Page 1

Çicek Bacık:

Aylin Selçuk:

Türk Filmlerinin duaynelerinden Fehmi Yaşar Cadde‘ye sinemayı anlattı. (s. 9)

Almanya`ya gelen göçmenlere 645 saatlik uyum kurslarını başarı ile t a m a m l a ya m a z l a r s a süresiz oturum izini verilmeyecek. (s. 7)

Der Erfolg kommt nicht zugeflogen —Ohne Fleiß kein Preis. Wenn wir etwas erreichen wollen, müssen wir lernen dafür zu kämpfen. (s. 12)

DEUTSCH

Berlin‘de başlayan ve Ağustostan beri süren kundaklamalar kentte yaşayayan Türkleri de endişelendirdi (s. 7)

Fehmi Yaşar

Cadde

Berlin‘de yangınlar

2. Sayı 2. Ausgabe

20.000

Basıldı / Gedruckt

BERLİN

Körting: „Erdoğan Türklerin Almanyalı Olduğunu artık Anlamalıdır.“ Berlin Eyalet İçişleri Bakanı Ehrhart Körting Cadde gazetesine verdiği demeçte Başbakan Erdoğan’ı eleştirirken „Başbakan Erdoğan şunu anlamalı ki burada yaşayan Türkler Almanyalıdır, bu ülkede yaşamaya karar vermişlerdir. Burada yaşayan insanlardan biz sorumluyuz. Bu insanlar bilinçli olarak Türkiye’de değil burada yaşamayı seçmiştir. Erdoğan konuşmalarıyla bu insaları Türkiye’ye bağlamaya çalışıyor“ görüşlerini dile getirdi. Yeni yabancılar yasasına da karşı

Cadde

ÖZEL

RTL‘in Sıla Şahin‘i Playboy’a soyundu Karşınızda Cabbar Sıla Kommandante Che Guevara Şahin.

olduğunu söyleyen Körting, İslamiyet‘in 50 yıldır Almanya’ya kendine yer edindiğini, çok eski olmadığını ancak buna rağmen Almanya’nın bir parçası haline geldiğini ifade etti. Son aylarda meydana gelen seri yangın olayları ile ilgili olarak Körting „Bu yangınların arkasında politik bir sebep olduğuna dair bir iz bulamadık“ dedi. Körting yangını bu işten haz alan takıntılı birinin yapmış olması olasılığının güçlü olduğunu ve polisin suçluyu bulmak için 25 bin Euro ödül koyduğunu söyledi. (Devamı s. 8)

Playboy‘a soyunan ve konuşan Şahin‘in ilk sözü „Kendimi Che Guevara gibi hissediyorum“ oldu. Şahin ilk önce Almanya’nın sabun köpüğü dizilerinden GZSC (Gute Zeiten Schlechte Zeiten) ile öne çıktı. Sıla Şahin daha sonra magazin basının ilgisini çekecek mekanlarda görünmeye başladı.

Dieses İnterview ist auch in deutscher Sprache zu lesen. (Seite 16)

Lesen Macht Spaß / Okumak Güzeldir

Türklere Teşekkür Borçluyuz

Cadde ve Metropol FM tam 20 çocuğumuza birer kitap armağan ediyor! Kitap armağanıyla ilgili kuponu doldurup yollayan 20 kişi çocuk kitabı kazanacak. Ayrıca okumanın 10 altın kuralı ve okumaya karşı önyargılarla, Metropol FM‘in Genel Müdürü‘nden harika bir söyleşi sizi bekliyor. Ayrıca 23 Nisan‘da Cadde ve Metropol FM Brandenburger Tor‘da sizlerle birlikte olacak. (devamı s. 11‘de)

Türkiye‘den Almanya‘ya iş göçünün 50. yılı nedeniyle Federal Meclis‘te bir „Bahar Daveti“ veren SPD‘nin Genel Başkanı Sigmar Gabriel net konuştu. Gabriel „Türkiye ile Almanya arasında yapılan işgücü anlaşmasının 50. yıldönümü bizler için de çok önemlidir. O yıllarda Türkiye‘den buraya gelen insanlara teşekkür borçluyuz“ dedi. Davete Türk yemekleri, edebiyatı, müziği ve SPD‘nin yüksek düzey katılımı damga vurdu. (s. 2)

Şahin en son ünlü erotik erkek dergisi Playboy’un objektiflerine soyunarak herkesi bir kez daha şaşırttı. Şahin dergiye (devamı s 9)

Berlin Cadde‘yi Bağrına Bastı... Berlin‘in en büyük Türkçe-Almanca gazetesi olma iddiası ile yayın hayatına geçen Cadde Gazetesi tanıtım daveti Berlin Eyalet Meclisi‘nde yapıldı. Davete Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, Belin Büyükelçisi Ahmet Acet, Başkonsolos Mustafa Pulat, SPD Berlin milletvekilleri Bilkay Öney, Ülker Radziwill, Yeşiller Milletvekili Özcan Mutlu, Sol Parti Milletvekili Kadriye Karcı, işveren ve sivil toplum temsilcileri ile çok sayıda davetli katıldı.. (Devamı s. 10)

MÜSİAD BERLİN ATILIM YAPTI... 8

İlkeli büyüme stratejisi sonuç verdi: MÜSİAD 300 üyesi, dört sektör kurulu, kadın ve gençlik kurulları ile 2011 Yılında atılıma geçti. Şimdi de 250 Metrekarelik merkezine taşınmayı planlıyor.

M

üstakil İşadamları Derneği MÜSİAD Berlin son dönemde girdiği hızlı büyüme trendini yükseltti. Sektör kurulları ile birlikte 100 kişiden fazla idareci sıfatıyla görev yaparken üye sayısını da altıya katlayarak 300’ü geçti.

Eurogıda Albrechtstr. 19 12167 Berlin Tel. 030-70 09 64 10 Fax 030-70 09 64 55

İlk kurulduğu yıllarda üye sayısı 60’ı bulan MÜSİAD yeni büyüme stratejisi ile ilkelerini koruyarak atılım

gerçekleştirdi. Bu atılımla birlikte MÜSİAD Berlin’in faaliyet yelpazesi de genişledi. Üye sayısındaki artışın MÜSAD’ın faaliyet alanını büyütmesi ve atıl olan üye profilinden etkin olan üye profiline geçilmesiyle mümkün olduğunu süyeleyen Başkan Veli Karakaya “7 Şubat 2010 da göreve geldiğimizde kendimizi sorguladık ve bütün gayretimizle toplumun yaralarına nasıl merhem olabilirize konsantre olduk” dedi. (Devamı sayfa 5‘te)


AYIN İÇİNDEN

2 SPD Başkanı Gabriel:

Türklere teşekkür etmeliyiz Türkiye ile Almanya arasında yapılan işgücü anlaşmasının 50. yıldönümü bizler için de çok önemlidir. O yıllarda Türkiye‘den buraya gelen insanlara teşekkür borçluyuz. Cadde- SPD Genel Başkanı Sigmar Gabriel, SPD Meclis Grubu‘nun Alman Meclisi‘nde (Reichstag), Türkiye ile Almanya arasında imzalanan işgücü anlaşmasının 50. yılı dolayısıyla düzenlediği ‚‘Bahar Davetin’de‘‘ bir açıklama yaptı. Gabriel basın açıklamasında „Türkiye ile Almanya arasında yapılan işgücü anlaşmasının 50. yıldönümü bizler için de çok önemlidir. O zamandan Türkiye‘den buraya gelen insanlara teşekkür borçluyuz. Çünkü İkinci Dünya Savaşı‘ndan sonra ülkemizi yeniden inşa edilmesinde büyük katkıları oldu. Onlar Almanya‘nın daha kalkınmış ve güçlü bir ülke olması için bize yardım ettiler‘‘ şeklinde konuştu. Gabriel, SPD‘nin ayrıca iki ülke arasındaki anlaşmanın yıldönümü olan 31 Ekim‘den iki gün önce 29 Ekim‘de büyük bir kutlama yapmayı düşündüğünü söyledi. SPD Genel Başkanı, Türkler‘den Almanya’da her geçen gün ken-

Cadde Gazetesi Sayı: 2 Yıl:1 Nisan 2011

Ve... Mahircan‘lar Sahneye Çıktılar...

şartlara katlandıklarını ifade etti.

SPD üyesi İşadamı Vural Öger, SPD Başkanı Sigmar Gabriel, SPD Berlin Milletvekili Bilkay Öney dilerini daha iyi hissetmelerini ve onların komşu, dost ve bu ülkenin vatandaşı olarak burada kalmalarını rica ettiklerinin altını çizdi. Davet’in açılış konuşmasını yapan SPD Federal Meclis Grubu Başkanı Frank-Walter Steinmeier ise, Alman hükümetinin ekonomi ve sanayinin yeni işgücüne ihtiyaç duyduğu

1961 yılında Türkiye ile işgücü anlaşması yaptığını ve Türkiye‘den yaklaşık 850 bin kişinin işçi olarak bu ülkeye geldiğini söyledi. Almanya’ya gelen Türk işçilerin vardiyalı işlerde çalıştıklarını, zor ve kötü şartlarda barakalarda yaşadıklarını dile getiren Steinmeier, çoğunun da yakın bir zamanda Türkiye‘ye dönme umudu ve beklentisi içinde bu

Davette Makkas ve Med Cezir grubu Türk müzik parçaları seslendirdi. „Bahar davetine“ Türkiye‘nin Berlin Büyükelçiliği Elçi Müsteşarı İskender Okay, SPD Federal Meclis Üyesi Aydan Özoğuz, Yeşiller Partisi Federal Meclis Grubu eşbaşkanları Jürgen Trittin, Renate Künast, Yeşiller Partisi Federal Meclis Üyesi Memet Kılıç, SPD Berlin Eyalet Meclisi üyeleri Ülker Radziwill, Bilkay Öney, Yeşiller Parti Berlin Eyalet Meclisi Üyesi Canan Bayram, Almanya Türk Toplumu Başkanı Kenan Kolat, çok sayıda SPD Federal Meclis üyeleri, eski AP milletvekili Vural Öger, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile davetliler katıldı. Davete katılanlar arasında yer alan ünlü yazar Emine Sevgi Özdamar ve gazeteci-yazar Mely Kıyak birer hikaye okudular.

Erol Parlak

Mahircan Kılıç

Berlin’de çocuk ve gençlere yönelik müzik eğitimi ve okul ders yardımı faaliyeleri ile onlarca gence eğitim veren Bildung Kultur Musik Zentrum e.V (Eğitim Kültür ve Müzik Merkezi) ornagize ettiği konserle halk müziği ziyafeti verdi. Müzik doçenti Bülent Kılıç’ın önderliğinde faalieytlerini sürdüren okul öğrencileri Halk Müziği ustası Erol Parlak’ın da katıldığı konserle Berlinlilerin karşısına çıktı. Werkstadt der Kulturen (Kültürler Atölyesi) salonunda gerçekleştrilen konserlere yaklaşık 600 kişi dinleyci olarak katıldı. Saat 18.00’da başlayan konserin ilk bölümünde çocuklardan oluşan müzik öğrencileri parmak ısırtan bir knser sundu. Daha sonra sahne alan gençler okulda aldıkları eğitimin ürünlerini Berlin dinleycisi ile paylaştı. İstanbul Konservatuarı’nda görevli ve halk müziğinin usta öğretmenlerinden müzisyen Erol Parlak sahne aldığında salonda heyecan yaşandı.

Berlin‘de Çiğ Köfte var Berlin‘de çiğ köfte tartışmasına son verecek yazı...

Çiğ köfteyi tarif değil arif yapar. El mahareti olmadan lezzet olmaz. Çiğ köfte tüm güney doğuya ait, Türk mutfağının ana menülerinden biriridir. Lezzetini bilen verir. İnce bulgur, dana sırtından çekilmiş iki kilo et, antep biberi, Antep salçası, kara biber, taze soğan, kuru soğan, taze maydonoz, Antep zeytin yağı kullanarak hazırlıyoruz. Antep Etoğlu Restoran‘ın Çig Köfte Malzemesi

noktayı koyuyorum. Berlin’de de hakiki çiğ köfte yenir.

İsteyen gelsin denesin görsün“ dedi.

Kültürel değerlerin aktarılması için de anadilin sadece evde konuşulması değil yazılı dilde de öğretilemsi gerekir Berlin Türk Cemaati’nin düzenlediği Ana Dili konulu panele katılan Berlin Başkonsolosu Mustafa Pulat Berlin’deki Alman makamları ile sıkı bir işbirliği içinde çalıştıklarını söyledi. İşbirliğine rağmen Türk velilerin çocuklarının dil öğrenmesi konusunda sorumluluk üstlenmeleri gerektiğini söyleyen Pulat “Velilerimizin Türkçe derselerine ilgisi az” eleştirisnde bulundu.

Osman Usta objektifler önünde konuyu bize anlattı:

Şu anda biz iki kilo ince kırılmış çiğ köfte bulgurundan 40 kişilik çiğ köfte hazırlıyoruz. Tepsi kaymasın diye altına nemli bir bez koyalım. Biz TV’de şov yapmıyoruz,, canlı canlı vitrinde hazırlıyoruz. Kullandığımız etin özelliği dananın sinir ve yağ olmayan budundan taze

Evde öğrenilen ana dil yetmez

Mazemeleri karşıtırıp yoğururken çok su verip yumuşatmak tadını kaçırır. İşin ehli suyu boca etmez. Çiğ köftenin ağızda dağılacak kıvama gelmesi lazım. İsteyen çiğnemeden yutabilmeli o kıvamda olmalı. Bu iş kıvam işi, kıvama geldi mi, servise limon marul ve köftemiz beraber servis edilir. Afiyet olsun.

ANTEP SOFRASI Kottbusser Damm 36 D-10967 Berlin Tel: 030/69504855

www.antep-etoglu-sofrasi.eu ya da www.etoglu.com

BTC merkezinde düzenlenen paneli açan dernek başkanı Bekir Yılmaz uyum tartışmaları arasında sorunların kaybolduğunu hatırlattı. Yılmaz dernek olarak sorunlara sahip çıkmaya çalıştıklarını

söyledi. Başkonsolos Mustafa Pulat da Türklerin geri dönüş düşüncesiyle geldikleri Almanya’da çoğalarak kaldıklarına dikkat çekerek “Belki de gecikmişliğin temelinde yatan sorunların başında bu geliyor” değerlendirmesini yaptı. Mustafa Pulat Berlin’de 130 okulda Türkçe dersi verildiğini hatırlatarak “Türkçe nota etki etmiyor ve okul ders saatlerinin dışında diye olsa gerek veliler bu derslere az ilgi duyuyor. Berlin’deki okullu çocuklarımızın ancak yüzde 30’u Türkçe derslerine katılım gösteriyor bu da az bir rakam” şeklinde konuştu. Türkçe derslerinin ciddiye alınmasının talebe göre artacağını hatırlatan

Cadde Regionale Zeitung

KÜNYE

Berlin’de yaşayanlar bilir. Vatandaşların çoğu Türkiye’deki gibi çiğ köfte bulmak imkasnız derler. Kottbusser Damm 36 no’da bulunan Antep Etoğlu Sofrası’nın sahibi olan Omsan Etoğlu „Ben bu tarışmaya son

Bekir Yılmaz, Mustafa Pulat, Ali Can

Herausgeber: Idea Crossmedia Hastürk und Tosun Gbr. Chefredakteur: Mesut Hastürk E-Mail: caddeberlin@gmail.com Telefon (Redaktion): 01775616033

Pulat “Yüksek öğrenime geçen çocuklarımızın sayısında artış olmasına rağmen orta dereceli okullarda sorunlar hala devam ediyor” dedi. Türk toplumu açısından en acı durumun diplomasızlık olduğunu belirten Pulat, her 4 göçmneden ancak 1 tanesinin meslek yaptığını hatırlattı. Pulat “Kültürel değerlerin aktarılması için de anadilin sadece evde konuşulması değil yazılı olarak da öğretilemesi gerekir. Bu çocukların kendine saygısını ve güvenini arttırır” dedi. Panelde konuşan BTC ikinci başkanı Selçuk Demirci ise Anadili hakkının AB normları, Birleşmiş Milletler ve Dünya Çocuk Hakları beyannamesi gereğince bir insan hakkı olduğunu söyledi.

Telefon: (Geschäft& Anzeigen) 0178 218 59 40 Bei dieser Ausgabe haben Dilay Kayimlar, Meltem Aslan, Gülden Bayar, Hakan Yazanel mitgewirkt. Diese Ausgabe wurde 20.000 gedruckt Die nächste Erscheinung: 15. Mai 2011 Ederi: 30 cent, Abone für Jahr 15 Euro

IMPRESSUM

alınmıştır. Bunun kıymasını iki kere çektiriyoruz.


AYIN İÇİNDEN

Cadde Gazetesi Sayı: 2 Yıl:1 Nisan 2011

3

Yemediğini yedirmeyeceksin bir standarta, eğitime, düzene ve yeni bir imaja kavuşmalı. Bindiğimiz dalı kesmemeliyiz“

Sebzeli Döner’in mucidi Yakup Usta: Baba mesleği aşçılık olan Rize Çayeli’li Yakup Çakır (42) „Mustafa“ adını verdiği ilk sebzeli dönerin Amerika’dan Kanada’dan müşterileri olduğunu söyledi. Yakup usta „Dükkanımda oturacak yer bile yok ama zenginler spor arabalarıyla ge-

lip kuyrukta dönerimi almak için bekliyor“ dedi. İşin sırrını „Yaptığın işi seveceksin, kendi yemek istemediğin bir şeyi başkasına vermeyeceksin“ olarak tanımlayan Yakup Usta’nın en büyük arzusu ise bir döner okulu açılması. Usta diyor ki „Okulu bitirene bir dönerci diploması verilmeli, dönercilik

Yakup Usta Almanya’ya 22-23 yaşlarındayken işçi ailesinin çocuğu olarak gelmiş. Gelir gelmez de döner ustalarının yanında çıraklıkla başlamış işe. İstanbul’da gördüğü bir döner ve patatesi karışık satan dükkandan etkilenip kendisi de dönere katkı yapmak istemiş. Yakup Usta sebzeli döner macerasını şöyle anlatıyor: „Patates tavuk döneriyle daha lezzetli oluyor. Tavuk eti yumuşak ve katkısız olur. Diğer dönerden farklıdır. Buna bir de özel baharatlı tavuk eti kullanınca lezzeti bir başka oluyor. Ben de patates yanında

patlıcan, çarliston biber, havuç, kabak, dolmalık büyük kırmızı biber kullanarak döner tarzımı değiştirdim“ Şu anda 20 yıldır bir otopark girişinde ufacık köşede dükkan sahibi olan Yakup usta daha geniş ya da farklı bir yere taşınmayı düşünmemiş. Yakup Usta „Ben burada normal zamanlarda günde yüz kilo döner satıyorum, ufacık yer ama Berlin’in en zengin semtinde, Kudamm’da her tür müşterim var. Bana alıştılar, kesintisiz horon ve kemençe müzik yayını eşliğinde vazgeçemedikleri sebzeli dönerimi yiyorlar, bunun için zenginler de uzaklardan bana geliyorlar“ diye açıklıyor durumu.

KİMLER OY VEREBİLİR Türkiye‘de genel seçimler için geri sayım başladı. Yurtdışında yaşamını sürdüren Türk vatandaşları yine bulundukları ülkelerde oy kullanamayacaklar. Peki nasıl bir seçenek var? Gümrük kapılarında, Türkiye Cumhuriyeti pasaportuna sahip ve yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı vatandaşlar pasaportlarını göstermek suretiyle oy kullanırlar. İsteyen Türk vatandaşları, http://www.ysk.gov.tr/ ysk/index.html den kimlik numarasını yazıp oy verme hakları olup olmadığını sorgulayabilirler.

KISA KISA TGD İçişleri Bakanı’nı şikayet etti Almanya Türk Toplumu Genel Baaşkanı Kenan Kolat, Genel Başkan Yardımcısı Bahattin Kaya ve Genel Sekreter Nalan Arkat CDU/CSU Grup Başkanı Dr. Volker Kauder ile biraraya geldiler. Görüşmede Kenan Kolat, İslam Konferansı’nda Friedrich‘in yaptiğı açıklamaların büyük bir tepkiyle karşılandığını, bu konuda duyarsız davrandığını ve parti politikasi yapttığını dile getirdi. Çifte vatandaşlık konusunda söz alan Bahattin Kaya ise çocukların vatandaşlık seçiminde karar vermek zorunda bırakılmasının yanlış olduğunu iletti.

Berlin‘de 170 bin Türk var

http://www.theater-diyalog.com

FESTİVAL BAŞLIYOR Diyalog Tiyatro Festivali’nin açılışı geleneksel bir şekilde yine İstanbul’dan bir oyunla yapılıyor

Muzaffer Şahin

Türk iş adamından 5 Milyonluk yatırım

İşadamı Muzaffer Şahin Türkiye‘deki Sanayi Sitesi örneğini Berlin‘in Neukölln ilçesine taşıyor. Şahin 42.000 metre kare alanda ayrıca bir de event center kuracak. Türk işadamı Muzaffer Şahin Berlin’de ezber bozdu. Şahin başkent Berlin’in en yoksul ve en çok göçmen yaşayan Neukölln ilçesine Türk tipi küçük sanayi sitesinin de içinde olduğu birçok işletme birden kuruyor. Toplam 42 bin metrekare alanda oluşacak ticaret sanayi ve event konseptini tanıtan Muzaffer Şahin „Birkaç yıl sonra burası değerini ikiye üçe katlayacak“ dedi. Şehrin ünlü park ve bahçelerinden biri olan Britzer Garten’ın yanında bulunan ve iki cadde arasını tamamen kapsayan devasa yatırım projesin-

Amacının Türk girişimciliği ile Berlin’e yatırım kazandırmak olduğunu söyleyen Şahin, burada 150 metre kareden başlayan ve bin metrkareleri bulan kiralık mekanları hizmete sunan Şahin’in asıl hayali Türkiye’deki sanayi sitesi modelinin benzerini Berlin’de de gerçekleştirmek olduğunu söylüyor.

de kiralık ofisler de yer alıyor. Muzaffer Şahin „Ben burayı aldıkatn hemen sonra kiracı sayım iki kat arttı. Bir kaç hafta içinde 10 kiracı ile sözleşme yaptım“ dedi.

Muzaffer Şahin „Ofisler, event merkezi yanında bir de hostel kurmayı düşünüyorum. Burada konaklama ihtiyacını karşılayacak büyük bir potansiyel görüyorum. Fakat şu an boş bulunan arazimde ise sanayi sitesi kuracağım. Bu büyük bir proje ve peyder pey yapacağım onu. Bu projemde mobilyacı, tekstilci, depo ve atölye arayan esnaf için karşılıklı birbirine bakan girişleri olan çift sıra bir site kuracağım“ dedi. Şahin bu büyük proje için devletten tek kuruş yardım almadıklarını özlelikle vurguladı. İsmi „Gewerbepark Neukölln“ olan kompleksin açılışı Eylül ayına yetiştirilmeye çalışılıyor.

D

iyalog Tiyatro Festivali bu sene 15. kez Berlinli tiyatro seyircisiyle buluşuyor. Mürtüz Yolcu‘nun kuratörü olduğu festival 22 Nisan – 7 Mayıs tarihleri arasında Ballhaus Naunynstrasse‘de düzenlenecek. Diyalog Tiyatro Festivali tiyatro, dans, kabare, konserler, edebiyat akşamları, eğlence partileri ve çocuk-gençlik tiyatro gösterilerinden oluşan zengin bir programla karşımıza çıkıyor. Kurulduğundan beri en önemli göçmen tiyatro etkinliklerinden biri konumunda olan Diyalog, sanatsal yaratıcılıklar üzerine tartışıp birbirleriyle ilişki kurmak isteyen sanatçılar için de önemli bir platform.

Festivalin kuratörlüğünü yapan Mürtüz Yolcu, amaçlarının çok kültürlü bir açılıma hizmet etmek ve kültürlerarası sanatsal alışverişi desteklemek olduğunu söyledi. Yolcu, festivalin 15 yıldan bu yana göç konusunu da kapsayan güncel toplumsal konulara yer verdiğini ve toplumda var olan klişeleri sorguladığını sözlerine ekledi. Diyalog Tiyatro Festivali’nin açılışı geleneksel bir şekilde yine İstanbul’dan bir oyunla yapılıyor: Sabahattin K. Aksal’ın yazdığı „Bay Hiç“ adlı oyun, yaşamın çıkmazlarını ve hayallerimizle gündelik gerçeklik arasında varolan uzlaşmaz çelişkileri hikaye ediyor.

Berlin-Brandenburg İstatistik Dairesi Başkanı Prof. Dr. Ulrike Rockmann ve Berlin Senatosu Uyum Sorumlusu Günter Piening her iki eyaletin yeni nüfus istatistiklerini açıkladı. Buna göre Berlin’de yaşayan Türklerin sayısı 170 bin olarak verildi. Berlin İstatistik Diaresi iki yıldır yaptığı istatistiklerde Berlin’de yaşayanların sadece vatandaşlıkları değil göçmen kökenli olup olmadıklarına bakarak da değerlendirme yapıyor. Araştırmaya göre ailesinin en az bir tarafı göçmen kökenli, göçmen ya da Alman vatandaşı olmayan göçmenlerin toplam sayısı 872 bin.

Erbakan Anıldı 27 Şubat 2011 günü vefat eden eski başbakanlardan ve Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan için İslam Toplumu Milli Görüş (IGMG) Berlin Bölge Teşkilatı anma programı düzenlendi. Türklerin yoğun olarak yaşadığı Kreuzberg’deki Gloria Salonu’nda düzenlenen programa Berlin Büyükelçiliği Din Ataşesi Hasan Hayrı Yaşar, Berlin İslam Federasyonu Başkanı Mevlüt Başkaya, MÜSİAD Berlin Başkanı Veli Karakaya, Berliner AK Spor Kulübü Başkanı Mehmet Ali Han ile çok sayıda dernek başkanı ve vatandaş katıldı.

AİLEM.

ARKADAŞ ÇEVREM.

GÜNDELİK HAYATIM.

MAHALLEM.

ŞEHRİM.

OYUM. L SEÇİM HAKKI E R E Y İN İÇ S E K R HE


4

EKONOMİ

Cadde Gazetesi Sayı: 2 Yıl:1 Nisan 2011

Phillip D. Murphy

BİG Partisi Genel Başkanı Haluk Yıldız (soldan 4.) ve İsmet Mısırlıoğlu (soldan 3.) meclise girmeyi hedefliyor.

BIG Partisi Seçimlere Hazır

Gloria Event Salonu’nda yapılan toplantıya Parti Genel Başkanı Haluk Yıldız, BIG Berlin Eyalet Başkanı İsmet Mısırlıoğlu, parti eyalet yönetim kurulu üyeleri ve bazı vatandaşlar katıldı. Toplantıda Berlin‘de 12 seçim bölgesinde toplam 50 adayla, hem eyalet listesinden hem de ilçe belediye seçim listelerinden seçimlere katılacaklarını söyleyen İsmet Misirlioğlu „Özellikle Türkler‘in ve göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı semtlere ağırlık vermek ve en azından iki vekili parlamentoya taşımak istiyoruz. Hedefimiz yüzde 1 artı oy almak“ dedi. Genel Başkan Haluk Yıldız ise konuşmasında BIG Partisinin 21 farklı milletten ve kültürden insanların biraraya gelerek kurduğunu söyledi. Yıldız mevcut diğer partilerin göçmenleri hakkıyla temsil edemediklerini ileri sürdü. Yıldız „BIG partisi Almanya‘da göçmenlerin haklarını da gerektiği gibi savunacaktır. Partiyi herhangibir etnik ya da dini temele dayalı olarak kurmadık. BIG daha çok pragmatik ve çözümcü bir parti olarak görüyoruz ve Almanya‘nın geleceğini belirleyeceğimizi düşünüyoruz“ şeklinde konuştu.

11‘e 10 Kala Berlin‘de

Filmin başrollerini Mithat Esmer ile Türk sinemasının son yıllardaki en yetenekli oyuncularından Nejat İşler paylaştı. „Oyun“ adlı filmiyle pek çok ödül alan Pelin Esmer‘in prömiyerini 2009 yılında San Sebastian’da yaptığı ödüllü filmi „11‘e 10 Kala“ vizyona giriyor. Başrollerini Nejat İşler ve Mithat Esmer‘in oynadığı film 28 Nisan’da Berlin`de seyirciyle buluşacak. Türkiye, Fransa, Almanya ortak yapımı filmin dağıtımını Peripher Filmverleih üstlendi. kadro: Filmin başrollerini Mithat Esmer ile Türk sinemasının son yıllardaki en yetenekli oyuncularından Nejat İşler paylaştı.

Büyükelçi Murphy, çoğunluğu Türk ve Arap kökenli göçmen ailelerden gelen stajyer öğrencileri kabul etti.

2. Yazlık Emlak Fuarı Olimpiyat Stadı‘nda 2. Yazlık Emlak Fuarı bu yıl 6-8 Mayıs tarihlerinde Berlin Olimpiyat Stadı´nda yapılacak. Dört katlı VIP salonlarında 11.00 – 18.00 saatleri arasında yapılacak fuara bu sene 5 binden fazla ziyaretçi bekleniyor. Cadde- Berlin ve Almanya’ da ilk defa bir futbol stadında Emlak fuarı organizesi yapılıyor. HOLIDAY HOME 2. Uluslararası Yazlık Emlaklar Fuarı 6 – 7 ve 8 Mayıs tarihlerinde yine Berlin Olimpiyat Stadının muhteşem VIP Salonlarında gerçekleşecek.

kabet gücüne sahip olduğunu vurgulamaktadır. Almanlar ´ın Akdeniz Sevdası Almanya´da denize kıyısı olan ülkelere artan ilginin ve Türkiye´de büyüyen emlak sektörünün bu fuarı zorunlu hale getirdiğini belirten Orhan Ekinci, Almanlar´ın kendi

Mayıs 2010 tarihinde düzenlenen ve Türkiye’den, İspanya’dan Yunanistan’ dan, İsviçre’ den, Hırvatistan’ dan, Portekiz’ den ve Almanya’ dan toplam 17 firmanın katılıdığı 1.Uluslararası Yazlık Emlak Fuarı‘na ilgi yoğundu. İlk olmasına rağmen yaklaşık 3 bine yakın potansiyel alıcı fuarı ziyaret ederek, 25 bin Eurodan başlayan emlakları ve inşaat firmalarını yakından tanıma fırsatını buldular. Fuar Organizesini yapan Holiday Home International GmbH, Genel Müdürü Orhan Ekinci’ nin verdiği bilgilere göre, birinci fuara katılım yapan firmaların memnun kaldığını ve bu sene tekrardan katılacaklarını bildirdi. Ekinci, Türkiye’nin önümüzdeki 10 yılda özellikle yazlık emlaklar konusunda avantajlarını koruması halinde, önemli ekonomik, politik ve sosyal menfaatler kazanacağını bildiriyor. İspanya ve Portekizi örnek olarak gösteren Ekinci, Türkiye’ nin tarihi ve doğal güzellikleri, temiz sahil şeridi, zengin kültürü, misafirperverliği ve uygun fiyatlarla sunulan kaliteli emlakları ile Avrupa’ da re-

Bankacılar, Avukatlar ve Bilirkişiler ile sohbet edebilicekler. Berlin Olimpiyat Stadı‘nın muhteşem ortamında kahvenizi veya çayınızı yudumlarken Tatil günlerinin heyecanını yaşamaya başlayın… Berlin’ de yaşayan herkesi bu Fuar‘a davet ettiğini söyleyen

Orhan Ekinci

Bir süre önce özellikle Almanya’nın Batı eyaletlerinde seçimlere katılarak örgütlülüğünü yaygın hale getiren BIG (Yenilik ve Adalet Birliği Partisi) Berlin Eyalet seçimlerine hazırlanıyor. Parti’nin Genel Başkanı Haluk Yıldız’ın da katıldığı tanıtım toplantısında parti hedefleri anlatıldı.

Nihat Sorgeç

ülkesi dışında en fazla emlak alan bir toplum olduğuna dikkat çekiyor. Olimpiyat Stadı´nda dört katlı VIP salonlarında 11.00 – 18.00 saatleri arasında yapılacak fuara bu sene 5 binden fazla ziyaretçi bekleniyor. Ziyaretçiler ayrıca fuar boyunca sunulacak ücretsiz bilgilendirme seminerlerinde Banka finansmanı, emlak alırken nelere dikkat edilmesi gerekir, emlak değerlendirmesi nasıl yapılır gibi konularda yetkili ağızlardan bilgi alıp

Orhan Ekinci, Fuar‘a Cadde gazetesi ile gelen herkesin yanındaki bir kişiye girişin serbest olacağını söyledi. Ekinci sözlerine son teknoloji ve gelişmelerin de bu Fauar vesilesi ile emlakçıların ilgisini çekeceğini ekledi. Detaylı bilgi için: www.hh2011.de Organizatör: Holiday Home International Eventmanagement GmbH Tempelhofer Ufer 1, 10961 Berlin Tel: 030-780 96 530 Mobil: 0178-777 03 56

BWK‘lı Öğrenciler ABD Büyükelçiliği‘nde Murphy, bu tür etkinliklerin toplumlar arasında var olan karşılıklı önyargıların yıkılmasına da katkıda bulunacağını kaydetti. ildungswerk Kreuzberg (BWK) öğrencileri Amerika Büyükelçisi Phillip D. Murphy‘yi ziyaret etti.

B

belirten Murphy, bu tür etkinliklerin toplumlar arasında var olan karşılıklı önyargıların yıkılmasına da katkıda bulunacağını kaydetti.

Amerika Büyükelçiliği‘nin katkılarıyla, “Windows on Amerika” öğrenci değişim programı çerçevesinde Amerika‘da 12 günlük staj yapma imkanı bulan BWK meslek okulu öğrencileri, staj sonrası büyükelçi Phillip D. Murphy‘ye bir teşekkür ziyareti gerçekleştirdi. Amerikan‘nın Berlin büyükelçiliğinde gerçekleştirilen buluşmaya BWK‘nın müdürü Nihat Sorgeç de eşlik etti.

Nihat Sorgeç ise bu ziyaret sonunda elde edilen tecrübelerin, öğrencilerin meslek hayatlarında çok faydalı olacağını söyledi.

BWK‘da otelcilik, satış elemanı gibi branşlarda eğitimlerini sürdüren gençler Washington, D.C., Charlotte, North Carolina ve New York City gibi şehirlerde 12 gün boyunca meslek eğitimi gördüler. Gençler bu süre zarfında Amerika‘lı ailelerin yanında konakladılar. Çoğunluğu Türk ve Arap kökenli göçmen ailelerden gelen stajyer öğrencileri kabul eden büyükelçi Murphy, BWK‘da eğitimlerini sürdüren 10 öğrencinin 12 gün boyunca Amarika‘nın onur konuğu olduğunu söyledi. Öğrencilerin ülkesinden çok iyi tecrübelerle döndüğüne inandığını

USTALIK BELGESİNDE İSTİSMARA SON MÜSİAD İstisnai Ustalık Belgesi alınması konusunda Handwerkskammer (Esnaf ve Zanaatkarlar Odası) ile birlikte yeni bir program hazırladı. Berlin‘de Esnaf ve Zanaatkarlar Odasına bağlı 41 farklı meslek dalında faaliyet gösterebilmek için, bir ustalık belgesine sahip olmak gerekiyor veya haftada en az 30 saat bir usta

çalıştırmak zorunda kalınıyor. Mesleğinde uzman olduğu halde bu belgeye sahip olmayan özellikle berber, oto tamircisi, kasap, elektrik ve elektronik eşya tamircileri arasında pek çok Türk esnaf var. Bunlar ya yanında ustalık belgesi olan birisini çalıştırmak zorunda kalıyor ya da çoğunun yaptığı gibi ustalık belgesi olan birisi-

nin üzerinden işini yürütüyor ve karşılığında bu kişiye havadan para ödüyor. MÜSİAD Berlin, uzun yıllar mesleğini icra etmiş ve alanında uzmanlaşmış meslek erbabını bu fuzuli masraftan kurtarmak için Handwerkskammer ile birlikte bir proje başlattı. Bu projeye göre şartları yerine getiren esnaf

kısa bir eğitim sürecinden sonra gireceği sınavı başarıyla tamamladığı takdirde istisnai ustalık belgesi alabilecek. Handwerkskammer Hukuk ve İşletme Daire Başkanı Angela Bartsch-Widmaier ve yüksek ekonomi mühendisi Mustafa Tekoğlu toplantıya katılan farklı meslek dallarından çok sayıda esnafı konuyla ilgili olarak bilgilendirdi

Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliği ile birlikte böyle bir programı gerçekleştirmekten dolayı gurur duyduklarını vurgulayan Sorgeç, ileriki dönemlerde bu ve benzeri programları daha da geliştirerek BWK öğrencilerine

Phillip D. Murphy daha iyi bir gelecek sunmak istediklerinin altını çizdi. Programa katılan BWK‘lı öğrenciler de staj boyunca edindikleri tecrübeleri ve Amerika izlenimlerini aktardılar. Büyükelçi Murphy‘ye yardımlarından dolayı teşekkür eden öğrenciler, kendisine bir buket çiçek ve Amerika‘da çektirdikleri toplu fotoğraflarını hediye ettiler. “Windows on America” programı normal şartlarda kendi imkanlarıyla Amerika‘da eğitim göremeyecek olan yabancı öğrencilere bu imkanı tanımak için kurulan bir sivil inisiyatif.


5

Cadde Gazetesi Sayı: 2 Yıl:1 Nisan 2011

MÜSIAD BERLİN ‘İN BAK BERLİN‘DE 3. BÜYÜK 2011 ATILIM YILI... BAK 07 Türkiyemspor‘un tahtını ele geçiriyor. Son yıllarda kupa beyi adını alan BAK 07 Berlin‘in 3. Büyük takımı konumuna yükseldi.

MÜSİAD Büyüme Stratejisi başarısını üye sayısını 300‘e çıkartarak gösterdi Karakaya işadamlarına gösterdikleri teveccühlerinden dolayı teşekkür ettiğini belirterek “İşadamlarının rekabet gücünü artırmak için, sektör kurulları oluşturduk. İnşaat, gıda, hizmet ve otomotiv sektör kurulalarında üyelerimiz aktif çalışyor. Ayrıca Kadın Kurulu oluşturarak kadınlarımızın da iş dünyasında desteklenmesinin bir çatısını kurduk” şeklinde konuştu. MÜSİAD büyüme stratejisi her gün yeni katlım istekleri ile büyüme trendini geliştirirken şu anda Otomotiv Sektör Kurulu’nda 100’ün üzerinde,

İnşaat Sektör Kurulu’nda 60, Gıda Sektör Kurlu’nda 10’ün üzerinde, Kadın Kurulu’nda 80 üye faaliyet gösteriyor. MÜSiAD Berlin halen Hizmet Sektör Kurulu’nu da oluşturma aşamasında. Diğer yandan MÜSİAD’ın önemli bir organı olan Genç MÜSİAD teşkilatı üye sayısında 300’ü aşarken gösterdiği faaliyetlerle de dikkat çekiyor. İlk kez Avrupa çapında Genç Girişimciler Kongresi düzenleyen Genç MÜSİAD MÜSİAD Cup, seminer ve bilgiendirme çalışmaları ile yeni iş kuranlara yönelik eğitim ve seminerleri

ile de faal bir örgüt. MÜSİAD bu büyümenin bir karşılığı ya da gerekli sonucu olarak bugüne kadar faaliyet sürdürdüğü merkezini artık kentin merkezine taşıma kararı aldı. Berlin Kudamm’da Ansbacher Strasse 5’te yeni merkezini açacak olan MÜSİAD 250 metrekarelik bu merkez önümüzdeki günlerde faaliyete geçecek. MÜSİAD Berlin önümüzdeki 23 Nisan Çocuk Bayramı nedeniyle sosyal sorumluluk projelerinden birini daha gerçekleştirip çocuklar için toplam 1000 kitap dağıtacağını da Cadde araclığı ile Berlinli vatandaşlarımıza ilk kez duyurdu.

BAK 07 Regional Lige Hazır Başkanlığını M. Ali Han‘ın yaptığı BAK 07 Futbol Takımı Regionalliga‘ya çıkma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Regionalliga‘da mücadele eden temsilcimiz Türkiyemspor bu sene bir alt lige düşerken, Oberliga‘da oynayan temsilcimiz BAK Ankaraspor ise bir üst lig olan Regionalliga‘ya çıkmaya hazırlanıyor. Grubunda şampiyonluk mücadelesi verdiği diğer iki takım Hansa Rostock II ve Tor-

gelower SV Regionalliga‘ya çıkmak için lisans başvurusu yapmayınca BAK Ankaraspor 07 ‚nin önümüzdeki sezon Regionalliga Nord‘da mücadele etmesi kesinleşti gibi. Zira BAK Regionalliga‘ya çıkabilmek için bütün şartları yerine getirdi ve lisans başvurusunda bulundu. Öte yandan geçtiğimiz günlerde Tagesspiegel gazetesi BAK Ankaraspor‘un Berlin‘in üçüncü büyük gücü olma yolunda ilerlediğini yazdı. Gazete BAK antrenörü Bahman

Foroutan‘ın ağzından Oberliga ile Regionalliga arasında büyük bir farkın olmadığını BAK‘nın asıl hedefinin 3. Ligde top koşturmak olduğunu duyurdu. Kim bilir belki Berlin‘li Türk futbolseverler şimdilerde ise Türkiyemspor‘la bir zamanlar yakaladıkları, fakat farklı nedenlerle kaybettikleri futbol coşkusunu bu kez BAK Anaraspor‘la yaşar. BAK 07 kendi liginde izleyici ortalamsı ile de 3. sırada olduğunu kanıtladı.


EKONOMİ

6

2. TDU FUARI 8 MAYIS‘TA BERLİN IHK BİNASI‘NDA

T

ürk Alman İşadamları Derneği TDU, 8 Mayıs tarihinde ikinci fuarını gerçekleştirecek.

Berlin Sanayi ve Ticaret Odası IHK‘nın salonlarında gerçekleştirilecek olan fuarın konusu “Göçün 50. Yılı” olarak belirlendi. Geçtiğimiz sene Berlin Türkevi‘nde ilki gerçekleştirilen ve büyük ilgiyle karşılanan TDU Fuarı bu sene daha büyük ve kapsamlı olacak. Fuarın hedefi, TDU üyelerinin birbirleriyle iletişimini

sağlamak ve gelişen branşlar için yeni meslek eğitim alanları yaratmak olarak açıklandı. Fuar esnasında en az 100 gence meslek eğitim alanı açılması planlanıyor. Ayrıca okul grupları da davet edilip öğrencilere yönelik çeşitli konferanslar verilecek. Açılış konuşmasını Berlin Eyalet Başkanı Klaus Wowereit‘ın yapması planlanırken fuardan bir önceki akşam bir kokteyl verilecek. Fuar 8 Mayıs pazar günü saat 10 ile 18 ara-

sında açık olacak ve bütün vatandaşlar tarafından ücretsiz gezilebilecek. Konuyla ilgili açıklama yapan dernek başkanı Hüsnü Özkanlı „Bu fuarlar gelenek haline gelecek ve hem sektör içi iş kapasitesi artacak, hem gençleri mesleğe kazandıracak hem Türk toplumunun daha güzel temsil edilmesini sağlayacak. Bu nedenle bu sene geçen yıla göre kat be kat büyük bir hazırlık yaptık. Vatandaşları ve gençlerimizi çağırıyoruz“ dedi.

Cadde Die türkische Regionalzeitung in BB Ausgabe: 2 April 2011


GÜNDEM

Cadde Die türkische Regionalzeitung in BB Ausgabe: 2 April 2011

ATDID Genel Kurul‘u Toplandı Avrupa Türk Döner İmalatçıları Derneği tüzük gereği 2 yılda bir kez yapılan Olağan Genel Kurulu‘nu 17 Nisan 2011‘de TDU merkezi‘nde gerçekleştirdi. ATDİD tarafından yapılan açıklamaya göre Tarkan Taşyumruk başkanlığa ikinci kez seçildi. Yeni Yönetim Kurulu‘na Hasan Ağar, Gürsel Ülber, Abdulkadir Karaçil, Mehmet Özkan, yedek üyeliklere ise Mesut Altınok ve Suphi Kaya getirildi. Yeniden başkan seçilen Taşyumruk amaçlarının kalite lisans belgesi çıkarmak ve 2. Dönerciler Fuarı‘nı (DÖGA) gerçekleştirmek olduğunu söyledi.

Almanya’da halk pahalılıktan şikayetçi Almanya’da her yüz kişiden biri hayatın pahalılşatığını düşünüyor. ARD-Deutschland Trend tarafından yapılan araştırmaya göre halkın yüzde 26’sı pahalılıktaki artışın her zamanki gibi olduğunu düşünürken 66’sı her zamankinden daha fazla olduğuna inanıyoır. Halkın yüzde 7 kadarı ise pahalılık olmadığı düşüncesinde. Vatandaşların özellikle benzin, yağ, gaz gibi enerji tüketimine yönelik harcamların aşırı pahalanmasından şikayet ettiği saptandı.

Berlin Brandenburg Türkiye Toplumu’nda Kan Değişimi Almanya’nın başkenti Berlin’de faaliyetlerini sürdüren Berlin Brandenburg Türkiye Toplumu (TBB) Olağan genel Kurulu’ndan ikinci kuşak çıktı. Berlin Schöneberg İlçesi Belediye Sarayı’nda yapılan Genel Kurul‘da yeni yönetim belirlendi. Yürütme Kurulu seçiminde ikinci kuşaktan Çiçek Bacık en fazla oyu (76) aldı. Seçimlerde şu isimler yeni yönetimi oluşturdu: Hilmi Kaya Turan (72), Serdar yazar (71), Mehmet Koç (69), Derya Sarıca (67), Nalan Arkat (65), Alişan Genç (62), Esin Özuzun (51), Taner Atakan (42). Seçimlerde Aydın Özsoy ise 26 oy aldı. Sonuçları Sabah’a değerlendiren Hilmi Kaya Turan TBB’nin yeni yönetimiyle tamamen ikinci kuşaktan oluştuğunu hatırlatarak daha aktif bir göçmen siyaseti yapılacağını belirtti.

SEMA KAYGUSUZ ILE OKUMA VE SÖYLESI TÜRK-ALMAN ISADAMLARI DERNEGI, T D U Kurfürstendamm 175 Berlin, Mittwoch, 20. April · 19:00 - 21:00

DKMSTypisierungaktion für die 3 monatige Ikra

Üç aylık bebek İKRA için doku tiplemesi kan bağışı yapılıyor. Tarih ve Adres: Donnerstag, 21. April · 13:00 - 19:00 TU Hauptgebäude Strasse des 17. Juni 135

Berlin‘de Korkutan Yangınlar Şehitlik Cami 4 kez kundaklandı.

Sonnenallee‘deki yangında üç can kaybı oldu.

Sonnenallee‘deki yangında Necdet Yılmaz da yaralandı.

Berlin Polisi Yangına Karşı Uyardı

Erlanger Strasse‘de ölümden döndüler.

Bakanlık açıklamasında „Bu kundaklamaların politik eylem olduğuna dair herhangi bir ipucu bulunamamıştır“ dendi.

B

ir süredir Berlin’de kol gezen yangın haberleri DİTİB’in Colombiadamm’da bulunan Şehitlik Cami’ne yapılan kundaklama ile başladı.

Dört kere cami kundaklanmıştı. En son Ahmadiyya Cami’nin kundaklanmasından kısa bir süre sonra kundakçı yakayı ele verdi. Mahkeme‘nin Manuel K. (30) isimli şahsa ağır kundaklamadan dolayı yakalama emri verdiği ve bunun üzerine tutuklamanın gerçekleştiği bildirildi.

Bu ilk Kundaklama Başkonsolosluğun „Berlin DİTİB Şehitlik Cami‘ne geçtiğimiz Cumartesi‘yi Pazar’a bağlayan gece saatlerinde kimliği belirsiz kişi veya kişiler tarafından kundaklama girişiminde bulunulmuştur“ yazısı ile duyuruldu.

Çok değil bu olaylardan bir iki ay sonra Neukölln ilçesi Sonnenallee caddesi üzerinde bulunan bir binanın giriş katında bebek arabası yakılarak bir kundaklama daha gerçekleşti. Bu kundaklamada Balkan göçmeni (Eski Yugoslavya) bir aileden 10 günlük bir bebek, annesi (37) ve kadının erkek kardeşi yaşamlarını yitirdiler. Yangın felaketinde Necdet Yılmaz adlı bir Türk vatandaşı ile kızı Ebru (15) yaralı kurtuldular. Ebru’nun pencereden atlama sonucu vücudunda kırıklar oluştu. Baba Necdet Yılmaz ise yoğun bakımda tedavi edilirken yanıklar nede-

Bu yazıyı takip eden günlerde kısa bir süre sonra DİTİB bu kez patlayıcı bir gaz tüpünün de yanar halde bırakıldığı daha ciddi bir kundaklama eylemine maruz kaldı. Bu eylem kamuoyunda daha fazla yankı buldu ve Berlin İçişleri Bakanı Ehrhart Körting bizzat gelerek incelemeler yaptı. Körting „Birlikte yaşama istek ve huzurunun bozulamayacağı“ yolunda mesajlar verdi.

niyle uzun süre hastanede tedavi altında tutuldu. Bu olayın acısı geçmeden Moabit’de bir yangın haberi korkuları körükledi. Buradaki yangında bir kişi ölürken kısa bir süre sonra bu kez yine Neukölln ilçesi Erlanger Strasse’de kundaklama olduğu kesin olan bir olay daha meydana geldi. Yine çocuk arabasına ve karton bir kutuya benzin ya da yanıcı madde dökülerek yangın çıkarılmıştı. Bu yangın ahşap olan merdivenlere sıçramadan farkedilince faciadan dönüldü. Buna rağmen apartmanda yaşayan bir aile hastaneye kaldırılırken bazı sakinler ayakta tedavi gördüler. Yine bu kundaklamayı takiben Neukölln Flughafen Strasse’de başta birkaç bina önünde konteynır, posta kutusu ve katon yakılan yangın girişimleri tespit edildi. Arka arkaya hepsinde kundaklama girişimi olduğu ke-

sin olan yangınlar toplumda derin kuşkuya yol açtı ve dikkateler Berlin’in üzerine çekildi. Yangınların tesadüf olmayacağı arkasında yine yabancı düşmanlığının bulunduğu inancı yayılmaya başladı. Yangınların ortak yanı yabancıların yoğun olarak ikamet ettiği binalarda çıkmış ya da çıkarılmış olması idi. Cami kundaklamalarından farklı olarak Berlin İçişleri Bakanlığı konunun daha çok yangın çıkarma hastalığı olan takıntılşı bir kişi tarafından yapılmış olabileceği üzerinde durdu. Bakanlık açıklamasında „Bu kundaklamaların politik eylem olduğuna dair herhangi bir ipucu bulunamamıştır“ dendi. Konu şimdilik „politik arka planı olduğu“ tezini kanıtlayacak bir iz olmadan gündemden uzaklaştı. Ancak yine de kundaklama olan bu eylemlerin fail ya da failleri bulununcaya kadar „korku“ sürecek gibi.

Almanya’nın başkenti Berlin’de polis teşkilatı vatandaşları yangınlara karşı uyardı. Neukölln ve Kreuzberg ilçesi bölgelerinde tek tek binaları dolaşan polis ekipleri son günlerde artan kundaklama olaylarına karşı vatandaşları dikkatli olmaya çağıran uyarı bildirisi dağıttı. Bina sakinlerine ve kapıcılara (hausmeister) yangınları önleme konusunda bilgilendiren polis aynı zamanda Türkçe ve Almanca uyarı broşürü dağıttı.

Zoraki evlendirmeye 5 yıl hapis var! Çiçek BACIK /TBB Sözcüsü

A

lerinin altını çiziyorlar.

lmanya`da iktidarda bulunan Hırıstiyan Birlik partileri (CDU/ CSU) ile Hür Demokrat (FDP) Partisinin hazırladığı ve yabancılar hukukunda bazı değişiklikler içeren yasa paketi 17. Mart 2011‘de Federal Meclis`te onaylandı. Bu değişikliklere göre aile birleşimiyle Almanya`ya gelen göçmenlere 645 saatlik uyum kurslarını başarı ile tamamlayamazlarsa süresiz oturum izini verilmeyecek. Son yapılan araştırmalara göre, 2009‘da uyum kurslarında başarı oranı yüzde 46,6. Uyum kurslarında başarılı olmayan göçmenler en fazla bir yıl süreli oturum alabilecekler. Yeni yasa çocuklarını zorla evliliğe teşvik eden anne baba ve yakınlara 5 yıla kadar hapis cezası öngörüyor. Diğer yandan zorla evliliğe maruz kalan ve bu nedenle Türkiye´ye dönen kişilere Almanya`ya geri dönebilme imkanı tanınıyor. Zoraki evlilik nedeniyle Türkiye`ye döndükten sonra tekrar Almanya‘ya gelmek isteyen kişi üç ay içinde vizeye baş vurabilecek. Bu yasal hakkı uygulama ve karar verme ise yetkili makamların elinde olacak. Almanya`da muhalefet partileri bu düzenlemeyi sert bir şekilde eleştirmekteler. Çünkü zoraki evlilik mağdurları böyle zor bir dönemden sonra bu gibi işlemleri göze alabilecek güce

Bu yasa değişiminde Almanya`da doğan ya da 14 yaşından önce Almaya`ya gelmiş, Almanya`ya uyum sağlamış mülteci çocuklar, ailelerinin oturma statüsünden bağımsız oturma izni alabilecekler. Ancak mülteci çocuklar ya altı yıl Almanya`da ikamet ettiklerini, ya da bir okul veya bir meslek eğitim diploma sahibi olduklarını kanıtlamaları gerekiyor. Uyum kurslarını başarılı bir şekilde tamamlayanlara süresiz oturma izni verilmesini olumlu bir değişiklik olarak görmek gerekir. Ancak son araştırmalar, uyum kurslarındaki başarı oranının düşük olduğunu ortaya koymaktadır. Kurslara katılanların önemli bir bölümü istenen başarıyı elde edemiyor. Bu yasa ile uyum kurslarında başarılı olamayanları bir takım kısıtlamalar ve engeller bekliyor.

copyright DGB, Photograph Eric Lichtenscheidt

KISA KISA

7

sahip değiller. Bunun dışında zoraki evlilik sonucu doğan çocuklar için de yasal düzenlemelerde eksiklikler var. Bir başka yasa değişikliği ise aile birleşimi yolu ile Almanya`ya gelenlerin eşten bağımsız oturum izni alabilme süresinde oldu. Buna göre daha önce 2 yıl

olan süre 3 yıla çıkartıldı. Eşten bağımsız oturum izni alabilme 2 yıldan 3 yıla çıkartıldığında bundan en çok zoraki evliliğe tabi tutulmuş insanlar, özellikle kadınlar olumsuz etkilenecekler. Muhalefet partileri zorla evlelen ya da eşleriyle sorunlu olan kadınların böylece bir yıl daha fazla ezilecek-

Gelecekte Alman hükümeti uyum kurslarının daha da başarılı olabilmesi için daha fazla çaba sarf etmeli, kursiyerlerin profiline uygun konseptler hazırlayıp, uygulamalıdır. Uyum kurslarında başarılı olmayanlar ancak süreli oturma izni alabilecekler ve bundan dolayı bu göçmenlerin iş piyasasına girmeleri ve bununla birlikle Alman toplumunda adapte olmaları daha da zorlaşacak.

Berlin polis ekip amiri tarafından yapılan açıklamada „Son zamanlarda bölgede meydana gelen yangın ve kundaklamalar nedeniyle bir erken uyarı çalışması yapıyoruz. İlçe ve kent sakinlerine iki dilde yaptığımız uyarıda bina içlerinde, merdiven ve kapı yanlarında çabuk yanan maddeler, çocuk arabaları vb koymamalarını öenriyoruz“ dedi. Uyarı ve önleme faaliyeti yanında vatandaşlarla şüpheli kişi ya da olaylar hakkında da konuşan polis bugüne kadar kundakçının yakalanamadığını ve ellerinde bir eşgalin olmadığını söyledi.

Saldırgan ırkçılar serbest Baden-Württemberg eyaletinde aşırı sağcılar, 5 Türk ve İtalya‘nın sığındığı kulübeyi ateşe verdi. Almanya‘nın Baden-Württemberg eyaletinin Winterbach kentinde cumartesi gece yarısından sonra çıkan kavgada, aşırı sağcılar, 5 Türk ve İtalya‘nın sığındığı kulübeyi ateşe verdi. Kulübedekilerin alevlerden kaçmayı başardığı belirtildi. Yabancılardan beşinin, bir kulübeye sığındığını kaydeden polis, aşırı sağcıların bu kulübeyi ateşe verdiğini açıkladı. Olayla ilgili olarak gözaltına alınan 14 aşırı sağcının ise delil yetersizliğinden serbest bırakıldığı bildirildi.


8

Cadde Gazetesi Sayı: 2 Yıl:1 Nisan 2011

Körting‘in açıklamları... (sayfa 1‘den devamı) Berlin Eyaleti İçişleri senatörü Eberhardt Körting (68) Türk hükümetini Almanya‘daki uyum sürecini Türkiye‘deki seçim kampanyasına malzeme yapmakla eleştirdi. SPD’li politikacı Cadde ile yaptığı söyleşide entegrasyon problematiği, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın Almanya konuşmaları ve çiçeği burnunda Federal İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedich’in (CSU) İslam üzerine başlattığı tartışmaları değerlendirdi.

İslam’ın buraya ait olmadığını esas alan tartışmaları saçma buluyorum. O da diğer dinler gibi ülkemizin dinlerinden biridir İçişleri Senatörü Körting, söyleşisinin başında Almanya‘daki Türk seçmenlerin Alman Sosyal Demokrat Partisi SPD’den uzaklaştıklarını onları yeniden nasıl kazanacakları sorusuna „Her seçmen kendi durumuna ilişkin nasıl bir politika yapıldığına bakarak karar verir. Türk seçmenler çok net bir biçimde görüyor ki SPD onlar için ve göçmenlerin çıkarları için her zaman en güvenilir siyasi yapmıştır. Biz yabancılar yasasının liberalleştirilmesi için de her zaman çaba harcadık. Bu konuda SPD’nin bu konuda rakip olarak çekineceği başka bir parti yok“ dedi. Geçtiğimi günlerde değiştirilen yeni Yabancılar Yayası ve Zoraki Evlilik konusundaki yeni yasal yaptırımlar hakkında Körting SPD olarak yeni çıkartılan yasaya evet oyu vermediklerini hatırlattı. Körting „Biz de herkes gibi zoraki evliliğe karşıyız. Aile içi şiddete ve zoraki evliliğe karşı çok sayıda proje yaptık. Eğer insan zoraki evliliğe karşı ise çiftlerden birini, ki bu durumda genellikle kadın olan tarafı, evliliğe zorla mecbur kılmamalı. Bu nedenle Yabancılar Yasası’nda evli kalma şartının üç yıla çıkartılmasını doğru bulmuyorum“ şeklinde konuştu. İçişleri Senatörü konuşmasında Federal İçişleri Bakanı’nın İslam hakkındaki sözlerini de eleştirdi. Körting „Berlin’de 200 binin üzerinde Müslüman yaşıyor. İslam da artık görmezden gelinmeyecek şekilde Berlin’e ait bir dindir. İslam’ın buraya ait olmadığını esas alan tartışmaları saçma buluyorum. O da diğer dinler gibi ülkemizin dinlerinden biridir“ ifadelerini kullandı. Körting Hristiyanlığın 1000 yıldır Almanya‘da var olduğuna dikkat çekerek 50 yıldır var olan İslam’ın da yerleşik hale geldiğini, İslam din temsilcilerinin kendisi için Hristiyan din temsilcileri ile eşit olduklarını dile getirdi. Körting Federal İçişleri Bakanı Firedrich’in İslam’a mesafe koyan konuşmasını ise seçim taktiği olarak eleştirdi. Ehrhart Körting yerel seçimlere katılım konusunda ise 1999 yılından bu yana çifte vatandaşlığı ve yerel seçimlerde oy hakkını gerçekleştirmek için çabaladıklarını ve o dönem Hessen seçimlerinde CDU’lu Roland Koch’un kampanyası sonucu gerçekleşemediğini

hatırlattı. Körting yerel seçimlerde oy hakkının ise Anayasa Mahkemesi’nden döndüğünü belirterek „Her iki amacın gerçekleşmesini de ben şahsen doğru buluyorum“ dedi. Yerel seçimde oy hakkını sadece AB vatandaşları değil, AB sürecine girmiş Türkiye vatandaşları için de gerekli gördüğünü söyleyen Senatör „Bu demek değil ki insan hemen oturum alıp dört ay sonra seçimde oy kullanacak. Ancak en geç oturum hakkının alınmasından sonra kullanabilmelidir. Ancak bunun için Anayasa’da değişiklik yapılması gerekiyor. Ancak FDP ve CDU şu anda buna taraftar değiller“ dedi. İçişleri Senatörü Körting Berlin’de yaşayan Türklerden beklentisini de söyleşide dile getirdi. Körting „Benim için Türk kökenliler ve burada uzun süreli oturan veya yaşayan Türk vatandaşlarının hepsi Berlinlilerdir. Benim beklentim bu şehirdeki genel hayat kurallarına uyulmalıdır o kadar. Tabii ki bunun yanında şehrimizin ve ortak yaşamın gelişiminde söz haklarını kullanmalarını bekliyorum. Bu konuda çoğunluk toplumu olarak Almanların da birçok eksiklerini tamamlamaları gerekiyor elbette. Ben bir hoş geldin kültürünün eksikliğini hissediyorum. İnsan „Burada ne arıyorsunuz“ sözü yerine hoş geldin kültürünün öne çıkartılması gerekiyor. Diğer yandan bazı göçmenlerde ise bu topluma katılımda eksiklik buluyorum“ şeklinde konuştu. Körting „Eğer bu ülkede iletişimde bulunmak istiyorsam bu ülkenin dilini bilmem gerekir“ dedi.

Erdoğan şunu kabul etmelidir ki Almanya’da yaşayan ve ikamet eden insanlardan biz sorumluyuz, o değil Her annenin çocuklarının doktor, avukat gibi iyi mesleklere sahip olmasını istediğini Türk annelerin de bunu böyle arzuladığını söyleyen Senatör Körting „Bu konuda her anne öyledir. Ancak bazı anneler çocuklarına verebilecekleri yardım konusununda yeterli olmayabilir.“ Dedi. Körting „Bu nedenle Türk toplumunun ileri gelenleri, dernek ve kuruluşlarına bu konuda aydınlatıcı ve yol gösterici olmak için acil görevler düşüyor“ ifadelerini kullandı. Körting bu konuda Türk hükümetinden gelen açıklamaları ise olumsuz bir katkı olarak gördüğünü açıkladı. Körting „Erdoğan şunu kabul etmelidir ki Almanya’da yaşayan ve ikamet eden insanlardan biz sorumluyuz, o değil“ dedi. Körting „Erdoğan burada yaşyan insanların bilinçli olarak burada yaşamayı seçtiklerini Türkiye‘de yaşamadıklarını bir gün kavraması gerekir“ ifadelerini kullandı. Erdoğan‘ın yaptığı konuşmalarda Türkiye‘ye bağlamaya çalıştığını ifade ederek „Tabii Erdoğan Türkiye‘de seçim kampanyası yürütüyor oradan bakıldığında normal anlaşılabilir ancak bu konuşmaları uyumu olumsuz etkiliyor“ şeklinde görüş ileri sürdü. Mesut HASTÜRK

Atom enerjisine karşı iyimserlik enerjisi Türk kökenli göçmenlerden oluşan bir grup da Türkiye’nin Rusya ile kuracağı Atom Santralini unutmamışlardı. Dilay KAYIMLAR

B

erlin´de nükleer enerji ve Başbakan Angela Merkel’in enerji politikalarına karşı düzenlenen gösteriye Cadde ekibinin genç kalemleri olarak bizler de katıldık. Aynı anda Berlin, Hamburg, Münih ve Köln‘de düzenlenen eylemlere 200 binden fazla kişinin katıldığı, sonradan öğrendiğimiz bilgiler içerisinde. Berlin´in rekoruysa 120 bin olarak tahmin edildi. Buluşma yeri olan Potsdamerplatz‘a geldiğimizde, kendimi bir eylemden çok bir karnavalda gibi hissettim. Sanki şehirdeki herkes 7’den 77’ye herkes orada toplanmış gibiydi. Böyle yürüyüşlerin en büyük özelliği, yapılana karşı

tepki göstermek amaçlı olduğu için, genelde olumsuz bir enerji yüklü olmasıdır. Hava genelde elektrikli olur. Herkesin yüzü asıktır. Yapılanlara tepki ‚‘‘HAYIR‘‘ diyerek anlatılır. Bu seferki yürüyüşte ise hissedilen enerji tam tersiydi. Eylemciler, „Ausgestrahlt“ derneğinin bayrakları ve balonları ellerinde yürümeye başlamıştı. Herkesin yüzü gülümsüyordu.

kızgınlığımızı göstermekten çok dünyamızı değiştirmeye çalışmak içindi. Altın Melek‘e vardığımızda yürüyüş sonlanıyor diyecekken eylemciler coğalıyordu. Brandenburger Tor´un önüne kurulan sahnede yapılan söyleşilere kulak vermeye çalıştım.

Kalabalığın içinden davul seslerini takip etmeye basladık. Küçük bir müzik grubu afroamerikalı bir adamın yönetimi altında davul ve trampetlerle ritim tutuyordu. Hem yürüyor, hem omuzlarında taşıdıkları müzik aletlerine vuruyor, aynı zamanda gülümsüyorlardı. Onların eşliğinde dans ederek yürümek çok zevkliydi. Birkaç metre daha ilerledikten sonra partilerden Linke, Bündnis 90/ Die Grünen, DGB ve Verdi gibi kurumların da halkın arasında olduğunu farkettim. Bizi en duygulandıran şeyse çocukların da orada olmasıydı. Onlar da büyükleri gibi ağızlarında protesto düdükleri çalarak atom santrallerini kast ederek ‘‘kapatılsın“, ‘‘Japonya arkanızdayız“ diye bağırıyorlardı. Söylediklerinin o kadar farkında gibi görünüyorlardi ki, onların coşkularını, hatta azimlerini kıskanmamak mümkün değildi. Yürüyüşün rotası iyi seçilmişti. Reichpietschufer´e gitmiştik. Öyle ki adeta atoma karşı o gün güneş dahi yanımızdaydı. Uzun bir süre gözlerimi kapatip yüzümde güneşin ısısı ve

müzisyenlerin tuttukları ritimlerle yürümeye devam ettim. Eminim ki birlikte yürüdüğüm onca kişi benimle aynı duyguyu paylaşıyordu. Kimse konuşmaya ihtiyaç duymuyordu. Yalnızca yürüyor ve gülümsüyorduk.

O kadar büyük bir kalabalığın içine düşmüstük ki, ne ilerleyebiliyor ne de birşeyler görebiliyorduk. 11 Mart‘ta Japonya‘da meydana gelen deprem ve ardından yaşanan tsunami felaketinde yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşuna davet edildik.

Klingelhöferstraße´ye vardığımızda, o ana kadar iki şeritte ilerleyen yürüyüş, polis arabalarının kurduğu barikat sebebiyle tek şeride düşmek zorunda kaldı.

Beş yaş altı çocukların bile pür dikkat kendilerini sessizliğe vermiş olması beni bir hayli duygulandırmıştı. Onların enerjilerine hayran kalmamak imkansızdı. Yazımın başında değindiğim o olumsuz enerjileri, eylemin sonunda hissetmeye başlamıştım. Hepimizin üzüntüsü, korkusu ve tepkisi teker teker ortaya çıkıyordu. Yanımda yetmiş yaşlarında bir adamın ağlamamak için kendisiyle verdiği savaşı izlerken, kendi gözlerimin dolmasına mani olamadım.

Kısa bir süre sonra gözüme Türkçe yazılı bir pankart çarptı. Türk kökenli göçmenlerden oluşan bir grup da Türkiye’nin Rusya ile kuracağı Atom Santralini unutmamışlardı. Onlar da gösteriye Türkçe pankart yazarak destek verirken mesajları Türkiye’ye idi: ‘‘Akkuyu, Sinop Fukişima olmasın!“ yazıyordu üzerinde. Anladım ki, yapılan eylem yalnızca Japonya´ya üzüntümüzü, bazı politikalara

Kalabalığı arkamızda bırakmak bir hayli zamanımızı almıştı. Şehrin monoton sokaklarına vardığımızda farklı duygular içerisindeydim. Eylemin sonlarına doğru hissettiğimiz üzüntüye rağmen gülümsemeye devam etmekten kendimi alamıyordum. Farkettim ki, bu dünyada atom enerjisinden çok daha güçlü bir enerjiye sahibiz. Hepimizin icinde barındırdığı iyimserlik enerjisi.

Bir süre sonra bayrakların birkaç santim daha yükseldiğini farkettim. Bir anda herkes uyanmış gibiydi. Eylemciler bir ağızdan ‘‘Abschalten/ Kapatılsın“ diye bağırmaya başladı. Anladım ki CDU binasına yaklaşıyorduk.


R ÖPORTAJ

Cadde Gazetesi Sayı: 2 Yıl:1 Nisan 2011

9

Türk Filmlerinin duaynelerinden Fehmi Yaşar Cadde‘ye sinemayı anlattı.

„Avrupalı bizi görmezden gelemez“ Öyleyse ürkütücü bir geleceğe koşar adımlarla giden insanlığa kendimizi onların bir parçası olduğumuzu ve onları bir parçamız gördüğümüzü vakit kaybı olmaksısızın anlatmalıyız. Umut KARAKAŞ

UK: Uluslararası başarılara imza atmış bir filmi hem yazdınız hem yönetmenliğini yaptınız. Şu anda ise kurucusu olduğunuz etkin Sinema Vakfı TÜRSAK in yöneticiliğini yapmaktasınız. Türk sinema sanatı yurt dışında çok fazla tanınmıyor. Sizce bunun önüne geçmek için ne tür önlemler alınmalı? FY: Saniyorum özellikle Avrupa’da global krizin de etkisiyle ötekine olan merak ve anlama arzusunda ciddi bir azalma var. Yazık ki kültürler içe dönüyor ve ırkçılık hızla yükseliyor. Başkalarının sorunlarıyla ilgilenmek maliyetli ve karşılığı olmayan bir çaba oluyor. Korkarım ki insanlık demokrasi ve barış duygularından utangaçça uzaklaşıyor. Toplumlar ötekiyle ilgilenmeyi vakit ve nakit kaybı olarak görüyorlar. Elbette sinema böyle bir kötüye gidişe karşı imkanlar sunan popüler bir sanat. Ötekini tanıma ve anlamada kitlesel

duyarlılıklar yaratabiliyor bu duyarlılıkları harekete geçirebiliyor. Ona çağın sanatı demeleri boşuna olmasa gerek. Böyle bir yerden Baktığımızda sinemaya devletlerin daha çok yatırım yapmalarının zorunluluğu daha bir anlam kazanıyor. Özellikle Türkiyeliler açısından Avrupalı ne düşünürse düşünsün bizi istesin istemesin artık oranın görmezden gelinemeyecek yerleşik bir dinamiğiyiz. Hikayelerimiz Avrupa sokaklarında köyden gelmiş şaşkın turistler gibi değil. O kentin bir yerlisi olarak dolaşıyor, yaşıyor, büyüyor oralı bir hal alıyor. Öyleyse ürkütücü bir geleceğe koşar adımlarla giden insanlığa kendimizi onların bir parçası olduğumuzu ve onları bir parçamız gördüğümüzü vakit kaybı olmaksısızın anlatmalıyız. Sürekli anlatmalıyız. Aksi halde Daralan ekonominin bir sonucu olan şahlanan ırkçılık büyük felaketlerle kapıyı açacak… Bu hepimizin hissettiği ama konuşmaktan kaçtığı bir durum. UK: Türk sineması son yıllarda

büyük bir atılım yaptı. Bal Berlin Film Festivali‘inde Altın Ayı ödülünü aldı. Ayrıca diziler hem Balkan hem de Arap ülkelerinde yoğun ilği görüyor. Bu akımın batı ülkelerine de yansıması için sizce ne yapmalı? FY: Evet Nuri Bilge’nin Cannes ve diğer uluslararasi başarılarını da sayarsak önemsenebilecek bir başarıdan sözedilebilir. Göçler, değişen sosyolojiler ve Ortadoğu’nun canlanan siyasi atmosferinin etkisiyle kültürel hinterland ımızın genişlediğinden bahsedilebilir. Popüler kültürün en yoz ürünü olan diziler toplumlari anlamada ve anlatmada ne denli doğru olanaklar sunabilir bilemiyorum.. Minumum da olsa bir faydasi olduğuna inanmak isterim. Elbette ki değişim arzulayan Ortadoğu toplumları için Türkiye kültürel olarak yakın oldukları, anlamakta zorlanmayacakları model bir ülke. Oralarda dizilerin yarattiği talebi geliştirmeliyiz ama bu başka kültürlere doğru genişlemede yeni olanaklar yaratır mı? Yaratmaz demek anlamsız olur az da olsa muh-

Berlin’deki İlk Konserinde Sıla’ya Büyük İlgi Gençlerin yeni ilgi odaklarından biri olan sanatçı Sıla Berlin’de düzenlenen ilk konserinde büyük bir ilgi topladı. Berlin’in en önemli müzik ve gösteri merkezlerinden olan Tempodram’da sahne alan Sıla yaklaşık bir buçuk saat konser verdi. Tek bölümlük konsere çoğu genç iki binin üzerinde dinyleyici katıldı. Şarkıcı Sıla konserinde bugüne kadar çıkan İmza (2009), Sıla (2007), Konuşmadığımız Şeyler Var (2010) albümlerinden şarkılar okurken salonda bulunan yüzlerce genç dans edip eğlendi. Sıla’nın şarıklarını ezbere bilen Berlinli gençler her parçada Sıla’ya eşlik ederek adeta sürpriz yaptılar. Bin kişilik koro ile şarkılar söyleyen Sıla Berlin’e ilk kez geldiğini ve çok sıcak karşılandığını söyledi. Sıla “Berlin ve sizler çok güzelsiniz. Bundan sonra daha sık geleceğim” dedi. S. Nihal KURT

EVLİLİĞİN EVRİMLERİ 1. Yıl: Koca şöyle der: „Oooo sevgilim, böyle kesik kesik öksürmen beni endişelendiriyor... bilmiyo musun artık her yerden her türlü mikrobu kapabiliyoruz... İşimizi şansa bırakamayız şimdi doğruca hastaneye gidiyoruz... Seni bi görmelerini istiyorum, sanırım birkaç gün orda dinlenmen gerekecek... Biliyorum hastane yemekleri kötü

o yüzden sana sevdiğin ev yemeklerinden getiricem.. Başhemsireyle bu konuyu ayarlamıştım bile... 2. Yıl: „Bak tatlım, bu öksürükler iyiye işaret diil... Aile doktorumuzu aradım bugün bi ara uğrayıp sana bi bakıcak. Şimdi neden gidip yatmıyorsun senin dinlenmen lazım.“ 3. Yıl: „Hayatım bırak şimdi yemek yapmayı da git yat.. ben sana yiyecek bişeyler hazırlarım.. Hey, evde hazır çorba var mı?“

4. Yıl: „Bu hasta halinle kendini yormanı istemiyorum... Bulaşıkları bitirip çocukları da yıkayıp yatırdıktan sonra lütfen sen de yat dinlen...“ 5. Yıl: „Madem hastasın niye bi aspirin almıyosun?“ 6. Yıl: „Orda hırıltılar çıkarıp durma, git banyoda gargara yap bişey yap boğazını temizle..!“ 7. Yıl: „Allaa’şkına bu öksürükler ne zaman biticek!? Etrafa saçtığın mikrop da cabası... Beni de mi hasta etmeye çalışıyorsun sen..!!!!“

olan bütçeleri adam gibi hakkıyla kullanmak. İşi tanıdıklara yandaşlara değil şeffaf yöntemlerle yapabileceklere iyi yapabileceklere vermek gerekir. Malesef Türkiye’de yönetim değişir iktidarlar değişir partiler değişir ama bu alışkanlık hiç ama hiç değişmez. Devlet hala ülkenin en büyük kazanç kapısıdır. akkak bir şey yaratır. UK: Başta Antalya Altın Portakal, Adana Altın Koza ve İstanbul Film Festivali gibi festivaller film arenasını dinamik bir hale getiriyor. Ancak bunların uluslararası yansıması henüz arzu edilen boyutlarda değil. Neden değil? FY: Günümüzde bir şeyi yapmak kadar önemli başka bir şey de onu doğru Mecralarda doğru biçimde doğru bir bütçeyle tanıtmak ve pazarlamak. Kabuğumuzdan çıkabilmek global firmalarla çalışabilmek ve Türkiye’de her biri yemlik

UK: Sizce, Türkiye‘de de önümüzdeki yıllarda dünya starları yetişecek mi? Elbette istisnalar her zaman mümkün. Birey ve yetenekleri herzaman tek başına uluslarası olmak için yeterli bir değerdir. Ancak bu o denli kolay değildir. Dünya ekonomisine hakim olanlar kültüre hele de kültür ekonomisine çogunlukla hakimdirler. Burada istisnalar olsa bile pazar ve hakimiyet kuralları çalışır. Gelişen dönemlerde Çinli ve Hint starların yanında birkaç da Türk starı görebiliriz. FY: Unutmamak gerekir ki starlar toplumlarından çok

kendilerini anlatırlar. Yine de hakim kültür starlarının yanında başka kültürlerin starlarını görmek onlara ilgi hatta hayranlık duymak dünya ve halklar için daha zengin bir durumdur. Umarim kolombiyali kahramanları izler Çinli balerinlere hayranlık duyar Afrikalı ressamları dudak uçuklatan fiyatlarla müzelerimize koyarız.

SILA ŞAHİN DEVAMI (s. 1‘den) verdiği resimlerin gölgesinde kalan söyleşisinde “Kendimi Che Guevara gibi hissediyorum” dedi. Şahin Playboy’a kapak olan ilk Türk kızı olmasını da “Evet, bu benim için büyük bir onur. Çok sayıda memeleketimden isnanlar beni takdir ediyor” şeklinde değerlendirdi. Sıla ailesinin fotoğrafları görüp görmediği sorusuna “Bunu henüz bilmiyorlar bakalım duydukarında bunu kabullenebilecekler mi” dedi. Şahin annesi kendisine hamileyken babasının erkek çocuk beklediğini ve isim olarak da Cabbar ismini seçtiğini anlattı. Erkek olsa adının Cabbar olacağını söyleyen Şahin bir erkek gibi yetiştiğinin de altını çizdi. Not: RTL‘e göre annesi Sıla‘ya küsmüş. ::)


10

Cadde Gazetesi Sayı: 2 Yıl:1 Nisan 2011

Cadde‘ye Berlinlilerden tam destek.... Teşekkürler Berlin

Başkonsolos Mustafa Pulat, Sabahattin Sarı

Türk-Alman İşadamları Derneği Bşk. Hüsnü Özkanlı

Remzi Kaplan, Bahattin Kaya, Celal Bingöl

Tamer Ergün

Orhan Kılıç, Neco Çelik

Yer Berlin Eyalet Parlamentosu. Tarih 9 Mart 2011. Türklerin Berlin‘de göçünün 50. yılı. Salonda Türk kökenli politikacılardan, Berlin‘in önde gelen işverenleri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, Berlin‘in genç ve ünlü Türk kökenli sanatçıları bir arada. Cadde Gazetesi‘ni yayımlayan iki serbest muhabirin davetine ilgi muhteşem. Davetin onur konuğu Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay. Berlin Büyükelçisi Ahmet Acet davet boyu kounuklarla birlikte. Berlin Başkonsolsu Mustafa Pulat, Elçilik ve Konsolosluk Müsşavir ve Ataşeleri, Berlin‘de görev yapan değerli meslektaşlarımız bir arada. Cadde gazetesi matbaadan alınmış ve salonda Berlinli vatandaşların, davetlilerin beğenisine sunulmuş. İşte o an en büyük heyecanı yaşayan bir kaç emektar gazeteci konukların gözlerinden, bakışlarından yorum almaya çalışıyor. Ve şürkürler olsun her şey yolunda. Berlin Cadde‘yi bağrına basıyor. Berlin Cadde‘yi benimsiyor. Bu görüş temsili olarak Sayın Bakan Ertuğrul Günay ve Sayın Büyükelçi Ahmet Acet‘in sözlerine yansıyor. Gazeteyi kuran serbest meslek gazeteciler bu sayı için manşeti düşünmeye başlıyor. Ancak önce şunu büyük yazılarla yazalım diyorlar: Teşekküreler Berlin!

G

azetemiz Cadde‘nin yayın hayatına başlaması Berlin‘de yaşayan Türklerin ilgisi ile karşılandı. Sembolik olarak kuruluşun Berlin Parlamentosu‘nda olması tarihi bir anlam yüklerken bu güzel anıyı güçlendirmek için Kültür Bakanı Ertuğrul Günay , Berlin Büyükelçisi Ahmet Acet ve eşi Yıldız Grönlud, Berlin Başkonsolosu Mustafa Pulat, Büyükelçilik ve Konsolosluk geörevlileri, Berlin Türk iş dünyasyının temsilcileri, aydınlar, sanatçılar ve politikacılar katıldı.

M. Hastürk, E. Günay, M. Tosun Bu katılımın en önemli yanlarından biri elbette Berlin‘de farklı kurumsal kimlik ve görüşlere sahip geniş bir yelpazenin bir araya gelmesi oldu. Hepsinin ortak paydası göçmen, sosyal ve kültürel kim-

Sanıyorum bugün çok daha başka bir yerde olurduk. Burada bizler, sizler ve sanatçı arkadaşlarımız çok büyük bir açığı kapatmaya çalışıyoruz. Geç kaldığımızın farkındayız ama şimdi zamanı daha iyi kullanmaya çalışacağız‘‘ ifadelerini kullandı

liği ortak, sorunlarının ve kaygılarının çoğu ortak, Almanya geçmişi ve geleceği ortak bu kesimlerin aynı mekanda bir araya geşmesi gecenin en anlamlı fotoğrafını oluşturdu. Berlin ve Almanya Türk toplumu kendi yemeğini kendi pişirmekle yükümlü bir tarihsel deönemece girdi. Alınan devlet yardım ve destekleri ile kendini yüksek bir toplum yapma gücüne ulaştırma imkanları ya azaldı ya bitmekte. Bu nedenle radyosu, folklörü, dansı, müziği, tiyatrosu, sineması, okulu, mesleği, işi ve yatırımı ile daha dayanışmacı bir toplum olmak zorunda. Bu bilincin emareleri de görünüyor. Berlin Türk Toplumu her alanda kendi çabasıyla Fuarlar düzenlemeye, ortak etkinliklere kendi sponsor olmaya ve kendi pişirdiğini kendi servis etmeye başladı. Tam da bu noktada Cadde bu toplumun ortak sesi olarak ortaya çıktı. Biz de taşın altına elimizi koyduk. Taşın altına elini koyanlardan biri de Kültür ve Turizm Bakanı sayın Ertuğrul Gü-

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Berlin Büyükelçisi Ahmet Acet, Acet‘in eşi ressam Yıldız Grönlud Cadde‘Nin tanıtım gecesini onurlandırdılar.

Davette konuşan Türkiye‘nin Berlin Büyükelçisi Ahmet Acet de güzel bir doğum olayına tanıklık ettiklerini, özellikle başkent Berlin‘de Türklerin her alanda öncülük etmesi gerektiğini belirterek, Cadde gazetesinin de kendi alanında öncü olacağına inandığını söyledi. Neco Çelik /Yöentmen) Hatice Akyün (Yazar) M. Hastürk (Cadde), Schermin Langhoff (Ballhaus Naunynstrasse Yön.), Özcan Mutlu (Yeşiller Partisi Berlin Milletvekili) Kadriye Karcı (Sol Parti, Berlin Milletvekili), Ertuğrul Günay (Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı), Hakan Yazanel (news-eu.com), Bilkay Öney (SPD Berlin Milletvekili, Orhan Kılıç (Tv ve Sinema Oyuncusu) nay oldu ve böyle bir oratma, geceye gelerek manevi desteklerini bildirdi. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay o gece Berlin Eyalet Meclisi‘ndeki davete gelişinde, gazetenin kurucu üyeleri Mesut Hastürk ve Mahmut Tosun tarafından karşılandı. Günay, burada yaptığı ko-

nuşmada, Türkiye‘den 50 yıl önce birçok insanın daha iyi bir gelecek umuduyla Almanya‘ya geldiğini ancak Türkiye‘nin artık gelişmiş farklı bir ülke olduğunu belirtti.

Türkiye bu yıl çeşitli kültür çalışmalarıyla hem Türkiye‘de hem de Almanya‘nın çeşitli şehirlerinde bu pozitif gelişmeyi sizlerle birlikte tanıtmaya çalışacak“ dedi.

Günay „Bugün ülkemizin Avrupa‘da geldiği noktayı çok pozitif etkinliklerle tanıtmayı amaçlıyoruz. Bu bağlamda da görüşmelerimiz oldu.

Cadde gazetesinin de önemli bir boşluğu dolduracağını belirten Günay, ‚‘Keşke böyle bir girişim göçten 50 değil 10 yıl sonra başlamış olsaydı.

SPD Berlin Eyalet Milletvekili Bilkay Berlin AOK Nordost çalışanı Türkler Öney ve Hürriyet Gazetesi Berdavete hep birlikte katılarak Cadde‘ye lin Muhabirlerinden Murat Tosun destek verdiler. Cadde‘yi inceledi.

REKLAMLARINIZ İÇİN (FÜR ANZEİGEN) TEL: 0178 218 59 40

Cadde gazetesinin ilk sayısını şehrimizin değerli insanları merakla inceledi.

HABER TEL: 0177 561 60 33

Tüm Türklere gazetenin canlı kalması konusunda yardımcı olmaları çağrısında bulunan Acet, Türkçe ve Almanca yayın yapan gazetenin Türklerin yıllardan beri ihtiyacı olan büyük bir açığı kapattığını, sokaktaki vatandaşların nabzı yoklanarak hazırlandığını ifade etti. Yapılan konuşmalardan sonra Cadde‘nin ilk sayısını değerlendiren Berlinli Türkler gazetenin uzun yaşaması için her türlü desteği sunacaklarını açıkladılar.

Schöneberg Belediyesi Uyum ve Göç Sorumlusu Gabrielle Gün Tank

Sevgi Nihal Kurt, Cadde‘yi beğenen üniversiteli Türk gençlerinden biri.

E-POSTA (E-MAIL): caddeberlin@gmail.com


ŞU ÖN YARGILARI KIRALIM: 1) Çizgi romanları çocuklar okumamalı. Eğitime bir katkıları yok ve kitap kadar değerli değiller 2) Okuma alışkanlığını edindirmek okulun görevidir 3) Çocuk zaten okumayı okulda öğrenecektir 4) Okuma alışkanlığının eğitime doğrudan katkısı yoktur 5) Baba olarak kitap okumama gerek zok. Zaten bu annenin görevidir 6) Televizyondaki çocuk programları da eğitir 7) Çocuğum ben kitap okurken canı sıkıldığından soru sormaya başlarsa, yarıda kesmeliyim 8) Okumak sadece kızlara ve kadınlara yakışır 9) Okumak hava atmak içindir.

Okumak güzeldir / Lesen macht spaß

Cadde Gazetesi Sayı: 2 Yıl:1 Nisan 2011

ve Metropol FM PROJE SPONSORLARI: Robert Bosch Stiftung, Stiftung Lesen

Çocuklarımıza okuma bilinci kazandırmalıyız Cadde: Sayın Tamer Ergün Lesen macht Spass projesini yapmaya neden ihtiyaç duydunuz? TE: Dinleyicilerimiz günlük hayatlarında karşılaştıkları sıkıntıları bize zaman zaman aktarırlar. Biz, bu bilgileri toplarız. Bize aktarılan bilgiler gösteriyor ki, şikayetlerin başında çocuklarla ilgili sıkıntılar geliyor. Tipik bir hikayedir, anne ile baba çocuğun eğitimine büyük önem verirler, mutlaka çocukların iyi bir eğitim almasını isterler ama 5’inci veya 6’ıncı sınıfta, öğretmen, çocuk için Gymnasium tavsiyesi vermeyince, büyük bir şok yaşarlar. Ne yazık ki, birçok Türk ailesi, sınıf öğretmenlerinin Gymnasium için verdikleri kanaat notunun ne kadar önemli olduğunun tam olarak farkında değiller. Öğretmenler Gymnasium tavsiyesini ağırlıklı olarak çocuğun bir metni okuyup, anlayıp ve içeriğini geri anlatabilmedeki becerisi üzerine verirler. Çocuğun bu becerisi ise onun okuma alışkanlığıyla gelişir. Okuma bilinci ne yazık ki birçok Türk ailesinde çocuğa verilmediği için, Türk çocukları ne kadar zeki olurlarsa olsunlar bu kriteri pek aşamazlar. Biz de bu sorunun önemini, Türk velilere sadece haber olarak değil de, bir kampanya şeklinde, daha geniş bir biçimde anlatmayı tercih ettik. Cadde: Bu kampanyayı vatandaşlar nasıl karşıladı?

ve babalar girip okuyabilirler. Bunun dışında çocuklarımız, kendi evlerinde okuma partileri yapıyorlar ve bizi çağırıyorlar. Biz de hediyelerimiz ve RnBesk yıldızımız Muhabbet ile birlikte onların evlerine gidiyoruz ve okuma partisini birlikte gerçekleştiriyoruz. Türkiye’deki bir çok sanatçımızla radyo reklam spotları çektik, 23 Nisan şenliklerinde 1000’in üzerinde çocuk kitabı dağıtacağız.

Tamer Ergün, Türkçe Radyo Metropol Fm Genel Müdürü TE: Biz Metropol FM olarak bir çok sosyal proje gerçekleştirdik ama bugüne kadar en olumlu tepkiyi bu kampanyada aldık. İnsanlar bize facebook sayfamızdan, mail adreslerimiz üzerinden veya telefonla ulaşıp bu kampanyayı desteklediklerini bildiriyorlar. Öte yandan Alman ve Türk sivil kuruluşları, yayınevleri hatta Türkiye’deki ünlüler ve üniversiteler, özel sektör ile Alman ve Türk medyası bu projenin bir parçası olmak istiyorlar. Ayrıca bu Türk toplumunun aslında bir araya gelip ortak çalışmalar yapabilecek olgunlukta olduğunun da bir göstergesidir. Bu kampanyada, bana, bugüne kadar, hiç kimse, „Hayır, biz yokuz“ demedi. Cadde: Bu projede ayrıca iki ortağınız da var.. TE: Evet, Almanya’nın en ö-

Okumanın Eğitime Katkısı Çocuğunuza 2 veya 3 yaşından

itibaren hergün kitap okuyun, kitap okuma alışkanlığı küçük yaşlarda oluşur. Bu anlamda: • Çocuk küçük yaşlardan itibaren konsantre olmasını öğrenir, ilerde okul hayatında derslerini daha iyi takip edecektir. • Kitap okunan veya okuyan bir çocuğun dil yeteneği daha hızlı gelişir ve böylelikle okuduklarını veya dersteki anlatılanları daha iyi anlar. • Çocuğun dikkatinin anlamaya yönelmesini ve böylelikle de derslerini (okula başladığında) daha kolay anlamasını sağlar. • Olaylar arasında ilişki kurabilme yeteneği gelişir. Bu da çabuk kavramayı ve öğrenmeyi destekler.

• Okumanın sağladığı birikimler çocuğun genel bilgisini arttırır ve olaylar arasında ilişkiyi kurabilme becerisini geliştirir. Araştırma isteğinin doğmasına neden olur, araştırmacı kişilik gelişimine yol açar. • Hızlı, rahat, kolay okuma, kısa sürede ödev yapmayı ve kolay algılamayı sağlar. Kolay okuyup kolay anlama, kendine güven duygusunu geliştirir. Motivasyon sağlar. • Okumak beyindeki sinir hücreleri arasında iletişimin hızlanması ile beynin gelişimini ve etkili öğrenmeyi sağlar. • Çocuğun yorum gücünü arttırarak sınavlarda başarılı olmasını sağlar.

KUPONU DOLDUR KİTAP KAZAN Metropol FM ve Cadde işbirliği ile 20 çocuk kitabı hediye ediyoruz. Aşağıdaki kuponu doldup adresimize göndermeniz yeterlidir. Kupon üzerinde „mesaj“ bölümüne sadece „Kitap okumayı seviyoruz“ ya da „Lesen macht spaß“ yazmanız yeterlidir. Mesaj:................................................................................................. Ad / Soyad:....................................................................................... Telefon:............................................................................................... E-Posta (E-Mail):............................................................................. Kitabın yollanacağı adres:........................................................... .............................................................................................................. Adres: Radyo METROPOL FM Markgrafenstr. 11 D-10969 Berlin, 10967 Berlin

nemli iki vakfı Robert Bosch Vakfı ile Okuma Vakfı (Stiftung Lesen) bu projeye ortaklar. iki vakıf da Almanya’da çocuk eğitimine büyük katkı veren kuruluşlar. Bu sene bizimle birlikte Almanya’daki Türk çocuklarının okul başarısını arttırmaya yönelik „Lesen Macht Spass“ projesine ortak oldular. Bunun çok memnun edici bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Cadde: Bu kampanyanın, sizce, en önemli özelliği nedir? Biz kampanyanın birinci aşamasında radyo üzerinden okumanın önemini anlattık, eğitime olan katkısına dikkat çektik. Bu ay içinde bir çok Türk ve Alman medyası üzerinden kampanyanın önemini ve elde ettiğimiz deneyimleri aktaracağız. Ayrıca bir internet sitesi oluşturduk. Burada toplanan bütün bilgileri anne

En önemlisi ise bu kampanyanın içeriği bir kitapçık haline getirilerek (toplam 40 bin basılacak) çocuk doktorları ve dernekler üzerinden annelerle babalara dağıtılacaktır. Bu kampanyanın bence bir önemli özelliği de ilk kez Türkiyeden 25’e yakın ünlü Almanya’da gerçekleştirilen bir sosyal projeye destek verdiler. Cadde: Kampanyayla ilgili eklemek istediğiniz bir şey var mı? TE: Evet, bir gün, daha önce hiç görmediğim bir hanımefendi yanıma geldi ve yaptığımız okuma kampanyasını ne kadar doğru bulduğunu, desteklediğini anlattı. Ardından da yine de bu projenin bizim Türk toplumunda etkili olmayacağına inandığını söyledi. Ben de kendisine, eğer okumanın ve okuma alışkanlığının çocuğunuz için önemli olduğuna inanıyorsanız, o zaman sizin için toplum ne yapıyor, ne yapmıyordan daha önemlisi, ben çocuğum için ne yapabilirim? demek olmalıdır dedim.

11

SAKIN UNUTMAYIN! Okuma sevgisini arttırmanın 10 altın kuralı! 1. Okuyacağınız kitabı çocuğunuzla birlikte seçin. 2. Çocuğunuz ve kendiniz için sakin ve rahat bir ortam yaratın. 3. Kitap okumak için uygun bir zaman seçin. Okumayı bir gelenek ve alışkanlık haline getirin. 4. Çocuğunuza karşı sabırlı olun. Yaşı ne kadar küçük olursa, dikkatinin de o kadar çabuk dağılması doğaldır. 5. Çocuğunuzun sorularını dinleyin ve cevaplandırmaya çalışın. 6. Kitabı canlı ve ilgi çekecek şekilde okuyun. Çocuklar bazen aklınızın başka yerde olduğunu hissedebiliyorlar. 7. Okuduktan sonra çocuğunuzla kitap hakkında konuşmak için vakit ayırın. 8. Özel günlerde çocuğunuza kitap hediye edin ve onu ara sıra bir kitapla ödüllendirin. 9. Küçük yaştan itibaren çocuğunuzun odasına bir kitap köşesi kurun. 10. Çocuğunuza bir kütüphane üyeliği kartı yaptırın ve birlikte sık sık kütüphaneye gidin.


Fuar‘a bu Gazete‘yle gelen kişi yanındaki bir kişiyi fuarda ücretsiz gezdirebilir. Fuar için ayrıntılı bilgi:

www.holidayhome2011.de


Cadde

DEUTSCH Das Leben tobt auf der Straße.

Körting:

Türken gehören zu Deutschland Ich glaube, Erdogan muss verstehen, dass wir verantwortlich sind für die Menschen, die in Deutschland leben und hier bleiben wollen und nicht er. von Mesut HASTÜRK

B

Berlins Innensenator Ehrhart Körting hat die türkische Regierung kritisiert, auf Kosten der Integration in Deutschland Wahlkampf zu machen. Der 68 Jahre alte SPD-Politiker spricht im Interview mit Cadde über Integrationsprobleme, die Reden des türkischen Ministerpräsidenten Recep Tayyip Erdogan in Deutschland und die neuerlich vom Bundesinnenminister Hans-Peter Friedich (CSU) ausgelöste Islamdebatte. Herr Körting, was denken Sie, wie Ihre Partei derzeit bei den türkischstämmigen Wählern abschneidet? „Jeder Wähler, jede Wählerin schaut, was für eine Politik im Hinblick auf die eigene soziale Situation gemacht wird. Die türkischen Wählerinnen und Wähler sehen sehr deutlich, dass die SPD immer eine sehr verlässliche Politik gemacht hat, was auch die Interessen

Der Islam gehört inzwischen auch unübersehbar zu Berlin. von Menschen mit Migrationshintergrund betrifft. Wir haben uns immer stark gemacht etwa für eine Liberalisierung des

Ausländerrechts. Ich glaube, dass die SPD die Konkurrenz keiner anderen Partei in dieser Frage zu fürchten hat.“

Wahlrecht bräuchten wir aber eine Verfassungsänderung im Grundgesetz. Dazu sind weder die FDP, wenn ich das richtig sehe, noch die CDU derzeit bereit. Da muss man sehen, ob man sie dazu zwingen kann, ein Stück weiter zu denken.“

Was sagen Sie zu dem neuen Gesetz der Bundesregierung gegen Zwangsverheiratung?

Was erwarten Sie als Innensenator von der türkischstämmigen Bevölkerung?

„Der Berliner Senat hat im Bundesrat nicht für diese neue Bestimmung gestimmt. Wir sind, wie alle anderen auch, gegen Zwangsheiraten, und wir haben auch viele Projekte gegen Gewalt in der Ehe. Aber gerade wenn man diese Ziele verfolgt, wenn man etwa Zwangsverheiratung unterbinden will, darf man einen Ehepartner - meistens ist es ja die Frau- nicht mit Gewalt in der Ehe festhalten. Deshalb halte ich die Verlängerung der Frist im Aufenthaltsgesetz, bei der ein eigenständiges Aufenthaltsrecht für die Ehefrau entsteht, von zwei auf drei Jahren gerade als kontraproduktiv.“ Die Äußerungen des Bundesinnenministers zum Islam haben eine heftige Debatte ausgelöst. Welche Bedeutung hat der Islam in Deutschland? „Wir haben allein in Berlin über 200 000 Muslime. Der Islam gehört inzwischen auch unübersehbar zu Berlin. Ich halte jede Debatte für albern und auch für gefährlich, die jetzt so tut, als ob der Islam nicht hier ist. Es ist eine der Religionen in unserem Lande. Sie mag nicht solange hier sein wie die anderen Religionen. Das Christentum ist seit rund 1000 Jahren da und der Islam ist mit nennenswerten Zahlen erst seit vielleicht 50 Jahren in Berlin. Aber, er hat sich in den 50 Jahren hier auch etabliert und die Vertreter des Islam sind für mich genauso wichtige Ansprechpartner wie die Vertreter anderer Religionen. Der Versuch des Bundesinnenministers, diese Religion auszu-

„Für mich sind die Menschen mit türkischen Wurzeln oder mit türkischer Staatsangehörigkeit, die hier in Berlin auf Dauer wohnen und leben, Berlinerinnen und Berliner.“ grenzen, ist meines Erachtens ein wahltaktischer. Damit will er der Mehrheitsbevölkerung erzählen, die gehören eigentlich nicht zu uns und das halte ich für verheerend.“ In Berlin leben neben 70 000 Deutschen mit türkischen Wurzeln rund 100 000 Menschen mit türkischem Pass. Die meisten haben sich hier längst niedergelassen. Warum sind sie immer noch von der politischen Teilhabe ausgeschlossen? „Wir wollten 1999 die doppelte Staatsbürgerschaft und auch das kommunale Wahl-

recht durchsetzen, was dann an Roland Koch gescheitert ist. Es gab in Schleswig-Holstein den Versuch, kommunales Wahlrecht durchzusetzen, was am Bundesverfassungsgericht gescheitert ist. Beides sind Ziele, die ich für richtig halte. Ich halte das kommunale Wahlrecht nicht nur für die EU-Bürger, sondern auch insbesondere für Türken - die Türkei ist ja assoziiertes Mitglied - für erforderlich. Das heißt nicht, dass man schon nach einem Vierteljahr wählen können muss, aber spätestens zum Zeitpunkt, wenn man eine Niederlassungserlaubnis bekommt. Für das kommunale

„Für mich sind die Menschen mit türkischen Wurzeln oder mit türkischer Staatsangehörigkeit, die hier in Berlin auf Dauer wohnen und leben, Berlinerinnen und Berliner. Ich erwarte nicht, dass sie sich völlig anpassen an die deutsche Gesellschaft. Aber ich erwarte, dass sie sich einbringen und den Dialog mit bestimmen, wie wir unsere Stadt und unser Zusammenleben gestalten wollen. Da gibt es Nachholbedarf auch in der Mehrheitsgesellschaft. Ich vermisse so eine Art Willkommens-Kultur. Die Menschen, die hier leben und die zu uns gehören, die sind mir auch willkommen. Das muss man zum Ausdruck bringen und nicht mit der Frage beginnen, „Was willst du denn hier?“ Aber bei einigen Zuwanderern vermisse ich auch die Bereitschaft, ihrerseits auf diese Gesellschaft zuzugehen. Das betrifft zum Beispiel die Frage der Sprachkompetenz. Wenn ich einen Dialog in Deutschland führen will, dann muss ich in der Lage sein, Deutsch zu sprechen und darf mich nicht auf meine Heimatsprache zurückziehen.“ Die Sprache gilt als Schlüssel zum Erfolg in Bildung und Beruf. Woran hapert es Ihrer Meinung nach? „Alle Eltern, die aus der Türkei kommen und hier leben wollen, wie alle Eltern, die hier geboren sind, möchten, dass ihr Kind Arzt oder Rechtsan-

walt oder Ähnliches wird. Jeder hofft, dass sein Kind einen guten sozialen Stand hat. Da unterscheiden sich Menschen überhaupt nicht. Sie unterscheiden sich in den Fähigkeiten, ihren Kindern etwas zu vermitteln und sie sind teilweise nicht ausreichend vorbereitet. Sie haben nicht das Know-How und wissen nicht, an wen sie sich wenden oder was sie tun müssen. Da ist es dringend erforderlich, dass gerade auch türkische Vereine in der türkischen Community in Berlin - das gleiche gilt auch für die arabische und teilweise auch die russische Community – über die Möglichkeiten aufklären. Da finde ich auch manche Äußerungen von der türkischen Regierung kontraproduktiv.“ Was kritisieren Sie konkret? „Ich glaube, Ministerpräsident Erdogan muss verstehen, dass wir verantwortlich sind für die Menschen, die in Deutschland leben und hier bleiben wollen und nicht er. Ich glaube, er muss irgendwann begreifen, dass diese Menschen bewusst nicht in der Türkei leben, weil sie sich für ein Leben in Deutschland entschieden haben. Und er versucht sie sozusagen, nach wie vor mit seinen Reden, an die Türkei zu fesseln, indem er sie als Türken, als seine Landsleute anspricht. Seine Reden sind höchstwahrscheinlich aus der Situation in der Türkei heraus zu verstehen. Er macht ja Wahlkampf in seinem Land, aber er erschwert damit ihre Integration. Denn das sind Berlinerinnen und Berliner und nicht mehr Leute aus Ankara oder Istanbul. Das ist zwar ein Teil ihrer Geschichte, ein Teil ihrer Identität, aber jetzt sind sie Berlinerinnen und Berliner und wollen hier leben.“ Wir bedanken uns für freundlichen unterstützung von Aysun Kabasakal & Liebe Özlem.

Ohne Kommunikation gibt es keine Lösung Von Ercan YAŞAROĞULLARI Ich habe eine Motivation. Wir diskutieren seit Jahren über Integration. Eine Kultur sagt zur anderen: Übernehmt meine Werte und passt Euch an! Sozusagen: Assimiliert Euch! Aber meine Theorie ist: Wir müssen für die Menschen Begegnungsräume schaffen. Wenn Begegnungsräume geschaffen worden sind, in denen Vielfalt zusammen kommen kann durch gegenseitige Begegnung, quasi von Auge zu Auge geredet und diskutiert wird, dann kann man Gemeinsamkeiten finden, handeln und Freunde werden. Sozusagen: Ich habe einen Namen, du hast einen Namen,

dann plötzlich unsere Herkunft, ja, deine blonden Haare, meine grauen Haare das Thema ist nicht wichtig. Wichtig ist, dass wir gemeinsam handeln. Der Kotti ist ein Begegnungsraum für Lesben, Schwule und Heteros aus aller Welt. Diese Vielfältigkeit, dass hab ich seit meiner Kindheit gelernt, ist eine Ressource. Wenn man diese Ressource richtig zu nutzen versteht, kann man die Raum verändern und damit auch uns selbst. Der einzelne Mensch gewinnt an Wert, wird Wertmensch. Wir sind geprägt durch unsere nationale Herkunft, doch sie

beschreibt nur die Unterschiede, zwischen den Menschen. Ich habe verlernt über Unterschiede zu sprechen. Jeder Mensch sollte das verlernen, vor allem jeder zukünftige Sozialarbeiter. Ich sage immer: „ Ich komme vom Mars. Ich habe keine Ahnung. Ich werde alles von dir lernen. Was ich von dir lernen kann, ist meine Fähigkeit mit dir zu handeln. Und du wirst alles von mir lernen“ Wir begegnen uns und bauen eine Brücke. Meist wird gesagt: „Integrier dich!“ oder „Mensch, lern deutsch!“ Wir sprechen hier von der vierten Generation

türkischstämmiger Deutscher, die hier in den Kindergarten, zur Schule und zur Arbeit gehen. Sie unterhalten sich auf Deutsch. Sie sind ein Teil von Deutschland. Wir können nicht auf die Menschen zugehen und sagen passt euch an! Wir müssen lernen die Andersartigkeit, als willkommene Vielfalt, als Ressource zu sehen. Ich lerne von Christen genauso viel, wie von Muslime. Wir können von jedem Menschen lernen, kommunizieren und schließlich zusammen leben. Mein Spruch ist immer: Ich muss in meiner Wohnung anfangen, trotz aller Unterschiede, gemeinsam mit meinen Mitmenschen zu handeln.

Dann in meinem Haus, auf der Straße, in dem Stadtteil, der Stadt, danach das Land, Europa und dann die ganze Welt. Sozusagen: Ich werde Weltmensch dadurch, dass ich in meiner Wohnung anfange mich mit meinen Mitmenschen auf eine Ebene zu begeben. Dinge, die einen stören anzusprechen, gemeinsam das Problem angehen. Das ist sozusagen lösungsorientiertes Arbeiten. Die Lösung des Problems steht im Vordergrund. Wenn ich nur meine eigenen Vorteile im Sinn habe, würden die anderen mir nicht vertrauen. Es findeEcan Yaşaroğulları: keine Kommunikation statt, das Problem wird nicht gelöst.

Ercan Yaşaroğulları, Sosyal Danışman.


14

Cadde Die türkische Regionalzeitung in BB Ausgabe: 2 April 2011

Zur Schieflage in der Einwanderungspolitik Kühnmemorandums war die Forderung, Deutschland faktisch als ein Einwanderungsungsland anzuerkennen. Heinz Kühn forderte das kommunale Wahlrecht für Nicht- EU Ausländer, die Beendigung der segregierenden Maßnahmen, die Intensivierung der integrativen Angebote, die rechtliche Gleichstellung der Ausländer sowie die Einbürgerung für in Deutschland geborene bzw. Schutz für Frauen darstellen sollte, hat sich in der Praxis nicht bewährt, weil nur wenige Frauen davon Gebrauch gemacht haben.

von Çicek BACIK

“Wir riefen Arbeitskräfte und es kamen Menschen”, schrieb Max Frisch einst, als die ersten Gastarbeiter nach Deutschland geholt wurden.

Çiçek Bacık

Die Unterzeichnung der ersten Anwerbeabkommen zwischen Deutschland und einigen Ländern liegt bereits 50 Jahre zurück. Dass die Gastarbeiter primär als Arbeitskräfte betrachtet wurden, unterstreicht auch Max Frisch mit diesem Zitat. Die Ernennung des ersten Ausländerbeauftragten 18 Jahre nach den ersten Anwerbeabkommen ist ein eindeutiges Indiz für die Ignoranz der sozialen Probleme der Gastarbeiter in diesem Land. Heinz Kühn, der das erste Amt des Ausländerbeauftragten bekleidete, erkannte bereits Ende der 1970er Jahre die Schieflage in der Integrationspolitik. Im “Kühnmemorandum” formulierte er die notwendigen Integrationsziele für Einwanderer in Deutschland.

Das neue Gesetz soll auch die Zwangsverheiratung unter Strafe stellen. Verdächtige die Zwangsheiraten veranlasst haben, sollen eine Strafe bis zu fünf Jahren einbüßen. Personen, die von der Zwangsverheiratung betroffen sind, haben in der Regel einen Anspruch auf Rückkehr nach Deutschland. Aber diese müssen die Integrationsrichtlinien erfüllen und ausreichende Deutschkenntnisse nachweisen. Dieser Rechtsanspruch ist jedoch kein expliziter Anspruch, denn die Entscheidung soll im Ermessen der Behörde liegen.

Die zentrale Botschaft des Kühnmemorandums war die Forderung, Deutschland faktisch als ein Einwanderungsungsland anzuerkennen. Heinz Kühn forderte das kommunale Wahlrecht für Nicht- EU Ausländer, die Beendigung der segregierenden Maßnahmen, die Intensivierung der integrativen Angebote, die rechtliche Gleichstellung der Ausländer sowie die Einbürgerung für in Deutschland geborene bzw. aufgewachsene Jugendliche. Wenn wir diese Ziele von damals unter die Lupe nehmen, dann ist festzustellen, dass nur ein Bruchteil dieser Vorhaben in der Integrationspolitik umgesetzt ist: Das kommunale Wahlrecht für Nicht-EU Ausländer in Deutschland ist einigen konservativen Parteien weiterhin ein Dorn im Auge, was in einigen anderen europäischen Staaten wie Schweden, Dänemark und Frankreich bereits als ein Erfolgsmodell verbucht wird. Auch die Initiativen zur Eindämmung

Mehmet Kurtuluş dreht neue „Tatorte“ Mehmet Kurtulus wird seine Rolle als verdeckter Ermittler Cenk Batu im Hamburger „Tatort“ fortführen und zwei

Copyright DGB, Photograph Eric Lichtenscheidt der Segregation stecken noch in den Kinderschuhen. Erst 2006 wurde das Allgemeine Gleichbehandlungsgesetz in Deutschland eingeführt, dessen Umsetzung in der Anfangsperiode mit großen Schwierigkeiten verbunden ist. Ein entscheidender Akzent in der Integrationspolitik wurde erst 2005 mit der Einführung der Integrationskurse gesetzt. Nach einer kleinen Anfrage von 2009 betrug die Erfolgsquote in Integrationskursen vor zwei Jahren 46, 6 Prozent, während die Erfolgsquote in den Jahren 2005/2006 genau 71,2 Prozent betrug. Hier geborene Kinder und Jugendliche von Drittstaatlern sind dem Optionsmodell unterworfen. Das bedeutet, dass Kinder von Nicht-EU Bürgern nach dem Zuwanderungsgesetz von 2000 zwar bei der Geburt die doppelte Staatsbürgerschaft erhalten, aber sich im Alter von 18 bis 21 Jahren für eine Staatsbürgerschaft weitere Filme drehen. Diese sollen von Juli bis September 2011 produziert werden. In der Zukunft wird sich der Schauspieler verstärkt um seine internationalen Filmprojekte kümmern und daher auf seinen eigenen Wunsch hin über die bereits verabredeten sechs Hamburger „Tatorte“ hinaus keine zusätzlichen Filme produzieren. Thomas Schreiber, Leiter des

entscheiden müssen. Von dieser Regelung sind gegenwärtig 3.000 bis 4.000 Jugendliche betroffen. Dies sorgt bei den betroffenen Jugendlichen für große Verunsicherung. Auch die rechtliche Gleichstellung von Einwanderern in Deutschland ist noch nicht ausreichend gewährleistet. In Berlin wurde vor einigen Monaten das Integrations- und Partizipationsgesetz verabschiedet, das die rechtliche Gleichstellung von Einwanderern fördern soll. Die Verfehlungen in der Einwanderungsspolitik in Deutschland werden bisher kaum in Frage gestellt. Stattdessen wird ein populistischer Integrationsdiskurs in Deutschland geführt, der ein friedliches Leben der Einwanderer in der Mehrheitsgesellschaft behindert und zur Resignation bei den Betroffenen führt. Automatisch stellt sich die Frage, ob die populistisch geführten Diskurse gegenüber Programmbereichs Fiktion und Unterhaltung des NDR: „Schade - wir haben versucht, Mehmet Kurtulus davon zu überzeugen, über die ursprünglich geplante Vertragslänge hinaus mit uns den Hamburger ‚Tatort‘ weiter zu entwickeln. Für sein Engagement als verdeckter Ermittler Cenk Batu danke ich ihm sehr herzlich und freue mich auf seine beiden kommenden ‚Tatorte‘.“

bestimmten Migrantengruppen nicht auch die Weichen für die Verschärfung des Ausländerrechts gestellt haben könnten. Die gegenwärtige Regierungskoalition (CDU/CSU und FDP) hat massive Verschärfungen im Ausländerrecht vorgenommen. Am 17. März 2011 wurden die Veränderungen des Ausländerrechts im Parlament in Windeseile durchgeboxt und sollen im Juni 2011 in Kraft treten: Nach dem neuen Ausländerrecht sollen nur diejenigen eine unbefristete Aufenthaltserlaubnis bekommen, die die Integrationskurse erfolgreich bestanden haben. Andere, die die Kurse nicht erfolgreich absolvieren, können nur eine befristete Aufenthaltserlaubnis bis zu einem Jahr erlangen. Damit wird verhindert, dass diese Personen in den Arbeitsmarkt und somit auch in die deutsche Gesellschaft eingegliedert werden. Außerdem übersteigt zurzeit die Nachfrage das Angebot, da 20.000 Eingewanderte an der

Warteschleife sind, um an den Integrationskursen teilzunehmen. Im neuen Gesetz soll unter anderem auch die Ehebestandszeit von zwei auf drei Jahre angehoben werden, um angeblich “Scheinehen” zu verhindern. Wenn man aber die Zahl der Scheinehen in Deutschland genauer überprüft, ist dies kein plausibler Grund. Denn 2000 betrug die Zahl der Scheinehen 5.269 und 2009 waren es nur 537. Von der Anhebung der Ehebestandszeit auf drei Jahre sind insbesondere Opfer von Zwangsehen betroffen. Zum Beispiel Frauen, die nach Deutschland zwangsverheiratet wurden, werden ein Jahr länger der Gewalt des Ehemannes oder der Familie des Ehemannes ausgesetzt sein. Aus Angst vor Abschiebung trauen sich viele Frauen nicht, Rat bei Misshandlung einzuholen. Auch die Härtefallregelung der Bundesregierung, die ein

Ferner müssen Opfer von Zwangsheirat innerhalb von drei Monaten nach Beendigung der Zwangsehe ein Visum beantragen, um nach Deutschland zurückkehren zu können. Von der Opposition wird diese Regelung strikt kritisiert, da die Frauen nach solch einer Zwangslage nicht in der Lage seien, an solche Schritte zu denken. Darüber hinaus fehlen in dem Gesetz auch Regelungen für Kinder, die aus Zwangsehen hervorgegangen sind. Ein Novum in dem Gesetz ist die Bleiberechtsregelung für gut integrierte Jugendliche und Heranwachsende aus Flüchtlingsfamilien, die unabhängig vom Aufenthaltsstatus der Familien zukünftig geregelt werden soll. Auch diese Regelung weist mehrere Hürden auf. Die Jugendlichen müssen mindestens sechs Jahre in Deutschland leben und dazu sechs Jahre die Schule besucht haben oder einen Schul- oder Berufsabschluss vorweisen. Danach soll nochmals selektiert werden. Dies betrifft Jugendliche, die entweder in Deutschland geboren sind oder vor 14 Jahren nach Deutschland eingewandert sind. Das Alterslimit für die Beantragung des Bleiberechts beträgt 20 Jahre. Çiçek BACIK, Sprecherin der TBB (Türkische Bund in Berlin und Brandenburg)


15

Cadde Die türkische Regionalzeitung in BB Ausgabe: 2 April 2011

Kein ausreichender Schutz für Opfer von Zwangsheirat Ebenso kontraproduktiv und unsäglich populistisch ist die im Gesetzespaket der Bundesregierung beschlossene Verschärfung des Aufenthaltsrechts gelebt haben. Damit sollte für solche Ausländer ein eigenständiges Aufenthaltsrecht geschaffen werden, die vor der Eheschließung legal in Deutschland gelebt haben und im Ausland entweder zur Ehe oder zur Fortführung einer Ehe genötigt werden und deshalb nicht nach Deutschland zurückkehren können, bevor ihr Aufenthaltstitel erlischt. So hätten sie die Möglichkeit einer Rückkehr nach Deutschland.

Gabrielle Gün TANK Den Bund für das Leben schließen zwei Verliebte in der Regel freiwillig und voller Hoffnungen. Gegen den eigenen Willen geschlossene Ehen können die Hölle sein. Wir alle wollen ein respektvolles Zusammenleben von Menschen auf gleicher Augenhöhe - und bekämpfen daher Zwangsverheiratungen. Doch nicht jede gesetzliche Maßnahme dient diesem Anliegen tatsächlich. Eine vertane Chance ist für die Bundestagsabgeordnete Mechthild Rawert (SPD) das am 17. März im Deutschen Bundestag mit den Stimmen von CDU/CSU und FDP beschlossene Gesetz der Bundesregierung zur Bekämpfung der Zwangsheirat sowie zur Änderung weiterer aufenthalts- und asylrechtlicher Vorschriften. Dieses ist in sich widersprüchlich und teilweise populistisch. CDU/CSU und FDP haben es in kürzester Zeit geschafft, ein eigentlich gutes Vorhaben (Kampf gegen Zwangsheirat) in ein schlechtes Gesetz zu pressen.

Verlängerung der Zwangsehe

Warum dieses Gesetz in aller Eile zusammengeschustert und durch den Bundestag gepeitscht werden musste, bleibt Mechthild Rawert ein Rätsel. Schlimm ist jedoch, dass dieses Gesetz sogar an einigen Stellen dem öffentlich erklärten Schutz der Opfer von Zwangsheiraten entgegensteht. Darauf haben auch die meisten der von der schwarz-gelben Koalition selbst berufenen Sachverständigen in der nur drei Tage vorher stattfindenden Anhörung hingewiesen. Besonders verheerend ist die willkürliche Erhöhung der Ehebestandszeit von zwei auf drei Jahre. Das

Mechthild Rawert Argument der Regierung, damit Scheinehen besser aufzudecken, ist haltlos, unsachlich und überhaupt nicht belegt. Ebenso läuft der Verweis auf die geltende Härtefallregel in der Regel ins Leere, weil die Opfer von Zwangsheiraten oftmals nicht in der Lage sind, ihre Zwangslage zu beweisen. Unterm Strich bewirkt die Koalition mit ihrem Gesetz, dass das „Gefängnis Zwangsehe“ sogar um ein Jahr verlängert wird.

Eigenständiges Aufenthaltsrecht für Opfer

duldung

Populismus und Ketten-

Ebenso kontraproduktiv und unsäglich populistisch ist die im Gesetzespaket der Bundesregierung beschlossene Verschärfung des Aufenthaltsrechts: Nur bei erfolgreichem Bestehen des Integrationskurses ist ein langfristiger Aufenthaltstitel zu erreichen, ansonsten wird der Titel auf 1 Jahr befristet. Dies ist eine Beruhigungspille für die Stammtische und erinnert in der Konstruktion an die Kettenduldungen. Vor allem aber werden diejenigen in eine schlechte Ausgangslage versetzt, die nicht schon mit einem hohen Bildungshintergrund zu uns kommen. Sehr fragwürdig, ob dies der Gesellschaft am Ende zugutekommt.

Mit dem am 20. Januar in 1. Lesung beratenen Gesetzentwurf der SPD für ein erweitertes Rückkehr- Mechthild Rawert ist sozialdemorecht im Aufenthalts- kratische Bundestagsabgeordnete für gesetz (Drs. 17/4197) den Bezirk Tempelhof-Schöneberg. Sie wurde eine besondere kämpft als stellv. Sprecherin der AG aufenthaltsrechtliche Migration / Integration der SPD-BunHilfe für ausländische destagsfraktion für GeschlechtergerechOpfer von Zwangs- tigkeit und volle Chancengleichheit für heirat vorgesehen, alle. die in Deutschland

7/24X‘BERG J

edes Wochenende machen wir Kreuzberger, 36’ler, XBerger einen Streifzug durch so ziemlich die gleichen allseits bekannten Bars, Kneipen, Restaurants, Imbissbuden und weiteren ähnlichen Ortschaften des Zusammentreffens verschiedenster, bunter, manchmal dreckiger, vielleicht sogar armer aber, wie schon unser regierender Bürgermeister Wowereit zu sagen pflegte „sexy“ Menschen. m unseren für uns selbst wahrscheinlich ziemlich unbegründeten und unbewussten Drang zu befriedigen, beginnen wir den Tag manchmal mit einem frischen Sesamring aus der Melek Bäckerei in der Oranienstraße. Aber ob wir wohl wissen, dass dies die einzige Bäcke-

U

rei in Kreuzberg ist die 365 Tage im Jahr, an allen 7 Tagen der Woche, 24 Stunden geöffnet hat und jeden Tag 20 Stunden am Stück wirklich frisches Gebäck, Brot und andere Teigwaren zu bieten hat? gal, wenn man einige Schritte weiterläuft ist man schon an der nächsten bekannten Haltestelle Kreuzbergs: Smyrna, ein riesiges Angebot an getrockneten Früchten, Sonnenblumenkernen und anderen leckeren Knabbereien mit denen man sich im laufe des Tages nebenbei vollstopfen kann. Klassisch nimmt man je nach Bedarf 100 g von den gesalzenen Sonnenblumenkernen mit, dabei trägt man dann zu der riesigen Zahl von 90 kg bei

E

die dort jedes Wochenende verkauft werden. at man genug von den kleinen Snacks geht man vielleicht zu dem süßen kleinen Fischladen namens „Taka“ und gönnt sich frisch gegrillten Fisch entweder mit Salat oder im schön knusprig gewärmten Brot, und beobachtet man den Inhaber, der höchstpersönlich am Herd steht ganz genau sieht man wie Flink, aber trotzdem sehr reinlich er die Fische säubert- um genau zu sein 1 kg Fisch in nur 3 Minuten! (Persönliche Notiz vom Chefkoch: Falls es jemanden gibt, der sich zutraut diese Rekordzeit brechen zu können, soll er sich bitte ihm zum Duell melden.) In den späteren Stunden des

H

Rückschritte in der Integrationspolitik Das Rückkehrrecht wurde für von Zwangsverheiratung betroffene Menschen auf 10 Jahre erhöht. Canan BAYRAM Die schwarz-gelbe Bundesregierung hat Änderungen des Aufenthaltsgesetz (AufenthG) auf den Weg gebracht, mit denen sich für viele Menschen Vieles verschlechtert und nur für wenige Menschen ein wenig verbessert. Wieder einmal wurden unter dem Vorwand, die Zwangsverheiratung verhindern zu wollen, die Menschen unter den Generalverdacht der Zwangsverheiratung bzw. Scheinehe gestellt. Ehebestandszeiten zur Erlangung eines eigenständigen Aufenthaltsrechts gem. § 31 AufenthG werden von 2 auf 3 Jahre erhöht. Damit soll vor Scheinehen geschützt werden. Insbesondere für assoziationsberechtigte türkische Staatsangehörige kann eine gerichtliche Überprüfung dieser Regelung dazu führen, dass deren Verstoß gegen das EU-Recht festgestellt werden kann. Besonders hinweisen will ich darauf, dass es bei der Berechnung der 2 bzw. 3 Jahre darauf ankommt, auf den Zeitpunkt des Antrags auf Verlängerung der Aufenthaltserlaubnis und nicht auf den Zeitpunkt der Eheschließung. Auf Vorschlag des Bundesrates ist für gut integrierte Jugendliche und Heranwachsende vorgesehen, dass diese eine Aufenthaltserlaubnis erhalten, wenn sie entweder in Deutschland geboren oder vor dem 14. Geburtstag eingereist sind. Sie müssen seit 6 Jahren in Deutschland leben und eine Schule besucht bzw. einen Abschluss erworben haben. Die Anträge hierfür können lediglich nach dem 15. und vor

n von gülden Bayar

Abends gehen die meisten dann, um den doch sehr lange andauernden Party Marathon mit einem leckeren Cocktail oder von den Insidern geliebten WodkaApfel zu beginnen zum CaféKotti. Die von diesem Café/Bar ausgehende Gefahr ist das hohe Suchtpotential, wer einmal da war kann es nicht dabei belassen und nimmt diesen charmant und sehr individuell eingerichteten Ort in sein Herz auf. as Wohnzimmer-Feeling dringt sofort durch und man fühlt sich wohl. Im Laufe des Abends und sich immer wieder leerender Wodka-Apfel oder Wodka-Energy, werden ganze 6 Falschen Wodka und 7 Flaschen Tequila geleert, allein an einem einzigen Wochenende.

D

Canan Bayram, Yeşiller Partisi Berlin Eyalet Milletvekili dem 21. Lebensjahr gestellt werden. Für die Eltern dieser Jugendlichen, d.h. nur bis zum 18. Lebensjahr, kann dadurch ein Aufenthaltsrecht bestehen, wenn diese zu weniger als 50 Tagessätzen bei allgemeinen Straftaten und 90 Tagessätzen nach Ausländer- bzw. Asylrecht verurteilt wurden. Das Rückkehrrecht wurde für von Zwangsverheiratung betroffene Menschen auf 10 Jahre erhöht. Leider wurde dabei nicht bedacht, dass es mehr Gründe geben kann, nach Deutschland zurück zu wollen. Ein Rückkehrrecht für Menschen, die in Deutschland geboren oder aufgewachsen sind über den Kreis der in dem Gesetz Berechtigten hinaus wäre

N

ach soviel Alkoholkonsum sollte man dann doch noch etwas essen bevor man den Marathon fortführt. Einige Meter entfernt vom Café-Kotti befindet sich das türkische Restaurant Hasir, welches sich durch viele lange Jahre hinweg seinen Namen gemacht hat. Am häufigsten wird hier wohl der inzwischen schon sehr berlinisch gewordene Döner mit Salat und Knoblauch-, bei weiterführenden Plänen auch mit Kräutersoße, bestellt. Hier handelt es sich um ganze 90 kg Dönerfleisch die an einem Samstag oder Sonntag verspeist werden. eiter geht’s im Cake, der wohl ziemlich coolen, aber ebenso kleinen Tanzbar, in die sich jedes Wochenende hunderte von Menschen drängen. Hat man jedoch einen schlechten Tag oder sieht einfach ziemlich daneben aus stehen die Chancen hoch, dass man erst gar nicht reinkommt, da nach Angaben der Geschäftsführung zufolge jede halbe Stunde jemand rausfliegt oder erst gar nicht reingelassen wird, bei 10 Stunden liegt die Quote im Durchschnitt

W

wünschenswert. Immer wieder erreichen mich Anfragen von Menschen, die als Kinder mit ihren Eltern aus Deutschland in die Herkunftsländer gewandert sind. Die Menschen sehnen sich nach ihrer deutschen „Heimat“ und leiden unter dem Verlust. Es ist unerträglich die mangelnde Kompetenz der Bundesregierung und das Austragen der eigenen Unfähigkeit auf dem Rücken der Menschen mit ausländischem Pass ansehen zu müssen. Dieses Gesetz ist wieder ein Grund mehr, die diese Regierung tragenden Parteien auf keinen Wahl im September 2011 in Berlin zu wählen.

bei 20 Personen. An einem Wochenende sind das 40 Personen, die nicht in den Musikgenuss kommen und sich auch nicht ins Flirtgetümmel stürzen können. Falls man unbedingt feiern wollte und keine andere Party findet, kann man schräg gegenüber vom Cake- Club bei Blumen Dilek vielleicht einen Strauß Blumen für den Türsteher besorgen und dessen harte Abfuhr nochmal aufweichen und somit den Einlass ins Tanz- und Flirtparadies erhalten. Jedoch sollte hierbei darauf geachtet werden, dass man diese Blumen nicht ausgerechnet am 1.Mai kaufen will, da dies der einzige Tag im ganzen Jahr ist an dem Blumen Dilek geschlossen hat. Der Laden, welcher an allen anderen 364 Tagen des Jahres 24 Stunden geöffnet hat. (Jegliche Tipps sind ohne Gewähr) er in Kreuzberg ausgehen will, hat hier nun eine kleine Auflistung an InsiderTipps erhalten. Langweilig wird es jetzt bestimmt nicht mehr.

W

Kreuzberger Nächte sind lang.


(-Wir sind es zumindest der Gastarbeitergeneration schuldig)

Aylin SELÇUK

A

m vergangenen Mittwoch habe ich als Zuschauerin an einer Podiumsdiskussion im Berliner Abgeordnetenhaus teilgenommen. Es ging um die Bildungssituation von türkischstämmigen Kindern und Jugendlichen in Deutschland. Auf dem Podium saßen Experten aus Politik, Universität und dem Bildungswesen. Bei den Zuschauern handelte es sich überwiegend um türkischstämmige Eltern und Schüler. Auf dem Podium wurde zuerst über den Status quo der Bildungssituation türkischstämmiger Schüler gesprochen. Danach wurde über das Schulsystem in Deutschland referiert, über dessen Schwachstellen diskutiert und anschließend wurden Lösungsansätze dargestellt. Des Weiteren wurde darauf hingewiesen, dass nach einer aktuellen Gesetzesänderung türkisichstämmige Jugendliche mit deutschem Pass die Möglichkeit haben ohne zusätzliche Prüfungen an türkischen Universitäten zu studieren. Bis dahin war ich mit Vielem konform. Doch als es dann zu den Fragen der Zuschauer überging, hätte ich sofort aufstehen und den Saal verlassen können. Dieses ewige Klagen und Jammern war unerträglich. Die meisten Eltern, die sich zu Wort meldeten hatten keine Frage, sondern eine Anmerkung; eine Anmerkung in Form von einer Klage. Sie haben sich z.B. darüber beklagt, dass sie das deutsche Bildungssystem nicht überblicken können, ihre Kinder immer benachteiligt werden, fast alle Lehrer etwas gegen türkischstämmige Schüler haben und die türkischstämmigen Politiker sich zu selten für sie einsetzen. Auch wenn vielleicht ein Kern von Wahrhaftigkeit dahinter stecken mag, war die Tonlage so mitleidsuchend und jammernd, dass man es einfach nicht ernst nehmen konnte. Diese Opferrolle, in die viele von uns sehr gerne verfallen ist einfach nur anstrengend und unglaubwürdig. Es ist kein Geheimnis: Unser Bildungssystem hat strukturelle Schwachstellen. Ich will es ja nicht leugnen: Ja klar, es gibt strukturelle Schwachstellen in dem deutschen Bildungssystem ; Ja, wir haben zu wenig Lehrer mit Migrationsgeschichte; Lehrer werden nicht gut genug ausgebildet und die Verbeamtung der Lehrer ist auch ein Problem; Ja, in unserem Schulsystem werden die Kinder schon viel zu früh in die verschiedenen Schulglieder aufgeteilt; Und ja, das dreigliedrige Schulsystem fördert soziale Ungerechtigkeiten und wird deswegen seit Jahren von der OECD kritisiert. Doch wahrlich ist das ein Grund zum Weinen? Klar ist Kritik angebracht. Das unser Schulsystem grundlegend geändert werden muss, ist kein wirkliches Geheimnis mehr. Weite Teile der

Aylin SELÇUK

Hier spricht man Deukisch

W

eg mit der Opferrolle !

Der Erfolg kommt nicht zugeflogen —Ohne Fleiß kein Preis. Wenn wir etwas erreichen wollen, müssen wir lernen dafür zu kämpfen.

Politik haben es eingesehen und viele Maßnahmen werden gerade umgesetzt. In Berlin haben wir z.B. nicht mehr ein drei- bzw. viergliedriges Schulsystem, sondern nur noch ein zweigliedriges Schulsystem, bestehend aus den Gymnasien und Sekundarstufen. Das Abitur kann man an beiden Schulformen erlangen. Die Lehrerausbildung wird zum Teil auch schon geändert und in Berlin werden Lehrer aktuell ohnehin nicht mehr verbeamtet. Natürlich reicht dies nicht aus. Man muss das Bildungssystem weiterhin thematisieren und verbessern. Ob die Veränderungen auch de facto umgesetzt werden, sollte man auch überprüfen. Doch das soll nicht heißen, dass all unsere eigenen Versäumnisse einfach nur auf die Schwachstellen unseres Schulsystems geschoben werden können und wir uns bequem dahinter verstecken sollen! Nicht alles nur von der Politik erwarten Wir sollten endlich mit der Mentalität aufhören alles von der Politik zu erwarten. Natürlich muss die Politik viel leisten und Rahmenbedingungen schaffen, doch das bedeutet schon längst nicht, dass es heißt, dass wir selbst gar nichts verrichten müssen. Politik und Gesellschaft müssen sich unter-stützen. Beide Komponenten müssen Verantwortung übernehmen, sich gegenseitig ergänzen und zum Wohl der Allgemeinheit beitragen. Nichtsdestotrotz tragen in erster Linie jedoch weiterhin Eltern die Verantwortung für ihre Kinder, dies sollte uns klar sein. Wieso nutzen diese also solche Diskussionsveranstaltungen nicht auch dafür, um sich einen besseren Überblick und vor allem Durchblick über das Bildungssystem zu verschaffen? Wieso fragen sie die Experten im Podium nicht, was man als Elternteil konkret dazu beitragen kann, um die Bildungslaufbahn des eigenen Kindes und vielleicht sogar

auch anderer Kinder zu unterstützen? Wieso fragen sie nicht nach Wegen zur Herstellung einer besseren Kommunikation mit den jeweiligen Schulen? Wieso versuchen sie nicht eigenhändig selbst einen Beitrag zur Bildungssituation zu leisten? Wieso suchen viele die Fehler immer nur bei der Politik und im System? Vor allem, wieso dauernd dieses Klagen und Jammern. Selbstbewusstsein bequeme Opferrolle

statt

Wenn wir endlich nicht mehr als Mensch zweiter Klasse behandelt werden wollen, dann müssen wir uns aber auch selbst ändern. Wer sich selbst als Mensch zweiter Klasse sieht und so verhält, soll sich nicht wundern wenn Außenstehende ihn auch als Menschen zweiter Klasse behandeln. Der Erfolg kommt nicht zugeflogen—Ohne Fleiß kein Preis. Wenn wir etwas erreichen wollen, müssen wir lernen dafür zu kämpfen. Der Erfolg fällt nicht vom Himmel. Wir dürfen nicht bei jeder kleinen Hürde aufgeben und denken, dies hätte etwas mit unserem türkischen Migrationshintergrund zu tun. Es ist traurig, dass viele immer wieder Diskriminierungserfahrung machen, dies sollte uns jedoch nicht von unserem Weg abhalten, sondern ganz im Gegenteil noch strebsamer werden lassen. Und ganz wichtig: Wir brauchen Selbstbewusstsein. Vor allem Eltern müssen selbstbewusst sein, um eine nötige Portion an Selbstbewusstsein an ihre Kinder weiterzugeben. Kinder schauen auf ihre Eltern auf und haben das Bedürfnis sich bei ihren Eltern wohl und geborgen zu fühlen. Sie müssen das Gefühl haben, dass ihre Eltern für sie da sind und nach ihren Rechten suchen würden, wenn es ggf. nötig wäre. Selbstbewusstsein ist für die Entwicklung eines Kindes sehr wichtig. Vor allem in der Leistungsgesellschaft in der wir leben ist dies zum überleben dringend notwendig.

Doch woher kommt eigentlich diese Unsicherheit? Warum verstecken wir uns oft hinter dieser Opferrolle. Aus Bequemlichkeit? Es ist natürlich immer schöner eigene Niederlagen und Versäumnisse auf andere zu schieben und sich hinter der Opferrolle des armen benachteiligten Migranten zu verstecken. Doch wen bringt dies weiter? Niemanden ! Längerfristig ist dies sogar eine große Gefahr. Wer sich selbst als Opfer sieht wird von der Gesellschaft längerfristig auch immer als Opfer betrachtet werden. Jedoch niemand wird Mitleid haben und uns aus der Opferrolle befreien. Wir müssen uns selbst befreien. Selbstbewusst und strebsam unseren Weg gehen. Auch wenn der Weg steinig und holprig ist und Niederlagen beinhaltet. Wir müssen zu unseren Niederlagen stehen, von ihnen lernen. Die Steine auf unserem Weg müssen uns stärker machen. Wir müssen den jüngeren Generation als Vorbild dienen und versuchen viele Personen zum Erfolg mitzuziehen. Vor allem müssen wir jedoch endlich das Glas halb voll statt halb leer sehen. Dieses Jahr feiern wir nun das 50-jährige Anwerbeabkommen zwischen der Türkei und Deutschland. Die erste Generation, also die Generation unserer Großeltern bzw. Eltern, hat in Deutschland hervorragende Arbeit geleistet. Als selbstbewusste und stolze Türken sind sie in die Bundesrepublik gekommen und haben das Land wieder aufgebaut. Sie konnten weder die Sprache noch kannten Sie das Land. Sie

haben große Risiken in Kauf genommen, waren jahrelang getrennt von ihren Familien, haben unbequem gelebt, in Sehnsucht gelebt. Trotz all dem, haben sie nicht gejammert. Sie haben gearbeitet. Sie haben so sehr gearbeitet- und teilweise unter so schlechten Bedingungen-, dass fast jeder von ihnen nun im Rentenalter gesundheitliche Probleme aufweist. Sie haben trotzdem nie gejammert oder geklagt. Sie haben gearbeitet und gearbeitet. Nur gearbeitet. Sie haben gearbeitet, um uns, der 2. und 3. Generation, ein besseres Leben zu gewährleisten. Sie haben auf vieles verzichtet um uns vieles zu ermöglichen. Sie wollten, dass wir die Chancen erhalten, die sie selbst nicht gehabt hatten. Nun haben wir diese Chancen. Und wir sind es zumindest unseren Großeltern bzw. Eltern schuldig diese Chancen zu erkennen und wahrzunehmen. Wir dürfen dabei nicht jammern sondern müssen ihnen dankbar sein. Sie haben hervorragendes für uns vorgeleistet. Sie haben unseren Weg gepflastert, wir müssen diesen jetzt einfach nur gehen. In diesem Sinne: Vielen Dank an all die Großeltern, die als Gastarbeiter hier her gekommen sind und uns dieses Leben ermöglicht haben. Ich bin Euch allen sehr dankbar! Ihr seid diesen steinigen Weg nicht umsonst gegangen, wir werden Eurem Selbstbewusstsein, Eurer Zielstrebigkeit und Eurem Fleiß folgen. Wir sind euch vieles dankbar, iyiki varsiniz!

Mehtap AYHAN Rechtsanwaltin / Avukat Kottbusser Damm 36 10967 Berlin (U-Bahnhof Hermanplatz)

Telefon: 030 / 61 65 61 02 Fax: 030 / 61 20 21 08 Mobil: 0172 384 60 32 E-mail: ayhan-1@t-online.de

Cadde Berlin Nisan  

Cadde Berlinli Türklerin bölgesel gazetesidir. İnsan odakli, her sınıf ve partiye eşit mesafede durur.İlkeli, dürüst ve samimi yayinclıiğı b...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you