Issuu on Google+

2 Haftalık Yayın - 20 Aralık 2011

Λ.Παπαδήμος : “Ρωτήστε τί μπορείτε να κάνετε εσείς για την πατρίδα” Αναγνωρίζοντας πως η Ελλάδα βρίσκεται στο βαθύτερο σημείο της ύφεσης, ο πρωθυπουργός υπογράμμισε στην ομιλία του στο Ελληνοαμερικάνικο Επιμελητήριο πως στην επόμενη φάση η εξυγίανση δεν θα πρέπει να επιτευχθεί με περαιτέρω αύξηση της φορολογικής επιβάρυνσης, αλλά με έλεγχο δαπανών και διαρθρωτικές μεταρρυθμίσεις. “Είναι ώρα ευθύνης, αποφάσεων και δράσης, γιατί η κατάσταση στην πραγματική οικονομία επιδεινώνεται” τόνισε χαρακτηριστικά, καλώντας τους επιχειρηματίες να συμβάλουν με επενδύσεις. “Είναι ώρα ευθύνης, αποφάσεων και δράσης” , τόνισε χαρακτηριστικά, ενώ επικαλέστηκε τη γνωστή ρήση του Τζον Φ. Κένεντι, αναφέροντας “ρωτήστε τί μπορείτε να κάνετε εσείς για την πατρίδα”. Ο Κ. Παπαδήμος κατέστησε σαφές ότι “απαιτείται πιστή υλοποίηση των δεσμεύσεων προς τους εταίρους μας. Η δημοσιονομική εξυγίανση και οι διαρθρωτικές αλλαγές είναι προαπαιτούμενο για τη διατήρηση μας στους θεσμούς της ΕΕ και του ευρώ” διαμήνυσε. Ο ίδιος εμφανίστηκε αισιόδοξος ότι η πιστή υλοποίηση των αναγκαίων μεταρρυθμίσεων θα επαναφέρει στην ανάπτυξη την ελληνική οικονομία, θα αποφέρει μόνιμα οφέλη στη χώρα και σταδιακά θα επιτρέψει την αποκατάσταση της εμπιστοσύνης των αγορών. Ο πρωθυπουργός δήλωσε ότι το 2011 θα είναι το χειρότερο έτος της ύφεσης . “Η Ελλάδα βρίσκεται στο βαθύτερο σημείο της ύφεσης έχουμε πολλή και σκληρή δουλειά μπροστά μας, η δημοσιονομική εξυγίανση συνιστά επώδυνη προσπάθεια, αλλά σταδιακά θα εξασφαλιστεί η αποκατάσταση της εμπιστοσύνης στην ελληνική οικονομία” σημείωσε. Ο κ. Παπαδήμος εκτίμησε ότι το 2013 η χώρα θα επανέλθει σε θετικούς ρυθμούς ανάπτυξης, καθώς δεν αναμένει να μειωθούν περαιτέρω μισθοί και συντάξεις και να αυξηθούν οι φορολογικοί συντελεστές, οι εξαγωγές ήδη ανακάμπτουν, ενώ θα υπάρξει επανεκκίνηση της χρηματοδότησης από την ΕΕ. “Η Ελλάδα βρίσκεται σε πορεία οικονομικής σταθεροποίησης” πρόσθεσε. Σύμφωνα με τον κ. Παπαδήμο, το διεθνές περιβάλλον δυσχεραίνει την αντιμετώπιση της κρίσης. Όπως επισήμανε, η Ελλάδα είναι “στην πρώτη ταχύτητα της Ευρώπης και σε όλα τα βήματα ενοποίησης του ευρώ” , αλλά όχι χωρίς υποχρεώσεις.

L. Papadimos: “ Vatan için siz ne yapabilirsiniz diye sorun” Para sıkıntısının en dip noktasında bulunan Yunanistan’ı işaret eden başbakan Yunan-Amerikan Odası’ndaki konuşmasında, bir sonraki aşamada düze çıkmanın vergi masraflarındaki artışla gerçekleşmeyeceğinin, fakat giderlerin seçimi ve yapısal düzenlemelerle başarılabileceğinin altını çizdi. “ Sorumluluk, karar ve eylem zamanı, çünkü ekonominin gerçek durumu kötüleşiyor” diye vurguladı ve girişimcilere yatırımlarla katkıda bulunmaya çağrı yaptı. “ Sorumluluk, karar ve eylem zamanı” vurgusunu yaparak John F. Kennedy’nin ünlü sözünü hatırlattı “ Vatan için siz ne yapabilirsiniz”. Papadimos “ Ortaklarımızın sorumluluklarının gerçekleştirilmesinde inanç gerekiyor. Maliyedeki düze çıkma ve yapısal değişiklikler, avro ve AB’deki korunmamız için ön koşuldur” diye bilgi verdi. İhtiyaç düzenlemelerinin gerçekleştirilmesindeki inanç Yunan ekonomisinin gelişimini geri getirecek, ülkeye yarar kazandıracak ve aşamalı olarak ekonomideki güven itibarının yeniden elde edilmesinin sağlanacağını belirterek iyimser göründü. Başbakan 2011’in durgunluk açısından en kötü yıl olacağını söyledi. “ Yunanistan durgunluğun en dip noktasında bulunmaktadır, önümüzde çok ve ağır işler var, mali düzelme sancılı bir çaba gerektirmekte, ama bu yunan ekonomisindeki güvenin yeniden kazanılmasını aşama aşama sağlayacaktır” dedi. Papadimos 2013’te ülke gelişiminin ana ritimlerine geri döneceğini, ücretlerde ve emekli maaşlarında azalmanın, vergi katkılarında artmanın beklenmediğini, ihracatın ilerlediğini, AB’nin finansında yeniden hareketlenme olacağını, Yunanistan’ın ekonomik istikrar sürecinde olduğunu belirtti. Papadimos’a göre, uluslararası çevre krizle yüzleşmeyi güçleştiriyor. Vurgulandığı gibi, Yunanistan Avrupa’nın ve avronun entegrasyonunun tüm adımlarında birinci derece hızdadır.

Çevirmenin yorumu: Ekonomik krizin, giderlerin seçimi ve yapısal düzenlemelerle aşılabileceğini görmemek elde olmayan bir durumdur. İşte tam da bu durumda bu giderlerin kimlerden çıkabileceği sorusu akla gelmektedir. Ve bu konuda başbakan sorumluluk, karar ve eylem zamanından bahsetmekte. Vergilerin artırılmasının bir çözüm olmayacağını düşünmesi halkı ne kadar düşündüğünü düşündürebilir. Fakat ne garip ki insanlardan vergi yerine inançlarını ve umutlarını istemesi şu soruyu da beraberinde getiriyor : “İnsanların inançsızlıkları mıydı bu ekonomik krizin nedenleri ki çözümü de buradan geçsin?” “Vatan için siz ne yapabilirsiniz?” sorusuna ilk olarak vergileri yükseltmenin çok basit bir çözümsellik getireceğini ve tepkiyi artıracağını çok iyi bildiğinden, onun yerine vatan için inanın ve umut edin, edin ki hiç kimse hiçbir şeye tepki vermeyecek hale gelsin ve yeni finansmanlarla ülkede daha inançlı bir yoksulluk yaşansın, diyerek halkı budala yerine koyup hala destek istiyor.

ASLI DAMAR

Comienza la CELAC, un bloque de las Américas que excluye a Canadá y Estados Unidos

Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri’ni dışarıda bırakan Amerika bloğu, CELAC, kuruldu

La cumbre constitutiva de la Comunidad de Estados Latinoamericanos y Caribeños (CELAC) comenzó este viernes en Caracas con la presencia de la práctica totalidad de jefes de Estado y de Gobierno de la región.

Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu’nun (CELAC) kurucu zirvesi Cuma günü Karakas’da bölgenin tüm eyalet ve devlet liderlerinin katılımıyla gerçekleştirildi.

(…)

(…)

¿Qué es la CELAC y cuál es su finalidad? La CELAC nace en Caracas asumiendo el patrimonio del Grupo de Río y de la Cumbre Latinoamericana y del Caribe sobre Integración y Desarrollo y aglutinando a la totalidad de los países de América, a excepción de Estados Unidos y Canadá. El presidente de Ecuador, Rafael Correa, dijo que el nuevo bloque regional es un “paso adelante para la integración y lograr mayor autonomía” frente a Estados Unidos. Correa volvió así a hacer referencia a la Organización de Estados Americanos (OEA), nacida en 1948 a instancias de Washington, donde está su sede y convertida desde entonces en el único organismo que engloba a todas las naciones del continente.

CELAC ve kuruluş amacı

(…) Estados Unidos evitó valorar a la CELAC pero subrayó que, para Washington, la OEA sigue siendo la organización “preeminente” de la región. “Hay muchas organizaciones subregionales en el hemisferio, nosotros pertenecemos a algunas y a otras no, nosotros seguimos trabajando a través de la OEA, que es la organización multilateral preeminente que habla por el hemisferio”, dijo el portavoz del Departamento de Estado Mark Toner ante una pregunta sobre la CELAC. http://www.elmundo.es/america/2011/12/02/ noticias/1322861753.html

Değil mi ki ayaklar altında insan onuru O halde “dünya”ya bakalım birlikte… Sinemaya, şiire, olan bitene… O halde dünyanın başka yerlerinde anlatılanları kendi dilimizde doğru anlatmanın yollarını arayalım birlikte… Çevirilerimizin içeriğini, aynı zamanda nasıl çevirmemiz gerektiğini tartışacağımız, üretimlerimizi yayınlayacağımız Çeviri Gazetesi ekibine sende katıl… Yalnızlaştırılıp “bireycik”lere dönüştürülmeye çalışıldığımız bu günlerde “birlikte” üretmenin değerini tekrar yükseltmek için… Yarın Gregor Samsa gibi uyanmamak için… İletişim: cevirigazetesi@gmail.com

(…) Birleşik Devletler CELAC’a değer vermekten kaçındı ama OEA’nın (Amerikan Devletleri Örgütü) Washington için bölgede “egemen” kuruluş olmaya devam ettiğinin altını çizdi. CELAC hakkında bir soru üzerine eyalet sözcü Mark Toner, “Yarımkürede birçok alt bölgesel kuruluşlar var, bazılarının içerisindeyiz, bazılarında yokuz, yarımküreyi temsil eden rakipsiz çok uluslu egemen kuruluş olan OEA ile çalışmaya devam edeceğiz” dedi.

Çevirmenin yorumu: 2010 yılında kuruluş çalışmalarına başlanan Latin Amerika ve Karayipler Devletleri Topluluğu, ABD ve kanada hariç kıtadaki 33 ülkeyle kuruldu. ABD’nin iplerini elinde bulundurduğu, anti-komünist Amerikan Devletleri Örgütü’ne alternatif olarak emperyalist politikalara karşı Latin Amerika ülkeleri ortak bir çatı altında toplandı. Bu toplam Meksika, Şili, Kolombiya gibi ülkeleri de barındırıyor ve bu ülkelerin de emperyalizme karşı bir çatı altında toplanabilmesi topluluğun başarısını göstermekte. Latin Amerika ve Karayip Devletleri topluluğu kıtanın birleşmesi, kıta ülkelerin gelişimi ve ABD’nin kıta üzerindeki elinin zayıflaması adına büyük bir adım. Bu durum tabii ki ABD’yi korkutuyor, kıtada ABD ve emperyalizm karşıtı, güçlü bir ekonomiye sahip, anti militarist bir topluluk ABD’nin Güney Amerika’yı arka bahçesi olarak kullanmaya devam etme hayallerini suya düşürüyor.

SERPİL PEHLİVAN

by Sara Reardon on 9 December 2011

As I Grew Older

Yürüdükçe

Über das Frühjahr

Eski Baharlar

It was a long time ago. I have almost forgotten my dream. But it was there then, In front of me, Bright like a sun My dream. And then the wall rose, Rose slowly, Slowly, Between me and my dream. Rose until it touched the skyThe wall. Shadow. I am black. I lie down in the shadow. No longer the light of my dream before me, Above me. Only the thick wall. Only the shadow. My hands! My dark hands! Break through the wall! Find my dream! Help me to shatter this darkness, To smash this night, To break this shadow Into a thousand lights of sun, Into a thousand whirling dreams Of sun!

Uzun zaman önce, Rüyalarımdan henüz uyanmışken Dünyanın karanlığını örtmeye kadir Karşımda duruyordu düşüm. Ve ardından, Ben ve düşüm arasında kalıp Sardı dört bir yanımı duvar, Dokundu ağır ağır, Gökyüzüne varıncaya dek yol alıp. Duvarlar, Gölgeler... Ben simsiyahım. Gölgelerde yatar siyahlığım. Bana uzak, Düşlerimden ödünç aldığım aydınlık, Artık görünürde kalın bir duvar Ve tek bir gölge... Ellerim! Benim kara ellerim, Duvarları aşacak Düşüme ulaşacak Bu karanlıktan beni kurtaracak. Geceleri gündüze çevirmek için, Bu kara gölgeyi dağıtmak için, Güneşin savurduğu bin adet düşe Bin adet ışığın sahibi güneşe doğru...

Lange bevor Wir uns stürzten auf Erdöl, Eisen und Ammoniak. Gab es in jedem Jahr Die Zeit der unaufhaltsam und heftig [grünenden Bäume Wir alle erinnern uns Verlängerter Tage Helleren Himmels Änderungen der Luft Des gewiß kommenden Frühjahrs. Noch lesen wir in Büchern Von dieser gefeierten Jahreszeit Und noch sind schon lange Nicht mehr gesichtet worden über [unseren Städten Die berühmten Schwärme der Vögel. Am ehesten noch sitzend in Eisenbahnen Fällt dem Volk das Frühjahr auf. Die Ebenen zeigen es In aller Deutlichkeit. In großer Höhe freilich Scheinen Stürme zu gehen: Sie berühren nur mehr unsere Antennen.

Uzun zaman önce hırsla saldırdı insanlık petrol, demir ve uranyuma. Her sene yeniden çalardı kapıyı durdurak bilmeden, öfkeli büyüyen [ağaçların zamanı. Hepimiz hatırlarız uzadıkça kısalan günleri, uçsuz bucaksız gökleri, yaklaşan baharı hayat dolu o delişken rüzgarı. Kitaplarda görürsün belki bu kutlu mevsimi. Uzun zamandan beri kuş kervanı geçmez oldu kentlerden, uçmaz oldu cesur kuşlar. Sessiz bekliyorlar şimdi demiryolunda. Eski bahar insanlığa direniyor. Ufukta görünüyor bütün ihtişamıyla. Yüksek ufuklardan geçip gidiyor fırtına bulutları: Yıkarak geçiyor bütün çatıları.

Bertolt Brecht

Bertolt Brecht

Langston Hughes

Langston Hughes

Çevirmenin notu: Yaşadığı dönemin önde gelen siyahi şairlerinden biridir. Harlem Rönesansı’nın en önemli şairlerinden Langston Hughes 1902’de Missouri Joplin ‘de doğdu. Gelişimi 1900’lü yılların başlangıcına denk gelen Harlem Rönesansı’na ilk başlarda ‘Yeni Siyah Hareketi’ denmiş, 1920’li yıllarda Harlem Rönesansı adı verilmiştir. Bu dönem, köleliğin ağır koşulları altında yaşamış, iç savaşın getirdiği ağır sonuçlara katlanmış siyahilerin sınıf savaşlarının ve dayatılan normların üstesinden gelmeye çalışmış bir neslin mirasçılarının eseridir. Harlem “siyahlar için kendileri olabilecek bir yer” olarak simgesel nitelik kazanmıştı. Bu dönemin yazarları, siyahi kültürü ile insanının güzel olduğunu göstermeye çalıştılar. Hughes’ın 1926 yılındaki ilk şiir kitabı “The Weary Blues” da Harlem’i anlatan bir kitaptır. Şair, bu şiirinde siyahiliği sebebiyle ötekileştirilmenin kendisi üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu yazarak, dışlanan, zarar gören tüm siyahilerin çektiği acıları,hissettiklerini okuyucuya yansıtmak istemiştir. Yaşamı boyunca siyahiler için şiirleriyle,yaptıklarıyla diğerlerine karşı adeta savaş vermiştir. Caz müziğin de yaşamında önemli bir yer ettiği şair Hughes, 1967 yılındaki yaşama veda töreni de bir caz grubu eşliğinde yapılmıştır. Kaynakça: http://tr.wikipedia.org/wiki/Langston_Hughes FUNDA MURAT

Censorship in Twentieth-Century Literature

Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada dışındaki Amerika ülkelerinin tümünün entegrasyonu, gelişmesi ve birleşmesi amacıyla, Rio Grubu, Latin Amerika zirvesi ve Karayipler’in mirasını üstlenen CELAC Karakas’da kuruldu. Ekvator başbakanı Rafael Correa, yeni bölge bloğunun Birleşik Devletler’e karşı “entegrasyon ve bağımsızlaşmada ileri bir adım” olduğunu söyledi. Correa konuşmasına, merkezinin bulunduğu Washington’un isteğiyle 1948’de kurulan ve sonrasında kıtanın tüm halklarını kapsayan tek organizmaya dönüşen Amerikan Devletleri Örgütü’nden bahsederek devam etti.

Controversial Turkish Internet Censorship Program Targets Evolution Sites

INTRODUCTION Literary censorship in the twentieth century has been both preventive—exercised prior to publication—and punitive—applied after the work has been published. Censorship can be explicitly laid out in laws forbidding publication of certain ideas or information, or it can take the form of implicit censure of unpopular ideas, in which people are threatened with losing their jobs or position in society. It is defined as the official prohibition or restriction of any type of expression believed to threaten the political, social, or moral order imposed by governmental, religious, or local powers. Censorship consists of any attempt to suppress information, points of view, or method of expression such as art or profanity. The purpose of censorship is to maintain the status quo, to control the development of a society, and to stifle dissent. Several censorship trials in the twentieth century in the United Kingdom and the United States illustrate the cultural conflict over what has constituted obscenity and what was acceptable to be read by the general public. Early in the twentieth century, émigré publishing houses in France and Italy published English-language works, which were then smuggled into Britain and the United States. James Joyce’s 1922 work, Ulysses,was confiscated and burned at New York customs offices in 1923 when Joyce’s publisher, Shakespeare and Co., attempted to ship 500 firstedition copies from France into the United States. A long legal battle ensued, and in 1933, Justice John M. Woolsey decreed that Ulysses’s literary merit justified publication and distribution of the book. The United States v. One Book Called Ulysses was a watershed case against censorship of literature in the United States. Although the most publicized American and British censorship of literature in the twentieth century has involved debates over obscenity and pornography, the Uni-

Çevirmenin notu: Bertolt Brecht, 20. Yüzyılın en önemli şair ve oyun yazarlarından biridir. 1898 doğumlu Brecht, Münih’te tıp ve edebiyat okumuştur. Ancak, Birinci Dünya Savaşı’nda sıhhiye askeri olarak göreve başladığı için öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kalmıştır. 1920’li yılların ikinci yarısında yazdığı Mahagony Şehrinin Yükselişi ve Düşüşü Operası İçin Notlar başlıklı makalesi tiyatro teorisi açısından oldukça önemli sayılmaktadır. Aynı dönemde, daha önce yazdığı şiirler toplanmış ve Bertolt Brecht’in Dua Kitabı adlı kitapta basılmıştır. 1928 yılında yazdığı Üç Kuruşluk Opera, büyük ilgi çekmiş ve halk tarafından oldukça sevilmiştir. 1933 yılında yazdığı diğer bir oyun “Tedbir”, polis tarafından yasaklanmış ve vatana ihanetten mahkemeye verilmiştir. Aynı yıl, 28 Şubat’ta Parlamento Binasında çıkan yangından sonra Brecht ve arkadaşları Berlin’i terk etmiş ve Danimarka’ya kaçmıştır. 1938 yılında yazdığı Galilei’nin Yaşamı adlı oyun dışında, Brecht, bu dönemde çeşitli sürgün gazetelerinde yazı yazmaya devam etmiştir. 1940’lı yılların ortasında Danimarka’dan ayrılmış ve Sibirya üzerinden ABD’ye gitmiştir. Ancak burada da Amerika’ya Karşı Etkinlikleri Soruşturma Komisyonu tarafından sorgulanmış ve komünist partisi üyesi olmakla suçlanmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’ya dönmüş, arkadaşları ile birlikte Berlin tiyatrosunda Cesaret Ana ve Çocukları adlı oyunu sahnelemeye başlamıştır. 1949’da sanat akademisinin kurulması ile birlikte, kendi düşüncelerini burada hayata geçirmeye çalışmıştır. Buradaki çalışmalarını “Akademi kesinlikle üretici olmalı, temsili kalmamalı” düşüncesi çerçevesinde gerçekleştirmek üzere, Eski Faust, Aklayıcılar Kongresi gibi oyunları yeniden sahnelemeye başlamış, 1953 yılında PEN Yazarlar Kulübü başkanı seçilmiştir. 1956 yılında hayata gözünü yuman Brecht, geride 50’ye yakın oyun ve GÖKSENIN ABDAL 2300 kadar şiir bırakmıştır.

ted States government also has censored literature for political reasons. The 1917 Espionage Act and 1918 Sedition Amendment suppressed antiwar periodicals and deported communists, labor activists and other radicals. During the Cold War, in addition to censoring films and “blacklisting” writers who were deemed “Communist sympathizers,” Sen. Joseph McCarthy had books by writers deemed politically suspect removed from U.S. Information Agency libraries abroad. Literary censorship has been particularly and thoroughly practiced by authoritarian and totalitarian states in the twentieth century. Strict censorship of all forms of public expression characterized the Soviet Union, the Communist satellite states of Eastern Europe and the apartheid regime of South Africa. Many writers in the Communist block were sentenced to hard labor or sent into exile. The writing of Nobel Prize winners such as Boris Pasternak, Aleksandr Solzhenitsyn, and Joseph Brodsky was banned in the Soviet Union and Poland. Prevented from publishing their work in the Soviet Union, Poland, East Germany, Czechoslovakia, and other Communist countries, Eastern European and Soviet writers relied on samizdat— surreptitious self-publishing and dissemination of literary works—and tamizdat— émigré publishing houses in Western Europe—to evade censors. Many writers from authoritarian regimes went into exile in order to be able to write and publish freely. Censorship in democratic nations continues to be fought around issues of prurience and obscenity; under more repressive regimes, censorship revolves primarily around issues of dissent and political expression. Source: Twentieth-Century Literary Criticism, ©2005 Gale Cengage. http://www.enotes.com/censorship-twentieth-century-literature-criticism/censorship-twentieth-century-literature

Evolution, apparently, ranks alongside pornography and terrorism as topics that the Turkish government’s controversial new Internet filtering scheme keeps out of the hands of children. Internet users in Turkey were surprised yesterday to find that several educational Web sites about evolution, such as this one, were inaccessible. After Hürriyet Daily News reported the censorship yesterday, the government reversed the block today. But science advocates and Internet freedom activists say it’s a worrying sign of the government’s attitude toward evolution. Turkey’s filtering program, which was launched at the end of November, has drawn broad criticism because it filters sites about political opposition to the government and blocks sites that go against “Turkish values.” Internet users have the option to select either a “family” or “child” level of access; the Turkish Information Technologies and Communication Authority sets the content of each of these options. The blockade of evolution sites came to light when one block was accidentally discovered and reported to the media, Aykut Kence, a biologist at Middle East Technical University in Ankara, told ScienceInsider in an e-mail. The fact that the sites weren’t blocked to every user, only children, “is important in that it shows the mentality of people censoring the websites,” Kence wrote. “Apparently they thought that this was deleterious for kids.” Kence noted, however, that antievolution Web sites developed by “Harun Yahya” remained accessible “without any restriction.” Yahya is the pen name of Adnan Oktar, a religious activist who writes creationist textbooks for children and sends them to schools across Europe. In 2008, Oktar successfully lobbied a Turkish court to order a block on richarddawkins.net on the grounds that Dawkins’s criticism of his tactics was libelous. The court overturned the order in July of this year and the block was lifted, but Oktar is appealing the ruling. “There is lack of transparency in terms of what is filtered out or the criteria for filtering,” Yaman Akdeniz, a lawyer at Istanbul Bilgi University whose team represented Dawkins in the defamation case, wrote in an e-mail. In this case, “I am afraid it is a systematic censorship approach rather than innocent keyword based filtering of certain words.” The entire Internet censorship program, he says, is currently being challenged by Internet freedom groups in the Council of State, Turkey’s highest court. Kence says it’s difficult to know how many other evolution sites are blocked but says the matter is being examined. http://news.sciencemag.org/scienceinsider/2011/12/controversialturkish-internet-c.html?ref=hp

Türkiye’deki Tartışma Yaratan İnternet Sansürü’nün Hedefinde Evrim Siteleri Var Sara Reardon, 9 Aralık 2011 Görünüşe göre Türkiye Hükümetinin tartışma yaratan yeni İnternet filtresi programının çocuklara erişimi engellediği konularda evrim, porgnografi ve terör ile bir tutuluyor. Türkiye’deki internet kullanıcıları dün www.evrimianlamak.org.tr gibi evrim hakkındaki çok sayıdaki eğitici siteye erişimin engellendiğini görmenin şaşkınlığını yaşadılar. Hürriyet Daily News’in dün söz konusu sansürü haber yapmasından sonra hükümet bugün engeli kaldırdı. Ancak bilim savunucuları ve İnternet Özgürlüğü aktivistleri bunun hükümetin evrime karşı tutumunda kaygı verici bir işaret olduğunu söylüyorlar. Kasım ayının sonunda başlayan Türkiye’nin filtreleme programı, hükümetin siyasi olarak karşısında duran kesimlere ait siteleri de filtrelediği ve “Türkiye Değerleri”ne uygun olmayan siteleri engellediği için geniş çapta eleştiriyi de beraberinde getirdi. İnternet kullanıcılarının “aile” ya da “çocuk” erişim seviyesinden birini seçme seçenekleri bulunuyor; Türkiye Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu bu seçeneklerin her birinin içeriğini düzenliyor. Evrim sitelerinin engellenmesi Ankara’daki Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde görev yapan biyolog Aykut Kence’nin bir engeli tesadüf eseri fark etmesi ve medyaya bildirilmesiye ortaya çıktı. Kence ScienceInsider’a gönderdiği bir emaille olanları anlattı. Söz konusu sitelere erişimin tüm kullanıcılara yasaklanmaması, yalnızca çocuklara erişmin engellenmesinin “siteleri sansürleyen insanların zihniyetini göstermesi bakımından önemli olduğunu” yazdı Kence. “Anlaşılan bu sitelerin çocuklar için zararlı olduğunu düşündüler”. Kence bununla birlikte “Harun Yahya” tarafından geliştirilen evrim karşıtı sitelerin “hiçbir sınırlama olmaksızın” erişilebilir kaldığını kaydetti. Yahya, çocuklar için yaratılışçı ders kitapları yazan ve bunları tüm Avrupa’ya gönderen dinci aktivist Adnan Oktar’ın takma adı. 2008’de Dawkins’in kendi yöntemlerine eleştirisinin iftira olduğu gerekçisiyle Oktar bir Türk mahkmesine richarddawkins.net’in engellenmesi kararını aldırmak için başarılı bir şekilde lobi oluşturmuştu. Mahkeme bu yılın Temmuz ayında bu kararı bozmuş ve engel kaldırılmıştır, ancak Oktar kararı bir üst mahkemeye taşımıştır. “Nelerin filtreden geçeceği ya da filtreleme kriterleri ile ilgili bir belirsizlik var,” diye yazdı emailinde İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde bir hukukçu olan ve hakaret davasında Dawkins’i temsil eden ekipte yer alanYaman Akdeniz. Bu durumda “Korkarım ki belirli kelimelerin filtrelenmesini baz alan masum anahtar sözcüklerden ziyade sistemli bir sansür yaklaşımı var” diyen Yaman İnternete Özgürlük gruplarının şu anda İnternet sansür programının tamamına karşı Türkiye’nin en büyük mahkemesi olan Danıştay’a itiraz ettiklerini de belirtti. Kence kaç tane daha evrim sitesinin engellendiğinin bilinmesinin zor olduğunu ancak konunun incelendiğini söylüyor.

Çevirmenin yorumu: Türkiye’de evrime ve Darwin’e gelen ilk sansür bu değil elbet. Daha birkaç yıl evvel Türkiye’nin bilim kurumu TÜBİTAK, Darwin yılında Bilim ve Teknik dergisinin Darwin kapaklı sayısını sansürlemişti. Bir bilim kurumunun evrimi sansürlediği bir ülkede, internet filtrecilerinin evrimi pornoyla aynı kefeye koyup çocuklara zararlı bulmasında şaşılacak bir taraf bulunmamaktadır. Sonuçta hala evrimin inanılacak ya da inanılmayacak bir şeymiş gibi sunulduğu, medyada çıkan evrim tartışmalarının bilimsel olmaktan ziyade “evrim mi gerçek, yaratılış mı?” düzeyinde olduğu, okullarda biyoloji ders kitaplarına yaratılışın girdiği yani bilimin dinle karşılaştırıldığı bir ülkede bulunuyoruz ve Harun Yahya siteleri engellenmediğine göre devletimizin hangi tarafta yer aldığını rahatlıkla görebiliyoruz. BTK engellediği sitelerin bir listesini de vermediği için şu anda evrim dışında nelerin sansürlendiğini tam olarak bilemiyoruz ancak tahmin edebiliyoruz ki bilimden aydınlıktan yana ne varsa, ülkemizde artık zararlıdır. ÖZLEM BAŞARIR

20. Yüzyılda Edebiyat Sansürü GİRİŞ 20. yüzyılda edebiyat sansürü hem önleyici- yayımdan önce- hem de cezai-yayımdan sonra- nitelikte olmuştur. Sansür bazı düşünce ve bilgilerin yayımlanmasını yasaklayacak şekilde alenen uygulanabilir ya da yaygın bir şekilde benimsenmeyen fikirleri örtülü bir şekilde kınama halini alabilir, ki ikincisi bu insanların toplumdaki sosyal ve mesleki konumlarını kaybetmelerine yol açabilir. Sansür, devlet gücü, dini veya yerel güçlerin empoze ettiği politik, toplumsal, ahlaki düzeni tehdit eden her türlü düşünce biçiminin resmi olarak yasaklanması şeklinde tanımlanabilir. Sansür kavramı bilgi, bakış açısı, sanat ya da kaba konuşma gibi ifade biçimlerini baskı altına alarak yok etme girişimlerinin tümünü kapsar. Sansürcülerin amacı statükoyu korumak, toplumun gelişimini kontrol altında tutmak ve muhalif güçleri bastırmaktır. 20. yüzyılda İngiltere ve ABD’deki birçok sansür davası müstehcenliği ve toplum tarafından okunabilirliği neyin teşkil ettiği üzerindeki çelişkileri gözler önüne seriyor. 20. yüzyılın başlarında Fransa ve İtalya’daki göçmen basım evleri* İngilizce eserler yayımladılar ve bunlar sonradan kaçakçılık yoluyla ABD’ye ve İngiltere’ye girdi. James Joyce’un 1922’de yayımlanan Ullysses isimli eserine 1923’de ,yayımcısı ‘Shakespeare and Co.’ 500 sayılık ilk baskıyı Fransa’dan Amerika’ya gemiyle gönderme girişiminde bulunduğunda, New York gümrük bürosunda el konuldu. Uzun süren yasal mücadelenin ardından 1933’de hakim John M. Woolsey kitabın edebi değerinin basım ve dağıtımının sakıncası olmadığına hükmetti. Ullysses davası ABD’de edebiyat sansürüne karşı bir dönüm noktasıydı. 20. yüzyılda Amerikan ve İngiliz edebiyat sansürü propagandalarının büyük bir çoğunluğu müstehcenlik ve pornografi üzerine tartışmalardan ibaret olmasına

Çevirmenin Yorumu: 21. yüzyılda da edebiyatta sansür tartışmasını ülkemizde güncel olarak sürdürdüğümüz ‘Ölüm Pornosu’ davasını göz önünde tutarak sansürün rolünü analiz edebiliriz. Öncelikle Ölüm Pornosu ne anlatıyor? Kitabın arka kapağından bir özet şöyle:

Düşüncesinden bile ürktüğünüz insani hallerle yüzleşmek istemiyorsanız da Palahniuk okumayın. Her türlü cinsel oyunun ve objenin bir “tık” uzağınızda olduğu bir dünyada kadınların ve erkeklerin cinsel hayatlarının nasıl değiştiğini merak etmiyorsanız, Palahniuk sizin yazarınız değil. Bizden söylemesi!

Palahniuk’un hayal dünyasına hoş geldiniz! Yoksa kabuslarına mı demeliydik? Porno kraliçesi Cassie Wright efsanevi kariyerini, kameralar önünde art arda altı yüz erkekle çiftleşerek kıracağı bir dünya rekoruyla taçlandırmak ister. Ölüm Pornosu, canlı yayındaki kalabalık yeşil odada sırasını bekleyen Bay 72, Bay 137 ve Bay 600’ün gözünden bu tarihi anın hikayesini anlatıyor. Derin bir araştırma ürünü olduğunu her satırında belli eden bu çılgın, çatlatırcasına komik roman porno endüstrisinin çağdaş hayatın içindeki muazzam ve bir o kadar da gizli saklı varlığını edebiyata taşıyor Palahniuk. Zaten böyle bir şeyi de ondan başkası bu kadar utanmazca, korkusuzca ve başarıyla yapamazdı. Tabularınız varsa ve yıkmaktan korkuyorsanız Palahniuk okumayın.

Dava sürecine dair de bir özet yapalım. Öncelikle bu yargılama sürecinde sorgulanmas�� gereken birkaç başlık var. Birincisi; edebiyatın yargılanacak bir konu değildir, olsa olsa tartışılır ve eleştirilebilir. Kültür ve sanat alanında dolaşıma giren ürünlerin, edebi veya sanatsal nitelikleri hakkında hükme varacak olanlar, sanatçılar, edebiyatçılar,okurlar, sanat ve kültür tarihçileridir.İkincisi; okuyucu kitlesi yetişkinler olan bir eserin Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu tarafından yargılanması. Ülkemizde bir sürü çocuğun sokaklarda aç karnına yaşam savaşı vermesi, on binlerce çocuk işçinin boğaz tokluğuna ağır işlerde çalıştırılması, Kürt çocuklarının sadece Kürt oldukları için hapse atılması işkence görmesi, öldürülmesi gibi temel sorunlar dururken devletin görevi ve önceliği onları

rağmen, ABD hükümeti politik sebeplerden dolayı da edebiyata sansür uygulamıştır. ‘1917 İhbarcılık Hareketi’ ve ‘1918 İsyana Teşvik Suçu Düzenlemesi’ ile savaş karşıtı propagandaları bastırıp, komünistleri, işçi eylemcileri ve diğer radikalleri sınır dışı etmişlerdir. Soğuk Savaş boyunca, filmleri sansürlemek ve ‘Komünist sempatizanları’ olarak görünen yazarları kara listeye almanın yanında, anti-komünist tavrıyla bilinen Sen Joseph McCarthy siyasi şüpheli sayılan yazarları Amerikan Bilgi Acentesi’nden (USIA) çıkarıp yurtdışına göndermiştir. Edebiyat sansürü özellikle ve tam anlamıyla 20. Yüzyılın otoriter ve totaliter devletleri tarafından uygulanmıştır. Halkın her türlü ifade biçimine karşı yapılan katı sansür Sovyetler Birliği, Doğu Avrupa’daki Komünist uydu devletleri** Güney Afrika’nın ırkçı rejiminin karakterlerini belirledi. Komünist blokta yer alan bir çok yazar ağır iş görmekle cezalandırıldılar ya da sürgüne gönderildiler. Boris Pasternak, Aleksandr Solzhenitsyn ve Joseph Brodsky gibi Nobel Ödülü sahibi kişilerin yazıları Sovyetler Birliği’nde ve Polonya’da yasaklandı. Sovyetler Birliği, Polonya, Doğu Almanya, Çekoslovakya ve diğer komünist ülkelerde çalışmalarının yayımlanması engellenen yazarlar sansür engelinden kurtulmak için ‘Samizdat’a- edebi eserlerin gizlice basılıp dağıtılmasıve ‘tamizdat’a- Batı Avrupadaki göçmen basım evleri- başvurdular. Birçok yazar otoriter rejimden kurtulup özgürce yazabilmek için sürgüne gitti. Demokratik ülkelerde sansür meselesiyle cinsellik ve müstehcenlik çerçevesinde mücadele edilirken, daha baskıcı rejimlerde ise siyasal ifade özgürlüğü ve muhalefet etrafında bu mücadele devam ediyor. **Bağımsız olmakla birlikte, izlediği siyasa ve ekonomisinde, başka bir devletin az ya da çok etkisi ve denetiminde bulunan devlet. Kaynak:20. yy Edebiyat eEleştirisi©2005 Gale Cengage

edebiyattan korumak değildir. Çocukların toplu tecavüze uğrayıp yargılama sonucunda mağdurun suçlu ilan edildiği (N.Ç. davası) bir sistemde yargı çocukları kimlerden koruyor, kimlerden korumalı? Muzır olup olmadığı da tartışmalı olan bir edebi eserden olmamalı. Porno entdüstrisine saldıran, kadının vücudunun metalaştırıldığı bir toplumda erkeklerin cinsel kimliğine ayna tutarak insan onurunun kurban edilmesini eleştiren bir eser hangi ahlak kurallarına aykırı olabilir? Kitabın zarar verici olduğu sağlam dayanaklarla desteklense dahi yargılanacak kişiler çevirmen ve yayıncı mıdır? Çevirmenin ‘Bu kitabı yazmaya utanmadın mı?’ diyecek kadar habersiz bir polis memuru tarafından gördüğü muamele ne kadar haklıdır? Belrtmeliyim ki bir çeviribilim öğrencisi olarak mesleğimi icra ettiğim için yargıya hesap verme olasılığı beni ürkütüyor. Sonuç olarak görülüyor ki müstehcenlik bahane edilerek kültür yaşamına hukuk dışı müdahalelerde bulunulduğu açıkça ortada.

NİLAY KUTAN


Çeviri Gazetesi