Page 1

Kağıthane Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin düzenlediği programa Engin Noyan konuşmacı olarak katıldı

Ulus Müziğin sahibi İskender Ulus ile Klasik Türk Müsikimizi, bu alandaki çalışmalarını, yaşam biçimini ve Türkiye gündemini konuştuk

Davet-Der’in Kâğıthane’de düzenlediği Suriye Halkıyla Dayanışma Gecesi’nde Kağıthane halkı Suriyeli kardeşleri için bir araya geldi.

Cami dernekleri, camilerin maddi açıdan daha rahat olması için, cami altlarını bir ticarethaneye kiralıyor. Bu halihazır durum günü kurtarma ve koloaycılıkmıdır yoksa camileri kendi ayakları üzerinde duran bir şirket gibi düşünmek midir?

Son dönemlerde Diyanet İşleri Başkanlığı, bu konuda ciddi adımlar atıyor: camilerde kadın cemaate yer ayrılması, konferanslar düzenlenmesi, bilişim teknolojisinden yararlanılması gibi... ama malum hantal ve kadim yapı hala semt camilerinde eski halini ısrarla koruyor

Çağlayan Par Sokak’ta Taşocağı Caddesiyle bağlantıyı rahatlatmak amacıyla tünel yapılıyor.


B

azen masumiyet bir pencere açar, şaşırırsınız;

-Anne burada ölenleri nereye gömüyorlar? -Mezarlığa tabii ki. Ne demek şimdi bu? -Ama burada mezarlık yok ki. Yaşadıkları semti karış karış gezen evin diğer çocukları da teyid ettiler. Büyük bir şaşkınlık içindeydik, Kilometrelerce alana kurulmuş bu sonradan olma naylon İstanbul beldesinde mezarımız yoktu. Çocuklar soru sormaya devam ettiler, peki ölenleri nereye gömüyorlardı.Daha önce dev çöplükler görmüşlerdi.Acaba bu insanlar safralarını nereye atıyorlardı?Hep beraber neler olabileceğini tasarladılar, korkunç tahminleri vardı.Görünen bir mezarlık doğal bir şeydi , bilinmeyen ihtimaller korkutuyordu onları.Üç yıldır yaşadığımız ve bir türlü ısınamadığımız bu diyarın ( ki sokakları tertemizdi) bir tuhaflığını daha bulmuşlardı.Ölüm yoktu burada. Ölüler, ölümü hatırlatan her şeyle beraber sınırların dışında bir yerdeydi. Burayı tasarlayan zihin, ölümü kurduğu mutluluk beldesinden uzakta tutmak istemiş olmalı. Ölümü hatırlamak konforunu bozuyor olmalı sakinlerin. Sevememiştik belki de bu yüzden. Ölüm yoktu, ruhu yoktu semtimizin.Kim planlıyordu bu şehirleri? Hangi zihin kodlarına sahip insanlar? Şimdi Eyüp’teyim. Akşamın kızıllığına bürünmüş mezarlıklarla dolu tepeye bakıyorum.Ne kadar insan var orada. Daha dün bizim gibi gezip koşturuyorlardı.Dünya işte bu kadar değeri hakkediyor.Daha fazlasını değil.Öğrenciyken elimde olmadan okurdum arabayla geçerken bu mezar taşlarını. Biraz unutkan olmam belki bundan. İstanbul henüz gurbetti benim için. Siirtli, Rizeli, Gümüşhaneli , hayat hikayelerini merak ederdim. Bazen de veciz sözler olurdu.”Düşersin bir gün, düşersin sen de benim halime” Bu sitemkar acıklı sözler ölümü yalın ve huzur veren bir bilinç olarak yerleştirdi hayatımıza. Bu şehri planlayan mimar, ölümü hatırlamamızı istemiş olmalıydı.Daha doğrusu, bu medeniyet insanlar için ölümü bir eğitim olarak görmüş olmalıdır. Eyüp El Ensari oradadır hala. Kendisini ilerlemiş yaşına rağmen buralara sürükleyen aşkın ardından bakmaktadır. Ona bir selam gönderdim yürekten. Az yukarda, dar yokuşu tırmanınca Necip Fazıl , müstakbel eşi Neslihan Hanımı Şeyhine takdim etmektedir. Babamın çok sevdiği benimse uzun yıllar hakkında karar veremediğim Mareşal Fevzi Çakmak. Hepsi Eyüp sırtlarında kendilerine verilen tarihi misyonu tamamlamış, bugüne anlam katan varlıklarıyla bu semtin ruhudurlar. Eyüp yaşıyor.Burada nefes alıyor insan ruhu. Oturduğum semt ise, Ölü bir ruha makyaj yapıp duruyor.

Celal Baygeldi

yapıyor. Kağıthane Belediyesi bu alanda bir ilki teşkil ediyor.

Belediye yetkililerince Par Sokak’ta yapımı devam eden tünel çalışmasının 3 ayda biteceği belirtiliyor. Gidiş geliş olarak planlanan tünel çalışmasını Kağıthane Belediyesi yürütüyor. İstanbul’da bir yerel yönetim bu çalışmayla ilk defa bir tünel

Par Sokak’ta süren çalışmalar sırasında bir bina çatladı. Yapı yan tarafındaki binadan gözle görülür biçimde ayrıldı. Belediye ekipleri ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nden mühendislerin düzenlediği rapora göre binada oluşan çatlağın herhangi bir tehlike arz etmediği tespit edildi.

 

Mustafa Taş

K

COLORIUM SHOP MIX CENTER 5HQNWH6×Q×U<RNWXU  

Tüm Kredi Kartları Geçerlidir

ağıthane’de Seyrantepe-Topkapı hattında çalışan minibüsün sürücüsü önünde seyreden kamyona arkadan çarptı. Çarpmanın şiddetiyle minibüs içindeki yolcular sağa sola savruldular. Olayda minibüs şoförü ile birlikte 13 kişi yaralandı. Yaşanan olayın ardından münibüslerin toplu taşımadaki yeri yeniden tartışılmaya başlandı. Özellikle bu hattaki dolmuşların agrasif tavırlarından vatandaşlar şikayetçi.


Mustafa Olgun

S

ahi “bizkaçkişiyiz.com” üyeleri nerelerdedir, merak eden var mı? Bir dönemin kudretlilerinin sokaklara hadi yawrum alan sizindir, bu yürüyüşler sonrası İrticacılar gidecek yerlerini sizlere vereceğiz vaadiyle kandırılan kitlelerin durumu nedir acaba? Kendileri iktidara gelebilmek için yığınları manüple edenler, meydanlarda devrim havası estirenlerin akıbeti nedir, hiç düşünen var mı? Her ne kadar “bilmek hükmetmektir” diye bir tanımlama varsa da, nehirdeki yaprak misali, bilginin kendisine güç vermekten aciz olduğu yığınlarca durumdan söz edebiliriz. Siyasal yönleri olan insanların, camiaların, sosyal sorumluluk sahibi kurumların güce ortak olma hevesleri bir çok kez kendilerini nehirdeki yaprağın ötesine maalesef taşımıyor. Ama ne hikmettir bilinmez bir çok ekip bu davranışlarının kendilerine bir fayda sağlamayacağını bile bile, hem yönetici bazında, hem de teba bazında nehre düşmekten kendilerini alıkoyamazlar. Bu süreçler aşıkar olduğunda zaten iş işten çoktaaan geçmiş olur. Aldıkları verdikleri, kazandıkları ve kazanacaklarını hesap ettikleri bir çok denkleme angaje olmuşlardır da zaten. Ne hazindir kibenim bildiğim- Türkiye'de 140 yıllık tarih boyunca sistemin arka bahçesinden sistemi yöneteceklerini zannedenler daima kaybedenlerden olmuşlardır. Yaşadıkları süreçte elde ettikleri günahı temizleyebilmek için 10, 20 hatta 50 yıl tövbe halinde olanlar azımsanmayacak kadar çoktur. İttihatçıları destekleyen İslamcılardan tutun da Demireli destekleyen Nurculara kadar, darbeyi destekleyen Solculardan, darbeyi yapan Ülkücülere kadar hepsi sonuçta kaybetmekten öteye adım atamamışlardır. Türkiyede ve Osmanlıda sistem; sistemin bizatihi kendisidir. Kişilere endeksli bir yapılanma maalesef yoktur. Kudretli Padişahlardan tutun da Tek Parti iktidarına kadar kişiler sisteme çalışmaktadırlar. Bu bir yönüyle sağlıklı olsa da vatandaşlık düzleminden yandaşlık düzlemine geçenleri de hiçbir zaman ihya etmemiştir. Bu sürece bir vatandaş refleksi ile dahil olmanın abesle iştigal olduğunu söylemiyorum. Bu ülkede bu topraklarda yaşıyorsak az veya çok vatandaş olarak zaten bu sistemi beslemeye veya desteklemeye mecburuz. (yanlışlarını elbette kabul ederek değil) Ama bu süreci yandaş olursak kazanacağız mantığıyla destekleyenlerin akıbetini yazımın başında sordum. Bu örneği; şimdiki yandaşlardan bir önceki çok güçlü yandaşlar olduğu için verdim. Bunlar gibi yığınlarca örnek tarihin mezarlıklarında yerlerini zaten aldılar. Bugünkü yandaşlar da tarihin başka bir mezarlığına elbette defnedilecektir. Değer üretenler ile yandaş olarak kalanları elbette ayırmak lazım. Lakin değer üretenler hiçbir zaman yandaşlık mahallinde görünmezler. Ki göremeyiz. Bunun için www.islamcılarkaçkişi.com'u kurmamak lazım.

Konut fiyatları açısından Kağıthane Ortabayır Mahallesi Türkiye’nin en çok değer kazanan mahallesi seçildi. Bir araştırma şirketinin yaptığı çalışmaya göre Türkiye’nin en çok değer kazanan bölgesi Ortabayır Mahallesi seçilirken Küçükçekmece Kanarya Mahallesi en çok değer kaybeden mahalle seçildi.

Yapılan yeni plaza ve AVM projeleriyle inşaat şirketlerinin yatırım sahasına dönüşen bölge gayrimenkul yatırımcılarının ilgisini çekmeye devam ediyor.


D

ışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İnsan ve Medeniyet Hareketi Bahariye Mevlevihanesin de düzenlenen Meridyen Derneği’nin organize ettiği “21. Yüzyıl ilim ve fikir hayatına katkı” konulu programına katıldı. Ahmet Davutoğlu yaptığı konuşmada Türkiye’nin yeni dış politikasının çizgilerini aktardı. Bu politikalar ile ilgili ayrıntılardan bahseden Davutoğlu: ''Bundan 100 yıl önce doğrular belliydi, şimdi ise doğrular her gün yeniden inşa ediliyor. Böyle bir zeminde bastığı yere sağlam basan, ama ufku bütün insanlığı kuşatan ilim adamlarına ihtiyacımız var. Küreselleşmeye karşı birkaç tepki var. Birincisi; 'bizi de öğütür, biz de bu akışa teslim olmalıyız'. İkinci tepki; 'böyle bir dönemde kendimizi korumak için içe kapanarak, yerel değerlere sığınmamız lazım'. Bu iki yöntemin de karşılığı yok. O zaman ne yapmalıyız- Bastığımız zemin sağlam. Kendi kurucu klasiklerimizi bileceğiz. Kimliğimizden emin olacağız. Yerel kimlikle ulusal kimlik arasında bir bağ kuracağız. İnsanlığın bütünlüğü için fikir üretemeyenler, kendi milleti için de fikir üretemez. İnsanlığın bütünlüğü için bir fikir taşımayan her siyasi akım sabit bir yer tutamaz. İnsanlığın var oluşuyla ilgili ideali taşımayan hiçbir toplum kendi toplumunu da ayakta tutamaz.'' Dedi.

Ferit Furkan Yakut ağıthane Lider yönetim kurulu hizmet vermeye yeni başlayan yurdun öğrencilerinin sorunları dinledi. Lider Başkanı Mustafa Karakuş’un da katıldığı ziyarette öğrencilere başarılı imam hatip mezunu profilleri sunuldu. Karakuş “Kağıthane Anadolu İmam Hatip Lisesi’nden mezun doktor, avukat, mühendis arkadaşlarımız var. Kat sayı probleminin de çözülmesiyle sizin de doktor,avukat,mühendis olmanıza mani bir durum kalmadı. Derslerinize çalışıp azmederseniz Allah’ın da izniyle başarabilirsiniz” diyerek öğrencilere moral verdi.

K

Celal Baygeldi

ÖNDER Gençlik Meclisi ve ÖNDER Akademi çerçevesinde düzenlenen Gençlik Buluşmaları Söyleşisi ÖNDER Genel Merkezinde gerçekleştirildi. Başörtüsü ve katsayı mağduru, Eyüp İHL mezunu Elif

Kurt, 28 Şubat'ta yaşadıklarından bahsederek Viyana'ya uzanan yolculuğunu, bir Avrupa ülkesindeki deneyimlerini gençlerimizle paylaştı. Ardından soru cevap şeklinde devam eden söyleşi iki saat sürdü.

V

an depremi mağdurlarına destek olmak için Eğitimder kermes düzenliyor. İHH İnsani Yardım Vakfı aracılığıyla gönderilecek yardımla Van halkına destek olmak açamlanıyor. 2 Nisan Pazartesi günü başlayan kermes, 8 Nisan Pazar gününe kadar devam edecek. Yardım kermesinde yiyecekten,kıyafete,zücaciyeden oyuncak ve kırtasiye kadar bir çok ürünün bulunuyor.


Soner Karakaş

K

ongrede yapılan konuşmalarda bu ve bu tip derneklerin önemine değinildi. İnsanların doğdukları yerlerden utanmamaları gerektiğine değinildi. Herkezin memleketine sahip çıkmasının önemine değinilen kongrede bu çalışmaların halka en büyük hizmet olduğuna dikkat çekildi. ÇANDEF Başkanı Vahap Yartaş, yeni döneme ilişkin yapacaklarından bahsetti. Birlikte güzel işler başaracağız diyen Yartaş, yola çıkarken Çankırı için canını ortaya koyacak arkadaşlar aradığını söyledi. Yartaş “Rüyalarını Çankırı sevdası süslemeyen insanlarla çalışmamız zor.

Aksaray’da bulunan federasyon binası yetersiz olduğunu düşünüyoruz, Çağlayan’daki yeni adliye binasının yakınında bulunan ve mülkiyeti şahsıma ait her bir katı 250 m2 olan 7 katlı binanın iki katını federasyona tahsis etme sözü veriyorum.” dedi.

Önceki dönem başkanı Lütfi Özenç ve Çankırılıların duayeni Nevzat Ayaz Onur kuruluna seçildi. Divan Başkanlığını Çankırı Vakfı Başkanı Eşref Harmandar’ın yaptığı kongreye Çankırı Belediye Başkanı İrfan Dinç , Beykoz Kaymakamı hemşerimiz Aydın Ergün, Ankara Çankırılılar Federasyonu Başkanı Adem Can katıldı.


‘Kesintisiz eğitimin ruhuna, “vak vaklayan” bir neslin devamı için mecliste ve medyada avaz avaz bağıranlara ve tabiki Nur Serter ‘e Sınıfımı geçince Bir gitar aldım kendime Annem kızdı bana Babam darıldı Derslerimi aksattım diye Öğretmenim çok çok kızdı Sabah akşam durmadan Çaldım, çaldım söyledim Vak the rock, vak vak the rock! Vak the rock, vak vak the rock! Komşular şikayet etti Ben hala devam ettim Avaz Avaz bağırdım Vak, vak, vak diye! Vak the rock, vak vak the rock! Vak the rock, vak vak the rock! Herkes kızgın bana Herkes darıldı Herkes şaşkın bu ara Herkes bağırdı Böyle de şarkı olur muymuş? Bu iş karın doyurur muymuş?

Derken günlerden bir gün Şarkım çok meşhur oldu Çevrem insanla doldu Para desen, çok çok çoktu Annem öptü beni Babam barıştı Sınıftan içeri girince Birden ortalık karıştı Vak the rock, vak vak the rock! Vak the rock, vak vak the rock! Böyle de şarkı olur muymuş? Bu iş karın doyurur muymuş? Avaz avaz bağırdım Vak, vak, vak diye! Avaz Avaz bağırdım Vak, vak, vak diye! Bir ördek gibi!

REKLAM REZERVASYON (0507)

501 51 41

Fazlı Kılıç ile hiçbir husumetinin olmadığını belirten Keskin “ Biz Kaaadet Partisi Kağıthane İlçe Baş- ğıthane’de hayra motor şerre fren kanı Zeynel Keskin partisinin olma davasındayız.” şeklinde konuşiktidar dönemi yaptığı hizmet- tu. lerden bahsederek “ Biz hepinizin Kağıthane Urfa’dan Kebap Salomalumu olan Nikah Salonunu, Be- nu’nda verilen kahvaltıya katılım yolediye Hizmet Binasını yaptırdık; ğundu. İl Başkanı Selman Esmerer Sadabad Projesi bizim projemizdi.” ve Saadet ilçe yönetiminin tam kadro dedi. Sözlerinde Belediye Başkanı katıldığı programda 16 muhtar ve İdris Peşen

S

12 sivil toplum örgütü yöneticisi katıldı. İl Başkanı Selman Esmerer yaptığı konuşmasında “ Milli görüş bu ülkeyi vatandaşın sırtına yüklenmeden kalkındırmayı başaran tek yönetimdir. Bu gün AKP’nin oluşturmaya çalıştığı pembe bir ekonomi tablosu var. Oysa kimsenin bahsetmediği 9 milyon yeşil kart sahibi var.” dedi.

Basri Akgül umhuriyet Halk Partisi Kağıthane İlçe Örgütü, olağan kongresini gerçekleştirdi. Yeni başkanın ve yönetimin seçildiği kongre’de 400 delege oy kullandı. Çağlayan Mahallesi’nde bir düğün salonunda gerçekleştirilen kongreye yoğun ilgi vardı. Çok sayıda partilinin katıldığı kongreye CHP’nin üst düzey yetkililerinin yanı sıra Kâğıthane’nin çeşitli platformlarda görevli başkan ve yöneticileri de katıldı. Çift listenin yarıştığı kongrede Gökhan Murat Pektaş 208 delegenin oyunu alarak ilçe başkanlığına seçildi. Yaklaşık 400 delegenin oy kullandığı kongrede Pektaş’ın rakibi Mehmet Ali Yüksel ise 163 oy da kaldı. Kongrede yönetim kurulunun yansıra il delegeleri de seçildi.Beklenenin aksine sakin geçen kongrede her iki aday da birbirlerini tebrik ettiler

C

Yasin Eker

M

uhsin Yazıcıoğlu, öldürülüşünün 3.yılı münasebetiyle yurdun dört bir yanından katılımlarla Ankara’da kabrinin başında dualarla anıldı. Büyük Birlik Partisi’nin (BBP) düzenlediği anma programına Kağıthane’den de yoğun katılım oldu. BBP Kağıthane İlçe Yönetimi Kağıthane’den Muhsin Yazıcıoğlu’na ve onun davasına gönül vermiş insanları Ankara’ya taşıdı. 50 kişilik grupla Büyük Birlik Partisi Kağıthane Ankara’da Muhsin Yazıcıoğlu’nu andı. Ölümünün 3. Yılında ölümü hala aydınlatılamayan Yazıcıoğlu anısına yurt genelinde programlar düzenleniyor.


20.09.1942 Sarız/ Kayseri’de doğdu. İlkokuldan sonra Askeri Harp Okulunda okudu. 1970 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden mezun oldu. 1981 yılında Genel Cerrahi hastalıkları uzamanı oldu. 1990 yılında Şişli Etfal Hastanesin’de öğretim üyesi oldu. Aynı hastanede başhekimlik yaptı 1996 yılında emekli oldu. Özel Sena Tıp Merkezin’de 1996 yılında beri çalışmaktadır. Fransızca bilir. Evli 3 çocuk ve 3 torun sahibidir.


Ülkemizin önde gelen müzik yapım şirketlerinden Ulus Müziği kurdunuz. Bir çok insanı meşhur ettiniz. Ama son yıllarda pek ortalıkta görünmüyorsunuz? Önceleri halk müziği, arabesk ,pop müzik tarzında müzik yapıyorduk. Bir kısmını da bizim keşfedip meşhur ettiğimiz popüler şarkıcılarla çalışıyorduk. İbrahim Erkal, Doğuş, Gökhan Tepe, Zara, Orhan Hakalmaz gibi… Biz bu sanatçılarımızın sanatlarıyla olduğu kadar milli manevi yönleriyle de topluma örnek olması için çalıştık. Bu çabalarınız da başarılı olabildiniz mi? Bazılarında başarılı olduk, bazılarında olamadık. Şöhret ve para ne yazık ki herkesin kaldırabileceği bir şey değil. İçkinin su gibi aktığı, cinselliğin en üst seviyeye çıktığı bir mecrada bişeyler yapmak istiyorsunuz. Yani? Yani değerlerimizi aktarma yönünde popüler sanatçılarımızın bir çabası olmadığını gördüğümüzde, eskiden beri kültürel müzik çalışmalarına yatırım yapan bir firma olarak kadim musikimize ve buna hizmet eden anlayışa daha yoğun olarak yöneldik. Anladığım kadarıyla siz popüler müziğin ve o müziğin getirdiği hayat tarzından, biraz daha iç dünyanıza hitap eden musikiye ve o musikinin ruhuna uygun düşen bir yaşam tarzına doğru yöneldiniz? Aslında bu çabalar o zaman da vardı. Biz 1996 da en popüler şirketken bile 81 ilimizi 81 cd ile Türkülerle Türkiye projesini gerçekleştirdik. Bu çalışmamızda 1000’in üzerinde türküyü farklı santaçılarımıza okuttuk ve türk halk müziğine ciddi bir katkıda bulunduk. TRT’nin en büyük arşivini Türk Halkının hizmetine sunduk. Gelecek nesiller için geçmişimizden aktarabileceğimiz örnek eserleri

ortaya çıkardık. Türk halk müziğine enstrümantal katkılarda bulunduk. Bu sene 6.sını yapacağımız Uluslararası Klasik Türk Müziği Kampı düzenliyoruz. Burada dünyaya Türk müziğini tanıtıyoruz. Ayrıca 118 cd den oluşan “Türk-İslam Musikisi Külliyatı” çalışmamızın temellerini de o dönemde attık. O dönem ekonomik nedenlerle bu çalışmanın ancak bir kısmını gerçekleştirebildik. Çünkü bu kültürel projenin finansmanını bugün olduğu gibi hiçbir yerden destek almaksızın kendi imkanlarımızla po-

bunun üstüne kurmaya çalıştım. Karşıma engeller çıktığında geçici olarak beni etkileseler de, kalıcı olarak o engelleri etrafımdan uzaklaştırmışımdır. Farklı müzik türleri örneğin ideolojik, yada protest müzik hakkında düşünceleriniz nedir?

Bu tür müzikler bizim renklerimizdir. Müzik bazan bir anlatım biçimidir, içimizdeki düşünceleri dışarıya vurmanın adı olabilir. Protest müzik de böyledir. Ancak müzikte mesaj kaygısıyla bir şeyler

Darbecilerin adelet önünde yargılanmaları, bundan sonra bu tür teşebbüsler olmaması açısından faydalı. Ama asıl mahkeme ilahi adalet önünde püler kültürden kazandıklarımızla sağlıyorduk. Siz İmam-Hatip Lisesi mezunusuz, ayrıca sonrasında Yüksek islam Enstitüsünü de kazandınız? Ben imam-hatip mezunuyum, ilahiyatçı bir kimliğim var. Bu kimliğimle her zaman guru duydum. Rabbim bana hiçbir zaman bu kimliğimi ezdirtmedi. Her zaman işimle yaşam biçimim arasında bir mesafe olmuştur. Nasıl bir yaşam biçimi var İskender Ulus’un? Kur’an’ın ve Hz peygamberin emrettiği yaşam biçimine riayet etmeye çalışıyorum. Bunu düstur edindim ve hayatımı her zaman

anlatmak o kadar da kolay değildir. Toplumda karşılığı olması gerekir. Grup Yorum’u da, Ahmet Kayayı’da dinlerim, özellikle “Kardeş Türküler”i beğenirim. Türk halk müziğinde beste yoktur, yaşam vardır. Bu müzikle insanımızın yaşamını, kültürünü, değerlerini öğrenirsiniz. Sadece enstrüman olarak bakmamak gerekir müziğe. Sözlü müzik en güzelidir. Orda Yunus vardır, Mevlana vardır… Dini Müzik tanımının sizdeki karşılı nedir? Bizim kastettiğimiz dini musiki birkaç ayaktan oluşur. Birincisi, tekkelerde ve dergahlarda icra edilen musiki. Oralarda

hakkı zikretmek için insan sesiyle birlikte müzik aletlerinin kullanıldığını görürüz. İkinci olarak da inanılmaz zengin bir camii musikisinden bahsedebiliriz. Bugün hala camilerimizde değişik makamlarda ezanlar, ilahiler okunur, salavatlar getirilir. Dünya’da ve ülkemizde yapılan popüler islami müzik çabaları için neler söyleyeceksiniz? Yusuf islam, Sami Yusuf bütün dünyaca tanınan isimler… Son derece olumlu çabalar olarak görüyorum. Burada samimiyetin ölçüsünü Yüce Kuran’ın ve Peygamberimizin de işaret ettiği üzere kişide dünyalık biriktirme kaygısının olup olmamasıyla ilişkilendiriyorum. Bu formda müzik yapan insan, hanlar hamamlar biriktirme telaşındaysa her işte olduğu gibi buradan da hayır doğmaz kanaatindeyim. Ülkemizde, kimilerinin “yeşil pop” diye adlandırdığı, islami hassasiyetleri öne alan müzikten haberdar mısınız? Örneğin Grup Genç, Grup Yürüyüş gibi müslüman gençlerin oluşturdukları guruplar artık sayıca da ciddi kitlelere hitap ediyorlar? Evet bunları biliyorum ve destekliyorum. Sadece endişem taklit ve özenti olmaması gerekir. Bizim musiki kültürümüzün o tür müziğin de altyapısı olmasını isterim. Altyapısını populer müziğin ya da bize yabancı herhangi bir müziğin oluşturduğu zemin üzerine sadece söz yazmakla gerçek müzik yapmış olmazsınız. Siz 12 eylül döneminde işkenceye maruz kalmış bir insansınız. Ne ile suçlanmıştınız? O yıllarda ben sağ-sol çatışmasının yoğun olarak yaşandığı Ordu ilinde İmam-


Hatip lisesi öğrencisiydim. Yaşanan toplumsal olaylara duyarlı, inançlı bir genç olarak elbette ki kendi değerlerimizi savunuyorduk. Ancak herhangi bir şiddet olayına da karışmadığımı söyleyebilirim. Tabiki duyarlıydım ve önde öğrenci olduğum için ihtilalden hemen sonra tutuklandım. Nerdeydiniz o sıra? İstanbul’a Yüksek İslam Enstitüsüne kayıt için gelmiştim. Üç ayı işkencelerle geçen bir yıllık tutukluluk sürecim oldu. Hiç yanından bile geçmediğim mevzularda suçlandım. İçinde bulunduğumuz günlerde 12 eylül darbesi mahkemede yargılanıyor? Darbe mağduru biri olarak darbecilerin yargılanmasının önünü açan halkoylamasında evet kararı çıkmasını canı gönülden destekledim ve bu meyanda açıklamalar yaptım. Adalet önünde yargılanmaları bundan sonra bu tür teşebbüslerin olmamasını sağlamak açısından faydalı. Ama asıl mahkeme ilahi adalet önünde olacaktır. Ben şahsen darbecilere hakkımı helal etmiyorum. Ülkesine duyarlı gençleri birbirine düşürerek kendi düzenlerinin devamını sağlayan bu insanlar asıl hesaplarını ilahi adalet önünde vereceklerdir. Muhsin Yazıcıoğlu’nun şiirlerinden bir albüm yaptınız? Başbakan’a şiir okuttunuz? Rahmetli Yazıcıoğlu’nun şiirleri önüme geldiğinde o kadar etkilendim ki, “bu kadar mı hak için şiirler yazılır” dedim. Bu 12-13 kadar şiiri Türkiye’nin önde gelen tiyatro sanatçılarına icra ettirdik. Başbakan’ın kendi sesinden şiirlerini okuması, 1999 yılında Adam müzikle birlikte gerçekleştirdiğimiz bir projeydi. Başbakan gerçekten çok etkili bir hatip ve bu yeteneğini şiir okurken de görebiliyorsunuz. Ben ” Zindandan Mehmed’e Mektup” u bir üstadın kendi sesinden, bir de Başbakanımızdan sıklıkla dinlerim. “The İmam” filmini izlediniz mi? İmamHatip mezunu biri olarak kendi hayatınızdan izler buldunuz mu? Evet galasına da gitmiştim, daha sonra da birkaç kez izledim. O filmde özünü iç dünyasında aslında korumuş; ama gerek modern yaşam tarzı, gerekse görüntüsüyle geleneksel dindar tipini yansıtmayan ve o kesimce yadırganan bir insan var. Müzik sektöründe iş yapan,

Popüler müzikten milyon dolarlar kazandım ama ne bir evim ne de bir arabam oldu. Ben kazandıklarımı topluma hizmet olarak harcadım benzer geçmişe sahip bir insan olarak benim de karşılaştığım şeyler bunlar. Diğer taraftan yaşam tarzımızdan dolayı örneğin davetlerde içki içmediğimiz için yadırgandık; dinci misin, yobaz mısın sorularına muhatap olduk. Meclisten geçtiğimiz günlerde çıkan,

tekliyorum. İskender Ulus dindar bir müzik insanıdır diyebilir miyiz? Allah kabul etsin diyebilirim sadece. Elbette ki yaşam biçimimiz derken bunun sadece sözde değil, özde de bir karşılığının olması gerekir.

İmam hatiplerin orta kısmını açan ve liselerde kuran eğitimi ve peygamberimizin hayatını anlatan dersler gibi konuları da içeren eğitim reformuna bakışınız nedir?

Ulus müzik olarak bir yanda Hülya Avsar albümü yapıyorsunuz, diğer yanda Türk-İslam musikisi külliyatı yapıyorsunuz? Burada bir tezatlık yok mu?

İmam-Hatip okuyanlarla ilgili önyargıların kırılması gerekir. Biz imam hatipliler o okullarda hem modern ilimleri okuduk, hem de dini ilimleri okuduk. Kime ne zararı olmuş bu okulların? Aksine topluma her zaman iyilik ve doğruluk sunmuştur. Bugün Kuran’ın raftan indirilip gençlerin okuması için yapılan çabalarda ne gibi bir kötülük olabilir, aksine burdan sadece iyilik çıkar. İman etmiş görünmek başka şeydir, imanlı olup onun gerektirdiğini yapmak başka bir şey. Meclisten çıkan yasayı sonuna kadar des-

Asıl maksadım kendi musikimize hizmet etmektir. Elbette “Türk-İslam musiki külliyatımız”, “Türkülerle Türkiye” projesi gibi çalışmalar çok maliyetli, ancak çok paralar harcayarak yapılan prodüksyonlar. Bunlardan bir kazancımız olmadığı gibi ciddi anlamda kaynak aktarıyoruz bu ve benzeri projelere. Daha önce de dile getirdiğim gibi hiçbir kurum ya da kuruluştan bu hizmetlerimiz için maddi bir destek almıyoruz. Bu projelere destek için işadamlarıyla görüştüm ama henüz bu bilinçte değiller. İşte biz popüler müzikten kazandığımız paraları buraya aktarıyoruz. Bir taraftan kazanıp diğer tarafı finanse ediyoruz, işin özü budur. Klasik Türk Müziğimize katkının ciddi bir mali külfeti söz konusu ve siz bir an-

1962 yılının 15 Mayıs’ında Ordu ili Gölköy ilçesi Ahmetli köyünde dünyaya geldi. İlk öğrenimini Gölköy ilçesi Hürriyet İlkokulunda, Ortaokulu Gölköy Lisesi’nde ; Liseyi ise Ordu İmam Hatip Lisesinde okuyarak tamamladı. 1980 yılında İstanbul Yüksek İslam

lamda Kültür Bakanlığı başta olmak üzere bir çok kurumun yapacağı bir çalışmayı ulus müzik olarak yapıyorsunuz öyle mi?

Madem sordunuz şu kadarını söyleyeyim, bu kültürel çalışmalardan şu ana kadar 900 bin lira zarar ettim. Ayrıca bu tür çalışmaların alıcısı toplumda sayıca az. Popüler kültüre nazaran daha nitelikli, daha incelikli bir musiki zevki gerektiriyor. Ama gelecek nesillere birşeyler bırakmak adına durmak yok yola devam. Ulus Müzik olarak çok paralar da kazanmış olmalısınız ama? Allah nasip etti milyon dolarlar kazandım, ama ne bir evim ne de bir arabam oldu. Ben kazandıklarımı sosyal sorumluluk olarak topluma hizmet olarak har-

cadım, harcıyorum. Bir odada bir yatağım var sadece. Allah bana başka dünyalık nasip etmesin. Bu benim yaşam biçimim, memnunum gayet. Allah için topluma bir şeyler vermek amacım. Bugün anlaşılmasa da ilerde toplum anlayacaktır muhakkak. Ulus Müzik Kağıthane sınırları içerisinde Seyrantepe’de. Dolayısıyle vaktinizin önemli bir bölümü burada geçiyor. Memnun musunuz Kağıthane’de iş yapmaktan? Kağıthane’de iş yapmaktan mutluyum. Kağıthane ulaşımı kolay bir merkez ve ben her yere metro ile gidiyorum. Belediye Kağıthaneliler için gayet güzel sosyal yaşam alanları, parklar oluşturmuş. Hasbahçe’ye panayır zamanı ben de gidiyorum. Kağıthane’de ekonomik, fiziksel görünümle beraber sosyokültürel dokunun da gelişimini gözlemek heyecan verici. Enstitüsünü kazanıp kayıt yaptırmak üzere İstanbul’a gelirken gözaltına alınarak 12 Eylül darbesinin mağdurları arasında yerini aldı. Bir yıl sonra serbest bırakılan ULUS, eğitimine devam edemediği İstanbul’a gelip kendini müzik piyasasının içinde buldu. Önce Laleli’de bir müzik evinde şan dersi gören ULUS, çeşitli yerlerde sahne almaya başlayarak kısa zamanda müzik dünyasının merdivenlerini tırmanmaya başladı.


Lale Devri ve Kağıthane/Sadabat deyince aklımıza gelen ilk isim, devrin padişahını dahi gölgede bırakan Damad İbrahim paşadır. Oysa Lale Devrinde yaklaşık 200 köşk ve sarayın bulunduğu Kağıthane’de onlarca hatta yüzlerce Paşa bulunmuştur. Bunlardan biri de Fethi Paşa’dır. Fethi Paşa deyince çoğumuzun aklına Kuzguncuk'taki Ahmet Fethi Paşa Yalısı, yada Üsküdar'daki Fethi Paşa Korusu gelir de Paşa’nın Kağıthane ile olan bağlantıları gelmez. Önce kısaca Paş’yı tanıyalım ; Fethi Ahmet Paşa, 1801’de Rodos’da dünyaya gelir. Yedi yaşına girince bir aile dostu aracılığıyla Enderun’a alınan Fethi Ahmet Enderunlu olarak yüksek rütbelere geliyor.Valilik ve Paris elçiliği yapan Fethi Paşa , 1839’da İngiltere Kraliçesi Victoria’nın taç giyme merasimine de gider. Çok etkili bir sefir olan Fethi Ahmet Paşa’ya Ünlü besteci Strauss’un yaptığı bir bestesi bile vardır. Paşa’yı tanıyan La Martin onu Batı Kültürü’ne açık,Avrupalıdan farkı olmayan bir Osmanlı subayı olarak tanıtmıştır. Ticaret Nâzırlığı, Meclisi Vâlâ-Ahkam-ı Adliye Reisliği, Harbiye Nazırlığı ve Tophane Müşirliği de yapan Ahmet Fethi Paşa aynı zamanda , ilçemizde kendisine bir saray yaptırılan II. Mahmud’un kızı Atiye Sultan ile 1840 yılında evlenir ve bu nedenle “Damad” olarak da anılır.Atiye Sultan ile 10 yıl sürmüş evlilikleri. Çok renkli bir kişilik olan Paşa’nın sanata meraklı Olmasından dolayı , Abdülmecit Dolmabahçe Sarayı'nı inşa ettirirken yaptırdığı yeni sarayın döşenmesi görevini Fethi Paşa’ya verir. Paşa’nın tarihsel önemi burada bitmez,Tophane müşiri iken, Aya İrini'yi eski silahların kaldırıldığı bir ambar olmaktan çıkarıp çeşitli illerden toplattığı asar-ı atikalarla, yani arkeolojik eserlerle donatarak müzeye dönüştüren Fethi Paşa, Aya İrini'de kurduğu müze ile Türk müzeciliğine, Sultanahmet'te 1847'de başlattığı arkeolojik kazılarla arkeolojiye, Beykoz'daki cam fabrikasını yöneterek çeşm-i bülbül üretimine yaptığı katkılar oldukça önemlidir. Dolmabahçe Sarayı’nda namaz kılarken ölüyor. 56 yaşında iken ölünce Divanyolu’nda II. Mahmut Türbesi bahçesine gömüldü. Paşa’nın öldüğü gün, yalıdaki kalfalarla hizmetçilerin, gözyaşları içinde, “O gittikten sonra bunları görecek göz kimde var” diyerek yalıdaki en değerli sanat eserlerini, o canım çeşmibülbüllerle bin bir ışıltıyla parıldayan billurları bir bir denize attıkları hikaye edilir. abityasaroglu@buulkegazetesi.com

İ

zcilik,İngiltere'de kuruluşundan kısa bir süre sonra, memleketimizde de Keşşaflık adı altında görülmeye başlanır. Memleketimizde izciliğin ilk kurucuları hakkında çeşitli görüş ve fikirler mevcuttur. 1 ) Darüşşafaka beden dersi öğretmeni ve Oymakbeyi B.Sami Karayel'in 1914 tarihli İzci Rehberi isimli izci kitabında Türkiye'de izciliğin ilk kurucuları Nafi Atıf Kansu ve Ethem Nejat olarak görülür. İlk izci üniteleri Darüşşafaka, Galatasaray ve İstanbul Liselerinde kurulmuştur. 1968 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'nca kapsamlı olarak Türkiye İzcileri Yönetmeliği hazırlanarak yürürlüğe konmuştur. 2 ) İstanbul il İzci Kurulu Başkanlarından Rıza Bediz, 1955 yılında yayınladığı"İzcilik ve İzci Kampları" adlı kitabında Türkiye'de izciliğin 1909 yılında İstanbul'da Galatasaray ve Kabataş Liseleri'nde Beden Terbiyesi öğretmenleri Ahmet veAbdurrahman Robenson kardeşler tarafından başlatıldığını belirtilmiştir. İlk izcilik hareketleri benimsenmiş görünse de bu tarihlerde patlak veren Balkan Harbi bu ilgiyi ortadan kaldırır. Harpten sonra 1912 yılında izciliği yeniden canlandırmak amacıyla Belçika İzcilik Teşkilatı'ndan Herold Parfit getirtilir. Parfit,izciler ocağını kurar. İşte Türkiye'de izciliğin kuruluşu 1912 yılı olarak esas alınmaktadır. 24 Nisan 1914 yılında Kağıthane Sırtlarında ilk izcilik uygulamaları (Oymakbaşı Kursu) yapılır. 16 Oymakbaşı başarı ile kurstan mezun olur. 1920 yılında İstanbul'da birçok izci oymaklarının kurulduğu görülür. Kaynak: www.taf.org.tr

Haliya, Kağıthane suyu yolu, muhimmatı içün, iç hazineden kapucular kethüdası Muhammet ağa kulları elinden 969 muharreminin 18’inde iki kise flori ki 20 bin flori olur gelub taşra hazinede hıfz olundu.


Miss Julia Pardoe'nin Kağıthane'si 18. yüzyıl istanbul'undan önemli tanıklıklar sunan Miss Julia Pardoe 'nin akıcı ve sıcak anlatımıyla bize aktardığı Kağıthane'yi tüm ayrıntılarıyla öğrenme imkanı buluyoruz: "İstanbul'a yakın en güzel yerin Kağıthane olduğu, kuşku duyulmaz bir gerçektir. Avrupalılar, buraya, "tatlı sular vadisi" derler. Bu ad, şairane olduğu gibi, buraya yakışıyor da. Birgün, Kağıthane'ye hayran olan birkaç dostumla orada buluşmuştuk. O günün tadını hiç unutamam. Sanki güneşin dünyayı en çok aydınlattığı bir zamandı. Bundan birkaç gün önce rahatsızlık geçirmiştim. Bu yüzden ata binecek gücüm yoktu. Bundan ötürü, bir arabaya binerek, onun yumuşak yastıklarının arasına rahatça yerleştim. Yanımdan at üstünde hızla geçen sevinçli ve sağlıklı arkadaşlanmı görünce, onlara katlamadığıma üzüldüm ve yavaş yavaş araba ile vadiye doğru ilerledim. Tepeyi inince, saray avlusundan birkaç arabanın çıktığını ve saray bahçesiyle, Kağıthane çayırını ayıran derenin karşı yanında ilerlediğini gördüm. O sırada atlı bir muhafız, arabamı durdurdu. Ancak o yoldan Avrupalının geçmesini yasaklayan bir buyruk olmadığı için, bir dakika sonra izin verdi. Buraya girmesi yasaklanan insanlar yalnız Rumlar, Ermeniler ve Musevilerdi. Bunun için bana, sadece Padişah ailesi geçinceye kadar arabamı durdurmamı söyledi. Hiçbir şey demeden durdum. Derenin genişliği pek az ol-

duğu için, bu seçkin kişileri olduğu gibi görebildim. Her biri, bir seyisçe yetiştirilmiş dört güzel atın çektiği açık bir arabada, Padişah'ın iki küçük oğlu ile, saray cücesi ve sarayın Arap başağası vardı. Daha bebek olan şehzade çok sevimli bir çocuktu. Pınl pınl gözleri ve pembe pembe yanaklan vardı. Sanki bir köylü çocuğu denecek kadar gürbüzdü. Bunun arkasından, dört öküz arabası geçti. Bu arabadaki yüzleri yaşmaklı kadınlardan biri, Mihrimah Sultan, ötekiler de annesiyle kız kardeşlerinden birisiydi. Genç kadınlann bazılan son derece güzeldi. Yüzlerine pek ustalıkla taktikten yaşmaklar, o kadar inceydi ki, her birini yüzünü ayn ayrı tanımlayabilirim. Böyleyken, bu genel olarak görülen giyiniş tarzı değildir. Çünkü saray halkı, biraz kalabalık olan yerlerde, öteki Türk kadınlarından daha kapalı gezerler. Aynca bir başka zaman, Padişah'ın odalıklarından birisini görmüştüm. Bu kadın, kirpiklerine kadar yüzünün her yanını örtmüş, gözlerini de ince bir bürümcükle kapatmıştı. Biz sarayın önünde dururken, iki (altı çift kürekli) kayık, sarayın rıhtımına doğru ilerledi. Kısa bir süre sonra, içinde Halil Paşa'nın eşi Saliha Sultan gözüktü. Yanında beş altı kadar halayık, bunu iki kat kadar da beyaz cariye ve kucağında sevimli Şehzade'yi tutan baş dadı vardı. Bu çocuğun doğumu nedeniyle Sultan Mahmut görülmemiş bir cömertlikte

bulunmuştu.Padişah'ın bazı gözde Paşaları ile ok atmada olduğunu anlayınca, kendisini bir kez görmeye karar verdik. Bunun üzerine, aramızdan bir iki kişi ayrıldı. Biz de piknik yerinde biraz dolaştıktan sonra, oklarını hedefe doğru fırlatan okçuların bulunduğu yere geldik. Vadinin üzerinden geçen kalın bir bulut yığını birkaç damla dolu yağdırmıştı. Bunlar, yaprakların üzerine sesle ve ağırlık yaparak düşüyorlardı. Bu sırada Padişah, saray görevlilerinden birinin, kutsal varlığı üzerine tuttuğu kırmızı bir şemsiye artında oturuyordu. Gözde paşalar, binanın yüzü boyunca, sıra sıra ayakta duruyorlardı. Birçok uşak da, okları toplamak için çevreye dağılmışlardı. Korkusuzluğu ile çok gurur duyan Sultan Mahmut'un en büyük tutkusu ok atmaktı. Bu tutku o duruma gelmiştir ki, tam Askeri Lise'nin arkası¬na düşen tepelerin geniş bir bölümü üzerinde, şuraya buraya, üzerlerine garip oymalar yapılmış ve özenti ile yazılar yazılmış birtakım süslü nişan taşlan diktirmiştir. Bu taşlar, kendisinin bu tepelerin en yüksek yerinden oklar atıp da isabet ettirdiği noktalar varsayılan yerlere dikilmişlerdir. Varsayılan diyorum, çünkü kendisinin bu tutkusu herkesçe bilindiğinden atılan okları toplamak ve isabet noktasını ölçmekle görevli olan saray oğlanları, oku kimse görmeden usulca yerden alarak yirmi otuz adım ilerledikten sonra bulmuş gibi yaparlar. Böylelikle Padişah; peri masallarındaki

Prens Aimwell gibi ok atmış olur ve Padişah'a bu okları geri götüren bu kurnaz oğlanlar, daha dürüst adamların eline geçmeyen bol bahşiş ve armağanlar alırlar. Okçuların toplandığı yerin biraz solunda; yaşlı söğüt ağacının gölgesi altında bir tümsek vardır. Bunun bir yanından bir mezar taşı yükselmiştir. Burası, Padişah'ın odalığının mezarıdır. Gençliğinin, güzelliğinin ve yüzünün en parlak döneminde birdenbire ölmüş. Padişah, bu güzel odalığının ölümüne o kadar üzülmüş ki, tam iki yıl bu yüzden Kağıthane Saray'ına gelmemiş. Bu mezarlık, selamlık pencerelerinden gözükür ve söğüt dallan arasında inildeyen rüzgar sesi, selamlığın yaldızlı salonlarında oturanların kulaklarına kadar gelir. Sultan Mahmut'un bu odalık için duyduğu acılı anlarda ona bir şiir yazdığını duydum. Bunu ele geçirmek için çok uğraştım, ancak başaramadım. Araba ile gezintimizi sürdürdüğümüz zaman içinde, bir ressama konu olabilecek grup grup toplanmış bir çok insana rastladık. Hepsi sevinç içinde eğleniyorlardı. Güneş ışıklarıyla pırıl pırıl parlayan nehirde, kayıklar gelip gidiyorlardı. Ulu ağaçlar, geniş dallarını çayırın üzerine uzatmışlardı. Rüzgar, sevinçli sesler getiriyordu. Bulup, geçip gitmişti. Güneş de ışıklarını tepelerin üzerine yaymış. Uzun ve güneşli bir yaz gününün, Kağıthane'den başka, dünyanın hiçbir yerinde, daha güzel geçirilebileceğini sanmıyorum."


Grup yürüyüş nedir? Nasıl başlamıştır biraz bahseder Grup yürüyüş nedir? Nasıl başlamıştır biraz bahseder misiniz? misiniz? Grup Yürüyüş en nihayetinde bir müzik grubudur. ÇalışmaGrup Yürüyüş en nihayetinde müzikilgilenen grubudur. larına 2004’te başlamıştır. İlk defa bir müzikle dörtÇalışmaarkadaş larına 2004’te başlamıştır. İlk defa müzikle ilgilenen dört olarak bu işe koyulduk.2004 öncesinde amatör seviyedearkadaş çeşitli olarak bu işe koyulduk.2004 öncesinde amatör çeşitli çalışmalarımız oldu. Bu çalışmalar elbetteki dahaseviyede çok albüm ve çalışmalarımız oldu. Bu çalışmalar elbettekivedaha çokçalışmaları albüm ve profesyonel çalışmalardan ziyade etkinlik konser profesyonel çalışmalardan ziyade etkinlik vegündemiyle konser çalışmaları şeklinde oluyordu. Genelde de dönemin alakalı şeklinde oluyordu. Genelde de dönemin gündemiyle olarak Irak ve Filistin sorunları, Amerikan işgalleri ilealakalı ilgili olarak ve Filistin sokak sorunları, Amerikan Türkiye’ işgallerideiledevam ilgili yapılanIrak protestolarda, eylemlerinde, yapılan protestolarda, sokak eylemlerinde, Türkiye’ e devam eden sorunlarla ilgili, cezaevlerindeki sorunlarla ilgili d,başörtüsü eden sorunlarla ilgili, cezaevlerindeki sorunlarla ilgili ,başörtüsü yasağı ile ilgili sorunlar, bu konularla ilgili yapılan etkinliklerde yasağı ile anlamda ilgili sorunlar, bu konularla ilgili yapılan müzikal görevler aldık. Konserler verdiketkinliklerde eylemlerde müzikal anlamda görevler aldık. Konserler verdik eylemlerde marşlar şarkılar söyledik. Böyle devam eden çalışmalarımız 2004 marşlar şarkılar söyledik. Böyle devam eden çalışmalarımız 2004 yılında bir kurumsallaşma sürecine girdi. Açıkcası birlikte olduyılında kurumsallaşmaönerileri sürecine tavsiyeleriyle girdi. Açıkcasıgrubu birlikte olduğumuz bir arkadaşlarımızın kurmuş ğumuz arkadaşlarımızın önerileri tavsiyeleriyle grubu kurmuş olduk. Grup yürüyüş adını verdik gruba. olduk. Grup yürüyüş adını verdik gruba. Neden Yürüyüş? Neden GrupYürüyüş? Yürüyüş çünkü süreç olarak yürüyüşler içerisinde Grup çünkü süreç olarak yürüyüşler içerisinde varolan birYürüyüş grubuz biz. Sürekli mitingler,eylemlerde,yürüyüşlerde varolan bir grubuz biz. Sürekli mitingler,eylemlerde,yürüyüşlerde marşlar söylememiz daha çok bizi bu isme yöneltti. Tabi çeşitli marşlar söylememiz çok bizi bu isme yöneltti. çeşitli böyle isimlerle alakalı daha tartışmalarımız olmuştu. AçıkcasıTabi sürecimize böyle isimlerle alakalı tartışmalarımız olmuştu. Açıkcası sürecimize en uygun ismi Grup Yürüyüş olarak belirledik. Bu isim hem de en uygun ismiolma Gruphalini Yürüyüş olarak belirledik. isim de hem de sürekli yolda de ifade ediyor. DengeBuhalini ifade sürekli yolda olma halini de ifade ediyor. Denge halini de ifade ediyor. Ne oturuyoruz, ne de aceleci bir koşma hali var. Dengeli ediyor. Ne Kur’an-ı oturuyoruz, nedde aceleci bir koşma hali var. Dengeli bir şekilde Kerim’ e vasat olarak ifade edilen bir yürüyüş bir şekilde Kur’an-ı Kerim’ d e vasat olarak ifade edilen bir yürüyüş halindeyiz. En azından bu halde olmayı umarak kendimize bu halindeyiz. ismi verdik.En azından bu halde olmayı umarak kendimize bu ismiHer verdik. parçanızın bir realitesi var. Parçalardan ziyade Her parçanızın birhikâyesi realitesivar. var.“Umuda Parçalardan ziyade albümlerinde birer yürüyüş” ve albümlerinde birer hikâyesi var. “Umuda yürüyüş” ve “Adanış Günü’nün hikâyelerinden biraz bahseder mi“Adanış siniz? Günü’nün hikâyelerinden biraz bahseder misiniz? Umuda Yürüyüş albümü 2005 yılında çıkmıştı. Yani grup kuUmuda Yürüyüş 2005yıl yılında YaniBahsetmiş grup kurulduktan yaklaşıkalbümü bir buçuk sonraçıkmıştı. çıkmıştı. rulduktan yaklaşık bir buçuk yıl sonra çıkmıştı. Bahsetmiş olduğum o süreç grubun kurulma süreci albüme yansımış duolduğum o süreç grubun kurulma süreci albüme yansımış durumda. Baktığımızda Filistin direnişin acılarını içeren ezgilerimiz rumda. Baktığımızda Filistin direnişin acılarını içeren ezgilerimiz var. Felluce direnişini konu alan şarkılarımız var. Türkiye’deki F var. Felluce direnişini alan Kürt şarkılarımız var.sokak Türkiye’ deki F tipi zulmünü başörtüsükonu yasağını sorununu, çocukları tipi zulmünü başörtüsü yasağını Kürt sorununu, sokak çocukları meselesini konu alan şarkılarımız var. Bu anlamıyla albümün meselesini konu irtibatlı alan şarkılarımız var. Bu anlamıyla albümün çeşitli güncelle olarak çeşitli konulara temas eden çeşitli güncelle irtibatlı olarak çeşitli konulara temas aktüalietye dokunan bu konuda bir şeyler söyleme endişesieden olan aktüalietye dokunan bu konuda bir şeyler söyleme endişesi içeriğe sahip olduğunu düşünüyoruz. Şarkılarımız da zatenolan bu içeriğe olduğunu düşünüyoruz. Şarkılarımız da zaten bu kaygıylasahip yapılan şarkılardır. Böyle olması her şarkının da bir kaygıyla şarkılardır.doğuruyor. Böyle olması her şarkının da bir hikayesi yapılan olması sonucunu Hakikaten şarkılarımız hikayesi olması sonucunu doğuruyor. Hakikaten şarkılarımız böyle. böyle. Adanış günü de aynı şekilde. Tabi Adanış Günü ilk albüme Adanış günü de aynı Adanış Günü çıktı. ilk albüme göre biraz geç çıktı. Dört şekilde. yıllık birTabi sürenin ardından göre biraz geç çıktı. Dört yıllık bir sürenin ardından çıktı. Sizin 301’den bir de yargılanmanız var. Sizin 301’den de karşıtı yargılanmanız var. kaynaklı bir dava Özgür Der’inbir darbe bir eyleminden Özgür Der’in darbe karşıtı bir eyleminden bir dava o. Cübbeli darbe düzenine hayır. Ergenekonkaynaklı çetesi TSK’nın o. Cübbeli darbe düzenine hayır. Ergenekon çetesi TSK’nın kendisi şeklindeki ifadelerden ötürü hakkımızda bir dava açıldı. kendisi şeklindeki ifadelerden hakkımızda dava açıldı. Dava devam ediyor. Tabi yeniötürü albümle birlikte bir Ergenekon ile Dava devam ediyor. Tabi yeni albümle birlikte Ergenekon ilgili Kuyu şarkısı bence önemli bir şarkı idi. Bu şarkı da Türkiye’ile de ilgili Kuyu yakılan şarkısı bence önemli şarkıedilen idi. Bu şarkı da Türkiye’ de kuyularda yargısız infaz bir ile yok insanların hikâyesini kuyularda yakılan yargısız ile götüren yok edilen anlatıyor. Olayı Şeyh Said’einfaz kadar birinsanların boyutu varhikâyesini şarkının anlatıyor. Olayı Şeyh Said’ e kadar götüren bir boyutu var şarkının çeşitli konuların yer aldığı bir albüm oldu. çeşitli konuların yer aldığı bir albüm oldu. Müzik ile dava aktarılır mı? Müzik aktarılır mı? Bunuile bizdava de tartışıyoruz. Neden bu kavramı kullanıyorsunuz, Bunu biz de tartışıyoruz. Neden bu kavramı kullanıyorsunuz,

bu kavramı kullanmak istismar oluyor mu şeklinde eleştirilerle bu kavramı kullanmak istismar oluyor mu şeklindeyönünde eleştirilerle karşılaşıyoruz. Aksine olması gerekenin bu olduğu dükarşılaşıyoruz. Aksine olması gerekenin bu olduğu yönünde düşüncelerde bize geliyor. şüncelerde bize geliyor. Davanızda birçok insan müziği çok iyi kullandığınızı Davanızda birçok insan müziği çok iyi kullandığınızı söylemesine rağmen, Bunun yanında bazıları da müzik söylemesine rağmen, Bunun yanında bazıları da müzik için davayı iyi kullanıyorlar eleştirisi de var. Bunlara için davayı iyi kullanıyorlar eleştirisi de var. Bunlara ne diyeceksiniz? ne diyeceksiniz? Ben ilk kez duymuş oluyorum bu eleştiriyi. Biz yaptığımız Ben ilk kez duymuş oluyorum bu eleştiriyi. Biz yaptığımız işi tanımlarken İslami Müzik yapıyoruz şeklinde beyan işi tanımlarken İslami Müzik yapıyoruz şeklinde beyan verdiğimiz oldu. Bunu belirtmemiz çeşitli tartışmaları da verdiğimiz oldu. Bunu belirtmemiz çeşitli tartışmaları da doğurdu. İslami Müzik diye bir müzik türü var mı gibi sodoğurdu. İslami Müzik diye bir müzik türü var mı gibi sorular soruldu bize de. Biz o beyanları verirken ısrarla rular soruldu bize de. Biz o beyanları verirken ısrarla şunu çizdik İslami müzik diye teknik bir müzik alanı şunu çizdik İslami müzik diye teknik bir müzik alanı yoktur. Peki, biz neden bu kavramı kullandık? Biz taşımış yoktur. Peki, biz neden bu kavramı kullandık? Biz taşımış olduğu mesaj itibariyle özü itibariyle bu kavrama yer verolduğu mesaj itibariyle özü itibariyle bu kavrama yer verdik. dik. Biz dedik ki biz şarkı sözlerimiz itibariyle İslami bir Biz dedik ki biz şarkı sözlerimiz itibariyle İslami bir mesaj içeriyoruz. Biz eğer kendimize Müslüman diyorsak mesaj içeriyoruz. Biz eğer kendimize Müslüman diyorsak bizim yapmış olduğumuz her şey İslam’a aittir. Öyle de olbizim yapmış olduğumuz her şey İslam’a aittir. Öyle de olmalıdır. Bunun hakkını verebiliyor muyuz o ayrı bir memalıdır. Bunun hakkını verebiliyor muyuz o ayrı bir meseledir. Nitekim biz eleştirilere de açığız. seledir. Nitekim biz eleştirilere de açığız. Aynı şekilde tiyatrocu arkadaşlar bizim gibi kaygılar Aynı şekilde tiyatrocu arkadaşlar bizim gibi kaygılar taşıyorlarsa tabii ki tiyatroda verdikleri mesaj itibariyle taşıyorlarsa tabii ki tiyatroda verdikleri mesaj itibariyle İslami tiyatrodur. Teknik anlamda değil de içerik anlamda İslami tiyatrodur. Teknik anlamda değil de içerik anlamda bir tanımlamadır. Peki, davayı kullanıyor muyuz biz? bir tanımlamadır. Peki, davayı kullanıyor muyuz biz? Grup Yürüyüş’ü bilenler açısından şöyle söylemek lazım. Grup Yürüyüş’ü bilenler açısından şöyle söylemek lazım. Biz bu işe müzik ile girmedik. Grup Yürüyüş olarak 2004’te Biz bu işe müzik ile girmedik. Grup Yürüyüş olarak 2004’te başladık müziğe. Bizim dava ile olan sürecimiz daha başladık müziğe. Bizim dava ile olan sürecimiz daha eskilere dayanır. Sürekli bu işlerin içerisindeydik zaten bu eskilere dayanır. Sürekli bu işlerin içerisindeydik zaten bu

süreç bizi buraya getirdi. Yani davayı müzikal anlamda da süreç bizi buraya getirdi. Yani davayı müzikal anlamda da davayı insanların gündemine getirmek kaygısı bizi aslında davayı insanların gündemine getirmek kaygısı bizi aslında bu işe başlattı. Peki, bu işten herhangi bir statü ya da ticari bu işe başlattı. Peki, bu işten herhangi bir statü ya da ticari bir değişim söz konusu mu? Kimsenin bunu yaptınız zenbir değişim söz konusu mu? Kimsenin bunu yaptınız zenginleştiniz, bunu yaptınız statükonuz değişti demeye hakkı ginleştiniz, bunu yaptınız statükonuz değişti demeye hakkı olduğunu düşünmüyorum. olduğunu düşünmüyorum. Grup Yürüyüş İslam aleminin acılarını sokaklarda Grup Yürüyüş İslam aleminin acılarını sokaklarda sloganlaştırıyor, marşlaştırıyor. İslam coğrafyasına sloganlaştırıyor, marşlaştırıyor. İslam coğrafyasına güzel günler geldiğinde Grup Yürüyüş bahar şarkıları güzel günler geldiğinde Grup Yürüyüş bahar şarkıları söyleyecek mi? söyleyecek mi? Biz tabi iki albümde de konserlerde de hüzün içerikli Biz tabi iki albümde de konserlerde de hüzün içerikli şarkılarımıza yer verdiğimiz gibi daha çok direniş marşlarına şarkılarımıza yer verdiğimiz gibi daha çok direniş marşlarına coşkulu marşlara yer vermeye çalışıyoruz. Çünkü hakikaten coşkulu marşlara yer vermeye çalışıyoruz. Çünkü hakikaten genel anlamda İslam coğrafyasında Müslümanlar bir eziyet genel anlamda İslam coğrafyasında Müslümanlar bir eziyet altındadırlar. Ve maalesef Müslümanların acılı hikayeleri altındadırlar. Ve maalesef Müslümanların acılı hikayeleri var. Ancak tablonun bir yüzü. Bu acıya rağmen direnen var. Ancak tablonun bir yüzü. Bu acıya rağmen direnen Müslümanlar var. Bunlarında bu coşkulu destansı mücaMüslümanlar var. Bunlarında bu coşkulu destansı mücadelelerini de ifade ediyoruz. Elbette ki Suriye’de hakikaten delelerini de ifade ediyoruz. Elbette ki Suriye’de hakikaten çok ciddi bir durum var. 10 bine yakın kardeşimizi çok ciddi bir durum var. 10 bine yakın kardeşimizi katlettiler. Süreç devam ediyor. Nereye doğru gideceği bekatlettiler. Süreç devam ediyor. Nereye doğru gideceği belirsiz. Buna rağmen tüm kuşatılmışlığa rağmen tüm şehirler lirsiz. Buna rağmen tüm kuşatılmışlığa rağmen tüm şehirler direniyor. Ölüme bedenlerini siper eden kardeşlerimiz direniyor. Ölüme bedenlerini siper eden kardeşlerimiz var ve onlar sokaklardalar. Bu hakikaten anlatılması gereken var ve onlar sokaklardalar. Bu hakikaten anlatılması gereken bir durum. bir durum. İnşallah bu durum bittiğinde zafer geldiğinde o gün de İnşallah bu durum bittiğinde zafer geldiğinde o gün de zafer marşları söyliyeceğiz. Elbette ki hepimizin duaları zafer marşları söyliyeceğiz. Elbette ki hepimizin duaları bu yönde. Tüm mazlumların tüm insanlığın zulumlerden bu yönde. Tüm mazlumların tüm insanlığın zulumlerden zalimlerden diktatörlerden kurtulmasını temenni ediyoruz. zalimlerden diktatörlerden kurtulmasını temenni ediyoruz. Bu konuda rabbimize dua ediyoruz. Bu konuda rabbimize dua ediyoruz.


Kübra Şenal

K

âğıthane Şehir Müzesinde yapılan ve 9 Martta başlayan söyleşiler 29 Haziran 2012 tarihine kadar devam edecek. Kağıthane Belediyesinin Kültür İşleri Müdürlüğünce düzenlenen söyleşi programları çerçevesinde: Mustafa Özçelik’in “12 Mart İstiklal Marşının Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü” ve Bestami Yazgan’ın “Çanakkale zaferinin 97. yıl dönümünde şehitlerimizi anma programı” Nisan ayı içerisinde yapıldı. Mustafa Özçelik, Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Savaşında kalemi ile vermiş olduğu mücadelenin önemine değindi. Mehmet Akif ’in, bugünkü gençliğe örnek olacak bir

K

utulu Doğum Haftası Etkinlikleri dahilinde Kağıthane Anadolu İ.

Hatip Lisesi’nin düzenlemiş olduğu ‘Kuran’ı Yaşamak ve Kuran’la yaşamak’ konulu program Kağıthane Kültür Sarayında yapıldı. Gecenin konuşmacısı Munib Engin Noyan kendine has uslubu ve tiyatral hareketleriyle izleyicilerin büyük be-

hayat sürdüğünü vurgulayarak, İstiklal Şairinin sevilmesinin kalbi bir muhabbetten kaynaklandığını söyledi. Bu toplantıya katılanların bir vefa duygusu ile burada olduklarını söyleyen Özçelik, “İstiklal Marşını ve Safahat’ı anlamamız büyük bir önem taşıyor” dedi. “Türk Milleti tarih boyunca hiçbir zaman vatansız olarak yaşamamıştır. İstiklal Marşının yazılmasına da bu duygular vesile olmuştur” diyen yazar, vatanı olmayan bir milletin inançlarını tam olarak yaşamasının mümkün olmadığını vurguladı. Mehmet Akif ’in hayatından örnekler sunan araştırmacı yazar, İstiklal Marşının Taceddin Dergahı’nda 48 saat gibi kısa bir sürede yazıldığını ifade etti. Her 12 Martın İstiklal Marşının kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u anma günü olarak kutlandığını söyleyen araştırmacı yazar Mustafa Özçelik, gençlere Milli Şairi örnek almalarını önerdi. Özçelik ayrıca, Hasbahçe Söyleşileri’nin diğer ilçelere de örnek teşkil edeceğini temenni ettiğini belirtti. Şair Yazar Bestami Yazgan ise: "Destanlardan Ders Almak" konulu bir sunum yaptı.

Yazgan, destanlaşan Çanakkale savaşının büyük bir zafer olduğunu dile getirerek, iman gücünün en çaresiz anlarda bile nelere kadir olduğunun altını çizdi. Her karış toprağı kanla yoğrulmuş olan vatan parçasının ziyaretlerine zemin hazırlayan Belediye Başkanı Fazlı Kılıç’ı takdir eden yazar, dinleyicilerden gelen soruları da cevaplandırdı. Her iki programda da Belediye başkanı Fazlı Kılıç, yazarlara ilçeyi temsil eden lale figürlü plaket takdim etti.

ğenisini kazandı. Geceye yoğun ilgi gösteren Kağıthaneliler yer bulmakta güçlük çektiler. Gecede ayrıca Kuran tilaveti ve ilahiler seslendirildi. Gecede Kağıthane Kaymakamı A. Akın Varıcıerin yanı sıra, Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç ve Sivil Toplum Kuruluşularıyla birlikte bir çok siyasi parti yetkiisi hazır bulundu.

11 Nisan ÇArşamaba Saat: 20:0022:30, Yer: Kağıthane Şehir Müzesi. Konuşmacı: Prof.Dr. Hüsrev Subaşı, Konu: Mimar Sinanı Anma/ Sinan’ı anlamak 18 Nisan ÇArşamba, Saat: 20:0022:00 arası, Yer: Kağıthane Şehir Müzesi. Konuşmacılar: Özcan Ünlü, Cumali Ünaldı Hasannebioğlu, Şeref Akbaba, Recep Garip Konu: Naat şiir gecesi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları-Kağıthane Sadabad Sahnesi Nisan ayı programında: “Doğ Sahnesinde (Çocuk Tiyatrosu) Benim Arkadaşım Yok, Boyalı Benek, Uğur Böceği ve ayrıca 28. Çocuk Şenliği var. Sadabat sahnesin’de: Buluşma Yeri, Çiçek Prenses (Ç.O), Günlük Müstehcen Sırlar, Tarla Kuşuydu Juliet (M.O), 28. Çocuk Şenliği açılışında İrmik Oğlan(Ç.O) ve Toros Canavarı sahnelenecek. (Rezervasyon için: 0212 321 73 95)

120 sayfalık Kağıthane Faciası ‘Kartal İhsan Maceraları’ serisinin ikinci kitabı olup toplam beş hikayeden oluşur. 1.Hikaye: Kitaba adını veren ilk hikaye olup 5. ila 29.sayfalar arasında yer alır. Kitapta; şirket memuru Ferhat’ın yardımcısı Saime ile genel müdür Remzi beyi öldürüp paralarını alması, ardından Kartal İhsan tarafından yakalayıp çalınan parayı bulması anlatılır. 2.Hikaye: 30.ila 53.sayfalar arasında yer alan ikinci hikayede; babasının parasını çalarken evdeki hizmetçiyi de öldürüp hırsızlığa cinayet süsü vermek isteyen art niyetli biri anlatılır. Tabi ki Kartal ihsan gizemli olayı başarıyla açığa kavuşturur. 3.Hikaye: 54. ila 73. sayfalar arasında yer alan üçüncü hikayede; altı parmaklı bir katilin seri cinayetlerinin Kartal İhsan tarafından aydınlatılması anlatılır. 4.Tekinsiz Ev: 74. ila 97. sayfalar arasında yer alan dördüncü hikayede; hırsızların peşine düşen Kartal İhsan bu kez dostu Server Bediî’nin yardımıyla olayı çözer. 5.Kızıl Çeneli Baş: 98. ila 120. sayfalar arasında yer alan beşinci ve son hikayede; cimri amcasının malına konmak için gizli planlar hazırlayan bir yeğenin yakalanarak polise teslim edilmesi anlatılmaktadır.

Hüseyin Kerim Ece’nin, “Hayata Dâir Bahaneler” adlı şiir kitabı Beyan Yayınları logosuyla çıktı. Kitap kapağından, kendisine kulak verelim isterseniz. “Hayat, bir açıdan uzun bir yolculuk, bir başka açıdan tadımlık bir şey. Onu anlamlı kılan şey ona ilişkin bahaneleri nasıl anladığınıza bağlı. Arzular, hırslar, istekler, takıntılar, eylemler, hayaller, rüyalar, aşklar, kavgalar ve daha bir sürü şey; hepsi bir yığın bahane. Ya ayakbağı, ya asıl varılmak istenen hedef açısından birer sebep. Sebepleri kullanarak yüce bir amaca doğru yürüyenleri kutlamak gerek. Oynamamak için yerin darlığını bahane olarak ileri süren anlayış, hayatı amaçsız yapar. Hâlbuki amaçsız hayat değer açısından kaybedilmiştir. Hayatı emanet bilen zihniyet, onu gereksiz bahanelerin kucağına atmaz. Her şeye rağmen asıl Leyla’ya varmak için arada bahane olabilecek Leylalardan vazgeçebilmek hayatımıza yapacağımız en büyük iyilik olacaktır.”


M

eçhul sonu olan bir dünyanın bilindik fertleriyiz. Yaşama dair felsefelerimiz bu dört duvarlı dünyada birbirinden pek de farklı değil. Hayat hepimize aynı oyunları oynuyor ve aynı tesadüfleri sunuyor. Dünya denen bu mahallede yaşarken karşılaştığımız en temel çıkmazlardan biridir etnosentrizm. Yaşadığı kültürü ve çevreyi merkez gören ve diğerlerini ötekileştiren günümüz Türkçesi ile etnik merkezcilik anlamına geliyor en basit tanımıyla bu sözcük. İnsanların tam anlamıyla birbirlerini ve kültürlerini tanıma olasılığı bulmadığı bir çağda yaşasak, bu kelimenin felsefesi bize mantıklı gelebilir. Fakat günümüzde binlerce kilometre ötedeki yaşamları, en ayrıntısına kadar öğrenebiliyoruz, görebiliyoruz. Böyle bir mahallenin içinde ötekileştirme ve bencilliği anlamak zor olsa gerek. Modern dünya semtlerinin en önemli meseleleri bunlardır ve eğitim bunları bertaraf edecek şekilde düzenlenmelidir. Fakat hızlı hayatın realitesi, maalesef bu tip sorunları asıl mesele olarak görmüyor. Bu yüzden de eğitim konusu her ele alınışında, gelecek ve tüketim kaygısıyla farklı sahalarda değerlendirilip tespitler yapılıyor. Tam da bu günlerdeki bam telimiz. Herkes her şeyi konuşuyor bu asal sebeple ilgili. Eğitiyoruz ama ne kadar doğru ve mantıklı bir süreçteyiz. Yedi milyar nüfusun bir arada yaşadığı 21. asır memleketlerinde insanlar bir arada nasıl yaşayacaklar, nasıl bölüşecekler, nasıl kalkınacaklar ve daha nice sorular. Hafızamızı zorlayarak tarihi birikimlerimize şöyle bir bakıp her suale mantıklı cevaplar üretmeye çalışıyoruz. Ve şunu fark ediyoruz ki; her cevabın merkezine neslin eğitimi oturuyor. Böyle felsefik metaforların hüzzam beste şiddetiyle bizi yokladığı çağımızda, harbi bir eğitim ihtiyacı tüm şiddetiyle karşımıza çıkıyor. İşte çözüm diye haykırıyoruz. Ama herkesin lisanından farklı kelimeler dökülüyor. Evet, ilim sahibi, arifane bir nesil yetişecek. Tüm meselelere Kalu Bela’da öğretildiği gibi yaklaşacak. Ötekileştirmenin ve ötelemenin olmadığı yeni asırlara yelken açacak. Böyle halis ve ideal bir gelecekle, eğitimi şekillendirmek olmalıdır asıl çabamız. İster, dördü üç kere çarpalım, ister toplayalım. Özetle uzun ve tumturaklı cümlelerin ardında apaçık bekleyen bir gerçeği söylemek gerek. Eğitimin asıl görevi, etnosentrizmden ve egosentrzimden uzak bir nesil yetiştirmektir. Herkesin atası Hz. Âdem’dir zihniyetini öğretebilecek miyiz yoksa liberal dünyaya mağlup olmayan askerler mi yetiştireceğiz? Zihnimizi yoran asıl mesele bu olmalıdır. Aksi bir durumun gerçekleşeceği müstakbel dünyamız, herhalde pek yaşanmaz bir mahalle olacaktır. Hüzzam notalı şarkıların insanlığımıza şedde vurduğu bir şevkle inşaallah diyelim. Evet, İnşaallah! Gelecek neslin mahallelerinde, dördü üç kere içine sindirmiş sokak sakinleri merkeze ne beni ne de seni koymadan hepimiz kardeşiz, alınyazımız ve derdimiz ortak hutbesiyle bir çay içer. O zaman, hayr olmuş bu eğitim sistemi deriz, her kar yağışında yüzü kirlenen nesiller için... abdullah@buulkegazetesi.com

stanbul genelinde İlköğretim ve lise öğrencileri arasında yapılan tiyatro oyunları yarışmasının Kâğıthane İlçe finalleri yapıldı. İlçemizdeki okulların tiyatro kulüpleri çeşitli oyunlarla yarışmaya katıldı. İlköğretim kategorisinde Ticaret Odası İlköğretim Okulu öğrencileri ‘Bir Varmış Hiç Yokmuş’ adlı oyunla en iyi oyun ve en iyi kız oyuncu dallarında birinciliği aldılar. Lise kategorisinde ise Gültepe Lisesi’nin efsane tiyatrosu Tiyatro Cambaz, “Ne Dersin Azizim” adlı oyunla bu sene de birinci oldu. İlçe elemelerinde

İ

birinci olan okullar, İstanbul elemelerinde Kâğıthane’yi temsil edecekler. Kâğıthane’deki liseler arasında son yıllarda birinciliği kimseye kaptırmayan Tiyatro Cambaz, bu yıl da İstanbul’u Antalya Tiyatro festivalinde temsil edecek. Amatör bir ruhla Profesyonel işler yapan Gültepe Lisesi’nin öğrencileri ve Edebiyat Öğretmeni Ali Akça, kısıtlı imkânlarla da olsa Tiyatro Cambaz’ı devam ettireceklerini dile getirdiler.

K

âğıthane’de Okul Müdürlüğü de yapan Şair Erdoğan ERGİN’in 3.şiir kitabı “Şiire Ait Sevgi” Mart ayında çıktı. Şairin atmışa yakın şiirinin bulunduğu kitap, özetle şiir yoksa aşk da yok diyor. Herkes tarafından severek okunan, “Aslında Bir Ben Sevdim Seni, Memleket Hasreti, Şiire Ait” gibi hüznü ve aşkı kelimelere döken şiirlerin bulunduğu kitabı M.Taş yayınları

basmış. Şiirin mahzun ve yetim kaldığı günümüz dünyasına bir çığlık gibi patlayan hislerle, modern dünyanın orantısız gücüne teslim olmadık çünkü şiir var, aşk var diyor. Tüm şiirlerinin içinde kendinizden bir şey bulup sindire sindire okunacak bir şiir demeti. Sevginin olmadığı yerde şiirin de olmayacağını bu kitabı okuduktan sonra daha iyi anlayacaksınız. Tüm aşkları yasakladım nefsime İzin vermiyor beynim Kalbimin önüne geçmesine Aşk Her mevsim Bana Yasak

Ç

ağdaş yaşam Eşref ve Sadullah Kıray Anaokulu öğrencileri Yaz Bahçelerinde sebze ekmeyi öğreniyorlar Minik öğrenciler öğretmenleri eşliğinde roka, maydanoz, soğan, domates tohumları ektiler. Çocuklar, heyecan ve ilgi ile bu faaliyete katıldılar. Şehir hayatının içerisinde doğal yaşamdan uzak olan çocukların toprağa dokunmaları, canlıların büyüme aşamalarını yaşayarak keşfetmeleri ayrıca sulama aşamasında çocuklara sıra ile görev verilmesi ile bir canlının yaşayabilmesi için sorumluluk bilinci hedeflenmiş. Okul Müdürü Erdoğan ERGİN en güzel öğrenmenin yaşayarak öğrenme olduğunu söyleyerek, öğrencilerin hayat boyu öğrendiklerini uygulama fırsatı bulacağını bildirdi.

K

âğıthane İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, öğrenciler arası şiir okuma yarışması düzenledi. Her yıl geleneksel olarak il genelinde yapılan ezbere güzel şiir okuma yarışmaları bu yıl da oldukça heyecanlı geçiyor. Yarışmalar önce ilçelerdeki okullar arasında yapıldı. İlçelerinde birinci olan okullar bulundukları ilçeyi temsil ederek ilde oluşturulan gruplarda yarışacaklar. İlçemizdeki yarışmalar, ilköğretim okulları ve lise öğrencileri olmak üzere iki kategoride yapıldı. Okullarında güzel şiir okuyan öğrenciler, final turlarında şiir okuma yarışmasına katıldılar. Yarışmaların ön elemeleri Kâğıthane Anadolu Lisesi ile İHKİB Kâğıthane K.T.M.L’de yapıldı. Ön eleme sonucunda Cengizhan Anadolu Lisesinden Tuğçe Metin ile Kâğıthane Lisesinden Miray Ökten finale kaldı. İHKİB Kâ-

ğıthane KTML’de yapılan final turunda Kâğıthane Lisesi Öğrencisi Miray Ökten, İlhan Geçer’in “Hüzzam Beste” şiiri ile birinci oldu.

Ön elemeler sonucunda Âşık Veysel İÖO’dan Öykü İğret, Cevdet Şamıkoğlu İÖO’dan Sude Dere, Şair Yahya Kemal İÖO’dan Gamze Çiltaş, Ticaret Odası İÖO’dan Aleyna Ömer ve Zuhal İÖO’dan Seren Yıldırım bölge birincileri olarak finale kaldılar. İHKİB Kâğıthane KTML’de yapılan final turunda ise Şair Yahya Kemal İÖO’dan Gamze Çiltaş birinci, Zuhal İÖO’dan Seren Yıldırım ikinci ve Cevdet Şamikoğlu İÖO’dan Sude Dere üçüncü oldu. Özellikle final turlarında büyük heyecanın yaşandığı yarışmaları öğretmenler, öğrenciler ve aileler büyük bir heyecan içerisinde izlediler.


ğitim-Bir Sen Kağıthane’de görev yapan okul müdürleriyle bir araya geldi. Kağıthane Merkez Mahallesi’nde bir restoranda düzenlenen davete 40 okul müdürü katıldı.

E

Kağıthane’nin ve Türkiye’nin eğitim alanında yaşadığı sorunlara değinilen davette Ticaret Odası İlköğretim Okulun’da görev yapan Eğitim-Bir Sen Kağıthane ilçe temsilcisi Murat Kendigelen ve Zuhal İlköğretim Okulu’nda görev yapan Eşref Çolfaoğlu İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı (İLKSAN) yönetimine aday olduklarını açıkladı. Üyelerden destek isteyen adaylar İlksan’ın yönetimini aldıklarında geçmişe dönük bir denetim başlatacaklarını söylediler. Davete 40 okul yöneticisinin yanında Milli Eğitim Şube Müdürleri de katıldı. 6. Bölge Şube Başkanı İdris Şekerci davette yaptığı konuşmada: “Yetkimizi taçlandırmak için sizlerden destek bekliyoruz. Her müdürümden sendikamıza bir arkadaşımızı üye yapmasını bekliyoruz.” dedi.


Mustafa Taş

K

ulüpler Birliği başkanı Hasan Cevahir’in başkanlık ettiği toplantıya yönetim kurulu eksiksiz iştirak etti. Tüm kulüplerimizin temsilcilerinin bulunduğu toplantıda sorunların çözümü noktasında görüşler harmanlanarak ilçemiz kulüplerinin geleceği konuşuldu. Başkan Hasan Cevahir konuşmasına Sanayi Spor Kulübü’nün şampiyonluğunu kutlayarak başladı ve Sanayi Spor başkanı Faruk Uçara ev sahipliğinden dolayı teşekkür etti. Sadabad Spor tesislerinin bitirilerek ilçemize kazandırılmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Cevahir beş kulübümüzün (Günyamaç, Örnektepe, Talatpaşa, Gürsel ve Çatalzeytin) bu tesisle beraber çalışma ortamları daha güzel bir duruma gelmiştir. Tesisi bize kazandıran belediye başkanımız Fazlı Kılıç nezdinde tüm belediye personeline teşekkürlerimi sunarım dedi. İlçelerde yapılan U-14 karmasının Kağıthane ilçesindeki sorumluluğunun başkan yardımcımız Hasan Cevahiroğlu ve genel sekreterimiz Barbaros Akkoyunlu’da olduğunu belirten başkanımız yapılanmanın Kağıthane’ye yakışır şrkilde devam ettiğini sözlerine ekledi.


Yüksel Cırt

G

ün Işığı Derneği’nin düzenlediği voleybol turnuvasında çeyrek final maçları neticesinde yarı finale çıkan takımlar belli oldu. Çeyrek finalin ilk mücadelesi Artist Reklam ile Başakder arasında yaşandı. Önceki haftalarda gösterdiği performanstan uzak görünen Artist Reklam, daha önceki turnuvada 2.lik ve 3.lük almış, güçlü Başakder karşısında tutunamadı ve maçı 25-16 ve 25-13 lük setlerle 2-0 kaybetti 2. maç Kurtuluş ile Can Müşavirlik arasında oynandı. İtfaiye'yi eleyerek süpriz yapan Kurtuluş, çok çekişmeli geçen maçta 25-23 kaybettiği ilk setin ardından 25-18 ve 15-13 kazandığı setlerle 2-1 gallip gelerek Başakder'in ardından 2. yarı finalist oldu. 3. maçta Geçen hafta Eğitim'le çok çekişmeli ve seyir zevki yüksek bir maç oynayıp çeyrek finale çıkan Şafak Kırtasiye Ozalit, Sevgi ile karşılaştı. Ancak geçen hafta gösterdiği performansı gösteremeyen Şafak Sevgi karşısında tutunamadı. Sevgi, 25-22 ve 25-21 sonuçlanan setlerle 2-0 galip gelerek 3. yarı finalist oldu. 4. maç ise erken final diyebileceğimiz,

Suşehri, Koyulhisar, Gölova ve Akıncılar'ın da dahil olduğu vadiyi temsil eden ilçelerin katıldığı Vadi Federasyonu Futbol Turnuvasına , Kağıthane Belediyesinin ev sahipliği yapıyor. Turnuvayı Belediyenin Destek Hizmetleri Müdürlüğü organize ediyor. Turnuva mehter takımının eşliğinde muhteşem bir açılışla başladı. Dünya milletlerinin ortak dil olarak kullandığı sporun, en geçerli dallarından biri olan futbolla, vadi ilçelerini kaynaştırmak ve kardeşlik duygularını pekiştirmek amacıyla, İlçeler Arası Futbol Turnuvasın da bir araya geliyor. Oldukça görkemli bir açılışa sahne olan turnuva, şimdiden çok heyecanlı ve çekişmeli geçeceğinin sinyallerini veriyor. Vadi Federasyonu Futbol Turnuvası açılış töreni 25 Mart 2012 Pazar günü saat 14:00 da yapıldı. Kağıthane Belediyesi Hasbahçe Stadında yapılan açılış törenine Türkiye’nin en genç Milletvekili Muhammet Bilal Macit’in yanı sıra,Vadi Federasyonu Başkanı Nihat Macit, Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç, Sancaktepe Belediye Başkanı İsmail Erdem, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ve STK temsilcileri hazır bulundu.

H

son 2 yılın şampiyonlarını karşı karşıya getirdi. Ancak geçen seneki gücünden uzak görünen Nefa Kahraman Yapı, Ümded karşısında ilk sette tutunamadı, 2518 kaybettiği setin ardından biraz toparlanan Nefa, 2. sette Ümded ile başa baş bir oyun sergilemesine rağmen 2. sette de 27-25 yenildi.

Son yarı finalis olan Ümded, Kurtuluş'un rakibi olurken Başakder, Sevgi ile eşleşti. Voleybol turnuvasının yarı finali 8 Nisan Pazar günü saat 19.00 da Cemal Kamacı Spor Kompleksinde yapılacak. Yarı Finale çıkan bütün takımmlarımıza başarılar dileriz.

atırı sayılır bir topluluk aslında hem nicelik hem de nitelik bakımından. Herkesin katkı koymak adına bir şeyler yaptığını görünce insanın biraz daha sevesi geliyor bu topluluğu. Aslında bu topluluğu sevmek ve takdir etmek için bir çok neden olduğunu sizde benim kadar biliyorsunuz artık. Zaman zaman takdire şayan atraksiyonlar görebiliyorsunuz ve motivasyon üst düzeye çıkıyor ama... Bazı zamanlarda şahit olduklarınız ise sizin bu camiaya olan mensubiyetinizi sorgulama gereği hissettiriyor. Amatör camiamıza şöyle bir baktığımızda bir çok kulübümüzün öncelikli hedefi alt yaş guruplarında yetenekli ve karakterli oyuncular yetiştirmektir. Her zaman söylediğimiz şeylerden birisi ise bu gurupların ‘yarişmacı’ zihniyetten ziyade ‘gelişimci’ bir mantıkla yönlendirilmelidir. Toplumumuzda her ne kadar kazanma arzusu üst düzey olsa bile (misket oynarken bile yenilgiye tahammülü olmayan bir milletiz çünkü) bu anlayışı alt yaş guruplarımızda rafa kaldırmamız gerekir. Çünkü bizim gösterdiğimiz davranışlar çocuklarımızın attığı adımlarda ve davranış şekillerinde örnek teşkil ediyor. Tamam kazanmak isteği anlaşılabilir bir istek,ancak ‘emeksiz yemek istemek’ çok garip bir durum değil mi? Acaba Kazanabilmek için uygulanması gereken standartların kaç tanesini yakalamışız ve bunların hangisini hayata geçirmişiz. Kazanabilmek için çalışmak lazım,tesis lazım,kaliteli ve kapasiteli antrenörler lazım,çocuklarımızın fiziki şartları ve giyim kuşamları yerinde olması lazım… gibi bu örnekleri çoğaltabiliriz aslında. Yöneticilerimiz bu hususlarda pek çaba sarf etmeden her şeyin istedikleri gibi olmasını arzu ediyorlar. Çalışmak lazım diyoruz ama bir çok kulübümüzün alt yaş guruplarında haftada bir tek idmanla maça çıktıkları biliyoruz. Bunun çok olumsuz bir durum olduğunu hepimiz aslında çok iyi biliyoruz ve bu sebepten oyuncularımız ciddi sakatlıklar yaşadığı noktasında hemfikiriz. Yine kulüplerimiz de çalışan alt yapı hocalarının kaç tanesinin birikimli ve yeterli olduğu söylenebilir. Hoca sıfatıyla çalışan bir çok kardeşimizin kendisini tamamlayamamış olması çok büyük bir handikaptır. Bir şampiyonluk kazanmak adına gösterdikleri olumsuz davranışlar çocuklarımızda ciddi sıkıntılara yol açmaktadır ve bir çoğunun futbol serüveni bu yüzden erken yaşlarda son bulmaktadır. İdmanlarda dahi kıyafet bütünlüğünü sağlayamadığımız çocuklarımızdan çok büyük başarılar beklemenin kendimizi kandırmaktan başka bir şey sonuç doğuracağına inanmıyorum. Belki bu işi karşılıksız yapıyoruz ama bulunduğumuz kurumada pozitif katkı koymak zorundayız. Katkı koyamadığımız yerde ‘olmayarak’ da aslında bir katkıda bulunabilirsiniz çünkü işgal ettiğiniz alanda sizden daha iyi şeyler yapabilecek bir çok insanın şevkini kırdığınızın farkındamısınız. mehmetunlu@buulkegazetesi.com


Profile for Bu Ülke

Bu Ülke Gazetesi Sayı:11  

Bu Ülke Gazetesi Sayı:11  

Profile for buulke
Advertisement

Recommendations could not be loaded

Recommendations could not be loaded

Recommendations could not be loaded

Recommendations could not be loaded