Issuu on Google+

TARIMDA (ZİRAATTE) SU KULLANIMI Doç.Dr. Ertuğrul AKSOY

Dr. Gökhan ÖZSOY

TMMOB ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI BURSA ŞUBESİ Bşk. U.Ü. ZİRAAT FAKÜLTESİ TOPRAK VE BİTKİ BESLEME BÖLÜMÜ


Dünya ve Ülkemiz Su Varlığı • Dünyadaki toplam su miktarı 1,4 milyar km 3 tür. ( % 97,5’u okyanuslarda ve denizlerde tuzlu su , % 2,5’u ise nehir ve göllerde tatlı su olarak bulunmaktadır.) • Türkiye’de yıllık ortalama yağış yaklaşık 643 mm olup, yılda ortalama 501 milyar m 3 suya karşılık gelmektedir. • 274 milyar m 3’ ü buharlaşma yoluyla atmosfere, • 69 milyar m 3’ lük kısmı yeraltı suyuna, • 158 milyar m3 lük kısmı ise akarsularla denizlere ve göllere geri dönmektedir. • Yeraltı suyunu besleyen 69 milyar m3’ lük suyun 28 milyar m3’ ü pınarlar vasıtasıyla yerüstü suyuna tekrar katılmaktadır. Ayrıca, komşu ülkelerden ülkemize gelen yılda ortalama 7 milyar m3 su bulunmaktadır. • Böylece ülkemizin brüt yerüstü suyu potansiyeli 234 (158+41+28+7) milyar m 3 olmaktadır (DSİ)


• Ancak, günümüz teknik ve ekonomik koşullarında çeşitli amaçlara yönelik olarak tüketilebilecek yerüstü 98 milyar m3 (akarsularımız 95 + komşu ülke akarsuları 3) ve yeraltı 14 milyar m3 su potansiyeli ile birlikte ülkemizin tüketilebilir yerüstü ve yeraltı su potansiyeli yılda ortalama toplam 112 milyar m 3 ‘ tür. • Su varlığına göre ülkeler (yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı) • Su fakiri: 1.000 m 3 ten daha az • Su azlığı: 1.000 -2.000 m 3 • Su zengini: 8.000- 10.000 m 3 ve daha fazla


• Türkiye su zengini bir ülke değildir. Kişi başına düşen yıllık su miktarına göre ülkemiz su azlığı yaşayan bir ülke konumundadır. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1600 m3 civarındadır. • Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) 2023 yılı için nüfusumuzun 100 milyon olacağını öngörmüştür. Bu durumda 2023 yılı için kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 1.125 m 3/yıl civarında olacağı söylenebilir.


Dünyada Kişi Başına Düşen Kullanılabilir Su Miktarları Ülke- Kıta Ortalaması (yıllık) • • • • • • • • •

SURİYE LÜBNAN TÜRKİYE IRAK ASYA ORTALAMASI BATI AVRUPA ORT. AFRİKA ORT. GÜNEY AMERİKA ORT. DÜNYA ORT.

1.200 m3 1.300 m3 1.430 (1600) m3 2.020 m3 3.000 m3 5.000 m3 7.000 m3 23.000 m3 7.600 m3


• Genel olarak bir insanın biyolojik ihtiyaçlarını karşılaması ve yaşamını sürdürebilmesi için, günde en az 25 litre su tüketmesi gerektiği; • Günümüz koşullarında ise sağlıklı bir yaşam için kişi başına günlük ortalama kentsel su tüketim standardı 150 litre olarak kabul edilmektedir. • Dünya genelinde bölgelere göre kişi başına su tüketim miktarları • Sanayileşmiş ülkelerde 266, • Afrika’da 67, • Asya’da 143, • Arap ülkelerinde 158, • Latin Amerika’da 184, • Türkiye'de ise kişi başına günlük su tüketimi ortalama 111 litredir.


Tar覺m alan覺 Sulanabilir Kuru tar覺m Sulanan alan Sulama hedefi

:28,05 milyon ha :25,75 milyon ha :17,25 milyon ha : 5,1 milyon ha : 8,5 milyon ha (2023 hedefi)


Türkiye’de Sektörlere Göre Su Tüketimi

(DSİ_2010)

2008 yılı (milyar m3)

2023 yılı (milyar m3)

Sulama İçme Endüstri TOPLAM

Sulama İçme Endüstri TOPLAM

: : : :

34 7 5 46

(%74) (%15 ) (%11)

Su kaynaklarının geliştirme projelerinden sorumlu başlıca kurum olarak DSİ ve diğer kurumların da geliştirdiği projeler sayesinde 2008 yılı sonu itibariyle yıllık toplam 46 milyar m3 su tüketmekteyiz.

: : : :

72 18 22 112

(%64) (%16) (%20)

TARIM :26, ENERJİ:20, HİZMETLER :19, ÇEVRE sektörleri : 3 olmak üzere TOPLAM :68 milyar $ ek yatırım ( 27 milyar $/yıl gelir)


Tarımda Su

• Kıtlık ve açlığın dünyayı ciddi olarak tehdit ettiği 21nci yüz yılda toprak ve su en önemli stratejik maddelerdendir. • Günümüzden 6.000 yıl önce Mezopotamya bölgesinde Sümerler, hendekler kazarak Fırat ve Dicle’nin sularını tarlalarına akıtmakla insanoğlunun ilk sulu tarıma geçmesini sağladılar ve uygarlığı başlattılar. Benzer geliş meler Mısır’ın Nil, Hindistan’ın İndus vadileriyle Çin’de Sarı Nehir civarında yaşandı. Suyun en verimli şekilde değerlendirilmesi 2nci Dünya Savaşı’ndan sonra başlamıştır. • Türkiye’de de modern anlamda sulama projelerinin geliştirilmesi, 1950’li yılların başında DS İ ve TOPRAKSU gibi kamu kurumlarının kurulması ile büyük bir hız kazanmıştır. Ülkemizde ekilebilir araziler limitine 1970’li yıllarda ulaşılmış , bu tarihten itibaren ise tarımsal üretimin arttırılması ancak ülke genelinde geliştirilen modern sulama projeleri ile mümkün olabilmiştir.


• Suyun Yanlış Kullanımı=Çoraklaşma (Çölleşme) • Kurak ve yarı kurak iklim kuşağında yer alan ülkemizde kuraklık ve çölleşme sorunlarının küresel ısınma ile daha da artacağı dikkate alındığında sulama, aynı zamanda önemli bir sorunu da beraberinde getirmektedir; toprakların tuzlanması, yani arazi kalitesinin bozulması, çölleşme • Yağışlı bölgelerde, toprak içerisinde doğal olarak bulunan tuzlar yağmur sularıyla akarsulara ve yer altı sularına taşınır, bunlar aracılığıyla da deniz ya da göllere kadar ulaşır. Bu nedenle yağışlı bölge topraklarında genellikle tuz birikmesi olmaz.


• İklimi sıcak, yağışı az bölgelerde tarımsal üretim ve verimi arttırmak amacıyla toprağa kontrolsüz-gelişigüzel ve yanlış sulama yöntemleri ile verilen sular, içlerinde doğal olarak bulunan tuzu toprağın içine dahil ederler. • Fazla verilen bu su, aynı zamanda taban suyunu yükseltmek suretiyle toprak ve taban suyu içinde bulunan tuzların sıcağın etkisiyle, toprak yüzeyine kadar taşıdığı tuzları buharlaşmak suretiyle bırakarak toprak yüzeyinde tuzlanma yaratır. Tuzluluk tarımsal üretimi sınırlayıcı ve verimi düşürücü bir faktördür. • Fırat Nehri’nin iyi kalitedeki suyu bile her yıl 10 dekar toprağa 1,1 ton civarında eriyebilir tuzlarını dahil etmektedir. • Ülkemizde tuzlu, sodyumlu ve borlu topraklar İç Anadolu başta olmak üzere 1,6 milyon hektar alan kaplamaktadır. Özellikle batı ve güney bölgelerimizde aşırı sulamalar sonucu toprak kalitesi bozulmuş, tuzlanma nedeniyle verim düşmeye başlamıştır. Çukurova, Gediz, Söke, Amik ve son olarak da Harran Ovaları tipik örneklerdir.


• Amaç Dışı Arazi Kullanımı = Erozyon (Çölleşme) • Büyük yatırımlar yapılarak çeşitli amaçlar için tesis edilen, bir amacı da sulama olan barajlarımız, akarsu ve yüzey akışların taşıdığı toprak materyali ile planlanan ekonomik ömürlerinden daha kısa sürede dolmakta ve işlevlerini yitirmektedir. • Genelde ekonomik ömürleri 50 yıl olarak belirlenen bazı barajların aşırı erozyon etkisi ile 15-20 yılda doldukları görülmüştür (Karamanlı 13 yıl, Kartalkaya 19 yıl, Kemer 22 yıl). • Fırat üzerinde tesis edilmiş olan Keban Barajı’na her yıl en az 32 milyon ton toprak taşınmış ve tesis tarihi olan 1974 yılından 2001 yılına dek yaklaşık olarak 850 milyon ton toprak baraj tabanına yığılmıştır.


• Dünya genelinde erozyonla kaybedilen toprak miktarı 24 milyar tondur. • Ülkemizde her yıl kaybolan 500 milyon tona yakın verimli topraklarla birlikte 9 milyon ton bitki besin maddesi de yitirilmektedir. • Bu özelliği ile de erozyon, ekosistemin ve suların kirletilmesinde en büyük etken olmaktadır. Çünkü yüzey akışları ile taşınan bitki besin maddeleri (gübre dahil) ve tarım ilaçları su kaynaklarının kirlenmesine neden olmaktadır. • Ülkemizdeki ortalama yıllık toprak kaybı Avrupa’da oluşan kaybın 9,5 katı, Avustralya’da oluşan kaybın 2,9 katı, Amerika’da oluşanın 1,6 katıdır.


• Yapılan ölçümlere göre bazı nehirlerimizde taşınan sediment miktarları • - Dicle Nehri’nin 26,7 milyon ton/yıl • - Fırat Nehri’nin 16,8 milyon ton/yıl • - Kızılırmak Nehri’nin 15,7 milyon ton/yıl • - Mustafakemalpaşa çayı 1.2 milyon ton/yıl Sediment verimi: 148 ton/yıl/km2 • - MKP Çayı Tahmin edilen sed. mik:1.6 milyon ton/yıl

• -

Sediment verimi: 170 ton/yıl/km2


DSİ’nin yaptığı alan-hacim belirleme çalışmalarında, Uluabat Gölü’nün maksimum su seviyesindeki 4,25 mt. (deniz seviyesine göre) 1965 yılı alanı 162 km2, 1995 yılı alanı 155 km2 1965 yılı su hacmi 387 milyon m3 1995 yılı su hacmi 346 milyon m3 olarak ölçülmüştür. 30 yıllık göl hacminde, (su depolama kapasitesinde) sedimentasyon (kum özellikle silt, kil malzemeler) maksimum su seviyesi: 4,25 mt azalma =41 milyon m3 minimum su seviyesi : 3 m azalm =50 milyon m3 Son veriler hidrolojik döngü ve aşırı su çekimleri nedeniyle oluşan su seviyesine bağlı olarak Uluabat Gölü alanının 135-155 km2 arasında, su derinliğinin ise 1.5 -3.5 mt. arasında değiştiğini göstermektedir.


Uluabat Gölü alanı su seviyesine göre değişmekle birlikte 1974 : 135 km2, 1984 : 133 km2, 1993 : 120 km2 1998: 116 km2 olarak belirlenmiştir. 2010: Alan ve hacim ? Uluabat Gölü 1974 yılından 1998 yılına kadar geçen 24 yıllık süreçte % 14; 1984-1998 yılları arasında 14 yılda % 12 küçülmüştür. Yılın büyük bir kesiminde karasal ortama dönüşen ve bu nedenle de doğal yaşamın hayat bulduğu sazlık ve çalılık alanların yok edildiği ve tarım alanlarına dönüştürüldüğü delta alanı ise 14 yıllda % 75 oranında büyüyerek 1984 yılında 21 km2’ iken 1998 yılında 37 km2’ ye ulaşmıştır.


Uluabat Gölü gibi çok geniş ve dik eğimli arazilerden oluşan havzaya sahip nehirlerle beslenen göllerde doğal koşulların etkisi ile oluşan su erozyonuna bağlı sedimantasyon kaçınılmazdır ve bu koşullarda göl çok ekstrem iklim değişikliklerinin dışında varlığını yüzyıllarca sürdürebilir. Ancak insanların hızlandırıcı etkileri (ormanların yok edilmesi; yüksek arazilerde toprak işlemeli tarım yapılması; endüstri, tarım ve kentsel kullanımlar için aşırı su çekilmesi gibi) bu sürecin kısalmasına neden olmaktadır. Son 30 yılda yaşanan DSİ ölçümleri ve uydu verileri ile kolaylıkla gözlenebilen sürecin önlem alınmadan devam ettiği varsayılırsa; DSİ Hacim Alan ölçümlerinden elde edilen hacim azalması verilerine göre (30 yılda 50 milyon m3; yıllık 1,7 milyon m3 sediment veya su depolama kapasitesi kaybı) minimum su seviyesi olan 3 mt’ deki hacmi 88 yılda; 4,25 mt’ deki hacmi ise 203 yılda tamamen dolarak, Uluabat Gölü’nün karasal bir ortama yani tarım arazilerine yada çok sığ sazlık-bataklık bir ortama dönüşeceği söylenebilir.


• Sonuç ve Öneriler • Ülkemizde, küresel ısınmanın özellikle yağışın azalması, sıcaklığın ve dolayısıyla kuraklığın artmasına bağlı olarak arazi kullanım şekli ve tarımsal üretim yöntemleri ile su kaynaklarının kullanımı ve su kalitesi konusunda çok daha dikkatli olunmalıdır. • Ülkemizde adeta bir gelenek haline gelen ormanların, fundalıkların ve meraların tahrip edilmesinin; verimli tarım arazilerimizin şehirleşme ve sanayileşme ile yok edilmesinin önüne geçilmelidir. Söz konusu alanların amacı dışında kullanılmaları hem verimli yüzey toprağının yok olmasına, hem de yaratılan erozyonla su kaynaklarının sedimantasyonla su kalitelerinin bozulmasına ve baraj göllerinin hızlı dolmasına yol açmaktadır.


• Yanlış arazi kullanımı yağışla gelen suyun toprağa sızmasını da önlemekte yüzey akışa geçerek sele ve yeraltı su kaynaklarının beslenememesine yol açmaktadır. Bu nedenele gelecek yıllarda daha kurak bir ortama dönüşmesi belenen Ülkemizde erozyon kontrolü ve suyun toprakta korunması çalışmaları doğal kaynaklarımızın korunması ve sürdürülebilir kullanımı açısından çok daha önem verilmesi gereken bir konu olacaktır. • Sulamaya açılan bölgelerde ve açılacak bölgelerde, aşırı su kullanımının ve topraklarda tuzlanmanın önlenmesi açısından mutlaka modern sulama yöntemlerine dayanan sulama ve drenaj sistemleri kurulmalı . • Ülkemizde tarımsal üretim planlaması yapılmadığından/yapılamadığından, sulamaya açılan bölgelerde ekilecek bitki çesidi üreticinin ekonomik ve sosyal tercihlerine bırakılmakta, buna sulama konusundaki bilgisizlik, umursamazlık veya zorunluluklar da eklenince sulamadan yeterli randıman alınamadığı gibi topraklarımızın üretkenlik kapasitesi de düşmektedir.


• İklime dayalı olumsuzluklardan ve kuraklıktan ülke tarımımızın en az düzeyde etkilenmesi için; • ülkemizin tarımına, üreticilerine ve bunlara alt yapı, teknoloji ve bilgi desteği veren tarım kurum ve kuruşluşlarına devlet tarafından daha fazla destek verilmeli; • tarımsal kurum ve kuruluşların içlerinin boşaltılarak işlevsizleştirilmesi, ileri aşamalarda kapatılarak sundukları hizmetlerin özelleştirilmesine neden olan IMF, DB ve AB güdümlü politiklar kesinlikle terkedilmeli; • Tarım Bakanlığı’nın 1984 tarihli reorganizasyonu ile kapatılan TOPRAKSU Genel Müdürlüğü zaman kaybedilmeden kurularak toprak ve su kaynaklarının yönetimi tek elde toplanmak suretiyle mücadeleye derhal başlanmalıdır.


YIL Bursa MKPaşa B.Orhan Keles Simav Emet Kütahya Balıkesir 1975 691 668,8 898,2 948,6 548,9 692,8 635,1 1976 617,7 654,4 604,3 879,1 514,7 538,7 535,6 1977 574,5 660,2 610,4 821,3 525,8 556,7 489,2 1978 690,7 783 828,2 1045,3 590,3 634,7 667,5 1979 565 759,1 832 980,1 557,8 664,6 539,3 1980 808,2 924,2 869,5 1084,7 569,2 733,2 749,1 1981 910,5 711,5 881,5 1027,9 1347,4 584,4 780,7 1982 608,9 584,6 720,9 605 380 361 425,5 1983 642,1 670,2 663,6 816,4 535,8 581,9 468,5 1984 584 594,4 645 628,5 421 471,4 461,1 1985 586,2 582,4 677,5 721,1 393,2 521,3 521,9 1986 630,1 615 694,7 953,9 404,4 545,4 478,4 1987 799 962,8 812,2 758,5 435,8 564,4 634,8 1988 548,5 630,2 457,9 750,6 658,9 368,4 571,2 555,7 1989 559,2 596,7 364 582,7 462,1 91,2 384,7 399 1990 720,6 674,2 445,9 596,7 548,5 350,4 464,5 557,4 1991 652,3 571 356,3 620,8 560,8 339,4 515,7 385,4 1992 625,3 711 294,7 694,1 537,4 407,9 438,9 399 1993 510,8 529,8 235,1 624 746,7 467,9 447,7 447,7 1994 671,1 678,5 293,7 538,9 640,4 432,5 444,6 462,1 1995 724,9 726 297,2 815,2 874,6 253,1 532,5 641 1996 607,6 682,5 733,9 775,8 520,9 560 1997 869 858,7 851,9 805 603,7 715 1998 822,3 761,3 523,2 785,1 887,5 620,7 657,8 1999 619,6 539,3 290,2 626,1 683,4 485,6 481,9 2000 793,6 697,8 220,3 709,9 642,4 587,4 472,1 2001 724 616,8 755,4 1002,5 683,5 637,7 2002 761,3 634,3 639,9 632,7 632,7 559,3 2003 712,3 837,2 681,1 751,1 537 476,8 2004 585,8 546,9 707,6 572,9 407,1 506,2 2005 787,8 658,4 924,4 999,9 540,6 559,6 676,61 687,75 343,5 726,54 786,21 436,77 548,28 543,88


TARIMDA (ZİRAATTE) SU KULLANIMI