Page 1


İÇİNDEKİLER

KILÇIK Fa için tanım

Sinema Vizyondaki filmler

3

Fiyatın Adı Akademetre FA

Röportaj Aybike Şen

Gezi Erenler Nargile, Sur Kebap, Volania

Bizden Haberler Aramıza katılanlar, Terfiler, Doğum günleri


EDİTÖR

İK Yakaladı

KILÇIK SAYI:2 NİSAN/MAYIS 2012

4

İMTİYAZ SAHİBİ: EFEKTİF AKADEMETRE ARAŞTIRMA VE STRATEJİK PLANLAMA TANITIM YAYINCILIK HİZMETLERİ LTD. ŞTİ. SAHİBİ: HALİL İBRAHİM ZEYTİN GENEL YAYIN YÖNETMENİ: HÜLYA SERİN TÜNAY YAYIN KURULU: BÜLENT BEKRET, CİHAN BOZKUŞ, ÇAĞLAR BOZKURT, SİNEM ATAYURT, MESUT ÖZKAN, ONUR CENİKAN

Evde, ofiste bir şey düşünürken ya da dinlerken hepimiz genelde bir şeyler karalarız. Karaladığımız şeylerin genelde anlamsız şeyler olduğunu düşünürüz. Fakat İngiliz Grafoloji Enstitüsü yaptığı araştırmalarda, bir şey dinlerken veya düşünürken yapılan karalamaların karakter hakkında ipuçları taşıdığını ortaya koymuş. Uzmanlara göre dünyanın her yerinde insanların yaptıkları karalamalarda benzer figürlerin kullanılıyor olması tesadüf değil ve farklı anlamlar taşıyor. En çok kullanılan figürlere göz atalım Portre: Karışık çizilmiş bir surat diğerlerine karşı güvensiz duygulara, komik ifadeli bir surat çizimi dikkat çekme isteğine işaret eder. Çiçek: Birçok çiçeği bir arada karalamak bireyin sosyalliğini, sapı eğri çiçek ise endişeyi resmediyor. Kelebek: Hiçbir şeye bağlanmak istemeyen ruh halini temsil eder.

EDİTÖRLER: ALEV BAYRAK, CİHAN BOZKUŞ, SİNEM ATAYURT, MESUT ÖZKAN

Kalp: Özel birine karşı duyulan duygusal yakınlığı simgeler.

GÖRSEL YÖNETMEN VE FOTOĞRAF:

Karışık desenler: Karışık ve detaylı karalamalar, takıntıları simgeler. Bu kişiler, duygularını belli etmekten hoşlanmaz.

ÇAĞLAR BOZKURT OKUR TEMSİLCİSİ: CİHAN BOZKUŞ İLETİŞİM: kilcik@akademetre.com DAĞITIM VE YÖNETİM YERİ: BÜYÜKDERE CD. MEYDAN SK. SPRİNG GİZ PLAZA B BLOK KAPI:5 NO:17/18 BASKI:MELEK COPY

Basamak veya merdiven: Bir amaca yönelik hırs ve iradeyi gösterir. Ayrıca, daha mutlu ve rahat olma isteğini belirtir.

Ok: Dik ve düzgün bir ok hedefe gösterilen önemi, desenli bir ok ise arzuları belirtir. Gemi ve uçak: İçinde bulunulan durum ve ortamdan kaçma isteğini gösterir. Ev: Güvenlik ihtiyacında olunduğunu simgeler. Eğri büğrü ev ise yaşanılan evdeki mutsuzluğu temsil eder. İsim: Kendi ismini yazmak, dikkat çekmekten hoşlanmayı; başkasının adı ise o aklın o kişiyle dolu olduğunu gösterir.

Çöp adam: Duygularını kontrol altına almayı başarmış olma. duygusunu belirtir. 3,5 yıldır Akademetre bünyesinde İnsan Kaynakları biriminde görev yapan bir İK’ cı olarak gözlemlerim neticesinde sık karşılaştığım görüntüler, çiçek, ok, karışık desenler, basamak, küp/kutu ya da isim figürleri olmuştur. İngiliz Grafoloji Enstitüsü’ nün yaptığı araştırma sonuçlarını okuduktan sonra gözlemlerim neticesinde şöyle bir sonuca ulaştım: Takıntılıyız, hırslıyız, verilen hedefleri önemsiyoruz, sosyal kişilikleriz, dikkat çekmeyi çok seviyoruz, içinde bulunulan durumu kontrol altına alma istediğimiz oldukça fazla Gemi ve uçak figürleri ile karşılaşmamış olmanın mutluluğunu yaşarken sizlere Kılçık’ın yeni sayısında keyifli okumalar diliyorum…

Hülya SERİN TÜNAY


FİYAT ARAŞTIRMA Gazetelerin verdiği market insertlerini incelemeyi sever misiniz? Marketlerin camlarına asılan indirim ilanları ilginizi çeker mi? Bir ürünü en ucuz gördüğünüz yerden mi alırsınız? Alışveriş için seçtiğiniz özel bir market var mı? İhtiyacınız yokken bile ucuz görüp nasıl olsa ihtiyacım olur diye deterjan, şampuan ya da sıvı yağ aldınız mı? Bilgisayar alacaksınız diyelim, Teknosa’ da pahalı Electro World’ den alalım dediniz mi hiç?

5

Coca-Cola 2,5 lt ne kadar bilir misiniz? Ya 10’lu Lipton poşet çay? Yukarıdaki soruların herhangi birine “evet” cevabı veriyorsanız aşağıdaki yazıyı okuyun, bizi daha yakından tanıyacaksınız  Fiyat araştırma denince herkesin aklına eminim farklı tanımlamalar, farklı cümleler geliyor. Fiyat araştırma kimileri için fatura demek, kimileri için Bülent Bekret, kimileri için Carrefour, kimileri için neşe, kimileri için gürültü Evet biz sesi çok çıkan bir ekibiz, neşemiz de çoktur, stresimiz de. Bildiğiniz kalabalık ekiplerde ne varsa bizde fazlası vardır ama eksiği yoktur. Kimi zaman kahkahalarımızı duyarsınız kimiz zaman isyanımızı kimi zaman zafer naralarımızı işitirsiniz kimi zaman ise sessizliğimize tanık olursunuz. Herkes bir tarafını görür ya Fiyat Araştırma’nın, hadi hep beraber bakalım aslında biz kimiz?

Fiyat araştırma nasıl başladı? Departmanımızın temelleri 2004’te atılıyor. Carrefour sürecini geçen sayıda anlatmıştık, Carrefour’dan yapılacak araştırmalar için brief alınmaya başlandığında, gelen işlerden bir tanesi de Fiyat Araştırma. O dönemde Carrefour en ucuz olma stratejisi ile fiyatlandırma yapıyor. İşte bu stratejinin uygulanması için Carrefour düzenli olarak fiyat araştırması yaptırmak istiyor. Bu dönemde heyecanlı ve zorlu bir ihale ile proje alınıyor, Fiyat Araştırma departmanın temelleri böylece atılmış oluyor. Bu süreçte Halil İbrahim Zeytin ya da R.Serkant Tünay kadar emeği olan insanlardan biri de Beytullah Baştürk. Nam-ı diğer Beyto ya da müdür Carrefour projesi için, saha ilmek ilmek örülürken Beyto ile yollar kesişiyor. Hiç unutmam işe girdiğimin 2. haftası bir proje için mesaiye kalmam gerekti. Bülent Bey Beytullah sana öğretecek nasıl fiyat alman gerektiği dediğinde biliyordum ki, çok sohbet az iş olacaktı. Şimdi düşününce iyi ki o gece Beyto ile o sohbeti yapmışım. İşin tarihi, teorisi, biz ne yaparızından öte, bizim işi nasıl yaptığımız önemli. Bunu da en güzel anlatacak insanlardan biri Beytullah şüphesiz. Bir fiyat araştırma fenomeni Beytullah: O şimdi asker, kesin bizi özler  Beytullah ile kaldığımız o mesaide, çok şey anlattı ama Beytullah’ ın fiyat araştırmaya dahil olma mevzusu hakikaten eğlenceli.


FİYAT ARAŞTIRMA O dönem Carrefour sahaları başlamış, fiyatlar raporlanıyor ama iş o kadar garip ve eşsiz ki, başlayanlar işi ya anlamıyorlar ya da öğrendiklerinde karşılarına farklı fırsatlar çıktığı için gidiyorlar. Bu dönemde Beytullah bir gazetede gördüğü personel aranıyor ilanına başvuruyor. O dönem şirket Taksim ofiste faaliyet gösteriyor. Beytullah ilk fiyatları taze gıda ürünleri için alıyor. Elbette diğer tanıklara da danışmak gerekirdi ama Beytullah’ ın ifadesine göre, o dönem şimdi öğlen 12’de raporlanan taze gıda ürünleri şirkete ancak akşamın beşinde ulaşıyor.

6 Beytullah saat 11’de tüm fiyatları şirkete teslim edince elbette yöneticilerin dikkatini çekiyor ama Beytullah bu çabuk sıkılıyor işten. Özgür ruhlu insanlarla çalışmak, standart düzenden hoşlanmayanları şirkete bağlamak zordur ama zor yine- başarılıyor, Beytullah işe devam ediyor. Serkant Bey bir keresinde O’nu, “Gece ara, Beytullah 1 saat sonra Trabzon’a gideceksin, de gider, adam sorgulamaz, işini yapar.” diye tanımlamıştı. Beytullah’ ı yakından tanısanız siz de anlarsınız Beytullah hakikaten hiçbir işi biz bunu yapamayız diye başlamaz. Bir görev verildi mi bir daha arkanıza dönüp bakmanıza gerek yok, Beytullah bu yapar

Beytullah’ ın işe girdiği yıllar sadece Carrefour sahası var. Zorlu listeler, periyodik araştırmalar, kısa deadlinelar ile zaman hızla geçer. Biz hep söyleriz, Akademetre Fiyat araştırmaları veri sayısı, periyodu ile dünyanın en büyük araştırmasıdır. O dönem Carrefour için sadece bir günde, tek bir marketten binlerce ürünün fiyatı araştırılır, Carrefour’a raporlanır. İşler büyür ancak tek bir müşteri fiyat araştırma adlı bebeği sadece emekleten bir güçtür o bebeğin yürümesi için farklı güçlere de ihtiyaç vardır.

Yıl 2007: Bülent Bekret Sahnede. 2007 yılına girildiğinde farklı müşteri arayışları da başlar. Carrefour ile hayat bulan departmana sadece Carrefour yetmez olur. Fiyat araştırmaya yeni bir soluk gerekir.

Bülent Bekret İstanbul’a dönüşünden çok kısa süre sonra Akademetre’ ye başlar, Fiyat Araştırma’nın başına geçer.


FİYAT ARAŞTIRMA Halil İbrahim Zeytin’in hep savunduğu güven, özveri, biz olma duygusunun oluşturulması için aranan yeni soluk için biçilmiş kaftandır Bülent Bekret. Bülent Bekret fiyat araştırma departmanı direktörlüğüne başladığında, aslında sadece departmanına değil, şirketin kurumsal kimliğine de birçok katkı sağlar. Şirket büyürken, Fiyat Araştırma da büyür. Yine zorlu bir süreçle Ülker grubu ile el sıkışılır. Ardından Migros, Beğendik, Unilever derken fiyat araştırma bütçesiyle, sahasıyla, müşterileri ile kocaman bir departman olur. Yıl 2012: Büyümek çok güzel. Biz Fiyat Araştırma departmanı olarak,

7

FMCG üreticilerinden perakende zincirlerine, kozmetik sektöründen elektronik zincir marketlere kadar fiyatın ve rekabetin olduğu her alanda hizmet veriyoruz. Türkiye’nin 25 il ve ilçe merkezinde haftanın 7 günü bayramlar hariç fiyat alımı yapıyoruz. Ayda yaklaşık 1,5 milyon fiyatı analiz edip müşterilerimize raporluyoruz. Merkezde 14 kişilik, saha da 110 kişilik kocaman bir aile olarak işimizi, stresine, zorluğuna, güçlüğüne rağmen severek yapıyoruz. Bugün, şirketimizin en büyük müşterisi olan Carrefour tüm hizmetlerini bizden alıyor. Migros’un, Tesco Kipa’nın ve Kiler’in raf fiyatlandırması bizim raporladığımız veriler ile oluşturuluyor. Coca- Cola, Pepsi, Unilever gibi global şirketlerin ürün fiyat takip çalışmalarını biz yürütüyoruz. Ülker pek çok ürününün fiyatlarını bizim ilettiğimiz veriler ile kontrol altında tutuyor. Parfümden kaleme, saç boyasından çamaşır makinesine kadar fiyatın olduğu her yerde olmaktan büyük keyif alıyoruz.

Biz bunu nasıl mı yapıyoruz? Bizim işimizin temeli saha. Sahadaki personellerimizle iletişimi saha uzmanı arkadaşlarımız yürütüyorlar. Her birinin sorumluluğunda onlarca personel çalışıyor. Kimi sahalarda personeller ile iletişim saha süpervizörlerimiz ile sağlanırken, kimi sahalarda birebir personelle iletişim kuruyoruz. İş müşteri ile iletişim kurmakla başlıyor. Müşterilerimiz takip etmek istedikleri ürünlerin listelerini bize ulaştırıyorlar, hangi marketlerden, hangi periyotla fiyat alımı yapacağımız, hangi periyotla raporlama yapacağımız ve raporlama formatı konusunda mutabık kalındıktan sonra o büyük koşturmaca başlıyor. İşin temeli saha dedik ya, araştırılacak ürün gruplarına göre öncelik, sahaya konuyla ilgili bilgilendirme yapılması. Gerekli durumlarda eğitimlerin verilmesi ile süreç devam ediyor.


FİYAT ARAŞTIRMA Fiyat Araştırma departmanı olarak çalışmalarımızın tümü belli bir sistem içinde yürür. Saha çalışmaları yapılıp veriler merkeze gönderildikten sonra, saha uzmanı arkadaşlarımız tarafından gönderilen verilerin kontrolleri yapılır. Fiyat verilerinin listelere giriş formatlarından, yazım formatına kadar birçok manuel kontrol yapılır ve listeler FaMonitöre yüklenir. Fiyat Araştırma için özel geliştirilen FaMonitör’e yüklenen veriler, hazırlanan veri çekme dosyaları ile proje uzmanlarımızın kontrolleri için hazır hale gelir. Veri çekildikten sonra, rapor içinde yer alacak her bir veri, minimum/maksimum fiyat, endeks, zincir market kontrolü vb. bir çok farklı yönden kontrol edilir, ardından rapor oluşturulur. Gerekli kontroller yapıldıktan sonra müşteriye gönderilir.

8

Haftanın her gününün adım adım planlı olduğu bir departmandır Fiyat Araştırma. Perakende zinciri müşterilerimiz için haftanın altı günü raporlama, bazı günler birden çok formatta raporlama yapıyoruz. FMCG üreticileri için ise Pazartesiden başlayan koşturmaca Çarşamba gününe kadar artarak devam eder. Akademetre’nin en sistemli ekibi olduğumuz konusunda iddialıyız. Fiyat araştırma ekibi olarak güne, bir önceki günü değerlendirdiğimiz toplantılar ile başlıyoruz. Bu toplantılarda önceki günün değerlendirilmesinin yanında, o gün içinde neler yapılacağı da konuşuluyor. Bu toplantılar Bülent Bey’ in katılımı ile saha uzmanı arkadaşlarımız arasında yapılıyor. Bir de her Perşembe yaptığımız olağan değerlendirme toplantılarımız var ki aslında alınacak pek çok önlem ve karar bu toplantılarda karara bağlanıyor. Her Perşembe saat 08.30’da orta kat toplantı odasında yerimizi alıyoruz. Bir haftanın değerlendirilmesi, başlayacak projeler, sahaların değerlendirilmesi, artılarımız, geliştirilmesi gereken yönlerimiz derken pek çok konuyu konuşuyoruz. Sinem’in gözünden Fiyat Araştırma Baştan söyleyeyim, Fiyat Araştırma’yı sen yazacaksın dediklerinde aklımda onlarca cümle vardı ama iş yazmaya gelince aslında ne kadar anlatılsa bitmeyecek, biz ne yapıyoruzu tarif bile edemeyecekmişim gibi geliyor şimdi. İyisi mi ben size arkadaşıma anlatırmış gibi bizi anlatayım siz de keyifle okuyun ve bakın bakalım her şey göründüğü gibi mi?

Bülent Bekret: Onu tanımak onunla çalışmak gerçekten çok zevklidir. Beni tanıyanlar bilir hiçbir konuda soğukkanlı bir insan değilim. Çabuk gülerim, çabuk ve de çok sinirlenirim. Bülent Bey’e hep söylerim siz de bilin, Bülent Bey’in en sevdiğim, hayran olduğum yönü soğukkanlılığı. Ben telaşa kapıldığımda, üzüldüğümde, sorunların çözümü yok sandığımda hep Bülent Bey’i görürüm yanımda. “Önce bir sakin ol” telkiniyle başlar söze. Sonra sorunu tanımlatır, çözüm yolları için de yönlendirir. Sorunu sen tanımlarsın sen çözersin ve her sorun kendini geliştirmen için bir fırsat halini alır. Bugüne kadar geçirdiğim zamanda ,”Siz nasıl sakin kalabiliyorsunuz?” demekten ben usandım o beni sakinleştirmekten usanmadı. Ama karşılaştığım her sorundan yeni deneyimler kazandım, bizim ekibimizin her bir üyesi için de bu durum aynen geçerli.


FİYAT ARAŞTIRMA Meşhur Perşembe olağan sabahın sekiz buçuğu toplantılarımızda Özkan haykırmıştı, “ben Bülent Bey’ i abi gibi baba gibi seviyorum” diye. O gerçekten de öyle biridir. Evet soğukkanlı durur ama sinirlendiğinde de uzak durmak gerekir ondan. Herkesin derdini bilir, sıkıntılarına çözüm bulur, Akademetre’ ye bağlar, öğretir, dinler. Okurken hani hepimizin çok sevdiği bir öğretmeni olmuştur ya Bülent Bey bizim departmandaki her birimiz için işte o öğretmendir. Küçük bir not: Elinizdeki yiyecekleri Bülent Bey’le paylaşın lütfen  Serkan Kurnazoğlu: Carrefour ondan sorulur.

9 Serkan’ı dışarıdan bizi hiç bilmeyen biri olarak gözlemleseniz, eminiz kafanızda bir sürü soru oluşur. Bir adam düşünün, günde 10 saat sadece ekrana bakıyor. Arada bir “01 Hassaslar nerde, 02 Turuncular ne oldu?” diyor o kadar  Carrefour’un tüm organizasyonu Serkan üstünden yürür. İşinde son derece titizdir. Onun dilinden sadece saha uzmanları anlasa da çoğu zaman, sıcacık gülümsemesi, disiplini, titizliği, istikrarı, sürekli gelişmesi ile hepimize örnek olur.

Müserra’nın ve Zeynep’in tecrübeleri, sahalara olan hakimiyetleri, İsmail’ in kibarlığı, Hüseyin’in soğukkanlılığı, Hilal’ in cevvalliği, Seval’ in esprileri, Begüm’ ün gülüşü, Özkan’ ın titizliği, telaşı, Cihan’ın yaptığı müthiş raporlar, Yusuf’un sakinliği ve işe hakimiyeti, Mustafa’nın çalışkanlığı ile kocaman mutlu bir ekibiz biz.

Müserra ve Zeynep Saha Koordinasyon Uzmanları içinde en uzun zamandır çalışanlar. Biz de bir sorun çıktımı ya da herhangi bir marketle ilgili kafamızda soru işareti uyandımı hemen onlara koşarız.

Sahada kontrol mü gerekti, elektronik sektörü raporları için veri mi lazım, ATU parfüm fiyatı mı istedi, ilk başvuru yeriniz Müserra ve Zeynep olur.


FİYAT ARAŞTIRMA İsmail’i aslında anlatmak değil duymak gerekiyor sanırım. Marketleri ya da personelleri aradığında sesinin tonu, kibarlığı, sakinliği… “aaa çok saçma” desem siz anlamazsınız ama bizim için çok şey ifade ediyor işte o yüzden İsmail’i anlatmak mı? Aaa çok saçma  ne gibi, hangi açıdan, kim nerde nasıl? Sorulaaar sorulaaaar.

10

Hüseyin aslında Orman Endüstri Mühendisi biliyor muydunuz? Onun bizimle tanışması eskiye dayanıyor. Sahada görev yapmış kısa bir dönem ama sonra ayrılmış. Bir süre sonra Üretim Departmanı’nda çalışmaya başladı ardından da bizim saha ekibimiz içinde göreve başladı. Sorun çıktığında sakin duruşu, dinginliği tam bir mühendis oluşu, sizi bazen strese soksa da hafta sonları bile çalışan, sahalarını dinleyen, yönlendiren, saatlerce sıkılmadan telefonla bile fiyat kontrol eden Hüseyin’i tanımlayacak en güzel kelime sanırım sorumluluk olur.

Hilal  Aramıza henüz yeni katılsa da, çalışkanlığı, sorumluluk duygusu, heyecanı, inatçılığı ile hemen dikkatimizi çekti Hilal. Yaptığımız işe önceki saha tecrübesinden de faydalanarak çok çabuk alıştı. Hilal’e bir işin mutlaka yapılması gerektiğini söyleyin, arkanızı dönün gidin ve bilin ki o iş tamam, yapılacaklar listenizden Hilal’de istediğiniz bölümleri silebilirsiniz. Kendisine verilen görevle ilgili en çok geribildirim yapan sanıyorum Hilal’dir. Umarım karşılaştığı hiçbir zorluk onu yıldırmaz.

Veeee Proje Uzmanları Seval Zekası, ince esprileri, işindeki titizliği, masasındaki karmaşa ile tanımlayabiliriz onu. Benim gördüğüm tanıdığım en esprili insanlardan biri. Kimi zaman müşterilerden bizi sevindirecek bir haber alırız ama Seval’in yüzündeki ciddiyet Bülent Bey’in yanına her gelişinde kaygılandırır beni. Anlatır ama aslında bir sorun değildir paylaştığı. Azıcık gülsen noooluuurrr Sevaaal? Seval Kuş çabuk öğrenir, güzel öğretir. Bir de bilgisayarı azıcık daha hızlı olsa…


FİYAT ARAŞTIRMA Özkan Çalışkan, titiz, nazik. İşte Özkan. İnce ince bütün detayları kontrol eder. Deadlinelar onun için o kadar mühimdir ki, kimi zaman fazlasıyla telaşlanır. “Cihaaaan, bi bakar mısın, çok acil ama!!!” Biz bu lafı o kadar çok işittik ki, artık Özkan sadece “Cihan bi bakar mısın?” diyor, “çok acil ama” kısmı bizden birinden mutlaka gelir. Özkan’ın müşterileri ile kurduğu ilişki ise bambaşkadır. Maille değil telefonla iletişim halinde olmayı sever. Bu konuda o kadar iyidir ki, hiç yüzyüze gelmediği ama her ay aradığı ve kontrol yaptığı bir mağazanın müdürü, “Özkan Beeey, canım dostum nasılsın?” diye telefonu açar.

11

Yusuf Sessizim, sakinim işte. Yusuf kendisi sordu bana, beni nasıl tanımlayacaksın diye, durdum ben, o cevap verdi, sessiz sakin. Ama hakikaten çok sessiz, sakindir. Departmanda gülme krizine girdiğimiz anlar olur ya da bir kriz çıkar arada bir ! Yusuf yine aynı Yusuf. Karşımda oturduğundan beri daha iyi tanıyorum onu aslında çok komik biri de neden göstermez ki? Bizim departmanda Proje Uzmanları içinde her günü eşit derecede yoğun tek kişi o. Migros, Beğendik, Electro World ile çalışır, bir gün bile onu ben bugün çok yoğunum derken duymadım, ama bir an bile boş otururken de görmedim. Bana kalırsa aramızda zamanını en iyi planlayan o. O kadar planlı biri ki; elbette çok yaşasın, sağlıkla ama çok komik hapşırır. Saatler ileri alınmadan önce Özkan’ın tespitine göre 11.20’de ardı ardına 3 kez, şimdiler 12.20… Çok yaşa Yusuf, sağlıkla Begüm Hayatımda gördüğüm en güzel kahkahalardan biri Begüm’ündür. Gözleri hep ışıl ışıldır. Aramızda çok yeni olsa da, hemen kaynaşabilecek kadar sıcakkanlı, kısa sürede işine hakim olacak kadar çalışkan, birilerinin görmediğini anında görebilecek kadar detaycıdır Begüm. Henüz hayatındaki ilk iş tecrübesi, öğrenecek, deneyimleyecek o kadar çok şeyi olmasına rağmen bence çok doğru bir yerde çok doğru insanların arasında başladı işe. O kadar çabuk öğreniyor işi ve öyle kolay adapte oluyor ki yaptığı işe eminiz ki çok başarılı olacak.


FİYAT ARAŞTIRMA Mustafa İşe başladığının ilk haftasında fiyat kontrol edebilecek kadar beceriklidir Mustafa. Yeteneklerinin farkında olması, belki de onun özgüveninin temeli. Aldığı projelerde kat ettiği yol düşünüldüğünde iş geliştirme anlamında fiyat araştırma departmanına ilerleyen dönemlerde çok şey katacağı kesin. İşini her zaman takip eder, istediği sonucu alana kadar da bırakmaz. Müşterileri ile kurduğu başarılı iletişim, görev bilinci ile takdir toplama devam edeceği kesin.

12

Müşterilere sunduğumuz raporlar her zaman beğenilir her zaman dikkat çeker. İşte o raporların mimarları

Ufuk Budak Aslında tam olarak bizim ekibin üyesi de sayılmaz ama en çok bizim için yorar kendini, en çok bizim işimizi yapar. Üstün bir zeka, eğlenceli bir kişilik Ufuk. Sadece rapor hazırlamaz Ufuk, doğru düşünmeyi de öğretir bize raporlarla ilgili. Akademetre’ye katkılarının ne kadar çok olduğunu bilmeyen yoktur sanırım aramızda. İyi ki varsın Ufuk.

Veeeee Cihan Özkan’a çok acil bakması gereken, raporlardaki görsel şölenlerin mimarı. Eğlenceli, komik, sevimli. Çalışkan, titiz, yaratıcı. İyi ki aramıza katılmış Cihan. Melankolik insan, aslında yalnız değilsin Cico, HEPİMİZ ÇOK SEVİYORUZ SENİ!! Evet sen ASLINDA çok komiksin 


FİYAT ARAŞTIRMA Ufuksuz olmaz  Ufuk Gezen, içimizdeki Rasim Ozan Kütahyalı, toplantıların provokatif katılımcısı, saha personellerimizin yılmaz savunucusu, büyük Fenerbahçeli. Saha Uzmanımız Ufuk şimdilerde aramızda değil ama İstanbul Avrupa yakasının tüm sorumluğu onda. İşimizi daha iyi yapabilmemiz için yılmadan, yorulmadan çalışıyor. Ve saha personellerimizden bazıları Fiyat Araştırma departmanını anlatıp da onların adı geçmeden ve emeklerine teşekkür etmeden bu yazı bitmez.

13

Bizim başarımızın arkasındaki isimler onlar, geniş ailemizin seçkin üyelerine sonsuz teşekkürlerimiz ve saygılarımızı sunuyoruz.

Ersin Keskin, Yavuz Şahin, Canan Keskin, Nuray Şahin, Sabri Taşçı, Musa Yüzgüleç, Yeliz Topraksüren, Begüm Ekinci, Ayşegül Selim, Murat İşler, Deniz Şenses, Nurgül Karabulut, Elmas Ulu, Yavuz Karaismailoğlu, Burcu Çetin, Burcu Özsöyler, Emre Er, Bülent Derindere, Aziz Toksoy, Perihan Çötçü, Naime Gönen Kızıl sizlerle çalışmaktan çok mutluyuz. Saha personellerimizin günlük rutin çalışmalarını anlatmak gerekir diye düşündük. Bizim saha personellerimizden Sabri Taşçı’nın sahadaki bir günü nasıl geçer merak ediyorsanız işte program hemen aşağıda: Sabri ile bir gün 8.00 Kalkış 8.20 Evden çıkış 10.00 02 Turuncu Listeleri 11.00 Listelerin merkeze aktarılması 11.15 Migros Kategori Listesi 12.00 Yemek 12.30 Migros Katalog Listesinin alınması 13.30 Listelerin merkeze aktarılması 15.00 Safir Listeleri 17.00 Safir listelerinin katalog kontrolü 17.15 Safir listelerinin merkeze aktarılması 17.30 Haftalık ürün kontrollerinin yapılması 19.30 Katalog Kontrolleri 20.00 Migros Katalog listesinin veri girişi ve katalog girişleri 21.00 Migros Katalog listesinin merkeze iletilmesi

Sabri’nin yolculuğu Akademetre için iyi bir örnek. Saha personeli olarak başlayıp, merkezde saha uzmanı olarak uzun bir dönem görev aldı. Saha tecrübesi, saha işleyişine hakim olması nedeniyle, İstanbul Avrupa sahalarımızın sorumluluğunu üstlendi. Yaptığı günlük görevlerin dışında sahaya yeni başlayan personellerin eğitiminde, adhoc fiyat araştırmalarının sahasının yürütülmesinden, denetleme personeli olmasına kadar pek çok farklı görevle aramızda. Sabri’ye emekleri için çok teşekkürler.


FİYAT ARAŞTIRMA Ve özel bir istek. Bu fotoğrafın görüldüğü her yazı kesin okunur  Fiyat Araştırma departmanında olmasa da bizimle iletişimi, neşesi, şakaları, zenginliği ile Fiyat Araştırma’nın içinde saydığımız Tuba seni seviyoruz. İyi ki varsın 

14 Bu arada, Gizli Müşteri departmanına da ayrıca teşekkürlerimizi iletmeliyiz sanırım; sizinle olmak güzel.

Sinem Atayurt


MERAKLI Akademetre’deki Hayalet Dergi çıkarmanın zannedildiği kadar zor olmadığı, hatta umduğumuzdan da fazla keyif verdiğini anlamanın getirdiği mutluluk ve şevkle çalıştığımız anlardan birinde, Meraklı yıldırım gibi odamıza girdi. Yüzü bembeyazdı ve alt dudağı titriyordu. “Ne oldu” diye sormamıza kalmadan, “Bir haber yakaladım” dedi neredeyse fısıltıya yakın bir sesle. İlk başta çok ciddiye almadık tabii ki. Nasıl bir haber yakalamış olabilirdi ki? Yani en fazla şudur budur diye düşünürken önümüze bıraktı dosyayı.

15

Editörlerimizden biri sıkkın ama Meraklı’yı da kırmak istemeyen bir edayla aldı eline dosyayı, açtı ve okumaya başladı. Okuduğu her satırla birlikte yüzündeki sıkılgan ama nazik gülümseme, yerini önce ciddiyete, sonra korkuya, en sonunda ise derin bir kedere bıraktı. “Bunu yayınlayamayız” dedi ve odayı terk etti koskoca editör. O haber uzun süre hepimizin önünde kaldı. Durduk, düşündük, doğruluğunu teyit etmek için Meraklı’nın konuyla ilgili gerçekleştirdiği röportajları dinledik tekrar tekrar. Hayır, bir yanlışlık yoktu haberde. Uzun uzun tartıştık, bazen tansiyon yükseldi, bazen tansiyon yerini derin sessizliklere bıraktı ama sonunda, Meraklı’nın haberini, her ne olursa olsun, ucu nereye dokunursa dokunsun, virgülüne bile dokunmadan yayınlama kararı aldık. Daha sonra virgülüne bile dokunmama kararını gözden geçirdik. Meraklı biraz heyecan, biraz korku, biraz da panikle çok kötü bir yazı çıkarmış ortaya. Hikaye ve haber muhteşem, ama yazım yanlışları, anlatım bozuklukları filan derken aslında haberi baştan yazdık gibi oldu. Haberi siz okurlarımızın takdirine, kamunun vicdanına sunuyoruz. Karanlık Yüzler, Suskun Suratlar, Korku Dolu Fısıltılar... Aslında her şey gayet masum bir adımla başladı. Ama kader domino taşlarını öyle bir diziyor ki, siz sadece ilk taşı bile devirseniz, binlerce taş size sormadan yer ile yeksan oluyor. Akademetre çalışanlarının yılbaşında bir çekiliş gerçekleştirip, çekilişte kendilerine çıkan isimlere hediye almaları da aslında böylesi masum bir gelenek. Yuvarlakça bir kaseden, içlerinde isim yazılı kağıt parçalarını çekmek ve o kağıt parçalarında yazan isimlere mütevazı hediyeler almak, ne kadar ürkütücü bir fikir olabilir ki. Ama bu yılbaşında da gördüğümüz gibi, bu her zaman böyle olmuyor. Her şey, proje ekibinden C. B.’nin “Abdulkadir Atasoy” isimli bir çalışanı çekmesiyle başlıyor. “Şaşırdım kaldım” diyor C.B. “Ben Akademetre’de çalışan hemen hemen herkesi tanırım. Hatta birçoğunun özel hayatıyla ilgili derinlemesine bilgim var. Bakın, bunlar birçok Akademetre çalışanı ile ilgili tuttuğum dosyalar. Aralarında düzenli olarak takip ettirdiklerim var ama Abdulkadir Atasoy kimdir, nedir, bilmem.” Bu kişinin çok yeni bir eleman olabileceğini, belki de C.B.’nin o ismi çekmesinden bir gün önce işe başlamış olabileceğini hatırlatıyor Meraklı. “Ben de önce öyle zannettim” diyor C.B. “İş yoğunluğu, toplantılar filan derken atladım herhalde dedim.” Meraklı işin ucunu bırakmıyor tabii. C.B.’nin bu durumu sorgulayıp sorgulamadığını merak ediyor, kederli kederli gülüyor C.B. “Sorguladım tabii. IK Müdürümüz H.S.T.’ye danıştım, kendisinden bana bu kişiyi bulup getirmesini istedim. Tanımadığım adama ne hediye alacaktım ki?” Aslında asıl kaos o noktada başlıyor. C.B., H.S.T. ve dönemim departman asistanı, aynı zamanda bu hediye organizasyonunun başındaki kişi M.Ö. arasında bir iletişim krizi baş gösteriyor. H.S.T’nin duruma yaklaşımı çok net. “Yani bir bu eksikti. Kapattık o konuyu biz. Hayır anlamıyorum neden tekrar sorgulanıyor bu durum. Her şey de o C.B.’yi bulur zaten. Git adam gibi birini çek, git Çağlar’ın ismini çek üretimden, ne kadar tatlı adam; muhasebeden Sertan’ı çek, seversin sen zaten onu. Gitmiş Abdulbilmemne Atasoy’u çekmiş. Yok kardeşim öyle biri Akademetre’de. Hiç çalışmamış, hiç iş başvurusu filan da yok. Ben bu


MERAKLI şirkette olduğum sürece burada da çalışması mümkün değil o Abdulkadir Atasoy’un. Nereden kimden çıkıyor bu bilmiyorum ama vallahi fenalık geldi, içim sıkıldı öfffffffffff git başımdan Meraklı”.

16

Bunun üzerine Meraklı dönemin İdari İşler Müdürü M.Ö’ün kapısını çalışıyor. Daha doğrusu telefonda görüşmüş herhalde, ne yapmış biz de tam bilmiyoruz, sadece kendi el yazısıyla aldığı notlar var ama bir şekil görüşmüş işte M.Ö ile. M.Ö biraz şaşkın, biraz kırgın. “Valla ben ne biliyim abi” diye söze giriyor. “Zaten o dönemde yıl başı hediyeleri filan yoğunduk yani anladın mı? Bana bir liste geldi H.S.T’den. Ben de oturdum tek tek hepsini yazdım. Abdulkadir Atasoy yanlışlıkla yazılcak bir isim değil. Ben de o dönemde o isme şaşırmıştım. Ama yeni gelen biri sandım ne biliyim. H.S.T’ye sordum bir sigara molasında ‘Ay ne biliyim şeceresini mi tutuyorum bunların’ dedi, o anda C.B geldi bir espri filan yaptı, kızdırdı H.S.T’yi, konu dağıldı. Ama H.S.T’nin iddia ettiği gibi C.B o ismi kendi bir kağıda yazıp da ben bunu çektim demedi. Adam zaten sert mizaçlı biri. Korkulan bir tip. Yapmaz öyle şeyler.” Bir an sözcükler boğazında düğümleniyor M.Ö’nün, devam etmek istemiyor ama Meraklı’nın ısrarı ile olay gününü anlatıyor M.Ö. “Kuralar çekilecek. C.B. yine fırtınalar estiriyor üst katta, ona buna bağırıyor, çağırıyor, hepimizin canı burnunda. Korka korka gittim yanına. Beni severdi, o yüzden bana pek sert davranmazdı. Yine de korkuyor insan tabii, içimi ürpertiyor adam. ‘Bir saniyeni alabilir miyim canııııııııım’ dedim, şirinliğim üstümde. Bana kıpkırmızı gözlerle delici bir bakış fırlattı bir an için öldüm sandım. Kalktı aşağıya indi, bir şeyler konuştu, geldi. Bir iki müşteriyi bağlattı, bir kaç e-maile cevap yazdı, biraz daha bağırdı çağırdı. Trans halinde bekliyorum masasının yanı başında, yine bana baktı. Bu sefer bakışı yumuşamış, aramıza dönmüştü adeta. ‘Noldu, hayırdır, sen bana uğramazdın’ dedi, fısıltılı ama hırıltılı bir sesle. ‘Yılbaşı çekilişi’ dedim zorla gülümseyerek. ‘Haaaaaaa’ diyerek bir kağıt çekti. İsmi beğenmedi, katladı içine attı. Başka bir kağıt çekti. ‘Bu da olmaz’ dedi, başka bir kağıt çekti. Sonra son çektiği kağıdı bana uzattı. Ben not alıyorum kim kime alacak diye. Yani H.S.T.’nin yanlışı var, C.B. hile hurda karıştırmadı işe, kendi yazıp koymuş olamaz.” M.Ö.’nün açıklamaları gayet aydınlatıcı ama Meraklı hala karanlıkta. İçine girdiği karanlık, eziyor, bitiriyor Meraklı’yı. O da kendisine tek bir seçenek kaldığını görüyor. O’na gidiyor, cevabı O’nda arıyor. Yönetimde Derin Sessizlik... Akademetre Yönetim Kurulu Başkanı Halil İbrahim Zeytin, Meraklı’nın yeni durağı oluyor (Editörün notu: Meraklı’nın notlarına göre az daha olamıyormuş ya neyse). Haberin müptelası olmuş çoktan Meraklı, fırtına gibi giriyor Halil Bey’in odasına. İçeride bir müşteri olduğunu görünce girdiğinden de daha hızlı çıkıyor tabii destursuz herif. Bekliyor, bekliyor, baktı ki olmayacak, ertesi gün geliyor tekrar. E o gün Halil Bey yok ofiste. Hadi öbürsü gün geliyor, giriyor odasına, Halil Bey telefonda konuşuyormuş, çıkıyor. 15 dakika sonra tekrar giriyor, hala telefonda. Yarım saat sonra tekrar giriyor, içeride proje ekibinden Cihan Bey var, “aman neme lazım” diyor, çıkıyor. 1 saat sonra giriyor, Halil Bey’in bir şey yediğini görüyor, çıkıyor. Daha sonraki denemesinde içeride Sertan Bey ile Serkant Bey var, e malum, Meraklı Firarda. Akşama doğru tekrar giriyor, Halil Bey’in bakışını görüyor, tırsıyor çıkıyor. En son tekrar girdiğinde Halil Bey “Gel Meraklı gel, gel abi sabahtan beri yazıhaneye çevirdin burayı, gel, nedir mesele” dediğinde, bir umut doluyor içine Meraklı’nın, bir genişliyor ki göğsü sormayın (Biz de sormadık, Meraklı notlarında öyle yazmış). “Halil Bey” diyor, “Abdulkadir Atasoy kim?”. Eğer bu isim o kavanoza girdiyse, eski bir çalışandır ve Halil Bey bilir diye düşünen Meraklı, meraklı gözlerle süzüyor Halil Bey’i. “Abdulkadir Atasoy mu, o kim?” diye Halil Bey soruyor bu sefer. “Eski çalışanlarımızdan böyle birini hatırlıyor musunuz Halil Bey?” duruyor düşünüyor Halil Bey ama yok, öyle bir ismi hatırlamıyor. Umutları yıkılıyor Meraklı’nın, ama arayışı bitmiyor. Halil Bey’den istediği yanıtları alamayan, kafasındaki soru işaretlerini çözümleyemeyen Meraklı, bu sefer Genel Müdürümüz R. Serkant Tünay ile çok sıcak bir sohbetin içine dalıyor. Serkant Bey masasında çalışırken cereyan eden bu ibretlik görüşmeyi, kelimesine dokunmadan yayınlıyoruz.


MERAKLI

17 Meraklı: Serkant Bey, 1 dakikanız var mı? Serkant Bey: ....... Meraklı: Serkant Bey? Serkant Bey: ............. Meraklı: Serkant Bey bir daki... Serkant Bey: Ne var Meraklı ne var allah aşkına ne var. Yoğunum görüyorsun, noldu? Meraklı: Serkant Bey, Abdulkadir Atasoy diye birini tanıyor musunuz? Serkant Bey: Kim? Arkadaşlar ParnerGroup’dan soru formu onayı geldi mi? Arkadaşlar: Gelmedi Serkant Bey henüz (Daha doğrusu moladan çıktık son 30 dakikadır bakmadık ki biz emaillerimize) Meraklı: Abdül... Serkant Bey: Ya bir arayın şunları da bakalım ne yapmışlar, geç kalıyoruz. Peki MNNS’in faturaları kesildi mi? Arkadaşlardan biri: Ben bugün kestim Serkant Bey. Meraklı: Ab.... Serkant Bey: Ok, yarın Fosha toplantısına kim geliyor benimle? Arkadaşlardan öbürü: Ben gelirim Serkant Bey. Meraklı: Abdülkadir Ata... Serkant Bey: Ya sen ne diyosun Meraklı, neyi tanıyor muyum? Meraklı: Abdulkadir Atasoy’u tanıyor musunuz? Serkant Bey: Evet. İzmirspor’da bir dönem oynadı öyle biri galiba, Abdulkadir Atasoy muydu neydi. Yoksa antrenör müydü, tam bilemiyorum. Neyse, neden sordun, n’olmuş ona? Meraklı: Yok, yani Akademetre’de böyle biri çalıştı mı? Serkant Bey: Meraklı, bak ben açık konuşuyorum. İzmirspor’da bir dönem oynamış olabilir öyle biri diyorum. Şimdi Akademetre ile bir alakası var mı bunun? Meraklı: Yok yani, bizde bu isimde biri çalıştı mı, onu merak ettim. Serkant Bey: O zaman öyle sor, çalıştı mı Akademetre’de böyle biri de. Tanıyor musun diyince ben de onu söyledim. Allahım nelerle uğraşıyorum bu kadar iş güç arasında. Bu ibret dolu haberde de görüldüğü üzere, Abdulkadir Atasoy krizinden de, kendisinden de kimsenin haberi yok. Meraklı’da Abdulkadir Atasoy’un peşini bırakıyor, girdiği her yerde “Abdulkadir Atasoy benim! Hayır benim!” muhabbetlerinin başlamasından sonra. Ama Akademetre’de bir şeyler olduğu kesin. İsimlerin çekildiği o kasede, hiç kimsenin ismi artmadı. Kimse de açıkta kalmadı. Herkes de birini çekti. Yani C.B, H.S.T, veya M.Ö, ve hatta belki de yönetim bir şeylerin üstünü kapatmaya çalışsa ya da bize her şeyi anlatmasalar da Abdulkadir Atasoy ya da gerçek ismi her neyse, o gün oradaydı, aramızdaydı...

BU BÖLÜMDEKİ YAZILAR TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜDÜR.


MERAKLI Akademetre Çalışan Profili Araştırması Eh be Meraklı, sen kiiiim araştırma kim be kardeşim. Gitmiş, kimseye haber vermeden online anket yapmış bizim meraklı. Güya birbirimizi daha iyi tanımalıymışız, böylece daha iyi iletişim kurabilirmişiz. İyi tamam da güzel kardeşim, bir araştırma yaptın, şimdi sonuçları açıklamaya biz utanıyoruz. Zaten insanın başına ne geliyorsa ya meraktan geliyor ya Meraklı’dan. Meraklı Proje biriminden ismini vermek istemeyen bir uzman ve Üretim ekibinden Çağlar Bey ile bir araya gelerek bir araştırma dizayn etmiş. Oluşturulan soru formunu da Webropol marifetiyle online kanaldan Akademetre’yle paylaşmış. Biz de hatırlıyoruz, gelmişti böyle bir anket bize de ama çok önemsememiştik.

18

Araştırmanın amacı, Akademetre çalışanlarının neyi nasıl algıladığını ölçmek, oradan da kişilikleriyle ilgili bilgi sahibi olmak. Ne gerek varsa böyle bir şeye artık. Bu kapsamda basit bir anket yapıyor, 3 tane resim gösteriyor ve “Bu nedir” diye soruyor. Araştırma araştırma diye ortalığı yıktığı iş bundan ibaret.

Meraklı’nın araştırmada kullandığı 3 resim. Cevaplar: Soru 1: İnsan, Soru 2: Elma, Soru 3: Ağaç Bu üç resmi teker teker gösterip bu nedir diye sorarak dev bir araştırmaya imza attığını düşünüyor Meraklı. Biz tam Meraklı ile kafa bulurken, “Çalışan Profilini yaptın, Kurumsal İtibar Araştırması yapsan ne resmi göstericen, benim resmimi mi göstericen?” diye takılırken, Meraklı’nın o tipsiz suratını şekilden şekle sokarken, editörlerden biri “Aman Tanrım!” dedi. “Cevaplar! Cevaplara bakın”. Kısa bir incelemeden sonra, genel olarak fos bir araştırmadan bile ne kadar ilginç sonuçlar çıkabileceğini, özel olarak ise Akademetre’de nasıl bir mayının üstünde oturduğumuzu anladık. Günah bizden gitti, sonuçları aynen yayınlıyoruz.

Mahşerin 4 Segmenti: Teleskopikler, HD Yayın yapanlar, Aşıklar, Terbiyesizler Öncelikle şunu söyleyelim, araştırmanın sonuçlarının yorumlanmasında Kılçık ekibi tek başına sorumlu tutulamaz. Kalitatif ve Kantitatif ekiplerden de, ismini gizli tutmak isteyen uzmanlarımızdan destek aldık. Yoksa deli miyiz biz ne uğraşacağız. Sonuçlara göre Akademetre çalışanlarını 4 segmentte toplayabiliyoruz. Bu segmentlerin oranları ve açıklamalarından önce değinmek istediğimiz bazı konular var. Bakın arkadaşlar... Hepimiz Akademetre için bir şeyler yapmaya çalışan bireyleriz, anladık ama utandık kardeşim cevapları okurken. Size bir resim veriliyor, bu nedir diye soruluyor. Altındaki boşluğa da bir şeyler yazacaksın, olay bu. Hayır resimdekiler krank mili, Trabzon hurması filan olsa neyse. Bir kere, Akademetre’nin %15’i, bu sorulara yanlış cevap vermiş. İkinci resim için armut, birinci resim için kedi filan gibi cevaplar var. Bir de daha soruyu anlamamış bir kısmınız. Birinci resme bakıp büyük, üçüncü resme bakıp daha büyük yazan var. Daha neler neler var da kişileri rencide etmek istemiyoruz.


MERAKLI Bir de cevap veremeyenler var. Hayır ankete katılıyorsun o zaman. İkinci resmin altına elma yazmış adam, ama birinci ve üçüncü sorular için cevabı yok, misal. Allahım yarabbim. Cevapları okurken tiksindiğimiz bir başka nokta da, insanların Türkçe noksanlığı. Yani yazım hatalarını, ayrı yazılması gereken –ki, -de eklerini filan geçtik. Cümleler düşük, kelimeler yanlış kullanılmış, kargacık burgacık cevaplar. Yatırım yapacağız arkadaşım size, eğitim paketiyle geliyoruz. Kısaca 4 segmente değinelim artık. Tanıyalım, yanımızda oturan adam kimdir, neyin nesidir, ne hayır gelir ondan. Teleskopikler:

19

Kardeşim siz ne rahat insansınız ya. Hayat vallahi size güzel. 50 milyon ışık yılı öteden izliyorsunuz dünyayı. Böyle bir kayıtsızlık, böyle bir “aman efendim”cilik, böyle bir “her şey olacağına varır”cılık, ne rahat adamlarsınız siz. Bu adamlar sevgili okuyucular, ki Akademetre çalışanlarının %20’si ediyor, bütün resimler için sorulan “Bu nedir?” sorusuna “bir canlıdır” diye cevap vermiş. Tövbe yarabbi ama Allah mısınız oğlum siz? Her şey bir canlı ama kafanız bir kategorizasyona basmıyor mu? Yani bunlar için astronotluk ile soğuk demir işçiliği arasında fark yok, ikisi de meslek çünkü. Bakın genç arkadaşlar, bu gibi tiplerle yuva filan da kurulmaz. Bunlar kalkar “hepsi canlı” diyerek daldan dala atlar insanı yarı yolda bırakır. Tabii bunları tatmin etmek de kolay, acıktım dediklerinde soğan ekmeği vereceksin önlerine, o da yemek, bu da yemek diyeceksin. Teknik olarak cevapları doğru olduğu için fazla bir şey diyemiyoruz tabii. Ama bu insanların ve sevenlerinin Allah yardımcısı olsun.

HD Yayın Yapanlar: Bunlar Allah’tan azlar abicim. %10’u ediyor. Aman yarabbi, Teleskopiklerin tam tersi bunlar. Yani böyle bir ayrıntıya dikkat, böyle bir algısal çözünürlük biz daha önce görmedik. Tarayıcıda taratsan o resimleri, tarayıcı o kadar ayrıntıyı alamaz, bunlar almış. Adam bir anlatıyor ki, “yaklaşık 7 cm çapında, golden bilmemne cinsi, dalından koparıldığı yaklaşık 6 gün olmuş, orası bilmem ne burası böyle 180 gr ağırlığında elma” diyor ikinci resim için. Birinci resimdeki adamı bir tarif etmiş ki öbürü, hani adamı arayıp bulsak, o tarifi okutsak, “kendimle ilgili bilmediğim neler varmış be” diyecek. Yani bunların gözleri radar, hatta mikroskop. Büyük resmi filan geçtim burunlarının ötesini göremez bunlar bu detaycılıkla. Bunlarla yuva isteseniz de kuramazsınız zaten, daha başında patlar sizin iş. İlk yapılacak işte “orası öyle burası böyle” derken dalar gider bu tipler. İş dünyasında da korkulur bunlardan.


MERAKLI Onun orası bunun burası, bu insanlara hiç dokunmayın. Bırakın ayrıntısına daldıkları işten kafayı kaldırmasınlar. Dokunmayın onlara, üstünüze püskürtmeyin. Takılsınlar onlar.

20

Aşıklar: Yani Akademetre çoşmuş, haberimiz yok. Ankete katılanların %45’i bu kategoride. Sevinelim mi üzülelim mi bilemedik. Bu kategoriye has insanlar, tanımlamakla kalmıyor, betimliyor, tasvir ediyor. Sanatçı yönleri var bu kişilerin. Tamam %45’inin de sanatçı kişiliği aynı seviyede değil, ama burada nitelikten ziyade çaba ve yaklaşımdan bahsediyoruz. Misal elma için “içindeki tazeliği dış dünyayla paylaşmaya hazır bir dost”, “neşenin ve sevincin kaynağı bir masal” filan gibi tanımlayanlar var. Ağaç için, alt tarafı Allah’ın ağacı dersin değil mi? Yok. “Nice sırlara, dertlere, aşklara, mutluluklara, hüsranlara şahitlik etmiş sessiz sırdaş”mış o. Allah’ınızdan hayırlar bulun emi. Gül gül öldük biz bunları okurken. Hele birinci resimde adamı bir betimlemişler ki, ne “yalnız, yapayalnız” büyümüşlüğü kalmış adamın, ne tecavüze uğramışlığı, ne de yaşadığı aşk acıları. Yani Küçük Emrah, hatta Sezercik yapmışlar oğlanı. Çok ayrıntıya girmiyorum dava yemeyelim. Sen de bu kategorideysen, zaten diğer kategorideki insanlar sana yavan gelir. Diğer kategoridekiler bu kategoriye girenler için “manyak mı olum bunlar” diyeceğinden, işleri kolay bunların. Deli deliyi görünce çomağını saklarmış, bunlar bulurlar birbirlerini, anlaşırlar, sıkıntı yok. İş dünyasında da müşterinin yanında ağlayıp zırlamayın güzel kardeşim, yeter.


MERAKLI Terbiyesizler: Siz insanları aşağılayın, hiç bir şeyi beğenmeyin, sizin üstünüze adam yok, buna inanın güzel kardeşim. Akademetre’nin yaklaşık %10’u sırıtıyor bu satırları okurken, biliyorlar çünkü yaptıklarını. Yani alt tarafı 3 tane dandik resim, nasıl aşağılamışlar, nasıl yerden yere vurmuşlar görmeniz lazım. Bunlar kendi aralarında kanka kesin. Adamın resmi için neler yazmışlar. En terbiyelisi “Tipsiz herifin teki” şeklinde, gerisini sen düşün.

21

Aman yarabbi, hadi tipine yorum yaptın, nereden biliyorsun adamdan daha iyi karın kasların var, ona “beyin verirsin” basketbolda filan? Ne çoşmuşlar. Bunlarınki de betimleme ama Aşıklar nasıl duygusalsa bunlar o kadar tiksinç. Anlamadığım, hadi birinci resimdeki oğlana sardınız, ağaçla elmadan ne istediniz kardeşim. O elmanın kilosuna 80 kuruştan fazla vermezmiş de, o da ağaç mıymış, onun dedesinin köyünde ne ağaçlar varmış da. Aman yarabbi, Allah sizin ananıza babanıza sabır versin bir kere. Bu tiplerle tuvalete gidilmez açıkçası. Bunlar hiç bir şeyi beğenmeyen bir de üstüne her şeyi söyleyen tipler. Bunlar çok güzel dövülür bak, o olur. Yani hem kantitatif hem kalitatif uzmanlarımıza sorduk, onlar da bu kategoriyi sadece bu amaçla ekonomiye kazandırabildiler. Hatta bir tanesini tespit edip giriştik. Güzel dövülüyorlar, ne yalan söyliyelim. Allah sadece bizi değil müşteri kanadını bu tiplerden korusun.

Böyle bir araştırma yapmış Meraklı. Bizim açımızdan genel sonuç, gerçekten biz tanımıyormuşuz Akademetre çalışanını. Ha tanıdık da ne oldu, ne yapacağız, eylem planımız nedir, bilemiyoruz. Ama en azından personel alımında, mülakat sürecinde belki bu test yapılır yeni gelen kişilere, böylece arzu edilen profil oluşturulur yakın zamanda...

Not 1: Son resimdeki kim? kilcik@akademetre.com a doğru yanıtı yollayan ilk 3 kişinin resmini bir dahaki sayıda kapak yapacağız. Not 2: Toplamlar %100 ediyor, sıkıntı yok.


GEZİ Son senelerde nargilenin iyiden iyiye moda olması, eskiye göre çok daha fazla çeşit aromalı tütün bulunması gibi nedenlerle, İstanbul’un hemen her köşesinde bulabileceğiniz onlarca nargile mekanı vardır aslında. Nargileyi ilk nerede içtiğimi hatırlamıyorum doğrusu ama kendimce belirli zaman aralıklarıyla ziyaret ettiğim çok iyi nargile bulabileceğim yerleri biliyorum…

22

Tophane bu iş için biçilmiş kaftan görülür çoğu kişi tarafından. Zaten eski Amerikan Pazarı’nın hemen hemen tamamı bugün nargileci olmuş durumda. Cami duvarıyla dükkanlar arasındaki o daracık alanda, gün geçtikçe yürümek için bırakılan yol iyice daralıyor ve masalar arasındaki mesafe iyiden iyiye kapanıyor. Yine de, tüm kalabalığına ve gürültüsüne rağmen, Tophane’de nargile içmek başka bir keyiftir. Hizmet kalitesi genelde kötüdür, nargilelerin de çok iyi olduğu söylenemez genel anlamda ama gerek sohbet ortamları, gerek maç günleri kafanızı çevirdiğinizde karşınıza çıkan bir sürü televizyon ekranı olması gibi nedenlerle, Tophane’de nargile içmek güzeldir..

Bağdat Caddesi, İstiklal Caddesi gibi İstanbul’un gözde mekanlarında da nargile konsepti üzerine kurulu birçok mekan bulabilirsiniz ama benim bugün bahsetmek istediğim yer, bence İstanbul’da nargile içilebilecek en iyi yerlerin başında geliyor…

Beyazıt’tan Çemberlitaş’ a doğru, Divan Yolu üzerinden ilerlerken, sol tarafta, genellikle dikkat çekmeyen bir medrese ve içindeki nargilecilerden bahsedeceğim. Osmanlı döneminde, 1700′ lü yıllarda yaptırılan bir medrese, Çorlulu Ali Paşa Medresesi, uzun zamandır nargilecilerin mekanı olarak kullanılıyor.


GEZİ Özellikle çevre esnafı ve İstanbul Üniversitesi öğrencileri tarafından bilinen, turistlerin de sıkça uğradığı yerlerden olan bu mekanı benim keşfetmemse, 2-3 sene öncesine dayanıyor.

23

Yine Sultanahmet civarında, Eski İstanbul turu yaptığımız günlerden birinde, medreseden içeri adımımızı atmış ve hemen sağ taraftaki Erenler Nargile’de kendimize yer bulmuştuk. Aslında Erenler Nargile, bu eski medrese avlusunu iki farklı kafeyle daha paylaşıyor ve her kafenin müdavimi, hedef kitlesi farklı. Erenler’in ilk etapta sayılabilecek en önemli özellikleri, girişte sağda yer alması, medrese avlusunun büyük bir kısmına yayılmış olması ve lezzeti oldukça farklı nargilelere ve bu nargilelerin müdavimlerine sahip olması. Nargileler deyince, gözünüzde uzun bir liste oluşmasın sakın. Erenler’de, tömbeki dışında, yalnızca 3 çeşit nargile mevcut; yoğun bir aroması olduğu, hatta içinde anason kokusu olduğu söylenen Elma’ya ilaveten, Cappuccino ve Çilek aromalı nargileleri bulabilirsiniz.

2003 yılında Hürriyet Gazetesi tarafından, Türkiye’nin en iyi on nargilecisi listesinin başında seçilen Erenler, yaklaşık 40 yıldır hizmet veriyor. Hafta içi, hafta sonu demeden sürekli olarak yoğun olan mekanın geceleri saat 02:00′ye kadar hizmet verdiğini ve gecenin geç saatlerinde bile müşterileriyle tıka basa dolu olduğunu söylemek mümkün. Turistlerin yoğun ilgi gösterdiği, özellikle sedire oturmuş nargile içen kişileri bol bol fotoğrafladığı mekanın özel bir formülle pişirilen Türk kahvesi de oldukça meşhur. Kahve seven arkadaşların üst üste iki tane içtiğine şahit olduğum için, kesinlikle denemenizi tavsiye edebilirim.


GEZİ Tıpkı nargile çeşidinin kısıtlı olması gibi, Erenler’de çay çeşitleri de çok sınırlı. Sipariş üzerine değil, eski kahveci usulü dağıtım yapılıyor Erenler’de; çay dolu tepsi insanlar arasında dolaşmaya çıkıyor ve bir sonraki servis için uzun süre beklemek zorunda kalabiliyorsunuz. Mekan da, çay çeşitleri olarak, normal çayın yanı sıra, adaçayı ve elma çayı bulabilirsiniz sadece. Küçük bardak çayların, yalnızca 1,25 TL olduğunu, eski tip Paşabahçe su bardaklarında servis edilen büyük çayların da 2,5 TL’ye satıldığını söylersem, sanırım Erenler’in gerçekten ucuz olduğunu net olarak anlatmış olabilirim. Mekanın müdavimlerinin kendine has nargile takımları olduğunu da söylemek gerekir. O ihtişamlı, oldukça süslü nargile takımları, duvar dibinde ve iç kısımda saklanıyor ve sahibi

24

geldiğinde servise alınıyor ancak. O yüzden, olur da bir gün yolunuz düşerse, yan tarafınıza gelen süslü, ağır ve ihtişamlı görünümlü nargile takımları sizi şaşırtmasın.

Erenler Nargile’nin eskide kalmış gibi görünen birçok özelliğini saydık saymasına ama en önemlisini henüz söylemedik. Erenler’de, yediğinizi, içtiğiniz yalnızca siz sayıyorsunuz, evet, başınızda dikilen, adisyon kesen veya günümüzde moda olduğu üzere, dijital bazı sistemler kullanarak siparişinizi giren, hesabınızı çıkaran garsonlar yok Erenler’de. Nargile keyfiniz bittiğinde, çıkışa doğru yürüyor ve orada ayaküstü söylediklerinize binaen, hesabınızı ödüyorsunuz. Kısacası herşey karşılıklı güven esasına dayalı...

Ve son notlar: Eğer sadece bir kez değil, sık sık ziyarete gelmeyi düşünüyorsanız, nargile, köz, çay servisi yapanlara ufak bahşişler vermeyi unutmayın.

Mesut Özkan


YAŞAM Dergimizin bu sayısında sizler için eğlenceli bir mekan olan Valonia’yı tanıtıyoruz. Valonia bir PELİT markası, aynı zamanda Valonia latincede “Pelit” anlamına geliyor. Valonia markası, 2006 yılında sektöre yönelik kaliteli hammadde, yarı mamül, bitmiş ürün sağlamak amacıyla kurulmuş. Marka aynı zamanda ulusal zincir marketlerde madlen ve spesiyal çikolata raflarında yer alıyor.

Valonia Chocolate & Cafe Beşiktaş mutluluk yayan bir atmosfere sahip. Alt kat çeşit çeşit çikolatalara ulaşabileceğiniz bir mabet, üst kat ise karnınızı güzelce doyurabileceğiniz bir cafe. Valonia atmosferi pozitif bir mekan. Kapıdan girer girmez çikolatanın rahatlatan kokusu karşılıyor sizi. Siyah üzerine beyaz yazılarla yazılmış

25

love, pleasure, arzu, aşk, desire , tavana ve duvarlara yazılan sözcükler mekana ayrı bir hava katıyor. ….Türkçe ve İngilizce olarak çikolatanın hissettirdikleri sözcüklere dökülmüş.

Valonia Beşiktaş’ın giriş kısmında ayrı bir kapı var. Burada yukarıda resmi görülen el yapımı çikolata atölye bulunuyor. Burası soğukça bir mekan. Klima ile serinletiliyor. Malum ki çikolata sıcağı sevmez. Mis kokulu atölyeye giriş yaptık. Butik çikolatalar gözümüzü doyurmaya yetiyor. Kahveli nazar boncuklu çikolatadan tahin pekmezli çikolataya, acı biberli çikolatadan incirli çikolataya hayal gücünüzün yetebildiğince çeşit, masada inci gibi sıralanmış duruyor.

Nazar boncuklu içinde Türk kahvesi olan çikolata nazar-ı dikkati üzerine çekiyor.


YAŞAM

26

Şef Erdoğan İnan, şelaleden çikolatayı tasla aldı ve soğuk mermer tezgahta temperledi. Temperlemenin amacı yaklaşık 40 derecede akışkan haldeki çikolatayı mermer üzerinde ani soğutma işlemi. Bu çikolatayı stabilize ediyor bir manada. Bunu yapmazsak çikolata kalıplara dökülünce kırılgan yapıda oluyor.

Çikolata kalıba dökülüyor ve ters çevriliyor ki kalıp çikolata üst kısmı oluşsun.


YAŞAM

27

Çikolata kurumaya bırakılıyor. Kalıptan çıkmaya hazır olduğunu kalıptaki beyazlıklardan anlıyoruz. Sıra kalıpları pralin ya da istediğiniz malzemeyle doldurmaya geliyor. Beyaz çikolataların içi pekmezli tahinli malzemeyle dolduruluyor.

Nazar boncuklu çikolata yapımı en zor olanı. Üç aşama gerekiyor, bitter çikolatayı kalıplamadan nazar boncuğu renkleri yapılıyor çikolatayla. Her aşamada çikolatanın donması bekleniyor.

Sonra dolgu işlemine sıra geliyor. Üst kısım yeniden çikolatanıyor, spatula ile fazlalıklar alınıyor. Çikolata donunda çıkarılıyor ama nasıl? Sertçe mermer zemine vurarak ters çevirip yine zemine vurarak.


YAŞAM

28

Sevimli hayvan figürleri şeklinde çikolatalar…

Renklerine göre aşk, cesaret gibi özellikler aşılayan çikolatalı fındık krema iğneleri Doctor Chocolate !

Sesinizi kaydedip sevdiklerinize hediye edebileceğiniz çikolatalar. Ses kaydı birden fazla kere yapılabiliyor …

Çikolata gezisi sonunda hissettiklerim… Yağmurlu bir İstanbul günü, karşınızdaki insanlar ve böyle bir atmosferde üstelik mis gibi çikolata kokuları arasında bu kadar mı sıcak-verimli olurdu. Teşekkürler Valonia .

Adres: Ihlamurdere cad. No:40/B Beşiktaş- İSTANBUL (Fem Dersanesi Altı) 0212 2591850 0212 2591856

Çağlar Bozkurt


SİNEMA

Vizyondakiler Efsane gemi 100. yılını vizyonda kutlayacak...

29

1997 yılında, henüz 3 boyutlu filmlerin hayal olarak görüldüğü bir zamanda çekilen Titanik görünüşe göre 3 boyutlu olarak geri dönüyor...James Cameron, Titanik'in 3 boyuta dönüştürüleceğini ve 2012'de tekrar vizyona gireceğini söyledi.FOX'tan gelen bilgiye göre, Titanik'in ilk seferinin 100. yılı Nisan 2012'de Titanik'i bu kez de 3 boyutlu olarak izleyeceğiz. Titanic, 1912'de yapımı tamamlandığında dünyadaki en büyük buharlı yolcu gemisiydi. 14 Nisan 1912 gecesi, daha ilk seferinde bir buz dağına çarpmış ve yaklaşık iki saat kırk dakika içinde Kuzey Atlantik'in buzlu sularına gömülmüştü

1999'un çılgın üniversite gençleri şimdi aileleriyle birlikte geri dönüyor! "En lezzetli dilimi en sona ayır" mottosuyla geri dönen Amerikan Pastası serisinin son filminde ilk filmden bu yana aralıksız seyrettiğimiz Jason Biggs, Alyson Hannigan, Eugene Levy ve Seann William Scott'ın yanı sıra ilk iki filmdend hatırladığımız Tara Reid, Shannon Elizabeth ve Chris Klein gibi isimler kadrodaki yerini almış görünüyor. Filmin yönetmenliğini ve senaristliğini ise ikinci uzun metrajlı işine imza atan Jon Hurwitz ve Hayden Schlossberg ikilisi üstleniyor.

Sicilyalı Pietro'nun tek hayali ünlü bir aktör olmaktır. 28 yaşındaki Pietro oyunculuğu kafasına o kadar çok takmıştır ki amacına ulaşmak için bin türlü çılgın yolu denemekte sakınca görmez. Roma'ya gelir ve önce bir pastanede çalışmaya başlar, aynı zamanda da aktörlüğe giden yolları aşındırır. Başta kuzeni Maria’nın evine misafir olarak yerleşir sonra kendi evine çıkar ama kısa sürede evde bir gariplik sezer. Sanki eşyalar kendi kendine hareket etmektedir...


SİNEMA

Nefret ettiği eski arkadaşlarının akşam yemeğine kendisini zorla davet ettiren Muharrem'in, bu yemek ile birlikte başlayan didişmeleri, ego gösterileri sonucu eski defterlerin açılması ile utanç dolu hesaplaşmalarla karşı karşıya kalmasını konu alan Yeraltı, bireyin varoluşsal sorunlarını irdeleyen bir film.

30

Steven R.Monroe yönetmenliğinde 1978 yapımı Day of the Woman ''I Spit on Your Grave''nin yeniden çevrimi 'I Spit on Your Grave. 78 yapımı film; genç bir kadın yazarın sakin ve sessiz nehir kenarındaki evine huzur içinde çalışmasına devam etme ve kitabını yazma amacıyla gitmesi ile start almakta ve buradan itibaren her şey yolunda iken bir anda, tüm gerçekliği içinde barındıran şiddeti ile perdeye yansıyan kareler, huzuru bulmak için gelen genç kadının vahşet ve insanlık dışı muamele ile karşılaşmasını ve sürüp giden eziyetler ve kadının sonradan hepsinin izini bulup tek tek intikam almasını konu ediniyor.

Savaş sonrası dönemde İngiltere'de geçen hikayede Hester (Rachel Weisz) başarılı bir hakim olan William Collyer'ın (Simon Russell Beale) güzel ama mutsuz eşidir. Kraliyet Hava Kuvvetleri'nde görevli bir pilot olan Freddie Page'a (Tom Hiddleston) aşık olan Hester, takıntılı bir şekilde bu adamın ve aşkının peşinden gidecektir fakat bu büyük sevgi ona çok pahallıya mal olacaktır...

Film, eski bir porno film oyuncusu olan Leyla (Hatice Aslan ) ile porno filmlerde rol alarak para kazanmaya çalışan İzzet'in (Hakan Kurtaş) aşkını çarpıcı bir dille anlatıyor.

İyi Seyirler……

Sinem Atayurt


GURME SUR OCAKBAŞI Unkapanı’nın İMÇ blokları karşısında Kadınlar Pazarı denilen yerdedir Sur Kebap. Ofisten çıkıp ulaşmamız yaklaşık 40 dakika sürdü. Aslında bu bölgeye geldiğinizde seçenek o kadar fazla ki sanki Urfa’nın, Antep’in sokaklarından birinde kebapçı arıyorsunuz gibi geliyor insana. Ama bizim mekanımız belli. Ilık bir akşam olduğundan bahçede oturmaya karar veriyoruz.

31

Masaya ilk gelen çiğ köftelerimiz. Alışılmışın biraz dışında. Bol acılı .Acı olmasına rağmen gayet lezzetli. Arkasından gelen ayranlar. Antep’te ve Urfa’da sunulanlar gibi. Bakır kap ve küçük bakır kepçelerle içiyorsunuz…. Mekanda öyle zerafet falan aramayacaksınız. Lüks meraklılarına göre değil. Ne kadar salaş, o kadar lezzetli… Lezzetli ancak servis kalitesi biraz düşük, siparişler geç geliyor bu belki de kalabalık olmasından kaynaklanıyor olabilir. Arkadan bir perde pilavı siparişi veriyoruz. Garson kalmadığını belirtiyor ancak mekan sahibine söylediğimizde perde pilavı hazır. Enfes bir lezzet. Perde pilavı bitmeden masanın kralı geliyor.


GURME İşte Sur Kebabı; içinde büryan, adana, urfa, tavuk şiş, özel salataları ve bulgur pilavı ile dolu bir koca tepsi… Yanında servis edilen lavaşlarını koparıp koparıp sarıyorsunuz kebaplarınızı. İki kişi diyip üç kişi, üç kişi diyip beş kişinin tıka basa doyacağı gibi hazırlıyorlar. Aç göndermek içlerine sinmiyor.

32

Artık hiçbir şey yemeye haliniz kalmadığında o inanılmaz lezzet masanıza geliyor; Sur Tatlısı, damağınızı gıdıklayan bir tatlı. Rengini safrandan alan, içi dondurmalı, irmik ve dil peynirinden yapılmış eşi benzeri başka yerde olmayan lezzet… Yemesi çok keyifli… Çok tatlı değil, tam tadında, hastasıyım bu tatlının… Üstüne de çay ikram ediliyor. Fiyatlar normal; tıka basa yediğinizde ortalama kişi başı 35 TL’ye mekandan ayrılıyorsunuz.

Lezzet :

Fiyat – Kalite :

Ambiyans :

Hizmet : Adres: İtfaiye Cad. No:25-27 Kadınlar Pazarı Fatih İstanbul Telefon: (0212) 533 80 88

Onur Cenikan


SEKTÖRDEN HABERLER Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projeleri İtibar Yönetimi mi, Sürdürülebilirlik mi, Yoksa Sorumluluk Bilinci mi? Belki de Hiç Biri... Bir araştırmacı yeni bir trendin oluştuğunu, trendleri takip eden keskin gözlere sahip değilse bile, eninde sonunda fark eder. En acemi araştırmacı bile bilir ki, eğer bir konuda araştırma yapma ihtiyacı doğduysa, hayırlı olsun, yeni bir trend çoktan yoldadır.

33

Araştırma şirketlerinin Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projelerinin etkileri ölçümlemeye başladığı uzun zaman oldu. Dolayısıyla Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projeleri yeni bir trend değil. Bununla birlikte Kurumsal Sosyal Sorumluluk projelerinin kapsamı veya hedef kitlesi çok geniş bir yelpazede tanımlanıyor ve bu yelpaze gittikçe genişliyor. Kurumsal sosyal sorumluluk, en sıkıcı tanımına göre, “Toplumun yaşam kalitesini iyileştirmek; kendi çalışanları ve onların aileleri, yerel halk ve bütün toplumla birlikte sürdürülebilir bir dünya için ekonomik, çevresel, kültürel ve sosyal gelişmeye destek vermek” sorumluluğudur. Tabii eğitim, çevre ve sağlık bu anlamda “kutsal” konular. Bu bağlamda bazı kurumlar okul açıyor, bazıları diş fırçası dağıtıyor, bazısı tarihe saygı gösteriyor, bir kaçı kansere savaş açıyor, bir kaçı ise trafik konusunda eğitimler düzenliyor. Buradaki ana tez, bundan hem toplum hem de kurumların fayda sağlaması yönünde. Küresel rekabette daha büyük pazar payına ve marka bilinirliğine ulaşarak rakiplerinin bir adım önüne geçmek için büyük bir mücadele veren şirketlerin son dönemdeki gözdesi sosyal sorumluluk projeleri. Şirketlerin birbiri ardına hayata geçirmeye başladığı sosyal sorumluluk projeleri öyle bir boyuta ulaştı ki bu alanda yapılan harcamalar artık bilançolarda milyon dolarlık kalemler olarak yerini aldı.

Marka Değeri ve İtibar Yönetimi Sosyal ve sorumluluk kelimeleri ilk okunduğunda toplumsal ya da topluma dair bir ifadeyi çağrıştırsa da bir o kadar markaya katma değer sağlıyor. Çevreden eğitime, sağlıktan yoksulluk problemine kadar geniş bir alanda projeler, çok uluslu veya ulusal şirketlerde uzmanlar eşliğinde seçiliyor, markaya neler kazandıracağı, satışları ne kadar artıracağı hesaplanarak hayata geçiriliyor. Sosyal sorumluluk projeleri, Türkiye’de de özellikle son yıllarda büyükten küçüğe birçok firmanın gündemine girmiş durumda. Bunların içinde büyük bütçeler ayrılarak ulusal satıhta uygulamaya konulan projeler olduğu kadar, yerel ve bölgesel projeler de var. Bu kadar geniş kapsamlı uygulanan projelerin giderleri ve reklam harcamaları da bir o kadar büyük. Öyle ki, bazı projelerin reklam ve tanıtım harcamaları projenin esas maliyetinin çok üstüne çıkabiliyor. Bu projelerle birlikte, hem iş ortaklarınının, hem çalışanların hem de müşterilerin gözünde güçlü bir itibara sahip olunabiliyor. Çalışan, müşteri ve paydaş sadakatindeki yükselişin faydaları, bu yazının konusu değil belki ama, zaten bu faydalar da kolayca tahmin edilir türde. Bu teze göre marka bilinirliği ve markanın saygınlığı arttığı için, aslında rakiplerinize ciddi bir avantaj sağlıyorsunuz. Elbette devletin bu çalışmalar için sağladığı vergi indirimi de cabası. Bir konuda vergi indirimi almak demek, vereceğiniz verginin kullanımını kamu personeli ve bürokratlarına bırakmayıp kendi elinize almak demek. Bu da stratejik bir avantaj elbette.

Sürdürülebilir Karlılık Sosyal sorumluluk projelerinin vicdan kadar cüzdanları da ilgilendirdiğini keşfetmek için dünyanın Milton Friedman’a ihtiyacı yoktu aslında. Friedman’ın 1970’da New York Times’da şirketlerin sosyal sorumluluk projelerini karlarını artırmak için yaptığını söylemesi, bazı kesimlerde kullanıldığı gibi cesur bir eleştiri veya olumsuz bir gözlemden ziyade, bir fırsatı sermaye piyasasının gözüne sokmaktı. Tabii buradaki vurgu, hem sosyal sorumluluk projeleri ile itibar yönetimini sağlamak ve rekabette sağlanan avantajı somut ticari karlara


SEKTÖRDEN HABERLER dönüştürmek; hem de şirketlerin ufak bedellerle ait oldukları sektörleri geleceğe taşıyabilmek için gerekli piyasa talebini oluşturulacak kitleleri ayakta tutması olarak yorumlanabilir. Bu en basit ifadeyle, “kaz gelecek yerden tavuk esirgememek” olabiliyor. Günah Çıkarma

34

Şirketlerin gerçekleştirdiği sosyal sorumluluk projelerine için “kepçeyle aldıklarını kaşıkla veriyor” ya da “günah çıkarıyorlar” eleştirileri de mevcut. Bu yaklaşım, diğer yaklaşımlara göre kendine daha kısıtlı bir alan da bulsa, savunduğu ana tez, sosyal sorumluluk projelerinin, ticari faaliyetleri ile çevreye ve doğaya zarar veren, üstelik tüketicilerin “sırtından” korkunç karlar elde eden ve bu sayede bireylerin yaşam kalitelerini düşüren firmaların, kamuoyuna olduklarından daha masum ve şirin gözükmek, gerçekleştirdikleri olumsuz faaliyetleri kapatmak için gerçekleştirdikleri göz boyayıcı faaliyetlerden ibaret olması. Elbette sert bir tavır belki ama, sonuçta eleştirel yaklaşımlara saygımız da sonsuz. Ama sosyal sorumluluk projelerine bu yazıda getirilen eleştirinin çıkış noktası bu değil.

Peki ya yanıldıysak? Sosyal sorumluluk projeleri elbette nedensiz bir şekilde ortaya çıkmış, sebepsiz bir şekilde yayılmış, hiçbir işe yaramayan vakit ve nakit israfı eylemler değil. Zaten bu yazının da hiçbir zaman böyle bir iddiası olmadı. Burada temel itiraz, sosyal sorumluluk projelerinin kutsallaştırılması ve dolayısıyla araçtan çok bir amaç olarak algılanmaya başlanması. Buradaki en büyük risk, sadece amaç olarak görülmesiyle içeriğe, tanıtıma ve iletişim faaliyetlerine özen gösterilmesi. Sosyal sorumluluk projelerinde en etkili unsurlardan biri, ayrılan bütçe veya içerik değil. Çok önemli bir faktör de doğru ve etkin tanıtım. Kamuoyunu ilgilendiren ve eğitim, sağlık gibi ihtiyaç duyulan bir proje üzerinde çalışıldığı takdirde markaya getirisi daha fazla oluyor elbette, ama yine de, özellikle konu biraz da itibar yönetimiyse, tanıtım, yani projenin kamuoyu nezdinde bilinirliği ayrıca önem kazanıyor. Çok kapsamlı gerçekleştirilen bir sosyal sorumluluk projesinin etkinlik ölçümünü gerçekleştirdiğimiz bir araştırmada gördük ki, projenin medyaya bir çok ilginç görüntü ve öğe de yansıtmasına rağmen kamuoyu nezdinde bilinirlik oranı tek haneli rakamlarda kalmıştı. Üstelik kamuoyuna yansıyan görseller kullanılarak yapılmıştı bu araştırma. Ayrıca, projeyi hatırlayanların arasında, proje ile projeyi uygulamaya koyan kurumu bağdaştırabilme oranı daha bile düşüktü. Maalesef her proje Kardelenler veya Baba Beni Okula Gönder kadar etkili olamıyor. Örneğin Koç Holding tarafından gerçekleştirilen “Ülkem İçin” ismindeki etkinliği kaç kişi hatırlar, kaç kişi o konuda bilgi sahibidir, merak konusu. Üstelik 81 ilde 250’ye yakın sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirilmişti bu kapsamda. Başka herhangi bir PR çalışması ile de itibar yönetimi yapılabilirken, tanıtım açısından bu kadar verimsiz projelerin ortaya çıkması, işin sadece vergi avantajları için yapıldığı gibi bir algı yaratabilir. Doğal olarak kamuoyu, zaten ticari yani kar amaçlı kurumların bu tür sosyal davranışlarına şüpheyle yaklaşabilir, doğal olarak. Sonuç olarak, kamuoyunda bir sosyal sorumluluk projesi çöplüğü yaratmadan, etkili bir şekilde projeleri ortaya koymak gerekli. Zaten maksimum fayda da bu şekilde sağlanabilir. Hedef kitlesinin bile haberi olmadığı, dolayısıyla faydalanamadığı bir sosyal sorumluluk projesi, kamuoyu algısında hiç olmamış kabul edilecektir. Bu da hem kamuoyunun hem de aslında bu işe gönül ve maddi destek sağlamış kurum veya kişilerin sosyal sorumluluk projeleriyle ilgili heves ve ilgilerini kaybetmelerine yol açacaktır.

Cihan Bozkuş


SİZİN İÇİN ARAŞTIRDIK Şirketimiz çalışanları arasında gerçekleştirdiğimiz online anketimize katılım gösteren arkadaşlarımıza teşekkürü bir borç bilirim. Yapılan anketlerden elde ettiğimiz sonuçları sizlerle paylaşmak bizim için bir görevdir. Anketimize toplam 44 arkadaşımız katılmıştır. Araştırmaya katılan Akademetre çalışanlarının %53,5 Kadın iken %46,5’i Erkek’ dir.Bu sonuçlardan da görülmektedir ki Akademetre kadınların iş hayatında ne kadar önemli rol sahibi olduğunu yansıtan bir kurum konumundadır.

35

Arkadaşlarımızın taraftarı oldukları takımlara baktığımızda en çok taraftara sahip takım şu an Süper Final’de lider konumda bulunan Galatasaray iken 2.en çok taraftara sahip takım Fenerbahçe 3. ise Beşiktaş’tır.

Medya izleme/takip alışkanlıklarımıza baktığımız da Akademetre olarak en çok tatil günümüz olan Pazar günü televizyon izlerken; haftada ortalama 17 saat televizyon izliyoruz. Türkiye’de ise ortalama olarak haftalık 25 saat televizyon izlenmektedir. Bu oranda Türkiye’nin gerisinde olmamız konusunda iyi veya kötü yorum yapmayı siz değerli okurlarımıza bırakıyorum 


SİZİN İÇİN ARAŞTIRDIK SİZİN 17 İÇİN Biz haftada saat ARAŞTIRDIK TV izliyoruz evet ama bu izlediğimiz süre içerisinde hangi TV kanallarını izliyoruz? İzlediğimiz ilk üç TV kanalı Kanal D, Cnbc-e ve Ntv olarak dikkat çekmektedir.

36

En çok izlediğimiz diziler baktığımız da ilk üçte yer alan diziler ise ; Geçen sezon Show TV’de yayınlanan ancak bu sezon Star TV’ye transfer olan ve senaristini geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz MERAL OKAY’ ın “Muhteşem Yüzyıl” birinciliği kimseye kaptırmazken;

İkinci sırada ise yayına Şubat ayının son haftasında başlayan güçlü kadrosu ve etkileyici hikayesi ile ilk bölümünden itibaren izleyiciyi ekrana bağlayan “Suskunlar” yer almaktadır. Suskunların ardında ise Pazar günlerinin fenomeni haline gelen başrolünü Köprü, Vali ; Es-Es ve Bal gibi dizifilmlerde de başarılı oyunculuğu ile dikkat çeken Erdal Beşikçioğlu’nun üstlendiği “Behzat Ç” üçüncü sırada en çok izlediğimiz dizi olarak yer almaktadır.


SİZİN İÇİN ARAŞTIRDIK Akademetre olarak gezmeyi seviyoruz hoş kim sevmez değil mi? Gezmekten vakit geçirmekten en çok hoşlandığımız yerlere baktığımızda; Avrupa yakasında Taksim-İstiklal Caddesi civarlarında keyif yaparken 

37

Anadolu Yakasında ise Kadıköy ve Bağdat Caddesi en gözde gezip eğlendiğimiz yerler olarak ön plana çıkmaktadır.

Sizlerin görüşünü merak ettiğimiz bir diğer konu ise bir zamanlar ulusal dert milli gurur meselemiz haline gelmiş ama 1997 yılında Şebnem Paker-Dinle şarkısı ile “ herkes kendi komşusuna oy veriyor biz nasıl dereceye girelim” yorumlarımızın değiştiği ; 2003 yılında Sertap Erener’in “Every Way That I Can” parçası ile 56 yıllık tarihinde ki tek birinciliğimizi kazandığımız Eurovision


SİZİN İÇİN ARAŞTIRDIK Eurovision’daki bu yıl ki temsilcimiz Can Bonomo’nun Bakü’den hangi derece ile ülkemize döneceğiydi. Büyük bir çoğunluğumuza göre “Can Bonomo ilk 10’a bile giremeyecek” üzgünüz sevgili Can  En iyi ihtimal ise 5. olur diyoruz başka da olmaz

38

Sizlerle beraber gerçekleştirdiğimiz bu anket çalışmasının son değerlendirmesine geldik. Mart ayında şirketimiz içerisinde çıkardığımız kurum içi dergimiz “KILÇIK” ın sizler tarafından beğeni derecesine, anketi yanıtlayan 44 arkadaşımızın % 74,0’ü tarafından KILÇIK olumlu not almıştır. Kanımca amatörce bir ruhla yola çıkılmış ve amatörce bir heyecanla hazırlanan bir dergi için başaralı bir başlangıç sayılmaktadır. Ben dergi ekibi olarak sizlere teşekkürü borç bilir “TEŞEKKÜRLERİMİZİ” iletirim. Son olarak unutulmaması gereken bir nokta bu dergide sadece ilk 2 sayıda görev alan arkadaşlar dışında herkes görüş bildirebilir ve yer alabilir. Her arkadaşımızın görüşü ve katkısına açık olunduğunu bilinmesi bizler için on derece önemlidir. Tekrar tekrar teşekkür ederiz Akademetre 

Mesut ÖZKAN


MERCEK/AYBİKE ŞEN (BAŞKAN) OLDUĞU GİBİ … Sayının beklenen yazısı Aybike Şen röportajının benim için kolay tarafı röportajı yapmak, zor tarafı yazıyı yazmak oldu. Bir pazartesi akşamı 21:00’da bir cafede buluştuk, ikimiz de gün içinde sohbet etmeye vakit ayıramayacak kadar yoğunduk. Zaman nasıl geçti anlamadım, saat 23:30 olduğunda artık kalkalım dedik.

39

Sohbet etmek işin en kolay tarafıydı fakat ne yazacaktım? Yazıyı yazmakta bir hayli zorlandım. Dergi toplantılarında ortak görüş, Aybike’yi en iyi benim anlayacağım ve anlatacağımdı ama şimdi kilitlenmiştim. İnsanın uzun zamandır tanıdığı birisini anlatması zor oluyormuş. Mercek’te yer alacak isimlerin R. Serkant Tünay, Halil İbrahim Zeytin, Bülent Bekret, Hülya Serin Tünay, Sertan Güler, Nihal Sıtaçoğlu olması durumunda benim görev almamam gerekiyormuş buna karar verdim. Genel Yayın Yönetmenimize duyurulur… Aybike Şen’i nasıl ele alacağım konusunda kafamda bir taslak vardı ama bu herkes için bir şeyler ifade eder miydi, Aybike için uygun olur muydu bilemedim. Ama derginin bu bölümünün bir formatı yok, biraz da benim ele alış biçimimle şekilleniyor diyip başlıyorum artık, affınıza sığınarak. Aybike’yi hem bana samimiyetle anlattıklarıyla hem benim tanıdığım haliyle masaya yatırdım, ters çevirdim düz çevirdim ama sonunda olduğu gibi yazmaya karar verdim.


MERCEK/AYBİKE ŞEN (BAŞKAN) Olduğundan farklı gören dergi Kılçık için bir insanı olduğu gibi görmekten bahsetmiyorum, Aybike’nin aslında olduğu gibi bir insan olmasından bahsediyorum. Evet olduğu gibi birisi Aybike. Bu yönüyle birçok kişiyi şaşırtıyor ve hatta hayrete düşürebiliyor. Kendisi bu yorumuma şaşırsa da bence olduğu gibi olması nedeniyle duygularını saklayamıyor çünkü kıvırmayı ve çevirmeyi bilmiyor. Bu nedenle olduğu gibi olması, onun ilişkilerini zayıflatıyor. DIŞ KABUĞUNDAN SIYRILARAK KENDİNE ULAŞMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ Kendinden bahsetmeyi pek sevmiyor, o kadar sık görüşmemize ve konuşmamıza rağmen ablasının evlendiğini bile yeni öğreniyorum.

40

Egolarını kullanmayı o kadar unutmuş ki o da egosu yüksek insanları görünce hayrete düşüyor. Birçoğumuz gibi aldığı aile eğitimi, onun süper egosunu çok geliştirmiş, kendini daha az düşünüyor ve çevresindeki insanların dediklerini umursuyor. Bunu fark eden her insan gibi egoları açığa çıkarmaya ve kendini önemsemeye çabalıyor. İnsan bir kere kendine dönmenin mutluluğunu yaşadı mı, tadını bir aldı mı kendinden uzaklaşamıyor. Herkesin hayatında, kendiyle ilgili bir farkındalık dönemi olur… Bence Aybike şu anda bu farkındalık döneminde ve kendini bulduğu mutlu anların peşinde. Bu nedenle içindeki enerjiyi dışarı atacağı aktiviteler arıyor, bir tanesini bulmuş bile. Hafta sonları tiyatro dersleri alıyor. Özellikle doğaçlama oyunlarda, başka hiçbir yerde olamadığı kadar rahat ve kendi gibi olabiliyor, kendi deyimiyle. Özgür bir alanda kendini olabildiğince dışa vurabiliyor. Umarım bu yolda başarılı olur, kendini bulacağı alanları çoğalır.

Araştırmaya Nasıl Başladı? Çoğu zaman Aybike için uygun işin mühendislik olduğunu düşünürdüm, kendisi de bir mühendis, endüstri mühendisliği mezunu. Mühendis disiplini var ve kafası tam bir mühendis gibi çalışıyor, bence ona araştırmadaki başarıyı getiren şey bu. Ama kendi mesleğini statik bulduğu için daha dinamik alanlara yönelmiş okuldan mezun olduğunda. Okulda tesadüfen ve önemsemeyerek aldığı pazarlama dersi, onun pazarlama alanında varlık göstermek istemesine neden olmuş. Endüstri mühendisliğinden yeni mezun birisini yetiştirilmek üzere pazarlama departmanlarına almaları çok güç. Ancak pazarlama için önemli bir araç olan pazarlama araştırmaları sektörünü Aybike de birçok insan gibi basamak olarak kullanmak istemiş 


MERCEK/AYBİKE ŞEN (BAŞKAN) Daha renkli ve dinamik bir dünya olan araştırmaya ve hatta Akademetre’ye geri dönmesi çok sürmemiş böylelikle. O günden sonra sektörden hiç kopmasa da, Akademetre’den bir kere daha kopmuş. 5 ay kadar uzak kalınca kendini daha değerli hissettiği ve daha çok değer verilen yere, Akademetre’ye geri dönmeye karar vermiş. Özel Hayatında Kırılgan Ama Pazar Araştırmalarının İş Bitiricisi

41

PP Enjeksiyon Ambalaj, Kompost Sektörü, Değirmen Makineleri, Kastalia Sektörü, Çamur (Slac) Sektörü, Kanthal Sektörü, Kırmızı Ginseng Sektörü gibi hiç kimsenin adını bile duymadığı sektörler hakkında Pazar araştırması yapan uzman özelliği ile hepimizin zihnine kazınmıştır Aybike. Mühendis bakış açısı onun birçok projenin altından kolaylıkla kalkmasına yardımcı oluyor. Adını bile hiç duymadığı sektörlerde araştırma yapmak ve bir sorunu çözmeyi nasıl başardığını kendisi şöyle anlatıyor; “araştırmada şablon bellidir, ben o şablonu her projede kullanıyorum, benim için tek sorun seçenekleri ve o sektörün önemli belirleyenlerini keşfetmek, bunu da kısa bir araştırmayla çevreme soruşturarak yapabiliyorum.”

Analitik düşünce sisteminin bir ürünüdür bu yaklaşım ve analitik düşünemeyenler bu işi bu kadar kolay göremezler ve çözemezler. İlginç Pazar araştırmaları olur da ilginç anılar olmaz mı? Olur tabi… Kompost sektörünü araştırırken bir soru olarak “çamur kullanmayı düşünür müsünüz” sorusu varmış ki, buradan çamur ürününün Pazar büyüklüğü ortaya çıksın. Kompost üretimi için girdi olabilen bir ürünmüş çamur (slac). Yapılan görüşmelerde bu soruya net bir şekilde “hayır” yanıtı alınmış. Titizliği ve detaycılığı ile ve bize acayip konularda araştırma yaptırmasıyla bilinen müşterimiz, çamurun soru formunda yeterince açıklanmadığını düşünmüş doğal olarak. Sonra yeni bir araştırma tasarlanmış, uzun uğraşlarla çok detaylı bir soru formu hazırlanmış, çamurun ne anlama geldiği uzun uzun anlatılmış. Araştırmada CATI ile görüşmeler gerçekleştirilmiş ancak tüm üreticiler daha 1. soruda yani “bu anlatılam çamuru kullanmayı düşünür müsünüz?” sorusuna hayır yanıtını vermişler, yani çamur’u kullanmayacaklarını belirtmişler. Pazar hesabı da böylece “0” olarak çıkmış, Pazar yokmuş. Bir araştırmacı için komik bir durum ancak aynı zamanda araştırmanın ne büyük fayda sağladığını ortaya koyan iyi bir örnek. Biliyorum ki daha uzun yıllar Aybike bu tarz araştırmalar yapacak, hesap makinesini ve zımbasını ilk alındıklarında içinde bulundukları karton kutularında saklayacak, saçları hep uzun ve güzel olacak, hep bu kadar ince kalacak ve ince olmaya özen gösterecek, biraz kilo alsa sadece salata yemeye başlayacak, etrafındakilere bazen günaydın demeyecek çünkü o esnada zihni henüz uyanmamış olacak, uykuyu o kadar sevmesine rağmen işe hiç geç kalmayacak, kurallara uyması ile tanınacak ama kural koymayı hiç sevmeyecek, Aybike daha uzun yıllar Akademetre’nin mihenk taşı olacak…


BİZDEN HABERLER Akademetre’ de Türk günü ziyafeti

Şirketimizde yemek firmamız tarafından Türk gelenek ve adetlerinden oluşan Türk günü 6 Nisan 2012 Cuma günü gerçekleşti. Birbirinden güzel ve leziz yemeklerden oluşan zengin menü firmamız çalışanları tarafından oldukça beğenildiği görüldü. Yemeğin yanında gelen fasıl ekibi de yemeğe ayrı bir tat ve değer kattı. Firma yetkilileri özellikle yaz

42

aylarında sürprizlerinin devam edeceği bilgisini de ayrıca paylaştı.

Kılçık Lansmanı Yapıldı Akademetre’nin kurum içi dergisi KILÇIK lansmanı 12 Mart 2012 tarihinde gerçekleşti. Zaman konusunda biraz gecikme yaşansada, ilk sayı olması, amatör bir ekip tarafından hazırlanması sebebiyle anlayışla karşılandı. Dergi lansmanında söz alan Akademetre İK Müdürü Hülya Serin Tünay, derginin oluşumunda geçen zor ve eğlenceli süreci anlattı, derginin bundan sonra çıkacak sayıları için çalışanlardan destek istedi. Hülya Hanım’ın ardından söz alan Halil Bey derginin kendisine verilmiş güzel bir hediye olduğunu ve asıl zor kısmın bundan sonra olacağını, derginin sürekliliğinin sağlanmasını ve aynı başarılı çizgiyi kaybetmememiz gerektiğini belirtti. Kılçık introsunun ardından dergi, çalışma arkadaşlarımız tarafından ilgi ve beğeniyle okunmaya başlandı.


BİZDEN HABERLER

43

43

Raporlama Birimin de

İdari İşler Birimin de

”Raporlama Asistanı” unvanıyla göreve başlayan

”Departman Asistanı” unvanıyla göreve başlayan

Yunus Umut ÜNAT

Nuray YURDAKUL

Değerli arkadaşlarımıza aramıza hoş geldiniz der, birlikte keyifli bir çalışma hayatı geçirmeyi temenni ederiz.

İlk sayının heyecanı ve acemiliğiyle terfi haberlerini verirken değerli bir arkadaşımızın terfisini sizinle paylaşmayı unutmuşuz. Bizi affet Müge  Gizli Müşteri birimin de “Raporlama Uzmanı” unvanıyla görev yapan Müge KAHRAMAN, sorumluluğu dahilinde ki görevinde göstermiş olduğu başarı sonrası “Proje Uzman Yardımcısı” unvanına, terfi almıştır. Akademetre ailesi olarak kendisine yeni görevin de başarılar dileriz.


BİZDEN HABERLER MUTLU GÜNLER 16 Nisan 2012 tarihinde değerli Genel Müdürümüz R.Serkant TÜNAY’ ın doğum gününü kutladık. Kendisine nice nice sağlıklı, huzurlu, mutlu, başarılı yıllar dileriz.

44


BİZDEN HABERLER Akademetre çalışanlarının büyük bir bölümü Nisan ve Mayıs aylarında doğmuş. İyi ki doğdunuz…

45

BİZDEN HABERLER Akademetre çalışanlarının büyük bir bölümü Nisan ve Mayıs aylarında doğmuş. İyi ki doğdunuz…


BİZDEN HABERLER Akademetre’de 23 Nisan Şenliklerle Kutlandı 23 Nisan dünyada kutlanan ilk çocuk bayramıdır. Atatürk'ün Türk çocuklarına armağan ettiği bu bayram şenliklerine son yıllarda yabancı ulusların çocukları da katılmaya başlamıştır. Atatürk çocuklara çok değer verir, gezilerinde okullara uğrar, ders dinler, sorular sorardı. «Bugünün küçükleri yarının büyükleridir.» diyen Atatürk, yönetimin bayram süresince öğrencilere bırakılması geleneğini başlattı. 23 Nisan'da yönetim birimleri seçimle gelen kurullar bir süre çocuklara bırakılır. Bu güzel gelenek her yıl yinelenir, her 23 Nisan'da yurdumuz bir bayram alanı olur. Çocuklar törenlerde konuşmalar yaparlar, şiirler okurlar. Gece fener alayları düzenlenir. Bizde bu güzel gün kapsamında şirketimizin en genç çalışanları Sibel Kurt ve Gökhan Ildız ’ı şirketimizin üst yönetim mevkilerine taşıdık. Kılçık ekibi olarak anlayışları için Halil İbrahim ZEYTİN’e ve R. Serkant TÜNAY teşekkür ederiz.

46

Gökhan Ildız Halil İbrahim Zeytin’in koltuğuna otururken …

Sibel Kurt R. Serkant Tünay’ın koltuğuna otururken …


Akademetre Kılçık Dergisi  

Akademetre

Advertisement