepe’ye kent merkezinden ulaşımı kolaylaştırmak için 2.5 yıl önce yapılan teleferikin hemen yanında Karadeniz’e yapılan yatırımlar bu otellede kalmıyor Trabzon Boztepe’de inşasına başlanan 180 odalı yeni bir otelde yolda. 2017’de kapılarını açmayı planladığımız otel için Trabzon’a yeni bir soluk getirecek. Grubumuzun ayrıca gayrimenkul sektöründe de yatırımları devam ediyor. İstanbul’un incisi Ataköy sahilinde hayata geçirdiğimiz Yalı Ataköy projesi ; ATAKÖY SAHİLİNİN SEYİR TERASI SATIŞTA “YALI ATAKÖY” Toplu Konut İdaresi (TOKİ) güvencesiyle Ataköy’ün en değerli noktasında, Özyazıcı İnşaat – Karadeniz Örme Proje Ortaklığıyla hayata geçirilen Yalı Ataköy’ün satışları devam ediyor. Projenin apart üniteleri 1.276.000.- TL’den başlayan fiyatlarla alıcı buluyor. İstanbul’un en elit ve gözde bölgelerinden Ataköy sahilinde hayata geçirilen Yalı Ataköy’ün apart ünite

Bilgin Akaydın Karadeniz Örme Yapı Yönetim Kurulu Başkanı

leri hemen teslim olarak satışları devam ediyor. Ataköy sahilinin en değerli noktasında konumlandırılan projede lüks detaylara sahip apart üniteler 1+1, 2+1, 3+1 ve 5+1 seçeneklerine sahip. Özyazıcı İnşaat – Karadeniz Örme Proje Ortaklığı tarafından inşa edilen Yalı Ataköy ‘de 512 apart ünite 64 ofis ve cadde üzerinde 7 dükkan yer alıyor. , 72.849 metrekare arsa üzerinde yükselen Yalı Ataköy, sahile sıfır konumu ve kesintisiz deniz manzarasıyla benzersiz bir yaşam alanı sunuyor. Mimarisinde Alpar Mimarlık’ın imzası bulunan proje, estetik ve modern çizgileriyle de öne çıkıyor. Projenin yeşil alanlarında asırlık ağaçlar yer alıyor. DÜKKANLARA YOĞUN İLGİ Yalı Ataköy’ün geçtiğimiz haftalarda açık artırma usulüyle satışa sunulan dükkanları yatırımcılar tarafından yoğun ilgi gördü. Yüksek yatırım potansiyeline sahip proje, Ataköy sahil yolunun bitişiğinde, E5 Otoyolu’na 2 km ve Atatürk Havalimanı’na 4 km mesafede bulunuyor.


83


84

İller Bankası’nın Trabzon’a yaptığı yatırımlar gün geçtikçe hızlanıyor. İLBANK Genel Müdürü Mehmet Turgut Dedeoğlu, Trabzon’a yapılacak yatırımlar kapsamında yalnızca 2016 yılı içerisinde ildeki 15 ayrı içme suyu ve kanalizasyon projesi için 40 milyon TL.ye yakın bir ödenek ayrıldığını bildirdi. Dedeoğlu, projelerin başladığı dönemden bugüne kadar yaklaşık 47 milyon TL. tutarında bir harcamaya bu yıl içinde yapılacak 40 milyon TL.lik ödenek eklenerek çalışmaların önemli bir kısmının tamamlanmış olacağını dile getirdi. Dedeoğlu, 2018 yılına kadar tamamlanması planlanan projeler için önümüzdeki yıllarda 20 milyon TL.lik bir yatırım finansmanının daha sağlanacağının altını çizdi. Halen sürdürülen projelerle ilgili de bilgi veren Genel Müdür Dedeoğlu: “Bankamız tarafından devam ettirilen içme suyu ve kanalizasyon projeleri içinde ödenek büyüklüğü açısından ilk sırada 26.5 milyon TL. ile Of İçmesuyu ve İçmesuyu Arıtma Tesisi inşaatı yer alırken ikinci sırada yaklaşık 22 milyon TL.lik bir proje bedeliyle Araklı-Sürmene İçme suyu projesi ve yaklaşık 13.5 milyon TL.lik proje bedeliyle Akçaköy-Yıldızlı-Derecik kanalizasyon projesi üçüncü sırada yer alıyor. Çalışmaları devam eden 15 projenin ortalama gerçekleşme oranı yüzde 50’ler civarında.” Belediyelerin altyapı yatırımlarına yönelik çalışmalar kapsamında gerçekleştirilen Su ve Kanalizasyon Altyapı Projesi (SUKAP) ile ilgi olarak çalışmalarının hızla sürdüğünü kaydeden Dedeoğlu, “Trabzon genelinde SUKAP programı kapsamında 11 projeyle ilgili

advertorial

İLBANK’ IN TRABZON’A YATIRIM ATAĞI SÜRÜYOR

M. Turgut DEDEOĞLU Genel Müdür

çalışmalarımızı sürdürüyoruz. 215 milyon TL. yaklaşık maliyeti bulunan bu projeler içinde Trabzon Merkez içme suyu şebeke projesi 100 milyon TL.lik bir maliyetle ilk sırada yer alıyor. Proje önümüzdeki günlerde ihale edilerek uygulamaya başlanacak.” dedi. Öte yandan harita ve imar planı işleri kapsamında yedi ayrı çalışmayı eş zamanlı sürdürdüklerini bildiren Dedeoğlu, bunlar içerisinde Akçaabat, Köprübaşı, Uzungöl, Beşikdüzü, Taşkıran Kaip ve Vakfıkebir ilave imar planı yapımı ile Beşikdüzü sayısal harita yapımının yer aldığını söyledi. İller Bankasının Trabzon’da yaptığı diğer yatırımların da hızla sürdürüldüğüne vurgu yapan Dedeoğlu, Trabzon genelinde 13 ayrı üstyapı işi için 81 milyon TL. civarında kredi veya hibe sağladıklarını, ayrıca 84 iş için acil ihtiyaç ödeneği kullandırdıklarını kaydetti. Dedeoğlu, Bankanın Tonya belediyesi için hazırladığı içme suyu etüt projesi dışında beş ayrı bölge için de kanal şebeke-arıtma, arıtma veya şebeke işi kapsamında kanal etüt projesi hazırlanarak çalışmaların hızlandırıldığını sözlerine ekledi.


85


86

Hiç düşünmeden tepilen Horon... Çerez gibi yenilen Hamsi... Renklerine gönül verilen Bordo - Mavi... Kendine has güzellikleriyle Trabzon... Doğu Karadeniz’in farklı şehridir Trabzon. İnsanıyla kültürüyle farklı; doğasıyla cezbedicibir güzelliğe sahip bu şehir.. Çılgın bir şehirdir Trabzon. Bunu en iyi televizyonda “hamsili baklava” haberini görüp dakikalarca ekrana baka kaldığınızda anlıyorsunuz. Yok artık diye söylenmeye başladığınızda imkansız kelimesinin bu şehrin lügatinde olmadığını fark ettiğinizde her şey daha anlaşılır oluyor. Çılgın bir şehir işte Trabzon... İnsanlarıyla ilginçtir. Bir Trabzonluyu aynen şu şekilde tanımıştım: “yok kardeş ben çıkmam pistlere falan ya ne işim olur benim?” dedikten bir kaç dakika sonra önce kemençe sesi duyulmuş, omuzlardan başlayarak ritim tutulmuş , kahramanımız iki dakika sonra pistlerin yıldızı olmuştur. Hoş Trabzonlu ol veya olma insan ister istemez horonda buluyor ya kendini. Horon seven bir topluma denk gelirseniz nereli olduğunuzun bir önemi yok, bir süre sonra sizde artık Trabzonlu olmuşsunuzdur. Eğlencelidir horon :) “Temel’le Dursun ormanda yürüyorlar.Bir ara Temel Dursun’a sesleniyor : -Dursun ormanın güzelliğine bak. Dursun: Ağaçlardan göremiyorum ki...” işin şakası bir yana gerçekten ağaçların güzelliği, yeşilin o muh-

dildar’ ın sayfası

Trabzon mutfağından...

S. Dildar

teşem etkisi ve o güzel yağmurla karışık müthiş havası.. İşte sırf bunları değerlendirmek için bile yapılan turlar, yayla şenlikleri, eğlenceler kaçırılmamalı. Trabzon yeşilinde kaybolacağınız güzel bir şehir.. Marifetlidir ya Trabzon. Hamsili baklava bir yana, hamsi pilavı, kuymak, Akçaabat köfte, hamsili kaygana... yeme de yanında yat dediğimiz yemekleri en iyi şekilde bizlere sunandır Trabzon. Bir kere zaten kalori falan yok. Kim bilir belki de bu yüzden canlı bir hayat sürüyorlardır :) Türk yemekleri, Dünya mutfağının en lezzetleri yemeklerine ev sahipliği yapmaktadır. Her yörenin kendine ait yemek çeşitleri vardır. Binlerce yıldır çeşitli kültürlerden etkilenerek, yurdumuzun her köşesinde birbirinden leziz ve farklı yemekler mümkündür. Trabzon mutfağı da önde gelen lezzetlere ev sahipliği yapmaktadır. Trabzon’a gidenlerin, ayrılmadan önce tatmasını tavsiye ettiğimiz yemeklerden bir kaçını sizler için derledik. Tabii ki, en başta Trabzon’la özdeşleşen yemeklerinden bazıları ; - Hamsi Kuşu - Hamsi Tava - Hamsili Kaygana - Hamsili Pilav - Kuymak - Kıymalı ve Peynirli Pide - Kara Lahana Çorbası


Dildar’ ın Sayfası - Akçaabat Köfte - Etli Kara Lahana - Fasulye kavurması - Fasulye Turşusu - Gongoş - Guliya - Haluşka - Hodan Böreği - Kuru Fasülye - Laz Böreği - Mısır Çorbası - Mısır ekmeği - Trabzon Ekmeği

KUYMAK Malzemeler; - 2 buçuk yemek kaşığı tereyağı, - Yarım su bardağı mısır unu - 2 su bardağı sıcak su - 1 su bardağı Trabzon peyniri veya çeçil peyniri Yapılışı; Tereyağını tavada eritin. Mısır ununu ilave ederek, sürekli karıştırarak kavuralım. Mısır unu kavrulunca azar azar suyunu ilave edip hızlıca karıştıralım. 2-3 dakika pişirelim. Suyunu çekip, katılaşmaya başlayınca peynirleri ilave edelim. Peynirler eriyinceye kadar pişirip,sıcak olarak servis yapalım. AFİYET OLSUN!

HAMSİ KUŞU Malzemeler; - 1 kilo hamsi - Yarım demet maydanoz - 7-8 dal yeşil soğan - Tuz, Kırmızı pul biber - Bulamak için bir su bardağı mısır unu ve bir tatlı kaşığı tuz - Kızartmak için sıvıyağ Yapılışı; Hamsileri kılçıklarından temizleyip yıkayalım. Suyunu süzdürelim. Bir kaba maydanoz ve taze soğanı doğrayıp, pul biber ve tuzu atıp karıştıralım. Avucumuzda 3 hamsiyi yan yana gelecek şekilde dizelim. Ortasına maydanozlu karışımdan koyup rulo şeklinde saralım. Sonra mısır unu ve tuz karışımına bulayıp, kızgın yağda kızartıp servis edelim. AFİYET OLSUN!

87


www.yysam.org

Bizim Şehirler | Trabzon sayı  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you