Issuu on Google+

BURSA KENT KONSEYÝ KONFERANSLAR DÝZÝSÝ

3 “Osmanlý Dönemindeki Kadýn Sultanlar” Prof. Dr. Yusuf HALAÇOÐLU

TARÝH: 17 MART 2010 – SAAT: 14.00 YER: TAYYARE KÜLTÜR MERKEZÝ


01


Prof. Dr. Yusuf HALAÇOÐLU 1949 yýlýnda Adana'nýn Kozan kazasýnda doðdu. 1967'de liseyi, 1971 yýlýnda Ýstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Yeniçað Tarihi Kürsüsü'nden "Fýrka-i Ýslâhiye ve Kozan " isimli lisans tezini hazýrlayarak mezun oldu. 1974 yýlýnda ayný üniversitede Yeniçað Tarihi Kürsüsü'nde asistan, 1978 yýlýnda "XVIII. yüzyýlda Osmanlý Ýmparatorluðu'nda Ýskân Siyaseti" konulu doktora tezi ile doktor oldu. 1982'de Yardýmcý Doçent, Nisan 1983'te de "Osmanlý Ýmparatorluðu'nda Menzil Teþkilâtý ve Yol Sistemi" isimli doçentlik tezini hazýrlayarak doçentliðe yükseldi. 1983-84 öðretim döneminde bir yýl süreyle 2547 sayýlý Yükseköðretim Kanununun 41. maddesi uyarýnca Elâzýð Fýrat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde görev yaptý. 1986 yýlýnda Marmara Üniversitesi Atatürk Eðitim Fakültesi Sosyal Bilimler Eðitimi Bölümü'ne geçti. 20 Mart 1989'da "XVI. Yüzyýlda Sosyal, Ekonomik ve Demografik Bakýmdan Balkanlar'da Bazý Osmanlý Þehirleri" konulu takdim tezi ile profesörlüðe yükseldi. Ayný tarihlerde Türk Tarih Kurumu asýl üyesi seçildi. 1989 yýlýnda Baþbakanlýk Devlet Arþivleri Genel Müdürlüðü Osmanlý Arþivi Daire Baþkanlýðý'na tayin edildi; 17 Aralýk 1990'da da Genel Müdür Yardýmcýlýðýna getirildi. Bu sýrada, Osmanlý Arþivi'nin otomasyonunu baþlattý. Bu görevinden 2 Mart 1992'de istifa etti ve Marmara Üniversitesi'ndeki görevine döndü. 26 Aðustos 1992 tarihinde Rektör yardýmcýsý oldu. 23 Ekim 1992'de Rektör vekili ve Kasým 1992'de tekrar rektör yardýmcýlýðýnda bulundu. Bu görevdeyken 21 Eylül 1993'de Türk Tarih Kurumu Baþkanlýðýna getirildi. Halen bu görevde bulunmaktadýr. Rusya Tabiî Bilimler Akademisi Üyesi, Merkezi Moskova'da bulunan "Uluslararasý Türk Dünyasý Akademisi Yönetim Kurulu üyesi, CIEPO (Uluslararasý Osmanlý öncesi ve Osmanlý Araþtýrma Merkezi) Yönetim Kurulu Üyesi, Merkezi Türkmenistan'da bulunan "Beynelmilel Gündoðar Halklarýnýn Medenî Mirasýný Araþtýrma Devlet Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi", Türk Kültürünü Araþtýrma Enstitüsü asli üyesi, Ahilik Araþtýrma Vakfý Ýlmî Danýþma Kurulu Baþkaný ve Osmanlý Araþtýrmalarý Merkezi Danýþma Kurulu üyesidir. Basýlmýþ Kitaplar: “Ahmed Cevdet Paþa, Ma'rûzât” Ýstanbul 1980 “XVIII. Yüzyýlda Osmanlý Ýmparatorluðu'nun Ýskân Siyâseti ve Aþiretlerin Yerleþtirilmesi” Türk Tarih Kurumu Yayýnlarý” Ankara 1988 “Osmanlýlarda Ulaþým ve Haberleþme (Menziller)” PTT Genel Müdürlüðü Yayýný, Ankara 2002. “Osmanlý Devlet Teþkilâtý ve Sosyal Yapý” Türk Tarih Kurumu Yayýnlarý Ankara 1991 “Baþlangýçtan 1774'e Kadar Osmanlý Tarihi” Anadolu Uygarlýklarý Ansiklopedisi Ýstanbul 1982, ( Bir heyetle beraber), “90 Numaralý Mühimme Defteri” Ýstanbul 1994 (Bir heyetle beraber). “Türk Tarihinde Ermeniler” Ankara 2001 (Prof.Dr. A. Süslü, Prof.Dr. F.Kýrzýoðlu, Prof.Dr. R.Yinanç ile beraber). “Ermeni Tehciri ve Gerçekler” Türk Tarih Kurumu Yayýnlarý, Ankara 2001. “Facts On The Relocation of Armenians. 1914-1918” Ankara 2002.

02


“OSMANLI DÖNEMÝNDEKÝ KADIN SULTANLAR” 17 Mart 2010 Sunucu: Þef Fahri DÜBEKOÐLU yönetiminde ki Büyükþehir Belediye Konservatuarý Türk Sanat Müziði Sanatçýlarý'na teþekkür ediyoruz ve saygýlar sunuyoruz. Deðerli konuklarýmýz, kýymetli Hocamýz Prof. Dr. Sayýn Yusuf HALAÇOÐLU'na sahneyi býrakmadan önce günün anlam ve önemine binaen düþüncelerini almak üzere Bursa Kent Konseyi Baþkaný Sayýn Mehmet Semih PALA'YI mikrofona davet ediyorum. Mehmet Semih PALA (Bursa Kent Konseyi Baþkaný): Sayýn Hocam, çok deðerli konuklar. Bursa Kent Konseyi olarak yaptýðýmýz çalýþmalardan bir tanesinde sizleri misafir ediyoruz. Bu günkü çalýþmamýzda, bu günkü etkinliðimizde Gönül Dostlarý Kadýn Çalýþma Grubumuzun önemli yardýmlarý var. Gönül Dostlarý Kadýn Çalýþma Grubu'muz; gerçekten Bursa'mýz da sosyal anlamda yaptýðý çalýþmalar yanýnda kültürel anlamda da çalýþmalar yapmakta ve Bursa'mýzda etkin bir yer edinmektedir. Ben öncelikle böylesine önemli çalýþmalarda bulunan Bursa Kent Konseyi Kadýn Çalýþma Grubu'na önderlik eden Sayýn Hüsniye ALTEPE hanýmefendiye çok teþekkür ediyorum. Tabi ki bizlere doyumsuz bir müzik ziyafeti veren Bursa Büyükþehir Belediyesinin Orkestralar Þube Müdürlüðü, Kültür ve Sosyal Ýþler Daire Baþkanlýðý bünyesinde bulunan, bize bu müzik ziyafetini veren ses ve saz sanatçýlarýna, þeflerine huzurlarýnýzda teþekkür ediyorum. Bursa'mýz da böylesine önemli topluluklarýn olmasýndan dolayý da gurur duyuyoruz. Ben sözümü fazla uzatmak istemiyorum. Deðerli hocalarýmýzýn görüþ ve düþünceleri, yorumlarýndan istifade edeceðiz. Gerçekten kendileri Türkiye'mizin önde gelen bilim insanlarýndan bir tanesi. Çizgisiyle, duruþuyla, görüþ ve düþünceleriyle hepimize yön veriyor ve bizleri bilgilendiriyor. Bu güne kadar çalýþmalarýndan ötürü gerçekten kendisine toplum olarak teþekkür ediyoruz. Bundan sonra da topluma katkýlarýnýn artarak devam etmesini bekliyoruz ve temenni ediyoruz. Ben sözü uzatmadan hocamýzla sizleri baþ baþa býrakmak istiyorum ve çok teþekkür ediyorum. Sunucu: Bir kez daha güzel alkýþlarýnýzla Sayýn Hocamýz Profesör Doktor Yusuf HALAÇOÐLU' nu mikrofona davet ediyorum. Prof. Dr. Yusuf HALAÇOÐLU: Sayýn hanýmefendiler, beyefendiler öncelikle gerçekten bende böyle güzel bir müzik ziyafeti arasýnda bana konuþma hakký tanýnmýþ, çok teþekkür ediyorum. Aslýnda tam da bizim konuþmamýza göre müzik ziyafeti dinletildi. Çünkü Türk Sanat Musikisi son derece etkindi. Sultan hanýmlar baþta olmak üzere saraydaki tüm cariyeler dahil, Saray Musikisi olarak adlandýrdýðýmýz bu musiki içerisinde vakitlerini büyük çapta geçirirlerdi. Orkestraya ve þefine benim eski günlerimi de hatýrlattýklarý için ayrýca teþekkür ediyorum. Aslýnda toplumun en merak ettiði bir konu üzerinde konuþacaðýz. Osmanlý Saraylarý'nda hep bahsedilen saray hayatlarý hep gündeme gelmiþtir, merak edilmiþtir, neler olmaktadýr? Kimlerden meydana gelmektedir sarayda ki bu insanlar? Bu aslýnda madalyonun görünmeyen bir diðer yüzüdür ve fazla bilinmeyen gizemli bir yapýsý vardýr. Sebebi de Topkapý Sarayý'ný düþünecek olursanýz, görmüþsünüzdür muhakkak hepiniz. Sarayýn normal bir devlet iþlerinin görüldüðü bir mekân vardýr. Bir de yine saray da oturan ve sarayýn dýþýna çýkmayan bir þey vardýr. Sarayýn dýþýna çýkan, yani sarayda görev yapýpta sarayýn dýþýna çýkanlara birun erkaný denirdi. Onlar sabahlarý girer saraya görevlerini yapar, akþam sarayýn dýþýna çýkarlardý. Çýkmayan grupta vardý tabi ki. Bu sarayýn bizzat hâkimi olan padiþah ve onun ailesi veya ona hizmet edenler gibi bir yapý vardý. Ayrýca sarayýn içerisinde bir baþka bölüm daha vardý Enderun dediðimiz. Özellikle seçilmiþ bazý kiþilerin,

03


gençlerin okutulduðu, öðrenim gördüðü, önce saray adabýný öðrendikleri ve saray adabýný öðrendikten sonra belli bir düzey sonrasýnda diðer görevlere geldikleri, sarayda ki teþrifatý öðrenip baþka görevlere geldikleri bir yapý vardý. Sarayý hatýrlarsanýz babý hümayun dediðimiz ana kapýdan girildikten sonra bir avlu vardý. Bu avlunun hemen sað tarafýndaki bölümde mutfak vardý. Saray yemeklerinin piþirildiði bölümdür. Hemen sol tarafta kubbe altý denilen divaný hümayunun toplandýðý bir yer vardý. Divaný hümayunu bu günkü anlamda düþünürseniz, Bakanlar Kurulu veya Türkiye Büyük Millet Meclisi gibi bir meclisin yer aldýðý bir yapýydý. Buraya ayný zaman da o kulenin adýna Kasrý-âli denirdi. Yani Adalet Kulesiydi buranýn ismi. Bütün sarayýn her mekânýndan daha yüksek bir mevkideydi bu kule. O þu anlama gelirdi; burada adalet her þeyin üstündedir. O kubbenin altýnda da divaný hümayun toplantýlarý olurdu. Kimler yer alýrdý divaný hümayunda? Her þeyden önce Fatih dönemine kadar ki ondan sonra da zaman zaman katýlmýþtýr, ama padiþahlar baþkanlýk yaparlardý. Fatihten sonra bu yavaþ yavaþ sadrazamlara býrakýlmýþtýr ve o binanýn içine girdiðinizde bir kafes vardýr. O kafesin arkasýndan padiþahý izlerdi fakat ne zaman izleyip, izlemediðini kimse bilmediði için bütün devlet konuþurken sanki padiþah dinliyormuþ gibi dikkatli davranmak durumunda hissederdi kendini. Belki gerçekten padiþah vardý veya yoktu ama kimse bilmezdi bunu. Dolayýsýyla padiþah varmýþ gibi davranýþlarýný, seviyelerini bozmadan orada kararlar alýrlardý. Baþka kim olurdu veziri azamdan sonra? Diðer kulp altý vezirleri vardý, bir iki üçe kadar bunlar uzanmýþtýr. Daha sonra baþka onun dýþýnda Anadolu ve Rumeli Kazaskerleri vardý. Bunlar Kadýydýlar yani hukukçuydular. Defterdar bulunurdu yani Maliye Bakaný bu günkü anlamda düþünürseniz. Tabi çavuþ baþý vs. gibi kimselerde yer alýrdý. Tek olmayan kiþi, devletin en yüksek erbabýndan olan bir kiþi vardý o olmazdý divaný hümayunda, o da Þehlül Ýslam'dý. Þundan dolayý olmazdý, yani veziri azamdan sonra en yüksek mevkide olmasýna raðmen orada yer almazdý. Çünkü o divanda alýnan kararlarýn hukuka uygun olmadýðýnýn kararýný veren en son merciiydi. O kararý verdikten sonra padiþah tarafýndan onaylanýrdý karar ve kanun hükmüne girerdi ve Resmi Gazete de yayýnlanmýþ olurdu. Yani sistem böyle çalýþýrdý. Tabi bunun ötesinde yine orada silahhane vardý. Yine onun geriye kalan kapýnýn yan iki tarafýnda ahýrlar vardý saray atlarýnýn muhafaza edildiði. Bu günkü anlamda düþünürseniz, bir Baþbakanlýk düþünün, Baþbakanlýk makam araçlarýnýn bulunduðu yer gibi düþünün onu da ahýrý hümayun yani ahýr dediðimiz bir yer bulunurdu. Ýkinci kapýdan girdiðinizde babu seyahe denilen yerdi. Hemen girdiðinizde padiþah bulunurdu ve padiþah özellikle yabancý elçilerle ve Devlet Erkaný Sadrazam'ýn divan sonrasýndaki sunumlarýný orada kabul ederdi. Çok büyük bir oda deðildi, küçük bir odaydý. Yalnýz oranýn bir özelliði vardý, kapý biraz küçüktür. Ýnsan boyundan biraz daha alçaktýr. Bunu bir sebebi vardý, o kapý Padiþahýn huzuruna giderken, gelirken herkesin otomatik olarak eðilmesini icap ettirirdi. Padiþahýn karþýsýnda herkes eðilmek zorunda kalýrdý girerken, isterse eðilmesin, mecburen eðilirdi. Tabi elçi kabul edildiði zamanda bu kabul edilirdi. Aslýnda mütevazý bir odaydý burasý. Avrupa'daki odalarla kýyaslarsanýz, Avrupa'daki bu salon gördüðünüz salondan daha büyük bir salonda kabul ederdi. O hem hükümdarý küçültür yani kralý küçültürdü, odayý büyültürdü, içinde ki insanlarý da küçültürdü. Ama Osmanlý sisteminde öyle deðil. Oda küçük, içerisinde padiþahýn oturduðu taht var. Fakat içeriye girdiði zaman padiþahýn huzuruna girerken kiþi eðiliyor ve bu da padiþahý büyütüyor. Yani sistem olarak böyle de bir yapýsý vardý. Büyük Elçiler Padiþahýn huzuruna girerken ki ondan da kýsaca bahsedeyim; bir elçi Osmanlý topraklarýna girdiði andan itibaren Osmanlý Devletinin misafiri sayýlýr ve tüm masraflarý devlet tarafýndan karþýlanýrdý. Altýna at verilirdi, atla gelirdi Ýstanbul'a. Hemen çavuþ baþý karþýlar iþte çiçekler verilir, hediyeler verir ve onu misafirhane de tutardý. Öyle bu günkü gibi Büyükelçilik binalarý falan yok, Osmanlý Devleti bunlara pek müsaade etmiyor. Gelirdi orada aðýrlanýrdý ama bir husus vardý. Padiþah onunla ne zaman görüþmek isterse o zaman görüþürdü.

04


Eðer o devlete karþý biraz Osmanlý Devletinin þeyi varsa yani hoþuna gitmeyen tavýrlar içerisindeyse devlet 6 ay bekletirdi padiþahý. Elçiyle görüþmek için 6 ay bekletilirdi. Görüþürken de iki koluna birer çavuþ girerdi, padiþahýn huzuruna öyle girerdi, altýna bir sandalye konurdu. Eðer oturtulmak icap ederse, deðer veriyorsa padiþah sandalyeye oturturdu ama yok deðilse padiþahýn huzurunda þuracýða mektubu sunar, padiþahýn hiç konuþmadan sadece el hareketiyle geri dýþarý çýkarýlýrdý. Sadece bu kadar, bu kadar ve çýkardý dýþarýya. Nitekim bunu Avusturya Büyük Elçisi de anlatýyor. Ýþte padiþahýn huzuruna girdim diyor Kanuni'nin huzuruna giriyor. Son derece azametli ve çok sert bir görünüm altýnda gidiyor ve diyor kendisine Hükümdarýmýn Kralýmýn Ýstiklal Pervivane mektubunu sundum, diyor. Yani Ýstiklalini daha ilan edemiyor ona benzer tarzda mektubumu sundum diyor. Padiþah diyor ki yanýnda ki þeyi Vezir aldý tamam tamam dedi. Hepsi o kadar ve geri gelip padiþahýn huzurundan çýktým diyor. Þimdi öylesine hükümdarý anlatýyor tabi günümüzle kýyaslarsanýz o günleri özlememek mümkün deðil tabi. Hakikaten çok müthiþ bir azamet var. Bunun için bir teþrifat kanunu çýkarýlmýþ Osmanlý Devletinde. Teþrifat kitaplarý var orada kimim nasýl davranacaklarý ile ilgili þunu söyleyeyim. Elçi çýktýktan sonra yine hükümdarýn izni olmadan orayý terk edemiyor. Gitmesine izin verildikten sonra da giderken at yerine beygirle gönderiliyor. Çünkü beygir yük hayvaný biliyorsunuz, at binek hayvaný. Eðer yurtdýþýna at çýkacaksa ancak kýsýrlaþtýrýlmak suretiyle izin veriliyor. Yoksa atýn dýþarý çýkarýlmasý yasak. Böyle bir sistem iþte Osmanlý. Þimdi böylesine azametli bir devletin içerisinde harem, sultan, kadýnlar fonksiyonlarý nedir? Gerçekten önemli. Yani Ýmparatorluðun hep bir yüzünü görüyoruz. Bu yüz Ýmparatorluðun þaþasý gücü, hakikaten gerçek gücü onun kanunlara, nizamlara saygýlý olmasý, adaletli bir yapý içerisinde olmasý ama bu hükümdarlarýnda bir aile hayatý vardýr. Bunlar nedir? Saraydaki durum nedir? Þimdi ona yavaþ yavaþ girelim. Þimdi tarihe baktýðýmýzda Türkler gerçekten hanýmlarýna o tarih itibariyle ismini söyleyecek olursak halk bunlara çok önem veriyordu. Bakýn bu ekranda gördüðünüz paralar Göktürk Ýmparatorluk paralarýydý. Hepimizin bildiði Bilge Kaan falan, biraz silik görünüyor ekranda ama hemen þurada ki parada Haným Sultan bu, uzun saçlý olan hükümdar. Dikkat ederseniz en üstte Göktürk parasý bu, ay yýldýz vardýr. Bu günkü bayraðýmýzýn üstünde ki ay yýldýz Göktürklerden gelmektedir. Çünkü ayrýca hatunun, elimde vardý o resim ama bulamadým, hatunun baþýnda ki taçta 3 hilal vardýr. Þimdi ekranýn bu tarafýnda zaten yine ayný þekilde olmak üzere var. Þurada bir tanesinde tek hükümdar var ama 3 tarafýnda da 3 ay yýldýz hilalli görüntüsü var. Burada tabi biraz þöyle söyleyeyim, daha açýk görülüyor Hükümdar býyýðý da var çünkü burada. Uzun saçlý olmasýna raðmen ama Göktürkler hep böyle. Mesela uzun boylu insanlar, uzun saçlý insanlar ta buralarýna kadar iner ve elçilik olarak baþka ülkelere gitmiþler. Onlarýn resimleri var deðiþik yerlerde yani böyle ama burada hatunun parada yer almýþ olmasý o tarihte batýda bile yok bu. Hükümdarýn hanýmýnýn ülke içerisindeki deðerlerini gösteriyor. Çünkü o tarihlerde hatunun ordusu var, hükümdarýn dýþýnda. Bir tahta otururken yani Hakan otururken, yanýnda ikinci bir taht var ve tahtta da Sultan Haným oturuyor. Þimdi burada beyefendiler de var ama eve varýnca hanýmlar bizde illa yanýnda sizinle ayný yerde oturacaðýz derlerse hiç þaþmayýn. Daha sonra geleceðimiz þeylerde var zaten ona benzer. Ýþte gördüðünüz gibi aþaðý yukarý hepsi öyle. Þimdi þu gördüðünüz yerde haremi hümayunun içinden bir bölüm. Sarayýn içine girdiðinizde hemen sol tarafýndaki mekân ev hayatýnýn yer aldýðý haremi hümayundur. Harem de Sultan Hanýmlar, Valide Sultan, Cariyeler ve tabi hizmetkârlar ve birde onlarýn yönetiminde “Kara Hadým Aða” denilen Afrika'dan getirilmiþ zenciler vardý. Aþaðý yukarý döþeme biçimi ekranda gördüðünüz gibidir. Haným Sultan dairesi bu þekilde, ellerinde sazýyla demin dinlediðimiz gibi. Ortada gördüðünüz gibi bir mangal, yanmýþ kömür buraya konur, odanýn ýsýtýlmasý için saðlanýr ama tabi taþ bina olduðu için genelde hepsi romatizmadan muzdariptir. Hem Osmanlý Hükümdarlarý romatizmadan muzdariptir, hem de bunlar. Aslýnda saray dýþýnda oturma þekli þöyledir, yani diðer konaklarda 05


oturanlar için söylüyorum. Bu mangal deðiþik yapýlmýþtýr, dikkat ederseniz üzerine bir þeyde koysanýz yanmaz. Bunun üzerine bir battaniye konur, kiþiler çok soðuk olduðu zamanlarda battaniyenin etrafýna oturur ve battaniye insanlara daha sýcak gelir ve ýsýtýr. Ýkinci olarak burada belki göremeyeceðiz ama Saray'da hep vardýr, þömine dediðimiz bu gün aslýnda o zamanlarda öyle bir sistem kurulmuþtur ki binalar kurulduðunda, burada odun veya kömür yakýldýðýnda buranýn ýsýsý duvarýn içerisinde deðiþik bölmeler yapmak suretiyle doðrudan odayý ýsýtmaktadýr. Dolayýsýyla kýþýn soðuklarda böyle bir ýsýnma söz konusudur. Alýþveriþe hanýmlar dýþarý çýkamadýðý için hareme bir takým hanýmlar alýþveriþ için deðiþik þeyler getirirler, malzemeler, kumaþ iþte taký þeyleri vs. bu þekilde burada onlar satýn alýrlar oradan. O þekilde bir alýþveriþte söz konusudur. Baþka bir görüntü, bir Sultan Hanýmýn oðlu ile görüntüsü. O zaman tabi fotoðraf makinesi falan yoktu onun için çekememiþler fazla ama minyatürler var. Ýþte ekranda da gördüðünüz gibi yine deðiþik kýyafetleriyle Saray Hareminde yer alanlar, diðer bölümde de bir tane Bursalý Haným olacak onu da koydum buraya. Bunlar tabi minyatürler olduðu için birebir fotoðraflar deðil ama giyim tarzlarýný görecek olursanýz hepsini burada görmeniz mümkün. Yine bir kadýn portesi minyatür olarak, bu da Bursalý bir kadýn, biraz hoþunuza gitmeyebilir belki ama öyle yani, Bursalý kadýn böyle çýkýyor o tarihte. Yine Haremde bir kadýn þimdi þöyle söyleyeyim genelde bunlar cariyelerin, cariyeler kimlerden meydana geliyor? Buraya getirilen bu hanýmlar nerden getiriliyor? Þimdi Osmanlý'da akýncýlar adý verilen bir birlik vardýr, sayýlarý aþaðý yukarý 40.000 civarýndadýr. Þimdi akýncýlar sefere çýktýklarý zaman 40.000 atlý olarak çýkarlar ve düþman ülkelerine girerler ama 40.000 atlý gitmez. 40.000 atlýnýn yanýnda birer yedek at vardýr ve dolayýsýyla 80.000 at birden sefere çýkar. Üzerinde sadece 40 süvari vardýr ama 40 atta yedektedir. Atlar yorulduðu zaman diðer atlara geçerler, binerler ve hiç durmadan seyahat ederler. Nitekim Türk akýncýlarýnýn Baltýk kýyýlarýna kadar vardýðý biliniyor kayýtlarda. Yani Baltýk kýyýlarýna kadar varabiliyorlar. Akýncýlarýn görevi Osmanlý Ýmparatorluðunun baþka bir ülkeyle savaþ halinde veya onu her hangi bir baþkaldýrýmda bulunmuþsa onu sindirmek için yaptýðý bir taktiktir. Akýncýlar gider o bölgede ki bütün tarlalarý, ekili alanlarý talan eder, yýkar, yakar ve bitirir. Böylece o düþmaný savaþamayacak hale getirir ve lojistik destek unsurlarýný mahveder. Fakat geri dönerlerken ki atlarýn bir özelliði de þudur; gittikleri yere kurutulmuþ et götürürler, hafiftir ve onu yerler karýnlarýný doyurmak için ama yiyecek bulamazlarsa atlarýný keserler hepsini deðil tabi içlerinden bazýlarýný ve atlarýnýn etini yerler. Onun için atlarýný da beraber götürürler. Geri gelirlerken artýk talan ettikleri yerlerde ne kadar kýymetli bir þey varsa alýrlar ve oralardaki kýzlarý bindirirler, götürürler. Yani Osmanlý topraklarýna getirirler ve burada bunlarýn bir kýsmý saraya verilir, bir kýsmý da satýlýr, cariye olarak deðiþik yerlere satýlýr. Bu bakýmdan gelen Osmanlý Hükümdarlarýnýn eþlerinin çoðu özellikle Fatih Sultan sonraki dönem de hep gayri müslimlerden oluþmuþtur. Mesela Kanuni Sultan Süleyman'ýn eþi mesela Hürrem Sultan'ý düþünün, beyaz Rusya'dan getirilmiþ bir hanýmdýr. Þimdi onlara da geleceðiz zaten kýyafetler de burada biraz önemli, kýyafetlerin biçimleri önemli. Bu tabi dýþarýya çýktýklarý kýyafetler deðil, iþte sarayda veya konaklardaki kýyafetleri bunlar genel olarak. Mesela Hürrem Sultan zaten Sarý Selim'e de çok benziyor yani 2. Selime de çok benziyor. Dediðim gibi beyaz Rusya'dan getirilmiþ ve sarayda son derece etkili bir isim fakat þunu söyleyeyim, Kanuni Sultan Süleyman biliyorsunuz 3 kýtaya hükmeden bir Dünya Ýmparatoru Hükümdarý. Krallara yazdýðý yabancý ülkelerdeki fermanlarda þöyle diyor: Ben ki Sultani Selati yani ben Sultanlarýn Sultaný, ben ki Sultani Selati sahipkýran yani bütün hükümdarlarý yenen, onlara galip gelen sahipkýran Neriman'ý Meydan, bütün meydanlarýn Kahramaný Neriman'ý Meydan Kehli Mekân yeryüzünün tüm hükümdarlarýna hakim olan Kehli mekan, Akdeniz'in ve Karadeniz'in yani Sina yarým adasýna kadar ve sayýyor, hepsini sayýyor ve Sultan Süleyman Haným diyor yani sen ki Alaman 06


Vilayetinin Hükümdarý diye bitiriyor. Kendisi böylesine kendini övüyor, övüyor sonra ama Kanuni Sultan Süleyman'ýn Hürrem'e yazdýðý mektuplara bakarsanýz, Saray da Nur'i Ayným kapýnda kölen olayým diyor. Kanuni Sultan Süleyman'ýn bütün karizmasý gidiyor tabi fakat bir taraftan baþka bir þey çýkýyor. Bir Dünya'ya hükmeden hükümdarýn eþine karþý olan teveccühünü bakýþ açýsýný ve bir yerde aile hayatýný anlatýyor. Yani o koca hükümdar birden bire süt dökmüþ kediye dönüyor, genelde hep öyledir ya. Mihriban Sultan gördüðünüz gibi zaten hep yabancý hanýmlar. Kösem Valide Sultan ki bunlar yalnýz þunu söyleyeyim, genelde tabi Türkler yapmadýklarý için bu tür porteleri hep yabancýlar yapýyorlar ve yaptýklarý resimler o çerçeve içerisinde de biraz kendilerine daha çok benzetirler. Þimdi bunlar tabi Türk adet ve geleneklerine göre giyiniyorlar ve farklý gördüðünüz gibi iþte. Yani sarayda falan öyle Batý tarzýnda bir kýyafetle falan dolaþmýyorlar tabi ki tamamen kapalý falan deðiller orada daha rahat dolaþma imkânlarý var, oraya çünkü kimse giremiyor. Fakat burada önemli olan þey þu, hakikaten sarayda padiþahtan bile etkinler. Bir Sultan Hanýmlar var yani Hükümdarýn Hanýmlarý var, bir de Valide Sultanlar var, padiþahýn anneleri var. Her ikisi de sarayda son derece etkili olan Valide Sultan çok daha etkili. Yani anne eþten daha etkili oluyor ama bunlar öylesine etkili ki bazý devlet adamlarýnýn görevden alýnmasý, göreve getirilmesi vs. gibi konularýn hepsinde etkililer. Bu da þuradan geliyor, eski Türk geleneklerinde de öyle yani normal saray dýþýndaki adet ve geleneklerde de genel de erkekler savaþa gider, dýþarý da çalýþýr fakat bütün ailenin hayatýný çekip çeviren veya çadýrda yaþýyorlarsa çadýr obanýn her þeyinden sorumlu olan hatundur. Bunun da etkisi son derece büyüktür. Çocuklarýn yetiþtirilmesinden tutun evin düzenine kadar tümü bunlar tarafýndan yapýlýr, bu da bir yerde saraya da intikal ediyor. Benim bile ailem de Osmanlý döneminde yaþamamýþ olmama raðmen benim ninem rahmetli mesela evde tek otoriteydi, her þeye o karar verirdi. Genelde evde hep hanýmlar, bu gelenekte eski Türklerden itibaren geliyor. Yani bu þekilde bir yapý var, 3. Selim döneminden bir minyatür gene böyle. Dolayýsýyla saraydaki Sultan Hanýmlar doðrudan siyaset içinde yer almýþtýr. Çoðu zaman hatta Kanuni Sultan Süleyman'ýn oðlu Þehzade Mustafa'nýn öldürülmesi konusunda Hürrem Sultan'ýn çok büyük bir entrikasý vardýr. Rüstem Paþayla birleþmiþtir ki Rüstem Paþa'da devirmeden yetiþtirmedir, aslý yani Türk deðildir. Her ikisi de anlaþýp Mustafa bir Türk anneden olan þehzadedir. Bir oyuna getirip Þehzade Mustafa, Padiþah'ýn emriyle öldürülmüþtür. Sebebi de Hürrem Sultan'ýn oðlu 2. Þehzade Selim'in tahta geçmesi için yapýlmýþtýr. Aslýnda bu Türk tarihinin de kýrýlma noktasýný teþkil etmektedir. Yani Kanuni Sultan Süleyman'dan sonra eðer Þehzade Mustafa eðer hükümdar olmuþ olsaydý, Osmanlý Devleti gerilme dönemine belki girmeyecekti. Çünkü Sarý Selim olarak adlandýrýlan 2. Selim hiç savaþa gitmemiþtir, saraydan hiç dýþarý çýkmamýþtýr. Hâlbuki Kanuni 13 savaþta komutanlýk yapmýþtýr. Gerek Ýran tarafýnda, gerekse Balkanlar tarafýnda böyle yapmasýna raðmen oðlu 2. Selim hiç sefere çýkmamýþtýr. Dolayýsýyla oradan itibaren Osmanlý Devletinde ordu sisteminde bozulma baþlamýþtýr. Padiþah yerine Serdar'ý Ekrem unvanýyla Vezir'i Azam gönderilmeye baþlanmýþtýr. Ýþte bir baþka Valide Sultan görüntüsü, gayet otoriter Osmanlý Sultan Hanýmlarýný pek gözden çýkarmamak gerekir. Þöyle ki hele son dönemleri düþünecek olursanýz saraydaki safahatýn ve harcamanýn ana kaynaðýný Sultan Hanýmlar yapýyor. Hepiniz belki hatýrlar mýsýnýz tarih kitaplarýndan, Osmanlý Devletinde büyük bir mali sýkýntý meydana gelmiþ, altýn ve gümüþ kap kaçaklarýn para halinde basýlmasýna kadar gidilmiþtir.Bütün Osmanlý aslýnda zevk ve eðlence kýsmýna girmiþ, yalýlar kiralanmýþ, altýnlar su gibi akmýþ, harcanmýþ ve hazine de para olmadýðý için Sultan Hanýmlar sarraflardan borç para almýþtýr. Mesela bu borç parayý alýrken de 100.000 altýn borç alacaklarken haliyle sarraf bunu %50 faiziyle birlikte kaydetmiþtir. Yani 100.000 altýný 150.000 altýn borç olarak kaydetmiþtir. Fakat bu iþ yapýlýrken bunu yapan çavuþlar yani saray adamlarý sarrafla anlaþmýþlar, 100.000 borç altýný 250.000 altýna 07


çýkarmýþlar. ÝMF'den daha farklý bir þey bu, daha kötü. Dolayýsýyla böyle þey yapýlmýþ ve haliyle gerçekten büyük bir mali sýkýntý meydana gelmiþ. Devlet tahlili olarak çýkarýlmýþ tahlillerin faizlerini birden bire devlet %50 indirmek durumunda kalmýþ. Fakat haber vermemiþ, haber vermeden yapýldýðý için büyük bir tepkiyle karþýlaþmýþlar, bu karar alan bazý devlet adamlarý Ahmet Paþa, Mithat Paþa gibi kiþiler Rus Büyükelçisiyle de anlaþarak bütün piyasaya henüz daha karar açýklanmadan ellerindeki tüm tahvili satmýþlar, büyük paralar ve vurgunlar yapmýþlar. O þekilde bir takým sýkýntýlar yaþanmýþ. Tabi birde eðlence faslý vardýr haremde, çeþitli çengiler vs. gibi kiþiler saraya zaman içerisinde davet edilir ve bu türden eðlenceler olur. Bir sünnet düðünleri vardýr. Bu düðünler çok gösteriþli geçer ve büyük paralar harcanýr. Ýþte bunlardan bir tanesinde de gelen hokkabazlar ve göstericiler kendilerine ne istendiði sorulduðunda hediye ve para istemediklerini, yeniçeri istediklerini söylerler ve onun üzerine yeniçeri kanunun aksine normalde devþirme olarak alýnýp yetiþtirilen yeniçeriler ve yeniçeri teþkilatý Osmanlý Devleti'nin merkez askeri teþkilatý tamamen bozulmuþtur. Aslýnda yeniçerilerin bir meslekle uðraþmalarý yasak ama, hatta Kanuninin Macaristan seferi sonrasýnda Bulgaristan'dan geçerken atýn üzengisi kýrýlmýþ ve ondan sonra bir yeniçeri bir üzengiyi tamir etmiþ. Kanuni kim tarafýndan tamir edildiðini sorduðunda yeniçerilerimizden iþte 9. bölükten þu denmiþ ve hemen çaðýrtmýþ, adam da mükâfatlandýrýlacaðýný zannetmiþ. Kanuni sen mi yaptýn demiþ? Evet demiþ. Benim ordumda askerlik dýþýnda baþka meslekle uðraþan asker olarak barýnamaz diye dýþarý atmýþ, disiplin öyle iþte Osmanlýlar'da. Tabi ondan sonra ortaya bu þekil çýkýnca iþte bu gördüðünüz de Lale Devri dediðimiz dönemden bazý örnekler, 3. Selim döneminde. Zevki safa eðlence hayatý Osmanlý Devletinin içyapýsýný tamamen bozmuþ. Nitekim bu tarihlerden daha sonraki tarihler de sarayda hakikaten çok büyük bir rüþvet hâkim olmuþ. Getirilen devlet adamlarý bir takým kiþilerin adamlarý sýfatýný taþýmak suretiyle getirilmiþler. Hatta o hale gelmiþ ki, gerek Veziri Azam gerekse vezirlerden bazýlarý dýþarýdan alýnacak silahlara karþýlýk rüþvet almýþlar. Ýþte bu rüþveti de padiþaha iþte bilmem nereden gelir diye padiþaha da takdim etmiþler. Aslýnda rüþvet, çeþitli ahlaksýzlar Osmanlý Devleti'nin son dönemlerin de ayyuka çýkmýþtýr. Benim düþüncem eðer 1. Dünya Savaþý olmasaydý OsmanlýDevleti yine de yýkýlacaktý. Çünkü gerçekten bunu Ahmet Cevdet Paþa'nýn sunduðu raporlarda yani Abdülhamit döneminden önceki hükümdarlara ait olan konularda sunduðu raporlarda gerek sarayýn israfýný, saray kadýnlarýnýn durumunu, gerekse devlet adamlarýnýn durumlarýný, gerekse yabancý ülkelerden Osmanlý Devletine müdahale devresini çok açýk ve net bir þekilde anlatýyor. Sürekli yabancý ülkelerin baskýsýndan korkan ve müdahale edecek diye çekinen, sürekli iç dinamizmini kaybetmiþ bilimsel yeteneði olmayan din adamlarý, devlet adamlarý, rüþvet ve sistemin bozulmasý mesela Sadettin Efendi diye Þeyhül Ýslam'a getirilmiþ bir kiþi var. Kasýmpaþalý bir imam olarak nitelendiriliyor. Bu kiþi Abdülaziz tarafýndan Þeyhül Ýslamlýða getiriliyor. Fakat bu kiþi Abdülaziz'in tahttan indirilmesi konusunda bu günkü Genel Kurmay diye nitelendirebilirsiniz veya Milli Savunma Bakaný diyebilirsiniz. Bu kiþilerin Abdülaziz'in tahttan indirilmesi komplosunda padiþahýn tahttan indirilebileceðine dair vaat ediyor. Halbuki bu zat Ýmam olmasýna raðmen Þeyhül Ýslamlýða gelmiþ. Hâlbuki o döneme kadar Þeyhül Ýslamlýk muhakkak Rumeli Kazaskerliði emekliliðine veya o görevden getirilenlere verilmiþtir. Yani hukukçudur hep ama ilk defa orada bozuluyor ve ilk defa o bozan hükümdar padiþah için fetva veriyor. Osmanlý padiþahlýðýndan indirilmesi için 2 þart vardýr, ya artýk kafasý çalýþmýyor olmasý, veya deli olmasý lazým. Ancak o zaman fetva verilerek tahttan indirilebiliyor ve Abdülaziz'in tahttan indirilmesi þeklinde saðlanýyor. Hýzlý göstereyim resimleri güç takmak yerine öyle kâðýthanede eðlence fasýllarý bu þekilde devam ediyor. Yine haremde bir kadýnýn görüntüsü, Jön Türk döneminde sokaktaki kadýnlarýn görüntüleri bu þekilde.Fatma Aliye Sultan ve Gazi Osman Paþa'nýn oðlu diðeri de Fatma Aliye 08


Sultan, biliyorsunuz onlar evlenmiþlerdi. Bu Sultan Abdülmecit'in kýzý Fatma Sultan onun görüntüsü. Dediðim gibi yukarýda isimleri yazýyor, buda yine sultanlardan bir aile. Çocuk ve kýzlarýyla beraber. Ýstanbul'dan bazý görüntüler ki padiþahlar gezerken bu þekilde gezebiliyorlar, bir Sultan Haným görüntüsü ki bu da Sultan Abdülmecit dönemine ait. Bu da 5. Murat'ýn kýzý Hatice Sultan ve Kervan Sultan onun kýzý yani Hatice Sultan'ýn kýzý. Bunlar gerçek resimler yalnýz, fotoðraf bu. Bu þekilde saray da bir hayat var. Tabi ki þurasýný bir tekrar edeyim, hakikaten Türk ailelerine baktýðýnýz zaman Türk ailelerinde çok çeþitlilik yaþandýðýný görebilirsiniz. Þöyle ki Anadolu da yaþanan hayatla, aile saray hayatý hiç birbirine benzemeyen hayatlardýr. Anadolu'da genelde göçebe, Yörük, Türkmen diye bildiðimiz aslýnda Türk unsurunun aile hayatýyla gayrimüslim aile hayatý birbirinden farklýdýr, hiç birbirine benzemez. Birisi Türk kadýnlarý þey deðildir, kaçmazlar kimseden ama kýyafet itibariyle Türkmen kýyafeti içerisinde sokaða çýkarlar. Yabancý kadýnlar tam tersine daha frapanlý mý deniyor ona bilmiyorum her halde öyle denir. Öyle bir giyim halinde dolaþabilirler sokaklarda. Eðlence meselesine gelince yine farklý bir eðlence meselesi içine girebilirler ama Türk hanýmlarý öyle deðildir. Fakat bazý bölgelerde enteresan usullerde görüyorsunuz. Mesela Çukurova, Adana bölgesinde bir aþiret vardýr, onlarda daha çok görülüyor mesela. Orada normalde Anadolu'da erkekler kadýnlarý boþuyor. Ýslam þeyine göre de iþte üstten dokuza boþ anlamýyla. Fakat orada tam tersi erkekler kadýnlarý boþayamýyor, kadýnlar erkekleri boþuyor. Yani mesela Süleyman Aða diye biri aþiret reisi çok kýzgýn bir þekilde geliyor bir gün, orada bir hikâye anlatýyor padiþaha yani gerçek bizzat yaþanmýþ bir hadise. Çok kýzgýn bir þekilde geliyor. Sonunda anladýk ki, diyor karýsý Süleyman Aða'yý boþamýþ diyor. Burada karýlar erkekleri boþarmýþ diyor ve usul þöyleymiþ. Boþanmýþ olan erkek evinin kapýsýnýn üzerine bir direk üzerine beyaz bir bayrak çekermiþ, karým beni boþadý ben serbestim, benimle evlenmek isteyen haným varsa benimle evlenebilir anlamýna getirirmiþ bunu ve ondan sonra evlilik olurmuþ.Enteresan olan baþka bir þey daha var ki biz 2000'li yýllarda orta Asya da Kýrgýzistan'ýn karlý daðlarýnda 3100 metre yükseklikte arkeolojik bir kazý yaptýk ve Türk mezar yerlerini açtýk. O mezarlýklarda tabi deðiþik kadýn, erkek mezarlarý çýkýyor, kurban deniliyor bunlara. Þimdi orada yaptýðýmýz kazýlarda erkeklerin mezarlarýný açtýðýnýzda iskeletlerinin yaný baþýnda ayrýca atlarýnýn da iskeletlerini görüyorsunuz. Çünkü atlarýyla beraber gömülüyorlar. Ama hanýmlara baktýðýnýzda da, haným mezarlýklarýnda baþka bir þeyle karþýlaþtýk. Ýskeletinin üstünde, göðüslerinin üst kýsmýnda bir býçak var. Bu býçak aslýnda namus karþýlýðý taþýnan bir býçak, Anadolu'nun hala bazý bölgelerinde var biliyor musunuz? M.Ö.1200 yýlýna ait o mezarlardan çýkan adet Anadolu'da hala var. Tabi bunlarýn hepsini deðerlendirdiðimiz zaman deðiþik bir takým usuller çýkýyor. Aþaðý yukarý hepimizin zaman zaman evlerinde uyguladýðýmýz bir takým adetlerde aslýnda günümüzde yaþýyor. Hani bazen Telli Baba'ya gidiyorlar Ýstanbul'a, bazýlarý aðaçlara bez baðlýyor dilek diliyor. Bunlar çok çok binlerce yýl öncesinden gelen geleneklerdir. Ýslam'ýn içinde olan gelenekler deðil veya iþte türbe ziyaretlerinden tutun bunlarýn hiçbir tanesi Ýslam geleneði deðil, bunlarýn yok içerisinde ama hep eski geleneklerimizden geliyor. Böyle bir takým adet ve gelenekler hatta ve hatta M.Ö 7.yüzyýlda dokunmuþ bir halý üzerindeki motiflerin günümüzde ayný þekilde Anadolu'nun deðiþik yörelerinde dokunduðunu görebiliyorsunuz. Göktürk alfabesi diye belirttiðimiz bir takým motif ve þekillerin mesela gibi. Aslýnda Göktürk alfabesi þeklindekiler onlar, mesela onlarýn halýlar ve kilimler üzerinde olduðunu görüyorsunuz günümüzde. Yani bu aslýnda þunu gösteriyor ki binlerce yýl bir kültür, bir gelenek yaþayýp gidiyor. Mesela geçmiþ dönemde Türklerde bir erkek ile bir kýz nasýl evlenir? Basit bir þey söyleyeceðim ama çok enteresan bir þey. Kýzlar, erkekler beraber konuþurlar, çobanlýða giderler vs. eðer bir erkek bir kýzla evlenmek istiyorsa, ona göz koymuþsa veya beðenmiþse kýzýn çadýrýnda onunla görüþme hakkýna sahip. Kendi isteðiyle kýza teklifte bulunuyor, kýz kabul ederse aile gidip kýzý istiyor. Yok, kýz istemezse asla ve asla kýzý bir daha rahatsýz edemiyor. 09


Çadýrda her hangi tacizvari bir harekette bulunmasý bile öldürülmesi anlamýna geliyor, öylesine de aðýr cezasý var. Böyle bir sistem var ve Osmanlýlar'a kadar geliyor bunlar, bizim Yörükler arasýnda Türkmenler arasýnda hep devam etmiþtir. Bu gün hala o yörelerde Yörük Türkmen geleneklerinde hala vardýr. Bunun dýþýnda yönetimle ilgili konularda vardýr, Osmanlý saraylarýnda bitmiþtir belki kadýnlarýn orduya sahip olmasý ama mesela Selçuklular'da vardýr. Bu gelenekleri tabi tek tek yaþattýðýmýzda ve günümüze kadar getirdiðimizde köklü bir yapýya sahip olduðunu ortaya koyuyoruz. Ýslam'da tabi ne diyor? Cennet annelerin ayaklarýnýn altýndadýr diyor, bunu derken aslýnda bizim hiçbir geleneðimize ters düþmüyor. Tam tersine kalýp gibi oturuyor yerine. Yani büyüðe ve anneye olan saygý Ýslam öncesi Türklerde de aynýdýr, hiç deðiþmiyor. Mesela eski Türklerde çadýr geleneðinde çadýrdan kapýdan girdiðinizde tam karþýdaki bölüm sizin misafirinizin, Ulus'un oturacaðý yerdir. Þimdi de bakýn bir misafiriniz geldiði zaman baþköþe dediðimiz yere oturturuz deðil mi? Misafir baþköþe dediðimiz yerin sað tarafýnda kalan kýsma diðer misafirlerin yaþlarýna göre oturacaklarý yer dâhilinde bir sistem vardýr. Bu tarafta ise en genç olaný kapý önünde oturmak durumundadýr. Günümüzde de gençler kapýnýn en yakýnýnda oturmak durumundadýr. Çadýrý terk ederken sýrtýný dönüp hiç kimse çýkmaz misafire, geri geri çýkar. Bu gün deðiþti bunlar ama en azýndan çok yakýn zamana kadar geleneklerimizde misafire sýrtýnýzý dönemezdiniz. Misafirperverliðimiz Ýslam'la gelen bir adet deðil, orada eski Türklerden gelen her hangi bir þekilde Oba'ya gelen kiþi en iyi yerde misafir edilir ve çadýrda yatýrýlýr. Bu gün bizde de tanrý misafiri diyoruz, benim mesela doðduðum yerlerde ayný gelenekler aynen devam etmektedir. Bir kiþi gelsin, en temiz yataklar ona verilmek suretiyle misafir edilir, sadece o evin yemekleri deðil çevre komþu yemekleri de bir araya getirilmek suretiyle gelen misafire ziyafet çekilir. Hatta adam hayvancýlýkla uðraþýyorsa koyun veya keçi gibi bir þeyi varsa hemen muhakkak bir keçi kesilir. Bütün genelde bu yapý hep yerleþmiþtir geleneklerimizde. Mesela o dönemlerde yine annenin babanýn sözünden çocuk genç çýkamaz. Aslýnda tabi günümüzde modernleþmeye baþladý dedik ama ben o konuda pek modernleþtiðimizi pek düþünmüyorum, saygýsýzlaþmaya baþladýk diye düþünüyorum. Yani marifet deðil annenin babanýn karþýsýnda ayaklarýný uzatmak. Bence tam tersine büyüðünüze saygý duyduðunuzda baþkalarý da size saygý duyacaktýr. Eðer siz annenizin babanýzýn yanýnda ne kadar saygýlýysanýz emin olun ki anne baba da o kadar sevgi ve saygý duyacaktýr hep öyle olmuþtur Türk geleneklerinde. Son zamanlara kadar da hep öyledir. Bak mesela benim baþýmdan geçen bir þeyi söyleyeyim; bizim ailemizde çok otoriterdir annem, ninem, dedem falan.1992 yýlýnda dedem vefat etmiþti, 96 yaþýndaydý fakat babam benim adýmý Yusuf diye koymuþ dedemden habersiz. 1 hafta geçmiþ dedem isim koymayýnca bana babam gitmiþ nüfusa Yusuf diye yazdýrmýþ. Fakat benim ismimi yazdýrdýktan sonra dedem demiþ ki, getirin torunumu adýný koyacaðým demiþ. Onun üzerine kucaðýna vermiþler beni dedemin, ardýndan ezan okumuþ kulaðýma ben adýmý verdim demiþ, dedemin adý Süleyman'dý. Alýn size iþte problem, sonra hiç kimse Yusuf diyememiþ bana. Ben ilkokula gittiðimde hala bana Süleyman diyorlardý ama nüfus cüzdanýnda Yusuf yazýyor. Ýlkokulda ara dönemde bir müsamere yapýldý orada beni ismimi çaðýrdýklarýnda Yusuf diye çaðýrdýlar. Bütün komþular hemen ertesi gün nineme dedeme haber uçurmuþlar. Sizin torununuzun ismi ne? Ýþte Süleyman, yok yok deðil ya ne? Yusuf. Benim ismimin Yusuf olduðu 6 yaþýmdayken çýktý ortaya.6 sene boyunca Süleyman dediler bana. Onun için o bölgede hala Süleyman derler ama adým Yusuf. Þimdi ben Üniversiteye geleceðim, kazandým Üniversiteyi. Otobüse bineceðim, babam zavallý boynunu bükmüþ böyle bakýyor. Çünkü dedemin yanýnda beni bir kere evladým, oðlum diye sevememiþ ki adamcaðýz. Ondan sonra otobüse bineceðim, orada 10


boynu bükük duruyor, bende dedim ki baba gel bir kucaklaþalým herkes kucaklaþýyor dedim, adamcaðýz o zaman kucakladý beni. Þunu söyleyeyim, tabi ki sevgiyi çocuða göstermek lazým, annenizin babanýzýn göstermiþ olduðu sevgiyle þýmarmayýn ha. Sevilmek güzel bir þeydir sevmekte güzel ama herkesin bulunduðu yere göre hareket edip saygýlý olmasý son derece önemli. Bu saygý aslýnda kendi kendinize saygýdýr. Anneye babaya saygýnýn ötesinde kendi kendinize saygýdýr. Velhasýl þunu söyleyeyim genel olarak, saray hayatý tabi çok farklý bir hayat bir Ýmparatorluðun dünyaya hükmeden, kaç milletin bulunduðu, kaç tane dinin bulunduðu bir ülkede saray yönetimi ve devlet yönetimi çok daha farklýdýr ama bir ailenin içindeki adet ve gelenekleriyle yönetilmesi farklý bir þeydir. Yani bir hükümdar hiç ama hiç arzu etmediði birisi ile evlenebilir, sýrf devletin selameti açýsýndan. Mesela Sýrp Kralý ile evlenmiþtir. Fatih Sultan Mehmet niye evlenmiþtir? Sýrplarýn Osmanlý Devletine baðlýlýðýný arz etmesi için ve buna benzer Avrupa'da da hep evlilikler olmuþtur. Bu þekildeki uygulamalar devletlerin yönetiminde bir yerde hükümdarlarýn kendi hayatlarýný bile yaþayamadan fedakârlýkta bulunduðu þeklinde algýlanmasýnda fayda vardýr. Dolayýsýyla þunu özellikle ifade edeyim, tabi ki böyle bir konferansa davet edildiðim için özellikle Büyükþehir Belediye Baþkanýmýzýn eþi baþta olmak üzere, tüm organizasyonu yapan kadýn kollarý dahil bütün arkadaþlarýmýza, Belediye veya Belediye dýþýndaki bütün arkadaþlarýmýza teþekkür ediyorum ve tabi ki Bursa çok önemliydi. Ben açýk söyleyeyim gelmezdim normalde, bu konuda konferansta vermezdim ama burayý çok özel olarak kabul ettiðim için geldim. Ben bu gibi konulara pek girmiyorum, benim girdiðim konular genelde Türkiye Cumhuriyeti'nin yabancý ülkelerle olan iliþkilerindeki düþtüðü problemler veya Türkiye Cumhuriyeti'nin dýþ politikalara yönelik konulardýr. Bu da iç dinamizmini, içyapýmýzý, gelenek ve adetlerimizi tanýmak ve bilmek ve ne olduðunu anlamak açýsýndan önemli olduðu için ve Bursa olduðu için kabul ettim. Enteresandýr ki bu sene ben daha Mart ayýnýn 17'sine geldik, ben 4 kere Bursa'ya geldim galiba bu sene. Hiçbir yere bu kadar gitmedim. Tabi burada seçkin bir dinleyici topluluðu da oluyor her zaman Bursa'da. 1967'ydi ilk geldiðim yýl Bursa'ya, Üniversite 1. sýnýftaydým ve yemyeþil bir Bursa'ydý burasý, hiç bina yoktu buralarda. Garaj þuradaydý, garajýn ötesinde bir tek bile bina bulamazdýnýz. Sadece çarþý vardý, Ulucamii vardý. Ulucamii Osmanlý Devleti'nin ilk yaptýðý, hükümdarlarýn yaptýðý en büyük ve gösteriþli camidir. Ýlk cami Bursa'da burada yapýlmýþtýr ve Ulucamii ne zaman görsem caddenin kenarýnda padiþahla Bursa Kadýsý Emir Sultan'ý görürüm. Gözümün önünde o canlanýr nedense eskiden beri hep öyledir. Yýldýrým Beyazýt Cami yaptýrýlýyor, ondan sonra gururla böyle cami açýlýþýna gidiyorlar. Emirsultan çok büyük bir âlim ayný zamanda damadý padiþahýn. Padiþah o sýralarda içki içiyor, ama Cami'yi yaptýrdýktan sonra Cami'nin açýlýþýnda gururla Emirsultan'a diyor ki, Lala onlar hocalarýna Lala diyorlar. Lala nasýl buldun Cami'mi diyor? Emirsultan mütevazý bir bilim adamý, boynunu bükmüþ, elini kovuþturmuþ böyle, hünkârým çok güzel ama bir eksiði vardýr diyor. Yýldýrým hiddetleniyor biraz böyle celalleniyor ne demek eksiði diyor? Hünkârým 4 köþesinde 4 meyhane eksiktir diyor. Hünkâr bir bakýyor, meyhane mi olur cami kenarýnda diyor. Hünkârým belki bu vesileyle camiye gelirsiniz, diyor ve Yýldýrým Beyazýt baþýný öne eðiyor, surat kýzarýyor, utanýyor ve ondan sonra içkiyi terk ediyor. Þimdi bu o kadar önemli bir þey ki benim gözümde her zaman gelsem Bursa'ya þu caddeye geldim mi Emirsultan'la padiþah'ý görüyorum açýk söyleyeyim. Dolayýsýyla böyle bir þehir Bursa gibi ilk baþkent olmuþ. Osmanlý Ýmparatorluðu'nun gerçekten adil bir devletin, 3 kýtaya hükmetmiþ bir devletin kurulduðu bir baþ þehir ve burada dünyada hiç olmayan baþka bir hastane var, Cüzamlýlar Koðuþu var. Darüþþifa'da ve dünya da hiç olmadýðý halde orada ölüme terk ederlerken Osmanlý Devleti o insanlarý almýþ hastanede tedavi yolunu bulmuþ. Dolayýsýyla böyle bir Ýmparatorluðun varisleri olmamýz, böyle bir Ýmparatorluðun baþkentinde oturuyor olmanýz apayrý bir gurur vesilesidir, apayrý bir duygu ve hissetme vesilesidir. Bundan dolayý da bende sizlerle birlikte olmaktan dolayý son derece mutluyum, hepinize saygýlar ve sevgiler sunuyorum. 11


Sunucu: Sayýn hocamýzdan sahnede kalmasýný rica ediyoruz. Saygýdeðer konuklarýmýz bu gün burada anlamlý ve özel günümüzü paylaþtýðýnýz için öncelikle sizlere teþekkür ediyoruz ve yine kýymetli hocamýz Prof. Dr. Sayýn Yusuf HALAÇOÐLU'nu sizlerle buluþturan Kent Konseyi ve Gönül Dostlarý Kadýn Çalýþma Grubu'na da yürekten teþekkür ediyoruz. Kendilerine çiçek takdim etmek üzere sahneye davet ediyorum. Mehmet Semih PALA (Bursa Kent Konseyi Baþkaný): Hocam izin verirseniz çok deðerli konuklar, öncelikle hocamýza teþekkür ediyoruz ve gerçekten Bursa Kent Konseyi Gönül Dostlarý Kadýn Çalýþma Grubu'na da önderlik eden ve büyük katkýlar saðlayan Hüsniye ALTEPE Hanýmefendi'yi ben sahneye davet ediyorum. Hocamýza çiçek takdim etmek üzere ve plaketini takdim etmek üzere. Ayný zamanda bize çok güzel bir müzik ziyafeti çeken Türk Sanat Müziði Bölüm Baþkanýmýz Mustafa hocamýzý da davet ediyorum. Þimdi hocamýzdan çok açýk yüreklilikle bir konferans izledik, tarih ve geçmiþ bizim. Hatasýyla, sevabýyla bizim tarihimiz, bizim geçmiþimiz. Hep bunlardan ders ve ibret alarak bakacaðýz geleceðimize çok deðerli gençler. Mustafa hocamýza da bir çiçek takdim eder misiniz, buyurun. Çok teþekkür ediyoruz, katýlýmýnýzdan dolayý teþekkür ediyoruz. Hocamýza vakit ve zaman ayýrdýðý için teþekkür ediyoruz, hayýrlý günler dileðiyle.

12


13


14


BURSA BÜYÜKÞEHÝR BELEDÝYESÝ KATKILARIYLA

BURSA KENT KONSEYÝ BAÞKANLIÐI Merinos - Atatürk Kongre Kültür Merkezi, 16200 - Osmangazi / BURSA Tel: 0224 270 82 10 - 70 -71 Fax: 0224 270 82 12 - 270 82 78 bursakentkonseyi@bursa.bel.tr. bursa@bursakentkonseyi.org.tr www.bursakentkonseyi.org.tr


Bursa Kent Konseyi Konferanslar Dizisi - 3