Page 16

araştırma / Hatırlanmayan Zafer: Kutulamare / Hacı TONAK

başlatıp yürüten, bundan büyük kazançlar temin eden ve uluslararası rakiplerine karşı Almanya şemsiyesi ile zırhlanmayı uygun gören büyük sermayeydi. Ülke, bu sayede ekonomisiyle, ordusuyla, maliyesiyle Yirminci Yüzyıl’a dünyanın en büyüğü olarak girdi. Demir çelik üretiminde, makine üretiminde ve kömür üretiminde İngiltere ile Fransa’yı geride bıraktığı gibi Osmanlı imparatorluğu başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde onları geride bırakan bir siyasal ve askeri bir nüfuzun sahibi oldu. Hırsla saldırdığı dünyanın geri bölgelerinde, oralara önceden nüfuz etmiş devletlere ait imtiyazlar ve gene onlara bağlı yöneticilerle uğraşmak hızını kesiyor, bu sorunun kökten çözümünü savaşta görüyordu. “Almanya Doğu Afrikası”, “Almanya Kuzey Afrikası” ile idaresi, ordusu, maliyesi üzerinde etkin olduğu yahut açıkça güdebildiği ülkeler vardı gerçi, ama “güneşin altında paylaşılmadık hiçbir şeyin kalmadığı” bir dünyada herhangi bir denizdeki herhangi bir kaya parçasının bile çok büyük önemi vardı ve Almanya, öncekilerin el koyduğu “kaya parçalarına” da kara ve deniz parçalarına da talipti.

demiryolu imtiyazının birleştirilmesini kabul eder.” Savaşa hazırlanan üç devlet, Osmanlı imparatorluğu toprakları üzerindeki imtiyazlarında anlaşmışsa savaş nedenlerini azaltmış demektir; bu durumda emperyalist bir barış mümkün görünür.

30 Nisan 1916 tarihli bir Alman gazetesi.

Almanya cephesinde durum böyle iken İngiltere ve Fransa cephesinde de ekonominin savaş ekonomisine dönüştürülmesi büyük bir hızla sürmekteydi. Dolayısıyla dünyanın kaderi üzerinde belirleyici rolü olan Avrupa kıtasının üç büyük devletinden biri, müttefikleri ile birlikte dünyadan “hakkı” olduğunu düşündüğü parçaları koparıp almak, öteki ikisi de hem konumlarını korumak hem de yanı başlarında beliren bu tehlikeli rakibi tasfiye edip daha da semirebilmek için savaşa hazırlanıyordu. Bu üçü savaşa hazırlanıyorsa, ön tarakkaları Balkanlar başta olmak üzere Osmanlı topraklarının hemen her yerinde duyulan savaşın bir dünya savaşı olacağı besbelliydi, öyle de oldu. Bu üç büyük devlet, kozlarını mutlaka savaşta mı paylaşmak zorundaydı? Başka bir yolu yok muydu bunun? Herhalde yoktu, ama -konuyu dağıtacağı için işçi muhalefetini bir yana bırakırsak ki bu muhalefet de ciddi bir fire vermişti- ülkelerini savaşa hazırlayan hükümetlerin içinden bile rüzgara karşı durmayı veya hiç değilse hızını kesmeyi deneyenler olmadı değil. 14

| Ocak 2016 | Sayı 16

İngiliz hükümetinin, 1895’te Londra’yı ziyaret eden Kayzer Wilhelm’e iki ülke arasındaki gerilimi azaltmak bakımından “Türkiye’nin bölüşülmesini” teklif ettiği çok söylenir, ama İngiltere ile Almanya’nın bu konuda daha da ileri gidip 1908’de somut bir anlaşma imzaladıkları genellikle gözden kaçırılır. Bu anlaşma ile Irak’ta, Dicle boyundaki Kut kasabası ve Kutulamare muharebeleri arasında yakın bir ilişki vardır. Anlaşmaya göre İngiltere, Osmanlı devletinin Almanya’ya tanıdığı Haydarpaşa-Bağdat demiryolu imtiyazını (ayrıcalığını) tanıyor; bunun karşısında kendisi için bir imtiyaz talebinde bulunmayacağını da kabul ediyordu. Bağdat Demiryolu’nun Almanya’ya kazandırdıkları açısından bakıldığında anlaşmanın bu maddesi, Büyük Britanya’nın Almanya karşısında bayrak indirdiği anlamına gelir; ama bunu izleyen madde, Almanya’nın da Büyük Britanya’nın elini öptüğünün kanıtıdır: “Almanya, İngiltere’nin Basra Körfezi’ndeki ve Dicle üzerindeki seyrüsefere ait hususi menfaatlerini tanır ve Almanya’nın Anadolu’daki demiryolu imtiyazı ile Fransa’nın Suriye’deki

İyimserlik havası uzun sürmedi, adı geçen anlaşmanın mimarlarından Almanya Dışişleri Bakanı Kiderlen Waechter’in 1912’de ölümüyle de tümüyle sona erdi. İngiltere ile siyasal uzlaşmayı uluslararası politikasının merkezinde gören Waechter, aynı nedenle Alman yayılmacılığını askeri yollarla gerçekleştirme arzusundakileri frenleyen isimdi. Ölümünden hemen sonra Berlin, Avusturya’nın saldırgan dış siyasetini Pan-Germenist iddiaları uğruna açıkça desteklemeye başladı. Bu tarihte çöküntü içindeki Viyana’nın en önemli hedefi, Selanik ile çevresini de kapsayan bir fetih hareketine girişmekti. Bunun yolu da Bosna’nın ilhak edilmesinden geçiyordu. Almanya, yakın müttefiki, ama aslında bir süredir (İngiltere’nin devreden çıkmasıyla) uydusu Avusturya’nın Bosna planına tam destek verdi. Bu o kadar önemliydi ki Avusturya-Macaristan birleşik devletinin iki meclisi Bosna’nın Macaristan’a mı yoksa Avusturya’ya mı ait olacağı konusunda sıkı bir ağız dalaşına girdi. Fransa ve İngiltere’de ise bu, Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmek istemesinde olduğu gibi bir savaş alarmı demekti.

MÜSLÜMAN YURTTAŞLAR BİLE Bu arada, savaşı yalnızca üç büyük emperyalist devletin istediği, geri kalanların karşı çıktığı veya duruma seyirci kaldığı sanılmasın. Avusturya-Macaristan, Rusya, İtalya, Japonya, hatta ABD bir yana Osmanlı’ya komşu küçük devlet ve devletçiklerle Osmanlı topraklarında yaşayan çok çeşitli cemaatler de (bunların arasında Müslüman topluluklar da vardı) olası bir savaştan kazançlı çıkmanın hesaplarını yapıyordu. Örneğin Sırplar, 14. Yüzyıldaki Duşan imparatorluğunun düşü içindeydi. Yunanlılar’ın Megale İdea’sı vardı. Romenler, Daçya krallığı’nı kurma uğraşındaydı, Bulgarlar, “Büyük Bulgaristan” için Makedonya ve Selanik’i ve Edirne’yi istiyordu. Arnavutlar, Makedonya, Kosova ve Selanik’i

Bursa'da Zaman Sayı 17  
Bursa'da Zaman Sayı 17  
Advertisement