Page 1

ya

ça

ça

ya

nka

nka

life þubat - february 7 TL

Çankaya’nýn dergisi...

F L O W E R I N Ç A N K AYA Çankaya’da bir Çiçek Sadece sizin anlattýklarýnýza inandým... I only believed in what you told me...

“Kadýnlar daha talepkar olmalý” “ Wo m e n s h o u l d b e m o r e d e m a n d i n g ”

PETER PAN röportaj - interview

NÝL KARAÝBRAHÝMGÝL NORVEÇ BÜYÜKELÇÝSÝ LANDSVERK AMBASSADOR OF NORWAY LANDSVERK UFUK ÜNÝVERSÝTESÝNÝN ÇEHRESÝ DEÐÝÞECEK THE FACE OF UFUK UNIVERSITY IS ABOUT TO CHANGE

language of photograph f o t o ð r a f ý n

d i l i

DEKORASYONDECORATION

KÜBA MUTGAÐI CUBA CUISINE

Çocuk magazin Kid’s magazine Evcil magazinPet magazine medyamedia A M S T E R D A M A M S T E R D A M A M S T E R D A M A M S T E R D A M A M S T E R D A M


Gülseren: Üvey aðabeyinin tecavüzüne uðradý. Ýstemediði bir evliliðe zorlandý. Bakire olmadýðý için kocasýndan þiddet gördü ve ailesinin yanýna döndü. Ancak babasý ve erkek kardeþi, açýk giyindiði ve iþten eve geç geldiði için onu öldürdü. Çünkü namuslarýný temizlemeleri gerekiyordu… Medine: Ailesinin þiddetine maruz kaldýðý için polise baþvurdu ama sonuç alamadý. Bir süre sonra babasý ve erkek kardeþi, erkeklerle konuþtuðu için onu diri diri topraða gömerek öldürdü. Çünkü namuslarýný temizlemeleri gerekiyordu… Meryem: Üzerine “seni seviyorum” yazdýðý kaðýdý arkadaþýna verirken öðretmeni gördü. Öðretmen kaðýdý Meryem’in babasýna verdi. Baþýna geleceklerden korkan Meryem, babasýnýn silahýyla intihar etti. Çünkü ailesinin namusunu temizlemesi gerekiyordu… Eðer bu topraklarda doðmuþsan; Dilan, Güldünya, Berivan, Ayþe, Canan, Sultan, Çiçek’sen… Yani sadece kadýnsan… Öldürülürsün, dayak yersin, tecavüze uðrarsýn, iþkenceye maruz kalýrsýn… Dünya Emekçi Kadýnlar Günü’nün, Amerikalý kadýnlarýn çalýþma haklarýný iyileþtirmek istemeleri sonucu, hem de bundan neredeyse 160 yýl önce ortaya çýktýðýný düþününce, ülkem adýna utanýyorum. Biz, býrakýn kadýnlarýn çalýþma haklarýný tartýþmayý, yaþama haklarýný bile hiç düþünmeden, en acýmasýz yollarla ellerinden alýyoruz. Kadýnýn “var olduðu” bir Türkiye, umarým çok uzak deðildir. Bunun için kadýnýn yerinin “soframýzdaki öküzden önce” gelmesini saðlamamýz gerekiyor sanýrým… Bu ayki sayýmýzýn tüm konuklarýna, özellikle kadýn konuklarýna; Kadýn ve Aileden Sorumlu Devlet Bakaný Selma Aliye Kavaf’a, yaþadýðý kabustan uyanarak kendi ayaklarýnýn üzerinde durmaya baþlayan Çiçek’e, Nil Karaibrahimgil’e sonsuz teþekkürlerimizle…

editor editör

Kadýnsan…

If you are a woman… Gülseren: She was raped by her step brother. She was forced to a marriage she did not want. She was violently treated by her husband because she was not a virgin, and went back to her family. However, her father and brother killed her because she dressed immodestly and came home late from work, because they had to restore their honor … Medine: She applied to the police because of the violent treatment she was exposed to in the family, but could get no results. A while later her father and brother killed her by burying her when alive, because they had to restore their honor … Meryem: The teacher saw her when she was passing a paper she wrote “I love you”. The teacher gave the note to Meryem’s father. Meryem, afraid of what would happen to her, killed herself with her father’s gun, because she had to restore the honor of her family… If you are born in these lands, and if you are Dilan, Güldünya, Berivan, Ayþe, Canan, Sultan, or Çiçek… That is, if you are only a woman … You are killed, beaten, raped, tortured … I feel ashamed for my country when I think that International Worker Women’s Day was invented by American women as a consequence of their demands to make improvements in their rights of working almost 160 years ago. Leave aside discussing the right of working of women, we take their right of living without ever thinking, with the most cruel ways. I hope Turkey that women “can exist” is not too far away in the future. I think that we have to make the place of the women at our table “comes before the cattle” as the first thing … This month’s issue is dedicated to our woman guests, to Ms. Selma Aliye Kavaf, the Minister Responsible for Women and Family, to Çiçek, who woke up from the nightmare she had and have started to stand on her own feet, and to Nil Karaibrahimgil, with endless thanks …

Ceren Bayar cankayalife@gmail.com


ya

ça

ça

ya

nka

nka

life Çankaya’nýn dergisi...

ÇANKAYA’DA BÝR ÇÝÇEK... FLOWER IN ÇANKAYA...

00 KADINLAR DAHA TALEPKAR OLMALI A TRANSFORMATION OF MIND IS NEEDED IN TURKEY

00 SADECE SÝZÝN ANLATTIKLARINIZA ÝNANDIM... I ONLY BELIEVED IN WHAT YOU TOLD ME...

00 ÞEHRE HAYAT KATAN MEKANLARIN YARATICISI CREATOR OF HANGOUTS ADDING LIFE TO THE CITY

00

ÇOCUK HABER KID NEWS

00 DEKORASYON DECORATION

00 PÝRÝNÇ VE FASULYE DÝYARI LAND OF RICE AND BEANS

00 SAÐLIK DOSTU KÝMYON CUMIN FOR HEALTH

00

içindekiler

index


NORVEÇ BÜYÜKELÇÝSÝ LANDSVERK AMBASSADOR OF NORWAY LANDSVERK

00 UFUK ÜNÝVERSÝTESÝNÝN ÇEHRESÝ DEÐÝÞECEK THE FACE OF UFUK UNIVERSITY IS ABOUT TO CHANGE

00 NÝL KARAÝBRAHÝMGÝL RÖPORTAJI INTERVIEW NÝL KARAÝBRAHÝMGÝL

00 PETER PAN

Ç A N K AYA L I F E Þubat / Febuary 2010 Yýl: 1 / Sayý: 10 Ýmtiyaz Sahibi / Owner Canan KAYA Katkýda Bulunanlar / Contributors Görsel Yönetmen / Visual Designer Levent SÜSOY

00 SÝNEMA CINEMA KÝTAP BOOK MÜZÝK MUSIC

00 TARÝHTE BU AY THIS MONTH HISTORY

00 GEZÝ TRAVEL

00 EVCÝL MAGAZÝN PET MAGAZINE

00

Haber Koordinatörü / News Coordinator Nergis DEMÝRKAYA Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü Ceren BAYAR Fotoðraf Editörü / Photograph Editor Ýbrahim GÖK Fotoðraflar / Photographs Selim ÝPEKÇÝ Yazarlarýmýz / Our Writers Erol ONUR Murat ÇELÝK Nazlan ERTAN Dudu SOYSAL Naki BAKIR Özge KURÞUNLU Hukuk Danýþmaný / Legal Consultant Av. Ersin TÜRK Çeviri / Translation Burak ESEN Serra - Ceyda Yayýn Türü Yerel Süreli Yayýn - Aylýk Baský / Printing Yorum Basým Yayýn San. Tic. Ltd. Þti. Ývedik Organize San. Bölgesi Matbaacýlar Sitesi 35. Cadde No: 36 - 38 Y. Mahalle - Ankara Telefon: 0312 395 21 12 Ýletiþim / Contact 524. Sk. 12/16 Sancak Mahallesi Çankaya - Ankara Tel: 0312 491 44 00 - 491 95 00 Dergimizde yayýmlanan yazýlarýmýzýn doðruluðu ve sorumluluðu yazarlarýmýza aittir.


kýsa kýsa short news

Bin çocuk korosu sahnede A thousand children ensemble on stage Çankaya Belediye Baþkaný Bülent Tanýk’ýn seçim çalýþmalarý sýrasýnda kurmayý vaat ettiði Bin Çocuk Korosu, ilk konserini verdi. 100 çocuktan oluþan ilk koronun büyük bir coþkuyla seslendirdiði parçalar izleyicilerden büyük alkýþ aldý. Konserden sonra sahneye çýkan Tanýk, çok büyük bir kývanç ve mutluluk duyduðunu belirterek, önce çocuklara sonra emeði geçen herkese sevgi, saygý ve þükranlarýný iletti. Baþkan Tanýk, katilleri alkýþlayan deðil, sanatýn aydýnlýðýný ve ýþýðýný taþýyan insanlar yetiþtirmeyi amaçladýklarýný belirterek, insanýna ve çocuklarýna yatýrým yapmayan toplumlarýn geri kalmaya mahkûm olduðunu ve geri kalan toplumlarýn her þeylerini kaybedeceðini dile getirdi.

The Thousand Children Chorus, a project heralded by Çankaya Mayor Bülent Tanýk before the local elections, gave its first concert. The concert by the first ensemble, composed of a hundred children, received huge acclamation from auditors. Tanýk, who took the stage after the concert, said he was full of pride and joy and extended his love, respects and thanks to children and all contributors. Mayor Tanýk said they aimed at raising people that appreciate the brilliance of art rather than acclaim murderers, and noted that societies which does not invest in people and children are destined to lag behind and such societies lose everything they have.

Doða Derneðinden bankalara çaðrý: “Hasankeyf’i yok etmeyin!” Nature Association appeals to ministers: “Do not ruin Hasankeyf!” Hasankeyf ve Dicle Vadisi'nin yok olmasýna neden olacak Ilýsu Barajý’nýn yapýmýna karþý mücadelelerini sürdüren Doða Derneði, yeni bir kampanya baþlattý. Kampanya kapsamýnda Ilýsu Barajý projesinin yapýmý için kredi vermesi gündemde olan Akbank ve Garanti Bankasý'na “tarihi mirasýn yok olmasýna destek olmayýn” çaðrýsý yapýldý. Dernek üyeleri Garanti Bankasý Genel Müdürlüðü önünde bir Hasankeyf protestosu gerçekleþtirdi. Dernek Baþkaný Güven Eken, "Garanti'nin kamuoyu önündeki bu sýnavda doðru tercihi yapmalarýný bekliyoruz” dedi.

06

The Nature Association, struggling against Ilýsu Dam which will destroy Hasankeyf and the Tigris valley, has initiated a new campaign. A call was made for Akbank and Garanti Bank, which are reportedly considering funding the Ilýsu Dam, not to support destruction of cultural heritage. Members of the association staged a protest for Hasankeyf in front of Garanti Bank headquarters. Association’s head Güven Eken said, “we expect Garanti will make the right choice in the trial before the public.”


kýsa kýsa short news

Uçan Süpürge kötülüðü sorguluyor Uçan Süpürge questions evil Uçan Süpürge Uluslararasý Kadýn Filmleri Festivali, “kötülük” temalý kýsa film yarýþmasý düzenliyor. Kýsa filmin geliþmesine katkýda bulunmanýn yaný sýra, toplumsal cinsiyet rollerinin sorgulanmasýna ve filmlerde kadýn bakýþ açýsýnýn geliþtirilmesine olanak saðlamak amacýyla düzenlenen yarýþma, Çankaya Belediyesi’nin katkýlarýyla gerçekleþecek. 06 - 13 Mayýs tarihleri arasýnda 13. kez sinemaseverlerle buluþacak olan festival kapsamýnda düzenlenen yarýþmanýn son baþvuru tarihi ise 09 Nisan 2010.

Uçan Süpürge (Flying Broom) International women Films Festival holds a short film screenplay contest on “evil”. The contest, meant to question social gender roles and develop female perspectives in movies as well as help development of short film genre will be organized with support of Çankaya Municipality. The deadline for submissions for the contest, which will be held within the framework of the 13th International Women's Films Festival between May 6-13, is April 9, 2010.

Festivalin yarýþmacý filmleri açýklandý Contenders of festival determined Dünya Kitle Ýletiþimi Araþtýrma Vakfý tarafýndan 11 - 21 Mart tarihleri arasýnda gerçekleþtirilecek olan 21. Ankara Uluslararasý Film Festivali'nde yarýþacak filmler belli oldu. 11'e 10 Kala, Acý, Baþka Dilde Aþk, Büyük Oyun, Ýki Dil Bir Bavul, Kako Si, Kara Köpekler Havlarken, Köprüdekiler, Min Dit, Orada, Çýngýraklý Top, Deli Deli Olma filmleri festivalde yarýþmaya hak kazandýlar. The films that will compete in the framework of the 21st Ankara International Film Festival organized by World Mass Communication Research Center between March 11 and 21 are determined. 10 to 11, Pain, Love In Another Language, Great Game, Two Languages One Luggage, Kako Si, Black Dogs Barking, Those On The Bridge, Min Dit, There, Tintinnabulate Ball, Don’t Be Mad are the films that will compete in the festival.

07


Sadece sizin anlattýklarýnýza inandým… I only believed in what you told me... Yazan - Writer: Erol Onur “Aðýr aðýr çýkacaksýn bu merdivenlerden”(¹) demiþti þairimiz, aðýr aðýr çýkmaya özen gösterdik. Ama onlar merdivenleri üçer beþer atlayýp yanýmýzdan výzýr výzýr geçiyorlardý, arkalarýndan bakakaldýk.

“You have to ascend these steps slowly¹,” a Turkish poet once wrote, we paid attention to what he advised. However, they climbed at full bat passing by us, we gawked at them.

“Damlaya damlaya göl olur” demiþti atalarýmýz. Ya hortum icat olmamýþtý ya da hortumlama… Cebimizi hortumlayanlarý izledik çaresizce, hiçbir þey yapamadýk.

Our forefathers said, “many a little makes a mickle.” Then, neither siphons nor siphoning was invented… We helplessly gaped at peculators embezzling money from our pockets.

“Parayla saadet olmaz” diye öðretmiþlerdi. “Paranýn ne önemi var, mühim olan insanlýktý...” Parayla, malla, mülkle satýn alýnamazdýk… Ýdealistçe yaþadýk, parasýz öldük. Biz sadece sizin anlattýklarýnýza inandýk. Ve bir zaman geldi, semaya aðlayarak baktýk. (¹)

They told us that “money is nothing to do with happiness.” “Money is unimportant; it is humanity one had to care about.” We were not people to be bought with money or property. We lived as idealists and died penniless. We only believed in what you told us. “And came a time, we cried gazing skies¹”

***

***

Bizim Kemalettin Tuðcu’larýmýz vardý; acýma, vicdan, sadakat, yardým ve özveri gibi duygularýmýz. Onlara sadýk kaldýk, sonra çarklar arasýnda ufalanýrken o duygular, eskiden anlattýklarýnýzda tutuklu kaldýk.

We had Kemalettin Tuðcu’s and feelings; pity, conscience, loyalty, support and sacrifice. We remained loyal to them, and as these feelings crumbled between wheels, we failed to break loose from the ideas inculcated to us.

Texas, Tom Miks, Karaoðlanlarýmýz vardý. Dýþ kaynaklý olanlarda “hep iyiler kazanýr” yerlilerde ise “hep Türkler kazanýr” mesajý vardý. Mustafa Kemal ile baþlayan “Türk öðün, çalýþ, güven” ve “Türk milleti çalýþkandýr, zekidir” gazý “bir Türk dünyaya bedeldir”, “Türk gibi kuvvetli” ara gazlarý ile devam etmiþti. Biz var ya biz… Bir gün bütün dünya Türk olacaktý... Niye? Bilmiyoruz, öyle gerekiyordu herhalde.

We had Texas, Tommiks, Karaoðlan. Foreign comic strips said good wins while local ones said Turks win. “Turk, be proud, work hard, trust” and “Turkish nation is smart and hardworking” mottos by Atatürk which winded us up continued with similar idioms such as “a Turk is equal to the rest of the world”, “Strong as a Turk.” Boy, we were magnificent. One day whole world would become Turk. But why? We did not know, it was supposed to be that way, I guess.

08


Çizgi film kahramanlarýna öykünürken biri çýkýp “Kýzýlderililer Türk’tür” deyince biraz kafamýz bulanmadý deðil. Bunca yýldýr Kýzýlderililerin barbarlýklarýna hak ettiði dersleri veren kahramanlarýmýz iþgalci miydi yoksa? “Ateþ suyu” dedikleri þey kültür emperyalizminin bir ürünü müydü? Onlara ateþ suyu, bize cola mý satýyorlardý? Onlarýn silahlarý vardý, bizim “yurtta sulh cihanda sulh”larýmýz. Onlarýn cicili bicili ürünleri vardý, bizim yoksulluðumuz ve yoksunluðumuz. Biz barýþ çubuðu tüttürmek istiyorduk onlar baþýmýza çuval geçiriyorlardý.

When it is claimed that Indians were Turk at a time while we were imitating cartoon characters, we got confused a bit. Were our heroes who taught lessons the Indians deserved for their vandalism intruders in fact? Was the “Fire Water” a product of cultural imperialism? Did they sell fire water to them while selling us coke? They had guns, we had, “peace at home peace in the world.” They had garish products, we had poverty and needs. We wanted to smoke peace pipes, they put sacks to our heads. Yes, either Indians were Turk or we are Indians.

09


Evet, doðruydu; ya Kýzýlderililer Türk’tü, ya da biz Kýzýlderili’ydik. “Yaratýlaný hoþ gör Yaradan’dan ötürü” sözü beynimize kazýnmýþtý ya hoþ görüyorduk… Bu sonsuz hoþgörümüz daha sonra “hoþ gör sen, boþ ver gitsin aldýrma” sözleriyle þarký bile oldu. Bazý dýþ mihraklý çevreler bu güzide þarký sözümüzü “girsin çýksýn aldýrma” þeklinde çevirerek huzur ve sükun ortamýný bozmak istedilerse de pek baþarýlý olamadýlar. “Aldýrma Gönül Aldýrma” þarkýsýný çok sevdik. Hiçbir þeye aldýrmýyorduk. Balýkesir-Bandýrma arasýnda gidip geliyorduk. Birileri daha ileri giderek salaklýk boyutumuzun oranýný verdi: yüzde 60… Allah’tan hepimiz yüzde 40’lýk dilimin içindeydik… Rahatladýk, hak verdik, küçümsedik, küçük orgazmlar yaþadýk. “Kýzýný boþ býrakýrsan ya davulcuya kaçar ya zurnacýya” demiþtiniz ya… Cumhurbaþkanýnýn kýzý davulcuya kaçtýktan sonra, kuyruklarda ömür tükettiniz popstar olabilmek için. Devir star devriydi ve erken kalkan kaset çýkartýyordu. Para, þan, þöhret ve güç için her kalýba girmenin mübah olduðu dönemler baþlamýþtý. “Sanatçý olma aç kalýrsýn” sözünüz de geçerliliðini yitirdi yýllar içinde ve yürümeyi yeni öðrenen çocuklarýnýzý pazarlamak için cast ajanslarý önünde bin bir takla attýnýz. “Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla” diyen aktrisleri alkýþlayarak büyümüþtük. Ne yüce bir ruhtu o, paranýn satýn alamayacaðý… Sonra her zamanki gibi yine devir deðiþti ve “beden” bize yetmeye baþladý. Biz büyümüþtük ve kirlenmiþti dünya. Ruhlarýmýz da bu kirlenmeden nasibini almýþtý ve beþ para etmiyordu artýk. Bir ruhsuzlar sürüsü sarmýþtý etrafýmýzý, eski ruhlarý çaðýrýp onlarla konuþur olduk. “Ýki gönül bir olunca samanlýk seyran olur” demiþtiniz ya. Hatta daha da ileri gidip, “Neyleyim köþkü, neyleyim sarayý, içinde salýnan yar olmayýnca” dizelerini döktürmüþtü þairlerimiz. Önce pembe panjurlu evler yetmemeye baþladý, ardýndan apartman hayatýndan sýkýldýk, site hayatýnýn prestijine kapýldýk, o da yetmedi rezidanslar geldi. Bir türlü doyamýyorduk, bir türlü tatmin olamýyorduk. “Yüksel ki yerin bu yerler deðil” demiþti birileri, en yukarý çýkmaya çalýþýyorduk, birbirimizi ezerek. “Fakir ama gururlu” kavramý prim yapmýyordu artýk “Kýroyum ama para bende” magandalýðý karþýsýnda…

10


We tolerate all for the maxim “Favor the man for its creator.” Even a song was created reading as “Never mind if you are abandoned.” Certain circles tried to abuse the words of the song and used it as an excuse for over-tolerance in order to breach authority and order, but they failed. We loved the song, “never mind my heart, never mind.” We heeded almost nothing. One author even went too far as to argue that %60 of Turkish people are stupid. Thank god, we were all in the %40 portion. We relieved, justified him and belittled others, had orgasms. Once you told us, “an over-free girl either finds a brook or a fool… After the daughter of a president married a drummer, people lined up to become a pop-star at TV shows. It was the right time for pop-start and many released music albums. It was a time when change for money and prestige was acclaimed. The maxim belittling economic status of artists lost validity in years and many rushed to cast agencies to promote their own little children. We grew up applauding actresses who recited the famous line; “You can have me but never my soul.” What elevated souls were they, who the money cannot buy. Then things have changed again, and body is considered enough. We were grown ups and the world had gone astray. So had our souls. We were encircled with flabby crowds, we resorted to the dead to talk. Remember, you said, “for love-united hearts a hayloft is a palace,” and some poets went so far as to say, “What good do palaces to me without my lover in them.” Small and nice houses failed to suffice our desires first, then we got bored from apartment blocks, and carried away with the prestige of gated communities. Then came residences. We forgot satisfaction. We tried to reach the top over each other. We forgot to be “poor but proud” and turned to be wealthy bumpkins. “Horse, woman, arms” has been our best motto for centuries. We realized that we cannot ride horses in the late 20th century but we never give up arms. Our celebrations are unique with gun sounds. We shot ourselves, killed people on balconies, made arms sellers earn fortunes. The old story of the relationship between arms and power was reproduced by TV serials. We girded on arms, wore on blacks, learned to swagger.

11


Bir kuþak, “pencerenin perdesini aç bana göster yüzünü” þarkýsý ile büyüdü, “ellerim böyle boþ, boþ mu kalacaktý” dizeleri ile yüzleþti, “tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna” umursamazlýðý ile bir devrin kapandýðýný gördü… At, avrat, silah yüzyýllar boyu sloganýmýz olmuþtu. 20. yüzyýlýn sonlarýnda ata binemediðimizi öðrendik ve düþtük. Yerine gemi(cik) aldýk. Avrat evinde otursundu, avradý sevgililerle deðiþ tokuþ ettik ama silahý terk etmedik hiçbir zaman. Baþka milletlerin dans ederek kutladýðý özel günlerde ateþ ederek eðlendik. Kendimizi vurduk, balkonda çay içenleri öldürdük, silah satanlara kazandýrdýk. Silahla güç kazanýlabildiði bir daha öðretildi baþýboþ vadilerde. Silahlandýk, siyahlar giymeye baþladýk, racon kesmeyi öðrendik. “Kafana sýkarým” sözcüðü bir tek bu topraklarda popüler olabilirdi ve oldu. Homosapiens’den önceki son çýkýþta kararsýz kaldýk. Kul oluyorduk kalem tutan ellere… Ne anlatýrlarsa, ne yazarlarsa inanýyorduk. Gazeteler “Atatürk’ün evini bombaladý” yazýnca Rumlarla Ermenilere saldýrdýk, “Din elden gidiyor” yazýnca Alevilere… Vatanseverlik uðruna devrimcileri iþkenceden geçirdik, “vatan bölünmez” sloganý ile Kürtleri… Biraz farklý düþünen yazar, aydýn, sanatçý, gazetecileri hapishanelerde aðýrladýk! Beni yak, kendini yak, her þeyi yak dizeleri ile Sivas’ta yangýn çýkardýk... Ýnsanlarý yaktýk sonra da ayný yere kebapçý açtýk. Ateþ bizi çaðýrýyordu. Daha bi’ Müslüman olduk, camileri doldurduk. Sevinçliydik hepimiz darbeciydi ordumuz. Otuz yýl önce darbe yaptýðý için alkýþlayanlarla, darbe yapmadýðý için üzülenlerle ayný topraklarda yaþýyorduk. Bu topraklarda, yüzyýllardan beri, “güç kimdeyse o haklýydý” ve “parayý veren düdüðü çalýyordu”. “Önce güneþ, hava, su; sonra bol gýda” zamanlarýndan, “önce alýþveriþ sonra fiþ” devrine geçtik… Toplum olarak fiþlenmiþtik þimdi de biz esnafý fiþliyorduk. Fiþ alarak vergi kaçýrmasýna engel olacaktýk ve bu vergiler bize elektrik, yol, su olarak geri dönecekti. Buna da inandýk ve fiþ toplamaya baþladýk. 30 Yýl sonraki ahval ve þerait: Elektrik sýk sýk kesik, yollar mutedil dalgalý ve bol çukurlu, su bulanýk ve sülfatlý. O aralarda birileri çýkýp “ortanýn solundayýz” dedi. Sanýrým “sosyal demokrat” nitelemesi henüz icat

12


We became the only land where “I shot you in the head,” became popular. We failed to transcend Homo sapiens. We believed everything codified. When papers reported that Atatürk’s house was bombed in Thessaloniki, we took revenge from Rums and Armenians, and attacked Alevis when they wrote “religion is under attack.” We tortured revolutionists out of patriotism, and Kurds following the slogan of “homeland is unitary.” We crammed authors, intellectuals, journalists and artists whose ideas deviated from the mainstream to jails. We set fire to a hotel in Sivas, burnt people alive and opened a kebab house after the incident. We became more pious, rushed to mosques. We were all joyous, our army was fond of coups. We were living in the same territory with those who acclaimed the army for coup thirty years ago and grieve as it did not resort to coup this nowadays. He who had the power was right and he who had the money had all for centuries in this land.

We shifted to economic and budgetary themes from naturalist ones in TV ads. We would prevent retailers to evade taxes by asking for receipts and the taxes would return as infrastructure such as electricity, roads and water. We believed what the state told us and collected receipts. It is 30 years now: Frequent blackouts are common, roads are full of holes, and tap water is unclear and contaminated with sulfate. Just then some politicians came out with a new slogan reading “left of the center.” I suppose social democracy was unknown in Turkey or they concluded that Turkish people would not understand the meaning of this notion. The opposing party reacted harshly saying “Communists should go to Moscow.” Indeed, many thought “left of the center” rhetoric was treason. The same people had declared poet Nazým Hikmet traitor and had killed his readers. Nevertheless the embraced him later and opened their party gatherings reciting lines from his poems. His status of traitor has replaced with homeland poet in an instance; long after his death… A poet who eternalized the war of independence of his fatherland could only be branded as traitor in these lands; so was the case. A lofty statesman once said, “Did we drink out the oil in these lands?” All right, he as a bit overweight but he can’t be drunk the oil, he cannot be lying…

13


edilmemiþti ya da halkýn bu tanýmdan anlamayacaðýna karar vermiþlerdi. Karþý taraf bu yaklaþýma “Gomonistler Moskova’ya” tespiti ile cevap verdi. Birinci grup haklýydý gerçekten bir kýsým halk “ortanýn solu” tanýmlamasýný vatana hýyanet sanýyordu. Ayný “bir kýsým halk” Nazým Hikmet’i de vatan haini ilan edip, onun þiirlerini okuyanlarý öldürürken, gün geldi parti kongrelerini Nazým Hikmet þiirleriyle açtý. Nazým Hikmet parmaðýný bile kýmýldatmadan “vatan hainliðinden” “vatan þairliðine” dikey bir geçiþ yaptý ki zaten kýmýldatamazdý, çoktan ölmüþtü… Ulusunun kurtuluþ savaþýný en güzel anlatan þaire ancak bu topraklarda “vatan haini” denebilirdi ve dendi. Sonra bir devlet büyüðümüz çýkýp “bize petrol býraktýlar da biz onu içtik mi” dedi… Tamam biraz kiloluydu ama o kadar petrolü içmiþ olamazdý, koskoca adam yalan söylemiyordu ya… Ayný büyüðümüz, “Yollar yürümekle aþýnmaz” deyince omuz omuza yürümeyi ve protesto etmeyi býraktýk; “70 cente muhtacýz” deyince Dolar biriktirmeye baþladýk. “Dün dündür bugün bugündür” sözü öldürücü darbeyi vurdu, geçmiþi önemsememeye, çabuk unutmaya baþladýk. Bilim adamlarý toplumsal hafýzamýzý balýk hafýzasý ile kýyaslýyordu ve balýk sürüleri ile koyun sürüleri arasýndaki fark ýslaklýktan öteye geçemiyordu. Anayasamýza yüzde 92 “evet” oyu veren bir halkýn o anayasayý yapanlara niye yüzde 23 oy verdiðini de anlamadýk, yüzde 92 oy alan bir anayasanýn yine halkoyu ile deðiþtirilmek istenmesine de. Bizim “siz isterseniz bu ülkeye þeriatý da getirirsiniz” diyen baþbakanýmýz vardý? “Bana saðcýlar adam öldürüyor dedirtemezsiniz” diyen daha yeni model baþbakanýmýz!... Ve “Cennetin anahtarýný” vaat ederek oy isteyen parti baþkanýmýz! Dini kamuflajlar altýnda her türlü yolsuzluðun yapýlabildiði ve görmezden gelindiði topraklarda yaþýyorduk. * 12 Eylül zamanlarýnda “Asmayalým da besleyelim mi?” demiþtiniz ya… O sözü daha sonra “Asmayalým besleyelim” biçimine dönüþtürdüler seve seve… Bir ada yarattýk, yalnýz mahkumlar için. Ada sahilinde bekleyenler oldu, adalardan bir yar gelmese de emirler, tavsiyeler gelmeye baþladý.

14


When the same statesman said roads does not wear out because of walking on them, we gave up marching and protesting; and we started to amass UD dollars when he told the world that we were in need of 70 cents. The fatal blow was his famous “yesterday is yesterday; today is today,” maxim; which made us disregard the past and become more forgetful. Scientists compared our public memory with fish memory and there was no difference between fish and sheep other than wetness. We failed to understand why the same people who accepted the Constitution with a %92 turnout found those who codified the Constitution worthy of %23 of the votes, and why a Constitution approved with a %92 of popular vote should be altered through referendum. We had a prime minister who told his deputies that they were powerful enough to reinstate Sharia in this country. Another prime minister said “You can not make me say right-wing people kill people.” And a political party leader who promised to deliver the keys to the heaven in turn for votes. We have been living in a country where religion related corruption and et al. were overlooked. * Remember, you said right after Sept. 12, 2980 military coup regarding those in jails for political offenses that “Shall we feed rather than hang them.” Your successors changed that to “Let’s not hang, let’s feed.” We created an island for convicts, who were able to continue to control everything from inside. The most popular love and personal development themed books that mushroomed after 1980 was Erich Fromm’s “the Art of Loving.” Big Brother wanted to teach us the ways to love each other and chose a German philosopher as our teacher. We did not realize then that we were on a land that gave birth to Mevlana, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal and complied with imported love courses. After the military period, a prime minister who wanted to sell the Bosporus Bridge came and started the era of privatization. Most valuable parts of the country were bought by foreigners.

15


1980 darbesinden sonra birbiri ardýna piyasaya çýkan “Kendini sev”, “Herkesi sev”, “Mutlu olma sanatý” gibi “savaþmayýn seviþin” kaygýsý taþýyan kitaplardan en ünlüsü “Erich Fromm’un “Sevme Sanatý” adlý yýllar önce yazýlmýþ kitabýydý. Big Brother bize sevme yollarýný öðretmeye kararlýydý ve bunun için Allah’ýn Alman felsefecisini seçmiþti. O zaman aklýmýza gelmemiþti ki en eski yerleþim yerlerinden biri olan Anadolu’nun Mevlana’sý, Yunus Emre’si, Pir sultan Abdal’ý yetmiyor muydu sevgiyi öðrenmemize? Keremler, Aslýlar, Leylalar, Mecnunlar bu topraklardan çýkmamýþ mýydý ki Almanya’dan sevgi öðretisi ithal ediyorduk?! Düþünmedik, kayýtsýz þartsýz itaat ettik. Askeri dönem bitince, akýlda kalan en önemli cümlesi “Boðaz köprüsünü satacam” olan bir baþbakanýmýz vardý artýk. O yýldan bu yýla özelleþtirme adý altýnda “satýyoruuuum, saaattým” cümlesi çok duyuldu. Türkiye’nin en nadide parçalarý yabancýlar tarafýndan satýn alýndý. Türk muhasebe envanterinin “satýlanlar” kýsmýnda yer kalmadý ama “Sattýk da nooldu?” sorusu hala cevap bulamadý. Mustafa Kemal, “Siz benim babamý öldürdünüz” diyen Yeni Zelandalý’ya, “Babanýzýn Çanakkale’de ne iþi vardý?” demiþti ya; yeni nesil devlet büyüklerimiz “Amerika’nýn Irak’da ne iþi var?” diye sormaya gerek duymadý. “Bir koyup üç alacaðýz” masallarý anlatarak emperyalistlerin yanýnda savaþa girmeye kalktý. Tutmadý. Her zamanki gibi 1/3 (yazýyla üçün birini) aldýk. Yetmedi tabi ki… Küçük Amerika olacaðýz demiþtiniz… Her þeyi kabul ettik. Bin yýllýk köfte ekmeði de Amerika’dan ithal ettik. Adý hamburgerdi. Köfte ekmeði býrakýp hamburgere hücum ettik. Daha nezih, daha çaðdaþ, daha havalýydý… Bununla da kalmadýnýz. “Dünyanýn kendi kendine yeten yedi ülkesinden biri” olmakla övünürken, ekmeðimizi bile dýþardan alýr hale getirdiniz. Toplum iyice bireyselleþtirilince özelleþtirmeler gelmeye baþladý… “Devlet sigara satar mý, devlet þeker satar mý, devlet kumaþ yapar mý, devlet onu yapar mý, devlet bunu yapar mý” tartýþmalarý arasýnda yerli üretimi ucuza mamul madde haline getiren kuruluþlar, en kârlý iþletmeler birer birer özelleþtirilmeye baþladý. Tam bu sýralarda TOKÝ kuruldu ve her semte, her kente evler yapmaya baþladý. Yüzlerce þirket kapandý, iþçiler iþsiz kaldý. “Devlet bina yapar mý?” sorusunu hiç kimse sormadý, soramadý!

16


When accused of killing his father by a New Zealander, Mustafa Kemal stroke back with the question what did his father supposed to do in Çanakkale. Our new generation leaders felt unnecessary to ask the US what does it supposed to do in Iraq. Instead, they tried to enter in the war with the US. But luckily, it did not happen. You told us that we would be small America. We accepted everything. We even imported meatballs from the US; the new name was hamburger. It was more modern, elegant and jaunty. You did not stop there; once we were proud of being among the seven selfsufficient countries in the world you led us to a point to import our bread from abroad. Privatizations gained pace after atomization process of the individual is concluded. All profitable state institutions were sold out one by one among discussions that it is not the duty of the state to sell cigarettes or sugar. However, the Housing Development Administration of Turkey was established and built houses in everywhere. Hundreds of companies were shut down leaving numerous workers unemployed but no one asked should the state build houses. You told us later that we had to buy roses to our lovers in St. Valentine’s Day, and carnations in women’s day. Market rules determined when and how we had to show affection. Thanks to you, we managed to reach peace with a gift to our ever neglected lovers and violence-torn women at some certain day. We loved those days. Downfall of Ayastefanos Statue in 1914 was the first Turkish film ever known. We destructed 16 states and working for destruction of the 17th. But we were accustomed to be collapsed and we always managed to rise from our ashes, without complaint. We were afraid of everything contrary to what our national anthem inculcated us. The people were afraid of the state and vice versa. We were afraid of both the soldiers and the police; of being beaten, of deep state, of unresolved murders. We were products of the official history. We were sons of Muslims free from shame and fear of God. We were fond of becoming members of a community rather than being citizens, but at the same time we were afraid of Sharia law. We could sell after-life for love of world,

17


Sevgililer gününde sevgilimize gül, kadýnlar gününde kýrmýzý karanfiller almamýz gerektiðini anlattýnýz sonra… Bu çaðda sevgimizi hangi gün ve nasýl belirteceðimizi piyasa kurallarý belirliyordu. Artýk yýl boyu ihmal ettiðiniz sevgilimize, belirlenen günde güllü kalpli hediyesini vererek gönül huzuru ile uyuyabiliyorduk. Artýk yýl boyu þiddet gören kadýnýmýza bir kýrmýzý gül alarak onun acýsýný hafifletebiliyorduk. Çok sevdik biz bu günleri. Ýki kere çiçek alýp sonraki günlerde 3. sayfalara konuk olduk. 1914 tarihli Ayastefanos Abidesi’nin Yýkýlýþý literatüre giren ilk filmimizdi. 16 devlet yýkmýþ, 17. si için çalýþýyorduk. Yýkýlýþlarýn ahfadýydýk. Yýkýlýr yýkýlýr sonra yeniden kalkardýk. Bir ölür, bin doðardýk. Kimseye etmezdik þikayet, aðlardýk biz halimize, “Yýkýlmadým ayaktayým” sözleriyle þarký yapardýk. “Korkma” diye baþlayan Ýstiklal Marþýmýza inat her þeyden korkuyorduk. Millet devletinden korkuyordu, devlet milletinden. Askerden korkardýk, polisten korkardýk, coplanmaktan, derin devletten, faili meçhulden korkardýk. Kokmaz bulaþmaz resmi tarih çocuklarýydýk. Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz Müslüman çocuklarýydýk. Vatandaþlýktan çýkýp ümmet olmaya can atýyorduk, þeriat kanunlarýndan korkmasak!... Dünya aþký için ahiretten Allah aþký için dünyadan Para için her þeyden vazgeçebilirdik.

The world for love of God, And everything for money.

Türkiye bu tadý seviyordu.

Turkey loved this.

Sadece sizin anlattýklarýnýza inanmýþtýk. Olmasaydý söyledikleriniz, Yazdýklarýnýz olmasa Kim inanýrdý bunlarý yaþadýðýmýza.

We only believed in what you told. What if your words did not existed Or what you have written, Who would believe that We all experienced all these?

18

(¹)“Aðýr aðýr çýkacaksýn bu merdivenlerden Ve bir zaman semaya aðlayarak baktýk” Ahmet Haþim

(¹) “You have to ascend these steps slowly And came a time, we cried gazing skies” Ahmet Haþim


Bi zahmet Bu ülkede futbolla kýyýsýndan köþesinden ilgisi olan on kiþiden sekizi þu cümleyi ya kurmuþtur ya da her an kurabilir: “Fenerbahçe Þükrü Saraçoðlu Stadý, dünya standartlarýnda bir stadyum. Hatta dünyadaki birçok benzerinden çok daha üstün, çok daha güzel.” ** Murat Çelik www.yuzyuze.com.tr

Güzel… ** Bir de þu cümle var: “Stadýmýzýn zemini, aldýðýmýz kötü sonuçlarda önemli bir faktör. Bu sorun çözülmezse, bu sezonla ilgili bazý endiþelerimiz olabilir.” Kime ait biliyor musunuz bu sözler? Aykut Kocaman’a... Aykut Kocaman kim?.. Fenerbahçe’nin sportif direktörü. ** Ya… ** Bu örnek aslýnda Türkiye’de bugün yaþanan gerçeðin özetidir. Hemen her sektörde, her alanda… Hemen herkesin parçasý olduðu gerçeðin özeti.

yüz yüze

** Türkiye’yi teslim alan; “Mazrufa deðil zarfa bakmak” geleneðinin kanýtýdýr “Saraçoðlu” örneði. ** Ve ayný zamanda “kliþeler”e, ezbere dönüþen “kalýplar”a mahkum insanlarýn ülkesinin fotoðrafýdýr bu örnek. Merak etmeyen, sorgulamayan insanlarýn… ** “Dýþarýdan görüntüsü güzel, localarý harika, koltuklarý konforlu… Ama burasý bir stat ve iki haftada bir burada maç yapan benim takýmým zemin yüzünden hem art arda sakatlar veriyor hem de puan kaybediyor” diye düþünme zahmetine katlanmayanlarýn ülkesinin fotoðrafý. Duyduðunu hemen kabul edip, ilk fýrsatta da “çok bilmiþ” bir edayla “papaðan ahkamý” kesenlerin. ** “Futbol sadece futbol deðildir” derler ya… Gerçekten doðru galiba.


Eight people out of ten in a country interested in football either had already formed this sentence or can make any minute: “Fenerbahçe Þükrü Saraçoðlu Stadium is a best quality stadium, and even superior and better than many in the world.” ** Fine… ** Let’s try this sentence now: “The playground plays an important role in the bad scores. Unless this problem is resolved, we will have serious concerns for this season.” Do you know whose words they are? Aykut Kocaman’s... Who is Aykut Kocaman? Sports director of Fenerbahçe. ** How about it? ** This is in fact a summary of today’s reality in Turkey. In almost every sector, every field … The summary of a reality all of us are part of which. ** The example of “Saraçoðlu” is the proof of a well established tradition in Turkey: “To be concerned with the guise not the essence.” ** It is also the picture of a country where lives a people confined to clichés and summarized shapes, a people lacking curiosity and questioning faculties. ** It is the picture of a country where lives a people who don’t think that “it is beautiful from outside, lodges are fantastic, and chairs are comfortable. But this is a stadium, and my players who play soccer matches in every two weeks here face injuries and lose points.”

face to face

Please

A country where lives a people who accept everything what is told and talk through their hat at the earliest opportunity. ** It is said that “football is not just football”… It seems true.

21


kýsa kýsa short news

Hakan Þükür Ankara’da cafe açtý Hakan Þükür opens cafe in Ankara Eski milli futbolcular Hakan Þükür ile Bülent Uygun Ankara'da Fast'njoy isimli bir fast food restoraný açtý. CEPA Alýþveriþ Merkezi içinde, Ankara merkezli Enda Grup'la ortalýk kurarak iþletmeyi iþ hayatýna kazandýran Hakan Þükür, basýn mensuplarýna yaptýðý açýklamada, çocuklarýn ve ailelerin rahat, huzurlu vakit geçirebilecekleri bir mekan oluþturmak istediklerini söyledi.

Former national football players Hakan Þükür and Bülent Uygun opened a fast food restaurant in Ankara named Fast'njoy. Hakan Þükür, who opened the enterprise in CEPA shopping mall in partnership with Ankara based Enda Group, told a press conference that they wanted to create a place where children and families alike can spend comfortable time.

Bilkent mezunlarýnýn yeni yýl coþkusu New Year joy of Bilkent graduates

22

Kuki Plus’ta bir parti düzenleyen Bilkent Mezunlarý Derneði (BÝLMED), bir araya gelmenin ve geç de olsa birbirlerinin yeni yýlýný kutlamanýn mutluluðunu yaþadýlar. Sýk sýk olmasa da fýrsat buldukça buluþtuklarýný söyleyen dernek üyeleri, “Yeni yýla birlikte giremesek de kutlama için yine de toplandýk” dedi. Geç saatlere kadar devam eden gecede üyeler, yeni yýlýn herkese mutluluk ve saðlýk getirmesi temennisinde bulundular.

Members of the Association for Bilkent Graduates (BÝLMED), which organized a party in Kuki Plus, have enjoyed the joy of coming together and expressing late New Year wishes to each other. Association members, who come together from time to time, said they had gathered for a celebration although they failed to celebrate the New Year together. The celebration continued late into the night and members wished happiness and health for all in the new year and.


G Noktasýna yakýn Potansiyel sevgilim bana baktý ve þu öldürücü cümleyi söyledi: “Bilimsel araþtýrmalara göre, siz kadýnlarýn G noktasý yokmuþ.” “Biz kadýnlarýn bir G noktasý var ve sen benimkine çok yakýnsýn,” dedim en sevdiðim Türk þarabý Sarafin Blanc Fume’den bir yudum alarak. Yüzünde ufak bir panik ifadesiyle baktý ve hemen elini omzumdan çekti, “acaba ben kafamý kitaplara gömmüþ tez yazarken bilim adamlarý þu G noktasýnýn kadýnýn omuz baþýnda olduðunu mu keþfetti?” gibilerden. “Bu tür saçma sapan, erkekleri özensiz olmaya iten araþtýrmalardan bahsederek, benim ‘Gýcýk oldum’ noktama çok yaklaþtýn da, onu söylüyorum” diye açýkladým.

kýrmýzý çanta

Nazlan Ertan

Sonra da, oturdum, yavaþ yavaþ þarap içerek, hýzlý hýzlý eriyen karý seyrettim ve kafamda “Gýcýk olma noktama” yaklaþan þeylerin ufak bir listesini yapýverdim: Telefonla yardým hizmetleri: Tamam, Türkiye okuyan deðil konuþarak bilgi almak isteyenlerin ülkesi, buna bir diyeceðim yok. Bir internet sitesini ya da kutudan çýkan prospektüsü okuyup anlamak yerine, telefona yapýþýp bir yetkiliye sorumuzu sormak isteriz, bu da tamam. Tek sýkýntý; telefonun öbür ucundakinin “yetkili” ya az ücret ve az eðitim almýþ ve hayattan bezmiþ bir kadýn ya da asla sizinle ilgilenmeyen bir sivilceli bir genç olmasýdýr. Baðlý olduðu þirketin ona verdiði asgari eðitim, asla bilgisini attýrmamýþ ama sürreel bir konuþma tarzý yaratmýþtýr. Konuþma þöyle cereyan eder: “Bilgisayarým açýlmýyor. Hala garanti süresinde, biri gelip bakabilir mi?” “Evet efendim. Ýki yýllýk garanti süreci içinde bilgisayarýnýzýn bakýmý garantilenmektedir. Ancak aldýrmamýz mümkün olmamaktadýr. Seri numarasýný bana vermeniz mümkün müdür?” Yazý dilinden bile kaybolan bu “mektedir-maktadýr” konuþma devam eder, sonunda öðrenirsiniz ki, “bilgisayarýnýza ne olduðu, ne zaman geri teslim edilebileceði ancak otuz gün içinde beli olmaktadýr” ve tamir sýrasýnda kaybolacak bilgiler için bir þey yapýlýp yapýlamayacaðý arkadaþýn “bilgisi dahilinde olmamaktadýr.” Bir yandan katledilen dile, diðer yandan katledilecek bilgisayarýnýza aðlarsýnýz ama uzatmanýn size tek katkýsý, telefon faturanýzýn þiþmesi olacaktýr, bir þey “yapýlabilinemez.” “Merak etme hallederiz abla” kültürü: Bu “merak etme” lafýný duyduðumda ciddi paniðe kapýlýrým zira bu cümleden sonra ne geleceðini bilirim. Ýnþaatçýlar evi boyarken üstüne beyaz boya döktükleri siyah piyanonuzu “halletmek” için üstüne asla boya ile alakasý olmayan bir þey sürerler. Þoförünüz istediðiniz paketi teslim edeceðim diye arabayý park edilmez bir yere býrakýr, siz de ceza ödersiniz. Soðuk diye yolladýðýnýz et ýsýtýlmýþ ama tümden kurumuþ olarak önünüze gelir. Saçýnýzý kabartan kuaförünüz, “hallederiz” der, ortaya ilkinden de beter bir þey çýkar. Temel kural: Halledebilecek olan zaten ilkinde düzgün yapar. Bu kural, eski sevgililer için de geçerlidir. Kahverengi ceket giyen ya da ilk randevuda ýsrarla Yeni Dünya þarabý ýsmarlayan erkekler: Fazla lafa gerek yok, gýcýklýk iþte. Ayný þey ergen ya da Amerikalý olmadýðý halde lastik ayakkabý giyen erkekler için de geçerli. Ýlla sarýþýn olmakta ýsrar eden kadýnlar ve selülit ve silikonlarý fazla olduðu halde tanga giyenler: Yine yorumsuz. Tüm dünyayý çocuk parký sanan veletler ve buna izin veren ana-babalar: Açýk söyleyeyim, çocuklar sevimli-mevimli deðil arkadaþlar. Sevimli gibi yapýyorsak da, kalpsiz görünmemek ya da sizin kalbiniz kýrýlsýn istememekten. Bir lokantada yemek yerken, telefonda konuþurken hatta burnumu karýþtýrýrken çocuklarýnýzýn sesini duymak istemiyorum. Big Chefs’in ortasýnda garsonun peþinden koþan küçük canavarlarý görünce içimden gelen eve gitmek! Daha iyisi, onlarýn gitmesi… Bu liste bitmez ama akýllý kadýnlar her þeyi paylaþmazlar.


“Science has proven that you women do not have a G-spot,” said my “next”, who has yet to learn that you can’t get a man with a gun and you can’t get a woman through science. “We do, and you are very close to mine,” I said as I sipped my all-times-favourite of Turkish white wines, Sarafin Blanc fume. He hastily removed his hand from my shoulder, possibly wondering if “science” had discovered, while he was working on his academic thesis, that the G-spot was located near shoulder blades. “You are dangerously close to my Getting-on-my-nerves Spot with this talk of bazaar science that encourages men to be as sloppy in bed as at breakfast,” I said by way of explanation.

red bag

Close to the G-spot

As we sat there, enjoying the slow wine and the fast snow which was already melting away, I made a mental (read unshared) list of all things that are close to my Getting-on-my-nerves spot: Tele help-services: Turks belong to the great oral culture. In other words, rather than read a text on the internet or in the package, we love to dial-a-number and ask our questions to the anonymous figure at the other end of the line, whom we believe to be an authority. Ah, the trouble is right there: in the fact that the person on the other end is either the dumpy woman or the pimply youth, who is underpaid, undertrained and totally disinterested in your problems. Moreover, the company training has induced him/her to acquire a totally strange, almost surreal way of speaking. Thus, the conversation goes something like this: “My computer would not start. It is within the guarantee period of two years, so I would like help please...” “Yes, it is guaranteed by our company to repair your company for the two years consecutive to your purchase. May the serial number be given to me?” Passive voice is politer than active voice, the trainer must have told this guy! The dialogue continues; you neither understand what has happened to your computer, nor when you will get it back. The most repeated sentence is “it is not to my knowledge that...” (by the phoneservice) and “there must be a way” (by you). “Don’t you worry, we’ll sort it out” culture: Whenever I hear that sentence, it scares the hell out of me. It is basically what construction workers say when they spill paint on your old piano and then try to “make it right” by painting over it by a black lacquer which does not match the original paint. It means that your driver will park the car in the forbidden zone to make the delivery and you end up paying a bill. It means that the overcooked but cold rib you sent back will be put in the microwave and come back to you drier and even more tasteless. It means that the hairdresser whom you chide for the unflatteringly fluffy hair will make it even fluffier the second time he tries it. Basic rule: anyone who would know how to fix it would have done it better the first time. Same principle applies to exes. Men who insist on wearing brown or ordering New World wine on a first date: No further explanation necessary. Just don’t. Same for sports shoes, unless your date is a teen-ager or an American. Women who insist on being blond no matter what or who have too much cellulite or too much silicon but still wear tangas: Meoooow! Children who think the world is their playground and their parents who agree: Let’s face it, children are not cute. We just refrain from saying this because we like the parents or fear appearing heartless. When I am at a restaurant, or talking to a friend on the phone or even thinking, I do not want to be bothered by a short human being. Keep them at home or keep them quiet! Ah, the list is endless, but a wise woman knows how not to overshare!

25


kýsa kýsa short news

Bira tüketimi rekor düzeyde azaldý Beer consumption downs record levels Biraya olan tutkularýyla bilinen Almanlar, artýk daha az bira tüketiyor. Federal Ýstatistik Kurumunun açýkladýðý rakamlara göre Almanya’da bira satýþlarý son 20 yýlýn en düþük seviyesine geriledi. Alman Bira Üreticileri Birliði, bu düþüþte toplumsal yaþamdaki deðiþimin etkili olduðunu düþünüyor. Çünkü sanayi iþçisinin azaldýðý Almanya'da, aðýr iþler sonrasýnda birayla yorgunluk atma alýþkanlýðý da artýk revaçta deðil. Satýþlardaki düþüþün bir diðer nedeni olarak Almanya'yý da etkileyen küresel mali ve ekonomik kriz gösteriliyor.

Germans, known with their love for beer, consume less beer. Federal Statistics Institution’s figures show that beer sales in Germany reached the lowest level of the last twenty years. German Beer Producers Union argues change in social life plays a role in the decrease. Because the habit of relieving tiredness after hard work with a glass of beer has been almost omitted in Germany where the number of industrial workers is on the fall. Another reason for the decline in sales is said to be the global financial and economic crisis which also affected Germany.

Küresel ýsýnmaya karþý bir saatlik karanlýk One hour of darkness against global warming

28

Dünya Doðayý Koruma Vakfý (WWF) tarafýndan iklim deðiþikliðine dikkat çekmek için 3 yýl önce baþlatýlan, ''Dünya Saati'' eylemine bu yýl 100'e yakýn ülkeden 1 milyar kiþinin katýlmasý bekleniyor. Iþýklarýn bir saat süreyle kapatýldýðý eylem bu yýl 27 Mart Cumartesi günü yerel saatle 20.30'da baþlayacak. Her yýl dalga dalga büyüyerek tüm dünyaya yayýlan eylemde geçtiðimiz yýl Eyfel Kulesi, Mýsýr Pramitleri, Çin'deki Kuþ Yuvasý Olimpiyat Stadyumu, Brezilya'daki Ýsa Heykeli ve Sidney Opera Binasý gibi mekanlar da yer aldý.

One billion people from around one hundred countries are expected to declare their participation in Earth Hour 2010, an event that began three years ago by the World Wildlife Fund in order to increase awareness against global warming. Electricity will be switched off for one hour on May 27, Saturday at 20:30 local time. Last year, Tour Eiffel, Egypt Pyramids, Bird Nest Olympic stadium in China, Jesus statue in Brazil and Sydney Opera House went dark last year as part of the initiative which attracts more people each year.


kýsa kýsa short news

Garip bir araþtýrma Weird research Amerika’da yapýlan bir araþtýrmaya göre erkekleri kadýnlarýn kendi kokusundan daha fazla cezbeden bir koku yok. Sonuçlarý Psychological Science dergisinde yayýmlanan araþtýrma kapsamýnda, kadýnlara yumurtlama dönemlerinin çeþitli evrelerinde giydirilen tiþörtler ile daha önce hiç giyilmemiþ olan tiþörtler erkeklere koklatýldý. Erkeklerden tiþörtleri koklamadan önce ve kokladýktan sonra alýnan salya örnekleri ortaya ilginç bir sonuç çýkardý. Kadýnlarýn yumurtlama döneminde giydiði tiþörtleri koklayan erkeklerdeki testosteron seviyeleri, diðer tiþörtleri koklayan erkeklere oranla daha yüksek çýktý. Araþtýrmacýlar hayvanlarda görülen “kokunun cinselliði tetiklemesi” içgüdüsünün insanlarda da görüldüðünü belirtti.

Scent of a women; it is the most attractive scent for men, according to US research outcomes of which was published in Psychological Science journal. In the study, male study participants smelled either the T-shirts worn by the women during various phases of their menstrual cycles, or T-shirts that hadn't been worn by anyone. Saliva samples collected before and after the men smelled the T-shirts demonstrated interesting results. Men who smelled T-shirts worn by women during ovulation had higher levels of testosterone than those who smelled other T-shirts. Researchers said humans are animals are alike in terms of the fact that scent may trigger matingrelated behavior.

Google Earth’ten savaþýn fotoðraflarý Photographs of war from Google Earth Google Earth, Avrupa kentlerinin II. Dünya savaþý sýrasýnda havadan çekilen fotoðraflarýný yayýmladý. Ýngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri ve Amerika Birleþik Devletleri Hava Kuvvetleri tarafýndan keþif amacýyla çekilen fotoðraflar, savaþýn yarattýðý yýkýmý gözler önüne seriyor. Sistem savaþ sýrasýnda çekilen bu fotoðraflarý, Google Earth’ün modern fotoðraflarý ile kýyaslama imkaný da sunuyor. Berlin, Bologna, Bonn, Köln, Düsseldorf, Floransa, Frankfurt, Hamburg, Hannover, Leipzig, Lyon, Napoli, Nürnberg, Roma, Strasbourg, Stuttgart, Trieste, Torino, Venedik ve Varþova fotoðraflarý yayýmlanan kentler arasýnda.

Google Earth published aerial photographs of European countries during the World War II. The photographs, taken by the British Royal Air Forces and the United States Air Forces for exploration purposes portray the destruction of war. The system also allows comparison between war photographs and modern photographs taken by Google Earth. Berlin, Bologna, Bonn, Köln, Dusseldorf, Florence, Frankfurt, Hamburg, Hannover, Leipzig, Lyon, Naples, Nurnberg, Rome, Strasbourg, Stuttgart, Trieste, Torino, Venice and Warsaw are among the cities photos of which were published.

29


rรถportaj interview

30


röportaj interview

“Kadýnlar daha talepkar olmalý” “ Wo m e n s h o u l d b e m o r e d e m a n d i n g ” Röportaj - Interview: Ceren Bayar

Ýnsanlýk dýþý çalýþma koþullarýna karþý direniþin 40 bin kadýn iþçi tarafýndan örgütlendiði, erkeklerle eþit haklara sahip olmak için verilen kadýn mücadelesinin baþlangýcýdýr 8 Mart… Aradan 153 yýl geçti. Birçok alanda iyileþme var belki ama dünyanýn birçok ülkesinde kadýnlarýn mücadelesi devam ediyor. Konu 8 Mart ve kadýnlar olunca, konuþabileceðimiz en yetkin isimlerden biri hiç þüphesiz Kadýn ve Aileden Sorumlu Devlet Bakaný Selma Aliye Kavaf’tý. “Kadýnlarýn hak ve taleplerinin kamuoyunun gündemine yýlda bir gün getirilmesi ya da bir güne sýðdýrýlmasý elbette mümkün deðildir” diyen Kavaf, Türkiye’de bir zihniyet dönüþümüne ihtiyaç duyulduðunun altýný çizdi. Kadýnlar, engelliler, yaþlýlar… Toplumun en dezavantajlý kesimlerine hizmet ediyor olmak sizi nasýl etkiliyor? Toplumun en dezavantajlý kesimlerine hizmet vermenin çok önemli olduðunu ve ayný zamanda da büyük bir fýrsat olduðunu düþünüyorum. Çünkü hizmet verdiðimiz bu gruplar çoðunlukla hayatýný bir baþkasýnýn yardýmý ve desteði olmadan sürdüremeyen, öncelikli olarak hizmet sunumuna ihtiyacý olan kiþiler. Hizmet verdiðimiz kiþilerin insan onuruna yakýþýr bir þekilde yaþamalarýný saðlayacak biçimde hareket etmeye dikkat ediyoruz. Bu hizmetin yýpratýcý olduðunu söyleyemem ama evet yorucu bir iþ. Ama bu güzel bir yorgunluk. Sonuçta insanlara hizmet ediyorsanýz o yorgunluðu hissetmiyorsunuz bile. Ancak eksik bir hizmet ya da yapýlan bir hata gece uyumamýzý bile engelliyor. Görevimizi en iyi þekilde yerine getirdiðimizi gördüðümüz, hissettiðimiz zaman, kalbimizde bunun manevi hazzýný, huzurunu da tabii ki yaþýyoruz.

March 8 is the date that resistance against inhuman conditions of work was organized by forty thousand women and the start of the struggle given to have equal rights with men … One hundred and fifty-three years passed by. Perhaps there is improvement in many areas, but struggle of women is continuing in many countries of the world. When the subject is March 6 and women, one of the most competent names would no doubt be Ms. Selma Aliye Kavaf, the Minister Responsible for Women and Family. “Bringing the rights and claims of women into the agenda of the public opinion one day in a year, or squeezing them within one day is of course not possible” says Ms. Kavaf, and underlines that a transformation of mind is needed in Turkey. Women, disabled, elderly … How does it affect you, to serve to most disadvantaged sections of the population? I think that serving the most disadvantaged section of the population is very important, and at the same time, is v egret opportunity, because these groups we serve consist of people mostly are unable to live without help and support of others and who need provision of these services in the first place. We take care to ensure that people we give services live in a way that complies with human decency. I cannot say that these services wearisome, but yes, they are tiring. But it is tiring in a good way. All in all, if you serve people, you do not even feel tired. However, a missing service, or any error made can keep you from sleeping. When we see, feel that we have performed our duties in the best way, we of course experience the moralistic joy, the satisfaction of this in our hearts.

31


röportaj interview

Kariyerinizin baþlangýcýnda öðretmenlik yaptýðýnýzý biliyoruz. Bu sürecin profesyonel hayatýnýza katkýlarý oldu mu? Öðretmenlik yaptýðým yýllarda kazandýðým tecrübenin tüm hayatýmda anahtar rol oynadýðýný söyleyebilirim. Özellikle çocuklar ve kadýnlara yönelik hizmetlerde bu meslekten gelmenin avantajlarýný yaþýyorum. Öðretmenlikte en kalabalýk sýnýflarda bile karþýnýzda hep tek tek insanlar ve her bir öðrencinizin baþka bir hayatý, baþka bir ailesi ve size öðreteceði kazandýracaðý tecrübeler vardýr. Öðretmenlik bana çocuklarýn dünyasýný, ülkemizin en ücra köþesinde yaþayan kadýnlarýn hayatýný, kimi zaman parçalanmýþ aileleri, kimi zaman her þeye raðmen okumaya çalýþan özürlü çocuklarý yakýndan görme, tanýma fýrsatýný verdi. Þimdi bulunduðum noktada hayatý bu denli yakýndan tecrübe etmiþ olmanýn ve öðretmenlik mesleðinin, eðitiminin kazandýrdýðý özelliklerin faydalarýný görüyorum. Yurt dýþýnda sizin mevkidaþlarýnýz arasýnda erkeklerin de görev aldýðýný görüyoruz. Sizce bu bakanlýðýn bir cinsiyeti var mý? Kadýn ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlýðý’nýn bir cinsiyeti olduðunu düþünmüyorum. Elbette ki erkekler de bu görevi hakkýyla yerine getirebilir. Sadece bazen kadýn olmak, anne olmak toplumun dezavantajlý kesimleriyle empati kurabilmek açýsýndan daha avantajlý oluyor. Ama bu sözlerim kesinlikle erkeklerin böyle bir duyarlýlýðý taþýyamayacaðý anlamýna gelmiyor; çünkü böyle bir görev, kadýn ya da erkek olmanýn ötesinde farklý donanýmlarý ve birikimleri gerektirir. Sizce kadýnlar ülkemizde neden hak ettikleri yerde deðiller? Türkler tarihleri boyunca kadýna deðer vermiþ ve onu yüceltmiþ bir millettir. Tarihimizde Türk kadýný erkeðiyle daima omuz omuza durmuþ, kader birliði yapmýþ; yalnýzca kahramanlar yetiþtirmemiþ, birlikte savaþmýþ, birlikte devlet yönetmiþtir. Bizim medeniyetimizde cennet analarýn ayaklarýnýn altýndadýr. Bizim medeniyetimizde ana gibi yar olmaz. Bizim medeniyetimiz bin yýllardýr aile deðerlerini gözü gibi korur, kadýný baþ tacý eder. Kültürümüzde de kadýný çok yücelten bir toplumuz ama zaman içinde kadýnýmýz toplumun görünmeyen yüzünde kalmýþtýr. Kadýnlarýmýzýn yeniden toplumun görünen yüzünde daha fazla yer almasýný saðlamalýyýz. Bunun için de iki yönlü bir deðiþime, çalýþmaya ihtiyacýmýz

32


rรถportaj interview

We know that you were working as a teacher at the start of your career. Did this process have contributions to your professional life? I can say that the experience I had acquired in my teaching years has played a key role throughout my life. I enjoy the advantage of my background in this profession particularly in services targeting children and women. When you are teaching, you face individuals even in the most crowded classrooms, and each and every student has a separate life, as separate family, they all have something to teach you, to make you gain experiences. Teaching gave me the opportunity of seeing and knowing the world of children, lives of women living in the remotest corners of our country, sometimes separated families, and some other times the handicapped children trying to attend school despite everything. Now, in my current position, I am enjoying the benefits of experiencing life so closely and the qualities I have gained from the profession of teaching and my education. We see from your counterparts in abroad that men can also be appointed in this position. Do you think this ministry has gender? I do not think that Ministry Responsible for Women and Family has a gender. Of course men also can duly perform this task. Only, being a woman is sometimes more advantageous to have empathy for the disadvantaged sections of the population. However, these words of mine definitely are not to the meaning that men are incapable of such sensibility, because such duties require different equipment and accumulation beyond being a man or woman. Why do you think women in our country are not in the position they deserve? Turks are a nation who valued and honored women throughout the history. In our history, Turkish woman has always stood by the side of her man shoulder by shoulder and shared the destiny with him. She not only raised heroes, but also fought together with heroes and reigned. Heaven lies beneath the feet of mothers in our culture. There is no friend like mother in our civilization. Our civilization has cradled the family values and holds woman high in esteem. Although we are a society exalting women, in time our women have receded to the unseen side of our culture. We must ensure our women to be on the seen side of the society. We need a two-directional change, two-directional efforts for this. Our women must be more demanding in this

33


röportaj interview

var. Hem kadýnlarýmýz bu konuda talepkar olmalý hem de onlarýn sosyal ve kamusal alanda daha çok yer almalarý için ihtiyaç duyduklarý destekler verilmeli. Bu bir zihniyet dönüþüm sürecidir, kýsa zamanda ve birdenbire gerçekleþmesi mümkün olmasa da sürekli ve yorulmayan bir çabaya ihtiyaç var.

subject, and support must be given to them that they need to get more space in social/ public areas. This is a process of the transformation of mind, and although its realization suddenly or within a short time, continuous and untiring efforts are required fopr this.

Kadýn ve ailenin hak ettiði yere gelmesi için, göreve geldiðiniz ilk günden bugüne kendiniz ve baðlý kurumlarýnýz için nasýl bir yol haritasý çizdiniz? Toplumsal deðerlerimizin temsilcisi, taþýyýcýsý ve koruyucusu olan kadýnlarýmýzýn, hayatýn bütün alanlarýna etkin bir þekilde katýlmalarýna imkân saðlayacak þartlarý hazýrlamak hepimizin ortak sorumluluðu. Biz de yol haritamýzý bu yönde belirledik. Toplumsal hayatýn tüm alanlarýnda kadýnlarýn konumlarýnýn güçlendirilmesi, erkeklerle birlikte eþit hak ve imkânlara ulaþmalarý, kadýnlara karþý her türlü ayrýmcýlýðýn önlenmesi amacýyla politikalar oluþturmak, stratejiler geliþtirmek için çalýþýyoruz. Tüm bu çalýþmalarý, ilgili kamu kurum ve kuruluþlarý, yerel yönetimler, üniversiteler ve sivil toplum kuruluþlarý ile iþbirliði içinde gerçekleþtiriyoruz. Temel hedefimiz çaðýmýzýn en önemli geliþme kriterlerinden biri olan kadýnýn toplumsal hayatýn içinde yer almasý, bütün üretim süreçlerinde aktif rol oynamasýný saðlamak. Kadýnlarýmýzýn yaþama dair beklentilerini karþýlamak, siyasal, sosyal, ekonomik ve iþ hayatýndaki yerlerini iyileþtirmek ve kadýnlarýmýzdan baþlayan bir kalkýnma modelini gerçekleþtirmek için bugüne kadar pek çok adým attýk, çalýþmalarýmýz ayný hýzla bundan sonra da devam edecek.

What kind of a roadmap did you prepare for yourself, in order to ensure women and the family to come to the position they deserve from the first day of your assignment till today? To prepare the conditions that will ensure women, who are the representatives, carriers and protectors of our social values, to participate in all the areas of life effectively is the common responsibility of all of us. We also determined our roadmap accordingly. We are exerting efforts to create policies and develop strategies to strengthen the positions of women in all the areas of the social life, providing them with equal rights and possibilities with men and to prevent discrimination against women. We perform all these works in cooperation with public institutions and organizations, local managements, universities and nongovernmental organizations. Our main objective is to ensure that women will take place in the social life as one of the most important criteria of development in our times, and to play an active role in all the processes of production. We took many steps in order to meet the expectations of our women from life, to improve their political, social, economical and working life positions and to realize a developing model starting from women, and our works will continue with the same speed in future.

Toplumumuzda kadýnlar bu kadar önemli bir yere sahip olmasýna raðmen töre cinayetleri ve kadýna yönelik þiddet devam ediyor. Sizce bunun sebebi ne ve ne yapýlmalý? Bazen inanç, bazen töre bazen de gelenek ve görenek töre cinayetlerinin ya da kadýna karþý þiddetin gerekçesi olarak gösteriliyor, yapýlanlar bu maskeler altýnda meþru gösterilmeye çalýþýlýyor. Ancak hiçbir inanç, töre ya da gelenek-görenek kadýna karþý þiddeti, kadýn-erkek-çocuk, insana yönelik þiddeti haklýlaþtýrmak için bir sebep olamaz. Aksine toplumsal yapýnýn çekirdeðini oluþturan aileyi güçlendirmek için kadýna yönelik þiddeti yok etmek hayati önem taþýr. Ülkemizin kadýna karþý þiddet ve töre cinayetleri konusunda mevzuat anlamýnda herhangi bir eksiði yok. Yeni Türk Ceza Kanunu ile “töre saikiyle” öldürme, kasten öldürme suçunun nitelikli halleri arasýnda düzenlendi, faillerinin yasada öngörülen en aðýr ceza olan aðýrlaþtýrýlmýþ müebbet hapis cezasý ile cezalandýrýlmasý hükmü getirildi. Ancak kadýna karþý

Although our women have such an important place in our society, honor murders and violence against women go on. What is the reason for this in your opinion, and what should be done? Sometimes beliefs, sometimes honor, and sometimes customs are claimed as the justification of honor murders or the violence against women, and what are done are attempted to be justified behind these masks. However, no belief, no tradition or honor can be the reason for justification of violence against men, women, or children. To the contrary, getting rid of the violence has a vital importance to strengthen the family, which is the core of the social structure. In our country there is nothing lacking in the legislation regarding the violence against women and honor murders. With the new Turkish Penal Law, killing “for reasons of honor” is regulated among the qualified types of the willful murder, and the provision of punishing the offenders with aggravated life punishment,

34


röportaj interview

þiddetin sona erdirilmesi için yalnýzca yasal düzenlemeler yeterli deðil. Bunun için bir zihniyet dönüþümüne ihtiyaç var. Bakanlýðýnýzýn kadýna yönelik þiddetle mücadelede attýðý önemli adýmlardan biri de “Çocuk anneler ve þiddet maðduru kadýnlara stüdyo ev” projesi. Bu projeden bahsedebilir misiniz? Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumumuz (SHÇEK), AB’nin 12 milyon Avroluk desteði ile geliþtirilen Kadýn Hizmetleri Kapasitesinin Arttýrýlmasý Projesi kapsamýnda; maðdur kadýnlara en az 1 yýl en fazla 2 yýl çocuklarýyla birlikte kalabilecekleri stüdyo tipi dairelerle hizmet verecek. Kadýn konuk evlerinden sonra gidecek yeri olmayan, zaman zaman þiddet gördüðü eve geri dönmek zorunda kalan maðdur kadýnlar, çocuklarýyla birlikte bu evlere yerleþtirilecek. Bu proje ile kadýnlarýmýzýn þiddeti yaþadýklarý eve zorunlu olarak geri dönmelerini engellemeyi ve þiddet uygulayan bir kiþilikle yetiþmesi muhtemel çocuklarý, böyle bir ortamdan uzaklaþtýrmayý planlýyoruz. Hedefimiz ise, kýsa süreli ve gelecek kaygýsýný ortadan kaldýrmayan bir hizmet modeli yerine, kalýcý çözümler üretmek üzere planlanmýþ bir kadýn koruma sistemini hayata geçirmek. Bu proje kadýnlara yalnýzca baþlarýný sokacaklarý bir çatý saðlanmakla kalmayacak. ÝÞ-KUR’la yapýlacak iþbirliði çerçevesinde stüdyo evlerde yaþayan maðdur kadýnlar, bu süre içinde mesleki eðitimden geçirilerek istihdama da kazandýrýlacak. Kadýn ve Aileden Sorumlu Devlet Bakaný olarak aile kurumunda bir yozlaþma olduðunu düþünüyor musunuz? Toplumlar sürekli deðiþim halinde. Zaman içindeki deðiþimler aileyi bizzat belirleyen bir kurum olmaktan çýkarýp, daha çok deðiþimlere maruz kalan bir kurum haline getirdi. Türk ailesinin iþlevi ve rolleri geçmiþe oranla hayli deðiþmiþ olsa da, ailemiz temel fonksiyonlarýný yitirmedi. Ülkemizde bu deðiþimin etkileri daha az hissedilse de, batý ülkelerinde yaþanan sorunlar bizim de þimdiden tedbir almamýz gerektiðini gösteriyor. Baþbakanýn medyada çokça tartýþýlan “üç çocuk” söylemine sizin bakýþýnýz nedir? Sayýn Baþbakanýmýzýn sözleri bilimsel araþtýrmalar sonucu ortaya konmuþ bir gerçeðin ifadesi. Ekonominin ve kalkýnmanýn tetikleyici unsurlarýndan biri “iyi deðerlendirilmesi þartýyla” nüfus yapýsýdýr. Ülkemizde nüfusun yaklaþýk yarýsý 30 yaþýn altýnda. 15–64 yaþ grubunda bulunan çalýþma çaðýndaki nüfus ise toplam nüfusumuzun yüzde 66,5’ini oluþturuyor. Bu özelliðiyle

which is the heaviest punishment foreseen in the law. However, legal arrangements only will not suffice to stop the violence against women. A transformation of mind will be required for this. One of the important steps taken by your Ministry is the project of “studio homes for child mothers and violence victim women”. Can you mention this project? Social Services and Child Protection Institution (SHÇEK) will give services to victimized women in studio-type apartments that they can stay in for 1 year at least and 2 years at the most, within the project of Project for Increasing the Women Services Capacity developed with the support of European Union amounting to 12 million Euros. The victimized women, who have nowhere to go after they leave women’s hostels, and who sometimes can do nothing but return to homes they have been treated violently, will be placed in these apartments together with their children. Through this project, we plan to prevent returning because of helplessness of women to homes where they are exposed to violence and to remove children from such environments of violence where they will grow up to have personalities with tendency to practice violence. And our target is to activate a protection system planned to produce permanent solutions instead of a service model of short duration unsuccessful in removing the anxiety about the future. This project will not only provide women with a home that they will find shelter in, but also these women living in these studio apartments will gave vocational training within the scope of the cooperation with ÝÞ-KUR to be employed. As the Minister Responsible for Women and Family, to you think that there is degeneration in the institution of family? Societies are in a condition of continuous change. Changes within the time separated family from being a determining institution and turned it to an institution exposed to more changes. Although function and roles of the Turkish family have changed mush in time, it did not lose its basic functions. While effects of these changes are felt less in our country, problems encountered in western countries indicate that we should take some measures already. What is your perspective for the statement of the Prime Minister of “three children” that we discussed much in the media? Statement of our President is the representation of a fact established through scientific researches. One of the triggering elements of economy and improvement is the

35


röportaj interview

nüfus yapýmýz ekonomistlerin ‘fýrsat penceresi’ olarak tanýmladýklarý genç nüfus avantajýna sahip. Yani Türkiye, "ekonomik kalkýnma için ne çok genç, ne de çok yaþlý" bir nüfusa sahip. Nüfusumuzun sayýsal büyüklüðü ve genç nüfusun bu büyüklük içinde artý büyük deðere sahip olmasý Türkiye için, kalkýnma hedeflerine ulaþmakta büyük bir avantaj. Yapýlan bilimsel çalýþmalar da nüfusumuzun bu avantajýný koruyabilmesi için her ailenin üç çocuða sahip olmasý gerektiðini gösteriyor. Bu çerçevede bu sözlerin arka planýndaki bilimsel gerçekliði iyi anlamamýz gerektiðini düþünüyorum. Bu nedenle genç nüfus için eðitimde kalýcý çözümler geliþtirilmeli. Çünkü toplumlar “genç nüfus yapýsýndan yaþlanmakta olan nüfus yapýsýna geçiþ” avantajýna ancak bir kereliðine sahip olurlar. Türkiye bu avantajýný ne kadar iyi kullanýrsa bu süreçten o denli kazançlý çýkacaktýr. Yoðun çalýþma temponuz içinde kendinize ve ailenize ayýrdýðýnýz zamanda neler yapýyorsunuz? Ailemle geçirdiðim zaman tabi ki azaldý. Ancak birlikte geçirdiðimiz her aný daha iyi, daha nitelikli deðerlendirmeye özen gösteriyoruz. Ailece bir arada olduðumuzda her birimiz kendi çalýþma alanlarýmýz için ihtiyaç duyduðumuz enerjiyi biriktiriyoruz. Spor yapýyoruz, bol bol okuyoruz ve sohbet ediyoruz. Hangi iþi yapýyor olursa olsun herkesin günde 24 saati var, bu

36

structure of the country, provided that this would be “valuated well”. In our country, about half of the population is under 30 years of age. The population in the working ages in the 15-64 age group constitutes 66.5 percent of our total population. With this feature, our demographic structure has the advantage of a young population that economists define as the “opportunity window”. That is Turkey has a population “neither too young, nor too old for economical improvement”. The size of our population plus the size of the young population within this large population is a great advantage for Turkey to reach its improvement targets. The scientific studies have also shown that each family must have three children for our population to maintain this advantage. In this context, I think that we must understand the scientific facts behind these words well. Thus, permanent solutions for education must be brought in for this young population, because societies will have the advantage of “transition from a structure of young population structure to a structure of population getting older” for only once. The better Turkey uses this advantage, the more it will benefit from this process. What do you do when you spend your time for yourself and your family within this intensive working tempo? Time I pass with my family has of course decreased. However, we take care to value the time well at every moment we spend together. Times we pass together as the whole family is the time for each of us to accumulate the energy we need for our own working areas. We exercise, we read, and we talk. Everyone has 24 hours a day, whatever their jobs are, and those who use this time correctly produce more without omitting anything. I too try to live this way. Do you have any messages for the Turkish women in the March 8, International Women’s Day? One of the most important indicators of development of societies is the rate of women participating in the public area, in the economical and political life. Existence of women in these areas will change not only the social life in the positive direction, but also the peace in the world. Taking women their place in the social life, and following the developments in


röportaj interview

zamaný doðru kullananlar hiçbir þeyi ihmal etmeden daha fazla üretiyorlar. Ben de böyle yaþamaya çalýþýyorum. 8 Mart Dünya Kadýnlar Günü vesilesiyle Türk kadýnýna vereceðiniz bir mesaj var mý? Toplumlarýn geliþmiþliklerinin en önemli göstergelerinden biri, kadýnlarýn kamusal alana, iktisadî ve siyasi hayata katýlým oranýdýr. Kadýnlarýn tüm bu alanlarda var olabilmesi, yalnýzca sosyal yaþamý deðil dünya barýþýný da olumlu yönde deðiþtirir. Kadýnlarýn, sosyal hayatta yer almasý, bilgisi, niteliði ve donanýmýyla dünyadaki geliþmeleri takip etmesi hayati önem taþýr. Hayatý sadece izleyen konumunda kalmayan, karar alma süreçlerinde etkin olacak birikime sahip, özgüveni yüksek, çocuk yetiþtirmede bilinçli, çevresine duyarlý gözlerle bakabilen, sosyal, giriþimci, fiziksel ve ruhsal açýdan saðlýklý kadýnlar dünyayý olumlu manada deðiþtirecektir. Kadýnlar önce kendi güçlerinin farkýna varmalý, haklarýný öðrenmeli, kendilerine yönelen her türlü ayrýmcýlýða karþý ortak bir duruþ sergilemelidir. Hem yasal zeminde hem de uygulamaya dönük adýmlarla kadýna karþý ayrýmcýlýkla mücadelemizi sürdürürken sivil toplum örgütleri, kamu kurumlarý ve medya ile iþbirliði içinde çalýþmayý çok önemsediðimi de bu vesileyle ifade etmek isterim. Bu iþbirliðinin kadýnlarýn toplumsal hayata tam ve eþit katýlýmý saðlanýncaya kadar güçlenerek sürmesi hiç kuþkusuz ülkemizi toplumsal cinsiyet ayrýmcýlýðý ve þiddetle mücadelede uluslararasý normlara taþýyacaktýr. Bakanlýk olarak kadýn-erkek eþitliðinin saðlanmasý yönündeki politikalarýn üretilmesi ve uygulanmasýna yönelik her türlü çabayý bugüne kadar olduðu gibi bundan sonra da en üst düzeyde destekleyeceðimizi vurgulayarak sizin ve tüm kadýn okuyucularýnýzýn Dünya Kadýnlar Günü’nü kutluyorum.

the world with their knowledge, qualifications and qualifications are vitally important. Women not remaining in the position of an observer of life and having the qualifications to be effective in the processes of decision making, with high self-esteem, conscious in child-raising, able to observe get surroundings with a sensible look, social, active, and physically and mentally healthy will change the world in the positive sense. Women should become aware of their power in the first place, learn their rights and should take a common position against all kinds of discrimination against them. I wish to take the opportunity of expressing that I give great importance to work in cooperation with the nongovernmental organizations, public institutions and media, while we maintain our struggle against discrimination against women both on legal grounds and with steps taken for the improvement of the practice. Strengthening and maintaining this cooperation till full and equal participation of women to the social life will no doubt bring our country to the level of international norms in the area of fighting against social gender discrimination and violence. I emphasize that we, as the Ministry, will support all kinds of efforts to produce and implement policies to ensure the equality of man and woman in the highest level possible, like before, and I celebrate your and all your women readers on the International Women’s day.

37


kýsa kýsa short news

Diplomatlarýn yeni yýl buluþmasý New Year gathering of diplomats Ýtalya’nýn Ankara Büyükelçisi Carlo Marsili, eþi Selva Marsili ile birlikte yeni yýl resepsiyonu düzenledi. Ankara’da görev yapan tüm büyükelçilerin davet edildiði resepsiyona çok sayýda davetli katýldý. Ýtalya Büyükelçiliði konutunda gerçekleþen davette geç saatlere kadar keyifli sohbetlere imza atýlýrken Büyükelçi Marsili ve eþi tüm konuklarýyla yakýndan ilgilendi.

Italian Ambassador to Turkey Carlo Marsili and his wife Selva Marsili hosted a New Year reception and invited all ambassadors in Ankara. The night organized in the Italian Embassy attracted several guests who spend long hours with joyful conversations. Ambassador Marsili and his wife gave special attention to all their guests.

Ýzlanda’nýn fahri konsolosundan þýk davet Consular agent of Iceland gives elegant party Ýzlanda Fahri Baþkonsolosluðuna atanan Avukat Selim Sarýibrahimoðlu, Ankara’da görev yapan büyükelçiler için bir davet verdi. Hilton Oteli’nde düzenlenen ve birçok büyükelçinin hazýr bulunduðu yemekte Baþkonsolos Sarýibrahimoðlu, Ýzlanda Devlet Baþkaný Olafur Ragnar Grimson’un Ýzlanda Parlamentosu açýlýþýnda ekonomik kriz hakkýnda verdiði demeci davetlilere daðýttý. Bültenden bazý bölümleri okuyan Sarýibrahimoðlu, þunlarý aktardý: “Artýk zor zamanlar geride kaldý. Birçok aile iþsizlik ve iflasýn aðýna düþtü. Tüm bu yaþananlara katlanmak zor fakat ülkenin temsilcileri olarak seçilen ve seçilmiþ olanlarýn bu durumdan sorumlu oluþu net bir gerçektir”

38

Lawyer Selim Sarýibrahimoðlu who recently appointed as consular agent of Iceland hosted a reception at Hilton Hotel for mission chiefs in Ankara. Consular agent Sarýibrahimoðlu delivered copies of address of Iceland President Olafur Ragnar Grimson on economic crisis made at the opening ceremony of Iceland Parliament. Sarýibrahimouðlu, reading parts of the address, quoted the president as saying, “Hard times are over. Several families left unemployed and gone bankrupt. It is hard to bear all these but it is a simple fact that those elected as the representatives of this country are responsible from the situation.”


kýsa kýsa short news

Caz festivali, Fransa elçiliðinde start aldý Jazz festival kick starts at French Embassy Uluslararasý 13. Ankara Caz Festivali’nin açýlýþý, Fransa Büyükelçiliði'nde düzenlenen bir resepsiyonla gerçekleþti. Çok sayýda yabancý misyon temsilcisinin katýldýðý gecede piyanist Jacky Terrasson, konuklara muhteþem bir caz dinletisi sundu. Festivalin açýlýþýna ev sahipliði yapmaktan duyduðu memnuniyeti dile getiren Fransa Büyükelçisi Bernard Emie, Türkiye ile Fransa arasýnda sürekli yenilenen bir sanatsal iliþki olduðuna dikkati çekerek, festivalde üç Fransýz caz ustasýnýn da konser vereceðini söyledi. Ankara Caz Derneði Baþkaný Lütfi Varoðlu da, bu tür festivallerle Ankara'nýn dünya baþkentleri arasýndaki yerinin giderek güçlendiðini belirterek, " 13. yýlýmýzda Ankara'da ayakta kalan birkaç festivalden biriyiz. Bununla gurur duyuyoruz" dedi.

13th International Ankara Jazz Festival made its debut with a reception at the French Embassy. Pianist Jacky Terrason gave a magnificent jazz concert to participants including several foreign mission chiefs. French Ambassador Bernard Emie, who expressed his happiness to host the opening of the festival, underlined the ever-renewing relationship on art between Turkey and France, and said three French jazz masters will perform in the framework of the festival. Ankara Jazz Association head Lütfi Varoðlu said Ankara’s place among the world capital cities are strengthened thanks to such festivals, adding, “This is one of a couple of festivals still being organized in Ankara. We are proud of this.”

Baþkentte Finlandiya havasý Finland air in the capital Finlandiya Büyükelçiliði ile Mimarlar Odasý Ankara Subesi’nin ortaklaþa düzenlediði “Saklamak ve Paylaþmak - Finlandiya 'da Kamu Yapýlarý: Müzeler ve Kütüphaneler” sergisi, Çankaya Belediyesi Çaðdaþ Sanatlar Kültür Merkezi’nde beðeniye sunuldu. Serginin açýlýþýný Finlandiya'nýn Ankara Büyükelçisi Kirþti Eskelinen ile Mimarlar Odasý Ankara Þube Sekreteri Ali Hakkan yaptý. Ülkesinde her belediyenin bir kütüphane ve müzeye sahip olduðunu söyleyen Finlandiya Büyükelçisi Eskelinen, kitaplarýn önemine deðinerek, “Finlandiya nüfusunun yüzde 80'inden fazlasý kütüphanelerden yararlanýyor. Bu nedenle kütüphaneler, Finlerin ortak oturma odalarý olarak tanýmlanýyor” diye konuþtu. Sergide, Ýnari Sami Müzesi, Espoo Müze Merkezi, Kotka Denizcilik Müzesi, Turku Þehir Kütüphanesi, Turku Sanat Müzesi, Helsinki Vuosaari Müzesi, Vaasa Akademik Kütüphane ile 2012 yýlýnda inþa edilecek olan Helsinki Þehir Merkezi Kampus Kütüphanesinin maket ve fotoðraflarý yer aldý.

The exhibition “Hiding and Sharing – Public Buildings in Finland: Museums and Libraries” jointly organized by the Finland Embassy and the Ankara branch of the Chamber of Architects was opened at Çankaya Municipality’s Modern Arts Culture Center. The opening ceremony was hosted by Finland’s Ambassador in Ankara Kirsti Eskelinen and Ali Hakkan, the secretary of the Chamber of Architects Ankara Branch. Ambassador Eskelinen, who said every municipality has its own museum and library in Finland, noted the importance of books, and said, “Over %80 of Finland’s population benefit from libraries. This is why libraries are called common living room of Finland people.” Models and photos of several museums and libraries including Ýnari Sami Museum, Espoo Museum Center, Kotka Maritime Museum, Turku City Library, Turku Art Museum, Helsinki Vuosaari Museum, Vaasa Academic Library and Helsinki City Center Campus Library, whose construction will be completed in 2012, can be seen at the exhibition.


rรถportaj interview

42


röportaj interview

AB Türkiye’yle birlikte uluslararasý alanda daha büyük rol oynayabilir EU will play greater role internationally with Turkey on board Röportaj - Interview: Burak Esen Fotograf - Photograph: Ýbrahim Gök Karla kaplý daðlarýyla ünlü Norveç kendine has geleneði ve sistemiyle son derece kendine özgü bir ülke. Örneðin, Avrupa’da yer almasýna karþýn, Türkiye’nin cumhuriyetin kuruluþundan bu yana temel hedef olarak gördüðü AB’ye üye olmayan bir ülke. Bu özellik Norveç’in Ankara Büyükelçisi Cecilia Landsverk’le yaptýðýmýz röportajýn da ana parçasýný oluþturuyor. Geri kalan kýsým da en az bu kýsým kadar ilgi çekici. Landsverk’le siyasetten sinema ve müziðe ve Ankara ve özellikle Ulus’la ilgili görüþlerine kadar birçok konuda konuþtuk.

Covered with mountains and snow, Norway is a unique country with a unique tradition and system. For instance, despite being in Europe, it is not a member of the European Union, which has been a primary target for Turkey since the establishment of the republic. That is why EU issues constitute a great part of the interview with Norway’s Ambassador to Turkey Cecilia Landsverk. The rest has to offer much as well: politics, movies and music as well as her ideas on Ankara and Ulus in particular.

43


röportaj interview

Norveç’in Türkler için en ilginç tarafý sanýrým Avrupa’da olmasýna raðmen Avrupa Birliði’ne üye olmayan az sayýdaki ülkeden biri olmasý. Bununla baþlayalým isterseniz, Avrupalý ama birliðin üyesi olmayan bir ülkenin temsilcisi olarak birliðe nasýl bakýyorsunuz? Avrupa Birliði’nin üyesi deðiliz ama ekonomik olarak Avrupa Birliði’yle iþbirliði içinde olmamýzý saðlayan Avrupa Ekonomik Alanýna dahiliz. Bu ekonomik iþbirliði bize çok sayýda yarar saðlýyor, ancak siyasi kararlarýn alýndýðý siyasi sürecin parçasý olma fýrsatýný kaçýrýyoruz. AB bünyesinde alýnan ekonomik kararlarý Norveç’te de uygulamak durumundayýz. Bunun olumsuz yaný, Brüksel’de kararlara dair fikrinizi dile getireceðiniz toplantýlara katýlmamak noktasýnda ortaya çýkýyor. Ancak bu kararlarý uygulama þansýna sahibiz çünkü bunlar AB ile ticaret ve ekonomik iþbirliði þansýný sunuyor. Avrupa Ekonomik Alanýna dahil olmayan Türkiye’nin karþýlaþtýðý sorunlarýn birçoðunun bizim için geçerli olmadýðýný söyleyebilirim. Bir diplomat olarak AB’ye üye olmamanýn olumlu tarafýnýn bireysel giriþimlerde bulunabilme rahatlýðý olduðunu söyleyebilirim. Avrupa Birliði üyesi ülkeler bir giriþimde bulunmadan ya da bir açýklama yapmadan önce ortak karara varmaya çalýþýrken biz ortaya çýkýp konuþabiliyoruz. Bir diðer olumlu yön ise çatýþma çözümleme süreçlerinin parçasý olabilmemiz. Dýþarýdan bakarak Türkiye ve AB iliþkilerini, Türkiye’nin AB sürecini nasýl görüyorsunuz? Norveç hükümeti kendisi üye olmasa da Türkiye’nin AB üyeliðini destekliyor. Bizce Türkiye’nin üyeliði sadece birlik için deðil bütün Avrupa için olumlu olacak. Türkiye’nin uluslararasý alanda önemli rol üstlenebilecek büyük Avrupa’nýn bir parçasý olduðunu düþünüyoruz. Türkiye ile birlikte bu rol çok daha önemli hale gelebilir. Bu bizim için önemli. Türkiye’nin günün birinde üye olacaðýna inanýyorum ve sürecin devam etmesi son derece önemli. Ancak bunun ne kadar süreceði konusunda yargýda bulunmam doðru olmaz. Bugünlerde Avrupa’da, özellikle de büyük ülkelerde, yükselen Müslüman ve Türk karþýtlýðýna koþut olarak Türkiye konusunda bir gerileme olduðu görülüyor aþýrý saðcý siyasi partiler toplum nezdinde destek kazanýyor. Azýnlýklarýn sayýca az olduðu Norveç’te durum nedir? Evet, diðer ülkelerle karþýlaþtýrýldýðýnda Norveç’te bu rakamýn düþük olduðu söylenebilir. Norveç’te yaklaþýk 17,000 türk yaþýyor ki bu rakam Almanya’daki Türkleri düþününce son derece az. Yine de sadece 4,7 milyon nüfuslu bir ülkeyiz ve diðer bütün ülkelerde olduðu gibi Norveç’te de insanlar þehirlerde ve ayný alanlarda yaþamaya eðilimli. Pakistanlýlar Norveç’teki en büyük Müslüman

44


röportaj interview

The most interesting feature of Norway for many Turkish people is that while you are in Europe you are among few which are not member of the European Union. Let’s start with this, what is your perception of the EU as a member and representative of a country which is in Europe but not a member of the EU? Of course we are not the member of the European Union but we are a member of the so-called European Economic Area which gives us opportunity for cooperation with the EU in the economic sense. You may say that we have a lot of economic benefits from this economic cooperation but we lack the opportunity to be part of the political process which also means deciding on what should be the decisions in the EU. Somehow we just have to take the decisions that are made in the EU on economic issues and implement them in Norway. The negative side of this is that you may not be in Brussels participating in the meetings to have your say what the decisions should be, but you rather have chance to implement them because that gives an opportunity to have trade and economic cooperation with the EU. In a sense we don’t have all the problems Turkey has in the sense that you have no agreement like the European economic area. The positive side you may say as a diplomat is that it gives us the opportunity to take national initiatives where other EU countries rather seek coordination between themselves before launching initiatives or making statements. We can come out and say we have a suggestion. Another opportunity it gives us to an extent is being a kind of conflict resolving agent. How do you see Turkey and Turkish-EU ties from outside, and what do you think about Turkey’s accession process? Norwegian government supports Turkey’s EU membership even we are not part of the bloc. We think Turkey’s participation will be positive for not only EU but for Europe. We think Turkey belongs there and it is a part of greater Europe which can play an important role in the international arena. With turkey on the board it may even play a greater role. That is important for us. I am sure that Turkey will one day become a member and I see it very important that the process goes on but I am not here to judge on the time it takes. Nowadays we have been witnessing a backlash against Turkey in line with a growing tendency in several European countries, especially in larger ones, against Muslims and Turks. Ultra-rightist political parties are gaining popular support. What is the situation in Norway since there are tiny minority groups in your country? Yes, compared to other countries you may say the figure

45


röportaj interview

grubu oluþturuyor. Türklerden önce ülkeye gelen Pakistanlýlar elbette ki ülkemizin bir parçasý. Bence Norveç de dahil her ülkede güvensizlik arttýðý zaman yabancýlardan ve farklý kültürlerden korkma eðilimi artar. Ekonomik sorunlar ve iþsizlik arttýkça yabancýlara karþý olumsuz davranýþlarda da artýþ görülebilir. Elbette bu kadar basit deðil ama bu da resmin bir parçasý. Norveç’te ekonomik durum iyi, bu yüzden kültürlerarasý sorunlar ortaya çýktýðýnda çözüm bulmak için daha çok þansýmýz var. Norveç’te gruplar arasý sorunlar fazla deðil. Ne var ki diðer bütün Avrupa ülkelerinde ve hatta dünya ülkelerinde olduðu gibi, Norveç’te de kültürlerin bir arada uyum içinde yaþamasý yönünden sorunlar mevcut. Bu konuda çalýþmalýyýz. Bence bunun nedenlerinden biri Avrupa’nýn tarihi arkaplaný. Milliyetçilik, halklarý sýnýflara ayýrma ve yabancýlarý öteki olarak tanýmlama gibi eðilimler Avrupa’nýn tarihsel tecrübesinden kaynaklanýyor. Norveç bu Avrupa arkaplanýnýn bir parçasý mý yoksa Norveç, Danimarka, Finlandiya, Ýsveç gibi ülkeler büyük Avrupa haritasýnda farklý bir alan mý oluþturuyor? Ýlk önce þunu söylemeliyim ki yabancý korkusu ve ýrkçýlýk dünyanýn her yerinde bulunabilir, bu Avrupa’nýn sorunu deðil. Avrupa dünyanýn görece daha zengin bir bölgesi haline geldi ve böylece herkesin gelmeye çalýþtýðý bir bölge oldu. Bu yüzden, Avrupa’daki gerilim çok daha yüksek. Bu da sorunu daha görülebilir ve hatta güçlü kýlýyor. Kuzey ülkelerine gelince, onlarýn da Avrupa’nýn parçasý olduðu bir gerçek. Sonuçta Avrupa farklý geçmiþlere sahip farklý uluslardan meydana geliyor. Kuzey ülkeleri olarak bizim kolonyal bir geçmiþimiz yok. Avrupa tarihinin o döneminde biz aksine çok fakir ülkelerdik. Bu elbette bizi daha iyi insanlar yapmaz ama refahýmýzý ve zenginliðimizi farklý bir dönemde oluþturduðumuzu ve siyasi yapýmýzý sosyal demokrasi üzerine kurduðumuzu söyleyebilirim. Herkesin eþit olmasý, nedenler ne olursa olsun, diðerlerinden daha zor durumda olanlarýn devletçe desteklenmesi gerektiði anlamýna gelir. Devletin desteði sayesinde herkes eþit fýrsatlara sahip olmalýdýr. Bu yapýya yabancý kültürlerin de dahil edilmesi yapýcý ve etik bir yaklaþýmdýr ancak bu konuyu çok daha derinleþtirmeyeceðim çünkü bizim de kendi sorunlarýmýz var. Ekonomik olarak istikrarlý olduðunuzu söylediniz ama Avrupa ve dünyanýn geri kalan kýsmý ekonomik kriz nedeniyle ciddi kayýplar yaþadý. Petrol, doðalgaz ve kömür gibi kaynaklarýnýz olduðu için þanslýsýnýz. Ne var ki Rusya da benzer bir zenginliðin üzerinde oturuyor ama ekonomik durumu pek iyi sayýlmaz, çünkü bu kaynaklara gereðinden çok baðýmlý bir ekonomik yapýsý var. Bu durum Norveç için de geçerli mi? Biz yüksek teknolojiyle de eðiliyoruz zira ekonominizi ve refahýnýzý sadece doðal kaynaklara yaslayamazsýnýz. Petrol ve doðalgaz elbette ki çok özel kaynaklar. Herkesin enerjiye

46

is not large. When it comes to Turks in Norway I think we have around 17,000 which of course compared to the numbers of Turks in Germany is nothing but still we are only 4.7 million people and in Norway as in other countries people tend to move to cities and live in the same areas. The Pakistani group is the largest Muslim group in Norway. They came earlier than the Turks so they certainly are a part of the country. I think in all countries when the insecurity grows you also have a tendency of fear from foreigners, from cultures you don’t know, and you can find it in Norway as well. Of course as the economic problems and unemployment rates grow you may also see a rise in negative attitudes towards foreigners. It is not that easy but it is part of the picture. We have stable economic situation in Norway so there is more room to find solutions when problems may rise between cultures. We don’t have big problems between groups in Norway. But by all means it is a challenge in Norway as it is in other European countries, and all other countries in the world to get cultures closer to each other and make them live in harmony. We have to work for that. I believe this is partially because of historical background of Europe. Nationalist tendencies, compartmenting people and seeing foreigners as others stem from the historical experiences of Europe. Is Norway part of that background or does Norway, may be along with Denmark, Finland and Sweden, constitute another realm in the larger map of Europe? Well first of all I would say that, fear of foreigners and racism can be found in all different parts of the world, it is not a problem of Europe. Europe has been a part of the world which is richer than others it becomes a place where all others want to go. Of course this is why the pressure on Europe is larger than on the other parts of the world. Therefore this problem is more visible and perhaps stronger. I would say about the Nordic countries, we are part of Europe of course and Europe after all is a place with different nations with different histories. We don’t have a colonialist past as Nordic countries. We were rather poor in that time of the European history. It does not make us better human beings but of course it means that we formed our nation and our wealth in a different time and we based very much our politics on social democracy. All being equal means that those who have more difficulties than others should be supported by the government, regardless of their intelligence, money or resources. State should assist so all should have the same opportunity. It is positive and ethical when it comes to including foreign cultures but I should not take it too far because we also have our own problems.


röportaj interview

büyük ihtiyaç duyduðu ve fiyatlarýn yükseldiði bir dönemde yaþýyoruz. Bu ayný zamanda bir sorun teþkil edebilir, zira kaynaklar tükendiðinde ekonominizi neyin üzerine bina edeceðinizi belirlemeniz gerekiyor. Baþka yollarla para kazanmalýsýnýz. Balýkçýlýk bugünkü standartlarýmýz korumak istiyorsak yeterli bir alan olarak gözükmüyor. Bu Norveç gibi yüksek ulusal gelire sahip bütün ülkeler için büyük bir sorun teþkil ediyor. Hem para kazanabileceðiniz hem de yüksek eðitim seviyenizi kullanabileceðiniz alanlara odaklanmanýz gerekiyor. Bu alanlardan biri ileri teknoloji. Finlandiya örneðin Nokia ile bunu gerçekleþtiriyor. Biz de gelecek için bu alana çok daha fazla eðilmeliyiz. Norveç Türkiye’ye mineral yakýtlar, yaðlar ve balýkçýlýk ürünleri satýyor ancak ticaret hacmimiz son derece düþük. Türkiye ile Norveç arasýnda diðer iþbirliði alanlarý neler? Türkiye’de ancak NATO üyesi olduktan sonra elçilik açtýðýmýz göz önünde bulundurulursa iliþkilerimizin nasýl baþladýðý ortaya çýkar. Norveç ve Türkiye arasýndaki iliþkiler birçok ülkeye nazaran çok daha geç kuruldu ve iki ülke arasýnda her daim NATO üzerinden saðlanan güvenlik iliþkileri çok önemli oldu. Soðuk Savaþ döneminde her iki ülke de Sovyetler Birliði’nin komþusu olduðu için sýnýr ülkeleriydi. Bunun üzerine yavaþ yavaþ diðer siyasi alanlarda da iliþkilerimizi geliþtirdik. Örneðin her iki ülke de Orta Doðu siyasetinde farklý düzeylerde son derece aktif. Türkiye’nin son dönemde giderek daha fazla söz sahibi olmaya baþladýðý çatýþma çözümleme alanýnda da iþbirliði yapýyoruz. Türkiye’yle siyasi diyalogumuz da son derece iyi. Kültür alanýna gelince bu alanda pek geliþme yaþandýðýný söyleyemem, ancak turizm konusunda Norveç’ten her yýl Türkiye’ye gelen turist sayýsýndaki þaþýrtýcý artýþý örnek gösterebilirim. Sahne sanatlarý alanýnda durum nedir? Ýskandinavya’nýn kendine has bir caz anlayýþý var ve Ýskandinav gruplarý Ýstanbul ya da Ankara’da festivaller sayesinde zaman zaman dinleme þansý buluyoruz. Çok temel bir alan olmasa da cazýn iki ülke arasýnda ortak bir ilgi alaný yarattýðý söylenebilir. Festivale gelen birkaç grubumuz var ve geçen hafta bir tanesi de Ýstanbul’daydý. Caz çok para kazanabileceðiniz bir alan deðil ama iyi bir iþbirliði alaný ve bunun üzerinde çalýþýyoruz. Sinema da iþbirliðimizin olduðu bir diðer ilginç alan. Türkiye’de Norveç filmelerine açýk, meraklý bir izleyici kitlesi var. Sinema sektörünüz hakkýnda çok þey bilmiyorum ama Ýsveç’i ele alýrsak, Bergman ve diðer bazý temsilcilerini dýþarýda býrakýrsak, aktörlerin genelde robotlar gibi hareket ettiði bir anlayýþýn hakim olduðunu söyleyebilirim. Mesela yýllar önce Mephisto’yu izlemiþtim, son derece mekanik bir filmdi. Evet, hatta son derece karanlýk bir filmdi.

You mentioned that your economy is stable though Europe is wrecked by the economic crisis that certainly affected all other parts of the world. But you are lucky that you have vast resources of oil, natural gas, and coal. However Russia also sits on such wealth but its economy is not doing good because it is too dependent on these resources. Is it also the case for Norway? We are also focusing on high-tech, because you cannot base your economy and wealth on natural resources. I mean oil and gas are of course something very special. Everybody needs energy these days and the prices of energy have gone up. It may also be a challenge in the sense that the day they are finished what are you going to base your economy upon. You have to earn money from something else. Fish farming is not a reliable option if we want to keep the level of living standard we have today. It is a challenge today for Norway as it is for many countries with very high GDP. You would have to focus on things that you can earn money from and use your high education levels. That is the high-technology area. Finland is doing it with Nokia for instance. We also have to focus more on this for our future economy. You sell mineral fuels and oils and fishery products to Turkey but our bilateral trade volume is low. What are the other fields of cooperation between Turkey and Norway? If we look back we only established an embassy here when we became a NATO member, that is how the relationship has begun. It is very late compared to other countries. Security issues through NATO cooperation have been very important between Turkey and Norway. During the Cold War, we were two flank countries both having the Soviet Union as our neighbor. And little by little we have developed cooperation in other political areas and we are both active in Middle East politics in different levels of course. We have also cooperation in conflict resolution issues where Turkey has been more and more active and we have good dialogue with Turkey on the political side. When it comes to culture I can not say that we have much in progress. But regarding tourism, the number of tourists pouring into Turkey from Norway is on the very surprising rise. What about performing arts? We know Scandinavian jazz is unique and we have the opportunity to listen to a few either in Ýstanbul or Ankara in the framework of Jazz Festivals… It is not a big issue but yes I think jazz is something where we create an interest among the two countries. We have some groups coming to the festival and one was last week in Ýstanbul. Jazz is not an area where you cannot

47


röportaj interview

Norveç sinemasýnýn bu tür benzerlikleri var mý? Ýsveç bizde olmayan çok ciddi bir film geleneðine sahip. Ancak Norveç’te de sektör son zamanlarda geliþiyor. Sinemada, Türk izleyicisini yakaladýðýmýz nokta, içinde mizah barýndýran filmler. Topluma bakarken bir miktar mizah barýndýran filmler Türkiye’de en azýndan belli bir kitleye hitap edebiliyor. Evet ayný zamanda bizim sinemamýz aðýr ve örneðin Ingmar Bergman’ýn temsil ettiði gibi içe dönük. Bu özel filmlerin de Türkiye’de belli izleyicisi var. Ancak birçok þey deðiþti, farklý kültürlerin bir arada yaþamasýný ele alan ve herkesin kendisiyle dalga geçtiði fantastik filmler de çekiliyor.

earn a lot of money but it is a good field of cooperation and we are working on this. Film is also an interesting field where we have also good cooperation. Turkey has an audience open to and curious about Norwegian films.

Türk izleyicisini tanýdýðýnýzý görüyorum. Peki, genel olarak Türk insaný hakkýnda neler söyleyebilirsiniz. Birkaç kelimeye özetlenebilecek genel özellikler var mý? Türk karakterini özetleyebileceðimi sanmýyorum. Ziyaret ettiðiniz her þehrin farklý karakteri var. Örneðin Noelden hemen önce Güney Doðu Anadolu’yu ziyaret ettik, ve her bölgenin birbirinden ne kadar farklý olduðunu görmek beni çok þaþýrttý. Ýþte bu Türkiye’nin farklýlýklarý nasýl benimsediðini gösteriyor. Türkiye çok çoðulcu bir ülke ve kendine has özellikleri olan genç uluslardan biri. Norveç de aslýnda genç bir ulus. Baðýmsýzlýðýmýz elde ettiðimiz tarih 1905, Avrupa’nýn geri kalaný düþünüldüðünde son derece genç bir ulus olduðumuz ortaya çýkýyor. Norveçlilerin ve Türklerin kendi uluslarý hakkýnda konuþtuklarý zaman benzer tepkiler verdiklerini görüyorum bazen. Geçmiþi ve geleneði son derece köklü ve hatta güçlü bir ülkeye gittiðimizde orada insanlarýn onlar hakkýnda ne düþündüðünüzü dikkate almadýðýný görürsünüz. Türkler ve Norveçliler olarak ise insanlarýn hakkýmýzda düþündüklerini duymaktan hoþlanýyoruz.

Is it similar in Norwegian cinema? Sweden has a great film tradition which we lack. But I must say it is growing lately. In films, where we meet the Turkish public, they had some humor in them. The key is that looking at society issues with a humor in the back as well. I think those are the kind of films that touched at least a certain part of Turkish public. Yes, our film tradition is in the sense you have told is heavy and inward looking, represented by for instance Ingmar Bergman. You do have an audience for more special type of films. But things have changed, now also you can find some fantastic Swedish films looking into different cultures living together and everybody is able to make fun of themselves.

Hiç bu þekilde düþünmemiþtim… Ankara’ya gelelim. Dýþarýsý karla kaplanmýþ durumda. Size çok tanýdýk gelen bir görüntü olduðuna eminim bunun. Ýstanbul’da olsaydýk manzaranýn önemli bir kýsmý masmavi olurdu ama burada aksine kar dýþýnda pek fazla þey sunmayan apartmanlarla dolu bir manzara var karþýmýzda. Dýþarýsý sizce gerçekten güzel mi? Karla beraber gerçekten de harikulade. Evet, kar konusunda hemfikiriz. Ben geri kalandan bahsediyorum… Denizle iç içe bir yerde yaþarsanýz her yerde denizi özlersiniz. Bazý yerlerde deniz vardýr, bazýlarýnda da yoktur. Benim hayatýmda en önemli yer tutan þey ise daðlar. Kar yaðýþý durmuþ durumda ve hava açýk, ileride karla kaplý tepeleri görüyorum ve bence bu manzara gerçekten olaðanüstü. Ankara içinde ve çevresinde çok sayýda güzel yer var. Çok fazla su olmasa da daðlar ve

48

I don’t have much knowledge on your cinema sector, but regarding your neighbor Sweden, apart from Bergman and other representatives, what I think about their performance is that their actors always act like robots… I have seen a movie years ago titled Mephisto, it was very mechanical... Yes, it was very dark as well.

I see that you have good knowledge on Turkish audience. In general sense, how do you see Turkish people? Are there general characteristics may be to describe Turkish people in a couple of world? Well I think you cannot summarize the Turkish character. Every town you visit has its own character. We have been visiting the southeastern part of turkey before Christmas, I was astonished to see that every single part was different. And that is Turkey and that also shows the kind of acknowledgement in Turkey for the differences. It is a pluralistic society and it is a young nation, which has its own characteristics. Norway also is a young nation. We were not really established as an independent nation until 1905, which means in European context that we are a very young nation. I see in fact some common characteristics sometimes in the reactions of Norwegians and Turks when we talk about our own nations. If you go to another nation with a long tradition and history and also may be with a big power they don’t care much what others think of them. Turks and Norwegians, we like to hear about what others think about us. I have never thought about it that way… And what about Ankara, especially looking out from the windows here?


röportaj interview

tepeler burayý benim için yaþanýlasý bir yer haline getiriyor. Ayrýca kýsa süre önce kurulduðu için Ankara tarihi çok eskilere giden bir þehir deðil. Ama Ulus civarýnda çok iyi bir iþ yapýldýðýný düþünüyorum. 5 yýl sonra Ulus mükemmel bir yer haline gelecek. Bu konuda çalýþmalar baþladý mý? Bunu soruyorum çünkü yýllardýr bu tür haberler duyuyorum ama hiçbir zaman gerçeðe dönüþtüðünü görmedim … Kale civarýný güzelleþtiren özel yatýrýmlar var. Bence kýsa süre sonra Ulus çok popüler bir yer haline gelecek ve hatta orada yaþamak yükselen kiralardan dolayý son derece zorlaþacak. Evet nihayetinde Ulus’u yeniden yapýlandýrmak ve çekici hale getirmek önemli bir iþ. Görevlerinizden arta kalan vakitte Ankara’da neler yaparsýnýz? Ankara’da bir diplomat olarak çok çalýþmanýz gerekiyor. Burasý sadece diplomatlar açýsýndan deðil örneðin akademik olarak da çok canlý bir þehir. Her yerde düþünce kuruluþlarý ve üniversiteler tarafýndan düzenlenen seminerler var ve uluslararasý ya da ulusal politikalarý tartýþmak için habire bir araya geliyoruz. Ankara’da zamanýn çoðu siyasetle geçiyor. Ben siyasetten hoþlandýðým için bu konuda hiçbir þikayetim yok.

It is covered with snow, which I believe you are very familiar with. If we were in Istanbul the scenery would be full of blue, now we see full of apartments, which I think has nothing much to offer, except for the snow… Is it really beautiful out there? With the snow it is fantastic… Yes I know the snow, it is fantastic, I am asking about the rest… Well, of course if you used to live in a place you see the sea everytime, you always miss it. Some places are at the sea and some are not. Mountains are the most important things in my life, they are what I like best. Now the snow finished and it is clear again, I can see beautiful snow covered hills over there and I thing it is fantastic. There are several beautiful places in and near Ankara. Even though there is not much water around, hills and mountains make here a good place to live for me. It is not a city with a long history and tradition as it was established short time ago, but I think they are doing a fantastic job around the Ulus area, where there are many fantastic old buildings. Ulus in five years time is going to be a fantastic place. Did the process really start? I am asking this because I have been hearing such news and remarks for years but I have


kýsa kýsa short news

Avatar meydan okuyor Avatar challenges James Cameron imzalý Avatar, “dünyanýn en çok giþe geliri getiren filmi” unvanýný Titanic filminin elinden aldý. 20th Century Fox, Avatar'ýn toplam hasýlatýnýn 1 milyar 859 milyon dolara ulaþtýðýný açýkladý. Titanic ise 199798 yýllarýnda 1 milyar 843 milyon dolarlýk hasýlat elde etmiþti. 20. Century Fox'un Daðýtým Müdürü Chris Aronson, Avatar'ýn tüm enlere meydan okuyan bir film olduðunu belirtti.

Avatar by James Cameron has defeated Titanic in the box office lists becoming the highest ever grossing movie of all times. Figures from 20th Century Fox showed Avatar's worldwide takings as being $1.859 billion. Titanic took $1.843 billion dollars in 1997 and 1998. Chris Aronson, Distribution Manager of the 20th Century Fox said Avatar is a movie that challenges all the bests.

Dünyanýn ilk Obama heykeli yýkýlacak mý? Will the first Obama statue of world be destroyed?

50

ABD Baþkaný Barack Obama'nýn Endonezya’daki heykeli ülkede sýkýntý yarattý. Endonezya’nýn baþkenti Cakarta’da bulunan “10 yaþýndaki Obama” heykelinin kaldýrýlmasý için imza kampanyasý baþlatýldý. Kampanyaya imza atanlar, çocukluðunun bir kýsmýný Endonezya’da geçiren Obama’nýn, ülke için hiçbir þey yapmadýðýný vurguluyor. 1960’lý yýllarda annesi ve Endonezyalý üvey babasýyla birlikte 4 yýl Cakarta’da yaþayan ABD Baþkaný Obama’nýn heykeli, o dönemde gittiði okulun yanýndaki parkta bulunuyor.

US President Barack Obama’s statue in Indonesia caused controversy in the country. A sign petition was initiated to tear down the statue of young Obama in Jakarta. Signatories claim Obama has done nothing for the country, which Obama spent part of his childhood. The US president lived four years in Jakarta in 1960s with his mother and Indonesian step father. The statue was erected at the park near his former school.


kýsa kýsa short news

Türk filmlerine Ýran’dan ödül Iran awards Turkish films Ýran’da düzenlenen 28. Uluslararasý Fecr Film Festivali'nde iki Türk filmi ödüle layýk görüldü. Mahmut Fazýl Coþkun'un yönettiði "Uzak Ýhtimal" filmi, Uluslararasý Yarýþma dalýnda "En iyi Teknik, Kamera ve Sanat Yönetmeni Ödülü"nü, Cemal Þan'ýn yönettiði "Acý" filmi de Firuze Ödülü’nü almaya hak kazandý. Türkiye'nin yaný sýra 60 ülkeden 280 filmin katýldýðý festivalde Rusya, Almanya, Endonezya, Finlandiya, Güney Kore, Ýspanya ve Arjantin'den filmlere de çeþitli kategorilerde ödüller verildi.

Two Turkish films were awarded prizes in the 28th International Fajr Film Festival of Iran. Uzak Ýhtimal (Wrong Rosary) directed by Mahmut Fazýl Coþkun, was granted “Best Method, Camera and Art Director” prizes in International Competition branch, while “Acý” (Pain) directed by Cemal Þan got Firoozeh Prize. In the festival where 280 films from 60 countries competed, films from Argentina, Spain, South Korea, Finland, Indonesia, Germany and Russia also returned home with prizes in different categories.

Yürüyen Adam’ýn rekor satýþý Record sale of Walking Man Alberto Giacometti’nin "Yürüyen Adam I" adlý heykeli dünyada bugüne kadar satýlan en yüksek fiyatlý sanat eseri oldu. 104,32 milyon dolara alýcý bulan eser için Ýngiltere’deki Sotheby’s Müzayede Evinde düzenlenen açýk artýrma son derece çekiþmeli geçti. Ýnsan boyutlarýndaki bronz heykeli müzayedeye telefonla katýlan ve kimliði açýklanmayan bir kiþi satýn aldý. Alberto Giacometti’s "Walking Man I" sculpture has broken a record as the most expensive piece of art to ever sell at auction. The auction for the piece at Sotheby’s Auction House turned into fierce competition and the sculpture was sold for $104.32 million. A life-sized bronze statue was bought by an anonymous phone buyer.

52


gelin ücretsiz demo derslerimize katýlýn come and join our free demo courses

Don’t be stranger to the foreign language Yabancý Dil Eðitimi Kiþisel Geliþim Eðitimi Yaþam Koçluðu Tercüme Foreign language training Self development training Life coaching Translation Yabancý dil öðretimi zihinsel ve görsel tekniklerle hýzlandýrýlan ve kolaylaþtýrýlan Giz Eðitim’de grup dersler maksimum 5 kiþiden oluþuyor. The group lessons consist of 5 trainers at Giz Eðitim which make foreign language training easier and faster with visual and mental techniques.

Ýngilizce

English

Çince

Chinese

Rusça

Russian

Ýspanyolca

Spanish

Türkçe

Turkish

Birlik Mah. 448. Cadde 119 / 3 Çankaya - Ankara T: + 90 312 495 25 52 pbx F: + 90 312 495 27 47 www.gizegitim.com


kapak konusu cover story

54


kapak konusu cover story

Çankaya’da bir Çiçek… Flower in Çankaya… Röportaj - Interview: Nergis Demirkaya

Bu hikaye acý, bir o kadar da umut dolu bir hikaye. Çocuklarýndan birini kurtarmak için diðerini feda etmek zorunda kaldýðýný söyleyen genç bir annenin hikayesi. Adý Ayþe, Berivan, Zeynep, Medine… Fark etmiyor. Töre cinayeti, þiddet, taciz, tecavüz, istismar gibi sorunlarý yaþayan pek çok kadýndan biri o. Biz, anlattýklarý onun için bir sýkýntý yaratmasýn, bundan sonra da “çiçek gibi bir hayat” yaþasýn diye Çiçek ismini verdik ona. Çiçek… Türkiye’nin baþkenti Ankara’da, Ankara’nýn kalbi Çankaya’da yaþýyor. Belki Kýzýlay’da yürürken yanýnýzdan geçti veya çocuðunun iyileþmesi için aylarca süren hastane ziyaretlerinde onu kapý önünde gördünüz. Günlük koþuþturma içinde, çocuðunuzun okul sýkýntýlarý, eþinizle ufak münakaþalar veya iþ yerindeki sorunlarla boðuþurken farkýna bile varmadýnýz Çiçek’in yüzüne yansýyan acýsýnýn.

This is a sad story, but with full of hope anyway. This is a story of a young mother who says she had to sacrifice one of her children to save the other. Her name is Ayþe, Berivan, Zeynep, Medine… names make no difference. She is one of many face honor killings, violence, molestation, rape, abuse. We have named her after Flower to avoid any trouble for what she had told us, and let her live a life like a flower from now on. Flower… she lives in Ankara, the capital city of Turkey, in Çankaya, the heart of Ankara. Perhaps she passed by you in Kýzýlay or you came by her in front of a hospital door, where she had been standing for months waiting for her child to survive. Inundated by daily troubles, you have never noticed the pain reflected in her face, owing to the problems in office, quarrels at home or problems of your children at school.

55


kapak konusu cover story

Çiçek… 6 yýl önce küçük çocuðuna þifa aramak için Ankara’ya geldi. Büyük umutlarla yeni bir hayat kurdu. Ama payýna þiddetten tecavüze, canýndan çok sevdiði çocuðun istismarýndan yoksulluða kadar hayal edemeyeceði ne varsa o düþtü. Yýllarca sorunlarýný çözmek için uðraþtý ama sorunlar azalmayýp arttýkça kendini ayaðýnda terlik, kucaðýnda bir çocukla sokakta buldu. Çiçek… Yaþadýklarýna “artýk yeter” diyen kadýnlarýn soluk almasýný saðlayan bir sýðýnma evine yerleþerek kendine bu kez bambaþka bir hayat kurmak için çabaladý. Þimdi bir evi ve iþi, en önemlisi hem kendisi hem çocuklarý için umudu var. Çiçek’in yaþadýklarýndan bütün kadýnlarýn öðreneceði çok þey var. O nedenle sözü þimdi ona býrakýyoruz. Ankara’ya geliþ sürecinizden bahseder misiniz? Ýlk eþimle çocuðumuz olmuyordu. Bu yüzden benden ayrýlmak istedi. Bu arada ben hamile kalmak üzere tedavi görüyordum. Tam ayrýlýk aþamasýndayken hamile kaldýðýmý öðrendim. Çocuðum olmadýðý için benden boþanmak isteyen bir adamla çocuðum olacaðý için evliliðimi sürdürmek istemedim ve boþandým. Çocuðum doðduktan 3,5 ay sonra bir takým saðlýk problemleri ortaya çýktý ve tedavi için Ankara’ya geldim. Ýkinci eþinizle bu süreçte mi tanýþtýnýz? Evet. Oðlum hastanede kalýyordu, ben de akrabalarýmda. Günde iki kez oðlumu görmeme izin veriyorlardý. Tedavi süreci çok uzun sürdü. Ankara’yý çok iyi bilmediðim için hastaneye taksiyle gidip geliyordum. Eþim de taksi þoförüydü ve bu vesileyle tanýþtýk. Aramýzda bir yakýnlaþma baþladý. Ailesiyle tanýþtým. Bana da oðluma da çok iyi davranýyorlardý. Hem bu yakýnlýk hoþuma gidiyordu hem de içten içe ilk eþimi cezalandýrdýðýmý düþünüyordum. Her þey çok hýzlý geliþti ve evlenmeye karar verdik. Ben ailemle beraber Ankara’ya taþýndým ve bir ay sonra da evlendik. Eþiniz diðer yüzünü size ne zaman gösterdi? Daha kýna gecesinde fýrtýnalar koptu. Alkol baðýmlýsý olduðunu o gece anladým. Etrafýndakilere öfkelenip duvarlarý yumrukladý, kendisine zarar verdi. Ben o zaman bir þeylerin farkýna vardým ama çok geçti. Çünkü bu evliliði kendim istemiþtim ve herkesi karþýma almýþtým.

56


kapak konusu cover story

Flower… she has come to Ankara six years ago to seek for cure for her little child. She has built a new life with hopes high. But what was in her share for life was not more than violence and rape, abuse of her lovely children and poverty; what she has ever imagined. She has struggled to overcome the problems she has been facing but problems did not vanish but rather augmented and at last she have found herself on streets with slippers on her feet and her child in her arms. Flower… she tried for an utterly different life moving to a women’s shelter, a place for women, who dare say enough to what they have passed through, to breathe. She has a home, a job and more importantly hope for both herself and children. Çiçek has experience to be learned by all women. Therefore, we cut short and let her to speak.

Can you tell us your story of coming to Ankara? I and my first husband were unable to have a baby and he wanted to divorce me because of this. Meanwhile, I was having medical treatment to become pregnant. I have learned to have been impregnated just in the break up period. I did not want to maintain marriage with a man who wanted to divorce me on grounds that we failed to have a baby and I divorced. My baby faced certain health problems some 3.5 months after the birth and we have come to Ankara for treatment. Have you met with your second husband within that period? Yes, my son was in hospital and I was with my relatives. I was allowed to see my son twice a day. Treatment period took very long time. I have been commuting by taxi as I did not know Ankara well. My husband was a taxi driver and we have met during my regular visits to the hospital. We have got closer in that period. I have also met with his family. They treated me and my son very well. I both enjoyed being close to him and thought that I was punishing my former husband. Things developed too fast and we decided to marry. I have moved to Ankara with my family and we married in a month. When did your husband show you his true colors? As early as during the henna night... I have noticed

57


kapak konusu cover story

Evlendikten sonra nerede yaþadýnýz? Annem ve babam Ankara’ya geldiði için onlarla birlikte yaþýyorduk. Bir süre sonra babamý kaybettim. Sonra annem erkek kardeþimin yanýna geçti ve ben artýk tamamen yapayalnýzdým. O arada hamile kaldým, bir oðlum daha oldu ve onun ailesinin yanýnda yaþamaya baþladýk. Neler yaþadýnýz bu evde? Anlatmasý gerçekten çok zor. Ýlk evliliðimden olan oðlumla üvey babasýnýn arasýnda çok tatsýz durumlar ortaya çýkmaya baþladý. Hor görme, þiddet, küfür, hakaret ve daha fazlasý… Oðlum o zamanlar yaklaþýk bir yaþýndaydý. O küçücük yaþýnda üvey babasýnýn hem duygusal hem fiziksel þiddetine maruz kaldý. Çocuðuma porno film bile izletiyordu, küfür ediyor, küfür etmeyi öðretiyordu. Tüm bunlara tahammül etmenizin nedeni neydi? En önemli sebep diðer oðlumdu. Onu orada býrakmak istemediðim için eþimin eziyetlerine tahammül etmek zorunda kaldým. Ayrýca gitmek istesem de ne sýðýnabileceðim bir ailem ne de düzenim kalmýþtý. Tamamen onun eline kalmýþtým, çaresiz ve kimsesizdim. Sizi o evden koparan olay neydi? Oðlum 2,5 yaþýndaydý ve o yaþta dayak da yedi, aþaðýlandý da. Bütün bunlarýn oðlumu ne kadar kötü etkilediðini görmek canýmý acýtýyordu. Artýk onun bu yaþadýklarýna tahammül edemezdim ve karar verip evden ayrýldým. Küçük oðlumu býrakmak zorunda kaldým. Gecenin bir yarýsý, ayaðýmda terliðimle çýktým. Cebimde 1 lira dahi yoktu. Sadece çocuðumu aldým ve çýktým. Tek isteðim oðlumu oradan uzaklaþtýrmaktý. Nereye gittiniz? Aklýma gelen ilk þey Ankara’ya ilk geldiðimde oðlumun yattýðý hastaneye gitmek oldu. En azýndan güvenilir ve sýcak olacaðýný düþündüm. Oðlumla beraber o gece hastanenin acil giriþinde kaldýk. Hastanenin güvenlik görevlisi, güvenlik kabinindeki sandalyeleri birleþtirip oðluma yatak yaptý. Ertesi gün hastane polisinin yardýmýyla Sosyal Hizmetler Kurumunun Kadýn Konuk Evine gittim. Ýki ay orada kaldým. Ama iki ay sonra eve geri dönmek zorunda kaldým.

58


kapak konusu cover story

that he was an alcohol addict that night. He punched the walls getting angry with the people there and damaged himself. It made me understand that there was something wrong with him but it was too late. I wanted this marriage against will of the people near me. Where did you live after the marriage? We have been living with my parents who have also come to Ankara with us. I lost my father after a while. Then my mother moved to the place of my brother and I have found myself alone. I got pregnant in the meantime and I had another son and we have begun to live with my husbandÂ’s family. What did you live in that house? It is really painful to recall. Loathsome incidents broke out between my first son and his step father. Scorn, violence, swearing, affronts and even molestation... My son was only around one year old and he was exposed to psychological and physical abuse by his step father. He made my son watch porn movies. If my son was asleep, he woke him up and swore. My son was exposed to his dirty, disgusting deeds. Why did you put up with all these? The most important reason was my other son. I had to put up with torments of my husband since I did not want him left there. Besides, I had no family or place to take shelter. I was left to his mercy, I was hopeless and deserted. When did you decide running away? My son was 2.5 years old. The roof fell on me and I have left that house at that moment having to leave my younger son there. I left there dead at night with slippers on my feet. I had no money. It was just me and my son. I just wanted to move away my son from there. Where did you go? The first thing that came to my mind was the hospital my son received treatment in Ankara. I thought it would be safer and warmer. We spent the night together at the emergency ward. Security officer of the hospital brought the chairs at the security booth together to make a bed out of them for my son. The next day I went to Women guest house of the Social Services

59


kapak konusu cover story

Neden geri döndünüz? Eþim kaldýðým yeri öðrendi. Rahatsýz etmeye baþladý, tehdit etti, silahla saldýrdý. Mecbur kaldým dönmeye. Hem de küçük oðlumu kazanabilmek için bir fýrsat olacaðýný düþündüm bu dönüþün. Onun beni tanýmasýný istedim. Çünkü babasýnýn ailesi ona benim öldüðümü söylüyordu. Geri döndükten sonra daha da sancýlý bir süreç sizi bekliyordu... Evet, geri döndükten sonra sürekli büyük oðlumu kolladým, küçük oðlumla aramdaki baðlarý kuvvetlendirmeye çalýþtým. Küçük oðlum 3 yaþýna gelene kadar oradaydým. Büyük oðlum da 5 yaþýna kadar o adamý çekmek zorunda kaldý. Bizim için çok zor bir süreçti. Çünkü o adamýn ona zarar vermek istediðini biliyordum. Eþinizin oðlunuza yaptýklarýný ailesi bilmiyor muydu? Herkes biliyordu. Zaten onlarýn gözü önünde de oðluma kötü davranýyordu. Bir annenin böyle bir durumda verebileceði bütün tepkileri verdim. Ama ailesi bunlarý görmezden geldi. Zaten oðlum o aile için “üvey”di. Yaþananlardan rahatsýz olanlar da eþimin korkusundan sesini çýkaramadý. Çünkü eþim hem alkol hem de madde baðýmlýsýydý ve ne yapacaðý hiç belli olmuyordu. Bütün bu sürede tek baþýnaydým yani. Herkes bana arkasýný döndü. Gözüm sürekli oðlumun üzerindeydi. Üstelik oðlum o adamý babasý olarak tanýyordu ve bu, iþimi daha da zorlaþtýrýyordu. Siz de þiddete maruz kalýyordunuz tabi… Evet, eþim beni de dövüyordu, bana iþkence yapýyordu, bana hakaret ediyordu ama þiddetin oklarý oðluma yönelince daha fazla tahammül edemedim. Artýk oðlum 5 yaþýna gelmiþti ve her þeyden etkileniyordu. O adamla daha fazla kalamazdý. Ben oðullarýmdan birini kurtarmak için diðerini býraktým ve evi tekrar terk ettim. Tekrar kadýn konuk evine mi gittiniz? Evet, ilk ayrýlýþýmda kaldýðým kadýn konuk evindeki uzmanlarý aradým, durumumu anlattým. Oradaki yetkililer sýðýnma evinin dolu olduðunu, diðer sýðýnma evlerini benim için araþtýracaklarýný söylediler. Onlarýn araþtýrmasýna gerek kalmadan ben önce Büyükþehir Belediyesine gittim, orasý da doluydu. Sonra da Çankaya Belediyesi Kadýn Sýðýnma Evi’ne geldim ve orada kalmaya baþladým.

60


kapak konusu cover story

Institution with aid of hospital police and stayed there for two months. But I had to return to the house after two months. Why did you return? Mu husband learned the place I was staying and started to intimidate and threaten, attacked with gun. I was compelled to return. I also thought that it was a chance to claim back my little child. I wanted him to know me because the family of his father was telling him that I have died. You had to cope with a nastier situation after your returnÂ… Yes, I watched over my older son constantly after our return, and tried to strengthen ties with my younger son. I stayed there since my younger son turned three. My older son had to endure that man since he was five. It was a hard period for us, because I knew that he wanted to hurt my son. Did his family know what your husband did to your son? Everyone knew. For at least I gave the reactions what a mother is supposed to give in such a situation. I cannot think of a mother who does not go mad and turn the place upside down seeing her child in that situation. I did exactly the same but his family opted to cover the issue. Even those who believed what I told them failed to react out of fear from my husband. My husband was both alcohol and substance addict and he was totally unpredictable. I faced everything alone. Everyone turned their back at me. I constantly watched over my son and my son knew that man as if he was his real father, which made things more difficult for me. You also were exposed to violenceÂ… Yes. He was beating me, torturing me, scolding me but I could not endure when his violence turned to my son. My son was five years old and was aware of everything. We could not stay with that man any longer. And I left the house leaving one of my sons to save the other. Did you go to the women shelter again? Yes, I called the experts at the women shelter which I previously took shelter and told them the situation.

61


kapak konusu cover story

Ne kattý size Çankaya Belediyesi Kadýn Sýðýnma Evi? Ben tökezliyordum, onlar elimden tutup kaldýrdýlar ve bana “yürü” dediler. Ben de yürüyüp gittim onlarýn sayesinde. Ýki ay kadar kaldým burada. Bu süreçte psikolojik destek saðladýlar. Hepsini dikkatle dinledim. Sonra zaten her þey çok hýzlý geliþti. Evden ayrýldýðýmdaki halimle þimdiki halim çok farklý. Ben buradaki uzmanlarýn sayesinde içimdeki savaþçýyý ortaya çýkardým. Onlar benim baþarabileceðime inandýlar ben de bunu hissettim. Çok þey baþardým; iþ buldum, ev tuttum, evimi yaþanabilir bir hale getirdim. Oðlum þu anda çocukluðunu yaþýyor. Ona bir þeyler verebildiðimi ve onu yarýna hazýrlayabileceðimi düþünüyorum. Kendimi çok saðlýklý ve güçlü hissediyorum. Oðlunuzun psikolojisi nasýl þu anda? Çocuðumu o aileye soktuðum için, benim yüzümden kötü þeyler yaþadýðý için hep kendimi suçladým. Artýk oðluma nasýl daha güzel bir hayat verebilirim diye düþünüyorum. Onun oynamadýðý topu, yemediði yemeði, binmediði bisikleti ona vermek için çalýþýyorum. Çocukluðunu ona nasýl yaþatabilirim diye düþünüyorum. O adamýn evindeyken oðlumu kucaðýma alýp doya doya sevemezdim bile. Oðlumun kaþýnýn, gözünün, saçýnýn rengi, boyu posu, yediði, içtiði hep problem olurdu. Çünkü üveydi. Þimdi oðlumla özgürlüðümüzün tadýný çýkarýyoruz. Bir yandan da küçük oðlunuzu alabilmek için hukuki bir mücadele baþlattýnýz… Evet, küçük oðlumun velayetini istiyorum. 650 lira maaþ alýyorum ama iki çocuðuma da bakabilecek kadar güçlüyüm. Kuþun yavrusunu beslediði gibi beslerim yavrularýmý. O adamdan alabileceklerinden çok daha fazlasýný veririm oðluma. Þu anda küçük oðlum babasýný model alýyor ve ben bunu istemiyorum. Hiç saðlýklý bir ortamda büyümüyor. Çocuðum o evde kalýrsa bir suçlu yetiþecek. Bir çocuðumu kurtardým þimdi sýra diðer çocuðumda. Mahkemenin çocuðumu bana vereceðine inanýyorum.

62

They told me that the shelter was full and that they would search for another place for me. Meanwhile, I applied to the Metropolitan Municipality, but theirs was also full. Then I went to Çankaya Municipality’s Women Shelter and have begun staying there. What was the contribution of Çankaya Municipality’s Women Shelter to your life? I was stumbling; they hold me and encouraged me to live on. And I continued standing up thanks to them. I stayed there for around two months. They provided psychological support for me. I listened to all very carefully. Then everything went too fast. I am very different now. I embodied the fighter in me thanks to the experts there. They believed in me and I also felt it. I achieved much; I found a job, rented a house and turned it into a livable place. My son now is able to live as a child. I feel I can pass along him something and prepare him for the future. I feel myself very strong and healthy. How is your son’s psychological state? I accused myself of entering that family and leading my children to experience bad things. From now on, I am contemplating on the ways to save him and give him a better life. I am struggling to give him the ball, bicycle he never had and the meals he never tasted. I ponder how I would be able to give him his childhood back. Back in that house, I had never show my love to my child to my heart’s content. Everything about my son; his hair and eyebrow, what he ate and drank, was always a problem. Because he was a stepchild. Now we enjoy out freedom with my son. On the other hand, you have initiated a legal battle to claim back your younger son … Yes, I want to have my son. I earn 650 TL but I am powerful enough to look after both. I can give him much more than what he can learn from that man. Now, he takes that man as a model for himself and I certainly don’t want this. He is not growing up in a healthy environment. If my son continues to live in that place, he will turn into a criminal. I have saved one child and it is time to save the other. I believe the court will give him back to me.


kapak konusu cover story

Psikolog Aylin Akçay

Sosyolog Zilan Uðurlu

Yeni yaþamlarýnda onlara destek olanlar Çankaya Belediyesi bünyesinde aile içi þiddetle mücadele etmek üzere kurulan iki birim bulunuyor: Kadýn Sýðýnma Evi ve Kadýn Danýþma Merkezi. 2008 yýlýnda kurulan bu iki birimde görevli olan ve bizi Çiçek’le tanýþtýran Sosyolog Zilan Uðurlu ve Psikolog Aylin Akçay, yürüttükleri projeleri, kadýnlara nasýl destek olmaya çalýþtýklarýný ve bu alanda çalýþmanýn zorluklarýný anlattý.

Supporters of new lives There are two institutions under Çankaya Municipality to fight domestic violence: Women Shelter Advice Center. Sociologist Zilan Uðurlu and Psychologist Aylin Akçay, who works for these institutions – established in 2008 – and who introduced us with Flower, told us how they support women with the projects they carry out and the hardship they face working in this realm.

Kurulduðu günden bugüne 500’e yakýn kadýnýn danýþma merkezine gelerek destek almak istediðini söyleyen Zilan Uðurlu, binlerce kadýnýn da telefonla baþvurduðunu belirtti. Uðurlu, bugüne kadar 199 kadýn, 138 çocuðun sýðýnma evinde konakladýðýný kaydetti. Sýðýnma evinin 25 kadýnýn çocuklarýyla birlikte kalabileceði bir kapasiteye sahip olduðunu belirten Uðurlu, belediye kanununa göre 50 bin nüfusa bir sýðýnma evi kurulmasý gerektiðini anlattý. Bu oranýn Avrupa standartlarýnda 7000 nüfusa bir sýðýnma evi olarak belirlendiðini söyleyen Uðurlu, 4 milyon nüfuslu Ankara’da 1 ilk istasyon, 4 sýðýnma evi olduðunu belirterek durumun vahametinin altýný çizdi. Kendilerine baþvuran kadýnlara sosyal yönlendirmeler yaptýklarýný ve psikolojik destek saðladýklarýný anlatan Uðurlu, sýðýnma evinde ortak yaþama ruhunu

Around 500 women applied to the center asking for advice and thousands of women called us via phone, says Zilan Uðurlu adding 199 women and 138 children took shelter in the women shelter up to day. Uðurlu told us that women shelter is a place for 20 people and it won’t be good to increase the people taking shelter here under these circumstances. “We can’t increase the number in order to maintain the quality of service. Otherwise this place won’t have any difference from a dormitory. However, we want the women who come here establish new lives.” Uðurlu also said that establishment of one women shelter per population of 50,000 people is a requirement under municipality law, and added that this is one per 7,000

63


kapak konusu cover story

canlandýrmak için de çabaladýklarýný söyledi. Bunun için dans kursu, müzik dinletileri, sinema gösterimleri organize ettiklerini belirten Uðurlu, “Sýðýnmaevinde dayanýþma ruhunu yaratabilmek ve bu amaçla yapýlacak grup çalýþmalarý çok önemli. Aksi takdirde kadýnlar sürekli birbirlerine yaþadýklarýný anlatýyor ve dolayýsýyla travmayý sürekli tekrarlýyorlar” dedi. Baþkentte bulunuyor olmanýn þiddetin boyutunu deðiþtirmediðini vurgulayan Uðurlu, “Kadýnlar eþleri tarafýndan cinsel iliþkiye zorlanmanýn þiddet olduðunu bilmiyorlar. Bize geldiklerinde bunu dile getirmiyorlar; bu durumu süreç içinde, þiddetin tanýmýný öðrendikçe bizimle paylaþýyorlar” dedi. Çankaya Belediyesi Kadýn Danýþma Merkezi ve Sýðýnma Evi Psikologu Aylin Akçay, kadýnlarýn destek alabilecekleri bir mekanizmanýn da olduðunu bilerek, zorlamayla deðil, kendi özgür tercihleriyle karar vermelerini saðlamaya çalýþtýklarýný söyledi. En büyük sýkýntýyý istihdam yaratmak konusunda yaþadýklarýný belirten Akçay, “Yeni bir yaþam kurmak için en önemli þeylerden biri istihdam. Sýðýnmaevine gelen kadýnlarýn büyük çoðunluðu daha önce çalýþmamýþ, çalýþmasýna izin verilmemiþ kadýnlar. Eðitimleri ve diðer vasýflarý da iþ bulmalarýný çok zorlaþtýrýyor. Buna ek olarak bir de yaþadýklarýndan kaynaklý güçsüzlükleri, güvensizlikleri var” diye konuþtu. Sýðýnma evinin kalýcý bir çözüm olmadýðýný vurgulayan Akçay, kadýnlarýn meslek edinme kurslarýna yönlendirildiðini, iþ bulmalarý doðrultusunda yönlendirmeler yapýldýðýný söyledi ve istihdamýn önemini vurguladý. Türkiye’de önemli ilerlemeler ve atýlmýþ adýmlar olmasýna raðmen bu alanda tamamen oturmuþ, kurumsallaþmýþ bir yapý oluþtuðunu söylemenin mümkün olmadýðýný söyleyen Akçay, çalýþmalarýnda da bunun sýkýntýlarýný yaþadýklarýný anlattý. Akçay, þiddete uðrayýp karakola giden kadýnlarýn çoðu zaman eve dönmeye ikna edilmeye çalýþýldýðýný, hatta polisler tarafýndan azarlandýðýný söyledi. Akçay, þiddete uðranmýþ kadýnlarýn çalýþabilmesi için kurumlarda bir kota ayrýlmasýnýn, TOKݒnin bu kadýnlarýn barýnma ihtiyaçlarýný karþýlamaya yönelik projeler geliþtirmesinin sorunun çözülmesi yönünde atýlacak önemli adýmlar olacaðýný belirtti. Kiþisel olarak bu alanda hizmet vermenin zorluklarýna da deðinen Akçay, “Biz kendimizi de þiddetten tamamen kurtulmuþ ve ya da hiç þiddete uðramamýþ kadýnlar olarak görmüyoruz. Erkek egemen bir dünyada yaþadýðýmýza göre tüm kadýnlar farklý þekillerde bir ezilme iliþkisi içinde. O yüzden burada sadece mesleki anlamda baþkalarý için deðil; aslýnda kendimiz için de bir þeyler yapýyor olduðumuz duygusunu yaþýyoruz. Bu da bizi motive ediyor” diye konuþtu.

64

people in European standards. However, she said that there are only 4 women shelters in Ankara with a 4 million population. Uðurlu went on to say that they socially lead and offer psychological support to women who apply to them, and work for liven up the shelter with dance courses, music concerts and film projections. “We work to make the place more livable. Otherwise, women constantly share their experiences with each other. They reproduce what they passed through rather than breaking loose from them”. Being in the capital city does not change the extent of the violence, said Uðurlu adding, “Women are not even aware that forced sexual intercourse by their partners is violence. They don’t mention such incidents when they apply to us.” Çankaya Municipality Women Advice Center and Shelter Psychologist Aylin Akçay said they try to make women decide with their free will being aware of the existence of mechanisms that they can rely on, rather than pushing them to take decisions. She says they face the biggest problems when it comes to creating employment. “The most important prerequisite for a new life is employment. Most of the women who come to us did not work before. Their education levels and other qualities make it harder to find jobs. Adding to this, they feel insecurity and weakness due to their past experiences.” However, she noted that shelter is a temporary solution and told us that women are given vocational training within the municipality and guidance to find jobs, reiterating that the fundamental problem is employment. Akçay complained about the lack of established structure in Turkey to help these women, and said that many women who appeal to the police over violence are tried to be persuaded to go back to their houses, and even face scolding by the police. She offered introduction of job quotas in state institutions and projects by housing development administration of Turkey (TOKÝ) to meet the shelter needs of these women as part of the solution. She also touched on the hardships of working in this field. “We don’t regard ourselves as women totally free from violence. That is why apart from our job here as professionals we feel that we have been doing something for ourselves as well. This motivates us more.”


iþ dünyasý business world

Þehre hayat katan mekanlarýn yaratýcýsý Creator of hangouts adding life to the City Þehirlerle özdeþleþmiþ, simge haline gelmiþ mekanlar vardýr. Ýnsanlarýn gençken arkadaþlarýyla, sonra çocuklarýyla, torunlarýyla gittiði mekanlar, “önünde buluþulan” yerler… Ýþte Cafemiz, Ankara için böyle bir yer. Yüzlerce evlenme teklifine, ilk buluþmaya, sohbete, dostluða ev sahipliði yapan sýcacýk, romantik ve nostaljik bir mekan. Ankaralýlar için özel, Ankara’dan ayrýlanlarýn özlediði bir mekan. Ýþte bu nostaljik mekanýn yaratýcýsý Boðaç Üner, bundan tam 17 yýl önce büyük bir öngörüyle hareket ederek kurdu Cafemiz’i. Çünkü o yýllarda Ankara’da neredeyse hiç kafe yoktu. Kafe konseptini Ankara’ya getiren ve bununla da yetinmeyip Quick China, Kuki, DKNY gibi markalarý þehre kazandýran Üner’e göre sektörde baþarýnýn en önemli sýrrý, yenilikleri takip etmek.

66

There are places in cities that identify with the city and that have become the symbol of the city. Hangouts that people go with their friends when young and later with their children, then grandchildren, places where “you meet with at the front of”… Cafemiz is just this kind of hangout for Ankara. It is a warm, romantic and nostalgic place that has hosted hundreds of proposals, first dates, nice conversations and friendships. It is a special place for the citizens of Ankara, a place that missed by those who have left Ankara. Mr. Boðaç Üner, creator of this nostalgic hangout, established Cafemiz just 17 years ago acting with a great foresight, because there were almost no cafés in Ankara in those days. According to Üner, who have brought the concept of café to Ankara and not being satisfied and presenting the city with brands like Quick China, Kuki, and DKNY, the most important secret of success is to follow the innovations.


iþ dünyasý business world


iþ dünyasý business world

Ankara’da hiç kafe yokken Cafemiz’i açtýnýz. Bu bir risk deðil miydi? Yola çýkarken bunun risk olduðunu biliyorduk. Aslýnda her yatýrým bir risk taþýr. Ama Arjantin gibi dik yokuþlu bir caddede böyle bir yatýrým yapmak artý bir risk oluþturuyordu. Bir yandan da bunun bir ihtiyaç olduðunu kendi tüketim alýþkanlýklarýmýzdan biliyorduk. Ankaralýnýn seveceði, tüketimde bulunabileceði bir yer olduðunu düþündük. Riski azaltmak için de kendimize ait bir mekanda, küçük bir iþletme olarak baþladýk. Riskleri minimize ettik. Sonuçta çok beðenildi. Baþlangýçta 15 masalý bir yerken zamanla büyüdü. Alýþkanlýk yaratan bir mekan haline geldi ve 17 yýldýr hizmet veriyor. “Cafemiz Arjantin Caddesi’ne hayat verdi” diyebilir miyiz? Cafemiz’le birlikte caddenin çehresinin deðiþtiði doðru. Cafemiz beðeni kazanýnca baþka iþletmeler açýldý ve cadde zaman içinde bu tarz iþletmelerin olduðu bir yer haline geldi. Filistin Caddesi de onu takip etti. Trafik yönlendirmeleri yüzünden bugün Filistin Caddesi daha avantajlý bir konumda ama bu durumdan Cafemiz etkilenmedi. Çünkü Cafemiz’i seven, müdavimi olan birçok insan var. Gerçekten Cafemiz’in bir de nostaljik yaný var, Ankaralýlar için çok özel bir mekan… Evet, adeta baðýmlýlýk yaratan, anýlarla dolu bir mekan. Cafemiz’in son dekorasyon deðiþikliðini yaptýðýmýz zaman bazý müþterilerimiz çok üzüldü, “Niye deðiþtirdiniz bizim kafemizi” dediler. Hatta müþterilerimizden bir tanesi, “ben eski masamý istiyorum çünkü ben o masada eþime evlenme teklif etmiþtim” dedi. Hakikaten büyük bir baðlýlýkla ve samimiyetle söyledi. Ben de eski masalarýmýzdan bir tanesini ona hediye ettim. Gerçekten çok sevindi. Ankara’ya kazandýrdýðýnýz bir diðer marka da Quick China. Ankara’da bir Çin restoraný açmak da son derece radikal bir adým deðil miydi? Cafemiz’in Ankaralýlar tarafýndan beðenilmesinin ardýndan yeni þeyler yapmak istedik. 1996 yýlýnda bir Çin Restoraný açmaya karar verdik. Evet, o dönem için bu da riskli bir adýmdý ama Cafemiz’in beðenilmesi bizim için avantajdý ve bizi cesaretlendirdi. 1996 yýlýnda, gene Arjantin Caddesinde küçücük bir mekanda Quick China’yý

68


iþ dünyasý business world

You opened Cafemiz in a time when there were no cafés in Ankara. Was not this a risk? We knew that it was a risk when we were starting. As a matter of fact, every investment has a risk. However, making such an investment in a street with a steep like Arjantin had an additional risk. On the other hand, we knew from our own habits that this was a necessity. We thought this would be a place that citizens of Ankara would like and spend their money in. We started as a small establishment in a small place that we owned. We minimized the risks. At the end, it was highly favored. Although a place with only 15 tables at the start, it grew in time. It became a hangout that created addiction and it is in service now for 17 years. Can we say, “Cafemiz gave life to Arjantin Caddesi”? It is true that the face of the street have changed with Cafemiz. Other establishments were opened when Cafemiz became popular, and the street became a place of establishments of this kind. Filistin Caddesi followed. Today, Filistin Caddesi is in an advantageous position because of traffic arrangements; however, Cafemiz was not affected, because it has many frequenters and there are many people who love it. Cafemiz has really a nostalgic side and it is a very special place for the citizens of Ankara … Yes, it is place almost creating addiction, full of memories. Some of our customers got very sad when we made the most recent decoration change in Cafemiz, they moaned, “why did you change our café?” Even, said one of our customers, “I want my old table, I proposed to my wife at that table.” He said this with genuine attachment and sincerity, so I gave him one of our old tables. He was really happy. Another brand you brought in for Ankara Quick China. Was it not an extremely radical step to open a Chinese restaurant in Ankara? After the popularity of Cafemiz among the citizens of Ankara, we wanted to do something new. We decided in 1996 to open a Chinese Restaurant. Yes, this too was a risky step in those times, but popularity of Cafemiz was advantage for us, and this encouraged us. In 1996, again in Arjantin

69


iþ dünyasý business world

kurduk. Geleneksel Çin restoraný anlayýþýný biraz farklýlaþtýrdýk ve paket servisi yapmaya karar verdik. Ankaralýlar onu da çok beðendi. Zaman içinde Gaziosmanpaþa’da daha büyük bir alanda restoran olarak hizmet vermeye baþladý, arkasýndan Çin mutfaðýnýn yanýna Japon mutfaðý, Tayland mutfaðý eklendi. Sonuçta Quick China Asya mutfaðýndan lezzetler sunan bir mekana dönüþtü. Ama adý Quick China olarak kaldý. Çünkü insanlar o isimde bir güven bulmuþlardý. Þimdi biri Ýstanbul’da olmak üzere dört þubeyle hizmet veriyor.

Caddesi, we established Quick China in a tiny spot. We differentiated from the understanding of the traditional Chinese restaurant, and decided to give package services. Citizens of Ankara loved that too. In time, it started to serve in a larger area in Gaziosmanpaþa, then Japanese cuisine was added to the Chinese cuisine, and then Thai cuisine was added. As a result, it turned into a place serving the tastes of Asian cuisines, but the name remained as Quick China, because people had trust in that name. Now it is serving with four branches, one in Istanbul.

DKNY’yi Ankara’ya getirme fikri nasýl oluþtu? 96 yýlýnýn sonuna doðru Ankara’da yabancý bir giyim markasýnýn eksikliðini hissettik. DKNY ile temasa geçtik ve markayý Ankara’ya getirdik. Orada da bazý ilklere imza attýk. O zaman kredi kartlarý bile taksit yapmazken biz DKNY kart ile taksit uygulamasýna baþladýk. Dünyada bile böyle bir uygulama yoktu.

Where does the idea of bringing DKNY to Ankara? We felt the lack of a foreign clothing brand in Ankara towards the end of ’96, and we contacted DKNY and brought this brand to Ankara. We led the way in this field too. When even the credit cards did not have installment applications then, we started the installment application with DKNY card. Such an application was not present anywhere in the world.

Ankara’ya kazandýrdýðýnýz bir baþka mekan da Kuki. Kuki, Filistin Caddesinin en gözde mekanlarýndan biri haline geldi. Kuki’yi açmaya nasýl karar verdiniz? DKNY’nin sipariþleri için sýk sýk NewYork’a gidip geliyordum. Orada bir pattisserie zinciri ile karþýlaþtýk. Çok güzel, pazar payý kuvvetli pasta ve kurabiye satan bir markaydý. Çok beðendik ve Türkiye’ye getirmeyi istedik. Onlar da çok istediler bizimle çalýþmayý. Fakat o zamanki görüþmelerimizde burada bir üretim merkezi kurmanýn çok mantýklý olmayacaðýna karar verdik. Oradan ürünlerin gelmesi de o yýllarda çok zordu. Bir yandan da pasta, kurabiye gibi ürünleri mevcut mekanlarýmýzda sunmak istiyorduk ama bu ürünlerin üretimini yapan bir yer yoktu. Böyle bir ihtiyaç da vardý yani. Bunun üzerine Kuki doðdu. Önce kurabiye, kek yapan küçük bir maðazaydý Kuki. Sonra bir cafe- pattisserie haline geldi. 98 yýlýnda kurduk Kuki’yi, þu anda da üç tane þubesiyle hizmet etmeye devam ediyor.

Another hangout you brought in for Ankara is Kuki. Kuki became most popular spots of Filistin Caddesi. How did you decide to open Kuki? I was visiting New York frequently for the purchasing orders of DKNY. We saw a patisserie chain there. It was a beautiful brand with a strong market share selling cakes and cookies. We liked it very much and wished to bring it to Turkey. They too wanted to work with us. However, we decided that establishing a production center here wouldn’t be logical. Transport of products was also very difficult in those years. On the other hand, we wanted to sell products like cakes and cookies also in our existing places, but there were no places that produced them. So there was that need also. Kuki was born upon that needs. At first, Kuki was a small store making cookies and cakes. It turned to a café-patisserie later. We established Kuki in ’98, not it continues serving in three branches.

Kuki, baþlangýçtan bugüne çok fazla deðiþime uðradý. Bunun nedeni ne? Kuki’nin dinamik, hareketli, yenilikçi, genç bir konsepti var. Her anlamda yenilikleri takip ediyoruz ve uyguluyoruz. Ankara’ya da birçok yenilik getirdi. Kuki açýldýðý dönemde bütün pastalar aynýydý. Krema, pandispanya, krema üstüne meyve veya çikolata... Kuki ile birlikte pasta çeþitleri zenginleþti. Rekabetten dolayý diðer pasta üreten dostlarýmýz da buna ayak uydurdu. Yurt dýþýnda pasta dekoratörlüðü diye bir meslek var. Kuki sayesinde bu meslekle tanýþtý Ankara. Sanat fakültesi mezunu öðrenciler bu alanda çalýþmaya baþladýlar. Üstelik bu iþin okulu da Kuki oldu.

Kuki changed a lot from the start. What is the reason for this? Kuki has a dynamic, active, innovative and young concept. We follow and apply innovations in every sense. It brought many novelties to Ankara also. In those times, all the cakes were the same. Cream, sponge cake, and fruits or chocolate over the cream... Types of cakes diversified with Kuki. Our friends making cakes adapted to it because of competence. There is a profession called cake decoration in abroad. Ankara came to know this profession thanks to Kuki. Graduates of art faculties started to work in this area, and Kuki became a school for them.

70


iþ dünyasý business world

Ankara’ya kazandýrdýðýnýz bütün mekanlarýn bu kadar baþarýlý olmasýnýn, uzun yýllar ayakta kalmasýnýn sýrrý ne? Yeniyi takip etmek, yeniyi yapmaktan mutlu olmak, üretmekten keyif almak ve tabi uyumlu bir ekip.

What is the secret behind such great successes, and stay standing of all the places to brought in for Ankara? Following what is new, to be happy doing the new, to find pleasure in production and of course, a team in tune with each other.

Peki, Türkiye’de bu iþi yapmanýn zorluklarý var mý? Elbette var. Öncelikle belli bir standardý saðlamak için kullandýðýnýz ürünlerde de bir standart olmasý gerekiyor. Türkiye’de bunu yakalamak çok zor. Son yýllarda bu anlamda bir iyileþme var ama bunun zorluðunu hala yaþýyoruz. Ayrýca donanýmlý personel bulmanýz da çok kolay olmayabiliyor. Bunun için de personelimizi kendimiz eðitiyoruz. Tüm personelimiz mesleki anlamda her türlü donanýma sahip olmalarý için Ýngilizce eðitimi dahil belirli bir eðitim sürecinden geçiyor. Ayrýca Milli Eðitim Bakanlýðý ve turizm okullarý ile de iþbirliði içindeyiz.

Well, are there difficulties of doing this business in Turkey? Of course there are. First of all, the materials you use to ensure compliance with certain standards must comply with their standards. It is very difficult to make this happen in Turkey. Although there is improvement in this sense, we still have this difficulty. In addition, sometimes it is not easy to find well-equipped personnel. Therefore we train our own personnel. All our personnel are trained in a certain program, including English lessons, to achieve all the qualities in the professional sense. In addition, we cooperated with the Ministry of National Education and tourism schools.

Hitap ettiðiniz kitleyi, Ankaralýlarý nasýl tanýmlarsýnýz? Ankaralý misafirlerimiz Türkiye’nin en bilinçli misafir gruplarýndan biri. Ne istediðini gayet iyi bilen bir kitleye hitap ediyoruz. Ama Ýstanbul’la ya da Avrupa’nýn büyük þehirleriyle kýyasladýðýmýz zaman Ankara’da tüketimde bulunanlarýn harcama bütçeleri daha az. Dolayýsýyla bu bilinçli kitleye, kaliteli hizmeti uygun bir fiyatla vermek durumundayýz. Bu iþimizi biraz daha zorlaþtýrýyor. Ama eðer doðru hizmeti doðru þekilde verirsek ve Ankaralý beðenirse kesinlikle sahip çýkýyor.

How do you define citizens of Ankara, your target mass? Our guests from Ankara are among the Turkish groups with the highest level of awareness. We target a mass that perfectly knows what it wants. But, when we compare consumers of Ankara with Istanbul or with big cities of Europe, their budget or such expenses are smaller. Therefore, we have to submit high-quality services to this conscious mass with affordable prices. This makes our job somehow more difficult. However, when we give correct service in correct fashion, and if people of Ankara like it, they will definitely adopt it.

Taþýdýðýnýz baþka þapkalar da var. Bunlardan biri de Bilkent Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliði. Bu kadar genç yaþta böylesine önemli bir görevi üstlenmiþ olmak ne hissettiriyor? 11 yýldýr Bilkent Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesiyim. Bu benim en büyük onurla taþýdýðým sýfatým. Bilkent Üniversitesinin ilk mezunlarýndaným. Bilkent’in yeri Türkiye için çok özel. Muazzam projeleri olan, gerçekten bilim için uðraþan, çok kaliteli öðretim görevlilerini bünyesinde barýndýran bir üniversite. Bilkent’in hedefi bu ülke için bilim üretmek, bilim üreten insanlarýn bu ülkede olmasýný saðlamak. Bilkent’te böyle bir görevde olmak gurur verici.

You have other hats also. One of these is the membership of Board of Trustees of Bilkent University. What kind of feelings does it give, to undertake such an important duty in such a young age? I am a member of the Board of Trustees of Bilkent University for 11 years. This is my title that I carry with utmost pride. I am among the first graduates of Bilkent University. Bilkent has a very special place for Turkey. It is a university with magnificent projects and very qualified university members who truly work for pure science. Bilkent’s target is to produce science for this country, and to ensure individuals producing science to stay in the country. Being in such a duty in Bilkent is sublime.

71


Hayat ýskalamayý affetmez Hep bir yerlere, bir þeylere yetiþme telaþýndasýnýz deðil mi? Hiç vaktiniz yok! "Fast live", "fast food", "fast music", "fast love"... Erol Onur

Dikte ettirilen "yükselen deðerlerler", "in" ler, "out" lar... Þu anda içinde bulunduðunuza benzer bir odada, þanslýysanýz gökyüzünü görebilen bir pencere ardýnda bitecek hepsi…

alternatif

Dostluðu klavyelerinde, yaþamý monitörlerinde arayanlar… Size sesleniyorum… Hangi tuþ daha etkilidir ki sýcacýk bir gülüþten, hangi program verebilir bir aðaç gölgesinde uyumanýn keyfini? Copy-paste yapabilir misiniz dalgalarýn sahille buluþmasýný? Ýçinizi ýsýtan gün ýþýðýný gönderebilir misiniz mail arkadaþlarýnýza? Sevgiyi tuþlarla mý yaþarsýnýz? Öpüþmek için hangi tuþlara basmak gerekir? Geri dönüþüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman… Doðayý ekranlarýna döþeyenler; neden görmezsiniz bahçedeki akasyanýn tomurcuklandýðýný? Islak toprak kokusu var mýdýr bilgisayarýnýzdaki dosyalarýnýz arasýnda? Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaþam skalanýzda? Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanýza megabaytlarýnýz mý yetmiyor? Hayat ýskalamayý affetmez… “Keþke”lerle, “tüh”lerle baþ baþa kalmadan önce…


alternative

Life does not forgive missing You are always in a rush to reach somewhere, are not you? You have no time! "Fast live," "fast food," "fast music," "fast love"... Imposed "high values", "in"s, "out"s... All will one day end in a room just like the one you are currently in, and behind a window that sees the sky if you are lucky enough. You, looking for friendship on keyboards and life in front of monitors … I call out to you… Which key is more touching than a warm smile, which program offer the comfort the sleeping under the shade of a tree? Can you copy and paste the meeting of waves with the coast? Can you send warming sun light to your e-mail friends? Do you live love with keys? Which keys should be pressed down to kiss? Can you store at recycle bin the time be gone? You, the people who think the nature is a desktop image, Why don’t you see the blossoming of acacia in the garden? Is there the scent of wet soil between your dossiers in your computer? To smell, to hear, to touch; are they missing in your life dial? You have well jumped to the information society; but is it your megabytes which is not enough to become emotion society? Life does not excuse missing… …before left with botherations…

73


fotoðrafýn dili language of photograph


fotoðrafýn dili language of photograph

Recep Peker Tanýtkan fotoðraflarý Photography by Recep Peker Tanýtkan 1951 yýlýnda Çorlu’da doðan Recep Peker Tanýtkan, 1971 yýlýnda Günaydýn gazetesinde çalýþmaya baþladý. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basýn Yayýn Yüksek Okulu Radyo Televizyon Bölümünden 1976 yýlýnda mezun olan Tanýktan, Barýþ gazetesi, Kulis dergisi, Bulvar gazetesi ve Tempo dergisinde görev aldý. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Foto Muhabirleri Derneði, Cumhurbaþkanlýðý ve Baþbakanlýk Muhabirleri Derneði ve Parlemento Muhabirleri Derneði üyesi olan Tanýtkan’ýn fotoðraflarý bugüne kadar 500’e yakýn ödüle layýk görüldü. Sürekli basýn kartý sahibi olan Tanýktan, “Recep Peker Tanýtkan’ýn Objektifinden 1971’den 1998’e Cumhurbaþkanlarýmýz ve Baþbakanlarýmýz” isimli bir de fotoðraf albümü yayýmladý.

Recep Peker Tanýtkan, born in Çorlu in 1951, started working in daily Günaydýn in 1971. He was graduated from Ankara University Faculty of Political Sciences Press Academy Radio and Television Department in 1976, and worked for daily Barýþ, Kulis magazine, daily Bulvar and Tempo magazine. Tanýtkan is member of several institutions including Turkish Association of Journalists, Association of Photo-journalists, Association for Correspondents covering Presidency and Prime Ministry and Parliament Correspondents Associations and his photograph were awarded around 500 prizes up to date. He owns a permanent press card and had a photograph album titled “Our Presidents and Prime Ministers between 1971 and 1998 from the lens of Recep Peker Tanýtkan.”

75


fotoðrafýn dili language of photograph


fotoðrafýn dili language of photograph


fotoðrafýn dili language of photograph


fotoðrafýn dili language of photograph


fotoðrafýn dili language of photograph


fotoðrafýn dili language of photograph


fotoðrafýn dili language of photograph


fotoðrafýn dili language of photograph

83


fotoðrafýn dili language of photograph


eðitim education

Ufuk Üniversitesinin çehresi deðiþecek Türkiye Trafik Kazalarýný Önleme Vakfý tarafýndan Prof. Dr. Rýdvan Ege önderliðinde kurulan Ufuk Üniversitesi, bundan 8 yýl önce eðitime baþladýðýnda sadece 64 öðrencisi vardý. Bugün 1400 lisans, 300 yüksek lisans öðrencisiyle eðitime devam eden Ufuk Üniversitesinin Rektörü Prof. Dr. Aral Ege, üniversitenin özellikle týp eðitimindeki iddiasýnýn altýný çizdi. Üniversitenin, bürokratik engeller nedeniyle gerekli büyümeyi gösteremediðini belirten Ege, önümüzdeki yýllarda çok daha hýzlý ve güvenli adýmlarla ilerleyeceklerini kaydetti. Üniversiteye yöneltilen en büyük eleþtirinin mekan yetersizliði olduðunu söyleyen Ege, birkaç yýl içinde Ýncek kampusuna taþýnacaklarýný ve bu eleþtirilerin ortadan kalkacaðýný belirtti. Prof. Dr. Ege, Çankaya Life’ýn tüm sorularýný içtenlikle yanýtladý. Ufuk Üniversitesinin kuruluþ hikayesini anlatabilir misiniz? Türkiye Trafik Kazalarý Yardým Vakfý, kazalar konusunda hassas insanlarýn katkýlarýyla kurulmuþ bir vakýf. Kurucularýn çoðunluðu da akademisyen. Bu vakýf, Muhittin Ülker önderliðinde öncelikle Trafik Hastanesini kurdu. Burada trafik kazalarýný önleme, kazalarýn sebep olduðu sakatlýklarýn tedavisi gibi konularda faaliyet gösterildi. Muhittin Ülker’den sonraki vakýf baþkanýmýz ve ayný zamanda þimdiki mütevelli heyet baþkanýmýz Rýdvan Ege bir ortopedist ve trafik konusunda faaliyet gösteren bir önder. Bazý konular kiþiler tarafýndan misyon edinilir. Rýdvan Hoca da trafik kazalarýný engellemeyi, bu kazalarda kaynaklý zararlarý önlemeyi kendine misyon edinmiþ. Ortopedist olduðu için de bu tip hastalarla çok sýk bir araya gelmiþ. Rýdvan Ege önderliðindeki vakýf kurucularýnýn çoðu akademisyen olduðu ve devlet

86


eðitim education

The face of Ufuk University is about to change Ufuk University, established by Foundation of Turkey Traffic Accidents Aid in the leadership of Prof. Dr. Rýdvan Ege, had 64 students when it has begun operating eight years ago. Today, the university has 1400 undergraduate and 300 graduate students. University President Prof. Dr. Aral Ege notes that they are very assertive about medical education. Ege, who says the university failed to advance as much as required due to bureaucratic hurdles, says they will make progress quickly and safely in the years to come. Ege also notes that the primary critic against the university is its lack of space, but adds that they will move to Ýncek campus in a couple of years leading to a cease in such critics. Prof. Dr. Ege sincerely answered questions of Çankaya Life. Could you tell us the story of the establishment of Ufuk University? Foundation of Turkey Traffic Accidents Aid is an institution established thanks to contributions of people who are sensitive about traffic accidents. Most of its founders are academics. This foundation established Traffic Hospital in the leadership of Muhittin Ülker to operate in the fields such as prevention of traffic accidents and treatment of disabilities caused by traffic accidents. Rýdvan Ege, who has been leading the foundation after Muhittin Ülker and who is currently the head of university’s board of trustees, is an orthopedist and a leader acting in the field of traffic accidents. Certain issues are taken as a mission by certain people. Rýdvan Ege has taken prevention of traffic accidents and

87


eðitim education

büyükleri de onlarý bir üniversite açmalarý doðrultusunda teþvik ettiði için üniversite kurma konusunda bir giriþimde bulunulmuþ. Sonunda Ufuk Üniversitesi ve Ufuk Üniversitesi Hastanesi doðmuþ. Kurulduðu günden bugüne Ufuk Üniversitesinde ne deðiþti? Üniversitemiz kurulalý 10 yýl, eðitime baþlayalý 8 yýl oldu. 64 lisans öðrencisiyle eðitime baþladýk, bugün itibarýyla yaklaþýk 1400 lisans, 300 yüksek lisans öðrencimiz var. 10 yýlda birçok geliþme oldu üniversitemizde. Örneðin Ufuk Üniversitesi Hastanesinin yatak kapasitesi yüzde 150 oranýnda arttý. Ancak gerektiði þekilde hýzlý bir büyümeyi üniversite genelinde gösteremedik. Büyüme daha ziyade saðlýkla ilgili konularda oldu. Týp, yoðun yatýrým gerektiren bir eðitim alaný ve bu nedenle kaynaklarýn büyük bir kýsmý týp fakültesine aktarýldý. Neden gerektiði kadar büyümedi Ufuk Üniversitesi? Kuruluþ aþamasýnda, daha yolun baþýndayken kurucu vakfýn birtakým projeleri vardý. Bu projelerin hayata geçirilmesi aþamasýnda bazý engellerle karþýlaþtýk. Örneðin hastanemizin yanýndaki arsada bir iþ merkezi yapýlmasý söz konusuydu. Bu iþ merkezi, üniversiteye ve týp fakültesine kaynak saðlayacak bir projeydi. Ancak proje

88

prevention of traffic accidents related damages as a mission. Since he is an orthopedist he has meet up many patients. Since many of the founders of the foundation led by Rýdvan Ege are academics and state officials had encouraged them to establish a university, the founders had made an initiative to open a university. Ufuk University and Ufuk University Hospital were established as a result. What changes has the university seen since it was established? It has been ten years since the university was established and it is active in terms of education for eight years. We have started with 64 undergraduate students, and now we have around 1400 undergraduate and 300 graduate students. We have advanced in many aspects in ten years. For instance, the bed capacity of the Ufuk University Hospital has increased by %150. However we could not witnessed similar advancement in the university. Our development is confined to health issues. Medicine is a field of study that needs intensive investment and for this reason most of the resources were allocated to the medical faculty. Why didn’t Ufuk University develop as much as envisaged? The foundation had certain projects at the beginning. We have encountered hurdles in front of realization of


eðitim education

“

Hastanemizin yanýndaki arsada bir iþ merkezi yapýlmasý söz konusuydu. Bu iþ merkezi, üniversiteye ve týp fakültesine kaynak saðlayacak bir projeydi. Ancak proje sürekli engellendi.

“

We planned to build office blocks in

the parcel next to the hospital. This was a project to create funds for the

university and the medical faculty. But it was constantly precluded. If it was built, the university would receive significant amounts of funds.

sürekli engellendi. Eðer proje yapýlabilmiþ olsaydý üniversiteye önemli bir kaynak saðlanmýþ olacaktý. Þu anda nedir bu arsanýn durumu? Arsa son olarak Toplu Konut Ýdaresi (TOKÝ)’ne verildi. Proje TOKÝ önderliðinde yürümeye devam ediyor. Ýki sene içerisinde tamamlamalarýný bekliyoruz. Tamamlandýðý zaman üniversite için çok olumlu bir geliþme olacak. Üniversite olarak heyecanla bekliyoruz. Bir de Ýncek’te baþlayacak olan kampus projeniz var… Evet, Ýncek’te kampus yapacaðýmýz bir arazi var. O da birtakým engellerle karþýlaþtý ancak bu engeller büyük oranda aþýldý ve bir kampus projesi hazýrlandý. Þimdi Gölbaþý Belediyesine inþaat ruhsatý için baþvuru aþamasýndayýz. Ýnþaatýn baþlamasýna çok az bir süre kaldý. Ümidimiz Ufuk Hastanesinin yanýndaki iþ merkezi projesi ile kampus projesinin eþ zamanlý ilerlemesi ve iþ merkezinin kampus inþaatýmýz için kaynak saðlamasý. Birkaç sene içerisinde Ýncek’teki kampusumuza geçmiþ olmayý ümit ediyoruz. Kampus üniversitesi olmanýn ne gibi avantajlarý olacak sizin için? Ankara hýzlý büyüyen bir kent. 10 sene önce Ýncek’te kampus arazimizin bulunduðu yerde hiçbir þey yoktu. Ama bugün karþýsýnda bir alýþveriþ merkezi var, yanýnda Atýlým Üniversitesi var, TED Koleji var. Orada bir eðitim kompleksi oluþuyor yavaþ yavaþ. Artýk herkes daha mobil

these projects. For instance, we planned to build office blocks in the parcel next to the hospital. This was a project to create funds for the university and the medical faculty. But it was constantly precluded. If it was built, the university would receive significant amounts of funds. What is the situation with the parcel today? The land was given to the Housing Development Administration of Turkey (TOKÝ). The project is being carried out in the lead of TOKÝ. We expect it to be completed in two years. It will be a very positive development for the university. We wait the completion of it excitedly. You also have a campus project in Ýncek… Yes, we have a parcel in Ýncek which will be turned into a university campus. It also faced hurdles but they were overcome to a great extent and a project was prepared. We have applied to the Gölbaþý municipality for construction license. The construction will start soon. Our hope is that the construction near the hospital advances in the same pace with the campus project so that we can find enough funds for the campus construction. We hope to move to Ýncek campus in a couple of years. What are the advantages of being a campus university? Ankara is a fast growing city. There was almost nothing in the land where the campus will be built 10 years ago.

89


eðitim education

ve ulaþým imkanlarý giderek artýyor. Dolayýsýyla þu anda þehir dýþý gibi görünen yerler bir süre sonra þehrin içinde olacak. Ýlerleyen zamanda Ýncek’te olmak bir avantaj haline gelecek. Kampusa geçtiðimiz zaman, þimdi saðlanan olanaklardan daha fazla kiþi yararlanabilecek. Daha derli toplu bir görünüm sergilenecek. Bize sýkça yöneltilen önemli eleþtirilerden biri olan fiziksel mekan yetersizliði de ortadan kalkmýþ olacak. Kontenjanlar artacak. Ufuk üniversitesinin geliþimi kampusla beraber hýzlanacak. Þimdiye kadarki geliþmeler de küçümsenemez ama daha iyisi, daha hýzlýsý olacak. Kampusa geçtiðiniz zaman Ufuk Hastanesi de taþýnacak mý? Hayýr, hastane ve saðlýk bilimleriyle ilgili temel bölümlerimiz burada kalacak. Ama kampus projesi hayata geçince Ýncek’e yeni bir hastane açacaðýz. Bu hastane bölgenin saðlýk ihtiyaçlarýný büyük ölçüde karþýlayacak çünkü þu anda orada kapsamlý bir saðlýk kompleksi yok. Týp fakültesi Ufuk Üniversitesinin lokomotifi durumunda adeta. Bu bir tercih mi? Bu bir kural deðil elbette ama üniversiteler belli branþlarýn öncülüðünde, onlarýn lokomotif etkisiyle ilerlerler. Bizde de týp fakültesi bu durumda. Bu bir tercih meselesi. Mütevelli Heyeti Baþkanýmýz Rýdvan Ege bir hekim ve týp eðitimine gönül vermiþ birisi. Bu yüzden yola týp fakültesiyle çýkýldý ve öyle devam etti. Bizim için odak týp fakültesi.

Today, there is a shopping mall across the land and next to it are the Atýlým University and Turkish Education Association’s (TED) college. An education complex is in the making there People are more mobile and transportation means are advancing. Therefore, places currently seem to be remote will remain in the center of the city shortly. To be in Ýncek will even be an advantage in the future. More people will be able to benefit from our opportunities once we have moved to our campus. An important criticism against us which is the lack of physical space will cease. Our quotas will increase. The development of the university will gain speed with the campus. Developments so far cannot be downgraded but better and faster will be witnessed. Will the hospital move along with the university? No, the hospital and fundamental health departments will remain here. But we will open a new hospital in Ýncek, which will meet most of the demand from the area because there is currently no extensive health complex there. Medical faculty seems to be the locomotive of the university. Is it a preference? This is not a rule for certain but universities develop in the lead of certain departments. This is the medical faculty for us. This is a matter of preference. Our Board of Trustees head Rýdvan Ege is a doctor who has set his heart on medical education. That is why we have set sail in the lead of the medical faculty. Our center is the medical faculty.

Týp fakültesi bugün istediðiniz yere geldi mi? Evet, týp fakültesi tam olarak istediðimiz noktada. Týp, çok fazla kaynak gerektiren bir alan. Yatýrým ihtiyaçlarý neredeyse sonsuz. Bu ihtiyaçlarý karþýlamak için ne gerekiyorsa yapýyoruz. Baþlangýçta 90-100 olan yatak kapasitesini yüzde 150 oranýnda artýrdýk. Bugün içinde bulunduðumuz, Ankara’da Trafik Hastanesi olarak bilinen bu binayý baþtan aþaðýya revize ettik. Mezunlarýmýzýn da týpta uzmanlýk sýnavýndaki baþarý durumlarý çok iyi. Þu anda tüm branþlarda iddialý bir hastanemiz var.

Has the medical faculty reached the point you desire? Yes, the medical faculty is just at the point we desired. Medicine is a field that requires much resource. Investment need is almost infinite. We have been doing our best to meet the needs. We have increased our bed capacity which was 90 or 100 in the beginning by %150. We have restored from top to toe the building we are currently in, known as the Traffic Hospital. Academic standings of our graduates in examination for specialty in medicine are quite good. We currently have an assertive hospital in all medical branches.

Üniversite olarak uzun vadedeki hedefiniz ne? Biz çok büyük bir üniversiteyi hedeflemiyoruz. Hedefimizde 6-7 bin öðrencisi olan bir üniversite olmak var. 30 bin 40 bin öðrencinin peþinde deðiliz. Bugün üniversitemizin eðitim kalitesi hakkýnda söylenenlerden çok memnunuz. Evet, þu anda kampusumuz yok ama bu eksiðimizi de giderdikten sonra hedeflerimize daha hýzlý ve güvenilir bir þekilde, eðitim kalitemizden ödün vermeden ilerleyebileceðiz.

What are your long-term targets as a university? We don’t target a gross university. We rather want to have six or seven thousand students. We don’t seek having 30 or 40 thousand students. We are content with what is said about the education quality of our university. Yes, we don’t have a campus for the time being but we will be able to proceed for our targets in a more precise and safer way maintaining our education quality after we will overcome this deficiency.

90


kýsa kýsa short news

Hannibal Lecter sergi açýyor Hannibal Lecter opens exhibition Surviving Picasso adlý filmde Picasso’yu canlandýran, Kuzularýn Sessizliði ve Hannibal filmleriyle hafýzalarda yer edinen Anthony Hopkins’in yaratýcýlýðýnýn bir baþka tarafý ortaya çýktý. Oyuncunun resme olan yeteneði sanat dünyasýnda gündem yarattý. Resim yaparken tamamen özgür olduðunu söyleyen Oscar ödüllü aktör, þubat ayýnda Londra’da, mart ayýnda ise Edinburgh’da sergi açacak. Bu sergilerde Hopkins’in, çoðunluðunu soyut portrelerin oluþturduðu, 50 adet eseri sanatseverlerle buluþacak.

Anthony Hopkins, impersonated Picasso in the movie Surviving Picasso, and acclaimed for his performances in Silence of the Lambs and Hannibal shows another aspect of his creativity. His talent in painting shook the art circles. Oscar award-winning actor, who says he feels totally free while painting, will open an exhibition in February in London, which will travel to Edinburgh in March. 50 works of Hopkins, mostly abstract portraits, will be exhibited.

Sakar ziyaretçi Picasso’nun resmini yýrttý Clumsy visitor rips Picasso New York Modern Sanatlar Müzesini ziyaret eden bir kiþi, Ýspanyol ressam Pablo Picasso’nun 1905 yýlýnda yaptýðý "Actor" tablosunun üzerine düþerek, eserin yýrtýlmasýna neden oldu. Ýtalyan La Stampa gazetesinde yayýmlanan habere göre, ziyaretçinin müzeyi gezerken dengesini kaybederek düþmesi sonucu tablonun sað alt köþesinde 15 santimetrelik bir yýrtýk oluþtu. Yetkililer, bir cambazýn tasvir edildiði eserin odak noktasýnýn zarar görmediðini, bunun büyük bir þans olduðunu söyledi. A visitor accidentally ripped a gash in the painting of Spanish painter Pablo Picasso dated 1905 when she stumbled into the canvas in the New York Modern Arts Museum. The incident resulted in a 15 centimeter tear on the lower right-hand corner of the painting, The Actor, said Italian La Stampa. Officials said it is a great chance that the center of the work, portrait of an acrobat, has not damaged.

92


kýsa kýsa short news

Butto’nun hayatý film oluyor Bhutto’s life to hit silver screen

The life of former Prime Minister of Pakistan Benazir Bhutto, who lived in exile for years and assassinated, will be seen on silver screen. The title will be “Benazir Bhutto’s Destiny”, according to a statement by British producer and director Victoria Schofield made for the Pakistani paper Dawn. The movie will be ready for screening in 2012, the fifth anniversary of Bhutto’s death.

Pakistan'ýn yýllarca sürgünde yaþayan ve bir suikast sonucu hayatýný kaybeden eski baþbakaný Benazir Butto'nun hayatý beyaz perdeye aktarýlýyor. Ýngiliz film yapýmcýsý ve yönetmen Victoria Schofield’ýn Pakistan’da yayýmlanan Dawn gazetesine yaptýðý açýklamaya göre filmin adý "Benazir’in Alýn Yazýsý" olacak. Film, Butto’nun ölümünün beþinci yýlý olan 2012’de vizyona girecek.

Cannes’dan fantastik yönetmen açýlýmý Fantastic director initiative of Cannes Dünyanýn en önemli film festivali Cannes'ýn bu yýlki jüri baþkanlýðýný, sýra dýþý tarzýyla bilinen Amerikalý yönetmen Tim Burton yapacak. 12-23 Mayýs tarihleri arasýnda gerçekleþecek festivalde dokuz kiþilik jüriye baþkanlýk yapacak yönetmen, kendisini Cannes için hazýr hissettiðini söylüyor. Beter Böcek, Batman, Batman Dönüyor, Hayalet Süvari gibi masal tadýnda filmlerin yaratýcýsý Burton’ýn baþkanlýðýndaki jürinin yapacaðý seçimler þimdiden sanat dünyasýnda merak konusu oldu.

Offbeat American director Tim Burton will head the jury of the Cannes Film Festival, the most important film festival of the world. Burton, who will head a ninemember jury, says he feels himself just ready for the festival which will be held between May 12 to 23. The preferences of the jury headed by Burton, creator of legendary movies Beetle Juice, Batman, Batman Returns, Sleepy Hollow, are already an object of curiosity among the art circles.

93


röportaj interview

Bir acayip þahsiyet A weird person

NiL KARAiBRAHiMGiL Röportaj - Interview: Ceren BAYAR

94

Özgür Kýz olarak girdiði müzik dünyasýný sarsan, sýra dýþý tarzýyla herkesi þaþýrtan ve þaþýrtmaya devam eden Nil Karaibrahimgil, Nil kýyýsýnda gerçekleþen düðününden sonra ilk röportajýný Çankaya Life’a verdi. Ýlk dinleyiþte “bu nasýl þarký” dedirten, sonra dile dolanan þarkýlarýn yaratýcýsý Karaibrahimgil, hayatýna ve müziðine dair tüm sorularýmýzý yanýtladý. Hayatý ciddiye almakla ilgili bir problemi olduðunu söyleyen sanatçý, mütevazý ve eðlenceli kiþiliðini röportajýmýza da yansýttý.

Nil Karaibrahimgil, who has shaken the music market with her image of “free girl” and who continues to surprise with her offbeat style, has spoken to Çankaya Life after her wedding on the shores of Nile. Karaibrahimgil, creator of peculiar songs which at first draw reaction but then make hits, has responded to all our questions from her life to her music. The humble and joyful personality of the performer, who says she has problems with taking the life too serious, was reflected in the interview.

Eðlenceli, isyankar, özgür ruhlu þarkýlarý dillerden düþmeyen, yaptýðý reklam jinglellarý bile adeta sloganlaþan Karaibrahimgil, üretmeye devam ediyor. “Tek taþýmý kendim aldým”, “Çocuk da yaparým kariyer de”, “Erkekler yüzünden”, “Ben özgürüm” gibi þarkýlarýn yaratýcýsý Karaibrahimgil, bir kadýnýn ekonomik özgürlüðünü kazanmasýnýn kendisine ve birlikte olduðu insana saygýsý için þart olduðunu söylüyor ve ekliyor: “Her kadýnýn bir odasý, vakti ve üretimi olmalý”.

Karaibrahimgil, the composer of upbeat, rebellious, free spirited popular songs, whose jingles turn into slogans, continues production. “I have bought my solitaire”, “I both engage in career and child”, “Because of men”, “I am free,” are some of the songs of Karaibrahimgil, who says a woman should have economic freedom to respect herself and the people in her life and adds: “Every woman should have her own room, time and production.”


rรถportaj interview

95


rรถportaj interview

96


röportaj interview

Sizin için birçok tanýmlama yapýlýyor; “çocuksu, seksi, özgüvenli…” Siz kendinizi nasýl tanýmlarsýnýz? Seksi kelimesini kullanmadan, özgüvenliyi ve çocuksuyu biraz kýsarak ortaya karýþýk bir tanýmlama yapardým kendim için. Kendimin bile tam anlamýyla kavrayamadýðý bir karakter karmaþasý var içimde. Benim gibi yüzeysel görünüp de bu kadar derin olabilen birine rastlamadim. Enteresan tabi.

People attribute many characteristics to you; “juvenile, sexy, self-confident…” How do you describe yourself? I would rather opt to make a mixed definition of myself using reduced doses of “self-confident” and “juvenile,” but not sexy. I feel some sort of character confusion in myself which even I cannot fully comprehend. I have never met a person who is seemingly shallow but deep beneath like me. It is certainly weird.

Bu gibi tanýmlamalarýn üzerinize yapýþmasýndan rahatsýz oluyor musunuz? Olmuyorum, insanlar insanlarý sýfatlara indirgeyerek rahatlýyorlar.

Do such attributions disturb you? Not really, people feel relieved when degrading human beings into adjectives.

Nasýl oluyor da yaptýðýnýz tüm þarkýlar dillere dolanýyor. Bunun sýrrý ne? Teþekkür ederim. Kendime ve müziðime hiç böyle bakmamýþtým. Açýkçasý bunun için bildiðim bir sýr yok. Her seferinde yine þarký yazabilecek miyim, yine söyleyecek lafým olacak mý diye panik yaþýyorum. Bu panik ve endiþeyle de ortaya bir þey atýyorum. Sonrasýnda bunun karþýlýðý geliyor ve ben rahatlýyorum. Ama bu rahatlýk çok uzun sürmüyor çünkü ayný panik tekrar baþlýyor.

How can you manage to make your songs so popular? What is your secret? Thank you. I have never thought of me and my music this way. Frankly, there is no secret recipe. I always happen to come up with something interesting out of stress and panic as I contemplate on whether I would write a new song with something in it that is worth heeded. I always get rewarded for my efforts and weight off my mind. But it doesn’t last long as a similar panic restarts instantly.

Þarkýlarýnýzda hayatla dalga geçiyorsunuz sanki. Gerçekten hayatý çok ciddiye almayanlardan mýsýnýz? Evet, hayatý ciddiye almakla ilgili bir problemim var. En nihayetinde bana her þey oyunmuþ gibi ve fani geliyor. Bu bazen iyi bazen de deðil. Ama yaptýðým iþi her zaman ciddiye alýrým.

You seem to be mocking at the life in your songs. Are you one of those easy riders? Yes, I have problems with taking the life serious. All comes to me as mortal and like a game. This is not always a good thing. But I always take my job seriously.

Birçok insana göre þarkýlarýnýz “acayip”. Bir yandan da þarkýlarýnýzý böyle tanýmlayan insanlarýn birçoðu þarkýlarýnýzý ezbere biliyor. Sanki büyüleyici bir havasý var bu “acayip” þarkýlarýn. Nasýl ortaya çýkýyor bunlar? Kendimi faks makinesi olarak görüyorum. Þarkýlar söz ve müzik olarak ya tam ya da parça parça bana ‘geliyorlar’. Ben bir filtre ya da sözcüyüm. Daha doðrusu evrende dolaþan birçok sesten benim uydunun kaptýklarý bunlar. Bir bilinmez hediye.

Your songs are “weird” for many. But at the same time those people knows your songs line by line. It seems like these “weird” songs have something bewitching. How do these come up? I compare myself to a fax machine. Songs come to me as lyrics and notes either in parts or entirely. I am a filter or a messenger. More precisely, these songs are what my satellite captured from the voices that float in the universe. This is an enigmatic gift.

Ýlk albümden bugüne müzikal anlamda nasýl bir deðiþim geçirdiðinizi düþünüyorsunuz? Tek kelimeyle büyüdüm. Laflarým, melodilerim, beðendiðim soundlar deðiþti. Dinleyenler bunu daha iyi görebilir.

How do you think of your musical change since your first album? I have simply grown up. My words, melodies, sounds I like have changed. People who listen to my music can notice that.

Müzisyen olmasaydýnýz ne olurdunuz? Yazar olurdum belki.

What would you be if you were not a musician? An author may be.

97


rรถportaj interview

98


röportaj interview

Reklam jingle’ý yazarlýðý ve reklam oyunculuðu da var hayatýnýzda. Bu alanda üretim yapmak zor mu? Hayýr, çok kolay ve çok zevkli. Eðer jingle yapmasaydým, bu kadar sýk müzik üretiyor olmazdým. Jingle, benim jimnastik salonum, orada melodi ve söz yazýmý konusunda kas yapýyorum. Ayný zamanda sanatçý Nil’i tanýtýyorum. Ýstediðim yönetmenlerle klip çekebilmeme ya da mesela Kýrýk þarkýsýna web sitesi yapabilmeme neden oluyor bu çalýþmalar. Kendi içinde iþleyen küçük bir ekonomi modeli ayný zamanda. AROG’da da oyuncu olarak izledik sizi. Devamý gelecek mi? Oyunculuðu sevdim ama beni çok zorladý. Eðer uygun bir þey olursa tekrar düþünürüm oyunculuðu. Ama oyunculuk üzerine bir kariyer yapmak istemem. Müzik benim için çok fazla zevkli.

You also produce jingles and performing in advertisements. Is it hard to make production in this field? No, to the contrary, it is very easy and amusing. If I have not been producing jingles, I would not be able to make music frequently. Jingle is an exercising hall for me, I develop my lyrics and melody muscles there. I also introduce artist Nil thanks to jingles. These activities enable me to work with directors I like to shot my music videos or for instance, open a website for the song Kýrýk. It creates a micro economic model operating in itself. We also have seen you performing in the movie AROG. Will you continue? I liked it but it overburdened me. I can retry it when I encounter with some proper projects. But I don’t want to make a career on acting. Music is far amusing for me.

99


röportaj interview

Türkiye için aykýrý bir sanatçý olduðunuzu söyleyebiliriz. Bunun zorluklarýný yaþadýnýz mý, yaþýyor musunuz? Açýkçasý yaþamadým. Þanslýydým çünkü kendim gibi aykýrý insanlarla buluþtum. Onlar hiç de az deðillermiþ.

We can say you are an offbeat in the confines of Turkey. Have you been facing problems with it? Actually no. I was lucky that I have come across people like me. They are not rare.

Siyaset eðitimi aldýðýnýzý biliyoruz. Siyasetle aranýz nasýl? Sizce Türkiye nereye gidiyor? Siyaseti takip etmemek isterdim ama ülkemizde bu mümkün degil. Zaten takip etmemek biraz da ayýp olur. Sürekli birileri haksýzlýða uðruyormuþ gibi geliyor bana. Tolerans daha çok yaþamalý Türkiye’de. Yine de Türkiye’nin kötüye gittiðini düþünmüyorum. Evet, Türkiye’de daha önce de karanlýk odalarýn ýþýðý yandý. Geçmiþte hep beraber þahit olduklarýmýz zaten güvensizliðiyle meþhur bir yeri, bu yerdeki insanlarý daha da diken üstünde bir hale getirdi. Ama ben bugün yaþadýklarýmýzýn iyiye varacaðýný, iyi sonuçlanacaðýný düþünenlerdenim.

We know that you have been studying politics. How do you like it? To what direction do you think Turkey has been going? I would like not to follow politics but it is impossible in our country. It would be a shame after all. It is always like some people are done injustice. There should be more tolerance in Turkey. Nevertheless I don’t think Turkey has been going downhill. Yes, evils were done in this country. Many things that we all have witnessed in the past pushed the country, which is famous for its insecurity, and its people feel they are on tenterhooks. But today I think what we have been passing through will lead us to good and end up well.

Muhalif bir duruþunuz olduðunu düþünüyorum. Öyle mi? Evet, öyle. Öyle olsun da isterim. Muhalifi az buralarýn. Olanlar da çok sessiz. “Özgür kýz” olarak çýkýþ yaptýnýz ve birçok kadýnýn sesi oldunuz. Kendi ayaklarý üzerinde duran bir kadýn olarak da örneksiniz. Bir kadýn olarak var olmak zor mu ülkemizde? Bir kadýn olarak var olmak çok kolay deðil ama çok zor da olmadý. Bazen, “kadýnlara haksýzlýk bu” dediðim oluyor. Ama kendi adýma bir þikayet içinde olmam, beni bu halimle kabul etmiþ bir ülkeye haksýzlýk olur. Sözlerim yerine ulaþýyor ve bu çok önemli. Çalýþma odamýn kapýsýnda Virginia Woolf’un “A room of ones own” (Kendine ait bir oda) kitabý asýlý. Bunu önemsiyorum. Bir kadýnýn bir odasý, vakti ve üretimi olmalý. Ekonomik olarak özgür olmasý, kendine ve hayatýndaki insana saygýsý için þart bence. Kadýnýn omuriliðini dik tutan þey bu. Bir köþe yazarý olarak hangi yazarlarý takip ediyorsunuz? Ayþe Arman, Ayça Þen, Kaan Sezyum, Ahmet Hakan, Serdar Turgut, Ertuðrul Özkök, Eyüp Can, Elif Þafak ilk aklýma gelenler. Nil kýyýsýnda bir düðün… Tebrik ederiz. Ne zaman ve nasýl bir anne olacaksýnýz sizce? Anne olmayý istiyorum. Çocuðumu nasýl yetiþtireceðimi bilmiyorum açýkçasý. Zaten bebekler birçok konuda yetiþmiþ doðuyor bence. Sevgiyle büyümesi için elimden geleni yaparým.

100

I believe you have a dissident stance. Is it so? Yes it is, and I wish it is. These lands have not many dissidents, and who claim to be one are too silent. Your debut was with the “free girl” image and has become voice for many women. You have set an example for many as a woman standing on your own feet. Is it hard to be a woman in our country? It is not very easy to be a woman but it has not been too hard. Sometimes I say it is injustice against women. But if I complain for myself it would not do justice to a country which accepted me as I am. My words reach their target and it is very important. Virginia Woolf’s book “A room of ones own” is hung on my study room. I consider it important. A woman should have a room, time and production. She should have economic freedom to respect herself and the people in her life. It is this which holds women’s cord straight. Which columnists do you follow as one? Ayþe Arman, Ayça Þen, Kaan Sezyum, Ahmet Hakan, Serdar Turgut, Ertuðrul Özkök, Eyüp Can, Elif Þafak are the first few that come to my mind. A wedding on the shores of Nile… Congratulations. When will you be a mother and how good a mother will you be? I want to be a mother. But to tell the truth, I don’t know how to raise my child. I think babies are born trained in several ways. I will do my best for it to grow up with love.


röportaj interview

Ankara sizin için ne ifade ediyor? Siz de Ankara’yý sýkýcý ve karanlýk bulanlardan mýsýnýz? Ankara’da çok güzel bir çocukluk geçirdim ben. Sokaklarda büyüdüm. Tunus Caddesi’nde otururduk. Bakkalýn çýraðý da arkadaþýmýzdý. “Tomboy” denilen kýz çocuklarýndandým. On yaþýma kadar gördüðüm Ankara’dan hiç sýkýlmadým. Kuðulu Park’taki kuðular masal gibiydi benim için. Bir de Güllü Park vardý. Oranýn bekçisi, “burasý senin parkýn” demiþti bana. Annem ve babamýn çok arkadaþý vardý. Profesörler, sanatçýlar… Kalabalýk bir arkadaþ grubuydu ve akþamlarý hiç yalnýz kalmazdýk. Hep sohbet sesleriyle, kahkaha sesleriyle ve babamýn gitar sesiyle uyudum. Þimdiki Ankara da ben de çok deðiþtik. Çocukluðumdaki gibi bir buluþmayý tekrar yaþamamýz çok zor. Ýstanbul’dan sonra çok sade ve susuz gelebilir insana.

What does Ankara mean to you? Are you among those who find Ankara boring and dark? I have spent a joyful childhood in Ankara. I have grown up in the streets. We lived in Tunus Street. Grocery boy was one of our friends. I was one of the girls called “tomboy.” I never got bored from Ankara since my ten year old. The swans in the Kuðulu Park (Park with Swans) were like a fairy tale for me. And there was the Güllü Park (Park with Roses). The keeper once told me that it was my park. My parents had many friends; professors, artists… Theirs was a crowded group and we never left on our own in the evenings. I slept with voices of people chatting, laughing and the guitar played by my father. Now both Ankara and I have changed a lot. A meeting like those in my childhood is nearly impossible. Ankara may come rather plain and dry to many after Ýstanbul.

Astrolojiyle aranýzýn iyi olduðunu biliyoruz. Hayatýnýzda ne kadar etkili astroloji? Aslýnda burçlarýn özelliklerini çok fazla bilmem. Evler ve gezegenler ne anlama gelir bilmem. Ama astrolojiyle yakýndan ilgilenen, bu konuda son derece bilgili bir arkadaþým oldu. Söyledikleri mantýklý geldi ama ben insanýn kavrayamadýðý þeylerin var olmadýðýna inanýrým.

We know you are interested in astrology. To what extend it affects your life? Actually I don’t know much about the zodiac signs. I don’t know what houses and planets mean. But I had an extremely knowledgeable friend who is closely involved in astrology. What he told me sounded reasonable but I believe things that human cannot comprehend don’t exist.

101


Koltuðum, seni çok seviyorum “Hemen spora baþlarsýn, biþeyciðin kalmaz”. Özge Kurþunlu

Ýþte bu cümle yýllardýr kaçtýðým bir gerçeði tekrar yüzüme vurdu, spor yapma gerekliliðini. Rahmetli annem emekli beden eðitimi öðretmeniydi ve bu nedenle beni her yaz bir spor aktivitesine yazdýrýrdý. Fakat gel gelelim ben kah atletizmde duvardan düþerek (Evet bunu yaptým ben, duvardan düþtüm), kah hocadan korkarak (Tenis hocasý topa vururken “Hý-ah, hý-ah” þeklinde sesler çýkartýyordu ve ben týrsýyordum) bu giriþimlerin her birinden, anneme göre hüsranla, bana göre ise zaferle ayrýlýyordum. Zira spordan hiç hazzetmiyordum. Bir beden eðitimi öðretmeninin çocuðu olarak anneme, “Anne ben beden derslerinden raporlu olsam ya” dedim. Zaten özünde çok sakin olmayan annem, bu talihsiz açýklamamýn ardýndan tüm okulu alarma geçirdi. Nasýl olurdu da onun kýzý spor sevmezdi. Olamazdý, olmamalýydý. “E bu toplar yüzüme geliyooorrr!” Bu cümle ise sevgili okulumun baþarýlý olduðu spor dalý hentbol antrenmanýnda kurduðum bir cümleydi. “Be hey þuursuz, ne iþin var senin hentbol antrenmanýnda?” derseniz de, bunun annem ve beden eðitimi öðretmenimin (Müdür yardýmcýsýnýn da bu kumpasa karýþtýðýný düþünüyorum) ortak bir çalýþmasý olduðunu belirtirim. “Çocuk spor sevsin” diye beni takýma aldýlar. Annemin okuldaki aðýrlýðýný siz düþünün artýk. Neyse… O toplar yüzüme gelmeye ve ben de gelmesinler diye hiçbir þey yapmamaya devam ettim. Sonuçta hem beyin sarsýntýsý geçirmeyeyim hem de takýmý gülmekten öldürmeyeyim diye bu beyhude çabalar son buldu Allahtan. Bu arada beden derslerinde birkaç kez bana çoooook uzun gelen koþular sýrasýnda koftiden kendimi yere atýp bayýlmýþlýðým da vardýr, itiraf ediyorum (Ne?! Mezun oldum artýk). Böylece hayatýmdan sporu ebediyen çýkardýðýmý düþünürken tiyatroya bulaþtým. Neymiþ? Sahnede bedeni iyi kullanabilmek için onu çalýþtýrmak gerekirmiþ… Neymiþ? Beden açma hareketleriymiþ! Tiyatro sevdasýna uzun zaman bedenimi açtým ama ne yazýk ki beden bir daha kapanmayacak þekilde açýlamýyormuþ. Yani anlayacaðýnýz, hayatýnýz boyunca o hareketlere devam etmek gerekiyormuþ ki bedeniniz deforme olmasýn. Tahmin edebileceðiniz gibi “deforme oldum”.

Pb

Ýlk defa iki yaz önce hiç kimsenin tesiri altýnda kalmadan, kendi arzumla spor salonuna yazýldým. Yüzecektim, form tutacaktým, aynalarý çatlatacaktým, “ne güzel” olacaktým, heyooooo! Senin neyine salon, beþ kere mi ne gittim zaten, sinirim bozuldu, çok aðýr o aletler, yoruldum ben. Çabucacýk bitsin diye hýzlý da yapamýyorsun hareketleri, yasak. Kalýverirsin öylece Allah korusun… öfffff! Þimdi de doðum sonrasý kilolar baþýma bela oldu. “Hemen spora baþlarsýn, biþeyciðin kalmaz”mýþ. Yok yahu! Kazýn ayaðý öyle deðil iþte! Otobüse yetiþmeyeceksem koþmak ve gideceðim yere bir toplu taþýma aracý varsa yürümek bile manasýz bana göre. Zihinden telkin yoluyla falan form tutulabilirse bir an önce, ben ve benim gibi kronik sporsevmezler çok sevineceklerdir bence. Evet, yapsýnlar bunu Ýsviçre’dekiler. Bir de muzun kalorisini falan kesin olarak bildirsinler lütfen. Bir meyve bir hafta kilo aldýrýyor, diðer hafta metabolizmayý hýzlandýrýyor, bu ne be aaa!!!


Pb

My coach, I love you so much “Start exercising immediately, you will be as good as you used to be.” This is the sentence that brought me face to face with a fact I have been avoiding for many years, the fact that one needs to exercise. My late mother was a retired physical education teacher and used to register me to a sports activity every summer. However, I used to leave all these attempts, either through falling down from a wall in an athletics course (Yes, I did that, I fell down from a wall), or through being afraid of the instructor (the tennis course instructor was making sounds like “hý-ah, hý-ah,” making me terrified), with victory for me, disappointment for my mother. I did not like sports at all. However, as the daughter of a physical education teacher, I told mom that I wanted to be exempt from the physical education course through a medical report. Upon that unfortunate statement, my mother, who was not a really calm person in nature anyway, caused an alarm at the school. How come her daughter did not like sports? This could not be happening. “But these balls come right to my face!” This was a sentence I formed in a training session for handball, which was the sports activity that my school has been very successful in. If you would ask me, “Are you mad, why on earth were you at a handball training,” the answer would be because of a joint attempt by my mother and physical education teacher at school (I also believe that the deputy principal was a part of this plot against me). They accepted me to the team to make me like sports. Go figure how influential my mother was on the school administration. Anyways, the balls continued to come to my face and I insisted on not doing anything to stop them from coming to my face. In the end, thank God, these attempts came to an end so that I would not have brain concussions and the rest of the team would play handball without having frequent laughter paroxysms. In the meantime, I admit that I have faked to faint a few times at the physical education courses under conditions that seemed sooo hard for me. (What?! I graduated long ago.) Hence, I thought that I have left sports for good and got into theater. But guess what? To use the body better on stage, one needs to make regular exercise. Guess what? There were stretching exercises. For the love of acting, I stretched my body for a while but unfortunately the body cannot be stretched in a way that does not need regular stretching for the rest of its life. Once you do the exercises, you have to continue doing them for the rest of your life so that your body does not get deformed. As you may guess, my body “got deformed.” For the first time in my life, two summers ago I registered to a sports center, without the effect of anyone and completely on my own will. I thought I would swim, get in shape again, be “beautiful,” hooray! But who am I to exercise, I went to the center for five times only, then I got annoyed, the machines were so heavy and I got tired. They forbid me to do the exercises quickly to finish them as soon as possible. They said I could get injured, may God forbid, puff… Now, the post-partum extra kilos are annoying for me. They say, I could start exercising immediately and I would be as good as I used to be. That is not the case though. I believe that running is useless if not to catch a bus and walking to a place does not make sense if there is a public transportation option. If they could invent a program to get in shape through mental inspirations, I and the sportshaters like me would be very happy. Yes, the experts in Switzerland should work on that. They should also indicate the exact amount of calories in bananas. One week, they say a fruit has so many calories and the next week they say it speeds the metabolism, how about that nonsense?

103


rรถportaj interview

PETER PAN


rรถportaj interview

105


röportaj interview

Kalbinizi kanatlandýrýp Never Land’de uçuracak fantastik bir yolculuk… Röportaj - Interview: Nazlý Demiröz Birbirinden yetenekli 750 çocuðun sahne aldýðý, nefes kesen Peter Pan müzikali ile Güzel Sanatlar Oyuncularý, Türkiye’de bir ilke imza atarak dev bir prodüksiyon gerçekleþtirdi. Dünyanýn en popüler gösterilerinden biri olan Peter Pan yýllarca, amatör ve profesyonel oyuncular tarafýndan defalarca kez sahnelendi ve her yaþtan insaný büyüledi. Ýnsaný kahkaha ve eðlence dolu bir yolculuða davet eden müzikalde, asla büyümek istemeyen uçabilen yaramaz çocuk Peter Pan içimizdeki çocuða sesleniyor. Kaptan Hook, Kaplan Lilly, Kayýp Çocuklar, Korsanlar, Indians, Köpek Nana gibi eserlerin yaratýcýsý Ýngiliz oyun yazarý J.M. Barrie tarafýndan kaleme alýnan ölümsüz eser Peter Pan, Türk izleyicisinin de favorisi oldu. Merkezi Ýzmir’de olan Güzel Sanatlar Oyuncularý, 750 çocuk oyuncunun görev aldýðý ilk dev çocuk tiyatrosu Peter Pan’ý sahneledi. Oyuncu kadrosu, Ýstanbul, Ýzmir, Denizli, Samsun, Gaziantep, Bursa, Bodrum ve Antalya’da yapýlan seçmelerle, 7–17 yaþ arasý yetenekli ve gelecek vaat eden çocuklar arasýndan seçilen müzikalin ilk gösterimi 4 Ekim’de Ýstanbul’da gerçekleþti. Yönetmenliðini Murat Karamanoðlu, koreografisini Neslihan Öztürk, kompozitörlüðünü ise Deniz Sipahi’nin yaptýðý müzikal, 2010 yýlý boyunca sürecek Türkiye turnesinde seyircilerle buluþmaya devam edecek.

106


röportaj interview

A fantastic journey ‘where your heart will fly on wings, forever in Never Never Land…’

The Fine Arts Actors Academic Theater Company’s breath-taking Peter Pan musical is the first giant children theater production of Turkey featuring 750 talented children on stage The Peter Pan musical has become one of the popular shows captivating all ages with large amount of stunning professional and amateur performances throughout the world for so many years. It is a musical that takes us on a thrilling journey of laughter and joy. Through the eyes of the mischievous flying boy that never wants to grow up – Peter Pan offers much for the child inside of all us. This imperishable work written by British playwright J.M. Barrie with many colorful characters including Peter Pan & Wendy; Captain Hook, Tiger Lily, the lost boys, Pirates, Indians, Nana the dog and of course the scary crocodile has now become the favorite of the Turkish audience. The Fine Arts Actors Academic Theater Company based in Izmir began staging the Peter Pan musical, which is the first giant children theater production of Turkey comprised of a cast of 750 children. Through auditions held in nine cities including Istanbul, Izmir, Denizli, Samsun, Gaziantep, Bursa, Bodrum and Antalya talented and promising children aged between 7 – 17 were chosen. The musical’s debut was made in Istanbul on Oct. 4.

107


röportaj interview

Projenin yaratýcýlarýndan, Güzel Sanatlar Oyuncularý Sanat Direktörü Murat Karamanoðlu ile Peter Pan’ý ve diðer projelerini konuþtuk. Peter Pan müzikalinin sahnelenme sürecinden bahseder misiniz? Peter Pan ile çocuk müzikali alanýnda Türkiye’de ve dünyada yapýlan en büyük prodüksiyonu hayata geçirdik. Ýlk olarak, prova mekânlarý ve bölgesel temsilciler için þehirleri belirledik. Seçmeler mayýs ayýnda 9 þehirde baþladý ve haziran baþýnda sona erdi. Provalar, yaz tatili nedeniyle okullar kapanýr kapanmaz, bütün þehirlerde ayný zamanda baþladý. Ana sahneler olarak Ýstanbul, Ýzmir, Antalya ve Gaziantep þehirlerini belirledik. Bu dört þehirdeki oyunculara bir eðitim verdikten sonra müzikalimizin sabit oyuncu kadrosunu oluþturmuþ olduk. Dans performanslarýnda görev alacaklarý ise Denizli, Samsun, Eskiþehir, Muðla/Bodrum ve Bursa’dan seçtik. Neden Peter Pan müzikali? Farklý þehirlerdeki çocuklarla bir þeyler yapmaya karar verdiðimiz için çocuklarýn sevdiði ve sahnelerken eðeleneceði bir eser seçmeliydik. 750 çocuðun sahne alacaðý bir prodüksiyonda daha zengin sahneler yaratabilmek için fantastik bir hikayesi olan bir eser seçmek zorunda olduðumuzu da biliyorduk. Bunun için en uygun karakter tüm dünyanýn en ünlü kahramaný ve bütün çocuklarýn sevdiði Peter Pan’dan baþkasý deðildi. 7–17 yaþ çocuklar arasýnda yaptýðýnýz seçmelere ilgi nasýldý ve 750 kiþilik dev kastý oluþtururken seçim kriterleriniz nelerdi? Seçmelere ilgi çok yoðundu. Açýkçasý ilginin büyük þehirlerde daha yoðun olmasýný bekliyorduk ama bunun yanýnda Anadolu’daki þehirlere dair þüphelerimiz vardý. Tüm þehirlerde çok yetenekli çocuklar vardý. Seçmelere 5000 civarýnda çocuk ve genç katýldý. Müzikal Ýngilizce de sahneleneceði için Ýzmir, Ýstanbul ve Antalya’da yapýlan seçmelerde Ýngilizce konuþabilen ve þarký söyleyebilen çocuklarý tercih ettik. Neden sadece çocuklardan oluþan bir kast tercih ettiniz ve çocuklarý müzikale nasýl hazýrladýnýz? Her ne kadar dünyada çocuk müzikalleri popüler olsa da ülkemizde çok yaygýn deðil. Bu nedenle böyle bir proje yapmaya karar verdik. Bu kadar büyük bir proje için çok fazla zaman gerektiðini biliyorduk. Türkiye’de de bunun için en uygun zaman yaz tatiliydi. Provalar süresince gördük ki çocuklar yetiþkinlerden daha çok

108

The musical directed by Murat Karamanoglu, choreographed by Neslihan Ozturk and musical score is composed by Deniz Sipahi, will be on tour in Turkey and will continue to attract crowds in 2010. The Art Director of the theater company Murat Karamanoglu in an interview with Southeast Europe: People and Culture talked about the company’s recent production and future projects: Could you please tell us the staging process of the Peter Pan musical? We have made the biggest production in Turkey and in the world in the field of children musical. We have determined the cities to be included, venues for rehearsals, regional representatives. The auditions began in May at nine cities and were completed in the beginning of June. The rehearsals began at the same time in all cities right after the schools were closed for summer vacation. We determined four cities: Istanbul, Izmir, Antalya and Gaziantep as main stage where we trained them to stage the musical with their own cast. The children in other five cities: Denizli, Samsun, Eskisehir, Mugla/Bodrum and Bursa were chosen for the various dance performances of the musical. Why “Peter Pan” musical? We decided to work with different children from different cities, so it had to be a musical where all children will love and enjoy acting in. Peter Pan is a world-famous hero that all children love. We also knew that for a production in which 750 children will take part we could create more rich scenes if we chose a fantastic story. How was the demand to the auditions you carried out among 7-17 age group, what was your choosing criteria while forming a giant cast of 750 actors? The demand to auditions was quite high. We were expecting the demand to be higher in greater cities and had doubts on how it will be perceived in Anatolia. There are many talented children in all cities. Around 5,000 children and young people came to the auditions. In the auditions carried out in Izmir, Istanbul and Antalya we preferred kids that can speak and sing in English as the musical will also be staged in English. Why did you prefer to form a cast comprised of only children, can you please talk about how you prepared the children for the musical? For such a giant project you need a lot of time. In Turkey we have a long summer holiday period where


röportaj interview

sorumluluk sahibi ve konsantrasyonlarý daha yüksek. Enerjilerinden hiçbir þey kaybetmeden uzun saatler boyunca prova yapabiliyorlar. Onlarýn bu enerjisi bizim üzerimizde de pozitif bir etki yarattý ve sorunsuz provalar gerçekleþtirdik. Müzikal hangi þehirlerde Ýngilizce olarak sahnelendi? Sadece Ýzmir, Ýstanbul ve Antalya’da Ýngilizce, diðer þehirlerde hem Ýngilizce hem de Türkçe sahnelendi.

children have lots of spare time. Although children musical works are quite popular abroad, such projects are not widely carried out in our country. So we decided to make such a project. Children are more responsible than adults and work with great concentration. They can make rehearsals for long long hours without losing a bit of their energy. Their energy of course has a positive impact on the instructors and in the end you can make rehearsals without a problem. Are you staging the musical both in English and Turkish? No, only in Izmir, Istanbul and Antalya the musical is staged in English. In other cities the musical is staged in both languages.

Müzikalin 2010 programýndan bahseder misiniz? 25 Nisan’da müzikali Ankara’daki çocuklarla buluþturmayý düþünüyoruz. Baþkentte üç gösterimiz olacak. Ýngiltere ve Amerika turnelerinin yaný sýra mayýs 2010’da Almanya’nýn Köln ve Berlin þehirlerinde sahnelemeyi planlýyoruz.

Can you please tell us about the musical’s 2010 program? We are planning to stage the musical with all the children in Ankara on April 25. We will perform three shows in the capital. We are planning to take our musical on tour to Germany, Britain and the United States. We are planning to stage our show in Germany within May 2010 at Cologne and Berlin.

Bugüne kadar bu müzikal Türk seyircileri tarafýndan nasýl karþýlandý? Gurur duymamýzý saðlayan olumlu geri dönüþler alýyoruz. Örneðin 21 Aralýk’ta Gaziantep Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’ndeki gösterimizden sonra seyircilerden biri, “Gaziantep’te bir devrim yaptýnýz.” dedi.

To date how was your production received by the Turkish audience? In our performance on Dec.12 staged at Gaziantep University Ataturk Culture Center for example, one person from the audience said that “you have made a revolution in Gaziantep.” We are receiving positive feedbacks which make us all feel proud.

Güzel Sanatlar Oyuncularý olarak ileride çocuklar için sahnelemeyi düþündüðünüz baþka projeler var mý? Peter Pan müzikali 9 þehirde, 9 yýlda hayata geçebilecek bir projeyken biz bunu 4 ay gibi kýsa bir zamanda bitirdik. Gelecek sezon Ýzmir, Ýstanbul ve Ankara’da sahnelemek üzere Shrek Müzikalini hazýrlayacaðýz. Ayrýca Alaaddin Müzikali Ýstanbul’da tekrar sahnelenecek. Tarzan Müzikali için de çalýþmalara baþladýk. Bu müzikali de 2011 yýlýnda deðiþik ülkelerdeki çocuklarla sahnelemeyi planlýyoruz.

As Fine Arts Actors Academic Theater Company what other future children projects do you plan to stage? The Peter Pan musical was a project that could be realized in nine cities in nine years but we succeeded in staging in such a short time like four months. For the next season we will prepare the Shrek musical for Izmir, Istanbul and Ankara. We also plan to stage the Aladdin Musical in Istanbul again. We also began working for the Tarzan Musical in which we plan to stage with children from different countries in 2011.

109


müzik - music

sinema - cinema

tanýtým advertisement

110

Kurt Adam The Wolfman Yönetmen - Director: Joe Johnston Oyuncular - Cast: Benicio Del Toro, Anthony Hopkins, Emily Blunt, Hugo Weaving Senaryo - Scenario: Andrew Kevin Walker, David Self Annesini kaybeden Lawrence, herþeyi unutmak için kasabasýný terk eder ve uzun yýllar ortalýkta görünmez. Ancak kardeþinin niþanlýsý Gwen, kaybolan kardeþini bulmak için yardým isteyince geri döner. Kasabaya ulaþtýðýnda bir kana susamýþýn kasaba halkýný tek tek öldürdüðünü, olayý araþtýrmak için bir müfettiþin kasabaya geldiðini öðrenir.

Lawrence who lost his mother, abandons his town to leave everything behind and disappears for many years. But he turns back after the fiancé of his brother, Gwen, asks him for help to find his lost brother. He learns once he sets foot in the town that an inspector has also come to the town to investigate murders by a bloodthirsty killer.

19 Þubat - February

Mirkelam ve Kargo’dan ortak albüm Joint album from Mirkelam and Kargo Mirkelam - Kargo “Rakýn Rol Disko Parti” isimli ortak çalýþmalarýný tamamlayan Mirkelam ve Kargo, audio cd ve karaoke dvd'den oluþan 2cd'lik bir albümle müzikseverlerin karþýsýna çýktý. Albümde yer alan 8 parçanýn sözleri Mirkelam imzasý taþýrken müzikler Mirkelam ve Kargo'ya ait… Albümle ilgili Mirkelam; " Bu çalýþma bizim için çok farklý bir deneyim oldu. Sonuçta albümü dinlediðinizde ne tamamen Mirkelam ne de tamamen Kargo'yu göreceksiniz. Biz bu birliktelikten çok keyif aldýk ve müzikal anlamda da birbirimize çok þey kattýk; dinleyicilerin de bizimle ayný fikri paylaþacaklarýna inanýyoruz" dedi. Mirkelam and Kargo finalized their joint work titled “Rakýn Rol Disko Parti” and launched a double CD album – containing an audio CD and a karaoke DVD. All the songs were composed by Mirkelam and Kargo while lyrics of eight tracks were by Mirkelam. “This album was a very different experience for us. You can see neither a regular Mirkelam nor Kargo when you listen to the album. We enjoyed very much from our cooperation and contributed much to each other in terms of music. We believe our audience will share the same opinion with us,” said Mirkelam.


kitap - book

tanýtým advertisement

Kadýn ve Mekân / Woman and Space Derleyen - Editors: Ayþen Akpýnar, Gönül Bakay ve Handan Dedehayýr Yayýncý - Publisher: Turkuvaz Kitap Uzun soluklu bir çalýþmanýn ürünü olan ‘Kadýn ve Mekân’da yer alan makaleler, kadýnlarýn mekânlarda nasýl, ne tür roller ve iþlevler üstlendiklerini; mekânlarda kurduklarý iliþkilerle, onlarý nasýl anlamlandýrdýklarýný ve varoluþ biçimleriyle mekânlarýn nasýl bütünleþtiðini irdeliyor. Kitabýn ilk bölümünde yer alan makaleler, koþullar ne olursa olsun mekânda kendini konumlandýrýrken, yoktan kendini var eden kadýnlarý anlatýyor. Ýkinci bölümdeki makaleler, mekânlar aracýlýðýyla varlýklarý sýnýrlanmaya çalýþýlan kadýnlarý incelerken, son bölümdeki makaleler de, kadýn mekân iliþkisinin farklý ortamlara yansýmalarýný gözler önüne seriyor.

sinema - cinema

Articles in “Woman and Space,” compiled as a result of a long study, probes how and which roles and functions women undertake in spaces and how women give the meaning of spaces out of the relationship they establish with them. The articles in the first chapter of the book specialize onto women who create themselves out of nothing and position themselves in the space regardless of conditions. The second section includes articles which inquire women whose existence are confined through use of spaces, while the last part of the book portrays reflections of women-space relationship to different environments.

Dokuz - Nine Yönetmen - Director: Rob Marshall Oyuncular - Cast: Nicole Kidman, Penelope Cruz, Judi Dench, Daniel Day Lewis Senaryo - Scenario: Rob Marshall Yetenekleri ve aþk hayatý çöküntüye uðrayan yönetmen Guido, son filminin yapýmýndan vazgeçmek üzeredir. Sýkýntýlardan kurtulmaya çalýþýrken, bir sürü güzel kadýnla kurduðu çalkantýlý iliþkiler içinde kaybolur. Metresi, karýsý, ilham perisi, sýrdaþý, cilveli bir muhabir, öðretici bir fahiþe ve annesi ile hayatýný paylaþan Guido, dibe yaklaþýrken bir kurtuluþun peþindedir. Ve Guido, bir sanatçýnýn dramýný, özgün diliyle gözler önüne sermektedir.

26 Þubat - February

Director Guido who feels his talents and love affairs are on the verge of collapse is about to withdraw from making his last film. He finds himself lost in turbulent affairs with several beautiful women. Guido, who shares his life with his wife, his mistress, his muse, his confidante, a flirtatious correspondent, an instructive prostitute and his mother, seeks a salvation while he is about to strike the bottom. And Guido portrays the drama of an artist with a unique language.

111


Bu zihniyeti süpürün ablalar… Siyaseten rahmetli Çankaya eski Belediye Baþkaný Prof. Dr. Muzaffer Eryýlmaz için zamanýnda: “Ýyi yönetir” dediler… “Ýyi bir Çankayalý” dediler… “Hizmet adamý” dediler… Ýyi baþkan mýydý, kötü baþkan mýydý? Çok tartýþýldý. Sayýlý gün çabuk gelip geçti. Profesör, koltuðunu yeni seçilmiþ Bülent Tanýk’a devretti.

Umut

“Ýyi yönetir” dediler… “Ýyi bir Çankayalý” dediler… “Hizmet adamý, þehir plancýsý” dediler… Ýyi baþkan mý, kötü baþkan mý? Tartýþýlýr…

umut dünyasý

Baþkan, “tanýk” olacaðýmýz uygulamalardan birini geçtiðimiz ay baþlattý. Tanýk’ýn yeni projesine göre 75 kadýn iþçi Kýzýlay’ý tertemiz yapacak. Baþkan diyor ki: “Çankaya’nýn ve Ankara’nýn kalbi olan Kýzýlay’a kadýn eli deðmesi buralarýn evimiz gibi tertemiz olmasýný saðlayacaktýr”. Bu düþünce “evi kadýn temizler”, “kadýn iyi temizler”, “kadýn sokaðý da temizler” ve daha rahatça çoðaltýlabilecek örneklerle, kadýna bakýþý göstermektedir. Bu tartýþýlmasý gereken bir zihniyettir. Esas temizlenmesi ve süpürülmesi gereken bu zihniyettir. Bu temizlik için el atýn ablalar… Siz bu temizliði yapmadýkça bu zihniyettekilerin size bakýþý hep ayný olacaktýr… Kadýnlar Gününüz kutlu olsun. Mevki sahibi Bedrettinler... 5 yaþýnda bir çocuk; adý Bedrettin. Mendil satarken baþka çocuklarýn satýþ alanýna girdiði için dövülür, 5 metre yükseklikten beton zemine itilir ve ölüme terk edilir. Ýstanbul’da yaþanan ve yürekleri burkan bir olay… Annesi, babasý, kardeþleri olan yani sahipli gibi görünürken sahipsiz kalan ve ebeveynleri tarafýndan dilenmeye zorlanan bir çocuk… Bedrettin’den yaþça ve mevkice çok büyük, çok dilenenler var dünyamýzda. Doðmamýþ çocuklarýn bilançosuna zarar yazdýran siyasiler ve devlet adamlarý var dünyamýzda... Sistem kendisini azýcýk zorlayýnca para fonlarýnýn kapýlarýnda soluðu alan liderler var dünyamýzda… Çarklar canýný yaksa da, zaman zaman yara alsa da dilenmeye ve dilenme zihniyetine karþý direnecek liderler olmalý her toplumun baþýnda… Ýyi yöneten, iyi analiz eden, ne yaptýðýný bilen ve itilmekten korkmayan liderler ve insanlara ihtiyaç var… Hadi Bedrettin’i ailesi zorladý dilenmeye, ya diðerleri...


What is said for the former Çankaya Mayor Prof. Dr. Muzaffer Eryýlmaz then: “He governs well.” “He is a good Çankaya resident.” “He is well suited for duty.” Was he good or bad? Much discussed. His term has ended. Professor was replaced with Bülent Tanýk. People said: “He governs well.” “He is a good Çankaya resident.” “He is well suited for duty, a good city planner.”

world of hope

Sweep away this mentality,

Is he good or bad? It is under discussion. The mayor last month initiated a practice which we will follow closely. Under his new project, 75 female workers will clean up Kýzýlay. The mayor says, “Women’s hand will make Kýzýlay, the heart of Çankaya and Ankara, as clean as our homes.” Such thoughts; “women clean the house,” “women clean well,” women clean the streets as well,” show how women is perceived, and these should seriously be discussed. What should be cleaned and swept away in fact is this mentality. Sisters, give a hand for this duty. Or else the perception towards you will remain intact. Happy Women’s Day. Dignitary Bedrettins… A child in his five; Bedrettin. Beaten, pushed down from five meters above and left to death, for he trespassed on the zone of some other children while trying to sell tissues. A heart-wrenching incident happened in Ýstanbul… A child who has a mother, father and siblings, namely people to look after him but forced by his parents to ask for alms instead. Our world has several of those, much older and higher than Bedrettin, who cadge. Our world has politicians and statesmen who make unborn children indebted. Our world has leaders who, facing little pressure, throw themselves at the feet of money funds. Every society should have leaders who resist begging and the mentality of begging even if system hurts and wounds. People and leaders with self-consciousness, ability to govern and analysis well and who is not afraid of being repressed are needed. All right, Bedrettin was forced to ask for alms by his family, what about the others?

113


medya

media

Medya’dan Bahçeli’ye ambargo Embargo to Bahçeli from the Media Meclisteki grup toplantýsýnda yaptýðý konuþmada medya patronlarýný sert bir dille eleþtiren MHP lideri Devlet Bahçeli’ye karþý cephe oluþtu. MHP’nin bir sonraki grup toplantýsýna NTV ve CNN Türk, normalden çok daha kýsa bir zaman ayýrýrken, 24 TV ve Habertürk televizyonlarý ise hiç yer vermedi. Bahçeli, medyanýn oklarýný üzerine çeken konuþmasýnda; Sabah - Atv grubunun sahibi Ahmet Çalýk, Bugün gazetesi ve Kanaltürk'ün sahibi Akýn Ýpek, Habertürk grubunun sahibi Turgay Ciner ve NTV-Doðuþ Grubu'nun sahibi Ferit Þahenk’in isimlerini vererek, bu isimlerin ellerindeki medya gücünü MHP'yi karalamak için kullandýðýný öne sürmüþtü.

A front was formed against Mr. Devlet Bahçeli, leader of MHP, who criticized media bosses harshly in his speech in the group meeting in the Grand Assembly. While NTV and CNN Türk gave much less time to the group meeting of MHP following this speech, 24TV and Habertürk channels did not mention it at all. Mr. Bahçeli, mentioned Mr. Ahmet Çalýk, owner of SabahATV group, Mr. Akýn Ýpek, owner of Bugün newspaper and Kanaltürk, Mr. Turgay Ciner, owner of the Habertürk group, and Mr. Ferit Þahenk, owner of NTVDoðus group by giving their names in his speech that drew reactions, and claimed that these persons used the media power in their hands to calumniate MHP.

Canlý yayýnda özür Apology in a live broadcast

114

Kanal D Ana Haber Koordinatörü Mehmet Ali Birand, örnek bir davranýþa imza attý. Birand, mecliste çýkan kavga ile ilgili haberi, "Bu görüntüler sadece bize özel, sadece Kanal D'de var" diye anons etti. Ancak ayný görüntülerin Fox TV Ana Haber Bülteni’nde de yayýnlandýðýný öðrenince ertesi günkü canlý yayýnda, "Meclis'teki kavga görüntüleri sadece bizde var demiþtim dün akþam. Ancak Fox TV de yayýnlamýþ. Kendilerinden özür diliyorum" dedi. Birand’ýn bu açýklamasýnýn ardýndan Fox Haber Daire Baþkaný Doðan Þentürk, Birand'ý arayarak teþekkür etti.

Mr. Mehmet Ali Birand, News Coordinator of Kanal D, will be remembered with his model behavior. Mr. Birand had announced the news on the affray in the Grand Assembly stating that, "These images are unique for our channel, you can watch them only in Kanal D ". However, when he learned that the same images were broadcasted also in the Main News Bulletin of Fox TV, he said in the live broadcast of the next day, “Yesterday evening I have said that only we had the images of the affray in the Grand Assembly, but now it comes to the fact that Fox TV also broadcasted them. I apologize from them.” Mr. Doðan Þentürk, Head of the News Department of Fox, called Birand and thanked him for this comment.


medya

media

Habertürk’e yeni soluk A new breath in Habertürk Muhalif köþe yazarý Ece Temelkuran, yýllardýr çalýþtýðý Millieyet gazetesi ile yollarýný ayýrdý. “Kýyýdan” isimli köþesi ile artýk Gazete Habertürk’te okuyucularla buluþan Temelkuran, yeni gazetesindeki ilk yazýsýnda kendini okuyuculara tanýttý. Temelkuran, “Herkesin her þeyi olabileceði ama rezil olamayacaðý bir ülkede, kelimeleri ciddiye alan insanlarý hayal kýrýklýðýna uðratmaktan hâlâ korkarým…” dedi. Son romaný Muz Sesleri uzun süre en çok satanlar listesinde yer alan Temelkuran’ýn transferinin Gazete Habertürk’ün tirajýný nasýl etkileyeceði ise merak konusu. Ms. Ece Temelkuran, the opposing columnist, parted company with Milliyet newspaper, which she had been working in for long years. Temelkuran, now writing for her readers in her column headed “Kýyýdan” (implying an expression similar to “every nook and cranny” T.N.) in Gazete Habertürk, presented herself to the readers in her first article in her new newspaper. Temelkuran wrote: “I still fear from disappointing those who take words seriously in this country where anyone can be anything but can never feel disgraced …” It is an issue of concern how the transfer of Ms. Temelkuran, whose most recent novel remained in the best seller list for a long time, will affect the circulation of Gazete Habertürk.

Evlilik programý belgesel oldu Documentary made on match-making programme Star TV’de yayýnlanan “Esra Erol’da Ýzdivaç” isimli program bir belgesele konu oldu. Yönetmenliðini Doða Kýlýçoðlu’nun yaptýðý “Kamera ile izdivaç” isimli belgesel, sabahýn ilk ýþýklarýyla minibüslere binen kadýnlarýn stüdyodaki bir günlerini anlatýyor. Kadýn programlarýný farklý bir bakýþ açýsýyla izleyiciye sunan bu çalýþma, geçtiðimiz ay Fransýz TV kanalý ARTE’de yayýnlandý. Belgeselin yönetmeni Doða Kýlýçoðlu, “Üç Kulaklý” isimli filmiyle 40. Antalya Altýn Portakal Film Festivalinde belgesel dalýnda en iyi film ödülünü almýþtý.

“Marriage with Esra Erol”, the programme broadcasted in Star TV, became the subject matter of a documentary. The documentary named “Marriage before the cameras”, directed by Ms. Doða Kýlýçoðlu, tells the story of a day of women in TV studios, who get on minibuses with the first light of the day. This work, which presents women’s programmes from a different perspective, was broadcasted last month in ARTE, the French TV channel. Ms. Doða Kýlý.oðlu, director of the documentary, was awarded with the Best Film Prize with her film named “Üç Kulaklý” in the fortieth Antalya Altýn Portakal Film Festival.

115


dekorasyon decoration

Odanýzýn yapýsýna uygun çözümler Bir odayý dekore etmek ilk bakýþta kolay gibi gözükse de iþin içine girdikçe aslýnda göründüðü gibi olmadýðý anlaþýlýr. Örneðin ince ve uzun bir oda çoðu zaman sýkýntý yaratýr ya da alçak tavanlý bir odanýn basýk ve karanlýk gözükmemesini saðlamak çok zordur. Bu gibi sorunlarla karþýlaþmamak için yapýlmasý gereken, evin yapýsýný anlamak ve dekorasyonu buna göre planlamaktýr. Ýþte bir oda dekore ederken en çok karþýlaþýlan beþ problem ve bu problemlerin çözümleri: Uzun oda Çok uzun bir odayý kullanýlabilir bir hale sokmanýn en kolay yolu odayý perde veya paravanla ikiye ayýrmaktýr. Odayý bölmek istemiyorsanýz odanýn kýsa duvarlarýnda sýcak ve koyu renkleri kullanmayý tercih etmelisiniz. Böylece odanýn boyutlarýnýn daha dengeli gözükmesini saðlamýþ olursunuz. Ayrýca farklý renklerde iki ayrý halý kullanmak da bu tip odalar için uygun bir çözümdür. Alçak tavan Alçak tavanlý odalarda uzun, hatta tavandan baþlayýp uçlarý yerlerde sürünen perdeleri tercih etmelisiniz. Ayrýca bu tip odalarý açýk ve soðuk renklere boyayarak odanýn daha aydýnlýk ve ferah görünmesini saðlayabilirsiniz. Ayaklý, uzun lamba, dikey çerçeveli tablo

116


dekorasyon decoration

Solutions according to room shape Decorating a room seems easy at first but once engaged in it is understood that it is not what it looks like. For instance, a narrow and long room causes trouble more often than not or it is extremely difficult to avoid a low-ceilinged room look like depressed and dark. What should be done to prevent such challenges is to understand the structure and shape of the house beforehand and plan the decorating stage accordingly. Below are the most common problems encountered in room decorating and solutions for them: Long room The most convenient way to make such rooms usable is to divide it into two with help of a curtain or folding screen. You could use warm and darker colors in the short walls to resolve the problem without dividing the room. This would make the dimensions of the room look like more even. Using two carpets of different colors will also be useful for such rooms. Low ceiling YouÂ’d better use long curtains that start at the ceiling and whose lower ends sweep the floor. Light and cold colors on walls show the room brighter and spacious. Accessories like long floor lamps and vertical frames help the ceiling look like high. Bookshelves and shelves should also be long and narrow.

117


dekorasyon decoration

gibi aksesuarlar kullanarak da tavaný yüksek gösterebilirsiniz. Kitaplýk ve raf kullanacaksanýz, bunlarýn da uzun ve ince olanlarýný tercih etmelisiniz. Dar odalar Dar odalarýn kýsa duvarlarýna çizgisel desenler uygulamak ve bu odalarda çizgisel formlarý olan aksesuarlar kullanmak odanýzýn geniþ gözükmesini saðlayacaktýr. Dar odalardaki uzun duvarlar soðuk renklere boyayarak göz yanýlsamasý yaratabilir ve duvarlarýn daha gerideymiþ gibi gözükmesini saðlayabilirsiniz. Ayrýca köþeli mobilyalar bu tip odalar için daha uygundur. Yüksek tavanlý odalar Alçak tavanlý odalarýn tersine, bu tip odalarda yatay yerleþtirilmiþ raflar ve dolaplar kullanýlmalýdýr. Bu tip odalarda yer döþemesi sýcak ve koyu renkli olmalýdýr. Duvarlarý iki ya da üç farklý renge yatay olarak boyayarak daha dengeli ve sýcak bir görünüm yaratabilirsiniz. Çok büyük odalar Büyük odalar çoðu zaman bir avantaj gibi gözükse de bu tip odalarýn dekorasyonu zordur. Büyük odalarda sýcak ve koyu renkler kullanmak odayý daha küçük ve samimi gösterir. Oda gerçekten çok geniþse farklý mobilyalarla iki ya da üç ayrý oturma alaný yaratabilirsiniz. Týpký uzun odalar gibi büyük odalarý da paravanlarla bölerek kullanabilirsiniz.

118

Narrow rooms Linear patterns on the walls and accessories with linear forms will help such rooms look like wider. Cold colors applied to long walls in narrow rooms create illusion and help walls look like distant. Angled furniture is very suitable for such rooms. High-ceilinged rooms Unlike low-ceilinged rooms, horizontally placed shelves and cabinets should be used in high-ceilinged rooms. Floor coverings should be warm and dark colored. You could create a warmer and balanced look by painting walls horizontally in two or three different colors. Too large rooms Although large rooms seem to be advantageous, their decoration is terribly hard. Using warm and dark colors in large rooms make the room look smaller and cozier. If the room is too large two or three living places could be created by using different furniture. Folding screens can be of use just like in long rooms.


saðlýk & güzellik health & beauty

Ýnsan nesli tükenecek mi? Will human go extinct? Acýbadem Üniversitesi Týp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalý Öðretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hakan Özveri’nin ntvmsnbc’ye yaptýðý açýklamaya göre erkeklerdeki sperm oraný son 50 yýlda önemli oranda azaldý. Eskiden mililitrede 120 milyon sperm varken, bu sayýnýn yarý yarýya düþtüðünü belirten Özveri, “önümüzdeki 50 yýl içinde sperm hücresinin tamamen ortadan kalkacaðýna iliþkin yorumlar ve bunu destekleyen bilimsel çalýþmalar var” dedi. Özveri, sigara, kronik ilaç kullanýmý, kýsýrlýk için uygulanan þüpheli doðal tedavi yöntemleri, hormonal yetersizlik gibi faktörlerin sperm üretimini olumsuz etkilediðini belirtti.

Acýbadem University Medical Faculty Urology Department lecturer Assistant Professor Doctor Hakan Özveri told ntvmsnbc that men’s sperm count has fallen considerably in the last fifty years. Özveri said in the past the sperm concentration was around 120 million sperm in a milliliter but the number of sperm in a milliliter has dropped by half. “There are estimates supported by scientific research that sperm cells will totally disappear in fifty years,” he added and stated that, smoking, chronic drug use, controversial natural infertility treatment, and hormonal deficiency negatively affect sperm production.

Doðum kontrol altýnda Birth is under control Amerikalý bilim adamlarý, cinsel iliþkiden tam 5 gün sonra bile alýnsa, istenmeyen gebeliði önleyici doðum kontrol hapý üretti. HRA Pharma adlý firma tarafýndan üretilen ellaOne isimli doðum kontrol hapýnýn yüzde 97,9 oranýnda baþarýlý sonuç verdiði görüldü. Bu ilacýn týp tarihinde bir dönüm noktasý olduðunu belirten HRA Pharma þirketi yetkilisi Dr. Erin Gainer, “Amacýmýz ellaOne’ýn milyonlarca kadýna ulaþmasýný saðlamak” dedi. Amerika'da piyasaya sürülen doðum kontrol hapýnýn kýsa süre içinde Avrupa Birliði ülkelerinde de satýþa sunulacaðý belirtildi.

120

US researchers generated a birth control pill that intercepts unwanted pregnancy even taken five days after intercourse. The morning-after pill ellaOne, produced by HRA Pharma, is proven to be %97.9 successful. Erin Gainer, an official from HRA Pharma who brands the pill a milestone in the history of medicine, says their aim is to reach millions of women. The pill, already marketed in the US, is planned to come onto the market soon in European Union countries.


saðlýk & güzellik health & beauty

Uykusuzluk beyni küçültüyor Sleeplessness makes brain smaller Ýtalyan La Stampa gazetesinde çýkan habere göre, kronik uykusuzluk, beynin hafýza üzerinde etkili olan bölümünde küçülmeye neden oluyor. Hollanda’daki Nörolojik Bilimler Enstitünün yaptýðý araþtýrmaya göre kronik uykusuzluk hastalarýnýn beyinlerinin sol tarafýndaki gri madde miktarý, bu tür bir sorunu olmayanlara nazaran daha az. Uzmanlara göre uykusuzluk sorunu arttýkça bu maddenin miktarý azalýyor ve kiþi hafýza problemleri yaþamaya baþlýyor. Bilim adamlarý bu verilerin saðlýklý bir yaþam için uykunun ne kadar önemli olduðunu bir kez daha kanýtladýðýný belirtiyor.

Italian La Stampa reports chronic sleep withdrawal cause the part of brain responsible from memory to shrink. Research by Neurological Sciences Institute in the Netherlands, grey substance amount in the left lobe of brain of chronic insomnia patients are less than those who have no sleep problem. Experts say the more the sleeplessness problem escalates, the amount of grey substance decrease causing memory problems. Scientists say this information proves the importance of sleep for health.

Baþkasýnýn acýsý gerçekten hissediliyormuþ Can you feel the pain of another? Birmingham Üniversitesinde yapýlan bir araþtýrma, baþkasýnýn fiziksel acýsýnýn hissedilebileceðini ortaya koydu. Araþtýrma çerçevesinde, baþkalarýnýn acýsýný hissettiklerini söyleyen kiþilerin bunu söyledikleri sýrada beyinlerindeki acý hissine baðlý bölgelerdeki hareketliliðin arttýðý gözlendi. Sonuçlarý Pain dergisinin aralýk sayýsýnda yayýmlanan araþtýrma kapsamýnda, 108 üniversite öðrencisi, acý veren durumlarýn görüntülerine maruz býrakýldý. Öðrencilerden üçte ikisi, en az bir görüntüde sadece duygusal bir tepki göstermekle kalmayýp acýyý hissettiklerini söyledi.

Research by Birmingham University demonstrates that people can feel the physical pain of others. Researchers observed a rise in the activities of the segments in the brain related to sense of pain when the participants of the experiment said they can feel others’ pain. In the framework of the research published in the December edition of the Pain magazine, 108 university students were subjected to images pertaining to painful situations. Two thirds of the students said they not only were stirred emotionally but actually felt physical pain at the sight of at least one of the images.

121


saðlýk health

Saðlýk dostu kimyon C u m i n

f o r

h e a l t h

Keskin kokusu ve yemeklere kattýðý tarifsiz lezzetiyle kimyon, Çin’den Meksika’ya, Hindistan’dan Türkiye’ye birçok ülke mutfaðýnýn vazgeçilmez baharatý. Özellikle et yemeklerini tatlandýran lezzet deposu bu baharat, alternatif týpta da binlerce yýldýr kullanýlýyor. Çünkü kimyon metabolizmanýza tahmin edebileceðinizden çok daha fazla fayda saðlýyor.

Cumin, peculiar for its pungent scent and indefinable taste in dishes, is an essential spice in all cuisines from China, India, Mexico to Turkey. Used especially in meat dishes, cumin is also an ingredient used in alternative medicine for thousands of years, because cumin’s benefits to the metabolism are beyond imagination.

Ýþte kimyonun faydalarý: Gaz giderir, Kan þekerini düþürür, Ýdrar söktürür, Özellikle bebek ve çocuklarda sindirimi kolaylaþtýrýr, Ýþtah açar, Mide þiþliðini azaltýr, Anne sütünü arttýrýr, Baðýrsaktaki parazitleri düþürür, Sinirleri yatýþtýrýr, Tansiyonu düþürür, Kolesterol oranýný azaltýr, Vücudu terleterek zararlý maddelerin vücuttan atýlmasýný kolaylaþtýrýr, Sinirsel baþ dönmelerini keser.

122

Below are some of them: It is carminative, diuretic, digestive especially for babies and children, and sedative, It decreases blood sugar, blood pressure and cholesterol, Works up on appetite, Reduces bloating, Helps breast milk production, Kills parasites in intestines, Helps excretion harmful substances, Stops neurological dizziness.


saðlýk health

Doç. Dr. Emel Erdal MESA Hastanesi Dermatoloji Uzmaný (Dermatologist) Email: eerdal@mesa.com.tr

Kýþ aylarý, peeling yaptýrmanýn tam zamaný!

Winter months are the right time

Hem kadýnlar hem de erkekler altý bin yýl öncesinden beri süslenmeye ve güzelleþmeye çalýþmýþtýr. Bilinen ilk kozmetolog olan Kleopatra’nýn güzelleþmek amacýyla idrarla karýþtýrýlmýþ nil çamuru, sünger taþý, sedef ve kaymak taþý ve timsah dýþkýsýný kullandýðý ve peeling amacýyla derisine ekþimiþ süt sürdüðü bilinmektedir. Peeling nedir? Peeling (soyma iþlemi) sadece kozmetik deðil ayný zamanda týbbi bir tedavi yaklaþýmýdýr. Son yýllarda meyve asitleri olarak da adlandýrýlan alfa-hidroksi asitler (AHA) dermatoloji ve estetik cerrahi kliniklerinde soyucu olarak kullanýlmaya baþlanmýþtýr. Bu ürünler popüler adýyla “öðle yemeði soyucularý” olarak da bilinirler. Çünkü hastaya bir öðle yemeði zamanýnda uygulanabilirler ve hasta herhangi bir uygulama belirtisi kalmadan bir iki saat içerisinde iþine geri dönebilir. Bu maddeler içinde en kolay uygulanan ve en etkin olan ise þeker kamýþýnýn içerisinde bulunan glikolik asittir. Glikolik asit güvenli olmasý, kolay uygulanmasý ve çok az yan etki oluþturmasý nedeniyle tercih edilir. Glikolik asit peeling kullaným alanlarý nelerdir? Glikolik asit, günlük deri bakým ürünlerinde yüzde 8 ila 15 arasýnda deðiþen konsantrasyonlarda kullanýlmaktadýr. Ancak bu maddenin etkisi yüzde 30 ve üzeri konsantrasyonlar daha belirgindir. Peeling, sýklýkla aðýz ve göz çevresi kýrýþýklýklarýnýn azaltýlmasýnda, bazý akne tipleri ve buna baðlý oluþan derin olmayan izlerin tedavisinde kullanýlýr. Ek olarak çiller, güneþ lekeleri, yaþa baðlý olan lekeler ve doðum kontrol haplarýnýn neden olduðu koyu lekeler de kimyasal peeling ile azaltýlabilir ya da tamamen ortadan kaldýrýlabilir. Öte yandan güneþe baðlý geliþen kanser öncesi lekelerin tedavisinde de kimyasal peeling denenebilir. Bu tedavi yönteminde kimyasal soyucu kullanýlarak deride kontrollü bir hasar oluþturulur. Kendini yenileyen deri artýk daha yumuþak, parlak ve pürüzsüzdür. Sonuçta derinin görünümü düzleþir, kýrýþýklýklar, izler ve lekeler kaybolur.

Both men and women have been trying to be more beautiful for six thousand years. The first known cosmetologist, Cleopatra used Nile sand, sponge stone, mother of pearl, gypsum, and crocodile stool, mixed with urine, and rubbed her skin with sour milk for peeling. What is peeling? Peeling is not only a cosmetic intervention but also a medical treatment approach. In recent years, the dermatology and esthetic surgery clinics started to use alpha-hydroxi acids (AHA), also known as fruit acids as peelers. Such products are also known as “lunch peelers” with their popular names, since they can be applied in a short lunch time to the patient and the patient can go back to work in a few hours without any signs of the application. The easiest and most effective one of these products is the glycolic acid, extracted from sugar cane. Glycolic acid is preferred because of its safety, easier application and very little side effect. What are the areas of use for glycolic acid? Glycolic acid is used in daily skin care products in concentrations ranging from 8 to 15 percent. However, the effect of this substance is more marked in concentrations of 30 percent and up. Peeling is frequently used in the reduction of wrinkles around the mouth and the eye, and the treatment of certain types of acne and the related shallow marks. Additionally, lenticula, sun spots, age-related marks and the dark marks caused by contraceptive pills can be reduced or completely removed with chemical peeling. Moreover, the chemical peeling can be used in the treatment of pre-cancer marks, caused by sun. In this treatment method, chemical peelers are used to cause a controlled damage on the skin. The skin regenerates itself and becomes softer, brighter and smoother. As a result, the look of the skin becomes smoother and the wrinkles, marks and spots disappear.

Glikolik Asit Peeling Nasýl Uygulanýr? Bu iþlem doktor muayene odasýnda kolaylýkla uygulanabilir. Tedavi sýrasýnda deri, yaðý alacak bir ürünle temizlenir. Gözler ve saçlar korunur. Glikolik asit deriye fýrça, pamuk aplikatör ya da gazlý bezle uygulanabilir. Uygulama sýrasýnda aðýz, göz ve burun kenarlarý mutlaka vazelinle korunur. Glikolik asit konsantrasyonu ve uygulama süresi hastanýn tedaviye verdiði cevaba baðlý olarak giderek artýrýlýr. Ýþlem sýrasýnda hastalarda ýslaklýk, sýcaklýk, ardýndan da yanma ve batma hissi oluþur. Uygulama, karbonatlý su ile yapýlan nötralizasyon ile sonlandýrýlýr. Ardýndan özel bakým ürünleri kullanýlýr. 1 ila 4 haftalýk aralýklarla tekrarlanabilir.

How is the Glycolic Acid Peeling Applied? The application can be made easily in a physician clinic. During the treatment, the skin is cleaned with a product that will absorb the sebum. The eyes and hair are protected. The glycolic acid can be applied to the skin through brush, cotton applicator or gauze bandage. During the application, the eye, mouth and nose are protected with vaseline. The concentration of glycolic acid and duration of application are increased based on the patient’s response to the treatment. During the application, the patients feel hotness, wetness and then burning and sting. The application is ended with neutralization through carbonated water. Following that, special care products are used. The application can be repeated with 1 to 4-week intervals.

Tedavi sonrasýnda ne oluþabilir? Peelingin derinliðine göre güneþ yanýðýna benzeyen bir tablo oluþur. Hafif bir kýzarýklýðýn ardýndan her hastada farklý olmakla birlikte kýsa süreli çok hafif bir pullanma geliþir. Tedavi sonrasýnda güneþe maruz kalmaktan kaçýnýlmasý ve koruyucu kullanýlmasý gereklidir. Bu nedenle peelingin yazýn yapýlmasý uygun deðildir.

What can happen after the treatment? Depending on the deepness of the peeling, the skin displays marks like sunburn. Following a mild redness, a very mild flaking may occur, although this varies from patient to patient. Following the treatment, the patient should avoid sun and use sun blocker. Therefore, peeling should not be applied in the summer months.


gezi travel

124


gezi travel

Balýkçý kasabasýndan turizm cennetine From a fisher’s village to a touristic paradise Yazan - Writer: Ferzan Özyaþar Bir zamanlar, bundan ta 800 sene evvel, Amstel Nehrinin denize döküldüðü yerde, Amsterdam diye mini mini bir balýkçý kasabasý varmýþ. Çevresi tahta bir barajla çevrilmiþ bu küçük kasaba yýllar içinde önce önemli bir ticaret limaný olmuþ, 17. yüzyýlda ise Hollanda’nýn kültürel ve finansal kalbi. Ve gün olmuþ, devran dönmüþ, bu güzel þehrin adý Avrupa’nýn ‘alternatif’ turizm cenneti olarak anýlmaya baþlanmýþ.

Once upon a time, approximately 800 years ago, there was a tiny fishers’ town where the Amstel River met the sea. This little town was surrounded by a wooden dam, and the town grew into an important trade port in time, and the heart of Netherlands’ culture and finance. One day, the tide turned and this beautiful city started being regarded as the “alternative” touristic paradise of Europe.

125


gezi travel

Vaktiyle laleleri, yel deðirmenleri ve sanatýyla tanýnan Amsterdam deyince, bugün her ne kadar ilk akla gelen þu anda yasallaþtýrýlmýþ uyuþturucu ve fuhuþ turizmi olsa da, iç içe geçmiþ kanallarý, birbirine yaslanmýþ binalarý, birbirinden güzel hazineler barýndýran müzeleri ve sokaklarý dolduran bisikletleriyle bu þehir hala insana küçük, nezih mutluluklar vaat ediyor. Türkiye’de bir ulaþým aracýndansa bir spor gereci olarak bilinen ve altyapýsýzlýðýn da katkýsýyla pek de ilgi göremeyen bisiklet, yükseltisiz bir ülke olmasýnýn da etkisiyle, Hollandalýlarýn yaþam tarzýnda belirleyici rol oynuyor. Tabir-i caizse daha yürümeyi öðrenmeden bisiklete binmeye baþlayan, bisikletlerinin gidonlarýna koca koca alýþveriþ poþetlerini asmýþ, mini etekleri, takým elbiseleriyle dolaþan Hollandalýlarý Amsterdam’ýn her köþesinde görmek mümkün. Arabalarýn yerini almýþ bisikletler için tren garýnýn yanýnda çok katlý bir otopark bile var. Ancak dikkatli bakarsanýz neredeyse hiçbir bisikletin yepyeni olmadýðýný görebilirsiniz. Akýl almaz boyutlara ulaþmýþ bisiklet hýrsýzlýðýyla baþa çýkmak mümkün olmadýðýndan herkes ikinci eli tercih ediyor. Kanallar, yüzen evler, çengeller… Amsterdam’ýn bir diðer özelliði de, tren garý ve limandan baþlayarak “eski þehir” olarak bilinen tarihi yarým dairede cadde ve sokaklarýn yerini alan kanallar ve bunlarý baðlayan bini aþkýn irili ufaklý köprü. Bu kanallar þehre Venedik benzeri bir karakter katýyor ama su burada daha temiz ve gondollarýn yerini gezi tekneleri almýþ. “Canalbus” olarak geçen gezi tekneleriyle ana kanallar ve limanlarda dolaþýrken ilginç bir mimari detay gözünüze çarpabilir: Eski evlerin kanala bakan cephelerinde yük taþýmak için yapýlmýþ büyük çengeller. Kanallarýn egemenliðindeki eski þehirde, alan sürekli artan nüfusa yetmez hale geldikçe, evler ince uzun bir hal almýþ, haliyle merdivenler de daraldýkça daralmýþ, eþyalar o dar merdivenlerden taþýnamaz olmuþ. Ýþte o zaman insanlar taþýnmak için bu çengelleri ve pencereleri kullanmaya baþlamýþ. Tekneler sadece gezmek ve yük taþýmak için kullanýlmýyor.

126


gezi travel

Though today’s Amsterdam is known for its legalized drugs and prostitution, it was once known for its tulips, windmills and art. Amsterdam still offers small but elite bits of happiness with the streets full of bicycles, buildings leaning onto each other, museums packed with priceless treasuries and nested canals. Mostly due to infrastructure problems, bicycles in Turkey are mostly overlooked and are regarded as sports tools rather than vehicles used for transportation. On the contrary, the bikes play a major role in the lives of the Dutch, due to the fact that Holland is a country with a plain geography. Children learn how to ride bikes as soon as they start walking, thus it’s possible to see Dutch wearing miniskirts or suits as they hang shopping bags from their bikes and ride around the city. There are even multiple-storey parking lots for bikes. Looking closely, you realize that all the bikes are pretty worn out and everyone seems to prefer buying secondhand bikes, as stealing bicycles is a popular sport in the Netherlands, and the theft rates have reached dramatic levels. Canals, boat houses, hooks… Another element that makes Amsterdam unique is its bridges in various sizes connecting the canals to each other, on the historic peninsula known as the “old city”, which lies from the train station and the port into the city centre. These canals give the city a characteristic similar to Venice, but the water here is cleaner and gondolas in Italy are replaced by tour boats. A tour on these canals will give you the chance to notice an interesting architectural detail; grand hooks hanging from the houses on the fronts viewing the canals. In this old city dominated by canals, space limitation emerged with growing population and the buildings got narrower and taller, making the staircases steeper by the day. These steep stairs made it impossible to carry furniture to the upper floors, and the habitants came up with the idea of using windows and hooks to lift heavy things. Boats are not only used for tours on canals, but also for accommodation

127


gezi travel

Kanallarýn çeþitli yerlerine demirlemiþ yüzen evlerde yaþayanlar da var. Tahmin edeceðiniz üzere tarihi yapýlarýn çoðu kanallar bölgesinde bulunuyor. Denizi arkanýza alýp tren garýndan yürümeye baþladýðýnýzda eski þehrin kalbi olan Dam meydanýna varýyorsunuz. Þehri su baskýnlarýndan koruyan barajýn ilk yapýldýðý 13. yüzyýldan beri önemini koruyan meydan, turistler kadar Hollandalýlar için de bir buluþma noktasý. Meydaný kesen küçük sokaklarda iþ çýkýþý ev yapýmý likör içip sohbet eden birilerini görürseniz kesinlikle o tarafa doðru ilerleyin zira özellikle acýbadem likörleri denemeye deðer. Taþmaya ramak kalana kadar doldurulan bardaktan ilk yudumu, racon icabý eðilerek tezgahtan içmek gerekiyor. Dam meydanýndaki en önemli yapý ise hala zaman zaman Kraliyet ailesinin resepsiyonlarýnda kullanýlan Koninklijk Sarayý. Avrupa’nýn çeþitli yerlerine daðýlmýþ balmumu heykel müzesi Madame Tussauds’dan bir tane de bu civarda var. Saraydan sola ve geri yukarý döndüðünüzde ise önce turistik fuhuþ merkezi ‘Red Light District’ten geçiyorsunuz, sonra da ironik bir þekilde Amsterdam’ýn en eski kilisesi ‘Oude Kerk’i karþýnýzda buluyorsunuz. Gene sola dönüp, önünüze çýkan ilk geniþ kanaldan aþaðý inince ise müze ve galerilerle çevrelenmiþ Rembrandtplein’a varýyorsunuz. “I am sterdam” Kanallar kenti, altýn çaðýnda Rembrandt ve Vermeer gibi pek çok sanatçýya da ev sahipliði yapmýþ ki bunlarýn eserleri þehrin çeþitli yerlerine yayýlmýþ Rembrandt Evi ve Rijksmuseum gibi müzelerde sergileniyor. Turistik ve kültürel bir geziye niyetlendiyseniz, “I am sterdam” adý verilen kartý edinmenizi önerebilirim. Böylece turistik faaliyetlerden ve toplu taþýmadan sýnýrsýz faydalanabilirsiniz. Birbirinden farklý lezzetler Biraz mola vermek istediðinizde ise çeþitli biralarýn yaný sýra Hollanda’nýn meþhur ‘stroopwaffle’larýndan da denemek lazým. Ýki ince tatlý hamur katýnýn arasýna tatlý bir þurup sürülerek

128


gezi travel

purposes, there are many boat houses along the canals. As expected, most of the historic buildings are located around the canals. You arrive in Dam Square as you walk from the train station in the opposite direction to the sea. The square, remaining its significance since 13th century when the first dam was built, is a hot spot for both local people and tourists. If you happen to see people enjoying home made liquors on the small streets meeting the square, make sure to stop by for a drink, especially the bitter almond liquor is definitely worth a try. The beer mugs are full to the scuppers, and the right way to drink them is to take the first sip without holding up the glass. The most important building on Dam Square is Koninklijk Palace, which sometimes hosts the guests of the royal family for special events such as receptions. One of Europe’s several Madame Tussauds museums is located near the square, too. Turning left from the palace and walking up, you will find the famous prostitution centre “Red Light District” and ironically “Oude Kerk” after that, the oldest church in Amsterdam. Taking another left, and walking along the first wide canal, you will reach Rembrandtplein, named after the famous Dutch artist Rembrandt, surrounded by museums and galleries. “I am sterdam” The city of canals has hosted many influential artists like Rembrandt and Vermeer. Their works are displayed in various museums including the Rembrandt House and Rijksmuseum. If you’re willing to go on a cultural tour, our recommendation would be to obtain an “I am sterdam” card which allows you to enjoy touristic activities and public transportation free of charge.

Different tastes When you feel like getting a little break, along with various types of beers, you should try the famous "stroopwaffles", the waffles with sweet syrup between two thin layers of dough. When you cover your coffee cup with the waffles and warm them up a

129


gezi travel

130


gezi travel

yapýlan waffle’lar kahve bardaðýnýn üzerine kapatýlýp hafif ýsýtýlýnca bir baþka güzel oluyor. Sütü ve inekleriyle de meþhur Hollanda’ya özel diðer bir lezzet ise çeþit çeþit peynirler. Eski þehrin dýþ çemberine doðru ilerledikçe karþýnýza çýkmaya baþlayan peynir dükkanlarýnda her zevke göre bir þeyler bulunabiliyor. Baþka deneyimlerin meraklýlarý için ‘Coffe Shop’lar zaten her köþe baþýnda karþýnýza çýkýyor. Bir liman kenti olmasýna raðmen Amsterdam’ýn en önemli eksikliði kýyýsýnda keyif yapýlabilecek bir sahil ki bu keyif için de kýsa bir tren yolculuðu ile adýný adalet divanýndan hatýrlayacaðýnýz Lahey’e yani diðer adýyla Den Haag’a gidebilirsiniz. Kraliyet ailesine ve hükümet binalarýna ev sahipliði yapan Den Haag, Hollanda’nýn üçüncü büyük kenti ve Scheveningen sahiliyle de ünlü. Amsterdam’ýn eðlenceli havasýnýn tersine buraya bir Çankaya havasý hakim. Güneþ batana kadar yanýlsamalar ressamý Escher’in eserlerinin sergilendiði müzeye gidip, perspektifle nasýl oynanabileceðini keþfedip eðlenebilirsiniz. Müzenin resimleri kadar avizeleri de kayda deðer. Den Haag’da bir günü noktalamak için en iyi yol ise sahil boyunca uzanan kafe ve restoranlarda deniz manzarasýnýn tadýný çýkarmak.

little, they taste even better. Another specialty of Netherlands, famous for its milk and cows, is cheese. As you move towards the outer circles of the old city, you can find many cheese shops that offer something for every taste. For those who are interested in other experiences, there are "coffee shops" all around. Although Amsterdam is a port city, the most important feature that the city lacks is a nice beach for sunbathing. This need can be easily met by a short train trip to The Hague (Den Haag in Dutch), a name you’re familiar with because the international court of justice is located here. Den Haag is home to the Royal Palace and the royal family as well as many public and international institutions. It’s the third largest city of the Netherlands, and is famous for its Scheveningen beach. However, the atmosphere here reminds of Cankaya, contradicting the festive mood of Amsterdam. Visiting the museum where the work of Escher is displayed is a good idea to spend the day, as it offers an amazing discovery of the games Escher played with perspectives. The best way to end a day in Den Haag is to enjoy the sunset and the fantastic sea view in the cafes and restaurants situated by the seaside.


yemek cuisine

Pirinç ve fasulye diyarý: Küba Küba mutfaðý, büyük kýsmýný Karayipler bölgesinin tarihine borçlu olduðu birçok gelenekten etkilenmiþtir. Özellikle Havana bölgesinde Çin etkisi dikkat çekici olsa da genel olarak Küba mutfaðý Ýspanya, Afrika ve Karayipler mutfaðýnýn birleþimidir. Ýyi geliþmiþ ýstakoz balýkçýlýðý endüstrisine raðmen Küba mutfaðýnda balýk nadiren kullanýlmaktadýr. Küba’nýn en popüler balýk yemeði hiç biber içermeyen bir sosta piþirilen balýk, yengeç veya ýstakozla yapýlan enchilado’dur. Küba’da sýradan bir öðün; özellikle et içerikli bir ana yemek, yuca, malanga ve patates gibi yumru köklü sebzeler ya da piþirilen meyvelerden yapýlan bir tür vianda ve genellikle domates, marul, avokado, salatalýk, havuç, lahana ve turp karýþýmý bir salatadan oluþur. Tropikal meyveler her ailenin tercihine göre deðiþiklik göstererek servis edilir. Genellikle tüm yemekler masaya bir seferde götürülür. “Arroz congri” Tipik bir Küba yemeðinin temel unsurlarý pirinç ve fasulyedir. Pirinç ve fasulye, birlikte piþirildiklerinde “Arroz congri”, “Congri” ya da “Arroz moro” olarak anýlýrken ayrý piþirildiklerinde ise “Arroz y Frijoles” diye anýlýrlar. Küba’nýn her yerinde bulunan pirinç ve fasulye yemekleri, bölgelere göre deðiþiklik göstermektedir. Adanýn doðu kesiminde baskýn olan pirinç ve fasulye yemeði “arroz congri oriental”dýr. Adanýn bu kýsmýnda beyaz pirinç ve kýrmýzý barbunya fasulyesi bir tür püre olan sofrito ile piþirilir ve ardýndan fýrýna verilir. Her ne kadar siyah fasulye çorbasý hazýrlanýrken sarýmsak, soðan, defne yapraðý ve tuz kullanýlsa da

132


yemek cuisine

Land of rice and beans: Cuba Cuban cuisine has been influenced by many traditions, owing to the whole history of the Caribbean area. Especially in the Havana area Chinese influence is remarkable but generally Cuban cuisine is a fusion of Spanish, African and Caribbean cuisines. Although Cuba has a well-developed lobster fishing industry, it is used rarely in Cuban Cuisine. The most popular fish recipe is enchilado (shrimp, fish, crab or lobster in a sauce that, despite its name, contains no chili) An ordinary Cuban meal consists of a main course (mainly pork or beef), some sort of vianda (consists types of tubers, such as yuca, malanga and potato, as well as plantains, unripe bananas and even corn) and a salad (usually simply composed of tomato, lettuce and avocado, though cucumber, carrots, cabbage and radish are not uncommon). Tropical fruit could be served, however, depending on each family's preferences. Usually, all dishes are brought together to the table at once. “Arroz congri” The basic elements of a typical Cuban meal are rice and beans. When cooked together the recipe is called, “Arroz congri“, “Congri“, or “Arroz moro”. If cooked separately it is called “Arroz y Frijoles” “Rice and Beans”. Rice and beans are a culinary element found throughout Cuba, although it varies by region. In the eastern part of the island, "arroz congri oriental" is the predominant rice and bean dish. White rice and red kidney beans are cooked together with a sofrito and then baked in the oven. Although the process of preparing the black bean soup contains onion, garlic, bay leaf and salt, each region has their tradition of preparing it.

133


yemek cuisine

her bölgenin kendine has ayrý bir geleneði bulunmaktadýr. Batý Küba’da pirinç genellikle fasulyeden ayrý tüketilirken un çok daha yaygýn kullanýlýr. Tipik Küba mutfaðýna tatlý ve ekþi bir lezzet ilhamý veren, zeytin, kuru üzüm ve kapari karýþýmý olan Alcaparrado, bazý Havana yemeklerinde sýk kullanýlýr. Çeþitli tariflerde, ete eþlik eden soslarýn malzemesi olarak kullanýlan alcaparrado, Küba’da çok popüler olan hamur iþleri ve atýþtýrmalýklarýn içini doldurmakta kullanýlan kýyma ve etle birlikte de tüketilmektedir.

In western Cuba rice is usually consumed separately from beans, and flour is much more commonly used. Some Havana dishes make frequent use of alcaparrado, a mix of olives, raisins and caper which provide the sweet and sour inspired flavor that is typical of this cuisine. Alcaparrado is used as an ingredient in several recipes, usually as part of sauces to accompany meats. It is also cooked together with ground beef to provide the meat stuffing for a variety of Cuban pastries or finger food which is very popular with Cubans.

Soslar… Küba’nýn en ünlü sosu Mojo ya da Mojito (Mojito kokteyli ile karýþtýrýlmamalýdýr) olarak anýlan sostur. Yað, sarýmsak, soðan, kekik ve acý portakal suyu veya misket limonu suyu gibi baharatlarla yapýlan Majito sadece kavrulmuþ domuz etine deðil ayný zamanda viandas’a da eþlik eder. Bir diðer geleneksel sos ise “eski elbise” anlamýna gelen ropa vieja’dýr.

Sauces… The most popular sauce, used to accompany not only roasted pork, but also the viandas, is Mojo or Mojito (not to be confused with the Mojito cocktail) made with oil, garlic, onion, spices such as oregano and bitter orange or lime juice. Ropa vieja is shredded beef dish (usually shank) simmered in tomato-based criollo sauce until it falls apart. Ropa vieja is the Spanish name meaning "old clothes", in which the dish gets its name from the shredded meat resembling "old clothes".

Yemekler ve çorbalar… Yemekler ve çorbalar genellikle beyaz pirinç veya bir çeþit mýsýr unu olan gofio ile birlikte tüketilseler de tek baþýna da yenirler. En çok tercih edilenler güveçte mýsýr, mýsýr çorbasý (guiso) ve çeþitli yumru kökler ve etten yapýlan bir çorba olan caldosa’dýr. Hamur iþleri… Ýçleri meyve özleri (özellikle guava) ya da kýyma ile doldurulan Küba’ya özgü baþlýca hamur iþleri þunlardýr: Croquetas: Yoðun beþamel sosu, kýyma, jambon, tavuk, balýk veya peynirden yapýlan hamurlar silindir þeklinde

134

Stews and soups… Stews and soups are usually consumed along with white rice or gofio (a type of corn flour) or eaten alone. Corn stew, corn soup (guiso) and caldosa (a soup made with a variety of tubers and meats) are popular dishes as well. Pastries… Here are the Cuban Pastries which are puff pastry filled with fruit pulps (especially guava) or ground beef… Croquetas which is small cylinders of paste made with


yemek cuisine

kesilir, ekmek kýrýntýlarýyla kaplanýr ve yaðda kýzartýlýr. Papas rellenas: Ýçi kýyma ile doldurulan patates toplarý yaðda kýzartýlýr. Picadillo à la Habanera: Kýyma ve alcaparradodan oluþan bu hamurlar beyaz pirinç, siyah fasülye ve kýzartýlmýþ meyvelerle servis edilir. Sandviçler… Küba’da sandviçlerin çoðunluðu, uzun somun þeklindeki geleneksel Küba ekmeði ile yapýlýr. Küba ekmeðinin ekstra nemli görünümünün ve kendine özgü farklý lezzetinin sýrrý ise domuz yaðý… Geleneksel Küba sandviçi, tereyaðlý Küba ekmeðinin üstüne konan dilimlenmiþ soðuk domuz kýzartmasý, ince dilimlenmiþ soðuk serrano jambonu, ince dilimlenmiþ Ýsviçre peyniri, dereotu turþusu ve sarý hardalla yapýlýr. Adýný Havana’daki gece kulüplerinde yenen atýþtýrmalýklardan alan medianoche, geleneksel Küba ekmeðinin arasýna konan kavrulmuþ domuz eti, soðan ve mojito sosu ile hazýrlanan pan con lechón ve Amerikan hamburgerinin Küba sürümü olan frita, ülkenin diðer popüler sandviçleridir.

a heavy bechamel sauce and ground beef, ham, chicken, fish or cheese covered with breadcrumbs and deep fried, papas rellenas which is fried potato balls filled with ground beef, picadillo à la Habanera consists of ground beef with alcaparrado, served with white rice, black beans and fried plantains and niños envueltos which is beef filled with alcaparrado and served in pepper sauce. Sandwiches The majority of sandwiches in Cuba make use of traditional Cuban bread, a long loaf made with lard instead of oil and extra moisture, which give it its distinct flavor. A Cuban sandwich traditionally made with sliced roast pork (cold), thinly sliced serrano ham (cold), thinly sliced swiss cheese, dill pickles and yellow mustard on buttered Cuban bread. The popular sandwiches of Cuba are medianoche (midnight) which received its name from its popularity as a midnight snack in the nightclubs of Havana, Pan con lechón which is a traditional pressed sandwich created simply with Cuban bread, roasted pork, onions, and mojito and finally frita which is a Cuban version of the American hamburger, although with significant changes.

135


17/02/1987 12 Eylül askeri darbesinden sonra toplatýlan 39 ton aðýrlýðýndaki kitap, dergi, günlük ve haftalýk gazete SEKA'da imha edildi. Kaðýt hammaddesi olarak kullanýlacak yayýnlar 5 kamyonla taþýndý.

17/02/1987 39 tons of printed material including daily and weekly newspapers, magazines and books seized after September 12 military coup was burnt at Turkey’s state-owned paper manufacturer SEKA. This material was carried to the factory by five trucks. 06/03/1972 Adalet Komisyonu Deniz Gezmiþ, Yusuf Aslan ve Hüseyin Ýnan'ýn idam cezalarýný onayladý.

06/03/1972 Justice Commission approved capital punishment for Deniz Gezmiþ, Yusuf Aslan and Hüseyin Ýnan.

07/03/1979 ABD uzay aracý Voyager 1 Jüpiter ve Uranüs'ün Satürn gibi halkalara sahip olduðunu keþfetti.Voyager 1, Jüpiter'in halkalý resimlerini dünyaya yolladý.

07/03/1979 US spacecraft Voyager 1 discovered circles surrounding Jupiter and Uranus like Saturn and sent the photos of Jupiter to the world.

10/03/1876 Graham Bell ile yardýmcýsý Watson, ilk telefon görüþmesini yaptýlar.

136

10/03/1876 Graham Bell and his aide Watson made the first phone conversation.

12/03/1995 Gazi Mahallesi’nde Alevilere ait olduðu bildirilen 3 kahvehanenin taranmasýyla Gazi Mahallesi Olaylarý baþladý. 12/03/1995 Gazi Neighborhood Incidents broke out after three coffee shops owned by Alevi people were raked through at the Gazi Neighborhood.


08/03/1857 ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma iþçisi daha iyi çalýþma koþullarý istemiyle bir tekstil fabrikasýnda greve baþladý. Ancak polisin iþçilere saldýrmasý ve ardýndan çýkan yangýnda çoðu kadýn 129 iþçi can verdi. 1975 yýlýný Dünya Kadýnlar Yýlý ilan eden Birleþmiþ Milletler Örgütü, 1857 yýlýnda yaþanan bu olaya atfen 8 Mart'ýn Dünya Kadýnlar Günü olarak kutlanmasýný kararlaþtýrdý. 08/03/1857 Some 40,000 textile workers in New York initiated a strike to push for better work conditions. The police intervention and ensuing fire left 129 workers - mostly women – dead. United Nations, which declared celebration of World Women Day in 1975, decided to honor March 8 as the World Women Day with reference to the incident that happened in 1857.

05/03/1977 Türkan Þoray Dünya Kadýn Rejisörleri Festivali'nde Dönüþ filmindeki baþarýsý nedeniyle Brüksel'de özel ödül aldý.

01/03/1990 Ýlk özel TV kanalý Magic Box, Eutelsat F 5 uydusundan test sinyali yayýnlamaya baþladý. 01/03/1990 Turkey’s first private TV channel Magic Box began test broadcast via Eutelsat F 5 satellite.

13/03/2009 Ankara ile Eskiþehir arasýnda hizmet verecek yüksek hýzlý tren, seferlerine baþladý. Baþbakan Erdoðan'ýn kullandýðý tren, 250 km hýza ulaþtý. 13/03/2009 Fast train services between Ankara and Eskiþehir has begun. The train conducted by Prime Minister Erdoðan reached 250 km/h.

05/03/1977 Türkan Þoray was awarded special prize in Brussels in the framework of World Women Directors Festival for her success in the movie Dönüþ (Return).

12/03/ 1971 Silahlý Kuvvetler, hükümeti ve parlamentoyu suçlayan bir muhtýra verdi. Baþbakan Demirel istifa etti. 12/03/ 1971 Turkish Armed Forces issued a memorandum against the government and Parliament. Prime Minister Süleyman Demirel resigned.

24/02/2009 DTP'nin Grup toplantýsýnda Ahmet Türk'ün Kürtçe konuþmaya baþlamasý ile konuþmayý canlý veren TRT yayýnýný kesti. 24/02/2009 TRT live broadcast from DTP's Parliamentary group meeting was suspended when DTP leader Ahmet Türk started to speak in Kurdish.

137


teknoloji technology

Sayýlarla internet Internet in numbers www.royal.pingdom.com internet sitesinde yayýmlanan bir araþtýrmaya göre 2009 yýlýnda tam 90 trilyon adet email gönderildi. Ýnternetin hayatýn vazgeçilmezleri arasýnda neredeyse ilk sýraya yerleþtiðini adeta kanýtlayan araþtýrmaya göre dünya üzerinde 1.73 milyar internet kullanýcýsý var. Ýþte internete iliþkin araþtýrmanýn diðer verileri: Bir günde gönderilen ortalama e-mail: 247 milyar E-mail hesabý olanlar: 1.4 milyar 2009 yýlýnda açýlan yeni e-mail hesabý: 100 milyon Web sitesi: 234 milyon 2009 yýlýnda açýlan web sitesi: 47 milyon. Bir günde yapýlan tweet: 27.3 milyon Twitter’da en çok takip edilen kiþi, Ashton Kutcher: 4.25 milyon Facebook kullanýcýsý: 350 milyon Flickr’daki fotoðraflar: 4 milyar Youtube’un servis ettiði günlük video: 1 milyar

90 trillion e-mails were sent in 2009, says research on www.royal.pingdom.com, proving that internet has become the most necessary thing in our lives. There are over 1.73 billion internet users in the world according to the research. Some other findings of the research are as below: Average number of daily e-mail transmission: 247 billions People having a-mail accounts: 1.4 billions New e-mail accounts created in 2009: 100 millions Web sites: 234 millions Web sites opened in 2009: 47 millions Daily tweets: 27.3 millions Most followed twitter user, Ashton Kutcher: 4.25 millions followers Facebook users: 350 millions Photos on Flickr: 4 billions Daily video broadcasts on Youtube: 1 billion

AB’den "Piller Direktifi" “Batteries Directive” from EU Avrupa Birliði, pillerin toplanmasý ve geri dönüþümü için, pil üreticileri ve perakendecilerine yeni kurallar getirdi. Yürürlüðe giren “Piller Direktifi”, pil üreten, depolayan, kullanan, temin eden ve imal eden her sektörü etkileyecek. En önemli amacý, pilleri atýk alanlarýndan uzakta ayýrarak cýva ve kadmiyum gibi metallerin çevreye karýþmasýný engellemek olan bu direktif, çevreyi kirleten binlerce ton zehirli atýkla mücadele etmek için hazýrlandý. Direktife göre tüketiciler, kullandýklarý pilleri ayrýþtýrarak geri dönüþümlü çöp kutularýna atacak.

138

The European Union has introduced new rules on battery dumping and recycling for all producers and retailers. Batteries Directive that is online as of February will affect every sector which produce, stock, use and supply. The directive, whose fundamental aim is to collect batteries away from landfills in order to avoid metals like mercury and cadmium leak in the nature, was created to fight against tons of harmful waste that cause pollution. Under the directive, consumers are entitled to dump empty batteries at recycling bins provided by retailers.


teknoloji technology

Çocuklara çip mi takacaðýz? Will we install chips to children? Recent missing children cases in Turkey have reawaken the discussion over chips which are meant to help families monitor their children everywhere. Families can monitor their children’s whereabouts via internet using chips installed on clothes, cell phones or bags. Public interest on chips that are frequently used in the US has increased in Turkey in the wake of an increase in missing children cases. Nevertheless, there are contending views that these chips, that are currently being produced domestically, may cause undesired consequences on both children and parents.

Türkiye'de son zamanlarda sýkça gündeme gelen kayýp çocuk olaylarý, ailelerin çocuklarýný adým adým takip edebileceði “çip”leri bir kez daha gündeme getirdi. Çanta, cep telefonu veya giysilere monte edilebilen çipler sayesinde aileler, çocuklarýný internet üzerinden adým adým takip edebiliyor. Özellikle ABD’de sýkça kullanýlan bu çiplere, kayýp çocuk vakalarýnýn artmasýndan sonra ülkemizde de ilgi arttý. Ülkemizde de çeþitli firmalar tarafýndan üretilen bu çiplerin varlýðýnýn, hem çocuk hem de ebeveynler üzerinde olumsuz sonuçlar yaratacaðýna dair görüþler de var.

“e-çöp” “e-garbage”

ABI araþtýrma þirketinin, ''Elektronik Çöplerin Geri Kazanýmý ve Yeniden Ýþlenmesi'' baþlýklý raporuna göre, kullaným dýþý kalmýþ elektronik cihazlarýn yarattýðý ekonomi, 6 milyar dolarlýk bir hacme ulaþtý. Rapora göre kullanýlmayan elektronik cihaz ve donanýmlarýn oluþturduðu “elektronik çöpler”in deðiþik yöntemlerle geri kazanýmý önemli bir ekonomik kazanç saðlýyor. E-Çöplerin yeniden kullanýmý çevre kirliliðinin önüne geçilmesinde de önemli bir rol oynuyor.

Report titled “Electronic Waste Recycling” by ABI research company says the economy of out of use electronic appliances reached $6 billion. Recycling of electronic garbage composed of unserviceable electronic appliances and devices via different methods derives significant economic gains, says the report. Reuse of e-garbage also plays an important role in avoiding environmental pollution.

139


çocuk haber kid news

Ýlk oyuncak: Anne-Baba First toys: Parents Uzmanlar, bebeklik dönemi için seçilen oyuncaklarýn, bebeðin görsel ve iþitsel geliþimi açýsýndan önemli olduðuna dikkat çekiyor. Özellikle ilk aylarda tercih edeceðiniz göz hizasýnda sallanan, renkli ve sesli oyuncaklar, bebeðin algýsýný güçlendirerek, çevresini fark etmesine yardýmcý oluyor. Uykuya geçiþ zamanlarýnda bebeðinizi rahatlatarak daha sakin ve huzurlu olmasýný saðlayan müzikli dönenceler, müzik kutusu ve cd çalar ise bebeðin iþitme duyusunu güçlendiriyor. Uzmanlara göre bebeklerin ilk oyuncaklarý ise ebeveynleri…

Experts underline the importance of selection of appropriate toys for audio-visual development of babies. Particularly in for the first months of infancy, colored and sounding toys swinging in the eye level help babies notice their environment and develop senses. Toys such as music boxes, cd players and musical turning night toys, which relieve and pacify babies before sleep, strengthen babies’ sense of hearing. Experts also say the first toys of babies are their parents.

Güçlü bünye için “süt” için Drink milk for strong body

140

“Saðlýklý Süte Çaðrý” konulu seminerde konuþan Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Baþkaný Prof. Dr. Tanju Besler, bebeklerin 6. aya kadar anne sütünden baþka bir besin grubuna ihtiyaç duymadýklarýný söyledi. Besler, organizmalarýn büyümesi ve geliþmesi için gerekli besin öðelerinin tamamýna yakýnýný içeren sütün çocuklukta ve gençlikte özellikle kemiklerin güçlü olmasý için vazgeçilmez olduðunu vurguladý. Sütün yapýsýndaki yað asitlerinin beyin geliþimindeki katkýsýna da deðinen Besler’e göre bir bardak inek sütünde, 6 yaþýndaki bir çocuðun günlük kalsiyum ihtiyacýnýn yüzde 52’si, proteinin yüzde 35'i, potasyumun yüzde 30'u, B2 vitamininin yüzde 44'ü, iyotun yüzde 30'u ve B12 vitamininin yüzde 98'i bulunuyor.

Hacettepe University’s Nutrition and Department Head Professor Dr. Tanju Besler, speaking at a seminar titled “Call for healthy milk” said babies fed with breast milk do not require additional food since the first six months. Besler said milk which contains almost all nutritive elements needed for the development of organisms is an unavoidable nutrient during childhood and adolescence particularly for strong bones. Besler, who also touched on the contribution of oil acids milk contained for development of brain, said a glass of cow milk contains %52 of daily calcium need, %35 of daily protein need, %30 of potassium need, %44 of vitamin B2 need, %30 of iodine need, and %98 of vitamin B12 need of a six-year-old.


çocuk magazin kid’s magazine

Beþiktaþ Spor Kulübünün asabi üyesi Ekin, son maçta çýkan kavgada objektiflere böyle yakalandý. “Elimdeki kulak temizleme çubuðuydu” diyen Ekin, dünya barýþý için sürekli çalýþtýðýný kaydetti.

Sýra dýþý zevkleriyle tanýnan Mete, Kualalumpur’dan getirdiði evcil hayvanýyla görenleri þaþýrttý. Ýnsanlarýn korku dolu bakýþlarý arasýnda Tunalý Caddesi’nde gezerken görüntülediðimiz Mete, “hayvan olsun, taþtan olsun” dedi.

Sosyete terzisi olarak tanýnan modacý Güneþ, kendi ismini taþýyan koleksiyonunu tanýttý. Bahar aylarý için hazýrladýðý koleksiyonunda çevreci malzemeler kullandýðýný söyleyen Güneþ, bunun moda dünyasýnda ilk olduðunu iddia etti.

Türk astronot Arda’nýn uzay mekiði SamTürk’teki ilk görüntüleri yayýnlandý. Uzay mekiðindeki kendine ait ofisten Türkiye’ye el sallayan Arda, en çok annesinin yemeklerini özlediðini söyledi.

Yetenekli oyuncu Uraz, Marjinal Fýrtýna isimli filmin çekimlerinde zor anlar yaþadý. Yönetmenin ýsrarlarýna raðmen dublör kullanmayan Uraz, film için 75 metreden denize atladý.

Denize olan tutkusuyla tanýnan Çýnar, fýrsat buldukça soluðu Maldivler’de alýyor. Geçtiðimiz ay özel jetiyle Maldivler’e uçan Çýnar, kameralarýmýza verdiði bu cüretkâr pozla uzun süre gündemde kalacaða benziyor.

For our foreign readers: Please ask yor Turkish friends to translate the captions for you:)

141


evcil haber pet news

Evinizde meraklý bir konuða yer var Do you have room for a curious Son derece meraklý ve bir o kadar da oyuncu olan Hamsterlar, yaþam alanlarýndaki titiz davranýþlarý nedeniyle, evde beslemeye çok uygundurlar. Mahremiyetine önem veren hamsterlar için alacaðýnýz kafeste mutlaka, içinde saklanabileceði küçük bir bölme olmalýdýr. Gündüzleri uyuyup geceleri aktif olan hamsterlar direkt güneþ ýþýðýný ya da parlak ýþýðý sevmezler. Çok güçlü bir sahiplenme içgüdüsü olan hamsterlar kafeslerini ya da aksesuarlarýný sahipleriyle bile paylaþmak istemezler. Kafes dýþýnda çok uysal, oyuncu ve sevecen olan hamsterlarýn koku alma duyusu da son derece geliþmiþtir. Hamsterlar insanlarla çok iyi anlaþsalar da kendi türleriyle geçinemeyen, yalnýzlýðý seven hayvanlardýr.

Hamsters, awfully playful and extremely curious animals, are very suitable pets for their love for clean environment. A small private division is needed in the cage to enable your hamster, which are very keen on privacy, to hide in. Hamsters love spending the day with sleep and remain active during the night, and they don’t like direct sun light or strong lights. Hamsters, having strong instinct for possession, don’t like to share their cage or accessories even with their owners. They are known to be very docile, playful and tender when out of their cage. Their have a very sophisticated sense of smell and even they get along well with human beings, they don’t like to be together with other hamsters. They rather love solitude.

Kedi sahipleri daha eðitimli Cat owners are more schooled Evcil hayvan sahipleri arasýnda yapýlan bir araþtýrma kedi besleyenlerin köpek besleyenlere göre daha eðitimli olduðunu gösterdi. Bristol Üniversitesinde yapýlan araþtýrma kapsamýnda, Ýngiltere’de evcil hayvan besleyen 3000 kiþinin eðitim durumlarý tespit edildi. Araþtýrma sonucunda üniversite mezunu olan hayvanseverlerin çoðunluðunun kedi beslemeyi tercih ettiði görüldü. Cat owners are tend to be more educated compared to dog owners, showed research by Bristol University. The study which inquired some 3000 people having pets in Britain and most of university graduate animal lovers tended to have cats.

142


evcil magazin pet magazin

Formunu korumak için uzun yürüyüþler yapan Küncü, kar kýþ dinlemedi. Her gün en az 12 kilometre yürüdüðünü söyleyen Küncü, saðlýðýný spora borçlu olduðunu vurguladý.

Female Cat dergisinin bu ayki kapak kedisi Paþa oldu. Dergi için son derece cüretkar pozlar veren Paþa, fotoðraf çekimlerinin üç gün sürdüðünü söyledi.

Bayat ekmekleri kendilerine vermeyenleri protesto eden güvercinler, soðuk kýþ günlerinde insanlardan destek beklediklerini söylediler. Güvercinlerin eylemine ilginin yoðun olmamasý, soðuk havaya baðlandý.

Cemiyet hayatýnýn ünlü simalarýndan Bidilik kameralara makyajsýz yakalandý. Gözaltý torbalarý ve kýrýþýklýklarý dikkat çeken Bidilik, doðal halini saklamayarak, “Bu halimden utanmýyorum. Hatta kendimi bu halimle aslana benzetiyorum” dedi.

Genç oyuncu Sasha’nýn yeni sevgilisiyle birlikte görüntülendiði fotoðraflar Facebook’ta yayýmlandý. Fotoðraflarýn kendisinden habersiz yayýmlandýðýný belirten Sasha, kimseden gizlisi saklýsý olmadýðýný ancak özel hayatýnýn bu þekilde gözler önünde olmasýný istemediðini belirtti.

Aþýrý kilo kaybýyla dikkat çeken Miniþe, bulimia hastasý olduðu yönündeki söylentileri sert bir dille yalanladý. Miniþe, beslenmesine dikkat ettiðini ve kilosunun normal olduðunu söyledi.

For our foreign readers: Please ask yor Turkish friends to translate the captions for you:)

143


subat_mart  

siyaset, magazin, kultur, sanat, medya, pet, bebek

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you