Issuu on Google+

EGEMENLİİK, ŞİİDDET VE GÜÜ VENLİİK

7 Haziran’dan 1 Kasım’a Egemenlik ve Güvenlikleştirme Tartışmaları

Veysel Can Karakaş YTÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans 15716003

Güz Dönemi


7 Haziran’dan 1 Kasım’a Egemenlik ve Güvenlikleştirme Tartışmaları Özet Bu çalışmanın amacı, 7 Haziran ve 1 Kasım milletvekili seçimleri arasındaki süreci Carl Schmitt’in “kanunilik” ve “egemenlik” tartışmaları ile Kopenhag Okulu’nun “güvenlikleştirme” teorisi ve “söylemsel inşa” yaklaşımıyla açıklamaktır. Ayrıca Giorgio Agamben’in “istisnai durum” tartışmaları ile de diyaloglar yürütülecektir. Öncelikle, iki seçim arasındaki bu süreçte “egemen olanın” hangi aktör ya da aktörler olduğuna bakılacaktır -zira bunun, yakın siyasi tarihimiz açısından önemli bir tespit olacağını düşünüyorum. Sonrasında Kürt

sorununun,

7

Haziran

seçimleri

sonrası

ülke

açısından

nasıl

yeniden

“güvenlikleştirildiği” ve egemen tarafından 7 Haziran öncesinde sergilenen siyasal davranışların nasıl terk edildiği araştırılacaktır –ki 7 Haziran – 1 Kasım sonrası siyasal olguları açıklamak adına bu, son derece gereklidir. Buradaki iddiam, “egemenin”, bir süredir barış görüşmeleri yaptığı “siyasal hasmına” karşı güvenlikleştirme politikasına dönmesi ve siyasal hasımın da buna cevap olarak şiddetinin boyutunu ve niteliğini daha önce pek az görülmüş şekilde sıçratması hadiselerinin, egemenin daha önce ikna edemediği kimi seçmeni kendi siyasal programına ikna etmesiyle sonuçlandığıdır. Özellikle bu ikna noktasında “güvenlikleştirme” politikasının söylemsel boyutu örneklerle gösterilecek ve iki seçim arasında meydana gelen, çoğu üniversite öğrencisi 31 kişinin yaşamını yitirdiği, Suruç Saldırısı ile Türkiye tarihinin en büyük şiddet eylemi olarak anılan, 106 kişinin öldürüldüğü, 10 Ekim Ankara Saldırısı da olgusal sonuçları açısından değerlendirilecektir. Bu çalışma belirli bir siyasal döneme bakarak, hem Türkiye’nin yeni siyasi rejiminde egemenin hangi aktör/aktörler olduğu tartışmalarına katkı sunmaya, hem de iktidarı elde tutma ya da egemenlik bahsinde son kertede “dost-düşman siyasetinin” ve güvenlikleştirme politikalarının ne denli belirleyici olduğunu göstermeye, dolayısıyla iki seçim arasının nasıl Schmittyen bir siyaset anlayışıyla dizayn edildiğini anlatmaya çalışacaktır. Keywords: Egemenlik Teorileri, Güvenlik Çalışmaları, Güvenlikleştirme, Kanunilik, İstisnai Durum

Giriş İki seçim arasındaki siyasal süreci, öncelikle, “kanunilik” ve “egemenlik” kavramları ile tartışacaksak, 7 Haziran 2015’teki milletvekili seçimleri öncesindeki aktörlere göz atmak 2


ve onların karar alma süreçlerindeki pozisyonlarını algılamak önem taşır. Bu açıdan 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’ne, hatta 2007’deki cumhurbaşkanı seçim usulünün değiştirilmesine kadar gitmek gerekir. Çünkü 2007’de yaşanan cumhurbaşkanlığı seçim krizinin (367 krizi) ertesinde, TC Anayasa’sının 101. maddesinin, “Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından, halk tarafından seçilir.”

ve 102. maddesinin, “Genel oyla yapılacak seçimde, geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. İlk oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamayı izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılır. Bu oylamaya, ilk oylamada en çok oy almış bulunan iki aday katılır ve geçerli oyların çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.”

şekline dönüştürülmesi, Carl Schmitt’in, “Kanunilik ve Meşruiyet” adlı eserinde Weimar Anayasası’nın ikinci kısmını tartıştığı bölümlerde de görebileceğimiz gibi, “parlamenter yasama devletinde” kanun koyucunun, biraz daha genişletirsek karar alıcı merciin, aslında hangi politik aktör olduğu soru(n)larına yol açar mı? Schmitt bu bölümlerde “parlamenter yasama devleti” olarak gördüğü Alman Devleti’nin Weimar Anayasası’nda, olağan kanun koyucu “parlamentonun ansal çoğunluğu” yanında “ansal çoğunluk” iddiası taşıyan üç farklı olağanüstü kanun koyucu olmasının (Weimar Anayasası’nın ikinci kısmı, plebisiter halkoylaması ve devlet başkanı), karar almada nasıl çelişkilere yol açtığını, asıl karar alıcının/kanun koyucunun kim olduğu noktasında belirsizliklere sebep olduğunu anlatır 1. Bu tartışmalar ışığında, Türkiye’de Cumhurbaşkanı’nın 5 yıllığına halkoylamasıyla seçilmesi, zaten halk tarafından 4 yıllığına seçilmiş hükümet eden bir partinin mevcudiyetiyle üst üste geldiğinde, karar alıcının kim olduğu noktasında bir belirsizlik oluşur mu? Schmitt’in anılan eserini Türkçeye çeviren ceza hukukçusu Mehmet Cemil Ozansü’nün de kitabın sunuş kısmında değindiği gibi bu durum, “plebisiter meşruiyet üzerinden kanunilik sistemini yıpratır”2 mı?

7 Haziran Öncesi

1 Schmitt, Carl, Kanunilik ve Meşruiyet, çev. Mehmet Cemil Ozansü, İstanbul: İthaki, 2016, sf.45-105 2 Ozansü, Mehmet Cemil, “Sunuş”, Kanunilik ve Meşruiyet, Carl Schmitt, çev. Mehmet Cemil Ozansü, İstanbul: İthaki, 2016,

3


1982 Anayasası ile yetkileri arttırılsa da, TBMM’deki güç farklılıklarını dengeleyecek bir balans ve yine parlamentonun tıkanıklıklarını aşmada başvurulacak tarafsız bir figür olarak kurgulanan3 Cumhurbaşkanı, 10 Ağustos 2014’te, ilk defa halk tarafından seçilmesi itibariyle muhtevası değişen bir aktöre mi dönüşmüştür? ‘İlk kez halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanı’ sıfatıyla Recep Tayyip Erdoğan 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri öncesinde bu duruma değinir: “10 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı’nın seçilmesiyle bir dönem bitmiştir. Yeni bir sistem gelene kadar bu devam edecek. Bunun değişip değişmeyeceği ise 7 Haziran’da belli olacak. İşlerin 2014 öncesinde yürümesini beklememeli. O dönem geride kaldı… Cumhurbaşkanı siyaset yapıyor diyorlar. Siyaset dışında kalmalı

diyorlar. Bunlar kendilerine göre konu mankeni

arıyorlar. Ben

4

Cumhurbaşkanıyım. Konu mankeni olmam”

Tam da bu noktada parlamentonun yanında yine halkın ansal çoğunluğu tarafından seçilen bir başka aktörün, “parlamenter yasama devletinin kanunilik sistemi”nin altını oyarak, onu krize sürüklediğini iddia eden5 Schmitt, bu tartışmayı siyasal partilerden kişilere doğru genişletir: “Yalnızca, kendi safında %51’lik bir çoğunluğa sahip olmadan devlet gücü veya devlet benzeri bir güç kullanan kimse, yasadışı ve böylece bir ‘tiran’ olur. Kim bu çoğunluğa sahipse, artık hiçbir surette haksızlık ika edemez, bilakis yaptığı her şey hukuka ve kanuniliğe dönüşür.” 6

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle başlayan “parlamenter yasama devletinin kanunilik” tartışmaları, parlamenter sistem değişikliği yani başkanlık sistemine geçiş talepleri ile devam eder: “Günümüz şartları hızlı karar almayı ve hareket etmeyi gerektiriyor. Mevcut sistem bunu karşılamıyor. Türkiye’nin ihtiyacını karşılayacak olan sistem başkanlık sistemidir. 400 milletvekilini verin ve bu iş huzur içinde çözülsün.”7

7 Haziran – 1 Kasım sürecine anlam verebilmek için kanunilik ve egemenlik tartışmalarında bakılması gereken bir başka aktör ise 13 yıldır iktidarda olan, Cumhurbaşkanı 3 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 1982, Md.101. ve 104. 4 “Erdoğan: Konu Mankeni Olmam”, Milliyet Gazetesi, 21 Mart 2015, http://www.milliyet.com.tr/erdogan-konu-mankeni-olamam/siyaset/detay/2032011/default.htm [09.12.2016] 5 Schmitt, 2016, sf.107. 6 age, sf.34-35 7 “Erdoğan'dan tehdit: 400 vekili verin, bu iş huzur içinde çözülsün”, Evrensel, 07 Mart 2015 https://www.evrensel.net/haber/107046/erdogandan-tehdit-400-vekili-verin-bu-is-huzur-icinde-cozulsun [09.12.2016]

4


Erdoğan’ın eski partisi Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)’dir. Burada AKP hakkında kronolojik bilgi verilmektense, partinin, yukarıda ele alınan “kanunilik”, “parlamenter yasama sistemi” tartışmaları çerçevesinde 7 Haziran seçimleri öncesindeki siyasal söylem ve davranışlarına bakılacaktır. 7 Haziran Genel Seçimleri’ne Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra Başbakanlık koltuğuna oturan Ahmet Davutoğlu liderliğinde giren AKP, Davutoğlu’nun bizzat kendisinin kaleme aldığını söylediği8 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri Seçim Beyannamesi’ndeki “Yönetim Modeli ve Başkanlık Sistemi” isimli bölümde şu satırlara yer verir: “2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortaya çıkarılan anayasal kriz sonrasında öncülük ettiğimiz anayasal düzenlemelerle, Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi sağlanarak, Cumhurbaşkanlığı makamı vesayetçi misyondan arındırılmıştır. Ancak, doğrudan halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanı ile Başbakanın siyasal sistem içindeki yetki ve görev paylaşımı, yeni bir düzenlemeyi zorunlu kılmaktadır… Ancak mevcut sistem, Cumhurbaşkanı ve Başbakanın farklı siyasi geleneklerden gelmeleri durumunda, kriz üretme potansiyelini taşımaya devam etmektedir… AK Parti olarak, mevcut sistemin siyasi tarihimizdeki vesayetçi kurgusunu da göz önünde bulundurarak, Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesinin oluşturduğu bu yeni durumun yol açabileceği muhtemel yönetim sorunlarının başkanlık sistemiyle aşılacağına inanıyoruz.”9

Son olarak burada, AKP hükümeti ile PKK’nin, Abdullah Öcalan ve Kürt Hareketi’nin parlamentodaki temsilcileri (Barış ve Demokrasi Partisi-BDP- ve ardılı Halkların Demokratik Partisi-HDP-) aracılığı ile barış görüşmelerine başlamasına kısaca yer verilecektir. 2009 yılında Norveç’in Oslo kentinde gayri-resmi ve gizli bir şekilde başlayan MİT-PKK görüşmeleri, 2013 Newroz’unda, İmralı Adası’nda tutuklu bulunan Abdullah Öcalan’ın mektubunun okunmasıyla resmen çatışmasızlık sürecine dönüşmüştür. Böylece PKK gerillaları Türkiye topraklarını terk ederken, TSK, gerillalara yönelik operasyonları durdurmuştur.

7 Haziran – 1 Kasım 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri’nde AKP %40.87 oy alarak (CHP %24.95, MHP %16.29, HDP %13.12, SP %2.06) tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişecek sayıda milletvekiline ulaşamamıştır.10 Bunun üzerine AKP’li veya AKP’siz iki farklı koalisyon hükümeti ihtimali belirmiş, fakat Cumhurbaşkanı’ndan hükümet kurma yetkisi alan AKP, 8 “Beyanname hazır, ‘Başkanlık’ bölümünü bizzat yazdı”, 12 Nisan 2015, http://www.ankarareview.com/beyanname-hazir-baskanlik-bolumunu-bizzat-yazdi/ [11.12.2016] 9 “AKP 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri Seçim Beyannamesi”, 15 Nisan 2015, https://www.akparti.org.tr/site/haberler/secim-beyannamesi-aciklandi/73293#1 [11.12.2016]

5


Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile görüşmelerden sonuç alamayınca, Cumhurbaşkanı, hükümet kurma yetkisini seçimlerde en çok oyu alan ikinci parti CHP’ye vermek yerine seçimleri yenileme kararı almıştır. “Türkiye 7 Haziran seçimlerinin ardından siyasi belirsizlik dönemine girdiğinde ben biraz seyrettim, bakalım ne yapacaklar. Birinci parti dolaştı, gezdi. Ardından hemen şunu başlattılar; görevin ikinci partiye verilmesi lazım. Ben siyasette çırak değilim, kalfa da değilim, elhamdülillah bir yere geldik. 40 yıl. Sana vereceğiz de sen ne yapacaksın? Sen bir defa Beştepe'nin yolunu bilmiyorsun. Beştepe'nin yolunu bilmediğin gibi bir de senin sayısal durumun zaten diğer iki partiyle de bir araya gelsen, bu hükümeti kurmaya yeterli değil. Niye? İktidar partisi zaten sayısal olarak çok çok fazla. Onun olmadığı bir ortaklık hükümetin kurulmasına zaten yeterli değil. Onun için 'Benim zaman kaybına tahammülüm yok' dedim. Anayasanın amir hükmü gereğince adımı attık ve tekrar seçim kararını aldık.”11

Yukarıdaki demeç Cumhurbaşkanı tarafından 7 Kasım 2016 tarihinde verilir ve adeta geç gelen bir itiraf olarak değerlendirilebilir. Peki bu demeç doğrudan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan bir kriz anı tanımlaması olarak değerlendirilebilir mi? Anayasal yetki anlamında Cumhurbaşkanı’nın, seçim sonrası hükümet oluşturulamadığında seçimleri yenileme kararı alma imkanı vardır.12 Ancak burada sorunsallaştırılması gereken, o tarihe kadar uygulanagelen bütün teamüllere zıt bir şekilde hükümetin kurulması için yolların tüketilmemesi tercihi ve kararıdır (Cumhurbaşkanı burada %10’luk seçim barajını geçen diğer üç partinin hükümeti kuracak çoğunluğunun olmadığını söylese de, üç partinin milletvekili sayılarının toplamı hükümet kurmaya yetiyordu). Yine Carl Schmitt’in teorik tartışmalarından yola çıkarsak, bu olgunun bizi “egemenlik” sorunsalıyla baş başa bıraktığını fark ederiz. Schmitt’e göre egemen, alametifarikası dost-düşman ayrımı yapmak olan bir siyasal birliğin, aynı zamanda kriz anına karar verme ve “tayin edici duruma dair karar alma” özelliği olan bir siyasal birliğin ifadesidir13. Giorgio Agamben ise, “egemenlik” kavramının basitçe, devlet içinde hiyerarşik manada üstün bulunan bir öznenin iradesi olmadığını söyleyerek, “nomos”a dikkat çeker. “Nomos”, yazılı hukukun üstünde yer alan sözel olan, sözün, sözlü emrin asıl olduğu bir hukuk biçimidir. Egemenin ağzından çıkan söz olarak “nomos”un, yalnızca hukuki 10 “7 Haziran Genel Seçim Haritası”, 7 Haziran 2015, http://www.cumhuriyet.com.tr/genel_secim_2015_7_haziran/ [11.12.2016] 11 “Cumhurbaşkanı Erdoğan: Siz milletvekili gibi değil de terörist gibi davranırsanız elbette terörist muamelesi görürsünüz”, 6 Kasım 2016, http://www.hurriyet.com.tr/amp/cumhurbaskani-erdogan-siz-milletvekili-gibi-de-40270120 [12.12.2016] 12 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 1982, Md.110 ve 116. 13 Schmitt, Carl, Siyasal Kavramı, çev. Ece Göztepe, İstanbul: Metis, 2014, sf.68

6


sistemde değil, her gün yeniden kurulan toplumsal ilişki biçimleri üzerinde de bir etkisinin olacağını belirten Agamben’e göre; “Egemen, meşru/yasal olan ile olmayanı değil; hukuk alanına canlılığın sokulmasını ya da Schmitt’in kendi sözleriyle, hukukun ihtiyaç duyduğu ‘hayat ilişkilerinin normlar çerçevesinde yapılaştırılmasını’ kararlaştırıyor.”14 Böylece, Cumhurbaşkanı’nın 24 Ağustos 2015’te verdiği seçimleri yenileme kararı ile yeni seçim tarihi son seçimlerden yaklaşık 5 ay sonra, 1 Kasım 2015 olarak açıklanmıştır. 9 Temmuz 2015’ten beri kurulmaya çalışılan koalisyon hükümeti 17 Ağustos’a kadar kurulamamış, bunun yanında koalisyon görüşmeleri sürecinde belki de 1 Kasım seçimlerinin sonuçlarına etki edecek dönüm noktası olarak nitelendirilebilecek bir olay yaşanmıştır: 20 Temmuz 2015 tarihinde Urfa, Suruç’ta yaşanan canlı bomba saldırısı. Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) bağlantılı bir canlı bomba, çoğunluğu öğrenci olan bir grubun içinde kendini patlatarak 31 kişiyi öldürmüş, 104 kişiyi yaralamıştır. 15 Saldırının nedensel boyutlarından çok, olgusal sonuçları konumuz açısından önemlidir. Suruç’taki saldırıdan 2 gün sonra bunun bir IŞİD saldırısı olduğunun kesinleşmesine ve hatta açıklanmasına16 rağmen, saldırıyı izleyen bir hafta içerisinde, TSK tarafından PKK’nin sınır ötesi kamplarına yönelik F-16 saldırıları düzenlenmiş, Suruç’taki saldırıyı protesto etmek isteyenlere emniyet güçlerinin ölüme sebebiyet veren müdahaleleri olmuş ve gece yarısı operasyonlarıyla, yaklaşık 900’ü KCK/PKK üyeliği suçlamasıyla 1034 kişi gözaltına alınmıştır. 17 Bu sırada 22 Temmuz’da Urfa, Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesi olayı gerçekleşmiş, PKK bu saldırıyı önce üstlenmiş, fakat bir hafta sonra ‘BBC Türkçe’ye röportaj veren örgütün Dış İlişkiler Sözcüsü aracılığıyla, bu saldırının kendileri tarafından yapılmadığını ve hala kaldıkları yerden hükümet ile barış görüşmelerine devam edebileceklerini söylemiştir. 18 Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 24 Temmuz’da, gece operasyonlarıyla gözaltına alınan, büyük

14 Agamben, Giorgio, Kutsal İnsan: Egemen, İktidar ve Çıplak Hayat, çev. İsmail Türkmen, İstanbul: Ayrıntı, 2001, sf.39 15 “Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün babası konuştu”, 22 Temmuz 2015, http://www.haberturk.com/gundem/haber/1106173-seyh-abdurrahman-alagozun-babasi-konustu [13.12.2016] 16 “Davutoğlu’ndan Suruç açıklaması: IŞİD ihtimali yükseliyor”, 20 Temmuz 2015, http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/07/150720_turkiyede_bugun [13.12.2016] 17 “İHD’den 1 haftanın bilançosu: 41 kişi öldü, 1034 kişi gözaltına alındı” 28 Temmuz 2015, http://www.agos.com.tr/tr/yazi/12296/ihdden-bir-haftanin-bilancosu-41-kisi-oldu-1034-kisi-gozaltina-alindi [13.12.2016] 18 “Kandil: Çözüm süreci yeniden başlatılabilir, zor değil” 29 Temmuz 2015, http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/07/150728_kandil_roportaj [13.12.2016]

7


çoğunluğu PKK/KCK üyeliği ile suçlanan 1034 kişi hakkında yaptığı açıklamayla yeni bir sürecin başladığının işaretini verir: “Terör örgütleri silahı bırakmazsa neticesine katlanır. Burada tabii hedefler bellidir. DAEŞ başta olmak üzere gerek bölücü terör örgütü PKK olsun, bunun yanında DHKP/C olsun, diğer terör örgütleri olsun bizim için adlarının şöyle olması, böyle olması hiçbir şeyi değiştirmiyor. Bunların hepsi terör örgütüdür ve bu terör örgütlerine karşı da şu anda gerek hükümetimiz, güvenlik güçlerimiz yani devletimiz atılması gereken her türlü adımı atacaktır. Bu bir kararlılıktır çünkü devletimizin olduğu yerde biz farklı bir devlet yapılanmasına müsaade edemeyiz… Eş zamanlı olarak ülkemizin 16 vilayetinde 300'e yakın noktada yapılan operasyonlarla bir süreç başladı ve bu süreçle birlikte çok sayıda şu anda zanlı gözaltına alınmış vaziyette. Bu, sadece bu geceye yönelik bir operasyon değildir. Bu operasyon bundan sonraki süreçte de kararlı bir şekilde devam edecektir.”19

Aynı “süreç” vurgusu seçim hükümeti başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun 25 Temmuz’daki açıklamalarında da vardır: “Türkiye'yi tehdit eden örgütlere operasyon yapıldı. Suriye'ye DEAŞ'a yönelik 2. dalga operasyon başlatıldı… Ondan hemen sonra Kuzey Irak'ta bu kez PKK terör örgütünün kamplarına yönelik çok kapsamlı bir operasyon gerçekleştirildi. Takribi 4'e kadar sürdü... Bu noktasal bir operasyon değildir, bir süreçtir. Türkiye'yi tehdit sürdüğü sürece de devam edecektir, tehdit unsurları bir şekilde Türkiye'ye başkaldırdıklarında da en sert şekilde mukabele edecek şekilde hazırlıklarımız vardır.” 20

Gerçekten de ilerleyen zamanda bu operasyonların ve tavrın o geceye yönelik olmadığı görülecek ve PKK ile çok kanlı bir çatışma süreci başlayacaktı. Tam da bu noktada, PKK tarafından Şırnak’ta öldürülen askerin, 23 Ağustos 2015 tarihinde Osmaniye’deki cenazesinde, yine asker olan ağabeyi Yarbay Mehmet Alkan’ın sorduğu soru çınlar kulaklarımızda: “Şu güne kadar ‘çözüm’ diyenler ne oldu da ‘Sonuna kadar savaş’ diyor?” 21 Schmitt’e göre, egemen yalnızca istisnai duruma karar veren değildir. O, aynı zamanda hukuk kurallarının uygulanması için düzenli bir duruma ihtiyaç duyan ve “…böyle bir durumun gerçekte etkin olup olmadığına tek başına karar veren kişidir”. “Egemen, söz konusu durumu bir bütün olarak ve her şeyiyle yaratan ve garanti eden kişidir. Nihai karar üzerinde tekel sahibidir. Nitekim aslında hukuksal olarak tam karşılığı, yaptırım ve kural koyma tekeli değil 19 “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Büyük Terör Operasyonu Sonrası Açıklaması”, 24.Temmuz 2015, https://www.youtube.com/watch?v=wkL6V5LKMgA [14.12.2016] 20 “Davutoğlu’ndan flaş operasyon açıklaması”, 25.Temmuz 2015, http://www.milliyet.com.tr/davutoglu-ndan-flas-operasyon/siyaset/detay/2092497/default.htm [14.12.2016] 21 “Yarbay ağabeyden isyan: Şu güne kadar ‘çözüm’ diyenler neden şimdi ‘savaş’ diyor?” 23 Ağustos 2015, http://www.diken.com.tr/yarbay-agabeyden-isyan-su-gune-kadar-cozum-diyenler-neden-simdi-savas-diyor/ [14.12.2016]

8


de, ‘tekel’ sözcüğünün genel anlamda alındığı ve duruma göre geliştirileceği bir olgu olarak hüküm/karar verme tekeli olması gereken Devlet egemenliğinin özü de burada yatıyor.”22 20 Temmuz Suruç saldırısı ve 22 Temmuz’da Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesi sonucunda 2013’te resmen başlayan çatışmasızlık süreci sona ermiş, devletin kolluk kuvvetleri ile PKK ve yerel destekçileri arasında çatışmalar yeniden ve bu sefer niteliği farklılaşan bir biçimde başlamıştır. “Hendek Savaşları” olarak adlandırabileceğimiz bu silahlı çatışmalar, ilk aşamada yerel halkın bir bölümü ile polisler arasında başlamış kent merkezlerine kazılan hendekler etrafında günlerce sürmüş ve çok ağır insan hakları ihlallerine sahne olmuştur. 7 Haziran sonrası 4-12 Eylül arasında Cizre’de görülen hendekler karşısında Şırnak Valiliği Cizre’de 8 günlük sokağa çıkma yasağı uygulamış ve bu yasak “örgüt mensuplarının yakalanması, halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması”23 gerekçelerine dayandırılmıştır. Hendeklerin olduğu ilçe merkezine kolluk kuvvetleri tarafından operasyon düzenlenmesi sonucu Diyarbakır Barosu’nun raporlarına göre 20 sivil24, İnsan Hakları Derneği’nin (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV), Diyarbakır Tabipler Odası’nın ve Pratisyen Hekimler Derneği’nin 15 Eylül 2015 tarihli “Cizre (Sokağa Çıkma Yasağı) Olayları” adlı ortak raporuna göre 22 sivil yurttaş hayatını kaybetmiştir. 25 Agamben, Roma İmparatorluğu zamanında kralların tebaasından insanları, hem “kurban edilemeyen” ama hem de “öldürülmesi cinayet sayılmayan” kişi yani, “kutsal insan” ilan edip cezalandırabildiklerini anlatır. Kurban edilme yasağı ile ahrette kutsanmalarının önüne geçilir ve bu dünya da öldürülmeleri cinayet sayılmayarak çifte bir cezalandırmaya uğrarlar. Agamben, çağımızdaki modern iktidarların ise eski zamanlardan kalan bu iktidar tekniğini devam ettirdiklerini söyler ve egemenin cinayet işlemeksizin hayatına son verilebilecek kişileri, yani gözden çıkarılabilecekleri, belirlediğini anlatır. Buna karar vermek, “esas itibariyle gerçek bir tehlike durumu gerekçe gösterilerek hukuksal yönetimin geçici olarak askıya alınması olan”26 istisnai durum yaratmak olduğu için tam da egemene has bir eylemdir. Fakat egemen burada, 22 Scmitt, Carl, Politische Theologie, (1922): sf.19-22’den aktaran Giorgio Agamben, “Kutsal İnsan: Egemen, İktidar ve Çıplak Hayat”, çev. İsmail Türkmen, İstanbul: Ayrıntı, 2001, sf.26 23 İHD, TİHV, DTO, PHD, “Cizre Sokağa Çıkma Yasağı Olayları İnceleme Raporu”, 15 Eylül 2015, http://readgur.com/doc/605173/-soka%C4%9Fa-%C3%A7%C4%B1kma-yasa%C4%9F%C4%B1--olaylari-raporu [15.12.2016] 24'Cizre'de hendekler de, sokağa çıkma yasağı da yanlıştı', 21 Eylül 2015, http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/09/150921_baro_cizre [15.12.2016] 25 İHD, age. 26 Agamben, 2001, sf.220

9


Agamben’e göre, yalnızca istisnai duruma karar vermez, aynı zamanda kimin hayatının yaşanmaya değmez olduğunu belirler.27 Bütün bunlar Agamben’e göre özellikle istisnai durumun mekansallaştığı yerler olan “kamplar”da gerçekleşir. Agamben, Nazi Almanya’sı döneminde Yahudiler ile Çingenelerin kapatıldığı ve “yeryüzü tarihinin en mutlak insanlık dışı koşullarının gerçekleşti(rildi)ği yerler”28 olarak belirttiği toplama kampları örneğinden yola çıkarak, “istisnai durumdan ve sıkıyönetimden doğan”29 ve fakat istisnai durumun kural halini aldığını söylediği mekanların hepsinin “kamp” özelliği taşıdığını açıkça söyler. Ayrıca Agamben, bu kamplaşmış mekanlarda, “vahşetin yaşanıp yaşanmaması”nı “oranın geçici egemeni/hükümdarı olarak hareket eden polislerin uygarlık ve etik” değerlerine bağlar. 30 Özellikle Cizre’de hayatını kaybeden sivillerin yukarıda anılan rapora geçen ölüm sebeplerine baktığımızda birçoğunun sadece sokağa çıkma yasağına uymadıkları için vurulduklarını bazılarının ise yaralandıktan sonra ambulansların geçişlerine izin verilmediği için hayatlarını kaybettiğini görürüz. Suruç patlaması sonrası bölgede Cizre’dekine benzer biçimde Nusaybin, Silvan, Lice, Şemdinli gibi ilçe merkezlerinde hendek savaşlarının yaşanması ve hendeklerin olmadığı Kürt ilçelerini de kapsayacak şekilde yapılan özyönetim ve özerklik ilanlarının 31 üst üste gelmesi ile paralel şekilde egemenin, Kürt sorununda güvenlik politikalarına döndüğünü görürüz. Güvenlik literatürüne göre bir sorunun güvenlik ekseninde değerlendirilmesi için güvenlik tehdidinin varlığı gereklidir. Güvenlik tehdidi ise Gerçekçi Güvenlik Çalışmaları’nın tanımlamasıyla “Bir siyasal sorun, tarafları arasında şiddet ve kuvvet içermeyen yollardan, uzlaşma ve anlaşmaya dayalı olarak çözül”emediğinde, ve “siyasal bir sorunun çözümünde taraflardan biri ya da tümünün kuvvet kullanım tehdidine başvurması” halinde ortaya çıkar. 32 Yine de Gerçekçi Güvenlik Çalışmaları ekolü, güvenlik tehditlerini yalnızca devletlerarası ilişkilerde araştırır, devletlerin iç politikalarındaki güvenlik tehdidi olgularını incelemez. Dolayısıyla buna eleştiri getiren ama yine de Gerçekçi Güvenlik Çalışmaları’nın tartışmalarını önemseyen Kopenhag Okulu çalışmalarına bakarız. Çünkü Kopenhag Okulu devlet dışı 27 age, sf.186 28 age, sf.216 29 age. sf.217 30 age, sf.226-227 31 “Öz yönetim ilanları ne anlama geliyor?”, 13 Eylül 2015 http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/09/150911_ozyonetim_ilan_analiz_cagil_kasapoglu [15.12.2016] 32 Akgül-Açıkmeşe, Sinem, “Algı mı, Söylem mi? Kopenhag Okulu ve Yeni Klasik Gerçekçilikte Güvenlik Tehditleri”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 8, Sayı 30 (Yaz 2011), sf.50

10


aktörlerin de kendine yer bulduğu “güvenlikleştirme yaklaşımı” ile “askeri sorunları da kapsayan ama salt onlarla sınırlı olmayan geniş bir tehdit gündemi benimsemekte”dir. Buna göre Okul, “bir sorunun güvenlik tehdidi olabilmesi için bu tehdit karşısında önlem almaya yetkili aktörler tarafından o sorunun herhangi bir öznenin varlığına yöneltilen ve bu nedenle de söz konusu aktörler tarafından rutin siyasi süreçlerin dışına taşan acil ve meşruiyet kazanmış önlemler alınmasını öngören bir sorun olarak tanımlanması” gerektiğini belirtir. 33 Her iki ekolün güvenlik tehdidi algısına baktığımızda öncelikle, güvenlik ekseninde değerlendirilen her sorununun, aslında siyasal ve toplumsal çözüm ihtimallerinin ertelenmesi/görmezden gelinmesine yol açtığını görürüz. Dolayısıyla sorun güvenlik ekseninde tanımlanınca çözüm de siyasal ya da toplumsal değil, askeri çözüm olarak belirir. Bu noktada Kopenhag Okulu’na göre güvenlik tehdidi yalnızca güvenlikleştirme ediminde bulunabilecek aktörler tarafından söylemsel inşa yoluyla kurulabilir. Bu önermenin iki farklı boyutu vardır. İlki, aktör boyutudur. Kopenhag Okulu’na göre bu edimin kullanımı geniş ele alınmalıdır: “sorunlar objektif olarak varlık gösterseler bile, ancak güvenlikleştiren aktörün söylemi doğrultusunda tehdide dönüşebilirler… Yani, güvenlik söz ediminde bulunan ‘siyasi liderler, bürokrasi, hükümet, lobi ve baskı grupları’ olarak nitelendirilebilecek kişi ya da gruplar bu kapsamdadır.”34 Kopenhag Okulu’nun önemli isimlerinden Wæver’e göre de, “elitler, bir sorunu güvenlik sorunu olarak ilan ettiğinde, o sorun güvenlik sorunudur.” 35 Kopenhag Okulu’nun bu önermeleri de bizi yukarıda tartıştığımız istisnai duruma karar verme bağlamında Schmitt ve Agamben’in egemenlik tartışmalarına bağlar. Güvenlik tehdidi oluşumunun ikinci boyutu ise, söylemsel inşa boyutudur. Kopenhag Okulu’na göre güvenlikleştirme ediminde, güvenlikleştiren aktörün, tehdidi algılaması yeterli olmaz. Bu tehdidin varlığının söylem yoluyla kurularak seslenilen kitleye kabul ettirilmesi, yani Wæever ve Buzan’ın ortaya koyduğu gibi: “siyasi bir toplulukta bir şeyin değerli bir öznenin varlığına yönelik bir tehdit olarak kabul edilen ve bu tehdide karşı acil ve olağandışı önlemler alınması çağrısında bulunmayı sağlayan süjeler arası bir anlayışın inşa edildiği başarılı bir söz edimi” gerekir.36 Çünkü, Kopenhag Okulu’nun güvenlikleştirme teorisinin üç önemli bileşeni vardır: “Mevcudiyete dair tehditler, acil önlemler ve dinleyici kitlenin mevcudiyete dair tehdit

33 age, sf.58-59 34 age, sf.66 35 age, sf.61 36 age, sf.59

11


iddiasını kabul edip, acil önlemleri onaylaması.” 37 Dolayısıyla burada güvenlikleştiren aktörün/aktörlerin söylemleri özneler arası bu süreçte büyük önem arz eder. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile AKP milletvekillerinin, gerek kitlesel medya araçları ve gerek sosyal medya yoluyla 7 Haziran – 1 Kasım arasında güvenlikleştirme ediminin söylemsel boyutunu fazlaca kullandıkları ortaya konulabilecek olgulardır. Örneğin 6 Eylül’deki konuşmasında Erdoğan, 24 Temmuz’da verdiği, yukarıda alıntıladığımız demecinden farklı olarak tehdit sıralamasını basitçe değiştirmiş ve dikkatleri PKK ile çatışmalı sürece çekmiştir. "Türkiye için bir numaralı tehdit PKK'dır. IŞİD bize dışarıdan gelen tehdit bu nedenle ikinci sırada”38

Aynı gün Dağlıca’da yaşanan PKK saldırısı sonrası da, yaşanan çatışmalı süreç ile başkanlık sistemi istemini birbirine eklemleyerek şöyle konuşmuştur: “Eğer 400 milletvekilini alabilecek veya bir anayasayı inşa edebilecek sayıyı bir siyasi parti yakalamış olsaydı bu durum bugün çok daha farklı olurdu.”39

10 Ekim’de Ankara’daki Barış Mitingi ‘ne yönelik IŞİD’in canlı bomba saldırısında 106 kişinin öldürülmesi sonrası Cumhurbaşkanı Baş Danışmanı, eski AKP milletvekili Burhan Kuzu ve Başbakan Ahmet Davutoğlu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’a paralel bir şekilde güvenlik tehditleri ile seçimleri doğrudan ilişkilendirirler. Sinem Akgül-Açıkmeşe, “mevcudiyete kasteden tehditler” olarak adlandırdığı bu tehditlerin Schmitt’in siyasal olanın özünü oluşturduğunu söylediği dost-düşman karşıtlığında vücut bulduğunu söyler. İşte söylemsel gücünü bu dost-düşman karşıtlığından alan güvenlikleştirme yaklaşımındaki söylemsel boyut, seslenilen kitleyi sürekli olarak ‘düşman öteki’ye karşı birleşmeye ve mücadeleye çağırır.40 Bu karşıtlığın ihtiyacı olan tek şey, düşman olarak, bir bütünün karşısında mücadele eden başka bir bütündür.41 Schmitt’e göre siyasetin özü dost-düşman ayrışmasında vücut bulan karşıtlık siyasetidir.

37 age, sf.61 38 “Erdoğan: Türkiye için bir numaralı tehdit PKK'dır, IŞİD dışarıdan gelen tehdit bu yüzden ikinci sırada!” 06 Eylül 2015 http://t24.com.tr/haber/erdogan-turkiye-icin-bir-numarali-tehdit-pkkdir-isid-disaridan-gelen-tehditbu-yuzden-ikinci-sirada,308825 [15.12.2016] 39 Erdoğan: 400 Milletvekili Olsaydı Kimse Rant Elde Edemezdi!” 06Eylül 2015 https://www.youtube.com/watch?v=7B6wmS_g1gs [16.12.2016] 40 Schmitt, 2014, sf.63 41 age, sf.59

12


1 Kasım Genel Seçimleri’nden 3 hafta önce yaşanan Ankara Saldırısı sonrası birçok siyasi parti (özellikle HDP) seçim çalışmasına sağlıklı bir şekilde devam edememiş ve onlarca seçim mitingini iptal etmiştir. Bu bölümde son olarak, 1 Kasım 2015 Genel Seçimleri’nin sonuçlarına değinilecektir. 1 Kasım seçimlerinde %49.49 oy oranına sahip olan AKP, tek başına iktidar koltuğuna oturmuştur (CHP %25.31, MHP %11.9, HDP %10.76, SP %0.68).

Sonuç İlkin, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi şeklinde 2007’de yapılan anayasa değişikliği sonucu, Erdoğan’ın halk tarafından seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olması Erdoğan ve AKP tarafından bir “kanunilik” ve anayasa tartışmasına dönüştürülmüş, başkanlık sistemine geçiş taleplerinde temel argüman olarak kullanılmıştır. Erdoğan bunu 14 Ağustos 2015’te açıkça ifade etmiştir: “Artık ülkede sembolik değil, fiili gücü olan bir cumhurbaşkanı var. Cumhurbaşkanı elbette yetkiler çerçevesinde, ama doğrudan millete karşı sorumlu olarak görevini yürütmek durumundadır, ister kabul edilsin ister edilmesin, Türkiye'nin yönetim sistemi bu anlamda değişilmiştir. Şimdi yapılması gereken, bu fiili durumun Anayasal olarak kesinleştirilmesidir”42

Plebisitin/halkoylamasının Weimar Anayasası’nda olağanüstü kanun koyucu olarak nitelendirilmesi sonucu, halkın parlamento karşısında ve üstünde belireceğini 43 söyleyen Schmitt’i hatırlarsak, ülke yönetiminde plebisiter çoğunluğa dayanarak kararlar almanın kendisinin parlamentoyu nasıl etkisiz ve işlevsiz hale getireceği açıktır. Kaldı ki sistem değişikliği tartışmalarında sürekli bu plebisiter çoğunluğa yapılan atıf, parlamentonun söz hakkının ‘by-pass’ edilmesi olarak gözlenebilir. İkinci olarak, 7 Haziran – 1 Kasım arasındaki “egemenlik” tartışmalarına baktığımızda; kritik anlara daha ağırlıklı olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karar verdiğini görürüz. Bunun bir örneği 7 Haziran seçimlerinin yenilenmesi kararıyken, diğer örneği güvenlik tehdidi algısının Erdoğan tarafından yönetilmesidir. Güvenlik tehdidinin söylemsel inşa boyutunda sık sık dost-düşman karşıtlığına başvuran Erdoğan, “mevcudiyete kasteden tehditlerin” bertaraf edilmesi için kendisinin başkan seçilmesi fikrini ülkede gerçekleşen her şiddet olayından sonra dile getirir. Bu tartışmayı “kanunilik” tartışmasına genişletirsek, “halkın çoğunluğunun ansal kararı” ile seçilmiş bir cumhurbaşkanı olmasından dolayı 42 “Erdoğan: Türkiye’de sistem fiilen değişti” 14 Ağustos 2015 http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/08/150814_erdogan_sistem [17.12.2016] 43 Schmitt, 2016, sf.73

13


kendisine karar alıcı rol atfeden 12. Cumhurbaşkanı, 7 Haziran seçimlerinden önce birçok kez tekrarladığı üzere “halk tarafından seçilmiş olmasının” kendi siyasal pozisyonunu değiştirdiğinin üzerinde durur. İki seçim arasındaki aktörlerden bir diğeri olan AKP’nin, karar alıcı bir aktör olarak Erdoğan’a kıyasla çok daha geri planda kaldığını görürüz. 7 Haziran öncesi ve sonrası politikasını başkanlık sistemine geçiş (ve tabii Erdoğan’ın başkanlığı) üzerine kuran AKP için Erdoğan, Cumhurbaşkanı seçilip, partiyle bağını “kestikten” sonra dahi, tartışmasız tek liderdir.444546474849 (dipnotlarda yer alan demeçler 10 Ağustos 2014 – 1 Kasım 2015 tarihleri arasında AKP milletvekilleri ve tepe yöneticileri tarafından verilen ve özet olarak: “Erdoğan bizim liderimiz” diyen demeçlerdir). Dolayısıyla “egemenlik” tartışmalarında AKP’nin 7 Haziran – 1 Kasım arasındaki aktörlüğü, Erdoğan’ın liderliğine tabi bir aktörlük dersek fazla abartılı bir yorum yapmış olmayız. Üçüncü olarak, egemenin, yani Erdoğan liderliğindeki karar alıcı siyasal birliğin, bir süredir barış görüşmeleri eşliğinde siyasal ve toplumsal çözüm aradığı (ya da en azından çatışmasızlık sürecine girdiği), Kürt sorununa, 7 Haziran seçimleri sonrası yukarıda andığımız gelişmeler eşliğinde, yeniden güvenlik politikaları ekseninde yaklaştığını belirttik. Bunun Schmittyen manada bir dost-düşman karşıtlığı siyasetine dönüştüğünü ve IŞİD’in faili olduğu saldırılar sonrası bile “ezeli-ebedi düşman PKK”nin hedef gösterilmesi suretiyle, tehdit algısının (PKK’nin de büyük katkısıyla) egemen tarafından nasıl yönlendirildiğini gördük. Egemen, çatışmasızlığı bitirme zamanına da karar veren bir siyasal birlik olduğunu bu süreç içinde göstermiştir. Örneğin 25 Ekim 2014’te, yani çatışmasızlık süreci içinde, Hakkari,

44 “Erdoğan ümmetin lideri” 12 Ağustos 2014 http://www.yeniakit.com.tr/haber/erdogan-ummetin-lideri-26393.html [17.12.2016] 45 “AKP:Erdoğan bizim kurucu liderimiz” 7 Nisan 2015 http://ilerihaber.org/akp-erdogan-bizim-kurucu-liderimiz/13240/ [17.12.2016] 46 “Sn. Erdoğan AK Parti’nin doğal lideri midir, yoksa tek lider midir?” http://www.hasanfehmikinay.com/snerdogan-ak-partinin-dogal-lideri-midir-yoksa-tek-lideri-midir-haberi-271.htm [17.12.2016) 47 “AKP Milletvekili Markar Eseayan, Hrant Dink’le Erdoğan’ı kıyasladı” 08 Temmuz 2015 http://haber.sol.org.tr/medya/akp-milletvekili-markar-esayan-hrant-dinkle-erdogani-kiyasladi-122059 [17.12.2015] 48 “Kibirliydim, muhafazakarların dönüştürücü gücünü gördüm” 27 Mayıs 2015 http://www.haberturk.com/gundem/haber/1083424-kibirliydim-muhafazakrlarin-donusturucu-gucunu-gordum [17.12.2015] 49 “Tarihi kongrede Ahmet Davutoğlu Genel Başkan seçildi” 27 Ağustos 2014 http://www.aksam.com.tr/siyaset/tarihi-kongrede-ahmet-davutoglu-genel-baskan-secildi/haber-334404 [17.12.2016]

14


Yüksekova ilçe merkezinde silahsız 3 askerin PKK tarafından öldürülmesi 50 barış görüşmelerini akamete uğratmazken, 20 Temmuz IŞİD saldırısı ile başlayan süreç, egemen tarafından farklı algılanmış, süjeler arası diyalog süreciyle toplumsallaştırılıp, Kürt sorununda barış görüşmeleri bitirilmiştir. Benim iddiam, dost-düşman siyaseti kavramsal çerçevesi içinde, egemenin bu tercihinin Suriye İç Savaşı esnasında güç ve meşruluk kazanarak egemenin dış politikasının çıkarları karşısında en büyük engel olarak ortaya çıkan PKK güdümündeki Kürt yerel güçlerin (PYD, YPG) mevcudiyeti ve içeride ana tabanını Kürt Hareketi’nin siyasi kanadının oluşturduğu HDP’nin güçlenmesidir (dolayısıyla “seni başkan yaptırmayacağız” sloganının gerçeklik kazanması). Egemenin “hem içeride hem dışarıda PKK’ya karşı mücadele” vurgusu işte bu yüzdendir. Bu öyle bir vurgudur ki, örneğin 7 Haziran seçimlerinde %2.06 oy alan Saadet Partisi (SP)’ni, “memleket yangın yeri, iktidara destek olunmalı” şiarı üzerinden51 AKP ile ittifak görüşmelerine oturtmuş, fakat görüşmelerden sonuç çıkmamasına rağmen52, ‘AKP ile ittifak yapılabilir’ın lafı bile yetmiş, 1 Kasım’da SP’nin oyu %0.68’e gerilemiş, yani 7 Haziran’da SP’ye oy veren seçmenin çoğu 1 Kasım’da AKP’ye yöneltmiştir.53 Burada benim iddiam, elbette ki, yalnızca dost-düşman siyaseti soslu güvenlik politikalarının 5 ayda AKP’nin oyunu %9 arttırdığı değildir. Ancak bu artışta güvenlik politikalarının önemli bir yeri olduğunu göstermeye çalışıyorum. Bu önemli yer, Ankara Saldırısı sonrası Davutoğlu’nun o çok tartışılan demecinde vücut bulan bir haldir: “Ankara'daki terör saldırısı sonrası kamuoyunun nabzını tutuyoruz. Oylarımızda bir yükseliş trendi var. Saldırıdan sonra da yüzde 43-44 bandına doğru da bir yükselme trendi devam ediyor bizim oylarımızda”54

Söz konusu güvenlikleştirme politikasının söylemsel inşasına bir diğer örnek ise 3 dönem AKP milletvekilliği yapan, Cumhurbaşkanı Baş Danışmanı Burhan Kuzu’nun ‘iki seçim arasındaki süreci özetliyor’ diyebileceğimiz meşhur tweet’leridir. Kuzu, 7 Haziran seçimleri 50 “PKK saldırdı: Üç asker şehit” 26 Ekim 2014 http://www.hurriyet.com.tr/pkk-saldirdi-uc-asker-sehit-27456830 [18.12.2016] 51 “İşte Erdoğan’ın istediği ittifak!” 31 Ağustos 2015 http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/iste-erdoganin-istedigi-ittifak-923897/ [18.12.2016] 52 “AKP’yle ittifak yapacağı konuşulan Saadet Partisi: Bu ihtimal bizim için bitmiştir” 15 Eylül 2015 http://www.diken.com.tr/akpyle-ittifak-yapacagi-konusulan-saadet-partisi-bu-ihtimal-bizim-icin-bitmistir/ [18.12.2015] 53 “KONDA Kasım’ 15 Barometresi” 2 Aralık 2015 http://www.konda.com.tr/tr/raporlar/KONDA_1Kas %C4%B1m2015SandikveSecmenAnaliziRaporu.pdf sf.74 [18.12.2016] 54 “Davutoğlu’ndan skandal açıklama: Ankara’daki saldırı sonrası oylarımızda yükseliş var” 20 Ekim 2015 http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/391141/Davutoglu_ndan_skandal_aciklama__Ankara_daki_saldir i_sonrasi_oylarimizda_yukselis_var.html [19.12.2016]

15


sonrası attığı “Evet seçim bitti. Millet kararını verdi. Ya istikrar, ya kaos dedim; Millet kaosu seçti. Hayırlı olsun.” tweet’i ile AKP’nin tek başına hükümet olmadığı bir düzeni, kaosla eş değer tutuyordu. Bu tweet’ini 10 Ekim Ankara Saldırısı sonrası “7 Haziran seçim sonuçlarına bakarak ‘Millet kaosu seçti’ demişim. Bu tespit zaman içinde beni doğruladı. Bunun neresi milli iradeye saygısızlık?” şeklinde güncelleyen Kuzu’ya göre, yaşananlar AKP’nin tek başına iktidar olduğu bir düzende asla olmayacaktı. Nitekim, bu söylemin ve Schmitt’in dost-düşman siyaseti dediği politika değişikliğinin (yani Kürt sorununda yeniden güvenlik eksenli politikalar dönülmesi –“Terörle müzakere olmaz, mücadele olur” çizgisi-) SP’li seçmenler üzerinde etkili olduğu gibi, MHP’li seçmenler üzerinde de etkili olduğu, seçim anketleri ve araştırmaları düzenleyen KONDA adlı anket şirketinin 1 Kasım Genel Seçimleri’nin sonuçlarını analiz ettiği raporunda da görülebilir.55 Son söz olarak, bu çalışmada 7 Haziran – 1 Kasım arasındaki sürecin, egemen eliyle Schmittyen bir siyasetle dizayn edildiği mümkün olduğunca gösterilmeye çalışılmıştır. Schmitt, Nazi Almanya’sının önde gelen hukukçularından biriydi. Tartışmaları zamanının ruhunu yansıtır ve yorumlamaları hep bir “yaşayan yasaya”, yani “nomos”a atıfta bulunurdu. Bu yüzden egemen, bir liderin ardında kenetlenmiş bir siyasal birlik, yasa ise bu siyasal birliğin iradesini yansıtan liderin iki dudağının arasından çıkan kelimelerdi. Çünkü o, halkın “ansal çoğunluğunun” seçtiği bir liderdi… Bütün meşruiyeti buydu.

KAYNAKÇA Agamben, Giorgio. Kutsal İnsan: Egemen İktidar ve Çıplak Hayat. çev. İsmail Türkmen. İstanbul: Ayrıntı, 2001 Akgül-Açıkmeşe, Sinem.”Algı mı, Söylem mi? Kopenhag Okulu Yeni-Klasik Gerçeklikte Güvenlik Tehditleri”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 8, Sayı 30 (Yaz 2011), 43-73 Schmitt, Carl. Kanunilik ve Meşruiyet. çev. Mehmet Cemil Ozansü. İstanbul: İthaki, 2016 _______ . Siyasal Kavramı. çev. Ece Göztepe. İstanbul: Metis, 2014

55 “KONDA Kasım’ 15 Barometresi” 2 Aralık 2015 http://www.konda.com.tr/tr/raporlar/KONDA_1Kas %C4%B1m2015SandikveSecmenAnaliziRaporu.pdf sf.74 [19.12.2016]

16


Online Kaynaklar: “Erdoğan: Konu Mankeni Olmam”, Milliyet Gazetesi, 21 Mart 2015, http://www.milliyet.com.tr/erdogan-konu-mankeni-olamam/siyaset/detay/2032011/default.htm [09.12.2016]

“Erdoğan'dan tehdit: 400 vekili verin, bu iş huzur içinde çözülsün”, Evrensel, 07 Mart 2015 https://www.evrensel.net/haber/107046/erdogandan-tehdit-400-vekili-verin-bu-is-huzur-icindecozulsun [09.12.2016]

“Beyanname

hazır,

‘Başkanlık’

bölümünü

bizzat

yazdı”,

12

Nisan

2015,

http://www.ankarareview.com/beyanname-hazir-baskanlik-bolumunu-bizzat-yazdi/ [11.12.2016]

“AKP

7

Haziran

2015

Genel

Seçimleri

Seçim

Beyannamesi”,

15

Nisan

2015,

https://www.akparti.org.tr/site/haberler/secim-beyannamesi-aciklandi/73293#1 [11.12.2016]

“7

Haziran

Genel

Seçim

Haritası”,

7

Haziran

2015,

http://www.cumhuriyet.com.tr/genel_secim_2015_7_haziran/ [11.12.2016]

“Cumhurbaşkanı Erdoğan: Siz milletvekili gibi değil de terörist gibi davranırsanız elbette terörist muamelesi görürsünüz”, 6 Kasım 2016, http://www.hurriyet.com.tr/amp/cumhurbaskani-erdogan-siz-milletvekili-gibi-de-40270120 [12.12.2016]

“Şeyh

Abdurrahman

Alagöz’ün

babası

konuştu”,

22

Temmuz

2015,

http://www.haberturk.com/gundem/haber/1106173-seyh-abdurrahman-alagozun-babasi-konustu [13.12.2016]

17


“Davutoğlu’ndan

Suruç

açıklaması:

IŞİD

ihtimali

yükseliyor”,

20

Temmuz

2015,

http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/07/150720_turkiyede_bugun [13.12.2016]

“İHD’den 1 haftanın bilançosu: 41 kişi öldü, 1034 kişi gözaltına alındı” 28 Temmuz 2015, http://www.agos.com.tr/tr/yazi/12296/ihdden-bir-haftanin-bilancosu-41-kisi-oldu-1034-kisi-gozaltinaalindi

“Kandil:

Çözüm

süreci

yeniden

başlatılabilir,

zor

değil”

29

Temmuz

2015,

http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/07/150728_kandil_roportaj [13.12.2016]

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Büyük Terör Operasyonu Sonrası Açıklaması”, 24.Temmuz 2015, https://www.youtube.com/watch?v=wkL6V5LKMgA [14.12.2016]

“Davutoğlu’ndan flaş operasyon açıklaması”, 25.Temmuz 2015, http://www.milliyet.com.tr/davutoglu-ndan-flas-operasyon/siyaset/detay/2092497/default.htm [14.12.2016]

“Yarbay ağabeyden isyan: Şu güne kadar ‘çözüm’ diyenler neden şimdi ‘savaş’ diyor?” 23 Ağustos 2015, http://www.diken.com.tr/yarbay-agabeyden-isyan-su-gune-kadar-cozum-diyenler-neden-simdisavas-diyor/ [14.12.2016] İHD, TİHV, DTO, PHD, “Cizre Sokağa Çıkma Yasağı Olayları İnceleme Raporu”, 15 Eylül 2015, http://readgur.com/doc/605173/-soka%C4%9Fa-%C3%A7%C4%B1kma-yasa%C4%9F%C4%B1-olaylari-raporu [15.12.2016]

'Cizre'de

hendekler

de,

sokağa

çıkma

yasağı

da

yanlıştı',

21

Eylül

2015,

http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/09/150921_baro_cizre [15.12.2016]

18


“Öz

yönetim

ilanları

ne

anlama

geliyor?”,

13

Eylül

2015

http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/09/150911_ozyonetim_ilan_analiz_cagil_kasapoglu [15.12.2016]

“Erdoğan: Türkiye için bir numaralı tehdit PKK'dır, IŞİD dışarıdan gelen tehdit bu yüzden ikinci sırada!” 06 Eylül 2015 http://t24.com.tr/haber/erdogan-turkiye-icin-bir-numarali-tehdit-pkkdir-isiddisaridan-gelen-tehdit-bu-yuzden-ikinci-sirada,308825 [15.12.2016]

Erdoğan:

400

Milletvekili

Olsaydı

Kimse

Rant

Elde

Edemezdi!”

06Eylül

2015

https://www.youtube.com/watch?v=7B6wmS_g1gs [16.12.2016]

“Erdoğan:

Türkiye’de

sistem

fiilen

değişti”

14

Ağustos

2015

http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/08/150814_erdogan_sistem [17.12.2016]

“Erdoğan ümmetin lideri” 12 Ağustos 2014 http://www.yeniakit.com.tr/haber/erdogan-ummetin-lideri-26393.html [17.12.2016]

“AKP:Erdoğan bizim kurucu liderimiz” 7 Nisan 2015 http://ilerihaber.org/akp-erdogan-bizim-kurucu-liderimiz/13240/ [17.12.2016]

“Sn.

Erdoğan

AK

Parti’nin

doğal

lideri

midir,

yoksa

tek

lider

midir?”

http://www.hasanfehmikinay.com/sn-erdogan-ak-partinin-dogal-lideri-midir-yoksa-tek-lideri-midirhaberi-271.htm [17.12.2016)

“AKP Milletvekili Markar Eseayan, Hrant Dink’le Erdoğan’ı kıyasladı” 08 Temmuz 2015 http://haber.sol.org.tr/medya/akp-milletvekili-markar-esayan-hrant-dinkle-erdogani-kiyasladi-122059 [17.12.2015]

19


“Kibirliydim,

muhafazakarların

dönüştürücü

gücünü

gördüm”

27

Mayıs

2015

http://www.haberturk.com/gundem/haber/1083424-kibirliydim-muhafazakrlarin-donusturucu-gucunugordum [17.12.2015]

“Tarihi

kongrede

Ahmet

Davutoğlu

Genel

Başkan

seçildi”

27

Ağustos

2014

http://www.aksam.com.tr/siyaset/tarihi-kongrede-ahmet-davutoglu-genel-baskan-secildi/haber-334404 [17.12.2016]

“PKK saldırdı: Üç asker şehit” 26 Ekim 2014 http://www.hurriyet.com.tr/pkk-saldirdi-uc-asker-sehit-27456830 [18.12.2016]

“İşte Erdoğan’ın istediği ittifak!” 31 Ağustos 2015 http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/iste-erdoganin-istedigi-ittifak-923897/ [18.12.2016]

“AKP’yle ittifak yapacağı konuşulan Saadet Partisi: Bu ihtimal bizim için bitmiştir” 15 Eylül 2015 http://www.diken.com.tr/akpyle-ittifak-yapacagi-konusulan-saadet-partisi-bu-ihtimal-bizim-icinbitmistir/ [18.12.2015]

“KONDA Kasım’ 15 Barometresi” 2 Aralık 2015 http://www.konda.com.tr/tr/raporlar/KONDA_1Kas %C4%B1m2015SandikveSecmenAnaliziRaporu.pdf sf.74 [18.12.2016] “Davutoğlu’ndan skandal açıklama: Ankara’daki saldırı sonrası oylarımızda yükseliş var” 20 Ekim 2015 http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/391141/Davutoglu_ndan_skandal_aciklama__Ankara_da ki_saldiri_sonrasi_oylarimizda_yukselis_var.html [19.12.2016]

20


21


7 Haziran'dan 1 Kasım'a Egemenlik ve Güvenlikleştirme Tartışmaları