Issuu on Google+

Hayal Bilgisi 8

1


Hayal Bilgisi 8 Değerli Hayal Bilgisi Okurları, Uzun bir aradan sonra 8. sayımızla devam ediyoruz yolumuza. Hayal Bilgisi 7. sayısını yayınladığı Mart 2012’den bu yana Van Erciş’te haftalık yayınlanan Erciş Bülteni’ni çıkarmaya başladı. Bunun yanı sıra Gökmen Sakin’in Otomotik Gelinler adlı şiir kitabını Hayal Bilgisi’nin 3. kitabı olarak çıkardı. Sevimli hackerler internet sitemizi hackledi. Arşivimizi yok etti. Mail kayıtlarımızı ve siteye eklediğimiz tüm yazılarımızı. İnternetin ne kadar ‘gerçek’ olduğunu bir kez daha tecrübe ettik. Hayal Bilgisi, AŞK konusu ile oluştu 8. sayısında. ‘Modern zamanlarda aşk hala mümkün müdür?’ diye sorduk kendimize. Aşk, mümkün olmalıydı. Aşk ile mümkün olabilirdi zira mevcudat. Aşk, insanın tanımlama çabası. Kendini tekrar eden en güzel şey. Adını Leyla koymuşuz misal, ya da Züleyha. Anne demişiz, ya da oğul. Bahar, Kur’an, ya da Allah. Aşk, izmlerin nedeni ve nihayeti. Aşk, kapitalizmin kuklası, bencilliklerin esnek kumaşı, şiirlerin yutan elemanı. Aşk, arka sayfa güzeli hayatın. Aşk, gerçek. Adı şiir, ya da taze çay kokusu, yağmur damlası, çocuk tebessümü, karınca telaşı, güvercin şükrü, anne şefkati, kurşun kalem… Bu yüzden konumuz Aşk. Çünkü insan, birikimlerin kendisine sunduğu tanımlarla tatmin olmadıkça, yeni tanımlar getiriyor hayata. Ve zorlama tanımlar ile vazgeçmiş oluyor yaratılanın güzelliğinden. Şikâyet etmek yerine, çözüm üretmek istedik. Aşkı suçlamadık, aşktan af diledik. Hayal Bilgisi 8. sayısında, bir ‘Aşk Şiirleri Antolojisi’ olarak çıktı karşınıza. Her sayımızda değişiklikler yaşıyoruz. Bu genel bir yorumla olumsuz görünebilir. Ama ilk sayımızın önsözünde de belirttiğimiz gibi, biz Hayal Bilgisi’ni bir edebiyat dergisinden ibaret görmedik. Bir iyilik projesiydi Hayal Bilgisi. Bu nedenle, geçici bir heves olarak değil, estetik ve pratik olarak gönüllerimize, fikirlerimize artılar katacak şekilde sürekli olarak düzenledik bu projeyi. Dergimiz yayın hayatına daha az sayfa sayısı ile devam edecek. Ve ücretsiz olarak dağıtılacak. Yalnızca kitapçılarda 1 liradan satılacak. Ki bu da kitapçıların kazancı olacak. İlk günkü samimiyetimizle ifade etmek istiyoruz ki, Hayal Bilgisi, en çok da bizim bencilliklerimizden uzaktır. Bu nedenle, bazı isimler yer alamayacak artık Hayal Bilgisi’nde. Hayal Bilgisi, okuruna kendi edebiyatını dayatan edebiyat dergilerinden biri değil. Hayal Bilgisi okurunun şekillendirdiği ve edebiyat dergilerini bir zıplama tahtası olarak görmeyen yazarların kaleme aldığı bir dergi. Bu nedenle kimilerinin ‘taşra’ diye kötü niyetle etiketlediği bu dergi, ‘edebiyat satanların’ şaşkın bakışları eşliğinde, devam ediyor yoluna. İlerleyen sayfalarda mutlaka size hitap eden bir yazı ve yazar ile tanışacaksınız. Gelecek sayıda buluşmak üzere… İyi okumalar. ♦ Yakın zamanda Şair Abdurrahim Karakoç hayatını kaybetti. Allah’tan rahmet diliyorum. Rabbim, böylesine değerli insanlara, ölümlerinden önce hak ettikleri değeri veren bir millet kılsın bizi. [Cihat Albayrak]

2


Hayal Bilgisi 8

Hayal Bilgisi Kültür Sanat Ve Edebiyat Dergisi Yıl: 2 Sayı: 8 Temmuz - Ağustos 2012 Yayın Yönetmeni

Editör

Cihat Albayrak

Ayşe Ünsal

ISSN: 2146 4294 | Yayın Türü: Yerel / Süreli | Baskı: Form Ofset {03124174750}

iletişim editor@hayalbilgisi.org | facebook.com/hayalbilgisi | ikidelibirkitap.com

posta Foto Deniz, Manolya Pastanesi Yanı, Erciş/Van 65400 ♦ İki ayda bir yayınlanır. ♦Talep eden öğrenci ve öğretmenlere, üniversite, kütüphane ve derneklere ücretsiz gönderilir. ♦ Dergimizde yayınlanan yazılardan, yazarları da sorumludur. ♦ Dergimize yazılarınızı göndermek için iletişim adresimize e-mail atabilirsiniz. ♦ 7. sayımızda Müştehir Karakaya’nın adını kapağımızda harf hatası ile yazmışız. Kendisinden özür diliyoruz. ♦ Dergi ve kitaplarınızı bize iletmeniz halinde hem Hayal Bilgisi Kütüphanesi’ne katkıda bulunabilir, hem de eserinizi ikidelibirkitap.com adlı internet sitemizde tanıtabilirsiniz.

3


Hayal Bilgisi 8 [CİHAT ALBAYRAK]

Bazen “Ayşe Ünsal Albayrak’a” Bazen insan bazen kendisinin hatıra defteridir İnsan kendini en iyi sevgilinin gözlerinde ya da ne bileyim işte bir yağmur damlasında toprak kokusunda bir çocuğun tebessümünde bir son nefeste görebilir Bazen dünyadaki tüm çocukların dualarında sana yer verdiklerini bütün güzel şarkıların aslında sana söylendiğini güneşin her sabah adının baş harflerini aydınlatmak için doğduğunu düşünüyorum İnsan kaçta kaçına sahiptir dünyanın kaç parseldir insanın iyi niyeti sen sevgili, hangi yalnızlıklarda büyüttün merhametini sesine yuva yapmış güller mi var neden huzur denen özlemi insanın senin kucağında uyuyor bir bebek gibi Bazen hayatımın tüm o an’larının seni doğurduğunu düşünüyorum attığım bütün adımların beni sana getirdiğini ve şükür ve şükür ya rabbim sevgili, ki ne güzel nimetsin sen nasıl bir lütfu allah’ın bir güvercinin su içerken başını gökyüzüne kaldırması gibi

4


Hayal Bilgisi 8 Bugün mektuplarına kitap okuyorum bugün hayatıma dâhil ettiğin her şeye çocuklarımız gibi bakıyorum Bugün cuma şeker veriyorum bir çocuğa bir resim defteri gibi renklerine dönüyor hayat çizgi filmlerdeki kadar özlediğimiz; hayat, ziyaret etmeyi unuttuğumuz yaşlı bir akraba sanki biz başkalarının hayatlarında kiracı ölüm adında bir çocuk büyütüyoruz Bugün saatler sabırsız yüz görümlüğü istiyor dakikalar çocuklar utangaç gülümsemelerle bakıyorlar yüzüme sakladığı bir şey var benden hayatın bildiklerimin ne kadarından vazgeçmeliyim sevgili öğreteceklerinin ne kadarına talip olmalıyım kaç pencerem olmalı güzelliğini evime doldurabilmek için kaç filiz vermeliyim beni büyütebilmen için Bugün bahar; erik ağacımı öldürdü diye kızıyordum

kar tanelerine bugün çok mahcubum sabır denen nimete karşı bugün sağ tarafım erciş sol yanımda çorum var istanbul gözlerimin içine bakıyor bir martının telaşını paylaşıyorum sabah simidinde bugün dünyanın en güzel günü hayatımın tek günü bugün İnsan bir gün yaşıyor bütün anıları insanın, bir kelebeğin kanadına sığacak kadar sen sevgili, dünyanın en güzel resmini çiziyorsun sanki ellerinle tanışan her tuval resimli bir çocuk kitabı gibi hani bencilliğimiz henüz bizden büyük değilken küçülüp içine girebileceğimizi sandığımız kitaplar gibi Ben, bu sabah bir ayakkabı boyacısıyım sokağın başında bir dilenciyim cami avlusunda korsan kitap satıyorum beyazıt meydanında

5


Hayal Bilgisi 8

ben bu sabah, artık isimleriyle seslendiğim kuşlara yem veriyorum erik ağacı ile sohbet ediyorum senden bahsediyoruz uzun uzun bu bahar sırtımızı birlikte yaslayacağız gövdene diyorum seviniyor, birkaç beyaz çiçek döküyor avucuma Bu sabah, bir inci kefali’yim ben, serin sularında van gölü’nün sıcak ekmek kokusuyum bir gazete haberiyim bir bardak suyum ben bu sabah, karşılığında hayır duası alınan Bu sabah, insanları mutlu eden her ayrıntıyım ben; huzur sunan bir sebil; kim bilir Çünkü bu sabah, farkındayım hala senin, aşk diye heceliyorum tüm isimleri çünkü bu sabah utanmıyorum insanların selamsızlıklarından umutlaştırıyorum gözümün değdiklerini Bu sabah bu şiiri yazıyorum sana, çünkü, yarın olmayabilirdik hiçbir beyaz sayfada.

♦ 3 Temmuz Çorum – 15 Temmuz Erciş: Hayal Bilgisi Edebiyat Dergisi’nin ilk sayısı ile başlayan bir tanışıklık benle Ayşe’ninki. 5. sayımız çıktığında nişan günümüzdü. 8. sayımız düğünümüze denk geliyor. Bu vesile ile belki de en değerli sayımız bu sayı. Bu nedenle, ilk kez Ayşe’ye yazdığım bir şiiri aldım bu sayfalara. Yan yana hazırlanacak sayılar var daha. Allah, bütün güzel yürekleri mesut etsin bizim gibi. Edebiyatla başlayan birlikteliğimiz, edebiyatla devam edecek inşallah.

6


Hayal Bilgisi 8 [AHMET BOZKURT]

Şiir Okuyan Kızlar zamanın aynasına nedensiz tutunanlara… I Kalbi eve dönen yoksulların bir şarkıyı taşıyacak kadar sahil görmemiş yabanlıklar büyüten yalnızlığı! sen, sise doğru yürü! şarkı söyleyebileceğin bir kıyı, duyabileceğin bir kulak, yabanlığını örteceğin tülden bir sis genç bir kızın eski güzelliklere duyduğu üzünçtür. hatırla ve yakar sessizliğine: geçmişine üzünç ki, susadıkça acıktırır tenimizi. II Denizin üstünde dolaşan uyku, düşlerde gezinen göz! zaman ki, eskitilmiş güzelliklerin kanatlanmasıdır. ayrılmak tüketmektir eksiltili sözü, eskitmektir. sızı, kalbe el veriyor: gölgen yalnızlıkların güz karaltısı hatırla uzaklığı, unuttuğun düşlerin karaltısını. III Şiir: suskun kız, ne kadar da çok benziyorsun yalnızlığıma.

7


Hayal Bilgisi 8 [ARZU EŞBAH]

Kuşların Kanatlarına Takılan Yaz’a Mektuplar

Gelmek Fiilin Siz Hali oysa şimdi bana sorsalar sadece gelmenizi isterdim öylece ve sadece; eli boş susamış ismi çırılçıplak dizleri yaralı belki ve fakat yine de koşarak

-artık ummuyorum ummak sıradanlık biliyorumöylesine gök’yüzüne dokunuyorum sadece aniden bir şiir geçiyor usulca gözlerinden ve alçak evli terk edilmiş bir şehir. hayâl belki de bir adam geçiyor o şehirden bir kadın bir çocuk çocuk buruk adam buruk kadın buruk düşünüyorum; acaba umarken daha mı çoktuk

hani içimdeki gelmek fiiline tam da hakkını vererek

Sobe sizdiniz benim en sessiz harfim ve de bilinmeyenim ki ben işte bu yüzden sizi hiç bir sesli harfe iliştiremedim uzaklara yatırıp gözlerimi az diyemedim mesela

gördüm sizi; elleriniz ceplerinizde dilinizde eski baharlardan kalma bir ıslık ve tanıdık müjdeler gözlerinizde içimden geçiyordunuz neş’eyle seslendim içimden içinize sevdim işte sizi; sobe

8


Hayal Bilgisi 8 Bahar Terennümleri

Elif’e Dair Arzu’ya Ait

I biliyorum; çıkıp geleceksin serin bir bahar akşamı üstelik

sizi unutmaktan geliyordum susmuştum kendime küçük adımlı bir yolculuktu bu kırık dökük ve taşralı

saçların ağarmış sesin kırık dökük gözlerinde buruk ama sevdalı o bakış -başka baharda kalmış heveslerin olsun varsın kim kusursuz ki! bilirsinyorgun ve suskun çizgilerin elinde bin yıllık valizin

ne çoktu o döngüde gece ellerime baktım. göğsüme elif dedim sonra sessizce adım elif olmalıydı benim ve gizlendim

biliyorum geleceksin henüz açmamış olacak hanımeli ne begonvil ne portakal çiçekleri kokun dağılacak önce bahçeye içimde kadınlar neş’eyle susacak tıpkı o şarkıdaki gibi; biliyorum bir gün çıkıp geleceksin havada efsunlu bir telâş olacak biraz ahmed arif kokacak gözlerin dudakların biraz cemal süreya biliyorum geleceksin bir gün mutlaka arkasında öylece duracaksın çitlerin

sesinde gülleriyle az ötemde öylece duruyordu çingene es geçerek tutkuyu gölgeme dokundu biraz tedirgin doğru dedi elif olmalıymış adın senin sizi unutmaktan geliyordum ve küsmüştüm içime kim anlardı ki şehrinizde elif neydi arzu ne

II ve ben asla ölmeyeceğim sana hoş geldin demek için

9


Hayal Bilgisi 8 [ATİLLA YAŞRİN]

Adını Sek İçiyorum adını sek içiyorum yol boylarında kavak ağaçlarının çaldığı ıslıktı beni inancımda boğan ve taşların gözlerini üstüme salan estirik örsü çekice yolu kendime kadehi sana vurdum ay yılını çıkarıyorum güneş yılı ömrümden kalan ömrüm -can artığıfarkı sen sabahlar iyi tanır çiğ damlacıklarını çiğ damlacıkları beni damlacıkların içinde aradığım seni mesafeleri adınla ölçüyorum sigaranın içimlik ömrü bin adın adını sek içiyorum

10


Hayal Bilgisi 8 [HATİCE ÇAY]

Geçmiş Perdesinden sizde bir rüya gibi yürür adımlar adımlar sizden sokaklara geçkin nasıl da karışır saçlarınıza rüzgâr rüzgâr haliç fısıltısı kadar haşin beklemek bende bir şehrin adı beklemek yosunlu limanda haydarpaşa’dan yükselen yankı beklemekse olur bir sırrın adı ne kadar anlatsam nafile kandilde yağ biter, söner mum bir gün, bir gün gelir de ötelere karışır ruhum serin toprak sırdaş olur nafile ve ıslık çalar şehir martıların kanatlarından bir rüya gibi uyanır kırlangıçlar bahara görünür ansızın o perde arkasından şehrin ikinci gülümsemesi ilk defa değil son defa belki de dolaşır aslında hep üzerinizde olan gözlerim beni gökyüzüne saklayın

11


Hayal Bilgisi 8 [YUSUF BAL]

Tövbe yeni bir duygusallık yaşamayalım dön kendine ve pencereleri sıkıca kapat portakal kabuklarından söz, fena olmaz dünya dönerken kuşkulu bakışlara kurban bin kere tövbe gözlerine sıkıca pencereleri kapat bu yıl mevsimine göre meyve olalım sera etkisiyle ısınır kelimeler sana ait ne varsa üzerimde küre bana soru sorma istersen bir güzel susalım işte sonra portakal kopardığım ağaçlara ben asılıyorum kurumuş bir şiirle tutunamıyor çılgın harfler sırasını bozuyor hep a, b, c, d buruk bir sevinçle değişen iklimler hortum yaratıyor geleceğe sonra sen huzurla yaşa zaten kaldırıldı şiirler yerden kalbe kapandı kaderin üzerinden kılıçtan keskin çizgiyle, melekler sonra kuşlar sonra yıldızların çiğ sütüyle beslenen gece yeni bir duygusallık yaşamayalım kaçalım her şeyi toplayıp kağıtlardan göz yaşı ile karıştırıp mürekkebi yeniden dolduralım şişeye atmosfere hızla giren meteorların küllerinden bahçe kuralım toparlayalım kendimizi, ormanı yakıp tarla yapalım gül dikelim, sisli bir bahçeden başka nedir ki dünya, yüzünü hiç görmedim

12


Hayal Bilgisi 8 [MAVİ TUĞBA ATEŞ]

Ruhi Bey İnsan yaşıyorken özgürdür Yaklaştım iyice, geliyorum Edip Cansever bu ufacık şehirde -denizli’deküçük bir istanbul varmış gördüm kız kulesi gözlerindeydi bakışları mavi’de dalgalı, durgun; hüzünlü, neşeli hayata sonsuz uzanan elleriyle o tekil duyguyu -ki adına aşk diyorlartek başıma yürüdüm! söz gelimi biraz gecikilmiş bir vapur telâşına karıştım gözlerinde ağlamaktan yorulmuş insanın dingin huzuruna eriştim ‘vuslatın içe dönük tarafındaydım ruh elbiseni bana soyduğunda’ nirvana’da ellerimizle tutuşturduğumuzda kalbimizi kalbini sevdim saydamlığını her yenilgi sonrası yorgunluğunu derin hüznünü saklı tuttuğu yanlarını sevdim tenindeki kadifeye dokundum öptüm. öptüm. öptüm. yalnızlaştırılmış yerlerinden -en çok gözlerindenvuslatın içe dönük tarafındaydım ‘açtım kollarımı sana. istanbul’a rengime hoş geldin istanbul şehrime hoş geldin’

13


Hayal Bilgisi 8 [MEHMET TÜRKMEN]

Yolcu yükümü sol tarafıma aldınız begonya çiçeğinin çizgileri gibi dikişli yamalı kalbimin ortasına yorgunluğum gecenin kârı göğsüm topraktan kopunca gövdem susadı göğün yıldızlarına uydum yalnızım yolcular içinde köküm ruhum gibi kuruyor yalvardım biraz su biraz aşk biraz merhamet ayaklarım nasırlı zaman çok sert yol bitmeden pencereden bakarken yansımama kalbim gözlerimdi elimdeki köstekli saat ha durdu ha duracak leyleklerin ve benim dirilişime âmindir bu göç aç bir türkü yolumuz bitsin silinsin güllerin diken izi aşktan başka durak yoktur dün gitti yarın belirsiz merhamet merhamet merhamet

14


Hayal Bilgisi 8 [MÜŞTEHİR KARAKAYA]

Bir Aşk Bir Arya bir eylül, bir hazan, bir sağnak yağmur sarı yapraklardan hüznüme bir taç bu göğün altında kutsal bir mabet her şeyin ruhumda göğeren ağaç eritse yokluğun hazdan çağlayan şaşırmak bahanem ipten bir duvar yel vursa göğsüme yağar yağmurun alnımda damladan öpücüğün var eşeler ruhumu iğneden kazman nedamet hissin var sinemde zehrin reddi süzülse de canandan cana erdemin koynunda çağıldar nehrin yüreğin yüreği öptüğü yerde bir kartal oluben acemi çaylak bir şehir ansızın durduğu yerde domur domur açan apak bir leylak ufaldım, katlandım, hicretim sana saçına ördüğüm sarıdan bir tak mavi bir boncuktun nazar değmeyen şehla gözlerinden ruhuma bir bak bir kere bakmayla gökteyken yere şirin bir pınardan emzirdin beni kıldan bir köprüden geçtim sırtından bir burak hızıyla uçurdun beni put olsam koynuna girsem yine de büyük ütopyadan gizli sanrıdan inleyen yürekten çıkan bu ahlar azar işitir mi yüce tanrıdan

15


Hayal Bilgisi 8 [HAKAN KARTAL]

Boyuma Asılı Şiir gözlerini gördüm içime, içime doğruydun titreyen ışığı kapattı dudağım saçların dokunmaktı kaç zamanı geçip, papatya sessizliğiyle bil kadın ağustos böceklerinin kanlı dudağında ölmek seni özlemek boynuma bir şiir asıp, saçlarına ay ışığı olmak göğsümde uyuduğun akşamlar, kaşlarının tenha su’yuna karışıp özlemek bu iç denizinde çırılçıplak yıldızlara akmak lodos vakitlerinde gözlerindeyim içine, içine d/üşüyorum dağlarımız karanlık kuş sürüleri delirmiş cennetinde bahar’ın gücümüz böyle bir gecede kelepçesiz, sırılsıklam büyülü şehirlerin terinden denizler örüyoruz bizi terk eden taş umutlarımıza yangınlar vuruyor dudaklarımızın tadını çalan rüzgara soframız bitkin sesin, boğazıma düğüm tenim bir sana bakir, sana kokum iklimini sal üzerime ç ö z ü l e y i m

16


Hayal Bilgisi 8 [

]

17


Hayal Bilgisi 8 [RASİM DEMİRTAŞ]

Son Tören her gece koltukta uyurdu sandviç gazozla falan karnını doyururdu kışları sinemalarda geçirirdi yazları dolanırdı parklarda traşı sürekli sinekkaydı pantolonu jilet mutlaka kelebek kravatı hep kendi göğünde masası tek kişilik hayâlleri dört köşe kendisi için toplanıldığını görseydi sevinir ve derdi: ne zahmet ettiniz geldiniz böyle

18


Hayal Bilgisi 8

[SELAMİ AY]

Bir Geliş Güzellemesi sivri ucundan öpüyorum yorgun okun gelişin sevgilim bir yay gerginliği duru bir zaman atının üstünde batarken kumlara ateşin altın suyuyla yıkanmış nalları ağırlaşır gölgesi savaşan gözlerinin büyük ordularında kölelerin rüzgâr su ve görünmeyen varlıklar kan tutan beyaz kılıçlar ardında içten derin dokunaklı sevgilim gelişin bir öldürücü hamle kalelerin yıkılmış tarihi gelişin yaralı bir mezar gibi bakıyorum siyah meleklerin zayıf omuzlarından sular taşıyor topuklarından sevgilim tam zamanı şimdi belkıs’ı an eteklerini topla ve dağıt bütün ordularımı içleri burkulsun zafer bekleyenlerin sen geride hiçbir şey bırakarak gel

19


Hayal Bilgisi 8 [SELMA ÜLGER]

İsyan somali kadar aç, filistin kadar ışıksızım afganistanlı anne kadar sağnak yağışlı gözlerim ıraklı nur bacı kadar iffetliyim bakma yüzüme umutsuz, çaresiz zalimler mazlumların ahında boğulana kadar tamamlayacaktır Allah nurunu tozlanmış, körelmiş kalpler ah, rafa kaldırılmış vicdanlar hiçbir mazlum isyanı lisan bilmemişti kendine evet isyan gözleri ufukta aydınlık günleri beklemek var kaderde biz bu yıl da namazın ve savaşın en ön safını asla kaçırmayacağız dağlara dönmeli yüzünü insan bir çocuğun Allah değişinde umudu bir gencin devrim deyişinde geleceği görebilmeli

20


Hayal Bilgisi 8 [UMUT AYDIN]

Az Şiir Çok Laf #38 delilik hakkımızı kullanalım sevgilim parmakla gösterilelim bir zamanlar diye başlasın cümleler kedileri sevelim uykuya dalana dek sözlükte karşılığımız olsun belki bize de simit atarlar uçmayı bilmesek de arafta aç kalmayalım birkaç mevsim değişsin diziler yeni sezona ersin dünya nazlı bir kız olunca yanağını güneşe uzatıp kaçınca sen bana alışınca sevgilim eş durumundan aşk şiirleri yazınca birkaç dileğimiz kabul olunca ve tanrıya şımarık bir tebessüm atınca elimi tut ve bırakma sevgilim bırak solsun gözlerimin rengi delirmiş olabilirim ama sana bir çift yeşil göz bıraktım çimlerde pişmiş ve boydan boya çam kokuyor mahyaların ışığında bütün gece kulaklarım sağnak çınladı sevgilim uçaklar indi kalktı kafamda yurtdışı seferleri iptal ayaklarımı maziye uzattım gözlerim duvarda yüzüyor adını söyleyemediğim bir fransız’ın tablosu asılmış karşıma yamuk yumuk koşturuyor bir tavanda bir kapıda uçaklar inmeye devam ediyor insanlar uçaklara simit atıyor atlara iniş izni veriyorum ressam adını öğretene kadar beni pataklıyor tut elimden deliriyorum

belediye kulağıma küpe takıyor bir de numara verdiler okuyamıyorum tanrım bana çok kızacak sünnet ihlali sakalları kesiyorum sevgilim kaç canını kurtar artık ben sen oluyorum #22 sofra açar gibi açsan gönlünü bana beni saran toprakla yıkansam sen kapıyı açar açmaz yağmur yağsa sonra yola çıksam 30 kuşun peşinden kanatlarım tebessümünden *** karşımda bir dağ şaha kalksa otur desem söz dinlese eteğine sarılıp uyusam utanmasam rüzgarın masal okuduğu bir yamaçta seni bulsam *** beni bir kitaba sığdırsalar ben yokken sayfaları çevirsen saçlarımı okşar gibi ara sıra parmaklarını ıslatıp çevirsen yüzükoyun yerde yatıp beni okusan utanmasam *** sofra açar gibi açsan gönlünü bana insanların tuhaf bakışları arasında yerçekiminin fark edildiği gün bileklerime çiviler çaksalar bir dilek tutup sıfırdan başlasam sana utanmasam #70 bana bir aşk söyle sevgilim açık olsun

21


Hayal Bilgisi 8 [İLKNUR KARANFİL]

Çoğalan Bir Eylemin Adıdır Aşk ‘insan erteleyebileceğini sanıyor her şeyi sonra bir bir kanıyor yandıklarına’ içinde ilk yazdan kalma kırlangıçlar büyütürsün sonra kıvrılıp bir başına kucağında özlemleri uyutursun köşe başlarında gezinir ruhun aykırı kadınlar siluetinde ne bir kadın aşk’tan ölür ne bir aşk ölür kadının yalnızlığından sızlandığın ama sarhoş olduğun bir kavgadır aşk! çok dili vardır -susmakla susamak arasında- konuşmaz ta içerde bir yerlerde sızısı buz kesilir üşürsün ve çoğalan bir eylemin adıdır aşk! rüzgârın sert nefesi tenine sokulurken gökyüzü kırık kandil gibi hep bir nefeslik soluk bırakır yalnızlığına düşündükçe öldüren saatleri vardır aşk’ın kalabalıklar evlerine dağılırken dönüp kimsesiz bir caddede elinde tuttuğun kadeh gibidir ağlayanları sever ansızın bastıran bir yağmur gibi hazırlıksız yakalar önce bir el beklersin, sonra bir nefes hüznü parmak uçlarından dolanıp en son ruhunu sarar insan en çok karanlıkta özler sevdiklerini en çok karanlıkta uzakları arar kalbiyle yürüyenlerin yazamadığı şiirler en çok çoğalan saatlerde aşıkları yaralar

22


Hayal Bilgisi 8 [YELDA KARATAŞ]

Çöl Kasidesi I ah gülüm, çöllerdeki vahalar bir gün ruhumuzu çizen o büyük aşka benzer batı adını koymaya çalışırken yezidin doğu bir kartalın kanadında güneşi fethetmiştir çoktan bulanınca gözleri zaman denen o sahte çarkın karaelmas kuyusundan haykıran sese güven en renkli kuş kalbidir insanın çünkü çölde büyür suya hasret her gerçek aşkı yaşatan ışığın elleri nasırlı aşkın aşka açık giden gözleri kapanmaz acıdır bilirim bir umutsuzluk sesi artık umut bile bu çağda bir insanın bir insanı sevebilme ihtimali yok sanki ah gülüm, sonu var kuyudaki karanlığın seni her gece bir kartalın gözlerine emanet ederim hangi tepeden baksam zühre’nin saçları kanar aşk denince doğuda ben kendimi bilirim batı çoktan içmişken yalan şerbeti dokun, daha dokun bozulsun ‘bozuk paraları’ batının evet aşk bu, kendini hayra yorar her maşuk’un kalbinde

23


Hayal Bilgisi 8 [MUSTAFA GÖKHAN TOSUN]

Alarga ağıt dediğim, bir ses hilesi içimde ben aynı sesle sevindiğimi de bilirim sen de bir ses hilesisin düşününce çoktan ayrıldık ama seviştiğimi de bilirim hatırlamak ille de sessizlik ister, belki bu yüzdendir geceyi sevişim hani bir fotoğrafta bir çınarın önündeyiz çok içmişiz -yüzümüzde baharlı bahçeli bir gülümsemene çirkiniz aralık bir uykudan bahseder dururum bir yanı küfür bir yanı püfür püfür. insanız canımız küfür çeker, her zaman değil ya onu da bir meltemin içine fısıldarız kibarlıktan değil; işte, bilsin meltem ne tarafa uyanırsam o tarafın olmayayım diye seni parası çalınmış bir çocuğun cebinde saklamalı çocuğa söylemeden. sonra senden hamile kalmalıyım o çocuğa ama önce doğacak bir yer bulmalıyım şu kadın mesela masamın üstünde bulmak gülüşünü, çok edebi utanmanı vişne çürüğü bir parkta hissetmek dudakların dudaklarıma sunulduğunda; ben seni çok özledim

24


Hayal Bilgisi 8 [EMRE GÜRKAN KANMAZ]

Her Şeyin Ağırlığı Var / Peki Ya Hiçbir Şeyin I hiçliğin olasılığı çıldırtıcılığı bir savaş meydanını dolduran litrelerce kan gibi yine aynı savaş meydanını kitlelerce üşüten savaş meydanını düşündürten yeniden

II açlığımın orta yeri sinema bir şiirde istanbul diye geçer kuşlar da pantolon giyer belki aynı şiirde bulutlarca moda kuşun kalbinin iştahla ısırılan yerinden ağırlıksız bir şeyim var / olur ha hiçbir şeysem

25


Hayal Bilgisi 8 [AYŞE ÜNSAL]

Yağmur “Çocuk büyüdü Yalnızlık oldu” Şükrü Erbaş Annem diyor ki bazen: “Bozulduğunu çok belli ettin, etme!” Yolda giden iki kız konuşuyor, biri diğerine, “sevindiğini çok belli etme” diyor. Televizyonda bir kadın konuşuyor yine, “hevesliymiş gibi davranma!” diye parmağını sallıyor karşısındakine. Sonra, “akma,” diyorlar sana gözyaşlarım, “kimse görmesin, duymasın, güçsüz derler!” Şimdi ben bu satırları yazarken ellerime, bilgisayarın klavyesine damlıyor yaşlar. Tuzu kalıyor kurudukça. Tuzunda anlatamadıklarım. Yağmur neyi anlatmaya çalışır yağarken? Ya da kar. Dünyanın yanan kalbini serinletirken neyi bırakır toprağın dudaklarına. Kim çözmüş o anlamı. Sonra kim çözecek anlatamadıklarımı toplayıp ellerimden.

26


Hayal Bilgisi 8 Cihat Albayrak’a

“Ama ben sizi nasıl da kırılgan, nasıl da kendiliğinden sessiz ve kimsesiz sevdim. Mevsimlerden bahar, kuşlardan serçe, çiçeklerden papatya, renklerden beyazdınız. Ben sizi içimde geç kalmış cümlelerin telaşıyla ve merdivenleri üçer beşer çıkmanın çoşkusuyla sevdim. Ama ben sizi son istasyonlar gibi sevdim.” 1 Yağmur dedim sana. Gökyüzünün toprağın bağrını serinletmesi gibi, nasıl da ihtiyacım varmış kalbimin kuraklığını ıslatması için yağan gözyaşlarına. Gözyaşları ki yüreğin aşkın rahmetiyle kucaklaşması. Mutluluk dediğin tıpkı âdemin diğer kelimeleri gibi aslını göreyim diye bekliyormuş bir köşede. Mutluluk. Tıpkı aşk gibi, özlem gibi, kalp gibi, sen gibi, ‘O’ gibi işte bilmediğim tüm sesler gibi. Yeni yeni heceliyorum adını. Her gün yeniden öğreniyorum. Dediği gibi şairin bir de, ‘sen bana yeni yılsın her daikika / her dakika bir yaşıma daha giriyorum’ 2 İçimden kelimeler dökülüyor habire. Bütün seslerim sana koşarken hiç yadırgamıyorum bu durumu. Lakin biri görecek, görebilen biri, diyecek ki ‘bu cümleler sizden mi düşüyor?’ Tek derdim ne biliyor musun; hepsini yazayım sana istiyorum. Yolda izde kaybolmasınlar. Hiç eksik kalmasın. Bir sesin eksikliğine bile tahammülüm yok artık. Meğer diyorum ne kadar uzunmuş beklediğim zaman. Ne kadardır yürüyorum bilmiyorum. Ayaklarımın altı kan revan; sana kavuştum ya zerre acısını hissetmiyorum. Kulaklarım, gözlerim, ellerim, ciğerlerim, yüreğim. Bana emanet ne varsa hepsi bayram sevincinde. Ellerine balon tutuşturulmuş çocuklar gibi tüm hücrelerim. Mutluluğun anlamını her nefeste yeniden okuyorlar adından. Adından tutunuyorlar hayata. Ve hüzün. Biliyor musun hüznün elleri küçüldü sen gelince. Tutunamayacak kadar bana. Ve sana tutunamayacak kadar küçücük kaldılar. Tutunamadılar. Bir tek özlem acıtıyor canımı. Özlemek. Öğrendiğim yeni kelimelerden biri. Özlemin ıslaklığı kimi zaman yastığımla kucaklaşıyor, kimi kez özgürce dolaşıyor yüzümde. Ama dedim ya; özlemek, aşkın rahmetini yağdırdığı en güzel sebeplerden bir sebep. Kalbimin kuraklığı şükre duruyor özlemin ruhumdan taşınca. Sesinin düşüşü kulaklarıma ardından. Ruhuma aşkın üflenişi gibi yeniden. Sesin yağmurlara güneşi getiren.

27


Hayal Bilgisi 8 Sesin ki bütün mesafeleri yırtıp atan, koşmak ne kelime uçar gibi kucaklayan sesimi. Ve ben ne zaman sana seslenmeye kalksam sesime değen sesini görüp yeniden şükre duruyorum. Kalbimin kalbine karşı duran yüzünü seviyorum yeniden. Öyle bir seviyorum ki. Öylesi bir sevmek işte. Öyle bildiğin gibi. ‘Ellerim’ demiştim sana hatırladın mı; ‘ellerim hiç ısınmaz benim.’ Mevsimleri şaşırdığından değil, mevsimlerden habersiz oluşundan belki. Hiç tanımadığından baharı yazı. Şimdi bak bir de, ellerim sendeyken nasıl da mevsiminde açıyor çiçekler. Nasıl da ısıtıyor içimi. Güneş nasıl da kan oluyor ellerime. Hayat nasıl da başlıyor: İlk kez. Aydınlığın gözlerimi nasıl da kamaştırıyor. Karanlıktan çıkmış gibiydim ya zaten; yeni yeni alışıyorum güneşi/mi/n yüzümü aydınlatmasına. Onca karanlıktan sonra görebildiğimi fark etmek nasıl da güzel. Hep kör olduğumu düşünmüştüm oysa. Sen öyle bir sebepsin ki bana ve öyle bir sonuç. Her gün bana emanet olan onca güzelliğin bir kez daha farkına varıyorum varlığınla. Aşk. Sen benim şükrümün susmayacağı ‘en’ güzelliksin. En ama. En. Bana beni gösterdin diye, bana seni gösterdin diye. ‘O’ diyen sesin kulaklarımdaki rengi sonsuzluğun renginden diye. ‘O işte.’ Çok şükür. Çok. Dediğim gibi daha evvel de yine söylüyorum. ‘Mırıldandığım her şeysin, sesinden öpüyorum.’ 3 1- Mazi Kalbimde Yaradır 2- Sezai Karakoç 3- Haydar Ergülen

28


Hayal Bilgisi 8 [NAZAN BEKİROĞLU] Onu, her şeyi terk ederek, her şeyi göze alarak, yaktığım gemilerde ben de yanarak, yıktıklarımın enkazı altında ben de kalarak sevdim. Hiçbir şeye akıl yetiremeyen çocukların berrak sevinciyle sevdim. Onu, ömrümün bundan sonrasına dair kuşgözü kadar bir ayrıntıyı dahi merak etmeyecek kadar mutlu olarak sevdim. Onu, gördüğüm o ile göremediğim o arasındaki uçurumları hesaba katmayarak sevdim. [ÇAĞLAR BİBER]

Farkındalık Penceremin önünde bir güvercin gördüm. Ayaklarının üzerinde duruyordu. Uçabilmesine rağmen yürümeyi seçmişti. Uçmayı bir zevk olarak mı öğrenmişti, yürümenin gerekliliğinin farkında mıydı? Karşısında oturan insana öylece bakarken. Boş boş bana bakıyordu. Camdaki yansımasının ardında beni görebiliyor muydu bilemedim. En boş bakışıyla bakıyordu camın pürüzsüz soğukluğuna. Arkasını döndü ve iki adım attı. Pencerenin parapetinden aşağı baktı ve kendini boşluğa bıraktı. Arkasından yapma diye atılmak istedim. Farkında değildim. Kanatlarını açtı ve bir anda gökyüzüne yükseldi. Tüm farkındalığımı bir kenara bırakmış ve boşluğa attığı adımda çimenlerin üzerine çarpacak sanmıştım. Zaman birimleriyle ölçülemeyecek kadar kısa süreli bir şok yaşamıştım. Hazırlıksız yakalandım. Boş bulunma denen şeydi yaşadığım ‘an’ ama hiç de boş değildim. Hatta o kadar doluydum ki, içimdeki doluluğun çevremde yarattığı boşluktan dolayı, ne kadar dolu olduğumun farkına varamamıştım. Her mutluluğun içinde bir miktar şaşkınlık vardır. Mutlu insanın mutluluğunun kaynağı onu mutlu eden olaydan çok, mutlu olduğunun farkına varmasıdır.

29


Hayal Bilgisi 8 [LÜTFİ BERGEN]

Aşk Başa Belâ Gül hâra düştü sîne-figâr oldu andelîb Bir hâra baktı bir güle zâr oldu andelîb- NAİLÎ (Gül dikene düştü, göğsü yaralandı bülbül Bir dikene, bir güle baktı ve ağladı bülbül) İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile Gül budağının mizacına gire kurtara su- FUZÛLÎ (Gülün dikeni bülbülün kanını içmek ister, Gül bülbül kanının al reng ile kurtulmayı mizac eyler) Aşk bir can verme işidir. Bülbül güle aşkından onun dikenini kalbine batırmıştı. Gül ise varlık zincirinde basit bir nebatat olmamaklığa bülbülün kendisine pervâne aşkı ile varacaktı. Gül, zatını nebatattan tefrik edecek aşkı idrak edince varolmak için dikenli kolları ile bülbüle sarılmıştı. Gülün perişanlığı bir üst mertebeye çıkmak ile ilgilidir. Aşka olan meyyali güzellik bulmakla ilgilidir. Aşk onda müdrik olmak çündür. Bülbül ise aşkı için şahadet arar, aşkı şahadette arar. O’nun aşkı harabattır, mahviyette fena olmaktır. Aşk bir sarmaşıktır; ki, nice şakıyanlar içinden en tatlı dillisine dolanmıştır. Şakıyan feryattadır, kanın verecek gülistan arar. Gül ise bir şakî; cezbesi nazı kuytusu nankör bir ağudur. Aşk öldürür berikini, anın özü yaşatır ötekini. Biri makam arar, diğeri hâle koşar. Birinin güzelliği düşkündür, diğerinin mahviyeti kast-ı candır. Biri çırpınmadır ve diğeri batak. Biri derddir ve diğeri hazan yalnızlığı. Biri ölmektir ve diğeri solmaya doğmak… Aşkına gem vuran ise, muhariptir meydân-ı cenkte. Bülbül dertli imiş, gül ise perişan: Dem-â-dem ney gibi efgân edersin Diken zahmıyla bağrın kan edersin Dilinle sırrını destân edersin Sana yâr olmadı mı dil-sitânın- AŞKÎ Bülbülün derdi, gülün kanını içmek, ak gerdana al can eylemek. Gül, âşıkın mahviyetini sınar, dalına konmasına destur verir. Âşık-ı mestin bağrını kanatır. Bülbülün kanı, gülün dikenine sızıp goncaya renk katar. Güle al reng veren bülbülün aşk için akıttığı mai-i candır. Güldeki güzellik bu kırmızı kandır. Gül maşuktur, âşıkın kanına susamıştır. Aşk o ki, birini candan eyler diğerini mahzûn ve perişan. Doğrusu şu ki, insan vedûd olana râm edilmiş bir iştiyaktır. Bu nedenle Allah onu çift yarattı ve eşiyle arasına mevedded halk etti. İkisini aynı nefisten yarattı, birini diğerinden halk etti. Biri diğerine küfüvdür, tesviyenin hamuru benzeştir. Dünya içinde haz ve ikbal arayanlar, sevdayı aşk bellediler. Aşk da ışk eyleyip onları sarmaladı. İns aşk değil gurbet ehlidir; hakikate göç eylemeli. Meveddeti bulmak garipleri sevindirmeli. Mevedded nedir biliyor musun? O, eşini cennete taşımak ve eşinle cennete çıkmaktır. Bu sarmaşıkla meveddete eremezsin. Çün: onun ücreti yoktur: De ki: Ben, ona karşı bir ücret istemiyorum, yakınlıkta sevgiden başka. kul lâ es’elukum aleyhi ecren illel meveddete fîl kurbâ (Şûra 23).

30


Hayal Bilgisi 8 Ve çünkü meveddet hüsnadır, perişanlık değil. Ve sadakattir. Bu hüsnadır. Allah da onu artırır: “Ve kim hasene işlerse onun için güzellikleri artırırız/ ve men yakterif haseneten nezid lehu fîhâ husnâ (husnen)” (Şûra 23). Böyledir: Gariplere aşk yoktur. Vedûd Allah’tan gelme meveddet vardır. Buna inanıp hayâ eden salihler var ya, Rahman onlara gönüllerde sevda verecektir/ İnnellezîne âmenû ve amilus sâlihâti se yec’alu lehumur rahmânu vuddâ (vudden) (Meryem 96). Olmasın aşk, Rahman’dan gelsin vedâd.

[NECİP TOSUN]

Yazı Gitti Yazar Geldi ♦ Bir gazete kitap eki için yazarken, bu yazıların işlevini düşünüyorum. Soru şu; kitap ekleri değerli kitapların ortaya çıkmasını mı sağlıyor yoksa çoğu değerli kitapların üstünü mü örtüyor. Ben kitap eklerinin haksız rekabete neden olduğunu düşünüyorum. Tıpkı itibarlı yayınevlerinin varlığı gibi. Eşitliğin, adaletin sağlanmadığı yerde haksızlık vardır. Bir teselli değil, gerçek; kitap eklerinin başarısı geçicidir, değerin ortaya çıkışı bazen zaman alır. Kitap eklerinin görmezden geldiği, üstünü örttüğü kitaplara selam olsun. ♦ Yazar ilke olarak kitabını yazar bir kenara çekilir, artık sadece söylenenleri dinler. Böylece kitabın önüne geçmeyecek, dileyen özgürce o yapıtı nasıl anladığını yazacak, tartışacaktır. Çünkü yayınlandığı anda eser artık yazarından çıkmış, okurun olmuş, o da tıpkı diğer okurlar gibi yazdığı kitabın okuru olmuştur. Peki, yazar kendi eseri hakkında hiç konuşmayacak mıdır? Elbette konuşacaktır. Ama konuşmaların odağında eserin kendisi ve edebiyat olacaktır. Ne var ki her durumda, bir yazarın eseri hakkında konuşması edebî gereklilik olarak ortaya çıkmalı ve odakta her durumda eser olmalıdır. Yazar daha geri planda kalmalıdır. Oysa boy boy fotoğraflarla, magazinel piarlarla eserinin önüne geçen, sadece kendini takdim eden yazarlar bir anlamda eserini de görünmez kılar, adım adım silerler. Çünkü artık bir tüketim nesnesi olmuşlardır. ♦ Edebiyat, bir değer üretmek, bir şeye karşı çıkmak, hakikati savunmak, insanlığın ortak mirasını çoğaltmak, yaygınlaştırmak işlevlerinden süratle uzaklaşıyor. Toplumu, insanı değiştirme, dönüştürme, ona hissetmediği duyguları sezdirme kabiliyeti ortadan kalkıyor. Yazar, öncelikle piyasanın, medyanın istek ve beklentilerine göre eserini oluşturuyor. Eserin içeriği değişiyor, yazarlar genel geçer temalarla eserlerini oluşturuyorlar. Ardından da en popüler tür hangisiyse yazarlar o türe yöneliyor. Böylece yazar, var olmanın, konuşulmanın, gündemde kalmanın bir parçası haline geliyor. (Şimdilerde popüler tür roman. Şairler, öykücüler bu türe yöneliyorlar.) Tabii her şey gündeme gelebilmek için. Bu da eserin geri plana itilip yazarın ön plana çıkması sonucunu doğuruyor. Çünkü medyatik güç ancak poplaştıracağı, starlaştırabileceği yazarları bünyesine kabul ediyor.

31


Hayal Bilgisi 8 [NURDAL DURMUŞ]

Aşk Dedikleri Modern insanın “aşk” beklentileri neden kapitalizmle doğrudan ilişkilidir. Eskiden bir gülle yetinen beklentiler, bugün pırlanta yüzüklere, reklâmların yalanlarının 10 takside sattığı mutluluk yanılgılarına nasıl dönüşmüş? Evet, hediyeleşmek sünnettir diyelim ama modern insanın bu kadar çok sevgi katletmesinin, aşk tüketmesinin sebebi nedir? Aşk, neden kendi değerlerinden yoksun, hem anlam, hem de kavram olarak içi boşaltılmış yalanlarla yaşanıyor? Kendi medeniyetimizin Leyla ve Mecnun’larının hayat hikâyelerini okuyup “vayy ne aşkmış” demek yerine, modern hayatın Leyla ve Mecnun’larını neden çıkartamıyoruz? Tertemiz, adına leke bulaşmamış bir aşk hikâyemiz neden yok? Neden hala geçmişin aşk öykülerini hikâye, roman ve şiirlerimize konu ediyoruz? Neden, hangi yöne dönsek birbirinden şikâyet eden evlilikler ve son beş yılda %40’lara merdiven dayamış boşanma oranları görüyoruz? Aşk, kimsenin bir türlü tanımlayamadığı duyguysa, herkes neden âşık olduğunu söylüyor? Diyelim aşk yan yana dizdiğimiz üç beş sevgi sözcüğüyle tanımlanacak kadar basitleşti. Bu basit duygu nasıl oluyor da bizi, kalbimizin en derinlerinde yaşadığımız ciddi hayal ve hayat kırıntılarına, intiharlara, hastalıklara ve dertlere bulaştırıyor? Nasıl oluyor da hemen tüketilen ve aslında hiç yokmuş ya da keşke olmasaymış diyebileceğimiz ürkünç bir nefrete dönüşüyor? Aşk, ayrılığa düştüğünden beri kazanılmış sınavları görmeyen benliğimiz, kaybolmuş aşkların izinde sarsıntılı yürüyüşler yapıyor. Ne kadar saklanması gereken duygu varsa hepsini bir anda tüketen insanlık, azgın bir iştahla inanç değerlerinden yoksun, günlük hazların peşinde koşan ve bu hazları aşk sanan yanılgı bataklığında duygu katliamı yapmaya devam ediyor. Pencerelere perdeleri çekerek sokakları ıssızlaştıran insan, kendi kirlenmişliğine bakmadan aşk adını verdiği kendi yalnızlığının derin kuyularından kendisini çıkaracak tertemiz gerçek bir elin çaresiz beklentisine teslim oluyor. Her yitirilen, tüketilen sevginin ardında derinleşen boşluk girdabında acı çeken masum duygular, yeni bir günün getireceği müjdelerin de olmadığını düşünüyor. Arabesk fanteziler üzerine acılı hayatlar kurgulayan gençlik, çözüm bulmak yerine sorunlarını daha da kalabalıklaştırmak ve alışma bataklığında bütün duygularını cinsellik deneyimleriyle tüketmeye devam ediyor. Hem de mutsuzlaştıkça, mutlu olduğunu zannederek büyük bir yanılgı bataklığına saplanıyor. Teknolojinin imkânlarını sözcük tüketmek, duygu azaltmak adına kullanan insanlık mektubunu, çekingen ve ürkek bakışlarını, gelenek ve inanç değerlerinin öngördüğü ahlak ve kazanımlarını modern hayatın çarklarında öğütünce, doğrusu geriye arsız bir aşk kırıntısı bırakmış oluyor. Kısaca aşk; iki perdelik bir drama, belki de “başladı ve bitti” komedisine dönüşüyor! Aşk yitik, yitirilen benlik, acı çekense hep hayat oluyor! Sonuç: En büyük yanılgımız aşk olmayacak belki ama en büyük yenilgimiz olmasın diye dikkat etmek gerek.

32


Hayal Bilgisi 8 [MÜRSEL FERHAT SAĞLAM]

Can-ı Mürekkep Alnıma biraz ter bulaştı sevdanın kirli örtüsünden Yaşadığımız ney’di çıkacaksa da yine onun sesinden Aşka bulaşan elin, ebrudan kalma gevşek bir kuruluk O yol sondan başladı, şimdi şükrümüz bu yorgunluk Yusuf’a misal edilen inat yere düşen bir yaprak gibi Sendeki bu hırs, Züleyha’ya sabitlenen o suç gibi Zaten hangi erkek gündüz kadar sevdalı olabilir gecesine Bir kadın söyleyin ki yuvaya tutunsun dişi kuş misalince Söz vardır, bitmemek üzere canı-ı mürekkebine sığınır Söz verdik, ne zaman ihtiyaç olursa adımız orada anılır

[İLKER NURİ ÖZTÜRK]

Ölümden Geldiğince Sırtımı duvara yasladım Kalabalıklar manzaramı engelliyor Yokmuşum gibi rahatlar Geceyle sabah arasındayız Onlar gün ışığında yapayalnız Ben koyu karanlıklara seminer veriyorum Paltomun yakalarıyla poz kesiyorum Susuşum onlara en büyük ders Ama içleri yanar mı bilmiyorum Gözlerimi kapaklarıyla örtsem Karşı çıkan olur mu Biri gelip kaldırır mı beni Biri akıl edip arar mı ölümü Geceye bırakmayın bu işi Bilir çünkü tanır uykuları Görmüştür en derinlerini Aldanmaz yalancı kan kayıplarına Çoktan gerçekleşti olacak olan Yağmur açığa çıkartacak Ardında gizlenen yalanı Hepimizi bu duvara yaslayacak Ve sonra ölüm, yormaz adam olanı

33


Hayal Bilgisi 8 [ALMILA ERDEM]

Yaşlısın Aşk Savruk sonbahar yapraklarının çıtırtısı gibisin; her şeyde ve her yerdesin. Sonu yok sonu var gibisin. Yaşlısın aşk! Tembel, huysuz askerleriyle savaşan orduların fark edemediği mağlubiyeti, karanlık sabahı, artık yerle bir olmuş kalplerin yarınki umudu. Bugün anlamayacak kadar küçük ve artık anlayacak vaktin kalmamış kadar yaşlısın aşk! Arkamda kaldı soluklarım. Yağmur damlaları, iğne etkisi yapıyordu yanaklarımda. Ucuz bir parfüm kokusu gibi karışıyordu havaya acılarım. Düştüğüm yerlerde bir başka kanıyordu, dizlerim her seferinde. Nereye yaslandığını bilmeyen solgun bir çehrenin, bağımlı bakışıydı bu hayata. Çaresiz. Yaşlı. Sigaramın ilk nefesi baş dönmesi, içeride, nelere şahit olduğunu bilemediğimiz kirli perdelerin acısı, hevesi. Aşkımın tarifi gittikçe karışıyordu. Ucuz bir parfüm kokusu gibi karışıyordu havaya acılarım.

34


Hayal Bilgisi 8 [HATİCE ÇAY]

Miranda sokaklar ardından bakakaldı ufuklara ufuklarda senden bir iz bulma umuduyla evi ihmâl etmişsin miranda şekerlik boş kalmış, saksılarsa susuz pencereleri kaplamış o eski kokulu tütünler ve perdeler sararmış sen tül ellerini dokundurmadığından beyaza kavuşamayan perdeler küflenmiş kırışıklıkları gözlerimin sokaklar gibi, ufka baka baka zaman donmuş sanki kirpiklerimin uçurum kıyısında alışılmıyor anladım senin yokluğuna hani umrunda değil ya şekerlik boş ver be miranda ben çayı zaten şekersiz içerim

perdeler tütün sarısı olsun ben beyazı sevmem ki saksılar susuz demiştim zaten içinde çiçek kalmadı solmuş tüm sardunyalar menekşeler desen neşesi kaçmış hepsinin tuttum söktüm ben de gömüverdim bahçeye hani yokluğunu da işte böyle gömmemiş miydim dört sene evvel belki de büyüyüp gelen bu kasvet boy verişidir yokluğunun duvarlarda çınlayıp duran sessizlik toprağın kabullenemeyişidir yokluğunu rutubetli duvarlarım sensiz üşüyor sen yoksundan beri bu adam yeşile siyah diyor neden, diye sorma miranda sakın sorma, çok yoruluyor

35


Hayal Bilgisi 8 [GÜLŞEN ÇAĞAN]

Tut ki Gidiyorum

bir amansız istanbul akşamı yorgun kaldırımlarında serseri adımlar bir güvercinin kanı damlıyor şehre bir ucuz haber bülteni asılsız bir ihbar ben yakmışım istanbul’u sıla rengi gözlerine yandığım kadar sıla rengi gözlerinde ben rehin ben kayıp ben kaçak katil zanlısıyım bu şehrin tut ki aranıyorum içindeyim bütün faili meçhul cinayetlerin hüküm giymiş yüreğimde alaca bir ayrılık ve dem tutmuş sevdanla yakıyorum kendimi ardımda bıraktığım üç emanet türküm sılam ve sen sevgili

yanı başıma sensizlik yağdı her gece bir ani ölüm ansızın pusuladı benliğimi ve sevda tütülü saatlerde bir masum karanfil yalayıp geçti bütün sevdalıların alnını yanı başıma sensizlik düştü her gece sıla rengi gözlerin işgal etti düşüncelerimi sensiz kaç yalnızlık uğurladım can evimden düşlerimi kirli havasına terk ettim istanbul’un tanımadığım üç beş kişiye ödünç verdim meteliklerimi ve bu bela kokulu şehrin sokaklarında kaç kişi gördü hasretinin zehir izmaritlerini ezdiğimi kimler bildi sensiz soluklarımda intihar koktuğunu soğuk bir gecenin sırtında nöbetteyken hayat kaçı anladı yaralı aklımda misafir yokluğunu hasretimden kimler haberdar beni istanbul’a kim öğretti nerden geliyor bu infilak sesleri yüreğimdeki yangını kim ihbar etti seni özleyince yanıyor şehir bir kor düşüyor sağ yanıma bir çığ telaşı hani o kimsenin bilmediği türden her sabah şehri sisler kaplıyor bir tren kalkıyor usulca gözbebeklerimden sana adanmış şiirimde bir şair ağlıyor adıma

36


Hayal Bilgisi 8

ve sensizliğin şafağında bir postacı hasretin pulsuz mektubunu koyup gidiyor kapıma seni özleyince kanıyor şehir bir çocuğun buğulu bakışlarında saklı kalıyor tebessümler içimin ıssız iklimlerinde bir sevdadır büyüyor bir papatya beyazı dokunuyor tenine akşamların gözlerin bir sevda niyetine dalıyor yüreğime bir kibrit alevinde düşler ötesine savruluyor zamanın bozbulanık bir hasretlik ince ince işleyince içime okları bana değiyor ayrılığın gözlerin bir türkü niyetine dalıyor yüreğime türkümüze kurşun sıkıyor ihanet a canım istanbul benzemiyor sıla rengi gözlerine umuda kurşun sıkıyor ihanet işte ayrılık niyetini bozuyor sevdanın hani çekilir bu sevdanın yükü de yokluk alıyor sabrını adamın bir amansız istanbul akşamı anlayacağın yorgun kaldırımlarında ben hasretin kanı damlıyor şehre can göçüyor bir virane sensizlikten geçerken hüküm giymiş yüreğimde alaca bir ayrılık dem tutmuş bir sevda üç yalnızlık üç emanet uğruna ölümle tanış çıktığım hani yummadan gözlerimi bir başıma bütün şehri yaktığım tut ki gidiyorum sıla rengi gözlerinde kurşunlayıp hasreti bir amansız istanbul akşamında yakıyorum kendimi ardımda bıraktığım üç emanet türküm sılam ve sen sevgili

37


Hayal Bilgisi 8 [LEYLA ARSAL]

Gönül-gâh “Mehmet Akif Ersoy hatırasına” nedir bu güneş görmeyen zâlam, bu müselsel fırtına dağıttın gök kubbeyi, mihrabı. sanma ki duyulmaz vaveylâ afâk görmemiş gönlüm, nâgah ufkunla ser-â-ser yanmakta huruşân çağlayanlar misâli, vecd ile mevc â mevc çağlamakta ne eyyâmında var böyle sarsıntı, ne âti, ne ilk, ne sonbaharı göz açıp kapayıncaya dek, tutsak eder ‘sâtvet’le âhrar’ı duramaz karşısında ruh-i serbâzın, muhrik sirâyet sadece onda! nâr’ın en dayanıklı kâhbanı, at‘eş’-i suzan olacak bud-i mutlâkta! me’vâsız biçâre bedenler, aşk’ın en korunaklı vahdet-gâh’ında o müstâğrak harârettir ki; ‘har’ı, dilinde. enin’de. ahu-zâr’ında ne zerre şenâat girer kalbe, ne korku, ne sum-â, ne vesvese o ‘en güzel’ muhâyyel tezâhür ile, asla düşemezsin ye’se görmemiş gözler böyle mücellâ, işitmemiş kulaklar ney-i nefhâ! daha ‘ilk basamakta’ göz kamaştıran, sâf, herc-ü-merc sevdâ! çözülür ruh ‘sır’ gecede, yürek ifâdesiz memdud hecede nefse nasıl tâhakküm etmeli, şuur hanümânsızdır secdede gelemem öyle her mecrâya, çağırma bedenim ihlâl-i âkvama ne hicrânlar, sâtvetler, sâikalar, pranga vuramaz sabrıma asla daha sen tanımadın yoldaşını, bak serâpa sadece sen’im dilersen çeker gidersin, ama bil ki; ruhunun tek mâhbesi bedenim bilirim; ey hakikât-i mutlak! dönüp gitmezsin sen arkanı hilkâtin ‘en mübeccel’ rünumânısın, koparmazsın gönül bağını neden suistimâl edersin ey beşer, tüm külliyat huzuruna serilmedi mi? senin iradene râm olunan kabiliyet, başka hangi hilkâte bahşedildi aşk! ‘aşk’ diye inlediğin ûbudiyet, sine’ni ezelden ‘meth’ etmedi mi?

38


Hayal Bilgisi 8 [MEHDİ AKAN]

Kırılan Hayatlar gel el ele tutuşup acı koleksiyonu oluşturalım acıdan yapılmış tahtadan köşkümüzde hatırlarımızı demleyip, yudum yudum içelim sonra sen acılarından bahset, tumturaklı ben acılarımdan bahsedeyim, sen sokul bana sonra, ağlasın gözlerimiz sonra, yüreğimiz kenetlensin minik bir serçe kokusunu tütsün dudaklarımızda sonra mı sen benim ol tüm acılarınla ben de senin gözyaşın olayım, seni anlayan yanaklarından süzülen, hafif tuzlu, biraz da mayhoş, gözyaşın açalım dünyamızın kilitli kapılarını acılarımızı savuralım yerde ve gökte ne varsa acıyla karışık yağsın üzerimize ağlayalım, sebepsizce gülelim tüm acılarımızı üfleyelim bizi sarmalayan kasırgaya sonra aşkla yanalım tenimizde erisin tüm varlığımız acılarımız ortak bir yol bulup ruhumuzda yeni tenlere gebe kalmadan bizde son bulsun sebepsizce bakışıp, sebepsizce ağlaşalım gel, otur kirpiklerime gözlerimde biriken acı çapağı bakışınla sök ruhuma işle yalnızlığın ve korkularınla geçmişinle ve seni yıkan aşklarınla seni senden çalan, kimliği yalnızca sen olan acılarınla dolaş dudaklarımın kıvrımında saçların terlesin gözlerimize doluşunca yalnızlığımız tenimizde kavrulan aşkla gözlerimizde beliren yaraları sebepsizce parçalayıp aşkla, terlemiş ruhumuzla geceler boyu tüm hecelerimiz bizi terk edene dek yanaklarımızda dolaşıp, sonumuzu yazalım acılarımız ve kirlenmiş tutkularımızla tahtadan yapılmış köşkümüzde biriken acılarımızı aşkımızın ateşiyle yakıp, küle dönelim

39


Hayal Bilgisi 8 [MÜZEYYEN ÇELİK]

Benden İçeru Diyaloglar ♦İnsan neyle yaşar? ♥Tolstoy bulamadı ben mi bulacağım bunun cevabını. ♦Nerden biliyorsun bulamadığını. ♥Bulsa ünlü bir adam olmazdı, hala okunmazdı herhalde. ♦Ne alakası var canım. ♥Canım acıyor nerden geldin sen bunlara şimdi. Ağlamak istiyorum, kendimi dışarı atmak istiyorum. ♦Canının acımasının sebebi ne? ♥Nerden başlasam bilemiyorum. (içten konuşma burada başlar.) “Beni bu hale getiren kıskançlık aslında. Ben normal kadınlar gibi kıskançlık krizine girdim diyemem ki şimdi. Eski bir arkadaşımın benim üstüme iki kere evlendiğini nasıl açıklayayım biz birini bulamadık o ilkini boşadı ikincisini bile aldı.” ♦Hadi ama neyin var. ♥Hayat zor, lise bitse huzura kavuşacağım, erken uyanmalar, ödevler, okulun angaryaları bitecekti. Bitmedi. Üniversite ondan beter oldu. Bir iş bulsam dünya dört dörtlük olacak dedim, yok olmuyor. Hayat neden zor ki bu kadar. Ya da neden hep bunlar benim başıma geliyor. Dünyaya göktaşı çarptığında aranacak ilk on kişi listesinde ilk üçe oynuyorum. ♦Hemen de şebeklik yapma. Hani ağlayacaktın demin. ♥Acı çekiyorsam da sempatiğim ben ne haber? ♦Yaşadığın en zor şey ne ki? ♥Defalarca terk edildim Konfüçyüs! ♦Dalganı geç sen de. Kim tarafından terk edildin. Ya da kendini terk ettirmek için neler yaptığını hepimiz biliyoruz. Neden şimdi ortaya çıktı bunlar. Acı çekmek için bahane mi arıyorsun. Geçmişte ne yaşanmışsa yaşanmış. Terk edilen de, terk eden de ölecek aynı yerde buluşacaksınız. Ellerinizde bir avuç toprak. ♥Doğru. Ölüm güzel şey evet. Yoksa dünya bi bu kadar daha acımasız olurdu. ♦Hadi asıl sebep ne anlat! ♥Ulaşmak istediğim her şeye ulaştım ama hep fazlaca emek harcamak zorunda kaldım. Sonra baktım ben didinirken bazıları bir yerlere yerleşmiş ben hala debeleniyorum. Hayatın adaletine duyduğum inanç zayıfladı. Bunu biz sağlayacağız dedin ya sen. Elimden geleni yapsam da çark dönüyor. Ve çarkın dişlileri hep mi benden bir parçayı ezip geçecek. ♦Bilmece gibi konuşma. ♥Defalarca hayal kırıklığına uğradım evet. Çok da emek verdim. Bir sonu olmalı değil mi? ♦Yeterince çalıştığına emin misin? ♥Eminim tabi. Sen bari sorma. Basmane’de camide uyuyakaldım treni kaçırıyordum da sen aradın uyandırdın ya. Hep bir idealin peşinden oradan oraya savruldum. Hak ediyordum ama. Dünyada mevkiler hakka göre verilmiyor ne yazık ki. ♦Sen bunları boş ver. Ne istiyorsan O’ndan iste. Tevekkül et. Sen şımarmışsın bence bugün derdin o. Yoksa bize ahkâm kesen sen olurdun hep. ♥Haklısın. Canım acıyor ama cidden. ♦Onun fotoğrafını gördün ve yanında biri vardı değil mi? ♥Beni tanımandan nefret ediyorum. ♦Artık sen de bunu yapma. Büyü. Kimse mutlu değil. Sen de mutlu değilsin. Hayatta sonsuz acı ve sonsuz mutluluk yok mutluluğa tapma demişti bir zalim adam. ♥Kendini açma bu kadar. ♦Uykum geldi. ♥Uyu o zaman.

40


Hayal Bilgisi 8 [HAKAN BİLGE]

Filmlerde Aşk — Seni sevmeye devam edeceğim, yaşadığım sürece. — Beni sadece bıraktığım anılarda sev. Sonra beni unut. — Hoşça kal George. Vaktimizin en iyi anlarını hep "hoşça kal" demekle geçiriyoruz. Yön: George Stevens, “A Place in the Sun/İnsanlık Suçu” – (1951) Oyn: Montgomery Clift (kötü niyetli proleter) & Elizabeth Taylor (iyi niyetli burjuva) (Aşk duygusunun idealize edildiği filmlerden. Romantizmin öldüğü dünya basınınca dillendirilmeden önce çekilen Hollywood yapıtlarından.) “Bir erkek sessizse, ya çekingendir ya da acı çekmiştir. Çekingen olamayacak kadar yakışıklısın. Acı çektiysen... Acını unutmana yardım edebilirim.” Yön: Anatole Litvak, “The Night of the Generals/Generallerin Gecesi” – (1967) Oyn: Peter O’Toole (karmaşık erkek tipolojisi) & Véronique Vendell (basit/düz kadın imajı) (“Uygarlığın baskılanmışlıklar üzerine kurgulandığını” öne süren Sigmund Freud’u doğrulayan bir öykü. Nazi ideolojisinin erkeksiliği öne çıkartarak marjinalliği baskılamasının sorunsallaştırılması.) —Ölmek istiyorum. —Ölürsen beni unutursun. Ben hatırlanmak istiyorum. Yön: David Lean, “Brief Encounter/Kısa Tesadüfler” – (1945) Oyn: Trevor Howard (alçakgönüllü aile reisi) & Celia Johnson (sevimli ev kadını) (Olanaksız aşkların üçüncü sınıf laneti. Kontrol ajanlarının insan-öznenin etrafına duvar ördüğü çıkışsız bir dünya. Bazen aşkın sona ermesi de gerekir/gereklidir. Yaşam devam eder çünkü. Yaşam sürer.) “Aşk, çünkü yalnızız. Aşk, çünkü korkuyoruz. Aşk, çünkü sıkılıyoruz…” Yön: Fritz Lang, “Clash by Night/Gece Çarpışması” – (1952) Oyn: Robert Ryan (yırtıcı erkek) & Barbara Stanwyck (sadakatsiz kadın) (Narsisist femme fatale klasifikasyonu. Her şey gelip geçici; kalıcı olan biziz, dedirtiyor.)

41


Hayal Bilgisi 8 — Sana iki kelimelik, sonunu bilmediğim bir hikâye anlatayım mı? — Evet. — Seni seviyorum... Yön: Michael Curtiz, “Casablanca” – (1942) Oyn: Humphrey Bogart (izole, yalnız ve cool imajı) & Ingrid Bergman (anaç ve sâdık kadın) (Büyük aşklar yeniden küllenebilir. Fakat bunun için uygun ortamlar ve geniş uzamlar gerekir. Fransız şâir Louis Aragon’un “Mutlu aşk yoktur” dizelerinde somutlaşan ve dünya kaos halindeyken âşık olmanın mümkün görünse de anlamından çok şey yitireceğini vurgulayan sanatsal bir çaba.) “Bugüne kadar hiç âşık olduğu şeyin ne olduğunu bilen birine rastladın mı? Hayır. Yirmili yaşlarında bunu bilemezsin. Yaptığın tek şey, keyfi seçimlerde bulunmaktır. ‘Seviyorum’ kelimesi çoğu zaman fütursuzca sarf edilir. Neyi sevdiğinden emin olmak için ihtiyacın olan şey ise olgunluktur. Doğruyu aramak! İşte yaşamın gerçeği budur. Ve aşk eğer gerçekse, ancak o zaman bir çözüm olur.” Yön: Jean-Luc Godard, “Vivre sa vie/Hayatını Yaşamak” – (1962) Oyn: Anna Karina (daimi kadın) & Sady Rebbot (herhangi bir erkek) (Sokakların kadını için aşk nedir, ne anlama gelir? Aşk olanaklı mıdır? Nedir aşk? Sevmek/âşık olabilmek mümkün müdür? Bu soruların çevresinde dönenen bir trajedi.) “Ömrü hapislerde geçmiş. İnsanların hep kötü yanlarını görmüş. Bazen ona çocuk masalları anlatırdım. Gözlerini benden ayırmaz, sessiz, uslu, saatlerce dinlerdi. Bir gün bana senin masallardaki iyi insanlar nereye gitti, dedi. Hâlâ yaşarlar dedim. ‘Ben hiç görmedim.’ dedi.” Yön: Yılmaz Güney’in “Umutsuzlar” – (1971) Oyn: Filiz Akın (soylu genç kız) & Yılmaz Güney (taşranın kanunsuz mafya şefi) (Yeşilçam’ın bir araya gelemeyen ikililerinin iç burkan yorumu. Amerikan gangster filmlerinin yeniden anımsanması.) — Uzak dur Richard. Kendine hâkim olamıyorsun. Bu sana ilk ve son uyarımdır. Bana âşık olduğunu sanıyorsun. Sakın. Sakın bende şansını deneme. Yalnız kendine saygı duyan insanlar, özgürce, tam olarak âşık olabilirler. Ben kendime saygı duymuyorum. — Seninkisi edebiyat parçalamak. Ben yalnızca ne hissettiğimi biliyorum. — Sen şanslısın. Ben aynı anda pek çok duyguya kapılırım. Yön: Michael Curtiz, “Young Man With A Horn/Trompetli Adam” – (1950) Oyn: Laureen Bacall (buğulu sesli güzellik) & Kirk Douglas (bastırılmış figür) (Ortak yanları olmayanların yaptıkları evliliklerin uzun sürmeyeceği tezini savunan bir anlatı. Bir erkek aşk uğruna kendisini tüketebilir. Kadın da öyle. Fakat burada erkek için de kadın için de arayış sonlanmamıştır. Ve aşk asla sonsuz değildir. Kalıcı olan sanattır.)

42


Hayal Bilgisi 8 [ESRA PAK] Ayşegül’e…

Kadın, Kedi Ve Sesler Çok uzak bir rengin temsiliymiş gibi oturdu karanlıktaki koltuğa, Ellerini birbirine değdirdi, olmaz şimdi üşüyemem aklımdaysan “üşümem” ben dedi. Sağa sola baktı usulca, bekledi, beklemeye devam etti. Dışarıda rüzgâr vınlıyordu, duyuyordu tüm sesleri. Nasıl gelecek diye düşündü, gözleri bugün en çok hangi çiçeğe benzeyecek. Hep hayalini kurmuştu aynı yerde diyerek randevu vereceği bir sevgilisinin olduğunu, Ne fark ederdi zaten hep aynı yerde değil miydi hayat. Kahvesini söyledi, kitabını açtı, sobanın yanında uyuyan kedi gerildi yavaşça, Kadın içeri girdi, kafenin kapısındaki zil çınladı. Usulca oturdu sandalyeye, sağa sola baktı adamla göz göze geldi. Adam utandı, kadın gülümsedi, garson, kadının çayını getirdi. Kadın kitabından bir sayfa açtı tam ortaya, Adam kıskıvrak yakalanmış hissetti, kitaptaki şiire daldı, Bir mısra çalmışçasına dudağı yüzü elleri alev aldı. Kedi sobanın yanından kalkıp, kadının masasındaki boş sandalyeye kuruldu, Kapı açıldı aralarında bir rüzgâr yol almaktaydı. Kitap ayracı yere düştüğünde adam yerden ayracı alıp kadına uzattı, Gülümseyerek oturmak için izin istedi, kadın gülümseyerek başını eğdi. Adam anlatmaya başladı “ve senin gibi, benim de sahip olamadığım şeyler vardı” Kırılmış bir kalp gibi, nerden baksan, dünyayı yarım adımda dolaşacak özleme sahibim sana, Bir maraton koşusunun son hamlesi gibi adım vardı, adın vardı koşarken Nefesim yarım kaldı, uzun soluklu bir yoldu bizimkisi. Gözlerinle gösterdiğin rengi sevdim en çok, her yanım tuz buz, Ten renginden tanıyorum kaybettiğim her ülkeyi, acım acılarından daha tenha şimdi, Cam kırıklarına değiyorsa can kırıkların fazlaca, Güneşine kıyı denilen tüm kıbleler ters düştü aramıza, Kırık dört at dört yüksek asa sırı dökülmüş ayna aramızda, Suyun girdabından doğup, ateşe değme kadın, Yanlış dilekte doğurduğun düğümleri çöz ismince. Kaybettim o ülkeyi sen de, gözlerinle göster camdan gemiyi. Üşüyoruz ya hani giyinme sakın o ırmağa, uzağından yetişir sesin Mesafe kör bir kuş aramızda. Biliyorum tüm bunlar saçma ama Issız bir çorak toprak yüzünde, ardında asma bahçeleri. Bunları kimse söylemezdi sana. Şimdi, sana karşı kıyıdan bakarak aynı gökyüzünü “sende” özlemek ne acıdır bilir misin? Susma sen de söyle. Garson masaya yanaştı kadının çayını tazelerken, adama dönüp, kadının duymadığını söyledi, Adam “biliyorum” dedi kadının yüzüne bakarak, ve ekledi, Senin aşk terazin hep bir fazla tarttı sesleri, Benim aşk terazim hep bir eksik tarttı söylenmeyeni. Biraz ölümü üstüne serpmeli, tartının ağır yanı sen, hafif yanı ben Eşit yanı seslerdi, bilirsin ben seni kalbimin ağırlığınca sevdim Sense ayrılığınca günleri Oysa ben sensiz dinlediğim şarkılarda ağlayamayacak kadar tenhaydım sevgili.

43


Hayal Bilgisi 8 MEVZUUBAHİS

Modern zamanlarda ‘AŞK’ mümkün müdür? A. Seyyah: Geçen akşam bir kitap okurken orda bir projeye rastladım ve ‘paylaşmak insan olmaktır’. Kitabın yazarı okuduğu bir kitaptan bahsetmiş. Oradan bir alıntı yapmak istiyorum. “Kitabı yayına hazırlayan Rosalind Porter, 40 yazardan ölüm döşeğindeki “aşk mektubu” geleneğini canlandırmalarını istemiş. Editör, “her mektup bir kişiye (veya bir nesneye) yazılmalıydı, elimize büyük bir kolaj geçti. Yirmi birinci yüzyılda aşkın nasıl olduğuna dair yöntemler ve ruh hallerinden oluşan bir resim çıktı ortaya. Kitapta Türk okurların henüz tanışmadığı yazarlarla birlikte kitapları pek çok dile çevrilmiş meşhur yazarlar da var. Ursula Le Guin, Jeannette Winterson, Margaret Atwood, Douglas Coupland, A.L.Kennedy, Leonerd Cohen, Neil Gaiman gibi isimler özellikle bu proje için hayali mektuplar yazmışlar. (...)“Orange ödüllü Shriver'in, bir kadının diliyle yazdığı mektup sahiden eğlenceliydi. Fazla düşünmeden içini elektronik mektuplara boşaltıp düğmeye bastığı anda pişman olan “modern kadının” düştüğü gülünç durumlar bu yüzyılda yaşayan herkese çok tanıdık gelecek herhalde. Jeannette Winterson’un anların fotoğraflarını çeken mektubu biraz iç burkucuydu. Çizgi roman yazarlarından Gaiman’ın heykel taklidi yapan sokak göstericisinin âşık olduğu kadını anlatan mektubu etkileyiciydi. Leonard Cohen’inki elbette oldukça basit kısa ve sertti.” Sonunda yazar en çok bir dağa yazılan mektubu sevdiğinden bahsediyor. İskoç yazar James Robertson’a aitmiş bu. Başta bir kadına yazılmış gibi görünen mektubun sonunda bir dağa yazıldığının anlaşıldığından bahsediyor ve Kelt şairlerden alıntılar yaptığını ekliyor. Yazı şöyle bitiyor: “Ben mektupların da diğer edebi türler gibi var oluşu anlamlı kılmak için “yokluğa” yazıldığını düşünüyorum. Kurgu veya gerçek, hakikatin sırrı alıcısıyla yazan arasında değil okuyanla ona inananlar arasında saklı.” Esra Yalazan’ın ‘Kelimeler ve Kader’ adlı kitabından. Hûznû Lâl: Aşk her zamanda mümkündür. Çünkü kâinat aşk ile döner, dönecek. Görebilen gönül gözün varsa, öldürmüşsen gurur ve kibri, aşk gelir seni bulur. Aşk aldanmak değil adanmaktır, adamaktır bir gülüşe bir ömrü. Adige Batur: İbni Arabi’nin müthiş tespitiyle, “Parçanın Bütüne İştiyakı”, Âlem-i Ervah’ta yanı başımızdaki yoldaşımızda duyduğumuz kokuyu bulma çabası. Geldiğimiz cennete özlem, sonsuz arayış, bulduğunda kaybetme, asla yetmeme, insan olmanın ötesine geçme çabası. Adı: Aşk! İnsanla başlar, bir pula satmadıkça sürer. Ömer Beyazsu: Bence aşk, abdest aldıktan sonra çorabını nereye bıraktığını unutmaktır. Ali Osman Yildiz: Aşk bizim ‘budur’ dediğimizden çok farklı bir şeydir aslında. İnsanın kendi iradesiyle tanım koyamadığı ve içinde olduğu bir şey. Zaman gibi... Cüneyt C.Yılmaz: Konuşmadan anlaşabilmektir ‘Aşk’.

44


Hayal Bilgisi Edebiyat Dergisi Sayı: 8 | AŞK