Issuu on Google+

ÜRÜNLÜ İLKOKULU/ ORTAOKULU EĞİTİM, KÜLTÜR ve SANAT DERGİSİ

YIL:1

SAYI:1


İSTİKLAL MARŞI Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır parlayacak! O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı. Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal. Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda! Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım; Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Ruhumun senden İlahî, şudur ancak emeli: Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli! Bu ezanlar-ki şehadetleri dinin temeliEbedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar. Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, 'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım. Her cerihamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım; Fışkırır ruh-ı mücerret gibi yerden na'şım; O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın. Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk'ın, Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl; Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet, Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl! Mehmet Akif ERSOY


Editör Numan ÇELİK Yayın Kurulu Mehmet GÖKSU İlkay GÖK Numan ÇELİK Yönetim ve Yazışma Adresi Ürünlü Ortaokulu, Ürünlü Köyü, Bozova/ŞANLIURFA TEL: 0414 724 14 35 E-mail: numancelik38@gmail.com

KIVILCIM EĞİTİM ve KÜLTÜR DERGİSİ

YIL: 1 SAYI:1

EDİTÖRDEN ‘’Yar adıyla başlayayım sözüme Gülsüz bağda bülbül ötmez kurbanım. Sözü önce söyleyeyim özüme Yoksa kalpten kalbe gitmez kurbanım.’’

Değerli okuyucularımız, Şarin de dediği gibi ‘Bismillah’ diyerek başladığımız bu çalışmayı en kısa zamanda bitirerek siz değerli okuyucularımıza ulaştırmayı çok isterdik. Ancak gerek bu tip çalışmalardaki tecrübe eksikliğimiz gerekse acemiliğimiz İÇİNDEKİLER bu isteğimizin gerçekleşmesini geciktirdi. Başlarken………...1 Meslektaşlarımızın ilgisi ve desteğiyle sürdürdüğümüz çalışmanın Tarih Köşesi……...3 ürünü olan bu derginin ilk sayısını çıkarmanın tatlı heyecanını yaşıyoruz. Sözün Özü-1……..5 Nasıl ki bir çiftçi taze bir tohumu ekerken umutludur, seneye alacağı Tarihte Bu Ay……6 ürünü hayal eder; biz de bu çalışmanın sonucunun iyi olmasını umut ediyor Ayın Şairi………...7 ve sizlerden gelecek her türlü tepkiyi ürünümüz olarak kabul ediyoruz. EleşRehberlik…………8 tirileriniz bizim için bir ‘kıvılcım’ olacak ve bir sonraki sayıyı daha güzel ve Bir Deyim………...9 planlı bir şekilde sizlere ulaştırma azmimizin artmasını sağlayacaktır. Değerler Eğitimi….10 Yazıyı bitirmeden önce yardımlarını esirgemedikleri için mesai arkaBir Matematikçinin Kadaşlarıma; kıymetli vakitlerinizi ayırdığınız için de siz sevgili öğrencilerimiz leminden………….11 Aileye Mektup…….12 ve değerli velilerimize teşekkür ederiz. Sözün Özü-2………13 Keyifle okumanız dileğiyle… Okulumuzdan Haberler………………….14 Sizden Gelenler……19 Eğlence Köşesi…….20 Sınıflarımız………...25

Numan ÇELİK Türkçe Öğretmeni


BAŞLARKEN 1

Müdür V. Mehmet GÖKSU Sevgili öğretmen arkadaşlarım, değerli öğrencilerim! Mustafa Kemal Atatürk ‘Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.’ diyerek biz eğitimcilere sorumluluklarımızı belirtip yol göstermiştir. Bizler de bundan ilham alarak bir dergi çıkarmak için çalışmalara başladık. İstedik ki, öğrencilerimizin edebiyata, sanata atacakları ilk adımlarında onlara küçük de olsa imkanlar sunup özgüven kazandırıp yanlarında olalım. İstedik ki, hem bugün yararlanabilecekleri hem de mezun olduklarında anılarını diri tutacakları bir dergi olsun. Bu nedenle dergimizde, öğretmenlerimizin yazdığı bilimsel yazıların yanı sıra, öğrencilerimizin yazılarına, şiirlerine, okulumuzun düzenlediği etkinliklere ve fotoğraflara yer verdik. İşte bugün, her sayfasını sağduyulu öğretmen ve öğrencilerimizin emekleriyle dokuduğumuz dergimizin ilk sayısını sizlerle paylaşıyoruz. Dergimizin hazırlanma aşamasında bizimle tempo tutan, eleştirileriyle ve çalışmalarıyla bizlere ışık tutan, bizleri yönlendiren, kısacası emeği geçen bütün öğretmen ve öğrencilerimizi yürekten kutlar bir kez daha onlarla gurur duyduğumu belirterek en derin duygularımla teşekkürlerimi sunarım. Dergimizin sürekliliğini sağlamak, bir sonraki sayıda görüşmek dileğiyle…


İLİM İLİM BİLMEKTİR İLİM KENDİN BİLMEKTİR

İ

2

lmin her derdine razı olduğunu söylüyorsun. Bu müjdenle bize aşk ve şevk veriyorsun. O halde dinle: Vazifen; dikenler arasında güller toplayacaksın. Ayağın çıplaktır batacak, elin açıktır ısıracak… Buna sevineceksin. Firavun kucağında büyüyen çocuk Musaları safına alacaksın. Aldığın için dövecekler, konuştuğun için zindana atacaklar… Sevineceksin… Çöllere sürülürsen kanınla ağaç yetiştireceksin. Kutuplara sürülürsen ısınla sebze yetiştireceksin. Yeşilliği sevmeyenler olacak yakacaklar, yıkacaklar. Sen bunu sabırla seyredeceksin. Karanlık zindanlara sokarlarsa ışık ,paslı vicdanları görürsen ümit , imkansız kalplere rastlarsan nur vereceksin. Sen verdiğin için suç, sen getirdiğin için ceza, sen konuştuğun için mahkum olacaksın. Ve buna şükredeceksin. Anadan , yardan, serden ayrılacaksın. Candan gönül İlime sarılacaksın. Damla iken deniz , nefes iken tayfun olacaksın. Derdini yazmak için derini kağıt , kanını mürekkep edeceksin. Kimse ile görüştürmezlerse mecnun olup çöllere düşeceksin. Leyla arar gibi nur arayanları bulacaksın. Bulamazsan üzülmeyeceksin. Makamlar servetler, verilse de nefsini unutacaksın. Yalan , iftira , çamur fırtınasına tutulursan hissiyatını terk edeceksin… Önüne demirlerden sert koyarlarsa dişinle deleceksin. Dağları toptan oymak gerekirse iğne ile oyacaksın. Unutma! Nerede olursan ol, küfrün ve cehaletin ta temelini çürüteceksin. Bir gün ilmin etrafındaki surların yıkıldığını görürsen hemen kemiklerini taş, etlerini harç , kanında su edeceksin. Etrafına ilimden, irfandan, faziletten, ahlaktan, kaleler dikeceksin , kaleler fedai ister. Nasıl olsa sen de o kalede fedai olacaksın. Bu yazıyı okuyunca Mesnevi’yi okuyan Yunus Emre gibi uzun olmuş diyeceksin. Onun gibi ben olsa idim ‘Ete kemiğe bürünürdüm, Yunus gibi görünürdüm’ dediği gibi sen de , ne lüzumu vardı uzun uzun saymaya, kısaca İlim talebesi olacaksın deseydin yeterdi diyeceksin. Haklısın, zira İlim yoluna giren bilir ki bu yol kıldan ince kılıçtan keskindir. Her kişinin değil, er kişinin yoludur. Derleyen: Adem ATAŞ (Sosyal Bilgiler Öğretmeni)


Tarih Köşesi

Adem ATAŞ

FATİH’İN MAHKEMESİ Hızır Bey, İstanbul kadısı ve belediye başkanı iken, bir Hıristiyan mimar geldi. Fâtih Sultan Mehmet Han'dan şikâyetçi olduğunu söyledi. Hızır Bey, mimarı dinledi. Fâtih, bugünkü Ayasofya Câmii’ nden daha yüksek kubbeye ve daha üstün mimarî hususiyetlere sâhip bir câmi yaptırmak istemiş ve o mimar da bu işe talip olmuştu. Ama Müslümanların, Ayasofya'dan daha üstün bir esere sâhip olmalarına gönlü razı olmamıştı. Mısır'dan bin bir zahmetle getirilmiş olan sütunların yüksekliklerini kısa tutmuş ve kubbenin yüksekliği de Ayasofya'dan alçak olmuştu. Sultan, sütunların kasıtlı olarak küçültüldüğünü anlayıp çok hiddetlendi. Muhakeme edilmeden mimarın eli kesildi. Hızır Bey, konuyu araştırdı. Şâhitlerle beraber Padişahı da mahkemeye çağırdı. Fâtih, mahkeme salonuna girince, başköşeye oturmak istedi. Kadı, hiç çekinmeden, "Oturma begüm!.. Hasmınla yüzleşmek üzere, mahkeme huzurunda ayakta dur!" dedi. Sultan derhâl söylenen yere geçti. Mahkemenin Padişahı Hızır Bey'di. Onun şahsında, İslâmiyet’in âdil hükümleri karşısında bulunmaktaydı. Kadı: "Sen bu zimmînin elini kestirdin mi?” deyip söze başladı. Mahkeme neticesinde; "Sen, Murat oğlu Mehmet! Mahkeme edilmeden bu zimmînin elini kestirdiğin için kısas olunacaksın! Senin elin de onunki gibi kesilecek. Eğer Hıristiyan mimarı razı edebilirsen, ölünceye kadar onun ve ailesinin geçimini temin etmek karşılığında elini kesilmekten kurtarabilirsin!" dedi. Herkesle birlikte Padişah da tam bir sükûnet içerisinde kararı dinledi. Hıristiyan mimar, bu ulvî karar karşısında daha fazla dayanamadı. Ağlayarak Padişahın ellerine kapandı. Mimar, ailesiyle birlikte Müslüman olmakla şereflendi. Mahkeme yeri boşaldıktan sonra Kadı Hızır bey ve Sultan Fatih yalnız kalınca Sultan; "Eğer padişahlığımdan korkup haksız bir karar verseydin billahi kılıcımla kelleni kesecektim" der. Hızır bey de kürsünün altında sakladığı topuzu çıkarır: "Hünkarım sizde padişahlığınızdan gururlanıp şeriat mahkemesinin kararını dinlemeseydiniz billahi bu topuzla başınızı ezerdim." der.

3


Tarih Köşesi

Adem ATAŞ

KARDEŞİM SİFTAHINI YAPMADI İstanbul’ da Kapalıçarşı'nın yanında alelade bir dükkan... Sabah namazını kılan bir adam dükkana girerek raftaki bir malı gösteriyor: "Şunu istiyorum" diyor. Ama dükkanın sahibi diyor ki; " Satılık değil." Adam diyor ki: "Ey kardeşim dükkanını açmışsın, bunu rafa koymuşsun, ben de gelmişim, buna ihtiyacım var. Sana paranı veriyorum, bu malı ver diyorum, neden vermiyorsun?" Neden vermediğimi söyleyeyim diyor adam: - Bak, şu karşıda bir dükkan var ya! - Var. - O dükkana gidersen, bu malın aynı orda da var. Ondan al. Adam diyor: "Hayır." - Buradan almak istiyorum, neden oradan alacakmışım? - Çünkü ben siftahımı yaptım; ama o kardeşim daha siftahını yapmadı. Adam bunun üzerine lazım geleni yapmış. Gitmiş öteki dükkandan alacağını almış. Yabancı olan bir kişi, Osmanlı'nın bu standartlarına şaşırırmış. Şimdi düşünün zamanımızda bir adam müşterisi gelmiş, ona diyecek ki; "Ben sana satmıyorum hadi git öteki dükkana".. . Köprülerin altından ne kadar çok sular geçmiş hissedebiliyor musunuz?

4


SÖZÜN ÖZÜ-1

Mehmet DURMUŞ HAYAT Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı. "Tadı nasıl?" diye soran yaşlı adama öfkeyle "acı" diye cevap verdi. Usta kıkırdayarak, çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Az ilerdeki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu: "Tadı nasıl?" "Ferahlatıcı" diye cevap verdi genç çırak. "Tuzun tadını aldın mı?" diye sordu yaşlı adam, "Hayır" diye cevapladı çırağı. Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve söyle dedi: "Yaşamdaki ıstıraplar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Istırabın miktarı hep aynıdır. Ancak bu ıstırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Istırabın olduğunda yapman gereken tek şey, ıstırap veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış."

5


TARİHTE BU AY

H. Bayram TURHAN/ Sınıf Öğretmeni İSTİKLAL MARŞIMIZIN KABULÜ illi Şairimiz merhum Mehmet Akif ERSOY tarafından Ankara’ da Tacettin Dergahı’ nda yazılan bağımsızlığımızın sembollerinden olan milli marşımız 12 Mart 1921 tarihinde Büyük Millet Meclisi’ nde defalarca okunup ayakta alkışlandıktan sonra kabul edildi. ‘Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın.’ diyen büyük şairimizi bu vesileyle bir kez daha minnetle anıyoruz.

M

ÇANAKKALE ZAFERİ arihimiz önemli dönüm noktalarından biri olan bu zafer, 18 Mart 1915 tarihinde kazanılmıştır. Bu günde Çanakkale’ den geçmek isteyen düşman gemileri batırılmış; düşman karaya çıkmak zorunda kalmıştır. Fakat bunda da başarılı olamamış ve milletimiz, cennet vatanını bütün zorluklara karşı canı pahasına korumuştur.

T

6


AYIN ŞAİRİ

MEHMET AKİF ERSOY

7

Asıl adı Mehmet Ragif olan Mehmet Akif 1873 yılında İstanbul’da doğdu. Annesi Emine Şerife Hanım, babası Temiz Tâhir Efendidir. İlk tahsiline Emir Buhâri Mahalle Mektebinde başladı. İlk ve orta öğrenimden sonra Mülkiye Mektebine devam etti. Babasının vefatı ve evlerinin yanması üzerine mülkiyeyi bırakıp Baytar Mektebini birincilikle bitirdi. Eğitim hayatı boyunca yabancı dil derslerine ilgi duydu. Fransızca ve Farsça öğrendi. Babasından Arapça dersleri aldı. Ziraat bakanlığında baytar olarak vazife aldı. Üç dört sene Rumeli, Anadolu ve Arabistan’da bulaşıcı hayvan hastalıkları tedavisi için bir hayli dolaştı. Bu müddet zarfında halkla temasta bulundu. Akif’ in memuriyet hayatı 1893 yılında başlar ve 1913 tarihine kadar devam eder. Memuriyetinin yanında Ziraat Mektebinde ve Dârulfünûn’ da edebiyat dersleri vermiştir. 1893 senesinde Tophâne-i Âmire veznedarı M. Emin Beyin kızı İsmet Hanımla evlendi. Akif okulda öğrendikleriyle yetinmeyerek, dışarda kendi kendini yetiştirerek tahsilini tamamlamaya, bilgisini genişletmeye çalıştı. Memuriyet hayatına başladıktan sonra öğretmenlik yaparak ve şiir yazarak edebiyat sahasındaki çalışmalarına devam etti. Fakat onun neşriyat âlemine girişi daha fazla 1908′de İkinci Meşrutiyetin ilanıyla başlar. Bu tarihten itibaren şiirlerini Sırat-ı Müstakîm’ de yayınlanır. 1920 tarihinde Burdur Mebusu olarak Birinci Büyük Millet Meclisine seçildi. 17 Şubat 1921 günü İstiklâl Marşı’nı yazdı. Meclis 12 Martta bu marşı kabul etti. 1926 yılından itibaren Mısır Üniversitesinde Türkçe dersleri verdi. Derslerden döndükçe Kur’ ân-ı Kerim tercümesiyle de meşgul oluyordu, fakat bu sırada siroza tutuldu. Önceleri hastalığının ehemmiyetini anlayamadı ve hava değişimiyle geçeceğini zannetti. Lübnan’a gitti. Ağustos 1936′da Antakya’ya geldi. Mısır’a hasta olarak döndü. Hastalık onu harap etmiş, bir deri bir kemik bırakmıştı. İstanbul’a geldi. Hastanede yattı, tedavi gördü. Fakat hastalığın önüne geçilemedi. 27 Aralık 1936 tarihinde vefat etti. Kabri Edirnekapı Mezarlığındadır. ‘Milli Şair’ dediğimiz merhum Mehmet Akif ERSOY, eserlerini ‘Safahat’ adlı kitapta toplamıştır. ‘Bu eser benim değil, milletimindir.’ dediği İstiklal Marşını bu kitaba koymamıştır. ‘Çanakkale Şehitlerine’ adlı şiiri de şairin en güzel eserlerinden biridir. Sadece bu ay değil her gün anmak ve anlamak dileğiyle… Ruhu şad olsun! Ruhuna El– Fatiha!


REHBERLİK

Hazırlayanlar: Yunus SARI/ Hacı Yusuf YOLDAŞ BASARI İÇİN KÜÇÜK IPUÇLARI • Dersleri tekrar edin • Sosyal yaşamı dengeleyin. • Spor yapın. • Kütüphaneden yararlanın. • Televizyon izlerken seçici olun. • Ödevlerinizi yapın. • Engelleri aşın. • Bilmediklerinizi araştırın. • Fırsatları değerlendirin. • Kitap okuyun bol bol. • Beslenmenize dikkat edin.

ÖNCELİKLERİNİZ 

Amaçlarınızı net olarak belirleyin, önem sırasına koyun.

Gücünüzü, sizin için en önemli olan amacınıza harcayın.

Amaçlarınız gerçekçi olsun.

Su andan itibaren siz de yasam hedeflerinizi düşünün.

Öncelikli hedeflerinizi ön plana alin.

Sporun Bireye Kazandırdıkları

8

Bilim adamlarının sporun çocuk ve gençlerimize neler kazandırdığını belirten tespitlerini birkaç madde halinde sizlerle paylaşmak istiyoruz: • Fiziksel gelişimin yanı sıra hızlı karar verme, cesaret, özgüven gibi özellikler kazandırıyor. • Takım sporlarının, gençlere diğer arkadaşlarıyla nasıl geçineceklerini öğretiyor. • Basketbol, voleybol, futbol gibi takım sporları, ortak bir amaca yönelik çalışmanın değerini gösterir. Özgüveni ve yardımlaşmayı geliştirirken paylaşımı da güçlendiriyor. • Başarılarda alınan alkışlar, ödüller sporcunun özgüvenini artırırken, takım için yapılan mücadele sorumluluk duygusu yaratıyor. • Spor yapan kişide fiziksel ve psikolojik enerjinin açığa çıktığı için, yorgun düşen kişi kötü düşüncelerden uzak kalıyor. • Takım sporlarının çocuklara her zaman kendi ihtiyaçlarının öncelikli olmadığını, başkalarını da anlamayı öğretiyor. • Başarı kazanmak için birlikte mücadele etmeleri bencilliği yok ediyor. • Spor, vücudu zinde kılarak topluma sağlıklı ve başarılı bireyler kazandırıyor. Sporun kazandırdıkları, yararları saymakla bitmez. Spor, hiçbir zaman çocuk ve gençlerimizin derslerine zarar vermez. Sınavlarda başarısızlık nedeni 'spor' değildir. Nedenler başkadır. Tam tersine spor onların derslerinde daha başarılı olmalarını sağlar. Sonuç olarak; velilerimizin, çocuk ve gençlerimizi spor yapmaya teşvik etmeleri gerektiğine inanıyor ve bekliyoruz.


BİR DEYİM...

İlkay GÖK/Türkçe Öğretmeni

B

BALTAYI BİLEMEK

ir ormanda iki kişi ağaç kesiyormuş. Birinci adam sabahları erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş, bir ağaç devrilirken hemen diğerine geçiyormuş. Gün boyu ne dinleniyor ne öğle yemeği için kendine vakit ayırıyormuş. Aksamları da arkadaşından bir kaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıyormuş. İkinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında eve dönüyormuş. Bir hafta boyunca bu tempoda çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar. Sonuç: İkinci adam çok daha fazla ağaç kesmiş. Birinci adam öfkelenmiş: "Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken ise başladım, senden daha geç bitirdim. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Bu isin sırrı ne?" İkinci adam yüzünde tebessümle yanıt vermiş: " Ortada bir sır yok.. Sen durmaksızın çalışırken, ben arada bir dinlenip baltamı biliyordum. Keskin baltayla, daha az çabayla daha çok ağaç kesilir. "Kendimizi geliştirmek, baltamızı bilemektir. Kendimize zaman ayırıp, yaşamımızı objektif bir bakışla gözden geçirmektir. Zayıf bulduğumuz alanlarımızı geliştirmek için caba göstermektir. Bu, zihnimizin, ruhumuzun, karakterimizin güçlenmesi için olmazsa olmaz bir koşuldur. Delhi'deki ünlü tapınakta Sokrat'ın su sözü yer alır: "Ihsan Kendini Tanı." Kendini tanımak, su anda olduğumuz noktayla olmak istediğimiz nokta arasındaki yoldur. Kendini tanımak, kendimizi nasıl gördüğümüz ile başkalarının bizi nasıl gördüğü arasında fark olmaması anlamına gelir. Bireysel ve is yaşamımızda başarılı, mutlu ve doyumlu olmak istiyorsak, baltamızı bilemek için kendimize zaman ayırmalıyız.

9


DEĞERLER EĞİTİMİ 10

Mehmet ARSLAN/ Fen Bilgisi Öğretmeni EDEP Türkçenin en güzel kelimelerinden biridir ‘ edep.’ Bir başka dile nasıl çevrileceğini sorsalar şöyle bir duraklarsınız. İngilizcede, İspanyolcada, Fransızcada, Almancada… Bire bir karşılık bulmakta zorlanırsınız. Bulduğunuz hiçbir kelime onu tam olarak karşılayamaz sanki. Aynı lezzeti vermez. Aynı sesi vermez. Başka hiçbir söz ya da sözcük yerini dolduramaz. Bu dört harften ibaret kısacık kelime, koskoca bir mana denizi barındırır içinde. Gözlerimizi kapayıp bir kez fısıldamak bile yeter melodisini duymaya. Sözlükteki pek çok kelimeyi yüksek sesle, hatta düpedüz bağırarak telaffuz edebiliriz. Ama bir deneyin bakın ‘edep’ kelimesini haykırmak ne mümkün! Harflerin dizilişi sesimizi yükseltmeye manidir. Bu kelimenin ses tonu adeta önceden ayarlanmıştır. Ancak fısıltıyla karışık söyleyebiliriz. Ancak sakin bir edayla: Edep Ya Hu edep! Haddini aşmamak, kalp kırmamaktır edep. Sadece o değil; haddini aşıp, kalp kırmaktan ödünün patlaması demektir. İstisnasız ayrımsız her insan, dışı nasıl olursa olsun özü narin ve nazenindir. Dedikodudan, haksızlıktan ve ithamdan uzak durmaktır edep. Bilmediğin konuda susmak, bildiğin konuda ahkam kesmemektir edep. En cahil görünen insandan bile öğrenecek bir şeyin olduğunu unutmamak, insan ayrımı yapmamaktır edep. Hileden, yalandan, zorbalıktan hazzetmemek; kimseyi aptal yerine koymamak, aşağılamamaktır. Tek başınayken de başkalarının yanındayken de şefkati elden bırakmamak; dış görüntülerden, parlak kabuklardan, unvanlardan etkilenmemek; her işte her adımda yüreğe bakmak, yüreğin ibresine göre yol almak… Ha bire ‘ ben ‘ demekten vazgeçmektir edep. Tanırız edebi aslında. Görür görmez tanırız. Edep sahibi bir insanla karşı karşıya gelince biz de kendimize çekidüzen veririz. Bulaşıcıdır edep. Tebessümle bulaşır. Gülümseyen bir insan karşısında biz de elde olmadan gülümseyiveririz. Gün boyu çatık kaşla dolaşmaya alışkın yüzümüzün kasları gevşeyiverir. Bakmışız ki dudaklarımız bizden evvel davranmış. Gülümsemeye gülümsemeyle karşılık vermişiz de haberimiz yok. Edep insandan insana geçer. Aynadan aynaya yansır. İnsanın şaşmaz tabiatıdır. Kibirlinin karşısında kibirli, mütevazinin karşısında mütevazi olasımız gelir. Diklenene diklenerek karşılık veririz. EDEPLİYE İSE EĞİLİRİZ…


BİR MATEMATİKÇİNİN KALEMİNDEN…

Selda ATASOY/Matematik Öğretmeni Merhaba! Gazetemizin bu ilk sayısında sizlerle matematik dersi üzerine sohbet etmek istiyorum. Öğrencilerimizin matematik derslerindeki başarısına göre değerlendirilmesi son derece yanlış bir anlayıştır. Çünkü her öğrencinin ilgi ve yetenekleri birbirinden farklılık gösterir. Öğrencinin yeteneği hangi yönde ise öğretmen- öğrenci- veli üçgeninde bunu açığa çıkarıp o yönde ilerlemek gerekir. Bunun başlangıcı olarak öğrencilerimiz ders çalışmayı bilmiyorlar. Çalıştıklarını zannediyorlar. Televizyon karşısında ders çalışmak beyni yorar; çalıştığını çabuk unutur. Bunun için ilk önce öğrencimize güzel bir çalışma ortamı sağlamamız gerekiyor. Bunun için bir masa, bir sandalye ve sakin bir ortam yeterlidir. Matematik dersi artık okunarak çalışılan bir ders olmaktan çıkmış; tamamen mantık üzerine yoğrulmuş, mayasını da sayılar oluşturmuştur. Bunun için 6.7.8. sınıfta öğrenci nasıl öğrenirse lise ve yüksek okulda da bunun aynısını uygulayacaktır. Nasıl ki kolu kırılan birinin kolunun alçıya alınması ve sonra yanlış kaynadığı anlaşıldığında tekrar kırılıp doğrusunu yapmakta tıp zorlanıyorsa aynen öğrencilerimiz de yanlış bilgilendiğinde ileride düzeltilmesi bir hayli zor olacaktır. Benim temennim geleceğimiz olan gençlerin hayata doğru kaynatılması ve herkesin üzerine düşen görevi layıkıyla yapmasıdır. Saygılarımla…

11


AİLEYE MEKTUP

Derleyen: Hatice ÖZDOĞAN/ Okul Öncesi Öğretmeni

12

Sevgili Anneciğim, Babacığım, Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim, size şunları söylemek isterdim: Deneme ile öğrenirim. Bana oyunda, arkadaşlıkta ve uğraşılarımda özgürlük tanıyın. Beni her yerde, her işimde, koruyup kollamaya çalışmayın. Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi öğrenirim. Kendi işimi kendim görmeye alıştırın. Büyüdüğümü başka nasıl anlarım? Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemsemeyin. Ama siz beni şımartmayın. Hep çocuk kalmak isterim sonra. Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum. Bana yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü tutmayınca sizlere güvenim azalıyor. Bana kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın. Koyduğunuz kurallar ve yasakların hepsini beğendiğimi söyleyemem. Ancak, hiç kısıtlanmayınca ne yapacağımı şaşırıyorum. Tutarsız davrandığınızı görünce hem bocalıyor, hem de bundan yararlanmadan edemiyorum. Beni dinleyin. Öğrenmeye en yakın olduğum anlar, soru sorduğum anlardır. Açıklamalarınız kısa ve açık olsun. Öğütlerinizden çok davranışlarınızdan etkilendiğimi unutmayın. Beni eğitirken ara sıra yanlışlar yapabilirsiniz. Bunları çabuk unuturum. Ancak birbirinize saygı ve sevginizin azaldığını görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder. Çok konuşup çok bağırmayın. Yüksek sesle söylenenleri pek duymam. Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi izler bırakır. “Ben senin yaşında iken...” diye başlayan sözleri hep kulak ardına atarım. Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın. Beni, korkutup sinirlendirerek, suçluluk duygusu aşılayarak usandırmaya çalışmayın. Yanlış davranışım üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni dinleyin. Suçumu aşmadığı sürece cezama katlanabilirim. Beni yeteneklerimin üstünde işlere zorlamayın. Ama başarabileceğim işleri yapmamı bekleyin. Başarmam için beni destekleyin. Hiç değilse çabamı övün. Bana güvendiğinizi belli edin. Beni başkalarıyla karşılaştırmayın; umutsuzluğa kapılırım. Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin. Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın. Bana süre tanıyın. Yüzde yüz dürüst davranmadığımı görünce ürkmeyin. Beni köşeye sıkıştırmayın, yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunalttığım sırada bile soğukkanlılığınızı yitirmeyin. Kızgınlığınızı haklı görebilirim, ama beni aşağılamayın. Hele başkalarının yanında onurumu kırmayın. Unutmayın ki ben sizi yabancıların yanında güç durumlara düşürebilirim. Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin. Özür dileyişiniz size olan sevgimi azaltmaz; tersine, beni size daha çok yakınlaştırır. Aslında ben sizleri olduğunuzdan daha iyi görüyorum. Bana kendinizi yanılmaz ve erişilmez göstermeye çabalamayın. Yanıldığınızı görünce üzüntüm büyük olur. Biliyorum ara sıra sizi üzüyor, belki de düş kırıklığına uğratıyorum. Bana verdiklerinizin yanında benden istediklerinizin çok olmadığını da biliyorum. Yukarıda sıraladığım istekler size çok geldiyse bir çoğundan vazgeçebilirim; yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan inancım sarılmasın. Benden “örnek çocuk” olmamı beklemezseniz, ben de sizden kusursuz ana baba olmanızı beklemem. Sevecen ve anlayışlı olmanız bana yeter. Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakkım olsaydı, sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim! Sevgiler, Çocuğunuz.


SÖZÜN ÖZÜ-2

Mehmet DURMUŞ YOLUMUZDAKİ ENGELLER Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak? Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde. "Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral. Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı. "Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır." Engel sandığımız bazı olaylar bizi daha da olgunlaştırabilir. Unutmayın, dağ ne kadar yüksek olursa olsun yol onun üstünden aşar.

13


Derleyenler: Büşra AKÇA/Numan ÇELİK

OKULUMUZDAN HABERLER

Okuması zayıf olan öğrencilerimiz için başlattığımız uygulama 2. Dönemde de tüm hızıyla devam ediyor. Bu uygulamayla, ortaokul kademesinde öğrenim gören ancak okuma ve okuduğunu anlama konusunda eksikleri olan öğrenciler, öğretmenlerimizin boş saatlerinde onlardan okuma dersi alıyor ve bu eksikliklerini gideriyorlar. Bu öğrencilerimizi gayretlerinden; öğretmenlerimizi de fedakarlıklarından dolayı kutluyoruz.

Beden Eğitimi Öğretmenimiz Hacı Yusuf YOLDAŞ’ ın organize ettiği sınıflar arası futbol turnuvasına katılım yoğun oldu. Öğrencilerimiz gerek oynayarak gerek izleyerek futbol keyfini yaşadılar. Sporun bir eğlence aracı olduğunu gösteren bu turnuvada 5, 6, 7, ve 8. Sınıflar kendi aralarında okul bahçesindeki alanda mücadele ettiler. Hakemliğini Hacı Yusuf YOLDAŞ’ ın yaptığı maçlarda rakiplerini bir bir yenen 7/A sınıfı mutlu sona ulaştı. 7/A sınıfına bu başarısından dolayı madalyası ve kupası teslim edildi. 7/A sınıfını ve rehber öğretmenleri olan Sosyal Bilgiler Öğretmenimiz Adem ATAŞ’ ı kutluyor; başarılarının devamını diliyoruz.

14


Ortaokul kademesinde düzenlenen

OKULUMUZDAN HABERLER

‘Sınıflar Arası Bilgi Yarışması’ büyük bir çekişmeye ve heyecana sahne oldu. Bilginin yanında zamanı kullanmanın da önemini gösteren bu yarışmada aynı düzeydeki sınıflar, aralarında yarıştılar. Yapılan yarışmalar sonucunda 5. sınıflardan 5/A, 6. sınıflardan 6/A, 7. sınıflardan 7/A ve 8. sınıflardan 8/B rakiplerini eleyerek 1. oldular. Müdür Vekilimiz Mehmet GÖKSU, 1. olan sınıflara kitap seti hediye etti. Öğrencilerimizi kutluyor ve başarılarının devamını diliyoruz.

Öğrencilerimizin düzenlediği ‘Yerli Malı Haftası’ etkinliklerinde, hafta boyunca ülkemize ve yöremize has yiyecek ve içecekler ( Urfa fıstığı, pestil, nar, börekler, kekler, ayran, meyve suyu, şalgam, şerbet, pekmez, süt vb.) tanıtıldı. Öğrencilerimizi bu duyarlılıklarından ötürü kutluyoruz.

‘’Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı.’’

15


İstiklal Marşımızın kabul gü-

OKULUMUZDAN HABERLER

nünün yıldönümü, Sosyal Bilgiler öğretmenimiz Adem ATAŞ tarafından düzenlenen programla kutlandı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasıyla başlayan programda okulumuz öğrencileri günün anlam ve önemini belirten yazı ve şiirler okudular. Ardından İstiklal Marşımızın her kıtası ayrı öğrenciler tarafından coşkuyla okundu. Programın hazırlanmasında emeği geçen öğretmen ve öğrencilerimize teşekkür ediyor; Milli Şairimiz Mehmet Akif ERSOY ve tüm şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.

16


Sivil Savunma Kulübümüz, İngilizce Öğretmenimiz M. Onur ÇITAK’ ın rehberliğinde deprem tatbikatı yaptı. Deprem gibi do-

OKULUMUZDAN HABERLER

ğal afetlerden en az zararla kurtulmanın yollarının anlat��ldığı bu uygulamanın devamı olarak yangın tatbikatının yapılacağını ifade eden kulüp rehber öğretmeni M. Onur ÇITAK, herkesin her an her şeye hazır olması gerektiğini belirtti.

Okulumuz genelinde belli aralıklarla yaptığımız deneme sınavlarına öğrencilerimiz büyük bir ilgi gösteriyorlar. Zamanın etkili kullanılması ve sınav kaygısı konularında eksiklikleri gidermeye yardımcı olan bu uygulamamız aynı zamanda öğrencilerin başarı durumu hakkında bizlere bilgi veriyor.

17


OKULUMUZDAN HABERLER

Okulumuz 8. sınıflara yönelik olarak açtığımız SBS kursunda öğrencilerimiz geleceklerini şekillendirmeleri adına yoğun bir şekilde çalışıyorlar. Haftanın üç gününde beş ders (Türkçe, Matematik, Fen Bilgisi, Sosyal Bilgiler ve İngilizce) öğretmeni, öğrencilere rehberlik ederek, onları, bu sene son kez yapılacak olan SBS’ ye hazırlıyorlar. Öğrencilerimizin en iyi okulları kazanmalarını diliyoruz.

Köyümüzde bulunan öğrencilerimiz okuldan sonraki vakitlerinin bir kısmını yine okulda ders çalışarak ve ödev yaparak geçiriyorlar.

18

Bu etkinliklerimiz belli aralıklarla devam etmektedir. Ayrıca yine belli aralıklarla köyümüzde ve çevre köylerde veli toplantıları yapılmaktadır.


SİZDEN GELENLER

ŞİİRLER & MANİLER BİLİR MİSİN MİNİ ÇOCUK?

CANIM ÖĞRETMENİM

Kim verdi gülen gözleri, Bilir misin mini çocuk? O tatlı dil o sözleri, Bilir misin mini çocuk?

Doğru yolu gösteren Bize bilgi veren Her şeyi bilen Canım öğretmenim.

Kıpır kıpır dudakları, Çiçek çiçek yanakları, Kim yürütür ayakları, Bilir misin mini çocuk?

Bir annem de sensin Bana sevgi gösteren Okumayı öğreten Canım öğretmenim.

Kivi kıvır o sacları, Pamuk pamuk avuçları, Kim süslüyor ağaçları, Bilir misin mini çocuk?

Hafta içi güler yüzüm Hafta sonu söner yüzüm Seni görünce güler yüzüm Canım öğretmenim.

Anne, baba, bacı, kardeş, Isıtan, ısıtan Güneş, Bu nasıl tükenmez ateş, Bilir misin mini çocuk? Aç kollarını sevgiye, Cennet verilsin hediye, Geldik dünyaya ne diye, Bilir misin mini çocuk? 5/B Sınıfı Urfa’ da açtı bağlar Bülbül gül için ağlar Beni zincir zapt etmez Vefalı bir yar bağlar. Faik SARI

6/B

5/A Sınıfı TÜRKİYEM ÜSTÜNE Türküler söylerim her sabah Güzellik üstüne şehitlik üstüne Her sabah bu dağları selamlarım Canım, vatanım büyüklüğünce büyür. Daha bir canlılık bulur kanım Türküler söylerim her sabah. Edirne üstüne Ardahan üstüne Denizli’ den bir horoz sesi yükselir güne Aydın’ dan Söke’ ye akın eder develer Bereket sürüsüne Nalan SARI

Çimene bak çimene Yeşil örtüye benzer ece gelmez hayale Gündüz düşümde gezer. Bozan SARI

19

6/A

8/A


EĞLENCE KÖŞESİ

Soldan Sağa: 1- Bir iş, oluş veya hareket bildiren kelime – Vilayet 2-Bir sesli harf – Bir sayı 3- Şiirde dize sonlarındaki ses benzerliği 4Bir harf – Çift, iki tane 5- Sıfat Fiil yapan bir ek – İşaret zamirlerinden biri 6Sessiz harfle bitip sesli harfle başlayan iki kelimenin birleşikmiş gibi okunmasına verilen ad 7- Bir sessiz harf – Varlıkları karşılayan kelimeler 8- Kelimelerden oluşan ve bir yargı bildiren dil birlikleri – Bir sessiz harf. 9- Bir harf – Şart kipi eki – (Tersi) Bir sayı 10- Bir harf – En şerefli varlık… Yukarıdan Aşağıya: 1- Gazetelerde yayınlanan günübirlik yazılara verilen ad – p,ç,t,k ünsüzlerinin yumuşamasıyla dönüştükleri sessizler 2- Bir sesli harf – Bir sesli harf – (Tersi) Akıl – Bir sesli harf 3- Bir harf – Belli eklerle fiil tabanlarından türeyen, isim, sıfat ve zarf olarak kullanılan kelimeler 4-Fiil sözcüğünün son harfi – (Tersi) Bir bağlaç – Ormanların kralı 5- Beğenilecek nitelikleri taşıyan – Bir “Hırs” sözcüğünün son harfi 6- Aklının ve beynini iyi kullananlar için söylenir – (Tersi) Filleri olumsuz yapan ek – yaşanılan zaman 7- Vilayet – İşaret zamiri - Bitiş

Anagram Bulmaca 6 SALİM

1 YALAK

2 MİLAS

3 TALHA

ZAMAN

4

5 DİLEK

AYLAK

……….

……….

………..

……….

NEKES

8

9 ZİYAN

MELEK

10

11 KIYAK

………..

……….

………..

……….

7 KALAY ……….

………. 12 RAKIM

13 NAKİL

14 SALIK

15 KIRAÇ

16 KIZAK

17 KATIR

………. 18 KEMAL

………. 19 TARAK

………. 20 LİMİT

………. 21 KOTRA

………. 22 MARİZ

……….

………..

……….

……….

……….

……….

1- İşi gücü olmayan, işsiz 2- Örnek 3- Yaban armudu 4- Beş vakit kılınır 5- Bir yanından bakınca öbür yanı görünen 6- Müslümanların dini 7- Hayvanların su içtiği kap 8- Gevşeme özelliği olan 9- Dua 10- Mafsal 11- Küçük su teknesi 12- Nehir 13- Fakat,ama 14- Islanmış

20

olan 15- İlkel bir tür ayakkabı 16- Yere çakılmak amacıyla ağaçtan yapılan ucu sivri çubuk 17- Kullanıldıktan sonra geri kalan, artan 18- Hz. Nuh’un babasının adı 19- Bir Arap devleti 20- İki yüzü beyaz bir tür yorgan 21- Müzik aletlerinde ses ayarı 22- Adların yerini tutan sözcük, adıl.


EĞLENCE KÖŞESİ

Boş karelere 1’ den 25’ e kadar olan rakamları öyle bir şekilde yazın ki yan yana, alt alta ve köşeden köşeye toplamları 65 olsun. Kolay gelsin :)

Yandaki şekilde dört kibrit çöpünün yerini değiştirerek beş kare oluşturabilir misiniz?

-Bir şoför bu benim öz oğlum ama ben onun babası değilim derse bu olay nasıl açıklanır? Mert TURHAN Aradaki farkları bulun :) Bu resimde kaç tane insan görüyorsunuz? Cevap: 2 değil. Dikkatli bakın.

BİLMECELER

Bir kuyum var, iki türlü suyum var.

Açarsam dünya olur yakarsam kül olur. Geceleri fener, gündüzleri söner. Eğilirsin kalkarsın, Engelleri yıkarsın, Bazen perde açılır, Sen Kabe’ye bakarsın. Ben iki hasretlinin arasında dururum. Onları konuştururum. Şehirden şehire koşarım, köyden köye giderim fakat hiç hareket etmem. Taştandır demirdendir, Yediği hamurdandır, Bütün dünyayı doyurur, Kendi doymaz nedendir?

21

Cevapları: Yumurta, harita, yıldız, namaz, telefon, yol, fırın.

Turan DURMAZ 8/A


EĞLENCE KÖŞESİ

Temel için kız istemeye giderler. Temel' in babası kızı istedikten sonra kızın babası sorar: - Oğlunizun sigarasi, içkisi, kumari var midur? Temel' in babası cevap verir : - Hepsi var bir tek kari eksik. Onu da alıp gideceğuk. Ramazan ÇELİK 6/A KAYSERİLİ Kayserilinin biri ölüm döşeğindedir: Kayserili: Sevgili karım burada mısın? Eşi: Evet hayatım buradayım. Kayserili: Sevgili oğlum Mehmet burada mısın? Mehmet: Evet babacım buradayım. Kayserili: Oğlum Ahmet ya sen burada mısın? Ahmet: Evet ben de buradayım. Kayserili: Güzel kızım sen burada mısın? Kızı: Evet buradayım babacım. Kayserili: Allah hepinizin belasını versin. Dükkanda kim duruyor o zaman? Aysel GÖKHAN 6/B NASRETTİN HOCA ÖLÜM DÖŞEĞİ Bir gün Nasrettin Hoca ölüm döşeğindeymiş ve karısına hanım git en güzel giysilerini giy de gel. Karısı şaşırmış: Sen ölüm döşeğindeyken neden süsleneyim. Nasrettin Hoca: ‘Azrail geldiğinde benim yerime seni alsın götürsün.’ der. Ali MURAT 7/A

22

SAAT Dursun, saatlerin geri alınacağını duyunca, evdeki saatleri toplayıp Saatçi Temel’e gider: - Ula Temel, saatler geri alınacakmış. Biz de evdeki saatleri senden satın aldığımız için sana getirdik. Bunları geri alacaksun da. Temel kendinden emin bir şekilde: - Öyle yağma yok. Ben de duydum ama, sadece 1 saat geri alınacakmış. 1 tanesini alırım, diğerlerini almam. Diyar DURMAZ 5/A FEN BİLGİSİ Babası okuldan dönen oğluna sormuş: — Bugün okulda ne yaptınız? — Fen Bilgisi dersinde deney yaptık. — Peki, yarın ne yapacaksınız? —Deneyde yıkılan duvarı yapacağız babacığım. Dilek TAŞ 5/B

TAM PUAN Öğretmen öğrencisine sorar: -Ödevin tamamen doğru bu sefer tam puan aldın, aferin. Bu nasıl oldu? -Öğretmenim dün akşam babam evde yoktu ödevi ben yaptım. Fatma YILDIRIM 7/B


EĞLENCE KÖŞE-

Kendi dirseğini yalamanın imkânsız olduğunu Ördeğin vakvaklamasının yankı yaratmadığını ve bunu kimsenin açıklayamadığını  Eğer çok şiddetli hapşırırsan, kaburgalarından birini kırabileceğini  Hapşırmayı engellemeye çalışırsan, başındaki veya boynundaki damarlardan birinin yırtılabileceğini ve ölebileceğini  Hapşırdığın sırada gözlerini açık tutmaya çalışırsan, yerlerinden fırlayabileceklerini  Domuzların vücut yapılarından dolayı hiçbir zaman başlarını yukarı kaldırıp gökyüzüne bakamadıklarını  Çakmağın kibritten önce bulunduğunu  Parmak izleri gibi dil izlerinin de her insan için benzersiz olduğunu Yarım kilo bal yapabilmek için arıların iki milyondan fazla çiçekten bitki özü topladıklarını  

YEMEK TARİFİ YEMEĞİN ADI: İNSANLIK PASTASI MALZEMELER : Bir ölçü günaydın İki ölçü iyi günler Birazcık ilgi Bir tutam nezaket Normal ölçüde anlayış HAZIRLANIŞI : Malzemeyi iç dünyanızdan alın. Yıkamanıza gerek yok, tertemizdir. Gönül tencerenizde yavaşça karıştırın Koku her yere sinince içine duygu şerbeti koyun. Karışımı hayat tabağına boşaltın. Üzerini sevgi marmelatı ile süsleyin. Bir kaç parça da gökkuşağı renklerinden serpiştirin ve pastanızı gün boyu afiyetle yiyin. Haa ! Sakın pastanızdan birazcık da arkadaşlarınıza vermeyi unutmayın...

23

SÜTÜN FAYDALARI

• Kemik erimesini önler. • Mikrobik enfeksiyonlara karşı etkilidir.; • İshali tedavi eder • Mide rahatsızlıklarını giderir.


24

EĞLENCE KÖŞESİ


SINIFLARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER

1. Sınıf Öğretmenimiz 2. Sınıf Öğretmenimiz 4. Sınıf öğretmenimiz Fatma TURHAN ve öğrencileri Büşra AKÇA ve öğrencileri Hacı Bayram TURHAN ve öğrencileri

5/A sınıfı ve Matematik Öğretmenimiz Selda ATASOY

25

5/B sınıfı ve Türkçe Öğretmenimiz Numan ÇELİK

6/A sınıfı ve Türkçe Öğretmenimiz İlkay GÖK


SINIFLARIMIZDAN GÖRÜNTÜLER

6/B sınıfı öğrencileri 7/A sınıfı ve Beden Eğitimi Öğretmenimiz Hacı Yusuf YOLDAŞ

8/A sınıfı ve Sosyal Bilgiler Öğretmenimiz Adem ATAŞ

7/B sınıfı ve İngilizce Öğretmenimiz M. Onur ÇITAK

8/B sınıfı ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenimiz Yunus SARI

Anasınıfı öğrencilerimiz

26



KIVILCIM 1