Page 1

Adana Arkeoloji Müzesi

Etnografya Müzesi

Atatürk Müzesi

Misis Mozaik Müzesi

Anavarza (Dilekkaya Köyü) Ören Yeri

Şar (Şar Köy) Ören Yeri

Misis (Yakapınar) Ören Yeri

Magarsos Ören Yeri

Ayas (Aigaiai - Yumurtalık) Ören Yeri

Akören Ören Yeri

Ceyhan-Sirkeli Muvattali Kabartması ve Ören Yeri

Yılan Kale

Dumlu Kalesi

Ramazanoğlu Medresesi

Tepebağ Evleri

Ramazanoğlu Konağı

Kurtkulağı Kervansarayı

Ramazanoğlu Çarşısı

Çarşı Hamamı

Bebekli Kilise

Büyük Saat Kulesi

Taşköprü

Bahri Paşa Çeşmesi

Adana Yeşil Oba Şehitliği

Küçük Dikili Köyü Şehitliği

Saimbeyli Şehitliği

İpek Yolu

Kozan Kalesi ve Manastırı

Ulu Cami Ve Külliyesi

Hoşkadem Camii

Yağ Camii

Yeni Camii

Akça (Ağca) Mescit

Yücel Gülçiçek


Adana Arkeoloji Müzesi

Yücel Gülçiçek


Adana Arkeoloji Müzesi

Adana Arkeoloji Müzesi, 1924 yılında kurulmuştur. Tarihçe Kurulduğu ilk yıllarda, Polis Dairesi‟nde hizmet veren Adana Arkeoloji Müzesi, 1928 yılında Taşköprü başındaki günümüzde yıkılmış durumda olan Caferpaşa Camii Medresesi‟ne, daha sonra Kuruköprü Rum Kilisesi'ne taşındı. 1935'te müzeye bir Etnografya Salonu eklendi. Müze, 1950 yılında günümüzdeki Etnografya Müzesi Binası‟na taşındı. 1966 yılında ise Kültür Parkı'nda yeni bir müze binası yapımına başlandı. Günümüzde 1972‟de taşındığı Reşatbey'deki binasına hizmet vermeye başladı. Alyanakzade Halil Kamil Bey ve Ali Rıza Yalman müzenin gelişimine büyük katkıda bulunmuş müze müdürleridir. Adana Arkeoloji Müzesi'nde, Tarsus-Gözlükule, Mersin-Yümüktepe, Milis, Karatepe, Soğuksutepe vb. höyük ve iskân yerlerinde yapılan arkeolojik kazılarda çıkan eserler ile Adana ve çevresinden derlenen eserler bulunuyor. Bunlar prehistorik (tarih öncesi), Hitit, Asur, Fenike, Frig, Helenistik, Roma ve Bizans devirlerine ait heykel, kitabe, lahit, stel, mimari parçalar gibi taş eserler, pişmiş topraktan yapılmış çanak, çömlek, çeşitli kaplar, silindirik ve magma mühürleri, madeni paralar vediğer arkeolojik buluntulardır. Müzede ayrıca Selçuklu ve Osmanlı devirlerine ait islami eserler ile, giyim kuşama, halk sanatlarına ve elişlerine, yörük çadırlarına ve yörüklerce kullanılan eşyaya ait derlenmiş etnografya malzemesi de yer alır. Müzenin en değerli eserleri lahitlerdir. Bunlar arasında 3843 envanter sayılı lahit, 1958'de Tarsus'ta bulundu ve Adana Arkeoloji Müzesi'ne taşındı. Lahitin uzun yüzlerinden birinde Truva kahramanlarından Hektor'un ölüsünün fidye karşılığında kurtarılışı, sağda Kral Priamos'un Akhilleus‟e yalvarışını, solda kralın arabasından inişini, arkada dragonları tasvir eden kabartmalar görülmektedir.

Yücel Gülçiçek


Adana Etnografya Müzesi

Yücel Gülçiçek


Adana Etnografya Müzesi Etnoğrafya Müzesi İl merkezinde, Kuruköprü mevkiindeki 1845 yılında yapılmış ve terkedilmiş kilise binası 1924 yılından sonra müze olarak düzenlenmiştir. 1972 yılında eserlerin yeni müze binasına taşınmasının ardından kilise restore edilmiş, 1983 yılında ise Etnografya Müzesi'ne dönüştürülmüştür. Taş Eserler Bahçede kûfi, sülüs ve nesih hatla yazılmış kitabe ve mezar taşları teşhir edilmektedir. Güney ve kuzey kısımda sade, sikke başlıklı, mecidiye tipi, kavuklu, fes ve barok başlıklı, 17. yy.'dan kalma Osmanlı kadın ve erkek mezar taşları yer almaktadır. Bunlar arasında yörenin ileri gelenlerinden Adana Valisi Süleyman Paşazade Ahmet Paşa, Karaisalı Kaymakamı Hasan Fevzi Bey, Adana Askeri Alaybeyi Miratizade İbrahim Bey, Adana Defterdarı Sofyalı Mustafa Bey, Orman Başmüfettişi Akif Efendi'ninkiler de vardır.

Batı kısmında Türk-İslâm eserlerine ait kitabeler sergilenmektedir. Bunlar arasında Misis hanı, Adana Vilayet konağı, Bahripaşa çeşmesi, Taşköprü ve Misis köprüsü tamir kitabeleriyle Osmanlı devlet arması da bulunmaktadır. Etnografik Eserler

1 Nolu vitrin: Ham deri çarık, zemzem takımı, bakır kahve ibriği, ahşap kahve değirmenleri, mangal, hedik, ellik, körük, kirkit, keserler, gelin takunyası, güneş ölçme aleti.

2 Nolu vitrin: Ney, kaval, aşiret zurnaları. 3 Nolu vitrin: Altın küpe, kolye ve bilezikler. 4 Nolu vitrin: Gümüş kemerler ve kemer tokaları. 5 Nolu vitrin: Gümüş hamaylı kolyeler ve tesbihler. 6 Nolu vitrin: Gümüş halhal, yüzük, tepelik ve bilezik, ağızlık, sürmedan, köstekli saat. 7 Nolu vitrin: Yaylı kabak kemane, yaylı tanbur, kemençe. 8 Nolu duvar vitrini: Kılıç ve kalkan. 9 Nolu vitrin: Cepken, sırma işlemeli kadın giysisi, manken üzerinde simle dokunmuş kadın kıyafeti. 10 Nolu vitrin: Manken üzerinde iki adet bindallı ve cepken.

Yücel Gülçiçek


Atatürk Müzesi

Yücel Gülçiçek


Atatürk Müzesi Müze binası, Seyhan Caddesi üzerinde 19.yy. da yapılmış geleneksel Adana evlerindendir. İki katlı, çıkmalı, kırma çatılı, kâgir bir yapıdır. Bu özellikleri nedeniyle yapı Bakanlıkça "Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı" olarak tescil edilmiş ve koruma altına alınmıştır. 15 Mart 1923'te Atatürk eşi ile birlikte Adana'ya geldiğinde, Ramazanoğulları'ndan Suphi Paşa'ya ait olan bu binada ağırlanmışlardır. Bina Atatürk Bilim ve Kültür Müzesi Koruma ve Yaşatma Derneği'nce zamanın Kolordu Komutanı Bedrettin Demirel'in önderliği ve halkın yardımıyla kamulaştırılıp restorasyonu yapılmış ve 1981 yılında Müze Müdürlüğü'ne bağlı bir müze olarak hizmete açılmıştır. Atatürk'ün Adana'ya gelişi her yılın 15 Martında resmî törenle bu binada kutlanmaktadır. Alt Kat Çalışma Odası: Kurtuluş Savaşı sırasında ve sonraki yıllarda çıkan yerel gazetelerden Yeni Adana, Türk Sözü, Çukurova, Dirlik gazetelerinin yer aldığı bölümdür. Kütüphane: Osmanlıca ve Türkçe (Latin harfleriyle) yazılı 2000'e yakın kitap vardır. Kitapların çoğu bağış yoluyla sağlamıştır. Üst Kat Sofa: Emekli subay Nevzat Duruak tarafından yapılmış olan Atatürk'ün mumdan heykeli yer almaktadır. Yatak Odası: Pirinç karyola, sim işlemeli yatak, masa örtüsü, ayrıca Maraş işi iki koltuk ve elbise dolabı bulunmaktadır. Çalışma Odası: Maraş işi koltuk, masa, sandalye, telefon, dolap ve Atatürk' ün portresi bulunmaktadır. Basın Odası: Vitrin içerisinde Yeni Adana Gazetesi'nin ciltlenmiş Pozantı nüshaları ve çalışanlarının çerçeveli resimleri bulunmaktadır. Mücahitler Odası: Gani Girici'nin ve bazı mücahitlerin portreleri, Gani Girici' ye ait madalya ve Atatürk'ün ölüm anına, 9:05'e ayarlanarak durdurulmuş bir saat bulunmaktadır. Oturma Odası: Cevizden sandalye, nargile, madeni mangal, kilim ve halılar bulunmaktadır. Hatay Odası: Atatürk Adana'ya geldiğinde, Ayşe Fıtnat hanımın başkanlığında bir grup Fransız işgalindeki Hatay'dan gelerek Atatürk' ün huzuruna çıkmış ve ona siyah gül hediye etmiştir. Buna karşılık, Atatürk de "Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde kalamaz." demiştir. Bu olayı anlatmak için mankenler konmuştur. Ayrıca ceviz oymalı sehpa, Türk bayrağı ve Hatay'dan gelen heyetin çeşitli boylarda fotoğrafları bulunmaktadır. Silah Odası: Cins ve ebatları değişik tüfekler, tabancalar, paşa apoleti, Atatürk' ün doğduğu evin maketi, Anıtkabir'e Osmaniye'den giden taşın numunesi ve vitrin içerisinde çeşitli yıllara ait madeni paralar bulunmaktadır. Yaver Odası: Atatürk'ün yaverinin kaldığı oda içerisinde pirinç karyola, sim ve gümüş işlemeli yatak örtüsü, ceviz kaplamalı elbise dolabı, madeni ibrik ve leğen bulunmaktadır. Kuva-yi Milliye Odası: Atatürk, İsmet İnönü ve Kuva-yi Milliye döneminde emeği geçen ve Kuva-yi Milliye hareketini başlatanların büstleri bulunmaktadır.

Yücel Gülçiçek


Misis Mozaik Müzesi

Yücel Gülçiçek


Misis Mozaik Müzesi

1959 yılında Misis höyüğünün batı yönündeki sırtta açılmıştır. 4. yy. sonlarına ait bazilika tipinde bir tapınağın zemin mozaikleri bulunmaktadır. Mozaiklerde Hz. Nuh'un tufan esnasında gemisine aldığı hayvanlar betimlenmiştir. Müze Adana Ceyhan arasındaki tarihi İpek yolu üzerinde, Adana'ya 26 km. uzaklıktadır. Burada sergilenen eserler arasında Misis Antik kenti sınırları içerisinde yer alan bir Bazilika'ya ait zemin mozaikleri de vardır. Eser 1956 yılında Misis Höyüğü'nde kazı yapan Alman arkeoloji heyetinden Prof. Dr. H. Theodor Bossert ile Dr. Ludwig Budde tarafından ortaya çıkarılmıştır. Mozaiğin tam ortasında bir masa veya sehpa şeklinde yapılmış bir kümes ve etrafında Nuh Peygamber'in tufanda gemisine aldığı 23 adet kuş ve kümes hayvanları, bu grubun etrafında ise vahşi ve evcil hayvanlar yer almaktadır. Eser M.S. 4. yy.'a aittir. Müzede Misis Höyüğü'nde yapılan kazılar sonucu elde edilen kimi eserler de sergilenmektedir.

Yücel Gülçiçek


Anavarza Dilekköyü Ören Yeri

Yücel Gülçiçek


Anavarza Dilekköyü Ören Yeri

Ceyhan-Kozan karayolundan da gözüken Anavarza Kalesine, karayolunun 28. km'sinde yer alan Ayşe Hoca Köyü içinden 4 km doğuya gidilerek geçmiş yıllarda adı Anavarza köyü olan şimdiki adı ile Dilekkaya Köyüne varılarak ulaşılır. Anavarza Kalesi ve üzerinde yer aldığı kaya kütlesi CeyhanKozan yolundan da gözükmektedir.

Günümüzde Anavarza olarak bilinen ve söylenen Adana’nın ve tarihi Kilikya’nın bu önemli şehri ve kalesi kayıtlarda ANAZARBA, AYN-ZARBA ve ANAZARBUS gibi isimlerle anılmıştır. Anavarza antik kentinin bir çok bölümünde kalesi ve surları ayaktadır ancak buna mukabil kalenin yer aldığı kaya kütlesinin hemen batısında yer alan antik kentten, etrafını çevreleyen duvarların bir kısmı ve iç kısımda yer alan birkaç yıkıntı haldeki yapı dışında geriye pek bir şey kalmamıştır.

Yücel Gülçiçek


Şar Ören Yeri

Yücel Gülçiçek


Şar Ören Yeri

Tufanbeyli İlçesi‟nin kuzey ucundaki örenyerinde Hitit, Roma ve Bizans dönemi eserleri yer almaktadır. "Kilikya Komanası" diye anılan bu yer, Hititlerin dini merkezlerinin ikincisi olup ilki "Pontus Komanası" idi. Hitit Kralları burada dini ayinlere katılırlardı. Bu dini merkezlerde başrahibin emrinde kadın ve erkek altı bin kişi hizmetgörürdü. Tapınağa vakfedilen zengin toprakların gelirini de başrahip alırdı. Büyük rahiple kral aynı soydandı ve başrahibin Kilikya ve Kappadokya komanalarındaki mevkii kraldan hemen sonra gelirdi. Şar‟da ayakta kalabilen eserler çoğunlukla Roma eserleridir. Bunlar arasında "amfiteatr"; yani kademeli açık hava tiyatrosu bilhassa dikkati çeker. Yukarı mahallenin güneyinde, çayın sol kıyısındaki yamaçta yer alan bu tiyatro bugün bir hayli harap durumdadır. Ayakta kalan bölüm, yüksek bir duvar ile merdiven şeklinde yükselen bazı sıralardır. Bu merdivenlerin altında hem destek vazifesi gören ve hem de vahşi hayvanların barınak yeri olarak kullanılan mahzenler vardır. Bunların bir kısmı halen toprak altındadır. Burada bir diğer önemli eser de Bizanslılardan kalma kilisedir. Kubbesi yıldırım düşmesiyle yıkılmış olan bu tapınak yontulmuş iri taşlarla inşa edilmiştir. "Kilise Mahallesi" diye anılan yerdeki bu Hıristiyan tapınağının ayakta kalan tek bölümü apsis kısmına ait 5 metre yükseklikteki duvardır. Bu binaya ait yerdeki taş bloklar üzerinde çeşitli geometrik motifler ile biri üzerinde bir haç şekli görülür. Şar‟dan günümüze gelebilen en önemli eseri "Alakapı" dır. Bulunduğu mevki bu ad ile anılmaktadır. Büyük mermer bloklardan meydana getirilen 6 metre boyunda ve 3 metre enindeki bu yüksek yapının, Ana Tanrıça Tapınağı‟nın kapısı olduğu tahmin edilmektedir. Tapınak tamamen yıkılmış olmakla birlikte, bu kapının yanı başında görülen üzerleri bitkisel motiflerle süslenmiş cephe ve yan duvar taşları binanın orijinal durumu ve ölçüleri hakkında bir fikir verebilmektedir. Romalılar döneminde Hieropolis adıyla anılan bu yerde başka bina kalıntıları, rölyefler ve kitabeler ile sütun, sütun başlığı, arşitrav ve kemer gibi çeşit çeşit mimari öğeler görülmektedir.

Yücel Gülçiçek


Misis (Yakapınar) Ören Yeri

Yücel Gülçiçek


Misis (Yakapınar) Ören Yeri Misis antik kenti, Ceyhan Nehri kenarında, tarihi İpek Yolu üzerinde kurulmuş, Adana‟dan sonra gelen ikinci bir geçit durumundadır. Misis'in tarihi, antik kentin üzerinde bulunduğu ve Neolitik Çağ‟a tarihlenen höyük ile başlar. Misis‟i Truva kahramanlarından Mopsos‟un kurmuş olduğu söylenmektedir. Hitit, Assur, Makedonya ve Seleukosların eline geçmiş, Roma ve Bizans devirlerinde de önemli bir merkez olmuştur. M.S. 8. yüzyıldan itibaren Abbasiler döneminde yeniden imar edilmiştir. 1517 yılından sonra Osmanlı Devleti‟nin hâkimiyetine girmiş olan Misis‟te bugün ayakta kalmış olan eserler M.S. 4. yüzyıla ait bir bazilikanın mozaik taban döşemeleri, dokuz gözlü bir taş köprü, akropoldeki surlar, sukemerleri ve hamam kalıntıları ile Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalan Havraniye Kervansarayı ve tek kubbeli mescittir.

Yücel Gülçiçek


Magarsos Ören Yeri

Yücel Gülçiçek


Magarsos Ören Yeri

Tarihi çok eskilere dayanan Karataş, askeri ve ticari yollar üstünde kurulmuştur. M.Ö. 1900'lü yıllarda Arvaza ve Huri Krallıklarının, M.Ö. 1530'lu yıllardan sonra da Hitit Krallığı'nın idaresine girmiştir. M.Ö. 1200'lerde önce Kue, sonra da Asur Krallığı'na geçmiştir. Pers, Selevkos, Roma, Bizans, İslam Arapları ve Selçuk Türkleri devirlerini yaşamıştır. Antik devirlerinde "Magarsos" olarak bilinen bu yöre, ortaçağlardan itibaren "Karataş" olarak bilinmektedir. Bir koloni şehri olarak kurulan Magarsous'u Grek, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir iskan yeri olan bölgenin en önemli değerini, tamamı toprak altında kalan ve üzerinde tarım yapılan amfi tiyatronun bulunduğu alan oluşturmaktadır. Coğrafî durumunun avantajıyla Karataş İlkçağlarda işlek bir liman olarak büyük önem taşımaktaydı. Çünkü denize bir çıkıntı teşkil eden tepe, silsilesinin yanındaki adacıklar ön kale ve dalgakıran halinde korunaklı ve emin bir koy meydana getiriyordu. Şehrin sarp mevkii ise korunma düzeninin alınması bakımından doğal imkanlar sağlamakaydı. Magarsos ismiyle anılan eski Karataş şimdikinin takriben beş kilometre batısında, fenerin bulunduğu sırt üzerinde kurulu idi. Bugün harabelerin bulunduğu alan, Magarsos'un limana hâkim muhteşem kalesi ile denize nazır amfi tiyatrosu ve Minerva mabedi yükselmektedir.

Yücel Gülçiçek


Ayas Aigaiai Ören Yeri (Yumurtalık)

Yücel Gülçiçek


Ayas Aigaiai Ören Yeri (Yumurtalık)

Kurulduğu tarih tam olarak bilinmeyen Ayas (Aigaiai) antik kenti Helenistik devirde Bergama‟daki gibi dünyanın üç asklepieion tapınağından biri ile ünlü idi. Roma imparatorluk döneminde gelişmesini devam ettiren Ayas, Ortaçağ‟da doğunun Akdeniz‟e açılan en önemli liman kentlerinden biri olmuştur. Özellikle Ceneviz ve Venedikli tüccarlar Aigaiai Limanı‟nda koloniler kurmuşlardır. Ünlü seyyah Marco Polo Çin seyahati için 1268 yılında bu limandan karaya çıkmış, seyahatini tamamladıktan sonra yine bu limandan gemiye binip Venedik‟e dönmüştür. Ayrıca Ayas ve Atlas kaleleri, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaptırılan üç katlı gözetleme kulesi, Osmanlı ve Roma hamamları kentin tarihi zenginliğini artırmaktadır.

Yücel Gülçiçek


Akören Ören Yeri

Yücel Gülçiçek


Akören Ören Yeri İnsanın hayatında bazı anlar vardır; zamanın bağlayıcılığından istemdışı uzaklaşıp, unutulmayacak anılara dönüşmeyi bekleyen. Bazı mekanlar vardır, zamandan ve günün rutininden koparan. İnsanı kendine çeken, ama yaklaştıkça inadına uzaklaşıyormuş gibi bir bekleyişle davetkar... Adana'nın Aladağ ilçesine bağlı bir belde olan Akören örenyeri de bunlardan biri. Kelimelerin sustuğu, insanın başını döndürecek kadar uçsuz bucaksız ovanın tepelerinden birine kurulmuş Akören beldesindeki Akören (Göveren) örenyeri ve 2 farklı noktada karşılaşılan harabeler gerçekten de tarihe yolculuk... İlk bakışta bir çırpıda varılacakmış gibi dururken, yürüyüşe geçtikten sonra hiç de kolay olmadığını fark ettiğiniz, sırtını yasladığı dağların görsel bir aldatmacası olduğu çok geçmeden anlaşılan, zamandan uzak ama bir o kadar da masallara öykünen fantastik bir mekan. Eğer bir de doğa tutkunu ve tarihe vurgun bir yürek taşıyorsanız, "görmeden, anlatılmaz" destinasyonlardan biri Akören örenyeri.. Akören I ve Akören II olarak adlandırılan iki farklı noktada bulunan harabeler, bölgedeki en ilgi çekici kalıntıları barındırır. Yöresel adı Göveren olarak da bilinen Akören, kimi kaynaklara göre Roma döneminde kurulmuş olan ve bugüne değin yayla olarak kullanılan bir merkez olarak bilinmektedir. Ancak bölgede yapılan araştırmalar, birbirine yakın iki yerleşim bölgesinden oluşan örenyerindeki kilise kalıntılarının, mimari özellikleri ve duvar süslemeleri de göz önünde tutulduğunda Geç Roma ve Bizans döneminden kalma yapılar olduğunu ortaya koymuştur. İki farklı bölge, bugün Akören I ve Akören II olarak tanımlanmaktadır.

Yücel Gülçiçek


Ceyhan-Sirkeli Muvattali Kabartması ve Ören Yeri

Yücel Gülçiçek


Ceyhan-Sirkeli Muvattali Kabartması ve Ören Yeri Adana„nın 40 km doğusunda eski Misis-Ceyhan karayolu üzerinde yer alan Sirkeli köyünde Ceyhan Nehri kenarında bulunan bir höyüktür. Hemen yanında bir kaya kütlesinin üzerinde Muvattali Kabartması bulunmaktadır. Sirkeli Höyük, Kilikya Kapıları üzerinden Suriye„den Orta Anadolu„ya ulaşan tarihi yol üzerinde yer almaktadır. Ceyhan Nehri‟nin karşı yakasında bulunan, bir Ortaçağ Kalesi olan Yılan Kalesi, buradan geçen Bağdat demiryolu ve modern otoyol, Sirkeli Höyük„ten geçen bu tarihi yolun önemini göstermektedir. Sirkeli Höyük, 300×400 m büyüklüğünde ve 30 m yüksekliğindedir. Nehrin diğer yakasında da yerleşimin devam ettiği tespit edilmiştir. Oval bir biçime sahip olan yerleşimin kuzeyinde trapez biçimli bir düz alan ve güneybatıdan kuzeydoğu yönüne doğru devam eden bir kayalık görülebilmektedir. Bu kayalığın kuzeydoğu kenarında iki tane kaya kabartması yer almaktadır.

Yerleşim, Kalkolitik Dönem„den itibaren (yaklaşık M.Ö. 5000„den itibaren), Tunç (M.Ö. 3000–1200) ve Demir Çağları (M.Ö. 1200–300) boyunca, Roma Dönemi„ne (M.S. 100) kadar iskan edilmiştir. Genel olarak, bütün bu buluntular, Sirkeli Höyük„ün, antik kaynaklardan bilinen bir ticaret ve kült kenti olan Lawazantiya olduğuna işaret etmektedir. Mısır Firavunu II. Ramses ile dünyadaki en eski barış antlaşmasına imza atan Hitit kralı II. Hattuşili„nin eşi ve Aşk Tanrıçası Sawuska„nın rahibinin kızı olan Hitit Kraliçesi Puduhepa, bu kentte doğup büyümüştür. Yerleşimin coğrafi açıdan kilit oluşturan bir konumda bulunması, buraya kaya kabartmalarının yapılmasını etkilemiştir.Hitit Kralı II. Muvatalli„yi gösteren kabartma bilinen en eski Hitit kabartmasıdır.

Yücel Gülçiçek


Yılan Kalesi

Yücel Gülçiçek


Yılan Kalesi

Yılan Kale, bugünkü Adana-Ceyhan E-5 Karayolu üzerinde, Misis ile Ceyhan arasında birdenbire yükselen, ovaya hakim bir tepe üzerinde, karayolundan 3 km. içeride yer alır. İç Anadolu' dan gelip Külek Boğazı yoluyla Adana, Misis, Payas ve Antakya' dan geçen tarihi ordu ve kervan yolunun üzerinde bulunan Yılan Kale, dağ kaleleri zincirinin ilk halkasıdır. Yılan Kale, boyutları ve karmaşık tasarımı ile Ortaçağ' ın en etkileyici askeri yapıları arasındadır. Günümüze olabilecek en sağlam şekliyle ulaşan Yılan Kale, yapım karakteri, malzemesi ve Ortaçağ kalesi olması yönüyle Bizans' a dahil edilmektedir. Korunması kolay, düşürülmesi çok güç bir kale olarak bilinen yapının çevresi dıştan 700 m. kadardır ve kale, ikişer katlı 8 yuvarlak burçla tahkim edilmiştir. Burçlar ve araları tamamen mazgallı olup, bu mazgalların ortaları ateş etmek için delikli bırakılmıştır. Edwards, planı üç avluya ayırarak incelemiştir. Edvvards' a göre, daha alt kısımda bulunan iki avlu, güneydoğudaki kanadı korumak amacıyla tasarlanmıştır. Son derece zeki biçimde tasarlanan ve yerleştirilen surlar ile burçlar, dik yamaçların da yardımıyla saldırıyı oldukça güçleştirmektedir. Avluların her birinin tek bir giriş kapısı vardır. Üstte kot farkı zeminden biraz daha yükseltili, korunaklı bölüme, her yönden birer merdivenle ulaşılabilmekte ve her yöne gidiş geliş kolay olmaktadır. Bu kısım en geniş ve yoğun biçimde savunulan birimi oluşturmakta ve garnizona ev görevi yapmaktadır. En yüksek ve en kuzeydeki birimlerinde sarnıçların büyük bir kısmı ve bir şapel bulunmaktadır. Kalenin güneye bakan bir demir kapısı vardır. Ramazanoğlu Beyliği döneminde 1357′den itibaren terk edilen kalenin adı Kovara iken ünlü Türk gezgini Evliya Çelebi 17. yy‟ da yörede Şahmaran Efsanesinden dolayı Şahmaran Kalesi adını vermiş. Daha sonra Yılankale adını alan kale Anavarza, Dumlu ve Kozan Kalelerinin görüş ve alanı içinde yer alıyor.

Yücel Gülçiçek


Dumlu Kalesi

Yücel Gülçiçek


Dumlu Kalesi

Dumlu Kalesi, Ceyhan Nehri'nın 17 km. kuzeybatısındaki Dumlu Köyücivarında, 70 m. yüksekliğindeki bir tepe üzerinde kurulmuştur. Dağ kaleleri zincirinin ikinci halkasıdır; Adana-Kozan kervan yolunu ve birçok kaleyi gözetlemeye elverişli bir konumdadır. Dumlu Kalesi'nin çevresi 800 m.'dir ve at nalı şeklinde 8 burcu vardır. Kaleye giriş kuzeydedir. Kuzey tarafta kayalar düzeltilerek merdiven yapılmış ve bugün izleri yer yer görülmektedir. Ayrıca iç kısımda 3 adet yan giriş mevcuttur.

Dumlu Kalesi'nin ovaya bakan doğu köşesinde bir gözetleme kulesi, ayrıca savunma hendekleri ile surlar bulunmaktadır, içinde 3 adet su sarnıcı mevcuttur. Kalenin doğu, güney ve kuzey kısımları baştan başa tonozlu yapılarla birbirine bağlantılıdır. Düzgün kesme taşlardan yapılmış olan Dumlu Kalesi'si Ortaçağa ait olup, 11-12. yüzyıla tarihlenir. Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu'nca 12.12.1982 tarih ve A- 4031 sayılı kararla tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Yücel Gülçiçek


Ramazanoğlu Medresesi

Yücel Gülçiçek


Ramazanoğlu Medresesi

Ulu Cami Medresesi, kuzey-batı köşesine sokulmuş olan Küçük Mescit ve onun bitişiğindeki muhdes bir yapı sebebiyle düzgün bir plân şeması ve âbidevi bir görünüş arz etmez. Bununla beraber eser sâde ve temiz işçiliği, 19. yüzyılın sonlarında yapıldığını tahmin ettiğimiz sekiz sütun üzerine piramidal örtülü şadırvanı ile ferah bir görünüşe sahiptir. Eski kayıtlarda ismi "Eski Medrese" olarak geçen bu eser, Ulu Cami‟nin doğu tarafında yer almaktadır. Bir kenarı 23.00 m. uzunluğunda kareye yakın bir avlunun doğu, batı ve güney taraflarında hücrelerin, kuzey tarafta ise arka arkaya iki kubbenin örttüğü dershane eyvanının yer aldığı medresenin doğu-batı yönünde uzunluğu dıştan dışa 32.80 m.'dir. Beşik tonozlu ve kısa bir dehlizden sonra avluya açılan batıdaki kapı sâde ve hücrelerden biraz yüksek yapılmıştır. (Resim 36) Girişin güneyinde bulunan ve eskiden medresenin mutfağı olarak kullanıldığını tahmin ettiğimiz, ancak şimdi “Tuvalet” haline getirilen iki hücreden köşedekine bir aydınlık feneri konulmuştur. Daha küçük olan diğer hücre bütün kıble kanattaki talebe hücreleri gibi birer mazgal pencere, ocak ve dolap nişi ihtiva etmekte olup 3.000 x 3.85 m. ölçüsündedir. Bununla beraber kıble hücreleri batıdaki odalardan daha küçük ve kare plânlı (2.70x2.70) olarak yapılmıştır. Doğu kanattaki hücrelerden köşedekiler hâriç, diğerleri güney kanat hücreleri ile aynı genişliğe sahiptir. Diğerleri gibi içten beşik tonozla, dıştan oluklu kiremitlerle örtülmüştür. Ancak, köşedeki odada iki, güneyden itibaren üçüncü ve beşinci odalarda birer niş diğerlerinden fazladır. Kıble taraftaki hücrelerinde biri avluya, diğeri sokağa olmak üzere ikişer pencere bulunmaktadır.

Yücel Gülçiçek


Ramazanoğlu Konağı

Yücel Gülçiçek


Ramazanoğlu Konağı

Haremlik, bütün çabalarını Çukurova'nın Türkleştirilmesi için sarf eden Ramazanoğulları'nın mütevazı beyliğinin en güzel ifâdesi olmasından başka, Mısır'daki Memlûklü konaklarını hatırlatan önemli bir eserdir. Ulu Câminin güneydoğusunda bulunan ve 1983 yılında restore edilen eser, Ramazanoğulları ailesinin konağı idi. "Vakıf sarayı" adıyla da bilinen evin eskiden yanında beyliğin idare merkezi olduğu anlaşılan ve halk arasında "Selamlık" olarak bilinen, fakat günümüzde sâdece kubbeli bir mekânı ve hamam olduğu anlaşılan bir kısmı ile gelebilen bir yapı bulunmaktaydı. Yapı Ziyapaşa parkına bakar. Güney cephesinde bulunan kapı üstündeki kitabesine göre Ramazanoğlu Halil Bey tarafından yaptırılmıştır. Aslında tek katlı olduğu sanılan yapı halen iki katlı üzeri çatılı bir binadır. Alt kat düzgün kesme taş, üst kat tuğla ile inşa edilmiştir. 16.00x10.50 m. ölçüsünde dikdörtgen bir plâna sahiptir.

Haremliğin güney kapısı üstündeki kitabe eserin H. 900 yılı Şaban ayında (Nisan 1495) yapıldığını göstermektedir. Ne var ki bu târih, konağın tamamına ait olmamalıdır. Zira "L" şeklinde bir plân arz eden Haremliğin batı duvarının orta yerdeki yarım sivri kemerli bir kapının kuzeyinde bulunan kısmı, hafifçe çarpık olduğu gibi, sonradan örülerek iptal edilen bu kapı da doğu-batı istikâmetinde uzanan bir dehlize açılmaktadır. Böylece eser, zemin katta bu dehlizin ikiye böldüğü farklı iki kısımdan meydana gelmektedir. Bu durum, daha önce mevcut olan kuzeydeki bir yapıdan yararlanmak niyeti ile alakalı olmalıdır.

Yücel Gülçiçek


Ramazanoğlu Çarşısı

Yücel Gülçiçek


Ramazanoğlu Çarşısı

Ramazanoğlu Halil Bey`in kurduğu yeni Adana şehrinin çekirdeğini oluşturmaktadır. 15.yy`da kurulan çarşı tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan Adana`nın en canlı ticaret merkezi olmuştur. Halen bu önemini sürdürmektedir. Ramazanoğlu külliyesi içinde geniş bir alana yayılır. 16.yy.‟ dan beri ticaret merkezidir. Osmanlı döneminde özel malların satıldığı kapan denilen üç tarafı çevrili, önü açık dükkanlar; atölyeler ve hanlar vardı. Bugün ise, iki bedesten, sadece portali ayakta kalmış Gön Hanı ve Çarşı Hamamı bulunmaktadır.

Yücel Gülçiçek


Saimbeyli Şehitliği

Yücel Gülçiçek


Saimbeyli Şehitliği

Milli Mücadele sırasında Saimbeyli‟yi Fransızlardan kurtarmak için yapılan çarpışmalarda şehit olan 80 kişinin mezarı Saimbeyli‟de bulunmuştur. Bu nedenle de buraya 1946 yılında bir anıt dikilmiş ve bu anıt 1968‟de Milli Savunma Bakanlığı‟nca onarılmıştır.

Yücel Gülçiçek


Çarşı Hamamı

Yücel Gülçiçek


Çarşı Hamamı

Büyük Saat Kulesi'nin karşısında bulunan Çarşı Hamamı Ramazanoğulları'ndan Pirî Paşa tarafından 936 H. (1529) tarihinde yaptırılmıştır. İri bir yapı olmasına ve ana cadde üzerinde yer almasına rağmen, ön yüzüne bulunan dükkanlar nedeniyle, neredeyse görülemez durumdadır. Özel şahıslar tarafından işletilmeye devam eden hamam, yarım gün kadınlara ve yarım gün erkeklere hizmet vermektedir. Tek hamam halindeki eserin ilk bölümünü oluşturan soyunmalık, kare plânda kalın kesme taştandır. Üst örtüyü oluşturan büyük baldaken kubbe ortasında bırakılmış olan aydınlık feneri içeriye bol ışık girmesini sağlamaktadır. Soyunmalık kısmının güney duvarı üzerindeki büyük kemer adeta bir eyvan şeklinde yapılmıştır. Güney ve kuzey duvarlarda bulunan büyük nişler küçük birer hücre şeklindedir.

Yücel Gülçiçek


Tepebağ Evleri

Yücel Gülçiçek


Tepebağ Evleri

Adana nüfus yapısında çoğunluğu oluşturan Türkmen ve Yörüklerin 19. yüzyıl ortalarına kadar konar-göçer olarak yaşamaları ve Seyhan nehri kenarındaki yapıların taşkınlarla sürekli yıkılması ve yeniden yapılması nedeniyle Adana kent mimarisi bu dönemlere kadar fazla gelişememiştir. Genellikle tek katlı ve kerpiçten evlerin olduğu şehir, Seyhan nehrinin ıslahı, bölgedeki pamuk üretiminin gelişmesi ve beraberindeki sanayileşme sayesinde hızla gelişme sürecine girmiş, Adana’da ekonomik yapının gelişmesine paralel olarak mimari de etkilenmiştir. Kerpiç evlerin yerlerini daha dayanıklı ve görkemli kagir ve karkas sistemli 2-3 katlı evler almıştır. “Geleneksel Adana Evleri” veya “Tepebağ Evleri" olarak adlandırılan bir yapı tarzı oluşmaya başlamıştır.

Yücel Gülçiçek


Kurtkulağı Kervansarayı

Yücel Gülçiçek


Kurtkulağı Kervansarayı

Adana-Halep kervan yolu üzerindeki Kurtkulağı Menzilinde bulunan kervansaray, bir Osmanlı menzil handır. Kervansaray bir kale sağlamlığında gayet kalın ve sağlam duvarlara sahiptir.

Ceyhan'ın 12 km. güneydoğusunda Kurtkulağı Beldesi'ndedir. Adana Müzesinde bulunan kervansaray kitabesine göre eser 1659'da Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmış olup, mimarı Mehmed Ağa'dır. Adana-Halep kervan yolu üzerindeki Kurtkulağı Menzilinde bulunan kervansaray, bir Osmanlı menzil handır. Kervansaray bir kale sağlamlığında gayet kalın ve sağlam duvarlara sahiptir. Büyük bir dikdörtgenden oluşan planı Doğu cephede klasik kervansaray mimarisinden farklı özellikler taşımaktadır. Üç yanda saçak hizasına kadar kuvvetli payandalarla takviye edilmiş olan beden duvarlarının tamamı taştandır. Doğu cephedeki çıkıntıları hariç, 45,75 X 23,60 metre ebadındaki kervansarayın planını, enine uzanan iki sıralı payelerin birbirlerine sivri kemerlerle birleşmesi ve bütün üst örtüyü teşkil eden boyuna uzanan beşik tonozlar meydana getirmektedir.

Yücel Gülçiçek


Büyük Saat Kulesi

Yücel Gülçiçek


Büyük Saat Kulesi

Yapımına 1881 yılında Ziya Paşa'nın valilik döneminde başlanan ve 1882 yılında Vali Abidin Paşa tarafından tamamlanan Adana Saat Kulesi, 32 metre yüksekliği ile Hükümet Meydanı Ali Müfit Caddesi üzerine Adanalılar'ı selamlıyor. Yüzey kenarı 8 metre genişliğinde olan kulenin tepesinin dört yanı saat kadranı ile kaplı. 1925'te Almanya'dan getirilen saat makinesiyle yenilenen saat kulesinin, yapımı sırasında kiremit kaplı olan çatısı bugün çeşitli anten ve alarm düdüğü gibi aygıtlarla donanmış. Adana'nın "Büyük Saati"nin üzerinde "Societe Jntibah Tourhan Djemala a co Adana Turkei" yazıları bulunan dev çan ise görmeye değer güzellikte motif ve kabartmalar taşıyor. Önceki yıl Adana'da yaşanan depremden hasar gören saat kulesinde; kule taşları arasında ileri geri çıkmalar, oynamalar, duvar sıvalarında dökülmeler meydana geldi. Adana‟ya ilk saat Abidin Paşa‟nın çabasıyla girmiş oldu(1882). Saat kulesinde her saat başı, vakit belirleyen güçlü ses, kentin birçok yerinden duyulurdu. Resmi dairelerdeki görevliler, işe başlama ve işten ayrılma saatlerini burdan buna göre ayarlardı. Hele namaz vakitleri kolaylıkla belirlenirdi. Dönemin şarilerinden Fani Efendi kuleyi, o zamanlar şu dörtlükle anlatır:

Bir muazzam eserdir ki, misli yok, naziri yok, Zahiren saat çalar, manen hükümet seslenir. Ol cenabı Abidine eyler dua; Çünkü andan ruz-u şeb vakt-i ibaret seslenir.

Yücel Gülçiçek


Taşköprü

Yücel Gülçiçek


Taşköprü

Seyhan nehri üzerinde bulunan tarihi taş köprü Roma dönemi eserlerinden biri. Adana şehrini ikiye ayıran bu güzel nehir üzerinde yer alan köprü Hadrianus zamanında mimar Auxentus‟a yaptırılmış. Köprü 310 m uzunluğunda 11.5 m genişliğinde. Eskiden gövdesinde asılı duran Latince kitabe bugün ziyaretçileri için Adana Arkeoloji müzesinde sergileniyor. Yapı pek çok kez sel deprem gibi doğal afetler yüzünden onarım görmüş. 17 yy. da çeşitli onarımlar gördü. Aslında yapının orijinalinde 21 göz olmasına rağmen bugün bir çok gözü kapalı durumda. Günümüzde ancak 14 gözünden sular akıyor. İlk onarım sırasında taş korkuluk yerine metal korkuluklar kullanılmış. 2007 de yapılan yenilemede aslına uygun şekilde tekrar dizayn edildi. Bölgedeki halk köprüye hem Taşköprü hem de Seyhan Köprüsü ismi ile anıyor. Eski çağlarda köprünün yakınına Akdeniz de gezinen küçük ticaret gemileri yanaşıyordu. Kış aylarında güldür güldür akarken yaz aylarında kurumaya yaklaşan bir nehrin üzerinde akıyor. Adananın simgesi kabul edilen yapı taşıt trafiğine kapalıyken yayalara hala hizmet veriyor.

Yücel Gülçiçek


Bahri Paşa Çeşmesi

Yücel Gülçiçek


Bahri Paşa Çeşmesi

Dönemin Adana Valisi Bahri Paşa, Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit‟in Tahta çıkışının 25‟inci yılı anısına yaptırdığı bir çeşmedir. Yapıldığı yer, Kuruköprü. ( Şimdiki Çetinkaya Mağazası önünde bulunan dönel kavşaktaki fıskiyeli havuzun yeri.) Tarihi çeşme 1901 yılında büyük bir törenle açıldı. Çeşme 1950‟li yılların başına kadar kullanıldı ve yerini muhafaza etti..1950'li Yılların başında ise, belediye tarafından yol yapım ve genişletme çalışmaları bahanesi ile yıktırıldı. Taşları ve kitabesi Etnografya müzesinde koruma altına alınmıştır. 1992 Yılında aslına uygun olarak, Mimar Zeynep Çavuşoğlu tarafından, tasarı ve yapımı gerçekleştirilerek, Atatürk Parkının yanındaki, Büyükşehir Belediyesi 75‟inci Yıl Sanat Galerisi yanında, Vali Recep Birsin Özen‟in katılımıyla açılışı gerçekleştirildi.

Yücel Gülçiçek


Kozan Kalesi ve Manastırı

Yücel Gülçiçek


Kozan Kalesi ve Manastırı

Kale, kalkerden meydana gelen oldukça dik bir tepe üzerinde bulunmaktadır. 400 m. rakımlı olan bu tepe ilçeye hakim bir konumdadır. Çukurova‟nın en önemli kalelerinden biri olan Sis Kalesi, “Amphitheatre” şeklinde inşa edilmiş olup, Ermeni mimari karakteri arz etmektedir. Kalenin alçak surları, Tarsus Kalesi örnek alınarak yapılmıştır. Kozan Kalesi, bazı devirlerde (Küçük Ermeni Prensliği ile Selçuklu Imp. Dönemlerinde) tamirattan geçmiştir. Günümüzde ise oldukça sağlam bir yapıdadır. Sis Kalesi‟nin, çeşitli kaynaklarda, Asurlular tarafından yapıldığı ve sonradanda bir çok el değiştirdiği belirtilmektedir. Fakat, Asurlular‟ın, Çukurova bölgesine 50-60 yıl gibi kısa bir süre egemen oldukları ve bölgeyi sömürge olarak kullandıkları göz önünde tutulur ise, bu yukarda belirtilen bilgiye şüphe ile bakmak gerekmektedir. 700 yıla yakın bir süre bölgeye hakim olan Hititler‟in de bu kaleyi yapmış olabileceği düşünülebilir. Yörede bulunulan birçok antik şehir ve kale kalıntıları ile ilgili tarihi ve arkeolojik araştırmaların yetersizliği, araştırmacıları farklı düşüncelere sevk etmiştir. Dileğimiz, ilçe ve yakın çevresindeki bilimsel araştırmaların bir an önce başlatılması yönün dedir. Yörenin en eski kalelerinden biri olan Kozan Kalesi, “Dağ kaleleri” zincirinin dördüncü halkasını teşkil etmektedir. Kalenin, iki grup halinde inşa edilmiş 44 kule ve burcu bulunmaktadır. Güney kesimindeki tepede bir iç kale (Ahmedek) vardır. Kalede 20–30 basamak merdivenle inilen mahzenler ve gizli yollar mevcut tur. İç kale de dahil altı bölümden oluş maktadır. Bütün bölümleri birbirine bağlayan kapılar vardır. Kalenin su ihtiyacı ise, büyük su sarnıçları sayesinde karşılanmakta idi. Sis kalesi, kuzey ve güney olmak üze re iki ayrı kale grubundan oluşur. Bu bölümler bir sur ile birbirine bağlanmıştır. Daha dışarıda olan ikinci sur ile Ermeni Katolikosluğu‟na merkezlik yapan kiliseyi, kiliseye ait kütüphaneyi, misafirhane yi ve keşiş odalarını çevreler. Kalede Asur, Roma ve Ermeni dillerinde yazılmış bir kaç yazıt bulunmuştur. Bu yazıtlar kalenin, tarih çağlarından günü müze kadar çok sayıda el değiştirdiğini, ortaya koyar. Kozan Kalesinden Anavarza, Karasis ve Andıl kalelerinin görüldüğü bilinmektedir. Ayrıca berrak bir havada Akdeniz „in bile görülebileceği söylenmektedir. 1952 yılında, kalenin ana giriş kapısına kadar varan, 1,5 km kadar bir yol yapılmıştır. Bu yol şu anda asfalt durumdadır.

Yücel Gülçiçek


İpek Yolu

Yücel Gülçiçek


İpek Yolu

İpek endüstrisi, eski çağlardan beri birçok milletin hayatında çok önemli bir yer tutmuş; Uzak Doğudan gelen ipek ve baharat, Bat dünyası için, uluslararası ilişkilerde önemli bir rol oynamıştır. İpek, ayrıca, Doğu kültürünün Batı tarafından tanınmasını da sağlamıştır. Doğunun ipeği ile baharatının kervanlarla batıya taşınması, Çin'den Avrupa'ya ulaşan ticaret yolların oluşturmuştur. Orta Çağda, ticaret kervanları, şimdiki Çin'in Xian kentinden hareket ederek Özbekistan'ın Kaşgar kentine gelirler; burada ikiye ayrılan yollardan ilkini izleyerek Afganistan ovalarından Hazar Denizine; diğeri ile de Karakurum Dağlarını aşarak İran üzerinden Anadolu'ya ulaşırlardı. Anadolu'dan deniz yolu ile veya Trakya üzerinden karayolu ile Avrupa'ya giderlerdi. Doğudan batıya doğru gelişen bu ticari harekette, daha önceki çağlardan beri kullanılmakta olan bir yol şebekesinden yararlanılmıştır. Yoğun bir şekilde ipek, porselen, kağıt, baharat ve değerli taşların taşınmasının yanında kıtalar arasındaki kültür alışverişine de imkan sağlayan bu binlerce kilometre uzunluğundaki kervan yolları, zaman içinde ''İpek Yolu'' olarak adlandırılmıştır. İpek Yolu, Asya'yı Avrupa'ya bağlayan bir ticaret yolu olmasının ötesinde, 2000 yıldan beri bölgede yaşayan kültürlerin, dinlerin, ırkların da izlerini taşımakta ve olağanüstü bir tarihi ve kültürel zenginlik sunmaktadır. Orta Asya Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanmalarından sonra, İpek Yolunun hem bir ticaret yolu, hem de tarihi ve kültürel değer olarak yeniden canlandırılması gündeme gelmiş, bu yol boyunca inşa edilmiş ve artık kullanılmayan yapıların, yeni işlevler kazandırılarak korunmaları ve yaşatılmaları için çalışmalar başlatılmıştır.

Yücel Gülçiçek


Ulu Camii ve Külliyesi

Yücel Gülçiçek


Ulu Camii ve Külliyesi

Ulu Cami olarak bilinir. Ziya Paşa Parkı ve Türbesi yakınlarında bulunmaktadır. Caminin kitabelerinden yapımına 16. yy‟da Ramazanoğlu Halil Bey tarafından başlandığı ve ölümünden sonra oğlu Piri Mehmet Paşa tarafından tamamlandığı öğrenilmektedir. Caminin mimarisi Selçuklu, Memlük ve Osmanlı dönemlerinin usluplarını üstünde taşır. Sekizgen bir yapıda bulunan caminin duvarları siyah beyzan mermer taşlarla bezelidir. Caminin batı kapısı Selçuklu mimarisi özelliklerini taşır. Bu kapının üzerinde iki adet yılan kabartması olan bir kubbe ile bir yazıt bulunur. Alanı, ön bahçesiyle birlikte, 32.50×34.50 m boyutlarında olan caminin 16. yy. dan kalma çinileri meşhurdur. Cami, Osmanlı döneminde de onarımlar görmüştür. Camiye dahil olan ve 16.yy çinileri ile kaplı olan türbe Ramazanoğulları ailesi için yaptırılmıştır. Türbede 1510 yılında ölen Halil bey, oğlu Piri Paşa ve onun oğlu Mustafa yatar. Caminin hemen yanında olan Medrese Kısmı bugün öğrenci yurdu olarak kullanımaktadır. Güzel bir avlusu vardır. Evliya Çelebi; Ramazanoğulları Camii dört büyük sütun üzerine oturan yüksek kubbeli olarak yapılmıştı. Kubbenin tepesindeki alemin parlaklığından gözler kamaşır. Caminin içi dışı tamamen çinidir. Mihrap ve minberini tarif etmek güçtür. İçerisinde çok değerli avize ve kandiller vardır. Müezzin mahfeli ince sütunlar üzerinde oturtulmuş bir köşk gibidir. Avlusu küçük renkli taşlarla döşenmiştir. Avlunun çevresinde yirmi üç sütuna oturan yirmi kubbeli ve halılarla döşeli bir sofa bulunmaktadır. Caminin sol yönünde kurşun örtülü bir kubbe içinde Ramazanoğlu gömülüdür.

Yücel Gülçiçek


Hoşkadem Camii

Yücel Gülçiçek


Hoşkadem Camii Kozan ilçesinde, çarşı içinde bulunmaktadır. Hoşkadem Camii, Adana ili Kozan ilçesi merkezinde yer alan, Çukurova‟nın Türklerin eline geçtiği ilk yılların eseri olması bakımından önemli bir yapıdır. Caminin Kuzey kapısı üzerinde bulunan kitabesinde, Mısır Kölemen Sultanı Melik Zahir Seyfeddin Çakmak ümerasından Emir Abdullah Hoşkadem tarafından 852 H. (1448) tarihinde yaptırılmış olduğu kaydedilmektedir. Mısır‟da Türk hükümdarlarından olan Seyfeddin Hoşkadem (Es sultan el Meliki Zahir Seyfeddin Hoşkadem en nasır Eruni) unvanı ile 860–872 H. tarihinde hükümdar olmuştur. Camiye bu zat tarafından birçok vakıflar yapılmış olduğu ve bundan dolayı da camiye Hoşkadem ismi verildiği düşünülmektedir. Bütünü ile dikdörtgen plan teşkil eden ve ulu camiler sınıfına dahil olan eserin gerek kesme taştan yapılmış beden duvarları üzerindeki kapı, pencere gibi organlarda kullanılmış olan formlar ve gerekse üst örtüyü teşkil eden kubbe Türk mimari anlayışına yabancı kalmakta ve daha çok Memluk mimari özelliklerini göstermektedir. Kesme taştan yapılmış olan duvarlarda çok az pencere vardır. Onbir basamak merdivenle çıkılan cümle kapısı iki dilimli büyük bir kemerin teşkil ettiği niş içinde renkli mermerden geçmeler halinde yapılmıştır. Yay kemerli cümle kapısının üzerinde büyükçe bir kartuş içine yazılmış üç satırlık inşa kitabesi bulunmaktadır. Mekan taksimatı bakımından ulu camilerin plan şeması uygulanmış olan eserde, orta kısımda yer alan kare planlı ve dört kalın payenin taşıdığı büyük kubbeli kısım bulunmakta ve bunun dört yanında bir haç teşkil eden çapraz tonozlu yan bölümler büyük kemerlerle orta kısma açılmaktadır. Dört köşede kalan kısımlar da gene tonozlarla örtülmüş, kıble duvarı ortasında bulunan mihrabın önündeki bölüm ise ortadaki büyük kubbeden daha küçük ölçüde ikinci bir kubbe ile kapatılmıştır. Mihrap önündeki kubbe Anadolu‟daki diğer ulu camilerde daima görülen bir husustur. Diğer taraftan orta kısmın üzerini örten kubbe şekil itibariyle çok değişik bir tarz olarak karşımıza çıkmaktadır. Üst üste iki kubbe halinde olan orta kubbeden alttaki büyük, üstteki ise daha küçük ölçüde yapılmıştır. Bu şekil kubbe Türk mimarîsinde fazlaca görülmemekle beraber orijinal olmadığı kanaatini vermektedir. Bu şeklin muhtemelen, orta kısmı örten büyük kubbenin üzerinde vaktiyle bir aydınlık feneri bulunmakta iken, sonradan yapılan onarımlarda fener kısmına da bir kubbe yapılmak suretiyle üst üste iki kubbeli hale getirilmek suretiyle bu şekli aldığı sanılmaktadır.

Yücel Gülçiçek


Yağ Camii

Yücel Gülçiçek


Yağ Camii

Yağ camii den Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Eski Camii olarak nitelendirmiş olsa da Yağ camii günümüzde ki ismini daha önce ki zamanlarda kapısı önünde kurulan yağ pazarından almıştır. Eski Belediye Caddesi üstünde Büyük Çarşı semtinde olup, bitişiğindeki medrese ile birlikte bir külliye teşkil etmektedir. Evvelce bir kilise iken, camie çevrilmiş olan bu yapının asıl adı Eski Camidir. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde de Eski Cami diye bahsedilmekte ise de; camiin kapısı önünde vaktiyle yağ pazarı kurulmuş olduğundan Yağ Camii adını almıştır. Cami in hemen bitişiğinde yer alan medrese kapısı üzerindeki kitabede, eserin 1501 yılında Ramazan oğlu Halil Beyin emri ile camiye çevrildiği ve bu tarihten 57 yıl sonra da buraya Piri Paşa tarafından medresenin yaptırıldığı okunmaktadır. Minarenin inşası ise kilisenin camiye çevrilişinden 24 yıl sonrasına, yani 1525 yılına rastlamaktadır. Bölgenin etkisine uyularak bu eserde de büyük bir son cemaat yeri bulunmakta olup, son cemaat yerinden sonra camiin harım kısmına üç kapı açılmaktadır. Caminin planı enine dikdörtgen şeklindedir. Bu dikdörtgen mekan, kuzey – güney yönünde ikişerden dört sütun sırası ile beş sahına bölünmüştür. Yüksek kemerleri taşıyan, boyları bir metreyi geçmeyen bu çok basık sütunlar camiye loş bir hava vermektedirler. Spoli ve çok alçak olan sütunlar sivri kemerlerle birbirine bağlanmaktadır. Sahınların üzerini beşik tonozlar örtmektedir ki bu da Ulu Camilerde daima görülen bir özelliktir.

Yücel Gülçiçek


Yeni Camii

Yücel Gülçiçek


Yeni Camii

Adana Özeller Caddesi‟nde bulunan bu caminin avlu kapısı üzerindeki iki yazıttan 1724‟te Adana‟nın zenginlerinden Abdülrezzak Antaki‟nin camiyi, 1729‟da Abdullah bin Ali Paşa‟nın da minaresini yaptırdığını öğreniyoruz. Halk arasında Antaki ismiyle de tanınan bu camide Memluklu mimarisinin etkileri açıkça görülmektedir. Dikdörtgen plân düzeninde, kesme taştan caminin güney duvarı taş işçiliği ile dikkati çekmektedir. İbadet mekânı iki paye ve dört sütunun taşıdığı 10 küçük kubbe ile örtülüdür. Yakın tarihlerde de caminin önüne oldukça geniş bir son cemaat yeri eklenmiştir.Güneybatı yönünde şerefesi saçakla örtülü, gövdesi zikzak süslemeli minaresi bulunmaktadır.

Yücel Gülçiçek


Akça (Ağca) Mescidi

Yücel Gülçiçek


Akça (Ağca) Mescidi

Mescit, içini örten kubbenin üzerindeki kiremitlerin yeşil oluşundan dolayı Yeşil Mescit ismini almıştır. İçeriyi örten kubbenin üzerindeki kitabede 1165 H. tarihi ile mescidin banisi Hacı Mahmudun ismi yer almaktadır. Tepebağ Mahallesi 20. Sokakta Gazi İlkokulu yanında bulunan Ye­şil Mescit, Gencizadeler tarafından 11651167 H (1746-1748) tarih­leri arasında inşa edilmiştir. Mescidi örten kubbenin üzerindeki kitabede 1165 H. tarihi ile mescidin banisi Hacı Mahmudun ismi yer almaktadır. Mescit, içini örten kubbenin üzerindeki kiremitlerin yeşil oluşundan dolayı Yeşil Mescit ismini almıştır. Plânı araziye uydurma zorunluluğu sebebi ile, altına bir de bodrum kat yapılmış olup, esere doğu duvarın uzantısı ve mescidin yan duvarı boyunca devam eden avlu duvarının sonunda ki yay kemerli bir kapıdan girilmektedir. Kuzeyinde küçük bir avlusu bulunan ve sarı küfeki taşından yapılmış olan eser, kare planlı ve tek kubbeli mekanı ile Adana ve civarında sık rastlanan mescitlerden birini teşkil etmektedir. Mescid içinde, dört kenarda, dört büyük kemerin takviye ettiği büyük nişler mekanı sınırlamakta ve kemerler üzerine üst örtüyü teş­kil eden kubbe oturmaktadır. Kıble duvarının ortasında, beden duvarlarından hafif çıkıntı yapan mihrabın üç kenarı, iki dizi ha­linde bordürlerle çevrilmiştir. Mihrap nişinin köşeleri ise gene tez­yini mahiyette baklava motifli sütunçelerle süslenmiş olup, mihrap ni­şinin üzeri kademeli mukarnaslarla yukarı doğru daralarak sivrilmek­tedir ve camideki tek bezeme unsurudur. Eserin giriş kapısının üzerindeki kitabeden başka kıble duvarı üzerinde de bir kitabesi daha bulunmaktadır. Bu kitabeden 1165 ve 1169 H. (1750) tarihleri okunmaktadır. Böylece 1165-1167 H. (1746-1748) tarihleri arasında yapılmıştır 1965 yılında Vakıflar Genel Mü­dürlüğünce restore edilen eser.

Yücel Gülçiçek


Bebekli Kilise

Yücel Gülçiçek


Bebekli Kilise 1880-90 yılları arasında yapılan kilisenin esas ismi Saint Paul‟dür. Kilisenin tepesinde Meryem Ana‟nın 2.5 metrelik tunç heykeli bulunmaktadır. Heykelin bebeğe benzemesi nedeniyle halk arasında Bebekli Kilise olarak bilinir. Kilise hem Katolik Cemaati, hem de Protestan Cemaati tarafından müşterek bir şekilde kullanılmaktadır. Adana da ki tek kilise olma özelliğine sahiptir. (Galeria İş Merkezi Arkasındaki Kilise Olarak Kabul Edilmemektedir). Tek kilisenin Saint Paul Kilisesi olmasının nedeni ise günümüzde hristiyan topluluklarının Adana‟da yok denecek kadar az olmasından kaynaklanıyor. 100-150 yıl öncesinde yahudi, Ermeni ve hristiyan topluluklarının fazla olduğu Adana‟da, 1889 yılında; 2 Ermeni kilisesi, 1 Latin kilisesi, 1 Protestan mabedi, 1 Sinagog olduğu olduğu söylenmekte. Ermeni kiliselerinden birisi bildiğimiz Bebekli Kilise, Diğeri ise şu anda Abidinpaşa Caddesi‟nde bulunan Merkez Bankası‟nın yerindeymiş. Latin kilisesi ise şu anda Etnografya Müzesi olarak hizmet vermektedir.

- Merkez Bankası'nın yerinde yer alan Azize Meryem-Ermeni Kilisesi. Bugünümüzde artık sadece tarih sayfalarında yer alan bu kilise'den geriye kalan tek iz, Abidinpaşa caddesinde Taşköprü yönünde ilerlerken Merkez Bankasını geçince soldaki ilk sokağa girince, yakl. 20 m. ileride sağda bulunan oto yıkamanın Abidinpaşa caddesi(Güney) yönüne bakan sur şeklindeki bahçe duvarı kalıntısıdır. Bu kilisenin ayrıca Büyüklerimizce - maallesef - "Kanlı Kilise" olarak anılmasına sebep olan üzücü bir namı bulunmaktadır. Kanlı Kilise ve Şişmanyan Güzel Adanamızın Fransız işgalini yaşadığı o karanlık günlerde kendini Ermeni Genel Kuvvetler Komutanı olarak lanse eden Manok Şişmanyan adındaki bir Ermeni cani şehirde terör estiriyordu. Kendine özgü bir polis ve jandarma örgütü kuran Şişmanyan, Fransızlardan aldığı cesaret ile Adana da Türk nüfusunu ortadan kaldırmayı planlıyordu. Aslen Kafkasyalı olan bu Ermeni daha önceleri de Rus Ordusunda görev yapmıştı. Bu cani ruhlu Ermeni Komutanı bugünkü Merkez Bankasının bulunduğu yerdeki Ermeni Kilisesinde öldürdüğü masum Türklerle ün kazanmıştı. Her dinde kutsal sayılan ibadethane, bu Ermeni tarafından bir ölüm merkezi olarak kullanılıyordu. Emrindeki sözüm ona kolluk güçleri hergün sokaklarda yakaladıkları 3-4 Türkü bu kiliseye getiriyor ve inanılmaz işkencelerle katlediyorlardı. Şişmanyan ın karargahı olan sarı Konak ve Ermeni Kilisesine götürülen Türkler çengellere asılarak günlerce işkence edildikten sonra canice öldürülüyordu. Adı ve ölüm şekli bilinen bazı Adanalılar şu şekilde katledilmiştir; - Tahtalı Cami imamı Külahizade Hoca Mehmet Efendi ve oğlu makinist Kadir. Hocanın boğazına sarığını dolanıp kırbaçlanarak kiliseye götürülmüş, güpegündüz kol ve bacakları kesilerek katledilmiştir. -Nalbant Halil Usta, kafasına nalbant çekici vurularak katledilmiştir. -Eski hamam Mahallesi muhtarı Mustafa Efendi ve -Arabacı Hasan yine benzer şekilde katledilmiştir. Bu kilise o kadar kötü bir ün kazanmıştı ki evleri zorla gasp edilen Türklere kiralarının bu kilisede ödeneceği söyleniyordu. Dolayısıyla zavallı halktan hiç kimse bu kilisenin yakınlarına dahi gidemiyordu. Zeki Ener‟in Tepebağdaki evi aynı şekilde gasp edilmiş ve Ermeni okulu yapılmıştı. Kontrat yapılması için Fransızlar tarafından hükümete çağrılan Zeki Ener‟e kiracı sıfatıyla Şişmanyan tarafından parasını alması için kiliseye çağrılmıştır. Zeki Ener başına gelecekleri bildiği için kiliseye gitmemiştir. Bu Ermeni Kilisesi tam bir terör merkeziydi. 13 Mart 1920 tarihinde bu kilisenin Piskoposu Muşeg‟in evinde çok büyük bir patlama oldu. Bu patlama sonrası evden papazın, kardeşinin, Arşak‟ın ve 5 Ermeni‟nin cesedi çıkarıldı. Yıkıntılar arasında yapımı yarım kalmış 600 bomba, 8 Alman mavzeri ve binlerce mermi bulundu. Bu silahlar ve bombalar Türklere karşı kullanılacaktı. 5 Ocak 1922 tarihinde Adana‟nın işgal günleri sona eriyordu fakat bu kilisenin duvarlarındaki kan izleri hala duruyordu. Bu nedenledir ki Abidinpaşa caddesinde bugünkü merkez bankasının olduğu yerdeki bu kiliseye Adanalılar tarafından KANLI KİLİSE ismi veriliyordu. Bugün sözde soykırım iddalarıyla dünya kamuoyunu yanıltmayı hedefleyen Ermenilerin Adana da yaptığı katliamların çok küçük bir bölümünü oluşturan Kanlı Kilise olayları tarih önünde Ermeni Komitacıların ( Kamavorlar) Türklere yaptığı vahşiliği göstermesi açısından manidardır.

Yücel Gülçiçek


Yeşil Oba Şehitliği

Yücel Gülçiçek


Yeşil Oba Şehitliği

Milli Mücadele sırasında, 1920 yılının Haziran ayında büyük çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu yüz kadar Türk‟ün yolu Sarıhamzalı ve Yolgeçen köyleri civarında Ermeniler tarafından kesilmiştir. Bu gurup Ermenilerce Kahyaoğlu çiftliğine götürülmüş ve orada öldürülmüşlerdir. Bu katliamdan sadece bir kadın ile iki çocuk kurtulabilmiştir. Bu katliamın yapıldığı yere 1955 yılında Türkiye Kuva-i Milliye Mücahit ve Gaziler Cemiyeti‟nce bir anıt yaptırılmıştır.

Yücel Gülçiçek


Küçük Dikili Köyü Şehitliği

Yücel Gülçiçek


Küçük Dikili Köyü Şehitliği

Kurtuluş mücadelesi sırasında ermeni komitacılar Anadolu‟nun birçok yerinde yaptıkları gibi Adana‟nın Küçük dikili beldesinde de büyük katliamlar yapmışlardır. İşte bu katliamı hiç unutmamak ve şehitlerimizi anmak için bu beldemizde şehitlik dikilmiştir. Küçük dikili şehitliği içerisinde bayraklı mezarlarda da terörle mücadelemizde vatan uğrunda kendini feda etmiş şehitlerimiz yatmaktadır.

Yücel Gülçiçek


Adana (my city) (Tourizm)  

tourizm city of adana in TURKEY..