Issuu on Google+


Mor Panayır I. ben yazarsam sayfalar melal geçirir manik doğrulmaz lirik depresif dizelere yeşil reçete yansır yeşil ilham sebatkar,pejmurde uyaklar göze batmaz raporlu perilerim hayırdır? -Ah Muhsin Ünlü olunur,C.Zarifoğlu olunamaz II. sen bana bakarsan güneş damlar ay boğulur kızıla çalar dünya,müstakbel plasebo kana karışır menşei yaban olan gül hafızama yapışır her dertte bir bayır dardır -Ah ne de güzeldir yaban gülü III. imge yağdıran kalemim postmodern zehirler suikastçı silgim ölçülü şiire müstehzi konaryıkar,şifreli kelimeler giz'e em katarparlar,kaynayan kanımdadır mor panayır -Ah....ne diyecektim..Hah IV. gazi hafızam silik sürreal düşler bulur ağlatır maziye kazınan yitik gülüşler riyazet giyemeyen bedenim;nefsimde kambur -Vah son dize boşsa ağlıyorumdur... 2010


Metafiziksel Kusmuk Cami avlusuna bırakılan kundaktaki bebek gibi habersiz kaderinin hangi yönde örüleceğini bilmeyen şiirlerin biriktirdiği göle kelimeleri çalıp şiir tutmasını dilediğim gecede mor bulutlar ay ışığını kusturdu ben de kaleme küstümdü

neden mi? bilmiyorum

bazen aklımın karanlık gölünde kelime girdapları düşünce akıntımı sinsice içine alıp mantıklının mantıksız mantıksızın mantıklı olduğunu başımı kuvvetlice döndürüp zorla öğretir eğer reddedersem,midem bulanır ve metafikizsel kusarım.

2010


Hayatla Hesaplaşma hayattan huzur ödünç istedim karşılığını faiziyle alırım dedi yalandan huzur verdi karşılıksız çek yazdım,gittim...

2009


Anarşist Kelebekler gökyüzünde yüzen renkli bir martıydık bazen sürüsünden ayrı takılan koyun psikolojisindeki denizde uçan balık misali

türbülansta militarist kargalarla çarpışırdık turuncu bulutlarda pankartımız asılıydı:savaş yalan

anarşist kelebeklerin isyankar kanatlarındaki barışçıl rüzgarların terorizm olmadığını bilirdik sefih hayat sürenlerin kaşkaval ruhlarının sonsuz boşluğunun,görünmez prangaları olduğunu gördüğümüz gibi

dengesizlik ikliminde ısınan beyinlerimizle üşütmüştük ne yazık ki sürreal akıntılarda dadaizmin dibine vursak da realisttik aslında/galiba/yok ya

2010


Saçmalamak için güzel bir gün gözüme yeşil orman kaçmış çıkartıyorum,odamda dans eden balıklar duvarlar yosun ağlıyor,tavandan sarkan sandal var elime kene yapışmış,delirmek için güzel bir gün

halıda ufak bir delik açılmış bakıyorum,gökyüzünü kasteden yıldızlar ay güneşi yağlıyor,kafamdan akan sıcak kar dilime çene takılmış,saçmalamak için güzel bir gün

örs üzengime çekici batırmış çıkartamıyorum,kafamda roka yiyen rakı var ellerim zaman arıyor,kolumu yakan saat dar belime ağız düşmüş,bağırmak için güzel bir gün

balıma arı kaka yapmış dalıyorum,tereyağından sakal çeken ayı var ilhan berk ve ülkü tamer sırıtıyor,kefenimi saran şair var ruhuma ikinci yeni kaçmış,yazmak için güzel bir gün

2010


Obsesif Şiir Bozukluğu Ben umut ektim nifak tohumlu tarlaya Ben ümit ettim ittifak olumlu hayrola Ben mürit çektim muvaffak,ölümlü dünyada Ben ettim sen etme; kayışı koparma

Çok saçma sanma ama bana kanma Çok açma yanma dada anlam çıkarma Çok kaçma humma ya da kama bırakma Çok yaşama cima yanılsama yasama

Takıntılıyım akıntılı sayılı sırlı ummanda Takıntılıyım yatılı hasılı kirli tufanda Takıntılıyım akılı pahalı alengirli kafamda Takıntılıyım yakıtı afralı gri dünyamda

2010


Sensizlik Ritueli dudaklarımda kaldı mimiklerinin intiharı seni öpmeye kalkan melal zırhı giymiş ağzımla senin kalkan kuşanmış bedenine yaklaştığımda

oysa ne çok yaşamıştım gözlerinde ah ne çok yaşamıştın bedenimin gölgesinde

ben senin fırtınalarda bile savrulmayan yılgılarına vurulmuştum benden daha kaviydin sözlerinde kaybolmuştum her hecesinde

hüzün kanayan terlerimiz sevişirdi tenlerimizden öte hüzünsel yolla hastalıklar bulaştırırdık birbirimize hatırlar mısın?

terkedeli aklımı hatıralar durgun ve münzevi terkettiğinde,rahlemdeki saçlarındı; saçlarındı kutsal kitabım gözlerimin her gece hatmettiği

şimdi sensizliğin yakıcı ritüeli lanetle kutsuyor bedenimi gri ceketini giymiş gökyüzü duman ve alkol kokuyor tan vakti

sensizlik beni senleştirirken nasıl yorgunum bilemezsin... 2010


Sarhoş İstanbul/um Ben/im lacivert şarap kokulu esrik denizle sefih sahilin aymaz ayyaşlarıyız bu gece şerefe

damarları şarapla cilalanmış tütün kokan istanbulum bekaretini sonbaharda kaybeden yaz gibi şaşkın ve masum kırmızı tangasıyla müheyya bekleyen fahişe gibi mazlum cesaretini yazın kaybeden sonbahar gibi mazlum ve masum bedeni kirli ruhu tertemiz mukaddes istanbulum şerefine

/daha çok şiir yazardı belki octavio paz ya da şiiri erken terketmezdi rimbaud istanbulu görse/

bizlerse;yani ben ve ben ellerimizde şarap şişeleriyle deliliğe yelken açma vakitlerinde istanbulun bütün sahillerinde göze batma eylemlerimizi isteyerek yapmayız çemkirmeyiz de kimseye zararımız sadece ciğerlerimize

/yollarda büyür sokaklara düşer sarhoş aforizmaları meyin vecdiyle duvarlara kazılır delinin aşk naraları/

(-heyhat şiir yolundan saptı


irşat et şiir tanrısı yoksa bu sarhoşluktan mıdır?( -yolundan sapan şiir değil sensin dedi şiir tanrısı ve delirmeye devam ettim)

kalbimde kırmızı bir leke hissettim kara değil yoksa bu şaraptan mıdır? şaraptan değil dedi şiir tanrısı aşktan istanbul aşkından belki ama aşktan olduğu belli şerefe sevgilim istanbul güzelliğine dedim ve delirmeye devam ettim.... 2010


Kutsal Otlar Tarlasında Düş Kurutmak güneşin de soğukluğu hissedilir karamsar köklerinde kutsal otlarla yontmadığın nihilist düşüncelerinin

mor dumanların yükseltiği metruk düşler tribal anksiyete ihtiva eder sancılarla savruk kentin tenhalarında güneş bize küser kapanmaz ağır yaralar geçici translarla duvarların depresyonla kavi sıvalandıysa

bereketli tarlada illegal ekilen tohumlar mutedil seyahatlar yaptırır bedenine düşler ülkesinde kekik kokulu yeşil ezgili şarkılara dönüşür şiir ritimler aksak serpilir sihire dönüşür sessiz notalar

/şiir ferahlatıcı otlar kokmalı bazen dost olmalı hecelerce karanfil ve fesleğen kokularını sindirirken muğlak dizelere karamsarlığı bıraktırmalı yazan ellerde/

oysa kapanmaz ağır yaralar geçici translarla güneş bize sırtını dönmüş küsmüş bir kere peki ya hayaller de bize küser mi tarlamızda? 2010


Düşlerde Düş/ün düşlerimde düşünüp taşınmaktan düştüm düşlerimden düşlerde düşmek,düşüşlerden üşümek; düşünmekten üşenmek kadar düşürmez gerçeğin üstüne çıkmak düş-üncelerde; denizin dibinden bulutlara bakmak kadar sempatik

dadaizm soyuyor safir tümcelerimi realizm boğuyor mahir tümcelerimi mahir dadaizm soluyor tümcelerimi safir realizm bozuyor tümcelerimi

düşündükçe d ü ş l e r im üşendikçe üşür düşlerim düşlerim düşündükçe düşürür derinlere derinlere derinlere daldıkça deliririm deliririm

düşer düşsel yağmur tanesi çağıltılı berrak düş kokan yayılır şiirin kuytularına paklar kelimeleri her zerresi saklar gizleri ot kokan

düşlerim düşündükçe düşürür derinlere derinlere derinlere daldıkça deliririm deliririm


uçarım delirdikçe uçarım özgürlüğe uçarım uçarım kaçarım özgürlüğe... 2010


Ağır Roman Linç edildi yalnızlığın soğukluğuyla düşlerim şarap kokulu dumanlı kaldırımlarda karanlığı kör etti nadasa bıraktığım gençliğimin

/beynimde aşktan bihaber filler sevişirken hortumlarında yeşil balonlarla -nedensecigara dumanı gibiydi aşk beyin hücrelerimi ahenkle kemiren/

müptezel sevişmeler gibi onursuz bakışlarının katiliydim tutukladılar beni cinayet mahallinde unutmuştum ruhsatsız düşlerimi katilindim artık amansız bakışlarının cezalandırıcı gölgesinde suç işlemedim aslında seni işledim gözlerime nolur beni affetme

/mecalim kalmadı cemalim karanlık celalim haşa melalim yakar mealim melal/

kanımda karanfil kokmayan yeşil ilham ağır duman ölümdür düşlediğim ruhsatsız düşüncelerimde anılarım sayfalarda


özeti ağır roman

Suç işlemedim seni işledim gözlerime nolur beni affetme... 2010


Rüya iliklerime işleyen boşluğu dinliyorum montmarte tepesinde çıplak vücudun zihnimde resmedilirken bütünleşiyor nefesin nefesimle kanatırcasına öperken dudaklarını damlıyor kan yerine bordeux şarabı iliklerime

saçların ne kadar da yakışıyor bu şehre hele gözlerin ve göğüslerin ahh clementine bildiğim tek fransızca cümleyle fısıldıyorum "je t'aime" perilerin tükenen ilhamına dinletirken "la bohème"

yeditepede sıçrayarak uyanıyorum kan kokusu featuring deniz kokusu kulaklarımdayken irkiliyorum; güzel clèmentine kanlı hatırayla bileklerimde

aşk ne kadar da çok yakışıyor bu şehre kadınların gururlu bakışlarına saklanan ince kırışıklıklarına tüneyen olgunluk gibi

sonbahar depresyonu gibi çöküyorsun zihnime galibi belli olmayan kanlı bir aşkın belirsizliği gibi kimsin sen clèmentine?


gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hayal mi?

rüyalarda saklı kalmış bir şarkısın belli ki adı aşk kokan la bohème...

2010


Kutsal Şarap ve Mavi Göz anılar zamanın yakıcılığını körüklerken, yapayalnız; kentin ortasında dualara küskün bedenim. Tanrım sen de unuttun beni, kutsal kitaplarda çelişkileri ayıklıyorum diye mi? haksızsam affetme - amen.

cismi yok yaşadığım yerin soyut bile değil şakaklarımda haykıran alkol sesleri sessizce tenhaya bırakıyor; harman kalmış ümitsizliğimi. ruhum şarapla şahlanırken fezaya süzülen fikirlerim beni dinlemiyor camiden çıkıp kilisede şarap içer gibi delirmiş bedenlerden sahile atılıyorum

cebimde sadece senin mavi gözlerin o gözler beni irşat etsin - amin

dertli gölgeleriyle selam çakıyor bulutlar ağlamaklı tonda çişelettiriyor yağmuru ve gökkuşağı;Tanrının çizimi,güneşin yağmura karşı renkli zaferi kovuyor bulutları rüzgar,içimdeyse dert var

güneş bileklerini gösterdiğinde duruyor zaman


sen kime sevdalandın da kestin bileklerini ey güneş ay'a mı tutuldun yoksa kendimden geçiriyor beni soğuk bakışlı güneş ve mabedimde çan yerine kutsal şarap sesleri sırtımda kamçılanan heybetli maşuk marmara

bağırsam uçacak sanki şişeye sıkışmış dirimim Tanrıya küskün silüetim haramı etine bastırır ama helaldir kustuğum şiir ve diğerkam çığlığım

huzura bulandırıp hüzün kusturan şarap çelişkilerimi boşluğumla toprağa göm ve kutsa beni -amen

şarap kokuyor önüm arkam sağım solum seni anlatırken kendimden geçmelerim sarhoşluğumdan değil; sarhoşluğudur güzelliğinin sensiz ben aymaz,ayyaş,kafir ve defoluyum... 2011


Jamaika’dan abim geldi çarşafı aç tütünü at yeşil ilhamı ekle ve blaze it up..

yeşil derili kızılderili; şarap kanı gözleriyle milenyuma uyum sağlayamadığı her halinden belli delirmeye yüz yutan buz bakışlarıyla istanbul için yükselme vaktinde çektiği fırtla stephen marley'i yeditepeye getirtiyor kızılderililer gibi stephen da türkmüş meğer: - hey naber dada

bu gece istanbul jamaika oluyor "red eye red eye red eye you're gonna turn to blue" sense ingilteresin sana inat londra metrosunda canlı bomba oluyorum otuz bir ölü altmış dokuz yaralı stephen marley ağlıyor oysa o hep güler dumanlı kafasıyla ve istanbul olup güzelleşiyorum tekrar aklımdan çıkmanı sağlayacak ortam olmasa da keşke diyorum sen de olsaydın şu masada ve seni eşek sudan gelinceye kadar öpseydim

nicola büyük britanyanın mavi hali nicolove is my religion


büyü yaptın bana biliyorum aklımdan çık diyorum yoksa seni gözümü kırpmadan öperim yoksa..

tek el,kalem,kenevir kokulu ve tekel bayisinde son bulması muhtemel zaman kavramının olmadığı ezel den beri tükenmeyen xanaxsız gündüze bedel kahkahalara susamış içi boş dışı hoş gece aydınlanma nolur

fişeği döndürürken şiir de dönüyor

adını bilmediğim şehre sonunu göremediğim şiir dökülüyor kızılderili ve stephen marley de yok olup uçmuşlar dumanla birlikte maniklikten depresifliğe istemdışı yatay geçiş yapan yabancı bedenlerden gökyüzüne isteyerek salınan yalancı baharlara giriş yapan açılmış kafayla soyutluyor gerçeküstü düşler beni; hayat denen belirsiz çukurdan

aklımdaysa tek bir absürd düşünce: cannabis tüttüren kızılderilinin kanı pis olamaz 2011


Yüksekten Düşerken gece başından dumanını kaldırdığında ve kapattığında kanlanmış gözlerini düş düşlerime

aralıksız ağaçsız orman gibi çıplak dokun hislerime

biliyorum beni astral seyahate rezervasyon yaptırmaya zorlayan,belirsizlik ışığı gözlerin değildi sensiz olur mu,bu gözlerini andıran deniziyle terkedilesice şehir bilemiyorum

onsuz olmaz deme onsuz olmaz deme imgeler birbirini öldürmeden nolur düş düşlerime nolur düş düşlerime

ismin sanki fransızca öpüşmek gibiydi ya da ispanyolca özgürlük ingilizce aşık olamamıştım sana özür dilerim dalgalanan manikliğimle alakalı olmalıydı; kan renginde ojeli tırnaklarına kaçak inşaat dikip en üst katında intihar provalarında sürekli adını sayıklamalarım bilemiyorum isminin baş harfi N? idi


bilemiyorum deme bilemiyorum deme nolur sadece düşlerinden dahi olsa düş düşlerime düş düşlerime

çok özledim be Nikki

gökyüzüne bakarken özellikle sabaha karşı beni görürdün kanım şarapla cilalandığında yeryüzündeki bütün çiçeklere belki sana benzer diye sadece bakardım

uçarken yeşillikler renklere uzanırdı saçmalardım uzaktan da olsa gülerdin düşerken paranoya dumanında boğulur uçmanın sahte olduğunu sana göstermeye çalışırdım inanır asla denemem derdin kimyasala bulaştığını öğrenince sadece ağladım..

II.


anılar zamanın yakıcılığını körüklerken, yapayalnız; kentin ortasında dualara küskün bedenim. Tanrım sen de unuttun beni, kutsal kitaplarda çelişkileri ayıklıyorum diye mi? haksızsam affetme - amen.

cismi yok yaşadığım yerin soyut bile değil şakaklarımda haykıran alkol sesleri sessizce tenhaya bırakıyor; harman kalmış ümitsizliğimi. ruhum şarapla şahlanırken fezaya süzülen fikirlerim beni dinlemiyor camiden çıkıp kilisede şarap içer gibi delirmiş bedenlerden sahile atılıyorum

cebimde sadece senin mavi gözlerin o gözler beni irşat etsin - amin

dertli gölgeleriyle selam çakıyor bulutlar ağlamaklı tonda çişelettiriyor yağmuru ve gökkuşağı;Tanrının çizimi,güneşin yağmura karşı renkli zaferi kovuyor bulutları rüzgar,içimdeyse nicolove

güneş bileklerini gösterdiğinde duruyor zaman


sen kime sevdalandın da kestin bileklerini ey güneş ay'a mı tutuldun yoksa kendimden geçiriyor beni soğuk bakışlı güneş ve mabedimde çan yerine kutsal şarap sesleri sırtımda kamçılanan heybetli maşuk marmara

bağırsam uçacak sanki şişeye sıkışmış dirimim Tanrıya küskün silüetim haramı etine bastırır ama helaldir kustuğum şiir ve diğerkam çığlığım

huzura bulandırıp hüzün kusturan şarap çelişkilerimi boşluğumla toprağa göm ve kutsa beni -amen

şarap kokuyor önüm arkam sağım solum seni anlatırken kendimden geçmelerim sarhoşluğumdan değil; sarhoşluğudur güzelliğinin sensiz ben aymaz,ayyaş,kafir ve defoluyum... 2011


Düş İzleri Kısa Filmi şiir yazdıran mütebessim kadınlar ve ağlattıran anıları düşerken sayfama karanlığın sancılarıyla sövercesine kovmuştu iğneli sözcükler onları oysa kibar olmak istemişti şiirlerim

şimdi öyle aç ki ellerim kime dokunsam aşk zannediyor

düşüşlerimi düşlerimle takas ettiğimden beri ütopik bir mutluluk sardı dört bir yanımı

-kadın: pardon,bu şiiri burada bölmek zorundayım

"düşüştesiniz bayım boşuna kendinizi düşlerle kandırmayın

-adam: "beni düşlerimden tanıyamazsınız matmazel herkesin düş izi farklıdır.."

-kadın: "anlatım bozukluğu yapıyorsunuz ben saf değilim şiirsel ifadeniz beni yanıltamaz bu işin piriyim"

-adam:


"bozukluk hayatın bir parçasıdır hayatım şiir de hayatın ta kendisidir gibi kilişe bir cümle peyda etmek istemesem de belirtmeliyim siz şiir denizinin piriyseniz ben de piri reisim"

-kadın: "bana hayatım demeyin lütfen laubali insanlardan haz etmem kabul ediyorum iyi bir şairsiniz öldürünce yiğidi hakkını yemem"

-adam:" çok yerinde bir laf ettiniz yiğidi öldürdünüz beni öldürdünüz"

-kadın:" sizi öldürmeye beni mahkum ettiniz bunu fazlasıyla hak ettiniz bunu en iyi siz bilirsiniz"

-adam:" ben ölmeyi değil sizi hak ettim siz suçlusunuz bana öyle bakmayacaktınız beni gözlerinize mahkum ettiniz

-kadın: aman neyse terk ediyorum bu şiiri


-adam:"hep aynı şeyi tekrarlıyorsunuz işte hayatınız neyse üzerine kurulu bir dönence ama size bir sır vereyim mi seni çok seviyorum ve sen benim sıkı bir dostumsun mellonum"

-kadın:"aslında..aslında ben de seni çok seviyorum"

-adam:"e peki o zaman sorun nedir?"

sorunu yaratan şairden başkası değil.. 2011


Tevahhuş egzotik bir yabaniliğe dönüşüyor sürmesiz gözlerim bilinci kapalı empati tohumsuz kentin bok-bilmiş andavallarına şair komandolarını salmıştım ikinci yeni gerillamın paçoz eleştirilerin kıskanç gölgesine

tek yumruğum havada şeytansız gecenin nurlu rahminde şiirlerimi okuduğum dumansız odada beni edip cansever şiirlerinden başkası ışıldatmaz

aniden uzaklaşan dostane bakışlardan hınç kokan kestane lezzeti garipliği sindi dizelerime dizlerimin dibinde büyüyen kafiyelerle hızıra uğrayan alkol gibi çağladı imgelerin dansı ki yazdığım bazı şiirler anlaşılmaz dı o şehvet kokan aşkın kollarından gotik makyajlar akıyordu sonsuzluğuma sonsuz soluğuma işlemiyordu anksiyetik aşk efendiliğimi piçliğime feda ettiğim orospuluktu aşk çoğu bitmiş rakı sofrasında bozuk meze gibiydi aşk donuk sevişmelerin zehirlediği terlerin buharlaşmadığı zevklerle örülü ve aymaz

geceme güneş damlıyor üstüm başım endorfin ve kalemim boşboğaz.. 2011


Mor Panayır Harekatı kavrulduk, yakında bir karanlık da yok ve kafalar kırık oksijen ve karbonmonoksit kardeş oluyor burada bir yükselip bir düşüyoruz milyonlarca göğe spermvari fırlatılırken ölmemek için şeytana diklenemedik geri dönüş yok ama boğulmadık çürümüş birer zombi gibi

hissiziz kenti ele geçiren gösterişe karşı biliriz kıymet nedir 80'li yılların tohumuyuz aydınlık koymuştuk siyanürlü düşüncelerimizin adını günahı, zorbalığı içimize işlerken yanıldığımızı bilemezdik şimdi azad ediyoruz karanlığa karşı kendimizi en güçlü silahımız tükenmez kurşun kalem

güçlendiriyor tapon toprakları mor düşlerin bereketi

ve yetmiyor zaman onlarca anlama kapılar açan kapalı şiirleri anlatmaya


düşümde mor panayır harekatı kulaklarımda o ses: "don't worry,be deli".. 2011


Deniz

algalı şarabi denizin tuzlarında şiir okuyan sarhoş martılar kanatlarında jazz nakaratı denizler sanattır Tanrının ışığında

istavritlerin sesi esritiyor yavaştan buğulu bir enigma şarkısı gibi

gözlerime düşen düşün soyut penceresiyle bağışlıyorum akli dengemi istanbuluma

midye kokularından anlık bir iştah düşüyor mideme haşişten bile iyi geliyor simit ve bir de katık

düşünüyorum bana ilham veren birşeyler olmalı sonunu göremediğim şairliğime yaslarken başımı

düşe iniyorum öpüşüyorum denizle gözlerim açık

2011


Karmaş/aşk sokaklarından yalnızlık akan her şehir adı gibi bilir ayak izlerimi sessiz ve derin her düşünce akıtır şiir ve kesif zehir kanatır çelişkili zihnimin karmaşasını

gözleri şiire benzeyen her kadın bir tutam depresyon bırakır beynimin ön lobuna lucifere yakınlaştırır lsd etkisi veren kar/şıllık/sız aşk

-affet Tanrım..

/belki sevimliyimdir mor fillere kor alevler atan manik bir cambazımdır aslında sağım haşır solum neşir imgelerle önümde uzun bir minare/

gecenin yüzüne boşalan erekte şiirler biriktirir gizemli yanımın erotik kanı d/iri göğüslü şiirler çalarım küçük memeli kadınların düşlerinden iyice anlaşılmalı sadece naifliğe bulanmış romantik şair olmadığım bazen ellerimden akan şiir değil sadece kindir


-sanırım bu luciferin işi irşat et Tanrım

huzurun ışığından kaçarım yılgın sözleri yıkayıp dadaist kapılar açarım kağıda

zamanın gövdesinden gövdeme düşen yaralı an anlar nefesimden kaçıp nefsime sığınan karmaşa/şkımı ki kimseyi delicesine sevmiyorumdur

geceyi sabahla seviştiren ellerimdeki kaosa dur diyecek olan yine ellerimdir istese tek satırda tek aşkımı öldürecek olan da

oysa anarşist değildi saf aşkım 2011


Interessante Göstergeler/im Düş bahisleri açılsın bire yüz kazandıran tutkulu düşler aksın doyumsuz arzularımıza kaybedenler bile hatta bilhassa onlar cennete düş sün sun'a dönüşsün küskün ler in'sana içindeki güneş seni bekler farkına var

çok mu didaktik oldu bu şiir? özür dilerim düş tozlarıyla telafi edebilirim belki düş akıyla harmanlanmış protein değeri yüksek şiiri

düşerseniz yanıma düş erseniz yanımda düş takası yapabiliriz böylece

bana düşerken düş erdirmeyi öğretenin kırk düş yılı kölesi olurum


çok mu feminen düşüncelerim? özür dilerim ileri derecede heteroseksüelim lakin içimde bir kadın beslerim

-im'ler kafiye değil gösterge

düşlerimde sevişebiliyorum içimdeki lezbiyenle ama düşerken hafifleme yerine ağır abilik düşüyor köklerime

-e'ler kafiye değil e'krem ve e'mre tezatlığını örnekleyen birer gösterge

-bira molası-

biradan başka içki ekmem düş tarlama bir adam aşka açsa ve o adam da bensem ve birayı fazla kaçırınca


italyanca bilmememe rağmen italyanca rap yapabiliyorum interessante

-bir imkansız aşk molası-

ezgi mola ezgim olaydın ya düşerken bir tek seni düşlüyorum ama düşlerimde yoksun ilginç

-ezgi mola insan değil melaike

oysa ben ona aşık değilim tanımıyorum bile peki neden yazdım bu sözleri ne tuhaf interessante hakikaten interessante.. 2012


Line

kuruduğunu düşünüyordu pembe yapraklı kadın yeşermek için tanrıdan beat diledi bir dirhem nu jazz kadar zarifti kutsal suyla teması memelerinin sanatsallığı;ateizm yolunu kapatan kutsallık aynada renkleri çalınmış sevincini örtemiyordu yeşermeyi bekledi duygularının kimyasal olmayan merhemi oyuncakları vardı kucağındaki oyuncaklarını renkli haplarla emzirerek rüyasına taşıdı uysal bir çocuk kadar naifti

uyandığında çatlayan duyguları mut yetmezliğinden içindeki serotonin kuyularını boşaltıyordu kanaya kanaya

estetikten yoksun statik düşleri kesilsin istedi beyaz ızdırabını çekerken burnundan kana kana

oysa kesilen bilekleri ve nefesiydi kanayan burnuyla küvette yalnız, bir başına... 2012


Tutun Ama Yan La büyüyünce çöl olan denize sormuşlar geçmişte ne olmak istersin diye büyüyünce aşık olmak isterim demiş

enigma dinlemeden şiir yazamayan adamın komik hüznünün yamacında belirirken aşk en doğal absürtlüğüyle kanatıyor belleğini dikenleriyle karabasana be.... .... *-*-*-*-*-*-/// ..basan .asan san..

noluyo laağğn?

(ara not:le diyen fransızların kibar, la diyen türklerin kaba olduğu bir dünyanın absürtlüğünden ilham alınmıştır)

ana sahne: gökyüzü ana tema: sky is the limit ana karakter: karabasan kılığında deli dada


deli dada:"beni unuttun emre.senin ruhuna ortak olmuştum hani.hani tek bedende ikimiz yaşayacaktık.hani farklı sıradışı şiirler yazıp nirvanaya göz kırpacaktık yeşil ilhamın sebatkarlığında.hatırladın mı la beni? artık deli dada tarzında şiirler yaz(a)mıyorsun.seyirciye oynayan şiirler yazmaya başladın. aslında kendini çok geliştirdin iyi şiirler yazıyorsun.ama ben senden iyi şiirler beklemiyorumki.edip canseverler, cemal süreyalar zaten yazmışlar iyi şiirleri.senin iyi şiir yazmaya ihtiyacın yok.hiç kimsenin de yok zaten.yazan yazsın başkaları okur devran döner bize ne.ama biz seninle öyle anlaşmadık.mor panayırda özgürlüğümüzü ilan edecektik.insanlar yazdığın derin ve anlamlı ve anlamlı olduğu kadar da anlamsız şiirleri anlayamayıp postmodern yaftası takacaklardı..ne saçmalamış bu kesin uyuşturucu kullanıyor güzel kafayla yazıyor bunları deyip, biz de müstehzi sırıtışımızı gösterecektik ayık ama kayık kafamızla.aklımız bizi terk etmeden biz aklımızı terk etmeye and içmiştik.bana söz vermiştin.aklını başına devşirme! şimdi kalkmış herkesin anlayacağı dilde aşk şiirleri bile yazıyorsun.bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? davamızı sattın.hem bana hem kendine ihanet ettin.toparlanıp kendine gelsen iyi olur.eyyorlamam budur"

emre:" üzgünüm ama seni terk etmek zorundayım artık.o aklı bin mil(karış yerine mil yazdım havalı olsun diye.artık böyleyim sevgili dadacığım) havada genç emre yok artık.büyüdüm kazık kadar adam oldum la.bazı acı gerçeklerin farkına vardım.belki sen haklıydın ve hep haklı olarak kalacaksın.ama ben kararımı verdim koyun sürüsüne takılıp meelemeye devam edeceğim.ayrıca yazdığım şii..

deli dada(aniden ve yüksek sesle): "obsesif şiir bozukluğu"

emre:"ya bırak allah aşkına o şiir buram buram dadaizm kokan saçma sapan bi şiirdi hadi mor panayır desen neyse de..

deli dada:"

Ben umut ektim nifak tohumlu tarlaya Ben ümit ettim ittifak olumlu hayrola


Ben mürit çektim muvaffak,ölümlü dünyada Ben ettim sen etme; kayışı koparma

Çok saçma sanma ama bana kanma Çok açma yanma dada anlam çıkarma Çok kaçma humma ya da kama bırakma Çok yaşama cima yanılsama yasama

Takıntılıyım akıntılı sayılı sırlı ummanda Takıntılıyım yatılı hasılı kirli tufanda Takıntılıyım akılı pahalı alengirli kafamda Takıntılıyım yakıtı afralı gri dünyamda.."

evet çok olmasa da saçmaydı ama en az senin yaşadığın hayat kadar saçma.yıllarca kafa patlattığın metafiziksel kuramlar kadar saçma. bilim kadar saçma gerçeklik kadar saçma.saçmalık kadar saçma.senin ulaştığın son hayat felsefen de buydu.kafan çok karışıktı ve sen saçmalamayı tercih etmiştin saçmalayarak rahatladığını fark edince beni ruhuna kabul etmiştin ama şimdi beni darağacına gönderiyorsun.

emre: "demogoji yapma şu an o kadar çok saçmalıyorsun ki sen 2010 yılında kalmışsın sonsuza kadar da o kafesin içinde sıkışıp kalacaksın asla mutlu olamayacaksın.ben mutlu ve huzurluyum artık. sen ancak kafan güzelken mutlu olabiliyorsun.bana bulaşma lütfen

deli dada:" peki efendimiz"

emre:"gene tutunamayanları okudun di mi la?"


deli dada:"evet efendimiz"

emre:"can evimden vurdun beni"

deli dada:"bilemem efendimiz"

emre:"peki,oğuz atay'ın hatrına affediyorum seni

deli dada:"seni kandırmak çok kolay la"

emre:"ah bu ben.." 2012


1986/Anlamasanız da Olur bazan hiç kimse anlamasın istiyorum yetim kıyılarda büyüttüğüm acıtan ritüellerimi fillerin karanfillere bölündüğü gökyüzü zulamı, mor panayarı denize düşüp şaraba sarıldığım ilk gençlik anlarımı müphem yalnızlıktan yoğrulduğumu bir o kadar da erinçle - ne tuhafhem yalnızlık bir tek bana mı mahsus? anlayamadım. oysa yaşadım hem az çok da yaşadım ama anlayamadım. hem bildim bazı bazı görür gibi oldum tecrübe ettim de sanki ama anlayamadım neden yanımda deniz bile uzaklara bakan köpekten daha mahzun alkol -beni çoğaltıp sıfıra yaklaştıran- dahi çekildi kıyılarımdan aslında bu iyi bir şey mi değil mi bilemedim de

doğa başka akıyor insansızken hafızama kubar diyorum kubarıyor mor kuşlar minik desenli gagalarıyla avucumda şiir işliyorlar mor panayırın her bir zerresine kubar diyorum yeşeriyor iki parmağımın arasında zehirli dumanıyla ateşlemeden, dumanlı geçmişimin üzerinde söndürüyorum yeşile ihtiyacım olmayacak bunda sonra-işte bunu biliyorumumudum çocuk gibi seviniyor sırf bu yüzden bile oysa doğa başka yakıyor insansızken farazi belleğimi

neyse diyorum yine de halbuki neyse demeyi sevmem


her şeye her şeylerime elli sekiz yaşındayım sanki bu teşvikiye kokan sabahta neden bilemedim de yazdıklarım ıslatıyor ihtiyarlığa öykünen yirmi altısında ellerimi sahi siz hiç yağmurundan utanan bulut gördünüz mü? bir edip cansever şiiri okuyorum ve utanıyorum yazdığım yüzlerce şiirden sabahtan akşama kadar okuyorum onu umutsuzlar parkında kutsal kitaba basan elin titizliğinde içimde öyle bir doğuyor ki bezik oynayan kadınlarla rakı içme isteği ah Tanrım! utanıyorum da yazdıklarımdan lakin belki bir tek o affeder beni hissettiklerimi anlar da hem o şiir taşıyan her canı sever bin dokuz yüz seksen altı'nın kesiştiği yazgımızın içine doğru bir not bırakıyorum *yalnızlığım önce gökyüzünden-Tanrının çalışma masasından,masa da masaymış ha- silinmeli

hem benim doğduğum yıl açılmış sonsuzluğa "insan doğduğu günleri iyi bilmeli" e.c.

2012


Memoria de mis Putas Tristes

bir düşün bin ses duy bir düşün bin yükseldiği gizli şiir bahçesinde düşünceli bir gül morlaşıyor dikenleri kanarken düşünemeden geçirdiği bir gün daha batıyor belleğine günahkar bir alınteri eğreti duruyor üzerinde kombinezon kimisi, emeğinin karşılığı bir yığın günah diyor kolundaki bir avuç morluk ağlatıyor kimisini sigara çarşafına yazmak ister gibi dokunuyor elleri: "gül bahçesindeyim ama canımı çok yakıyor dikenleri" hayallerini dumana katması an meselesi şehvetli mirasından ufak bir pay veriyor adrenalin bağımlısı adama adam da gülüveriyor ağlarken kanayan gülün yazgısına

işte sırf bu yüzden şişlinin gizli sokaklarını ayrı bir kokluyorum düşlerimde o sokaklar ki günahlarıma günah inşa ettiğim inançlarım asfaltlarında yerle yeksan sakil gençlik azgınlığımı dinginlemeye çalışırken şiirin kucağına kendimi attığımı tahmin dahi ettiremeyen sokaklardı ki okuduğum en güzel kitaptı prostitutas ve memoria de mis putas tristes

perdelerinden film şeritleri akan odalarda


yüreğine kadın kokusu sinen adamlar ve hüzünlerine adam kokusu düşen kadınların günahların en büyülüsünü yönettiği anlar ve bakışları bukowski kadar umursamaz lekeli hüzünleri baştan yazdırıyor senaryoyu yönetmen ise gayrimeşru

evet günahkarız madam hem de çok bariz burası zındık ve müşrikler çölü ıssız adamların seraplarında duj da var duman,alkol,tütün çokca zehirli iz ama hayallerin boğulamadığı kadar da zarif

dilimle yokluyorum bütün topraklarını zührevi bitkilere aldırış etmeden ne de olsa kutsaldır her bir dişi tenime sıcaklığının meltemi kasıklarıma ıslaklığının düşmesi çok hoştur madam çok hoştur mari..

2012


Hasta La Vista Lux Ferre

o kadar çok hastalıklı tümce birikti ki içimde tüm'ünü silkeliyorum kallavi şirklerimin hasta la vista lucifer oh jesus! kurtuluş yok gibi lakin gene şakasını yapıyor iblis bana; "ce"

ekrem yanımla Allah'ı seviyorum

ezeli sırlara yaklaşıyorum şiir çölümde öğrenme içgüdüm tamahkar şık bir kelime öğreniyorum;"veçhe" bendeniz emre delirdikçe Allah'a yaklaşıyorum

hasta la vista lux ferre..

2012


Kilik Kilik sen beni seversen hep bazen maço bile olabilirim istersen anlayışsız müptezelin teki olur çıkarım -ama birazcıkçocukluk hayalimdi zaten gangster olmak vallaha bak kılına zarar verene kilik kilik booommmm

Ah muhsin ünlü de olunamazmış bunu anlarım

sen beni öpersen daha güzel şiirler yazabilirim şiir bile değil zaten bu baksana böyle şiir mi olurmuş bu aralar yazamıyorum da zaten tıkandım resimlerine bakasım geliyor bakıyorum ve kilik kilik boooommm

Ah o bakış o dudaklar o endam olimposta üzerine oturduğun taş olaydım

sen benimle konuşursan kulaklarım sesinkeş olur kesinkes durgun denizin en mavisinden erinçlidir endorfin sirayetli sesin seul mu emzirdi ki seni çekici gözlerin bu kadar çekik

Ah yine romantikliğe bağladım allah kahretsin

seni deli gibi seviyorum ki ben..

2012


Vo Mantarım

esnemesi bile öpülesi vo mantarım kanımda magic mushroomdan daha müessir ve kolunda ke(n)di dövmesi

/başını hep omzumda istiyorum/

mutluluk tanımım minimalleşti;sadece seni öpmekten geçiyor mutluluk tanımımı minimalleştir ve sadece öp beni

kanımda çekik gözlerini görmek istiyorum gözlerinle emzir beni

gözlerim çok yaramazlaştı resimlerine dadanıyor sürekli suları diriltip ağaçları yeşerten bakışların fazla sürreel zararsız bir canavara dönüştürüyor beni

/adını din hanemde istiyorum/

artık reenkarnasyona inanıyorum dudakların kesin kelebeğe dönüşüyordur sen ölünce ölen kelebek de dudakların olup bir meleğin bedenine yerleşiyordur ölümsüz bir meleğe benzemeni başka türlü açıklayamıyorum

ruhumuzu zamandan soyutlayarak mor bir gezegenin eteğine uçsak beraber -uçabilmem için dudağından bir doz almam lazım yalnız-


gecenin rengi uzağımıza çöker en uzağımıza mışıl mışıl sevişiriz uykumuzda bile ne de olsa düş ikiziyiz geçmişimizin bungun sesi sonsuzluğa göçer

ama sadece öpmen yeterli

2012


Biz

seni biraz daha seversem evrenin bütün sırlarını çözebilirim çünkü aşkımın hacmi allah'a değer ve sevgilim gözlerin peygamberliğini ilan etmiş olabilir mucizevi bakışlarınla sadece beni irşat et

gel kollarıma ayaklarına kadar kedi kok badem ve cemreden masumluk kap gel biliyorsun dini inançlarım zayıf kafam karışık gerçeğe ulaşmamı sağlayacak dudaklarınla gel bana sana tanrının iyi yanlarını anlatırım ve meczupların bildiği bütün gerçekleri tansık dudaklarınla beni irşat et yani önce beni öpmen lazım sevgilim hadi öpüşelim

tanrı bizi seviyor mu bilmiyorum ama ben onu seviyorum ya da boşverelim bunu tek hakikatim sen ol

kaybettiğimiz çok şey olmuş-olabilirama hepsi geçmişin sonsuz boşluğunda kazanabileceğimiz çok şey var sevgilim başkalarını siktir et beraber siktir edelim


onları siktir etmek çok hoşuma gidiyor ve bazen küfretmek onları siktir ettiğimiz yerden başlayalım ankarada istanbulda ya da goada adını hiç duymadığımız bir şehirde belki de ve acılarını sev acılarına güven seni ilk onlar iyileştirecek akli melekelerim teşevvüşte olabilir ama bana güven müstakbel baykuşumuzun gözleri kadar gerçeğim

bizi seviyorum adının baş harfiyle başladığı için bile olabilir hadi öpüşelim..

2012


Dada Atı

italyanca rapi sek içtim tekila söylüyorum doğaçlama bok akçe kara gün içindir

sefaletin güzelliği gümüşten daha parlaktır dostum simit özgürlüktür ve mangırsız sokaklar da altından daha değerlidir mantarlar özellikle vo mantar

portakalda vitamindir barış kayra belki de dünyayı kurtaracak adam ve anası burcu dünyadaki bütün portakallardan tatlıdır

iki artı ikinin beş ettiğini keşfettiğimden beri daha fazla bilmek istemiyorum lanetlenmiş olabilirim yağmur tıkırtısına erekte olabilen bir at olmayı hayal eden bir karınca olmak isterdim

zira saçlarıma düşen yağmurla beynime düşen aynı değil ne dediğimi anlayamamamı yadsımak şiirimde;işte arzuladığım özgürlüğün özü bu

kelimeler batıyor beynime ve ben onları ellerime üflüyorum amino asit ve protein tozlarıyla aptallaşırsam kendimle barışırım cehaletin erdeminin büyüsüne kapılmamak elde değil;adoniste

öyle ki


kendimle çelişirken ne dediğimi kavrayamamak doğru yolda ilerleyen bir at olduğumu gösterebilir..

2012


Hav

nemde boğulan odam loşluğun şeytaniliğine kapılırken yağmurunu öpüp intihar eden bir bulut görüyorum yıldırım düşüyor zihnimde dans eden geçmişimin silik etine yılgın siluetime şiirler ekip güneşe fırlatıyorum imgelerimde boğulan ellerimi çekik gözlerine sarkıtırken dudaklarından sonsuzluklar yapıp ikimizi yerleştiriyorum içine hep burada duralım diye adını burdur koyuyorum evrenimizin adının ilk üç harfiyle başladığı için değil sadece seni ilk kez burada öpüyorum

ruhumdaki kırışıklıkları ağzınla ütülüyorum kafamdaki karışıklıkları aşkınla

kedi ve köpek aynı anda farklı şehirlerde birbirlerine dokunabilirdir aşk kurak toprak ve yağmur arasındaki kavuşma gibi aramızdaki aşk özlem dolu ve rayihalı seni ilk kez burada kokluyorum hav!

2012


Yeşil Vadi

I.

şerbetçiotlu bir şiir doğur o ki senin kaburga kemiklerinden daha gerçeküstü düşün ki adem ile havva sevişmese ayetler düşmeyecekti

II.

de ki:"gözünle bir kediyi kaç kere öpersin" velev ki göremezsin gökyüzünden varoluşçu yüzünü günahların kör eder mi gümrah gözünü kaç yılan doğurur yalanlarından kaçmak demedi deme ki:"ulusta gökçekle sevişmektir en kötüsü" hele ki veda etmektir ankaraya

//albert kamu spotu:jean sol partre kelime oyununu boris vian, akp döneminde yapmıştır//

III.

seccadeyle aramdaki perdeyi çekmek üzere olan elim ve tutunamayan benliğim için tutam tutam delirmelerim var


halbuki huzur izlanda diyor aldırmamaya üşendiğim şeytan

IV.

kar anlık düşlerini ki iyice karışsın kara an ki karanlık benim en piç arkadaşım hadi dursun zaman belki yeşil vadiye geri düşeriz her an

V.

ondan sonrası insanüstü yaramazlık olağanüstü günah

2012


The CinemAt Orchestra:Requiem for an At

Karanlık vadilerin soğukluğuna tüneyen mağaraların duvar resimlerinden şarkı devşiriyorum ithaf etmek için kallavi atlara zamanın gölgesizliği yaratırken yüzde o asil donukluğu "ey at hey at heyhat yılgın olma at bezgin zihinlerimizi asilliğinle aydınlat" yılgılarımı gömüyorum soylu rüzgarı eserken bacaklarının

At çiçeği:

kenevir yiyen agnostik bir at panik atak geçiriyor çöle benzeyen mavimtrak patikada. Tanrıları yok olup çoğalıyor. oysa içinin derinliklerinde; düşleriyle gerçekliğinin kesiştiği kıyılarda tek bir tanrıya inanmayı çok istiyor.düşlerinin orta yerinde beliren solgun at çiçeği -rimbaud tarafından ekilmişe benziyor- kararmış gümüş tepside bir kağıt uzatıyor agnostik ata.at okumaya başlıyor at yazısıyla yazılanları:

"hayatın; başlı başına cevabı olmayan-ya da şöyle açayım cevapların ulaşılamayanın,buna tanrı da diyebilirsin, yanında gizli olma olasılığı olan, ulaşabilenlerin tanrının varlığını kabul ederek ulaştıkları ama kendilerini kandırma olasılıklarının bulunduğu- sorularla bir araya gelmiş absürt birer olasılıklar zincirlerinden meydana gelen yanılsamalar bütününden ibaret olduğunu düşünüyorum"

ve nal görünümlü yaprakları büyük bir gürütüyle kişnemeye başlıyor lal at çiçeğinin.daha da karışıyor agnostik atın kafası.sinirlenip yemeye başlıyor at çiçeğini

ve zehir, soylu kanına hücüm ederken,ölüme yakınlığın ürkütücü kokusu siniyor yüzüne .gerçeği öğrenememiş olmanın verdiği, gizeme uzak ve bir o kadar da yakın bakışları; yaşamındaki uyumsuz boşlukla eş değer gözüküyor.

Requiem for an At:


ey zavallı soylu at özünü absürt bir hayat için kaybetmene değer miydi düşünmeyecektin daha fazla düşünmeyecektin daha fazla eline özüne bulaştırdın zehiri zihnini karıştırdın heyhat egoist ve aptal olman kafiydi erdemlerin en büyüğüydü cehalet ey biçare soylu at

gündüzün ciğerlerine gecenin havası kaçıyor karanlık absinthe yeşili ormanda dolaşan koyun-atlar Pan'dan panikle kaçışırken merhum atın ceseti üzerinden atlı yorlar ay doğuyor ay da yorgun ve yaslı yor güneşe sırtını yüzünü göstermiyor tanrının da göstermediği gibi ata koyun-atlar dua ediyor anlamanı bilmedikleri atçada

güneş doğuyor her yer karanlık gölgesizlik aynısal olağan


bir o kadar da karışık ve her şey eskisiden de bulanık..

2012


Mor Panayır