Issuu on Google+

2 Haftalık Duvar Gazetesi - 26 Mart 2012

Turquía: La policía ataca a kurdos que celebraban Novruz Miles de kurdos tomaron las calles para celebrar Novruz en Turquía el domingo 18 de marzo, pero fueron dispersados con chorros de agua y gases lacrimógenos. Esta celebración recuerda el primer día de la primavera. Antes, a los kurdos no se les permitía ejercer su identidad kurda en público, pero desde la década de 1980, Novruz se ha convertido en un acontecimiento simbólico para destacar la cultura e identidad kurdas. Novruz se suele celebrar entre el 18 y el 21 de marzo, pero la fecha oficial de Novruz es el 21 de marzo. Durante Novruz, los kurdos se visten con ropas tradicionales y participan en danzas folklóricas. Desafortunadamente, hoy en día la violencia ha aumentado por la presencia de policía turca antidisturbios y el cierre con barricadas de las entradas hacia la Plaza. Yekbun Alp de Amed (Diyarbakir) tuiteó: @YekbunAlp: La policía turca ha cerrado Amed y no deja que nadie salga de la ciudad a celebrar Novruz. En un pobre intento de dispersar a los kurdos que pasaban hacia la Plaza para celebrar Novruz, la policía antidisturbios turca usó fuerza inecesaria. Alp explica: @YekbunAlp: ¡¡¡La policía turca está usando gas lacrimógeno contra los que celebran!!! La violencia continuó y causó la muerte de un dirigente del Partido por la Paz y la Democracia [en] en Estambul. La vicepresidente del partido, Gültan Kışanak, confirmó la muerte de Haci Zengin en su cuenta de Twitter. Reuters informa [en] del incidente: La policía turca usó cañones de agua, gas lacrimógeno y golpes de varas para irrumpir las manifestaciones kurdas a lo largo del país el domingo [18] y un político local murió en las protestas, una señal de la creciente tensión antes del Año Nuevo kurdo la próxima semana. <http://es.globalvoicesonline.org/2012/03/19/turquia-la -policiaataca-a-kurdos-que-celebraban-novruz/>

Değil mi ki ayaklar altında insan onuru O halde “dünya”ya bakalım birlikte… Sinemaya, şiire, olan bitene… O halde dünyanın başka yerlerinde anlatılanları kendi dilimizde doğru anlatmanın yollarını arayalım birlikte… Çevirilerimizin içeriğini, aynı zamanda nasıl çevirmemiz gerektiğini tartışacağımız, üretimlerimizi yayınlayacağımız Çeviri Gazetesi ekibine sen de katıl… Yalnızlaştırılıp “bireycik”lere dönüştürülmeye çalışıldığımız bu günlerde “birlikte” üretmenin değerini tekrar yükseltmek için… Yarın Gregor Samsa gibi uyanmamak için… İletişim: cevirigazetesi@gmail.com

Türkiye: Polis, Newroz’u kutlayan Kürtlere saldırdı 18 Mart Pazar günü binlerce Kürt, Newroz kutlamaları için sokaklardaydı fakat kutlamaları tazyikli su ve göz yaşartıcı gazla dağıttılar. Newroz, baharın gelişinin kutlandığı bayramdır. Önceleri Kürtler kimliklerini toplumdan gizlemek zorunda kalır, açıkça belirtemezlerdi ancak 1980lerden sonra Newroz, Kürt kimlik ve kültürünün bir simgesi haline geldi.

THE COMING OF THE RAIN

YAĞMURUN GELİŞİ

Newroz, 18 ve 21 Mart arasında kutlanır ancak resmi tarih 21 Mart’tır.

Gathered by the oppressive heat

Bunaltıcı sıcakların gökyüzüne topladığı

Newroz boyunca Kürtler geleneksel kıyafetlerini giyer ve kültürel

Heavy clouds darken all beneath

Ağır bulutlar karartıyor ortalığı

But thunder and lightning proclaim

Gök gürültüsü ve şimşek aydınlatırken

A new season of growth in the rain.

etrafı

The wide wind and deepening stream

Bereket yağmuru geliyor yine

Race from the mountain to bring

Engin rüzgâr ve derinleşen sular

Meydana girmeye çalışan Kürtleri engellemeye çalışan polis, gerek-

The message in a more intimate way,

Dağlardan aşağı geliyor

siz güç kullandı. Alp konuyu açıklıyor:

The coming of the rain to the plains.

Usul usul taşıyor ovalara

@YekbunAlp: Türk polisi kutlamaya gelen insanların üzerine gaz sı-

The trees raise their arms to the sky

Yağmurun telaşını

kıyor!

And dance in a movement so spright.

Ağaçlar göğe uzatıyor dallarını

Şiddet devam etti İstanbul’da Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) yö-

The bushes raise and blend their voices

Salınıyorlar neşeyle

neticilerinden biri öldürüldü. Parti eş başkanı Gülten Kışanak Hacı

With the trees in song and laughter.

Zengin’in ölümünü şahsi Twitter hesabından doğruladı.

Çalılar seslerini yükseltip ululuyor

The wind sweeps away the fallen leaves

Ağaçların şarkı ve kahkahalarını

And fans spark on the stubbly field.

Rüzgâr yere düşen yaprakları süpürüyor

The flames leap and whet the thirst

Oraklar parıldıyor anızlı tarlalarda

Of the earth so eager for the water thrusts.

Kıvılcımlar sıçrıyor, susuzluğu dindiriyor

Jose Maria Sison

Suya can veriyor, alazlıyor toprağı

danslarını sergilerler. Ancak maalesef bugün polisin varlığı ve meydana giden yolların kapatılması nedeniyle şiddet yükseldi. Amedli (Diyarbakırlı) Yekbun Alp’in tweeti: @YekbunAlp: Polis Amed’i kapattı ve kimsenin Newroz kutlaması için şehirden ayrılmasına izin vermiyor.

Reuters’in olay ile ilgili raporundan: “Geçtiğimiz Pazar günü (18.03.2012), Polis ülke çapında Kürt eylemcileri durdurmak için tazyikli su, biber gazı ve cop kullandı ve protestolarda yerel parti yöneticilerinden biri öldü, bu durum önümüzdeki hafta olan Kürt Yeni Yılı öncesi gerilimin arttığının bir göstergesi

ERSTER VERLUST

Özlemim İlk Aşka

Ach , wer bringt die schönen Tage,

Ah, kim alıp getirir,

Jene Tage der ersten Liebe,

O güzel günlerini ilk aşkın geri,

Ach,wer bringt nur eine Stunde Jener holden Zeit zurück!

Ah, kim alıp getirebilir ki? Tek bir saati

Sarıyorum tek başıma yaramı, Einsam naehr ich meine Wunde, Ve feryadımla yüreğimde saklanan Und mit stets erneuter Klage

Yeniden yaşıyorum yitik mutluluğumu

Traur’ ich ums verlorne Glück. Ah,kim alıp getirebilir ki? Ach,wer bringt die schönen Tage,

O güzel günleri geri

Jene holde Zeit zurück!

oldu.

Çevirmenin Yorumu: 18 Mart günü kutlamalar için sokağa çıkan insanlara yapılanlar önceden haber verilmişti.AKP, önceki yıllardaki gibi kitlesel katılımları engellemek için bayramın resmi tarihinde kutlanılması gerektiği gibi saçma bir gerekçeyle mitingleri engellemeye kalktı.Yalnız AKP’nin burada unuttuğu şey halkların bayramlarını kutlamak için kimseden izin almak zorunda olmadığıydı. Nitekim binlerce insan 18 Mart Pazar günü, tüm baskılara ve yıldırma çalışmalarına rağmen bayram kutlamaları için sokaklardaydı. Halkın kutlama için bile bir araya gelmesinden korkan AKP, ülkede resmen terör estirdi. Kutlamaya çıkan insanlara karşı tazyikli su ve biber gazı kullandı ve bir yurttaşı katletti. BDP Arnavutköy İlçe Yöneticisi Hacı Zengin gaz bombası ve polis müdahalesiyle öldürüldü. Ancak hiçbir müdahale kutlamaları durduramadı, yurt genelinde günlerce devam eden kutlamaların bilançosu ağır oldu: 659 gözaltı ve 71 tutuklama. Siyaset yöntemi tutuklama, baskı, sansür olan AKP kendisine muhalefet edebilecek bir toplama karşı tutumunu göstermiş oldu. SERPİL PEHLİVAN Turkey judge drops case against Sivas hotel fire suspects

Türk mahkemeleri Sivas’taki otel yangını şüphelilerine karşı

Police used tear gas and water cannon to disperse the crowd.

açılan davayı düşürdü

The accused men were released after a court ruled the statute of

37 yazar ve aydını öldürmekle suçlanan beş kişiye karşı açılan da-

limitations had run out on the 1993 hotel fire.

vanın düşürülmesinin ardından Ankara sokaklarında göstericiler po-

So far, no one has been prosecuted and some, like the leader of the

lisle çatıştı.

opposition Republican Party Kemal Kilicdaroglu, are blaming Prime

Polis kalabalığı dağıtmak için göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullan-

Minister Recep Tayyip Erdogan’s government and AK Party for fail-

dı.

ing to find the culprits.

Mahkemenin 1993’teki otel yangını davasının zaman aşımına uğra-

“It’s a disgrace that the perpetrators couldn’t be caught and the case

dığına karar vermesinin ardından suçlanan şahıslar serbest bırakıldı.

had to be dropped due to a statute of limitations. It is not possible to

Şimdiye kadar hiç kimse kovuşturmaya tabi tutulmadı, bu nedenle

accept such a situation. This ruling does not show a free Turkey – a

muhalif parti CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu gibi kimileri Başba-

country that gives utmost importance to human rights,” Kilicdaroglu

kan Recep Tayyip Erdoğan hükümetini ve AKP’yi suçluların bulun-

said.

masında başarısız olmakla suçluyor.

More than sixty people were injured in the blaze at the Madimak

Kılıçdaroğlu “Suçluların yakalanamaması ve davanın zaman aşı-

hotel in Sivas. They had been attending a conference with liberal

mından dolayı düşürülmek zorunda kalması kara bir lekedir. Böyle

author Aziz Nesin, who had translated Salman Rushdie’s controver-

bir durumu kabul etmek mümkün değildir. Bu karar insan haklarına

sial novel ‘The Satanic Verses’.

önem veren bir ülkeyi, özgür bir Türkiye’yi yansıtmamaktadır”dedi.

Thirty-seven died when a mob outside set the building on fire.

Salman Rüsdi’nin tartışmalı romanı Şeytan Ayetlerini çeviren özgür-

Despite the judge’s ruling, lawyers for relatives of the victims say

lükçü yazar Aziz Nesin’le birlikte bir konferansa katılan altmıştan

they will appeal the decision and will not give up the fight for jus-

fazla insan Sivas’taki Madımak Oteli’nde alevler arasında yaralandı.

tice.

Dışarıdaki kalabalığın binayı ateşe vermesiyle 37 kişi öldü. Yargının kararına rağmen kurbanların yakınlarının avukatları kararı temyiz

<http://www.euronews.com/2012/03/14/turkey-judge-drops-

edeceklerini ve adalet için mücadele etmekten vazgeçmeyecekle-

case-against-sivas-hotel-fire-suspects/>

rini söylediler.

Çevirmenin Yorumu: Yağmur bahar demektir. Bahar, ağaçların yeşillendiği, toprağa bin bir tohumun düştüğü, doğanın yeninden canlandığı mevsimdir. İnsanlar yarınların umuduyla yerlerinden kalkar, üzerlerindeki kıştan kalma ölü toprağını silkeler ve yeni bir sabah için ellerine orağını, çapasını, küreğini alır, tarlanın yolunu tutarlar. Yarına, gelecek günlere dair umutlarını toprağa ekerler. Emek vardır ellerinde. Nasır tutar elleri. Yılmazlar. Bilirler hayata direnenlerin elbet bir gün kazanacağını. Toprağı sıkıp suyunu çıkarırlar. O küçük tohumlar başak verir sonra. Başaklar yaz güneşi altında alazlanır, olgunlaşır, sarı birer inci gibi parlar tarlada. Hasat mevsimi gelir, ekinler toplanır. Değirmende öğütülür. Ekmek olur, emek olur, umut olur insanın ellerinde. Bahar bayramı kutlu olsun!

Çevirmenin Notu: 1749 Almanya’nın Frankfurt kentinde doğdu.1765-1771 yılları arasında Leipzig ve Strasburg da hukuk okudu ve hukukcu olarak Frankfurt ve Wetzler’de bir süre çalıştı.1775 yılında Herzog Karl August tarafından Weimer şehrine eğitim bakanı olarak atandı. Burada edebiyat çevresinin büyük isimlerinden Charlotte von Stein’le tanıştı. 1786-1788 yılları arasında İtalya’da kaldı. 1794 yılında, kendisinin Weimer’e gelmesinde katkısı olan Friedrich Schiller’le sıkı arkadaşlığı ve çalışmaları oldu.Bu zamanda tabiyat bilimleriyle ilgilendi. 1800 yılından sonra o zamanın Romantikerleriyle tanışıp arkadaşlıklar kurdu. Alman edebiyatının büyük ustası Goethe 1832 yılında Weimer’de vefat etmiştir.

GÖKSENIN ABDAL Japan is marking the first anniversary of the devastating earthquake and tsunami which struck the north-eastern coast. The magnitude 9.0 quake, Japan’s most powerful since records began, also triggered a serious nuclear accident at the Fukushima Daiichi nuclear plant. Thousands of people were evacuated as radiation leaked from the plant. There were memorial services, and a minute’s silence was observed at the moment the quake hit, 14:46 local time. The main memorial ceremony was held at Tokyo’s National Theatre. Warning sirens sounded across the northeast of the country at the precise time the quake struck. (…) Nuclear fears The earthquake struck about 400km north-east of Tokyo on 11 March 2011. Shortly after the quake, an immense surge of water enveloped the north-eastern coast as a tsunami swept cars, ships, and buildings away, crushing coastal communities.The twin natural disasters claimed more than 15,800 lives, and more than 3,000 people remain unaccounted for. In the Fukushima prefecture, where the Fukushima Daiichi nuclear plant is located, the impact of the disaster was particularly acute. Radiation leaked from the plant after a series of fires and explosions damaged four of the plant’s six reactor buildings. A 20 km exclusion zone around the plant was put in place making tens of thousands of people homeless. Radiation means the area around remains uninhabitable. (…) http://www.bbc.co.uk/news/world-asia-17326084

GİZEM AYDIN Japonya kuzeydoğu kıyılarını vuran yıkıcı depremin ilk yılını anıyor. 11 Mart 2011 tarihinde Japonya’da olan 9.0 şiddetinde ki deprem, Japonya’da depremler kayıtları içindeki en yıkıcı deprem. Ayrıca bu yıkıcı deprem Fukuşima Daiiçi nükleer santralinde ciddi bir nükleer kazaya sebep oldu. Binlerce insan santralden radyasyon sızıntısı nedeniyle tahliye edildi. Ülkenin birçok yerinde anma törenleri yapıldı. Deprem oluş saati yerel saatle 14:46’dan 1 dakika önce birçok insan saygı duruşunda bulundu. Asıl anma töreni tokyo ulusal tiyatrosunda yapıldı. Uyarı sirenleri ülkenin kuzeydoğusundan depremin olduğu saatte çalmaya başladı. (…) Nükleer korkular Deprem 11 Mart 2011’de tokyonun 400 km kuzeydoğusunda meydana geldi. Depremden kısa süre sonra kıyıya ulaşan büyük su akıntıları tüm kuzeydoğu kıyısını sardı. Tsunami arabaları, gemileri ve binaları yok etti. Sahilde kurulmuş olan yerleşim bölgelerini yıktı. Bu iki doğal afet tahminler göre 15.800’den fazla cana mal oldu, 3.000’den fazla insanda kayboldu. Fukuşima Daiiçi nükleer reakötrü Fukuşima eyaletinde konumlandırılmıştır. Bu nedenle burada felaketin boyutları daha ağır oldu. Nükleer santralde ardı ardına yaşanan yangınlar ve patlamalar 6 reaktörün 4’üne zarar verdi. Radyasyon sızıntısına neden oldu. Santralin etrafında 20 km çapında bir alanda onlarca ve binlerce insanı evsiz bıraktı. Çünkü radyasyon demek bu bölgede yaşanılamaz demekti. (…)

Çevirmenin Yorumu: 11 Mart 2011’de Japonya’da yaşanan felaket şüphesiz ki asrın en büyük felaketlerinden birisidir. Deprem’in hasarı çok yıkıcı olmasa da ardından gelen devasa dalgalar büyük boyutta hasar bıraktı. Deprem nedeniyle haberde de okunduğu gibi zarar gören Fukuşima Daiiçi Nükleer Santrali, Çernobil’den sonra belki de en tehlikeli kazadır. Kaza sonucunda Tokyo’nun içme sularında radyasyona rastlanmıştır. 32 milyonluk nüfusuyla dünyanın en büyük metropolü olan Tokyo büyük bir felaketten dönmüştür. Bu kazadan sonra birçok Avrupa ülkesi gelecek yıllar içinde nükleer enerji santrallerini tamamen kapatacaklarını açıkladılar. Peki ya Türkiye? Çok uzun değil 11 Mart 2011 tarihinden 4-5 gün sonra Dünya nükleer enerjiyi bir kez daha sorgularken Başbakan Erdoğan Moskova’da yaptığı konuşmada. “ Her şey tamam, kazma artık vurulacak ve 20 milyon dolarlık enerji yatırımına başlıyoruz” dedi. Türkiye’de 30 yıldır süregelen nükleer santral kurma projesinin ihalesi 3-4 yıl önce açıldı ve ihaleyi Ruslar aldı. Santral, Akkuyu Ecemiş fay hattı üzerindeki Mersin Akkuyu’ya kurulacaktı. Büyük bir deprem sonucunda ya da farklı bir şekilde santral hasar görürse bu Türkiye ve dünya İçin çok büyük yıkım yaratacaktır. Ancak insan hayatının hiçe sayan, sadece cebe girecek olan parayı düşünen hükümet, nükleer enerjiyi evlerde kullanılan tüp gaza benzeterek her şeyde bir takım risklerin olduğunu ancak bu riskin alınması gerektiğini söyledi.

ÇAĞATAY ÖZULU

Çevirmenin Yorumu: Sivas’ta yakanların ceza almadan kurtulması gerçeğine girmeden önce kısa bir düzeltme yapmak istiyorum. Haberde öldürüldüğü söylenen 37 kişiden ikisi başkalarını yakmaya çalışırken kendileri yanan saldırganlardan. Yani Sivas’ta 2 otel görevlisi dahil 35 masum öldürüldü. İkinci eklemek istediğim not Şeytan Ayetleri çevirisine dair. Sivas olaylarını ateşleyen kıvılcımın Aziz Nesin’in bu kitabı çevirmesi olduğu söyleniyor. Şeytan Ayetleri’ni bugüne kadar çevirenler arasında öldürülen ve yaralan çevirmenler mevcut, yani kitap çevirmenin kimilerinin algısında suç olabileceğini ve kitabı çevirenin cezasının da yakılarak ya da başka şekillerde öldürülmek olabileceğini görüyoruz ancak bu farklı bir yazının konusu. Bu yazıda ise bir ülkenin mahkemelerinin 35 insanın canlı canlı yakılmasını insanlık suçu olarak değerlendirilmemesi, aranan şahısların şehrin göbeğinde yaşayıp, hatta askerliğini yapıp evlenmesi yine de bulunamaması ve başbakanın mahkemeden çıkan sonucu “Hayırlı olsun”la karşılaması var. AKP Sivas’ta yakanların avukatlığını yapıyor. Hem şu anda AKP milletvekili olan kimi şahıslar vaktinde gerçek anlamda yakanların avukatlığını yaptı hem de davanın zaman aşımına uğramaması için verilen yasa önerisinin Meclis gündemine alınması AKP oylarıyla reddedildi. Yani AKP yakanları korumakta ve bu kararı protesto edenlere saldırmaktadır, çünkü kendisi de yakanlarla aynı zihniyettedir. Sivas katliamı bu ülkede hesabı sorulmayan tek katliam değil, Maraş’tan Çorum’a 16 Mart’a kadar ülkede hesabı sorulmayan zaman aşımına uğrayan çok sayıda katliam var ve bu katliamların hesabını AKP değil halk, yetiştirecekleri nesli tinerle değil gericilikleriyle uyuşturmak isteyen AKP’den soracaktır. ÖZLEM BAŞARIR

Gestern beteiligten sich 25.000 Menschen an verschiedenen Demonstrationen gegen Erdogan in Bochum. Er erhielt in Abwesenheit den Steiger Award für Menschenrechte. Das Verfahren gegen die Beteiligten des Anschlages auf Aleviten in Sivas von 1993 bei dem 37 Menschen getötet wurden wurde eingestellt. Dies nahm die alevitische Gemeinde Deutschland zum Anlass um zu Protesten gegen die Preisverleihung für Erdogan aufzurufen. 500 Busse erreichten Bochum. Auch die kurdischen Verbände beteiligten sich an den Protesten und führten zusammen mit der armenischen Gemeinde und revolutionären türkischen Organisationen eine Demonstration durch. Die 3000 TeilnehmerInnen dieser Demo machten vor allem auf die fortwährende Unterdrückung von Minderheiten in der Türkei aufmerksam. http://sol-hh.de/index.php/component/content/article/1-internationales/200-proteste-gegenerdogan

Dün Bochum’da Erdoğan aleyhinde yapılan çok sayıda gösteriye 25.000 kişi katıldı. Erdoğan’ın İnsan hakları ödülü olan Steigar Award’ı hak etmediği düşünülüyordu. 1993’te Sivas’ta Alevilere karşı yapılan ve 37 kişinin öldürüldüğü saldırıya katılanlara karşı açılan dava düşürülmüştü. Erdoğan’a verilecek olan ödülü protesto etmek için Almanya’daki Alevi toplulukları çağrıda bulundu. Bochum’a 500 otobüs geldi. Protestolarda Kürt örgütleri de yer aldı ve bir gösteride Türk ve Ermeni topluluklarıyla ve devrimci örgütlerle bir araya geldi. Bu gösteriye katılan 3000 kişi Türkiye’deki azınlıklara olan baskının devam ettiğine dikkat çekti.

Çevirmenin Yorumu: Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde Sivas Davası’nın zamanaşımına uğramasıyla ilgili olarak ‘’Vatana millete hayırlı olsun’’ dediğine şahit olmuştuk. Bir halkın mensuplarının, etnik bir grubun üyelerinin ‘’aynı gözden’’ bakmadıkları için katledilmesi üzerine söylenmişti bu sözler. Erdoğan’ın Almanya’ya ‘’onur ödülü’’ almaya gitmesi, Sivas’ta insanlığın ‘’yakılmasıyla’’ ilgili söylediği sözlerle ters düşse de, bu durum iktidarı sempatik gösterme çabasından başka bir şey değildir. Oysa Almanya’daki Alevi ve Bektaşi dernekleri kararı protesto etmiş, karar geniş çaplı olarak kamuoyuna yansımıştır. Bunun üzerine Erdoğan, Afganistan’da yaşamını kaybeden askerleri öne sürerek ödülü almak için Almanya’ya gitmekten vazgeçmiştir. Bu halkların haksızlığa, sömürüye karşı, ezilenlerin yanında duruşlarının en sağlam kanıtı olma özelliğini taşımaktadır.

DAVUT ÇAYOĞLU

ÇEVİRMENİN GÜNDEMİ Bugün 5. sayımıza gelmeden önce üretmek ilkesiyle işe koyulduğumuzda amacımız eylemsizliğe mahkum edilen alanlardan birini diriltmek, üniversite duvarına çevirmenlerin de renklerini çalmak, çeviribilim ve dil edebiyat öğrencileri olarak bize sunulan sınırlı ve baskıcı görev alanını tamamen bertaraf edip özgür düşünen, hareket eden ve gelişen bir üniversiteli profilini temsil etmekti. Zaman attığımız adımların anlamlı ve kayda değer olduğunu gösteriyor, adeta düzenin çürümüşlüğünden tek çıkış yolunun birlikte üretmek, telkin edildiği üzere sıra arkadaşımızla yarışmak yerine emeğimizi birleştirmek, üniversite hayatımızı sınavlarla ve ödevlerle sınırlayan duvarları kırmak olduğunu hatırlatıyor. İlk sayısında çevirmenin gündemine bunları taşıyarak başlamak yazıya konu ettiğimiz gündemle çok yakından ilişkili. Geçtiğimiz haftalarda öğrencilerin içine düşürüldüğü çıkmazlardan birinde arkadaşlarımız kötü bir deneyim geçirdi. Çevirmen krizi olarak anılan olaydan bahsediyorum. Kimilerince münferit bir olay olarak görülmeye ve gülünecek bir malzeme olarak geçiştirilmeye çalışılan bu olay aslında çeviri sektöründe ve öğrencilerin hayatlarında yaşananlar hakkında önemli ip uçları veriyordu. Mesele çeviri öğrencisi olmayan iki öğrencinin yetersizliği meselesi değildi. Çeviri krizine asla indirgenemezdi. Çeviribilim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Sabri Gürses’in haklı bir itirazı var: Çeviri krizi değil, bilgi ve açıklık krizi. Peki, neydi bu krizin sebebi? Adalet Akademisi ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) daveti üzerine Türkiye’ye Gladyo savcısı olarak anılan Felluci Casson geldi ve dinleyicileri, Türkiye’deki özel yetkili hâkim ve savcılar olan bir sempozyumda sunum yaptı. Organizasyon bir eğitim semineri formatındaydı. Tabi ki kapılar medyaya sonuna kadar açıktı. Çeviri süreçlerinde görünmese de sıklıkla yaşanan benzer durumlardan farklı olarak bu olayın medyada bu kadar popülerleşmesinin sebebi de buydu. Organizasyondan sorumlu kişiler son bir kaç gün içerisinde İngilizce tercüman taleplerinden vazgeçerek İtalyanca tercümanlar aramaya başladılar. Doğal olarak bu kadar kısıtlı bir sürede sayıları kısıtlı olan İtalyanca simültane tercümanlara ulaşamadılar ve Ankara Üniversitesi DTCF İtalyan Dili ve Edebiyatı bölümünden iki üniversite öğrencisi arkadaşımızı ikna ettiler. Sonuç olarak arkadaşlarımızın meslek hayatları boyunca üzerlerinde taşıyacakları böylesine utanç verici bir durum çıktı ortaya. Gazetelerde, sosyal medyada ve televizyonlarda bir çok farklı yaklaşım yansıdı insanlara. Bir kısım öğrencileri alay konusu ederek onları suçlu gösterme kolaycılığına sığındı. Aslında doğrusuna ulaşabilmeleri için sormaları gereken bir kaç temel soru vardı. İki öğrenci neden hakkında bilgi sahibi olmadığı, terminolojisine hakim olmadığı bir alanda çeviri yapmayı kabul etti? Konuyu açarak tüm öğrenciler açısından da bakmak gerekiyor. Bugün Türkiye’de binlerce öğrenci eğitimini sürdürmek için, ücretsiz eğitim hakkına sahip olmadıkları ve geçim derdi çektikleri için meslek alanları ile ilgili olsun ya da olmasın piyasaya girmek, sömürü düzenine katılmak zorunda kalıyor. Bize yansıyan sonuçları iş sırasında ölüm tehlikesi geçiren öğrenciler, çocuğunun dershane parasını ödemek için hapse düşen anneler, hatta sıkıntılarından dolayı hayatına son vermeye kadar giden travmalarla karşımıza çıktı. Bu durumun sorumlusu gelecek kaygısı duyan gençler olamaz elbette. Çeviri öğrencileri de bugün aynı tedirginliği yaşamakta, gerekli tecrübeye sahip olmadan amatörce sektöre atılmakta ve piyasaysa kendimi nasıl tanıtırım nasıl öne çıkabilirim stresiyle bir gelecek kurma çabasıyla çırpınmaktalar. Bunun yanında az da olsa para kazanma isteğiyle asla emeklerine ve streslerine değmeyecek ücretlerle çalışıp sömürüye açık halde düzenin çarklarına teslim olmaktalar. Ankara’daki arkadaşlarımızın yaşadığı bu kötü tecrübenin kaynağını burada aramak gerekiyor. Diğer kritik soru ise: Neden organizatörler tecrübesiz ve bilgisiz iki öğrenciye bu görevi yüklediler? Yapılan işin kalitesini, akademik ve bilimsel değerini düşünmemek, kör bir kâr hırsıyla bütün meslek alanlarının içini boşaltmak ve paraya dönüştürmek düşüncesi kapitalist düzende piyasacılığın değişmez ilkesidir. Organizatörler yine bu dürtüyle hareket etmişler, çevirmenlik mesleğinde uzmanlığa gereken takdiri göstermeyip çeviri sürecini ikram edilecek pasta, limonata gibi bir organizasyon masrafına indirgenmiştir. Organizatörler gerekli bilgi ve tecrübeye sahip olmadıklarını belirten öğrencilere “Konuşma sohbet havasında olacak zorlanmazsınız.” telkininde bulunmuşlar. Bu yaklaşım çeviri piyasasını az çok tanıyan birine yabancı gelmeyen yaklaşımlarla örtüşüyor. İşverenlerin bu tarz yaklaşımları çevirmenlerle girdikleri diyaloglarda şöyle vuku buluyor: “Sizin de yaptığınız iş mi?” “Başka biri fikir üretsin, siz ancak onun papağanı gibi, dizinin dibinde oturup söylediklerini tekrar edin.” “Her dil bilen yapabilir, başka vasıflarınız varsa ondan haber verin. Bakın, yaşıtlarınız hem dil biliyor hem de doğru düzgün bir meslek ediniyor.” “Geleceksiniz, bir iki saat konuşup gideceksiniz. Bu kadar paraya ev mi alıyoruz?” “Hepsini çevirmenize lüzum yok, ana fikri verseniz yeter.” “Maliyeti asgaride tutmamız lazım, bir tek sizi işe alabiliriz, 8 saat idare ediverin canım”* Olaya gerekli duyarlılık ve bilinçlilikle yaklaşan insanlar da vardı elbette.’ HSYK tarafından düzenlenen panelde yaşanan “çeviri krizinde” medya, çevirmenlik yapan öğrencilere yüklendi, öğrencilerle adeta alay etti. Yaşananların asıl sorumlusu HSYK ve organizatör firmaya ise tek kelime edilmedi.’** Konuyu ‘’Çevirmen Öğrencilere Güleceğinize ...’ başlığıyla haberlerine taşıyan SoL Haber Portalı’na değerlendirmede bulunan Sabri Gürses : “Çeviri krizi olarak, organizasyonsuzluk, taşranın rutin kargaşası olarak görünen şey bu aslında, toplumu bilgilendirme görünümü altında bilgiyi ortadan kaldırıyor, engelliyorlar. O yüzden bu krizlerin çoğalmasını istemekten başka çare yok: Saklanan bilgileri görmek için çeviri krizleri, kamyon kazaları gerekiyor. Burada görünür olan şey net: Gösteri mahkemeleri düzenliyorlar, Casson gibi ünlü isimlerle meşrulaştırıyorlar, toplumun büyük kesimi hiçbir şey anlamıyor” diye konuştu. Bizi mesleki olarak ilgilendiren boyutundan biraz uzaklaşıp, bir vatandaş olarak da bu eğitim seminerinin siyasi düzlemde nereye oturduğunu da tartışmak gerekiyor. Liberaller ve ileri demokrasi kaçıkları tarafından kutsanan İtalya’da Gladyo örgütlenmesini bitirmesiyle yandaş medyadan takdir toplayan Fulluci Casson ülkemize geliyor ve İtalya’da savcıların ne kadar geniş yetkilerle donatıldığından göğsünü gererek bahsediyor ve bu sunum özel yetkili hakim ve savcılara eğitim olarak takdim ediliyor, Casson imrenilecek bir model gibi gösteriliyor. İtalya’daki Gladio’nun Türkiye’deki karşılığının Ergenekon olduğu vurgulanıyor şimdilerde toplumsal muhalefeti susturmak ve yıldırmak için kullanılan özel yetkilerin bu yapılanmayı bitirmeye yeterli olmayacağını telkin ederek hayıflanacak bir durum gibi gösteriliyor. Bugün ülkemizde onlarca insan muhalif kimliklerinden dolayı hapsedilirken, AKP nin karşısında, ifşa eden hak isteyen her türlü eylem bir tür örgütle bağlantılandırılarak baskı altına alınırken, terör kavramının kapsamı bu kadar genişletilip içi boşaltılmışken bu ülkede ne savcıların ne mahkemelerin daha çok özel yetkiye ne de hukuk sistemimizin daha çok Terörle Mücadele Yasasına ihtiyacı vardır. Bu uygulamalar karşısında sağlam durulmalı, haksızlık ve hukuksuzlukların yasalarla meşrulaştırılmasına, insanlık onurunun her seferinde zaman aşımına uğratılmasına, düşüncelerin yakılarak hapsedilerek imha edilerek bastırılmasına karşı konulmalıdır. *http://ceviribilim.com/?p=5636 **http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/cevirmen-ogrencilere-guleceginize-haberi-52722

NİLAY KUTAN

A leading rights group says the Egyptian army arrested, tortured and Öncü bir insan hakları grubu bu ayın başlarında eylemlerde Mısırlı kaforced women to take “virginity tests” during protests earlier this dınların tutuklandığını, işkence gördüğünü ve zorla “bekaret testine” month. sokulduğunu iddia etti. Amnesty International is calling on the authorities in Cairo to investigate. Uluslararası Af Örgütü Kahire yetkililerini soruşturmaya açmaya davet ediyor. It says at least 18 female protesters were arrested after army officers cleared Uluslararası Af Örgütü, askerler 9 Mart’ta Tahrir Meydanı’nı temizledikten sonTahrir Square on 9 March. ra en az 18 kadının tutuklandığını söylüyor. It says they were then beaten, given electric shocks and strip searched. The army denies the allegations. Bu kadınların işkence gördüğünü, kadınlara elektrik verildiğini ve elbiseleri çı‘Utterly unacceptable’ karılarak arama yapıldığını iddia ediyor. A 20-year-old woman, Salwa Hosseini, told Amnesty she was forced to take off all her clothes by a female prison guard in a room with open doors and a Ordu iddiaları reddediyor. window. She said that male soldiers looked in and took photographs of her while she “Kesinlikle kabul edilemez” was naked. 20 yaşındaki bir kadın, Salwa Hosseini, Uluslararası Af Örgütü’ne kapıları ve The demonstrator said a man in a white coat later carried out a ‘virginity check’ penceresi açık olan bir odada kadın gardiyanlarca tüm kıyafetlerini çıkarmaya on her and she was threatened with prostitution charges. zorlandığını anlattı. “Forcing women to have ‘virginity tests’ is utterly unacceptable. Its purpose Erkek bir askerin içeri baktığını ve çıplakken fotoğraflarını çektiğini söyledi. is to degrade women because they are women,” a spokesperson for Amnesty Eylemci daha sonra beyaz ceketli bir adamın kendisini “bekaret testine” soktuInternational said in a statement. ğunu ve hayat kadınlığı suçlamasıyla tehdit ettiğini söyledi. “Women and girls must be able to express their views on the future of Egypt Bir Uluslararası Af Örgütü sözcüsü, “Kadınları ‘bekaret testine’ tabi tutmak kewithout being detained, tortured, or subjected to profoundly degrading and sinlikle kabul edilemez. Bu testlerin amacı kadınları kadın oldukları için aşağıdiscriminatory treatment.” lamaktır” şeklinde açıklama yaptı. Egypt’s military has been criticised by activists for detaining people involved Mısır ordusu eylemciler tarafından kitlesel eylemlere katılan insanları alıkoyin the mass protests and abusing them. ma ve taciz etmekle suçlanmaktadır. The military denies using torture against civilians. Ordu sivillere karşı işkence yapıldığını inkar etmektedir. Last week, the head of the military police told an Egyptian newspaper that Geçtiğimiz hafta askeri polis başkanı bir Mısır gazetesine video çekiminin, halk video footage had been fabricated by individuals wanting to create divisions ve ordu arasında ayrım yaratmak için bazı bireyler tarafından üretildiğini söybetween the people and the armed forces. ledi. Human rights groups have also criticised Egypt’s new rulers for continuing to İnsan hakları örgütleri de Mısır’ın yeni yöneticilerini askeri mahkemelerden put civilians on trial before military courts. They say these have a track record önce sivilleri yargılamaya devam etmeleri konusunda eleştirmişlerdir. Bu adaof unfair trials and severely restrict the right to appeal. letsiz yargılamalarının uzun bir geçmişinin olduğunu ve temyiz hakkının kısıtReporting on the military in Egypt is difficult. A law passed in 1956 prevents landığını söylüyorlar. writing about the army. Mısır’da ordu hakkında yazmak oldukça zor. 1956’da çıkan bir yasa ordu hakhttp://www.bbc.co.uk/news/world-middle-east-12854391 kında yazı yazılmasını engelliyor. Çevirmenin Yorumu: Siyasal İslam’ın kadına biçtiği rolü görmek için sadece bu habere bakmak bile yeterlidir. Mısırlı kadınlar, kadın oldukları için aşağılanmakta, işkence görmekte, tacize uğramakta ve bu konuda seslerini çıkaramamaktadırlar. Kadını eve hapseden, erkeğin kölesi haline getiren bu hastalıklı anlayış birdenbire ortaya çıkmamıştır. Uzun yıllar boyunca yürütülen çalışmalarla bu sonuca varılmıştır. Kadın, eğitim hakkının kısıtlanması, görevinin evine ve çocuklarına bakmak olduğunun empoze edilmesiyle, kendi kararlarını verecek konumda olmadığının öğretilmesiyle bu hale getirilmiştir. Bu cinsiyetçi yaklaşım, kadını toplum hayatının tamamen dışına itmiş, kadınların kimliklerinden utanmalarını ve kimliklerini saklamalarını gerektirmiştir. Bir birey olduğunu haykıran kadınlara aşağılayıcı müdahalelerde bulunulmakta, sesleri kısılmaya çalışılmaktadır. Kadın, bir meta olarak görülmekte ve bu nedenle kadınlara karşı uygulanan her türlü sapkın davranış meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Kadının gördüğü kötü muameleden yine kadın suçlu görülmektedir. Ülkemizde de bu anlayış hakim kılınmaya çalışılmaktadır. Çocuk tecavüzcüleri salıverilmekte, tecavüze uğrayan kadınların giydikleriyle tecavüze davetiye çıkardığı, erkeğin elinden birşey gelmediği gibi saçma argümanlar yaratılmakta, kadına karşı şiddet her geçen gün artmaktadır. Kadın sorunu, toplumun en büyük sorunlarından biridir fakat kadının kurtuluşu, halkların kurtuluşundan ayrı düşünülemez. Sınıfsız, eşit toplum kurumadan kadın da özgürlüğüne kavuşamayacaktır..

SERDAR VAROL


Çeviri Gazetesi