Issuu on Google+

2011 Sonbahar/Kış • Sayı 44 • www.mavi.com • ISSN:1301-7683

Mavi’ni bul

Olivia, Pierre, Yves, SeRENA, AMBER, LINDY, CORA veya BELLA?

beYRUt SIMON PROCTER

MAVİ 20. YAŞINDA MAVİ SONBAHAR KIŞ 2011

ÇOK SEV MEVSİMİ marCela gutierrez

MAVİ denim kitchen BERLİN’DE

FONDA SOKAK SANATI LYON TEKSTİL MÜZESİ

Jérôme Bel

1


1Mavi’ni bul

4

Ç

4 2 M avi B r k a f a S e ad li f E &B 3 l 2 e B utt e a m d u 2 ero n J 6 9

kim

38 Ka

ra me

M v e S ok

6 Mavi G 3 i m i s old ev

ar Kış 11/12 1 onbah 4 M a 12 S r c o F n e l a ügü ası 40 da soka k k r G nl s A a n a t

’r da

9 Çe

mavi’ni bul!

i4

n P rocter 22 M a v 8 Simo i 2 y L o n 8 0 T 4 ez 1 e k s y t i err yrut l a M s i uit 6Be ü z e s i

MAVIOLOGY

Mavi Giyim ve San. Tic. A.Ş. Adına İmtiyaz Sahibi Sait Akarlılar Sorumlu Genel Yayın Yönetmeni Elif Akarlılar Editör İzzeddin Çalışlar

2

Tasarım Eray Makal, 12punto.net Katkıda Bulunanlar Buket Baydar, Uğur Bektaş, Serpil Berkan, Pınar Gözeri, Nurettin Sarı, Oktay Tutuş

Merkez Ofis ve Yazışma Adresi Mavi Eski Büyükdere Caddesi, No:43 4. Levent, 34418 İstanbul Tel: (0212) 371 20 00 Faks: (0212) 282 60 60

Kapak Fotoğrafları Tamer Yılmaz

info@mavi.com www.mavi.com

Baskı Mas Matbaacılık A.Ş. Hamidiye Mahallesi, Soğuk Su Caddesi, No: 3 Kağıthane, İstanbul tel: (0212) 294 10 00 info@masmat.com.tr

Serena DÜŞÜK BEL, super skinny

3


Lindy DÜŞÜK BEL, skinny 4

Pierre DÜŞÜK BEL, DAR KESİM

5


Cora

DÜŞÜK BEL, GENİŞ PAÇA

6

Bella

DÜŞÜK BEL, DAR ÇİZME PAÇA 7


Amber

DÜŞÜK BEL, GENİŞ PAÇA

8

Delidolu DÜŞÜK BEL, GENİŞ PAÇA

9


Bir Avustralyalının New York Çekim Günlüğü Steven Thomson Baş Kreatif Direktör Bondi Advertising / Sydney Fotoğraflar: Tom Corbett

Ne derler bilirsiniz: “New York hiç uyumayan bir kent.” Bunun ne demek olduğunu anlamak için gezegenin diğer ucuna 25 saat süren bir yolculuk yapmam gerekti. Ama buna değerdi; çünkü Lincoln Tüneli’nden çıktığınız anda insanı karşılayan ikonik Manhattan siluetinin dünyada eşi benzeri yok. Eğer tüm hedeflerimizi gerçekleştirmek istiyorsak New York’ta geçireceğimiz yedi günün hakkını vermek gerekiyordu. Üç gün çekim, önceki iki gün prodüksiyon derken, -üzerine bir de jet-lag ve akşamdan kalmış olmanın etkileriyle boğuşurkenbaşka bir şey yapmaya zaman kalmadı. Kelimenin tam anlamıyla çekimlerin sonunu getirebilmek için canımızı dişimize taktık. New York’ta herhangi bir noktaya şehrin kalbi burada atıyor diyebilirsiniz ama biz kendimize üs olarak eskiden kasapların mahallesi olan Meatpacking District’te yer alan muhteşem Standard Hotel’i seçtik. (Bu seçimimizde otelin 18’inci katında yer alan kentin en popüler gece kulübü The Boom Boom Room’un etkisi olduğunu sanmayın lütfen.) Görünen o ki zamanlamayı da çok iyi ayarlamıştık; uzun, soğuk bir kışın ardından bahar New York’lulara yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlamıştı. Hem fiziken hem de

Olivia

DÜŞÜK BEL, DAR KESİM

Hunter DÜŞÜK BEL, BORU PAÇA

10

11


anlaşılan finansal olarak havanın değişmesi, Büyük Elma’daki sokakların, barların, restoranların tekrar dolup taşmasına neden olmuştu. Bir prodüksiyonu New York şehrinde gerçekleştirmenin pek çok avantajı var. Sadece çalışanların, mekânların ve prodüksiyonun kalitesi açısından değil, daha pratik konular açısından da buraya gelmeye değiyor. Kentin ateşli ruhunu, enerjisini ve kültürel zenginliğini görmek için kapıdan çıktıktan sonra birkaç adım atmanız yetiyor. Bir şey çok net: En yeni ve ‘cool’ şeyler hep önce New York’ta oluyor. Haftalarca fotoğraflarına baktığınız insanlarla ilk karşılaşma anı genellikle çok ilginçtir; Mavi’nin çekimi için de bu böyleydi. Kızların hepsi doğal olarak, çatık kaşlı, somurtkan portrelerine kıyasla çok tatlı ve mutlulardı. Erkeklerse her zaman olduğu gibi fotoğraftakine oranla gerçekte çok daha genç ve küçük görünüyorlardı. Seçtiğimiz kızlardan bir ikisinin Avustralyalı olması kendimizi iyi hissettiriyordu ama ekibin hepsinin çok iyi ve yumuşak başlı olduğunu görmek içimizi iyice rahatlattı. Ama daha önemlisi, modellerin hepsi ürüne tamamen uyum sağladı ki bu, böylesine önemli bir çekimden sadece üç gün önce sekiz modeli 16 jean modeliyle eşleştirmeniz gerekiyorsa hayli stresli bir durumdur. Tüm çekim boyunca bizi bırakmayan bu güçlü uyum hissi sayesinde her şey çok yolunda gitti ve hatta bazı noktalarda beklediğimizin de ötesinde tatmine ulaştık. Bu uyum, bizim rahat ama profesyonel yaklaşımımızı benimseyen fotoğrafçımız Tom Corbett ile onun tecrübeli ekibine de hayli yardımcı oldu. Sette rahat ve mutlu atmosfer, her zaman harika fotoğraflarla sonuçlanır. Çekim için seçtiğimiz yerler, kent merkezinde bir loftta yaşamın tüm orjinalliğini yansıtıyordu. Son gün ise SoHo sokaklarında çekim yaptık; hayli zorlu olmasına rağmen fazlasıyla tatmin edici bir çekimdi. O kaosun, gürültünün, trafiğin ve yüzlerce insanın ortasında bir set yaratmaya çalışmak, unutamayacağımız bir deneyim oldu. Çekimleri bitirdikten sonra New York’taki son birkaç günü yüzlerce kareyi edit’leyerek, dinlenerek, kentte yaşayan eski dostlarımızla görüşerek ve sevdiklerimiz için alışveriş yaparak ama hep bir arada geçirdik; tıpkı eve doğru yapacağımız uzun yolculukta bir arada olduğumuz gibi. Ama gelirken üzerimizdeki gerginlikten dönüş yolculuğunda eser yoktu; aksine bu heyecan verici ve çok özel kenti muhteşem karelerle terk etmenin rahatlığı içindeydik.

Martin

DÜŞÜK BEL, DÜZ PAÇA 12

Marcus DÜŞÜK BEL, DAR PAÇA

13


MAVİ SONBAHAR KIŞ 2011 • 2012 LOOK BOOK

14

15


Marcela Gutierrez Marcela neredeyse tüm dünyaya yayılmış hayatında birçok tasarımcı ve dergiyle çalışma imkanı bulmuş bir moda illüstratörü. Son çalışmalarının adresi ise Prada’ydı. Yazı: Oktay Tutuş

Prada için Minimal Barok güneş gözlüğü koleksiyonu. Mürekkep, suluboya ve guaş.

Harpers Bazaar İspanya, Makyaj Trendleri. suluboya & Guaş

Moda çizimi alanına nasıl girdiniz? Çizmekten her zaman zevk almışımdır; fakat hayatımı bununla kazanabileceğim aklıma gelmemişti. Üniversitede sanatla ilgili bölümlerde öğrenim gördüm. Önce iki sene mimarlık, sonra grafik tasarım, son olarak da Londra’da Central St. Martins’de moda tasarımı. En favori iki ilgi alanım olan moda ve çizimi birleştirebileceğimi düşündüm ve tasarımcı olarak çalışmaya başladım. Ancak, bir moda markasında moda tasarımcısı olarak üstlendiğim ilk iki işimde kendimi podyum için sanatsal tasarım çizimleri yaparken buldum. Bir portföyüm oluştu. Hâlâ moda tasarımcısı olmayı istediğimi düşünüyordum; ama çizimde daha yetenekli olduğum da ortada. Tasarımcı olarak çalıştığım işi bıraktım ve kendimi çizime verdim. Arkadaşlarımın portrelerini çizmeye başladım. Portföyümdeki çalışmaların sayısını arttırmak için de kendimi moda çizimleri kreasyonuna hazırladım. İspanya’daki yerel dergilerde adımın kulaktan kulağa yayılması sonucu illüstratör olarak ilk işlerimi aldım. Dünya yavaş yavaş varlığımın farkına vardı ve o zamandan bu yana aralıksız çalışıyorum. Fedakârlık, sabır, çok çalışma ve bunların yanı sıra yapmam gereken işin bu olduğuna dair inancımı geliştirmenin de dahil olduğu zorlu bir dönüşüm süreciydi.  

16

Guatemala hakkında ne düşünüyorsunuz? Orada bir süre yaşamıştınız…  Guatemala’da büyüdüm. Çok güzel bir ülke. Toplumun eğitimli kesimi ile hâlâ el işçiliği ürünü renkli kumaş ve giysilerini giyen ve yetiştirdikleri ürünler ve el sanatlarıyla hayatlarını kazanan yerli halk arasında inanılmaz bir tezat var. Ben şehirde büyüdüm. Amerika’nın etkisi halen bariz bir biçimde hissedilmekle birlikte, olağanüstü doğa manzaraları ve el değmemiş bir kültür söz konusu. Orada yaşamış olmaktan ötürü kendimi ayrıcalıklı hissediyorum.  Kısa bir süre önce Prada için bazı illüstrasyonlar yaptığınızı biliyorum. Sizi nasıl buldular ve onlarla çalışmak nasıldı? Prada’yla çalışmak benim için tek kelimeyle büyük bir zevkti. Onur duydum. En sevdiğim moda markalarından biri. Miucca Prada’nın vizyonuyla kendimi son derece özdeşleştiriyorum. Beni Pop dergisinin yayın yönetmeni Shala Monroque aracılığıyla buldular. Kendisiyle sık sık birlikte çalışırız; o da bir Prada hayranı.

Metal dergisi için yapılan sergi çalışması. Mürekkep, guaş ve suluboya.

Yaratma sürecinin en sevdiğiniz bölümü hangisi? Kurşun kalemle yaptığım eskizler bitip de boyalarımla çalışmaya başlayacağım anı çok seviyorum. Bana özgürlük duygusu veriyor. Sanki bu dünyadan soyutlanıyorum ve boyayı nereye ve niçin sürdüğümün bile farkında olmuyorum. Tamamen içgüdülerimle hareket ediyorum. Bu gerçekten başka hiçbir şeye benzemiyor.

17


Barselona’da sergilenen özel çalışma. Tuval üzerine yağlıboya

Txema Yeste’nin fotoğrafından Harpers Bazaar İspanya kapağı. Mürekkep, suluboya ve guaş

18

Alexander McQueen ve John Galliano ile de çalıştınız. Çalışma alışkanlıklarını nasıl tanımlarsınız ve onlardan neler öğrendiniz? Her iki deneyim de olağanüstüydü. Alexander McQueen’de her türlü sınırımı zorladım, ne kadar çok çalışabildiğimi öğrenmiş oldum. Ortam yaratıcılık kokuyordu. Yapmam gereken her yeni illüstrasyon için ortaya attığı fikirler beni daha fazla büyülüyor ve şaşırtıyordu. Bazen illüstrasyonların neden veya nasıl iş göreceğini anlamakta zorlansam da şov başladığında her şeyin mükemmel bir uyum içinde olduğunu görüyordum. İşini büyük bir tutkuyla yapıyordu. Aslına bakarsanız, hazırladığı şovlarda gözyaşlarımı tutamama noktasına geliyordum. Her şey daima çok güzel hazırlanmış ve düşünülmüş oluyordu. Yaptığı işler estetik olmanın ötesinde, güçlü bir konsept de içeriyordu. Her gün stüdyosuna gidiyor olmak bana daimi bir motivasyon sağlıyor, doğru işi yaptığımı hissettiriyordu. Böyle bir dâhinin huzurunda olmak paha biçilmez bir deneyim. Çalışma programı akıl almaz derecede zorlayıcı olsa da, bu denli muazzam sonuçlar alabilmek için muazzam ölçüde çalışılması gerektiğini biliyorum. Yaşadığım bu deneyimi hiçbir zaman unutmayacağım. Gerçekten de hayatımdaki en önemli deneyimlerden biriydi ve bu şansı elde etmiş olduğum için şükrediyorum.

Ya Galliano? John Galliano’nun atölyesi de inanılmazdı. Orada kendimi Alice Harikalar Diyarında gibi hissediyordum. Stüdyonun direktörü her gün tepeden tırnağa Galliano kostümleri giyiyordu. Aslına bakılırsa bu beni o derece etkiliyordu ki, sabahları büyük bir heyecanla uyanıyor, giyebileceğim en muhteşem giysileri giyiyordum. Stüdyo o zamanlar McQueen’in stüdyosundan çok daha büyük ve son derece düzenliydi. Bir ekiple birlikte çalışıyordum ve her hafta harika kumaş ve materyaller etrafında, yeni bir tema uyarınca bir eskiz defteri oluşturmamız gerekiyordu. Galliano muhteşemdi, beğendiği bir şey ortaya koyduğunuz zaman daima gelip sizi şahsen tebrik ederdi. Orada olduğum süre boyunca hep çok iyi bir karma hissettim. Risk almaktan çekinmeyen ve muhteşem giysiler yapan biri için çalışmak büyük bir ilham kaynağıydı. Muazzam yaratıcılığı ve tutkusu her koleksiyonunda kendini gösteriyor. Ve son soru: Barselona’da hayat nasıl? Barselona’da hayat olağanüstü. Genel olarak İspanya’ya bayılıyorum zaten. Yiyecekleri, havası, manzaraları, mimarisi, hepsi muhteşem. Ayrıca, insanların öncelikli olarak yaşamayı ve hayattan zevk almayı seçmesi bana da bulaştı. En çok sevdiğim şey de orada tanıştığım ve şimdi arkadaşlarım olan insanlar. hepsinin hayatımdaki dengeye ve mutluluğa katkıları büyük.

19


WEWEARBERLINWEWEARSYDNEY WEWEARFRANKFURTWEWEARVA

FOTOĞRAFLAR: Simon Procter İngiltere’nin kuzeyinde, küçük bir maden kasabasında doğdu. Sanat eğitimi aldı, resim ve heykel çalıştı. Paris’e taşınıp ne iş olsa yapmaya başlamışken, New York Visionaire ekibinden James Kaliadros’la tanıştı. Bu tesadüf onu Dior’un bir çatıdaki defilesini görüntülemeye itti. İşte o çatıda modayla tanıştı. Ardından V Magazine için hazırladığı konular ve Colette’teki Armani ve Prada sergileri geldi. Hele ki Karl Lagerfeld tarafından 7L yayınevi için uygun bulununca, önü tamamen açıldı. New York’un yetenek avcısı Jed Root hemen onu kaptı ve portföyüne kattı. Birkaç yıl içinde en tutulan reklam fotoğrafçılarından biri olmakla kalmadı, sanatsal yönüyle de Basel 2008’e kabul edildi. Halen Paris-New York arasında gidip geliyor, ve alemin krallarından biri. Simon Procter Mavi’nin 20. Yıl koleksiyonunu Paris’te böyle fotoğrafladı.

20

21


WEARNEWYORKWEWEARMONTRE NCOUVERWEWEARISTANBULWEW

22

23


20. yaş kutlaması Şubat 2011’de Istanbul Fashion Week’teki defileyle başlayan Mavi’nin 20. yıl kutlamaları, Fotobiyografi adlı bir anı kitabı ve Suada’daki galayla devam etti. Berlin’deki defile daha çok uluslararası moda dünyasını hedeflerken, 20. yıl galası marka için çalışanlarca kendi aralarında kutlandı. Fotobiyografi ise markanın belleğindekileri okurlarla paylaşan, bir bakıma Mavi’nin kendini dostlarına anlattığı bir kitap olarak ilk yirmi yılı özetliyor. Kitaptaki binlerce fotoğrafın tek ortak özelliği ise mutlaka hepsinde bir insan yeralıyor olması.

Mavi’nin Sesli Tişört serisine son katılan ses Elif Şafak oldu. Yazarın kendi romanlarından seçtiği, dört alıntı tişörtlere taşındı. Elif

İskender’den “Farklılıklar sadece dışarıda. Yürek hep aynı”, Aşk’tan “Seni daha tanımadan özlüyorum”, Pinhan’dan “İsimler büyülüdür. Sade büyülü mü, isimler hem de büyücüdür” ve Med-Cezir’den “Çünkü Aşk karşılıklı parçalanmak demektir” sözleri yer alıyor. Şafak serisinde

Mavi Sesli Tişört Koleksiyonu 2007’den beri toplumsal konularda farkındalık yaratan sloganlarla Teoman, Aylin Aslım, Mor ve Ötesi, Duman, Emre Aydın, Manga, Athena, Hayko Cepkin, Selçuk Erdem, Erdil Yaşaroğlu ve Hasankeyf’in sesini duyuran koleksiyonun geliriyle, Toplum Gönüllüleri Vakfı projeleri destekleniyor. 24

25


LINDA EHRL

Mutfak, moda, sanat Berlin’deki Bread & Butter moda fuarında Denim Kitchen konseptini sergileyen Mavi, fuar alanını sanat atölyesine dönüştü. Farklı yaratıcılık alanlarında Superblast, Anton Unai ve Linda Erhl’in workshop’larına interaktif olarak katılan izleyiciler de üç farklı sanat yapıtının ortaya çıkışına tanık oldu. Farklı tarzlara sahip ve sanat dünyasının öncü isimleri olan sanatçıların ortak ilham kaynağı Denim Kitchen konseptiydi.

Linda Ehrl modanın içinden doğmuş bir tasarımcı olarak, birçok marka ve moda dergisinde yürüttüğü çalışmaların yanında ilhamını kentlerden aldığı tasarımlara da imza atıyor. Sportswear International dergisinin editörlüğü ve Chloé’nin grafik departmanın yöneticiliği gibi titrlere stilist ve tasarımcılığı da eklemiş durumda.

Bread & Butter’da baştan aşağı şef giysilerine bürünen Anton Unai, gıda malzemelerini boya olarak kullanarak, Akdeniz mutfağının renklerini artwork unsuru haline getirdi. Superblast’ın Bread & Butter’daki etkinliğinde, sprey boyaların hedefi bu kez sokak duvarları değil, Mavi standı oldu. Linda Ehrl ise dekonstrütivist bir tavırla Mavi’nin recycle ürünleri üzerinde terzilik yaparak, her birinden yeni stiller üretti. Bread & Butter ziyaretçilerinin de tişört ve jeans tasarlayarak katıldığı etkinlik Alman medyasında da geniş yankı buldu.

ANTON UNAI

İspanyol sanatçı özellikle sokaklardaki atık malzemelerden ürettiği enstalasyonlarla tanınıyor. Barselona, Londra ve New York���ta sürdüğü çöpten sanat üretme hareketini bir süredir yaşadığı Berlin’de sürdürüyor.

SUPERBLAST

Avrupa’daki grafiti hareketinin 80’li yılların sonundaki öncülerinden olan SuperBlast, yarattığı karakterler ve kişisel uslubuyla görsel öyküler kurguluyor. İlk albümünü 2009’da yayımlayan sanatçı, Moskova, Barselona, Brooklyn ve Bordeaux’da açtığı sergilerle, bu türün bir sanat dalı olarak algılanmasını sağlayanların başında geliyor.

26

27


Tamer Yılmaz Fotoğraflar Carlo Alberto Pregnolato Styling

ÇOK SEV MEVSİMİ 28

29


30

31


32

33


KIVANÇ FOTO GELECEK KOLTUK

34

35


36

37


38

39


Yönetmen: Cemal alpan Görüntü yönetmeni: Simon Coull Styling: Carlo Alberto Pregnolato Mavi’nin yeni reklam filminde Kıvanç-Guisela ikilisi ilişkilerinde yeni bir boyuta girerken, halk arasında hapşırma sonrası “Çok yaşa” yerine “Çok sev” deme modası da giderek yayılıyor. Oysa filmin asıl yaymak istediği moda, baştan aşağı denim giymek. Özellikle Guisela’nın filmde giydiği denim trençkot bu sonbaharın en tercih edilen ürünü olmaya aday.

Mavi’nin yeni filmi: ÇOK SEV MEVSİMİ

40

41


Grafitinin tuhaf güzelliğini ilk keşfedenlerden biri, 20. yüzyıl fotoğrafçılığının en önemli figürlerinden Brassai’ydi. Grafitiyi unutulmaz kılanın ne olduğunu, Paris kafelerinin puslu görüntüsü altındaki güzelliği fark ettiğinde anlamıştı. Savaş öncesi Paris’inin kara duvarlarında seks, öfke, ölüm, büyü gibi en zor insani dürtülerin, gündelik hayatın şiirselliği içinde, basit ve dizginlenemez birer yaratı olarak hayata geçirilip, anlaşılır hale getirilişini keşfetmişti. Bulduğunun yepyeni sanatsal ifadelerin kapılarını açacak güce sahip olduğunun farkındaydı.

*Yangzom Brauen oyuncu, aktivist ve yazar. El Mac&Retna’nın Los Angeles’da bulunan Beverly Hills’in Pezevenkleri ve Fahişeleri isimli duvar resminin önünde. Yangzom, oyunculuk hayallerinin peşinden Los Angeles’a geldiğinde ülkesi İsviçre’de çoktan tanınmış ve başarılıydı. Tibet’e Özgürlük hareketi içerisindeki aktifliği, Moskova’da 2008 Pekin Olimpiyatları’nı protesto ederken tutuklanışı yüzünden pek çok insan onu “Dalai Lama’nın Meleği” olarak tanıyor. Farklı kuşaklardan gelen Tibetli üç kadının hikayesini anlattığı, çıkar çıkmaz Avrupa’da bestseller olan ve 2011 sonbaharında Amerika’da basılan bir kitabı var.

Grafiti halka ait yerlerin elde edilebilir ve yepyeni uygulamalara açık olduğunu ortaya koyan ilkel sezgisi yüzünden sokak sanatları tarihinin seyrek sayfalarında tıpkı kaya resimleri gibi bir ilk hareket sayılıyor. Sistemin radarının dışında başlayan tüm öteki şeyler gibi onun da küratörlerin ve beraberinde ana akımın dikkatini çekerek galerilere girmesi uzun zaman aldı. Artık pek çok şehirde, bir çok sokak sanatçısı duvarlardan yansıttığı görüşlerini, imzasını atmadan paylaşıyor. Bu yazıdaki kişiler gibi onlar da canlı ve güçlü bir yaratıcılığın uluslararası temsilcileri. Bu sanatçıların düşsel stilleri, yaptıkları işlerden yansıttıkları yetenekleri insanları etkilemeye, kışkırtmaya ve sorular sordurmaya devam ediyor. Yazı ve fotoğraflar: Suza Kohlstedt

*Alexandra Weiss,

*Sabrina Alashi

kameraman. Tupac Shakur’un Thug For Life dövmesine gönderme olan Pierre Bear ve JR’ın Wrinkles of the City (Şehrin Parıltıları) serisi önünde, Tokiotown, Los Angeles’ta. Alexandra, sinema eğitimi almak için Los Angeles’a taşınıp, bir aşk yüzünden oraya yerleşmeden önce uzun yıllar yolcu gemilerinde çalıştı. Şu sıralar bir yandan bağımsız filmler çekerken diğer yandan Los Angeles’da yaşadığı mahalledeki farklı uluslardan çocuklar için çok dilli bir okul sistemini hayata geçirmeye çalışıyor.

, model, oyuncu, çevirmen. El Mac Retna’nın Hollywood’daki La Reine de Thaitown çalışmasının önünde. Sabrina, ülkesi Almanya’dan Los Angeles’a oyunculuk hayallerinin peşinden geldikten bir ay sonra bir başka hayalini gerçekleştirerek evlenmiş.

Fonda sokak sanatı 42

43


*Barbara Lang

, moda tasarımcısı. Fotoğraf Paris’teki anonim sokak resimlerinden Le Marais’nin önünde. Barbara, kendi markasını yarattığı Paris’te yaşıyor ve çizgisini Japonya’da gerçek bir klasik haline getiren minimalist, siyah-beyaz yaklaşımı ve sadece doğal ürünlerin kullanıldığı, dökümlü tasarımlarıyla tanınıyor.

*Leon

*Numan Acar,

yapımcı, yönetmen, oyuncu. Berlin’in Küçük İstanbul’u Kreuzberg’de anonim bir duvar resmi önünde. Şu sıra ilk bağımsız filmi Çakal Kaan’ın postprodüksiyonuyla uğraşıyor. Film, Almanya’da çok kültürlü bir çevrede büyüyen, kendilerini tamamen oraya ait hisseden ve Yeni Almanlar olarak anılan göçmenlerin hikayesini anlatıyor.

44

, oyuncu ve şarkıcı. ABD’de en çok evsiz barındıran meşhur cadde Skid Row’da, El Mac & Retna’nın Blessed are the Meek çalışması önünde. Kutsananların uysallığını anlatan resim, fotoğrafçı Estevan Oriol’un Skid Row’da yaşayan bir adamı gösteren Slim adlı fotoğrafı üzerine yapılmış. Leon, ünlü sinema sitesi IMDB’nin En seksi Afroamerikan Aktörler listesinde 12. sırada. Filmlerinde genellikle müzisyenleri canlandırıyor. Kendisinin de dünyanın çeşitli yerlerindeki festivallerde konserler veren Leon and the Peoples adlı bir soul-reggae grubu var.

*Alexander von Roon

, televizyon yapımcısı. JR’ın ‘Wrinkles of the City’ serisi için yaptığı Venice California’da yer alan çalışmalardan biri önünde. Aristokrat bir Hırvat aileden gelen Alexander, Hollywood’da yapımcı ve oyuncu olarak çalışıyor. Şu sıralar İspanyolca çekilen bir pembe dizide en sevilen karakterler birini canlandırıyor.

*Nina Franoczek,

oyuncu, film yapımcısı. Berlin’in Hackescher Hof bölgesinde anonim bir sokak resmi önünde. Nina’nın hem Los Angeles’da hem de Berlin’de aynı yoğunlukta iki dünyası var. Bir oyuncu olarak en çok beslendiği yer sokaklar. Bu çalışmalardan en bilineni Inner City adlı projesi. Nina bu proje için Los Angeles’ın güneyindeki yeni yetmeler, eski çete üyeleri ve uyuşturucu kullanıcılarıyla daha sonra bölge halkı için sahnelen bir tiyatro oyunu hazırladı.

45


*Lena & Hardeep Manap,

Berlin Currywurst’un sahipleri. Silverlake Los Angeles’da JR’ın Wrinkles of the City serisinden bir resmin önünde. Lena ve Hardeep, Alman mutfağının en tanınmış yiyeceklerinden currywurst’un California’daki dayanılmaz eksikliğini ortadan kaldırmak için Amerika’ya yerleşmiş. Los Angeles’taki meşhur Sunset Bulvarı’nda bir yiyecekten çok sokak yemeklerinin kralı saydıkları bu kültürel hazineye adanmış bir restoranları var. Lezzetli wurst’ları deneyenlerin “Ich bin ein Berliner” diyerek mekandan ayrılmasını seyretmekle meşguller.

*Tess Sahara Çetin

46

, engelli atlama yarışlarına katılan genç bir binici. Paris’in Pere Lachaise mezarlığında Oscar Wilde ve Jim Morrison’ın mezarları önünde. Tess ve atı Romy Schneider, uluslarası engelli atlama yarışlarında Türkiye’yi temsil ediyor. En büyük hayali bir daha Paris’e geldiğinde çok fazla vakit harcamadan gidebileceği tüm defilelere gitmek ve kendisini meşhur Fransız tatlısı olan Vanilyalı makaronlara adamak!

47


Akdeniz’in Paris’i

Beyrut Yazı: İzzeddin Çalışlar Fotoğraflar: İzzeddin Çalışlar, Tarkan Okçuoğlu, Sinan Renda

Sorarsanız, her yerin bir Paris’i vardır. Bu sıfat şakayla karışık merkez olmayı, kentleşmeyi ve modaya bağlılığı belirtir. Kimine göre Diyarbakır doğunun Paris’idir; kimine göre Singapur da Asya’nın... Ortadoğu’da da bu konuda genel bir konsensus var. Bir kez görmüş olan için bile buraların Paris’i değişmez; eskiden beri tek aday Beyrut olagelmiştir.

Beyrut son yıllarda

1960’lardaki pırıltısını yeniden kuşandı. Yüzündeki yara izini saklamak için ağır makyaj yapmış gibi olmasa, kentin başköşesinde benzerine ancak New York’ta rastlanabilecek kadar fiyakalı bir Tom Ford mağazası olur muydu? Adres tarif ederken “Vivianne Westwood’dan sağa sap, Au Bon Pain’i geç, Adolfo Dominguez’i görürsün” gibi cümleler kurulabilir miydi? Kimi kentleri açıkhava müzesi, kimi kentleri tasarım harikası olarak nitelendirenler, Beyrut’a hangi sıfatı uyduracak merak konusu. Burası yakın gelecekte başta işin erbabı olanlar tarafından 21. yüzyılın en kapsamlı kentsel dönüşüm projesi olarak incelenecek. Çok değil, altı yıl önce bombardımanla yerle bir olan Dahya mahallesi, birinci sınıf sivil mimari örneği yapılaşmayla sanki hiç travma yaşamışcasına göğe yükseliyor. Şık hanımlar ve latif beyler mermi delikleri sıvanmış AVM’lerdeki butikleri gezerken birkaç yüz metre ötelerindeki Filistin mülteci kampındaki sefaleti ve kaçak yapılaşmayı görmezden gelerek, bir bakıma Beyrut makyajını onaylıyor. Makus kader kent için geçmişte kalmış, kimse anımsamak dahi istemiyor. Beyrut, Doğu Akdeniz’de sadece bir ticari liman değil, moda ve sanat merkezi olarak da yeniden parlıyor. Alhamra’nın entelektüel çevresi American University of Beirut’tan besleniyor. Şehir merkezi hiçbir Avrupa başkentini aratmayacak bir kimliğe bürünmüş. Kentteki gece hayatını en iyi özetleyen cümle ise inşaatı sürmekte olan yeni bir AVM’nin reklam afişinde gizli: “Lüks vazgeçilmezdir.”

48

49


Lyon Tekstil Müzesi Lyon Tekstil Müzesi’nin dokuma koleksiyonu, çağdaş tasarımlara ilham veriyor. D oğu ve Batı, müzenin koleksiyonunun iki odağını oluşturuyor. Kıpti kilimleri, Sasani-Acem tekstil ürünleri, Bizans ve İslam medeniyetlerinden kalma dokumalar, Anadolu halıları müzenin Doğu medeniyetleri tarihinin özünü oluşturan parçaları. Müzenin Batı odağında ise Avrupa’da ipek dokumacılığının başladığı Sicilya ve İtalya cumhuriyetleri ile onların hemen ardından ipekçiliğin hızla gelişiminde önemli bir rol oynayan Fransa yer alıyor. 19. yüzyılda güçlü imparatorluk ve kraliyet komisyonlarının desteğiyle iyice canlanan Lyon ipek endüstrisinin ürünlerine müzede özel bir köşe ayrılmış. Jean Pillement (1728-1808), Philippe de Lasalle (1723-1804) ve Jean-Démosthène Dugourc (1749-1825) gibi tasarımcıların desenlerinin yer aldığı pek çok parça, müzede sergileniyor. Lyon’un dillere destan el işçiliği 20. yüzyılda da Raoul Dufy (1877-1953) ve Sonia Delaunay (1885-1979) gibi yetenekli sanatçıların işbirliğiyle devam ediyor. Müzedeki ilk tekstil ürünleri ve belgeler müze kurulmadan çok önce toplanmaya başlanmış. 1846’nın sonunda bir Çin heyeti, Çin tekstil ürünlerinden bir seçkiyi sergilemek üzere Lyon’a getirmiş. Sonraki dört yıl boyunca özel koleksiyoncuların bağışlarıyla bu seçkiye yeni tekstil ürünleri eklenmiş ve müzenin ilk koleksiyonu bir araya getirilmiş. 1850’den bu yana pek çok değerli koleksiyon müzeye bağışlanmış. Bunların dışında pek çok Lyon’lu imalatçı da hediyelerle katkıda bulunmuş, özel koleksiyonlar ve antikacılardan değerli parçalar alınarak müzeye dahil edilmiş. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra müze koleksiyonu bırakılan miraslar ve müze için yapılan alımlarla daha da zenginleşmiş. Müze Dostları Derneği de 1984’ten itibaren önemli katkılar yapmış. Bu katkılar arasında en önemlileri Mısır Orta Krallık döneminden kalma bir pilili tunik, 1855’te Lyon’lu ipek üreticisi Furnion tarafından yapılan ve üzerinde I. ve III. Napolyon’un portrelerinin bulunduğu bir dokuma, Maggy Rouff tarafından tasarlanmış bir elbise, Paquin’in 19191920 kış koleksiyonu için tasarladığı Nancy isimli palto ve XVI. Louis’nin yatak odasını dekore etmek için kullanılan duvar halısı. Tekstil Müzesi’nin içinde yer aldığı Hôtel de Villeroy, Uluslararası Geleneksel Tekstil Araştırmaları Merkezi, Lyon ve çevresine buluştuğu Tekstil Merkezi ve Moda Üniversitesi Birliği’ne de ev sahipliği yapıyor. Yaklaşık 4 milyon dokümana sahip koleksiyonuyla Lyon Tekstil Müzesi, uluslararası tekstil dünyası için paha biçilmez bir kaynak niteliğinde. Özellikle de geçmişe yeniden bakıp bugünün taleplerini karşılamayı hedefleyen tasarımcılar için…

50

30 Eylül ile 22 Ekim arası İstanbul dünyaca ünlü dansçılara evsahipliği yapıyor. iDANS 05 tüm dünyadan çağdaş dans/ performans sanatçılarına ve izleyicilerine İstanbul’da eşsiz bir yaratıcı platform oluşturuyor. Jérôme Bel ise bu taze festivalin son gününde yer alacak. Çağdaş dans dünyasının ustası İstanbul ile ilgili görüşlerini Dara Dolunay ile paylaştı. Sizi bu festival için daha önce de ağırlamıştık. Ayrıldıktan sonraki kişisel düşünceleriniz nedir İstanbul’la ilgili?  Bu kenti çok sevdim. Gelmeden önce bu kadar gösterişli olabileceğini bilmiyordum. Hatta bir ara kendimi bilim kurgu filminin setinde zannettim. Tepeler ve suyun geçişi bana başka bir kenti, Lizbon’u anımsattı ama Batılı biri için burası kesinlikle daha etkileyici. Dans dünyasında adınız “Fransız çağdaş sanatının kötü çocuğu” olarak geçiyor. Nereden çıktı böylesi bir ün? Öyle bir planım yoktu doğrusu. İnsanların ne dediğine pek aldırmadan yalnızca yapmak istediğim şeyi yapmaya devam ettim. Kendimi, başlangıçta çoğu insanın nefret ettiği Avant-gardistler ile Marcel Duchamp, Jean Luc Godard, Merce Cunningham veya Pina Bausch gibi deneysel sanatçılara yakın buluyorum.   Pichet Klunchun ve Ben adlı gösterinizde, Pichet Klunchun sizin daha önce yaptığınız işlerle dalga geçiyordu. Bu da sanırım usta olmanın olgunluğunu gösteriyor. Size sahne için ilham veren şeyler nedir? Kendi düş dünyanızı nasıl ve nerelerden besliyorsunuz?  Öncelikle sanat tarihi, tiyatro ve dansın tarihçeleriyle oldukça içli dışlıyım. Yaptığım bazı işler benden önceki sanatçıların yaptıklarını devamı olduğunu düşünüyorum. Onlar kapıları açtılar, yeni düşünme biçimleri yarattılar. Benim görevim onların bu düşüncelerinin devamını getirebilmek. Bir de tabii işin kişisel tarafı var , kendi zihninizle ilgili. Sanırım genel anlamda bu iki şeyden besleniyor yaptığım işler.   ”The Show Must Go On” İstanbul’da yerel oyuncuların katkılarıyla gerçekleşip gösterilecek. Bu tip kültürel farklılıklar işlerinize nasıl yansıyor.? Müzik veya kostüm gibi, gösterinin yardımcı elemanları sizinle mi beraber seyahat ediyor. İstanbul’a özgü bir iş mi yoksa bu?   İşin ana yapısında bir değişiklik olmuyor. Ama her defasında oyuncular değiştiğinden tabiki de hafif bir farklılaşma var. Ayrıca işin bir parçası da seyircinin reaksiyonu ve Istanbul seyircisinin tepkisini merak ediyorum. Rio de Janeiro, New York veya Berlin’deki seyircilerden farklı tepkiler almak olağanüstü bir şeydi.

JérômeBel

Tekrar hayata gelseniz hayatınızın hangi bölümünü tekrar isterdiniz? Gelecek, çünkü her gün daha iyi bir yaşam için savaşıyorum. www.idans.info

51


Maviology -- 45