Issuu on Google+


Virginia Woolf'dan Yaþam ve Yazýn Üzerine Pasajlar Baþyapýtlar, yekpare ve yalnýz doðuþlar deðildir; kitlenin deneyimleri tek bir sesin arkasýnda olsun diye uzun yýllar tüm insanlarla ortaklaþa düþünmenin sonuçlarýdýr. Þair, bize özünü verir; düzyazý ise bedenin ve zihnin biçimini alýr. Kurgu, bir örümceðin aðýna benzer, belki de birbirlerine belli belirsiz tutturulmuþtur, ancak yaþama dört köþesinden baðlanmýþtýr. Çoðu kez bu bað neredeyse hiç sezilmez. Hakkýnda söylenenleri haddinden fazla umursamak sanatçýnýn doðasýnda vardýr. Yazýn, diðerlerinin düþüncelerini aklýn ötesinde bir aþýrýlýkta önemseyenlerin enkazlarýyla doludur. Diðerlerinin gözleri hapishanemiz, düþünceleriyse kafeslerimizdir. Evet, bizim baþýboþluðumuzda, düþlerimizde gizli gerçek bazen su yüzüne çýkar. Dil, dudaklarýn þarabýdýr. Beynim bana göre en açýklanamaz düzenektir- sürekli výzýldayan, mýrýldanan, yükseklerde uçan, uðuldayan, sulara dalan ve çamura gömülen… Ama neden? Ne için bu tutku? Tarihin büyük bir kýsmýnda kadýn isimsizdir. Neden kadýnlar erkeklere erkeklerin kadýnlara olduðundan daha ilgi çekici gelir? Yalnýzca bir kadýn veya bir erkek olmak ölümcüldür: Bir kadýn biraz erkeksi, bir erkek biraz kadýnsý olmalýdýr. Eðer beni ve "bizim ülkemizi" korumak için savaþmakta ýsrar ediyorsanýz, þu konuda aramýzda anlaþalým ki; siz benim paylaþamayacaðým bir cinsiyet dürtüsünü tatmin etmek ve benim paylaþamadýðým ve muhtemelen de paylaþmayacaðým çýkarlar saðlamak için savaþýyorsunuz. Güzel, güzelliðin gücüyle doðru görünür ve kötü de zayýflýðýn yüzünden yanlýþ… Yaþam, simetrik olarak düzenlenmiþ bir dizi gösteri ýþýðý deðildir; yaþam parlak bir ýþýk halkasýdýr, bilincin baþlangýcýndan sonuna kadar bizi saran yarý saydam bir zarftýr. Hayattan sakýnarak huzuru bulamazsýnýz. Bir hayali öldürmek, bir gerçeði öldürmekten daha zordur. Derleyen ve Çeviren: Özlem Yeþilkaya


Açýk Yaraya Suni Zýmpara - Emre Özyapýcý Ölüyorum. Herkes gibi. Deðil! Böyle olmasýný istemezdim. Ama ne yapabilirim ki? Garip deðil mi? Çocukluðumdan beri ölümün farkýndayým ama engelleyemiyorum. Ýnsan alýþamamýþsa kurallanmaya bir yerden sonra doðaya da sataþýr, doðallaþanlara da! Oysa hala hayata dair planlarým vardý. Yüce insanlýðýn(!) dünyasýna göre naif istekler. Alýþamadan uzaklaþtýrýlanlardan biriydim ve yalnýz deðildim. Kabullenemedim. Baþa dönmeliyim ve þimdiye… O sigarayý yakmamalýydým. Nereden bilebilirdim ki konunun ve konularýn, uzanabilir ve dokunabilir tanrýsallýðýný. Þlinkk. Kýpss. Hýffs. Houff. Ya da bunun son sigaram olmayacaðýný. Kapat þu radyoyu Menekþe! Burada bir neden yaratýyorum. Tuzu uzatýr mýsýn? "Tuzzz" dedi. Dedim ki "Artýk çok geç. Koktu yalnýzlýðým." Onun da suçu yok. O, anlamsýz yollarda, sahipsiz kayýklara binmemiþ, binip, gitmeyi beklememiþ. "Sen…" dedi, "Bir artýksýn, bir atýk, bir hatasýn ve mahkûmsun arayýþlarýn boþluðuna!" Tüm soðukluðuyla peþ peþe söyledi. Doðrusu bu, hoþuma gitmiþti. Baþlarda güç bendeydi, istesem olurdu, ben evrenin merkeziydim. Ve inanýr mýsýnýz kimse kulaðýma dahi fýsýldamadý: "Baþkalarý da var. Çerçeveni çiziyorlar." Mutlak iyiliðin, mutlak aptallýk olduðunu bu süreçte öðrendim. Sonuç yýkýcýydý. Her þeyle suçlanýp, her þeyden sorumlu tutuldum. Ortalama bir hayatýn, normal kabul edilebilecek ama bir türlü kabullenilemeyecek konuklarý tarafýndan rahatsýz edildim. "Rahatsýz edildim" diyorum çünkü, çýkarýldým dünyamdan ve alýkonuldum. Mutlu olma þansýmdan. Günaþýrý yalnýzlýk ve hiçliðin pornolarýný izledim. Melike, tam bir kevaþeymiþsin lan! "Sigara?" dedi. Metin Abi, saðlamasý yapýlmýþ bir matematik iþleminin, hala bulunamayan x deðeriydi. Diðerleri için bir kaybeden. Kaybedilen. Kazanmak için geldikleri bu dünyadan sað çýkamayacaklarý belliydi. Neyse, Metin Abi toplumun deðer atfettiði hemen hiçbir þeye sahip deðildi. Bir sigara uzattý. Sigara uzatýrdý Metin Abi ve her zaman þarabýnýn yanýnda topraklý bardaðýyla ikrama hazýrdý. Yaveri Cango uysal bakýþlarýný bozmadan, patileri üstünden bana baktýðýnda, sanki, "Almayacak mýsýn yoksa?" diyordu. "Ben" dedi Metin Abi "Hiçliðin kutsallýðýna inanýrým ve ibadet eder gibi küfrederim. Sen üzülürken gidenlere, ben sevinirim bir daha geri gelmeyeceklere… Bu yüzden unuturum. Üzülme, sen þimdiden kaybolacak kadar unut kendini. Çünkü küfür kýymetli, þarap sevgili, iman kudretlidir ve bir yalnýzlýk nehriyse boðulduðumuz, artýk sadece yýldýzlarý seyretmeli." Yalan söyledim. Bozuk param yoktu ve bu da çok satan bir romana giriþ ya da çok kazandýracak bir giþe filmi senaryosu deðil. Ama böyle konuþmasýný beklerdim. Metin abi, bozukluk istemek dýþýnda konuþmaya henüz karar vermemiþti. Sigara dumanýyla beraber sözler de yapýþýyor ciðerlerime. Nikotini acýya katýk ettikçe kaným, soruyorum kendime; "Boþlukta bir nokta, bir deðer, bir aþk olmak varken, neden hiçliðe hayat verecekmiþiz!?" Anlamýyorsun, sen de ölüyorsun, her saniye, her yerde…


Ulu Bir Matem - Gülbahar Tofan günahsa adým akýt secdesine yüzünü sürdüðün ýrmaðýný acýt beni sarp kayalara sür daðýt beni þeytana adanmýþ bu gerdek bu geç kalýnmýþ intihar aralansýn zar bekaretine ruhun sonra ayýlt beni

kan

ulu bir matemdir bu baþ eð/meme/ye çaðýr kýzlýðý doðduðu gün kutsanmýþ azizeleri içindeyken karanlýðýn sýcak ve ýslak geçitlerine baðýr masum orospular çengiler hatýrýna tükür edebine adabýna giyinip gelmiþlerin aðýr aksak seviþmelerin ey reziller suyun ve ateþin öpüþtüðü yerden geldik öç almaya beyaz tenli çocuklarýmýzdan güç almaya çekilmiþ týrnaklarýyla biz topraðýn kirli piçleriyiz kustuðunuz lanetten nasiplenmeli dölleriniz

kadraj - Bekir Turba göðe baktým gökte bulut suya baktým suda ay bunu hastalýðýma say nereye kadar sarkacýn menzili havadan sudan þeyler gibi gözlerimde çýðlýk gölgeler gösterir gerçeði ben pavlov'un meþhur köpeði kendini yemekten hükümlü


ÝTÝRAZ - Utkun Büyükâþýk Bu þiir bitimsiz bir çalýþma masasý Her daim yalnýzlýða çalýþan öðrenci Ýntihar ona Woolf’’tan kalma miras kadýnsý duru bembeyaz... Belki de polis memuru itaate karþý Üniformasý hep itiraz. Masanýn sonu bitip tükenmez Masala inandýrsa kendini Kafiye düþmez. kapanmaz yara: aile aðacýmýza yazýlý. Ben onu diktaya karþý duruþunda sevdim Tam esir düþecekken karanlýk tarihe Tetiðe düþürdüðü:haklý yalnýzlýðý. “Yine yaptým, on yýlda bir beceririm bunu ben! Her þey gibi eþsiz bir ustalýkla yapýyorum bu iþi, Öyle ustaca ki insana korkunç geliyor Öyle ustaca ki gerçeklik duygusu veriyor, Bu konuda iddialýyým sanýrým.” Ýntihara giden yoldu Plath Deliliðin, ustalýðýn kapanmaz aðzý. Masamdan ince ince sýzan kaan Marmara þiirim okyanuslara akan.


Kendisini Anlatan Oykü - Yýldýz Ýlhan Kumru: Yýllardýr sokakta yaþýyor. Kýzýl saçlý, mihrap yerinde. Nereden geldiðini unutalý çok oldu. Geçmiþe dair her an konuþabilir ama. Hem de uzun uzun. Þundandýr, sokakta yaþayanýn giysileri bol ceplidir, içinde en çok sözcük bulunur. Apo: Yazarlýkta dokuz yýldýr, üçe geçemedi. Her iþin içinde, koltuðunun altýnda dosya, dosyada çekeceði film. Yazý alçýlý geçirdi. Düþmüþ. Gýrgýr heriftir, martavalý usturuplu. Yakýþýklýdýr da piç. Þimdilerde dizide, Urlalý Balýkçý'yý oynuyor. Eli para gördü çýkmaz þenlendi. Yoldaþ Osman: Gündüzleri kederli yürürdü. Akþama doðru içtiði vazifesini yerine getirmeye baþlar, kederi çýðlýða dönüþür, her çýðlýkta kasýlýr caddenin vurdumduymaz mutluluðu. Daha gözyaþlarýna bir akþamlýk, bir galonluk vakit vardýr. On þarkýlýk, yirmi türkülük bir vakit. Kimselerin tam da bilmediði acýyla harmanlanmýþ ömrünü, yanýna oturttuðu bir vakit. Nur: Kokoþ. Fal bakar. Yýldýzname döker. Eskiler toplar çöpten, ama yiyecek toplamaz. Övünür bununla. Eskilerini fal baktýrmaya gelene zorla satar. Faldan para almaz, adý anýlmazlarýn lanetini çekmez istemez üstüne. Sokaðýn güzeli olduðuna inanýr, cigaraya para vermez, dudaðýndan da düþürmez. Kafasý her daim bi dünya. Kumru'yu görünce omzunun üstünden ceketinin içine üç kez tükürür. Kumru'nun gözleri deli mavisidir çünkü ve nazarý beladýr. Sümbül: Gül alýrlar gül satarlar, gülü gül ile tartarlar. Derdi imaný güldür gül! Anladýnýz, gül satar Sümbül. Sevdiðine çiçek almayan adamý adamdan saymaz, alaný da enayi beller. Parasýný alamadýðýndan illa bi cigara olsun kapar. Kendim özüme býraktým der, faytoncu çocuklarýn avucuna tutuþturur. Tepecik romanlarýndan. Üç ev bakar kimseye demez. Sokak: Bu kentin en dar sokaðýymýþým, söylediler bir vakit, duydum. Esrikliðin adýmlarý bastý üstüme. Tespih þýkýrtýlarýna sarýlmýþ ürkek cüretkârlýðý bildim. Taze sermayeler yaþlandý, kafeslerden baka baka üç beþ yýlda. Nerdeyse yüz yýl olacak evlerimdeki þehvet taþýnýp gitti, yoksullar geldi, yoksullar gitti. Numaram, adým deðiþti durdu. Terk edildim, unutuldum, iþgal edildim, kurtarýldým güya. Hep kaybetmiþlerin yurdu oldum, hep. Apo: Bu sokaðýn filmini çekecek az kaldý. Dizide birkaç herife söz ettim, bu iþler tanýdýkla, çok da anlatamýyorum namussuzlara, korkuyorum çalacaklar projeyi, diyor.

Boncuklu Deli Bayram: Nur'un belalýsý desem sevgilisi bellersiniz hemen. Yok be, falda rakibi. Yeni peydah oldu mahallede. Elinde, boynunda bileðinde bir dünya rengârenk boncuk, Ýlle de siyahlarla beyazlar iri. Bankacý kýzlarýn gözdesi oluvermiþ, ne vakit kimse anlamýyor. Zaten Nur'dan baþka kafasýna takan da yok varlýðýný. Boncuklu'nun da kimseleri görecek gözü yok. Gelip geçerken bakýyorum, Edessa Cafe'nin perde arkasýnda, elinde kart, gözü karþýsýndaki genç kýzda durmaksýzýn konuþuyor. Kumru "Ben o kýzlar kadar genç, bi de


maaþlý olacam da herife gelecek okutacam, ne günlere kaldýk yarappi" deyiverince arada, Nur'un içi gülüveriyor, ama arada. Yoksa hepten sevmez bunlar birbirlerini. Sokak: Kaç yýl önceydi unuttum, ama var en az bir onbeþ falan. O zaman bütün evlerim harabe, birkaçý iþgal. Boyalý Kapýlý' da Kumru kalýyor, bir de üç beþ kopil. Tinerci gaftici falan bunlar. Kapýyý da öyle boyamýþ hatun, ondan bundan artanla, evlere þenlik. Döþeme kýrýk soðukta sökülüp yakýlmaktan, tavan akar. Kumru'da bir çocuk sevgisi, anlatýlýr deðil. Hepsinin anasý bellemiþ ya kendini, arkadan Ege Palas'a týrmanýp battaniye çalmýþ. Hadi bakalým Buca'ya. Birkaç gün geçti geçmedi çocuklar Yoldaþ Osman'ý yaktýlar. Tineri serpip vermiþler ateþi gariban'a. Sebep, yok öyle bir þey sokakta. Yoldaþ da geçirmiþ eline bir sopa, yer misin yemez misin bunlara. Veletlerden birinin ayaðý kýrýldý. Osman'la çocuk hastaneye. Sonrasýnda onlar da Buca'ya. Sümbül: Nur'a da Kumru'ya da hasta Sümbül. Ama iyi manada deðil. Yani þöyle ki, ikisine de fena halde gýcýk gider kendi tabiriyle. Yorgansýz haspalar der ikisine de. Kendisinin gülkurusu saten çeyizlik yorganý özenle saklýdýr eski bir çarþafa sarýlmýþ. Hýdrellez gecesi açýlýp naftalini silkilir, örtünülür sonra da. Bu iki garibana hýncý, bir baþka öykümüzün kahramaný Kartal Abi'mize yanýklýðýndandýr ,"veresim var" der arada içine. Sonra hatýrlayýverir ölmüþ kaynanasýnýn vasiyetini, "bir oðluma bakacaksýn ölünceye dek ama zinhar fal bakmayacaksýn". Böyle demiþtir iþte eli elinde, son nefesinde. Kocasýnýn böbrekleri on yýldýr iflastýr, diyalize gider gün aþýrý yeþil kartla.

Sokak: Birkaç ay geçmedi hepsi bana döndü yine. Ne de olsa ikisi meczup onlara kalýrsa, birinin yaþý küçük. Osman'ýn yanan bacaðý topal kaldý o geceden sonra. Eskiden polislere söver sayardý, sonrasýnda nerede bir sokak çocuðu görse elindeki sopayla kovaladý yýllar yýlý. Ama hiç unutmam, ben dumana ve acýya uyandýydým o gece. Apo: Filmini hala çekemedi. Ama tiyatrocu abisi de, yazar ablasý da sokaðýn filminde ortak çalýþmak için zaten söz vermiþlerdi ona. Apo'ya söz veren abi ve abladan bol ne vardý ki bu kentte? Diziden verdikleriyle kredi kartýný kapattý. Ziyafet çekmedi diye kýzdý sokak ahalisi. Bir tek Kumru anladý onu. "Kapayýn gagalarýnýzý akbabalar"dedi. "Elbet kapatacak çocuk, içimizde tek kart onda. Rahmetli Yoldaþ'ý onunla kaldýrdýk." Hiç Kuþu: Hep buralardayým ben, pek ayrýlmam mahalleden. Öyle ya her yerin hiç kuþu baþka. Bazen birinin omzunda, dudak kenarýndayým. Bazen baþkasýnýn boþ þarap þiþesinin son yudumunda. Birbirlerine duyduklarý, sevgide, merakta, kýskançlýktayým. Kat kat giysilerinin, çökmüþ yüzlerinin gizleyemediði kösnüllükte. Dünyanýn yükü aðýr geldiðinde, çekemediklerinde, ruhlarý avuçlarýndan kaydýðýnda, savurduklarý sözcüklerin gergin ipindeyim. Ama görünmem pek. Bir tek son cenazede görüverdiler iþte, üzüntümden beceriksizleþtim, boþ bulundum.


Fotoðraf: Ýsmail Ertin

Öykü: Figen Uður Dölek


Aþþþk… - Bülent Serçe Klimt resmine bakýyor: Adam kadýna doðru eðilmiþ, kadýnýn gözleri kapalý. Bedenlerini çiçekli bir iç savaþa akan nehire yatýrmýþlar. Sanki biraz yorgun gibiler. Tablonun arkasýndan þehir karanlýða gömülürken, dumanlý bir ateþ böceði atlasýnýn önünde öpüþün ýþýðý aydýnlanýyor. Yüzünü tablodan alýp garsona çeviriyor. Küçük bir kaðýt parçasý uzatýyor ona garson. Telefonun tuþuna dokunuyor… ''Caným; kapatmýþsýn gözlerini, bakýr renkli böceklerin ýþýltýsý yüzünde. Eðiliyorum sana, eðiliyorum. Ve bir öpüyorum ki, birden bir nar çiçeðine dönüyor yüzün. Ben öptükçe seninle bir gökkuþaðýndan düþüyoruz. Sen benim bahçemsin, üstümü örten renkli bahçem. Dinlendirici sýcaðým. Ört bütün kapýlarýný evrene, uykunla mayala beni. Ýyi geceler.'' Kýrmýzý bir uçurtma yalýyor yüzünü. Tabloya bakýp derin bir nefes alýyor. Garsona bir 'absent' söylüyor. Küçük kaðýt parçasýndan bakarak numarayý çeviriyor…'' Aþkým! Bulamayacaðýmý mý düþündün. Bak bütün þehri kapattým dýþarýya. Hadi, sýyrýl da gel þu atlas yorganýndan. Baharým, kuruluyorum sana.''

Anadil - Þu konuþan Bejgo mu? Hem de Makedonca. Ben onu dilsiz sanýyordum. - Evet Dr. Bey, Bejgo. Akrabalarý nihayet bulmuþlar nerede olduðunu. 30 senedir anadilini beklermiþ garip. Derleyen: Meral Genç


Ç/Örek - Vanya Teyze "Vajina Monologlarý" oyununun ilk gecesinde, ülkenin en önemli aktristlerinden ve tanýnan isimlerinden oluþan oyuncu kadrosu, kulisteki hususi odalarýna çekilmiþ, gala akþamý için son hazýrlýklarýný tamamlamak üzereydiler. Semiha Haným makyöz Suzan'ýn hazýrladýðý özel solüsyondan sürmüþ, gözü saatte kimyasal maddenin etkisini göstermesini beklemekteyken; diðer odadaki Güner Haným kendi monoloðu esnasýnda rol arkadaþlarýný ezip geçmek arzusuna kapýlmýþ, kocasýnýn maharetli ellerinin mihmandarlýðýnda kendini volüm oylumlandýrma egzersizine býrakmýþtý. Eski bir manken olan Asuman hayatýnda ilk kez tiyatro sahnesinde boy göstereceði için parçalý heyecanlar taþýmakla birlikte, boþ oturmaktansa, eski bir porno yýldýzý olan oyunculuk koçu Aytunç Bey'den yardým ricasýnda bulunmuþtu. Aytunç'un hayli geniþ bir aðzý, hafýzalara girdiðinde çýkmasý mümkün olmayan irilikte bir dili vardý. Mesleðinde oldukça baþarýlýydý, Türkçe'yi aksansýz ve hayranlýk uyandýracak netlikte konuþurdu. Adam son kez rolün üzerinden geçerken kan ter içinde kalmýþtý. Sondan bir önceki odadan Lâle Haným'ýn ses açma iniltileri geliyordu. Genç kadýn bedenini yardýmcýsý, masörü ve partneri olan Jale'nin usta ellerine býrakmýþtý. Oyundan önce kaslarýný gevþettiriyordu. L��le Haným lezbiyenliðini gizlediðini sanýyorduysa da durumunu sanat çevrelerinin malûmuydu. Sondaki oda en büyük olanýydý ve camianýn içinde olanlarca Medea Ayten diye bilinen yýllarýn Ayten Haným'ýna ayrýlmýþtý. Usta sanatçý yalnýzdý. Yýkayýp, özenle dezenfekte ettiði bir salatalýðý mikrofon gibi önüne almýþ, eserin en can alýcý monoloðunu ezber geçiyordu; "Ey Clitorati; sen ki varsýlýn da, yoksulun da istikbalini bir darbenle yok edensin. Ýstersen bir cilvenle imparatorlarý dize getirirsin. Doðurganlýðýný esirgeme kullarýndan!" Ayten Haným'ýn sesi tedirgindi, kafasý bu odada bir numara olmasý olasýlýðýna takýlmýþtý. Oyunun yönetmeni Berke Bey üst kattaki odasýnda, makam koltuðuna yayýlmýþ, önündeki beþ ekrandan, oyuncularýnýn son hazýrlýklarýný aný anýna izlemekteydi. Güneþ gözlükleri burnundan aþaðýya kaymýþ, yorgun bakýþlarýnda hýnzýr hülyalar geziniyordu. Pantolonu ve iç çamaþýrlarý dizinin altýna kadar inmiþti. Belki de bu yüzden sinsi bir gülümseme suratýnýn orta yerine ç/örek/lenmiþti.


Keleb


yumuþayýp kesildi. Yanan boðazýmý, þarap lekeli beyaz masa örtüsünü saymazsak daha iyiyim. Nasýlsýn? Cevap vermek yerine bir peçete alýp çenemi sildim. Yeniden kötü hissediyordum. Gidebilirdim. Gidebilecek kadar kalmýþtým. Ayaða kalktým. Ýçimdeki sancýyan þeyden kurtulmak için baðýrdým: O zaman neden takýyorsun o küpeleri! Madem sevmiyorsun neden takýyorsun? Ýrkildi. Ýrkintisi þaþkýnlýða dönüþtü. Gülümsedi. Gülümsemesi; frambuaz kokuyordu. Gülümsemesi; sesimle yükselttiðim duvarýn çatlaklarý arasýndan gizlice bakan zavallý vahþiyi görünür kýlýyordu. Gözlerime biriken öfkeden dudaklarý için bir kahkaha kopardý. Kahkahasý bitince yüzü keyifsiz döküldü.

Babam, dedi. Yýllar önce hediye etmiþti.


Denizkýzý ve Filigran - Özer Alptekin

güneþin altýnda durur bakardýk rüzgara, buluta ve sevdalý çiçeklere elmayý, cevizi ve parçalanmýþ narý bir gülüþün renginde tadardýk dostluðu aþký ve vefayý arayana ýþýyan suda tarif ederdik aynanýn yüzünde ne varsa sýrrý o kadar heyhat tekdüze ve içi içe geçmiþ logoydu hayat bir el kurmuþ bir baþka el oynuyordu aynanýn sýrrý döküldü bir gün deniz kýyýya bir kýz býraktý onunla bakar olduk her þeye çiçeðin þarkýsýný duyduk rüzgarýn daðlarýný bulutlarýn hayallerini sevdik çizgilerin yollarýný deniz kýzýna tutunca aþký dilimiz taþtan lâl nasýl bir aðustos sokaklarda pembe karlar


Bravitzlana Rubakalva Bravitzlana Rubakalva, bizim için yarattýðým ülke. Bravitzlana Rubakalva, bizim kendi ülkemiz. Bravitzlana Rubakalva'da, kýzýlçam kalbinden ve yaþlý karaaðaç gözlerinden kulübeler yapacaðýz. Yerler ve duvarlar kristalden… Ve ateþten aðaç kökleri etrafýnda þarký söyleyeceðiz, ormanda oynayacaðýz. Ve Bravitzlana Rubakalva'da beyaz saçýmýz hiç yanmayacak hayýr, hayýr, hayýr, o hiç yanýp tutuþmayacak. Ve biz fenerlerimizi karanlýða býrakacaðýz. Ateþte, aydýnlýðýn içinde dans edeceðiz. Ve biz fenerlerimizi karanlýða býrakacaðýz. Ateþte, aydýnlýðýn içinde dans edeceðiz. Kýrmýzý, titrek alevlerle vals yapacaðýz. Kýrmýzý, turuncu, kýrmýzý, bir, iki bir, iki, üç, bir, iki, üç… Bravitzlana Rubakalva, bizim kendi ülkemiz. Bravitzlana Rubakalva'da gövdemiz saydamdýr. Ve orada biz tüm mucizelerin gerçekleþtiðini izleyebiliriz. Organlarýmýzýn hafifçe çarptýðýný izleyebiliriz. Ekmeðimizin daðýlýþýný izleyebiliriz. Hücrelerimizin bölündüðünü izleyebiliriz. Ve bebeklerimizin suda süzüldüklerini izleyebiliriz. Onlarýn hiç'ten meydana geliþlerini izleyebiliriz. Arkamýza yaslanýr ve onlarýn hiç'ten var olmalarýný izleriz. Kanýmýzýn hýzlýca aktýðýný izleyebiliriz. Derin vadilerimizin duvarlarýndan öteye aktýðýný… Ve birbirimizin kollarýnda uzanýrken kaslarýmýzýn dans ediþini izleyebiliriz Çünkü Bravitzlana Rubakalva'da kollarýmýz bedenlerimizde deðildir. Yazar-Gitar-Vokal: Mariee Sioux / Çeviren: Özlem Yeþilkaya


Kýsa Söyleþi "...Kiþi erkekse, aklýnýn kadýn olan bölümü de etken olmalýdýr ve bir kadýn da ayný ölçüde içindeki erkekle iliþkide bulunmalýdýr. Belki de Coleridge üstün bir aklýn çifte cinsiyetli olduðunu söylerken bunu kastetmiþti. Ancak bu iç içe geçme gerçekleþtirilebilirse akýl tam anlamýyla verimli olabilir ve tüm gücünü kullanabilir. Belki de katýþýksýz eril olan bir zihin, yine katýþýksýz diþil olan zihin gibi, yaratýcý olmaz..." (Virginia Woolf - Kendine Ait Bir Oda) Figen Uður Dölek: Peri Gazozu, eril/diþil aklýn harmaný mýdýr? (ki okura bu kadar hýzlý ve yoðun geçiyor.) Ercan Kesal: Çiftçi bir aileydik. Hasat zamaný evin önüne gelen arkasý buðday çuvallarýyla yüklü traktörleri iyi hatýrlýyorum. "Harar" denilen ve bir kiþinin tek baþýna taþýmasý mümkün olmayan geniþlikte olurdu çuvallar. Annem, her seferinde traktörün yanýna isteksizce yaklaþan babamý ayný cümlelerle gönderirdi eve: "Sen eve git Mevlüt, çuval aðýr, belini aðrýtýrsýn…" Babamdan, "Peki, sen nasýl taþýyacaksýn bu aðýr çuvallarý?" sorusunu hiç duymadým! Sessizce, hiçbir þey olmamýþçasýna içeri gider, gözlüðünü takarak gazetesini okumaya baþlardý. Annem, evin erkeði oymuþ gibi, önce traktörün þoförünü, onu uygun bulmamýþsa yoldan geçen güçlü kuvvetli birini çaðýrýr, daha sonra da, onun bileðini bir eliyle yakalayýp, karþýsýndakinin eliyle de kendi bileðini tutturarak, adeta bir duvar gibi ördüðü bu dört elin üzerine aðýr buðday çuvalýný yükleyip, evin arkasýndaki depoya taþýrdý.

Çok uzun yýllar sonra, biraz da kýzdýrmak için "buðday taþýnmasý" meselesini açarak, sormuþtum anneme: "Yav anne, elin erkeðinin elini, bileðini nasýl tutardýn sen öyle, ayýp deðil mi?" "Kolçaðýmýn üzerinden tutardým oðlum, deðdirir miyim hiç elime? Demiþti, utangaç ve taze bir genç kýz gibi… Hiç okula gitmeyen, okuma yazmasý olmayan, ama tanýdýðým en bilge kadýnlardan biri olan annem, hayatý boyunca böyle yaþadý. Defter kapladýðým renkli ambalaj kaðýtlarýnýn ucunu tükürüðüyle ýslatýp dudaðýna ruj yapacak kadar kadýn; ya da kurban bayramlarýnda evimizin bahçesinde kurban kesecek kadar erkekti. Virginia Woolf'un dediði gibi, "içindeki erkekle" mi buluþmuþtu, bilmiyorum. Lakin, hayatla ve dünyayla iyi bir ortaklýk kurduðu kesindi, ben þahidim. Hayat "öðrenmeler" üzerine kuruludur. "Peri Gazozu'nun ana maddesi annemden ve babamdan öðrendiklerimdir. Belki de bu bahsi yine babamdan duyduðum bir anekdotla bitirmeliyim: "…Ekini biçip, buðdayý savurduktan sonra, ürünün hasýný çuvallara doldurur pazara götürürdük. Geride, harmanýn dibinde, arpa, buðday ve yulafýn karýþýk olduðu, "kesmik" denilen bir yýðýn kalýrdý. Biraz buðday, biraz arpa, biraz da yulaf. Bu karýþýk ürün pazarda pek para etmez. Çitçiler, hasattan kalan bu atýklarý toplar, temizler ve deðirmende öðütürler. Bu undan dünyanýn en lezzetli, en güzel kokulu ekmeði olur."Kesmik unun ekmeði…" "Peri Gazozu", kesmik unun ekmeði gibi lezzetli ve mis kokulu olsun istedim… Karýþýk ve içinde insan olan bir harmanda…

Bu sayýmýza katkýda bulunanlar: Özlem Yeþilkaya, Emre Özyapýcý, Gülbahar Tofan, Bekir Turba, Utkun Büyükâþýk, Yýldýz Ýlhan, Ýsmail Ertin, Figen Uður Dölek, Bülent Serçe, Gustave Klimt, Meral Genç, Vanya Teyze, Erhan Söðüt, Özer Alptekin, Mariee Sioux, Ercan Kesal, Virginia Woolf ve adýný vermek istemeyen biri. Sanat Yönetmeni: Erhan Söðüt


Aykiri kus sayi 2