Issuu on Google+

1

ATATÜRK’Ü KORUMA YASASI YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILMALI Prof. Dr. Ali Demirsoy Canlılar dünyasının (bitkiler haricinde) çok önemli bir özelliği vardır. Bu özellik özünde bireyi korumaya yöneliktir. Bu özellik şudur: Bir hareket ya da bir uyarı ya da bir eylem sürekli tekrarlanırsa bir zaman sonra o bireyde, o uyarıya karşı bir duyarsızlık oluşur. Birey sanki o uyarı hiç yokmuş gibi davranmaya başlar. Bu fizyoloji işlev, sürekli tekrarlanan bir uyarı ya da hareketin her defasında ince ince değerlendirilmesini ya da yargılanmasını önlemeye yöneliktir; bireyi rahatlatmayla ilgilidir. Bu özelliğin bulunuşu çok ilginçtir. Bir biyolog çalışmaları sırasında, deniz kenarında, dolunay sırasında kemancı yengeçler (bilimsel adı Uca) olarak bilinen bir yengeç sürüsünün kıyıya çıkarak, öndeki iki makasından (keliser) daha irice olanını keman çalar gibi saatlerce bir o yana bir bu yana salladığını görüyor ve dikkatini çekiyor. Bu hareketin moleküler, fizyoloji ve davranış açısından nedenini incelemeye başlıyor. Sonuçta makasını uzun süre sallayan bireylerde endorfin (= endorphin) denen bir hormonun salgılandığını buluyor. Bunun üzerine endorfin ile ilgili araştırmalar genişliyor ve sonuçta daha önce hiç kimsenin tahmin edemediği, açıklamakta zorlandığı birçok olayın nedeninin endorfin olduğu anlaşılıyor. Ritmik

davranışlar

gösteren

birçok

hayvan

benzer

şekilde

incelenmeye alınınca, onlarda da bu hareketlerin sonunda endorfin birikiminin olduğu bulunuyor. Sonuçta benzer hareketlerin tekrarının canlılarda endorfin denen bir maddenin salgılanmasına neden olduğu kanıtlanmış oluyor. Bunun üzerine canlıların davranış biçimleri bu açıdan tekrar ele alınıyor ve sonuçta:


2

Çocukların bebek iken iki yana tay tay diye sallanmaları, çatışmaya giren askerlere kaz adımı (son derece düzenli ve eşit adımlarla yapılır) yürütülmesi, zikir olaylarında bir sözün ya da hareketin defalarca tekrarlanması, tespih çekme, diskotekte aynı ritimle insanların benzer hareketlerle uzun süre dans etmesi, huzursuz olunduğunda ayağın birinin ya da ikisinin ritmik olarak sallanması ya da titretilmesi, yerli kabilelerin aynı ritimle savaştan önce bazı hareketler yapması

hatta

birçok dini ayin ve ibadet biçiminde bazı hareketlerin tekrar tekrar yapılması ve buna benzer çok sayıda ritmik ya da ritüel olarak hareketlerin yapılması vücuttan endorfin salgılanması ile ilgilidir. Endorfinin yapısı incelendiğinde bunun doğal morfinin bir çeşit türevi olduğu anlaşıldı. Vücudun teskin edilmesine, ağrıların azaltılmasına ya da dindirilmesine, psikoloji huzursuzluk varsa bunun rahatlatılmasına, periferik (vücut

yüzeyine

yakın)

damarların

büzülerek kanamayı

azalttığına, morfin etkisi yaptığı için ağrı eşiğini yükselttiğine (yani daha az ağrı algılamasına, bu nedenle zikirden sonra vücuduna şiş ve kılıç sokulmasına duyarsız kalmasına), kişinin karmaşık sistemleri (ilişkileri) anlayamadığı için ortaya çıkan huzursuzluğu gidererek uhrevi bir rahatlığa sürüklemesine, yaygın bir söylemle “tevekkül oluşturmasına” neden olduğu anlaşılmıştır. Aslında insanı (ve keza diğer canlıları da) bir anlamda huzura kavuşturan, tehlikelerin görmemezlikten gelmesine neden olan, yeni durumlar karşısında beynimizin uyarılarak çıkış yolları aramasını zorlatan ve bir anlamda bireyi huzursuz eden dürtüleri azaltan, tedirginliği gideren; çıkış bulamadığı zorluklarının nedenini araştırma ve çare arama yerine doğaüstü güçlere havale ederek rahatlamayı sağlatan bir işletim sistemi olduğu için canlılar tarafından tercih edilen, insanı huzura kavuşturan yol


3

olarak bilinir ve özellikle insanların çoğu tarafından başına bir kutsal sıfatı da eklenerek sık sık kullanılır. Ancak canlılar bir defa bu yolu kullanmaya başlarsa, önündeki sorunları çözmek için yeni yollar arama çabasına gireme yerine verilenle yetinmeyi yeğler; başına gelenleri kadere bağlar; tevekkülü olgunluk bilir; karmaşık düşüncelere girmekten kaçınır; kutsal metinlerde gizli bilgilerin olduğuna inanır; onları yorumlayanlara biat eder; yeniliklere karşı çıkar; kendi tarzında hareket etmeyenleri (kendisinde farklı bir uyarı yarattığı için) tehdit olarak görmeye başlar. Bu bireyler belirli bir yaştan sonra eğitilemezle; yeni ortamlara ve koşullara uyumda zorlanırlar; öğretilerinin ezeli ve ebedi olarak aynı kalmasını savunurlar; bu nedenlerle kendi anlayışlarının savunulması dışında hiçbir şeye duyarlı değillerdir; uyarılma ya da tepki düzeyleri düşmüş (duyarsızlaştırılmış), geleceği göremeyen ve yorumlayamayan bireylere dönüşmüşlerdir. Bu molekülün sosyolojik açıdan önemli etkileri de incelenmiştir ve şaşırtıcı bulgular elde edilmiştir. Bunların bir kısmına kısaca değinecek olursak: Özellikle çocukluk yaşlarında, eğitim sürecinde bir bireye bir şeyi yapması için önerilerde bulunup çocuk gereğini yapmadığında seyirci kalınıyor ise bu çocuğun belirli bir süre sonra endorfin salgılama mekanizması en verimli çalışacak biçimde hazır tutulur. Örneğin: Çocuğa yemek yerken konuşmaması, ağzını şapırdatmaması; ağzını ve burnunu eliyle değil de peçeteyle silmesi; tuvaletten sonra elini yıkaması; yatarken ve kalktığında dişini fırçalaması; belirli bir saate yatması ve belirli bir saate kalkması, yatarken lambayı söndürmesi, uyurken müzik dinlememesi gerektiğini, buna benzer onlarca insani ilişkilerdeki sınırları belirleyen kuralı önermemize ve telkin ve tembih etmemize karşın çocuğa bunların hiç birini yaptıramamışsak ve bunları


4

bir yaşam biçimi haline döndürememişsek, çocuk endorfin salgılamaya yani doğal morfin almaya başlamış demektir. Bu nedenle gerek eğitimde gerek yasaların uygulanmasında belirli bir hoşgörü ile yaklaşsak da sonuçta o eğitimin ya da yasaların gereğini becerisizlikten yerine getiremiyorsak ya da kasıtlı olarak getirmemişsek, o eğitimden geçen birey ve o yasaların bu biçimde uygulandığı toplum sonunda laçka olur. Bir müeyyide

koyuyorsan gereğini de kural olarak ödünsüz

yapmalısın. Bu açıdan bakıldığında Türkiye Cumhuriyetini kuran en önemli kişilerden biri olarak bildiğimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Koruma Yasası masaya yatırılmalıdır. Yasa doğrudur ya da yanlıştır; büyük patronumuz Avrupa Birliği bu kanunu fikir özgürlüğü yaklaşımına uygun bulamamış da olabilir; bu coğrafya da yeni bir düzen getirme çabası içinde olanların karşısına çakan bir engel olarak da görülebilir; bu yazıda bunlarla ilgili hiçbir görüş belirtilmeyecektir; onu şimdilik gelecekteki tarihçilerin (şimdikiler çekindikleri için fikir beyan edemiyor olabilirler) yorumuna bırakıyorum. Gereği yerine getirilmeyen başka yasalar da var. Bunlardan birkaçı: Anayasa gereği din siyasete bulaştırılamaz. Devlet dini inançlara müdahale edemez, taraf olamaz. Uygulanıyor mu? Evet diyebilmemiz için boğazına kadar dini sömürüye batmış iktidarlar dönemin unutmak gerekiyor. Bunlardan biz sadece Atatürk’ü koruma kanunu masaya yatıracağız: Atatürk'ü Koruma Yasası'nı Demokrat Parti çıkardı (yıl 1951, 5816 nolu kanun). Adnan Menderes yasayı hazırlattı, Celal Bayar onayladı. DP 1950'de hükümet olunca gericiler "dinimizde heykel günahtır" diye Atatürk heykellerine, büstlerine saldırdılar. Yıktılar. Tahrip ettiler. Bunun üzerine bu yasa çıkarıldı. Yasanın maddeli şunlar:


5

1. Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk'ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir. Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır. 2. Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumî veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasıyla işlenirse hüküm olunacak ceza yarı nispetinde artırılır. Birinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir veya bu suretle işlenmesine teşebbüs olunursa verilecek ceza bir misli artırılır. 3. Bu Kanunda yazılı suçlardan dolayı Cumhuriyet savcılıklarınca resen takibat yapılır. 4. Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. 5. Bu Kanunu Adalet Bakanı yürütür.

Önemli Not: Yasa cumhuriyet savcılarına, hiçbir şikâyet olmadan, hiçbir uyarı ya da telkin olmadan, unvanı ve makamı ne olursa olsun takibat yapma iznini vermektedir!!! Atatürk’ü koruma yasası bulunmasına kaşın 1, devletin ve hükümetin en başındakiler, bu ülkenin bütünlüğüne göz dikmiş olan en sefil kesimler, satılmış basın mensupları, pazarda görsek tezgâhından alış veriş yapmaktan kaçınacağımız bilim adamı taslakları, yazarlar, çizerler, akşam sabah yazılı ya da görsel basında, sarhoş, diktatör, zalim, despot, demokrasi düşmanı, bölücü, halk düşmanı, din düşmanı ve ipe sapa gelmeyen bin bir hakaret ve yakıştırmalarla Atatürk’e (keza silah arkadaşlarına) hakaret ediyorlarsa, heykelleri kırılıyorsa, fotoğrafları 1

1980 darbesinde yasa sözcüğü bir tamimle yasaklandı, kanun sözcüğünün kullanılması emredildi. Ancak ne hikmetse anayasayı ana kanun yapamadılar ya da yapmadılar; teşkilatı esasiye’ye de dönemediler. Böylece kanunların anası olan anayasa yasaklanmış kelimeden, bu kanuna göre yapılan yasalar ise izin verilen kelimelerden kurulmuş oldu.


6

yırtılıyorsa, kabrinin yıkılması için beyanlarda bulunuluyorsa ve bu yasanın gereği yerine getirilemiyorsa, getirilmiyorsa, bu yasa hemen yürürlükten kaldırılmalıdır. Çünkü şu ana kadar anlatmaya çalıştığımız, bir sözün, bir eylemin önlenmesine ilişkin hiçbir şey yapılmıyor, gereği yerine getirilemiyorsa, sonunda bu yasa olsa olsa endorfin salgılatmadan başka bir şeye yaramaz ve hedef kitle de bir çeşit gizli morfinman olur. Aslında bunun Atatürk ile ilgili olmayan bir yanı daha vardır. Doğru ya da bazı kesimlere göre yanlış, Atatürk Türk ulusu, hatta dünyanın mazlum milletleri için bir simge olmuştur. Onun hatırasını yasayla korumaya karar vermiş ve bunu ödünsüz olarak 60 yıl uygulamışız. Denebilir ki hiçbir yasa bu kadar titizlikle uygulanmamıştır. Ancak en yetkili ağızlardan bile son zamanlarda üstü kapalı ya da açık bu simgemize ağır hakaretler yönlendirilmesi ve savcılarımızın duymazlıktan gelmesi, diğer yasalara da duyarsızlık oluşturmaktadır. Yasalara itaatsizlik bir devletin karşılaşacağı en büyük tehlikedir. Ne yazık ki Türkiye’de birçok uygulama ile birlikte önemli yasalara ve bunu ilaveten Atatürk’ü Koruma Kanunu’na duyarsızlık ve itaatsizlik oluştuğuna ilişkin önemli bir izlenim yerleşmektedir. Bu izlenim ülkemiz için en büyük tehdittir.2 Eğer devletin ve hükümetin yetkilileri de dâhil olmak üzere, akşam sabah, yasalara karşın, yapılması gerekenleri yapmıyorsa, korunması gerekenleri korumuyorsa, bunun adı yönetmek zorunda olduğu toplumu uyuşturma ve duyarsızlaştırma olur. Bu nedenle Atatürk’ü koruma yasası

2

Türkçede belirli ve belirsiz sıfatlar vardır. Örneğin birkaç, birçok, bazı, 3-5, çok sayıda dendiğinde tarif edilen kişi ise kimliği belirsiz demektir. Örneğin bunu yapanlar birkaç kişi, 3-5 kişi, birçok kişi denirse bilmediğimiz bazı kişilerin bu eylemi gerçekleştirdiği anlaşılır. Ancak iki sarhoşun yaptığı yasa derseniz buradaki kimliği bilinen iki kişi olur. Bu sıfat belirsizlik sıfatı değildir. Bu nedenle iki sarhoşun kimliğinin açıklanması gerekir. Ancak daha da garibi edebiyat fakültesi mezunu olan ve akademik unvanı olan hükümet sözcüsünün açıklamasıdır: Burada belirli bir kişi kast edilmemiştir. Belirlilik ve belirsizlik sıfatını ayıramayan edebiyat fakültesi mezunu, bu konuda akademik unvanlı olan bir kişinin açıklaması (savunması). Her şey çok açık ve ibret verici.


7

yürürlükten (fiilen kalkmış olmakla birlikte, hukuken de) yürürlükten kaldırılmalıdır. Onu, yasalar değil, benim karakterim bağımsızlıktır, özgürlüktür, laikliktir, akılcı düşüncedir; mirasım bilimdir, fendir; dünya görüşüm yurtta barış cihanda barış diyen; sanata, bilime, uygarlığın olmaz ise olmaz ilkelerine öncelik vermiş insanlar korumalıdır. Son yarım yüzyıldır tüm tersi uğraşılara ve girişimlere karşın, bu ülkede bu ilkeleri benimsemiş, tüm zorluklara karşın sürdüren; hatta bu öğretiyi kutsal bilen önemli bir kesim hala mevcuttur. Bu kesim, geçmişte bu coğrafyanın lokomotif olmuştur, gelecekte de olacaktır. Atatürk’ün manevi mirasını; ancak bu onurlu kesim taşıyabilir; kökünü dogmanın çıkmazlarında arayan kesimin bu öğretinin anlamını ve değerini anlaması mümkün değildir; bu nedenle de korunmasını belli ki yük olarak görmektedir; gelecek kuşaklara çarpıtılarak tanıtılmasının nedeni de budur. Evrimin bir kuralı vardır. Buna Dollo Kuralı denir. Dollo Kuralı şöyle der: Zaman zaman geriye gidişler olsa da evrim toplamda geniş zaman diliminde her zaman ileriye yöneliktir. Bu nedenle ülkemizin er ya da geç tünelden çıkacağına kuşkunuz olmasın. O gün Atatürk manevi olarak “bugün çoğumuzun kalbinde olduğu gibi” bütün saygınlığıyla tekrar aramızda olacaktır. Prof. Dr. Ali Demirsoy

Değerli Kardeşim Biyolojide tekrarlanan; ancak gereği yerine getirilemeyen eylemler sonunda bireyde ve toplumlarda laçkalıkla yol açar. Uygulanmayan


8

yasalar da aynı işi görür. Atatürk’ü koruma yasasının nasıl bir biyolojik olayı tetiklediğini öğrenmek isterseniz bu yazıyı okuyunuz derim. Saygılarımla


Atatürkü koruma kanunu kaldirilmali