Issuu on Google+

Yavuz Bülent Bakiler 23 Nisan 1936 yılında Sivas’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Sivas'ta yaptı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'den mezun olduktan sonra bir süreliğine Ankara Radyosu'nda çalıştı. Daha sonra Kültür Bakanlığı müsteşar yardımcısı olarak görevlendirildi. Gazetecilik, yöneticilik, avukatlık ve Sivas milletvekilliği yaptı. Hisar dergisi şairleri arasında yer aldı.

ESERLERĐ Yalnızlık(1962), Duvak (1971), Seninle(1986)

Geleneksel şiirimizin öz ve şekil özelliklerini kendi şiir potasında eriterek kişiliğine kavuştu. Şiirlerinde, Anadolu'ya, Anadolu insanına eğilmiş, onların sorunlarını yapıcı bir tavırla dile getirmiştir. Sade ve rahat bir dili, aydınlık bir üslubu vardır. Milli ve manevi değerlere bağlı kalmıştır. Bu tarafı ile, Arif Nihat Asya'nın milli havası, mistik şiirine yakın görünmektedir.

Üsküp’ten Kosova’ya (gezi notları)

1


12 EYLÜL'E SĐTEM Kolum, kanadım diyordum.

Ben değildim esip-tozan

Sevdalanıp gidiyordum

Kanlı kuyuları kazan

Yurdum diye seviyordum

Bütün tuzakları bozan

Yurdum, felaketim oldu.

Zordum... felaketim oldu.

Türküm! dedim, Türk'ü sevdim

Kolum, kanadım diyordum.

Öğünen bir koca devdim

Sevdalanıp gidiyordum

Volkandım, alev-alevdim

Yurdum diye seviyordum

Kor'dum... felaketim oldu.

Yurdum, felaketim oldu.

Kimisi Rus, kimisi Çin... Uşağıydı; dedim niçin? Bayrağıma selam için Durdum... felaketim oldu. Vatan millet idi tasam Çiğnenmişti ana-yasam Vuracaklardı vurmasam Vurdum... felaketim oldu. Neyim varsa birer birer Tutup çarmıha gerdiler Bozkurt'uma 'it' dediler Kurdum... felaketim oldu. Bu ahlaksız dubaraya, Tarih 'mim' koysun buraya Eylül darbesini hayra Yordum... felaketim oldu. Gönlümün yiğit beğiydi Gözlerimin bebeğiydi... Ona da mı nazar değdi Merdim... felaketim oldu. Tarafsızlık diye diye Şu en soysuz haramiye Başımızı vermek niye Sordum... felaketim oldu.

2


A... Geceler kurşun gibi iner üstüme birden Hayalin çıkıp gelir uzaklardan karşıma Sonra yüreğimi bir kara sevda tutar Ama sen duymazsın duyduğumu A... Ne bir türkü söylersin gizlice ağlayarak Ne bir akşam içinde bir yara göz göz açar. Ne efkar basar seni akşamları ansızın Ne uykuların kaçar. Konuşsam bir türlü, sussam bir türlü Yıllar yılı yüreğimde büyüyen sırsın Bir sigara dumanına uzanır gibi usulca Dokunsam saçlarına, kırılırsın. Kaçtım şehir şehir çok uzaklara Boşuna gurbet acısı tattım. Oyalandım durdum seni unutmak için Kendimi boşuna aldattım. Anladım faydası yok uzak kalmanın artık Seni kader çizgisiyle alnıma yazan haktır. Unutmak ne mümkün gözlerinin rengini, Seni çılgın gibi sevmek yaşamaktır. Bir serin rüzgarsın yüzüme vuran Yüreğimi yakan bir avuç korsun. Gökler biliyor sevdamı, taş duvarlar biliyor Sen bilmiyorsun.

3


ANADOLU Ben Anadoluyum... Yıllar yılı susuz kaldım, yıllar yılı aç... Şükrederek, kalktığım sofralarımda Ya soğan ekmek olur, yahut bulamaç. Hastalarım ölüm yataklarında Ne doktor yüzü gördüm, ne ilaç. Zaman zaman nankör çıktı büyütüp okuttuğum, Gölge vermedi çok kere diktiğim ağaç... Devlet denince hep vergi geldi aklıma Jandarma deyince kırbaç... En gümrah ırmaklarım boşuna akıp gitti Üç beş adım ötesinde toprağım vardı kıraç. Gittim, yiğitçe döğüştüm gazâ meydanlarında Ne tak-ı zaferler istedim, ne taç... Savaşta çiğnetmedim hilâli düşmanlara Barışta düştü üstüme gölge gölge haç... Yolsuz, okulsuz köylerim, kasabalarım hâlâ Alın terine muhtaç... Ben Anadoluyum, acılı, mahzun; Bende bitmez tümenmez dert kulaç kulaç..

4


ANADOLU ACISI Anadolu, Anadolu, ah Anadolu!.. Bir yanında güzellik, incelik ve nur... Bir yanında bin yıldan beridir süregelen Toz-toprak, tezek, çamur... Đnsanlar gördüm sende; imbikten geçmiş gibi Yüreklerinde sıcak, misilsiz bir merhamet Đnsanlar gördüm yine: Hayın, cahil, asabi... Taş Devrini yaşayan bir kaba kuvvet. Sivas'ta, Divriği'de, Erzurum'da, Konya'da... Đnce sütunlar gördüm, şadırvanlar, kubbeler... Bir yanda oya gibi işlenmiş pembe mermer Öte yanda öbek öbek, çirkin kaba, şekilsiz Kerpiçten harabeler... Bağışlasın şimdi bizi, vatan uğruna Şehid düşen yüzbinlerce adsız kahraman Çünkü seller bir yandan götürür toprağımı Rüzgarlar bir yandan... Unutulmuş Türklüğün ceylan yürekli töresi Çiğnenmiş Đslamın koyduğu kesin yasaklar. Bir avuç buğday, bir tutam ot, bir karış toprak için Konuşur mavzerler, bıçaklar... Ve dul kalır kadınlar bir hiç yüzünden Vurulur gelinler telli-duvaklı. Bir ağıt başlar sonra yetim kalan evlerde Đnce, uzun, ağlamaklı. Anadolu, Anadolu, Ah Anadolu Böyle görmeseydim seni, böyle tanımasaydım Yüreğim olmasaydı binbir yerinde... Yaşasaydım yine seni acı duymadan Anamın Azeri türkülerinde.

5


ANADOLU GERÇEĞĐ Yalın ayaklarınla koştun mu tarla tarla Duydun mu çıplak toprağın, çıplak insanın yasını Ağlayan kadınlarla, ihtiyarlarla Yaşadın mı bir yağmur duasını Bozbulanık ırmaklarda çimdin mi Kulak verdin mi yürekten kavala, saza Bir ipek seccade üstünde gibi, huzurla Durdun mu toprakta namaza ? Bilir misin köylerde akşam olunca Çekilir el ayak ortalıktan... Bir hüzünlü ay doğar karanlığa sapsarı. Başlar bir ağıt gibi sulardan, kapılardan Kurbağa feryatları, köpek ulumaları... Geceleri süt kokan, gübre kokan evleri Topraktır hep damları, duvarı kerpiç... Seferberlik yıllarını dinlerken ürpererek Tandır başlarında uyudun mu hiç? Kış günleri trenlerle geçtin mi uzak köylerden Gördün mü dehşetini, tipinin karın... Çektin mi hiç acısını istasyonlarda Tandır ekmeği satan, yumurta satan Yarı çıplak çocukların... Kılığın kıyafetin sarmadı beni Söylediğin türküler bizim türkümüz değil Başka çeşmelerden doldurmuşsun tasını Yüreğinde nakış yok, acı yok bizden Bulutlar rahmetini kesmeden yavaş yavaş Đnsanlar selâmını esirgemeden Savuş git içimizden...

6


ANALAR Garibin anası pencerelerden Yanık türkülerle yollara bakar Đncecik yüzünde her akşam üstü Çizgi çizgi nokta nokta bir efkar. Fakirin anası her sabah sessiz Ağlar çocuğunun aç çıplak durduğuna Elleri koynunda kalır çaresiz Bin pişman doğduğuna,doğurduğuna. Mahkumun anası susar konuşmaz Suçu kendisinde sanır. Kaçar insanlardan aydınlıklardan Duvarlara bile baksa utanır. Açılsa üstüm biraz,duyar da gece yarısı Kalkar yatağından gelir Bir mübarek el usanır yorganıma usulca Bilirim anamın elidir. Bir merhamet bir sıcaklık bir gurur Yavrum diyen sesinde Ve huzurun günde beş vakit nabzı vurur Beyaz tülbentinde,seccadesinde. Karımın anası anama benzer Öylesine yakın duygulu ince. Özü sözü bir,yayla gözesi kadar berrak Oturtacak yer bulamaz çıkıp yanına gidince Yüreği destanlar gibi sımsıcak. Ve alnım açıksa,başım dikse Dirliğimiz varsa,mutluysam Yüzüme gülüyorsa böyle bu şehir. Bir beyaz zambak gibi pırıl pırılsa yavrum Ve yavrumsa herşeyi bana sevdiren bir bir Bu mutluluk bu düzen bu bitmeyen aydınlık Anasının yüzü suyu hürmetinedir.

7


ANTEPLĐ ŞAHĐN Ben Antepliyim, Şahin’im ağam.

Bu kaçıncı kurşundur, bu kaçıncı bismillâh

Mavzer omuzuma yük.

Bu kaçıncı ölüdür?

Ben yumruklarımla dövüşeceğim.

Bir türkü söylenir siperlerde her sabah

Yumruklarım memleket kadar büyük.

Vurun Antepliler namus günüdür!

Hey, hey!

Ben Antepliyim Şahin’im ağam

Yine de hey hey!

Mavzer omuzuma yük

Kaytan bıyıklarım, delişmen çağım

Ben yumruklarımla dövüşeceğim

Düşman kurşunlarına inat köprü başında

Yumruklarım memleket kadar büyük

Memleket türküleri çağıracağım. Bu dağlarda biz yaşarız, bu dağlar bizim dağımız. Namusumuz temiz, bayrağımız hür Analarımız, karımız, kızımız, kısrağımız Burda erkekçe döğüşür Bir bayrak dalgalanır Antep kalesi üstünde Alı kanımdaki al, akı alnımdaki ak Bayraklar içinde en güzel bayrak Düşüncem senden yanadır Hep senden yanadır çektiğim kahır Bu senın ülkende, senin gölgende Düşmesin kara kalpaklar, kirlenmesın duvaklar Korkum yok ölümden kâfirden yana Alacaksa alsın beni şafaklar. Hey, hey! Yine de ey hey! Al bayraklar altında kara bir kartal gibi Yaşamak ne güzel şey. Bir sır var bu mavzerde, attığım gitmez boşa Çıkmış bir eski savaştan Türk ün bir karış toprak parçası için Destanlar yazacağız yeni baştan. Yıktım toprağın üstüne bir sarı kurşunla birini Çıktı karşıma biri, Çıktıkça çektim tetiği bismillâhlarla beraber Vurdum alnından kâfiri.

8


BENĐM Ve büyür gözlerimde güvercin güzelliğin Sonra bıkıp usanmadan sabahlara dek Biri durur kapında korkulu ürkek... O duran benim. Bir gölge gibi düştüm ardına yıllardan beri Sordum seni şehir şehir Şimdi her gece yarısı rüzgâr değildir Pencerene vuran benim. Bir gün bölerse uykunu bir saat çıngırağı Birdenbire yatağından kalkıp oturma Öyle korkulu gözlerle etrafına bakınma Saatleri kuran benim. Senin bir suçun yok kabahat bende Bitsin bu kıskançlık gayrı diyerek, Boy verdiğin aynaları istemeyerek Tekrar tekrar kıran benim. Bir ceylan gibi durma artık gecenin ortasında Ceylan gibi bakma oraya Seni bir beyaz duvağa, altın halkaya... Duyuran benim. Kolay kolay unutulmaz adına yaktığım türküler Kapanmaz yüreğime açtığın yara. Her akşam saçlarını karanlıklara... Savuran benim.

9


BEN SARHOŞ DEĞĐLĐM KORKMA Söylenenlere inanma Ben sarhoş değilim korkma diyorum Bir mum gibi tek başına karanlıklarda yanma Uzaklardan çıkıp geldi aç kapıları artık Odalara saklanma. Ben sarhoş değilim, korkma, diyorum Beni böyle ağlatan yüreğimdeki gamdır. Başım gögsüme düşmüşse, sallanıyorsam Yorgunluğumdandır. Ben sarhoş değilim, korkma, diyorum Bir varmış, bir yokmuş gibiyim sanki. Suçluysam gel bağışla, utandır beni artık Sensiz yapamıyorum inan ki. Ben sarhoş değilim, korkma, diyorum Dökemiyormisam eğer içimi bir bir Konuşamıyorsam, susuyorsam, gidemiyorsam Seni sevdiğim içindir. Ben sarhoş değilim, korkma, diyorum Beni böyle yapayalnız bırakıp kaçma Ya gel tut ellerimden geceye karşı ya hiç kapıları açma Beni böyle yapayalnız bırakıp kaçma Ben sarhoş değilim, korkma, diyorum.

10


BĐR GÜN BAKSAM KĐ GELMĐŞSĐN Bir gün baksam ki gelmişsin.. Bir güvercin gibi yorgun uzaklardan yar. Gözlerinde bir bitmez,bir tükenmez güzellik Saçlarında ilkbahar.. Bir gün baksam ki gelmişsin.. Gülüşünde taze serin bir rüzgar Ellerin yine eskisi kadar güzel Çiçek açmış dokunduğun bütün kapılar.. Bir gün baksam ki gelmişsin.. Hasretin içimde sonsuzluk kadar. Şaşırmış kalmışım birdenbire çaresiz. Dökülmüş yüreğime gökyüzünden yıldızlar. Bir gün baksam ki gelmişsin.. Ne yüzünde bir gölge,ne dilinde sitem var. Tozlu pabuçlarını gözlerime sürmüşüm Benim olmuş dünyalar. . .

11


BĐZĐM TÜRKÜMÜZ Bizim türkümüzde gurbet var artık. Hasret var, yürek var, toprak var balam Gönlümüzü sımsıcak alan topraklar

Konuşan dil, bizim dilimizdir

Tiyan-Şan, Kadır-Gan Dağları'na dek uzar

Renk renk, nakış nakış uzayan toprak değildir

Kim demiş vatanımız Edirne'den Kars'a kadar.

Kilimlerimizdir...

Sürüklenir sokaklarda başsız cesetlerimiz

Yine bir dağ gibi, bir dev gibi doğrulacağız

Zulüm bir hançer gibi içimize oturur

Yeni bir ruh doğacak toprağımızdan

Bir mağara devrinden arta kalan insanlar

Tanıyacak bizi dünya yeniden heyecanla

Kerkük'te kan kusturur...

Burma bıyığımızdan, kalpağımızdan.

Kerkük'te kurşunlar ansızın bizi vurur

Uzar gider bir sessizlik içinde Bir uçtan bir uca Türkistan toprakları

Bizim türkümüzde gurbet var artık.

Beyaz altın dediğimiz pamuk tarlalarına

Hasret var, yürek var, toprak var balam

Çöreklenir yedi başlı kızıl yılan

Gönlümüzü sımsıcak alan topraklar

Baş kaldırsa esarete yeni bir Osman Batur Han

Tiyan-Şan, Kadır-Gan Dağları'na dek uzar Kim demiş vatanımız Edirne'den Kars'a kada

Bebekler bile vurulur beşiklerinde Kana boyanır Türkistan. Basmış kanlı çizmeler toprağına bir defa Çiğnenmiş kara kalpaklar, temiz duvaklar Susmuş minarelerinde mübarek ezan Prangaya vurulmuş bir mahkûm gibi çaresiz Boynu büküktürkülerde güzelim Azerbaycan. Bir kanlı ağıt söylenir şimdi Kırım'da Biz duyarız Kırım'ın öldüren feryadını Bir büyük destanla birlikte yeniden yazacağız Kırım topraklarına Kırım Türkünün adını. Balkanlarda büyük, öksüz kubbeler Minareler, şadırvanlar, kervansaraylar Bizi söyler, anlatır Mimar Sinan'dan beri Üsküp'te, Estergon'da, bir atar damar gibi Davullar, zurnalar ve serhat türküleri... Yüzyıllardan beridir Altaylardan Tuna'ya Bizim türkülerimizdir söylenen

12


CEBECĐ ĐSTASYONU VE SEN Cebeci Đstasyonunda bir akşam üstü

Yüreğimin atışından deli gönlümce

Đncecikten bir yağmur yağıyordu yollara

Sırıl sıklam, paramparça, permeperişan

Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi

Türküler söylüyordum

Sıcak bir kara sevda

Ağlıyordun, ağlıyordun...

Yüreğimizin başında bağdaş kurup oturmuştu;

Şimdi, şimdi seni düşünüyorum

Acımsı, buruk.

Cebeci yollarında rüzgarlar esiyor, serin

mühürlenmişti ağzımız bir sessizlik içinde

Paramparça düşmüş gönül ufkuma

Sessizliği üstümüzden atamıyorduk

Đki yıldız gibi gözlerin

Bir saçak altında kararsız, yorgun

Gel Ey ciğerime saplanan hançer

Saatlerce duruyorduk

Gel ey yüreğime oturmuş kurşun

Kimse görmüyordu bizi

Göçmen kuşlar gibi çok uzaklardan Gel artık

Cebeci Đstasyonunda bir akşam üstü

Ne olursun

Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi Cebeci Đstasyonunda bir akşam üstü Bir başka türlüydü bu insanlar Sen bir başka türlüydün Gözlerin yine öyle bir bilinmez renkteydi Gözlerin gözlerimde erimekteydi Bir mermer heykel gibi yanımda duruyordun Beni bırakma diyordun Meyhane sarhoşları gibi sırılsıklam Bir yalnızlık duyuyorduk Ağlıyordun, ağlıyordun... Cebeci Đstasyonunda bir tren Nefes nefese soluyordu Gerilmiş bir keman teli gibiydik Ankara Kalesi'nde bir eski çalar saat Bilmem kaça vuruyordu Bir yağmur yağıyor inceden ince Đçimizdeki binbir düşünce Harmanlar misali savruluyordu Islanmış bir ceylan yavrusu gibi Tiril tiril titriyordun Gitsek gitsek diyordun.

13


ÇARESĐZ ah bilsen bir bilsen duyduklarımı sanki bir dağ ağırlığı kalkacak üzerimden ve nehirler boşalacak bir anda içerimden sakın bilme... anlatsan duyarım bütün güzellikleri erir dağlarımın başındaki kar sussan içerimde kıyamet kopar sakın konuşma... ha küreğe mahkum olmak prangaya vurulmak ha görmemek gözlerini, ikisi de bir bütün kördüğümleri çözecek gözlerindir sakın bakma... bir haberin gelse iki satırlık yüreğim birdenbire kanatlanır yücelir bir martı gibi çıkar kapına gelir sakın yazma... çıkıp gittiğinden beri, sessiz sedasız başıboş kalan esir, zindanda yatan hürüm dönmezsen çaresiz kalır ölürüm sakın gelme... işte dağlar, taşlar şahidim olsun yüzüme bakma, konuşma, yazma istemiyorum dipsiz karanlıklara bağırıp duruyorum sakın işitme...

14


ÇĐLE Bu şehrin sokaklarında her akşam yorgun Sarışın kızlar dolaşır. Đsimleri teker teker benim üstüme çıkar Sevdasını başkaları paylaşır. Bu şehrin evlerinde esmer kadınlar oturur. Ateş böcekleri gibi geceye karşı gerinir. Başka delikanlılar uzanır yanlarına, Elalem beni bilir. Bilmiyorum, görmedim, duymadım, tanımadım Bu sarışın kızlar kim, bu esmer kadınlar kim? Birgün bu rezil şehrin rezil sokaklarına Elveda diyeceğim.

15


DEMEDĐM MĐ? Demedim mi bu hasret bitirir seni Ay dolanır gider, yalnız kalırsın Her gün yeni baştan dağılır, ufalırsın Demedim mi yüreğim sevme! Đşte ne gözyaşı, ne yemin, ne söz.... Geri dönen hangi güvercinin var? Senin hangi çiçeğini sakladı bahar? Demedim mi aklım, inanma! Bir gün naza çeker kendini demedim mi? Görmesen zindana döner bu şehir... Görsen, umursamaz, aldırmaz kafir Demedim mi gözlerim bakma! Demedim mi bu ürperten sıcaklık... Bu taze güzellik kaybolur birgün? Sonra boşu-boşuna aranır, dövünürsün Demedim mi ellerim dokunma! Demedim mi bir gün susar şarkılar Sesine ses veren rüzgar olur... istediğin kadar artık bekle dur... Demedim mi kulağım duyma! Birgün çıkıp gideceği belliydi Ayan-beyan belliydi anlayamadın. Başka bir rüyada şimdi o kadın Demedim mi kollarım sarma! Bütün çektiklerim senin yüzünden Gölge bile geçirmezdin bir zaman üzerinden Ah! şimdi paramparça oldun binbir yerinden Demedim mi gururum kırılma!

16


ELLERĐN Senin, ince uzun, beyaz ellerin Yüreğimi alan bir serinlik sanki Al bir kadife üstünde ellerin dursa biraz Tabloların en güzeli olur inan ki. Ellerini düşündüm geceler boyu Ellerin içimde akıp duran su Ellerin, türküler uykular kadar güzel Ellerin karanfil kokusu... Mısra mısra beyit beyit ördüğüm Ellerindir düşlerimde ayan beyan gördüğüm Uzat ellerini avuçlarıma Uzaktan bakmak mı yüz görümlüğüm. Ateşim var, hastayım, sayıklıyorum Ellerin aklımda en güzel yorum Koysan ellerini alnıma biraz Bütün ateşimi alır diyorum. Kapı, pencere, masa, duvar... Odamın her yerinde ellerinden gölge var Bir gün gelsen evime şaşıracaksın Açılacak birer birer kendiliğinden kapılar

17


EMĐNE BACI Ben Numanlar Köyü'nden Emine Bacı Yaşım belki doksanbir,belki seksensekiz. Ellerim ayaklarım buğdaylar kadar temiz Yaz gelince dibeklerde çaresiz Dövülen benim benim,benim! Benim şimdi harmanlarda savrulan Kara topraklarda buğu,yetim ocaklarda duman Seferberlik yıllarından beri dul kalan Gelinim,gelinim,gelinim!... Ben Numanlar Köyü'nden Emine Bacı Ürüzgarın erittiği karlara benziyorum. Gayrı söner odamda geceleri yanan mum Yüreğime bir ses verin diyorum Đnim inim,inim inim!... Ben Numanlar Köyü'nden Emine Bacı ! Tadım tuzum yok gayrı,ağzımda dilim acı Varıp hangi doktordan alsam ilacı Ben kim,doktor kim,ben kim?... Beni böyle ilmek ilmek dokuyup saran ağrı Biliyorum gayrı,ölüme çağrı Kuru dallar gibi Allah'a doğru Uzar beş vakit ellerim,ellerim,ellerim! Ben Numanlar Köyü'nden Emine Bacı Üzerime dağlar gibi çile gelir de Ya sabır çekerim evvel emirde Bir kuru canım var çok şükür bir de Bir yatak bir yorgan bir kilim. Bir yatak bir yorgan bir kilim...

18


FARKINDAMISIN? Farkında mısın? ... Sevdiğim Bilmem Farkında mısın? Söylenmemiş En Mübarek En Aziz, Duygularla Çepeçevre Çaresiz, Sana Bağlandığımın Farkında mısın? Demeden Yakın Irak Bulutlarla Savrulup, Irmaklarla Akarak Sana Anne Diyen Dilleri Kıskanarak Kapına Geldiğimin Farkında mısın? Bütün Kadınları Düşündüm Tek Tek Sensin Benim Đçin En Güzel Örnek Seni Dinleyerek Seni Görerek Nasıl Bağlandığımın Farkında mısın? Seni Göremedim Diye Bu Sefer Đçimde Bin Türlü Duygunun Đsyanı Var Turnaların Gökyüzünü Sevdiği Kadar Seni Sevdiğimin Farkında mısın?

19


GEL Nasıl ağlamıştın öyle akşam sokaklarda. Birden nasıl büyümüştü içimde yerin? Japon türkülerine benziyordu gözlerin Sen japon türkülerini bilmezsin... Pişman oldum yaptığıma o günden beri Gel gitme çocuk! Buruk bir acı çöker yüreğime geceleri Nereye bu hazin yolculuk SEN PĐŞMANLIĞI BĐLMEZSĐN... Gözlerin olmasaydı, beni ağlatmasaydı Alıp giderdim başımı uzak iklimlere yarın Hani bahar gelince pembe güller açar ya Senin de öyle mektupların. Şarkıların, türkülerin en güzel olduğu yerden Ne olursun bir ses getir bana yetecek. Seni güzelliğin mi alıp götürdü birden? Ama bu yalnızlık beni hep kahredecek. Burası Đstanbul mu böyle yosun kokulu? Gel gitme vakit erken. Gel Beyazıt Kulesi'nden türküler söyleyelim. Đstanbul bu kadar güzelken Şimdi Japon türküleri söyleniyor gel! Rüzgar gibi uzaklardan, yelken gibi denizlerden Gel bırakma sokaklarda böyle yapayalnız beni ĐSTANBUL BU KADAR GÜZELKEN.

20


GÖZLERĐN ĐSTANBUL OLUYOR BĐRDEN Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik, Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden. Martılar konuyor omuzlarıma, Gözlerin Đstanbul oluyor birden. Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen Durgun sular gibi azalacağım Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen. Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince Yalnız gözlerime bak diyeceksin. Ellerim usulca ellerine değince Kaybolup gideceksin Bir elim seni çizecek bütün pencerelere Bir elim seni silecek. Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere Senin için yeni baştan can kesilecek. Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde Sonra seni kaybetmek hemen her yerde Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak Yapayalnız kalmak iskelelerde. Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik, Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden. Martılar konuyor omuzlarıma, Gözlerin Đstanbul oluyor birden.

21


ĐSĐMSĐZ ŞĐĐR Üstüme lapa lapa kar yağıyordu yeniden Yeniden yüreğim beyaz bir lale Berrak sular, ışıklar, çiçekler, renkler Yeniden karşımda birer şelale Artık benim için ne ekmek, ne su Sağımda, solumda vehim ordusu. Ve hep onu, bulamamak korkusu Soyundum yeniden büyük melale. Bana alev gibi bir şeyler yazdı Sanki baştan başa şiirdi, nazdı... Kırk yıl bile düşünsem olmazdı Gelmezdi bu sevda akla, hayale. Bitmiş tükenmiştim, efkarım çoktu Salkım söğütlerden bir farkım yoktu Yar beni yeni bir yarışa soktu Şu halime bir bakın: deli-divane! Gönlüm nakış nakış renkli bir kilim Bir kınalı-güzel türküdür dilim Yeminle anlatsam kim inanır kim Đçine düştüğüm bu çılgın hale. Karışıp gitsem mi ebabillere Adını versem mi karanfillere Seslenip dursam mı sahillere lale! lale! lale!

22


ĐŞTE BÖYLE Yalnızım. Gündüzler, geceler boyu yalnız, Ne elimden tutan dost, ne yüzüme gülen kız Dolaşıp durduğum sokaklar ıssız. Sokaklar unutturmaz yalnızlığımı, Bekarım. Beklemez yolumu penceresinde karım. Ne bir türkü duyarım bekar odamda ince Ne dağınık eşyama değer kadın eli Ne olurdu her akşam eve gelince Masal gözlü bir çocuk 'Baba' desydi. Rüyalar unutturmaz bekarlığımı Çirkinim. Usandım tek başıma türküler çağırmaktan Biliyorum güzel değil gözlerim, dudaklarım Đçinizden çıkıp gitsem bir gün diyordum Başladığım bütün türküler yarım Öyle bakmayın yüzüme kahroluyorum... Türküler unutturmaz çirkinliğimi... Üstelik şairim bilemezsiniz Her akşam rüzgar gibi sokaklara düşürek Elleri ceplerinde birisi gezer Bir yürek taşı gögsünde duygulu, ürkek Ceylan Yüreğine benzer Mısralar anlatmaz şairliğimi.

23


LALELĐ - AKSARAY Yine akşam, yine gurbet, yine başımda efkar Ve yine içimde şarkılı sesin. Gözlerimde çizgi çizgi duraklar Duraklarda hayal- meyal senmisin? Senmisin yanyana gezemediğim? Đnce sitemini sezemediğim Sırrını bir türlü çözemediğim Đçimdeki çetin sual senmisin? Bu nasıl yürekten söylenmiş makam? Dinlediğim bütün türkülerde gam Laleli-Aksaray arasında her akşam Dinlediğim tatlı masal senmisin? Ne derse aldırma şimdi artık el Gel bir akşam yine türkülerle gel! .. Đstanbul seninle çok daha güzel Đstanbul'dan güzel hayal senmisin? Biliyorum seni türküler yaktı, Türkülü gözlerin ıslak ıslaktı. Şimdi beni sokak sokak her akşam vakti Dolaştıran 'Dişi kartal' senmisin? Yine akşam, yine gurbet, yine başımda efkar Ve yine içimde şarkılı sesin. Gözlerimde çizgi çizgi duraklar Duraklarda hayal meyal senmisin?

24


LĐSELĐ KIZ Benim de bir zamanlar sevdiğim vardı

Üstelik bir ceylan gibi sebepsiz

Beyaz dantel yakalı liseli bir kız.

Ürkek halleri vardı.

Bağlarda, bahçelerde, yaylalarda yeşeren

Ayrılık deyince oturup sessiz

Al karanfiller gibiydi aşkımız...

Çocuklar gibi ağlardı.

Gülünce içimde rengârenk güzel,

Bilmiyorum simdi kaç yıl, kaç mevsim

Güller açılırdı iri.

Đçli mektuplar yazdık.

Hani bilirsiniz ya yıldızsız siyah

Bazen yan yana yürür, beraber otururduk

Geceler gibiydi gözleri.

Ama konuşamazdık.

Bir mermer çeşmeden akan su gibi,

Ben görmedim şimdi öyle diyorlar

Geçip gidiyordu günlerimiz.

Büyümüş artık liseli kız, gelin olmuş...

Biz bize yaşıyorduk kendi kaderimizi

Unuttum her şeyi diyormuş

Bütün yaratıklardan habersiz.

Ve her gece rüyâsını nur topu kadar güzel

Ve yuvada bekleşen sabırsız, küçük

sarışın çocukları süslüyormuş.

Serçeler gibiydik ikimiz. Görsem çocularını şimdi diyorum Gözleri konuşurdu susunca, mahzun:

Bakamam yüzlerine çaresiz

'Seni seviyorum' derdi.

Bana bakar çocuklar sessiz.

Sevdadan, gurbetten, hasretten yana

Çocukları gözlerinden tanırım

Sıcak türküler söylerdi...

Biliyorum, hiç birşey bilmezler ama Bakamam, utanırım

25


ORDA BĐR ÇOCUK ...BURDA BEN Bir ana gülümserken yorgun ve güzel Yüreği müjdelerle tüy gibi hafiflerken, Orda, bir çocuk doğar sımsıcak dünyamıza Burda ben... Dal nasıl , yaprak nasıl, ekin nasıl büyürse Toprak nasıl uyanırsa bir incecik yağmurdan Orda bir çocuk büyür yumak yumak bir nurdan, Burda ben... Koştuğu, atladığı, durduğu, uzandığı, Düşüp kaldığı yerlerde gözbebeğim var. Orda, toz-toprak içinde bir çocuk ağlar, Burda ben... Ne oyun oynamak ister, ne uyku ne su, Ne elişi resimleri gönlünü alır. Orda, bir uzak evde bir çocuk yetim kalır, Burda ben... Dokunsam, martı gibi uçup gidecek sanki, Solgun yüzlü bir avuç kar. Orda, bir gece yarısı, bir hasta çocuk sayıklar, Burda ben... Birden bire uyanır bir ana uykusundan, Sapsarı bir korkuyla bakakalır nefessiz. Orda, sabaha karşı bir çocuk ölür sessiz, Burda ben...

26


RESĐM Nerde tasa duymadan yaşadığım o günler Bereketin nerde Rabbim, rahmetin nerde Çavdar ekmeği yenen kerpiç evlerde Sorulan ben olurum. Kimse duymaz çilesi tütmeyen ocakların Tanrım ne olursun yüzümüze bak. Dolaşır sokaklarda dilenciler aç çıplak Yorulan ben olurum. Düşmez bir damla yağmur, kavrulur toprak Ve çıplak ayaklar basamaz yere. Dudakları susuzluktan şerha şerha bin kere Yarılan ben olurum. Ve bütün yetimlerin yüreği bende sızlar Ağlar içimde her akşam isimsiz anasızlar Oyuncaksız, salıncaksız, kucaksız çocuklara Sarılan ben olurum. Kalkmaz karanlıklar üzerimizden Ölüm kol gezer her yerde. Ve kurşunlar sıkılır uzak köylerde Vurulan ben olurum. Ezanlar yükselir sonra minarelerden Bütün camilerde sabır, el-pençe divan durur. Secdeye varır alınlar, Kur’ân okunur Durulan ben olurum

27


SANA GELDĐM MEVLANA Sana geldim Mevlana... Düştüm yollara Fatiha'larla Önümde yemyeşil ışıktan bir iz Yıkanmış yaprak gibi tertemiz Sana geldim Mevlana... Herşey öylesine mağrur,sessiz,tertemiz Geçmiş asırlardan beri tertemiz Bir el dokundurursam sandukalara Uyanır Horasan erleri Sana geldim Mevlana... Divan durdum önünde,duygulu,sessiz Đçimde ne hasret,ne gül,ne bülbül Şimdi ezan nur alem,nur Konya Đşte sabır,işte aşk,işte tevekkül Sen bilirsin Mevlana... Sana geldim Mevlana... Ayet ayet Đslam,nakış nakış Türk Bir türbe içinde ne güzel mana Serin bir rüzgarla çok uzaklardan Sana geldim Mevlana...

28


SENĐ YAZDIM EBEM KUŞAKLARINA seni yaşadıktan sonra anladım bana sensin mahşer nuru, kol-kanat içimde şahlanıp duran huysuz at dizginsiz gemsiz değil! unuttum gözyaşı döken kadını ördüm gerçek aşkın ruh mihrabını bir yay gibi gerdim göğe adını gönül kubbem artık alemsiz değil! benim neme gerek yıldız, dolunay rahatlığa paydos, çileye hayhay ne kuştüyü yatak ne ruhsuz saray günlerim Đbrahim Etem'siz değil! açılın açılın kalabalıklar içerim zemheri, dışarım bahar bir alev halinde geçtiğim yollar Hallac-ı Mansur'suz, Keremsiz değil! uzakların daha uzaklarına büyük zaferlerin nur tabakalarına seni yazdım ebemkuşaklarına ellerim çaresiz, kalemsiz değil!

29


SEN SEN SEN Bir dağbaşı yalnızlığı yaşıyorum yeniden., Dağbaşı yalnızlığı ölümden beter. Hiç kimse aramasa sormasa beni Sen gelsen yeter.. Huzur ellerinin güzelliğidir. Gözlerin karşımda mutluluk denizi. Her sabah soframızda ekmeğimizi Sen bölsen yeter.. Yüreğim seninle yaylalar kadar serin Ne bir çizgi hasret, ne bir nokta gam Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam Sen dolsan yeter.. Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm. Bende sabır sende naz.. Gündüzünden vazgeçtim düşümde biraz Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter.. Duymasa da hiç kimse şâir gönlümün, Sende karar kıldığını... Ve içimin şerha şerha yarıldığını, Sen bilsen yeter.. Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi.. Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu ürkek.. Bir incecik dal gibi üzerime titreyerek, Eğilsen yeter...........

30


SĐVAS'TA YOKSUL ÇOCUKLAR Sivas'ta Ulu Camii avlusunda çocuklar Yalvaran gözlerle etrafa baka baka Açıyorlar küçük esmer avuçlarını: -Emmilerim sadaka! Emmilerim sadaka! Hükümet konağının yanında biri Bir kemik kalmış bir deri... 'Boya cila yimbeş,boya cila yimbeş' diye ağlıyor Ve daha fırça bile tutamıyor elleri. Garipler Pazarı'nda körpe çocuklar Yorgunluktan güzelim yüzleri al al... Öldüren bir çığlık dudaklarında: -Boş hamal!boş hamal!boş hamal! Nane satan su satan yetim çocuklar Şarkı söyleyemediler güneşe aya... Biliyorum ne masal dinlemeye doydular Ne oyun oynamaya... Bezirci'de,Yüceyurt'ta Altıntabak'ta... Çocuklar var incecik yüzleri nurdan Ama toz toprak içinde elleri ayakları Oyuncakları çamurdan... Ve günahkar çocuklar,suçlu çocuklar Mahkeme salonunda bakarım dizi dizi Bu suç bizim suçumuz,bu günah bizim Affedin bizi. Gökteki yıldızlar kadar sayısız Ah yurdumun kimsesiz ve yoksul çocukları Anladım farkınız yok koparılmış başaktan! Alın bu gözleri benden,alın bu yüreği artık Utanıyorum yaşamaktan.

31


SORU Ellerin neden soğuk,üşümüş müsün? Gerçek misin,düş müsün? Kar mı yağdı sokaklara,rüzgar mı esti? Üşümüş müsün? Odaları bir büyük sessizlik almış Anladım ki artık her şey masalmış. Dudakların açık kalmış. Gülmüş müsün? Neden yatıyorsun böyle upuzun Gözlerin neden dalgın,yüzün neden öyle mahzun Bir bilinmez yerinde uykumuzun Ölmüş müsün?

32


ŞAŞIRDIM KALDIM ĐŞTE şaşırdım kaldım işte! ..... sözde senden kaçıyorum dolu dizgin atlarla bazen sessiz sedasız ipekten kanatlarla ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarlarla karşıma çıkıyorsun en soğuk mimiklerle adını yazıyorum bulduğum fırsatlarda yüreğimin başına noktalarla, hatlarla başbaşa kalıyorum sonunda hayallerle sözde sana koşuyorum dolu dizgin atlarla ne olur bir gün beni kapında olsun dinle öldür bendeki beni sonra dirilt kendinle çarpsan kara sevdayı en azından yüzbinle nasıl bağlandığımı anlarsın kemendinle kaç defa çıkıp geldim buralara inatla ama her dafasında dönemedim seninle hangi düğüm çözülür nazla, sitemle, kinle ne olur bir gün beni kapında olsun dinle şaşırdım kaldım işte bilmemki nemsin bazan kızkardeşimsin bazan öpöz annemsin sultanımsın susunca; eksilmeyen çilemsin orada ufuk çizgim, burada yanım yöremsin beni ruh gibi saran sonsuzluk dairemsin çaresizim çaremsin, şaşırdım kaldım işte bilmemki nemsim

33


TURAN Övdü büyük peygamber Đstanbul Başbuğumu

-Sadık Kemal Tural kardeşimize-

Kur'an'la da müjdelendim.

Ben Altay dağlarından koparak geldim Yüreğimde Türkistan'dan binbir nakış var. Çok şükür aslım da neslim de belli.

Sevsem gözbebeğim olur ne varsa

Türküm müslümanım o dağlar kadar.

Öfkelensem öfkem dağları ezer. Dilim bazan sularım çağlamasına

Dokuz tuğ taşıdım ben, dokuz davula vurdum.

Bazan da bülbüllerin şakımasına benzer.

Dokuz evliya gücüyle yürüdüm geldim. Büyüdü benimle mübarek yurdum.

Đşte bilge Tomyukuk, Kültikin, Bilge Kağan

Ebed-müddet bu devleti ben kurdum.

Hepsi birbirinden daha mübarek Süzme asaletimin nurdan kefili

Nevruz toylarımızda ateşler tutuşturdum.

Đşte Dede Korkut, kaftanı ipek

Orhun'dan, Seyhun'dan, Ceyhun'dan geçtim.

Soyumun-sopumun bin yıllık dili

Yol gösterdi kükreyerek bana Bozkurt'um.

Ve Yusuf Hashacib, Mahdum Kulu, Fuzuli

Atımla hep yanyana gözelerden su içtim.

Sonra Kaşgarlı Mahmut; gönlüme düşen çemre

Hepsi de peygamber soyunca asil

Baykal'da da çimdimben, Hazar Denizi'nde de

Ali Şir Nevai, Gaspıralı Đsmail

Toprağıma bağdaş kurup oturdum.

Şiiri bir bakraç süt gibi Yunus Emre.

Ben ki Alper Tunga'ya gönül verenlerdenim.

Cengiz Aytmatov ki, Cengiz Dağcı ki

Yurt uğruna dolu dizgin göğüs gerenlerdenim.

Sabir Rüstemhanlı... ruh kadar eski

Ayın ondördündenden sağılan huzur Ve daha binlerce nur üstüne nur.

Sonra durgun sulara Bismillahlarla. Kilim seccadesini serenlerdenim.

Servetim Buhari'nin, Yusuf Hamedanî'nin

Yani hem Alplerdenim, hem Alperenlerdenim.

Ahmet Yesevî'nin nur servetinden Güzelliğim, merhametim, şefkatim

Ben Türkmen'im, Özbek'im, Kazak'ım, Kırgız'ım ben.

Hep Şah-ı Nakşibent hazretlerinden.

Azerbaycan Türkleriyle aynı kandanım.

Hunlardan, Göktürklerden alıp getirdim.

Kıpçakları, Uygurları aşkla duyanlardanım

Đpek ipliğimi altın tığımı

Ben ki Tatarlardan, Gagavuzlardan

Mintanıma minyatürler işledim durdum

Çuvaşlardan, Bozkurtlardan, Oğuazlardanım.

Selçuklu çinisine gönül mührümü vurdum. Osmanlı ebrusuyla süsledim yastığımı

Kalem de tuttum çok şükür, kılıç da, gül de.

Mustafa Kemâllerle yeni baştan doğruldum.

Güvercin bakışlı sıcak türküler de söyledim.

Kim demiş 75 yaşıma bastığımı.

Anlayan anladı kim olduğumu. Aman dileyeni sevdim, öfkemi yendim.

34


TÜRKĐYEM, ANAYURDUM, SEBEBĐM, ÇAREM! Ben, kağnılarla yaylılarla büyüdüm geldim Çocuk yüreğimi yakan türküler dinleye dinleye. Mahzun kağnılarla, nazlı yaylılarınla Ve tozlu yollarınla sevdim seni Türkiye! O tezek topladığım kırlar, yaylalar... Başına oturduğum, yemek yediğim atandır. Türkiye'm, anayurdum, sebebim, çarem... Taşına toprağına vurgunluğum bundandır... Akşam karanlığıyla başlardı kurbağalar Susar gökyüzü kadar, dinlerdim biteviye. Gecemi besteleyen cırcır böceklerinle. Kurbağa seslerinle sevdim seni Türkiye! Bir Peygamber sofrasıydı soframız: Biraz tandır ekmeği, biraz çökelik... Yoksulluğunla da bağlandım kaldım sana Mecnunlar gibi üstelik. Yağmurlar başlayınca, odalarımız damlardı Dizlerini döve döve ağlardı anam. Şimdi kırkikindiler boyunca sırılsıklam Küçük kerpiç evlerin çıkmaz aklımdan! Türkiye'm! Hasretim! Kınalı türküm! .. Đçiçe güzellik, uç uca kahır Yüreğimi bin parçaya bölseler Her parçası yine seni çağrışır.

35


TÜRKĐSTANIM UNUTULDUN SANMA SAKIN! Tiyan-Şan, Kadir-Gan ufuklarından Dinlediğim ozanlarla.... Binlerce yıldanberi söylenen destanlarla Yine Türkistan'ı andım Öz yurdumu çarmıha germişler kırk yerinden Unutmam bin yıl geçse acısının üzerinden Vurulan bir ceylana yanar gibi derinden Ulu Türkistan'a yandım. Geldi kuruldu gönlüme, Ahmed Yesevi Pirimiz Osman Batur'a kadar, anlattı birer birer... Ben de, bütün Horasan Erleri'yle beraber Yeni baştan Türkistan'a inandım. Rüzgar savrularak sessiz sedasız Irmaklarla akarak... Uçup giden güzelim kırlangıçlara bakarak Türkistan'ı hür sandım. Görmeden, göstermeden Taşkent'i, Buhara'yı Urumçi'ye varmadan atsız-pusatsız... Bir başıma yorgun-argın, kolsuz-kanatsız Türkistan'a dost gönüller kazandım. Tanrım, birgün acaba diyebilecek miyim; -Vuslatın yüzüme nakışladığı nurlaBir komşu bahçesine uzanır gibi huzurla Türkistan'ın toprağına uzandım.

36


ÜSKÜDAR TÜRKÜSÜ Đstanbul'da Üsküdar'lı bir kız var Bir tramvay durağında evleri Sarı kanaryalar, ak kanaryalar Öter balkonunda geceleri... Bulutsuz rüzgârlar gibi her sabah Bir masal âleminden çıkıp gelirdi. Ne adını düşünürdüm bir deniz kıyısında Ne adımı bilirdi. Bir gün bulutlar geldi habersiz Sonra incecikten yağdı üstüme Büyüdü içimde zamanla yeri. Đki mısra gibi aldı gönlümü Bir gül yaprağından güzel elleri Bendim artık gölge gölge sokaklardaki Öylesine mahzun, kaygılı, ürkek. Bendim her mevsim boyu sımsıcak Sevdalar içinde vuran tek yürek Bir gün baktım penceresi perdesiz Yok odalarda çın çın şarkı söyleyen sesi. Yok balkonda artık ak kanaryanın, Sarı kanaryanın kafesi. Benden sorun Üsküdar'ın şimdi her gece Sokakları kaç adım. Bir gece yarısı düştüm yollara Her köşe başında ağladım.

37


YAĞMUR GÜZELĐ Yağmurlar yağmıyor mu inceden ince

Seni sevdiğimi anlayacaklar.

Rüzgarlar esmiyor mu serince

Üstüme yağmurlar yağacak

Bir sigara yakıyorum efkarlanarak

Đnce bir dal gibi birden kopup kırılacağım

Çıkıp karşıma sen geliyorsun

Kaldırım taşlarında sıcaklığım kalacak

Saçların ıslanmış oluyor

Kahrolacağım.

“Gel” diyorum duymuyorsun beni bir türlü Seni böyle hayal meyal yaşamak çok zor

Bu şiiri yağmur yağarken yazdım

Uzanıp tutsam diyorum incecik ellerinden

Ezanlar okunuyordu minarelerden

Ellerim boşlukta kalıyor.

Seni düşünmeseydim yağmurlu havalarda Sokaklara çıkmayı göze almazdım.

Bir gün çıkıp gideceksin Sonra arkandan yine ince bir yağmur yağacak

Yağmurlar yağmıyor mu inceden ince

Cadde cadde,sokak sokak

Bir sigara yakıyorum efkarlanarak

Sayıklar gibi dolaşıp seni arayacağım

Çıkıp karşıma sen geliyorsun

Beni bir köşe başında ağlıyor bulacaklar.

Saçların ıslanmış oluyor

Saklamak zor olacak,çaresiz kalacağım

“Gel” diyorum duymuyorsun beni bir türlü

Rüzgarlar esmiyor mu serince

Seni böyle hayal meyal yaşamak çok zor Uzanıp tutsam diyorum incecik ellerinden Ellerim boşlukta kalıyor.

38


YALNIZLIK Bir garip kimseydin bu şehirde, Sevmezdin her akşam içenleri, Ve kimse bilmezdi o zamanlar Düğüm düğüm aklından geçenleri Bir esmer kız severdin, Şiirler gibi,minyatürler gibi ince. Đçin içine sığmazdı, konuşamazdın Çıkıp yanına gelince. Efkarını dağıtmıyor her gece, Ard arda içtiğin sigara Ve başıboş akan ırmaklar gibi, Dalıp dalıp gidiyorsun yollara. Bütün sevdiklerin terkedip gitti, Yapayalnız kaldın artık. Dokunsalar ağlarsın çocuklar gibi, Büyüdü gözlerinde yalnızlık. Biliyorum, böyle değildin önceleri, Türküler söylerdin sıcak. şimdi bir bekar evin var karanlık Bir odan var ağlayacak.

39


Hazırlayan Gürhan Çopur Doğu Akdeniz Üniversitesi Türkoloji Fakültesi,Türk Dili ve Edebiyatı Öğrencisi

Şiirler Siraze.net’ten alıntıdır

40


Yavuz Bülent Bakiler Şiirleri