Issuu on Google+


Trudi Canavan Kara Büyücü Serisi Cilt6 Yüce Lord Kara Büyücüler

Çeviri: Egemen Görçek

Bölüm 1 Mesaj Sonea ağrıyan, gergin kaslarını esnetmek için eyerinde gerindi. Her gece ağrıyan yerlerine Şifa verse de ata bindikten kısa bir süre sonra tekrar canı yanmaya başlıyordu. Lord Osen, Sonea'ya her gece kendisine Şifa vermeyi bırakırsa eyere alışacağını söylemişti; ama Sonea, yakında atsız kalacağından vücudunda nasırlar oluşturmayı gereksiz buluyordu. İçini çekip ilerideki dağlara baktı. Dağlar, ufukta bir gün önce belirmişti. İlk başta gölgeli bir çizgi gibi görünürken zamanla büyümüş ve bu sabah güneş, yüksek zirvelerdeki çentikli kayalarla yer yer ağaçlarla kaplı yamaçları aydınlatmıştı. Dağlar vahşi ve geçilmez görünüyordu ama grup; dağların eteklerindeki tepelere varmıştı ve Sonea, iki dağın arasından beyaz bir kurdele gibi ilerleyen geçidi görebiliyordu. Bu yolun sonunda bir yerlerde Hisar ve Sachaka girişi vardı. Yavaş yavaş değişen manzara Sonea'yı büyülemişti.


Daha önce İmardin'in dışına hiç çıkmamıştı. Bu yolculuk yepyeni bir deneyimdi ve koşullar böyle olmasaydı oldukça keyif alabilirdi. Yol, ilk başta farklı bitkilerden çizgilerle dolu tarlaların yanından'ilerlemişti. Tarlalarda toprağı kazan, ekim veya 7 TRUDİ CANAVAN hasat yapan erkek, kadın, genç ve yaşlılarla doluydu. Evcil hayvanları hem yetişkinler hem çocuklar güdüyordu. Büyük, düz toprak parçalarında küçük evler tek başlarına duruyorlardı. Senea bu evlerde yaşayanların böyle izole bir yaşam sürmekten memnun olup olmadıklarını merak etmişti. Zaman zaman grup, ev öbeklerinin içinden geçmişti. Bu köylerin bazılarında Balkan, Savaşçılarından birini yiyecek alması için önden göndermişti. Son iki gün öğlen vakitlerinde yeni atlarla bekleyen bir büyücü ve birkaç köylü ile karşılaşmışlardı. At değiştirip grubun bütün gece yola devam etmesini sağlamışlardı. Eşlikçiler uyumak için hiç durmadığından Sonea onların yorgunluklarını Şifa ile geçirdiklerini tahmin ediyordu. Lord Osen'e neden atların yorgunluğunu şifa ile geçirmediklerini sorduğunda Osen, hayvanların dinlenmemenin getirdiği zihinsel yorgunluğu insanlar gibi kaldıramadığını söylemişti. Sonea şimdiye kadar uyumamayla yeterince başa çıkabildiğini düşünüyordu. İlk gece hava tamamen açıktı ve ay ile yıldız ışıkları yolu oldukça aydınlatılmıştı. Sonea at sırtında becerebildiği kadar uyuklamıştı. Ertesi gece gökyüzünü bulutlar kaplamış ve ışık kürelerinden bir kümenin altında yolculuk etmişlerdi. Dağların ne kadar yakın gözüktüğüne bakan Sonea, Kyralia içinde bir üçüncü geceleri olup olmayacağını merak etti. "Durun!" Grup dururken atların nallarının yolda çıkardığı sesler yavaşça kesildi. Sonea'nın atı ilerleyip 'Akkarin'in atının yanında durdu. Akkarin dönüp kendisini süzdüğünde Sonea 8


Yüce Lord-Kara Büyücüler bir an umutlandı. Akkarin, İmardin'den çıktıklarından beri ne onunla ne de bir başkasıyla konuşmuştu. Ama Akkarin, yine hiçbir şey söylemeyip Lord Balkan'ı izlemek üzere döndü. Savaşçılar Başı büyücülerinden birine bir şey verdi. Sonea bunun bir sonraki köyden yemek almak için bir miktar para olduğunu düşündü. Etrafına bakındığında bir yol ayrımında durduklarını gördü. Yollardan biri dağlara doğru uzarken, diğeri dar bir nehrin yanında toplanmış evlerden oluşan küçük bir köyün bulunduğu seyrek ağaçlarla kaplı bir vadiye doğru iniyordu. "Lord Balkan," dedi Akkarin. Bütün kafalar bir anda ona doğru döndü. Sonea eşlikçilerinin yüzündeki alarm ve şaşkınlık ifadesini görünce gülümsemesini zorlukla bastırdı. Demek sonunda konuşmaya karar verdi. Balkan, Akkarin'i ihtiyatla süzdü. "Evet?" "Eğer Sachaka'ya bu cüppelerle girersek tanınırız. Sıradan giysiler giymemize izin verecek misin?" Balkan'ın bakışları bir an Sonea'ya kayıp sonra tekrar Akkarin'e döndü. Başıyla onaylayıp, bekleyen bir savaşçıya döndü. "Giysi de al. Süslü veya parlak şeyler olmasın." Büyücü başını eğip gitmeden önce Akkarin'le Sonea'yı süzdü. Sonea midesindeki düğümün sıkılaştığını hissetti. Bu geçide yaklaşmış oldukları anlamına mı geliyordu? Sınıra bugün ulaşacaklar mıydı? Dağlara bakıp ürperdi. Bunun gerçekleşeceğine asla inanmış olmasa da 9 TRUDİ CANAVAN Lorlen'den gelecek geri dönmelerini emreden bir zihinsel çağrı duymayı ummuştu. İmardin'den çıkış şekilleri, onun ve Akkarin'in bir daha Kyralia'da asla istenmediklerini açıkça ortaya koymuştu. Olanları hatırlayınca yüzünü buruşturdu. Balkan şehirde her bölgeyi dolaşmalarını sağlayan dolambaçlı bir yol seçmişti. Her büyük kavşakta durmuşlar, Balkan'ın suçlarını ve Lonca'nın verdiği cezayı ilan etmesini izlemişlerdi. Akka-


rin'in yüz ifadesi öfkeyle kararmıştı. Büyücülerin birer aptal olduğunu söylemiş ve bir daha konuşmamıştı. Grup insanların çok ilgisini çekmiş; Kuzey Kapıları'na vardıklarında varoşlulardan oluşan beklenti içindeki büyük bir kalabalık toplanmıştı. Sonea kendisine taşlar fırlatılınca aceleyle bir kalkan oluşturmuştu. Varoşlular bağırıp Sonea ve Akkarin'i taşa tutarken Sonea korkunç bir ihanete uğramışlık duygusu hissetti; yine de bu his uzun sürmedi. Varoşlular büyük ihtimalle sadece, zaten nefret ettikleri Lonca'dan çıkmış iki kötü büyücü görüyorlardı ve karşılık almadan taş atıp öfkelerini kusma fırsatını değerlendiriyorlardı. Sonea eyerinde dönüp gelmiş oldukları yola baktı. Şehir ufkun oldukça ötesinde kalmıştı. Arkasındaki Savaşçılar onu dikkatle izliyorlardı. Aralarında Lord Osen de vardı. Bakışları buluşunca Osen'in kaş çatışı derinleşti. Osen, Sonea'yla yolculuk boyunca birkaç kez konuşmuştu; ki konu, genellikle Sonea'ya bindiği atlar konusunda yardımcı olmaktı... Birkaç kez de eğer fikrini değiştirirse Lonca'nın onun İmardin'e dönmesini kabul edeceğini ima etmişti. Sonea, 10 Yüce Lord-Kara Büyücüler Osen'in bu imalarına yanıt vermemeyi tercih etmişti. Fakat korku, rahatsızlık ve Akkarin'in sessizliği azmini kırmaya başlamıştı. Tekrar Akkarin'i süzdü. Onunla konuşma çabaları soğuk bir duvarla konuşmaya çalışması gibi bir sonuç vermişti. Akkarin onu görmezden gelmeye kararlı görünüyordu. Yine de ara sıra Akkarin'i kendisini izlerken bulmuştu. Bunu fark ettiğini belli etmediği zamanlarda Akkarin'in bakışları uzun süreler boyunca üzerinde oyalanmıştı; fakat ne zaman Akkarin'e doğru dönse eski Yüce Lord'un ilgisi başka yöne dönmüştü. Bu hem sinir bozucu hem de ilgi çekici bir durumdu. Canını sıkan Akkarin'in kendisini izlemesi değildi, baktığını Sonea'nm görmesini istememesiydi. Sonea buruk bir şekilde


gülümsedi. Bu kadar süre kaçınmış olduğu delici, karşılık vermesi güç bakışları özlemeye mi başlamıştı? Ciddileşti... Akkarin'in onu istenmiyormuş gibi hissettirip Lonca'ya geri dönmesi için uğraştığına şüphe yoktu. Yoksa çok daha basit bir şey mi vardı? Onu gerçekten etrafında istemiyor muydu? Sonea birçok kez Akkarin'in sırlarının keşfedilmesi yüzünden onu suçlayıp suçlamadığını merak etmişti. Balkan, Sonea'nm odasında kara büyü kitapları bulmasaydı yeraltı odasına zorla girmeye çalışır mıydı? Akkarin kitapları saklı tutması gerektiğini söylemişti. Sonea da saklamıştı ama belli ki yeterince iyi saklamamıştı. Belki de sadece yanında olmamasının daha iyi olacağını düşünüyordu. O zaman yanılıyor, dedi Sonea kendine. Yanında güç çekebileceği biri olmadan güçlerini her kullanışında zayıf11 TRUDİ CANAVAN layacaktı. Eğer Sonea yanında olursa kendini bir İchani saldırısından koruyabilirdi. Yanında olmamdan hoşlanıp hoşlanmamasının önemi yok. Ama yine de hoşlansaydı çok daha iyi olurdu... Sachaka'ya ulaştıklarında ve Sonea'yı geri dönmeye ikna etmeye çalışmasının anlamı kalmayınca daha arkadaşça davranacak mıydı? Seçimini kabul edecek miydi, yoksa ona itaat etmediği için öfkeli olmaya devam mı edecekti? Sonea kaşlarını çattı. Onu kurtarmak için her şeyini feda ettiğini anlayamıyor muydu? Başını iki yana salladı. Önemli değildi. Onun minnettarlığını istemiyordu. İstediği kadar sessiz kalıp somurtabilirdi. Sadece onun hayatta kaldığından emin olmak istiyordu ve bu sadece daha sonra geri dönüp Lonca'yı İchaniler'in saldırısından kurtarabilsin diye değildi. Eğer onu önemsiyor olmasaydı Lonca'nın tutsağı olacağı anlamına gelecek olsa da İmardin'de kalırdı. Hayır! Onunla gidiyordu çünkü bütün o yaşadıklarından sonra onu tek başına bırakmak düşüncesine bile katlanamıyordu.


Takan'ın yerini aldım, diye düşündü aniden. Eski köle Akkarin'i Sachaka'dan İmardin'e dek izleyip hizmetkarı olmuştu. Şimdi, Sonea, Akkarin'i Sachaka'ya giderken izliyordu. Akkarin'de insanları kendine böyle bağlayan ne vardı? Ben, Akkarin'e mi bağlandım? Neredeyse yüksek sesle gülüyordu. O kadar çok şey değişti ki. Sanırım artık ondan hoşlanıyorum bile. Sonra kalbi bir an atmayı unuttu. Yoksa bundan fazlası mı var? Bu soruyu dikkatle düşündü. Eğer daha fazlası olsaydı 12 Yüce Lord-Kara Büyücüler daha önceden fark ederdi. Bir anda İchani'yi öldürdüğü geceyi hatırladı. Akkarin, saçından bir şey almıştı. Bu dokunuş onu garip hisler içinde bırakmıştı. Heyecan... Mutluluk... Ama bu sadece savaşın etkisiydi. Ölüm bu kadar yakınındayken kurtulmak insanda tabi ki böyle duygular uyandırırdı. Bu onun... hissettiklerinin... Tek yapmam gereken ona bakmak, böylece anlayabilirim. Aniden Akkarin'e bakmaktan korkmaya başladı. Ya gerçekse? Ya Akkarin bakışlarına karşılık verip yüzünde aptalca bir ifade yakalarsa? Onu Kyralia'da bırakmak için daha da kararlı olurdu. Eşlikçilerin arasındaki bir mırıldanma Sonea'yı kurtardı. Başını kaldırdığında köye giden Savaşçı'nın geri döndüğünü gördü. Adamın kucağında bir çuval ve bir bohça vardı. Grubun yanına geldiğinde bohçayı Balkan'a verdi. Balkan bohçayı açıp kabaca dokunmuş bir gömlek, bacakları dar pantolonlar ve Sonea'nın köylü kadınların üzerinde görmüş olduğu türden uzun yün bir tunik çıkardı. Sonra Akkarin'e baktı. "Uygun mu?" Akkarin başıyla onayladı. "İşimizi görür." Balkan giysileri tekrar bohçaya koyup Akkarin'e fırlattı. Sonea, Akkarin atından inerken duraksadı, ardından ağrıyan bacaklarını hareket etmeye zorladı. Ayakları yere değer değmez Akkarin uzun tunik ile pantolonlardan birini ona uzat-


tı. "Başka tarafa bakın," diye emretti Balkan. Soneâ etrafına bakındı ve diğer büyücülerin de arkalarını 13 TRUDİ CANAVAN döndüklerini gördü. Akkarin cüppesinin üst kısmını çıkarıp yere bırakırken Sonea ipeğin hışırtısını duydu. Kumaş güneş ışığında pırıldıyor, yırtık parçalar rüzgarda sallanıyordu. Akkarin bir an yerdeki giysiye bakmak için durdu, yüzünde anlaşılamaz bir ifade vardı, sonra dikleşip pantolonunun beline uzandı. Sonea hızla arkasını döndü, yüzü bir anda kıpkırmızı olmuştu. Kendi cüppesine bakıp zorlukla yutkundu. Bir an önce şu işi halletsem iyi olur. Derin bir nefes alıp kuşağını çözdü ve cüppesinin üst kısmını çıkardı. Giysiyi yere bırakıp aceleyle tuniği giyerken atı sinirli bir şekilde yavaşça uzaklaştı. Tuniğin dizlerine kadar gelmesine minnettar olmuştu, çünkü böylece pantolonunu rahatça giyebilmişti. Döndüğünde Akkarin'in, dikkatle atının üzengisiyle ilgilendiğini gördü. Akkarin ona öylesine bir kez bakış atıp tekrar atına bindi. Balkan'ın arkasını hiç dönmemiş olduğunu gördü. Tabi birinin gözünü üzerimizde tutması lazımdı, diye düşündü buruk bir şekilde. Atına yaklaşıp botunu üzengiye koydu ve kendini eyere yerleştirmeyi başardı. Akkarin bu ağır giysiler içinde tuhaf görünüyordu. Gömleği zayıf bedeninden garip bir şekilde sarkıyordu. Çenesi uzayan sakallarıyla gölgelenmişti. Uzun yıllardır Lonca'nın çoğunun korktuğu görkemli Yüce Lord görüntüsü ile hiç ilgisi yoktu. Kendi üzerine bakıp hafifçe burnunu çekti. Kendisi de pek zerafet sembolü sayılmazdı. Tunik büyük ihtimalle bir çiftçinin karısının attığı bir şeydi. Kaba dokuma teninde 14 Yüce Lord-Kara Büyücüler garip bir his uyandırıyordu ama Lonca'ya katılmadan önce giydiklerinden kötü değildi. "Aç mısın?" Sonea, Lord Osen'in atını yanına sürmüş olduğunu fark


edince irkildi. Osen bir parça esmer ekmek ve bir maşrapa uzattı. Sonea bunları minnettar bir şekilde alıp yemeye başladı, kuru ekmeğin boğazından geçmesini sulandırılmış şarapla sağlıyordu. Şarap ucuz ve ekşiydi; fakat kaslarındaki ağrıları biraz hafifletmişti. Maşrapayı geri verdi. Grup yemeğini bitirince yolculuğuna, Sonea'nın atı da sarsak yürüyüşüne devam etti. Sonea inlemesini bastırıp kendini saatler sürecek at yolculuğuna ve kas ağrısına hazırlamaya çalıştı *** Gol, Cery'nin konuk odasına girdiğinde gözleri Savara'ya kaydı. Kibar bir şekilde başıyla selam verip Cery'ye döndü. "Takan sınıra yaklaştıklarını söyledi," dedi. "Yarın gece hisara varacaklarmış." Cery başıyla onayladı. Takan'a konforlu bir yeraltı odası vermişti ama Cery'nin hoşlanmaya başladığı gizemli yabancı kadını duymamış olan hizmetkarlar tutmaya özen göstermişti. Savara, Takan'ın kendisinden haberdar olmamasını istemişti. Akkarin'in hizmetkarıyla iletişim kurabildiğini tahmin etmişti ve eğer Akkarin, İchaniler tarafından yakalanırsa Kyralia'daki varlığının ondan öğrenilmesi riskine girmek istememişti, "insanlarımla İchaniler arasında büyük bir nefret var," demişti Savara. Bu nefretin sebebini söylememişti ama 15 TRUDİ CANAVAN Cery bu konuyu deşmemesi gerektiğini anlamıştı. Gol oturup içini çekti. "Ne yapacağız?" "Hiçbir şey," diye yanıtladı Cery. Gol kaşlarını çattı. "Ya şehre başka bir katil gelirse?" Cery, Savara'ya bakıp gülümsedi. "Sanırım bununla başa çıkabiliriz. Bir sonraki katili Savara'ya söz verdim." Savara başını iki yana sallayınca Cery oldukça şaşırdı. "Artık sana yardım edemem. Akkarin gitmişken olmaz. İchaniler köleleri ölmeye devam ederse başkalarının işe


karıştığından şüphelenebilirler." Cery, Savara'yı ciddi bir şekilde süzdü. "Bu onları başka casuslar göndermekten alıkoyabilir değil mi?" "Belki de. Ama insanlarıma dikkat çekmemem emredildi." "O zaman iş bize düşüyor. Onları nasıl öldürmemizi önerirsin?" "Buna gerek olacağını sanmıyorum. Köleleri buraya gönderme amaçlarına ulaştılar." "Peşinde oldukları Akkarin'in miydi?" diye sordu Gol. "Evet ve hayır," diye karşılık verdi Savara. "Becerebilirlerse onu öldüreceklerdi. Ama artık Lonca'nın zayıflığını bildiklerine göre hedefleri Lonca olacaktır." Gol, Savara'ya baka kaldı. "Lonca'ya mı saldıracaklar?" "Evet." "Ne zaman?" "Yakında... Lonca, Akkarin'i sessizce göndermiş olsaydı hazırlanmak için vakti olabilirdi. Ama her yerde ilan ettiler." Cery içini çekip şakaklarını ovdu. "Şehirdeki ilanlar." "Hayır," diye karşılık verdi Savara. "Her ne kadar 16 Yüce Lord-Kara Büyücüler Akkarin'in suçu ve cezasını halka ilan etmeleri aptalca olsa da İchani'nin bu yolla öğrenmesi günler hatta bir iki hafta alabilirdi." Başınıjki yana salladı. "Lonca büyücüleri Akkarin'i günlerdir zihinsel olarak tartışıyorlar. İchaniler her şeyi duymuştur." "Lonca'nın şansı ne?" diye sordu Gol. Savara üzgün bir şekilde baktı. "Yok." Gol'ün gözleri büyüdü. "Lonca onları durduramaz mı?" "Yüksek büyü olmadan durduramaz." Cery ayağa kalkıp volta atmaya başladı. "Kaç İchani var?" "Yirmi sekiz ama sizin endişelenmeniz gereken grup en fazla on kişi olacak." "Hai! Sadece on muV "Her biri bir Lonca büyücüsünden kat kat daha güçlü. Beraber Lonca'yı kolaylıkla alt edebilirler." "Oh," Cery odayı birkaç kez daha adımladı. "Bu İchani kadını kendi başına öldürebileceğini söylemiştin. O zaman sen de bir Lonca büyücüsünden güçlü olmalısın." Savara gülümsedi. "Çok daha güçlü." Cery, Gol'ün renginin solduğunu fark etti. "Peki ya insan-


larının kalanı?" "Çoğu benim kadar hatta daha da güçlüdür." Cery düşünceli bir şekilde dudaklarını ısırdı. "İnsanların Kyralia'ya yardım etmenin karşılığında ne isterler?" Savara gülümsedi. "Halkın, insanlarımın yardımını almayı en fazla İchaniler'in boyunduruğuna girmek kadar ister. Biz de Lonca'nızın kara büyü olarak adlandırdığı şeyi kullanıyoruz." Cery etini bu önemsiz dercesine salladı. "İchaniler geldi17 1 TRUDİ CANAVAN ğinde fikirleri değişecektir." "Değişebilir. Ama insanlarım kendilerini ortaya çıkarmayacaklardır." "İchaniler'in Kyralia'yı yönetmesini istemediklerini söylemiştin." "Evet, bu doğru. Ama eğer kendileri riske gireceklerse bu olaya karışmazlar. Biz sadece Sachaka'daki başka bir grubuz. Birçok güçlü kişi bizden korkuyor ve yok etmek istiyor. Daha fazlasını yapamayız." "Sen bize yardım eder misin?" diye sordu Gol. Savara yüksek sesle içini çekti. "Keşke edebilseydim. Ama bu olayın dışında kalma emri aldım. Bana verilen emir..." Cery'ye baktı, "eve dönmem." Cery yavaşça başıyla onayladı. Demek gidiyordu. Gideceğini çatıdaki o gece anlamıştı. Veda etmek kolay olmayacaktı ama o da kalbinin aklını yönetmesine izin veremezdi. "Ne zaman?" Savara başını eğdi. "Hemen. Uzun bir yolculuk olacak. İchaniler, Kyralia sınırını gözlüyor olacak. Elyne üzerinden gitmeliyim. Ama..." sinsi bir şekilde gülümsedi. "Bu gece veya yarın sabah yola çıkmamın bir fark yaratacağını sanmıyorum." Gol ağzını eliyle kapatıp öksürdü. "Bilmiyorum," dedi Cery. "Büyük bir fark yaratabilir. Kyralia'nın iyiliği için senin aklını iyice çelmeye çalışmalıyım. Biraz kızarmış rasook ve bir şişe Anuren karası ile..." Savara'nın kaşları kalktı. "Anuren karası mı? Siz Hırsızlar


düşündüğümden daha iyi yaşıyorsunuz." 18 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Aslında birkaç şarap kaçakçısı ile yapmış olduğum anlaşmalar var." Savara gülümsemesini bastıramadı. "Elbette vardır." *** Dairesinin dış kapısı çalınca Rothen, içini çekip iradesini yoğunlaştırarak kapıyı açtı. Gelenin kim olduğuna bakmadı bile. "Yine mi sen Dannyl? Döndüğünden beri benim dairemde kendi dairenden fazla zaman geçiriyorsun. Seni meşgul edecek asiler veya gizli görevlerin yok mu?" Dannyl kıkırdadı. "Bir hafta daha yok. Bu arada Lonca beni tekrar uzaklara göndermeden önce eski dostumla hasret gidermeyi planlıyordum." Konuk odasındaki koltuklardan oluşan yarım daireye gidip Rothen'in karşısına oturdu. "Sanırım bu gece Gece Odası'nı ziyaret etmeyeceksin." Rothen, Dannyl'e baktığında gözlerinde anlayış gördü. "Hayır." Dannyl içini çekti. "Bense gitmek zorundayım. Dedikodularla ve bütün olanlarla yüzleşmeliyim. Ama..." Bu hiç kolay değil, diye bitirdi Rothen. Dannyl ona Akkarin'in asileri yakalama planının içerdiklerinden bahsetmişti. Dem Marane'nin kendisini yakalayan hakkındaki iddiaları, Lonca'nın her köşesine yayılmıştı. Her ne kadar çoğu büyücü bu söylentiyi ciddiye almasa da Rothen, duydukları her skandala inanan birileri olduğunu biliyordu. Rothen de aynı şüpheli ve kınayan bakışlarla iki yıl önce; Lonca, Sönea'nın onun dairesinde yaşamasının ne kadar 19 TRUDİ CANAVAN uygun olduğunu tartışırken karşılaşmıştı. Dedikodularla yüzleşmek zor olmuştu ama önemliydi... Yaldin ve Ezrille'in her an ona destek olması da yardımcı olmuştu. Ve ben de şimdi Dannyl'e destek olmalıyım. Rothen derin bir nefes alıp ayağa kalktı. "O zaman yola çıksak iyi olur. Bütün eğlenceyi kaçırmak istemeyiz değil mi?"


Dannyl şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. "Senin gelmeyeceğini..." "Hoşuna gitse de gitmese de göz kulak olmam gereken iki eski çırağım var." Rothen omzunu silkti. "Odamda pinekleyerek size hiçbir faydam dokunmaz." Dannyl ayağa kalktı. "Emin misin?" "Evet." "Teşekkür ederim." Rothen, Dannyl'in sesindeki minnettarlığı fark edince gülümsedi. Dostunun baş başayken hâlâ aynı adam olduğunu görmek onu rahatlatmıştı. Dannyl farkında değil gözüküyordu; fakat başkalarının yanında çok farklı bir tavra bürünüyordu artık. Davranışlarında yepyeni bir güven ve otorite vardı. Bu tavır uzun boyuyla birleşince, Dannyl'e zorlu bir hava katıyordu. Biraz sorumluluk neler başarıyor, diye düşündü. Dannyl, Rothen'in peşinden önce dışarıya ardından da alt kata, Büyücüler Makamı'nın girişine gitti. Güneş batıyordu ve avlu kırmızı-turuncu ışıklarla yıkanıyordu. Gece Odası'nın kapısından içeri girdiler. İçerisi sıcak ve gürültülüydü. Rothen kaç büyücünün gelişlerini fark ettiğine, kaçının onları izlemeye devam ettiğine 20 Yüce Lord-Kara Büyücüler dikkat etti. İlk birkaç tanesinin onlara yaklaşıp sorular sorması için fazla zaman geçmesi gerekmedi. Yaklaşık bir saat boyunca asiler hakkında daha fazla şey öğrenmek isteyenler, ona ve Dannyl'e yaklaştı. Rothen yüzlerinde saygı, merak ve biraz da şüphe görmüştü. Dannyl ilk başlarda biraz çekingendi; fakat daha sonra güveni yerine geldi. Bir grup Şifacı, kaçağı zehirden kurtarırken Vinara'nm verdiği talimatları tartışmayı bitirdikten sonra yanından ayrılırken Dannyl, Rothen'e döndü ve muzipçe gülümsedi. "Korkarım bütün ilgiyi senden çalıyorum dostum." Rothen omzunu silkti. "Ne ilgisi? Sonea ile ilgili soruları zorlukla savuşturuyorum." "Belli. Belki de seni bir kez olsun rahat bırakmak iste-


mişlerdir." "Bu pek mümkün değil. Sadece..." "Büyükelçi Dannyl." Döndüklerinde Lord Garrel'in yaklaşmakta olduğunu gördüler. Savaşçı kibarca başıyla selam verirken Rothen kaşlarını çattı. Garrel'i hiçbir zaman sevmemişti ve hâlâ büyücünün gözdesi Regin'in, Sonea'ya yaptıklarını engellemiş olabileceğini düşünüyordu. "Lord Garrel," diye karşılık verdi Dannyl. "Hoş geldiniz," dedi Savaşçı. "Evde olmak güzel de|,;l mi?" Dannyl omzunu silkti. "Evet, dostlarımı tekrar görmek güzel." Garrel bir an Rothen'e baktı. "Bize yine büyük bir hizmette bulundunuz. Duyduğum kadarıyla büyük bir kişisel fedakarlık* da yapmışsınız." Biraz yaklaştı. "Cesaretinize 21 TRUDİ CANAVAN hayranım. Ben böyle bir riske girmezdim. Ama tabi ben doğrudan hareket etmeyi hilelere tercih ediyorum." "Ve duyduğum kadarıyla ilki konusunda çok daha başarılıymışsınız," diye karşılık verdi Dannyl. Rothen şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı, sonra gülümsemesini gizlemek için döndü. Sohbet ilerledikçe ke?ndini Gece Odası'na geldiği için gittikçe daha iyi hissetmeye başladı. Görünüşe göre Dannyl, Elyne Sarayı'nda otoriter gözükmek ve konuşmaktan daha fazlasını öğrenmişti. "Lord Garrel," diye bir ses seslendi. Genç bir simyacı, Savaşçı'nın omzuna dokundu. Gelen Lord Larkin'di; Yapı ve İnşa öğretmeni. "Evet?" dedi Garrel. "Sanırım bilmek istersiniz; Lord Harsin, çırağınızın hastalıklar konusundaki ilerleyişini sizinle görüşmek istediğini söylemişti." Savaşçı kaşlarını çattı. "Onu bulsam iyi olur o zaman. İyi geceler Lord Rothen, Büyükelçi Dannyl." Garrel uzaklaşırken Larkin yüzünü buruşturdu. "Kurtarılmak istersiniz diye düşündüm," dedi genç büyücü. "İhtiyacınız olduğu için değil Büyükelçi. Sadece bazılarımız Garrel ne zaman biriyle sohbet etse o kişinin er geç bir şeylerin


sohbeti bölmesi için dua etmeye başladığını fark ettik. Genellikle insanlar fazla dayanamıyor." "Teşekkür ederim Lord Larkin," dedi Dannyl. Rothen'e baktı ve muzip bir şekilde gülümsedi. "Bunu fark edenlerin sadece biz olduğumuzu sanıyordum." "Oh, insanları rahatsız etme konusunda bu kadar becerikli olmak için bol antrenman gerekir. Garrel'in, şu son 22 Yüce Lord-Kara Büyücüler dönen saçma dedikodu yüzünden sizin iyi bir hedef olacağınızı düşüneceğini, tahmin etmiştim." Dannyl'in kaşları şaşkınlıkla kalktı. "Böyle mi düşünüyorsunuz." "Şey, kara büyü kullanmak kadar... kötü değil," dedi genç büyücü. Rothen'e bakıp kızardı. "Asilerin söylediğine inanıyor değilim tabi ama..." etrafına bakındı ve bir adım geriledi. "Özür dilerim. Lord Sarrin benimle görüşmek istediğini işaret ediyor." Larkin başıyla ikisine de selam verdikten sonra aceleyle uzaklaştı. Dannyl odaya bakındı. "Ne kadar ilginç. Sarrin burada bile değil." "Evet," diye karşılık verdi Rothen. "Oldukça ilginç. Özellikle senin kurtarılmaya ihtiyaç duyman. Açıkça ihtiyacın yoktu. Aslında benim seninle gelmeme bile gerek olmadığına inanıyorum." Dannyl'e mübalağalı bir bakış attı. "Bu çok gurur kırıcı." Dannyl sırıtıp Rothen'in omzuna hafifçe vurdu. "Sürekli çıraklarının bir yerlere gitmesini izlemek büyük hayal kırıklığı olsa gerek." Rothen omzunu silkti sonra gülümsemesi somurtmaya dönüştü. "Ah, keşke bu yer Sachaka olmasaydı." 23 Bölüm 2 Lonca'nın Cezası Dannyl, Yönetici'nin ofisinin kapısına ulaştığında derin bir nefes alıp omuzlarını dikleştirdi. Yüksek Büyücüler'in görüşme çağrısı beklediğinden erken gelmişti ve bu görüşmeye daha fazla hazırlanmış olması gerektiğiyle ilgili rahatsız edici hissi üstünden atamıyordu. Raporunu içeren dosyaya bakıp omzunu silkti. Aklına bir şey gelse bile değişiklik


yapmak için artık çok geçti. Kapıyı çaldı ve Dannyl içeri girdi. İçeride oturan büyücülere başıyla selam verdi. Leydi Vinara ve Lord Sarrin buradaydı, Gezgin Yönetici Kito da öyle. Lorlen her zamanki gibi masasındaydı. Yönetici boş bir koltuğu işaret etti. "Lütfen oturun Büyükelçi Dannyl," dedi Lorlen. Dannyl' in oturmasını bekledi. "Asilerle yaşadıklarınızı anlatmanız için Lord Balkan'ın dönüşünü beklemeyi tercih ederdim; fakat Akkarin'in iddialarının doğru olup olmadığının bir an önce araştırılması lazım, bu sebeple sizinle bir an önce görüşmeyi istedim. Hikayeniz, Akkarin hakkında bir şeyler sunabilir. Bize Akkarin'in size vermiş olduğu emirleri söyler misiniz?" "Ondan yaklaşık altı hafta önce bir mektup aldım." Dannyl dosyayı açıp mektubu çıkardı ve süzülerek Lorlen'in 24 Yüce Lord-Kara Büyücüler masasına gitmesini sağladı. Yönetici mektubu alıp yüksek sesle okumaya başladı. "Birkaç yıldır Elyne saraylılarından küçük bir grubun Lonca'nin yardımı veya bilgisi olmadan büyü öğrenmeye çalışmalarını izliyorum. Son dönemde bu konuda bir miktar başarı kazandılar. Şu anda içlerinden en az biri güçlerini uyandırmayı başarmış durumda olduğu için Lonca onlarla ilgilenmeye yetkili ve mecburdur. Bu grupla ilgili bilgileri mektuba ekledim. Tremmelin Ailesi'nden Alim Tayend ile ilişkin onları güvenilir olduğuna ikna etme konusunda sana yardımcı olacaktır. Asilerin bu kişisel bilgiyi, sen onları tutukladıktan sonra sana karşı kullanma olasılıkları var. Onlara böyle bir bilgiyi amacına ulaşmak için verdiğinin iyice anlaşılacağı konusunda sana güvence veriyorum." Dannyl'in beklediği gibi diğer büyücüler kafaları karışmış bir şekilde birbirilerine baktılar. "Sanırım bu alimle aranızdaki iş ilişkisinden bahsediyor değil mi?" diye sordu Sarrin. Dannyl ellerini açtı. "Evet ve hayır. Kişisel bazı söylentileri de kastettiğini tahmin ettim. Tayend Elyneliler'in deyimiyle, bir oğlan." Sarrin'in kaşları kalktı ama ne o ne de diğer Yüksek Büyücüler terimi anlamamış gözükmeyince Dannyl devam etti. "Elyneliler aramızda bana yardımcı olmasının dışında bir ilişki olup olmadığı hakkında çeşitli


dedikodular yapmışlardı." "Ve sen de bu asilerin problem çıkarsa sana şantaj yapabilmeleri için bunun gerçek olduğuna inanmalarını sağladın öyle mi?" diye sordu Sarrin. "Evet.-" 25 TRUDİ CANAVAN "Akkarin pek açık olmamış. Asileri, senin ve yardımcının büyü öğrettiğiniz ortaya çıkarsa, kovulma veya idam tehlikesiyle karşı karşıya olduğunuza ikna etmeni istemiş olabilir." Dannyl başıyla onayladı. "Elbette bunu da düşündüm ve asileri bana güvenmeye ikna etmek için yeterli olmayacağına karar verdim." Kito başıyla onaylayınca Dannyl rahatladı. "Yani Akkarin, Lonca'ya yardımcınla ilişkin olduğu yalanını onun isteğiyle yaydığını söyleyecekti," dedi Vinara, "Ama buraya döndüğünde tutuklanmıştı. Yönetici Lorlen de bu hilenin senin fikrin olduğunu söylemeni önerdi." "Doğru." Şifacı'nın kaşları kalktı. "İşe yaradı mı?" Dannyl omzunu silkti. "Sanırım genel olarak yaradı. Sizce?" Vinara başıyla onayladı. "Çoğu hikayeni kabul etti." "Peki ya kalanı?" "Onlar da dedikoducular." Dannyl hafifçe başını eğdi. Gece Odası'nda Lord Garrel' in sorduğu soruları düşününce Vinara'nın onu da bu "dedikoducular" arasında kabul edip etmediğini merak etti. Lorlen öne doğru eğilip dirseklerini masaya dayadı. "Peki bize asilerle nasıl tanıştığını anlatır mısın?" Dannyl hikayesine devam etti. Dem Marane ile nasıl bir buluşma ayarladığını ve evine yaptığı ziyareti anlattı. Ardından Farand'a ders vermesini ve Tayend'in ödünç aldığı kitabın nasıl asileri bir an önce tutuklaması gerektiğini düşünmesine yol açtığını anlattı. 26 Yüce Lord-Kara Büyücüler


"Farand, kontrolü öğrendikten sonra benimle irtibatı sürdürmeye devam edip etmeyeceklerini bekleyip beklememeye kara veremiyordum," dedi Dannyl. "Diğer asilerin isimlerini öğrenebileceğimi de düşünüyordum. Kitapta yazanları görünce bunun çok büyük bir risk olacağını anladım. Dem, kitabın bende kalmasına izin verse dahi asilerin elinde başka kitaplar olabilirdi. Eğer Farand, kontrolü öğrendikten sonra ortadan kaybolurlarsa bir şekilde kara büyü öğrenebilirlerdi ve böyle bir durumda kaçak büyücülerden çok daha büyük bir sorunumuz olurdu." Dannyl duraksayıp yüzünü buruşturdu. "Zaten böyle bir sorunumuz olduğunu tahmin bile edemezdim." Sarrin oturuşunu değiştirip kaşlarını çattı. "Sence Akkarin'in bu kitaptan haberi var mıydı?" "Bilmiyorum," diye yanıtladı Dannyl. "Asilerden nasıl haberi olduğunu bile bilmiyorum." "Belki de Farand'ın güçlerini Sonea'nın güçlerini hissettiği şekilde hissetmiştir," dedi Vinara. "Elyne kadar uzak bir yerden mi" diye sordu Sarrin. Vinara omuzlarını kaldırdı. "Birçok eşsiz yeteneğe sahip ki şüphesiz çoğunu kara büyü sayesinde elde etmiştir. Neden bir yeteneği daha olmasın?" Sarrin kaşlarını çattı. "Bu alimle bir araştırma yapmaktan bahsettin Büyükelçi. Ne araştırması?" "Antik büyü üzerine bir araştırma," diye karşılık verdi Dannyl. Odaya bakındı. Bakışları Lorlen'inkilerle buluştuğunda Yönetici hafifçe gülümsedi. "Onlara benim isteğimle başlamış olduğunu anlattım," dedi Lorren. 27 TRUDİ CANAVAN Dannyl başıyla onayladı. "Evet, sebebini bilmiyor olsam da başlangıcı böyle oldu." "Akkarin'in kaybetmiş olduğu bilgilerin birazını tekrar elde etmek istedim," dedi Lorlen. "Ama Akkarin bu araştırmayı öğrendi ve açıkça onaylamadığını belirtti. Ben de Lord Dannyl'e yardımına artık ihtiyaç duymadığını söyledim." "Ve sen de bu emre uymadın öyle mi?" diye sordu Sarrin Dannyl'e.


"Bir emir değildi," dedi Lorlen. "Ona sadece araştırmasına artık ihtiyacım kalmadığını söyledim. Sanırım Dannyl konuya olan kendi ilgisi sebebiyle devam etti." "Evet," diye onayladı Dannyl. "Daha sonra Akkarin araştırmaya devam ettiğimi öğrenip beni Lonca'ya geri çağırdı. Araştırmamdan memnun göründü ve beni devam etmem için cesaretlendirdi. Maalesef daha sonra pek bir ilerleme kaydedemedim. Araştırmadığ��m sadece Sachaka'daki kaynaklar kalmıştı ve Akkarin benim orayı gitmemi istemediğini açıkça belirtmişti." Sarrin koltuğunda geri yaslandı. "İlginç... Araştırmayı önce engellemiş, sonra desteklemiş. Belki de çoktan bulmanı istemediği bir şey bulmuştun; fakat önemini anlayamamıştın. Ondan sonra da devam etmenin güvenli olduğunu düşündü." "Bunu ben de düşündüm," diye katıldı Dannyl. "Asilerin kitabını görene kadar araştırdığım antik büyünün aslında kara büyü olduğunu anlayamamıştım. Bunu öğrenmemi istediğini sanmıyorum." Sarrin başını iki yana salladı. "Hayır. Öyle olsa o kitabı okumanı istemezdi. Bu durumda Dem Marane'de böyle bir 28 Yüce Lord-Kara Büyücüler kitap olduğundan habersiz olurdu ve asilerin tutuklanmasının kitap eline geçsin diye yaptığı bir şey olması olasılığı ortadan kalkar." Kaşlarını çattı. "Ve kitabın içinde, hakkında hiçbir bilgisi olmadığı bir şeyler de yazıyor olabilir. Çok ilginç." Dannyl, Yüksek Büyücüler bu olasılığı düşünürken yüzlerine baktı. "Bir soru sorabilir miyim?" Lorlen gülümsedi. "Elbette Büyükelçi." "Akkarin'in hikayesinin doğru olduğunu gösteren herhangi bir şey keşfettiniz mi?" Yönetici ciddileşti. "Henüz bulamadık." Bir an durakladı. "Akkarin'in uyarısına rağmen gerçeği öğrenmek için Sachaka'ya casuslar yollamak dışında bir yol göremiyoruz." Dannyl başıyla onayladı. "Sanırım bu casusların kim oldukları Lonca üyeleri tarafından bile bilinmeyecektir." "Evet," diye karşılık veri Lorlen. "Ama senin gibi bazı kişilerin bilmesine izin vereceğiz, çünkü bu kişiler mutlaka


bazı büyücülerin ortadan kaybolmalarını sorgulayacaklardır." Dannyl vücudunu dikleştirdi. "Gerçekten mi?" "Casuslardan biri akıl hocan Lord Rothen olacak." *** Dağlardaki tırmanış hiç bitmeyecekmiş gibi görünüyordu. Sabah güneşi iki yandaki sık ağaçlarla kaplı, dik yamaçları açığa* çıkarmıştı. Yol her ne kadar düzgün olsa ve yakın 29 TRUDİ CANAVAN dönemde yapılmış onarımların izlerini taşısa da, geri kalan her yer el değmemiş araziydi. Eğer gece herhangi bir evin yakınından geçtilerse de karanlığın içinde fark etmemişlerdi. Yol; dağlık yamacın kavisini takip edip, derin vadilerin dik yamaçlarını tırmanıyordu. Sonea ara sıra tepelerinde asılı gibi duran kayalık çıkıntıları fark ediyordu. Hava gittikçe soğumuştu ve Sonea titremesini durdurmak için her an etrafında sıcak havadan oluşan bir kalkanı açık tutmak zorundaydı. Yolculuğun bir an önce bitmesini istiyordu ama bir yandan da bu sondan çok korkuyordu. Sürekli yukarıya doğru tırmanmaları eyerindeki duruşunu değiştirmesine ve doğal olarak yeni bir grup kasının itiraz çığlıkları atmasına yol açmıştı. Buna ek olarak pantolonunun kaba kumaşı cildini tahriş etmiş bir iki saatte bir acıyı azaltmak için o bölgelere Şifa vermesi gerekmişti. "Durun!" Balkan'ın bu emriyle Sonea rahatlayarak içini çekti. Sabahtan beri sadece bir kez, o da çok kısa bir süre için durmuşlardı. Atının durduklarında derin bir nefes alıp sert bir şekilde verdiğini hissetti. Eşlikçilerin birçoğu atlarıyla ilgilenmek üzere indiler. Akkarin uzaklara bakıyordu. Sonea, Akkarin'in bakışlarını takip ettiğinde dağların altındaki toprakların ağaçların arasındaki bir boşluktan görülebildiğini fark etti. Tepeler gittikçe alçalarak ilerliyor, uzaklarda dümdüz bir ovaya dönüşüyordu. Dar nehirler ve ırmaklar ovadaki parıldayan kırışıkları oluşturuyordu. Her yer öğleden sonra güneşinin sıcak


ışığıyla parlıyordu. Ufuk, sisli bir sınır gibiydi. Ardında bir 30 Yüce Lord-Kara Büyücüler yerde İmardin vardı. Evi... Yolculuğun her adımında bildiği her şeyden biraz daha uzaklaşıyordu; ailesinden, eski dostlarından, Cery'den, Rothen'den, Dorrien'den. Son birkaç yıl içerisinde sevmeye başladığı insanların isimleri geçti aklından; Tania, Dannyl, Tya ve Yikmo hatta bazı çıraklar... Onları bir daha asla göremeyebilirdi. Çoğuna veda etme şansı bile olmamıştı. Boğazı düğümlendi ve gözlerinin yanmaya başladığını hissetti. Gözlerini kapatıp kendini yavaş ve düzenli nefes almaya zorladı. Ne burası ağlamak için uygun bir yer, ne de şu an uygun bir zaman. Şimdi olmaz; Balkan ve diğer büyücüler özellikle de Akkarin- izlerken olmaz. Zorlukla yutkunup kendini başka bir yere bakmaya zorladı. Gözlerini tekrar açtığında Akkarin'in yüz ifadesinin değiştiğini gördü. Bir anlığına, her zamanki tanıdık maske Akkarin'in yüzüne yerleşmeden önce yoğun bir hayal kırıklığı ve acı gördü. Sonea başını eğdi, gördükleri hoşuna gitmemişti. Osen ekmek, soğuk pişmiş sebze ve tuzlu et parçaları dağıtmaya başladı. Akkarin kendi payını sessizce kabul edip tekrar derin düşüncelere daldı. Sonea yemeğini yavaşça çiğnemeye başladı, Lonca'yla ilgili düşünceleri kafasından atıp ilerideki günlere yoğunlaşmaya kararlıydı. Sachaka'da nereden yemek bulacaklardı? Geçidin ilerisindeki alan çorak topraklardı. Belki de yiyecek satın alabilirlerdi. Balkan onlara para verir miydi? Osen yanına gelip bir maşrapa su verdi. Sonea suyu hızla içip maşrapayı geri verdi. Osen bir an duraksadı, sanki bir şey söyleYnek istiyor gibiydi. Sonea hızla dikleşip başka bir 31 TRUDİ CANAVAN yöne baktı. Sonra bir iç çekiş ve Osen'in atına doğru uzak-


laşan ayak seslerini duydu. "İleri," dedi Balkan. Ağaçlar arasındaki açıklıklar grup ilerlerken gittikçe sıradan bir görüntü haline geldi. Bu boşluklarda büyük kaya kütleleri gözüküyordu. Soğuk bir rüzgar atların kuyruklarını kamçılıyordu. Ufka doğru gittikçe alçalan güneşin aydınlığında yol, bir süre sonra iki yüksek, pürüzsüz kaya duvarının arasından ilerlemeye başladı. İleride batan güneşle turuncuya boyanmış devasa, küçük kare deliklerle bezeli bir kaya sütunu vardı. Hisar... Sonea yaklaşırlarken binayı izledi. Tarih derslerinde Hisar'ın Sachaka Savaşı'ndan kısa bir süre sonra yapıldığını öğrenmişti. Beklediğinden daha yüksekti, büyük ihtimalle ana Akademi binasından iki hatta üç kat daha yüksekti. Devasa silindir kaya parçası iki yüksek kaya kütlelerinin arasındaki boşluğa yerleşmişti. Hiçbir şey binanın içinden geçmeden Kyralia'ya giremezdi. Hisar, Lord Coren taşı şekillendirmeyi keşfetmeden çok önce yapılmış olmasına rağmen üzerinde çatlak veya harç izi yoktu. Sonea şaşkınlıkla başını salladı. Hisar doğrudan dağın kendisinden oyulup çıkarılmış olmalıydı. Yaklaşırlarken binanın alt kısmındaki bir çift metal kapı açılmaya başladı. Dışarıya iki figür çıktı. Biri muhafız yüzbaşısı üniforması giyiyordu, diğerinin üzerinde ise kırmızı Savaşçı cüppesi vardı. Sonea şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı, büyücüyü görünce gözlerine inanamamıştı. "Lord Balkan," dedi Fergun, yüzbaşı saygıyla eğilip selam 32 Yüce Lord-Kara Büyücüler verirken, "bu Yüzbaşı Larvven." Elbette, diye düşündü. Fergun bana şantaj yaptığı için uzak bir kaleye gönderilmişti. Ama o kalenin Hisar olabileceğini hiç düşünmemiştim. Yüzbaşı, Lord Balkan'la konuşurken Sonea ellerine bakıp şansına lanet okudu. Fergun'un bu anı dört gözle beklediğine şüphe yoktu. Lonca'yı, Evler dışından kimseyi kabul etmemesi için ikna etmek uğruna çok şeyi riske atmıştı. Şimdi varoşlulara güvenilemeyeceği yönündeki iddialarının


doğru olduğu ortaya çıktı, diye düşündü. Ama bu doğru değildi. O, kara büyüyü sadece Lonca ve Kyralia'yı kurtarmak için öğrenip kullanmıştı. Fergun da Lonca'yı kurtardığını sanıyordu. Sonea birden Fergun'a karşı rahatsız edici bir sempati hissetmeye başladı. Gerçekten bu eski düşmanı ile aralarında bir fark var mıydı? Evet, diye düşündü. Ben bütün Kyralia'yı kurtarmaya çalışıyorum. O sadece alt sınıftan Kyralialılar'ın büyü öğrenmesini önlemeye çalıştı. Gözünün ucuyla, Fergun'un kendisine baktığını fark etti. Görmezden gel, dedi kendine. Buna değmez. Ama neden görmezden gelsindi ki? Fergun kendisinden daha iyi değildi. Kendini sertleştirip başını kaldırdı ve Fergun'un bakışlarına karşılık verdi. Fergun'un dudakları hor görme ile kıvrıldı ve gözlerinde büyük bir tatmin vardı. Kendini çok üstün sanıyorsun değil mi, diye düşündü Fergun'a doğru, ama şunu düşün. Senden daha güçlüyüm. Öğrenmiş olduğum yasak büyü olmadan bile seni Arena'da herhangi bir gün yenebilirim Savaşçı. FerguıVun gözleri kısıldı ve çenesi nefretle kasıldı. Sonea, 33 TRUDİ CANAVAN Fergun'un bakışlarına soğuk bir şekilde karşılık vermeye devam etti. Senin gibi çaresizlerden beslenen bir büyücüyü öldürdüm. Eğer Kyralia'yı korumanın tek yolu bu ise tekrar öldürürüm. Beni korkutmuyorsun büyücü. Hiçbir şey değilsin, sadece zavallı bir aptalsın, bir... Fergun birden, sanki adam önemli bir şey söylemiş gibi Yüzbaşı'ya döndü. Sonea, Savaşçı'nın tekrar kendisine bakmasını bekledi ama Fergun bir daha Sonea'ya dönmedi. Formaliteler sona erdiğinde Yüzbaşı bir adım yana çekilip bir düdük çaldı. Grup, Hisar'ın içine ilerlemeye başladı. Hisar'a girdiklerinde içerideki geniş koridor nal seslerinin yankısıyla doldu. Grup; bir süre ilerledikten sonra, geçidin yarısında yolu tıkayan bir taş duvara geldiklerinde yavaşladı. Bu duvarı tek sıra halinde geçtikten sonra yüz adım kadar ilerideki metal kapıların önünde durdular. Kapılar yavaşça


açıldı. Kapılardan geçtiler ve nal seslerinden altının boş olduğu anlaşılan ahşap bir zemin üzerinde ilerlediler. Sonra tek sıra halinde uzun bir taş duvarın dibinde yol aldılar. Sonea yüzünde soğuk havayı hissetti. İleriye baktığında açık duran iki kapının ötesindeki kaya duvarlar arasındaki geçidi gördü. Hisar'ın öbür tarafında çoktan gece olmuştu. Dik duvarlar iki sıra fenerle aydınlatılmıştı. Onların ötesinde yol karanlığa doğru uzayıp gidiyordu. Grup açıklığa çıktığında Sonea kalbinin hızla çarptığını fark etti. Eğer Hisar'ı geçmişlerse, atı şu anda Sachaka topraklarında ilerliyordu. Yere baktı. Sachaka kayalarında demek daha doğru olur, diye düzeltti. Eyerinde dönüp arkaya, Hisar'a baktı. Pencerelerin bazı34 Yüce Lord-Kara Büyücüler larındaki ışıklar onları izleyen siluetleri aydınlatıyordu. Nal sesleri kesildiğinde Sonea'nın atı da durdu. "Atlardan inin." Akkarin atından inerken Sonea, Balkan'ın emrinin sadece Akkarin ve kendisi için olduğunu fark etti. Attan aşağı kaydı ve bacaklarındaki uyuşukluk yüzünden yüzünü buruşturdu. Lord Osen yularları almak üzere eğildi ve atları uzaklaştırdı. Atlar ve Osen gidince Savaşçılar çemberinin içinde sadece o ve Akkarin kalmıştı. Balkan'ın kafasının üzerinde bir ışık küresi oluştu ve çemberi parlak bir ışıkla kapladı. "Bu iki büyücünün yüzlerini asla unutmayın," dedi Balkan. "Onlar Büyücüler Loncası eski Yüce Lord'u Akkarin ile Yüce Lord'un eski çırağı Sonea. Kara büyü yapmak suçuyla Lonca'dan kovuldular ve Müttefik Ülkeler'den sürüldüler." Sonea'nın kanı buz kesti. En azından bu törensel sözleri son duyuşu olacaktı. Fenerlerin ötesindeki karanlık yola baktı. "Bekleyin!" Kalbi göğsünde bir takla attı. Osen bir adım öne çıktı. "Ne var Lord Osen?" "Sonea'yla gitmeden bir kez daha konuşmak istiyorum." Balkan yavaşça başını eğdi. "Pekala." Osen atından inerken Sonea yavaşça içini çekti. Osen yavaşça Sonea'ya yaklaştı, yüzünde gergin bir ifade vardı.


"Sonea, bu senin son şansın." Sessizce konuşuyordu, belki de eşlikçilerin duymasını istemiyordu. "Benimle geri dön." Sonea başını iki yana salladı. "Hayır." 35 TRUDİ CANAVAN Osen, Akkarin'e döndü. "Onun bu fırsatı tepmesini ister misin?" Akkarin'in kaşları kalktı. "Hayır ama o reddetmeye kararlı gözüküyor. Fikrini değiştirebileceğimi sanmıyorum." Osen kaşlarını çatıp tekrar Sonea'ya döndü. Bir şey söylemek üzere ağzını açtı ama sonra vazgeçip sadece başını iki yana salladı. Tekrar Akkarin'e döndü. "Ona iyi bakmalısın," diye mırıldandı. Akkarin, büyücüye duygularını açığa vurmayan bir ifadeyle baktı. Osen somurtup, topuğunun üzerinde döndü. Atına geri yürüyüp eyere çıktı. Balkan'dan gelen işaretle eşlikçilerin Sachaka yolunu tıkayan kısmı yana çekildi. "Müttefik Ülkeler'den defolun," dedi Balkan. Sesinde öfke veya üzüntü yoktu. "Gel Sonea," dedi Akkarin sessizce. "Önümüzde uzun bir yol var." Sonea, Akkarin'e baktı. Akkarin'in yüzünde uzak ve okuması zor bir ifade vardı. Akkarin dönüp ilerlemeye başladığında Sonea birkaç adım arkasından peşine düştü. Arkalarından bir mırıldanma geldi. Sonea dikkatle dinledi. Ses Lord Osen'e aitti. "... daha girme. Seni kovuyorum Sonea. Vatanıma bir daha girme." Sonea ürperdi, sonra bakışlarını önündeki karanlık yola sabitledi. *** 36 Yüce Lord-Kara Büyücüler Güneşin son ışıkları bahçeleri terk ederken Lorlen, pencereden ofisine döndü ve odayı adımlamaya başladı. Rotası onu bütün oda boyunca dolaştırıyordu, koltuktan koltuğa, sonra gerisin geri masasına. Durdu, masasındaki kağıt yığınına bakıp içini çekti.


Neden bunca yer dururken Akkarin'i Sachaka'ya gönderdiler ki? Sebebini biliyordu. Soğuk bir gerçeklikle Kral'ın Akkarin'in Sachaka'da ölmesini umduğunu biliyordu. Akkarin, Lonca'nın en önemli yasalarından birisini çiğnemişti. Kral, Akkarin'i ne kadar sevmiş olursa olsun kanunlara uymayıp kontrol edilemeyecek kadar güçlü bir büyücüden daha tehlikeli bir şey olmadığını biliyordu. Lonca, Akkarin'i idam edemiyorsa onu, bunu yapabilecek birilerine göndermeliydiler; İchaniler'e... Elbette İchaniler gerçek olmayabilirdi. Eğer gerçek değillerse Lonca, kendi isteğiyle kara büyü öğrenmiş bir büyücüyü serbest bırakmıştı. Eskisinden de güçlü bir şekilde geri dönebilirdi. Ama artık bu konuda yapılabilecek bir şey yoktu. Eğer İchaniler gerçekse, düşmanları hakkında bilgi sahibi tek büyücüyü ölüme göndermek oldukça aptalca görünüyordu. Ama Akkarin tek bilgi sahibi değildi. Sonea da vardı. Kral bu noktada durumu çok yanlış değerlendirmişti. Birden fazla büyücü tarafından yönlendirilmiş olan eski varoş kızının kolaylıkla etkilenebileceğini düşünmüştü. Lorlen, Sonea'nın öfkeli cevabını hatırlayınca buruk bir şekilde gülümsedi. "Eğer Yüce Lord Akkarin'i sürgüne gönderiyorsanız beni 37 TRUDİ CANAVAN de göndermek zorundasınız. Böylece aklınız başınıza geldiğinde hâlâ hayatta olup size yardım edebilir." Kral, Sonea'nın bu itaatsizliğine öfkelenmişti. Ne bekliyordunuz ki? demek istemişti Lorlen. Sadakat mi? Her sene Arınma ile şehrin dışına kovduğunuz insanların arasında yaşamış birinden mi? Kral sonunda, Lonca'nın ve kendisinin hükmünü kabul etmeyen biri için sürgünün en uygun ceza olduğuna karar vermişti. Lorlen içini çekip tekrar odayı adımlamaya başladı. Aslında Lorlen'de Akkarin'in yüzüğü olduğu sürece Lonca'nın İchaniler hakkında bilgi almak için Sonea'ya ihtiyacı yoktu... Tabi Akkarin yaşadığı sürece... Ama Lorlen, Akkarin' den aldığı bilgileri Lonca'ya vermeye başlarsa eninde sonunda bilgileri nereden aldığını açıklamak zorunda kalırdı.


Yüzük bir kara büyü aracıydı. Lonca, Yönetici'sinin böyle bir şeye sahip olduğunu ve kullandığını bilse nasıl bir tepki verirdi? Yüzüğü fırlatıp atmalıyım, diye düşündü. Ama yapamayacağını biliyordu. Yüzüğü cebinden çıkarıp inceledi, sonra parmağına geçirdi. — Akkarin? Orada mısın? Hiçbir şey. Lorlen, Akkarin'le yüzük aracılığıyla birkaç kez bağlantı kurmaya çalışmıştı. Ara sıra hafif bir öfke ya da korku hissi algıladığını sanıyordu ama bunun sadece kendi hayal gücü olduğuna karar vermişti. Osen'in zihinsel raporları olmasa Akkarin'in ölmüş olduğunu bile düşünebilirdi. Lorlen odayı turlamayı bitirdi ve masasına geçip koltuğuna yığıldı. Yüzüğü çıkarıp cebine geri koydu. Bir an sonra 38 Yüce Lord-Kara Büyücüler kapı sert bir şekilde çaldı. "İçeri gel." "Kral'dan bir mesaj lordum." Bir hizmetkar girip eğilerek selam verdi ve Lorlen'in masasına ahşap bir silindir bıraktı. Silindirin tıpasında Kral'ın arması vardı ve balmumunun üzerinde altın tozu göze çarpıyordu. "Teşekkür ederim. Gidebilirsin." Hizmetkar bir kez daha eğilerek odadan çıktı. Lorlen mührü kırıp silindirden bir kağıt rulosu çıkardı. Demek Kral Sachaka hakkında konuşmak istiyor, diye düşündü Lorlen resmi yazıyı okurken. Mektubun tekrar kıvrılmasına izin verdi ve silindirin içine geri koyup silindiri kraliyet mesajlarını sakladığı kutunun içine yerleştirdi. Kral'la bir görüşme beklenmedik bir şekilde çekici geliyordu. Uzun süredir bir şeyler yapabilmek istiyordu. Ayağa kalktı ama hislerinin köşesinde adının yankılandığını duyunca dondu. — Lorlen! Osen... Lorlen çağrıyı duyan başka büyücülerin de varlığını hissetti. Büyücüler çağrının kendilerine olmadığını anlayınca varlıkları soldu. — Evet Osen? — Bitti. Sonea ve Akkarin Sachaka'dalar. Lorlen kalbinin burkulduğunu hissetti.


— Fergun ile Yüzbaşı'ya, Hisar'daki veya çevre topraklardaki her hangi birinin Sachaka'da garip şeyler olduğu ile ilgili bir şeyler fark edip etmediklerini sorar mısın? — Tamam, yarın sana cevaplarını iletilerim. Yüzbaşı 39 TRUDİ CANAVAN benden Akkarin ve Sonea'nm Kyralia'ya girmeye çalışmaları olasılığına karşılık birkaç büyücüyü burada bırakmamı istedi. — Ona bunun hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini söyledin mi? — Hayır, onları olduklarından daha gergin bir hale sokmak istemedim. Lorlen, Yüzbaşı'nın isteğini düşündü. — Bu kararı Balkan'a bırakıyorum. — Ona söylerim. Bir anlık bir duraksama oldu. Gitmeliyim. Lorlen'in zihnine, büyük bir şömineye sahip geniş bir salondaki uzun bir yemek masasına oturan büyücülerin görüntüsü geldi. Yönetici gülümsedi. — Yemeğin tadını çıkar Osen. Bana haber verdiğin için teşekkür ederim. — Bana da haber verdiğiniz için teşekkür ederim, dedi başka bir ses. Lorlen şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. —Bu kimdi? diye sordu Osen. —Bilmiyorum, diye karşılık verdi Lorlen. Konuşmalarını düşündü ve ürperdi. Sınırda o tarafa geçecek olanlara pusu kurmak isteyen birileri varsa Akkarin ve Sonea'nm yolda olduklarını artık biliyor olmalıydı. Sonra büyücüler tarafından son birkaç gün içerisinde yapılmış olabilecek zihinsel konuşmaları düşündü ve kalbine daha da bü-yük bir ağırlık çöktü. Hepimiz aptalız, diye düşündü. Hiç birimiz Akkarin'in anlattıklarının doğru olmasının gerçekte ne anlama geldiğini göremedik. — Balkan, diye seslendi. —- Evet? 40 Yüce Lord-Kara Büyücüler Lütfen adamlarına şu andan itibaren bütün zihinsel


iletişimin kesilmesi gerektiğini söyle. Lonca'nın kalanını ben bilgilendiririm. Osen ve Balkan'ın varlıkları solduğunda Lorlen Akkarin'in yüzüğünü cebinden çıkardı. Yüzüğü takarken elleri titriyordu. — Akkarin? Aldığı tek cevap sessizlikti... 41 Bölüm 3 Tehlikeli Bir Yol Beşinci ayın dokuzuncu günü. Bu sabah yolu tıkayan bir toprak kaymasıyla karşılaşınca durmak zorunda kaldık. Hizmetkarlar günü kazarak geçirdiler ama korkarım yarına kadar yola tekrar çıkamayacağız. Bir tepenin üstüne tırmandım. Dağlar artık ufuktaki karanlık bir çizgi gibi. İleriye baktığımda kuzeye doğru ilerleyen cansız tepeleri görebiliyorum. Bu çorak toprakların sonu yokmuş gibi gözüküyor. Artık Kyralialı tüccarların neden Sachaka'yla pek ticaret yapmadığını anlayabiliyorum. Bu neredeyse imkansız bir yolculuk ve Riko'nun söylediğine göre Sachakalılar için kuzey-doğudaki ülkelerle ticaret yapmak çok daha kolaymış. Tabi bir de Lonca'ya güvenmemeleri var... Kapı çalınca Rothen okumasına ara verdi. İçini çekerek kitabı indirdi ve kapıyı iradesi ile açtı. Dannyl kaşları çatık bir halde odaya girdi. "Dannyl..." dedi Rothen, "Biraz sumi ister misin?" Dannyl kapıyı kapatıp Rothen'in oturduğu sandalyeye yaklaştı ve gözlerini akıl hocasının gözlerine dikti. "Sachaka'ya gitmeye gönüllü mü oldun?" "Ah." Rothen kitabı kapattı ve masaya bıraktı. "Demek 42 Yüce Lord-Kara Büyücüler söylediler." "Evet." Dannyl söyleyecek kelime bulamıyor gibi gözüküyordu. "Sebebini sormak istiyorum ama buna gerek bile


yok. Sonea'yı aramaya gidiyorsun değil mi?" Rothen omzunu silkti. "Bir bakıma." Bir sandalyeyi işaret etti. "Otur. Sen tepemde dikilirken ben bile kendimi rahatsız hissediyorum." Dannyl sandalyeye oturup masanın üzerinden Rothen'e baktı. "Yüksek Büyücüler'in bunu kabul etmesine şaşırdım. Senin için Sonea'yı bulmanın İchaniler'in varlığını kanıtlamaktan daha önemli olduğunu görmeliydiler." Rothen gülümsedi. "Evet, bunu keşfettiler. Onlara Sonea' yi kurtarmakla görevi tamamlamak arasında bir seçim yapmam gerekirse Sonea'yı kurtarmayı seçeceğimi söyledim. Bunu, Sonea'yı geri dönmeye ikna etme şansım herkesten fazla olduğu ve gönderilen tek casus olmadığım için kabul ettiler." "Neden bana bundan bahsetmedin?" "Daha bu sabah gönüllü oldum." "Ama bunu bir süredir düşünüyor olmalısın." "Sadece dün geceden beri. Senin Garrel ile başa çıkmanı izledikten sonra artık benim yardımıma ihtiyacın olmadığını fark ettim." Rothen gülümsedi. "Desteğime belki ama yardımıma hayır. Fakat Sonea'nın, yardımıma ihtiyacı var. Uzun süredir onun için hiçbir şey yapamıyordum. Sonunda fırsatım var." Dannyl başıyla onayladı ama mutlu gözükmüyordu. "Ya Akkarin'in hikayesi doğruysa? Ya kara büyücüler tarafından 43 TRUDİ CANAVAN yönetilen bir alana girersen? Sachaka'ya girecek her Lonca büyücüsünün öldürüleceğini söyledi. Rothen düşüncelere gömüldü. Gerçekten tehlikeli bir görev olacaktı. Akkarin'in tarif ettiği büyücülerle karşılaşmaktan korkmuyor değildi. Fakat İchaniler gerçek değilse, Akkarin'in onları uydurmak için bir sebebi olmalıydı. Belki de sadece Lonca'nın onun yaşamasına izin vermesi için uydurmuştu. Belki de çok daha büyük bir aldatmacanın parçasıydı. Eğer öyleyse gerçeği saklama konusunda endişeleniyor olmalıydı. Sachaka'ya girecek Lonca büyücülerini öldürecek kara büyücü o


olabilirdi. Ama Lonca'nın onun iddialarını araştıracağını biliyor olmalıydı. Onlara bu hikayeyi anlatarak Sachaka'ya casus göndereceklerinden emin olmuştu. Rothen kaşlarını çattı. Ya Akkarin bu hikayeyi Sachaka'ya giren büyücüleri avlayıp, onları birer birer güçleri için öldürmek amacıyla anlattıysa? "Rothen?" Rothen başını kaldırıp buruk bir şekilde gülümsedi. "Tehlikeli olacağını biliyorum Dannyl. Sachaka'ya cüppelerle girip büyümüzle gösteriş yapmayacağız. Fark edilmemek için elimizden geleni yapacağız." Kitabı işaret etti. "Sachaka'ya yapılmış bütün yolculukların kayıtları, çalışmamız amacıyla bizim için kopyalandı. Tüccarları ve hizmetkarlarını sorgulayacağız. Kral tarafından gönderilen bir casus bize sıradan insanlar gibi konuşup davranmayı öğretecek." Dannyl'in dudakları gönülsüz bir gülümsemeyle kıvrıldı. "Sonea bunları çok eğlenceli bulurdu." Rothen tanıdık bir acı hissetti. "Evet. Bir zamanlar öyle 44 Yüce Lord-Kara Büyücüler düşünürdü." İçini çekti. "Neyse, Yüksek Büyücülerle yaptığın görüşmeden bahset. Hiç garip sorular sordular mı?" Dannyl, Rothen'in konuyu bu şekilde değiştirmesi karşısında gözlerini kırpıştırdı. "Birkaç tane... Tayend'i onayladıklarını sanmıyorum; tabi ki bu beni şaşırtmadı." "Kesinlikle," diye onayladı Rothen. Sonra Dannyl'i dikkâtle süzdü. "Ama sen onaylıyorsun." "iyi bir dost." Dannyl, Rothen'in bakışlarına karşılık verdi. Yüz ifadesinde küçük bir meydan okuma vardı. "Artık onunla görüşmemem mi bekleniyor?" Rothen omzunu silkti. "Eğer görüşürsen dedikoducuların ne diyeceklerini biliyorsun. Ama hayatını dedikoduların yönetmesine izin veremezsin ve Elyne'de yaşıyorsun. Herkes oradaki sosyal kuralların farklı olduğunu bilir." Dannyl'in kaşları hafifçe kalktı. "Evet. Burada mantıklı kabul edilen bir hareket orada kabalık olarak görülebilir." "Neyse bir fincan sumi istiyor muydun?" Dannyl gülümseyip hafifçe başını eğdi. "Evet, teşekkür ederim." Rothen ayağa kalkıp sumi fincanlarının ve yapraklarının olduğu dolaba doğru bir adım attı; ama birden olduğu yerde kaldı. — Bütün büyücüler, beni dinleyin!


Rothen, Lorlen'in zihinsel sesi karşısında şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. — Şu andan itibaren çok acil bir durum olmadıkça bütün zihinsel iletişimler kesilecektir. Bu şekilde haberleşmek zorundaysanız neler söylediğinize çok dikkat etmelisiniz. Eğer başka bir~büyücünün zihinsel olarak iletişim kurduğunu 45 TRUDİ CANAVAN duyarsanız lütfen onu bu yasaktan haberdar edin. "Şey," dedi Dannyl bir süre sonra. "Bunu söylemekten nefret ediyorum ama yapmayı planladığın şeyi de düşününce her geçen gün daha fazla endişeleniyorum." "Ne konuda?" "Akkarin'in anlattıklarının doğru olması konusunda." Cery Savara'nın kadehini tekrar doldururken kadın bir anda katılaşıp uzaklara daldı. "Ne oldu?" diye sordu Cery. Savara gözlerini kırpıştırdı. "Lonca'nız ilk akıllı kararını verdi." "Oh?" Savara gülümsedi. "Zihinden zihne konuşmayı yasakladılar." Cery kendi kadehine de ekleme yaptı. "Bunun onlara bir faydası olacak mı?" "Eğer bir hafta önce yapsalardı olabilirdi." Omzunu silkip kadehini aldı. "Ama İchaniler'in bundan sonra Lonca'nm planlarını öğrenemeyecek olması da iyi." "Sen de öğrenemeyeceksin." Savara omzunu silkti. "Hayır. Ama artık bunun bir önemi yok." Cery, Savara'yı süzdü. Savara bir yerlerden, zengin bir mor renge sahip, kaliteli, yumuşak bir kumaştan, üzerine harika bir şekilde oturan bir elbise bulmuştu. Elbisenin rengi teninin rengiyle harika bir uyum içindeydi. Gözleri Cery'ye 46 Yüce Lord-Kara Büyücüler baktığında ışıltılı bir altın rengi, sıcaklıkla parlıyor gibi görünüyordu. Ama o gözler şimdi mahzun bir şekilde bakıyordu ve anlamlı dudakları ince bir çizgi halinde birbirine bastırılmıştı.


"Savara..." "Benden kalmamı isteme." Savara başını kaldırıp doğrudan Cery'nin gözlerine baktı. "Gitmek zorundayım. İnsanlarıma itaat etmeliyim." "Ben sadece..." "Kalamam." Ayağa kalkıp odayı adımlamaya başladı. "Keşke kalabilsem. Ülkenin nelerle karşılaşacağını bilerek benimle ülkeme gelir miydin? Hayır. İnsanlarını korumalısın. Benim de..." "Hai! İzin ver de cümlemi bitireyim!" Savara durup Cery'ye sahte bir hüzünle gülümsedi. "Özür dilerim. Söyle." "Sana sadece söylemek istediğini anladığımı söyleyecektim. Kalmanı isterdim ama seni durdurmayacağım." Buruk bir şekilde gülümsedi. "Bahse girerim seni durdurma şansım zaten yoktur." Savara'nın kaşları kalktı. Masayı işaret etti. "Ama beni kalmaya ikna etmek için yemeğe davet ettin." Cery başını iki yana salladı. "Sadece yardımın için teşekkür etmek istedim... ve bu katil kölelerden birini halletmen için sana bir fırsat vermemiş olmamı affettirmeye çalışmalıydım." Savara hafifçe suratını astı. "Bunun için bir yemekten fazlası lazım." Cery kıkırdadı. "Gerçekten mi? Hmmm, biz Hırsızlar bir 47 TRUDİ CANAVAN anlaşmayı bozmayı sevmeyiz biliyorsun. Başka bir şekilde telafi etsem beni affeder misin?" Savara'nın gözleri parladı ve gülümsemesi kurnaz bir hal aldı. "Oh, bir şeyler düşünürüm." Cery'ye doğru yürüdü ve eğilip onu öptü. "Hmmm, bu bana bir iki fikir verdi." Cery gülümseyip Savara'yı belinden tutarak çekip kucağına oturttu. "Seni kalmaya ikna edemeyeceğime emin misin?" diye sordu kısık bir sesle. Savara başını bir yana eğip düşünür gibi bir poz takındı. "Belki bir gece daha." *** Sachaka'nın içlerine ilerleyen yol karanlık ve sessizdi. Akkarin sadece bir kez, Sonea'yı ışık yaratmaması ya da mırıltıdan yüksek sesle konuşmaması konusunda uyarmak için konuşmuştu. O zamandan beri çevredeki tek ses, ayak


seslerinin yankısı ve yukarılarda bir yerde uğuldayan rüzgardı. Sonea çırak formasından geriye kalan tek şey olan botlarına baktı. İchaniler botları tanıyabilir miydi? Akkarin'e botlardan kurtulmayı sormayı düşünmüştü ama bu soğuk ve kayalık arazide çıplak ayakla yürümek hiç de çekici bir fikir değildi. Gözleri karanlığa alıştıkça önlerindeki yolu daha iyi seçebilmeye başlamıştı. Yolun iki yanında kalın perdeler gibi kayalık duvarlar yükseliyordu. Yukarıya baktığında duvarların yukarıya doğru birkaç yüz adım yükseldiğini ama gittikçe alçaldıklarını gördü. 48 Yüce Lord-Kara Büyücüler Birkaç dönüş sonra sollarındaki duvar birden bire yok oldu. Yerini büyük karanlık bir boşluk almıştı. Durup bu boşluktan aşağıda kalan topraklara baktılar. Dağların eteklerinden ufuktaki parlaklığa doğru yayılan lek renk, sonsuz bir karanlıktı. Sonea izlerken ufuktaki parlaklık gittikçe arttı. Beyaz bir çizgi belirip gittikçe şişmanlamaya başladı. Artık tam bir yuvarlak olmayan ay yavaşça ufukta yükselirken topraklar ışıkla dolmaya başladı. Sonea' nın nefesi kesildi. Dağlar sivri gümüş parçaları gibi parlıyorlardı. Dağın sırtı aşağıdaki ovaya ağaç kökleri gibi girmişti. Kayanın bittiği yerde ağaçsız, ıssız bir toprak başlıyordu. Dağlardan gelen suyun toprakları aşındırdığı yerde ufka doğru uzayan çatlaklar meydana gelmişti. Sonea uzaklarda, zaman içinde donmuş sudaki dalgalara benzeyen garip bir hilal şekline sahip tepeleri görebiliyordu. Sachaka'nın çorak toprakları böyle bir şeydi. Bir elin elini tuttuğunu hissetti. Şaşkınlıkla Akkarin'in kendisini duvarın gölgesine geri çekmesine izin verdi. "Görülebiliriz," diye mırıldandı Akkarin. "Yoldan çıkmalıyız." Sonea ileriye baktığında bunun nasıl mümkün olacağını anlamadı. Yol ileride sağa dönüp dağın bir yüzünün içine


giriyordu. İki tarafında dik, neredeyse dümdüz yukarıya uzanan kaya duvarları vardı. Akkarin hâlâ elini tutuyordu. Sonea kalbinin hızla çarptığını fark etti ve bunun tek sebebi korku değildi. Fakat Akkarin'in ilgisi üstlerindeki yükselen uçurumdaydı. "Tek yapabileceğimiz yukarıda gözcüler olmadığını ummak," "dedi. 49 TRUDİ CANAVAN Sonea'yı bırakıp yola geri yürüdü. Sonea, Akkarin'i takip etti. Sol taraftaki duvarın, sağ tarafın çoğunu gölgede bıraktığı bir noktaya geldiklerinde, Akkarin dönüp Sonea'nın omuzlarını tuttu. Akkarin'in ne yapmak üzere olduğunu anlayan Sonea ayaklarını birleştirdi. Bir an sonra ayaklarının altındaki büyülü bir disk sayesinde yükseliyorlardı. Sonea bir anda Akkarin'e ne kadar yakın durduğunun aşırı derecede farkında olarak kendini başka bir yöne bakmaya zorladı. Akkarin, yükselişlerini uçurumun tepesine yakın bir noktada durdurdu, böylece tepeyi gözetleyebilecekti. Ala-nın güvenli olduğundan emin olunca diski daha da yükseltip taşlık alana kondular. Sonea etrafına ümitsizlikle baktı. Üzerinde durdukları bayır aşağıdaki kaya duvarı kadar dik değildi ama hâlâ korkutucu derecede dikti. Yüzeyde çatlaklar ve çıkıntılar vardı ve bazı yerlerde zemin o kadar pürüzsüzdü ki dağdan kayıp düşmeden orada nasıl yürüyebileceklerini tahin bile edemiyordu. Tek sahip oldukları ışık ay ışığıyken nasıl ilerleyeceklerdi?. Akkarin ilerlemeye başladı. Sonea derin bir nefes alıp peşine düştü. O andan sonra çıkıntıların üzerinden geçmek veya etrafından dolaşmak, yarıkların üzerinden atlamak ve bu tehlikeli yamaçta dengesini korumaya çalışmak zihnini tamamen doldurdu. Bütün zaman kavramını yitirmişti. Sadece Akkarin'i takip edip bir sonraki engeli nasıl aşacaklarını düşünmek çok daha kolaydı. Akkarin sonunda bir tepede durduğunda ay gökyüzünde


yükselmiş ve Sonea bacaklarındaki bitkin kaslara bir kez 50 Yüce Lord-Kara Büyücüler daha Şifa vermişti. Sonea ilk başta Akkarin'in fazla büyük bir yarık ya da başka bir engelle karşılaştığını sandı ama başını kaldırıp ona baktığında Akkarin'in omzunun üzerinden geriye baktığını fark etti. Akkarin bir anda Sonea'nın kollarını tutup, onu kendisyle beraber çökmeye zorladı. Sonea'nın kalbi tekledi. "Aşağıda kal," dedi Akkarin aceleyle. Arkasına baktı. "Ayaktayken görülebiliriz." Sonea, Akkarin'in yanına geçti, kalbi hızla çarpıyordu. Akkarin gelmiş oldukları yöne baktı ve tırmanmış oldukları engebeli yamacı işaret etti. Sonea farklı bir şey görmek için bakındı ama göremeyince başını iki yana salladı. "Nerede?" "Şekli mullooka benzeyen kayanın arkasında," diye mırıldandı. "Biraz bekle... işte orada." Sonea beş altı yüz adım aşağıda bir hareket gördü; hareket eden bir gölge... Gölge sıçrayıp yamacı, oraya alışkın birinin kendinden eminliğiyle tırmanmaya başladı. "Kim o?" "Şüphesiz Kariko'nun müttefiklerinden biri," diye mırıldandı Akkarin. Bir İchani, diye düşündü Sonea. Bu kadar çabuk. Henüz onunla karşı/aşamayız. Akkarin yeterince güçlü değil. Kalbi aşırı hızlı çarparken, korkusu yüzünden kendini hasta hissediyordu. "Hızlı olmalıyız," dedi Akkarin. "Yaklaşık bir saat arkamızda. Arayı açmalıyız." Akkarin ayağa kalkmadan, yamaç boyunca bir kayanın diğerinin' üzerine binip arada küçük bir boşluk bırakmış 51 TRUDİ CANAVAN olduğu noktaya ilerledi. Boşluktan geçip ayağa kalktı ve yamacın diğer tarafından aşağıya doğru koşmaya başladı.


Sonea aceleyle peşinden gitti, bir şekilde botlarının altından kayan taşlara rağmen dengesini korumayı başarmıştı. Akkarin'e yetişmek artık büyük konsantrasyon gerektiriyordu. Akkarin kayaların etrafından aceleyle dolaşıyor, kayan taşlarla kaplı yamaçlarda koşuyor ve yollarındaki boşluklardan atlamak için sadece bazen yavaşlıyordu. Her adım, Sonea'nın reflekslerini ve dengesini sınıyordu. Akkarin devasa bir kayanın önünde durduğunda Sonea neredeyse ona çarpıyordu. Akkarin'in tekrar arkaya baktığını görünce o da dönüp takipçilerini görmeye çalıştı. Kısa bir süre sonra görebildi. Adamla arayı açamadıklarını hayal kırıklığı ile fark etti. "En azından bize yaklaşmış da değil, dedi kendine. "İzimizi kaybettirmenin zamanı geldi," diye mırıldandı Akkarin. Kayanın diğer tarafına geçti. Sonea ayaklarının dibindeki derin yarığı görünce nefesi kesildi. Bulundukları yerde yaklaşık yirmi adım genişliğindeydi fakat karanlığa inen dik duvarlarla çevrili büyük bir vadi oluşturacak şekilde genişliyordu. "Ben çeyrek saat kadar önce sola doğru sonra da geriye, kenara gideceğim. Bizim vadiye inmiş olduğumuzu düşünecek. Sen yükselerek karşı tarafa geç sonra dağlara paralel bir şekilde ilerle. Mümkün olduğunca gölgelerden ilerle, bu seni yavaşlatsa bile." Sonea başıyla onayladı. Akkarin dönüp geceye karıştı. Sonea bir anlığına yalnız kaldığı için büyük bir korku hissetti ama derin bir nefes alıp bu hissi bir kenara itti. 52 Yüce lord-Kara Büyücüler Ayağa kalkıp bir büyü diski oluşturdu ve kendisini havaya yükseltti. Yarığın üzerinden geçerken aşağıya baktı. Yarık çok derindi. Bakışlarını karşı tarafa sabitleyip ilerledi. Ayağı tekrar katı toprağa değer değmez rahatlayarak içini çekti. Asla yüksekten korkmamıştı ama bu yarığa düşmek, şehirdeki en yüksek bina olan Akademi'yi bir basamak gibi gösterirdi.


Kendini, dağın dik kayalarla kaplı yüzeyinde ilerlemeye odakladı. Gölgelerden ilerlemek çok kolay oluyordu. Ay tam tepedeydi; ama dağın yüzeyi devasa basamaklar oluşturacak şekilde aşınmıştı. En yakındaki takip edilmesi en mantıklı olandı, bu yüzden bir alttakine indi. Gölgelerde kalması önünü de görememesi anlamına geliyordu. Birden fazla kez neredeyse bir deliğe veya yarığa takılıp düşüyordu. Sonsuz bir zıplama ve koşma süresinden sonra başını tekrar kaldırıp baktığında ayın neredeyse yukarıdaki zirvelere ulaştığını gördü. Akkarin yanından ayrı lalı ne kadar zaman geçtiğini fark edince tekrar bir korku hissetti. Akkarin'in söylediklerini düşündü. Çeyrek saat yarığın soluna doğru ve çeyrek saat de kayaya geri dönmesi yarım saat arkasında olduğunu gösterirdi. Ya Akkarin yanlış hesapladıysa? Ya takipçileri bir saat değil de sadece yarım saat arkalarmdaysa? Akkarin, yarığa İchani'yle aynı anda dönmüş olabilirdi. Sonea yavaşladığını fark etti ve kendini tekrar hızlanmaya zorladı. Akkarin ölmüş değildi. Yakalansaydı ona zihinsel olarak ulaşıp kaçmaya devam etmesi için uyarırdı. Ama ya Sonea'yı ondan kurtulmak için kandırdıysa? Saçmalama, dedi kendine. Seni İchaniler'e terk etmez. 53 TRUDİ CANAVAN Tabi... tabi yakalanıp öldürüleceğini düşünüp onu kurtarmak için takipçiyi uzağa çekmiyorsa. Durup arkasına baktı. Arazi dağın etrafında kıvrılıyordu ve bu yüzden fazla uzağı göremiyordu. İçini çekerek kendini devam etmeye zorladı. Tahminlerde bulunma, diye düşündü. Konsantre ol. Zihninde, bu kelimeleri törensel bir tona bürünene dek tekrarladı. Bir süre sonra dudaklarıyla sessizce bu kelimeleri söylediğini fark etti. Ritim bir sonraki adımını kolaylaştırıyordu. Bir çıkıntının etrafından hızla döndü ve kendisini


dipsiz gibi görünen bir çukurla karşı karşıya buldu. Kollarını savurarak bir şekilde çıkıntıyı yakalamayı başardı ve kendini savurarak düşmesini engelledi. Kendini tekrar güvenliğe çekerken kalbi deli gibi çarpıyordu. Devasa bir yarık yolunu tıkıyordu. Korku ve yorgunluktan nefes nefese, duvara yaslanıp ne yapacağını düşünmeye başladı. Yükselip karşı tarafa geçebilirdi ama bu süre içinde rahatlıkla görülebilirdi. Arkasından ve oldukça yakından gelen telaşlı ayak sesleri alabildiği tek uyarı oldu. Dönmeye çalıştı ama bir şey sırtına çarptı ve bir el çığlığını bastırmak için ağzının üzerine ka-pandı. Sonea uçurumun üzerinden boşluğa doğru düşmeye başladı. Sonra etrafını büyü sardı ve düşüşünün yavaşladığını hissetti. Aynı anda tanıdık bir koku aldı. Akkarin... Akkarin'in kollan ona sıkıca sarılmıştı. Havada dönüp yükselmeye başladılar. Yarığın kırık, çatlak duvarı hızla aşağıya doğru akıyordu, sonra büyük bir karanlık çıktı önlerine. 54 Yüce Lord-Kara Büyücüler Karanlığın içine ilerlediler. Akkarin onu bıraktığında ayakları engebeli bir zemine bastı ve tökezleyip kollarını savurdu. Bir eli bir duvarı tutunca dengesini tekrar sağlayabildi. Sersemlemiş ve başı dönmüştü, bir de içinde açıklayamadığı bir gülme isteği vardı. "Bana gücünü ver." . Akkarin karanlıkta bir gölge gibi görünüyordu ve sesinde hem aciliyet hem de buyurganlık vardı. Sonea nefesini düzene sokmak için çabaladı. "Şimdi!" dedi Akkarin aceleyle. "İchani gücünü hissedebiliyor. Çabuk." Sonea ellerini uzattı. Akkarin'in parmakları kendininkilere sürtünüp sonra ellerini kavradılar. Gözlerini kapatıp düzenli bir enerji akımı göndermeye başladı. Akkarin'in söylediğinin önemini anlamaya başlayınca akışı becerebildiği kadar hızlandırdı.


"Dur Sonea." Sonea gözlerini açtı ve üzerine bir anda büyük bir yorgunluk çöktü. "Çok fazla güç verdin," dedi Akkarin. "Kendini tükettin." Sonea esnedi. "Bir işime yaramıyordu." "Öyle mi? Şimdi yola nasıl devam edeceksin?" Akkarin içini çekti. "Sanırım sana Şifa vermeliyim ama... belki de burada kalmalıyız. Nereye gittiğimizi görmüş olsaydı bizi çoktan bulmuş olurdu. Ayrıca günlerdir uyumadık." Sonea ürperip başını kaldırdı. "Bana o A:ac/aryakın mıydı?" "Evet. Senin ve onun izlediği yoldan farklı bir yol kullandım, böylece onu izleyebiliyordum. Seni kusursuz bir şekilde takip ettiğini ama birkaç kez izlerim seninkilerin üzerin55 TRUDİ CANAVAN den geçmiş olduğu halde bunu göremediğini fark ettim. Sonra onu izleyebileceğim kadar yaklaştım ve davranışlarından seni hissedebileceğini fark ettim. Daha dikkatli bakınca benim de hissedebildiğimi anladım. Fazladan güç sahibi olmaya alışkın değilsin ve bu bir miktarının kontrolünün dışına sızmasına sebep oluyor." "Oh." "Neyse ki seni o yarığa vardığında yakalayabildim. Bir süre daha geçseydi seni bulmuş olacaktı." "Oh." "Ben nöbet tutarken sen biraz uyu." Sonea rahatlayarak içini çekti. Akkarin'e bütün gücünü vermeden önce de çok yorgundu. Çok küçük bir ışık küresi oluştu ve kaya duvarının içine biraz daha ilerleyen çatlağı daha iyi görmesini sağladı. Zemin büyük taş parçaları ile doluydu. Her ne kadar Sonea yatıp uyumayı her şeyden çok istese de yere hayal kırıklığıyla baktı. Biraz düzgünce bir alan bulup taşlardan temizledi ve yerdeki bazı boşlukları da taşlarla doldurup uzandı. Pek rahat değildi. Rothen'in konuk odasında yatağı çok yumuşak bulduğu için yerde yattığı günü hatırlayınca buruk bir şekilde gülümsedi. Akkarin girişin yakınına oturdu. Işık küresi sönünce


Sonea yukarıda kendisini arayan bir İchani varken nasıl uyuyabileceğini düşünmeye başladı. Fakat yorgunluğu, taşların yarattığı rahatsızlığa da korkusuna da baskın çıktı ve düşünceleri kısa bir süre içinde endişelerinden rüyasız bir uykuya aktı. 56 Bölüm 4 Görüş Alışverişi Saray'ı çevreleyen yüksek duvar yüzünden dışarıdan sadece kuleleri görmek mümkündü. Lonca arabası duvarın hemen dışındaki dairesel yola girerken, Lorlen başını kaldırıp kulelere baktı ve endişe hissettiğini fark etti. Saray'a gelmeyeli yıllar olmuştu. Kral ile Lonca arasındaki konularla her zaman Yüce Lord ilgilenmişti. Her ne kadar Kral'm danışmanı olan iki büyücü her gün Kral'm yanında olsalar da onların görevi koruyup danışmanlık yapmaktı, Lonca ile ilgili emirleri almak ya da uygulamak değil. Artık Akkarin gitmiş olduğundan Yüce Lord'un sorumlulukları da Yönetici'nin omuzlarındaydı. Sanki yapacak yeterince işim yokmuş gibi, diye düşündü Lorlen. Fakat Kral bugün bütün Yüksek Büyücülerin huzuruna çıkmasını istemişti. Lorlen araçtaki diğer kişilere baktı. Leydi Vinara sakin görünürken Lord Sarrin endişeyle kaşlarını çatmıştı. Gezgin Yönetici Kito bir elinin parmaklarını diğer eline vuruyordu. Lorlen bunun gerginlikten mi yoksa sabırsızlıktan mı olduğunu kestiremiyordu. İlk kez olmayarak Kito'nun görevinin, onu Lonca'dan bu kadar uzak tutuyor olmamasını diledi. Eğer Kito'yu daha iyi tanıyor olsaydı bu ufak+ı a re ketten adamın nasıl bir ruh halinde olduğunu 57 TRUDİ CANAVAN anlayabilirdi. Araba yavaşlayıp Saray girişine doğru döndü. İki devasa, kararmış demir kapı içeriye doğru açıldı, her birini iki muha-


fız yönlendiriyordu. Girişin iki yanında duran diğer muhafızlar, araç büyük, kapalı avluya girerken eğilerek selam verdiler. Avlunun etrafında eski kralların heykelleri gurur dolu pozlarda dikiliyorlardı. Araç, Saray kapıları önünde durdu. Bir muhafız öne çıkıp, Lorlen inerken eğilerek selam verdi. Lorlen ilkinin arkasından gelen ikinci Lonca arabasına baktı sonra Saray kapılarında bekleyen teşrifatçıya doğru ilerledi. Teşrifatçıların görevi Saray'ı ziyaret edenleri uygun şekilde karşılamak ve daha sonra bu kişilerle ilgili bir rapor sunmaktı. Lorlen çocukken teşrifatçıların işlerini hızlandırmak için kendilerine has kısaltılmış bir yazı geliştirdiklerini öğrendiğinde büyülenmişti. Adam zarif bir şekilde eğildi. "Yönetici Lorlen... Sizinle tanışmak bir onur." Teşrifatçının tetikte gözleri onları selamlarken büyücüden büyücüye kaydı. "Saray'a hoş geldiniz." "Teşekkür ederim," diye karşılık verdi Lorlen. "Kral tarafından çağırıldık." "Bana da öyle söylendi." Adam bir elinde küçük bir pano tutuyordu. Yan tarafındaki kare bir kağıt parçasına bir mürekkep çubuğu ile hızla birkaç işaret çizdi. Yakınında duran bir çocuk hızla gelip eğildi ve kağıt parçasını aldı. "Kılavuzunuz," dedi teşrifatçı. "Sizi hemen Kral Merin'e götürecek." Çocuk, Saray'ın büyük kapılarından birine koşup çekerek 58 Yüce Lord-Kara Büyücüler açtı ve içeri girdi. Lorlen peşinde diğer büyücülerle Saray'ın girjş salonuna girdi. Salon, Akademi'nin Giriş Salonu gibi tasarlanmıştı ve oldukça kırılgan görünen spiral merdivenlerle doluydu. Akademi'ye nazaran çok daha fazla merdiven vardı ve altın işlemelerle süslenip tavandan sarkan fenerlerle aydınlatılmışlardı. Gösterişli bir saat, odanın ortasında tıkırdayıp vınladı. Büyücüler, genç rehberlerinin peşinden bir merdiveni kullanıp ikinci kata çıktılar. Ardından Saray'ın içinde karmaşık bir yolculuğa başladı-


lar. Rehberleri, konukları büyük kapılardan, geniş koridorlardan ve salonlardan geçirdi. Uzun, dar bir merdiveni çıktıktan sonra iki muhafız tarafından korunan sıradan boyutlardaki bir odaya ulaştılar. Çocuk onlara beklemelerini söyleyip muhafızların yanından geçti. Kısa bir süre sonra dönüp, Kral'ın onları göreceğini söyledi. Lorlen odaya girdiğinde ilgisi doğruca yüksek, dar pencerelere çekildi. Bu pencerelerden bütün şehri, hatta ötesini görmek mümkündü. Saray'ın kulelerinden birinde olduklarını fark etti. Kuzeye baktığında neredeyse dağların oluşturduğu koyu çizgiyi görmeyi bekliyordu ama sınır ufkun çok ötesinde kalıyordu. Kral, odanın uzak ucunda büyük, konforlu bir koltukta oturuyordu. Kral'ın danışmanları iki yanında yüzlerinde dikkatli ve ciddi bir ifadeyle duruyorlardı. İki danışmandan yaşlı olanı Lord Mirken'di. Lord Rolden'in yaşı Kral'ın yaşına yakındı ve Lorlen, Kral'ın Rolden'i bir koruyucudan çok bir arkadaş gibi gördüğünü biliyordu. "Majesteleri," dedi Lorlen. Bir dizinin üzerine çöktü ve 59 TRUDİ CANAVAN arkasında diğer Yüksek Büyücüler de aynı şeyi yaparken çıkan cüppe hışırtısını duydu. "Yönetici Lorlen," diye karşılık verdi Kral, "ve Lonca'nın Yüksek Büyücüleri... Rahat olun." Lorlen ve diğer Yüksek Büyücüler ayağa kalktılar. "Sizinle eski Yüce Lord'unuzun iddiaları hakkında görüşmek istedim," diye devam etti Kral. Bakışları bir büyücüden diğerine kaydı ve sonra kaşlarını çattı. "Lord Balkan nerede?" "Savaşçılar Başı şu anda Kuzey Hisar'ında Majesteleri," diye açıkladı Lorlen, "Akkarin'e sınıra kadar eşlik eden büyücülerle birlikte." "Ne zaman dönecek?" "Akkarin'in aynı yoldan geri dönmeye çalışması veya bahsettiği İchaniler'in, Kyralia'yı istila etme hikayesinin doğru olması olasılığına karşılık orada kalmayı tercih etti." Kral'ın kaş çatışı derinleşti. "Ona burada ihtiyacım var, kendisine ihtiyacım olduğunda danışabilmeliyim." Bir an


durakladı. "Danışmanlarım bütün zihinsel iletişimin kesilmesi için emir verdiğini söylediler. Neden böyle bir karar aldın?" "Geçen gece tanımadığım bir büyücünün zihinsel sesini duydum." Lorlen olayı hatırlayınca ürperdi. "Görünüşe göre yardımcımla yaptığım zihinsel konuşmayı dinliyordu." Kral'ın gözleri kısıldı. "Yabancı ne dedi?" "Lord Osen'e beni Akkarin ve Sonea'nın Sachaka'ya girmiş olduğu konusunda bilgilendirdiği için teşekkür etmiştim. Yabancı aynı teşekkürü tekrarladı." "Yabancının bütün söylediği bu muydu?" 60 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Evet." "Yine de bu yabancının İchani olup olmadığını bilmiyorsun." Kral, parmaklarını koltuğunun kenarına vurmaya başladı. "Ama eğer İchaniler gerçekse ve konuşmalarınızı dinliyorlarsa son günlerde çok fazla şey öğrenmiş olabilirler." "Korkarım öyle." "Ve eğer Lord Balkan'ın geri dönmesini emredersem onu da duyarlar. Balkan'ın Savaşçılar'ı Hisar'ı Balkan buraya dönerse bir saldırıya karşı koruyabilirler mi?" "Bilmiyorum. Ona sorabilirim ama cevabı hayır olursa ve buraya dönerse dinleyen herkes Hisar'ın savunmasız olduğunu bilecektir." Kral başıyla onayladı. "Anlıyorum. Onunla konuş. Eğer oradan ayrılmaması gerektiğini düşünüyorsa kalabilir." Lorlen Balkan'a zihinsel bir çağrı gönderdi. Balkan hemen karşılık verdi. — Lorlen i1 — İmardin'e dönersen adamların Hisar'ı savunabilirler mi? — Evet. Lord Makin'e onları bir kara büyücüye karşı nasıl koordine edebileceğini öğrettim. — İyi. Hemen geri dön. Kral tavsiyeni istiyor. ' — Bir saat içinde yola çıkıyorum. Lorlen başıyla onaylayıp Kral'a baktı. "Savaşçılarının Hisar'ı koruyabileceğine inanıyor. İki ya da üç gün içerisinde burada olacaktır." Kral tatmin olmuş bir şekilde başını hafifçe eğdi. "Peki, şimdi batta soruşturmanızdan bahsedin."


61 TRUDİ CANAVAN Lorlen ellerini arkasında kavuşturdu. "Son günlerde geçmişte Sachaka'yı ziyaret etmiş birkaç tüccar bulduk ve içlerinden biri "İchani" kelimesini hatırladı. Bu kelimenin "haydut" veya "soyguncu" anlamına geldiğini söyledi. Çorak topraklarda zaman zaman tüccarlar ve mallarının kaybolduğu bilinirmiş. Yollarını kaybettikleri farz edilirmiş. Bütün bildiğimiz bu kadar. Daha fazla bilgi edinmek için üç büyücüyü Sachaka'ya gönderiyoruz. Birkaç gün içinde yola çıkacaklar." "Peki Akkarin'in hikayesinin doğru olmasına karşılık nasıl bir savunma hazırlığı yaptınız?" Lorlen, Yüksek Büyücüler'e bir baktı. "Eğer anlattıkları doğruysa ve bu İchaniler'den her biri, bir Lonca büyücüsünden yüz kat güçlüyse yapabileceğimiz pek bir şey olduğunu sanmıyorum. Diğer ülkelerde yaşayan büyücüleri de hesaba katarsak üç yüzden fazla büyücümüz var. Akkarin yaklaşık on ila yirmi arasında İchani olduğunu sandığını söylemişti. Sadece on İchani olsa bile bu güce karşı koyabilmek için sayımızı üç katına çıkarmalıyız. Alt sınıflarda büyü potansiyeli olsa da yedi yüz yeni büyücü bulabileceğimizi hiç sanmıyorum; ki onları eğitmek için kesinlikle zamanımız yok." Kral'ın yüzü biraz soldu. "Hiçbir şansımız yok mu?" Lorlen bir an duraksadı. "Bir yol var ama onun da kendi tehlikeleri var." Kral, Lorlen'e devam etmesini işaret etti. Lorlen dönüp Lord Sarrin'e baktı. "Simyacılar Başı, Akkarin'in kitaplarını inceliyordu. Öğrendikleri hem rahatsız edici hem de aydınlatıcı oldu." 62

Yüce Lord-Kara Büyücüler "Ne gibi Lord Sarrin?" Yaşlı büyücü bir adım öne çıktı. "Kitaplar kara büyünün beş yüz yıl öncesine kadar Lonca'da yasak olmadığını ortaya koydu. Yasaktan önce sıklıkla kullanılıyor ve 'yüksek büyü' olarak adlandırılıyormuş. Yasaklandıktan sonra kayıt-


lar yok edilerek veya yeniden yazılarak kara büyü ile ilgili bilgiler ortadan kaldırılmış. Akkarin'in sahip olduğu kitaplar Kyralia'nın tekrar güçlü bir düşmanla karşılaşması olasılığına karşılık Akademi'nin altına gizlenmiş." "Yani selefleriniz Lonca'nın tehlike altında kalırsa kara büyüyü tekrar öğrenmesi gerektiğini düşünüyorlarmış öyle mi?" "Öyle görünüyor." Kral bir süre bunu düşündü. Lorlen, hükümdarın yüzünde ihtiyat ve korku ifadesi gördüğü için memnundu. Hiç bir hükümdar büyücülere potansiyel olarak sınırsız bir gücü verme fikrinden hoşlanmazdı. "Bu ne kadar sürer?" Sarrin kollarını açtı. "Bilmiyorum. Bir günden fazla. Sanırım Sonea bir hafta içinde öğrenmiş ama Akkarin kendisine yol gösteriyormuş. Kitaplardan öğrenmek daha zor olabilir." Bir an durdu. "Başka bir seçeneğimiz kalmadığı sürece böyle aşırı bir çözümü kullanmamızı öneriyorum." "Neden?" diye sordu Kral; fakat şaşırmış görünmüyordu. "Kendimizi bu sayede kurtarabiliriz ama daha sonra kara büyünün kendi insanlarımız üzerinde oluşturacağı bozulmadan nasıl kurtuluruz?" Kral başıyla onayladı. "Yine de kara büyü Akkarin'i bozmuş gibrgözükmüyor. Eğer Lonca'yı ele geçirmek ve beni 63 TRUDİ CANAVAN Lorlen ellerini arkasında kavuşturdu. "Son günlerde geçmişte Sachaka'yı ziyaret etmiş birkaç tüccar bulduk ve içlerinden biri "İchani" kelimesini hatırladı. Bu kelimenin "haydut" veya "soyguncu" anlamına geldiğini söyledi. Çorak topraklarda zaman zaman tüccarlar ve mallarının kaybolduğu bilinirmiş. Yollarını kaybettikleri farz edilirmiş. Bütün bildiğimiz bu kadar. Daha fazla bilgi edinmek için üç büyücüyü Sachaka'ya gönderiyoruz. Birkaç gün içinde yola çıkacaklar." "Peki Akkarin'in hikayesinin doğru olmasına karşılık nasıl bir savunma hazırlığı yaptınız?" Lorlen, Yüksek Büyücüler'e bir baktı. "Eğer anlattıkları doğruysa ve bu İchaniler'den her biri, bir Lonca büyücü-


sünden yüz kat güçlüyse yapabileceğimiz pek bir şey olduğunu sanmıyorum. Diğer ülkelerde yaşayan büyücüleri de hesaba katarsak üç yüzden fazla büyücümüz var. Akkarin yaklaşık on ila yirmi arasında İchani olduğunu sandığını söylemişti. Sadece on İchani olsa bile bu güce karşı koyabilmek için sayımızı üç katına çıkarmalıyız. Alt sınıflarda büyü potansiyeli olsa da yedi yüz yeni büyücü bulabileceğimizi hiç sanmıyorum; ki onları eğitmek için kesinlikle zamanımız yok." Kral'ın yüzü biraz soldu. "Hiçbir şansımız yok mu?" Lorlen bir an duraksadı. "Bir yol var ama onun da kendi tehlikeleri var." Kral, Lorlen'e devam etmesini işaret etti. Lorlen dönüp Lord Sarrin'e baktı. "Simyacılar Başı, Akkarin'in kitaplarını inceliyordu. Öğrendikleri hem rahatsız edici hem de aydınlatıcı oldu." 62 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Ne gibi Lord Sarrin?" Yaşlı büyücü bir adım öne çıktı. "Kitaplar kara büyünün beş yüz yıl öncesine kadar Lonca'da yasak olmadığını ortaya koydu. Yasaktan önce sıklıkla kullanılıyor ve 'yüksek büyü' olarak adlandırılıyormuş. Yasaklandıktan sonra kayıtlar yok edilerek veya yeniden yazılarak kara büyü ile ilgili bilgiler ortadan kaldırılmış. Akkarin'in sahip olduğu kitaplar Kyralia'nın tekrar güçlü bir düşmanla karşılaşması olasılığına karşılık Akademi'nin altına gizlenmiş." "Yani selefleriniz Lonca'nın tehlike altında kalırsa kara büyüyü tekrar öğrenmesi gerektiğini düşünüyorlarmış öyle mi?" "Öyle görünüyor." Kral bir süre bunu düşündü. Lorlen, hükümdarın yüzünde ihtiyat ve korku ifadesi gördüğü için memnundu. Hiç bir hükümdar büyücülere potansiyel olarak sınırsız bir gücü verme fikrinden hoşlanmazdı. "Bu ne kadar sürer?" Sarrin kollarını açtı. "Bilmiyorum. Bir günden fazla. Sanırım Sonea bir hafta içinde öğrenmiş ama Akkarin kendisine yol gösteriyormuş. Kitaplardan öğrenmek daha zor olabilir." Bir an durdu. "Başka bir seçeneğimiz kalmadığı sürece böy-


le aşırı bir çözümü kullanmamızı öneriyorum." "Neden?" diye sordu Kral; fakat şaşırmış görünmüyordu. "Kendimizi bu sayede kurtarabiliriz ama daha sonra kara büyünün kendi insanlarımız üzerinde oluşturacağı bozulmadan nasıl kurtuluruz?" Kral başıyla onayladı. "Yine de kara büyü Akkarin'i bozmuş gibî*gözükmüyor. Eğer Lonca'yı ele geçirmek ve beni 63 TRUDİ CANAVAN devirmek isteseydi bunu son sekiz yıl içinde istediği an yapabilirdi." "Bu doğru," diye katıldı Lorlen. "Akkarin, çırak olarak tanıştığımız günden beri benim en yakın dostumdu ve hiçbir zaman onun dürüstlüğünü sorgulamadım. Hırslıydı evet ama ahlaksız veya merhametsiz değildi." Başını iki yana salladı. "Fakat Lonca büyük bir yapı ve bütün büyücülerin sınırsız bir güce ulaşma şansları olduğunda bu şekilde davranacağını garanti edemem." Kral hafifçe başını eğdi. "O zaman sadece güvenilir olduğu bilinen birkaç kişi öğrenmeli... tabi söylediğiniz gibi başka şansımız kalmazsa. Burada anahtar, kanıtlar. Akkarin'in hikayesinin doğru olup olmadığını öğrenmelisiniz." Lorlen'e baktı. "Bilmem gereken başka bir şey var mı?" Lorlen önce diğerlerine baktı ardından başını iki yana salladı. "Daha önemli veya güven verici haberlerimiz olmasını isterdim Majesteleri ama maalesef yok." "O zaman gidebilirsiniz. Sen bir süre benimle kal Yönetici. Akkarin ve çırağı hakkında seninle biraz daha görüşmek istiyorum." Lorlen kenara çekilip diğerlerine başıyla bir işaret verdi. Yüksek Büyücüler hafifçe diz çöküp odadan çıktılar. Kral'ın bir işareti ile danışmanları sessizce kapının yanındaki koltuklara gidipoturdular. Kral kalkıp kuzey penceresine doğru ilerledi. Lorlen arada saygın bir mesafe bırakarak Kral'ın peşinden gitti. Hükümdar pencereye doğru eğilip içini çekti. "Akkarin'i her zaman onurlu biri olarak gördüm," diye mırıldandı. "İlk kez onun hakkında yanılmış olmayı, tam bir 64


Yüce Lorcl-Kara Büyücüler aptal gibi davranmış olmayı istiyorum." "Ben de Majesteleri," diye karşılık verdi Lorlen. "Eğer gerçeği söylüyorsa en önemli müttefikimizi düşmanın ellerine yolladık demektir." Kral başıyla onayladı. "Yine de bunun yapılması gerekti. Umarım hayatta kalmayı başarır Yönetici. Ve bunu sadece ona ihtiyacımız olabileceği için söylemiyorum, ben de onu iyi bir dost olarak görürdüm." *** Sonea uyandığında ilk fark ettiği şey acıydı. Bacakları ve sırtı en kötü ağrıyan yerleriydi ama omuzları ve kolları da çürümüş gibi hissediyordu. Ağrıya yoğunlaştığında bunun; egzersize alışkın olmayan kasların ve sert yüzeyde yatmanın sebep olduğu kramplar olduğunu anladı. Gücünden çekerek kendine Şifa verdi. Ağrısı azalırken rahatsız edici bir açlığın farkına vardı. En son ne zaman yemek yemiş olduğunu düşünmeye başlayınca bir önceki gecenin hatıraları doluştu zihnine. Hatırladığım son şey Akkarin'le bir mağarada olduğumuz. Gözlerini hafifçe açtı. İki kaya duvarı üzerinde yükselip yukarıda birleşiyordu. Mağara... Gözlerini pek açmadan girişe doğru baktı. Akkarin birkaç adım ötede oturuyordu. Sonea izlerken Akkarin ona döndü ve dudakları Sonea'nın gayet iyi bildiği buruk yarım gülümsemeyle kıvrıldı. Bana gülümsüyor. Sonea, Akkarin'in onun uyandığını fark edip etmediğini 65 TRUDİ CANAVAN bilmiyordu ama gülümsemeyi kesmesini istemediği için ses-' sizce yatmayı sürdürdü. Akkarin, Sonea'yı süzmeye devam etti sonra bakışlarını çevirip içini çekti ve yüzündeki gülümsemenin yerini endişeli bir kaş çatışı aldı. Sonea tekrar gözlerini kapattı. Artık kalkması lazımdı ama hareket etmek istemiyordu. Bir kez hareket ettiğinde gün başlamış olacaktı ve önünde daha fazla yürüyüş, tırmanma ve İchani'den kaçma olacaktı. Ve Akkarin yine soğuk biri olacaktı.


Gözlerini tamamen açıp Akkarin'i süzdü. Akkarin'in yüzü gergindi ve gözlerinin altı berelenmiş görünüyordu. Sakallarının gölgesi, çenesinin ve elmacık-kemiklerinin açıi larını vurguluyordu. Zayıf ve yorgun görünüyordu. Hiç uyumuş muydu? Yoksa bütün gece oturup kendisini mi izlemiş- | ti? Akkarin'in gözleri kendisininkilere döndü ve yüzüne onaylamaz bir ifade yerleşti. "Demek sonunda uyandın." Ayağa kalktı. "Kalk hadi. Geçitle aramıza mümkün olduğunca fazla mesafe koymalıyız." Sana da günaydın, diye düşündü Sonea. Dönüp kendini dengesiz bir şekilde ayağa kaldırdı. "Günün hangi vaktindeyiz?" "Neredeyse alacakaranlık oldu." Bütün bir gün boyunca uyumuştu. Akkarin'in gözlerinin altındaki gölgeleri bir kez daha süzdü. "Uyudun mu?" "Nöbet tuttum." "Sırayla nöbet tutmalıydık." 66 Yüce Lord-Kara Büyücüler Akkarin cevap vermedi. Sonea mağaranın girişine ilerledi. Yarığın derinliği başını döndürdü. Akkarin bir elini omzuna koydu ve Sonea ayaklarının altında büyünün titreşimlerini hissetti. "Bırak ben yapayım," diye önerdi Sonea. Akkarin, Sonea'yı duymazdan geldi. Büyü ikisini de mağara zemininden yukarı kaldırdı. Sonea yükselirlerken Akkarin'in yüzünü izliyordu, yüzündeki gerginliği fark etmişti. Ertesi gece ilk nöbeti tutmakta ısrar etmeye karar verdi. Belli ki Akkarin uyuyabilmek için Sonea'yı uyandırmazdı. Akkarin onları yamacın tepesine indirirken elini Sonea' nın omzundan çekti. Yeri incelmeye başladığında Sonea peşinden ayrılmadı. Sonea, Akkarin'in İchani'nin izlerini araştırdığını tahmin edip biraz gerisinden geliyordu. Akkarin birkaç yüz adım bayır yukarı ilerledikten sonra durup geri


döndü ve Sonea'yı geçip diğer yönde ilerlemeye başladı. Sonea, Akkarin'i takip etmek için döndüğünde nefesi kesildi. Çorak topraklar önünde uzanıyordu. Alacakaranlığın soluklaştırmasına rağmen toprakların rengi halen canlıydı. Karanlık, pas rengi topraklar dağların eteklerinden başlayıp ufka kadar uzanıyordu; nehirlerin toprakları aşındırdığı yerlerde siyah ve soluk sarı bölgeler göze çarpıyordu. Eğer dikkatli bakarsa çim öbeklerinin oluşturduğu benekleri ve çeşitli yerlerde rüzgardan çarpılmış ağaçların oluşturduğu küçük koruları görebiliyordu. Tatsız bir manzaraydı ama yine de vahşi bir güzelliği vardı. RenRIer çok yoğun ve garipti. Gökyüzü bile garip bir 67 TRUDİ CANAVAN maviydi. "Korktuğum gibi. Çorak topraklara inmek yerine güneye doğru devam etmiş." Sonea, Akkarin'in tekrar kendisine doğru yürüdüğünü görünce şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Akkarin, Sonea'yı geçip bayır yukarı ilerlemeye devam etti. Sonea içini çekip \ aceleyle Akkarin'in peşinden gitti. Zorlu bir tırmanışa başladılar. Akkarin yükselme büyüsü yapmaya gönülsüz görünüyor, kayaları tırmanmayı tercih ediyordu. Dinlenmek için hiç durmadı, güneşin son ışıkları tepedeki dağları terk ettiği sırada, Sonea yine bitkin ve ağrılarla boğuşur bir hale gelmişti. Kısa bir süre sonra hareketsiz bir şekilde ayakta durabilmek bile lüks geliyordu. Ya da Akkarin'in uzun adımlarına ayak uydurabilmek. Belki de Akkarin'i konuşturursa bir süreliğine yavaşlatabilirdi. "Nereye gidiyoruz?" Akkarin bir an durakladı ama durmadı ya da dönmedi. "Geçitten uzağa." "Peki ya sonra?" "Güvenli bir yere." "Aklında belirli bir yer var mı?" "Sachaka ve Müttefik Ülkeler'den uzak bir yer." Sonea durup Akkarin'in sırtına bakakaldı. Sachaka ve Kyralia'dan uzağa mı? Yakında kalıp İchani istilası sırasında


Lonca'ya yardım etmeye niyetli değil miydi? Kyralia'yı kaderine terk etmeyi düşünmüyordu değil mi? Yine de kulağa mantıklı geliyordu. Başka ne yapabilirlerdi ki? İchaniler'le savaşacak kadar güçlü değillerdi. Ve 68 Yüce Lorcl-Kara Büyücüler i onca da yardımlarını kabul etmeyecekti. Kalmanın ne anlamı vardı ki? Yine de bu kadar çabuk pes etmesine inanamıyordu. O bu kadar çabuk pes etmeyecekti. Kaybedecek olsa bile savaşacaktı. Ama ya bu Akkarin'in yanından ayrılmak anlamına geliyorsa...? Akkarin geriye, Sonea'ya baktı. "Aslında Kariko'nun grubunu bulup biraz casusluk yapmaya niyetliyim," dedi. "Onları bulduğumda gördüklerimi Lonca'ya göndereceğim." Sonea gözlerini kırpıştırdı, sonra başını iki yana salladı. Onu sınıyordu demek. Bunu fark etmesi hem rahatlama hem de öfke hislerine sebep oldu. Sonra Akkarin'in söylediğinin ne anlama geldiğini fark etti ve kanı buz kesti. "İchaniler seni duyacaktır. Onları izlediğini bileceklerdir," dedi. "Sonra..." Akkarin durup Sonea'yı süzdü. "Neden geldin Sonea?" Sonea, Akkarin'e baktı. Adamın gözleri tehlikeli bir şekilde parlıyordu. Sonea ani bir acı hissetti ardından da büyüyen bir öfke. "Bana Lonca'dan daha fazla ihtiyacın var," dedi Akkarin'e. Akkarin'in g��zleri kısıldı. "Sana ihtiyacım mı var? Yarı eğitimli itaatsiz bir çırağı korumaya ihtiyacım yok." İtaatsiz. Demek onu kızdıran buymuş. Sonea dikleşti. "Eğer bana söylediğin bu beş para etmez planı gerçekleştirmeyi planlıyorsan bana gerçekten ihtiyacın var demektir," 69 TRUDİ CANAVAN diye sert bir şekilde çıkıştı.


Akkarin'in bakışları bir an titredi ama yüz ifadesi yumuşamadı. "Beş para eder veya etmez, neden seni uymamaya bu kadar niyetli olduğun planlarıma dahil edeyim ki?" Sonea gerilemedi. "Sadece ölümüne sebep olmayacak planlara uymaya niyetliyim." Akkarin gözlerini kırpıştırdı sonra Sonea'ya dik dik baktı. Sonea, Akkarin'in bakışlarına karşılık verdi. Akkarin aniden dönüp tekrar tırmanmaya başladı. "Varlığın işleri karmaşıklaştırdı. Yapmayı planladıklarımı yapamam. Ne yapacağımı... yapacağımızı tekrar düşünmeliyim." Sonea aceleyle peşinden ilerledi. "Gerçekten de İchaniler'i gözleyip gördüklerini Lonca'ya iletmeye niyetli değildin değil mi?" "Evet ve hayır." "Seni duyarlarsa nerede saklandığını anlayabilirler." "Elbette," diye karşılık verdi Akkarin. Ve eğer onu yakalarlarsa köle yapmazlardı. Onu öldürürlerdi. Bir anda Sonea, Akkarin'in Lonca'ya neyi göstermeye niyetli olduğunu anladı. Üzerinden bir ürperti geçti. "Şey, sanırım onlara bunu göstermek Lonca'yı İchaniler'in varlığına ikna eder." Akkarin durup dikleşti. "Kendimi feda etmeyi düşündüğümü ima etmek istemedim," dedi dik bir şekilde. "İchani, Lorlen'le iletişim kurarsam duymayacaktır." Lorlen'in yüzüğü. Sonea yüzünün kızardığını hissetti. "Anlıyorum," dedi. 70 Yüce Lord-Kara Büyücüler gen bir aptalım, diye düşündü. Az önce tam bir aptal gibi görünmeyi başardım. Belki de çenemi kapalı tutmam daha jyj olur. Ama tırmanmaya devam ederlerken Sonea, Akkarin'in planını düşünüyordu. Planı denememeleri için bir sebep yoktu. Sonea, Akkarin'in sırtına bakıp konuyu tekrar açıp açmamayı düşündü ve beklemeye karar verdi. Bir kez daha durduklarında sorabilirdi. Artan karanlık, yollarını görmelerini zorlaştırmaya başla-


mışken dik bir uçurumun eteğine ulaştılar. Akkarin durdu ve arkalarındaki topraklara bakmak için döndü. Yere çömelip sırtını uçuruma dayadı. Sonea, Akkarin'in yanına oturduğunda adamın terinin hafif kokusunu aldı. Bir anda Akkarin'in yanındaki varlığının ve aralarındaki sessizliğin fazlasıyla farkında olmaya başladı. Şimdi İchaniler'i gözleme konusunu konuşmak içi uygun bir zamandı ama nedense Sonea bir türlü konuşamıyordu. Neyim var benim? diye sordu kendine. Aşk, diye fısıldadı kafasının içindeki bir ses. Hayır. Saçmalama, diye cevap verdi. Aşık değilim. Ve belli ki o da değil. Ben yarı eğitimli, itaatsiz bir çırağım. Bu aptal fikirleri kafamdan ne kadar çabuk atarsam o kadar iyi. "Misafirimiz var." Akkarin bir elini kaldırıp işaret etti. Sonea, Akkarin'in gösterdiği yöne bakıp bir gece önce geçtiği yerleri incelemeye başladı. Karanlık bir şekil aşağılardaki bir kayanın gölgesinden çıktı. Ne kadar uzakta olduğunu kestirmek zordu. Sonea şehirde böyle mesafeleri tahmin etmek zorunda kalmamıştı 71 TRUDİ CANAVAN daha önce. Uzaktaki bu hareket garipti ve kesinlikle bir insana ait değildi. "Bu bir hayvan," dedi. "Evet," dedi Akkarin. "Bir yeel. Limeklerin daha küçük evcil türleridir. İchaniler onları iz sürüp avlanmaları için eğitirler. Bak sahibi peşinden gidiyor." Limeği takip eden bir figür ay ışığına çıktı. "Başka bir İchani mi?" "Büyük ihtimalle." Sonea kalbinin hızla çarptığını hissetti. Fakat bu sefer sebebi aptalca aşk fikirleri değildi. Önlerinde bir İchani vardı, arkalarında ise bir başkası. "Bizi takip edebilecek mi?" "Eğer kadının yeeli kokumuzu alırsa evet." Kadın mı? Sonea figürü izledi. Yürüyüşünde kadınsı bir


şeyler olduğuna karar verdi. Akkarin'e baktı. Adam kaşlarını çatmıştı. "Şimdi ne olacak?" Akkarin uçuruma doğru baktı. "Yükselmek için güç harcamak istemiyodrum fakat yukarıda daha güvende oluruz. Yukarıya çıkarken uçurumda içine saklanabileceğimiz bir çatlak veya oyuk bulmalıyız." "Ya sonra?" "Su ve yemek bulacağız." "Yukarıda mı?" diye sordu Sonea şüpheci bir şekilde. "Issız görünüyor olabilir ama nereye bakacağını bilirsen bir miktar yaşam bulabilirsin. Güneye gittikçe işimiz kolaylaşacak." 72 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Demek güneye gidiyoruz." "Evet. Güneye." Akkarin ayağa kalkıp bir elini uzattı. Sonea, Akkarin'in e[ini tutup kendisini ayağa kaldırmasına izin verdi. Akkarin arkasını dönerken parmakları Sonea'nın parmakları üzerinden kayarak ayrıldı. Sonea'nın teni Akkarin'in dokunduğu yerde karıncalanıyordu. Sonea eline bakıp içini çekti. Bu aptal düşünceleri kafasından atması kolay olmayacaktı. Dannyl, dairesinin kapısı kapanınca rahatlayarak içini çekti. Konuk odasındaki koltuklardan birine oturup ışık küresinin ışığını kıstı. Sonunda yalnız kalabilmişti. Ama şimdi fark etmişti ki kendini daha iyi hissetmiyordu. Kalkıp odasında dolaşmaya başladı, mobilyaları ve yıllar önce toplayıp duvarlarına astığı çerçeveli haritalar ile planlan incelemeye başladı. Tayend'i özlüyorum, diye düşündü. Bir şişe şarabı paylaşıp saatlerce sohbet etmeyi özlüyorum. Odamızda oturup araştırmamız üzerine çalışmayı özlüyorum... her şeyi özlüyorum. Tayend'e Akkarin'in hikayesini anlatmak istiyordu. Alim, her ayrıntı üzerine iyice düşünür, gizli anlamlarla tutarsızlıkları bulurdu. Başkalarının henüz düşünmemiş olduğu olasılıkları görürdü. Ama bir yandan da alimin uzakta olmasından dolayı


memnundu. Eğer Akkarin'in hikayesi doğruysa Tayend'in 73 TRUDİ CANAVAN Lonca'dan mümkün olduğunca uzak olmasını tercih ederdi. Büyükelçilik görevine hazırlanırken kendisine kara büyü hakkında anlatılanları ve Dem'in kitabından öğrenmiş olduklarını düşündü. Bir büyücü kara büyü kullanarak başkalarından büyü gücü çekebilirdi. Büyü yeteneği olan birinde çekilebilecek daha fazla güç olurdu; ama bu bir büyücüyü daha iyi bir hedef yapmazdı. Bir büyücü yenildiğinde çok az büyü gücü kalırdı. Büyü yeteneğine sahip fakat bu yeteneği kullanma konusunda eğitilmemiş biri en çekici kurban olurdu. Ki Tayend de tam böyle biriydi. Dannyl içini çekti. Kendini aynı anda iki yöne birden çekiliyormuş gibi hissediyordu. Tayend'in güvende olduğundan emin olmak için Elyne dönmeyi çok istiyor ama Kyralia ve Lonca'yı da terk etmek istemiyordu. Rothen'i düşünüp sert bir şekilde gülümsedi. Bir zamanlar bu casus grubuna ben de katılırdım. Şimdi ise yapamıyorum çünkü Tayend böyle tehlikeli bir göreve gitse kendimin nasıl hissedeceğini biliyorum. Başka bir şansım olmadığı sürece ona böyle bir şeyi yaşatamam. Masasına oturup bir parça kağıt, mürekkep ve bir kalem çıkardı. Kağıda neleri yazmayı riske edebileceğini düşündü. Tremmelin Ailesi'nden Tayend'e. Şüphesiz şimdiye kadar senin de duymuş olacağın üzere Lonca'da büyük değişiklikler yaşanıyor. Buraya vardığımda Yüce Lord'un kara büyü yapmak suçundan tutuklanmış olduğunu öğrendim. Çalıştığımız araştırmayı düşünürsen zamanlamanın ne kadar kötü olduğunu sen de rahatlıkla görebilirsin. Çeşitli sorunlar yaratmış olsa da şimdiye kadar hiç 74


Yüce Lord-Kara Büyücüler biri önemli değildi. Mektubuna Akkarin'in hikayesini anlatarak devam etti, sonra Lonca'nın güvende olduğundan emin olmadan Elyne'e dönemeyeceğini yazdı. Önümüzdeki birkaç ay boyunca dönemezsem bu bir sürpriz olur ve pek de memnun olmam. Rothen'i tekrar görmek ne kadar güzel olsa da artık kendimi buraya ait hissetmiyorum. Aslında kendimi, eve dönme fırsatını bekleyen bir ziyaretçi gibi hissediyorum. Bu olaylar hallolduktan sonra Lorlen'e Lonca Elyne Büyükelçiliği rolüne kalıcı olarak dönüp dönemeyeceğimi soracağım. Her zaman dostun, Büyükelçi Dannyl. Sandalyesinde arkasına yaslanıp mektubu bir kez daha dikkatle inceledi. İstediğinden daha resmi olmuştu ama kağıda kişisel herhangi bir şey yazmayı düşünmüyordu. Müttefik Ülkeler'de Farand gibi büyücülerin zihinsel iletişimlerini dinlemekle görevlendirilen kişiler varsa mektupları okuyan birileri de olmalıydı. Ayağa kalkıp gerindi. Kyralia'yı aylarca terk edemeyecekti. Akkarin'in iddiaları doğru çıkarsa, Lonca mümkün olduğunca çok büyücüyü burada tutmak isterdi. Burada daha uzun bir süre tıkılıp kalabilirdi. Eğer Akkarin gerçeği söylüyorsa, diye düşündü ürpererek, Elyne'e bir daha asla dönemeyebilirim. 75 Bölüm 5 Casuslar Dışarıda hava yaz sıcağının zirvesine çıkarken Akademi'nin içindeki odalar halen hoş bir şekilde serindi. Rothen, Yönetici'nin ofisindeki büyük, yumuşak koltuklardan birinde rahatça oturup yanındakileri inceliyordu. Tarihçi Lord Solend bir casus olarak ilginç bir seçimdi; fakat kim bu uykulu bakışlara sahip yaşlı adamın Lonca için bilgi topladığından şüphelenirdi ki? Diğer casus, Sonea'yı Savaşçı Becerileri konusunda eğitmiş olan Lord Yikmo idi. Solend bir Elyneli'ydi ve Yikmo da bir Vinli. Böylece Rot-


hen bu iş için seçilen tek Kyralialı oluyordu. Rothen bunun Sachakalılar'dan bilgi almasını zorlaştıracağının farkındaydı; tabi Kyralialılar'ı Akkarin'in iddia ettiği kadar az seviyorlarsa... Lorlen parmaklarını koltuğunun kenarına vuruyordu. Kral tarafından gönderilecek olan ve onları birkaç gün sonra Sachaka'ya doğru yola çıkmadan önce kılık değiştirme ve bilgi toplama sanatlarında eğitecek olan casusu bekliyorlardı. Kapı çalınca hepsi de kimin girdiğini görmek için o yöne döndü. Bir ulak odaya girdi ve Lorlen'i, Tellen Evi'nden Kuzgun'un gecikeceği ve özürlerini ilettiği konusunda bilgilendirdi. 76 Yüce Lord-Kara Büyücüler Lorlen başıyla onayladı. "Teşekkür ederim. Gidebilirsin." Ulak tekrar eğilerek selam verdi sonra bir an duraklayıp odaya bakındı. "Bu odada sık sık açıklanamayan esintiler yaşanıyor mu lordum?" Lorlen adama sert bir şekilde baktı. Karşılık vermek için ağzını açtı, durdu, sonra gülümseyip koltuğuna geri yaslandı. "Kuzgun!" Adam tekrar eğildi. "Üniformayı nereden buldun?" "Bu tarz şeylerin koleksiyonunu yapıyorum." Demek profesyonel bir casus böyle gözüküyor, diye düşündü Rothen. Sinsi ve zeki görünümlü birini bekliyordu. Kuzgun'un görünüşü şaşırtıcı derecede sıradandı. "Senin mesleğinde çok yararlı bir alışkanlık," diye iltifat etti Lorlen. "Oldukça." Adam ürperdi. "Bu esintinin kaynağını bulmamı ister misiniz?" Lorlen başıyla onayladı. Casus odada dolaşıp duvarları incelemeye başladı. Durdu, bir mendil çıkardı ve bir tablonun çerçevesini silmeye başladı, sonra gülümseyip bir elini tablonun arkasına uzattı. Duvarın bir kısmı yana doğru kayarak açıldı. "Esintinizin kaynağı," diye bildirdi Kuzgun. Dönüp Lorlen'e baktı ve yüzünden bir hayal kırıklığı geçti. "Ama


gördüğüm kadarıyla burayı zaten biliyormuşsunuz." Eli tekrar hareket etti ve duvar tekrar kapandı. "Akaclemi'nin duvarları içindeki geçitleri herkes bilir," 77 TRUDİ CANAVAN dedi Lorlen. "Fakat girişlerin yerlerini herkes bilmez. Geçitleri kullanmak yasaktır, yine de eski Yüce Lord sıklıkla bu yasağı görmezden gelirdi." Rothen gülümsemesini bastırdı. Lorlen'in umursamaz tavrına rağmen kaşları arasında bir kırışıklık vardı ve tabloya bakmayı sürdürüyordu. Rothen, Yönetici'nin Akkarin'in kendisini gözleyip gözlemediğini düşündüğünü tahmin edebiliyordu. Kuzgun ,Yönetici'nin masasına yaklaştı. "Neden kullanımları yasak?" "Bazı yerlerde emniyetsiz durumdalar. Eğer çıraklar büyücülerin bu geçitleri kullandığını görürlerse aynı şeyi yapmak isteyebilirler; hem de kendilerini bir çökmeye karşı koru-yabilecek seviyeye gelmeden önce." Kuzgun gülümsedi. "Bu sizin resmi sebebiniz tabi. Aslında büyücülerin veya çırakların birbirilerini gözlemelerini istemiyorsunuz." Lorlen omzunu silkti. "Eminim bu fikir bu yasağı koyarken selefimin aklından geçmiştir." "Eğer eski Yüce Lord'unuzun tahminleri doğru çıkarsa bu yasağı kaldırmayı düşünmelisiniz." Kuzgun önce Solend'e ardından Yikmo'ya baktı. Rothen de aynı hesaplayan bakışları aldığında casusun hakkında ne düşündüğünü merak etti. Adamın yüz ifadesi aklındakileri kesinlikle ele vermiyordu. "Çok yararlı kaçış yolları olabilirler," diye ekledi Kuzgun. Lorlen'e döndü. "Bana göndermiş olduğunuz bütün kitapları, raporları ve haritaları inceledim. İchanleri'in gerçekten var olup olmadığını anlamak zor olmayacaktır. Özellikle eski Yüce Lord'unuzun tarif ettiği şekilde yaşıyorlarsa. Sacha78 Yüce Lord-Kara Büyücüler


ka'ya üç büyücü göndermenize gerek yok." "Kaç tane göndermemizi önerirsin?" "Hiç," diye karşılık verdi Kuzgun. "Büyücü olmayan birilerini göndermelisiniz. Eğer İchaniler gerçekten varsa ve büyücülerinizden birini yakalarlarsa hakkınızda çok fazla şey öğrenirler." "Akkarin'i yakalarlarsa öğrenecekleri kadar değil," diye belirtti Lorlen. "Anladığıma göre o, Sachaka'yı başının çaresine bakacak kadar iyi biliyor," diye karşılık verdi Kuzgun. "Fakat bu büyücüler bilmiyor." "Bu yüzden seni onları eğitmekle görevlendirdik," diye cevap verdi Lorlen sakin bir şekilde. "Ayrıca büyücü göndermenin bir avantajı var. Keşfettiklerini anında bize iletebilirler." "Ve bunu yaparlarsa kendilerini ele vermiş olurlar." "Zihinsel iletişimi sadece son çare olarak kullanmaları gerektiğini biliyorlar." Kuzgun yavaşça başıyla onayladı. "O zaman son ve önemli bir öneride bulunabilir miyim?" "Evet." Kuzgun, Rothen'e baktı. "Bu büyücülerden sadece birini gönderin. Casuslarınız birbirinden haberdar olmamalı. Eğer biri yakalanırsa diğerlerini ele verememeli." Lorlen yavaşça başını eğdi. "O zaman hangisini seçerdin?" Kuzgun, Yikmo'ya döndü. "Siz bir Savaşçı'sınız lordum. Eğer sizi yakalayıp zihninizi okurlarsa Lonca'nın savaş becerileri kotlusunda çok fazla bilgiye sahip olurlar." Solend'e 79 TRUDİ CANAVAN döndü. "Böyle söylediğim için beni affedin lordum fakat siz de yaşlısınız. Hiçbir tüccar sizin yaşınızdaki birini çorak topraklardaki çetin bir yolculukta yanına almaz." Rothen'e dönüp kaşlarını çattı. "Siz Lord Rothen'siniz değil mi?" Rothen başıyla onayladı. "Eğer eski çırağınız yakalanırsa ve zihni okunursa İchaniler sizi tanıyacaktır. Fakat sizin Sachaka'ya gitmeye niyetli olduğunuzu bilmediği için onu yakalayan İchani ile karşılaşmadığınız sürece pek bir önemi yok." Bir an durdu sonra başıyla onayladı. "Güven uyandıran bir yüzünüz var. Seçimim siz olurdunuz."


Kuzgun, Lorlen'e döndüğünde Rothen de Yönetici'ye baktı. Lorlen üç büyücü ile casusu süzdükten sonra başıyla onayladı. "Tavsiyene uyacağım." Solend ve Yikmo'ya baktı. "Gönüllü olduğunuz için teşekkür ederim. İkinizle de sonra görüşeceğim. Şimdilik Kuzgun'un söyleyeceklerini sadece Rothen'in duyması iyi olur." İki büyücü ayağa kalktı. Rothen kızgınlık izi olup olmadığını anlamak için yüzlerine baktığında yalnızca hayal kırıklığı gördü. Kapıya yürüyüp odadan çıkmalarını izledi. Tekrar casusa döndüğünde Kuzgun'un kendisine dikkatle baktığını gördü. "Hmm," diye başladı Kuzgun, "Neyi tercih edersiniz? Saçınızdaki grilerden kurtulmayı mı yoksa tamamen beyaz olmasını mı?" *** 80 Yüce Lord-Kara Büyücüler Sonea nefesini düzenlemek için durduğunda etrafına bakındı. Gökyüzü; turuncu bulutlardan ince, zayıf şeritlerle bezeliydi ve hava gittikçe soğuyordu. Akkarin'in yakında dinlenmeleri gerektiğine karar vereceğini tahmin ediyordu. İchani'den kaçtıkları üç gece boyunca Akkarin'i dağ sırası boyunca takip etmişti. Her gün alacakaranlıkla yola çıkıp "hava etrafı göremeyecekleri kadar kararıncaya dek yürüyorlar, sonra da ay doğana kadar dinleniyorlardı. Cesaret edebildikleri kadar hızla yürüyor sadece ay, tepelerin zirvelerinin ardında kaybolduğunda duruyorlardı. İkinci sabahın en karanlık saatlerinde durduklarında Akkarin'e geri kazandığı büyü gücünü almasını söylemişti. Akkarin bunu kabul etmeden önce duraklamıştı. Ardından ona günün ilk yarısında nöbeti kendisinin tutacağını söylemişti. Akkarin buna karşı çıktığında Sonea, açıkça, sıra kendisine geldiğinde onu uyandıracağına güvenmediğini söylemişti. Şifacılar sıklıkla çırakları büyüyü uzun süre uyumadan durmak için kullanmanın tehlikeleri konusunda uyarmışlardı ve Akkarin her geçen gün daha da bitkin ve tükenmiş gözüküyordu.


İlk başta Akkarin uyumadığında Sonea, bunun nöbeti ona bırakmamak için yaptığı birşey olduğunu düşünmüştü. Sonea, yorgunluk kendisini yenmeden önce günortasına kadar dayanabilmişti. Ertesi sabah, ilk nöbeti aldığında Akkarin sırtını bir kayaya dayamış şekilde uyuyakalmıştı ama günortasmdan bayağı önce uyanıp bir daha uyumamıştı. Üçüncü günün sabahı Sonea, Akkarin'in uyumamasının gerçek sebebini keşfetmişti. İkisi de sırtlarını güneş tarafından ısıtılmış eğimli bir 81 TRUDİ CANAVAN duvara dayamışlardı. Sonea bir süre sonra Akkarin'in uykuya dalmış olduğunu fark edip rahatlamıştı. Fakat kısa bir süre sonra Akkarin yavaşça başını bir o yana bir öbür yana çevirmeye başlamıştı; gözleri göz kapaklarının altında sürekli dönüyordu. Yüzünde Sonea'yı ürperten bir acı ve korku ifadesi belirmişti. Sonra aniden sıçrayarak uyanmış ve önündeki taşlık alana bakıp titremişti. Bir kabus diye tahmin etmişti Sonea. Akkarin'i bir şekilde rahatlatabil meyi istemişti; fakat yüzündeki ifadeden sempatinin en son istediği şey olduğunu anlamıştı. Ayrıca, dedi kendine, artık pek de iyi kokmuyor. Bir zamanlar hoş gelen ter kokusu artık yıkanmamış bir vücudun bayat kokusuna dönüşmüştü. Kendisinin de daha iyi kokmadığından emindi. Çeşitli yerlerde içebilecekleri küçük su birikintileri ile karşılaşmışlardı ama hiçbiri yıkanabilecekleri kadar büyük değildi. Özlemle sıcak banyoları, temiz cüppeleri, meyveleri ve sebzeleri -ve rakayı- düşündü. Bir ciyaklama zihnini tekrar bulunduğu zamana döndürdü ve bir an kalbi göğsünde çırpındı. Akkarin yürümeyi kesmiş tepede dönen kuşlara bakıyordu. Sonea izlerken küçük bir şekil gökyüzünden düşmeye başladı. Akkarin kuşu rahatlıkla yakaladı, ardından bir kuş daha


tuttu. Sonea ona yetiştiğinde çoktan tüylerini yolmuş daha nahoş olan içlerini temizleme işine başlamıştı bile. Seri ve etkin bir şekilde çalışıyordu, belli ki bu konuda deneyimliydi. Böyle sıradan bir iş için büyü kullandığını görmek garipti; fakat Sonea, büyücülerin genellikle bir kapı açıp kapatmak veya yanına gitmeye üşendiği bir şeyi kendine çekmek için büyü kullanma konusunda asla duraksamadık82 Yüce Lord-Kara Büyücüler larını hatırladı. Akkarin ne zaman bir hayvan yakalasa veya pişirse, ne zaman kendisini pis bir suyu arıtırken bulsa, sıradan birisinin büyü olmadan burada nasıl hayatta kalabileceğini düşünür buluyordu kendini. Her şeyden önce bu kadar hızlı yol alamazlardı. Sıradan biri, karşılaştıkları derin yarıkların "etrafından dolaşmak zorunda olurdu. Her ne kadar Akkarin mümkün olduğunca büyü kullanmaktan kaçınsa da yükselme olmadan peşlerindeki İchani kadınla aralarındaki mesafeyi koruyamazlardı. Akkarin kuşları bir ısı küresi içinde kızartırken Sonea yakınlardan gelen hafif bir patırtı duyduğunu fark etti. İlerleyerek kaya duvarı boyunca sesin geldiği yöne doğru gitti. Parıldayan bir taş parçası görünce nefesi kesildi. Kayadaki bir çatlaktan hafif bir su sızıyordu ve etrafına kuşlar toplanmıştı. Aceleyle duvara çatlağa doğru gittiğinde kuşlar uçuşarak kaçıştılar. Ellerini suyun altına soktu. Arkasından gelen ayak seslerini duyunca Akkarin'e doğru dönüp gülümsedi. "Temiz." Akkarin yakalamış olduğu iki kuşu gösterdi, kuşlar artık buharı tüten kahverengi etlere dönüşmüşlerdi. "Yemek hazır." Sonea başıyla onayladı. "Bana bir dakika ver." Sonea uygun bir kaya parçası bulana kadar etrafı aradı ve sonra işe koyuldu. Taşı şekillendirme derslerini hatırlayarak kaya parçasını büyük bir kase şekline getirdi ve dolması için


suyun altına koydu. Akkarin, Sonea'nın büyü kullanması konusunda her hangi bir yorum yapmadı. 83 TRUDİ CANAVAN Oturup yemeye başladılar. Küçük dağ kuşlarının fazla eti yoktu ama lezzetliydiler. Sonea kaburgaları sıyırdı ve midesinin hâlâ açlıkla sızlanmasını umursamamaya çalıştı. Akkarin ayağa kalkıp uzaklaştı. Hava hızla kararıyordu ve Sonea, Akkarin'i zorlukla görebiliyordu. Hafif bir şıpırtı ve yutkunma sesi duyunca Akkarin'in kaseden su içtiğini tahmin etti. "Bu gece takipçilerimizi gözlemeye çalışacağım," dedi Akkarin. Sonea nabzı hızlanarak Akkarin'in karanlık siluetine baktı. "Sence hâlâ bizi takip ediyorlar mıdır?" "Bilmiyorum. Buraya gel." Sonea ayağa kalkıp Akkarin'e yaklaştı. "Aşağı ve biraz sağa bak. Görebiliyor musun?" Dağın yamacı bulundukları yerden aşağıya dik bir şekilde iniyordu. Sonea aşağıda yamacın sırtlar ve derin vadilere ayrıldığı yerde küçük bir ışık görebiliyordu. Işığın orada bir şey hareket ediyordu. Dört ayaklı bir şey... Bunun küçük bir limek olduğunu fark etti. Başka bir hareket dikkatini başka bir figüre çekti. "Arayı açmışız," dedi Sonea. "Evet," diye katıldı Akkarin. "İzimizi kaybettiklerini düşünüyorum. Şimdilik güvendeyiz." Sonea uzaktaki ışığın yanına başka bir gölge daha gelince gerildi. "Artık iki kişiler." "Görünüşe göre seni neredeyse yakalayacak olan kadına katılmış." 84 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Neden ışık yaratmışlar?" diye sesli düşündü. "Her yer, görülebiliyorlar. Sence bizi yaklaşmamız için kandırmaya mı çalışıyorlar?" Akkarin bir an durdu. "Sanmıyorum. Büyük ihtimalle bu


kadar yüksekte olduğumuzu bilmiyorlar. Bir kaya grubunun içinde durmuşlar. Eğer biraz daha aşağıda olsaydık ışıklarını göremezdik." "Sadece Lorlen'e gerçeği gösterebilmek için onlara yaklaşmaya çalışmak büyük bir risk olur." "Evet," diye katıldı Akkarin. "Ama bu tek sebep değil. İchaniler'in Kyralia'ya nasıl girmeyi planladığını da öğrenebilirim. Kuzey Geçidi, Hisar tarafından tıkanmış durumda ama Güney Geçidi açık. Eğer güneyden girerlerse Lonca gelişlerinden haberdar olamaz." "Güney geçidi mi?" Sonea kaşlarını çattı. "Rothen'in oğlu oraya yakın bir köyde yaşıyor." Bunun Dorrien'i oldukça risk altına soktuğunu fark etti. "Yakın ama Geçit'e giden yol üzerinde değil. İchaniler küçük, yabancı bir gezgin grubu olarak gözükeceklerdir. Fark edilseler bile Dorrien, yerel köylülerden onların haberini ancak bir kaç gün sonra duyacaktır." "Lorlen yolu gözleyip yolcuları sorgulamalarını istemediği sürece." Akkarin bir cevap vermedi. Sessiz kalıp uzaktaki İchaniler'i izliyordu. Ufkun ötesinde gökyüzü aydınlanıyordu, şafak sökmek üzereydi. Akkarin güneş ufukta bir çizgi halinde belirene kadar konuşmadı. "Onlara rüzgara ters yönden yaklaşmalıyız yoksa limek kokumuzu alır." 85 TRUDİ CANAVAN Sonea dönüp su kasesine baktı. Ağzına kadar dolmuş, hatta taşıyordu. "O zaman vaktimiz olduğuna göre yapmamız gereken bir şey var," dedi. Akkarin, Sonea'nın kaseye doğru gitmesini izledi. Sonea suyu biraz büyü ile ısıtıp Akkarin'e döndü. "Arkanı dön... hem gizlice bakmak da yok." Akkarin'in dudaklarında zayıf bir gülümseme belirdi. Arkasını dönüp kollarını kavuşturdu. Sonea, Akkarin'i gözünün önünden ayırmadan giysilerini teker teker çıkardı. Giysilerini ve kendini yıkayıp büyüyle kuruttu. Giysileri suyu emdiğinden birkaç kez kasenin tekrar dolmasını beklemek


zorunda kaldı. Son olarak kaseyi başından aşağı boşalttı. Kafasını ovalayıp rahatlayarak içini çekti. Dikleşerek saçlarını gözlerinden çekti. "Sıra sende." Akkarin dönüp kaseye yaklaştı. Sonea kenara çekilerek arkası Akkarin'e dönük bir şekilde oturdu. Beklerken rahatsız edici bir merak kapladı içini. Bu hissi bir kenara itip saçlarını büyüyle kurutmaya ve saçlarındaki düğümleri parmaklarıyla açmaya yoğunlaştı. "Bu daha iyi," dedi Akkarin bir süre sonra. Sonea dönüp baktığında Akkarin'in gömleğinin bir kenarda durduğunu gördü. Akkarin'in çıplak göğsünü görünce yüzünün kızardığını hissetti ve başını hızla çevirdi. Komik olma, dedi kendine. Daha önce bir sürü göğüs gördün. Pazardaki işçiler yaz sıcağında üzerlerinde bir şorttan başka hiçbir şey olmadan çalışırlardı. Bu daha önce onu hiç utandırmamıştı. 86 Yüce Lord-Kara Büyücüler j-iayır, dedi zihninin derinliklerinden bir ses, ama onlardan biri hakkında da hayaller kursaydın o zaman da çok farklı hissederdin. İçini çekti. Bu şekilde hissetmek istemiyordu. Bu, durumlarını olması gerekenden çok daha güç bir hale sokuyordu. Derin bir nefes alıp yavaşça verdi. Bu sefer bir an önce yola koyulmalarını isteyen oydu, böylece dikkati dağın zorlu yüzeyinde ilerlemeye yoğunlaşacaktı. Arkasından gelen ayak sesleri duydu. Döndüğünde Akkarin'in tamamen giyinmiş olduğunu görünce rahatladı. "Haydi gidelim," dedi Akkarin. Sonea ayağa kalkıp aşağı doğru inmeye başlayan Akkarin'i takip etti. Yolculuk aklını temizliyor gibiydi. Aşağıya doğru hızla indiler, İchaniler ve ışıklarına doğru direk bir yol izliyorlardı. Bir saatten uzun bir süre geçtikten sonra Akkarin


yavaşlayıp durdu. Gözleri uzaktaki bir noktaya odaklanmıştı. "Ne oldu?" diye sordu Sonea. "Lorlen yüzüğü taktı," dedi Akkarin uzun bir bekleyişten sonra. "Yüzüğü sürekli takmıyor mu?" "Hayır. Şimdiye kadar bir sır olarak saklıyordu. Sarrin kitapları okuyordu ve ne olduğunu anlayabilirdi. Lorlen genellikle akşamları birkaç kez takardı." Tekrar yürümeye başladı. "Keşke biraz cam olsaydı," diye mırıldandı. "Sana bir yüzük yapardım." Sonea başıyla onayladı, aslında cam olmamasından gayet memnundu. Bir kan yüzüğü aklındakilerin istediğinden fazlasını ona gösterirdi. Ona karşı hissettiği aptalca çekim87 TRUDİ CANAVAN den kurtulmadan, Akkarin'in zihninde olup bitenleri öğrenmesini istemiyordu. Yavaşça ilerlemeye devam ettiler. Birkaç yüz adım sonra Akkarin bir parmağını dudağına götürdü. İleriye doğru yavaşça süründüler, Akkarin rüzgarın yönünü kontrol ederken sıklıkla duruyorlardı. Sonea ilerideki iki kayanın arasından ışık sızdığını görebiliyordu, artık hedeflerine ulaştıklarını anlamıştı. Kayalara yaklaştıkça zayıf sesler daha anlaşılır hale geldi. Durup kayaların arkasına çömeldiler. Sonea'nın duyduğu ilk ses bir erkeğe aitti ve koyu bir aksanı vardı. "... bir yeel ile benden fazla şansın var." "O akıllı bir kız," diye karşılık verdi kadın. "Neden sen de bir tane edinmedin Parika?" "Bir kez edinmiştim. Geçen sene yeni bir köle aldım. Yenilerinin nasıl olduğunu bilirsin. Benden kaçmaya çalıştı ve yeel onu bulduğunda yeeli öldürdü. Yine de yeel onu ba-: caklarını parçalamıştı bu yüzden pek uzaklaşamadı." "Onu öldürdün mü?" "Hayır." Parika'nın sesi boyun eğmiş çıkmıştı. "Çok çekici bir fikir olmasına rağmen. İyi köle bulmak çok zor. Artık koşamıyor bu yüzden pek sorun çıkaramaz." Kadın hafif bir ses çıkardı. "Hepsi bela... sadık olduk-


larında bile..Ya öyleler ya da aptal." "Ama gerekli." "Hmmm. Tek başıma yolculuk etmeyi sevmiyorum, bana hizmet edecek kimse olmuyor," dedi kadın. "Yine de daha hızlı oluyor." "O Kyralialılar beni yavaşlatırdı. Neredeyse onları bula88 Yüce Lord-Kara Büyücüler dığım içi" mutlu olacağım. Büyücü-köleler fikri hoşuma gitmiyor." "Onlar zayıf Avala. Pek sorun çıkaramazlar." "Ölüyken daha da az sorun çıkarırlar." Sonea'nın omurgasına bir ürperti yayıldı ve tüylerinin diken diken olduğunu hissetti. Bir anda buradan mümkün olduğunca uzağa mümkün olduğunca çabuk gitmek istedi. Kendisinin ölmesini isteyen iki güçlü büyücünün birkaç adım ötede oturduğunu bilmek hiç de hoş bir duygu değildi. "Onları canlı istiyor." "Peki neden kendi avlamıyor o zaman?" Erkek ichani kıkırdadı. "Büyük ihtimalle bunu çok istiyordur ama diğerlerine güvenmiyor." "Ben de ona güvenmiyorum Parika. Bizi Kyralialılar'ın peşine sırf yoldan çekmek için göndermiş olabilir." Adam cevap vermedi. Sonea hafif bir kumaş hışırtısı duydu, sonra da ayak sesleri geldi. "Onları bulmak için elimden geleni yaptım," dedi Avala. "Beni dışlayamaz. Diğerlerine katılmak için döneceğim. Eğer bu ikisini istiyorsa kendisinin avlaması gerekecek." Bir an durdu. "Sen ne yapacaksın?" "Güney Geçidi'ne geri döneceğim," diye yanıt verdi Parika. "Yakında seni tekrar göreceğime eminim." Avala hafifçe homurdandı. "İyi avlar o zaman." "iyi avlar." Sonea gittikçe uzaklaşan ayak sesleri duydu. Akkarin ona baktı ve başını geldikleri yöne doğru salladı. Sonea, Akkarin'i yavaş ve sessiz bir şekilde kayalardan uzağa takip etti. 89 TRUDİ CANAVAN


Birkaç yüz adım sonra Akkarin adımlarını hızlandırdı. Yamaçta yukarıya ilerlemek yerine güneye doğru ilerliyordu. "Nereye gidiyoruz?" diye mırıldandı Sonea. "Güneye," diye yanıtladı Akkarin. "Avala diğerlerine dönme konusunda endişeliydi, sanki bir şeyleri kaçıracakmış gibi. Parika güneye gidiyor ve Avala, Kariko ile buluşmaya onsuz gidiyorsa bu, Kariko'nun Kyralia'ya Kuzey Geçidi'nden girmeye niyetlendiğini gösterir." "Yine de yakında görüşeceklerini söylediler." "Büyük ihtimalle Kyralia'da. Buraya gelmek dört günümüzü aldı ve Avala'nın geri dönmesi de o kadar sürecektir. Eğer acele edersek Parika'dan önce Güney Geçidi'ne ulaşabiliriz. Umalım da orada başka İchaniler olmasın." "O zaman Kyralia'ya geri dönüyoruz." "Evet." "Lonca'nın izni olmadan." "Evet. İmardin'e gizlice gireceğiz. Eğer benden yardım isterlerse çabuk harekete geçebilmek için yakında olmak istiyorum. Ama önümüzde uzun bir yol var. Sorularını sonraya sakla. Bu gece Parika'yla aramızı mümkün olduğunca açmalıyız." *** "Sanırım öğrenebileceğimizin hepsi bu kadar," dedi Lorlen. Ellerini Balkan ve Vinara'nın ellerinden çekerek koltuğunda geriye yaslandı. İkili Sarrin'in ellerini bırakınca üç büyücü dönüp Lorlen'e baktılar. 90 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Neden bize bu yüzükten daha önce bahsetmedin?" diye sordu Sarrin. Lorlen yüzüğü çıkarıp masaya, önüne koydu. Bir an yüzüğü süzdü sonra içini çekti. "Bu konuda ne yapacağıma karar verememiştim," dedi. "Bir kara büyü nesnesi ama herhangi bir zarar vermiyor ve Akkarin'le güvenli bir şekilde iletişim kurmanın tek yolu." Sarrin yüzüğü alıp inceledi, mücevhere dokunmamaya özen gösteriyordu. "Bir kan mücevheri. Garip bir büyü. Yapanın taşıyanın zihnine girmesini sağlıyor. Taşıyanın gördüklerini görmesini, duyduklarını duymasını ve düşündüklerini öğrenmesini sağlıyor."


Balkan kaşlarını çattı. "Bu bana zararsız bir büyülü nesne gibi gelmedi hiç. Bildiğin her şeyi o da öğreniyor" "Zihnimi okuyamaz," dedi Lorlen. "Sadece yüzeydeki düşüncelerimi öğrenebilir." "Eğer bilmemesi gereken bir şey düşünecek olursan bu da yeterince zarar verebilir." Savaşçı kaşlarını çattı. "Bence bu yüzüğü artık takmamalısın Lorlen." Diğerleri de başlarını salladılar. Lorlen gönülsüz bir şekilde başını eğdi. "Eğer hepiniz aynı fikirdeyseniz." "Evet," dedi Vinara. "Bence de," diye ekledi Sarrin. Yüzüğü masaya geri koydu. "Peki onu ne yapmalıyız?" "Sadece dördümüzün bildiği bir yere koyalım," dedi Balkan. "Nereye?" Lorlen ani bir tedirginlik hissetti. Eğer ortadan kaldınla91 TRUDİ CANAVAN caksa Akkarin'e ulaşmaları gerektiğinde kolaylıkla erişebilecekleri bir yerde olmalıydı. "Kütüphaneye?" Balkan yavaşça başıyla onayladı. "Evet. Eski kitaplar ile planların olduğu dolap. Daireme giderken yolda kütüphaneye uğrarım. Şimdi," herkese ayrı ayrı dikkatle baktı, "Akkarin'in bize ulaştırdığı bu konuşmanın ne anlama geldiğini tartışalım. Neler öğrendik?" "Sonea'nın hayatta olduğunu," diye karşılık verdi Vinara. "O ve Akkarin'in Avala isimli bir kadın ile Parika isimli bir adamın üçüncü bir kişi hakkındaki konuşmalarını duyduklarını." "Kariko olabilir mi?" dedi Lorlen. "Mümkün," diye yanıtladı Balkan. "İkili herhangi bir isim vermedi." "Çok düşüncesizler," diye mırıldandı Sarrin. "Bu görememiş olduğumuz ikili, kölelerden bahsettiler, Akkarin'in en azından bu konuda doğruyu söylediğini anladık," dedi Vinara. "Ayrıca Kyralialılar'ı avlamaktan bahsettiler." "Sonea ve Akkarin mi?"


"Büyük ihtimalle. Tabi bu Akkarin'in bir numarası değilse," dedi Balkan. "İki kişiyi böyle bir konuşma yapmaları için tutmuş olabilir, o da bu konuşmayı bize aktarmıştır." "Neden böyle belirsiz bir konuşma aktarsın ki?" diye sordu Sarrin. "Neden Kariko'dan veya Kyralia'yı istila etme niyetinden hiç bahsettirmesin?" "Eminim kendince sebepleri vardır." Balkan esnedi ve sonra özür diledi. Vinara ona sert bir şekilde baktı. 92 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Döndüğünden beri hiç uyudun mu?" Savaşçı omzunu silkti. "Biraz." Lorlen'e baktı. "Kral'la görüşmemiz dün gece çok geç bitti." "Hâlâ birimizin kara büyü öğrenmesi gerektiğini düşünüyor mu?" Balkan içini çekti. "Evet. Akkarin'i geri çağırmaktansa bunu tercih edecektir. Akkarin, Lonca yasasını çiğneyip yeminini bozarak güvenilmez olduğunu ispatladı." "Ama eğer birimiz kara büyü öğrenirse o da yasayı çiğneyip Büyücü Yemini'ni bozmuş olacaktır." "Eğer bir istisna yaparsak olmaz." Sarrin kaşlarını çattı. "Kara büyü ile ilgili bir konuda istisna olmamalıdır." "Yine de başka şansımız olmayabilir. Kendimizi bu İchaniler'e karşı korumamızın tek yolu bu olabilir. Eğer içimizden biri gönüllü olarak her gün yüz büyücü tarafından güçlendirilire bu büyücü iki hafta içinde on İchani'yle rahatlıkla yüzleşecek güce gelecektir." Sarrin ürperdi. "Kimseye böyle bir güç verilmemeli." "Kral böyle düşüneceğini biliyordu," dedi Balkan. "Bu yüzden senin en uygun kişi olduğunu düşünüyor." Sarin, Savaşçı'ya dehşetle baktı. "Ben mi?" "Evet." "Yapamam. Ben... reddederim." "Kral'ını reddetmek mi?" diye sordu Lorlen. "Ve Lonca'yla bütün İmardin'in bir avuç barbar büyücünün önünde yıkılmasını izler misin?" Sarrin yüzüğe baktı, yüzü bembeyazdı. "Bu taşıması kolay bir yük değil," dedi Lorlen nazik bir 93 TRUDİ CANAVAN şekilde, "Ve başka bir şansımız olmadığından emin olmadı-


ğımız sürece yüklenmeyeceğin bir yük. Casuslar bir iki gün içinde yola çıkıyor. Onların Akkarin'in doğru söyleyip söylemediğini kesin olarak öğrenmelerini umuyoruz." Balkan başıyla onayladı. "Hisar'a destek göndermeyi de düşünmeliyiz. Eğer bu duyduğumuz konuşma gerçekse bu kadın kuzeyde bir grup İchani'yle buluşuyor." V "Peki ya Güney Geçidi?" diye sordu Vinara. "Parika oraya dönüyor." Balkan kaşlarını çattı. "Bunu düşünmeliyim. Hisar kadar korunabilir bir yer değil ama bu konuşma kuzeydeki toplanmanın daha büyük olduğunu gösteriyor. Güney Geçidi yolunun en azından gözlenmesini sağlamalıyız." Savaşçı tekrar esnedi. Yorgunluğu ile mücadele ettiği belli oluyordu. Lorlen, Vinara'nın kendisine anlamlı bir şekilde baktığını fark etti. "Geç oldu," dedi. "Sabah erkenden bu konuyu tartışmak için toplanalım mı?" diğerleri başlarıyla onayladılar. "Buraya bu kadar çabuk gelmiş olduğunuz için teşekkür ederim. Sabah görüşürüz." Üç büyücü kalkıp kendisine iyi geceler dilerken Lorlen üzerindeki hayal kırıklığı hissini atamıyordu. Akkarin'in hikayesinin doğru olduğunu kanıtlayacak bir şeyler göstereceğini ummuştu. Sachakalılar arasındaki konuşma pek bir şey ortaya koymamıştı ama en azından Kyralia'nın savunmasındaki bazı eksikleri göstermişti. Ama artık yüzük gitmişti... ki yüzükle beraber Akkarin'le tek bağlantısı da gitmişti. 94 Bölüm 6 Sırlar Açığa Çıkıyor Cüppelerin hışırtısı ve botların sesi Ana Salon'da her zaman arka planda yer almıştı, Lorlen'in yapmış olduğu kısa konuşma sırasında bile. Hepimiz huzursuzuz, diye düşündü Dannyl. Bu Görüşme'de çok az soru yanıtlandı. Lorlen görüşmenin bittiğini bildirdiğinde birçok kişi içini çekti. "Elyneli asilerin Duruşma'sından önce kısa bir ara verilecektir," dedi Yönetici. Duyuruyla beraber Dannyl'in midesi kasıldı. Rothen'e baktı. "Dedikoducularla yüzleşme zamanı.


Rothen gülümsedi. "İyi olacaksın Dannyl. Elyne'e gittiğinden beri üzerinde oldukça saygın bir hava var." Dannyl şaşkınlıkla akıl hocasına baktı. Saygın mı? "Yani gitmeden önce yok muydu?" Rothen kıkırdadı "Elbette vardı, yoksa büyükelçiliğe asla seçilmezdin. Sadece artık bu daha da belirgin. Yoksa dönerken beraberinde o korkunç Elyne kokusundan mı getirdin?" Dannyl gülmeye başladı. "Eğer kokunun bana saygın bir hava vereceğini düşünüyorsan bunu daha önceden söylemeliydin. Tavsiyene uyacağım için demiyorum tabi. Bazı 95 TRUDİ CANAVAN alışkanlıklar Elyneliler'e bırakılsa daha iyi olur." Yaşlı büyücü başını onaylar anlamda salladı. "Neyse hadi git. Aşağıdakiler sensiz başlamadan yanlarına gitsen iyj olur." Dannyl ayağa kalkıp sıraların sonuna ilerledi. Salonun önüne doğru ilerlerken Gezgin Yönetici Kito'nun duruşmayı yönetmek için aşağı indiğini fark etti. Büyücü, bir grup erkek ve kadının muhafızlar eşliğinde içeri girdiği tarafa baktı. Dannyl, Dem Marane'nin arkadaşları ve işbirlikçilerinden oluşan grubu tanıdı. Royend karısının yanında yürüyordu. Royend, Dannyl'e baktı ve gözleri kısıldı. Dannyl adamın bakışlarına kararlılıkla karşılık verdi. Royend'in gözlerindeki nefret yeniydi. Dem tutuklandığı gece öfkeliydi ama Kyralia'ya yaptığı yolculuk ve Duruşma için beklediği süre zarfında bu his daha da kuvvetlenmiş olmalıydı. Nefretini anlayabiliyorum, diye düşündü Dannyl. Onu kandırdım. Yaptıklarımı Akkarin'in emriyle yapmış olmamın ya da onun kanunu çiğniyor olmasının bir önemi yok. Beni sadece hayallerini yok etmiş biri olarak görüyor. Farand salonun diğer tarafında iki Simyacı'nın yanında duruyordu. Genç adam gergin görünüyordu; fakat yüzünde korku yoktu. Yükselen bir gürültü, başları salonun arka tarafına döndürdü; büyük kapılardan biri açılıyordu. Altı Elyneli koridordan yürüyerek geliyordu. İki tanesi, asileri getiren gemideki büyücülerdi; Lord Barene ve Hemend. Diğerleri Elyne Kralı'nın temsilcileriydi.


Kito yeni gelenleri salonun ön kısmındaki sandalyelere yönlendirirken, Dannyl nerede durması gerektiğini kestirme96 Yüce Lorcl-Kara Büyücüler Ihıyordu. Bunun genç adamı desteklemek anlamında ülebileceğini bilmesine rağmen Farand'a yakın durmaya karar verdi. Herkes yerleşince Lorlen küçük bir gongu çaldı e salon sessizleşti. Kito etrafa bakıp başını hafifçe eğdi. "Bugün, bu Duruşma'da Darellas Ailesi'nden Farand'ın, Marane Ailesi'nden Royend ve Kaslie'nin ve işbirlikçilerinin yargılanması için..." Farklı bir yönden gelen ses Dannyl'in dikkatini en üst sıraya çekti. Kral'ın danışmanlarından birini salonda olduğunu görünce şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Elbette, diye düşündü, Kral'ımız başka bir ülkeden herhangi birinin kendi büyücüler loncasını kurmaya çalışmasının uygun bir şekilde cezalandırıldığından emin olmak istiyor. "... Darellas Ailesi'nden Farand, Lonca dışında büyü öğrenmekle suçlanıyor," diye devam etti Kito. "Bu kadınlar ve erkekler büyü öğrenmeye çalışmakla suçlanıyor. Dem Marane ayrıca kara büyü hakkında bilgi bulundurmakla suçlanıyor." Kito salona bakmak için sözlerine ara verdi. "Bu suçlamaları destekleyecek kanıtlar sunulacaktır. İlk konuşmacıyı öne çağırıyorum, Lonca Elyne İkinci Büyükelçisi Dannyl." Dannyl derin bir nefes alıp öne, Kito'nun yanına çıktı. "Bu Duruşma'da ağzımdan çıkacakların hepsinin doğru olacağına yemin ediyorum." Bir an durdu. "Yedi hafta önce eski Yüce Lord'dan Lonca'nın etkisi ve kılavuzluğu olmadan büyü öğrenmeye çalışan bir grup asiyi bulup tutuklamam yönünde bir emir aldım." Dannyl hikayesini anlatırken dinleyiciler sessizdi. Hafta97 TRUDİ CANAVAN lar boyunca asileri kendisine güvenmeye ikna ettiği kısma' gelince ne anlatacağını düşünmüştü. Dem'in iddialarını bü~, yük ihtimalle şimdiye kadar bütün Lonca duymuştu bu yüzden Dannyl'in pek fazla ayrıntıya girmesine gerek yoktu.


Ama hikayenin bu kısmını tamamen atlayamazdı da. Bu yüzden Dem'in "gerçek olmayan bir sırrı" öğrenmesini sağladığını ve adamın kendisine şantaj yapabileceğini düşünmesini sağladığını anlattı. Sonra Farand ile görüşmesini anlattı. Elyne Sarayı'ndan gelenler Dannyl, Kral'ın gizli kalmasını istediği bir şeyi öğrendiği için Farand'm Lonca'ya girmesine izin vermemesini anlatırken gerginleştiler. Dannyl, Farand'm güçlerinin kontrolünü kaybetmekte olduğunu ve eğer kendisi yardımcı olmasa durumun nasıl bir halj alacağını açıkladı. Daha sonra Tayend'in Dem'den ödünç aldığı kitabı anlattı. Kitabın içeriğinin, kendisini Dem'i ziyaret etmeye,devam edip henüz tanışmadığı asilerin kimliklerini öğrenmeye çalışmaktansa onları bir an önce tutuklamaya ikna ettiğinden bahsetti. Son olarak grubun hepsinin tutuklanmamış olabileceği uyarısını yaptı. Kito kitabın içeriğinin onaylanması için Lord Sarrin'e döndü, sonra Farand'm öne çıkarılmasını istedi. Muhafızlar genç adamı öne getirdiler. "Darellas Ailesi'nden Farand, bu duruşma boyunca ağzından çıkacak her şeyin yalnızca gerçekler olacağına yemin ediyor musun?" diye sordu Kito. "Ediyorum." "Büyükelçi Dannyl'in anlattıklarının seninle ilgili kısımlar doğru mu?" 98 Yüce Lord-Kara Büyücüler Genç adam başıyla onayladı. "Evet." "Nasıl Dem Marane'nin asi grubunun bir parçası oldun?" "Ablam, Dem Marane'nin karışıdır. Dem Marane büyücü olamamamın büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyordu. geni yeniden zihinsel konuşmaları dinlemem yönünde yüreklendirdi." "Ve anladığım kadarıyla gücünü uyandırmayı bu şekilde öğrendin." "Evet bu konudaki bir konuşmaya kulak misafiri oldum." "Duyduklarını denemeden önce tereddüt ettin mi?" "Evet. Ablam büyü öğrenmemi istemiyordu. Şey, ilk başta istiyordu ama sonra yeterince bilgi sahibi olmadığımızı ve bunun fazla tehlikeli olduğunu düşünmeye başladı." "Bu tereddüdünü geçiren neydi?"


"Royend bir kez başlarsam her şeyin kolaylaşacağını söyledi." "Dem ve işbirlikçileri büyü öğrenme niyetiyle ne kadar süredir buluşuyorlardı?" "Bilmiyorum. Onu tanıdığımdan önce olmalı." "Onu ne kadar süredir tanıyorsun?" "Beş yıldır. Ablamla nişanlandığından beri." "Bu grubun üyesi olup da bugün burada olmayanlar var mı?" "Daha birçok üye var; fakat ben onları tanımıyorum." "Dem Marane'nin kendisinin büyü öğrenme amacında olduğuna inanıyor musun?" Farand bir an durakladı, sonra omuzları düştü. "Evet." Dannyl genç adama karşı sempati hissetti. Dem ve arkadaşlarının ne olursa olsun cezalandırılacağını bilmesine rağ99 TRUDİ CANAVAN men yardım etmeyi seçmişti. Bu kolay olmamalıydı. "Peki ya gruptaki diğerleri?" "Emin değilim. Bazıları istiyor olmalı. Bazıları ise sadece heyecan yüzünden gruba katılmıştır sanırım. Ablamın sadece ben ve Royend yüzünden katıldığını biliyorum." "Eklemek istediğin başka bir şey var mı?" Farand başını iki yana salladı. Kito başıyla onayladı ve salona doğru döndü. "Farand'a geçek okuma yaptığımı ve söylediklerinin hepsinin doğru olduğunu onayladığımı eklemek istiyorum." Salonda bir mırıltı dolaştı. Dannyl şaşkınlıkla Farand'a baktı. Gerçek okumaya izin vermek işbirliği yapmaya ne kadar gönüllü olduğunun bir göstergesiydi. Kito, Yüksek Büyücüler'e döndü. "Herhangi bir yorum veya sorunuz var mı?" Yüksek Büyücüler herhangi bir şey söylemediler. "Yerine dön Darellas Ailesi'nden Farand. Marane Ailesi'nden Royend'i sorgulanmak üzere öne çağırıyorum." Dem öne çıktı. "Marane Ailesi'nden Royend, bu duruşma boyunca ağzından çıkacak her şeyin yalnızca gerçekler olacağına yemin ediyor musun?" "Ediyorum."


"Büyükelçi Dannyl'in anlattıklarındaki seninle ilgili olan kısımları doğru mu?" "Hayır." Dannyl içini çekme isteğini bastırıp kendini kaçınılmaz olana hazırladı. "Hangi bölümü doğru değil?" 100 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Yardımcısı ile gizli bir ilişkisi olduğunu uydurduğunu 'vledi. Ben bu ilişkinin gerçek olduğuna inanıyorum. O ikini beraber gören herkes aralarında bir... bir numaradan fazlası olduğunu rahatlıkla fark eder. Kimse bu kadar iyi numara yapamaz." "Anlattıklarının gerçek olmayan tek kısmı bu mu?" Dem, Dannyl'e baktı. "Dem Tremmelin, Termelin Ailesi'nden Tayend'in babası bile bunun doğru olduğuna inanıyor." "Dem Marane lütfen soruya cevap verin." Dem, Kito'yu duymazdan geldi. "Neden ona bir oğlan olup olmadığını sormuyorsunuz? Gerçeği söylemeye yemin etti. Bunu inkar etmesini duymak istiyorum." Kito'nun gözleri kısıldı. "Bu Duruşma, Lonca'nın kontrolü dışında büyü öğrenmeye karşı olan yasanın çiğnenip çiğnenmediğini yargılamak için yapılmaktadır, Büyükelçi Dannyl'in onursuz ve sapkın uygulamalarda bulunup bulunmadığını yargılamak için değil. Lütfen soruya cevap verin Dem Marane." Dannyl irkilme hissini zorlukla bastırdı. Onursuz ve sapkın. Gerçeği bilse Lonca'nın onunla -ve hikayesiyle- ilgili görüşünün tamamen değişeceğine şüphe yoktu. Ve Dem bunu biliyordu. "Eğer bu konuda yalan söylediyse her şey hakkında yalan söylemiş olabilir," dedi Dem tükürürcesine. "Beni mezarıma gömdükten sonra bunu hatırlayın. Sorularınızı cevaplamayacağım." "Pekala," dedi Kito. "Yerine dön! Marane Ailesi'nden Keslie'yi sorgulanmak üzere öne çağırıyorum." 101 TRUDİ CANAVAN Dem'in karısı sinirliydi fakat işbirliği yaptı. Asilerin neredeyse on yıldır buluştuğunu söyledi ama Lonca'ya ilgi-lerinin sadece akademik olduğu konusunda güvence verdi


Diğer asiler sorgulandıkça küçük ayrıntılar ortaya çıktı. Hepsi de büyü öğrenme niyetinde olmadıklarını sadece büyü hakkında bilgi sahibi olmayı amaçladıklarını iddia ettiler. Farand'ın zehirlenmesini içeren küçük bir tartışma yaşandı. Dannyl, Elyneli büyücülerin araştırmasının Farand'ı zehirleyen kişiyi ortaya çıkaramamış olmasına şaşırmadı. Leydi Vinara'nın yüzündeki bakış ise bu konunun burada kapanmadığını açıkça ortaya koyuyordu. Kito sanıkların; Lonca, cezalarını tartışırken bir sessizlik küresi içine kapatılmalarını istedi. Salon seslere boğuldu. Uzun bir aradan sonra Kito bütün büyücülerin yerlerine dönmesini ve sessizlik kalkanının kaldırılmasını istedi. "Hüküm vermemizin zamanı geldi," diye bildirdi. Bir elini kaldırdı ve elinin üzerinde bir ışık küresi oluştu, sonra yukarıya doğru süzüldü. Dannyl kendi küresini oluşturarak diğer kürelere katılması için yukarıya gönderdi. "Darellas Ailesi'nden Farand'ı Lonca dışından büyü öğrenmek konusunda şüphesiz olarak suçlu buluyor musunuz?" Bütün küreler kırmızıya döndü ve Kito başıyla onayladı. "Geleneksel olarak bu suçun cezası idamdır," dedi, "Ama Yüksek Büyücüler var olan koşullar altında alternatif bir cezanın sunulması gerektiğini düşündüler. Darellas Ailesi'nden Farand koşulların ve başkalarının yönlendirmesinin kurbanıdır. Duruşma boyunca yardımcı olmuş ve gerçek okumayı kabul etmiştir. Hayatı boyunca Lonca toprakların-

Yüce Lord-Kara Büyücüler dışarı çıkmaması koşuluyla kendisinin, Lonca'ya katılsını öneriyorum. Önerime katılıyorsanız lütfen ışıklarınızl beyaza çevirin." Yavaş yavaş ışıklar beyaz renge dönmeye başladılar. Sa.ece birkaç tanesi kırmızı kalmıştı. Dannyl rahatlayarak içini çekti. • "Darellas Ailesi'nden Farand Lonca'ya katılacaktır," diye bildirdi Kito. Farand'a bakan Dannyl genç adamın rahatlama ve heyecanla gülümsediğini gördü. Fakat Kito konuşmaya devam ettikçe gülümseme kayboldu. "Marane Ailesi'nden Royend'i Lonca dışından büyü öğrenmeye çalışmak ve kara büyü bilgisi barındırmak suçundan şüphesiz olarak suçlu buluyor musunuz?"


Salon bütün küreler kırmızıya dönerken ürkünç bir şekilde parladı. "Yüksek Büyücüler yine idama alternatif bir ceza sunmak istediler," dedi Kito. "Fakat bu ciddi bir suç ve ömür boyu hapisten azının uygun bir ceza olacağını düşünmüyoruz. Eğer cezayı hapse indirmek istiyorsanız lütfen ışıklarınızı beyaza çevirin." Dannyl küresinin ışığını beyaza çevirdi; fakat büyücülerden yarısından azının kendisiyle aynı fikirde olduğunu görünce ürperdi. Lonca birini idam etmeyi seçmeyeli yıllar geçmişti, diye düşündü. "Marane Ailesi'nden Royend idam edilecek," diye bildirdi Kito. Asilerin arasından bir inleme duyuldu. Dannyl ani bir suçluluk hissederek kendini o yöne bakmaya zorladı. 103 TRUDİ CANAVAN Dem'in yüzü bembeyazdı. Karısı sıkıca kolunu tutuyordu Asilerin kalanı solgun ve endişeli görünüyorlardı. Kito, Yüksek Büyücüler'e bakıp sonra başka bir asinin ismini okumak için salona doğru döndü. Asilerin kalanına hapis cezaları verildi. Belli ki Lonca, Dem Marane'yi grubun lideri olarak görüp örnek bir ceza vermek istemişti. İşbirliği yapmayı reddetmesinin de ona pek faydası olduğu söylenemez, diye düşündü Dannyl. \ Sıra Kaslie'ye geldiğinde Kito kadının savunması adına bir şeyler söyleyince Dannyl oldukça şaşırdı. Lonca'yı Kaslie'nin iki çocuğunu düşünmeye yönlendirdi. Sözleri büyücüleri yeterince etkiledi ve Lonca, Dem'in karısını affedip evine dönmesine izin verdi. Daha sonra Elyneli büyücüler, Elyne Kralı'na sonucu zihinsel olarak bildirme izni istediler. Lorlen başka hiçbir bilgi verilmemesi koşuluyla izin verdi. Ardından Duruşmanın sona erdiğini ilan etti. Sonunda bu Duruşma'daki rolünden kurtulmuş olan Dannyl'in üzerine büyük bir rahatlık çöktü. Sıralardan inen büyücü kalabalığı içerisinde Rothen'i görmeye çalıştı ama


arkadaşını bulamadan biri ona seslendi. Döndüğünde Yönetici Kito'nun kendisine yaklaşmakta olduğunu gördü. "Yönetici," dedi Dannyl. "Sonuçtan memnun musunuz?" diye sordu Kito. Dannyl omzunu silkti. "Çoğunlukla. Yine de kabul etmeliyim ki Dem'in bu cezayı hak ettiğini düşünmüyordum. Hırslı biri ama hapiste büyü öğrenmeyi başarabileceğini hiç sanmıyorum." "Hayır," diye yanıtladı Kito, "Ama bence Lonca onun 104

Yüce Lord-Kara Büyücüler nin onuruna yaptığı saldırıya oldukça kızdı." Dannyl büyücüye bakakaldı. Lonca'nın idamı seçmiş olmasının sebebi bu olamazdı değil mi? "Bunu rahatsız edici mi buluyorsunuz?" diye sordu Kito. "Elbette." Kito'nun bakışları sabitti. "Eğer iddiaları doğru olsaydı Özellikle rahatsız edici olurdu ama." "Evet öyle olurdu," diye karşılık verdi Dannyl. Gözlerini biraz kıstı. Kito ağzından laf almaya mı çalışıyordu? Kito özür dilercesine yüzünü buruşturdu. "Özür dilerim. Söylediklerinin doğru olduğunu ima etmek istemedim. Elyne'e dönüş yakın mı?" "Lorlen farklı bir karar vermediği, yani Sachaka'dan bir tehlike gelmeyeceğinden emin olana kadar burada kalacağım." Kito başıyla onayladı, sonra biri kendisine seslenince o yöne döndü. "Görüşürüz Büyükelçi." "Yönetici." Dannyl adamın uzaklaşmasını izledi. Kito'nun söylediği doğru muydu? Lonca, Dem Marane'nin suçlamalarına öfke duyduğu için mi idama karar vermişti? Hayır, diye düşündü. Dem'in meydan okuması oyları etkiledi. Lonca'nın sadece kendi hakkı olduğunu düşündüğü bir şeyi elde etmeye çalıştı ve açıkça kanunlara veya otori-teye hiçbir saygısı olmadığını gösterdi. Ne olursa olsun Dannyl Lonca'nın kararına katılmıyordu. Dem ölmeyi hak etmiyordu. Fakat bu konuda Dannyl'in yapabileceği hiçbir şey yoktu. 105

TRUDİ CANAVAN


*** Hısızlar Yolu'nun yeraltı geçitlerinden geri dönen Cery, Takan'la yaptığı son görüşmeyi düşünüyordu. Akkarin'in eski hizmetkarı, anlaşılması zor biriydi ama tavırları sıkıldığını ve endişelendiğini açıkça gösteriyordu. Ne yazık ki Cery'nin elinden ilki hakkında çok az şey geliyor, ikincisi hakkında ise hiçbir şey gelmiyordu. Cery bir yeraltı odasında, oda ne kadar lüks olursa olsun tıkılıp kalmanın usandırıcı ve sinir bozucu olduğunu biliyordu. Sonea, Faren onu Lonca'dan saklamayı ilk kabul ettiğinde benzer bir yerde kalmıştı. Bir hafta içinde yerinde duramaz hale gelmişti. Takan içinse efendisinin uzakta bir yerde tehlikelerle karşı karşıya olduğunu ve bu konuda hiç bir şey yapamayacağını brfiyor olmak işi daha da zorlaştırıyordu. Cery tek başına kalıp sevdiği birine yardım edememenin, kendisini daha önce, nasıl her anını bir işkenceye çevirdiğini hatırlıyordu. Hâlâ seyrek de olsa Akademi'nin altında Fergun tarafından hapsedildiği zamanlan rüyasında görürdü. Kendisini bulup kurtaranın Akkarin olduğunu hatırladığında Takan'a elinden geldiğince yardım etme konusunda daha da kararlı oluyordu. Takan'a isteyebileceği her tür eğlenceyi -fahişelerden kitaplara kadar- sunmayı teklif etmişti ama adam kibarca reddetmişti. Cery muhafızlarına, konuğuyla ara sıra sohbet etmelerini söylemişti ve Faren'in bir zamanlar Sonea'ya yaptığı gibi her gün ziyaret etmeye çalışıyordu. Fakat Takan pek konuşkan biri değildi. Akkarin'le tanışmadan önceki haya106 Yüce Lord-Kara Büyücüler ndan bahsetmekten kaçınmış, tanıştıktan sonraki hayatından ise nadiren bahsetmişti. Cery eninde sonunda hizmetkarların anlatmayı sevdiği büyücüler hakkındaki bazı komik hikayeleri duyabilmeyi başarmıştı. Görünüşe göre Takan bile biraz dedikodu yapmaktan çekinmiyordu. Akkarin son sekiz gün içerisinde Takan'la sadece birkaç kez iletişim kurmuştu. Her seferinde Takan, Cery'ye Sonea'


nın hayatta ve iyi olduğuna dair güvence vermişti. Cery bu bilgilendirme yüzünden hem minnettardı hem de oldukça eğleniyordu. Belli ki Akkarin hizmetkarına Cery'nin bir zamanlar Sonea'ya beslediği ilgiden bahsetmişti. Bu geçmişte kaldı, diye düşündü Cery buruk bir şekilde. Şimdi üzülmek için Savara var. Üzülmek için Savara vardı, diye düzeltti. Bu sefer boş yere ümitlenmemeye kararlıydı. İkimiz de mantıklı yetişkinleriz, dedi kendine, görmezden gelemeyeceğimiz sorumluluklarımız var. Dairesinin etrafındaki geçit labirentine ulaştılar. Gol, ilk gizli kapıyı açarken tuğlalar tuğlalara fısıldadı. Cery içeri girerken muhafızları başıyla selamladı. Geri gelebileceğini söyledi, diye hatırlattı kendine. "Ziyaret etmek" için. Gülümsedi. Bu tarz uzlaşmaların kendince avantajları da var. Beklenti yok. Tehlike yok... Ayrıca daha büyük endişeleri vardı. İmardin yabancı büyücülerin olası istilası tehlikesi ile karşı karşıyaydı. Cery bu konuda ne yapacağını düşünmeliydi... tabi herhangi bir şey yapabilecekse. Sonuçta eğer Lonca, bu İchaniler'le savaşmak için zayıf kalıyorsa büyücü olmayanlar ne yapabilirdi ki? Pek fazla şey yapamaz, diye düşündü. Ama bu hiçbir şey 107 TRUDİ CANAVAN yapmamaktan iyidir. Sıradan insanların bir büyücüyü öldürebilmesinin bir yolu olmalı. Yaklaşık bir buçuk yıl önce Sonea ile yapmış olduğu bir konuşmayı hatırladı. Canını sıkan bir çıraktan nasıl kurtulabilecekleri konusunda espri yapıyorlardı. Ulaklarından biri bir ziyaretçisi olduğunu haber verdiğinde hâlâ bu konuyu düşünüyordu. Ofisine giren Cery oturdu, yeriminin hâlâ çekmecesinde olup olmadığını kontrol etti ve sonra Gol'ü, bu ziyaretçiyi görmesi için yolladı. Kapı tekrar açıldığında kalbi bir an için atmayı unuttu. Koltuğundan kalktı. t "Savara!" Savara gülümseyip salınarak masaya doğru yaklaştı. "Bu sefer sana sürpriz yapabildim Ceryni." Cery tekrar koltuğuna çöktü. "Gittiğini sanıyordum." Savara omzunu silkti. "Gitmiştim. Ama sınıra giden yolun


yarısında insanlarımla bağlantı kurdum. Benim ısrarımla birinin kalıp istilayı izlemesi gerektiğine karar verdiler." "Bunun için benim yardımıma ihtiyacın yok." "Hayır." Masanın kenarına oturup başını hafifçe bir yana eğdi. "Ama geri dönersem seni ziyaret edeceğimi söylemiştim. İchaniler gelmesine daha var ve bu süre içinde canım sıkılabilir." Cery gülümsedi. "Buna izin veremeyiz değil mi?" "Ben de böyle düşüneceğini ummuştum." "Peki karşılığında ne öneriyorsun?" Savara'nın kaşları kalktı. "Artık seni ziyaret etmenin de bir bedeli mi var?" "Belki. Ben sadece küçük bir tavsiye istiyorum." 108 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Oh? Ne tavsiyesi?" "Sıradan insanlar büyücüleri nasıl öldürebilir?" Savara kısa bir süre güldü. "Öldüremezler. En azından bu büyücü yetenekli ve tetikte olduğu sürece." "Olup olmadığı nasıl anlaşılır?" Savara'nın kaşları kalktı. "Şaka yapmıyorsun... elbette yapmıyorsun." Cery başını iki yana salladı. Savara dudaklarını düşünceli bir şekilde büzdü. "İnsanlarımın bu işe karıştığını belli etmediğim sürece sana yardım etmemem için bir sebep göremiyorum." Çarpık bir şekilde gülümsedi. "Ve eminim ki ben yardım etmesem de sen bir yolunu bulursun. Fakat bu yolu bulmaya çalışırken ölebilirsin." "Bunun olmamasını tercih ederim." Dedi Cery. Savara sinsi bir şekilde gülümsedi. "Ben de ölmemeni tercih ederim. Hmm, eğer sen bana şehirde neler olup bittiğiyle ilgili bilgi verirsen ben de sana büyücüleri öldürme konusunda tavsiyelerde bulunabilirim. Bu kulağa uygun geliyor mu?" "Kesinlikle." Savara kollarını kavuşturdu ve düşünceli bir şekilde baktı. "Sana bir İchani'yi öldürmek için kesinlikle etkili bir


yol söyleyemem. Tek söyleyebileceğim sıradan insanlar gibi hata yapabilecekleri. Eğer nasıl yapacağını bilirsen onları kandırabilirsin. Tek ihtiyacın olan cesaret, blöf ve büyük risklere girmek." Cery gülümsedi. "Benim alışkın olduğum türden bir işe benziyor." 109 TRUDİ CANAVAN *** "Su sesi duyuyorum." Akkarin, Sonea'ya döndü ama yüzü gölgede kaldığı için Sonea yüz ifadesini göremiyordu. "Suyu bul o zaman," diye karşılık verdi Akkarin. Sonea dikkatle dinledi, sonra sesin geldiği tarafa doğru ilerledi. Dağlarda bu kadar gün geçirdikten sonra kayaların üzerinden akan en ufak su sesini bile duyabilir hale gelmişti. Kaya duvarındaki takip ettikleri girintinin gölgelerine gidip dikkatle karanlığa baktı ve ilerledi. Duvardaki çatlakla ince su akıntısını aynı anda gördü. Dar bir aralığın arkasında geniş bir alan vardı. Sonea aralıktan zorlukla geçerken kaya sırtını çizdi. Diğer tarafa geçtiğinde şaşkınlıkla hafifçe bağırdı. "Akkarin," diye seslendi. Minyatür bir vadinin kenarında duruyordu. Vadinin kenarları hafifçe yükselip dik kaya duvarlarına dönüşüyordu. İleride bir çatlakta kaybolmadan önce neşeyle çağıldayan dar bir çayın yanında bodur ağaçlar, çalılar ve çimenler büyümüştü. Bir homurdanma duyunca döndü ve Akkarin'in kaya duvarındaki aralıktan geçmekte zorlandığını gördü. Akkarin kendini aralıktan kurtardı ve dikleşip vadiyi süzdü. "Geceyi -ya da günü- geçirmek için iyi bir yer gibi gözüküyor," dedi Sonea. Akkarin kaşlarını çattı. Son üç gündür peşlerinden gelen ichani'nin bilinciyle sabahın geç saatlerine kadar Güney no Yüce Lord-Kara Büyücüler ridi'ne doğru ilerliyorlardı. Sonea sürekli Parika'nın kenrl'lerine yetişmesinden endişe ediyordu; fakat bir yandan da


Ichani'nin iyi bir sebebi olmadan böyle yoğun bir tempoda ilerleyeceğini sanmıyordu. "Çıkmaz bir yer olabilir," dedi Akkarin. Fakat aralığa geri de dönmedi. Bunun yerine ağaçlara doğru ilerledi. " Yüksek bir ciyaklama vadide yankılandı. Sonea yakındaki bir ağaçtan büyük bir kuş havalanınca irkildi. Kuş havada aniden döndü, Sonea hafif bir ses duydu ve kuşun yere düşmesini izledi. Akkarin gülümsedi. "Sanırım kalıyoruz." Kuşa doğru ilerleyip yerden kaldırdı. Sonea kuşun kocaman gözlerini görünce şaşkınlıktan nefesi kesildi. "Bir mullook!" "Evet." Akkarin çarpık bir şekilde gülümsedi. "İronik... Kral onun armasını yediğimizi duysa ne derdi?" Dere boyunca ilerlemeye devam ettiler. Birkaç yüz adım sonra vadinin sonuna ulaştılar. Su, uzaktaki çıkıntı yapmış bir kayanın üzerinden akarak çayı oluşturuyordu. "Bunun altında uyuyacağız," dedi Akkarin çıkıntıyı işaret ederek. Çayın yanına oturdu ve kuşun tüylerini yolmaya başladı. Sonea ayaklarının altındaki çimenlere baktı, sonra da yukarıdaki kaya çıkıntısına. Çömelip yerden çimen yolmaya başladı. Yatacakları yere kucak kucak çimen taşırken kızaran etin kokusunu aldı ve midesinin guruldadığını duydu. Mullook'u bir ısı küresi içinde kızarmaya bırakan Akkarin ağaçlardan birine gitti. Dallara baktı ve ağaç sallanmaya başladı. Sonea bir şeylerin yere düştüğünü duydu ve dön111 TRUDİ CANAVAN düğünde Akkarin'in yere çökmüş bir şeyleri incelediğini gördü. Yanına gitti. "Bu yemişlerin kabuğunu kırmak zordur ama oldukça lezzetlidirler," dedi Akkarin bir tanesini kaldırarak. "Onları topla. Sanırım aşağıda dikençileği de gördüm." Ay gökyüzünde oldukça alçak bir konumdaydı. Büyüyen karanlıkta yemişleri bulmak kolay değildi. Etrafı eliyle yoklamaya başladı. Yemişleri tuniğinin önüne toplayıp pişen mullookun yanına taşıdı ve kısa bir süre içinde kabukları içindeki yumuşak yemişe zarar vermeden kırmayı öğrendi. Akkarin kısa bir süre sonra döndü. Elinde, içinde meyveler ve birkaç meyve sapıyla dolu, kabaca yapılmış, taş bir


kase vardı. Meyvelerin etrafı hiç de hoş görünmeyen dikenlerle kaplıydı. Sonea yemişleri açarken Akkarin'in meyveleri büyüle havaya kaldırıp dikkatle kabuğunu ve dikenlerini soymasını izledi. Kısa bir süre içerisinde kasenin yarısı, koyu renkli, soyulmuş meyvelerle dolmuştu. Akkarin meyvelerden sonra sapların dış kabuklarını da soymaya başladı. "Sanırım ziyafetimiz hazır," dedi. Sonea'ya saplardan iki tanesini verdi. "Bunun adı shem. Çok lezzetli değil fakat yenilebilir. Sadece etle beslenmek iyi olmaz." Sonea sapların içinin lezzetli olmasa da oldukça sulu olduğunu gördü. Akkarin mullooku ikiye ayırdı. Mullookta daha önce yedikleri kuşlardan çok daha fazla et vardı. Yemişler Akkarin'in söylediği gibi oldukça lezzetliydi. Akkarin meyveleri ezip suyla karıştırarak bir içecek yaptı. Yemeği bitirdiklerinde Sonea kendini, Sachaka'ya girdiğinden beri ilk kez tam olarak doymuş hissediyordu. 112 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Basit bir yemeğin bile böyle mutluluk verebilmesi inaIrnaz." Sonea mutlu bir şekilde içini çekti. Vadi artık neredeyse tamamen karanlığa gömülmüştü. "Burası gündüzleri nasıl görünüyor acaba?" "Yaklaşık bir saat içinde öğreneceksin," dedi Akkarin. Sesi yorgun çıkıyordu. Sonea, Akkarin'e baktı fakat adar mın yüzü gölgelerin içinde kalıyordu. "Uyuma zamanı o zaman," dedi Sonea. Kendi yorgunluğunu gidermek için gerektiği kadar Şifa gücü çekerek ellerini Akkarin'e uzattı. Akkarin ilk başta elini tutmayınca Sonea, Akkarin'in kendisini karanlıkta görüp göremediğini merak etti. Sonra elinin etrafına sarılan sıcak parmakları hissetti. Derin bir nefes alıp güç göndermeye başladı, kendini tüketmemeye dikkat ediyordu. Bir kez daha Akkarin'in, kendisinin ilk nöbeti tutmasına, kendisini tüketmediğinden emin olmak için mi izin verdiğini merak etti. Eğer kendini tüketirse uyanık kalamazdı.


Gücünün azaldığını hissedince durup ellerini çekti. Akkarin hareketsiz ve sessiz durmaya devam ediyordu, Sonea'nın hazırlamış olduğu çimenden yatağa gitmemişti. "Sonea," dedi birdenbire. "Evet?" "Benimle geldiğin için teşekkür ederim." Sonea'nın nefesi kesildi, sonra kalbinin mutlulukla çarptığını fark etti. Akkarin birkaç dakika boyunca sessiz kaldı sonra hafifçe içini çekti. "Seni Rothen'den ayırdığım için pişmanım. Onun senin için bir öğretmenden çok bir baba gibi olduğunu biliyo113 TRUDİ CANAVAN Sonea, Akkarin'in gölgeler içindeki yüzüne baktı, gözlerini arıyordu. "Bu gerekliydi," diye ekledi Akkarin hafifçe. "Biliyorum," diye fısıldadı Sonea. "Anlıyorum." "Ama o zamanlar anlamamıştın," dedi Akkarin buruk bir şekilde. "Benden nefret etmiştin." Sonea kıkırdadı. "Bu doğru. Ama artık etmiyorum." Akkarin başka bir şey söylemedi, kısa bir süre sonra kalkıp çimenden yatağa yattı. Bir süre sonra hava aydınlanmaya, yıldızlar da solup gözden kaybolmaya başladılar. Sonea'nın uzun süredir uyumamış olması onu hiç rahatsız etmiyordu ve bunun tek sebebinin kendine yapmış olduğu Şifa olmadığını biliyordu. Akkarin'in bu beklenmedik özür ve teşekkürü günlerdir boğmaya çalıştığı duygularını canlandırmıştı. Küçük aptal, diye azarladı kendisini. Sadece nazik davranıyor. En sonunda senin yardımını kabul etmesi ve sana yaptıklarından pişman olması, seni yaralı ama istenmeyen bir arkadaştan fazlası olarak gördüğünü göstermez. Seninle başka bir anlamda ilgilenmiyor, bu yüzden kendine işkence etmeyi kes. Ama ne yaparsa yapsın Akkarin ona her dokunduğunda, hatta baktığında heyecanlanmasını engelleyemiyordu. Ve Akkarin'i kendisini izlerken yakalamış olması da hiç yardımcı olmuyordu. Kollarını dizlerine doladı ve parmaklarını baldırlarına vurmaya başladı. Varoşlarda yaşarken erkekler ve kadınlar hakkında bilmesi gereken her şeyi bildiğini düşünürdü. Şifa


114 Yüce Lord-Kara Büyücüler , |erj^ aslında ne kadar az şeyi anlamış olduğunu göstersti Şimdi ise Şifacılar'ın bile kendisine işe yarar herhangi bir şey öğretmemiş olduğunu düşünüyordu. Ama belki de ona böyle bir hissi nasıl durdurabileceğini öğretmemiş olmalarının nedeni bunun mümkün olmamasıydı. Belki de... Vadide hırlama benzeri hafif bir ses yankılandı. Sonea donup kaldı, zihni bir anda sakinleşmişti ve karanlığa doğru baktı. Ses bir kez daha tekrarlandı fakat bu sefer arkasından gelmişti. Sonea ayağa fırlayıp bir anda döndü. Sesin Akkarin'in yakınlarında bir yerden geldiğini fark edince birden dehşete kapıldı. Vahşi hayvanlardan biri gizlice Akkarin'e mi yaklaşmıştı? Aceleyle o tarafa gitti. Çıkıntıya ulaşınca içerideki karanlığa baktı fakat saldırmak üzere olan bir hayvan görmedi. Akkarin başını bir o yana bir bu yana döndürüyordu. Sonea yaklaşınca Akkarin inledi. Sonea durup, Akkarin'i korkuyla süzdü. Yine kabus görüyordu. Rahatlama ve endişe sardı zihnini. Onu uyandırmayı düşündü ama ne zaman kabustan uyansa yüzündeki ifadeden birinin onun bu zayıf halini görmesini istemediği belli oluyordu. Aslında, diye düşündü, benim ele hoşuma gitmiyor. Akkarin bir kez daha inledi. Sonea inleme vadide yankılanınca irkildi. Ses dağlar boyunca ilerleyebilirdi ve Sonea da kimlerin dinliyor olabileceğini düşünmek bile istemiyordu. Akkarin bir kez daha hafifçe bağırınca Sonea kararını verdi. Hoşuna gitse de gitmese de Akkarin birilerinin dikkatini çekmeden uyanacaktı. 115 TRUDİ CANAVAN "Akkarin," diye fısıldadı boğuk bir sesle. Akkarin sessizleşti ve Sonea onu uyandırabildiğini düşündü ama Akkarin kısa bir süre sonra yeniden gerildi. "Hayır!"


Sonea panikle biraz daha yaklaştı. Akkarin'in gözleri göz kapaklarının altında dönüp duruyordu. Yüzü acıyla çarpılmıştı. Sonea, Akkarin'e uzandı, sarsıp uyandırmayı planlıyordu. Parmakları bir kalkanın batıcı yüzeyine değdi. Akkarin'in gözlerinin aniden açıldığını gördü, sonra bir güç ona çarpıp havaya fırlattı. Sert bir şey sırtına çarptı ve yere düştü. Acı kollarını ve bacaklarını sardı. "Off." "Sonea!" Sonea ellerin kendisini sırt üstü çevirdiğini hissetti. Akkarin kendisine bakıyordu. "Yaralandın mı?" Sonea kendine bir baktı. "Hayır, sadece birkaç ezik sanırım." "Neden beni uyandırdın?" Sonea ellerine baktı. Bu karanlıkta bile titrediklerini görebiliyordu. "Rüya görüyordun. Bir kabus..." "Kabuslara alışkınım Sonea." dedi Akkarin yumuşak bir sesle, sesi kontrollü ve sakindi. "Beni uyandırman gerekmez." "Çok ses çıkarıyordun." Akkarin bir an durdu sonra dikleşti. "Yat uyu Sonea," dedi alçak sesle. "Ben nöbet tutarım." "Hayır," dedi Sonea sinirli bir şekilde. "Çok az uyudun... 116 Yüce Lord-Kara Büyücüler nöbet sıram geldiğinde beni uyandırmayacağını biliyo // rum"Uyandıracağım. Söz veriyorum.' Akkarin öne doğru eğilip elini uzattı. Sonea, Akkarin'in elini tutup ayağa kalktı. Parlak bir ışık gözlerini kamaştırdı ve yükselen güneşin vadinin kıyısındaki kaya duvarının üze"rine çıkmaya başladığını fark etti. Akkarin sessizleşti. Bir şeylerin onun dikkatini çektiğini fark eden Sonea gözlerini kısarak Akkarin'e baktı; ama adam, parlak ışığın altındaki karanlık bir şekildi sadece. İçgüdüsel olarak zihniyle ulaşmaya çalıştı. Bir anda bir görüntü gördü. Sabah güneşinde parlayan koyu renk saçlarla çevre-


lenmiş bir yüz. Gözler... o kadar koyu... ve soluk, mükemmel bir ten... Bu Sonea'nın yüzüydü ama şimdiye kadar herhangi bir aynada gördüğü yansımalardan çok farklıydı. Gözlerinde gizemli bir pırıltı vardı, saçı sanki bir esinti varmış gibi dalgalanıyordu ve dudakları kesinlikle bu kadar davetkar bir şekilde kıvrılıyor olamazdı... Akkarin elini çekip kurtardı ve bir adım geriye attı. Beni böyle görüyor, diye düşündü Sonea birden bire Hissetmiş olduğu arzu konusunda yanılmış olması mümkir değildi. Kalp atışlarının hızlandığını hissetti. Bütün bu za man boyunca bende bir sorun olduğunu düşünüyordum, diye düşündü. O da aynı haldeymiş. Akkarin'e doğru bir adım attı, sonra bir adım daha. Akkarin, Sonea'yı kaşlarını çatmış dikkatle izliyordu. Sonea, Akkarin'in bakışlarının ötesini görmesini sağladı; düşüncelerini duymasını ve onunkileri bildiğini bilmesini. Sonea çok yakı117 TRUDİ CANAVAN nına gelince Akkarin'in gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Sonea, Akkarin'in ellerinin kollarını sardığını hissetti ve par-mak uçlarında yükselip onu öptüğünde kendisini sıkıca tuttuğunu fark etti. Akkarin hareketsiz duruyordu. Sonea ona yaslandığında Akkarin'in kalbinin hızla çarptığını fark etti. Akkarin'in gözleri kapalıydı, sonra birden geriye çekildi. "Dur... Kes şunu," dedi Akkarin nefesinin arasından. İt Gözlerini açıp dikkatle Sonea'ya baktı. Söylediklerine rağmen Akkarin hâlâ sıkıca Sonea'nın kollarını tutuyordu, sanki bırakmaya isteksiz gibiydi. Sonea, Akkarin'in yüzünü inceledi. Onu yanlış mı anlamıştı? Hayır, zihninde hissettiğinden emindi. "Neden?" Akkarin kaşlarını çattı. "Bu yanlış." "Yanlış mı?" diye sordu Sonea. "Nasıl? İkimiz de aynı şeyi... hissediyoruz..." "Evet," dedi Akkarin yumuşak bir şekilde. Bakışlarını kaçırdı. "Ama düşünmemiz gereken daha fazla şey var." "Ne gibi?" Akkarin, Sonea'nın kollarını bırakıp bir adım geriledi.


"Bu doğru olmaz... senin için." Sonea, Akkarin'i dikkatle süzdü. "Benim için mi? Ama..." "Sen gençsin. Ben senden on iki -hayır on üç- yaş büyüğüm." Bir anda Akkarin'in duraksaması anlam kazanmıştı. "Bu doğru," diye cevap verdi Sonea dikkatle. "Ama Evler'deki kadınlar her zaman kendilerinden büyük kişilerle evlendirilirler. Çok daha yaşlı kişilerle. Bazıları neredeyse on altı 118 Yüce Lord-Kara Büyücüler yaşında evlendirilir. Bense neredeyse yirmi yaşındayım." Akkarin kendisiyle mücadele ediyor gibi gözüküyordu. "Ben senin gardiyanınım," diye hatırlattı sert bir şekilde. Sonea gülümsemesine engel olamadı. "Artık değilsin." "Ama Lonca'ya dönersek..." "Bir skandal mı yaratırız?" Kıkırdadı. "Sanırım artık buna alışmışlardır." Sonea, Akkarin'in buna gülümseyeceğini ummuştu ama aldığı karşılık bir kaş çatışı oldu. Ciddileşti. "Sanki geri döneceğiz ve her şey eskisi gibi olacakmış gibi konuşuyorsun. Dönsek bile bizim için hiçbir şey aynı olmayacak. Ben bir kara büyücüyüm. Sen de öyle..." Akkarin yüzünü buruşturdu. "Özür dilerim. Sana asla..." "Bunun için özür dileme," diye bağırdı Sonea. "Kara büyü öğrenmeyi ben seçtim. Ve bunu senin için yapmadım." Akkarin, Sonea'yı sessizce süzdü. Sonea içini çekip arkasını döndü. "Neyse bu işleri iyice garip bir hale soktu." "Sonea." Sonea arkasını döndü ve Akkarin kendisine yaklaşırken hareketsiz kaldı. Akkarin, Sonea'nm yüzünden bir parça saçı çekti. Sonea, Akkarin'in dokunuşuyla nabzının hızlandığını hissetti. "Önümüzdeki haftalarda ikimiz de ölebiliriz," dedi sessizce. Sonea başını eğdi biliyorum. "Senin güvende olduğunu bilsem daha mutlu olurum." Sonea gözlerini kıstı ve Akkarin gülümsedi. "Hayır, tekrar aynı tartışmayı açmayacağım ama... benim sadakatimi sınıyorsun Sonea." 119


TRUDİ CANAVAN Sonea kaşlarını çattı, anlamamıştı. "Nasıl?" Akkarin uzanıp bir parmağını Sonea'nm kaşı boyunca gezdirdi. "Önemli değil." Dudağının bir kenarı yukarı kıvrıldı. "Artık çok geç zaten. İchani'yi öldürdüğün gece bu testten kalmıştım bile." Sonea şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Demek istediği...? Bu kadar uzun süredir mi... ? Akkarin gülümsedi. Sonea, Akkarin'in kollarının beline dolandığını hissetti. Akkarin, Sonea'yı kendine doğru çekerken Sonea sorularının bekleyebileceğine karar verdi. Uzanıp Akkarin'in dudaklarının kıvrımında parmağının ucunu gezdirdi. Sonra Akkarin eğilip dudaklarını Sonea'nm dudaklarıyla buluşturdu ve bütün sorular unutuldu. 120 Bölüm 7 Tesadüfi Bir Karşılaşma Rothen, gorinlerin sinir bozucu derecede yavaş yürüyen hayvanlar olduğunu öğrenmişti. Fakat bu devasa hayvanlar yine de tüccarların gözdesiydi. Güçlü, uysal, kontrol etmesi kolay hayvanlardı ve atlardan çok daha dayanıklıydılar. Fakat acele etmelerini sağlamak imkansızdı. Rothen içini çekip Kuzgun'a baktı ama casus, geniş kenarlı bi şapka ile yüzünün çoğu kapalı halde arabadaki giysi çuvalları arasında kestiriyordu. Rothen gülümseyip ilgisini tekrar yola çevirdi. Bir önceki gece Soğukköprü kasabasındaki bir bolevinde oda kiralamışlardı. Rothen'in kuzeni rolündeki Kuzgun, herhangi bir insanın içebilmesi gerekenden çok daha fazla bol içip bütün geceyi yatakla tuvalet arasında gidip gelerek geçirmişti. Bu büyük ihtimalle Kuzgun'un yiğit tüccar rolünü Rothen'den çok daha iyi oynadığı anlamına geliyordu. Aslında benim aklı başında büyük kuzeni mi oynamam galiba daha doğru ya... Rothen tuniğini düzeltti. Bu dar giysi çok rahatsızdı. Fakat yolculuk şapkası takıyor olmaktan oldukça memnundu.


Sabahın erken saatleri olmasına rağmen bu günün oldukça sıcak geçeceği şimdiden belliydi. 121 TRUDİ CANAVAN Yolda asılı gibi duran tozdan bir pus, ufkun bulanık gözükmesine sebep oluyordu. İki gündür yolculuk etmelerine rağmen henüz dağları görememişlerdi. Rothen yolun neredeyse dümdüz bir şekilde Calia'ya gidip orada ikiye ayrıldığını biliyordu. Sola dönülürse kuzeydeki Hisar'a, sağa dönülürse kuzeydoğudaki Güney Geçidi'ne gidilirdi. Kuzgun'la birlikte Güney Geçidi'ne gidiyorlardı Güneydeki geçide gitmek için kuzeydoğuya yolculuk etmeleri kulağa garip geliyordu. Geçit büyük ihtimalle dağlardaki konumu yüzünden adlandırılmıştı, Kyralia'daki genel konumu yüzünden değil. Beş yıl önce oğlunu ziyaret ederken de buralara yaklaşmıştı. Dorrien aklına gelince kaşlarını çattı. Oğlu geçide giden yolu gözetliyordu ve karşılaşmaları kaçınılmazdı. Rothen'in nereye ve ne amaçla gittiğini açıklaması gerekecekti. Dorrien bundan hiç memnun olmayacaktı. Büyük ihtimalle bize katılmaya çalışacaktır. Rothen sessizce homurdandı. Bu hiç de sabırsızlanmadığım bir tartışma olacak. Yine de oğluyla yüzleşmesine daha günler vardı. Kuzgun bu yük arabası ile Güney Geçidi'ne ulaşmanın altı ya da yedi gün süreceğini söylemişti. O zaman Sonea, Sachaka'ya gireli on beş gün olacak, diye düşündü Rothen. Tabi o kadar süre hayatta kalabilirse. Lorlen'den, Akkarin'in beş gün önce Yüksek Büyücüler'le bağlantı kurduğunu ve Sonea'nın iyi olduğunu duyduğunda oldukça rahatlamıştı. Lorlen ayrıca, iki Sachakalı arasındaki bir konuşmaya kulak misafiri olduklarını söylemişti. Bu konuşma Rothen'in canını sıkıyordu. Bu iki Sachakalı, İchani 122 Yüce Lord-Kara Büyücüler , HT olmasa da açıkça belliydi ki Akkarin'le Sonea'yı olsa u" öldürmek istiyorlardı.


"Onlara Kyralialılar dediler/' demişti Lorlen. "Bunun, ç-jrhaka'ya giren bütün Kyralialılar'a aynı şekilde gördükleri anlamına gelmediğini umuyorum. Kyralialı tüccarlar yıllardır Arvice'e gidip gelirler ve son dönemde farklı olan herhangi bir şey belirtmediler. Yine de dikkatli olun." "Biri yaklaşıyor," dedi Kuzgun. "Arkamızdan." Rothen, casusa baktı. Adamın yatışı çok az değişmişti, sadece şapkanın kenarından bir gözü görülebiliyordu artık. Yolda geriye baktığında geçişlerinin yarattığı tozun ötesinde bir hareket görebildiğini fark etti. Toz bulutunun içinden atlar ve binicileri seçilmeye başladığında Rothen nabzının hızlandığını fark etti. "Büyücüler," dedi. "Balkan'ın Hisar'a gönderdiği destek kuvveti." "Yolun kenarına çeksen iyi olur," diye önerdi Kuzgun. "Ve başını aşağıda tut. Seni tanımalarını istemezsin değil mi?" Rothen dizginleri hafifçe çekti. Gorinler yarı gönüllü bir şekilde başlarını oynattılar ve yolun soluna doğru ilerlemeye başladılar. At nallarının sesleri gittikçe yaklaşıyordu. "Aval aval bakma konusunda özgürsün," diye ekledi Kuzgun. "Bunu bekleyeceklerdir." Casus artık oturuyordu. Rothen dönüp şapkasının altından yaklaşan büyücülere dikkatle baktı. Yük arabasını ilk geçen, bir önceki sene Sonea'ya özel öğretmenlik yapmış olan Savaşçı Lord Yikmo oldu. Büyücü geçerken Rothen ve Kuzgun'a dönüp bakmadı bile. 123 TRUDİ CANAVAN Diğer büyücüler de büyük bir gürültüyle yanlarından geçtiler, arkalarında yoğun bir toz bulutu bırakmışlarçj. Kuzgun öksürüp, bir elini sallayarak tozu dağıtmaya çalışa "Yirmi iki," dedi Rothen'in yanına çıkıp oturarak. "gu Hisar'daki büyücü sayısını iki katına çıkaracak. Lonca Güney Ceçidi'ne de büyücü gönderiyor mu?" "Bilmiyorum." "İyi." Rothen, Kuzgun'a garip bir şekilde baktı. "Ne kadar az bilirsen İchaniler senden o kadar az şey öğrenebilir," dedi casus. Rothen başıyla onayladı. "Güney Geçidi'nin gözlendiğini biliyorum. Eğer İchaniler oradan gelirse Lonca


alarma geçecek. Hisar'dakilerin İmardin'e dönüp Lonca'ya katılmak için vakti olacak. İki geçidin de İmardin'e uzaklığı hemen hemen aynı." "Hmmm." Kuzgun dilini şaklattı, derin düşündüğünde yapmayı alışkanlık haline getirmiş olduğu bir şeydi. "Ben bu İchaniler'in yerinde olsaydım Güney Geçidi'ni kullanırdım. Orada büyücü olmayacak, Hisar da. Böylece savaşarak güç harcamadan girebilirler. Korkarım bu bizim için hiç iyi olmaz. Yine de..." Kaşlarını çattı "Bu İchaniler tek bir kişi gibi savaşmayı bilmiyorlar. Eğer bütün Lonca ile karşılaşırlarsa bir ya da iki tanesini öldürmek mümkün olabilir. Fakat Lonca bölünmüşken bunu başarmak çok zor. Hisar onlar için çok daha iyi bir seçim olabilir." Rothen omzunu silkip ilgisini gorinleri yolun ortasına yönlendirmeye verdi. Kuzgun bir süre düşünceli bir şekilde sessiz kaldı. 124 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Elbette bu İchaniler eski Yüce Lord'un bir icadı olabilir," , JJ bir süre sonra, "Sadece Lonca'nın kendisini hayatta bırakmasını sağlamak için uydurulmuştur. Ve eski çırağın da 0na inandı." Yoldaşının göz ucuyla kendisine baktığını gören Rothen kaşlarını çattı. "Tıpkı senin bana sürekli hatırlattığın gibi." "Eğer beraber etkin bir şekilde çalışacaksak Sonea ve onun yoldaşı ile arandakileri bilmeliyim," dedi Kuzgun. Ses tonu saygılı ama aynı zamanda kararlıydı. "Seni bu göreve getirenin sadece Lonca'ya olan sadakatin olmadığını biliyorum." "Hayır." Rothen içini çekti. Kuzgun elde edebileceği her bilgiyi elde ettiğinden emin olmadan onu rahat bırakmayacaktı. "Benim için herhangi bir çıraktan daha önemli. Onu varoşlardan alıp nasıl uyum sağlayabileceğini öğretmeye çalıştım." "Ama sağlayamadı." "Hayır." "Sonra Akkarin onu rehin aldı ve senin yapabileceğin hiçbir şey yoktu. Ama artık var."


"Belki... Sachaka'ya gizlice girip onu alıp hemen geri dönebilmek çok hoş olurdu." Rothen casusa baktı. "Ama içimden bir ses bunun o kadar kolay olmayacağını söylüyor." Kuzgun kıkırdadı. "Asla olmaz. Sence Sonea, Akkarin'e aşık olabilir mi?" Rothen ani bir öfke hissetti. "Hayır. Ondan nefret ediyor." "Yasak büyüyü öğrenip, onun sözlerini kullanırsam; Lonca'nın aklı başına gelene kadar hayatta kalacağından 125 TRUDİ CANAVAN emin olmak için onunla beraber sürgüne gidecek kadar mı?" Rothen derin bir nefes alıp kendini rahatsız edip duran korkusunu bir kenara itti. "Eğer bu İchaniler'in gerçek olduklarına inanıyorsa Akkarin'in onu yaptığı her şeyi Lonca'nın iyiliği için yaptığına inandırması kolay olmuştur." "Eğer İchaniler gerçek değilse Akkarin neden böyle bir şey yapsın?" "Sonea onu takip etsin diye. Ona ihtiyacı var." "Ne için?" / "Gücü için." "O zaman neden ona kara büyü öğretsin ki? Bu ona hiçbir şey kazandırmaz." "Bilmiyorum. Sonea kara büyü öğrenmeyi kendisinin istediğini söyledi. Belki de Akkarin onun desteğini kaybetmemek için kabul etmek zorunda kalmıştır." "Yani Sonea şimdi potansiyel olarak onun kadar güçlü. Eğer Akkarin'in yalan söylediğini anlarsa neden İmardin'e dönmesin ki ya da en azından Lonca'ya bildirmesin?" Rothen gözlerini kapadı. "Çünkü... çünkü..." "Bunun acı verici olduğunu biliyorum," dedi Kuzgun alçak sesle, "Ama onlarla karşılaşmadan önce olası bütün sebepleri ve durumları gözden geçirmiş olmalıyız." "Biliyorum." Rothen soruyu düşündü, sonra yüzünü buruşturdu. "Sonea'nın kara büyü biliyor olması onun güçlü olduğunu göstermez. Kara büyücüler başkalarından güç çekerek güçlenirler. Eğer Sonea'nın bunu yapmaya fırsatı olmadıysa Akkarin ondan çok daha güçlü olabilir. Ayrıca her gün Sonea'dan güç çekerek onu zayıf tutuyor olabilir... ayrıca Lonca'yla iletişim kurarsa onu öldürmekle tehdit


126 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Anlıyorum." Kuzgun kaşlarını çattı. "Bu da bizim için pek iyi sonuçlara yol açmaz." "Hayır." "Bunu söylemekten nefret ediyorum ama çırağını böyle bir durumda bulmamızı umuyorum. Yoksa durum Kyralia için çok kötü demektir." Tekrar dilini şaklattı. "Şimdi bana biraz oğlundan bahset." *** Akkarin durduğunda Sonea rahatlayarak içini çekti. Uzun yürüyüşlere artık alışmış olsa da her dinlenme molasını mutlulukla karşılıyordu. Sabah güneşi oldukça sıcaktı ve uykusunu getiriyordu. Akkarin kısa bir bayırın tepesinde durup Sonea'nın güçlükle yanına tırmanmasını bekledi. Sonea tepeye ulaştığında yollarının başka bir yarık tarafından kesildiğini gördü. Bu seferki yarık geniş ve sığdı. Sonea yarığın içine baktığında nefesi kesildi. Aşağıda mavi bir şerit akıyordu. Su, çorak topraklara ulaşmadan önce yarığın dibinde, kayaların etrafından çağlıyor minik şelaleler oluşturuyordu. Nehrin kıyısında ağaçlar ve bitkiler vardı; hatta bazı yerlerde kayaların üzeri bile bitkilerle kaplıydı. "Krikara Nehri," diye mırıldandı Akkarin. "Nehri takip edersek Güney Ceçidi'ne giden yola ulaşırız." Dağlara baktı. Sonea bakışlarını takip edince vadinin iki 127 TRUDİ CANAVAN yanındaki zirvelerin arasındaki boşluğun diğerlerinden daha geniş olduğunu gördü. Birden heyecanlandı. Kyralia o boşluğun ardındaydı. "Geçit'e ne kadar var?" "Durmaksızın yürürsek bir gün." Akkarin kaşlarını çattı. "Yola mümkün olduğunca yaklaşıp geceyi beklemeliyiz." Vadiye baktı. "Her ne kadar Parika'nın en az bir gün arkamızda olması gerekse de köleleri orada onun için nöbet bekliyor olacak."


Ayağa kalkıp Sonea'ya döndü. Akkarin'in ne yapmaya niyetlendiğini anlayan Sonea ellerini tuttu. "Bırak ben yapayım," dedi gülümseyerek. Büyüsünden çekerek ayaklarının altında bir disk oluşturdu sonra diski havaya kaldırıp vadinin üzerine getirdi. Alçalarak ağaçların arasındaki bir çimenliğe indiler. Başını kaldırdığında Akkarin'in kendisini dikkatle süzdüğünü gördü. "Bana niye öyle bakıyorsun?" Akkarin gülümsedi. "Bir sebebi yok." Dönüp nehre doğru ilerlemeye başladı. Sonea başını iki yana sallayıp peşinden gitti. Dağların kuru bayırlarında bu kadar yürüdükten sonra temiz suyun akışını ve etrafındaki bitkileri görmek moralini düzeltmişti.' Yukarılardan yağmurun yağıp önce küçük akıntıları sonra da birleşerek vadiden akan nehri oluşturmasını hayal etti. Arkasına baktığında nehrin nerede bittiğini merak etti. Aşağıdaki kuru, çorak topraklara kadar devam ediyor muydu? Fakat ağaçlar ve çalılar yürümeyi zorlaştırıyordu. Akkarin 128 Yüce Lord-Kara Büyücüler ^jr duvarın gölgelerine doğru gitti, böylece bitki örtüsü ile mümkün olduğunca az mücadele edeceklerdi. Bir saat sonca vadinin bir yanından öbür yanına kadar uzanıyormuş gibi görünen sık bir ormana geldiler. Dümdüz, bitkileri yollarından çekerek ilerlemeye devam ettiler. Yürüdükçe taşa çarpan suyun sesi yükseliyordu. Tekrar gün ışığına çıktıklarında yollarının geniş bir gölcük tarafından kesilmiş olduğunu gördüler. Sonea'nın nefesi kesildi. İleride, gölcüğü oluşturan suyun çağıldıyarak döküldüğü kaya bir duvar vardı. Dağların sessizliğinden sonra şelalenin sesi sağır ediciydi. Akkarin'e döndü. "Burada durabilir miyiz?" hevesli bir şekilde. "Durabiliriz değil mi? Haftalardır gerçek bir banyo yapmadım." Akkarin gülümsedi. "Sanırım kısa bir molanın zararı olmaz."


Sonea, Akkarin'e gülümsedi sonra yakındaki bir kayaya oturup botlarını çıkardı. Suya adım attığında inledi. "Buz gibi!" Zihnini odaklayıp suya ısı yaydı. Bilekleri ısınmaya başladı. Yavaşça daha derine doğru ilerledi. Çok ani hareket etmez ve suyu karıştırmazsa etrafındaki suyu uygun bir sıcaklıkta tutabildiğini fark etti. Su dizlerine kadar geldiğinde durup oturdu ve kendini boynuna kadar suyun altına soktu. Pantolonları su çektikçe ağırlaştı. Havuzun ortada çok daha derin olduğunu görebiliyordu. Geriye yatarak kafasını suyun altına soktu. Nefes almak için kafasını çıkardığında yan tarafından üzerine su sıçradı. Döndüğünde Akkarin'in suda ilerlediğini gördü. Akkarin dikkatle havuza bakıp ani129 TRUDİ CANAVAN den suyun dibine daldı. Sonea, üzerine buz gibi sular sıçrayınca küfretti. Akkarin'in suyun altında ilerleyişini izledi. Akkarin tekrar su yüzüne çıktığında uzun saçları yüzüne yapışmıştı. Saçlarını başının bir hareketiyle geriye atıp Sonea'ya döndü. "Buraya gel." Sonea, Akkarin'in ayaklarını suyun altında çırptığını görebiliyordu. Gölet derindi. Başını iki yana salladı. "Yüzme bilmiyorum." > Akkarin biraz daha yakına süzüldü, sonra sırt üstü döndü. "Ailem her yazı deniz kıyısında geçirirdi," dedi. "Neredeyse her gün yüzerdik." Sonea, Akkarin'i gözünde okyanusta yüzen genç bir çocuk olarak canlandırmayı denedi ama başaramadı. "Ben de birkaç kez nehre yakın yaşadım ama kimse o nehirde yüzmez." Akkarin gülmeye başladı. "En azından isteyerek yüzmez." Tekrar dönüp şelaleye doğru yüzmeye başladı. Şelaleye ulaştığında omuzları suyun üzerine yükseldi ve bir süre durup şelaleyi inceledi. Bir elini suyun içine soktu ve sonra içeri girdi. Bir süreliğine Sonea, Akkarin'in silik gölgesini görebildi ama sonra o da gözden kayboldu. Dönmesini bekledi. Bir-


kaç dakika sonra Akkarin'i merak etmeye başladı. Orada ne bulmuş olabilirdi ki? Ayağa kalkıp havuzun etrafından dolaştı. İlk başta su sadece ayak bileğine kadar geliyordu fakat şelaleye yaklaştıkça derinleşmeye başladı. Su perdesinin başına ulaştığında 130 Yüce Lord-Kara Büyücüler beline kadar geliyordu; fakat ayaklarının altındaki kayaların şelalenin içine doğru yukarıya meyil verdiğini fark etti. Bir elini akan suya soktu. Soğuk su, eline sertçe çarpıyordu Kendini hazırlayıp su perdesine girdi ve dizlerinin bir kaya parçasına değdiğini fark etti. Şelalenin arkasında omuzları yüksekliğinde bir oyuk vardı. Akkarin sırtını bir duvara dayamış bağdaş kurmuş oturuyordu. Sonea'ya gülümsedi. "Biraz küçük olsa da gözlerden uzak bir yer." "Ve gürültülü," diye ekledi Sonea. Kendini oyuğa çeken Sonea dönüp sırtını kayaya yasladı. Dış dünyanın renkleri mavi ve yeşil su perdesini değişik renklere boyuyordu. "Çok güzel," dedi. "Evet." Elinin etrafına kıvrılan parmaklar hissetti ve aşağı baktı. "Üşümüşsün," dedi Akkarin. Sonea'nın elini kaldırıp iki elinin arasına aldı. Dokunuşu Sonea'nın omurgasına sıcak ürpertiler yayıyordu. Sonea, Akkarin'e baktı, çenesindeki gölgelerin artık tam bir sakala dönüşmüş olduğunu fark etti. Aslında sakal hiç de kötü durmuyor, diye düşündü. Ve giysilerinin ıslak yerleri hayal gücüne pek bir şey bırakmıyor. Akkarin bir kaşını kaldırdı. "Neden bana öyle bakıyorsun?" Sonea omzunu silkti. "Bir sebebi yok." Akkarin gülmeye başladı ve bakışlarını aşağı kaydırdı. Sonea da aşağıya doğru bakınca kendi giysilerinin de vücuduna yapışmış olduğunu fark etti ve yüzü kızardı. Vücudunu


131 TRUDİ CANAVAN gizlemeye çalıştı fakat Akkarin'in ellerinin kendi ellerini sıkıca tuttuğunu fark etti. Başını kaldırdığında Akkarin'in gözlerine haylaz bir pırıltı yerleştiğini gördü ve gülümsedi. Akkarin de gülümseyip Sonea'yı kendine doğru çekti. Zamanla, İchaniler'le ve kuru giysilerle ilgili bütün düşünceler Sonea'nın aklından uçup gitti. İlgisini daha önemli şeyler çekti; çıplak tenin sıcaklığı, Akkarin'in nefes alıp verişi, bütün vücudunu yangın gibi saran haz ve oyukta sarılıp uzanmanın ne kadar rahat olduğu... Büyü'nün de kendince faydaları var, diye düşündü. Soğuk ve küçücük bir alan sıcak ve rahat bir yer haline getirilebiliyor. Yürümekten yorulmuş kaslar rahatlatılabiliyor. Bir zamanlar büyücülere olan nefretim yüzünden bunlardan vazgeçebileceğimi düşünüyorum da. Eğer vazgeçmiş olsaydım şimdi Akkarin'le olamazdım. Hayır, diye düşündü gerçekler acı bir şekilde kafasına dolarken. Umursamaz ve bundan hoşnut bir varoşlu olurdum ve çok güçlü büyücülerin evimi istila etmek üzere olduğunda habersiz olurdum. Lonca'nm alçak gönüllü ve cömert gibi görünmesine yol açacak büyücülerin... Akan suya uzandı. Parmakları su perdesine değdiğinde küçük bir aralık oluşturdu. Bu aralıktan dışarısını görebiliyordu, ağaçları, havuzu... ve bir silueti... Bir anda sertleşip elini çekti. Akkarin bir anda canlandı. "Ne oldu?" Sonea'nın kalbi hızla atıyordu. "Havuzun yanında duran biri var." Akkarin dirseklerinin üzerinde kalkıp kaşlarını çattı. 132 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Bir süre sessiz kal," diye mırıldandı. Bir konuşmanın anlaşılmaz seslerini duydular. Sonea kanının buz kestiğini hissetti. Akkarin su perdesini inceledi, gözleri doğal bir aralık görünce oraya sabittendi. Elleri ve dizleri üzerinde kalkıp aralığa doğru emekledi.


Aralığa varınca durdu, sonra yüzü sertleşip kaşları çatıldı. Dönüp dudaklarıyla bir kelime oluşturdu; Parika. Sonea tuniği ile pantolonuna uzanıp içlerine girdi. Akkarin dışarısını dinliyor gözüküyordu. Sonea yanına süründü. "... zararı yok. Sadece dönüşünüz için hazır olmak istedim," dedi bir kadın uysalca. "Diken çileği ve tiro yemişi topladım." "Geçit'i terk etmemeliydin." "Riko orada." "Riko uyuyor." "O zaman Riko'yu cezalandırın." Sözsüz bir itiraz duyuldu sonra da bir vuruş sesi. "Beni affedin efendi," diye inledi kadın. "Ayağa kalk. Bunun için zamanım yok. İki gündür uyumadım." "O zaman doğruca Kyralia'ya mı gidiyoruz?" "Hayır. Kariko hazır olmadan olmaz. O zamana kadar iyice dinlenmek istiyorum." Arkasından sessizlik geldi. Sonea su perdesinin arasından bir hareket yakaladı. Akkarin aralığın oradan Sonea'ya doğru emekledi. Sonea, Akkarin'in kolunu beline dolandığını hissetti ve kendisini Akkarin'in göğsünün sıcaklığına bıraktı. "Titriyorsun," dedi Akkarin. Sonea derin, titrek bir nefes aldı. "Bu çok yakındı." 133 TRUDİ CANAVAN "Evet," dedi Akkarin. "Botlarımızı sakladığım için şanslıyız. Bazen aşırı dikkatli olmak işe yarıyor. Sonea ürperdi. Bir İchani kendisine yirmi adımdan daha yakın durmuştu. Banyo yapmak istemiş olmasa ve Akkarin şelalenin arkasındaki oyuğu fark etmiş olmasa... "Artık önümüzde," dedi Sonea. Akkarin'in tutuşu biraz daha sertleşti. "Evet ama görünüşe göre geçitteki tek İchani Parika olacak. Ve sanırım Kariko, Kyralia'yı birkaç gün içinde istila etmeyi planlıyor." İçini çekti. "Lorlen'e ulaşmayı denedim ama yüzüğü takmıyor. Günlerdir bağlantı kuramadım." "O zaman Parika'nın Kyralia'ya girmesini bekleyip onu mu takip edeceğiz?" "Veya bu gece uyurken gizlice yanında geçmeyi deneye-


biliriz." Durakladı, sonra Sonea'yı biraz uzağa iterek süzmeye başladı. "Sahil buradan çok uzak değil. Orası da İmardin'e sadece birkaç günlük bir at sürüşü uzaklıkta. Eğer o tarafa gidersen ben de..." Hayır." Sesindeki güç Sonea'yı bile şaşırtmıştı. "Seni bırakmam." Akkarin'in yüz ifadesi sertleşti. "Lonca'nın sana ihtiyacı var Sonea. Kara büyüyü kitaplarımdan öğrenecek zamanları yok. Onları eğitip onlar için savaşabilecek birine ihtiyaçları var. Eğer ikimiz de Geçit'ten geçersek ikimiz de yakalanıp öldürülebiliriz. Güneye giderse en azından birimiz Kyralia'ya ulaşabilir." Sonea geri çekildi. Söyledikleri kulağa mantıklı geliyordu ama yine de hoşuna gitmemişti. Akkarin, Sonea'nın yanından geçip giyinmeye başladı. 134 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Benim gücüme ihtiyacın var," dedi Sonea. "Senden alacağım bir günlük fazladan güç hiçbir şeyi değiştirmez. Bu son haftalarda bir İchani'yle karşılaşacak kadar güç toplamam mümkün değildi zaten. Senin gibi on ya da yirmi kişi lazımdı." "Sadece bir günlük bir güç değil. Geçit'ten İmardin'e gitmemiz dört beş günümüzü alır." "Dört beş gün de pek bir değişiklik yaratmaz. Eğer Lonca yardımımı kabul ederse güç çekebileceğim yüzlerce büyücü olacak. Kabul etmezlerse zaten hiçbir şansları yok." Sonea yavaşça başını iki yana salladı. "Değerli olan sensin. Senin bilgin ve becerin ve toplamış olduğun gücün var. Güneye sen gitmelisin." Akkarin'e bakıp kaşlarını çattı. "Eğer daha güvenliyse neden ikimiz de güneye gitmiyoruz?" Akkarin gömleğini alıp içini çekti. "Çünkü oraya zamanında ulaşamam." Sonea, Akkarin'e baktı. "O zaman ben de ulaşamam." "Hayır ama ben başarısız olursam Lonca'nın kalanına Kyralia'yı geri alması konusunda yardım edebilirsin. Müttefik Ulkeler'in kalanı komşu olarak Sachakalılar'ın yönettiği bir ülke istemezler. Birleşip..."


"Hayır!" diye bağırdı Sonea. "Savaş bitene kadar bir yerlerde saklanmayacağım." Akkarin gömleğini giydi, kollarını sallayarak düzeltti ve Sonea'nın yanına gitti. Elini tutup dikkatle gözlerine baktı. "Başarısız olmam halinde sana yapabilecekleri için endişe etmezsem İchaniler'le çok daha rahat savaşabilirim." Sonea, Akkarin'in bakışlarına karşılık verdi. "Başarısız olursan sana yapacaklarını bilirken," dedi Sonea yumuşak 135

TRUDİ CANAVAN bir tonda, "benim için daha kolay olacağını mı sanıyorsun?" "Eğer güneye gidersen en azından birimiz güvende olacağız." "O zaman neden sen gitmiyorsun?" diye karşı çıktı Sonea. "Ben kalıp Lonca'nın küçük İchani sorununu çözerim." Akkarin'in çenesi seğirdi sonra dudakları bir gülümseme ile kıvrıldı. "Yararı olmaz. Seninle gelip başardığını kendi gözlerimle görmeliyim." Sonea sırıttı, sonra yeniden ciddileşti. "Bütün savaşı senin savaşıp, bütün risklere senin girmene izin veremem. Onlarla beraber yüzleşeceğiz." Bir an durdu. "Sonuçta Geçit'tekiyle yüzleşmekten kaçınmamız gerekli. Eminim bir alternatif bulabiliriz." *** Lorlen'in masasındaki mektup yığını yavaşça devrilmeye başladı. Osen yığını zamanında yakalayıp ikiye ayırdı. "Zihinsel iletişim üzerindeki bu yasak ulaklar için fazladan iş imkanı yarattı," dedi genç büyücü. "Evet," diye katıldı Lorlen. "Kalem üreticileri için de. Tüketimim neredeyse iki katına çıktı. Cevaplamamız gereken daha kaç mektup var?" "Bu sonuncusu," dedi Osen. Lorlen mektubu gösterişli bir hareketle imzaladı sonra kalemini temizlemeye başladı'. "Geri dönmen güzel Osen," dedi. "Sensiz nasıl işleri sür136


Yüce Lord-Kara Büyücüler dürürdüm bilmiyorum." Osen gülümsedi. "Sürdüremezdiniz. Hem Yönetici hem , yüce Lord sorumlulukları omuzlarınızdayken mümkün . gj| " gir an durdu. "Ne zaman yeni bir Yüce Lord seçecegız< Lorlen içini çekti. Düşünmekten kaçındığı bir konuydu. Akkarin dışında birinin bu unvanı alacak olmasını gözünde canlandıramıyordu. Yine de eninde sonunda birini seçmeliydiler... üstelik Akkarin'in anlattıkları doğruysa, ne kadar erken olursa o kadar iyiydi. "Elyneli asiler konusu da hallolduğuna göre gelecek Toplantı'da büyük ihtimalle adaylar açıklanacaktır." "Bir ay sonra mı?" Osen yüzünü buruşturup mektup yığınına baktı. "Daha önceye alamaz mısınız?" "Belki de... Fakat Yüksek Büyücüler'den hiçbiri bu meseleyi daha önce halletmemiz yolunda bir talepte bulunmadı." Osen başıyla onayladı. Lorlen yardımcısının bu sabah dikkatinin dağınık olduğunu fark etti. "Canını sıkan nedir?" Genç büyücü Lorlen'e baktı, sonra kaşlarını çattı. "Lonca anlattıkları doğru çıkarsa Akkarin'i görevine iade edecek mi?" Lorlen yüzünü buruşturdu. "Hiç sanmıyorum. Kimse bir kafa büyücünün Yüce Lord olmasını istemez. Akkarin'in tekrar Lonca'ya kabul edileceğini bile sanmıyorum." "Peki ya Sonea?" "Kral'a karşı geldi. Eğer Kral, Lonca'da bir kara büyücü olmasına izin verecekse bu kişinin kendisinin veya Lonca' nın kontrol edebileceği biri olmasını isteyecektir." 137 TRUDİ CANAVAN Osen kaşlarını çatıp bakışlarını kaçırdı. "Demek Sc-nea asla eğitimini bitiremeyecek." "Hayır." Lorlen bu cevabı verirken ne kadar doğru olduğunu anlayınca ani bir üzüntü hissetti. "Alçak herif," diye tısladı Osen koltuğundan kalkarak. Sonra durdu. "Özür dilerim. Dostunuz olduğunu ve ona hâlâ biraz saygı duyduğunuzu biliyorum. Ama Sonea... muhteşem bir büyücü olabilirdi. Mutsuz olduğunu biliyordum. Akkarin'in sebebin bir parçası olduğu belliydi ama ben bu konuda hiçbir şey yapmadım." "Yapabileceğin bir şey yoktu," dedi Lorlen.


Osen başını iki yana salladı. "Biliyor olsaydım Sonea'yı alıp götürebilirdim. Rehinesi olmadan ne yapabilirdi ki?" Lorlen ellerine baktı, bir zamanlar yüzüğü taktığı parmağına. "Lonca'yı ele geçirebilirdi. Rothen'le seni öldürebilirdi. Kendine işkence yapma Osen. Bilmiyordun ve buseydin de bir şey yapamazdın." Genç büyücü karşılık vermedi. "Artık yüzüğünüzü takmıyorsunuz," dedi aniden. Lorlen başını kaldırdı. "Hayır. Takmaktan sıkıldım." Ani bir endişe hissetti. Osen kan mücevherlerini öğrenip yüzükten şüphelenmiş miydi? Eğer öyleyse yüzüğü bir buçuk yıldır taktığını hatırlayıp Akkarin'in sırrını, söylediğinden uzun bir süredir bildiğinden kuşkulanabilirdi. Osen iki sıra mektubu alarak çarpık bir şekilde gülümsedi. "Geçmişi bir de ben hatırlatmayayım. Sanırım bir işe yarayıp bunlar için ulak ayarlasam iyi olacak." "Evet, teşekkür ederim." "İşim biter bitmez dönerim." 138 Yüce Lord-Kara Büyücüler rlen yardımcısının kapıya ilerleyişini izledi. Kapı kapahir kez daha yüzüksüz eline baktı. Uzun süredir o nmca • jkten kurtulmak istiyordu. Şimdi ise çaresizce geri istiAU Fakat yüzük Büyücüler Kütüphanesi'nde kilitliydi. İstediği zaman alabilirdi... Alabilir miydi? Balkan'ın ne diyebileceğini biliyordu. Cok tehlikeliydi. Diğer Yüksek Büyücüler de ona katılırdı. Balkan ve diğerlerinin bilmesi gerekli miydi? Elbette gerekli. Ve haklılar da, çok tehlikeli. Ben sadece ne|er olup bittiğini öğrenmek istiyorum. jçini çekerek ilgisini yeniden masasındaki talepler ve mektuplara yöneltti. 139 Bölüm 8 Güney Geçidi Cery'nin dairesinin çıkışına yaklaşırlarken Gol durup geriye baktı. "Sence diğer Hırsızlar'a bu büyücülerden bahsetmeli misin?" Cery içini çekti. "Bilmiyorum. Bana inanacaklarından emin değilim." "Belki daha sonra, kanıtın olunca."


"Belki." İri adam çatıdaki bir kapağa çıkan merdivene tırmandı. Kapağın sürgüsünü çekti ve sonra dikkatli bir şekilde yukarıya doğru ittirdi. Cery'nin kulağına dışarının sesleri geldi. Gol yukarı tırmandı ve bir süre sonra Cery'ye yukarısının güvenli olduğunun işaretini verdi. Cery küçük bir bol deposuna girdi. İki adam bir masaya oturmuş taş oynuyorlardı. Cery ve Gol'e kibarca selam verjB diler. Her ne kadar Hırsızlar Yolu'nun bir girişini gözlemekle görevlendirildiklerini bilseler de bu girişin bir Hırsız'ın inine açıldığını bilmiyorlardı. Yolculukları kısaydı ama Cery yolda bir fırına ve birkaç başka zanaat dükkanına uğradı. Dükkan sahipleri de müşterilerinin kimliği konusunda bol deposundaki muhafızlar 140 Yüce Lord-Kara Büyücüler j bilgisizdiler. Cery üstü kapalı bir şekilde "Hırsız" ile mis oldukları anlaşmadan mutlu olup olmadıklarını sorıaC|ı ve biri hariç hepsi halinden memnundu. "jsimiz bitince birinin mat imalatçısıyla görüşmesini -ola " dedi Cery Gol'e, tekrar yeraltı geçitlerine girdiklerinde. "Bir şey canını sıkmış." Gol başıyla onayladı. Gidecekleri yere vardıklarında Gol öne çıkıp ağır, metal bir kapıyı çekerek açtı. Kapının ardındaki kısa koridorda zayıf bir adam oturuyordu. "Ren. Misafirimiz nasıl?" diye sordu Cery. Adam ayağa kalktı. "Volta atıyor. Sanırım endişeli." Cery kaşlarını çattı. "Kapıyı aç o zaman." Ren eğilip yerdeki bir zinciri tuttu. Zinciri çekince yer titredi. Uzak uçtaki duvar yana doğru kayarak arkasındaki lüks döşenmiş odayı açığa çıkardı. Takan birkaç adım ötede durmuş bekliyordu, ses gelişlerini haber vermişti. Gergin ve heyecanlı gözüküyordu. Cery konuşmadan önce kapının Gol'ün arkasından kapanmasını bekledi. "Ne oldu?" Sachakalı içini çekti. "Efendi'yle görüştüm. Size bazı şeyleri anlatmam gerektiğini söyledi." Cery şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı, sonra koltukları işa-


ret etti. "O zaman oturalım. Yemek ve şarap getirdim." Takan konuk odasının koltuklarından birine gidip koltuğun kenarına tünedi. Cery tam karşısına oturdu. Gol de mutfağa geçip tabak ve kadeh hazırlamaya başladı. "Akkarin'in bulmanız için sizi tuttuğu bu katillerin 141 TRUDİ CANAVAN Sachakalı büyücüler olduğunu biliyorsunuz," diye başladı Takan. "Ve Sonea'yla Akkarin'in kara büyü kullandıkları için sürüldüklerini de biliyorsunuz." Cery başıyla onayladı. "Katiller eski kölelerdi," diye açıkladı Takan, "Efendileri Kariko tarafından Kyralia ve Lonca hakkında bilgi toplamak -ve fırsatları olursa Akkarin'i öldürmek- için gönderilmişlerdi. Efendileri İchani olarak bilinen güçlü büyücülerden biri. Kölelerinden -veya kurbanlarından- güç çekmek için kara büyü kullanırlar. Ülkemdeki insanlar buna yüksek büyü derler ve kullanımını yasaklayan bir kanun yoktur." "Bu büyü onları daha güçlü mü yapıyor?" diye sordu Cery. Her ne kadar bunların hepsini Savara'dan öğrenmiş olsa da bilmiyormuş gibi davranmalıydı. "Evet. Akkarin kara büyüyü benim ülkemde öğrendi. Ben Kyralia'ya onunla birlikte geldim ve casuslarla savaşabilmek için benden güç çekiyordu." "Sen bir köle miydin?" Takan başıyla onayladı. "Bu katillerin -casusların- bir zamanlar köle olduğunu söyledin. Ama onlar da kara büyü kullanıyordu." "Onlara Kyralia'nın savunması hakkında bilgi toplayacak kadar hayatta kalabilmeleri için yüksek büyü öğretiliyor." Cery kaşlarını çattı. "Eğer özgür kalıyorlarsa neden efendilerinin istediklerini yapmaya devam ediyorlar?" Takan bakışlarını yere indirdi. "Hizmet etmek kurtulması zor bir alışkanlık, özellikle bu rolle doğmuşsanız," dedi kısık sesle. "Ayrıca casuslar Lonca'dan da İchaniler'den korktukları kadar korkuyorlar. Önlerinde sadece iki seçenek görü142 Yüce Lord-Kara Büyücüler


ı r- düşmanın ülkesinde saklanmak ya da Sachaka'ya wQria'^ 7 g^ Akkarin ve Sonea'nın sürgünü herkese ilan edilene Har çoğu Sachaka'lı Lonca'nın hâlâ yüksek büyü kullanA Sini sanıyordu. Gönderilen bütün casuslar öldürülmüştü. Sıchaka daha güvenli bir yer olarak görünüyordu. Oradaki tehlikelerin ne olduğunu biliyorlardı. Fakat görevlerini bitirnleden dönerlerse İchaniler'in kendilerini öldüreceklerini de biliyorlardı." Gol üzerinde şarap, kadehler ve etli böreklerle dolu bir tabak olan bir tepsiyle yanlarına geldi, iri adam Takan'a bir kadeh şarap ikram etti; fakat Takan başını iki yana salladı. "İchaniler artık Lonca'nın yüksek büyü kullanmadığını biliyorlar," diye devam etti Takan. "Daha güçlü olduklarını biliyorlar. Kariko adındaki liderleri yıllardır onları bir araya getirmeye çalışıyordu. Artık başarmış durumda. Akkarin bu sabah benimle bağlantı kurup Kyralia'ya önümüzdeki birkaç gün içerisinde girmeyi planladıklarını söyledi. Lonca'yı uyarmalısınız." "Bana inanırlar mı ki?" diye sordu Cery şüpheyle. "Mesaj isimsiz olmalı ama mesajı alacak kişi içeriğinden mesajın kimden geldiğini anlayacak. Akkarin ne yazmanız gerektiğini bana söyledi." Cery başıyla onayladı, sonra koltuğunda arkasına geri yaslanıp bir yudum şarap içti. "Lonca bunların ne kadarını biliyor." "Bu son haber hariç hepsini. Bunlara inanmıyorlar ama Akkarin doğru olma olasılığını düşünüp hazırlık yapacaklarını umuyor." Takan bir an durakladı. "Ülkenizin bir savaşa girmek üzere olması sizi pek etkilemedi." 143 TRUDİ CANAVAN Cery omzunu silkti. "Oh, elbette etkiledi. Ama şırmadım. Büyük bir şeylerin olacağını hissediyordum." "Endişelenmiyor musunuz?" "Neden? Bu büyücüleri ilgilendiren bir konu." Takan'ın gözleri büyüdü. "Sizin iyiliğiniz için öyle olmasını dilerdim. Ama bu İchaniler Lonca ile Kral'ı indirdikten sonra sıradan insanların hiçbir şey olmamış gibi kendi hayatlarını yaşamalarına izin vermezler. Köleleştiremedik-


lerini öldürürler." "Önce bizi bulmaları lazım." "Bütün tünellerinizi çökertip evlerinizi yıkacaklardır. Gizli dünyanızın hiç şansı yok." Cery, Savara'nın büyücü öldürmek için verdiği tavsiyeleri düşünürken gülümsedi. "Bunun düşündükleri kadar kolay olmadığını görecekler," dedi karanlık bir şekilde. "Ben işe karışırsam kolay olmaz." *** Dannyl, Akademi'den çıkıp insanlarla dolu olan avluyu süzdü. Öğlearası henüz başlamıştı ve dışarısı yaz sıcağının keyfini çıkaran çıraklarla doluydu. Onlara uymaya karar verdi ve bahçelerde dolaşmaya başladı. Gölgeli yürüyüş yollarına girdiğinde Lord Sarrin ile görüşmesini düşünmeye başladı. Asilerin kaderi belirlendiği ve Rothen, Sachaka'ya doğru yola çıktığı için yapacak pek bir şeyi olmayan Dannyl, yeni Gözetleme Kulesi'nin yapımına yardım etmeye gönüllü olmuştu. Simyacılar Başı 144 Yüce Lord-Kara Büyücüler nnyl'in önerisine şaşırmıştı, sanki projeyi tamamen unutmuş gibiydi"Gözetleme Kulesi... Evet... Elbette," demişti Sarrin kafası karışık bir şekilde. "Bizi meşgul edecektir, ta ki... neyse o zaman bir önemi kalmaz zaten. Evet," diye tekrarlamıştı daha kararlı bir tonda. "Nasıl yardımcı olabileceğini Lord Davin'e sorabilirsin." Dannyl, Akademi'den çıkarken Lord Balkan'ın Yönetici'nin ofisinden çıktığını görmüştü. Savaşçı endişeli görünüyordu. Bu beklenmedik bir şey değildi ama yüzünde, kafasında yeni bir şeyler olduğunu gösteren bir ifade vardı. Keşke neler olduğunu bilejjilseydim, diye düşündü Dannyl. Etrafına bakındığında yakınlardaki bir grup çırağın yüzündeki gergin ifadeyi fark etti. Sanırım bunu isteyen tek kişi ben değilim. Bir köşeyi döndü ve bir çırağın tek başına bir bankta otur-


duğunu gördü. Çırak oldukça büyüktü, büyük ihtimalle beşinci yıl çıraklarından biriydi. Zayıftı ve hasta gibi görünüyordu. Garip bir şekilde tanıdık geliyordu. Dannyl bu gencin sıradan bir çırak olmadığını anlayınca kalakaldı. Farand'dı. Patikadan çıkıp banka yaklaştı. "Farand." Genç adam başını kaldırdı, sonra .mahcup bir şekilde gülümsedi. "Büyükelçi." Dannyl, Farand'ın yanına oturdu. "Gördüğüm kadarıyla sana cüppe vermişler. Eğitimin başladı mı?" Farand başıyla onayladı. "Şimdilik sadece özel dersler. Beni diğer çıraklara katılma utancından kurtaracaklarını 145 TRUDİ CANAVAN umuyorum." Dannyl kıkırdadı. "Ve bütün eğlenceyi kaçıracak mısın?" "Duyduğum kadarıyla kolay bir çıraklık yaşamamışsınız." "Hayır." Dannyl ciddileşti. "İlk birkaç yıl zordu. Arrıa benim deneyimlerimin seni caydırmasına izin verme. Bazı büyücülerin çıraklık dönemlerinin en mutlu zamanları olduğunu duymuştum." Genç adam kaşlarını çattı. "Artık her şeyin çok daha kolay olacağını umuyordum ama pek emin değilim. Lonca' nın bir savaşla karşı karşıya olduğunu duydum. Ya Akkarin'le ya da Sachakalı büyücülerle savaşacakmışız. Kimle savaşırsak savaşalım kimse kazanacağımızdan emin değil." Dannyl başıyla onayladı. "Lonca'ya olabilecek en kötü zamanda katılmış olabilirsin Farand. Ama katılmasaydın da savaştan uzun süre kaçamazdın. Kyralia savaşı kaybederse Elyne'de çok geçmeden düşecektir. "O zaman burada olmam daha iyi. Evde, güvende birkaç ay geçirmektense burada yardımcı olmayı tercih ederim." Farand bir süre durdu, sonra içini çekti. "Fakat üzüldüğüm bir konu var." "Dem Marane." "Evet." "O konu benim de üzüldüğüm bir konu," diye kabul etti Dannyl. "Lonca'nın daha affedici olmasını ummuştum." "Sanırım Yüce Lord'unuzla yaşanan bu çatışma kararı


etkiledi. Lonca, liderinin kara büyü bildiğini fark etmiş olmalıydı. Fark edemedi, bu yüzden aynı hatayı bir kez daha yapmak istemediler. Ayrıca Akkarin'i idam etmeliydi a146 Yüce Lord-Kara Büyücüler L edemedi. Bu yüzden o yasayı çiğneyen ilk kişiye en ağır ceza verildi. Böylece bütün dünyaya bu tarz suçlara karşı hoşgörülü olmayacaklarını göstermiş oldular." Farand bir süre bekledi. "Her büyücünün bu şekilde düşündüğünü söylemiyorum, sadece bu durum karar verilirken düşüncelerini etkilemiş olabilir." Dannyl, Farand'a baktı, genç adamın kavrama yeteneği karşısında oldukça şaşırmıştı. "Yani Akkarin'i suçlamalıyız." Farand başını iki yana salladı. "Artık insanları suçlamıyorum. Artık buradayım, en baştan beri olmam gereken yerde. Bütün politik konuları geride bırakmam bekleniyor ve ben de öyle yapacağım." Bir an durakladı. "Ama ablam affedil meşeydi bunu başarabilir miydim bilmiyorum." Dannyl başıyla onayladı. "Gitmeden önce onunla görüştün mü?" "Evet." "Nasıldı?" "Yas tutuyor ama çocuklar ona tutunacak bir şey sağlayacak. Hepsini özleyeceğim." Oğlearasını bitiren gonk çalınca başını kaldırdı. "Gitme zamanı geldi. Benimle konuşmak için durduğunuz için teşekkür ederim Büyükelçi. Elyne'e yakın bir zamanda mı döneceksiniz?" "Bir süre dönmeyeceğim. Yönetici Lorlen, Sachaka hakkında daha fazla bilgi edininceye kadar mümkün olduğunca çok büyücünün burada kalmasını istiyor." "O zaman umarım sizinle tekrar sohbet etme şansım olur Büyükelçi." Farand eğilip selam verdi ve uzaklaştı. Dannyl genç adamın gidişini izledi. Farand'ın başından birçok şey geçmişti ve üç kez ölümle burun buruna gelmiş147 TRUDİ CANAVAN ti; kontrol kaybı, zehirlenme ve olası bir idam. Yine de bir


şekilde bütün bunları kızgınlık hissetmeden yorumlayabilj. yordu. İnsana kendini basit hissettiriyordu. Ve Dem Marane'nin idamının sebepleri konusundaki fikirleri oldukça ilginçti. Bir gün çok iyi bir Büyükelçi olabilir, diye düşündü. Eğer şansı olursa. Ama şimdilik Lonca, yoluna her zaman yaptığı gibi devam etmeliydi. Dannyl içini çekti, ayağa kalktı ve Lord Davin'i aramaya başladı. *** Bir şey Sonea'nın dudaklarına sürtündü. Sonea gözlerini kırpıştırarak açıp kendi yüzünün tam karşısında duran yüze baktı. Akkarin. Akkarin gülümseyip Sonea'yı bir kez daha öptü. "Uyan artık," diye mırıldandı, sonra ayağa kalkıp Sonea'nın elini tuttu ve onu da ayağa kaldırdı. Sonea etrafına bakındı. Ürkütücü bir yarı ışık her yeri griye boyamıştı. Gökyüzü bulutlarla kaplıydı ve güneşin batması için henüz erken olduğunu tahmin etti. "Yolu güneş batmadan önce bulmalıyız," dedi Akkarin. "Ay doğana kadar etraf çok karanlık olacak ve durma lüksümüz yok." Sonea esneyip iki zirve arasındaki açıklığa baktı. O sabah İchani'nin ziyaretinden sonra şelaleyi terk etmiş ve vadide cüret edebildikleri kadar yukarıya ilerlemişlerdi. Bazı kayalar arasındaki küçük bir boşluk, uyurlarken onları saklamış148 Yüce Lord-Kara Büyücüler Her ne kadar şelalenin arkasındaki oyuk kadar iyi gizlenmiş olmasa da ichani veya kölelerinin buraya gelmek için sebepleri yoktu. Şimdi vadi darlaşır ve ışık gittikçe azalırken yol da oldukça zorlaşmaya başlamıştı. Küçük nehir, vadinin büyük bir kısmını kaplıyordu ve nehrin kıyısı da büyük kaya kütleleri ile doluydu. Yaklaşık bir saat sonra Akkarin durup vadinin duvarını gösterdi. Sonea azalan ışık altında sadece yukarıya


doğru yükselen dik bir kaya yamacı görüyordu. Sonra kayaya oyulmuş basamakları görünce şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. "Yol buradan sonra vadi boyunca ilerliyor," diye mırıldandı Akkarin. Merdivenlere doğru ilerleyip, tırmanmaya başladılar. Tepeye ulaştıklarında karanlık etraflarına kalın bir duman gibi çökmüştü ve Akkarin karanlığın içindeki bir gölge gibiydi. "Olabildiğin kadar sessiz ol," diye fısıldadı Akkarin, Sonea'nın kulağına. "Bir elini kaya duvarına koy. Benimle konuşmak istersen elimi tut, böylece İchaniler bizi duymadan zihinsel olarak iletişim kurabiliriz." Artık vadinin koruması dışında oldukları için ısrarcı bir rüzgar giysilerini çekiştirip duruyordu. Akkarin önde sabit bir hızla ilerliyordu. Sonea bir elini sürekli duvarda tutarak sessiz adımlarla ilerlemeye çalışıyordu. Ara sıra yanlışlıkla taşların yuvarlanmasına sebep oluyorlardı; fakat rüzgarın uğultusu, taşların sesini boğuyordu. Uzun bir yürüyüşten sonra Sonea, birkaç yüz adım sollarında başka bir duvar görebildiğini fark etti. Duvarı nasıl 149 TRUDİ CANAVAN olup da görebildiğini merak etti ve yukarıya baktı. Üzerlerindeki tepeler bulutların arasından sızan ay ışığıyla yıkanarak hafifçe parlıyorlardı. Vadi bitmiş, yol dar bir koyağın dibinde ilerliyordu. Sonea, Akkarin'in yanına geçti. Saatler geçtikçe soldaki duvar önce yakınlaştı, sonra yeniden göremeyecekleri kadar uzaklaştı. Sonra tekrar görebilmeye başladılar ve bu sefer de sağ taraflarındaki duvar uzaklaştı. Ay daha da yükseldi ve daha sonra zirvelerin ardında kayboldu. Uzun bir süre sonra yol dolambaçlı bir hal aldı. Kayalık bir bayırın kavislerini izliyordu. Yukarıya tırmandıkça dikleşen bayır, bir süre sonra bir yanları kaya duvarı, diğer yanları ise bir uçurum haline geldi. Yine de ilerlemeyi sürdürdüler.


Sonra Sonea ileriden gelen belli belirsiz bir ses duyduğu an Akkarin de durdu. Ses bir kez daha geldi. Bir hapşırık. Yoldaki diğer dönemece sürünerek ilerlediler. Akkarin uzanıp Sonea'nın elini tuttu. — Bu Riko olmalı, diye gönderdi. Zayıf ay ışığı altında Sonea, yolun kenarındaki bir kayanın üzerinde oturan bir adamın karanlık şeklini seçebiliyordu. Adamın titrediğini duyabiliyordu. Adam ellerini ovuştururken parmağmdaki bir şey pırıldadı. Sonea bunun bir kan mücevheri olduğunu tahmin etti. — Farika büyük ihtimalle uyanık kalmasını garantilemek için giysilerinin bir kısmını almış, diye ekledi Akkarin. — Bu işleri zorlaştırır, diye karşılık verdi Sonea. Hem köleyi hem de efendisini nasıl geçeceğiz? İkisini de kandıra150 Yüce Lord-Kara Büyücüler cak mıyız? __ Evet ve hayır. Köle yemimiz olabilir. Hazır mısın? __ Evet. Sonea'nın adamın kendilerini göreceğini bile bile kendi5ini dönemeçten dönmeye zorlaması kolay olmadı. Riko ilk başta kendi mutsuzluğuna onları fark edemeyecek kadar gömülmüştü. Sonra başını kaldırdı, geldiklerini gördü, ayağa kalkıp kaçmaya başladı. Akkarin durdu, yüksek sesle küfretti ve Sonea'yı geriye doğru çekti. "Bir köle!" diye bağırdı Riko'nun duyabileceği bir sesle. "Geçit'te birileri olmalı. Hadi." Yolda geriye doğru koştular. Akkarin yavaşlayıp iki yandaki kaya duvarlarına baktı. Sonea'yı durdurdu. Sonea yerin titrediğini hissetti, bir anda yükselmeye başladılar. Uçurumun yüzeyi hızla yanlarından geçti, sonra yavaşlayıp bir gölgenin içine girdiler. Sonea ayaklarının sert kayaya değdiğini hissetti. Akkarin'in onları indirdiği çıkıntı, ancak ayak basabilecekleri kadar genişti. Sonea sırtını duvara yasladı, kalbi deli gibi çarpıyordu. Uzun bir sessizlik oldu, duyabildikleri tek şey nefes alıp verişleriydi. Sonra aşağıda bir karaltı belirdi, dönemecin


orada dikkatle ilerliyordu. Siluet durdu ve Akkarin'in eli Sonea'nın elini tuttu. — Biraz cesaretlendirilmeye ihtiyacı var, dedi Akkarin. Uzaklardan taş yuvarlanma sesleri geldi. Figür bir adım attı ve birden bire bir ışık küresi belirdi. Sonea'nın nefesi kesildi. Kaliteli bir ceket giyen adamın ellerinde, mücevherler ve değerli metaller parıldıyordu. 151 TRUDİ CANAVAN — Harika, dedi Sonea. Şimdi tek yapması gereken yuka rı bakmak ve bizi görebilecek. — Bakmayacak. Zayıf kambur bir adam İchani'nin arkasında belirdi. "Gördüm ki..." "Ne gördüğünü biliyorum. Geri dön ve..." İchani aniden koşmaya başladı. Yolun aşağısına bakan Sonea birkaç yüz adım ileride, bir sonraki dönemecin orada bir ışığın görülebildiğini fark etti. Işık sanki uzaklaşıyormuş gibi gittikçe soluklaşıyordu. Bu ışığın kaynağı olduğunu tahmin ederek Akkarin'e baktı. Akkarin'in alnı konsantrasyonla kırışmıştı. İchani hızla ilerleyip dönemeci döndü ve gözden kayboldu. Sonea tekrar aşağı baktığında kölenin gitmiş olduğunu gördü. Akkarin derin bir nefes aldı. — Fazla vaktimiz yok. Umalım da Riko efendisinin sözünü dinlemiş olsun. Yola inip aceleyle Geçit'e doğru ilerlediler. Her adımda Sonea, köleye yetişeceklerinden emindi ama adamı önlerinde görene kadar birkaç yüz adım geçti. Kısa bir süre sonra ileride titreyen bir ışık gördüler. Sonea bunun bir ateş olduğunu görünce rahatladı. Başka bir İchani olmasından korkmuştu. Riko ateşin başına gidip genç bir kadının yanına oturdu. Akkarin ve Sonea gölgelere saklanarak biraz daha yaklaştılar. Ateş yolun iki yanındaki dik kaya duvarlarını aydınlatıyordu.


— Fark edilmeden yanlarından geçemeyiz, diye gönderdi Akkarin. Koşmaya hazır mısın? 152 Yüce Lord-Kara Büyücüler Sonea başıyla onayladı. ___ Olabileceğim kadar hazırım. Parika'nın elinden kölelerini almak için bu fırsatı kullanmalıyım- Onları ileride bize karşı kullanacak. Sonea, Akkarin'in ne yapmaya niyetlendiğini anlayınca kanının buz kestiğini hissetti. • ___ Ama vaktimiz yok. — O zaman acele etsem iyi olur. Akkarin, Sonea'nın elini bırakıp ilerledi. Sonea itirazını boğdu. Köleleri öldürmek mantıklıydı. Güçleri Kyralialılar'ı öldürmekte kullanılacaktı. Ama yine de bütün hayatı boyunca kurban olmuş kişileri öldürmek çok zalim geliyordu. İchaniler'in piyonu olmayı kendileri seçmemişti. Akkarin'i ilk fark eden kadın oldu. Hızla ayağa kalktı, sonra bir güç kendisine çarptığında geriye doğru uçtu. Yere düşüp hareketsiz kaldı. Riko yolda ileriye doğru koşmaya başladı. Akkarin peşinden koşmaya başladığında Sonea'da peşinden koştu. Arkalarında bir yerde Parika bu saldırıyı kölesinin yüzüğü vasıtasıyla görmüş olmalıydı. Sonea sadece kadına bir an bakma için durdu. Kadının gözleri, donuk bir şekilde gökyüzüne bakıyordu. En azından hızlı bir ölüm oldu, diye düşündü Sonea. Akkarin'in başının üzerinde bir ışık küresi oluştu ve Akkarin daha hızlı koşmaya başladı. Yol dönüp duruyordu ama artık aşağıya doğru bir eğim vardı. Sonea zaman zaman önde koşan köleyi görebiliyordu. Sonea kölenin, Akkarin'in görüşünün dışında kalmasını ummayı engelleyemiyordu. 153 TRUDİ CANAVAN Akkarin göremediği birini öldüremezdi. Sonra yolun ilerisinden bir çığlık duydular. Akkarin daha da hızlı koşmaya başladı. Rahatlıkla Sonea'yla arasını açtı ve bir sonraki dönemeci Sonea'nın oldukça önünde döndü


Akkarin dönerken Sonea yolun keskin bir dönüş yaptığını gördü. Yol Geçit'in ilerleyen duvarlarından ayrılıp dağın dik bir kısmında devam ediyordu. Akkarin dönüşün orada durmuştu ve bir uçurumdan aşağı bakıyordu. Sonea, Akkarin'in yanında durup aşağıya baktı. Ama görebildiği tek şey karanlık oldu. "Düştü mü?" "Sanırım," dedi Akkarin nefes nefese. İlerideki yola baktı. Yol birkaç yüz adım ötede gözden kaybolmadan önce dağla birlikte kıvrılıyordu. "Saklanacak... hiçbir yer yok. Aramızda... fazla mesafe yoktu." Geriye doğru baktı ve yüzü sertleşti. "Devam... etmeliyiz. Eğer... Parika peşimizden gelirse... açığa çıkarız." İlerlemeye başladı. Koşuyorlardı. Bir sonraki dönemeci döndüklerinde Sonea'nın hissettiği rahatlama hissi dehşete döndü. Önlerinde uzun ve açık bir yol vardı. Koşmaya devam ettiler. Sonea'nın sırtı karıncalanmaya başladı ama omzunun üzerinden bakma dürtüsüne karşı koydu. Zaman gittikçe uzuyordu. Yol düzenli bir şekilde alçalıyordu. Aciliyet ve korku hisleri solup kayboldu. Yorgunluk Sonea'nın bütün düşüncelerini ele geçirene kadar arttı. Kendine Şifa verdi. Artık durabiliriz herhalde, diye düşündü defalarca. Parika bizi Kyralia'ya kadar takip etmez değil mi? Ama Akkarin koşmaya devem etti. 154 Yüce Lord-Kara Büyücüler fcendime daha kaç kez bu şekilde Şifa verebilirimi1 Bunu L fazla yaparak vücuduma zarar verir miyim? /\kkarin en sonunda yavaşlayıp yürümeye başladığında, Sonea rahatlayarak derin bir şekilde içini çekti. Akkarin gülümseyip bir kolunu Sonea'nın omzuna doladı. Sonea etrafına bakındı ve artık ağaçların arasında yürüdüklerini fark etti. Ay batmıştı. Akkarin ışık küresini hafif bir ışık verecek şekilde kıstı. Yaklaşık bir saat daha yürüdükten sonra Akka-


rin, Sonea'yı yolun dışına yönlendirdi. "Sanırım yeterince uzaklaştık," diye düşündü. "Ya bizi takip ederse?" "Etmez. Kariko girmeden Kyralia'ya girmeyecektir." Sonea ayağının altındaki yumuşak, engebeli toprağı hissetti. Birkaç dakika daha yürüdüler ve sonra Akkarin durup yere oturdu ve sırtını bir ağaca dayadı. Sonea yanına yıkıldı. "Peki ya şimdi?" diye sordu Sonea etraflarındaki ağaçlara bakarak. Akkarin Sonea'yı göğsüne doğru çekti ve kollarını ona doladı. "Uyu Sonea," diye fısıldadı. "Ben nöbet tutarım. Ne yapacağımıza sabah karar veririz." 155 Bölüm 9 Sürpriz Bir Karşılaşma Hayır. Uyanmak için henüz çok erken, diye düşündü Sonea. Hâlâ çok yorgunum. Ama gittikçe artan bir tedirginlik hissi uykuya dönmesine izin vermiyordu. Sırtı sıcak bir yere dayalıydı ve neredeyse dik bir şekilde oturuyordu. Derin bir nefes aldı ve ona sarılmış olan kolları hissetti. Akkarin'in kolları. Gülümseyip gözlerini açtı. Dört ince, kıllı bacak duruyordu önünde... At bacakları... Kalbi göğsünde fırlayacak gibi oldu ve hızla başını kaldırdı. Ona bakan tanıdık mavi gözler vardı. Yeşil bir cüppe ve yarı kapalı kalın siyah bir pelerin sabah güneşinde parlıyordu. Sonea'nın kalbi neşe ve rahatlama hisleriyle doldu. "Dorrien!" diye bağırdı. "Seni görmenin ne kadar güzel olduğunu tahmin bile edemezsin." Fakat Dorrien'in yüz ifadesi çok soğuktu. At ayaklarını yere vurup.başını salladı. Sonea yakınlardan başka bir ses duyunca o yöne baktı ve birkaç adım ötede sade kıyafetler giymiş dört atlı daha olduğunu gördü. Akkarin hafifçe hareket etti sonra derin bir nefes aldı. "Burada ne yapıyorsunuz?" diye sordu Dorrien. "Ben... biz..." Sonea başını salladı. "Nereden başlayaca156


Yüce Lord-Kara Büyücüler »,mı bilmiyorum Dorrien." "Sizi uyarmaya geldik," diye karşılık verdi Akkarin. Sonea rtında Akkarin'in sesinin titreşimini hissetti. "İchaniler önümüzdeki bir iki gün içerisinde Kyralia'ya girmeyi planlıyorlar." Akkarin'in elleri Sonea'yı omuzlarından tutup kibarca kalkması için ittirdi. Sonea ayağa kalkıp Akkarin'in kalkması için kenara çekildi. "Sizler sürüldünüz," Dorrien'in sesi alçaktı. "Bu topraklara geri dönemezsiniz." Akkarin'in kaşları kalktı. "Dönemez miyiz?" diye sordu dikleşip kollarını kavuşturarak. "Benimle savaşmaya mı niyetlisiniz?" diye sordu Dorrien. Gözleri tehlikeli bir şekilde parıldıyordu. "Hayır," diye karşılık verdi Akkarin. "Size yardım etmeye niyetliyim." Dorrien'in gözleri kısıldı. "Senin yardımına ihtiyacımız yok." diye bağırdı. "Sizin yokluğunuza ihtiyacımız var." Sonea, Dorrien'e baktı. Onu daha önce hiç böyle görmemişti. O kadar soğuk ve nefretle doluydu ki bir yabancı gibi görünüyordu. Aptal, öfkeli bir yabancı... Sonra köyündeki insanlarla ilgilenme konusunda ne kadar tutkulu olduğunu hatırladı. Onları korumak için her şeyini riske atardı. Ve eğer kendisi için hâlâ bir şeyler hissediyorsa onu Akkarin'in kollarında uyurken görmek de ruh halini kesinlikle iyiye götürmezdi... "Dorrien," dedi Sonea. "Eğer mecbur olduğumuzu düşünmesek geri gelmezdik." Dorrien, Sonea'ya bakıp kaşlarını çattı. "Dönmek zorun157 TRUDİ CANAVAN da olup olmamanız Lonca'nın hüküm vereceği bir konu Bana yolu gözlemem ve geri dönmeyi denemeniz halinde sizi tekrar Sachaka'ya göndermem emredildi," dedi Dorrien "Eğer burada kalmayı düşünüyorsanız önce beni öldürmelisiniz." Sonea'nın kalbi bir an durdu. Zihninde ölü kölenin görüntüsü belirdi bir anda. Akkarin böyle bir şey...


"Seni öldürmeme gerek yok," diye karşılık verdi Akkarin. Dorrien'in gözleri iki buz parçası gibiydi. Konuşmak için ağzını açtı. "Geri döneceğiz," diye araya girdi Sonea. "Ama en azından haberlerimizi iletmemize izin ver." Bir elini Akkarin'in koluna koydu. — Kalbiyle düşünüyor. Eğer ona düşünmesi için zaman verirsek daha makul bir hale gelebilir. Akkarin kaşlarını çattı ama itiraz etmedi. Sonea tekrar Dorrien'e döndüğünde kendisini dikkatle süzdüğünü gördü. "Pekala," dedi Dorrien açık bir gönülsüzlükle. "Bana getirdiğiniz haberleri söyleyin." "Geçit'i gözlüyorsun; demek ki Lorlen'in seni, Sachaka'dan gelecek tehdit konusunda bilgilendirdiği kesin. Dün sabah Sonea ve ben Parika isimli bir İchani'ye yakalanmaktan kıl payı kurtulduk," dedi Akkarin. "Kölesiyle yapmış olduğu konuşmadan Kariko ve müttefiklerinin Kyralia'ya önümüzdeki birkaç gün içinde saldırmayı planladığını öğrendik. Sonea ile Lonca, İchani tehlikesinin gerçek olduğundan emin oluncaya dek Sachaka'da kalmayı planlıyorduk; fakat zaman gittikçe azalıyor. Lonca bizim dönüp savaşta yardımcı olmamızı isterse yakında olup İchaniler'den önce 158 Yüce Lord-Kara Büyücüler inıardin'e varabilmeliyiz." porrien, Akkarin'e kayıtsız bir şekilde baktı. "Hepsi bu 7" muSonea, Dorrien'e Güney Geçidi'ndeki İchani'den bahsetme|< için ağzını açtı ama sonra Dorrien'in bunu araştırmak için dağlara gidebileceğini fark etti. İchani onu öldürürdü. Cümleleri geri yuttu. "En azından bugün burada dinlenmemize izin ver," diye rica etti. "Çok yorulduk." Dorrien'in gözleri Akkarin'e kaydı ve kısıldı, sonra omzunun üzerinden diğer atlılara baktı. "Gaden, Forren. Lonca atlarınızı bir günlüğüne ödünç alabilir mi?" Sonea, Dorrien'in atının böğrünün yanından adamlara baktı. Adamlar birbirilerine baktılar, sonra iki tanesi attan indi.


"Size Kyralia'da bir gün değil bir saat bile verecek yetkiye sahip değilim," dedi Dorrien dimdik bir şekilde. Bu sırada adamlar atları öne getirdiler. "Size Geçit'e kadar eşlik edeceğim." Akkarin'in gözleri tehlikeli bir şekilde yanmaya başladı. Sonea, Akkarin'in gerildiğini hissetti. Kolundaki tutuşunu sıkılaştırdı. — Hayır! Bırak yolda onunla konuşayım. Beni dinleyecektir. Akkarin dönüp Sonea'yı süzdü, yüzünde kuşkulu bir ifade vardı. Sonea yüzünün kızardığını hissetti. — Bir zamanlar neredeyse aramızda bir şeyler oluyordu. Sanırım sen beni alıp götürdüğün için kızgın. 159 TRUDİ CANAVAN Akkarin'in kaşları kalktı. Dorrien'i dikkatle süzdü. — Gerçekten mi? O zaman ne yapabileceğine bak. Ama çok uzun sürmesin. Adamlardan biri yaklaşırken Akkarin öne çıkıp kendisine uzatılan yuları aldı. Adam büzülerek geriye kaçtı ve tedirgin bir şekilde Dorrien'e baktı. Akkarin eyere tırmanırken genç büyücü hiçbir şey söylemedi. Sonea diğer ata yaklaşıp bir şekilde binmeyi başardı. Akkarin, Dorrien'e döndü. "Önden buyur," dedi Şifacı. Sonea'nın atı, Akkarin atını çevirip ilerlemeye başlayınca peşinden gitti. Tek sıra halinde ilerlemeye başladılar, böylece özel konuşmalar yapılamayacaktı. Sonea orman boyunca Dorrien'in gözlerini sırtında hissetti. Yola ulaştıklarında Sonea yuları çekerek atını yavaşlattı. Dorrien'le yan yana geldiğinde Şifacı'ya baktı ama bir anda aklına söyleyecek hiçbir şey gelmedi. Dorrien'i daha da fazla kızdırma riski çok fazlaydı. Lonca'da onunla geçirdiği günleri düşündü. Üzerinden çok uzun zaman geçmiş gibiydi. Dorrien bir gün ilgisini tekrar elde edebileceğini mi ummuştu? Hiçbir söz vermemiş olmasına rağmen bir anda suçluluk hissetti. Kalbi Akkarin'e aitti. Dorrien'e asla bu kadar güçlü duygular beslememişti. "Rothen bana ilk söylediğinde ona inanmamıştım," diye


mırıldandı Dorrien. Sonea dönüp Şifacı'ya baktı, sessizliği onun bozmasına şaşırmıştı. Dorrien, Akkarin'i izliyordu. "Hâlâ inanamıyorum." Kaşları çatıldı. "Bir keresinde Akkarin'in senin gardiyanlığını alma sebeplerini söylemişti. Neden aramıza mesafe koydu160 Yüce Lord-Kara Büyücüler »unu anlamıştım. Senin ne kadar mutsuz olduğunu göreceğimi ve sorular sormaya başlayacağımı düşündün." Sonea' ya baktı. "Sebebi buydu değil mi?" Sonea başıyla onayladı. "Ne oldu? Seni nasıl bize karşı çevirdi?" Sonea yine suçluluk hissetti. "Yaklaşık... iki ay önce onunla şehre gitmemi istedi. Gitmek istememiştim ama bunun Lonca'nm ona karşı kullanabileceği bir şeyler öğrenmek için iyi bir fırsat olduğunu fark ettim. Beni, bir adamı Sachakalı bir adamı- görmeye götürdü ve bana adamın zihnini nasıl okuyabileceğimi öğretti. Adamın zihninde gördüklerim sadece gerçek olabilirdi." "Emin misin? Eğer adam gerçek olmayan şeylere inanmış ise sen de..." "Ben aptal değilim Dorrien." Sonea bakışlarını sabit tuttu. "O adamın hatıraları sahte olamazdı." Dorrien kaşlarını çattı. "Devam et." "Bir kez bu İchaniler'i ve liderlerinin istila için müttefik toplaması için tek ihtiyacının Lonca'nm zayıf olduğunu ispatlaması olduğunu öğrenince durup bütün işi Akkarin'in yapmasına izin veremezdim. Ona katılmama izin vermesini istedim... hayır bu konuda ısrar ettim." "Ama... kara büyü Sonea. Böyle bir şeyi nasıl öğrenebilirsin?" "Kolay bir karar değildi. Çok büyük bir sorumluluk olduğunu biliyordum, aynı zamanda büyük de bir riskti. Ama İchaniler saldırırsa Lonca yok olabilir. Böyle bir durumda ben de ölmüş olurum." Dorrien sanki kötü bir şey koklamış gibi burnunu büktü.


161 TRUDİ CANAVAN "Ama kara büyünün kendisi kötü." Sonea başını iki yana salladı. "Eski Lonca böyle düşünmüyormuş. Ben de buna inandığımdan emin değilim. Ama yine de Lonca'nın tekrar kullanmaya başlamasını istemem. Fergun veya Regin'in böyle bir güce sahip olduğunu düşünüyorum da..." ürperdi. "Hiç de iyi bir fikir değil." "Ama kendini bu güce layık buluyorsun öyle mi?" Sonea kaşlarını çattı. Bu soru onun da canını sıkıyordu. "Bilmiyorum. Öyle olduğumu umuyorum." "Kara büyüyü birini öldürmek için kullandığını kabul ettin." "Evet." Sonea içini çekti. "Gerçekten böyle bir şeyi sadece kendimi güçlendirmek için yapabileceğime inanıyor musun? Yoksa iyi bir sebebim olabileceğini mi düşünüyorsun?" Dorrien ileriye baktı, Akkarin'e. "Bilmiyorum." "Ama Akkarin'in güç için öldüreceğine inanıyorsun değil mi?" "Evet," diye kabul etti Dorrien. "Daha önce birçok kez öldürdüğünü kabul etti." "Eğer bunu yapmasaydı halen Sachaka'da bir köle olurdu -ya da çoktan ölmüş olurdu- ve Lonca'da yıllar önce istila edilmiş olurdu." "Tabi doğruyu söylüyorsa." "Doğru söylüyor." Dorrien başını iki yana salladı ve bakışlarını ormana doğru çevirdi. "Dorrien, Lonca'ya İchaniler'in geldiğini söylemelisin," diye ısrar etti Sonea. "Ve bırak dağların bu kısmında kalalım. 162 Yüce Lord-Kara Büyücüler jrhaniler dün gece bu tarafa geçtiğimizi biliyorlar. Eğer geri dönersek öldürüleceğiz." Dorrien dönüp Sonea'ya baktı, yüzündeki ifade korku ile inanmazlık arasında gidip geliyordu. Aniden bir siluet önlerinde, yola adım attı. Sonea içgüdüsel hareket etti ama Dorrien'le kendi etrafına ördüğü kalkan yoğun bir güçvuruşu karşısında parçalan-


dı. Geriye doğru uçtuğunu fark etti, sonra yer ciğerlerindeki bütün havayı boşalttı. Yakınlarda bir yerden Dorrien'in küfrettiğini duydu, sonra başının yakınlarında nallar yeri dövünce bir kalkan daha yarattı. Önce tiz bir kişneme ardından da kaçan atların toynaklarının yeri dövüş sesi geldi. Ayağa kalk, dedi kendine. Ayağa kalk ve Akkarin'i bul. Dönüp ayağa kalktı. Gözünün ucuyla Dorrien'in yakınında çömelmiş olduğunu gördü. Akkarin birkaç adım ötede duruyordu. Onunla Akkarin arasında ise Parika vardı. Sonea midesinin korkuyla büzüldüğünü hissetti. Akkarin bir İchani'yle dövüşebilecek kadar güçlü değildi. Kendisi yardım etse de pek bir şey değişmezdi ve Dorrien de pek işe yaramazdı. Akkarin, İchani'ye saldırırken havada bir parlama oldu. Parika güçlü saldırılarla karşılık verdi. "Sonea." Sonea, Dorrien'in yanına geldiğini gördü. "Bu bir İchani mi?" "Evet. Adı Parika. Şimdi bana inanıyor musun?" Dorrien cevap vermedi. Sonea Dorrien'in bileğini yakaladı. 163 TRUDİ CANAVAN — Akkarin onunla savaşacak kadar güçlü değil. Yardım etmeliyiz. — Pekala. Ama söylediğin kişi olduğundan emin olana dek kimseyi öldürmeyeceğim. Beraber saldırdılar, İchani'nin kalkanını dövüyorlardı. İchani durakladı, sonra omzunun üzerinden baktı. Bakışları Dorrien'in üzerine geldiğinde kibirle dudak büktü. Sonra bakışları Sonea'ya kaydı ve dudak büküşü kötü niyetli bir sırıtışa dönüştü. Akkarin'e arkasını dönüp Sonea'ya doğru ilerlemeye başladı. Sonea gerilemeye başladı. Vuruş üstüne vuruş gönderiyordu ama Parika ilerlemeye devam ediyordu. Dorrien'den parlak vuruşlar fırlıyordu ama onun çabaları da bir işe yarıyormuş gibi gözükmüyordu. Akkarin, Parika'nm kalkanını dövmeye devam etti ama İchani onu da umursamadı. Dorrien, Sonea'dan uzaklaşmaya baladı ve Sonea genç


büyücünün Parika'nm dikkatini kendi üzerine çekmeye çalıştığını fark etti. İchani, Dorrien'le hiç ilgilenmedi. Parika'nm vuruşları gittikçe güçlenirken Sonea onun kendisini geriye doğru sürmesine izin verdi. Düşün, dedi kendine. Bir yolu olmalı. Lord Yikmo'nun derslerini hatırla. Parika'nm kalkanına her yönden saldırdı ve kalkanın her yönde ayni derecede kuvvetli olduğunu gördü. Derslerde kullanmış olduğu bütün sahte saldırıları, hileleri düşündü ama o saldırıların çoğu rakibin kalkanını zayıflatarak gücünü idareli kullanması üzerine kuruluydu. Tek yapabileceği Parika'nm daha fazla güç harcamasını sağlamak olurdu. Sonra Dorrien birden onunla İchani arasına girdi. 164 Yüce Lord-Kara Büyücüler rika'nın yüzü karardı. Durup Şifacı'ya birkaç güçvuruşu önderdi. Dorrien geriye doğru sendeledi, kalkanı dalgalanıyordu. Sonea ileriye atılarak kalkanını onu da içine alacak şekilde genişletti. Fakat bunu yaparken kendi gücünün de gittikçe azaldığını fark etti. Dorrien kolunu yakaladı. — Çok güçlü! — Evet ve bunu daha fazla sürdüremem. — Uzaklaşmalıyız. Elini tutup onu yolun aşağısına doğru çekti. — Ama Akkarin... — Yeterince iyi. Yapabileceğimiz başka bir şey yok. — Yeterince güçlü değil. — O zaman mahvolduk. Başka bir vuruş Sonea'yı sarstı. Dorrien'in kendini sürüklemesine izin verdi. Bir sonraki saldırı onları kuvvetli bir şekilde ittirdi. Daha fazla güç için kaynağına uzandı ve bunun son gücü olduğunu biliyordu. Bir sonraki saldırı kalkanını parçaladığında inledi. Omzunun üzerinden geriye bakınca Parika'nın kendisine doğru uzun adımlarla geldiğini gördü. Akkarin hızla arkasından geliyordu. Koşmaya başladı. Sonra yan tarafına bir şey çarptı. Ciğerlerindeki havanın boşaldığını ve yerin omzuna büyük bir güçle çarptığını hissetti. Bir anlığına sırt üstü yatmaktan başka bir şey yapamadı, bu iki vuruştan dolayı sersemlemişti. Sonra kendini dir-


sekleri üzerinde doğrulmaya zorladı. Dorrien birkaç adım ötede yatıyordu. Hareketsiz ve solgun gözüküyordu. Sonea dehşetle ayağa kalkmaya çalıştı ama başka bir vuruş onu tekrar yere serdi. Bir kalkanın üze165 TRUDİ CANAVAN rinden geçtiğini hissetti ve kalbi donup kaldı. Bir el kolu yakaladı ve Sonea'yı dizlerinin üzerine kaldırdı. Parika yukarıdan ona bakıyordu, dudakları zalim bir gülümseme ile kıvrılmıştı. Sonea bu bakışlara dehşet ve inanamazlıkla karşılık verdi. Böyle bitemez. İchani'nin kalkanı ardı ardına çarpan saldırılarla titriyordu. Sonea, Akkarin'in yüzünde korkunç bir ifade ile birkaç adım ötede durduğunu gördü. İchani tutuşunu Sonea'nın bileğine kaydırdı ve diğer eliyle ceketinin içine uzandı. Sonea kavisli bıçağı gördüğünde zihni dehşet yüzünden boşaldı. Yararsızca çırpındı. Sonra bıçağın teninde açtığı kesiğin acısı bir anıyı canlandırdı. "Kendine Şifa ver," dedi Akkarin. "Her zaman gecikmeden kendine Şifa ver. Yarı iyileşmiş kesikler bile kalkanındaki bir boşluktur." Gücü kalmamıştı ama hayatta olduğu sürece her zaman küçük bir enerji kalmış olurdu. Ve böyle küçük bir kesiğe Şifa vermek...işte! Parika durdu. Sonea'nın koluna bakıyordu. Bıçak yavaşça yaklaşıp tekrar tene değdi. Sonea iradesini odakladı ve; acının azaldığını hissetti. İchani'nin gözleri büyüdü. Tekrar k'esti, bu kez daha derin; ve yara gözlerinin önünde kapanırken şaşkınlığını belirten bir ses çıkardı. Şifa vermeyi bilmiyorlar. Sonea anlık bir zafer duygusu hissetti ama bu da hemen soldu. Kendine sonsuza dek Şifa veremezdi. Eninde sonunda bunun için bile aşırı tükenmiş hale gelecekti. Ama belki de bunu kendi avantajına kullanmasının bir 166 Yüce Lord-Kara Büyücüler y0|u olabilirdi. Elbette vardı. Parika bileğini tutuyordu. Ten teması. Bu onu Sonea'nın Sifa'sına karşılık en az Sonea'yı kara büyüye karşı savun-


masız yaptığı kadar savunmasız yapıyordu. Sonea gözlerini kapatarak zihnini Parika'nın koluna gönderdi. Başka bir kesiğin acısını hissedince neredeyse konsantrasyonunu kaybediyordu. Kendine Şifa vermek için bir an duraklayıp zihnini Parika'nın vücudunda daha da derinlere gönderdi. Omzuna. Oradan da göğsüne. Bir kesik daha hissetti... İşte orada, diye düşündü zaferle. Kalbi. Son gücüyle kalbi tutup büktü. İchani yarı çığlık yarı boğulma benzeri bir ses çıkardı. Sonea geriye doğru düştü ve Parika göğsünü tutup dizlerinin üzerine çökerken geriye doğru yuvarlanarak kaçmaya çalıştı. Parika donup kalmıştı. Ölümün kıyısındaydı. Sonea, Parika'nın yüzü morarırken büyülenmiş gibi donup kalmış, izliyordu. "Uzaklaş ondan!" Sonea, Akkarin'in bağırışıyla irkildi. Akkarin öne atılıp İchani'nin bıçağını düşürdüğü yerden kaptı. Bir bilek hareketi ile adamın ensesine bir kesik açtı ve boş elini yaraya dayadı. Akkarin'in ne yaptığını gören Sonea rahatladı. Akkarin, Parika'nın kalan gücünü alabilirdi. İchani nasıl olsa ölecekti ve hâlâ oldukça fazla gücü kalmış olabilirdi... Sonea birden bire Akkarin'in söylemiş olduğunun önemini anladı. Eğer Parika vücudunda hâlâ büyü varken ölürse 167 TRUDİ CANAVAN bu güç vücudunu yok edecek, hatta etrafındaki her şeyi <je havaya uçuracaktı. Sonea sarsak bir şekilde ayağa kalkıp geriledi. Akkarin bir süre sonra ayağa kalktı. Bıçağı atıp Parika'nın yere yığılmasına izin verdi. Aniden Sonea'ya sıkıca sarılıp ciğerlerindeki havayı boşalttı. "Seni kaybettiğimi sandım," diye fısıldadı boğuk bir sesle.


Derin, titreyen bir nefes aldı. "Parika ortaya çıkar çıkmaz kaçmalıydın." Sonea kendini tükenmiş, vücudunu da çürükler içerisindeymiş gibi hissediyordu. Vücuduna Akkarin'den gelen Şifa büyüsü yayıldı ve gücünün yerine geldiğini hissetti. "Sana söyledim. Seni terk etmeyeceğim. Eğer öleceksek, beraber öleceğiz." Akkarin biraz geriye çekilip Sonea'ya baktı. "Bu gurur okşayıcı ama ya Dorrien?" "Dorrien!" Akkarin hafif bir küfür edip birkaç adım ötede yatan Dorrien'e bakmak için döndü. Hızla Şifacı'nın yanına gittiler. Dorrien'in gözleri açıktı ve acıyla donuklaşmıştı. Akkarin elini Şifacı'nın başına koydu. "Kötü yaralanmışsın," dedi. "Hareketsiz yat." Dorrien'in gözleri Akkarin'e kaydı. "Gücünü harcama," diye fısıldadı. "Saçmalama," diye karşılık verdi Akkarin. "Ama..." "Gözlerini kapayıp bana yardım et," dedi Akkarin sertçe. "Bu disiplini benden daha iyi biliyorsun." "Ama..." 168 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Hayattayken daha çok işime yararsın Dorrien," dedi Akkarin sert bir şekilde, sesinde bir emir tınısı vardı. "Çok ctiyorsan daha sonra harcadığım gücü yenilersin." Dorrien'in gözleri Akkarin'in ne kast ettiğini anlayınca büyüdü. "Oh." Dorrien durdu, sonra Sonea'ya baktı. "Sachakalı'ya ne oldu?" Sonea yüzünün yandığını hissetti. Şifa gücünü birini öldürmek için kullanmak bu disiplini kötüye kullanmanın büyük bir örneğiydi. "Öldü. Sonra anlatırım." Dorrien gözlerini kapattı. Şifacı'yı dikkatle izleyen Sonea yüzüne yavaş yavaş renk geldiğini gördü. "Tahmin edeyim," dedi Akkarin kısık sesle. "Kalbini durdurdun." Sonea başını kaldırdığında Akkarin'in kendisini izlediğini gördü. Başıyla Dorrien'i işaret etti. "Artık bütün Şifa'yı o veriyor. Ben sadece güç veriyorum." Sachakalı'ya doğru baktı. "Doğru tahmin ettim mi?"


Sonea, Dorrien'e baktı, sonra başıyla onayladı. "Parika'nın Kyralia'ya girmeyeceğini söylemiştin." Akkarin kaşlarını çattı. "Belki de kölelerinin ölümünün intikamını almak istedi. Güçlü köleler nadir bulunur; ki bir tanesi öldürülür veya çalınırsa İchaniler oldukça öfkelenir. Şampiyon bir atı kaybetmek gibidir. Yine de neden bu sıkıntıya girdiğini anlamadım. Biz buraya geleli saatler oldu ve yoldan çıktıktan sonra bizi bulmasının zor olacağını biliyor olmalıydı." Dorrien kıpırdayıp gözlerini açtı. "Bu yeterli," dedi. "Kü169 TRUDİ CANAVAN çük parçalara ayrılıp tekrar birleştirilmiş gibi hissediyorum ama yaşayacağım." Büyük bir dikkatle dirseklerinin üzerine kalktı. Gözleri ölü İchani'ye kaydı. Vücudunda bir ürperti dolaştı ve Akkarin'e baktı. "Artık sana inanıyorum. Ne yapmamı istiyorsun;1" "Geçit'ten uzaklaş." Akkarin Dorrien'in ayağa kalkmasına yardım etti. "Ve Lonca'ya bir uyarı gönder. Sende hiç..." — Lorlen! — Makin? — Yabancılar Hisar'a saldırıyor! Sonea, Akkarin'e baktı. Akkarin, Sonea'nın bakışlarını karşılık verdi. Sonea'nın zihninde yolun yukarıdan görülen bir görüntüsü çaktı. Bunun Hisar'ın Sachaka tarafındaki yolunun bir görüntüsü olduğunu anladı. Parika gibi giyinmiş birkaç adam ve kadın yan yana duruyorlardı. Hava saldırılarıyla parıldıyordu. "Uyarı için çok geç," diye mırıldandı Dorrien. "Artık buradalar." 170

Bölüm 10 istila Başlıyor Cery kalabalıkta etrafına baktığında küçük bir kıskançlık hissetti. Bölgeleri Pazar'ı da kapsayan iki hırsız; Şevli ve Lirnek, çok zengin kişilerdi ve bugün bunun sebebini görmek zor değildi. Parlak güneş ışığı müşterilerle pazarcılar arasında el değiştiren para selinin üzerinde parlıyordu ve bu


gelirin çeşitli hizmetler karşılığında vergi olarak ödenen ufak kısmı bile kısa sürede bir servet kazanmaya yeterdi. Bir garson masaya yaklaşıp iki maşrapa bıraktı. Savara kendi maşrapasından bir yudum aldı, gözlerini kapattı ve içini çekti. "Burada gerçekten iyi raka yapılıyor," dedi. "Neredeyse bizimki kadar iyi." Cery gülümsedi. "O zaman Sachaka'dan bir miktar raka getirtmeliyim." Savara bir kaşını uyarıcı bir şekilde kaldırdı. "Bu sana çok pahalıya patlar. Tüccarların çoğu çorak topraklardan geçme riskine girmez." "Girmez mi? Neden?" Savara etraflarını işaret etti. "Benim ülkemde buna benzer bir şey yok. Pazar bulamazsın. Her Ashaki'nin yüzlerce kölesi vardır..." 171

TRUDİ CANAVAN "Ashaki? "Güçlü, özgür kişiler. Köleler ihtiyaçları olan hemen hemen her şeyi karşılarlar. Topraklarla ilgilenirler, giysi ve yemek yaparlar, temizlerler, eğlendirirler; yani Ashaki'nin neredeyse bütün ihtiyaçlarını karşılarlar. Eğer bir kölenin özel bir yeteneği varsa, örneğin güzel çömlekler yapmak ya da Ashaki'nin bir madeni varsa veya ihtiyacından fazla tahıl üretiyorsa diğer Ashakiler'le ticaret yapar." "O zaman tüccarlar neden ülkene gitme zahmetine katlanıyor?" "Eğer bir alıcı bulabilirlerse büyük karlar elde edebilirler. Çoğunlukla lüks eşyalar satarlar." Cery yandaki tezgahta duran kumaşa baktı. Bu kumaş, zanaatkarlardan biri kumaşı parlıyormuş gibi göstermenin yolunu keşfedince geçen sene ortaya çıkmıştı. "Görünüşe göre Sachakalılar'ın bir şeyi yapmak için daha iyi bir yol bulmasının hiçbir yararı olmuyor." "Hayır ama bir köle hırslıysa veya ödül istiyorsa faydası oluyor. Alışılmışın dışında ve güzel bir şey yaratarak ilgi çekebilir." "O zaman sadece güzel olan şeylerde ilerleme yaşanı-


yor." Savara başını iki yana salladı. "Basit ürünleri üretme yolları da eğer karmaşık değillerse gelişiyor. Bir köle, efendisi isterse ve başaramazsa onu cezalandırılacaksa raka toplamanın daha hızlı bir yolunu bulabilir." Cery kaşlarını çattı. "Bizim yolumuzu tercih ediyorum. Açgözlülük veya bir aile beslemek zorunda olmak, birinin daha hızlı ve daha akıllıca çalışmasını sağlayabiliyorsa 172 Yüce Lord-Kara Büyücüler ceZalandırmaya ne gerek var?" Savara hafifçe güldü. "Senin konumundaki birine göre leinç bir bakış açısı." Sonra ciddileşti. "Ben de sizin yönteminizin daha iyi olduğunu düşünüyorum. Rakam içmeyecek misin?" Cery başını iki yana salladı. "Birinin seni tanıyıp içine zehir karıştırmış olmasından mı endişe ediyorsun?" Cery omzunu silkti. "Neyse, soğudu zaten." Savara ayağa kalktı. "Haydi gidelim." Tezgah sırası boyunca yürümeye başladılar. Savara kavanozlar ve şişelerle dolu olan son tezgahın önünde durdu. "Bu nedir?" Eline almış olduğu kabın içinde yeşil bir sıvıda yüzen iki şevli vardı. "Hazzın kapılarının anahtarı," diye cevap verdi tezgahın sahibi. "Bir yudum alırsanız bir savaşçı kadar güçlü olursunuz." Sesi alçaldı. "İki yudum alırsanız bir gün bir gece boyunca süren bir zevkin kucağına düşersiniz. Üç yudum alırsanız rüyalarınız..." "Günlerce süren kabuslara dönüşür," diye bitirdi Cery. Kabı Savara'nın elinden alıp tezgaha geri koydu. "Bana bunun için... Savara?" Savara'nın gözleri uzaklara dalmıştı, yüzü ise bir anda solmuştu. "Başladı," dedi. Bunu o kadar alçak sesle söylemişti ki Cery zorlukla duyabildi, "ichaniler şu anda Hisar'a saldırıyor." 173


TRUDİ CANAVAN Cery omurgasında bir ürperti dolaştığını hissetti. Savara'yı kolundan tutup çevredekiler konuşmalarını duyarnasın diye tezgahtan uzaklaştırdı. "Olanları görebiliyor musun?" "Evet," dedi Savara. "Oradaki Lonca büyücüleri zihinsel görüntüler gönderiyorlar." Bir an durdu ve gözleri pazarın ötesine odaklandı. "İlk kapı düştü. Sessiz bir yere gidebilir miyiz? Rahatça izleyebilmek istiyorum. Yakınlarda bir yer olursa iyi olur." Cery, Gol'e bakındı ve iri adamın yakınlarında pachi yediğini gördü. Hızla Hırsızlar'ın işaret dilinde bir sinyal verdi. Gol başıyla onaylayıp Marina'ya doğru ilerlemeye başladı. "Harika bir yerim var," dedi Cery. "Beğeneceğini düşünüyorum. Daha önce hiçbir tekneye bindin mi?" "Bir teknen mi var?" Savara gülümsedi. "Elbette bir teknen var." Sekiz zengin giyimli erkek ve kadının yukarıdan bakan biri tarafından gönderilen görüntüsü bir anda Dannyl'in zihninde çaktı. Her biri görüntüyü gönderen Lord Makin'in ötesindeki bir noktaya saldırıyordu. Sahne, saldırganlardan onların birkaç yüz adım arkasında duran bir grup kadın ve erkeğe döndü. Basit, yıpranmış giysiler giyiyorlardı ve bazıları küçük, limek benzeri hayvanlara takılı tasmalara bağlı ipler tutuyorlardı. Bu insanlar Akkarin'in bahsetmiş olduğu köleler mi? diye 174

Yüce Lord-Kara Büyücüler düşündü Dannyl. Sahne bulanıklaştı ve sonra tekrar saldırganlar gözüktü. Hisar'a saldırmayı kesmiş dikkatle yaklaşıyorlardı. __ Yüzbaşı ilk kapının düştüğünü söyledi. Sachakalılar Hisar'a doğru ilerliyor. Onları karşılamak için aşağı iniyoruz. ? Makin'in çağrısını izleyen sürede görüntüler gelmeyi kesti ve Dannyl tekrar bulunduğu yeri algıladı. Odada etrafına bakındı. Son bir saattir Simya Araştırmaları Başı Lord


Peakin ile Gözetleme Kulesi yapımını önermiş olan Lord Davin arasındaki bir tartışmayı dinliyordu, ikili şimdi birbirilerine dehşetle bakıyordu, tartışmalarını tamamen unutmuşlardı. — Pozisyon aldık, diye bildirdi Makin. Şimdi iç kapıya saldırıyorlar. Bu sözlerin ardından gelen görüntü taş bir duvarla kapatılmış karanlık bir koridora aitti. Koridor iki kez çarpma sesiyle çınladı. Makin ve yanındaki Savaşçılar bir kalkanı hazır tutuyorlardı. Birden duvar içeriye doğru patladı. Kalkana moloz yağdı, ardından ortalığı bir toz bulutu kapladı. Pusun arasından saldırılar geldi, ardından başka bir patlama koridoru sarstı. — Sachakalılar'a sahte bir kapının altından saldırdık, diye açıkladı Makin. Sonra karma karışık görüntüler geldi. Kalkanın önündeki toz bulutunun içinde ışık parlamaları oldu; fakat herhangi bir şey görülmedi. Ardından bulutun içinde bir gölge belirdi ve Savaşçılar'm kalkanına yapılan saldırı devam etti. İki büyücü geriye doğru sendeledi, tükendikleri açıkça belliydi. 175

TRUDİ C/^NAVAN — Geri çekilin. Kapıya doğru. Savaşçılar aceleyle bir çift metal kapıya doğru gerilediler Makin büyü kullanarak duvarlardan büyük parçalar söküp kapıların arkasına yığdı. — Rapor verin, diye emretti Makin. Karmakarışık görüntüler ve mesajlar geldi. — Büyük bir kısmımız öldü... beş... hayır altı ceset görüyorum ve... — Hisar'ın içindeler! Dannyl'in zihninde bir menteşeden sarkan bir kapının görüntüsü çaktı ardından bir koridorda ona doğru saldırarak ilerleyen bir İchani'nin görüntüsü. — Kaçın! — Geri dönün! Sıkıştım! Toz bulutunun içinden eller uzandı, birinde kavisli bir bıçak vardı. Güçlü bir panik hissi bastırdı... ardından hiçbir şey. Savaşçılar'ın Lonca'daki aileleri ve arkadaşları zihinsel iletişim yasağını umursamayıp onlara seslenmeye başladı. Birden bire zihinsel seslerden oluşan bir gürültü başladı.


— Lütfen sessiz olun! dedi Balkan paniğin üzerinden. Onları duyamazsam-onlara yardım edemem. Makin!1 Metal kapıların görüntüsü diğer büyücülerin iletişimini kesti. Kapılar kırmızı bir şekilde parlıyor, koridoru ısıyla dolduruyorlardh. Yavaşça kapıların ortası erimeye başladı. — Geriye, diye emretti Makin. Duvarın arkasına. Bırakın güçlerini harcasınlar. Savaşçılar hızla yolu yarı yarıya kapatan duvarın arkasına çekildiler. Duvarın arkasında tekrar toplandılar. Duvar yavaşça hareket etmeye başladı. Kayarak duvardaki bir boş176 Yüce Lord-Kara Büyücüler "a oturdu. Duvarın içerisindeki bir mekanizma yerine otururken boğuk bir ses duyuldu. Büyücüler beklemeye başladılar. Eğer bunu da geçerlerse, diye gönderdi Makin. Onlara elimizdeki her şeyle saldıracağız. Diğer büyücülerden gelen zihinsel çağrılar koridordaki gergin bekleyişi kesti. Dannyl, Hisar'da kalan üç büyücü birer birer öldürülürken irkildi. Ardından, hiçbir uyarı olmadan taş duvar patladı. Savaşçılar güçlerini korumak için kalkanlarını indirmişlerdi. Makin'in iletişimi bir şey şakağına çarpınca dalgalandı ama kendisine bir miktar Şifa verince tekrar düzeldi. Kalkan örmüş olanlara katıldı ve etrafına baktığında iki Savaşçı'nın daha yerde yattığını gördü. Kalkanlarını döven saldırı öncekinden zayıf değildi. Savaşçılar birer birer tükenirken sendeleyerek geri çekildiler. Makin kendi gücü tükenirken büyük bir korkuya kapıldı. Kalkan parçalandı ve iki büyücü daha saldırılarla yere yığıldı. — Oradan uzaklasın, dedi Balkan. Yapabileceğiniz her şeyi yaptınız. Toz bulutunun içinden figürler çıktı. En öndeki Savaşçı'ya ulaştığında Makin kenara çekildi. Adam, Makin'e umursamaz bir bakış atıp yürümeye devam etti. — Eğer muhafızlar emirlere uyduysa ilk kapı düştüğünde


son kapının kapatılmış olması lazım, diye gönderdi Makin. Öndeki Sachakalı kapının önünde durdu. Altı Sachakalı daha Makin'in yanında geçerek ilkinin yanında durdular. Kapıyı söküp açmak için bir saldırıları yetti. Sachakalılar 177 TRUDİ CANAVAN dışarıya, gün ışığına çıktılar. "Kyralia'ya hoş geldiniz," dedi lider, yandaşlarına baka rak. Sonra dönüp koridoru süzdü. Gözleri Makin'e kilitlendi. "Sen... Bunu gönderen sensin." Cörünmez bir güç Makin'i öne doğru itti. Dannyl Makin'in korkusunu hissetti, ardından iletişim aniden kesildi. Dannyl gözlerini kırpıştırıp kendini tekrar odaya bakarken buldu. Peakin bir koltuğa doğru sendeleyip çöktü. "Doğru," dedi nefesi kesilmiş bir şekilde. "Akkarin doğru söylüyordu." Bir kağıdın buruşma sesi geldi. Dannyl, Davin'e baktı. Büyücü elindeki kıvrılmış plana bakıyordu. Tam ortasında, planı tuttuğu yerde korkunç bir buruşuk vardı. Planı açıp düzeltti ve tekrar yarı kırışık bir halde kıvırdı. Simyacı'nın gözündeki yaşları gören Dannyl başını çevirdi. Davin yıllarca hava tahmin yöntemlerinin kabul görmesi için çabalamıştı. Artık Gözetleme Kulesi'ni yapmanın ne anlamı vardı ki? Dannyl pencereden baktı. Büyücüler ve çıraklar aşağıda, bahçelerde tek başlarına ya da gruplar halinde heykeller gibi donup kalmışlardı. Sadece birkaç hizmetkar hareket ediyordu, büyücülerin bu garip davranışı yüzünden hem kafaları karışmış hem de gerilmişlerdi. Sonra görme yeteneğine sahip olanlara Hisar'ın yeni bir görüntüsü geldi. , * ** 178 Yüce Lord-Kara Büyücüler Makin'in gönderdiği görüntüler kesilince Lorlen kendini Ikon demirlerini sıkarken buldu. Kalbi, Savaşçı'nın son nında yaşadığı dehşet yüzünden deli gibi çarpıyordu.


"Yönetici?" Lorlen, Kral'a doğru döndü. Adamın yüzü solmuştu ama aynı zamanda öfke ve kararlılıkla sertleşmişti. "Evet Majesteleri." "Lord Balkan'ı çağır." "Hemen Majesteleri." Balkan Lorlen'in zihinsel çağrısına hemen cevap verdi. — Kral, Saray'a gelmeni istiyor. — Bunu tahmin etmiştim. Yoldayım zaten. "Geliyor," dedi Lorlen. Kral başıyla onayladı. Sonra dönüp Saray kulesine doğru ilerlemeye başladı. Lorlen, Kral'ın peşinden ilerlemeye başladı fakat Hisar'ın yeni bir görüntüsü zihnine dolunca donup kaldı. Boğazına batan sivri bir şey hissetti. Kendini bulunduğu yere dönmeye zorlayınca Kral'ın Danışmanları'nın ellerini boğazlarına koyduğunu gördü. Kral üç büyücüye baktı. "Ne oldu?" "Lord Makin hâlâ hayatta," diye yanıtladı Lord Rolden. Kral büyücünün elini tutup alnına bastırdı. "Göster bana," diye emretti. Makin'in gönderdiği görüntü yine Hisar'ın görüntüsüydü ama bu sefer dışarıda bakıyordu. Basit giyimli Sachakalılar'dan oluşan küçük bir grup aceleyle binadan çıkıyordu, bazıları küçük, limek benzeri hayvanları tutuyordu. Bir ses Makin'in kulağına fısıldadı. 179 TRUDİ CANAVAN "Evet. Onlara şunu söyle. Ben..." "Kariko! Bak ne buldum," diye seslendi bir kadın. Bu ses Hisar'ın içinden gelmişti. Bir Lonca büyücüsü sendeleyerek koridordan çıktı ve dizlerinin üzerine düştü Lorlen çıkanın Lord Fergun olduğunu görünce şaşkınlığa düştü. Elbette, diye düşündü. Fergun'u oraya göndermiştik... Makin önce şaşkınlık, ardından da öfke hissetti. Saldırı o kadar hızlı olmuştu ki gözden düşmüş büyücünün aralarında olmadığını fark etmemişti. Binadan parıldayan bir ceket giymiş bir kadın çıktı. Fergun'un yanında durup Makin'e baktı.


"Yakışıklı değil mi?" "Onu alamazsın Avala," dedi Makin'in kulağındaki ses. "Ama o zayıf. Bir şeyler öğretme zahmetine girmelerineinanamıyorum. Herhalde su bile kaynatamıyordur." "Hayır Avala. Zayıf olabilir ama hâlâ bilgi gönderebilir." Kadın eğilip parmaklarını Fergun'un saçları arasından geçirdi, sonra kafasını tutup geriye yatırdı. "Kulaklarını kırabilirim. Bizi duyamaz. "O güzel gözlerini de yakar mısın?" Avala yüzünü buruşturdu. "Hayır. O zaman çok çirkin olur." "Öldür onu Avala. İmardin'de başka yakışıklı erkekler de bulacaksın." Avala somurttu, sonra da omzunu silkti. Bir bıçak çıkarıp Fergun'un boğazında gezdirdi. Fergun'un gözleri bir anda büyüdü ve kurtulmaya çalıştı; fakat çok zayıf olduğu belli oluyordu. Avala bir elini kesiğin üzerine koyunca Fergun bir 180 Yüce Lorcl-Kara Büyücüler Ha çöktü. Bir süre sonra Avala, Fergun'u bıraktı ve Savaşçı yereyığı|dlAvala, Fergun'un cesedinin üzerinden geçip Makin'e klaştı, gözleri Makin'in arkasındaki Sachakalı'ya dikilmişti"Şimdi nereye?" • "imardin," diye yanıtladı Kariko. Bıçak Makin'in boğazına biraz daha sert bir şekilde bastırıldı. "Şimdi dinle büyücü. Lonca'na yakında onları göreceğimi söyle. Eğer benim için kapıları açarlarsa yaşamalarına izin verebilirim. En azından bazılarının. Büyük bir hoş geldin istiyorum. Hediyeler... Köleler... Altın..." Bıçak hareket etti. Bir anlık bir acı oldu... Lorlen zihni bir anda bulunduğu yere dönünce sendeledi. Az önce yirmi büyücüyü bir saatten kısa bir süre içinde kaybettik. En iyi Savaşçılarımızdan yirmi tanesi... "Oturun Yönetici." Lorlen, Kral'a baktı. Kral'ın ses tonu beklenmedik ölçüde nazikti. Lorlen kendisini bir koltuğa götürmelerine izin verdi. Kral ve Danışmanları iki yanına oturdular. Hükümdar alnını ovuşturup içini çekti. "Akkarin'in hikayesinin doğru olduğunu bu şekilde öğrenmeyi hiç isteme;: dim." "Ben de," diye onayladı Lorlen. Savaşın anıları hala zihninde çakıyordu.


"Bir seçim yapmak zorundayım," diye devam etti Kral. "Ya bir veya daha fazla büyücünün kara büyü öğrenmesine izin vereceğim ya da Akkarin'den geri dönmesini isteyeceğim. Sen hangisini seçerdin Yönetici?" 181 TRUDİ CANAVAN "Ben Akkarin'i çağırırdım," diye yanıtladı Lorlen. "Neden?" "Gerçeği söylediğini biliyoruz." "Biliyor muyuz?" diye sordu Kral alçak sesle. "Bize gerçeğin sadece bir kısmını söylemiş olabilir. Bu büyücülerle bir ittifak kurmuş olabilir." "Durum bu olsa neden bize saldıracaklarına dair bir uyarı göndersin?" "Bizi kandırmak için. Birkaç gün içerisinde saldıracaklarını söylemişti, bugün değil." Lorlen başıyla onayladı. "Yanılmış olabilir." Öne doğru eğilip hükümdarın gözlerine baktı. "Akkarin'in onurlu biri olduğuna inanıyorum. Eğer kendisinden istersek bize yardım ettikten sonra gidecektir. Neden kara büyüyü zaten bilen biri varken içimizden birinden öğrenmesini isteyelim ki. Öğrenecek olan kişiden daha sonra Lonca'yı terk etmesini isteyemeyiz." "Çünkü Akkarin'e güvenmiyorum." Lorlen'in omuzları düştü. Buna bir şey diyemezdi. "Bu konuyu Disiplin Başları ile de görüştüm," dedi Kral. "Benimle aynı fikirdeler. Benim tercihim Lord Sarrin ama Lonca'nın yerine karar vermeyeceğim. Bunu oylayın." Kral ayağa kalkıp balkonun açık kapısına doğru ilerledi. "Seçimimin bir sebebi daha var, pratik bir sebep," diye devam etti. "Akkarin Sachaka'da. Buraya zamanında yetişemeyebilir. Lord Sarin, Sonea'nm kara büyüyü dersleri ve diğer etkinliklerinin zamanını almasına rağmen bir hafta içinde öğrendiğine inanıyor. Eğer bir büyücü bütün zamanını bu konuya ayırırsa daha kısa sürede öğrenebilir. Ben..." 182 ' Yüce Lord-Kara Büyücüler


kapl çalmca durdu "Girin." Bir çocuk aceleyle içen girip bir dizi üzerine çöktü. «Lord Balkan geldi Majesteleri." Kral hafifçe başını eğdi ve çocuk aceleyle dışarı çıktı. Balkan içeri girip Kral'ın önünde diz çöktü. "Ayağa kalk." Kral vahşice gülümsedi. "Ziyaretinizin zamanlaması çok iyi Lord Balkan." "Benimle konuşmak isteyebileceğinizi düşündüm Majesteleri," diye karşılık verdi Balkan ayağa kalkarken. Lorlen'e bakıp başıyla kibarca selam verdi. "Hisar'ın düştüğünü duydunuz mu?" "Evet," diye yanıtladı Kral. "Bir büyücünün kara büyü öğrenmesine izin verilmesine karar verdim. Lonca adayları belirleyip oylama yapacak. Eğer Sachakalılar seçtiğiniz büyücü kara büyü öğrenemeden İmardin'e bir tehdit oluşturacak kadar yaklaşırlarsa Hisar'a göndermiş olduğunuz destek kuvveti onlara saldıracak." Lorlen hükümdara baktı. O büyücüleri ölümlerine gönderiyordu. "Onlara burada ihtiyacımız var Majesteleri. Böylece seçilen büyücü mümkün olduğunca çabuk güç toplayabilir." "Onlara gecikmeye kesinlikle ihtiyacımız olduğundan emin olana kadar saldırma emri vermeyeceksiniz." Kral, Balkan'a döndü. "Düşmanı yavaşlatacak veya zayıflatacak başka önerilerin var mı?" Savaşçı başıyla onayladı. "Şehrin savunması bizim için bir avantaj olacaktır. Sachakalılar'ın aşmak zorunda olacağı her engel güçlerinin birazını tüketecektir." "Peki ya Muhafızlar? Onları kullanabilir miyiz?" 183 TRUDİ CANAVAN • Balkan başını iki yana salladı. "Korkarım kolaylıkla bize karşı çevrilebilirler." Kral kaşlarını çattı. "Nasıl?" "Potansiyel büyü yeteneğine sahip ve büyücü olmayan herkes olası bir güç kaynağıdır. Büyücü olmayan herkesin uzaklaştırılmasını öneririm." "Belki de onları İmardin'den göndermeliyim." Balkan bir süre durdu sonra başıyla onayladı. "Eğer mümkünse..." Kral hafifçe güldü. "Birkaç Sachakalı büyücünün İmardin'e saldırmak üzere olduğu haberi yayıldığı zaman şehir


ben bir şey söyleyemeden bomboş kalacaktır. Muhafızlar'ın düzeni sağlamalarını ve Marina'dan ayrılan her geminin makul miktarda kişiyi taşıdığından emin olmakla görevlendireceğim sonra onları da yollayacağım. Başka bir önerin var mı?" Balkan başını iki yana salladı. "Burada kal. Muhafızlar'la istihkam konusunu görüşmeni istiyorum." Kral, Lorlen'e döndü. "Yönetici. Lonca'ya dönüp kara büyücü seçimleri ile ilgilen. Bu kişi ne kadar çabuk başlar ise o kadar iyi hazırlanır. "Elbette Majesteleri." Lorlen ayağa kalktı, Kral'ın önünde diz çöktü ve sonra odadan çıktı. *** "Şimdi ne yapacaksın?" Rothen, Kuzgun'a döndü. Casusun yüzünde sert bir ifade 184 Yüce Lord-Kara Büyücüler vaıul"Bilmiyorum," diye itiraf etti Rothen. "Belli ki artık Sachaka'ya gitmeme bile gerek yok." "Ama İchaniler'in gerçekten var olup olmadığını bulmak Sachaka'ya gitmenin tek sebebi değildi. Hâlâ Sonea'yı arayabilirsin." "Evet." Rothen kuzeydoğuya doğru baktı. "Ama Lonca' nın... Kyralia'nın... bu Sachakalılar'la savaşmak için bütün büyücülere ihtiyacı var. Sonea... Sonea'nın benim yardımıma ihtiyacı olabilir ama ona yardım etmek Kyralia'yı kurtarmayacak." Kuzgun, Rothen'i sessizce ve beklentiyle izliyordu. Rothen göğsünde bir ağrı hissetti, sanki kalbi aynı anda iki farklı yöne doğru çekiliyordu. İchaniler gerçek, diye düşündü. Akkarin yalan söylemiyordu. Sonea kandırılmış değil. Birden bire büyük bir rahatlama hissetti, Sonea'nın verdiği kararlar doğru kararlar olmasa da iyi niyetle verilmiş kararlardı. Sonea Sachaka'da... İchanjler ise burada... Belki de Sonea şimdilik güvencededir. Eğer Lonca'ya yardım edersem belki de dönecek bir evi olur. "Kalacağım," dedi yüksek sesle, "imardin'e döneceğim." Kuzgun başıyla onayladı. "Yük arabası ve içindekileri


Calia'da iki dinlenmiş atla değiştirebiliriz; tabi destek kuvveti hepsini almadıysa." Destek kuvveti... Lord Yikmo ve diğerleri henüz Hisar'a varmış olamazlardı. Büyük ihtimalle Lonca'nın geri kalanına katılmak için İmardin'e döneceklerdi. "Ben de Calia'da bekleyip destek kuvvetine katılabi185 TRUDİ CANAVAN lirim," dedi Rothen. Casus hafifçe başını eğdi. "O zaman burada ayrılıyoruz Sizinle çalışmak bir onurdu Lord Rothen." Rothen solgun bir şekilde de olsa gülümsemeyi başardı "Arkadaşlığınızdan ve derslerinizden çok keyif aldım Kuzgun." Casus, Rothen'in yorumuna kahkahayla güldü. "İyi yalan söylüyorsunuz Lord Rothen." Sonra omzunu silkti. "Tabi sizi ben eğittim. Bu derslerin uygulamaya konulamayacak olması çok yazık. Ama bir büyücü olarak eğitildiğiniz şeyi yapmalısınız." Rothen'in gözlerinin içine baktı. "Kyralia'yı savunmalısınız." *** Oldukça küçük olan ev ağaçların arasından göründüğünde Sonea, bunun da bir çiftçinin evi olduğunu düşündü ama yoldan çıktıklarında Dorrien gururla binayı işaret etti. "Evim." Evin önünde atını durdurdu. Diğer atlılar Akkarin ve Sonea atlarından inerken gergin bir şekilde onları izliyorlardı. Sonea atını adamlardan birine götürdü. "Atınızı ödünç verdiğiniz için teşekkürler," dedi. Adam dizginleri almadan önce Sonea'ya şüpheli bir şekilde baktı. Sonea, Akkarin'in yanına dönüp Dorrien'in adamlara teşekkür edip onarlı göndermesini izledi. "Endişeliler," dedi Dorrien döndüğünde. "Bir an size eşlik ediyorum, bir sonrakinde ise yolda ölü bir Sachakalı var ve ben sizin hakkınızda fikrimi değiştirmişim." 186 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Onlara ne söyledin?" diye sordu Akkarin. "Saldırıya uğradığımızı ve sizin beni kurtardığınızı. Ben


Je bu yüzden karşılığında size yemek ve bir gecelik dinlenme hakkı tanımaya karar verdiğimi ve bunu başkalarına anlatmazlarsa mutlu olacağımı da ekledim." "Sözünü dinleyecekler mi?" "Aptal değiller. Ayrıntıları bilmeseler de önemli bir şeyler olduğunu biliyorlar. Ama istediğimi yapacaklar." Akkarin başıyla onayladı. "Onlara borçluyuz. Atları yakalayıp geri getirmiş olmasalardı hâlâ yürüyor olacaktık. Bu cesaret ister." Dorrien başını hafifçe eğdi. "İçeri girin. Kapı kilitli değil. Eğer açsanız içeride taze ekmek ve bir çömlek çorba var. Atımla ilgilendikten sonra yanınıza geleceğim." Sonea, Akkarin'in peşinden eve girdi. İçeride bina kadar geniş bir oda vardı. Bir duvarda bir tezgah ve raflar vardı. Tezgahtaki sebze meyve sepetinden ve saçılmış olan çömleklerle aletlerden Sonea, Dorrien'in yemeğini burada hazırladığını anladı. Birkaç ahşap sandalye ile büyük, alçak bir masa odanın kalanını kaplıyordu. Diğer duvarlar da raflarla doluydu ve her yer kavanozlar, şişeler, kutular ve kitaplarla doluydu. Başka odalara açılan iki kapı vardı. Kapılardan biri açıktı ve içeride düzeltilmemiş bir yatak göze çarpıyordu. Akkarin yemek pişirme alanına gittiğinde Sonea, sandalyelerden birine oturup etrafa göz gezdirdi. Darmadağınık, diye düşündü. Rothen'in dairesine hiç benzemiyor. Kendini garip bir şekilde sakin hissediyordu. Makin'in Hisar'dan göndermiş olduğu görüntüler onu dehşete 187 TRUDİ CANAVAN düşürmüştü ama şimdi, saatler sonra, kendini sadece uyuşmuş ve tamamen tükenmiş hissediyordu. Ayrıca beklenmedik bir şekilde rahatlamıştı. Biliyorlar, diye düşündü. Lonca...Rothen... herkes., doğruyu söylediğimizi biliyor. Tabi artık bunun hiçbir faydası yok. "Aç mısın?" Sonea, Akkarin'e baktı. "Sorman bile hata.." Akkarin iki kase alıp içlerine bir çömlekten çorba doldurdu ve tezgahtaki büyük bir somundan yumruk büyüklü-


ğünde iki parça ekmek kopardı. Kaseleri masaya taşırken dumanları tütmeye başlamıştı bile. "Gerçek yemek," diye mırıldandı Sonea, Akkarin kaselerden birini kendine uzattığında. "Yaptığın yemekleri sevmediğimden değil," diye ekledi. "Sınırlı malzemen vardı." "Evet, ayrıca Takan'ın yeteneğine de sahip değilim." "Takan bile daha iyisini yapamazdı." "Emin olma. Sence Dakova neden onu bu kadar süre yanında tuttu?" Sessizce yemeklerini yediler. Sonea boşalmış kasesini masaya bırakırken Dorrien içeri girdi. Kaseyi işret edip gülümsedi. "Güzel olmuş mu?" Sonea başıyla onayladı. Dorrien bir sandalyeye çöktü. "Biraz uyumalısın," dedi Akkarin. "Biliyorum," dedi Dorrien, "Ama uyuyabileceğimi sanmıyorum. Kafamda çok fazla soru var." Başını iki yana salladı. "O büyücü... Geçit'i koruyorduysa nasıl onu geçmeyi 188 Yüce Lord-Kara Büyücüler başardınız?" "Küçük bir aldatmacayla," diye karşılık verdi Akkarin. Olayı anlatmaya başlayınca Sonea, Akkarin'i dikkatle izledi. Farklı gözüküyordu. Soğuk ve mesafeli değildi. "Parika'nın Kyralia'ya bizi bulmak için girdiğini sanıyordum ama Hisar'a saldırılınca bunun istilanın bir parçası olduğunu anladım." "Çok güçlüydü," Dorrien, Sonea'ya baktı. "Onu nasıl durdurdun?" Sonea yanaklarının yanmaya başladığını hissetti. "Kalbini durdurdum. Şifa büyüsüyle." Dorrien şaşkınlığını belirten bir ses çıkardı. "Karşı koymadı mı?" "ichaniler nasıl Şifa verileceğini bilmiyorlar, bu yüzden ona böyle bir şey yapabileceğimi bilmiyordu." Omzunu silkti. "Birine böyle bir şey yapacağımı ben de asla tahmin etmezdim." "Senin yerinde olsaydım ben de aynı şeyi yapardım. Sonuçta seni öldürmeye çalışıyordu." Akkarin'e baktı. "Parika, Geçit'teki tek Sachakalı mıydı?"


"Evet. Ama bu daha sonra başkalarının gelmeyeceği anlamına gelmez." "O zaman köylüleri uyarmalıyım." Akkarin başıyla onayladı. "İchaniler büyücü olmayanları avlarlar, özellikle de büyü potansiyeline sahip olanları." Şifacı'nın gözleri büyüdü. "Yani Hisar'dan İmardin'e kadar bütün çiftçilerle köylüleri avlayacaklar." "Eğer Lonca mantıklı davranırsa yoldaki bütün köy ve kasabaları boşaltacaktır. Ama Kariko diğer İchaniler'in yolda 189 TRUDİ CANAVAN vakit harcamasına izin vermeyecektir. Lonca'nın benim hak kımda fikrini değiştirip Sonea'yla benim kendimizi güçlen dirip onlarla savaşmamız için geri çağrılmamızdan endişe edecektir." Dorrien bir an durup Akkarin'e baktı. Kendiyle mücadele ediyor gibi görünüyordu, sonra bir an Sonea'ya baktı. "Peki ya Lonca sizi çağırmazsa ne olacak? Ne yapabilirler?" Akkarin başını iki yana salladı. "Hiçbir şey. Beni geri çağırıp kara büyü kullanmama izin verseler bile sekiz İchani'ye yetecek kadar güçlenecek zamanım yok. Şu anda Yüce Lord olsaydım Lonca'nın İmardin'i terk etmesini sağlardım. Seçtiğim birkaç kişiye kara büyü öğretip daha sonra dönüp Kyralia'yı geri alırdım. Dorrien, Akkarin'e dehşetle baktı. "Kyralia'yı terk etmek mi?" "Evet." "Başka bir yolu olmalı." Akkarin başını iki yana salladı. "Ama geri döndün. Eğer savaşmak niyetinde değilsen bunu neden yaptın?" Akkarin solgun bir şekilde gülümsedi. "Kazanmayı beklemiyorum." Dorrien'in gözleri Sonea'ya kaydı. Sonea neredeyse Dorrien'in düşüncelerini duyabiliyordu. Sen de mi böyle düşünüyorsun? "Ne yapacaksın?" diye sordu Dorrien kısık sesle. Akkarin kaşlarını çattı. "Henüz karar vermedim. İmardin'e gizlice dönüp Lonca'nın beni çağırmasını beklemeyi düşünüyordum."


190 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Bunu hâlâ yapabiliriz," diye araya girdi Sonea. "Atımız ve paramız yok. Bunlar olmadan İmardin'e onlardan önce varamayız." Dorrien zayıf bir şekilde gülümsedi. "Bu konuda size yardım edebilirim." "Lonca'nın emirlerine karşı mı geleceksin?" Şifacı başını eğdi. "Evet. Şehre ulaştığınızda ne yapacaksınız?" "Lonca'nın beni geri çağırmasını bekleyeceğim." "Ya çağırmazlarsa?" Akkarin içini çekti. "O zaman hiçbir şey yapamam. Bugün Parika'dan biraz güç elde ettim ama bir İchani'yle karşılaşabilecek kadar değil." Sonea başını iki yana salladı. "Bu sabah da bir İchani'yle karşılaşabilecek kadar güçlü değildik ama yine de öldürmeyi başardık. Neden aynı şeyi diğerlerine de yapmayalım? Tükenmiş rolü yapıp bizi yakalamalarına izin veririz sonra da Şifa gücü ile onları öldürürüz." Akkarin kaşlarını çattı. "Bu çok tehlikeli. Daha önce hiç gücün çekilmedi. Bir kere gücün çekilmeye başladığında kendi büyünü kullanamazsın. Şifa veremezsin." "O zaman hızlı oluruz." Akkarin'in yüz ifadesi biraz daha karardı. "Diğer İchaniler ne yaptığını görürler. Ne olduğunu anlamasalar bile dikkatli olurlar. Tenlerine oluşturacakları bir kalkan Şifa gücünü üzerlerinde kullanmanı engelleyecektir." "O zaman biz de diğerlerinin görmediğinden emin oluruz." Sonea öne doğru eğildi. "Onları yalnızken avlarız." "Bir arada kalabilirler." "O zaman biz de ayrılmaları için sebep veririz." 191 TRUDİ CANAVAN Akkarin düşünceli gözüküyordu. "Şehir ortamına ÖIJÇL değiller ve varoşlar da tam bir labirent gibi." "Hırsızlar'ı kullanabiliriz." Dorrien, Sonea'ya baktı, ardından gözlerini kıstı. "Rothe onlarla bütün bağını kopardığını söylemişti." Sonea, Rothen'in adını duyunca irkildi. "O nasıl?" "Lorlen zihinsel iletişimi yasakladığından beri kendisinden haber almadım," diye karşılık verdi Dorrien. Akka-


rin'e baktı. "Sonea'nın hâlâ hayatta olduğunu öğrenmekten çok mutlu olacaktır. Eğer Lonca'ya sizi gördüğümü söylersem yardım etmek istediğinizi de söyleyebilirim." "Hayır." Akkarin'in yüzünde uzak ve düşünceli bir ifade vardı. "Eğer Sonea'yla İchaniler'e pusu kuracaksak bürıda olduğumuzu bilemeliler. Öğrenirlerse birleşip bizi avlarlar." Dorrien dikleşti. "Lonca varlığınızı bir..." "İchani ilk öldürdüğü büyücünün zihninden okuyacaktır." Akkarin karanlık gözlerle Dorrien'e baktı. "O numarayı nereden öğrendiğimi sanıyorsun?" Dorrien'in yüzü soldu. "Off!" "Lonca bizim şehirde olduğumuzu bilmemeli," dedi Akkarin, sesinde bir uyarı tınısı vardı. "Yani onlara bizimle karşılaştığını veya Parika'yla yaşananları söylememelisin. Ne kadar az kişi bilirse İchaniler'in planımızı öğrenme olasılığı da o kadar azalır." "Bu bir planımız olduğu anlamına mı geliyor?" diye sordu Sonea. Akkarin, Sonea'ya gülümsedi. "Bir planın başlangıcı diyelim. Önerin işe yarayabilir ama Kariko üzerinde etkili olmayabilir. Dakova benden Şifa öğrenmiş; fakat bu sırrı kendisine saklamıştı. Kardeşine öğretip öğretmediğinden 192 üce Lord-Kara Büyücüler değilim ama öğretmemiş olsa bile Kariko büyük ihtiefX)lf\ Sifa'nm mümkün olduğunu ve bu yolla birine nasıl marJverilebileceğini biliyordur." »O zaman Kariko'dan kaçınıyoruz," dedi Sonea. "Bu ..|dürmemiz gereken yedi İchani olduğu anlamına gelir ki bu dabizi bir süre °yalayacaktır-" Dorrien kıkırdadı. "Bir planınız varmış gibi gözüküyor, lonca stratejisini hazırlarken bir iki ipucu verebilirim. Söylememi istediğiniz bir şey varsa..." "Söyleyebileceğin herhangi bir şeyin onları saklanmaya ikna edebileceğini sanmıyorum," diye karşılık verdi Akkarin. "Ama saklanabilirler. Savaşıp kendilerini tükettikleri zaman," diye belirtti Sonea. Akkarin başıyla onayladı. "Onlara güçlerini tek bir İchani üzerinde yoğunlaştırmalarını söyle. Sachakalılar birbirilerine yardım edip desteklemeye alışkın değiller. Beraber kalkan yapmayı bilmiyorlar."


Dorrien başıyla onayladı. "Başka bir şey?" "Yolda düşüneceğim. Ne kadar erken yola çıkarsak o kadar iyi." Şifacı ayağa kalktı. "Gidip sizin için at bulayım." "Temiz giysi de bulabilir misin?" "Kılık değiştirmeliyiz," diye ekledi Akkarin. "Hizmetkar kıyafetleri ideal olur ama sade bir şeyler de iş görür." Dorrien'in kaşları kalktı. "Hizmetkarlarım mı olacaksınız?" Sonea bir parmağını Dorrien'e uyarırcasına salladı. "Evet... Ama buna alışmasan iyi olur." 193 Bölüm 11 Geçmişin Mirası Lorlen k.ıl uğundan kalkarken Ana Salon tamamen sessizdi. "Bu Toplantı'yı Kral'ın arzusu ile istedim. Hepinizin bildiği üzere dün Hisar'a sekiz Sachakalı büyücü tarafından saldırıldı ve ele geçirildi. Hisar'daki yirmi bir Savaşçının iki tanesi hariç hepsi öldürüldü." Kalabalığın içinde bir fısıltı dolaştı. İki Savaşçı'nın Hisar'dan kaçabilmiş olması Lorlen'in gün içinde aldığı tek iyi haberdi. "Görünüşe göre eski Yüce Lord'un iddialarının ve öngörülerinin bazıları doğruymuş. Büyük güçlere sahip Sachakalı büyücüler tarafından istila edilme tehlikesi altındayız. Kara büyü kullanan büyücüler tarafından..." Lorlen durup salona göz gezdirdi. "Müttefik Ülkeler'i korumak için zayıf ve sayıca yetersiz olduğumuz olasılığını göz ardı edemeyiz. Bu koşullar sebebiyle Kral kanunlarımızı askıya alıp aramızdan kesinlikle güvenilir olan birini kara büyü öğrenmesi için seçmemizi istedi." Salon bir anda seslerle doldu. Lorlen kalabalıkta farklı tepkiler gördü. Bazı büyücüler itirazlarını dile getirirken bazıları ise boyun eğmiş görünüyorlardı. 194 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Sizden bu rol için adayları belirlemenizi istiyorum," ,. bağırdı sesini duyurabilmek için. "Dikkatli düşünün.Bu hüvücünün etkinlikleri katı kurallarla sınırlandırılacak, ç ilen büyücü hayatı boyunca Lonca topraklarından çıkamayacak, Lonca içinde otorite içeren herhangi bir yetkiye sahip olamayacak, öğretmenlik yapamayacak. Bu kurallar


bu pozisyonunu yaratmanın sonuçlarına göre daha da sınırlayıcı olabilir." Lorlen hiçbir büyücünün yüzünde heves izi görmediğine memnun olmuştu. "Sorusu olan?" "Lonca bu isteği reddedebilir mi?" dedi bir ses. Lorlen başını iki yana salladı. "Kral bu emri verdi." "Yaşlılar Konseyi böyle bir şeyi asla onaylamaz!" diye itiraz etti Lonmarlı bir büyücü. "İttifak anlaşmasına göre Kyralia Kralı, Müttefik Ülkeler'i büyü içeren bir tehditten korumak için elinden gelen her şeyi yapmakla yükümlüdür," diye karşılfk verdi Lorlen. "Ben ve Yüksek Büyücüler bu konuyu Kral'L defalarca tartıştık. İnanın bana daha iyi bir seçenek olsaydı Kral asla böyle bir karar vermezdi." "Peki ya Akkarin?" dedi başka bir büyücü. "Neden onu geri çağırmıyoruz?" "Kral bunun daha iyi bir karar olduğunu düşünüyor," diye cevap verdi Lorlen dik bir şekilde. Başka soru sorulmadı. Lorlen başını eğdi. "Düşünmek için yarım saatiniz var. Eğer birini aday göstermek istiyorsanız lütfen Lord Osen'le konuşun." Lorlen, büyücülerin yerlerinden kalkıp Kral'ın emrini tartışmak için küçük gruplar oluşturmalarını izledi. Bazıları doğrudan Lord Osen'e yaklaştı. Yüksek Büyücüler beklen195 TRUDİ CANAVAN medik şekilde sessizdiler. Zaman yavaşlamış gibiydi. Yarı saat dolduğunda Lorlen ayağa kalktı ve yanındaki gone vurdu. "Lütfen oturun." Büyücüler yerlerine dönerken Osen merdivenleri çı^p Lorlen'in yanına geldi. "Bu ilginç olacak," diye mırıldandı Müdür Jerrik. "Bu onura kimleri layık gördüler?" Osen omuzlarını kaldırdı. "Sürpriz yok. Lord Sarrin'i Lord Balkan'ı, Leydi Vinara'yı ve," Lorlen'e baktı, "Yönetici Lorlen'i önerdiler." "Beni mi?" diye bağırdı Lorlen şaşkınlıkla. "Evet." Osen eğleniyor görünüyordu. "Biliyorsunuz oldukça popülersiniz. Bir büyücü bu yükü Kral'ın danışmanının yüklenmesi gerektiğini söyledi." "İlginç bir fikir," diye kıkırdadı Balkan, ardından gayet maksatlı bir şekilde en üst sıraya baktı. Lord Molkan, Balkan'a baktı, yüz ifadesi dikkatten ani bir endişeye döndü.


"Bırakalım da sonuçlarıyla Kral uğraşsın." "Kendine bir gün içerisinde yeni bir danışman bulabilir," dedi Vinara ifadesiz bir şekilde. Lorlen'e baktı. "Artık şu işi bitirelim." Lorlen başıyla onayladı ve salona doğru döndü. "Kara büyücülük görevi için adaylar şu kişilerdir: Lord Sarrin, Lord Balkan, Leydi Vinara ve ben." Beni seçmeyecekleri ir herhalde, diye düşündü. Ya seçerlerse? "Adaylar oy vermeyecektir. Lütfen ışıklarınızı yaratın." Yüzlerce ışık küresi tavana doğru yükseldi. Lorlen'in kalbi fazla hızlı atıyordu. Osen'in yorumu zihninde dönüp 196 Yüce Lord-Kara Büyücüler ordu. "Biliyorsunuz oldukça popülersiniz." Yönetici i k konumunu kaybedip Akkarin'in bile kötü bir tür büyü |arak nitelendirmiş olduğu şeyi öğrenmek zorunda kalmak olasılığı kanını donduruyordu. "Lord Sarrin lehine oy verecekler ışıklarınızı mor renge çevirin," diye emretti. "Lord Balkan için kırmızı, Leydi Vinara için yeşil renge çevirin." Bir an durup yutkundu. "Benim için de mavi renge çevirin." Sözlerini bitirmeden Lorlen'in cüppe renklerini seçeceğini anlayan büyücüler kürelerinin rengini değiştirmeye başlamıştı. Yavaş yavaş bütün küreler renk değiştirdiler. Çok yakın, diye düşündü Lorlen. Saymaya başladı. "Sarrin," dedi Balkan. "Evet, ben de aynı sonuca ulaştım," diye onayladı Vinara. "Fakat ikinci sırada sen geliyorsun." Lorlen haklı olduklarını anlayınca rahatlayarak, içini çekti. Dönüp Sarrin'e bakınca yaşlı büyücüye karşı büyük bir sempati hissetti. Sarrin solgun ve hasta görünüyordu. "Koruyucumuz Lord Sarrin olacak," diye bildirdi Lorlen. Topluluğa dikkatle bakınca yüzlerde gönülsüz bir kabulleniş gördü. "Lord Sarrin, Simyacılar Başı görevini terk edip kara büyü üzerine çalışmaya hemen başlayacaktır. Bu Toplantı'yı bitmiştir." "Uyan küçük Sonea." Sonea yavaşça kendine geldi. Şaşkınlıkla atının durmuş olduğunu fark etti. Etrafına baktığında Dorrien'in yüzünde


197 TRUDİ CANAVAN garip bir ifadeyle kendine bakmakta olduğunu gördü Reve doğru giden bir yolun kenarında duruyorlardı. Akkari görünürlerde yoktu. "Bize biraz yiyecek almaya gitti," diye açıkladı Dorrien Sonea başıyla onaylayıp esnedi ve yüzünü ovuşturdu Tekrar Dorrien'e baktığında genç büyücünün, hâlâ yüzünde düşünceli bir ifadeyle kendisini izlediğini gördü. "Ne düşünüyorsun?" diye sordu. Dorrien başını çevirip çarpık bir şekilde gülümsedi. "Fırsatım varken seni Lonca'dan kaçırmış olmalıydım diye düşünüyorum." Sonea tanıdık bir suçluluk hissetti. "Lonca sana izin vermezdi. Ben de izin vermezdim." Dorrien bir kaşını kaldırdı. "Vermez miydin?" "Hayır." Sonea, Dorrien'in gözlerine bakmaktan kaçındı. "Lonca'da kalıp büyü öğrenmek istediğime karar vermem oldukça uzun sürdü. Fikrimi değiştirmemi sağlamak bundan da uzun bir süre gerektirirdi." Dorrien durakladı. "Sence... seni baştan çıkaramaz mıydım?" Sonea kaynağa gittikleri günü ve Dorrien'in öpücüğünü düşününce gülümsemesine engel olamadı. "Belki. Seni doğru düzgün tanımıyordum bile Dorrien. Birkaç hafta biri hakkında emin olmak için yeterli bir süre değil." Dorrien'in gözleri Sonea'nın omzunun gerisine kaydı. Sonea döndüğünde, Akkarin'in onlara doğru geldiğini gördü. Kısa sakalı ve sade giysileriyle her hangi birinin onu tanıyabileceğini sanmıyordu. Ama yine de dikkatle bakan biri ata fazla iyi bindiğini anlayabilirdi. Bunu ona söylemeliydi. 198 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Peki ya şimdi emin misin?" Sonea, Dorrien'e söndü. "Evet." Dorrien derin bir şekilde içini çekti, ardından başıyla onayladı. Sonea tekrar Akkarin'e baktı. Akkarin'in yüzünde sert ve katı bir ifade vardı. "Ama onu buna ikna etmek zoc oldu." Dorrien boğulur gibi bir ses çıkardı. Sonea böyle düşün-


cesiz bir yorum yaptığı için kendine küfrederek döndüğünde, Dorrien'in kahkaha atmaya başladığını gördü. "Zavallı Akkarin!" dedi Dorrien başını iki yana sallayarak. Sonea'ya yan gözle bakarak başını bir kez daha salladı. "Bir gün zorlu bir kadın olacaksın." Sonea, Dorrien'e bakakaldı, yüzünün yanmaya başladığını hissediyordu. Bir cevap düşünmeye çalıştı ama kelimeler aklına gelmeyi reddediyordu. Akkarin yanlarına gelince bundan vazgeçti. Akkarin, Sonea'ya yuvarlak, küçük bir ekmek verirken dikkatle baktı. Sonea yüzünün tekrar yanmaya başladığını hissetti. Akkarin'in kaşları kalktı ve Dorrien'e doğru şüpheyle baktı. Şifacı gülümseyip topuklarının atının böğrüne vurdu ve ilerlemeye başladı. Yola devam ettiler, atın üzerinde yiyorlardı. Bir saat sonra küçük bir köye ulaştılar. Sonea ve Akkarin atlarından inip yularları Dorrien'e verdiler; Şifacı da dinlenmiş atlar bulmak için uzaklaştı. "Dorrien'le ne hakkında tartışıyordunuz?" diye sordu Akkarin. Sonea, Akkarin'e döndü. "Tartışmak mı?" "Çiftlik evinin dışında, ben yemek alırken." 199 TRUDİ CANAVAN "Oh... Omu? Hiçbir şey." Akkarin gülümseyip başını salladı. "Hiçbir şey. Bu çok ilginç bir konu. İnsanlarda inanılmaz tepkiler yaratabilir." Sonea, Akkarin'e soğuk bir şekilde baktı. "Belki de bu seni ilgilendirmediğini söylemenin kibar bir yoludur." "Eğer öyle diyorsan." Sonea bir anda Akkarin'in yüzündeki bilgiç ifade yüzünden ani bir kızgınlık hissetti. Onu okumak bu kadar kolay mıydı? Eğer ben onun ruh halini bu kadar kolay anlayabiliyorsam büyük ihtimalle o da benimkini aynı kolaylıkla anlıyordur. Akkarin esneyip gözerini kapattı. Gözlerini tekrar açtığında çok daha tetikte görünüyordu. En son ne zaman uyuduk?


diye düşündü Sonea. Geçit'ten geçtikten sonraki sabah. Ondan önce? Her gün bir iki saat. Ve yolculuğun ilk yarısında Akkarin hiç uyumadı... "Artık kabus görmüyor musun?" diye sordu aniden. Akkarin kaşlarını çattı. "Hayır." "Kabuslarında ne görüyordun?" Akkarin, Sonea'ya o kadar keskin bir şekilde baktı ki Sonea sorduğuna pişman oldu. "Özür dilerim," dedi. "Sormamalıydım." Akkarin derin bir nefes aldı. "Hayır. Sana söylemeliyim. Köle olduğum zamanları görüyorum. Özellikle bir kişiyi." Durakladı. "Dakova'nın köle kadınını." "İlk başta sana yardımcı olanı mı?" "Evet," dedi Akkarin sessiz bir şekilde. Duraksayıp bakışlarını kaçırdı. "Onu sevmiştim." Sonea şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Akkarin ve köle kız 200 Yüce Lord-Kara Büyücüler sevmiş miydR Başka birini mi sevmişti? İçinde bir <rıl[ .n|ik ve kızgınlık kabarmaya başladı. Bu hisleri suçlu^''Ü.'Lusu izledi. Yıllar önce ölmüş olan bir kadını mı kısanıyordu? Bu çok saçmaydı. «Dakova bunu biliyordu," diye devam etti Akkann. «Birbirimize dokunmaya cüret edemezdik. Yoksa bizi öldüürdü. Bize ne şekilde olursa olsun işkence etmekten keyif 1,,-d, O kız Dakova'nın... onun zevk kölesiydi." Sonea nasıl bir şey olduğunu anlamaya başlayınca ürperdi Birbirini sürekli görüp yine de dokunamamak. Diğerinin işkence görüşünü izlemek. K.zın çektiklerini görürken Akkarin'in hissetmiş olduklarını tahmin bile edemiyordu. Akkarin içini çekti. "Ölümünü her gece görürdüm. Rüyalarımda ona, kaçabilsin diye Dakova'nın dikkatini dağıtacağımı söylüyorum. Onu bulmasını engelleyeceğimi. Ama beni dinlemiyor. Her seferinde Dakova'ya gidiyor." Sonea uzanıp Akkarin'in eline dokundu. Akkarin'in parmakları Sonea'nın elinin üzerine kapandı. "Bana köleler için bir büyücüye hizmet etmenin onur verici olduğunu söylemişti. Kölelerin onur anlayışının hayatlarına katlanmalarını kolaylaştırdığını söylemişti. Başka bir şansları olmadığı için böyle düşünmelerini anlayabiliyor-


dum ama şansları olduğunda... veya efendileri onları öldürmeye niyetlendiğinde." Sonea, Takan'ı; Akkarin'e "efendi," diye hitap etmesini ve İchani' bıçağını Akkarin'e, bileklerinin üzerinde sanki bıçaktan fazlasını sunarmış gibi uzatışını hatırladı. Belki de gerçekten bıçaktan fazlasını sunuyordu. "Takan asla bu şekilde düşünmekten vazgeçmedi değil 201 TRUDİ CANAVAN mi?" diye sordu sessizce. Akkarin, Sonea'ya baktı. "Hayır," dedi. "Ömrü boyunca sürmüş olan alışkanlıklarını bırakamadı." Kıkırdamak için durdu. "Ama sanırım son birkaç yıldır bu ritüeli sırf beni kızdırmak için yapıyordu. O hayata asla isteyerek dönmeyeceğini biliyorum." "Sonuçta seninle kaldı ama kendisine büyü öğretmene izin vermedi." "Hayır ama bunun basit bir sebebi var. Takan, Lonca'ya katılamazdı. Çok fazla soru sorulurdu. Onun için uygun bir geçmiş uydursak bile zihni paylaşmayı içeren derslerden kaçamazdı. Ona gizlice büyü öğretmek fazla riskli olurdu. Sachaka'ya dönseydi kara büyü bilmeden hayatta kalamazdı. Sanırım Sachaka'da böyle bir bilgiye sahip olma konusunda kendine güvenmiyordu. Sachaka'da sadece köleler ve efendiler vardır. Bir efendi olarak hayatta kalmak için kendi köleleri olması lazım." Sonea ürperdi. "Çok kötü bir yer gibi görünüyor." Akkarin omzunu silkti. "Her efendi zalim değildir. İchaniler dışlanmış olanlardır. Kral'ın şehirden sürmüş olduğu büyücüler... ki bunun tek sebebi de hırslı olmaları değil." "Kral onların gitmesini nasıl sağlıyor." "Kendi güçleri oldukça büyüktür ve destekçileri de var." "Sachaka Kralı bir büyücü mü?" "Evet." Akkarin gülümsedi. "Sadece Müttefik Ülkeler'de büyücülerin yönetmesini veya politikada gereğinden fazla etkiye sahip olmalarını yasaklayan kanunlar var."


"Kral'ımız bunu biliyor mu?" "Evet ama Sachakalı büyücülerin ne kadar güçlü oldu202 Yüce Lord-Kara Büyücüler u anlayamıyor... Şey, sanırım artık anlıyor." ' "Sachaka Kralı, İchaniler'in Kyralia'yı istila etmesi konusunda ne düşünür?" Akkarin kaşlarını çattı. "Bilmiyorum. Kariko'nun planından haberdar olsaydı hoşuna gitmezdi ama büyük ihtimalle asla işe yaramayacağını düşünürdü. İchaniler birbirileri ile savaşmakla o kadar meşguldürler ki bir ittifak kurmak akıllarına gelmez. Komşu ülkesi bir İchani tarafından yönetilirse Sachaka Kralı'nın ne yapacağını görmek ilginç olurdu. "Bize yardım eder mi?" "Oh, sanmam." Akkarin sertçe güldü. "Sachakalılar'm Lonca'dan ne kadar nefret ettiğini unutuyorsun." "Savaş yüzünden mi?-Ama savaşın üzerinden çok zaman geçti." "Lonca için çok zaman geçti. Sachakalılar savaşı unutamaz, ülkelerinin yarısı çorak topraklarla kaplıyken mümkün değil." Akkarin başını iki yana salladı. "Lonca, savaştan sonra Sachaka'yı kaderine terk etmemeliydi." "Ne yapmalıydı?" Akkarin başını çevirip dağlara baktı. Sonea, Akkarin'in bakışlarını takip etti. Daha birkaç gün önce bu sivri uçlu sınırın öbür tarafındaydılar. "Yaşanan savaş büyücüler arasındaydı," diye mırıldandı Akkarin. "Büyücü olmayanlardan oluşan orduları büyücülere karşı göndermenin hiçbir mantığı yoktu, özellikle kara büyü kullanan büyücülere karşı. Sachaka, Kyralia'lı büyücüler tarafından fethedildi ki o büyücüler zengin ülkelerine geri döndüler. Sachaka İmparatorluğu'nun zaman içinde tekrar güçlenip bir tehlike oluşturabileceğini biliyorlardı; bu 203 TRUDİ CANAVAN yüzden ülkeyi fakir tutmak için çorak toprakları yarattılar Eğer birkaç Lonca büyücüsü Sachaka'da kalsaydı, köleleri


özgürleştirip büyücülere güçlerini insanlara yardım etmek için kullanabileceklerini gösterselerdi, Sachakalılar belki de daha barışçıl ve özgür bir toplum olma yolunda ilerleyebilirdi ve bugünkü durum hiç yaşanmazdı." "Anlıyorum," dedi Sonea yavaşça, "Ama aynı zamanda neden bunun asla gerçekleşmediğini de anlayabiliyorum. Lonca sıradan Kyralialılar'a yardım etmiyorken neden sıradan Sachakalılar'a yardım etsin ki?" Akkarin düşünceli bir şekilde Sonea'ya baktı. "Bazıları yardım ediyor. Örneğin Dorrien." Sonea bakışlarını kaçırmadı. "Dorrien bir istisna. Lonca çok daha fazlasını yapmalı." "Eğer kimse gönüllü olmazsa hiçbir şey yapamayız." "Elbette yapabilirsiniz." "Büyücülerin kendi istekleri dışında çalışmaları için onları zorlar miydin?" "Evet." Akkarin'in kaşları kalktı. "İşbirliği yapacaklarından şüpheliyim." "Belki de işbirliği yapmazlarsa gelirleri kısılabilir." Akkarin gülümsedi. "Hizmetkarlar gibi muamele gördüklerini düşünürler. Çocuklarının sıradan insanlar gibi çalışmak zorunda olacaklarını düşünürlerse kimse çocuğunun Lonca'ya katılmasını istemez." "Evler'den hiç kimse istemez," diye düzeltti Sonea. Akkarin gözlerini kırpıştırdı, sonra kıkırdadı. "Lonca sana eğitim vermeyi teklif ettiği anda karışıklık çıkaracak biri 204 Yüce Lord-Kara Büyücüler Iduğunu anlamıştım. Seni onlardan aldığım için bana minnettar olmalılar." Sonea bir cevap vermek için ağzını açtı; fakat Dorrien'in geldiğini görünce bir şey söylemedi. Dorrien yeni bir ata biniyordu ve yanında iki at daha vardı. "En iyileri değiller," dedi dizginleri uzatarak, "Ama iş görürler. Bütün ülkeden büyücüler, aceleyle İmardin'e gidiyorlar; bu yüzden dinlenmiş at ve dinlenme evi kaynakları hızla tükeniyor." Akkarin sert bir şekilde başıyla onayladı. "O zaman acele etmeliyiz yoksa kaynaklar tamamen tükenecek." Atlardan birinin yanına geçip tek bir hamlede üzerine çıktı. Sonea diğer ata bindi. Botunu üzengiye geçirirken Akkarin'i dikkat-


le izliyordu. Onu karışıklık yaratıcı biri olarak nitelendirmişti; ama bu söylediklerine katılmadığı anlamına gelmezdi. Belki de kendisiyle aynı fikirde bile olabilirdi. Peki bu neyi değiştirirdi? Birkaç gün içerisinde Lonca diye bir şey kalmayabilirdi ve fakir insanlar Arınma'ya katlanmaktan çok daha kötü şeylerin olduğunu öğrenebilirlerdi. Sonea ürperip bu düşünceyi aklından uzaklaştırdı. *** Büyücüler Makamı'nın koridoru neredeyse öğlearasındaki Akademi kadar kalabalık, diye düşündü Dannyl. Yaldin'le birlikte, büyücüler, eşleri ve çocuklarından oluşan grupların yanından geçtiler. Hepsi de Toplantı'yı konuşuyorlardı. Yaldin, dairesinin kapısına geldiğinde Dannyl'e bakıp 205 TRUDİ CANAVAN içini çekti. "Bir fincan sumi içmek ister misin?" diye sordu. Dannyl başının hafifçe eğdi. "Eğer Ezrille rahatsız olmayacaksa?" Yaldın gülmeye başladı. "İnsanlara benim sözümün geçtiğini söylemeyi seviyor ama sen ve ben -tabii bir de Rothen- kimin patron olduğunu biliyoruz." Kapıyı açıp Dannyl'i konuk odasına davet etti. Ezrille koltuklardan birinde, üzerinde parıldayan mavi bir gecelikle oturuyordu. "Kısa bir Toplantı oldu," dedi kaşlarını çatarak. "Evet," diye karşılık verdi Dannyl. "Bu gün çok güzel görünüyorsun Ezrille." Ezrille gülümsedi, gözlerinin etrafı kırıştı. "Buraya daha sık gelmelisin Dannyl." Sonra başını iki yana salladı. "Senin gibi kibar birinin hâlâ kendine bir eş bulamamış olması çok şaşırtıcı. Sumi?" "Evet lütfen." Ezrille kalkıp fincanlar ve suyla meşgul olmaya başladı. Dannyl ve Yaldin oturdular. Yaşlı büyücünün alnı kırıştı. "Kara büyüye izin vermeye karar verdiklerine inanamıyorum." Dannyl başıyla onayladı. "Lorlen, Akkarin'in söylediklerinin bazılarının doğru olduğunun ortaya çıktığını söyledi."


"En kötüleri hem de." "Evet ama bunun, anlattıklarının bazılarının gerçek olmadığının ortaya çıktığı anlamına gelip gelmediğini merak ediyorum." Hangilerinin?" Yüce Lord-Kara Büyücüler "Sachakalı kara büyücülerin Kyralia'yı istila etmesi kısmı ı ^rlı&ı belli," dedi Ezrille masaya bir tepsi bırakırken. "Rothen ne yapacak? Artık Sachaka'ya gitmesine gerek yok." "Büyük ihtimalle geri dönecektir." Dannyl, Ezrille'in uiattığı fincanı alıp dumanı tüten içecekten bir yudum aldı. "Tabi Sonea'yı bulma umuduyla yola devam etmeye karar vermezse." Dannyl kaşlarını çattı. Rothen işte bunu yapar... Kapı çalınca hepsi o tarafa döndüler. Yaldin bir elini salladı ve kapı açıldı. Bir ulak eğilerek selam verdi, odaya bakındı ve Dannyl'in önüne geldi. "Büyükelçi... Bir bay sizi görmeye geldi. Ziyaretçi kabul dairelerimiz dolu olduğu için sizin odanıza götürdüm. Hizmetkarınız odadaydı ve kendisini içeri aldı." Bir ziyaretçi mi? Dannyl fincanını bırakıp ayağa kalktı. "Teşekkür ederim," dedi ulağa. Adam eğilip daireden çıktı. Dannyl, Yaldin ve Ezrille'e özür dilercesine gülümsedi. "Sumi için teşekkürler. Ziyaretçimin kim olduğunu öğrensem iyi olur." "Elbette," dedi Ezrille. "Sonra dönüp bize anlatmalısın ama." Koridor, büyücülerin çoğu Toplantı'dan sonra dinlenmeye çekildiği veya görevlerine döndüğü için daha sakindi. Dannyl dairesine gidip kapıyı açtı. Sarı saçlı bir adam konuk odasının koltuklarının birinden kalkıp eğilerek selam verdi. Dannyl adamı Kyralialılar tarafından tercih edilen gösterişsiz giysiler içerisinde olduğu için bir anlığına tanıyamadı. 207 TRUDİ CANAVAN Selamlar Büyükelçi Dannyl," Tayend sırıttı. "Beni ö2|


Sonra aceleyle içeri girip kapıyı kapattı. "Selam diniz rr\U" 208 Bölüm 12 Düşmanı Geciktirmek İmardin, ilk önce çayırların sarı-yeşil dokusunda bir gölge olarak göründü. Yaklaştıkça şehir, yolun iki yanına doğru sanki onları karşılayan kollarını açmış biri gibi yayılmıştı. Şimdi ise, saatler geçmişken önlerinde nerdeyse bin tane fener yanıyor; yağmur ve karanlıkta Kuzey Kaptsı'na giden yolu aydınlatıyordu. Yağmurun, ilk fenerin camına çarparken yarattığı tıkırdamayı duyabilecek kadar yaklaştıklarında Dorrien atını durdurup Akkarin'le Sonea'ya baktı. Gözleri yoldaki diğer insanlara kaydı. Birbirilerine hızla veda edip kullandıkları kelimelere çok dikkat etmeleri gerekecekti. Eğer bu iki "sıradan" yolcuyla fazla tanıdık bir şekilde konuşursa insanların dikkatini çekerdi. "İyi şanslar," dedi "Dikkatli olun!" "Sizin başınız bizden fazla ağrıycak Lordum," diye karşılık verdi Sonea, tipik bir varoşlu gibi kelimeleri uzatarak. "Yardım için sa'olun. Bu yabancı büy'cüler sizi ele geçi'mesin." "Sizi de," diye karşılık verdi Dorrien, Sonea'nın aksanı onu gülümsetmişti. Akkarin'e başıyla veda edip döndü ve atını mahmuzladı. 209 TRUDİ CANAVAN Sonea, Dorrien'in kapılara doğru gidişini izlerken mides' endişeyle büzüldü. Gözden kaybolduğunda Akkarin'e baktı Akkarin, yüzü pelerinin kapüşonunun gölgeleri arasında kaybolmuş uzun boylu bir gölgeydi sadece. "Önden git," dedi Akkairn. Sonea atını ana yoldan dar bir sokağa çevirdi. Varoşlular onları ve kirlenmiş atlarını süzüyordu. Bir şey yapmayı denemeyin, diye düşündü Sonea adamlara bakarak. Şehrin tehlikelerinden bir haber basit köylüler gibi görünüyor olabiliriz ama değiliz. Ve dikkat çekmeyi göze alamayız. Yarım saat varoşlarda dolaştıktan sonra Pazar'ın kıyısındaki bir at satıcısına ulaştılar. Sırım gibi bir adam yağmur altında yanlarına yaklaştı.


"Selamlar," dedi adam huysuz bir sesle. "Atlarınızı satmayı mı düşünüyonuz?" "Belki," diye cevap verdi Sonea. "Bu vereceğin fiyata bağlı." "O zaman izin ver bi bakiim." Başıyla yanına çağırdı. "İçeri gelin, ıslanmayın." Adamın peşinden geniş bir ahıra girdiler. Ahırın iki yanında atlar için bölmeler vardı ve bölmelerin bazıları doluydu. Atlardan indiler ve adamın atları incelemesini izlediler. "Bunun adı nedir bakalım?" Sonea duraksadı. Üç kez at değiştirmişlerdi ve atların isimlerini ezberlemekten çoktan vazgeçmişti. "Ceryni," dedi. "Ona bir arkadaşımın adını verdim." Adam dikleşip Sonea'ya döndü. "Ceryni mi?" 210 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Evet. Onu tanıyor musun?" Ardından bölmelerden birinden bir kahkaha yükseldi. "Atına benim adımı mı verdin?" Bölümün kapısı açıldı ve gri ceketli, kısa boylu biri bölmeden çıktı. Arkasında Takan ve iri, kaslı bir adam daha vardı. Sonea konuşmuş olan kişiye daha dikkatli baktı ve sevinçle bağırdı. "Cery!" Cery sırıttı. "Hai! Geri dönmeniz ne güzel." Sonra at satıcısına döndü ve yüzündeki sırıtış silindi. "Hiçbir şey görmedin..." "E... evet," dedi adam. Yüzü bembeyazdı. "Atları al ve git," diye emretti Cery. Adam atların dizginlerini tuttu ve Sonea gayet eğlenir bir şekilde izlerken aceleyle uzaklaştı. Akkarin ona, Takan'ın bir Hırsız'ın yanında saklandığını söylemişti. Eğer Ceıy de o Hırsız için çalışıyorsa o zaman bu Hırsız Faren olmalıydı. Yoksa Cery başka bir hırsız için mi çalışmaya başlamıştı? Ne olursa olsun at satıcısının tepkisi düşünülürse son yıllarda nüfuzu artmıştı. Döndüğünde Takan'ın Akkarin'in önünde diz çöktüğünü gördü. "Efendi." Takan'ın sesi duygu yüklüydü. Akkarin kapüşonunu indirip gülümsedi. "Ayağa kalk Takan," dedi Akkarin sessizce. Her ne kadar


ses tonunda emir ve hoşgörü olsa da Sonea Akkarin'in yüzündeki utanma belirtilerini fark edebildi. Gülümsemesini bastırmak zorunda kaldı. Hizmetkar ayağa kalktı. "Sizi tekrar görmek çok güzel 211 TRUDİ CANAVAN efendi; fakat korkarım çok tehlikeli ve imkansız bir Hn.j- J- •? „ uururrıa dondunuz. "Yine de elimizden geleni yapmalıyız," diye karsıl ı verdi Akkarin. Cery'ye döndü. "Takan niyetimizi anlattı mı?" Cery başıyla onayladı. "Yarın bir Hırsızlar toplantısı o|a cak. Çoğumuz bir şeyler olduğunu duymuşuz gibi görünü yor. Bazılarının tek duyduğu Evler'in toplanıp şehri terk etmesi olsa da. Onların ne kadarını bilmesini istediğini bana söylemelisin." "Her şeyi," diye karşılık verdi Akkarin, "Tabi bu aralarındaki konumuna zarar vermeyecekse." Cery omzunu silkti. "Vermez, en azından uzun vadede... Ayrıca eğer bu Sachakalı büyücüler kazanırsa, bana çalışacak bir şehir kalmayacak gibi geliyor. Şimdi, işe girişmeden önce sizi bir ahırdan daha iyi bir yere götüreyim. Biraz yemeğe de hayır demezsiniz sanırım." Cery içinden çıkmış olduğu bölmeye giderken, Sonea onu dikkatle izliyordu. Cery'de, Sonea'nm daha önce onda hiç görmemiş olduğu bir kendine güven vardı. Akkarin'e karşı beklediği korku veya saygıyı göstermemişti. Sanki birbirilerini önceden tanıyor gibi konuşmuşlardı. Akkarin'e casusları bulması için yardım edenlerden biri olduğu kesin. Ama neden Akkarin bana Cery'nin de işe karıştığını söylemedi? Cery bölmenin gerisindeki bir kapağın kilidini açtı ve kapağı kaldırdı. "Önden git Gol." İri, sessiz adam eğilip kapaktan içeri girdi ve bir merdivenden inmeye başladı. Takan, Col'ün peşinden gitti, onun 212 Yüce Lord-Kara Büyücüler ından da Akkarin. Sonea, Cery'ye bakmak için durakladı- Cery sırıttı.


"Hadi. Gideceğimiz yere vardığımızda konuşuruz." Sonea merdivenden geniş bir geçide indi. Gol'ün elinde hir fener vardı. Tanıdık kokular Hırsızlar Yolu'nun anılarını da beraberinde getirdi. Cery yanlarına inince başıyla Gol'e jsaret etti ve geçitte ilerlemeye başladılar. Birkaç dakika ilerledikten sonra büyük, demir bir kapıdan geçip lüks şekilde döşenmiş bir konuk odasına girdiler. Ortadaki alçak masa yemek tabakları, kadehler ve şarap şişeleriyle doluydu. Sonea bir sandalyeye çöktü ve ağzına birkaç lokma yiyecek attı. Akkarin yanına oturup şişelerden birini aldı. Kaşları kalktı. "Çoğu büyücüden daha iyi yaşıyorsun Ceryni." "Oh, ben burada yaşamıyorum," dedi Cery bir sandalyeye oturarak. "Burası misafirlerimi ağırladığım yerlerden biri. Takan burada kalıyordu." "Hırsız oldukça cömertti," dedi Takan alçak sesle, Cery'ye doğru başını hafifçe eğerek. Hırsız mil Sonea öksürdü, ağzındaki lokmayı yuttu ve Cery'ye baktı. Cery, Sonea'nın bakışlarını fark edince sırıttı. "Daha yeni anladın değil mi?" "Ama..." Sonea başını salladı. "Bu nasıl olur?" Cery ellerini iki yana açtı. "Sıkı çalışma, zeki hamleler, iyi bağlantılar... ve Yüce Lord'undan küçük bir yardım ile," "Demek Akkarin'e casusuları bulmasında yardım eden Hırsız sensin." "Evet. Senle bana Fergun konusunda yardım ettikten sonra başladım," diye açıkladı Cery. "Katilleri onun için 213 TRUDİ CANAVAN bulacak birini arıyordu. Doğru bağlantılara ve nüfuza sah' ırını. "Anlıyorum." Demek Akkarin bunu benim gardiyanlık Duruşma'mdan beri saklıyordu. Dönüp Akkarin'e baktı "Neden bana söylemedin?" Akkarin'in dudakları zayıf bir gülümsemeyle kıvrıldı. "\\y başlarda söyleyemezdim. Cery'yi bana yardım etmesi için kandırdığımı ya da zorladığımı düşünürdün." "İchaniler hakkındaki gerçeği öğrendiğimde söyleyebilirdin." Akkarin başını iki yana salladı. "Gerekenden fazlasını açık etmeme konusunda her zaman dikkatli oldum, icha-


niler tarafından yakalansaydın zihninden Cery'nin benimle bağlantısını okuyabilirlerdi; bu da belki savaşı kazanmamızın tek yolunu yok ederdi. Ne kadar az kişi bilirse o kadar iyidir." Cery başıyla onayladı. "Burada olduğunuzu sadece Gol ve ben biliyoruz. Diğer Hırsızlar sadece, ��ehri neyin karıştırdığı konusunda konuşacağımızı düşünüyorlar." Gülümsedi. "Sizi görünce oldukça şaşıracaklar." "Sence varlığımızı gizli tutmayı kabul ederler mi?" Cery omzunu silkti. "Neler olup bittiğini öğrenip, Sachakalılar kazanırsa sahip oldukları her şeyi kaybedeceklerini öğrenince, sizi kendi çocukları gibi koruyacaklardır." "Takan'a büyücüleri öldürmenin yollarını araştırdığını söylemişsin," dedi Akkarin. "Neler..." — Balkan? Sonea sandalyesinde dikleşti. Bu zihinsel ses... — Yikmo ? d iye karşılık verdi Balkan. 214 Yüce Lord-Kara Büyücüler _ Sachakalılar Calia'ya yaklaşıyor. __ $ana birazdan tavsiyelerimi iletirim. "Ne oldu efendi?" diye sordu Takan. "Bir iletişim," diye karşılık verdi Akkarin. "Lord Yikmo, jchaniler'in Calia'ya yaklaştığını rapor etti. Yikmo, Calia'da olmalı." Sonea omurgasına bir ürpertinin yayıldığını hissetti. "Lonca, Calia'ya onlarla konuşmak için gitmiş olamaz, değil mi?" Cery'ye baktı. "Şehirden çıkışlarını haber alırdınız." Cery başını iki yana salladı. "Böyle bir şey rapor edilmedi." Akkarin kaşlarını çattı. "Lorlen'in yüzüğü kullanıyor olmasını dilerdim." "Yaklaşık yirmi büyücü dört gün önce şehirden ayrıldı," diye araya girdi Gol. "Sabah yola çıktılar." — Yikmo i1 — Balkan. — Keyfinize bakın. — Emin olabilirsin. Sonea kaşlarını çatarak Akkarin'e baktı. "Bu da ne demek?" Akkarin'in yüz ifadesi karardı. "Belli ki önceden belirlenmiş bir şifre. Yikmo ve adamlarına İchaniler niyetlerini


anlamadan ne yapmaları gerektiğini söyleyemezlerdi." "Ama bunun anlamı ne ki?" Akkarin parmaklarını birbirilerine vurdu. "Yirmi büyücü... Dört gün önce... İchaniler, Hisar'a saldırmadan önce yola çıkmışlar. Ne amaçları olabilir ki?" "Güney Geçidi'ne muhafızlık etmek mi?" dedi Sonea. 215 TRUDİ CANAVAN "Balkan eşlikçilerimizi Hisar'da bırakmıştı. Belki de Günev Ceçidi'nin de korunması gerektiğini düşünmüştür." Akkarin başını iki yana salladı. "Yolda onlarla karşılaşmamız gerekirdi. Calia'nın kuzeyinde, yolun ikiye ayrıldığı bölgede olmalılar. Sebebi ne olursa olsun saldırıdan önce bu kadar ilerlemiş olamazlar ve İmardin'e de dönebilirlerdi. Calia'da kalmalarının bir sebebi olmalı." "İchaniler'in konumunu bildirmek olabilir mi?" dedi Cery. "Yirmisi birden mi?" Akkarin'in kaş çatışı derinleşti. "Umarım Lonca aptalca bir şey planlamamıştır." "Bu büyük bir sürpriz olurdu," dedi Takan ters bir şekilde. Sonea cevap vermek için ağzını açtı; fakat zihnine bir görüntü dolunca donup kaldı. Üç yük arabası bir kasabanın ana yolunda ilerliyordu. Her arabada birkaç kişi vardı. Bazıları göz alıcı bir şekilde giyinmişti. İlk arabayı çeken atlar durdular ve sürücüler yüzlerini yavaşça gözlemleyen kişiye doğru çevirdiler. Sonea, Kariko'yu bir ürperti ile tanıdı. Kariko dizginleri yanında oturan adama verdi ve yere atladı." "Haydi Lonca büyücüleri, ortaya çıkın," diye seslendi. İki taraftaki binaların pencerelerinden vuruşlar fırladı. Yük arabalarının etrafındaki görünmez birer kalkana çarptılar. "Bir pusu," diye mırıldandı Akkarin. Kariko etrafında tam bir tur döndü, binaları ve sokağı süzüyordu. Ardından müttefiklerine döndü. "Kim avlanmak ister?" 216 Yüce Lord-Kara Büyücüler nört İchani arabalardan aşağı atladı. Ayrılıp iki taraftaki alara doğru gitmeye başladılar. İki tanesinde yeeller rdı, hayvanlar heyecanla havlıyorlardı.


Sonra görüntü değişti. Sonea bir pencere çerçevesi, bir oda ve bir Lonca büyücüsü gördü. "Rothen!" diye bağırdı. Görüntü kesildi ve Sonea, Akkarin'e dehşetle baktı. "Rothen onlarla!" *** Savaşçı dersi almamın ya da Arena'da bir karşılaşma yapmamın üzerinden uzun yıllar geçti, diye düşündü Rothen, aceleyle evin arka kapısına giderken. Yikmo'nun stratejisi basitti. Sachakalılar saldıranları göremezlerse karşılık veremezlerdi. Lonca büyücüleri gizlenip saldıracak, konumlarını değiştirecek ve tekrar saldıracaklardı. Güçleri tükenince saklanıp dinleneceklerdi. Rothen becerebildiği kadar hızlı bir şekilde ön kapıdan başka bir eve girdi. Köylüler saatler önce gönderilmiş ve hazırlık için bütün evlerin kapılarıyla pencerelerinin kliitleri açılmıştı. Dışarıyı gözetlediğinde Sachakalı bir adamın yandaki evin kapısına uzandığını gördü. Güçlü bir vuruş gönderdi ve adamın durduğunu görünce sevindi. Ardından adam ona doğru ilerlemeye başlayınca kalbi göğsünde sanki bir takla attı. Bir sandalyeye çarpıp, tökezleyip aceleyle odadan çıktı. Kasaba oldukça büyüktü ve evlerin çoğu birbirine yakın inşa edilmişti. Rothen etrafta sessizce dolaşıp Sachakalılar'a sadece kaçacak kadar zamanı olduğundan emin olacağı 217 TKUDİ CANAVAN uzaklıktalarken saldırıyordu. İki kez, saklandığı yerden hi iki adım uzaktan geçtiklerinde nefesini tuttu. Diğer Lonc büyücüleri daha şanssızlardı. Hayvanlardan biri bi Sachakalı'yı, genç bir Savaşçı'nın saklandığı ahıra yönlendirdi. Rothen ve başka bir genç Simyacı ortaya ç\k\D Sachakalı'ya saldırdılar; fakat adam onları görmezden geldi Savaşçı ayakta duramayacak kadar tükenene dek savaştı Sachakalı bıçağını çektiğinde, Rothen başka bir yönden yaklaşan ayak sesleri duydu ve kaçmak zorunda kaldı. Sonrasında Rothen, genç Savaşçı'yı kurtarma çabalarının


gücünün büyük bir kısmını yok ettiğinin korkutucu bir şekilde farkındaydı. Yine de gücü tamamen tükenmemişti. Yaklaşık yarım saat sonra iki Sachakalıyla karşılaşınca, kaçıp saklanmadan önce sadece bir saldırı daha yapabileceğine karar verdi. Yük arabaları kasabaya varalı bir saatten fazla zaman geçmişti ve Rothen ana caddeden oldukça uzaktaydı. Balkan, Sachakalılar'ı mümkün olduğunca uzun bir süre oyalamalarını emretmişti. Rothen düşmanlarının onları ne kadar uzun süre veya ne kadar uzağa kovalayacağından emin değildi. Pek uzun sürmez, diye düşündü. Eninde sonunda geri döneceklerdir. Ve orada kendilerine birinin saldırmasını beklemeyecekler. Rothen gülümsedi. Yavaş ve dikkatli bir şekilde ana caddenin oraya gitti. Evlerden birine girip içeride başka bir hareket olup olmadığını dikkatle dinledi. Ortalık tamamen sessizdi. Evin ön cephesindeki bir pencereye gittiğinde yük araba218 Yüce Lord-Kara Büyücüler I nın ng|g aym yerde durduklarını gördü. Birkaç Sachakalı, arabaların yanında geziniyor, bacaklarını esnetiyordu. Bir köle tekerleklerden birini inceliyordu. Kırık bir tekerler onları yavaşlatacaktır, diye düşündü Rothen. Sonra kendi kendine gülümsedi. Parçalanmış yük arabaları çok daha iyi olacaktır. Derin bir nefes alıp kalan gücüne uzandı. Birden arkasındaki bir döşemenin gıcırdadığını duydu ve kanı buz kesti. "Rothen," diye fısıldadı bir ses. Rothen dönüp tutmakta olduğu nefesi verdi. "Yikmo." Savaşçı pencereye doğru yaklaştı. "Bir tanesinin beş büyücü öldürdüğünü söylediğini duydum," dedi Yikmo öfkeli bir tonda. "Başka biri de içimizden üçünü öldürdüğünü söylüyordu." "Yük arabalarına saldırmak üzereydim," diye mırıldandı Rothen. "Yeni arabalar bulmaları gerekecek ve kasabadaki arabaların çoğunun köylülerle gittiğini düşünüyorum." Yikmo başıyla onayladı. "İlk başta arabaları koruyorlardı, ama artık k..." Yikmo, iki Sachakalı sokağın diğer tarafındaki bir binanın


yanından çıkınca sustu. Bir kadın onlara seslendi. "Kaç tane Kariko?" "Yedi," diye cevap verdi adam. "Ben de beş tane öldürdüm," dedi diğer Sachakalı. Yikmo ani bir nefes aldı. "Olamaz. Eğer diğer tarafta duyduğum iki Sachakalı doğruyu söylüyorsa sadece ikimiz kaldık." Rothen ürperdi. "Tabi abartmıyorlarsa." 219 TRUDİ CANAVAN "Hepsini öldürdünüz mü?" diye sordu kadın. "Çoğunu," dedi Kariko. "Yirmi iki kişilerdi." "İz sürücümü peşlerinden yollayabilirim." "Hayır, yeterince zaman kaybettik." Adam dikleşti ve Rothen adamın zihinsel sesini duyunca kasıldı. — Geri dönün. Yikmo, Rothen'e döndü. "Arabalara saldırmak için bu son şansımız." "Evet." "Ben ilkine saldıracağım, sen de ikincisine saldır. Hazır mısın?" Rothen başıyla onaylayıp geriye kalan gücünü çekti. "Şimdi." Vuruşları parıltılarla arabalara çarptı. Tahtalar parçalandı, insanlar ve atlar çığlık attılar. Sade giyimli Sachakalılar'ın çoğu yere düşmüş, etrafa dağılan tahta parçalarından yaralanmışlardı. Atlardan biri arabadan kurtulup kaçmaya başladı. Sachakalı büyücüler hızla Rothen'in olduğu yöne doğru döndüler. "Kaç!" diye bağırdı Yikmo. Rothen arkasındaki duvar havaya uçmadan önce odanın henüz yarısını geçmişti. Patlama sırtına çarpıp onu ileriye fırlattı. Duvara çarptığında göğsünde ve kolunda bir acı patladı. Yere düşüp hareketsiz kaldı, sersemlemişti. Ayağa kalk! dedi kendine. Uzaklaşmak zorundasın! Ama hareket ettiğinde omzuna ve koluna korkunç bir acı saplandı. Bir şeyler kırılmış, diye düşündü. Ve Şifa verecek 220 Yüce Lord-Kara Büyücüler sücüm yok. Acıyla inledi ve büyük bir çaba harcayarak


önce bir dirseği, ardından da dizlerinin üzerine kalkmayı başardı. Gözlerine toz kaçmıştı ve gözlerini kırpıştırarak temizlemeye çalışıyordu. Bir elin diğer kolunu tuttuğunu hissetti. Yikmo, diye düşündü. Büyük bir minnettarlık hissetti. Bana yardım etmek için kalmış. El onu zorla ayağa kaldırırken göğsüne büyük bir acı yayıldı. Rothen bakışlarını kendisine yardım eden kişiye çevirince minnettarlık duygusu dehşete dönüştü. Karşısındaki yüzü öfkeyle kararmış Kariko'ydu. "Seni bu yaptığına pişman edeceğim büyücü." Bir güç Rothen'i duvara yapıştırıp hapsetti. Baskı omzuna korkunç sancılar girmesine sebep oluyordu. Kariko iki eliyle Rothen'in başını yakaladı. Zihnimi okuyacak! diye düşündü Rothen, gittikçe paniğe kapıldığını fark ederek. İçgüdüsel olarak bir engel yaratmaya çalıştı ama hiçbir şey hissetmedi. Bir an için Kariko'nun niyetinin zihini okumak olup olmadığını merak etti ama birden kafasında bir ses yankılandı. — En büyük korkun nedir? Rothen'in zihninde bir anda Sonea'nın yüzü belirdi. Bu görüntüyü bir kenara itti ama Kariko görüntüyü yakalayıp tekrar yüzüye çıkardı. — Bu da kim? Ah, büyü öğrettiğin biri. Önemsediğin biri. Ama o gitmiş. Lonca tarafından gönderilmiş. Nereye? Ah demek bu o. Akkairn'in yol arkadaşı... Ne kadar yaramaz bir kız, Lonca kurallarına uymamış. Rothen zihnini boşaltmak için elinden geleni yaptı ama Kariko, Rothen'in zihnine Akkarin'in görüntülerini yolluyor221 TRUDİ CANAVAN du. Rothen daha genç bir Akkarin gördü, arabalardaki köl lerin giydiklerine benzer bir giysiler içerisindeydi. Başka bi Sachakalı'nın önünde sinip büzülüyordu. —O bir köleydi, dedi Kariko. Soylu Yüce Lord'unuz bir zamanlar kardeşime hizmet eden zavallı, aşağılık bir köleydi. Rothen, Akkarin'in gerçekleri söylemiş olduğunu anla-


yınca birden büyük bir sempati ve pişmanlık hissetti. Sonea' yi "bozan" kişiye karşı hissettiği son öfke kırıntısı da eriyip gitti. Hüzünlü bir gurur hissetti. Sonea doğru kararı vermişti. Zor bir karardı ama doğru olandı. Bunu ona da söyleyebilmeyi istedi ama bu şansı asla elde edemeyeceğini biliyordu. En azından elimden geleni yaptım, diye düşündü. Ve Sonea da, İchaniler Sachaka'da olmadığına göre beladan uzakta. — Beladan uzakta mı? Orada hâlâ müttefiklerim var, diye gönderdi Kariko. Onu bulup bana getirecekler. Elime geçtiğinde onun canını yakacağım. Ve sen... ve sen de bunları izlemek için hayatta olacaksın köle katili. Evet, bence bunun hiç bir zararı olmaz. Zayıfsın ve vücudun da kırılmış durumda yani değerli Lonca'na yardım etmek için zamanında İmardin'e varamayacakasın. Rothen başının yanındaki ellerin çekildiğini hissetti. Kariko yere bakıyordu. Bir adım geriye çekilip yerden kısık bir cam parçası almak için eğildi. Tekrar yaklaşarak cam parçasının sivri kısmını Rothen'in yanığına sürttü. Camın dokunuşunu keskin bir acı izledi. Rothen yanağında sıcak bir şeylerin aktığını hissetti. Kariko avucunu Rothen'in çenesinin altına tuttu, bir süre sonra da 222 Yüce Lord-Kara Büyücüler ktj Avucunda Rothen'in kanı vardı. Kariko cam parçasını havada tuttu. Parçanın ucu yavaşça rlayıp erimeye başladı, sonunda küçük bir kürecik oluştu. Kürecik cam parçasından Kariko'nun avucuna düştü. Kariko avucunu ve gözlerini kapattı. Rothen'in düşüncelerinin kıyısında bir şeyler hareket etti. Rothen başka bir 2ihin fark edince bu ritüelin ne anlama geldiğini fark etti. Zihni artık cam parçası ile bağlantıdaydı; ve o cama dokunan herkesle... Kariko'nun niyeti bir yüzük yapmak ve... Aniden bağlantı koptu. Kariko gülümseyip arkasını döndü. Rothen kendisini duvara bastıran gücün kesildiğini hissetti. Omzu acıyla yanarken inledi. Başını kaldırıp baktığında Sachakah'nın evin yıkılmış ön cephesinden çıkıp parça-


lanmış yük arabalarına doğru ilerleyişini gözlerine inanamayarak izledi. Beni sağ bıraktı. Cam küreciği düşündü. Lord Sarrin'in, kara büyünün kullanımları hakkında anlattıklarını hatırlayınca Kariko'nun bir kan mücevheri yapmış olduğunu anladı. Dışarıdaki sesler kanını donduruyordu. Şimdi uzaklaşmalıyım, diye düşündü, hâlâ fırsatım varken. Dönüp aceleyle evin arka kapısına doğru ilerledi ve sendeleyerek geceye çıktı. *** Cery, Sonea'ya baktığında kendini beklenmedik bir şekilde sakin hissediyordu. Onu ilk gördüğünde çelişkili duygular yüzünden kendini 223 TRUDİ CANAVAN baskı altında hissedeceğini sanıyordu. İlk zamanlarda hi$s tiği heyecan ve hayranlığı hissetmiyordu, Lonca'ya katıldık tan sonra hissetmiş olduğu acı verici hasreti de. Çoğunluk! şefkat ve endişe hissediyordu. Sanırım her zaman onun için o sebepten veya bu sebep, ten endişeleneceğim. Sonea'yı izlerken kızın ilgisinin sürekli olarak Akkarin üzerinde olduğunu fark etti. İlk başta bunun Akarrin eski gardiyanı olduğu ve onun emirlerini dinlemeye alışkın olduğu için olduğunu sanmıştı ama şimdi emin değildi. Akkarin'e, Cery'nin konumunu açıklamamış olduğu için rahatlıkla çıkışmıştı. Akkarin de onun bu çıkışmasından pek rahatsız olmuş değildi. Artık Lonca büyücüsü değiller, diye hatırlattı Cery kendine. Bütün o gardiyan-çırak şeylerini geride bırakmışlardır herhalde. Ama bundan fazlası olduğundan şüphelenmeye başlıyordu. "Bıçağım sende mi?" diye sordu Akkarin hizmetkarına. Takan başıyla onayladı, ayağa kalkıp yatak odalarından birine gitti. Döndüğünde elinde bir kemere asılı kmmdaki bir bıçak vardı ve başını eğerek kemeri Akkarin'e sundu. Akkarin kemeri çok ciddi bir şekilde alıp dizlerine koydu,


sonra aniden karşıdaki duvara baktı. Aynı anda Sonea da ani bir nefes aldı. Oda bir anda sessizleşti. Cery ikisinin gözlerinin uzaklara dalmış olduğunu görebiliyordu. Akkarin'in kaşları çatıldı ve başını iki yana salladı, ardından Sonea'nın gözleri büyüdü. "Yo!" diye bağırdı Sonea. "Rothen!" yüzündeki bütün 224 Yüce Lord-Kara Büyücüler renk çekildi sonra yüzünü ellerine gömüp ağlamaya başladı. Cery kalbinin endişeyle burkulduğunu hissetti, aynı duyguyu Akkarin'in yüzünde de gördü. Büyücü kemeri bir kenara bırakıp Sonea'nın yanına diz çökmek için koltuğundan kalktı. Sonea'yı kendine çekip sıkıca sarıldı. "Sonea," diye mırıldandı. "Üzgünüm." ? Korkunç bir şey olduğu belliydi. "Ne oldu?" diye sordu Cery. "Lord Yikmo az önce bütün adamlarının öldürüldüğünü rapor etti," dedi Akkarin. "Rothen, Sonea'nın benden önceki gardiyanı da aralarındaydı." Bir an durdu. "Yikmo kötü yaralanmış. Ichanileri başarıyla geciktirmek konusunda bir şeyler söyledi. Sanırım onlara bu yüzden pusu kurdular ama Lonca'nın neden bu gecikmeye ihtiyaç duyduğunu bilmiyorum." Sonea'nın hıçkırıklarının sesi değişmeye başladı. Kendini durdurmaya çalıştığı belli oluyordu. Akkarin önce Sonea'ya, ardından Cery'ye baktı. "Nerede uyuyabiliriz?" Takan bir odayı işaret etti. "Burada efendi." Cery, hizmetkarın büyük yatağın olduğu odayı işaret ettiğini fark etti. Akkarin, Sonea'yı da ayağa kaldırarak kalktı. "Hadi Sonea... Haftalardır bütün bir gece boyunca uyumadık. " "Uyuyamam," dedi Sonea. "O zaman orada yatıp, benim için yatağı ısıt." İşte bu, bütün şüpheleri ortadan kaldırıyor, diye düşündü Cery. Odaya gittiler, kısa bir süre sonra Akkarin odadan çıktı. Cery ayağa kalktı.


225 TRUDİ CANAVAN "Geç oldu," dedi Cery. "Yarın erkenden gelirim, böy|e toplantı hakkında konuşabiliriz." Akkarin başıyla onayladı. "Teşekkür ederim Ceryni" Yatak odasına dönüp kapıyı arkasından kapattı. Cery bir süre kapalı kapıyı süzdü. Akkarin ha? İlginç bir seçim... "Umarım bu sizi rahatsız etmiyordur." Cery, Takan'a döndü. Hizmetkar başıyla yatak odasını gösterdi. "O ikisi mi?" Cery omzunu silkti. "Hayır." Takan başıyla onayladı. "Ben de öyle düşünmüştüm, nasıl olsa bu aralar başka bir kadınla ilgileniyorsunuz." Cery kanının buz kestiğini hissetti. Gol'e baktı, iri adam kaşlarını çatmıştı. "Bundan nasıl haberin oldu?" "Muhafızlarından birinden duydum." Takan, bir Cery'ye bir Gol'e baktı. "Bu bir sır mı olmalıydı?" "Evet. Bir Hırsız'ın arkadaşı olmak her zaman güvenli değildir." Hizmetkar gerçekten de endişelenmiş görünüyordu. "Adını bilmiyorlardı. Sizin gibi genç bir adamın bir kadını, hatta birkaç kadını olması beklenir." Cery sert bir şekilde de olsa gülümsemeyi başardı. "Belki de haklısın. Bu söylentilerle ilgileneceğim. İyi geceler." Takan hafifçe başını eğdi. "İyi geceler Hırsız." 226 Bölüm 13 Savaş Hazırlıkları Kılavuz, Lorlen'i geniş bir odaya götürdü. Sabah güneşinin ışıkları odanın bir tarafındaki devasa pencerelerden İçeri giriyordu. Odanın ortasındaki geniş masanın etrafı küçük bir kalabalık tarafından sarılmıştı. Kral bu kalabalığın ortasında duruyordu. Solunda Lord Balkan dururken, askeri danışmanı Yüzbaşı Arin sağında duruyordu. Grubun geri kalanı yüzbaşılar ve saraylılardan oluşuyordu, bu kişilerin bazıları asker bazıları ise sivildi. Kral, Lorlen'e başıyla selam verip ilgisini tekrar önündeki elle çizilmiş şehir haritasına verdi. "Dış Duvar kapı destekleri ne kadar sürede biter Yüzbaşı Vettan?" diye sordu gri saçlı bir adama.


"Kuzey ve Batı kapıları hazır. Güney kapısı ise bu gece hazır olacak," diye yanıtladı Yüzbaşı. "Bir soru sorabilir miyim Majesteleri?" Soru, masanın diğer tarafında duran iyi giyimli genç bir adamdan gelmişti. Kral başını kaldırdı. "Evet İlorin?" Lorlen genç adama şaşkınlıkla baktı. Bu genç adam Kral'ın kuzeniydi. Yeni bir çıraktan daha büyük değildi ve tahtın muhtemel varisiydi. "Neden kapıları güçlendiriyoruz? Dış Duvar'ın Loncamın 227 TRUDİ CANAVAN dışındaki kısmında tamirsizlikten dolayı gedikler var," H genç adam. "Sachakalılar'm tek yapması gereken birkaç ö cüyü şehrin etrafında dolaştırıp bu gedikleri bulmak." Kral sert bir şekilde gülümsedi. "Sachakalılar'm böyle bi şey yapmamasını umuyoruz." "Sachakalılar'm bize doğrudan saldırmasını bekliyoruz" dedi Balkan, İlorin'e. "Kaldı ki bu köleler, İchaniler için birer güç kaynağı olduğundan onları öncü olarak gönderme riskine gireceklerini sanmıyoruz." Lorlen; Balkan'ın, İchaniler'in bu açığı Hisar'da veya Calia'da öldürdükleri bir Savaşçı'nın zihninden okumuş olabilecekleri olasılığından bahsetmediğini fark etti. Belki de Kral durumlarının gerçek ümitsizliğini kuzeninden saklamasını istemişti. "Bu güçlendirmelerin Sachakalılar'ı durduracağına inanıyor musunuz?" diye sordu İlorin. "Hayır," dedi Balkan. "Belki yavaşlatabilir ama durduramaz. Amaçları Sachakalılar'm güç harcamasına sebep olmak." "Şehre girdiklerinde ne olacak?" Balkan, Kral'a baktı. "Onlarla elimizden geldiği sürece savaşmaya devam edeceğiz." Kral, diğer Yüzbaşılar'dan birine döndü. "Evler boşaltıldı mı?" "Çoğu ayrıldı," diye yanıtladı adam. "Peki halkın kalanı?" "Kapı muhafızları şehri terk eden insan sayısının dört katına çıktığını söyledi." Kral tekrar haritaya bakıp içini çekti. "Bu haritanın varoş228


Yüce Lord-Kara Büyücüler da içeriyor olmasını isterdim." Balkan'a ba-ktı. "Savaş rasında sorun çıkarırlar mı?" Savaşçı kaşlarını çattı. "Sadece Sachakalılar orada saklanmaya karar verirse." "Bunu yaparlarsa binaları ateşe verebiliriz," diye önerdi ilorin. ' "Ya da şimdiden ateşe verip ileride bir avantaja çeviremeyeceklerinden emin oluruz," diye ekledi başka bir saraylı. "Günlerce yanacaklardır," diye uyardı Yüzbaşı Arin. "Duman düşmanın saklanmasına yardım edecektir, ayrıca etrafa sıçrayacak korlar, yangının şehrin kalanına da sıçramasına sebep olabilir. Başka bir seçeneğimiz olmadığı sürece varoşları olduğu gibi bırakmamız gerektiğini düşünüyorum." Kral başıyla onayladı. Dikleşti ve ardından Lorlen'e baktı. "Çıkın," diye emretti. "Yönetici Lorlen ve Lord Balkan, siz kalın." Muhafızlar hemen odayı terk ettiler. Lorlen, Kral'ın danışmanlarının da kaldığını gördü. "Bana iyi haberler getirdin mi?" diye sordu Kral. "Hayır Majesteleri," diye karşılık verdi Lorlen. "Lord Sarrin kara büyünün nasıl kullanılacağını keşfedemedi. Özürlerini gönderdi ve denemeye devam ettiğini söylememi istedi." "Sonuca yaklaştığını düşünüyor mu?" Lorlen içini çekerek başını iki yana salladı. "Hayır." Kral haritaya bakıp kaşlarını çattı. "Sachakalılar bir gün içinde burada olacaklar, şanslıysak 229 TRUDİ CANAVAN iki gün içinde." Balkan'a baktı. "Getirdin mi?" Savaşçı başıyla onaylayıp cüppesinden küçük bir k çıkardı. Keseyi açıp içindeki masaya koydu. Lorlen, Akk rin'in yüzüğünü tanıyınca birden heyecanlandı. "Akkarin'i geri çağırmayı mı düşünüyorsunuz?" Kral başıyla onayladı. "Evet. Bu bir risk ama bize ihanet etse bile bu neyi değiştirir ki? Bu savaşı o olmadan da nasıl


olsa kaybedeceğiz." Yüzüğü kenarından tutarak aldı ve Lorlen'e uzattı. "Onu geri çağır." Yüzük soğuktu. Lorlen yüzüğü parmağına geçirip gözlerini kapattı. — Ak karin! Bekledi fakat hiçbir cevap gelmedi. Yüze kadar saydıktan sonra tekrar seslendi. Yine cevap gelmedi. Başını iki yana salladı. "Karşılık vermiyor." "Belki de yüzükte bir sorun vardır," dedi Kral. "Tekrar deneyeceğim." — Akkarin! Hiçbir cevap gelmedi. Lorlen birkaç kez daha denedikten sonra içini çekerek yüzüğü çıkardı. "Belki de uyuyor," dedi. "Bir saat içinde tekrar deneyebilirim." Kral kaşlarını çattı. Pencereden dışarı baktı. "Ona yüzük olmadan seslen. Belki de buna cevap verir." Balkan ve Lorlen endişeli bir şekilde birbirilerine baktılar. "Düşman bizi duyacaktır," diye belirtti Savaşçı. "Biliyorum. Ona seslen." Balkan başıyla onayladı, ardından gözlerini kapattı. 230 Yüce Lord-Kara Büyücüler ^-Akkarin! Sessizlik sürdü. Lorlen de seslendi. Akkarin! Kral geri dönmeni istiyor. — Ak... ^AKKARİN! AKKARİN! AKKARİN! AKKARİN! Başka bir zihin kendi zihnine bir çekiç gibi inince Lorlen'in nefesi kesildi. Titreyerek geri çekilmeden önce başka zihinlerin de alay edercesine Akkarin'in adını yineleyip durduklarını duydu. "Şey, bu hiç hoş değildi," diye mırıldandı Balkan şakaklarını ovuşturarak. "Ne oldu?" diye sordu Kral. "Sachakalılar cevap verdi." "Zihinvuruşu ile," diye ekledi Lorlen. Kral kaşlarını çattı sonra masaya dönüp yumruklarını sıktı. Birkaç dakika odayı adımladıktan sonra Lorlen'e döndü. "Bir saat sonra yeniden dene." Lorlen hafifçe başını eğdi. "Nasıl isterseniz Majesteleri."


*** Tayend'in vermiş olduğu tarif Dannyl'i tipik bir büyücü tasarımı malikaneye götürdü. Binanın ön cephesinde imkansız derecede kırılgan balkonlar vardı. Kapı bile büyücü işiydi... hele o incelikle şekillendirilmiş cam. Dannyl kapıyı çaldığında bir cevap alana dek uzunca bir süre geçti. Ayak seslerinin yaklaştığını duydu ve camın ardında bir gölge belirdi. Kapı açıldı. Bir kapıcı yerine 231 TRUDİ CANAVAN Dannyl'i karşılayan sırıtarak eğilen Tayend'di. "Servis bu kadar yavaş olduğu için özür dilerim," eledi "Zerrend'in bütün ev halkı Elyne'e doğru yola çıktılar bu yüzden benden başka..." Tayend kaşlarını çattı. "Korkunç görünüyorsun." Dannyl hafifçe başını eğdi. "Bütün gece ayaktaydım. Ben..." Dannyl hissettiği duyguların yoğunluğuyla tıkandı ve konuşamaz hale geldi. Alim, Dannyl'i içeri sokup kapıyı kapattı. "Ne oldu?" Dannyl zorlukla yutkundu ve gözlerinin yanmasını geçirmek için onları kırpıştırdı. Bütün gece kendine hakim olmuştu, önce Yaldin'le Ezrille'i daha sonra da Dorrien'i teselli etmişti. Ama şimdi... "Rothen öldü," diyebildi zorlukla. Gözlerinden yaşların aktığını fark etti. Tayend'in gözleri büyüdü sonra yaklaşıp Dannyl'e sarıldı. Dannyl donup kaldı, ardından böyle bir tepki verdiği için kendinden nefret etti. "Endişelenme," dedi Tayend. "Söylediğim gibi, burada benden başka kimse yok. Hizmetkarlar bile." "Üzgünüm," dedi Dannyl. "Ben sadece..." "Birilerinin görmesinden endişe ediyorsun. Biliyorum. Dikkatli oluyorum." Dannyl zorlukla yutkundu. "Dikkatli olmak zorunda olmamızdan da nefret ediyorum." "Ben de," dedi Tayend. Geriye çekilip Dannyl'e baktı. "Ama böyle olması lazım. Başka türlü düşünmek için aptal olmamız gerek." Dannyl içini çekip gözlerini sildi. "Halime bak. Tam bir 232 Yüce Lord-Kara Büyücüler aptalımTayend, Dannyl'in elini tutup onu

konuk odasından


ecirdi- "Hayır, değilsin. Eski ve yakın bir dostunu kaybettin. 7errend'in bunun için bir ilacı olması lazım ama sevgili ikinrj .yoksa üçüncü müydü- kuzenim en iyi bağ bozumu şaraplarını büyük ihtimalle yanına almıştır. "Tayend," dedi Dannyl. "Zerrend'in şehirden ayrılmasının iyi bir nedeni var. Sachakalılar sadece bir iki gün uzaktalar. Burada kalamazsın." "Eve dönmüyorum. Bunca şeyi atlatıp seni görmeye geldim ve kalacağım." Dannyl, Tayend'i çekip durdurdu. "Ciddiyim Tayend. Bu büyücüler, insanları kendilerini güçlendirmek için öldürüyorlar. Önce Lonca ile savaşacaklar çünkü en güçlü rakipleri biziz. Harcadıkları gücü yerine koymak için kurbanlar arayacaklar. Büyücüler işlerine yaramayacak çünkü onlarla savaşırken kendimizi tüketmiş olacağız. Sıradan insanları hedefleyecekler, özellikle potansiyel büyü kabiliyeti olanları. Senin gibileri..." Alimin gözleri büyüdü. "Ama pek ileri gidemezler. Önce Lonca'yla savaşacaklarını söyledin. Lonca onları yenecektir değil mi?" Dannyl, Tayend'e bakıp başını iki yana salladı. "Edindiğim bilgilere göre kimse kazanabileceğimize inanmıyor. Bir veya iki tanesini öldürebiliriz ama hepsini değil. Bize verilen emir gücümüzü tüketince İmardin'i terk etmemiz." "Oh, Kaçmak için yardıma ihtiyacın olacak. Ne de olsa tükenmiş olacaksın. Ben..." "Hayır." Dannyl, Tayend'in omuzlarını kavradı. "Şimdi 233 TRUDİ CANAVAN gitmek zorundasın. Alim başını iki yana salladı. "Buradan sensiz rılmayacağım." "Tayend..." I "Ayrıca," diye ekledi alim. "Sachakalılar büyük ihtimalle Kyralia'dan sonra Elyne'i istila edecekler. Burada seninle birkaç gün geçirip erkenden ölme riskine girmeyi eve dönüp seni terk ettiğim için kendimden nefret ederek güven içinde


birkaç ay geçirmeye tercih ederim. Ben kalıyorum ve sen de burada olduğum zamanın tadını çıkarsan iyi olur." *** Kanalizasyonun karanlığından sonra güneş ışığı göz kamaştırıyordu. Sonea kanalizasyon deliğinden dışarı tırmanırken ayağının altında bir şey hissedip tökezledi, ardından aşağıdan boğuk bir küfür geldi. "O benim ayağımdı," diye mırıldandı Cery. Sonea gülümsemesine engel olamadı. "Üzgünüm Cery, ya da sana artık Ceryni mi demeliyim?" Cery kaba bir ses çıkardı. "Hayatım boyunca o isimden kurtulmaya çalıştım ama artık onu kullanmak zorundayım. Eminim içimizden bir kaçının, bütün Hırsızlar'm hayvan ismi kullanması gerektiğine karar vermiş olan Hırsız'a söyleyecek üç beş kelimesi vardır." "Annen senin ismini koyarken geleceği görmüş olmalı," dedi Sonea. Akkarin tünelden çıkarken yana çekildi. "Bir bakışta hangi şapkacının para ödemeden sıvışmaya çalışacağını anlayabilirdi," dedi Cery. "Ve hep babamın ba234 Yüce Lord-Kara Büyücüler Şını belaya sokacağını söylerdi." "Teyzemde de aynı yetenek olmalı. O da hep senin bela olduğunu söylerdi." Bir an durdu. "Son zamanlarda lonna'yla Ranel'i hiç gördün mü?" "Hayır," dedi Cery kanalizasyon kapağını yerine koymak jçin eğilirken, "Aylardır görmedim." Sonea içini çekti ve Rothen'in ölümünü bilmenin acısını, içinde bir yere dayanılmaz bir ağırlık olarak çökmüş şekilde hissetti. "Onları görmek istiyorum. Bütün bu olanlar..." Cery bir elini kaldırdı -sessizlik için bir işaret- ve Sonea'yla Akkarin'i bir kapının girintisine çekti. Gol ara sokağın girişinden aceleyle gelip onlara katıldı. Ara sokağa iki adam girdi ve sessizce onlara doğru yürümeye başladı. Yaklaşırlarken Sonea yüzlerden daha esmer olanını tanıdı. Bir elin nazikçe arkasından ittirdiğini hissetti. "Hadi git," diye fısıldadı Cery kulağına. "Ona hayatının dehşetini yaşat." Sonea arkasına baktığında Cery'nin gözlerinin haylazlıkla parladığını gördü. Adamlar iyice yaklaşana kadar bekledi ve önlerine çıkıp kapüşonunu açtı. "Faren."


İki adam hızla ve ihtiyatla yere çöküp Sonea'ya döndüler, sonra biri ani bir nefes aldı. "Sonea?" "Bu kadar yıldan sonra beni yine de tanıdın." Adam kaşlarını çattı. "Ama ben sanıyordum ki..." "Kyralia'yı terk ettiğimi mi sanıyordun?" Sonea kollarını kavuşturdu. "Geri gelip birkaç borcu tahsil etmeye karar verdim." 235 TRUDİ CANAVAN "Borç mu?" Faren sinirli bir şekilde arkadaşına baktı "r\ zaman benimle bir işin yok." "Öyle mi?" Sonea, Faren'e biraz daha yaklaştı ve Hırsız'ın bir adım gerilemesinden dolayı oldukça memnun oldu. "Bir zamanlar yapmış olduğumuz bir anlaşmayı hatırlar gibiyim. Bana unuttuğunu söyleme Faren." "Nasıl unutabilirim ki?" diye mırıldandı Hırsız. "Anlaşmanın üzerine düşen kısmını yerine getirmemiş olduğunu hatırlıyorum. Aslında seni korurken evlerimden birinden fazlasını yakmıştın." Sonea omzunu silkti. "Sanırım pek de yararlı olamadım. Ama yanmış birkaç evin beni Lonca'ya satmanı karşılayacağını hiç sanmıyorum." Faren bir adım daha geriledi. "Benim fikrim değildi. Seçeneğim yoktu." "Yok muydu?" diye bağırdı Sonea. "Duyduğum kadarıyla gayet iyi kar etmişsin. Diğer hırsızlar aldığın ödülden pay aldılar mı? Hepsini kendine sakladığını duydum." Faren rahatlıkla duyulabilecek bir sesle yutkundu ve biraz daha geriledi. "Tazminat olarak," dedi gergin bir sesle. Sonea, Faren'e doğru bir adım daha attı ama sonra kapının oradan bir ses geldi. Ses hızla bir kahkahaya dönüştü. "Sonea," dedi Cery. "Seni ulak olarak işe almalıyım. İstediğinde gerçekten çok korkutucu olabiliyorsun." Sonea sert bir şekilde gülümsemeyi başardı. "Son zamanlarda bunu bana başkaları da söyledi." Ama Dorrien'i hatırlamak, yeniden Rothen'i aklına getirmişti. Kederin ağırlığının omuzlarına çökmeye başladığını hissedince bu duygu236


Yüce Lord-Kara Büyücüler umursamamaya çalıştı. Şimdi bunu düşünemem, dedi kendine. Yapacak çok iş var. Faren sarı gözlerini kısarak Cery'ye baktı. "Bu küçük pusunun arkasında senin olduğunu bilmeliydim." Cery gülümsedi. "Oh, ben sadece ona seninle biraz eğlenmesini önerdim. Bunu hak ediyor. Sonuçta onu gerçek'ten de Lonca'ya verdin." "Sonea'yı da toplantıya götürüyorsun değil mi?" "Evet. O ve Akkarin'in anlatacakları çok şey var." "Akkarin mi...?" dedi Faren güçsüz bir sesle. Sonea arkasından gelen ayak seslerini duyunca döndü ve Akkarin'le Gol'ün kapı girişinden çıktıklarını gördü. Akkarin kısa sakalını tıraş etmiş ve saçlarını toplayıp eski görkemli görüntüsüne geri dönmüştü. Faren bir adım daha geriledi. "Faren değil mi?" dedi Akkarin yumuşak bir şekilde. "Siyah, sekiz bacaklı ve zehirli..." Faren başıyla onayladı. "Evet," diye karşılık verdi. "Şey, bacaklar hariç." "Sizinle tanışmak bir onur." Hırsız bir kez daha başını eğdi. "Sizinle de." Cery'ye baktı. "Neyse, bu toplantı eğlenceli olacak gibi gözüküyor. Beni izleyin." Faren sokağın sonuna doğru ilerlemeye başladı. Arkadaşı aceleyle peşinden gitmeden önce bir kez daha Akkarin'le Sonea'ya şüpheyle baktı. Cery; Sonea, Akkarin ve Gol'e bir kez bakıp başıyla kendisini izlemelerini söyledi. Onu sokağın sonundaki iki bina arasındaki dar bir aralığa takip ettiler. Aralığın ortasında bir adam çıkıp Faren'in yolunu kesti. 237 TRUDİ CANAVAN "Bunlar kim?"diye sordu adam Sonea'yla Akkarin'i göste rerek. "Misafirler," diye karşılık verdi Cery. Adam bir an durakladı, ardından gönülsüzce bir kapı gjrj_ sine çekildi. Faren adamın peşinden binanın içine girdi. Kısa


bir koridordan geçtiler, ardından da bir merdivenden. Faren merdivenlerin tepesinde durup Cery'ye baktı. "Onları içeri getirmeden önce izin almalısın." "Ve bu konuda saatlerce tartışmalarını mı izleyeyim?" Cery başını iki yana salladı. "Zamanımız yok." "Neyse, ben seni uyardım." Faren kapıyı açtı. Sonea ikilinin peşinde odaya girdiğinde kendini lüks içinde bir yerde buldu. Kabaca bir daire şeklinde dizilmiş minderli sandalyeler vardı. Sonea sandalyelerin yedi tanesinin dolu olduğunu gördü. Sandalyelerin arkasında duran yedi adam Hırsızların korumaları olmalıydı. Karşısında oturan Hırsızlar'ııı kimler olduğunu tahmin etmek zor değildi. Zayıf, kel adam belli ki Sevli'ydi. Sivri burunlu ve kırmızı saçlı kadın Zili olmalıydı ve sakallı, çalı gibi kaşlara sahip adam da Limek olmalıydı. Sonea etrafına baktığında Hırsızların hayvanlarla benzerlikleri yüzünden mi bu isimleri seçtiklerini yoksı zamanla ismini aldıkları hayvanlara mı benzediklerini merak etti. Belki de ikisi birden, diye düşündü. Sandalyelerde oturanlar ona ve Akkarin'e bakıyorlardı. Bazıları öfke ve hiddetle, bazıları ise kafaları karışmış bir şekilde. Yüzlerden biri tanıdıktı, Sonea gözleri Ravi'ninkilerle buluşunca gülümsedi. "Bunlar da kim?" diye sordu Şevli. 238 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Cery'nin dostları," dedi Faren. Boş sandalyelerden birioturdu. "Onları getirmekte ısrar etti." "Bu Sonea," dedi Ravi diğer Hırsızlar'a. Gözleri Akka?n'e kaydı. "Bu durumda siz de eski Yüce Lord olmalısınız." Öfke ve kafa karışıklığı yerini şaşkınlığa bıraktı. "Sizinle sonunda tanışabilmek bir onur," dedi Akkarin. "Özellikle seninle Lord Senfel." Sonea, Ravi'nin sandalyesinin arkasında duran adama baktı. Yaşlı büyücü sakalını tıraş etmişti. Sonea, büyük ihtimalle onu ilk başta bu yüzden tanıyamamıştı. Onu en son gördüğünde Faren ona şantaj yaparak Sonea'ya büyü öğret-


mesini sağlamaya çalışmıştı; ama o zamanlar uzun bir sakalı vardı. Sonea nafile bir çabayla büyüsünün kontrolünü kaybetmesin diye uyuşturulmuştu; ki Cery toplantının gerçekten olduğunu söyleyene kadar bu karşılaşmanın bir hayal olduğunu düşünüyordu. Senfel yüzü solmuş bir halde Akkarin'e baktı. "Demek," dedi, "Beni sonunda buldun." "Sonunda mı?" Akkarin omzunu silkti. "Senden çok uzun süredir haberdardım Senfel." Yaşlı adam şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. "Biliyor muydun?' "Elbette," diye cevap verdi Akkarin. "Sahte ölümün pek inandırıcı değildi. Hâlâ bizi neden terk ettiğinden emin değilim." "Kurallarınızı çok... boğucu buluyordum. Neden bir şey yapmadın?" Akkarin gülümsedi. "Bu selefimi nasıl gösterirdi sonra? Kayıp olduğunu bile fark etmemişti. Burada kimseye zararın 239 TRUDİ CANAVAN olmuyordu ben de seni rahat bırakmaya karar verdim." Yaşlı büyücü güldü, kısa, tatsız bir gülüş. "Kuralla uymamak sende alışkanlık olmuş Delvon Ailesi'nd Akkarin." "Bir de sana ihtiyacım olana kadar bekliyordum," diye ekledi Akkarin. Senfel ciddileşti. "Lonca sana seslenip duruyordu," dedi "Görünüşe göre onların sana ihtiyacı var. Neden çağrılarına cevap vermedin?" Akkarin, Hırsızlar'a baktı. "Çünkü Lonca burada olduğumu bilmemeli." Hırsızlar'ın bakışları ilgiyle keskinleşti. "Neden?" diye sordu Şevli. Cery bir adım öne çıktı. "Akkarin'in hikayesi kısa değil. Sandalye getirtebilir miyiz?" Kapıda onları karşılamış olan adam odadan çıktı ve daha sonra iki basit ahşap sandalyeyle döndü. Herkes yerleştiğinde Akkarin etrafındaki yüzlere baktı ve derin bir nefes aldı.


"Size ilk olarak Sachakalılar'la nasıl karşılaştığımı anlatmalıyım." Akkarin, Dakova ile yaşadıklarını kısaca anlatırken Sonea, Hırsızlar'ın yüzlerini izledi. İlk başta sakince dinliyorlardı ama Akkarin, İchaniler'i tarif etmeye başlayınca yüzlerinde panik ve endişe belirdi. Akkarin onlara katil-casusları ve Cery'yi onları bulması için nasıl tuttuğunu anlattı; bu noktada Sonea'nın eski dostuna şaşkınlık ve ilgiyle baktılar. Sonra Sachaka'ya sürülmelerini anlattığında Şevli tiksintiyle bağırdı. "Lonca aptallarla dolu," dedi. "İchaniler'in gerçek olup 240 Yüce Lord-Kara Büyücüler Irnadığını anlayana kadar seni yanlarında tutmalıydılar." "Böyle yapmamış olmaları daha iyi olabilir," dedi Akkarin. "İchaniler burada olduğumu bilmiyor ve bu da bize avantaj sağlıyor. Herhangi bir Lonca büyücüsünden güçlü olsam da sekiz İchani'yi yenebilecek kadar güçlü değilim. Sonea ile birlikte diğerlerinden ayrılmış bir İchani'yi yenebiliriz. Fakat İchaniler burada olduğumu öğrenirlerse bir arada kalıp bizi avlayacaklardır." Etrafındakilere baktı. "Bu yüzden Lonca'nın çağrısına cevap vermedim. Lonca burada olduğumu bilirse, İchaniler bunu yakaladıkları ilk büyücünün zihninden öğrenirler." "Ama bunu bizim bilmemize izin verdin," dedi Şevli. "Evet. Bu bir risk ama büyük bir risk değil. Bu odadakilerin kendilerini Sachakalılar'dan uzak tutmasını bekliyorum. Halka ulaşacak, burada olduğumuz ile ilgili söylentilerse yalnızca bir dedikodu olarak görülecektir." "Peki bizden ne istiyorsun?" diye sordu Ravi. "Bizden bir Sachakalı'yı diğerlerinden ayırmasına yardım etmemizi istiyor," diye cevapladı Zili. "Evet," diye onayladı Akkarin. "Ayrıca Hırsızlar Yolu'na giriş izni ve kılavuzlar istiyorum." "İç Çember'in hepsini kapsamıyor ama," diye uyardı Şevli. "Fakat binaların çoğu boş," dedi Zili. "Kilitliler ama bu sorunu çözebiliriz." Sonea kaşlarını çattı. "Neden binalar boş?" Kadın, Sonea'ya baktı. "Kral Evler'e İmardin'i terk etmelerini söyledi. Biz de az önce Senfel, Hisar ve Calia'daki yenilgiyi anlatana kadar sebebini merak ediyorduk."


TRUDİ CANAVAN Akkarin başıyla onayladı. "Lonca, İmardin'deki herkesin İchaniler için potansiyel güç kaynağı olduğunu fark etmiştir Kral'a şehri boşaltması gerektiğini söylemişlerdir." "Ama sadece Evler'e gitmelerini söylemiş değil mi?" dedi Sonea. Hırsızlar başlarıyla onaylayınca birden bire öfkelendi. "Ya halkın kalanı?" "Evler gidince herkes bir şeyler olduğunu anladı," dedi Cery. "Duyduğuma göre binlerce insan şehri terk ediyormuş." "Peki ya varoşlar?" diye sordu Sonea. "Saklanacaklardır," diye güvence verdi Cery. "Varoşlar, şehir duvarlarının dışında, İchaniler'in ilk varacağı yerde." Sonea başını iki yana salladı. "Eğer İchaniler durup kendilerini güçlendirmek isterlerse varoşluların hiçbir şansı olmayacak." Öfkesinin arttığını hissediyordu. "Kral'ın bu kadar aptal olduğuna inanabilirim ama ya Lonca. Varoşlarda yüzlerce potansiyel büyücü olmalı. İlk gitmeleri gereken onlar." "Potansiyel büyücü mü?" Şevli kaşlarını çattı. "Ne demek istiyorsun?" "Lonca büyü potansiyelini sadece Evler'in çocukları arasında arıyor," dedi Akkarin, "Ama bu diğer sınıftan insanlar arasında büyü potansiyeli olmadığını göstermez. Sonea bunun kanıtı. Lonca'ya katılmasına izin verilmiş olmasının sebebi güçleri o kadar büyük ki kendiliğinden uyandılar. Alt sınıflarda büyük ihtimalle yüzlerce potansiyel büyücü vardır." "Ve onlar İchaniler için büyücülerden daha cazip hedefler," diye ekledi Sonea. "Büyücüler savaşarak güçlerini har242 Yüce Lord-Kara Büyücüler ıar bu yüzden yakalandıkları zaman çekilecek güçleri kalmamış olur." Hırsızlar birbirilerine baktılar. "İstilacılar tarafından görmezden gelineceğimizi düşünmüştük," diye mırıldandı Ravi- "Şimdi ise büyülü bir mahsul gibi hasat edileceğiz." "Eğer..." Sonea heyecanla Akkarin'e döndü. "Eğer birileri güçlerini İchaniler'den önce çekmezse tabi." Akkarin'in gözleri Sonea'nın ne ima ettiğini alayınca açıl-


dı ama sonra kaşlarını çattı. "Bunu kabul ederler mi? Hiçbir Kyralialı'nın gücünü zorla çekmem." "Bence çoğu kabul eder. Neden istediğimizi bildikleri sürece." Akkarin başını iki yana salladı. "Ama onları organize etmek imkansız olacaktır. Binlerce kişiyi test edip onlara ne yapacağımızı açıklamalıyız. Hazırlanmak için sadece bir günümüz var." "Düşündüğünüzü düşündüğümü mü düşünüyorsunuz?" "O ne peki?" Şevli kafası karışmış görünüyordu. "Ne olduğunu anlıyorsan Senfel bana da açıkla." "Büyü potansiyeline sahip varoşluları bulursak Akkarin ve Sonea onlardan güç çekebilir," dedi Senfel." "Sadece İchaniler'in hasadını ellerinden almış olmayız, aynı zamanda bizim büyücülerimiz güçlenmiş olur," dedi Zili sandalyesinde dikleşerek. Bizim büyücülerimiz mi? Sonea gülümsemesini bastırdı. Görünüşe göre Hırsızlar bizi kabul etti. "Peki varoşlular bunu kabul edecek mi?" diye sordu Akkarin. "Büyücülere karşı pek bir sevgileri yok." "Eğer biz istersek edeceklerdir," dedi Ravi. "Bizim hak243 TRUDİ CANAVAN kımızda ne düşünürlerse düşünsünler ilk Arınma sırası ve sonrasında onlar için savaşmış olduğumuzu hepsi kah ediyor. İstilacılara karşı savaşmak için yardım istersek bi lerce gönüllümüz olacaktır. Onlara kendi büyücülerim' olduğunuzu söyleyebiliriz. Eğer Lonca'dan olmadığınızı dn şünürlerse yardım etme konusunda daha da istekli olacaklardır." "Tek bir sorun var," dedi Şevli. "Eğer bunu yaparsak binlerce varoşlu sizi görecek. Kim olduğunuzu bilmeseler bile yüzünüzü görmüş olacaklar. Eğer İchaniler bir tanesinin bile zihnini okursa..." "Bu konuda ben yardımcı olabilirim," dedi Senfel. "Gönüllüleri ben test ederim. Sadece potansiyeli olanlar Sonea'yla Akkarin'i görürler. Bu da yaklaşık yüz tanesinin burada olduklarını bilmesi anlamına geliyor." Cery gülümsedi. "Bak Senfel, işe yarıyorsun işte." Yaşlı büyücü Cery'ye susturucu bir bakış attı, ardından


tekrar Akkarin'e döndü. "Eğer bu gönüllülerin tek bir yerde kalmalarını sağlayabilirsek -rahat yatakları ve cömert miktarda yemek olan bir sığınakta mesela- güçlerini tekrar toplarlar ve yarın yeniden gücünüzü arttırabilirsiniz." Akkarin büyücüye bakıp başıyla onayladı. "Teşekkür ederim Senfel." "Henüz teşekkür etme," diye karşılık verdi Senfel. "Bana bir kez bakıp arkalarına bakmadan kaçabilirler." Şevli kıkırdadı. "Bir kez olsun, çekici olmaya çalışabilirsin Senfel." Yaşlı adamın bakışlarını görmezden gelip çemberdekilere baktı. "Artık bu İchaniler'in nasıl kişiler olduğunu bildiğimize göre, onlarla savaşmak için yapacağım öne244 Yüce Lord-Kara Büyücüler •i rin bir işe yaramayacağını görebiliyorum. Mümkün oldu- nca ayakaltından çekilmiş olmalıyız." ' "Evet," diye katıldı Faren. "Varoşluları da bu konuda uyarmalıyız." "Daha da iyisi, onları geçitlerde toplayalım. Gerçi sıkışırlar ve hava biraz az olur..." diyen Ravi, Senfel'e baktı, "Ama hana anlatılanlara göre büyücülerin savaşları pek uzun sürmezmiş." "Peki bir İchani'yi gruptan ayrılması için nasıl yemleyeceğiz?" "Duyduğuma göre Limek'in iyi bir terzisi varmış," dedi Cery çalı saçlı adama anlamlı bir şekilde bakarak. "Kendini cüppeler içinde mi hayal ediyorsun?" dedi adam derinden gelen bir sesle. "Oh, asla bu kadar kısa birinin bir büyücü olduğuna inanmazlar," diye dalga geçti Faren. "Hai!" diye karşı çıktı Cery. Sonea'yı işaret etti. "Kısa büyücüler var." Faren başıyla onayladı. "Sanırım çırak cüppesi içinde inandırıcı olabilirsin." Sonea koluna bir şeyin sürtündüğünü hissedince aşağı baktı ve Akkarin'in parmaklarının hafifçe tenine değdiğini gördü. —Bu insanlar düşündüğümden de cesurlar, diye gönderdi Akkarin. İchaniler'in ne kadar güçlü ve tehlikeli olduklarını anlamış gözüküyorlar ama yine onlarla savaşmaya hazırlar. Sonea gülümseyip ona varoşluların Arınma sırasında


büyücülere taş atmalarının ve Cery'nin onları şehre getiren 245 TRUDİ CANAVAN kanalizasyon sistemindeki anlık görüntülerini gönderdi —Neden olmasınlar? Büyücülerle yıllardır savaşın 0rıı kurnazlıkla alt ediyorlar. 246 Bölüm 14 Bir Hediye Bir şeyler Rothen'in burnunu gıdıklıyordu. Aksırıp gözlerini açtı. Yüzükoyun kurumuş çimlerde yatıyordu. Dönerken omzuna bir sancı saplandı. Bir önceki gecenin anıları hızla kafasına hücum etti; yük arabalarının gelişi, genç Savaşçı'nın İchani tarafından yakalanışı, evin penceresindeki Lord Yikmo, parçalanan arabalar, Kariko, kan mücevheri, hızla uzaklaşmak... Etrafına baktığında bir ahırda olduğunu gördü. Güneş ışığının açısından günortasının yakın olduğunu anladı. Kendini iterek oturur pozisyona geçtiğinde omzuna daha da büyük bir sancı saplandı. Bir elini cüppesinin içine sokarak omzuna dokundu. Olması gerektiğinden biraz daha yukarıdaydı. Gözlerini kapatıp zihnini kendi vücuduna yaydı ve omzunu dehşetle inceledi. Uyuduğu sırada vücudu, geri dönmekte olan gücünü kolu ve omzundaki kırık kemiklere Şifa vermek için kullanmıştı. Ama bir şeyler yanlıştı. İçini çekti. Bilinçsiz bir şekilde kendine Şifa vermek büyücü olmanın avantajlarından biriydi ama güvenilir bir refleks değildi. Kemikler garip, çarpık açılarla kaynamıştı. Deneyimli bir Şifacı onları kırıp tekrar yerlerine oturtmalıy247 TRUDİ CANAVAN di ama şimdilik rahatsızlık ve hareket kısıtlamasına katlanmalıydı. Ayağa kalktığında bir an başı döndü ve karnının aç olduğunu fark etti. Ahırın kapısına yürüyüp dışarı baktı. Ahırın çevresinde evler vardı ama hepsi sessizdi. En yakındaki bina tanıdık geliyordu. Oranın Kariko'nun kan mücevherini yaptığı bina olduğunu fark edince ürperdi. Ahırın güvenliğini terk etmeye gönülsüzdü. Sachakalılar


hala kasabada, yeni yük arabaları arıyor olabilirlerdi. Geceye kadar bekleyip karanlıktan yararlanmalıydı. Sonra evin arka kapısında yatan büyücüyü fark etti. Bir gece önce orada bir ceset yoktu. Tek bir kişi olabilirdi; Lord Yikmo. Rothen güneş ışığına çıkıp aceleyle kırmızı cüppeli figüre doğru gitti. Yikmo'nun omuzlarını tutup onu çevirdi. Büyücünün görmeyen gözleri gökyüzüne dikildi. Savaşçı'nın çenesinde kurumuş kan vardı. Cüppesi parçalanmış ve tozla kaplıydı. Rothen evin önünün içeriye doğru patladığı anı düşündü. Yikmo'nun kaçtığını düşünmüştü. Ama Savaşçı patlamada ölümcül derecede yaralanmış gözüküyordu. Rothen başını iki yana salladı. Yikmo, Lonca'da hem saygı görür hem de sevilirdi. Büyüsel olarak güçlü olmasa da keskin zekası ye öğrenme zorluğu çeken öğrencileri eğitme yeteneği hem Balkan'ın hem de Akkarin'in büyük saygısını kazanmasını sağlamıştı. Akkarin bu yüzden onun Sonea'nın öğretmeni olmasını istemişti, diye düşündü. Sonea da Yikmo'yu sevmişti sanırım. Ölümünü duyunca çok üzülecek. 248 Yüce Lord-Kara Büyücüler Tıpkı Lonca'nın kalanı gibi... Bu haberi Lonca'ya iletrneyi düşündü ama bir şey duraklamasına sebep oldu. Lonca savaşın ardından oluşan sessizlikten hepsinin öldüğünü biliyor olmalıydı. Sachakalılar ise emin olamazdı. Onlara bilmedikleri bir şey söylemesem iyi olur, diye düşündü. Ayağa kalkıp eve döndü. Dikkatle içeri girip ön cephedeki odaya yaklaştı. Odanın ön cephesinde yola açılan büyük bir delik vardı. Caddenin ortasında parçalanmış iki arabanın artıkları bir yığın halinde duruyordu. Gitmişler... Yığının orada iki ceset yatıyordu. Rothen iki yandaki evlere dikkatle baktı, ardından temkinli bir şekilde caddeye adım attı. "Büyücü!" Rothen hızla sesin geldiği yöne döndü ama kendisine


doğru genç bir çocuğun koştuğunu görünce rahatladı. Çocuğu kasabanın boşaltılmasından hatırlıyordu. Yikmo, çocuğu, savaşı izlemek için kalamayacağına ikna etmek için sert sözler söylemek zorunda kalmıştı. "Burada ne yapıyorsun?" diye sordu Rothen. Çocuk durup eğilerek komik bir şekilde hantal bir selam verdi. "Ne olduğunu görmek için geri geldim lordum," diye karşılık verdi. Gözleri arabalara kaydı. "Onlar düşman mı?" Rothen cesetlerin yanına gidip onları inceledi. İkisi de Sachakalı'ydı. Kollarındaki sayısız yarayı fark etti. "Köleler," dedi. Daha yakından baktı. "Arabalara saldırdığımızda yaralanmış görünüyorlar. Kötü yaralar ama Şifa verilemeyecek şeyler değil ve onları bu kadar çabuk öldürmezlerdi de." "Sachakalılar'ın kendi insanlarını öldürdüklerini mi düşünüyorsunuz?" 249 TRUDİ CANAVAN "Belki." Rothen ayağa kalkıp bir cesetten diğerine gjtt: "Evet. Bileklerindeki bu kesikler tahta parçalarından olma mış." "Sanırım kölelerinin kendilerini yavaşlatmasını istememişler," dedi çocuk. "Kasabayı gezdin mi?" diye sordu Rothen. Çocuk başıyla evetledi. "Başka Lonca büyücüsü gördün mü?" Çocuk bir kez daha başıyla onayladı, sonra bakışlarını yere indirdi. "Hepsi ölmüştü ama..." Rothen içini çekti. "Hiç at kaldı mı?" Çocuk sırıttı. "Burada yok ama size bir tane getirebilirim. Babam, Aran Evi için yarış atları eğitiyor. Malikane uzakta değil. Oraya koşup yarım saat içinde dönmüş olabilirim. "O zaman git bir at getir." Rothen etrafına bakındı. "Cesetlerle ilgilenmesi için birkaç kişi de getir." "Onları nereye gömmemizi istersiniz? Calia mezarlığına mı?" Bir mezarlık... Rothen, Lonca'nın arkasındaki ormanda bulunan gizemli mezarlığı hatırladı, sonra da Akkarin'in yasaklanana kadar kara büyünün Lonca'da devamlı olarak


kullanılmış olması konusundaki iddialarını. Bir anda orada bir mezarlık olmasının sebebini anladı. "Şimdilik," diye karşılık verdi Rothen. "Onları teşhis etmek için kalacağım, sonra da şehre dönmeliyim." *** Kendisinden önce odaya giren birçok kişi gibi bu kadın 250 Yüce Lord-Kara Büyücüler da Sonea'yı gördüğünde bir an durakladı. "Peçenin biraz abartılı olduğunu biliyorum," dedi Sonea varoş aksanıyla. "Hırsızlar'm büyücülerinin kim olduğunu kimse bilmesin diye takmalıymışım." Peçe, Takan'ın fikriydi. Onu taktığında bu, güç çektiği neredeyse yüz potansiyel büyücünün yüzünü görmemesi anlamına gelecekti. Akkarin de diğer odada bir maskeyle oturuyordu. "Sonea?" diye fısıldadı kadın. Sonea ani bir panik hissetti. Daha dikkatli baktı ve kadını tanıyınca peçesini çıkardı. "Jonna!" Sonea hızla masanın etrafından dolaşıp teyzesine sıkıca sarıldı. "Bu gerçekten sensin," dedi Jonna, Sonea'ya bakmak için hafifçe geriye çekilerek. "Lonca'nın seni uzaklara gönderdiğini sanıyordum." "Gönderdiler." Sonea sırıttı. "Geri geldim. O Sachakalılar'ın şehrimizi harabeye çevirmesine izin veremeyiz değil mi?" Kadının yüzünden çeşitli duygular geçti. Endişe ve korkunun ardından çarpık bir gülümseme geldi. "Başını nasıl belaya sokacağını gerçekten iyi biliyorsun." Odaya bakındı. "Beni saatlerce beklettiler. Bir şeyler pişireceğimi falan sanıyordum ama bana bir tür büyü yeteneğim olduğunu söylediler ve büyücülerine yardım etmem gerekiyormuş." "Gerçekten mi?" Sonea teyzesini sandalyeye götürdü, sonra masanın diğer tarafındaki kendi yerine geçti. "Yeteneğimi anne tarafından almış olmalıyım o zaman. Elini ver." Jonna elini uzattı. Sonea teyzesinin elini tutup hislerini 251


TRUDİ CANAVAN gönderdi ve küçük bir güç kaynağı hissetti. "Pek fazla değil Seni bu yüzden bekletmiş olmalılar. Ranel ve küçük kuzen lerim nasıllar?" "Kerrel hızla büyüyor. Hania'da tam bir sulu göz ama kendime yakında bu safhanın geçeceğini söyleyip duruyorum. Ranel burada olduğunu bilseydi o da gelirdi ama bacağı yüzünden bir işe yaramayacağını düşündü." "Onu da görmeyi çok isterdim. Belki de bütün bu olaylar bittikten sonra... senin için sorun olmazsa elinin üstüne küçük bir kesik açacağım." Jonna omzunu silkti. Sonea masadaki kutuyu açarak Cery'nin kendisine vermiş olduğu ufak bıçağı çıkardı. Küçük bir bıçağın varoşluları büyük bir bıçak kadar korkutmayacağını düşünmüştü. Bu bıçak o kadar küçüktü ki bazıları buna gülmüştü. Jonna'nın elinin arkasına küçük bir kesik açtı, ardından bir parmağını kesiğe koydu. Daha önceki bütün varoşlular gibi Jonna da Sonea enerji çekmeye başlar başlamaz rahatladı. Sonea durup kesiği iyileştirdiğinde kadın dikleşti. "Bu çok... garip bir histi/' dedi Jonna. "Hareket edemiyordum ama o kadar uykum geldi ki zaten hareket etmek de istemiyordum." Sonea başıyla onayladı. "Çoğu kişi böyle tarif etti. Nahoş bir his olsaydı yapabilir miydim bilmiyorum. Neyse bana son dönemlerde Ranel'le neler yaptığınızı anlat." Jonna'nın anlattığı sorunlar harika bir şekilde sıradan ve basitti. Sonea teyzesini dinledikten sonra ona son görüşmelerinden beri yaşadığı her şeyi anlattı; hatta şüphe ve korkularından bazılarından bile bahsetti. Hikayesini bitirince 252 Yüce Lorcl-Kara Büyücüler lonna onu dikkatle süzdü. "Büyüttüğüm o küçük sessiz çocuğun böyle önemli biri olduğuna inanmak zor," dedi. "Ve sen bu Akkarin'lesin, Lonca'nın Yüce Lord'u falan..." "Artık Yüce Lord değil," diye hatırlattı Sonea. jonna bir elini salladı. "Olsun. Ondan ne kadar eminsin? Evlenecek misiniz?" Sonea yüzünün yanmaya başladığını hissetti. "Ben... bil-


miyorum. Ben..." "Kabul eder miydin?" Evlenmeyi mi? Sonea bir an duraksadı sonra yavaşça başıyla onayladı. "Ama bu konuda henüz konuşmadınız değil mi?" Jonna kaşlarını çatıp öne doğru eğildi. "Dikkatli oluyor musun?" diye mırıldandı. "Bazı..." Sonea yutkundu. "Bazı yollar olduğunu biliyorum, büyüyle, bir kadının emin olması için... bu büyücü olmanın avantajlarından biri. Akkarin böyle bir şey istemez." Yüzünün daha da kızardığını hissetti. "En azından şimdilik. Pek akıllıca olmaz, bütün bu savaş falan..." Jonna başıyla onaylayıp hafifçe Sonea'nın.eline vurdu. "Elbette. Belki daha sonra o zaman. Bütün bunlar bitince." Sonea gülümsedi. "Evet. Ve ben hazır olduğumda... Ki bu da hemen olmayacak demektir..." Kadın içini çekti. "Seni görmek çok güzel Sönea. Geri döndüğünü bilmek beni rahatlattı." Ciddileşti. "Ama aynı zamanda rahatsız da etti. Uzak ve güvenli bir yerde olmanı dilerdim. Bu Sachakalılar'la savaşmak zorunda olmamanı dilerdim. Sen... dikkatli olacaksın değil mi?" 253 TRUDİ CANAVAN "Elbette." "Aptalca bir şey deneme." "Denemeyeceğim. Ölme fikri benim de hoşuma gitmiyor Jonna. Bu insanı aptallık yapmaktan caydıran bir şey." Kapı çalınca konuşmaları bölündü. "Evet?" diye seslendi Sonea. Kapı açıldı ve içeri elinde büyük bir çuval taşıyan Cery girdi. Geniş bir şekilde sırıtıyordu. "Hasret mi gideriyorsunuz?" dedi. "Bunu sen mi ayarladın?" diye sordu Sonea. "Ayarlamış olabilirim," dedi Cery sinsi bir şekilde. "Teşekkür ederim." Cery omzunu silkti ve Jonna ayağa kalktı. "Geç oldu. Ailemin yanına dönmeliyim," dedi. "Çok geç kaldım bile." Sonea ayağa kalkıp teyzesine sarılmak için masanın etrafından dolaştı. "Kendine dikkat et," dedi. "Benim için Ranel'i


öp. Ve ona burada olmam konusunda hiçbir şey söylememesini söyle. Hiç kimseye." Jonna başıyla onayladı, ardından dönüp odadan çıktı. "Jonna sonuncuydu," dedi Cery. "Seni odanıza geri götüreyim." "Peki ya Akkarin?" "O seni orada bekliyor. Hadi." Odanın arka tarafındaki kapıdan bir koridora çıktılar. Koridorun sonunda küçük bir dolaba girdiler. Cery tepedeki delikten sarkan bir ipi çözdü ve elinden kaymasına izin verdi. Dolabın tabanı yavaşça alçalmaya başladı. "İyi bir çift oluşturuyorsunuz," dedi Cery. Sonea, Cery'ye döndü. "Jonna ve ben mi?" 254 Yüce Lord-Kara Büyücüler £ery sırıtıp başını iki yana salladı. "Akkarin ve sen." "Öyle mi düşünüyorsun?" "Öyle umuyorum. Seni bütün bu belaya bulaştırmış olmaSından hoşlandığımı sanmıyorum ama bunları sağ atlatman için en az benim kadar endişeleniyor görünüyor." Dolabın altı başka bir kapının önünde durdu. Cery kapıyı açınca tanıdık bir geçide girdiler. Birkaç adım sonra Cery' nin konuk dairesine açılan büyük metal kapıdan geçiyorlardı. Akkarin taze yemeklerin olduğu bir masanın önünde elinde bir kadeh şarapla oturuyordu. Yanında da Takan vardı. Başını kaldırıp Sonea'yı görünce gülümsedi. Sonea, Takan'ın onu dikkatle süzdüğünü fark edince, o gelmeden önce ne konuştuklarını merak etti. "Ceryni," dedi Akkarin. "Bir kez daha bize cömertliğini sunuyorsun." Kadehini kaldırdı. "Anuren karası, daha azı değil...." Cery omzunu silkti. "Şehrin savunucuları için ne yapsak azdır." Sonea da oturup hemen yemeye başladı. Aç olmasına rağmen yemekler midesine taş gibi iniyordu ve kısa bir süre sonra ertesi günkü planlarını tartışmaya başladıklarında iştahı kaçtı. Akkarin durup dikkatle ona baktığında henüz pek fazla konuşmamışlardı.


"Gücünü fark edebiliyorum," dedi alçak sesle. "Sana onu saklamayı öğretmeliyim." Akkarin elini uzattı. Sonea eli tuttuğunda Akkarin'in varlığının zihninin kenarında büyüdüğünü hissetti. Gözlerini kapattı. 255 TRUDİ CANAVAN — Hissedebildiğim bu. Sonea bir anda Akkarin'in içindeki, parıldayan bir sis ojKyayılan gücü hissetti. — Görüyorum. — Büyü etkini saran doğal kalkanının dışına gücün sızmasına izin veriyorsun. Kalkanını güçlendirmelisin. Şu şekilde. Parlama sönüp kayboldu. Sonea kendi vücuduna yoğunlaşarak içindeki gücü hissetti. Varoşlulardan ne kadar güç çektiğini inceleme fırsatı olmamıştı. Gönüllüleri saymaya çalışmıştı fakat elliden sonra sayıyı kaçırmıştı. Şimdi ise sahip olduğu bu büyük gücün hayretle farkına vardı. Bu güç tenindeki kalkanın içindeydi. Fakat kalkanı ancak doğal güç seviyesini içerecek kadar güçlüydü. Kalkanı güçlendirmek için fazladan büyü kullanmalıydı. Yoğunlaşıp kalkana düzenli ve küçük bir güç akışı yarattı. — İşte böyle. Akkarin'in zihni geriye çekileceğine varlığını sürdürdü. —

Bana bak. Sonea gözlerini açtı. Akkarin'i aynı anda hem görüp hem de hissedebildiğini fark edince omurgasında bir ürperti dolaştı. Akkarin'in yüzünde Sonea'nın onu gizlice izlerken yakaladığında hep gördüğü düşünceli ifade vardı... ve artık o zamanlarda ne düşündüğünü kesin olarak biliyordu. Yüzünün kızardığını hissetti ve dudağının kenarı yukarıya doğru kıvrıldı. Sonra Akkarin'in zihni soldu ve elini bıraktı. Akkarin bakışlarını çevirdiğinde Sonea belli belirsiz bir hayal kırıklığı hissetti. 256 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Birbirimiz için kan mücevherleri yapmalıyız. Önümüz-


je|<i günlerde gizlice iletişim kurmamız gereken zamanlar olacak." Kan mücevherleri... Hayal kırıklığı yerini meraka bıraktı.•? "Cama ihtiyacımız var." Takan'a baktı. Hizmetkar kalkıp mutfağa gitti ve sonra dönüp başını olumsuz anlamda salladı. "Hiç cam yok..." Akkarin şarap kadehini alıp Cery'ye baktı. "Bunu kırarsam darılır mısın?" Cery omzunu silkti. "Yooo, parçala gitsin." Akkarin kadehi masaya vurunca kadeh parçalandı. Bir parça cam alıp Sonea'ya verdi sonra da kendisi bir parça aldı. Cery merakla dolu olduğu açıkça belli bir şekilde izliyordu. Sonea ve Akkarin camları eritip birer kürecik oluşturdular. Akkarin başka bir cam parçası alıp avucunu kesti. Sonea da aynı şeyi yaptı. Akkarin bir kez daha Sonea'nm elini tuttu ve Sonea, Akkarin'in zihninin kendisininkine dokunduğunu hissetti. Akkarin'in kan ve büyüyü mücevherle nasıl birleştireceği konusundaki talimatlarını uyguladı. Mücevherler soğuyunca Takan masaya küçük bir parça altın bıraktı. Altın havalanıp Akkarin'in yüzünün önünde süzülmeye başladı, ardından kıvrılıp bükülerek iki yüzük oluşturdu. Akkarin kendi kan mücevherini bir yüzüğün üzerindeki yuvaya yerleştirirken Sonea da kendininkini diğerine yerleştirdi. Sonea mücevherin, yüzüğün iç tarafından çıkıntı yapıp tene dokunmasını sağlamaya dikkat etti. 257 TRUDİ CANAVAN Yuvadaki altın tırnaklar mücevherlerin üzerine kapandı Akkarin iki yüzüğü havadan aldı ve altın kısımlarından tutarak Sonea'ya dönüp ciddi bir ifadeyle baktı. "Bu yüzüklerle birbirimizin zihnini görebileceğiz. Bunun bazı... dezavantajları vardır. Bazen birinin senin hakkında ne düşündüğünü tam olarak bilmek hoş bir deneyim olmaz Dostluğu bitirebilir, aşkı dargınlığa çevirebilir ve özgüveni


yok edebilir." Bir an durdu. "Ama aynı zamanda anlayışı geliştirebilir. Bunları mecbur olduğumuzdan fazla takmamahyız." Sonea, Akkarin'in yüzüğünü alıp söylediklerini düşündü. Aşkı dargınlığa çevirmek mi? Ama Akkarin onu sevdiğini hiç söylememişti. Jonna'nın sözlerini hatırladı. "Ama bu konuda henüz konuşmadınız değil mi?' İhtiyacımız yoktu ki, dedi kendine. Ara sıra onun düşüncelerinden duyduklarım bana yetmişti. Yoksa yetmiş miydi? Yüzüğe baktığında kendini iki olasılık arasında sıkışmış buldu; ya Akkarin onu seviyordu ve yüzüğün her şeyi mahvetmesinden korkuyordu ya da sevmiyordu ve yüzüğün bunu açığa çıkarmasından korkuyordu. Ama daha az önce zihnine dokunurken basit bir arzudan fazlasını hissettiğine emindi. Yüzüğü masaya bıraktı. Onlara ertesi gün ihtiyaçları olacaktı. Yarın bunun kendilerine neye mal olduğunu anlayacaklardı. Şimdilik onun zihninde bir an için gördüklerinden fazlasını görmeye ihtiyacı yoktu. Cery birden ayağa kalktı. "Kalmak isterdim ama ilgilenmem gereken başka şeyler var." Bir an durdu sonra sandal258 Yüce Lord-Kara Büyücüler ve bırakmış olduğu çuvalı işaret etti. "Biraz giysi getirdim. ı'jzerinizdekilerden daha çok yakışacağını düşündüm." Akkarin başıyla onayladı. "Teşekkür ederiz." "İyi geceler." Cery gittikten sonra Takan da ayağa kalktı. "Geç oldu," dedi. "Eğer bana ihtiyacınız yoksa...?" Akkarin başını iki yana salladı. "Hayır. Git biraz uyu Takan." Sonea'ya baktı. "Biz de biraz dinlensek iyi olur." Ayağa kalkıp yatak odasına ilerlemeye başladı. Sonea peşinden gitmeye başladı ama sandalyedeki çuvalı görünce durakladı. Çuvalı alıp yatak odasına götürdü. Akkarin, Sonea'nın yatağa bıraktığı çuvala baktı. "Cery nasıl bir kılık değiştirme önermiş?" Sonea çuvalı açıp ters çevirdi. İçinden siyah bir giysi yığı-


nı düştü. Akkarin'e bakıp çuvaldan çıkanları yatağa yaymaya başladı. Bunlar cüppeydi. Büyücü cüppeleri. Akkarin cüppeler baktı, yüzünde sert bir ifade vardı. "Bunları giyemeyiz," dedi alçak sesle. "Lonca büyücüsü değiliz. Bu bir suç olur." "O zaman Lonca yarın İchaniler'le savaşan bir sürü kişiyi tutuklamakla bayağı meşgul olacak demektir," dedi Sonea. "Sokaklarda cüppe giyip Sachakalılar'ın birbirinden ayrılmasını sağlamaya çalışacak yüzlerce büyücü olmayan kişi olacak." "Bu... farklı. Biz atıldık. Ve bu cüppeler siyah. Bizi sıradan büyücüler sanmaları mümkün değil." Sonea çuvala baktı. Hâlâ yarısı doluydu. İçirte uzanıp iki çift pantolon ile iki tunik çıkardı. Hepsi de gayet güzel giysi259 TKUDİ CANAVAN lerdi. "Garip neden bize ikişer takım giysi versin ki?" "Alternatif olsun diye." "Veya cüppeyi bunların altına giymemiz gerektiğini düşünmüş olabilir. Akkarin'in gözleri kısıldı. "Ve belli bir zamanda üstteki giysileri çıkarmamız gerektiğini mi?" "Belki de. Kabul etmelisin ki göz korkutucu olur. İki kara büyücü..." Sonea birden yatağa döndü, ardından da iki takım tam boy cüppeye -mezun olmuş büyücü cüppesine- baktığını fark edince ürperdi. "Bunları giyemem!" diye itiraz etti. Akkarin kıkırdadı. "Şimdi de sen benimle aynı fikirdesin ve ben fikrimi değiştirmeye başladım. Sanırım dostun son dönemde düşünmeye başladığım kadar ince zekalı ve kurnaz." Eğilip bir elini kumaşın üzerinde gezdirdi. "Kimliklerimiz açığa çıkana kadar bunlarla görünmemeliyiz. Ama bir kez açığa çıktığında Sachakalılar, Lonca'nın bizi kabul ettiğini düşünecektir. Bunun olası sonuçları Kariko'yu durup düşünmeye itecektir." "Peki ya Lonca?" Akkarin kaşlarını çattı. "Eğer bizim geri dönmemizi gerçekten istiyorlarsa olduğumuz her şeyi kabul etmek zorundalar," diye mırıldandı. "Sonuçta öğrendiğimiz şeyleri unutmamız mümkün değil."


Sonea cüppelere baktı. "Demek kara büyücüler için kara cüppeler." "Evet." 260 Yüce Lord-Kara Büyücüler Kaşlarını çattı. Rothen'in önünden kara cüppe içinde geçmek düşüncesi... ani bir acı hissetti. Rothen ölmüştü. jçini çekti. "Kara büyüyü yüksek büyü olarak nitelendirmeler kendimi daha iyi hissederdim ama Lonca bizi kabul ederse bize Yüksek Büyücüler demeyecektir. O terim zaten kullanılıyor." . Akkarin başını iki yana salladı. "Hayır ayrıca, kara büyücülerin diğerlerinden daha yüksekte olduğu düşüncesine kapılmaları engellenmeli." Sonea, Akkarin'e dikkatle baktı. "Sence bizi kabul edecekler mi?" Akkarin'in kaşları birleşti. "Bu olaydan bir şekilde kurtulsa bile Lonca asla bir daha eskisi gibi olmayacak." Cüppeleri toplayıp çuvalın içine tıktı. "Şimdilik sadece uyumalıyız. Bir süreliğine bir daha buna fırsat bulamayabiliriz." Akkarin giysilerini çıkarmaya başladığında Sonea yatağın kenarına oturup söylediklerini düşünmeye başladı. Lonca şimdiden değişmişti. Bu kadar çok ölümle... aklına yine Rothen gelince boğazının düğümlendiğini hissetti. "Oturarak rahat bir şekilde uyuyan kimseyi görmedim," dedi Akkarin. Sonea döndüğünde Akkarin'in örtülerin altına girdiğini gördü. Utangaçlıkla heyecan karışımı garip bir duygu hissetmeye başladı. O sabah uyandığında kendini onunla aynı yatakta bulmak bir şeyleri değiştirmişti. Kesinlikte taşlardan daha rahattı, diye düşündü. Ama burada, beraber olmak çok daha... gerçek ve anlamlı hissettiriyordu. Çuvalı ve kalan giysileri bir kenara çekti, sonra soyunup yatağa girdi. Akkarin'in gözleri kapalıydı ve nefes alıp verişi 261 TRUDİ CANAVAN uykunun derin sabit ritmindeydi. Gülümseyip, fenere U7 nıp söndürdü. Karanlık ve geçirmiş olduğu uzun güne rağmen uyanık


bir şekilde yatmaya devam etti. Minik, zayıf bir ışık küres' yaratıp dönerek Akkarin'i seyretmeye başladı. Yüzünün bütün ayrıntılarını ve konturlarını inceliyordu. Akkarin'in gözleri kırpışarak açıldı ve Sonea'ya baktı Alnı hafifçe kırışmıştı. "Uyuyor olmalıydın," diye mırıldandı. "Uyuyamıyorum," dedi Sonea. Akkarin'in dudakları kıvrılarak bir gülümseme oluşturdu. "Bunu daha önce ne zaman duymuştum ben?" *** Cery dairesine girdiğinde derin bir nefes aldı. Havada sıcak, baharatlı bir koku vardı. Gülümseyip kokuyu banyoya doğru takip etti. İçeri girdiğinde Savara'yı bir küvet dolusu sıcak su içerisinde uzanmış buldu. "Yine mi banyo yapıyorsun?" diye sordu. Savara sinsi bir şekilde gülümsedi. "Bana katılmak ister misin?" "Sanırım şimdilik güvenli bir mesafede kalacağım." Savara'nı.n gülümsemesi daha da genişledi. "O zaman bana neler kaçırdığımı anlat." "Gidip bir sandalye alayım." Konuk odasına dönüp tam ortada durdu ve birkaç derin nefes aldı. Bir kez daha ona her şeyi anlatmak güçlü bir arzu duyu262 Yüce Lord-Kara Büyücüler ordu. Onunla İchaniler'i öldürme tüyolarına karşılık her ceyi anlatması konusunda bir anlaşma yapmıştı. Bir parçası ona güvenebileceğinden eminken bir diğer parçası dikkatli olmasını fısıldıyordu. Aslında Savara hakkında ne biliyordu ki? Sachakalı'ydı. Öldürüleceklerini bile bile onun için kendi ülkesinden gelen insanları arayıp bulmuştu. Fakat bu Kyralia'nın iyiliğini düşündüğünü göstermezdi. Sachaka toplumundaki başka bir "hizip" için çalıştığını söylemişti ve sadakatinin onlara olduğu açıkça belliydi. Cery bir anlaşma yapmıştı ve Savara şimdiye kadar anlaşmanın kendi üzerine düşen kısmını yerine getirmişti... Ama ona Akkarin ve Sonea'nın geri dönmüş olduğunu söyleyemezdi. Burada olduklarını ve yaptıkları hazırlıkların


haberi dışarı sızarsa İchaniler kazanırdı. Eğer Savara'ya güvenirse ve o da ihanet ederse Kyralia'nın çöküşünün sorumlusu Cery olacaktı. Ayrıca Sonea öldürülebilirdi. Hayatındaki yeni kadından eskisinin iyiliği için bilgi saklama düşüncesi belli belirsiz bir şekilde kendini suçlu hissetmesine yol açıyordu. Ama eskisinin hayatını, hak etmediği halde yenisine güvenerek tehlikeye atarsam, diye düşündü, Şimdikinden çok daha kötü hissederim. Ama Savara eninde sonunda öğrenecekti. Cery'nin kalp atışları Savara'nın nasıl bir tepki verebileceğini düşünürken garip, alışılmadık bir şekilde hızlandı. Anlayacaktır, dedi kendine. Nasıl bir Hırsız kendisine verilen sırları bu kadar kolay açıklar ki? Ayrıca burada pek uzun süre kalmayacak zaten. Bütün bunlar bitince nasıl olsa 263 TRUDİ CANAVAN beni bırakıp gidecek. Derin bir nefes alıp, bir sandalye aldı ve banyoya taşıdı Savara kollarını küvetin kenarında kavuşturup, çenesini kol larına dayadı. "Ee, Hırsızlar neye karar verdiler?" "Fikirlerimiz hoşlarına gitti," dedi Cery. "Limek, adam larını cüppeler üzerinde çalıştırmaya başladı bile." Savara sırıttı. "Umarım bu adamlar hızlı koşabiliyorla dır." "Kaçmak için Hırsızlar Yolu'nu kullanacaklar. Ayrıca tu zak kuracak iyi yerler arayan adamlarımız da var." Savara başıyla onayladı. "Lonca bugün Akkarin'e zihin sel bir çağrı yaptı." Cery şaşırmış gibi yaptı. "Peki o ne karşılık verdi." "Karşılık vermedi." Cery kaşlarını çattı. "Sence o...?" "Ölmüş müdür?" Savara'nın omuzları hafifçe kalktı. "Bilmiyorum. Belki... Belki de cevap vermesi onun için fazla tehlikelidir. Yanlış kişilerin dikkatini çekebilir." Cery başıyla onayladı ve endişeli görünmenin ne kadar kolay olduğunu fark etti. Savara kollarını açıp Cery'ye yanına gelmesini işaret etti. "Buraya gel Cery," diye mırıldandı. "Beni bütün gü


burada tek başıma bıraktın. Bir kız sıkılabilir biliyorsun." Cery ayağa kalkıp kollarını kavuşturdu. "Bütün gün mü Pazar'a gittiğini duydum." Savara kıkırdadı. "Duyacağını tahmin etmiştim. Bir ku yumcudan benim için yapmasını istemiş olduğum bir şe aldım. Bak." 264 Yüce Lord-Kara Büyücüler Küvetin kenarında küçük bir kutu duruyordu. Savara kutuyu alıp Cery'ye uzattı. "Senin için bir hediye," dedi. "Kendi bıçağımdan alınmış birkaç mücevherle yapıldı." Cery kapağı kaldırıp içindeki garip, gümüş kolyeyi görünce nefesi kesildi. Uzun bir gövdeden çıkan grifit, damarlı kanatlar vardı. İki sarı pırıltı, böceğin gözlerini oluşturuyordu ve kıvrılan kuyruğunda ise yeşil taşlar vardı. Gövde büyük, pürüzsüz bir yakuttan oluşuyordu. "Ülkemde bir inavanın savaştan önce birine konması o kişiye şans getirir derler," dedi Savara. "Ayrıca birbirinden uzaktaki aşıklar için bir ulaktır. Kyralia'lı erkeklerin mücevher takmadıklarını fark ettim ama bunu giysilerinin altına saklayabilirsin." Gülümsedi. "Tenine yakın bir yere.'' Cery ani bir suçluluk duygusu hissetti. Kolyeyi kutudan çıkarıp zincirini boynuna geçirdi. "Çok güzel," dedi Savara'ya. "Teşekkür ederim." Savara bir an bakışlarını kaçırdı, sanki hediyesinin bu kadar duygusal bir şey olmasından utanmış gibiydi. Sonra sinsi bir şekilde gülümsedi. "Buraya gelip bana daha uygun bir şekilde teşekkür etmeye ne dersin?" Cery gülmeye başladı. "Olur. Buna nasıl hayır diyebilirim ki?" 265 Bölüm 15 İchaniler İmardın'de Sabah güneşi, sanki doğan günü görmeye gönülsüzmüş gibi ufukta yavaşça yükseliyordu. İlk ışıklar Saray'ın kulelerine vurunca, onları canlı bir turuncu-sarı renge boyadılar.


Altın rengi ışık yavaş yavaş çatılara yayıldı, şehrin kıyısından başlayıp Dış Duvar'a doğru, tepesinde duran büyücülerin yüzlerini yıkayana kadar yaklaştı. Büyücüler, gözcüler Sachakalılar'ın harekete geçtiğini rapor eder etmez Lonca'dan ayrılıp gelmişlerdi. Dış Duvar'ın tepesine çıkıp uzun bir çizgi halinde yayılmışlardı. Çok caydırıcı bir görüntüydü, yüzlerce büyücü bir arada; şehre yaklaşan aşırı yüklü iki yük arabası ise çok tehlikesiz görünüyordu. Lorlen bu arabalardakilerin şimdiden Lonca' nın en iyi Savaşçılarının kırk tanesinden fazlasını öldürmüş olduklarını ve duvardaki büyücülerden kat kat daha güçlü olduklarını kendine hatırlatmak zorundaydı. İchanilei") Yikmo'nun adamlarının yok etmiş olduğu yük arabalarının yerine yeni arabalar bulmuşlardı ama bu yarım gün gecikmelerine sebep olmuştu. Fakat Lonca, Savaşçıların kendilerini feda etmelerinden bir yarar sağlayamamıştı. Sarrin'in kara büyü öğrenme çabalarıysa sonuçsuz kalmıştı. Yaşlı büyücü kitaplardaki kara büyü üzerine yazılmış 266 Yüce Lord-Kara Büyücüler tanımlamaları ve talimatları tam olarak anlayamadığını söylemişti- Yaşlı büyücü her geçen gün daha da fazla endişelenmeye başlamıştı. Lorlen, Yikmo ve adamlarının boşa ölmüş olma olasılığının, Sarrin'in vicdanına, Kyralia'nın kurtarıcısı olmayı başaramaması kadar büyük bir yük bindirdiğini biliyordu. Lorlen birkaç adım ötede duran Simyacı'ya baktı. Sarrin yorgun ve bitkin görünüyordu ama yaklaşan düşmanı sert bir kararlılıkla süzüyordu. Lorlen sonra Balkan'a döndü. Savaşçı kollarını kavuşturmuş, bir şekilde rahat ve kendinden emin görünmeyi başarıyordu. Leydi Vinara ise her zamanki gibi sakin ve kararlı görünüyordu. Lorlen tekrar yaklaşan yük arabalarına baktı. Gözcüler düşmanın yerini geceden bildirmişlerdi. Sachakalılar geceyi yol kenarındaki şehirden bir saat uzaklıktaki terk edilmiş bir çiftlik evinde geçirmişlerdi. Saldırmak için sabahı bekleyecekleri anlaşılınca Kral bundan memnun olmuştu. Hâlâ


Sarrin'in başarılı olacağı umudunu taşıyordu. Kral'ın danışmanlarından biri İchaniler'in özellikle ihtiyaçları olmadan dinlenmeyeceklerini belirtmişti. Lorlen bu adamın, Rothen'e yolculuğunun ilk günlerinde eşlik etmiş olan Kuzgun olduğunu fark etmişti. "Eğer uyumak istiyorlarsa buna engel olmalıyız," demişti Kuzgun. "Büyücü göndermenize gerek yok. Sıradan insanlar büyülü bir savaşta işe yaramıyor olabilirler ama bizim can sıkıcı olabilme yeteneğimizi hafife almamalısınız." Böylece bir avuç muhafız gece çiftlik evine gizlice yaklaşıp içeriye bitki sineği sürüleri salmışlar, gürültü çıkararak Sachakalılar'ı uyandırmışlar ve en sonunda da evi ateşe ver267 TRUDİ CANAVAN mislerdi. Sonuncusu, İchaniler muhafızlardan birini yakala yınca biraz da intikam almak amacıyla yapılmıct. İchaniler'in adama yaptıkları İmardin'i henüz terk etmemiş olan insanları bekleyen geleceğin nasıl bir şey olduğunu ortaya koymuştu. Lorlen omzunun üzerinden bakarak şehri süzdü. Sokaklar boş ve sessizdi. Evler'in büyük kısmı hizmetkarları ile birlikte Elyne'e yelken açmışlardı. Son iki gündür Güney Kapısı'nda uzaktaki köylere gitmek için şehri terk eden insanların yük arabalarından oluşan kuyruklar vardı. Muhafızlar düzeni korumak için ellerinden geleni yapmış; fakat kimi kargaşa hatta yağmaları önleyememişlerdi. Bir önceki akşam güneş batar batmaz Kapılar kapatılıp kuvvetlendirilmişti. Tabi ki İchaniler kapıları görmezden gelebilirlerdi. Doğrudan bir zamanlar Lonca'yı çevrelemiş olan Dış Duvar'daki gediğe ilerleyebilirlerdi. Lonca'nın bunu engellemek için yapabileceği bir şey yoktu. Bu savaşı kaybedeceklerini zaten biliyorlardı. Tek umutlan bir ya da iki İchani'yi öldürmekti. Yine de hâlâ büyük, eski binaların yaşayabileceği yıkımı düşünmekten nefret ediyordu. Lord Jullen değerli kitaplarla kayıtların çoğunu paketleyip göndermiş, kalanını da Akade-


mi'nin altındaki bir odaya kapatıp mühüriemişti. Şifacılar Makamı'ndaki hastalar ve aileler şehirden gönderilmişti. Saray'da da benzer önlemler alınmıştı. Lorlen, iç Duvar'ın üzerinde zorlukla görülebilen kulelere doğru döndü. Saray yüzyıllar içinde Kyralia Kraliyet Ailesi'nin zevklerini, kaprislerini tatmin etmek için değiştirilmişti; ama etrafındaki duvar sabit kalmıştı. Muhafızların en iyileri duvarın iç kıs268 Yüce Lord-Kara Büyücüler mırıda Lonca alt edilirse savaşmak için bekliyorlardı. "Varoşlara ulaştılar," diye mırıldandı Osen. Lorlen tekrar kuzeye dönerek varoşlara baktı. Önünde düzensiz sokaklardan oluşan labirent uzanıyordu. Varoşlar da bomboştu. Lorlen, varoşluların nereye gittiğini merak etti. Uzaklara gitmiş olduklarını umuyordu. Yük arabaları ilk binaya ulaştıklarında, arabadakiler artık minik figürler olarak görülebiliyorlardı. Lorlen izlerken durdular. Altı adam ve bir kadın araçlardan inip Kuzey Kapısı'na doğru ilerlemeye başladı. Köleler arabaları varoşlara doğru sürmeye başladılar. Bir İchani onlarla gitti, diye düşündü Lorlen. Savaşacak bir kişi azaldı. Pek bir fark yaratmayacak ama olsun. "Kral geldi," diye mırıldandı Osen. Lorlen döndüğünde Hükümdar'ın yaklaşmakta olduğunu gördü. Büyücüler, Kral geçerken hızla diz çöküp kalktılar. Lorlen de aynını yaptı. "Yönetici." "Majesteleri," diye karşılık verdi Lorlen. Kral yaklaşmakta olan Sachakalılar'a baktı. "Akkarin'le bağlantı kurmayı tekrar denedin mi?" Lorlen başıyla onayladı. "Emrettiğinizden beri her saat başı..." "Cevap vermedi mi?" "Hayır." Kral hafifçe başını eğdi. "O zaman onlarla tek başımıza karşılaşırız. Umalım da Akkarin, güçleri konusunda yanılmış olsun." 269 TRUDİ CANAVAN ***


Sonea, Kuzey Kapıları'nı daha önce hiç kapalı görmemişti. Devasa metal blokların üzerinde her zaman pas çizgileri, yüzlerce yılın toz ve pisliğiyle kaplanmış kabartmalar olurdu. Şimdi ise temiz, parlak bir siyah renge sahiptiler.. Şüphesiz gurur ve meydan okumayı simgelesin diye temizlenmişlerdi. Bir sıra büyücü duvarın üzerinde duruyordu. Kırmızı, yeşil ve mor cüppelerin arasında kahverengi cüppeler de vardı. Sınıf arkadaşlarına karşı sempati hissetti. Dehşet içerisinde olmalıydılar. İchaniler aşağıdaki yolda göründüler. Sonea'nın kalbi bir an atmayı unuttu ve Akkarin'in de nefesini tuttuğunu farketti. Sadece yüz adım ötedeydiler ve bu sefer onları başka bir büyücünün gözlerinden de görmüyordu. O, Akkarin, Cery ve Takan, Kuzey Yolu'nun yanındaki bir evden izliyorlardı. Cery onları buraya evin ikinci katının üzerinde küçük bir tavan arası olduğu ve kapıların önündeki alanı en iyi görebilecekleri yer olduğu için getirmişti. "En öndeki Kariko," diye mırıldandı Akkarin. Sonea başıyla onayladı. "Kadın da Avala olmalı. Peki ya gerisi?" "Zihnini okumuş olduğun casusu hatırlıyor musun? Şuradaki uzun boylu onun efendisi Harikava. Uzak uçtaki iki tanesi İnijaka ve Sarika. Onları zihnini okuduğum casuslardan tanıyorum. Diğer ikisi Rikacha ve Rashi, Kariko'nun eski müttefikleri." "Yedi kişiler," dedi Sonea. "Biri eksik. 270 Yüce Lord-Kara Büyücüler Akkarin kaşlarını çattı. "Evet." jchaniler evi bir kaç adım geçtikten sonra durdular. Dış nuvar'ın tepesinde duran cüppeli figürlere baktılar. Yukarıdan gelen ses yabancıydı. "Daha fazla ilerlemeyin Sachakalılar. Ülkemde istenmiyorsunuz."


. Sonea kapının üzerindeki figürlere bakınca Yönetici Lorlen'in yanında iyi giyimli bir adamın durduğunu gördü. "Bu... Kral mı?" "Evet." Hükümdar'a karşı gönülsüz bir saygı hissetti. Evler'le birlikte kaçabilecekken şehirde kalmıştı. Kariko kollarını iki yana açtı. "Kyralialılar misafirlerini böyle mi karşılar? Ya da yorgun bir yolcuyu?" "Bir misafir ev sahibinin ailesini veya hizmetkarlarını öldürmez." Kariko gülmeye başladı. "Hayır... Hoş karşılayın veya karşılamayın topraklarınızdayım. Ve şehrinizi istiyorum. Kapılarınızı açın ve ben de hayatta kalıp bana hizmet etmenize izin vereyim." "Senin gibilere hizmet etmektense ölmeyi tercih ederiz." Sonea'nın kalbi Lorlen'in sesini tanıyınca bir an yerinden çıkacak gibi oldu. "Bu kendine 'büyücü' diyenlerden biri miydi?" Kariko bir kahkaha attı. "Üzgünüm. Bu teklif sen veya Lonca'n için değildi. Büyücüleri kabul etmiyorum. Zavallı Lonca'nızın bana hizmet etmesinin tek yolu ölmeniz." Kollarını birleştirdi. "Kapılarını aç Kral Merin." "Kendin aç," diye karşılık verdi Kral. "Ve Lonca'mın söy271 TRUDİ CANAVAN lediğin kadar zavallı olup olmadığını görelim." Kariko müttefiklerine baktı. "Pekala elde edebileceğimi bütün hoş geldin merasimi bu kadar. Haydi kabuğu kim yumurtayla ziyafet çekelim." İchaniler bir çizgi halinde yayılırlarken gelişi güzel hareket ediyorlardı. Kapılara beyaz ışık huzmeleri fırladı ve yanlarla merkeze çarptılar. Sonea metal beyaz renkte parlamaya başlayınca Cery'nin ani bir nefes aldığını duydu. Aşağıdaki figürlerin üzerine yüzlerce vuruş yağdı. Hapsi de İchaniler'in kalkanlarında dağıldı. "Zayıflıklarını gör Lorlen!" diye tısladı Akkarin. "Bir tanesine odaklanın!" Odayı bir şeylerin yırtılma sesi kaplayınca Sonea birden


irkildi. Akkarin'in eli pencerenin yanındaki kağıt perdedeydi. Parmaklarını yırtılmış perdeden çekip pencerenin eşiğini kavradı. "İşte böyle!" dedi. Sonea tekrar dışarı baktığında Lonca'nın saldırılarının tek bir İchani'de toplanmaya başladığını gördü. Diğer Sachakalılar'ın kalkanlarını birleştirmesini beklerken nefesini tuttu ama bileştirmediler. "O adam," Akkarin parmağını, saldırı altındaki İchani'ye doğru uzattı. "O bizim ilk hedefimiz olacak." "Eğer gruptan ayrılırsa," diye ekledi Cery. Kariko önce gücü tükenen müttefikine, ardından duvara baktı. Elinden bir ışık huzmesi fırladı ve kapının üzerindeki figürlere doğru ilerledi fakat Lonca'nın birleşik kalkanına çarpıp dağıldı. Ardından kapılardan beyaz bir duman yükseldi. Metalde 272 Yüce Lord-Kara Büyücüler arıldayan bir.delik oluştu ve deliğin arkasından daha fazla rjuman dalgalanarak yükseldi. "Diğer taraftaki evler alev almış olmalı," dedi Cery, karanlık bir şekilde. Akkarin başını olumsuz anlamda saldı. "Henüz değil. Bu yükselen buhar, duman değil. Muhafızlar tahta destekler «anmasın diye üzerlerine su döküyorlar." Bunlar İchaniler'i durdurmak için komik bir şekilde nafile çabalardı ama Sachakalılar'ın aşması gereken her engel güçlerinin birazını harcamalarına sebep oluyordu. Sonea tekrar duvara baktı. Kapının üzerindeki büyücüler ve Kral yükselen buhardan korunmak için iki yana koşuyorlardı. Ardından kapılardan biri hareket etti. Kapı öne doğru bükülürken Cery bir küfür etti. Kapı menteşelerinden kurtulup yere yıkılmadan önce bir süre oldukça yüksek çatırtılar duyuldu. Açılan boşlukta ahşap ve demirden yapılma bir yapı iskelesi görülebiliyordu. Muhafızlar aceleyle iskeleden inerken ikinci kapı da yıkıldı. Kariko yanındakilere baktı. "Bizi bununla mı durduracaklarını sanıyorlar?" gülmeye başladı ve kapı desteklerine doğru döndü. Hava dalgalanmaya başladı ve iskele sanki devasa, görünmez bir yumruk yemişçesine içeriye doğru çöktü. Duvar-


daki aralıkta kırılan tahtaların ve parçalanan metalin sesi yankılandı ve kapı destekleri yıkıldı. Sonea yukarı baktığında duvardaki büyücülerin kaybolduğunu gördü. İchaniler'in şehre girişlerini izledi. İki taraftaki binalardan büyülü vuruşlar fırladı ama Sachakalılar bu saldırıyı görmezden geldiler. İç duvara doğru yürümeye 273 TRUDİ CANAVAN devam ettiler. Akkarin pencereden çekildi, ardından Cery'ye döndü "Hemen şehre gitmeliyiz," dedi. Cery gülümsedi. "Sorun değil. Beni takip edin yeter." *** Farand'ın nefes nefese kalması fazla uzun sürmedi. Dannyl genç adamın kolunu yakalayıp yavaşlayarak hızlı yürümeye başladı. Genç adam arkasında baktı, yüzünde korku dolu bir ifade vardı. "Bizi takip etmeyecekler," diye güvence verdi Dannyl. "Akıllarına İç Çember'e gitmeyi koymuş gibi görünüyorlardı." Farand başıyla onayladı. Genç büyücü duvarda bir anda Dannyl'in yanında belirmişti, belki de tanıdık bir yüzün yanında olarak kendini güvende hissetmek istemişti. Önlerindeki büyücüler gittikçe uzaklaşıp sonunda gözden kayboldular. "Oraya... zamanında... varabilecek... miyiz?" dedi Farand, soluk soluğa Batı Bölgesi'ne ulaştıklarında. "Umarım," diye cevap verdi Dannyl. İç duvara baktığında bazı büyücülerin şimdiden aceleyle tepesine çıktıklarını görebiliyordu. Farand'a baktı, genç adam hâlâ solgundu ama yanında yiğitçe Dannyl'e ayak uydurmaya çabalıyordu. "Belki de varamayız." Bir sonraki sokaktan döndüler. Duvar tam karşılarındaydı. Duvara ulaştıklarında Dannyl, Farand'ın omuzlarını tuttu. Ayaklarının altında bir güç diski oluşturarak onları 274 Yüce Lord-Kara Büyücüler saret edebildiği kadar hızlı yükseltti. Bu ani hızlanma midesini alt üst etti. "Savaşmak dışında hiçbir şey için büyü harcamamız ge-


rektiğini sanıyordum," dedi Farand. Duvarın tepesine ulaştıklarında Dannyl onları yere indirdi, "Hâlâ koşmak için fazla güçsüz olduğun ortada," dedi Dannyl. "Senin gücünü yönlendirebileceğim kadar çabuk buraya ulaşmamız hiç ulaşamamamızdan iyidir." Bir büyücü hızla yanlarından geçti, yüzü harcadığı çaba yüzünden kızarmıştı ve Dannyl'le Farand büyücünün peşinden ilerlediler. Dannyl aşağı, İç Çembere baktığında ani bir endişe hissetti. Tayend oradaydı. Her ne kadar alimin kaldığı malikane Saray'ın diğer tarafında olsa da İchaniler keşfe çıktığında bu gerçek bir koruma sağlamayacaktı. Duvar boyunca sıralanan büyücülerin yanına ulaştıklarında Dannyl gücünü Lonca'nın kalkanına eklemek üzere gönderdi. Aşağıdaki İchaniler'e baktı. Kapıların önünde durmuş bir şeyler konuşuyorlardı. "Neden saldırmadılar?" diye sordu Farand. Dannyl daha dikkatle baktı. "Bilmiyorum. Sadece altı kişiler. Bir tanesi eksik." Sachakalı kadın yan bir sokaktan çıktı. İchaniler'e hiç acelesi yokmuş gibi yaklaştı. Liderleri kollarını kavuşturup kadını karşılamak üzere bir adım öne çıktı. Dannyl dudaklarının kıpırdadığını gördü. Kadın gülümsedi ama lider arkasını döndüğünde yüzündeki bir küçümseme ifadesi belirdi. "İsyankar bir kadın," dedi Farand. "Bu ileride işimize yarayabilir." Dannyl başıyla onayladı, ardından İchaniler saldırmaya 275 TRUDİ CANAVAN başlayınca bütün dikkatini o yöne verdi. Havada saldırıl parladı ve ayaklarının altında bir titreşim hissetti. "Duvara saldırıyorlar," diye bağırdı yakınlardaki bir Şifa cı. Titreşim hızla artarak bir sarsıntıya dönüştü. Dannyl j|er; ye baktı. Kapıya en yakında olan büyücüler dengelerini korumaya çalışıyorlardı. Bazıları yere diz çökmüştü. Lonca'nm kalkanı parçalanırken birkaç büyücü duvardan geriye doğru uçtular. — Saldırın!


Dannyl, Balkan'ın zihinsel komutuyla dikleşti. Saldırısı İchaniler'in üzerine yağmur gibi yağan yüzlercesine katıldı. Bir el omzuna dokundu ve Farand'ın gücünün kendininkine eklendiğini hissetti. Sarsıntı aniden kesildi. İchaniler kapıdan uzaklaştılar. Dannyl küçük bir umut kıvılcımı hissetti ama İchaniler'in neden geri çekildiğine dair en ufak bir fikri yoktu. ardından kapılar ileriye doğru düşüp İchaniler'in ayaklarının dibinde yere çarptılar. Kapının üzerine yıkılan duvardan moloz parçaları yağdı. Kariko tepedeki büyücülere bakıp açık bir memnuniyetle gülümsedi. — Duvarı terk edin, diye emretti Balkan. Büyücüler bir anda aceleyle duvarın iç tarafına inşa edilmiş olan ahşap merdivenlere hücum ettiler. Dannyl ve Farand hızla aşağıdaki sokağa indiler. "Şimdi ne olacak?" diye sordu Farand aşağıya indiklerinde. "Lord Vorel ile buluşacağız." "Peki sonra?" 276 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Bilmiyorum. Vorel de talimatlar olacak... Yani sanı// pm— Birkaç sokak sonra Dannyl, Savaşçı'yı daha önceden kararlaştırılmış olan buluşma noktasında, birkaç başka büyücüyle birlikte beklediğini gördü. Hepsi de çok sessizdi. — Tekrar birleşin. Vorel, Balkan'ın emri ile başını hafifçe eğdi. Diğerlerine baktı, yüzünde ciddi ve sert bir ifade vardı. "Bu onlara görünmeden yaklaşacağımız anlamına geliyor. Bir sonraki emir geldiğinde hep beraber saldırmalıyız. Saldırımızı tek bir Sachakalı'ya yönelteceğiz. Beni izleyin." Vorrel hızla ilerlemeye başladığında Dannyl, Farand ve gruptaki diğer büyücüler peşinden gittiler. Tek bir kelime bile edilmedi. Herkes bunun son çatışma olduğunu biliyor, diye düşündü Dannyl. Bundan sonra eğer hâlâ hayatta olurr sak şehri terk edeceğiz. *** Cery, Sonea ve Akkarin'in karanlık geçitte kılavuzlarının peşinden gözden kaybolmalarını izledi. Derin bir nefes alıp diğer yöne ilerlemeye başladı. Takan hemen arkasındaydı. Yapması gereken çok şey vardı. Diğer Hırsızlar'ın,


Sonea'yla Akkarin'in İç Çember'e vardıklarını öğrenmeleri gerekiyordu. Sahte büyücüler sokaklara salınabilirdi artık. Kölelerin bulunup işlerinin bitirilmesi lazımdı. Ve onun da... güçlü bir içkiye ihtiyacı vardı... İç Çemberi kat eden yolculuk Hırsızlar Yolu'nun geçitlerini kullanan biri için bile korkutucuydu. Bir yerde tavan 277 TRUDİ CANAVAN çökmüştü ve bazı yerlerde anca kıvrılıp, zorlanarak ger'l bilecek boşluklar bırakmıştı. Sonea, Cery'yi eğer tavan tek rar çökmeye başlarsa büyü ile tutabilecekleri konusund güvence vermişti ama Cery aldığı her tozlu nefeste kendin' buraya gömülmüş olarak hayal etmenin daha kolaylaştığın, fark etmişti. Bir ara yola paralel ilerleyen bir geçide ulaştı. Duvarın yukarısındaki ızgaralar sokağın çeşitli bölgelerinin görülebilmesini sağlıyordu. Koşan ayakların sesini duyan Cery durup bir büyücünün geçişini izledi. Adam kayarak durdu. "Oh, hayır," diye inledi büyücü. Bir ızgaraya yaklaşan Cery buranın çıkmaz sokak olduğunu gördü. Büyücü bir çıraktı... sadece bir genç. Cüppesi tozla kaplıydı. Sonra sokağın girişinin oralardan bir yerden bir kadının sesi geldi. "Neredesin? Neredesin küçük büyücü?" Kadının aksanı Savara'nın aksanına o kadar benziyordu ki Cery bir an için o olduğunu sandı. Ama ses daha tizdi ve ardından gelen kahkaha da çok zalimdi. Çırak çevresine bakındı ama burası İç Çember'di ve ortada arkasına saklanabileceği bir sandık veya çerçöp yoktu. Cery geçitte hızla ilerleyerek çırağa en yakın olan ızgaraya gitti ve iterek açtı. "Hai, büyücü," diye fısıldadı. Çocuk irkilerek Cery'nin olduğu tarafa döndü. "Buraya gel," diye işaret etti Cery. "Hadi, çabuk." Çırak sokağın girişine bir kez bakıp hızla Cery'nin yanına kaydı. Geçide kafa üstü düşüp yuvarlandı ve ayağa kalk278 Yüce Lord-Kara Büyücüler


f. Kadının sesi tekrar gelince panikle diğer taraftaki duvara vapıştı, korkudan nefes nefese kalmıştı. "Nereye gittin?" diye seslendi kadın sokakta yürürken. "Burası çıkmaz. Bu evlerden birinde olmalısın. Bir bakalım hangisindesin?" Birkaç kapıyı denedi ardından birini havaya uçurarak açtı. İçeri girdiğinde Cery çırağa dönerek sırıttı. "Artık güvendesin," dedi. "Bütün evleri araması saatlerini alır. Büyük ihtimalle sıkılıp daha kolay bir avın peşine düşecek. Çırağın nefes alıp verişi yavaşlamaya başladı. Dikleşip duvardan uzaklaştı. "Teşekkür ederim," dedi. "Hayatımı kurtardın." Cery omzunu silkti. "Sorun değil." "Kimsin sen... ve neden buradasın? Herkesin gittiğini sanıyordum." "Adım Ceryni," dedi Cery. "Hırsızlar'dan Ceryni." Çırak şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Ardından sırıttı. "Seninle tanışmak bir onur Hırsız. Ben VVinar Ailesi'nden Regin." *** Her şey atın ilerleyişinin oluşturduğu ritimle oluyordu. Toynaklarının her yere vuruşunda at nefes veriyordu. Her vuruşta Rothen'in omzu sancıyla yanıyordu. Bu ağrıyı küçük bir Şifa'yla giderebilirdi ama mecbur olduğundan fazla güç harcamak istemiyordu. Lonca, İchaniler'le savaşabilmek için sahip olduğu her güç kırıntısına ihtiyaç duyuyordu. Bü279 TRUDİ CANAVAN tün gece at sürmek yüzünden hissettiği bitkinliği gidermek için bile güç harcamamıştı. İleride şehir, bir masaya yayılmış pırıldayan bir hazine gibi parlıyordu. Sabah güneşinde her bina ayrı bir altın rengi pırıltıya sahipti. Bir saat içinde şehre ulaşırdı, hatta belki daha da kısa sürede. Kararmış bir tarlanın ortasında tüten yanmış bir ev vardı Büyük ihtimalle ailelerden oluşan küçük gruplar; ellerinde çantalar, kutular ve sepetlerle aceleyle şehirde uzaklaşıyorlardı. Rothen'in geçişini, yüzlerinde hem umut hem de korku ifadeleriyle izlediler. Şehre yaklaştıkça insanların sayısı artıyordu, sonunda İmardin'den kaçan kesintisiz bir insan selinin içinde buldu kendini.


Bu, Lonca'nın geleceği için hiç de umut verici bir görüntü değildi. Rothen içinden küfretti. Duyduğu tek zihinsel çağrı Balkan'ın emirleriydi. Dorrien veya Dannyl'e zihinsel olarak ulaşmaya cesaret edemiyordu. Birden bire gözlerinin önünde bir görüntü belirdi. Bir şehrin sokağının bir parçası, sonra bir Sachakalı yüzü, Kariko'nun yüzü... Birkaç kez gözlerini kırpıştırdı ama görüntü kaybolmadı. Neler olduğunu öğrenmeyi o kadar çok istiyorum ki hayal görmeye başladım, diye düşündü. Yoksa bu uykusuzluktan mı oldu. Pes edip vücuduna biraz Şifa verdi ama görüntü yine kaybolmadı. Üzerine korkunç bir dehşet çöktü ama bu his kendisine ait değildi. Yeşil bir cüppe parçası gördü ve bir kimlik sezdi. Lord Sarle... Bu görüntüyü Şifacı mı gönderiyordu? Kasıtlı bir şey gibi 280 Yüce Lord-Kara Büyücüler görünmüyordu. Kariko'nun elinde bir bıçak vardı. Gülümseyip biraz daha yaklaştı. "Bunu iyi izle köle katili." Rothen ani bir acı hissetti, ardından uzak ama korkunç bir felç ve korku hissiyle doldu. Lord Sarle'nin zihni yavaş yavaş soldu ve Rothen kendini birden bire serbest bırakılmış hissetti. Zorlukla nefes alıp tekrar kendine gelmeye başladı. Atı durmuştu. Yanından geçen insanlar onu sinirli bir şekilde süzüyorlardı. Kan mücevheri! diye düşündü. Kariko yüzüğü Lord Sarle'ye takmış olmalı. Sarle'nin ölümünü hissetmiş olduğunu anlayınca titremeye başladı. Öldürdüğü her büyücüyü bana gösterecek. Ve bir sonraki Dannyl veya Dorrien olabilir. Topuklarını atın böğrüne gömüp şehre doğru dörtnala ilerlemeye başladı. 281 Bölüm 16


Av Başlıyor Şehir sokakları hâlâ duvarın yıkılmasından gelen tozlarla kaplıydı. Her yer terk edilmiş ve boştu ama Lorlen ara sıra bir binanın köşesinde veya bir pencerede bir hareket yakalıyordu. Osen'le birlikte Saraya bakan evlerden birine birkaç dakika önce girmişlerdi. İchaniler'in gelmesini ve Balkan'ın saldırı emri vermesini bekliyorlardı. Kaç büyücünün hayatta kaldığını veya ne kadar güçleri kaldığını bilmiyordu ama yakında öğreneceklerdi. "Şöyle gel, biraz oturmalısın," diye mırıldandı Osen. Lorlen pencereden çekilince yardımcısının antika bir sandalye getirdiğini gördü. Osen sandalyeyi bıraktığında Lorlen buruk bir şekilde de olsa gülümsemeyi başardı. "Teşekkürler. Pek fazla oturabileceğimi sanmıyorum." Genç büyücünün bakışları tekrar dışarıdaki sokağa kaydı. "Haklısın... Geldiler...." Lorlen tekrar pencereye dönünce altı figürün toz bulutunun içinden çıktığını gördü. Sachakalılar yavaşça binayı geçtiler, Saray'a doğru ilerliyorlardı. Kariko duvara baktı. Hayır, ayaklarımızın altındaki taşları uçurman için sana başka bir fırsat vermeyeceğiz, diye düşündü Lorlen, kapıya doğru ilerlerken. 282 Yüce Lord-Kara Büyücüler — Saldırın! Balkan'ın emriyle Lorlen kapıyı açıp dışarı çıktı. Osen de peşindeydi. Diğer büyücüler de Sachakalılar'ın etrafını yarım bir çember oluşturacak şekilde sardılar. Lorlen gücünü kalkanlarına ekleyip İchaniler'e saldırmaya başladı. Sachakalılar onlarla yüzleşmek için hemen döndüler. Lorlen'in zihninde bir Ichani'nin yüzü belirdi. Bir anda bütün Lonca o İchani'ye saldırmaya başladı. Saldırılarının gücü İchani'nin Saray'ın duvarına doğru gerilemesine sebep oldu. Fakat Sachakalı'nm cevap olarak gönderdiği saldırı Lonca'yı tekrar kalkana yoğunlaşmak zorunda bıraktı. Lonca'nın kalkanına çarpan vuruşlar korkunçtu. Büyücülerden oluşan yarı çember gerilemeye başlarken Lorlen, aniden korku ve endişe hissetmeye başladı. Lonca bu şekilde savaşmaya devam ederse kısa sürede zayıflayacaktı. — Geri çekilin! Balkan'ın emriyle Lonca büyücüleri çıktıkları evlere ve ara sokaklara geri girdiler. İchaniler tekrar ilerlemeye başla-


dılar. "En azından bir tanesini indirmeliyiz," dedi Osen soluk soluğa. "Sen kalkan yap ben saldırayım," diye karşılık verdi Lorlen. "Eve daha da yaklaşalım." Kapıya doğru yavaşça ilerlediler. "Şimdi!" Lorlen kalkanını indirip kalan gücünün hepsini zayıflamış olan İchani'ye gönderdiği bir saldırıya odakladı. Sachakalı sendeledi ve bunu gören diğer Lonca büyücüleri adama saldırdılar. Adam kalkanı parçalanırken haykırdı... keli283 TRUDİ CANAVAN mesiz bir öfke ve korku haykırışı... Bir sonraki saldırı adamı Saray'ın duvarına savurdu ve duvara çarptığı yerden tuğla parçaları savruldu. Adam bükülüp yere çöktü. Her taraftan memnuniyet dolu bağırışlar geldi ama İchaniler güçlü vuruşlarla saldırınca aniden kesildi. Osen boğulur gibi bir ses çıkardı. "İçeri... geri... gir..." dedi sıkılı dişlerinin arasından. Lorlen, Osen'in bakışlarını takip edince İchaniler'in lideri Kariko'nun Osen'in kalkanına vuruş üzerine vuruş göndererek kendilerine doğru yürüdüğünü fark etti ve midesinin düğümlendiğini hissetti. Osen'in kolunu tutup genç büyücüyü eve geri çekti. Kariko'nun saldırıları kapı girişinden geçerken ahşap ve tuğlalar parçalandı. Osen'in kalkanı dalgalandı. "Hayır," dedi Osen zorlukla. "Henüz olmaz." Lorlen, Osen'i omuzlarından yakalayıp kenara itti. Bir patlama oldu ve evin ön duvarı içeriye doğru yıkıldı. Tavanda çatlaklar oluştu. Lorlen omuzlarına bir şeyin çarptığını hissetti ve dizlerinin üzerine çöktü. Sonra bir şey onu yere yıktı. Tavan çöktü, diye tahmin etti. Üzerine bir ağırlık binip ciğerlerindeki havayı boşalttı. Ardından her yer sessizleştiğinde sonunda acının farkına vardı. Zihnini içeriye çevirdi ve kırık kemiklerle, parçalanmış or-


ganları görüp de bunun ne anlama geldiğini sezince buz kesti. Yapılacak tek bir şey vardı. Elini yavaşça cebindeki yüzüğe doğru götürürken üzerine toz, toprak, moloz yağdı... 284 Yüce Lord-Kara Büyücüler *** İç Çember'in altındaki geçitler sessizdi. Çeşitli yerlerdeki çıkışlarda gönüllüler bekliyordu. Akkarin ve Sonea'nın kılavuzu, bir ulak ortaya çıkıp onlara doğru hızla ilerlerken durdu. "Sachakalı büyücü... kölelerle... kaldı," dedi adam soluk soluğa. "Varoşlardalar... Kuzey kısımda." "Demek bir tanesi şimdiden yanlarından ayrıldı," dedi Sonea. "Sence önce onu mu bulmalıyız?" "Oraya gitmemiz vakit alır," dedi Akkarin. Saray'ın olduğu yöne baktı. "Lonca'nm nasıl idare ettiğini görmek isterdim ama... bu yalnız İchani, Lonca'nm yenildiğini duyunca Kariko'ya katılmak isteyebilir." Başını yavaşça eğdi ve kılavuzlarına döndü. "Evet. Bizi varoşlara götür." "Onları geldiğinizden haberdar edeyim," dedi ulak ve koşarak uzaklaştı. Kılavuz geçitte geriye doğru ilerlemeye başladı. Birkaç dakika sonra orta yaşlı bir kadın tarafından durduruldular. "Tünel çöktü," dedi kadın. "Bu taraftan gidemezsiniz." "Diğer yollardan en hızlısı hangisi?" "Lonca duvarına yakın bir tünel daha var," dedi kılavuz. Akkarin yukarıya baktı. "Duvardaki gedik neredeyse üzerimizde." "Orası daha çabuk olur," dedi kılavuz omzunu silkerek. "Ama görülebilirsiniz." "Lonca büyücüleri ve İchaniler, Saray'ın hemen dışındalar. Herhangi biri için şehirden kaçan iki İmardinli gibi 285 TRUDİ CANAVAN görüneceğiz. Bizi duvara en yakın çıkışa götür." Kılavuz başıyla onaylayıp öne düştü. Birkaç dönüş sonr duvara sabitlenmiş bir merdivenin önünde durdu ve yukarı daki bir kapağı işaret etti. "Bu sizi bir depoya sokacaktır. Bir ara sokağa açılan bi


kapı var." Duvarın öbür tarafında tünellere girişi nasıl bula bilecekleri konusunda gerekli talimatları verdi. "Orada baş ka kılavuzlar bulacaksınız. Onlar Kuzey Bölgesi'nin bende daha iyi bilirler." Akkarin tırmanmaya başladı. Sonea peşinden gidine kendini yiyecekle dolu büyük bir odada buldu. Bir kapıda dar, çıkmaz bir sokağa çıktılar. Akkarin ileriye doğru süzü lüp girişte durdu. Sonea yanına gittiğinde İç Duvar'ı taki eden yolun diğer tarafında olduklarını gördü. Yıkıntılar baktığında kalbine bir ağırlık çöktü. Bir rüzgar tozları uzaklaştırdı ve molozların arasınd tanıdık renkler gördü. Daha dikkatli bakınca bunların büyü cü cüppeleri olduğunu fark etti. "Yol açık," diye mırıldandı Akkarin. Ara sokaktan çıktık larında Sonea büyücülere doğru bir adım attı ve Akkarin'in elini kolunda hissetti. "Öldüler Sonea," diye mırıldandı Akkarin yumuşak bi tonda. "Yoksa Lonca onları burada bırakmazdı." "Biliyorum," dedi Sonea. "Sadece kimler olduklarını öğrenmek istiyorum." "Şimdi olmaz... Daha sonra bunun için çok zamanın olacak." Akkarin, Sonea'yı duvardaki gediğe doğru çekti. Yerler molozlarla kaplıydı ve yürüyüşlerini zorlaştırıyordu. Akkarin 286 Yüce Lord-Kara Büyücüler . rduğunda y^imış kapıların temellerine daha yeni ulaşmışlardı. Sonea, Akkarin'e baktığında üzerinden bir panik jalgaSı geçti. Akkarin'in yüzü bembeyazdı ve yerin altında bir yerlere bakıyordu. "Ne oldu?" "Lorlen..." Akkarin aniden İç Çember'e doğru döndü. "Qnu bulmalıyım. Sen devam et. O İchani'yi bul ama ben gelene kadar hiçbir şey yapma." "Ama..." "Git," dedi Akkarin ve çok soğuk bir şekilde baktı. "Bunu yalnız yapmalıyım." "Neyi yapmalısın?" "Sadece söylediğimi yap Sonea." Sonea kırılıp, öfkelenmesini engelleyemedi. Gizemli ve sırlarla dolu olması için hiç de uygun bir an değildi. Eğer ayrılırlarsa birbirilerini bir daha nasıl bulacaklardı? Sonra


yüzüğü hatırladı. "Kan yüzüğünü şimdi takayım mı? Eğer ayrılırsak takmalıyız demiştin." Akkarin'in yüzünden bir korku geçti, ardından yüz ifadesi yumuşadı. "Evet," dedi, "Ama ben henüz takmayacağım. Önümüzdeki bir saat içinde olmasından korktuğum şeyi sana göstermeyeceğim." Sonea, Akkarin'e bakakaldı. Görmesini istemediği ne olacaktı ki? Lorlen'le mi ilgiliydi? "Gitmeliyim," dedi Akkarin. Sonea başıyla onayladı ve uzaklaşmasını izledi. Akkarin gözden kaybolduktan sonra, Sonea aceleyle Kuzey Bölgesi'ne yöneldi. Bir ara sokağın gölgelerine girip yü287 TRUDİ CANAVAN züğü cebinden çıkarıp inceledi. Bir önceki gece Akkarin'' yapmış olduğu uyarıyı hatırladı. "Bazen birinin senin hakkında ne düşündüğünü tam ola rak bilmek hoş bir deneyim olmaz. Dostluğu bitirebilir, ask dargınlığa çevirebilir..." Ama ayrıyken birbirileri ile iletişim kurabilmek zorundaydılar. Şüphelerini bir kenara iterek yüzüğü parmağına geçirdi. Akkarin'in varlığı düşüncelerinin kıyısında belirmedi. Aradı ama hiçbir şey hissedemedi. Belki de çalışmıyordu. Hayır, diye düşündü, mücevheri yapan taşıyanın ne kadar şey hissedeceğine karar verir. Ama yapıcı taşıyanın hislerini ve yaşadıklarını hissetmesini engelleyemez. Bu Akkarin'in onun her düşüncesini duyduğu anlamına geliyordu. Selam? diye düşündü. Hiçbir cevap gelmedi. Gülümseyip omzunu silkti. Akkarin her ne yapıyorsa dikkatinin dağıtılmasını istemiyordu... ki Sonea'nm da en son istediği şey, konsantrasyona ihtiyacı olduğu anda Akkarin'in dikkatini dağıtmaktı. Kılavuzun talimatlarını izleyerek geçidin girişini rahatlıkla buldu. İçeride Faren'in beklediğini görünce şaşırdı. Faren' in sağ kolu, bir gün önce Hırsız'a yaklaşmasını sadece izlemiş olan adam da yanında duruyordu.


"Lonca bir İchani'yi öldürdü," dedi Faren heyecanla. "Sana kendim söylemek istedim." Sonea gülümsedi ve ruh halinin biraz iyileştiğini fark etti. "İşte bu iyi bir haber. Peki ya İchaniler'in geri kalanı?" "Kadın tek başına dolaşıyor. Kölelerle bekleyen son raporlara göre hâlâ Kuzeykısım'da. Diğerlerinin Saray'a gitti288 Yüce Lord-Kara Büyücüler g;ni düşünüyorum. Sadık yol arkadaşın nerede?" Sonea kaşlarını çattı. "Tek başına halletmesi gereken bir şeyler var. Ben bu kölelerin yanındaki İchani'yi bulmalıyım, sonra da oturup bekleyeceğim." Faren sırıttı. "O zaman gidip bulalım hadi." Kısa bir yolculuktan sonra bir ara sokağa girdiler. Faren, Sonea'y' yüksek sandıklardan oluşan bir yığına götürdü ve dar bir aralığa girdi. Sandıkların ortasında küçük bir açıklık vardı. Faren çömelip metalik bir şeye hafifçe vurdu. Sonea yerde bir kapak açılır ve nahoş bir koku etrafa yayılırken inledi. "Yine mi kanalizasyon?" "Korkarım öyle," diye karşılık verdi Faren. "Şehrin dışına en az dolaşarak giden yol bu." Kasvetli karanlığın içine indiler. Geniş yüzlü bir adam bir tane elinde, bir tane de ayaklarının yanında olmak üzere iki fenerle onları bekliyordu. Hırsız fenerlerden birini alıp tünelin bir kenarı boyunca devam eden çıkıntıda ilerlemeye başladı. Tünele girişleri bekleyen birkaç muhafızı geçtiler. Yolun bir yerinde Faren, Sonea'ya Dış Duvar'ın altından geçmekte olduklarını söyledi. Kanalizasyondan dışarı çıktıklarında Sonea kendini, varoşların bildiği bir kısmında buldu. Faren hızla Sonea'yı duvardaki bir ızgaradan Hırsızlar Yolu'na soktu. İçeride bir çocuk onlara İchani ve kölelerin sadece birkaç sokak ötede olduğunu rapor etmek için bekliyordu. "Ana yola doğru gidiyorlar," dedi çocuk. "Herkese hazır olmalarını söyle, sonra da geri gel." Çocuk başıyla onaylayıp aceleyle uzaklaştı. 289


TRUDİ CANAVAN Kısa bir yolculuğun ardından bir eve girdiler ve çökm l üzereymiş gibi görünen merdivenlerden ikinci kata çıktı la Faren, Sonea'yı bir pencereye götürdü. Sonea dışarı baktı ğında Sachakalı kölelerin aşağıdaki sokakta durduğunu gördü. İchani, kölelerden iki tanesinin bir fırından içinde ekmekle dolu tepsilerle çıkmasını izliyordu. Limek benzeri hayvanlardan birkaç tanesi bir reber leşi üzerine kavga ediyorlardı. Yük arabaları görünürde değildi. Hırsızlar Yolu'ndaki çocuk odaya girdi. Gözleri heyecanla parlıyordu. "Her şey hazır," dedi. Sonea, Faren'e sorarcasına baktı. "Ne hazır?" "Sachakalılar için birkaç tuzak hazırladık," diye açıkladı Faren. "Cery'nin fikriydi." Sonea gülümsedi "Elbette... Plan nedir?" Faren yandaki pencereye geçti. Aşağıda, bir ara sokağın yanında duvarlarla çevrili küçük bir avlu vardı, iki yapılı adam, ellerindeki ucu sivri, uzun metal sırıkları duvara doğru tutuyorlardı. Endişeyle pencereye baktılar. Faren onlara "bekleyin" anlamına gelen işareti yaptı. "Sokağın diğer tarafında da iki kişi var," dedi Faren. "Her duvarda sahte molozlarla kapalı birer delik var. Sahte büyücülerimizden bir tanesi İchani'yi bu sokağa çekecek. Doğru noktaya geldiğinde adamlar onu şişleyecekler." Sonea Faren'e inanamayarak baktı. "Planınız bu mu? Asla işe yaramaz. İchani'nin kalkanı onu koruyacaktır." "Belki kalkan yapmaya üşenecektir, duvarların yeterli bir koruma olduğunu düşünecektir." "Belki..." dedi Sonea, "Ama bu çok düşük bir olasılık. 290 Yüce Lorcl-Kara Büyücüler rok büyük bir riske giriyorsunuz." "Sence yardımcılarımız bunu bilmiyorlar mı?" dedi Faren alçak sesle. "Bunun işe yaramama şansının daha fazla olduğunu biliyorlar. Bu İchaniler'le savaşmaya en az senin kadar kararlılar."


Sonea içini çekti. Varoşlular bu korkunç bir riske girmek anlamına gelse de savaşmak isteyeceklerdi. "Pekala eğer işe yaramazsa benim aşağıda olmam lazım ki..." "Çok geç," dedi Faren'in sağ kolu. "Bak..." Sokağa bakan pencereye gittiklerinde Sonea, İchani ve kölelerinin yaklaştığını gördü. Bir grup genç sokağın öbür tarafından önlerine çıkıp taş fırlatmaya başladılar. İchani onlara doğru bir adım attığında Sonea bastırılmış bir bağırış duydu ve tam altında bir yerlerden cüppeli bir adam sokağa girdi. İchani'ye doğru yürüyüp ara sokağın girişinde durdu. İchani sahte büyücüyü görünce gülümsedi. Havada bir saldırı parıldadı. Sahte büyücü kenara çekildi, saldırıdan zorlukla kaçınmıştı. Ara sokağa daldı. Sonea hızla yan pencereye geçti. Ellerinde mızraklar olan iki adam pozisyonlarını almış bekliyorlardı. İşe yaramayacağı belliydi... ama yararsa... Sonea ne olabileceğini anlayınca ani bir panik hissetti. "Faren, aşağı inmeliyim." "Yeterli zaman yok," dedi Faren. "İzle." İchani ara sokağa girdi. Cüppeli adam durdu. Sonea adamın yolunu tıkayan kalkanın soluk ışığını görebiliyordu. İchani gizlenmiş adamlardan bir adım uzaktayken sahte büyücü bir şeyler bağırdı. Duvarlardan mızraklar fırladı... ... ve ichani'nin vücuduna gömüldü. Sachakalı şaşkınlık 291 TRUDİ CANAVAN ve acıyla bağırdı. "İşe yaradı!" diye bağırdı Faren. Sonea dışarıdan pe|P benzer nidalar duyabiliyordu. İchani'nin yüzündeki arıv görünce ürperdi. İchani vücudunda mızraklarla yere çöker ken Sonea asla zamanında ulaşamayacağını biliyordu. Yine de pencereyi kırıp aşağıdaki adamlara bağırdı. "Uzaklasın ondan!" Adamlar şaşkınlıkla Sonea'ya baktılar. Sonra her şey bembeyaz oldu. Sonea kendisi, Faren ve sağ kolu üzerine bir kalkan ördü. Bir an sonra odanın duvarı içeriye doğru patladı. Kalkanından yansıyan ısıyı görünce kalkanını güçlendirmek zorunda


kaldı. Yerin sallanıp çöktüğünü ve düştüklerini hissetti. Yere indiğinde dizleri üzerine çöktü. Sonra, ölü İchani'nin serbest kalan büyüsü bir anda kesildi. Sonea kendini tuğlalardan ve tüten tahtalardan oluşan bir yığının tepesinde buldu. Ayağa kalktığında yıkıntılardan oluşan bir daireyle çevrelenmiş olduğunu gördü. Her yönde yüz adım mesafedeki her şey şimdi kararmış, tüten molozlar halindeydi. Ara sokağa baktı ama mızraklı adamlardan hiç iz yoktu. Korkunç bir üzüntü hissetti. Ne planladıklarını bilseydim onları kurtarabilirdim. Faren ve sağ kolu ayağa kalktılar. Çevrelerindeki yıkıma dehşetle baktılar. "Cery böyle bir şey olabileceğini söylemişti," dedi Faren. "Herkesin mümkün olduğunca çabuk uzaklaşması gerektiğini söylemişti. Bu kadar uzağa ulaşabileceğini söylememişti." "Ne oldu?" diye sordu Faren'in sağ kolu titrek bir sesle. Sonea konuşmaya çalıştı ama boğazı düğümlenmişti. 292 Yüce Lord-Kara Büyücüler Yutkunup tekrar konuşmaya çalıştı. "Bir büyücü ölünce her zaman olan şey/' demeyi başardı. "Sahip olduğu büyü açığa çıkar." Adam Sonea'ya büyümüş gözlerle baktı. "Aynı... aynı şey sana da olacak mı?" "Korkarım evet. Tükenmediğim veya İchaniler tüm gücümü çekmediği sürece." "Oh.." adam ürperip bakışlarını kaçırdı. "Burada olduğun için şanslıyız," dedi Faren sessizce. "Burada olmasaydın aşağıdaki köleler gibi olacaktık." Sonea, Faren'in bakışlarını takip etti. Sokakta birkaç siyah şekil yatıyordu. Ürperdi. En azından çabuk ölmüşlerdi. Faren kıkırdadı. "En azından artık onlarla dövüşmek zorunda kalmayacağız değil mi?" *** "Bana yardım edin!" Dannyl bunu duyunca şaşkınlıkla sesin geldiği tarafa


döndü. Lord Osen bir evin cephesindeki bir aralıkta duruyordu. Tozla kaplanmış yüzünde gözyaşlarının oluşturduğu çizgiler vardı. "Lorlen gömüldü," dedi Osen zorlukla. "Hiç gücünüz kaldı mı?" Dannyl, Farand'a baktı, ardından başını iki yana salladı. "O zaman... o zaman en azından onu kazıp çıkarmama yardım edin." Osen'in peşinden eve girdiler. İçeride devasa bir moloz yığını vardı. Tozların arasından ışık sızıyordu. Dannyl yuka293 TRUDİ CANAVAN riya baktığında üst katın ve de çatının olmadığını gördü "Sanırım burada," dedi Osen yarı yarıya gömülmüş kan nın yakınına giderek. Dizlerinin üzerine çöküp çıplak elle l ile kazmaya başladı. Dannyl ve Farand da aynını yapmaya başladılar. Yapabilecekleri başka hiçbir şey yoktu. Molozları kenara çekiyorlardı ama çok yavaş ilerliyorlardı. Kırık cam parçaları Dannyl'in elin, kesti. Bütün yığın bir anda hareket ettiğindetam da birinin bunca şeyin altına gömülü olup da nasıl hayatta kalabileceğini düşünmeye başlamıştı. Tuğlalar, ahşap kolonlar ve cam parçaları evin uzak ucundaki duvara doğru yuvarlanmaya başladılar. Osen sanki aklını temizlemek istermiş gibi başını iki yana salladı. Bakışları Dannyl'in arkasındaki bir noktaya kilitlendi ve gözleri büyüdü. Dannyl döndüğünde evin yan duvarındaki delikte bir figürün durduğunu gördü. Adamın sade giysiler giydiğini görebiliyordu ama yabancının yüzü gölgede kalıyordu. Hareket eden molozların sesi kesildi. "Geri döndün..." Bu ses tanıdık ama zayıftı. Dannyl dönüp de Lorlen'in açığa çıkmış olduğunu görünce kalbi umutla doldu. Yönetici'nin cüppesi tozla kaplıydı. Yüzü bereliydi ama gözleri parlaktı. "Evet. Geri döndüm." Dannyl sesi tanıyınca nefesi kesildi. Dönüp Akkarin'e baktı. Sürgün büyücü odaya girdi.


"Hayır!" dedi Lorlen. "Daha fazla... yaklaşma." Akkarin durdu. "Lorlen... ölüyorsun." 294 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Biliyorum." Lorlen zorlukla nefes alıyordu. "Benim... benim için gücünü harcamana izin vermeyeceğim." Akkarin bir adım daha yaklaştı. "Ama ben..." "Dur. Yoksa sen bana ulaşamadan ölmüş olurum," Lorlen öksürdü. "Çok az gücüm kaldı, beni bilinçli tutacak kadar. Tek yapmama gereken o gücü harcamak." , "Lorlen," dedi Akkarin. "Sadece biraz büyü lazım. Seni hayatta tutmaya yetecek kadar..." "İchaniler gelip işimi bitirene kadar mı?" Lorlen gözlerini kapadı. "Ben bir Şifacı'ydım hatırladın mı? Beni düzeltmek için ne gerektiğini biliyorum. Çok fazla büyü. Onları durdurmak için bütün büyüne ihtiyacın olacak." Gözlerini açıp Akkarin'e baktı. "Neden yaptığını anlıyorum. Neden bana yalan söylediğini... Kyralia'nın güvenliği dostluğumuzdan daha önemliydi. Hâlâ öyle. Sadece bir tek şeyi bilmek istiyorum. Neden seni çağırdığımda cevap vermedin?" "Yapamazdım," dedi Akkarin. "Eğer Lonca burada olduğumu bilseydi İchaniler bunu ilk kurbanlarının zihninden okurlardı. Birbirilerinden ayrılmazlardı. Tek başlarınayken öldürülebilirler." "Ah," Lorlen gülümsedi. "Anlıyorum." Lorlen'in gözleri tekrar kapandı. Akkarin dostuna bir adım daha yaklaştı. Lorlen'in gözleri kırpışarak açıldı. "Hayır, yaklaşma," diye fısıldadı. "Orada kal. Bana... bana Sonea'yı anlat." "O hayatta," dedi Akkarin. "O..." Akkarin cümlesini bitirmiş olmasa da Lorlen'in dudakları çarpık bir gülümsemeyle kıvrıldı. "İyi," dedi. 295 TRUDİ CANAVAN Sonra yüzü rahatladı ve uzun bir soluk verdi. Akkari aceleyle yanına gidip diz çöktü. Lorlen'in alnına dokundu ve yüzünden bir acı ifadesi geçti. Lorlen'in elini tutarak basını eğdi ve elinden bir yüzük çıkardı. "Lord Osen," dedi. "Evet?" "Sen, Büyükelçi Dannyl ve..." Farand'a baktı, "arkadaşı


burada olduğumu kimseye söylememelisiniz. Eğer İchaniler Sonea'yla benim burada olduğumuzu öğrenirlerse onları yenmek için sahip olduğumuz küçük şans da yok olur. Anlıyor musunuz?" "Evet," dedi Osen kısık sesle. "Biri hariç tüm İchaniler Saray'da. Hâlâ şansınız varken şehri terk edin." Akkarin tek ve ani bir hamleyle ayağa kalkıp döndü. Duvardaki deliğe doğru gitmeye başladı. Bir anlığına, dışarı çıkmadan önce, Dannyl, Akkarin'in yüzünü görebildi. Her ne kadar yüzünde sert ve kararlı bir ifade olsa da, gözleri güneş ışığında parıldıyordu. Varoşların en dışının birkaç yüz adım gerisinde Rothen yoldan çıktı. Kuzey Kapıları'nın olması gereken yerdeki büyük deliği görebiliyordu. Delikten, İç Duvar'daki daha da büyük olan gediği görmüştü. Fakat şehre bu yoldan girmesine gerek yoktu. Lonca topraklarının oradaki Dış Duvar üzerindeki gedik vardı. İchaniler'in neden şehir kapılarını yok etmek için güç 296 Yüce Lord-Kara Büyücüler harcadıklarını merak etti. Hisar'da ve Calia'da yakalayıp öldürdükleri büyücülerin zihinlerinden Dış Duvar'daki bu gediği öğrenmiş olmalıydılar. Belki de üstün güçlerini Lonca'ya göstermek istemişlerdi. Ya da belki harcadıkları gücü sıradan İmardinliler'i avlayarak tekrar kazanmayı planlıyorlardı. Ne olursa olsun güçlerinin veya bu gücü geri kazanma becerilerinin Kyralia'yı fethetmelerine yeteceğine inanıyor olmalıydılar. Rothen atını Lonca'nın arkasındaki ormanlık tepeye doğru sürerken gittikçe büyüyen bir dehşet hissediyordu. Çok mu geç kalmıştı? Lonca'yı yok olmuş, İchaniler'i beklerken mi bulacaktı? Lonca'ya dikkatle yaklaşmalıydı. İlk ağaçlara ulaştığında atının yavaşlamasına izin verdi. Orman hızla sıklaştı ve sonunda atından inip yularından tutarak ilerlemek zorunda kaldı. Gözlerinin önünde bir görüntü belirdi. Tekrar olmaz... Ölümün acımasız hisleri benliğini kaplarken yürümeye


devam etti. Bu seferki bir Saray Muhafızı'ydı. Görüntü solup yok olduğunda rahatlayarak içini çekti. Kaç tane oldu? diye düşündü. Yirmi? Otuz? Yamaç dikleşmeye başladı. Bitkilerin, kütüklerin, kayaların ve çukurların üzerinden zorlukla geçerek ilerlemeye devam etti. Düzlük bir alana geldiğinde ileriye baktı ve ağaçların arasından beyaz renkli parçalar görebildi. Binaları görünce rahatlama ve mutluluk bütün benliğini sardı. Ormanın sonuna varana kadar hızla ilerledi. Aşağıdaki açıklıkta düzinelerce küçük ev vardı. Küçük bir köy gibi gözüküyordui. 297 TRUDİ CANAVAN Terk edilmiş bir köy diye düzeltti. Her ne kadar burav birkaç yüz adım uzakta yaşamış olsa da burayı şimdiv kadar sadece bir kere, o da çırakken görmüştü. Burası Hiz metkarlar Makamı olarak bilinirdi. Binalara doğru inmeye başladı. İnerken bir kapı açıldı Hizmetkar üniforması içindeki bir adam hızla ona doğru yaklaştı. "Lordum," dedi adam hızla eğilip selam vererek. "Savaş nasıl gidiyor?" "Bilmiyorum," diye karşılık verdi Rothen. "Daha şimdi geldim. Neden hâlâ buradasın?" Adamın omuzları yükseldi. "Herkes geri dönene kadar evlere göz kulak olmak için gönüllü oldum." Rothen atına baktı. "Seyislerden kalan var mı?" "Hayır ama sizin için atınızla ilgilenebilirim." "Teşekkür ederim," Rothen dizginleri adama verdi. "Eğer günün sonuna kadar kimse gelmezse buradan git. İstiyorsan atı da alabilirsin." Adam şaşırmış görünüyordu. Eğildi, ardından atın burnunu okşayarak uzaklaştı. Rothen dönüp Lonca'ya giden yolda ilerlemeye başladı. *** Cery, Sonea ve Akkarin'den ayrılalı üç saat geçmişti. Sonea'nın bir Ichani'yle ilgilenmek için varoşlara gittiğini rapor etmişlerdi. Akkarin, İç Çember'de ortadan kaybolmuştu ve Takan da efendisinin ne yaptığını söyleyemiyordu.


İç Çember'in altındaki bir kaçakçı yuvası buluşma nokta298 Yüce Lord-Kara Büyücüler sı olarak belirlenmişti. Tavana kadar mallarla dolu büyük bir odaydı. Rafların altındaki koridorda üç kişi belirdiğinde çery gülümseyerek onları karşılamaya gitti. "Lonca'nız İchaniler'den birini öldürdü," dedi. "Biri gitti, yedi kaldı." "Hayır." Sonea gülümsedi. "İkisi gitti, altı kaldı." , Cery, Faren'e baktı. "Varoşlardaki mi?" "Evet ama benim işim değildi." Cery sırıtıp büyük bir tatmin hissetmeye başladı. "Tuzaklarımdan biri iş yaradı yani?" "Sanırım bu konuda böbürlenmeden önce varoşlardan geriye ne kaldığına bakmalısın," diye karşılık verdi Faren tatsız bir şekilde. Sağ kolu başını onaylar biçimde salladı. "Ne oldu?" diye sordu Cery, Sonea'ya bakarak. "Faren daha sonra anlatabilir." Cery'nin omzunun üzerinden baktığında Takan'ın yaklaşmakta olduğunu gördü. "Herhangi biriniz Akkarin'in nerede olduğunu biliyor mu?" diye sordu. Hizmetkar başını iki yana salladı. "Ondan iki saattir hiç haber almadım." Sonea kaşlarını çattı. Takan'ın yüzünde de aynı ifadenin olduğunu gören Cery, Akkarin her ne yapıyorsa sadece kendisinin bilmesini istediğini anladı. Akkarin'in ona en yakın iki kişiden sakladığı bu kadar önemli olan şey ne olabilirdi? "Diğer İchaniler nerede?" diye sordu Faren. "Beşi Saray'da, biri dolaşıyor," dedi Cery. "Tahmin edeyim," dedi Sonea, "Dolaşan kadın olanı." "Evet." Sonea içini çekti. "Sanırım Akkarin dönene kadar burada 299 TRUDİ CANAVAN beklemeliyim." Cery gülümsedi. "Burada saklanan ve seni görmek isteyen biri var." "Oh, kim olabilir ki?" "Bir büyücü. Onu İchani kadından kurtardım. Çok minnettar oldu. Aslında o kadar minnettar oldu ki kurduğumuz diğer tuzakta yem olmak için gönüllü oldu."


Cery, Sonea'yı sandıkların arasından sandalyelerle dolu bir alana götürdü. Çırak sandalyelerden birinde oturuyordu. Onları görünce ayağa kalktı ve gülümsedi. "Selam Sonea." Sonea dehşetle çırağa baktı. Tıpkı çırağın beklediği gibi, sıkılmış dişlerinin arasından karşılık verdi. "Regin." 300 Bölüm 17 Tuzak "Otur Sonea," dedi Cery. "Ben yiyecek bir şeyler getirirken siz ikiniz burada bekleyin." Sonea, Cery'ye baktı. Regin ile olan geçmişini sezemediği belliydi. Sonra Cery göz kırptı ve Sonea onun, Regin'in kim olduğunu hatırladığını anladı. "Hadi," dedi Cery. "Eminim uzun süredir görüşemiyorsunuzdur. Biraz hasret giderin." Sonea gönülsüzce oturdu. Faren'e baktı ama Hırsız odanın diğer tarafına gitmiş sağ koluyla mırıltı seviyesinde bir konuşmanın içindeydi. Takan başka bir köşede volta atıyordu. Regin, Sonea'ya baktı, bakışlarını kaçırdı, avuçlarını birbirine dayadı ve boğazını temizledi. "Şey," dedi, "Hiç bu Sachakalılar'dan öldürdün mü?" Sonea kahkaha atma isteğini bastırmak zorunda kaldı. Bu eski düşmanı ile garip ama bir şekilde uygun bir sohbet başlangıcıydı. "İki tane," dedi. Regin başıyla onayladı. "Varoşlardaki mi?" "Hayır. Bir tane Güney Geçidi'nde ve bir tane de ondan önce şehirde." Regin bakışlarını yere indirdi. "Zor muydu?" 301 TRUDİ CANAVAN "Birini öldürmek mi?" Sonea yüzünü buruşturdu. "Hem evet hem de hayır. Sanırım birinin seni öldürmesini engellemeye çalışıyorsan yaptığını pek düşünmüyorsun. Ne yapmış olduğunun farkına daha sonra varıyorsun."


Regin silik bir şekilde gülümsedi. "Sormak istediğim onları öldürmek zor mu?" "Oh," Sonea başını eğdi. "Büyük ihtimalle. O ikisini kandırabildiğim için öldürebildim." "Büyük ihtimalle mi? Ne kadar güçlü olduklarını bilmiyor musun?" "Hayır. Kendimin bile ne kadar güçlü olduğundan emin değilim. Sanırım biriyle savaşmak zorunda kalırsam öğreneceğim." "O zaman bir çarpışmayı kazanacağını nasıl bilebilirsin ki?" "Bilemem." Regin, Sonea'ya baktı yüzünde kuşkulu bir ifade vardı. Sonra kızardı ve bakışlarını kaçırdı. "Herkes sana çok fazla yüklendi," dedi alçak sesle. "Lord Fergun, ben ve çıraklar ve kara büyü kullandığını öğrendiğinde bütün Lonca... ama sen yine de geri geldin. Yine bizi kurtarmak için hayatını riske atmayı düşünüyorsun." Başını iki yana salladı. "Neler olduğunu bilseydim ilk yıl sana asla o şekilde davranmazdım." Sonea, Regin'e baktı, inanamazlık ile şaşkınlık arasında gidip geliyordu. Bu bir özür müydü? Regin, Sonea'nın gözlerine baktı. "Ben sadece... eğer bundan hayatta çıkarsam sana kendimi affettireceğim." Omzunu silkti. "Eğer sağ kurtulabilirsem en azından bunu yapa302 Yüce Lord-Kara Büyücüler bilirim." Sonea başıyla onayladı. Şimdi bir karşılık olarak söyleyecek bir şey bulmak daha da zor olmuştu. Sandıkların arasından uzun boylu bir figür çıkınca bir karşılık vermekten de kurtuldu. "Akkarin!" Sonea sandalyeden fırlayıp Akkarin'i karşılamaya gitti. Akkarin Sonea'yı görünce sert bir şekilde gülümsedi. "Sonea."


"Varoşluların ne yaptığını gördün mü? "Evet. Yüzük sayesinde izledim ve sonuçlarını gördüm." Sonea kaşlarını çattı. Akkarin'in yüzünde gergin bir ifade vardı, sanki bir ağrıyı ya da yarayı saklamak istiyormuş gibi. "Sorun ne?" diye fısıldadı Sonea. "Ne oldu?" Akkarin'in gözleri Sonea'nın omzunun üzerinden Regin'e kaydı. Sonea'yı kolundan tutarak koridorda oldukça uzağa götürdü, sonra yere bakıp içini çekti. "Lorlen öldü." Lorlen mi? Öldü mü? Sonea, Akkarin'e dehşetle baktı, sonra yüzündeki acı çizgilerini görünce ona sempati duymaya başladı. Lorlen, Akkarin'in en yakın dostuydu ama yine de Akkarin, Lorlen'e yalan söylemek, şantaj yapmak ve yüzük vasıtasıyla onu kontrol etmek zorunda kalmıştı. Son birkaç yıl ikisi için de korkunç geçmişti. Rothen öldüğünden beri üzerinde hissettiği ağırlık bir anda taşınamayacak kadar ağır gelmeye başladı. Kollarını Akkarin'in beline dolayıp başını göğsüne yasladı. Akkarin, Sonea'ya sıkıca sarıldı. Bir süre sonra derin bir nefes alıp yavaşça verdi. 303 TRUDİ CANAVAN "Dannyl ve Osen'i gördüm," dedi sessizce. "Lorlen'in ya nındaydılar. Burada olduğumuzu artık biliyorlar. Onları başkalarına söylememeleri konusunda uyardım ve Lorlen'in. Lorlen'in yüzüğünü aldım." "Peki ya Lonca'nın kalanı?" "Tükenmemiş veya tükenmek üzere olmayan kimsenin kaldığını sanmıyorum," dedi. "Hırsızlar bazılarını geçitlere aldılar. Diğerleri Lonca topraklarına çekildi." "Kaç kişi öldü?" "Bilmiyorum. Yirmi... Elli... Belki de daha fazla." "Ne kadar çok... Şimdi ne yapacağız?" Akkarin bir süre daha Sonea'ya sarıldı sonra onu bir kol boyu mesafeye itti. "Kariko dört İchani'yle beraber Saray'da. Avala hâlâ tek başına sokaklarda dolaşıyor. Diğerlerine katılmadan önce onu bulmalıyız." Sonea başıyla onayladı. "Keşke Hırsızlar'ın varoşlardaki


İchani için ne planlamış olduğunu önceden öğrenebilseydim. İkimizden biri uygun bir yerde olsaydı bütün o gücü alabilirdik." "Evet ama şu anda ilgilenmemiz gereken bir tane daha az İchani var." Sonea'yı bıraktı ve koridora geri döndü. "Dostun Cery'nin bazı ilginç fikirleri var. Sanırım Kyralia bundan kurtulursa Lonca, Arınma'yı tehlikeli bir alıştırma olarak görmeye başlayacak." Sonea gülümsedi. "Sanırım ben onları buna ikna ettim zaten." "Cery'nin dostlarının yapabileceği şekilde değil." Odanın sonuna ulaştıklarında Sonea, Cery'nin söz verdi304 Yüce Lord-Kara Büyücüler gj yiyeceklerle dönmüş olduğunu gördü. Takan aç bir şekilde yiyordu ve eskisi kadar endişeli görünmüyordu. Regin bir ona bir Akkarin'e bakarken gözleri ilgiyle pırıldıyordu. "VVinar Ailesi'nden Regin," dedi Akkarin. Sonea ,Akkann'in sesindeki Regin'e karşı duyduğu sevgisizliğin izlerini tanıdı. "Hırsızlar tarafından kurtarıldığını duydum." Regin ayağa kalkıp eğildi. "Hayatımı kurtardılar lordum. Bu iyiliğin karşılığını vermeyi umuyorum." Akkarin başıyla onaylayıp Takan'ı işaret etti. "Sanırım yakında bu şansa kavuşacaksın. *** "Nereye gidiyoruz?" Dannyl, Farand'a baktı. Genç büyücü son yarım saattir tek bir kelime bile etmemişti. Dannyl'i soru sormadan ona güvenerek takip etmişti; şimdiye kadar... "Bir dostumla buluşmalıyım," diye cevap verdi Dannyl. "Ama eski Yüce Lord'un şehri terk etmemizi söyledi." "Evet." Dannyl hafifçe başını eğdi. "İchaniler'in Saray'da olduğunu söyledi. Hâlâ vaktim varken Tayend'le buluşmalıyım. Bize sıradan giysiler sağlayabilir." "Tayend mi? O İmardin'de mi?" "Evet." Dannyl bir sonraki sokağa baktı ve boş olduğunu gördü. Farand ile beraber köşeyi döndüler. Tayend'in kaldığı malikane sadece birkaç ev ötedeydi. Dannyl nabzının beklentiyle hızlandığını hissetti. "Ama Duruşma'ya gelmedi," dedi Farand.


"Hayır, şehre daha birkaç gün önce geldi." 305 TRUDİ CANAVAN "Çok kötü bir zamanlama." Dannyl gülmeye başladı. "Gerçekten de öyle. "Neden şehri terk etmedi?" Eve giden yolun yarısına gelmişlerdi. Dannyl bu soruya bir cevap aradı. Çünkü Tayend'in benim bu savaştan sağ çıkmama yardımcı olabileceği gibi çılgın bir fikri var. Çünkü Lonca 'nın yıkılışı ile tek başıma yüzleşmemi istemiyor. Çünkü ben onun için kendi güvenliğinden daha önemliyim. Dannyl içini çekti. "Çünkü İchaniler'in ne kadar tehlikeli olduklarını anlamadı," dedi Farand'a. "Ve onu büyücü olmayanların da büyücüler kadar tehlikede olduğuna ikna edemedim. Bütün Elyneliler bu kadar dik kafalı mıdır?" Farand hafit güldü. "Bana söylendiğine göre bu, ülkemizin bir özelliği." Evin kapısına ulaştılar. Dannyl bir anahtar çıkarıp kilide uzandı... ve donup kaldı. Kapı açıktı. Kapı ile çerçevesi arasındaki aralığa şaşkınlıkla bakarken, kalbi şiddetle çarpıyordu. Farand omzuna dokundu. "Büyükelçi?" "Açık... Tayend kapıyı açık bırakmazdı. Eve biri girmiş." "O zaman gitmeliyiz." "Hayır!" Dannyl birkaç derin ve yavaş nefes alıp Farand'a baktı. "İyi olup olmadığını öğrenmeliyim. Benimle gelebilirsin veya yakınlarda bir yere dönmemi bekleyebilirsin ya da beni bırakıp şehirden ayrılabilirsin." Farand malikaneye baktı. Derin bir nefes alıp omuzlarını dikleştirdi. "Seninle geleceğim." Dannyl kapıyı iterek açtı. İçerideki konuk odası boştu. 306 Yüce Lord-Kara Büyücüler Yavaş ve dikkatli bir şekilde malikaneyi oda oda araştırdı; fakat yatak odalarından birindeki seyahat çantası ve birkaç kullanılmış şarap kadehi dışında Tayend'den iz yoktu. "Belki de yiyecek bir şeyler almaya çıkmıştır," dedi Farand. "Eğer beklersek geri gelecektir." Dannyl başını iki yana salladı. "Buna mecbur edilmediği sürece evden çıkmazdı. Özellikle bugün." Mutfağa girdi ve


içeride büyük bir masanın üzerinde yarı dolu bir şarap kadehi ile şarap şişesi gördü. "Kontrol etmediğim bir yer kaldı mı? Farand bir kapıyı işaret etti. "Kiler?" Kapı, içi şişeler ve bir miktar yiyecekle dolu geniş bir depoya inen merdivenlere açılıyordu. Dannyl mutfağa döndü. Farand yarı dolu şarap kadehini gösterdi. "Aceleyle çıkmış," diye mırıldandı. "Bu odadan. Eğer burada duruyorsam ve bir şey evden kaçmama sebep olduysa nereye giderim?" Dannyl'e baktı. "Hizmetkar kapısı en yakın olan çıkış. Dannyl başıyla onayladı. "O zaman biz de bu taraftan gidiyoruz. *** Lonca toprakları o kadar sessiz ve boştu ki yıl ortası tatili yaşanıyor sanılabilirdi. Üstelik bu sessizlik elle tutulabilecek kadar yoğundu. Sınıfların tatile girdiği ve büyücülerin çoğunun bu dönemi ailelerini ziyaret etmek için kullandığı o bir iki haftada bile bu kadar sessizlik olmazdı. Rothen, Akademi'ye girdiğinde Lonca'nın olabileceği en 307 TRUDİ CANAVAN iyi yer olup olmadığını merak etti. Calia'dan geldiği o M yol boyunca tanıdığı bildiği bu yere gelmekten sonrasını Hşünmemişti. Ama şimdi buradaydı ve Lonca'da bulmayı u duğu, kendisini buraya çeken güvenlik hissini bulamamıst Kariko'nun kurbanlarının zihinlerinden, Lonca'nın İcha ni'yle son kez Saray'ın dışında çarpıştığını biliyordu. Bir Sacbakalı'yı öldürmüşlerdi ama bunun için kendilerini de tüketmişlerdi. O olaydan sonra Kariko'un kurbanları hep Saray Muhafızları olmuştu, bu yüzden İchaniler'in hâlâ şehrin merkezinde olduğunu tahmin ediyordu. Saray'ın kontrolünü ele geçirdikten sonra nereye gideceklerdi? Rothen Büyük Salon'un girişinde durduğunda kanı buz kesti. Lonca toprakları... Balkan bunu biliyor, diye düşündü. Herkese şehri terk etmelerini söylemiştir. Başka bir yerde toplanmamızı istiyor-


dur, ardından Imardin'i geri alma planlarına başlayacağız herhalde. Şehri terk edip onlara katılmayı denemeliyim. Salon'un büyük tavanına bakıp içini çekti. Bir iki gün içerisinde buranın yok olacağı kesindi. Başını üzüntüyle sallayarak gitmek için döndü. Arkasından gelen sesleri duyunca donup kaldı. İlk düşüncesi İchaniler'in gelmiş olduğuydu, sonra sesleri tanıyınca büyük bir şok yaşadı. Dönüp salon boyunca koştu. Balkan ve Dorrien, Ana Salon'un önünde oturuyorlardı. Tartışıyorlardı ama Rothen ne söylediklerini duymak için durmadl. Onu gördüklerinde ikisi de başlarını kaldırdılar. "Baba!" diye bağırdı Dorrien. Rothen'in üzerine büyük bir rahatlama ve sevinç dalgası 308 Yüce Lord-Kara Büyücüler ayıldı. Dorrien yaşıyor. Dorrien ileri koşup babasını kucakladı- Rothen omzu ani bir acıyla alevlenince kasıldı. "Dorrien," dedi. "Burada ne yapıyorsun?" "Lorlen herkesi İmardin'e çağırdı," dedi Dorrien. Gözleri Kariko'nun Rothen'in yanağında açmış olduğu yaraya odaklandı. "Baba öldüğünü sanıyorduk. Neden bizimle bağlantı kurmadın?" Rothen'in omzunu görüp kaşlarını çattı. "Yaralanmışsın. Ne oldu?" "Zihinsel iletişim riskine girip girmem gerektiğinden emin değildim yasak vardı ve..." Rothen duraksadı, Dorrien'e yüzükten bahsetmek istemiyordu. "Omzum ve kolum çatışmada kırıldı ve uykumda kötü bir şekilde iyileşti. Ama benim soruma cevap vermedin... ya da ben doğru soruyu sormadım. Neden burada Lonca'dasın? ichaniler'in buraya gelecekleri kesin." Dorrien, Balkan'a baktı. "Ben... ben büyücülerin kalanı gibi savaşmadım. İlk fırsatta buraya kaçtım." Rothen oğluna şaşkınlıkla baktı. Dorrien'in savaştan kaçmasını hayal edemiyordu. Oğlu bir korkak değildi. Dorrien'in yüzünden yoğun bir hayal kırıklığı geçti. "Sebeplerim var," dedi. "Ne olduklarını size söyleyemem. Buna yemin ettim. İchaniler tarafından yakalanma riskine girmemem lazım demem yeterli olmalı. Eğer zihnimi okurlarsa İchaniler'i öldürmek için son şansımız da yok olur." "Son şansımız geldi ve geçti bile," dedi Balkan. Ardından gözleri kısıldı. "Ama..." Dorrien başını iki yana salladı. "Tahminlerde bulunma.


Şimdiden çok fazla şey söyledim." "Eğer İchaniler'in zihnini okuması konusunda bu kadar 309 TRUDİ CANAVAN endişeleniyorsan neden burada Lonca'dasın? Sarav' I sonra buraya gelecekler." diye sordu Rothen. "Giriş Salonu'ndan kapıları açıkça görebiliyorum," HerT Dorrien. "Onların geldiğini görüp ormandan kaçabilirim Eğer şehre girersem yakalanma şansım artar." "Neden şimdi gitmiyorsun?" diye sordu Balkan. Dorrien, Balkan'a döndü. "Mecbur olmadığım sürece gitmeyeceğim. Eğer taşıdığım sır başka bir şekilde ortaya çıkarsa yardım edebiliyor olmak istiyorum." Balkan kaşlarını çattı. "Eğer biz de seninle gelirsek bu sırrın ne olduğunu bize söyleme riskine girebilirsin." Dorrien'in yüzündeki inatçı ifade Rothen'in çok iyi bildiği bir ifadeydi. Rothen başını iki yana salladı. "Onu ikna etme şansın olduğunu sanmıyorum Balkan. Yine de İchaniler'in buraya geldiğini görür görmez gitmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu arada sen neden buradasın?" Savaşçı'nın kaş çatığı bir somurtuşa dönüştü. "Biri evimizin kaderine tanık olmalı." Rothen başıyla onayladı. "O zaman üçümüz de sonuna kadar kalacağız." "Tatlı kanotu," diye fısıldadı Faren minik bir şişeyi göstererek. "Şarap veya tatlı yemeklerde neredeyse fark edilemez. Hızlıdır, bu yüzden hazırlıklı ol." Sonea, Hırsız'a bakıp gözlerini devirdi. "Ne?" diye sordu Faren. "Nedense zehirler konusunda bu kadar çok şey bilmen 310 Yüce Lord-Kara Büyücüler beni hiç şaşırtmadı Faren." Hırsız gülümsedi. "Kabul etmeliyim ki zehirleri öğrenmeye adım yüzünden başladım. Bu bilgi oldukça işime yaradı ama düşündüğün kadar sık değil. Çırak dostun bu konuyla özellikle ilgilenmiş gibi göründü." "O benim dostum değil."


Sonea gözünü tekrar gözetleme deliğine yerleştirdi. İçerideki odanın çoğunu büyük bir yemek masası kaplıyordu. Yarı yenmiş bir yemek, hoş yemek takımlarında soğuk bir şekilde yatıyordu. İç Şehir'deki malikanelerden birindeydiler. Yemek odası, ana girişin dışında iki küçük hizmetkar kapısı olan küçük, özel bir odaydı. Sonea ile Faren bir kapının arkasındaydılar, Akkarin ise diğerinin. "Cery ikinizin arasında özel bir bağ olduğunu düşünüyormuş gibi görünüyordu," diye kışkırttı Faren. Sonea kaba bir ses çıkardı. "Bir keresinde Regin'i öldürmeyi önermişti. Oldukça baştan çıkarıcı bir teklifti." "Ah," dedi Faren. Sonea masadaki kadehlere baktı. Hepsinde de farklı miktarlarda şarap vardı. Açık ve kapalı şişeler masanın ortasına dizilmişti. Hepsine de zehir karıştırılmıştı. "Küçük gönüllümüz Cery'nin böyle cömertçe bir teklif yapmasını gerektirecek ne yapmıştı ki?" "Seni ilgilendirmez." "Öyle mi? Ne kadar ilginç." Yemek odasının ana kapısı gürültüyle açılınca Sonea irkildi. Regin içeriye zıpladı ve kapıyı arkasından aceleyle kapattı. Masanın etrafından dolaşıp arkasında Akkarin'in 311 TRUDİ CANAVAN beklediği hizmetkar kapısına koştu. Kapı kolunu tutup durdu. Ana kapı tekrar açıldı. Regin kapı koluyla boğuşuyormuş taklidi yapmaya başladı. Sonea içeri bir İchani girince kalp atışlarının hızlandığını hissetti. Adam önce Regin'e ardından da masaya baktı. "Yani İchani yemi yutmazsa onu kurtarmaya pek hevesli olmayacaksın," diye fısıldadı Faren. "Elbette onu kurtaracağım," diye mırıldandı Sonea cevap olarak. "Regin belki bir... bir... ne olursa olsun, ölmeyi hak etmiyor." İchani, Regin'e bakarken Regin sırtını kapıya dayadı, yüzü ölümcül derecede beyazdı. İchani masanın etrafından dolaştı. Regin duvarda yan yan kaymaya başladı, İchani'yle arasında masanın kaldığından emin oluyordu.


İchani kıkırdayarak uzanıp kadehlerden birini aldı ve dudaklarına götürdü. Bir yudum alıp yüzünü buruşturdu. Omzunu silkip kadehi fırlatıp attı. Kadeh duvara çarpıp parçalandı ve duvarda kırmızı bir leke bıraktı. "Bu yeterli miydi?" diye mırıldandı Sonea. "Sanmıyorum," diye karşılık verdi Faren. "Ama ana fikri anladı ve daha taze bir şey içmek isteyebilir." İchani masanın etrafında dolaşmaya başladı. Regin sürekli adamdan kaçınıyordu. Birden ileriye fırlayıp bir şarap şişesini boynundan yakaladı. Şişeyi tehdit eder gibi ileriye doğru sallayınca İchani kahkaha atmaya başladı. Adam hızlı bir el hareketi yaptı. Regin sanki arkasından bir şey çarpmış gibi öne doğru sendeledi ve yüz üstü masaya kapaklandı. İchani, Regin'i ensesinden tutup masaya bastırdı. Sonea 312

Yüce Lord-Kara Büyücüler kapı kolunu yakaladı ama Faren de onun bileğini tuttu. "Bekle," diye fısıldadı. Sachakalı şişeyi Regin'in elinden alıp inceledi. Şişenin mantarı yavaşça çıkıp yere düştü. Adam şişeyi dudaklarına kaldırıp birkaç ağız dolusu yudum aldı. Sonea, Faren'in arkasında rahatlayarak içini çektiğini duydu. "Bu yeterli mi?" diye sordu Sonea "Oh, evet." Regin masanın üzerinde debelenmeye başladı, İchani'nin tutuşundan kurtulmaya çalışırken tabakları ve çatal bıçağı tekmeleyip masadan fırlattı. Sachakalı şişeden bir yudum daha aldıktan sonra şişeyi masaya vurup kırdı. Şişenin kırık ucunu Regin'e doğru yaklaştırdı. "Bu hiç iyi değil," dedi Faren. "Eğer Regin'e bir kesik açarsa zehir..." İchani'nin arkasındaki kapı açıldı. Sonea'nın kalbi bir an tekledi ama Akkarin kapıdan içeri girmedi. Koridor boştu. İchani kapının sesini duyunca o tarafa döndü. Şaşkınlıkla ve ne olduğunu anlamaya çalışarak açık kapıya baktı. "Güzel. Bu onu biraz daha oyalar," diye mırıldandı Faren. Sonea nefesini tuttu. Kapının kolu elinin altında terden


kayganlaşmıştı. Eğer o ve Akkarin kendilerini İchani'ye gösterirlerse adam Kariko'ya haber verirdi. Zehir yüzünden ölürse çok daha iyi olurdu. "işte başlıyor," dedi Faren sessizce. İchani aniden Regin'i bırakıp masadan geriye doğru sendeledi. Midesini tutup iki büklüm olduğunda Regin masadan dönerek kalkıp odanın ana kapısına fırladı. — Kariko 313 TRUDİ CANAVAN — Rikacha? — Ben... zehirlendim. Kariko cevap vermedi. İchani dizlerinin üzerine çöküp yana doğru yıkıldı. Dudaklarından uzun bir inleme çıktı, ardından kırmızı bir sıvı kustu. Sonea bunun kan olduğunu fark edince ürperdi. "Ölmesi ne kadar sürer?" diye sordu. "Beş, on dakika." "Bu mu hızlı zehir?" "Roin kullanabilirdim. Daha hızlı ama acı bir tadı var." Akkarin açık kapının orada belirdi. Adama baktı, ardından tuniğini çıkardı. "Ne yapıyor?" diye sordu Faren. "Sanırım..." Sonea, Akkarin içeri girip tuniği adamın başına sardığında sustu. İchani şaşkınlıkla bağırdı ve tuniği yüzünden çekmeye çalıştı. — Sonea. Akkarin'in zihinsel sesi farklı geliyordu... yüzükten gelen ses daha açıktı. Sonea kapıyı açıp aceleyle yanına gitti. — Bunu benim için tut. Sonea tuniği sıkıca tuttu. Adam debelenmeye devam ediyordu ama hareketlerinde pek bir güç yoktu. Akkarin bıçağını çıkarıp adamın kolunu kesti ve elini yaraya bastırdı. Sonea, İchani'nin hareketsizleştiğini fark etti. Akkarin'in adamı bırakması fazla uzun sürmedi. Sonea tuniği bıraktığında ölü adam yere yığıldı. Midesinin bulandığını fark etti. — Bu korkunç bir şeydi. Akkarin, Sonea'ya baktı. 314 Yüce Lord-Kara Büyücüler — Evet... Ama en azından çabuk bir ölümdü.


"İşe yaradı. İyi." Regin odaya girince ikisi de o tarafa döndü. Regin ölü İchani'ye belirgin bir tatminle baktı. "Evet," diye kabul etti Sonea. "Ama aynı şeyi bir daha yapamayacağız. Diğer İchaniler onun zehirlendiğini biliyorlar. Aynı numarayı yutmayacaklardır." "Ama yardımın için teşekkürler," diye ekledi Akkarin. Regin omzunu silkti. "Bu piçlerden birinin öldüğünü görmeye değerdi." Bir elini boğazına koyup yüzünü buruşturdu. "Ama bunu tekrar yapmam gerekmediğini duyduğuma hiç üzülmedim. Neredeyse boynumu kırıyordu. *** Herkesin bir tutkusu olmalı, dedi Cery, kendine yıkık kapıların arasından geçerken. Benimki oldukça basit; sadece İmardin'deki önemli bütün yerleri görmek istiyorum. Henüz yirmi yaşında bile olmamasına rağmen şehirdeki neredeyse bütün önemli binalara girmiş olmasından gurur duyuyordu. Hipodrom'un yasaklı alanlarına bir hizmetkar kılığında sızmak oldukça kolay olmuştu ve kilit açma yetenekleri, İç Şehir'deki bazı malikanelere girmesini sağlamıştı. Sonea sayesinde Lonca'nın içine de girmişti. Yine de her işe burnunu sokan, dar kafalı bir büyücü tarafından hapsedilmektense kendi becerileri ile girmiş olmayı tercih ederdi. Avluyu geçerken gülümsemesine engel olamadı. Saray, bütün İmardin'de giremediği tek önemli yerdi. Şimdi muhafızları öldürülmüş ve kapıların yıkılmışken kimse onu engel315 TRUDİ CANAVAN ieyemezdi. Bir İchani bile... Hırsızlar tarafından yerleştirilmiş gözcülere göre Sachakalılar bir saat önce Saray'ı terk etmişlerdi. Saray'da sadece bir iki saat kalmışlardı, bu kadar kısa sürede her şeyi yok etmiş olamazlardı. Muhafızların kararmış cesetlerinin üzerinden atladı ve binanın yıkık kapılarının oradan içeriye bir göz attı. İçeride büyük bir giriş salonu vardı. Narin merdivenler üst katlara doğru çıkıyorlardı. Cery hayranlıkla içini çekti. İçeri girerken İchaniler'in neden merdivenleri yıkmadığını merak ediyor-


du. Belki de güçlerini harcamak istememişlerdi. Belki de mantıklı davranıp üst katlara ulaşabilmek için merdivenleri sağlam bırakmışlardı. Cery yerdeki mullook sembolüne baktı. Kral'ın hâlâ Saray'da olduğunu hiç sanmıyordu. Hükümdar büyük olasılıkla İç Duvar yıkıldığında şehri terk etmişti. "Avala sorun çıkaracak." "Büyük ihtimalle... Gezmeyi seviyor. Umarım kısa bir süre sonr Kyralia'dan uzakları da görmek ister." "Sanırım gözü Elyne'de." Cery hızla döndü. Sesler kesinlikle Sachaka aksanı taşıyordu ve Saray girişinin ilerisinden geliyordu. Hızla salonun gerisindeki bir kemerin arkasına doğru koştu. Kayarak kemerin arkasına geçtiği anda salonda ayak sesleri yankılanmaya başladı. "Rikacha'nın çağrısını hepimiz duyduk Kariko," dedi üçüncü bir ses. "Nasıl öldüğünü biliyoruz. Onların yemeklerini yiyecek kadar aptal olmamalıydı. Neden buraya dönüp onun hatasını tartışmamız gerektiğini anlamıyorum ve 316 Yüce Lord-Kara Büyücüler Avala'yla İnijaka da büyük ihtimalle benimle aynı fikirde." Cery gülümsedi. Demek Faren'in küçük oyunu işe yaramıştı. "Çünkü şimdiden üç kişi kaybettik," diye karşılık verdi Kariko. "Bir kişi daha kaybedersek bu kötü şanstan öte bir şey olacak." "Kötü şans mı?" diye güldü ilk İchani. "Lonca, Rashi'yi hakladı çünkü o zayıftı. Ve Vikara da hâlâ hayatta olabilir. Tek bildiğimiz kölelerin öldüğü." "Belki," diye katıldı Kariko. Sesi, kafası bir şeylere takılmış gibi geliyordu. "Ama size göstermek istediğim bir şey daha var. Şu merdivenleri görüyor musunuz? Ne kadar kırılgan gözüküyorlar değil mi? Sanki kendi ağırlıklarını bile taşıyamayacaklarmış gibi. Onların yıkılmasını nasıl engellediklerini biliyor musunuz?" Kimse cevap vermedi. "İçlerine büyü koyuyorlar. İzleyin." Bir süre sessizlik oldu, ardından bir çınlama duyuldu.


Çınlama bütün salon bir şeylerin yıkılma ve kırılma sesiyle dolana kadar yükseldi. Cery soluğunu tutup kemerin yanından bir göz attı. Merdivenler çöküyorlardı. Kariko parmaklıklara dokundukça güzelim yapılar çatlayıp yere düşüyor, her tarafa cam parçaları saçıyorlardı. Parçalardan biri Cery'ye doğru fırladı. Bir İchani kemere doğru bakınca Cery hızla kafasını geri çekti. Duvara dayanıp gözlerini kapadı. Kalbi böyle güzel bir şeyin bu kadar umursamazca yok edilmesi karşısında burkuluyordu. Kariko'nun güldüğünü duydu. 317 TRUDİ CANAVAN "Bunlara büyücü yapımı diyorlar," dedi İchani. "Binalarına onları güçlendirmek için büyü yüklüyorlar. Şehrin ortasındaki binaların yarısı bu şekilde yapılmış. Şehir boşaitılsa ne olur? İhtiyacımız olan büyüyü binalardan elde edebiliriz nasıl olsa." Sesini alçalttı. "Bırak diğerleri bir süre gezinsinler. Emrettiğim gibi buraya dönmüş olsalardı bunu onlar da öğrenirdi. Gelin Lonca'nın bize ne kadar güç bırakmış olduğunu görelim." Ayak sesleri gelmeye başladı ama bir anda kesildi. "Harikava?" "Ben burayı biraz dolaşacağım. Büyük ihtimalle burada da büyüyle güçlendirilmiş bir sürü yapı vardır." "Sakın bir şey yiyeyim deme," dedi üçüncü ichani. Harikava kıkırdadı. "Tabi ki." Cery ayak seslerinin uzaklaşıp kaybolmasını dinledi. Fakat bir çift ayağın sesi kaybolmadı ve Cery bu sesin gittikçe yükseldiğini fark edince kalbine bir ağırlık çöktü. Bu tarafa geliyor. Etrafına baktığında bu kemerin aynı zamanda büyük bir odanın girişi olduğunu gördü. Sağında ve solunda başka kemerler vardı. En yakındakine koştu. Odaya paralel ilerleyen bir koridor vardı ve her kemerin karşısında koridorla kesişen bir de geçit bulunuyordu. Cery dikkatle geldiği yöne baktı.


İchani odanın içinde duruyordu. Etrafa bakındı ve ardından Cery'nin olduğu yöne döndü. Kemere doğru ilerlemeye başlayınca Cery ağzının kuruduğunu hissetti. Burada olduğumu nasıl bilebilir? Bekleyip öğrenmeye hiç niyeti yoktu. Kemerden çıkıp Saray'ın içine doğru koştu. 318 Bölüm 18 Beklenmedik Bir Kurtarıcı Geçitte uzaklardan gelen bir patlama yankılandı. Akkarin'le Sonea birbirilerine baktılar, ardından duvardaki bir havalandırma ızgarasına yaklaştılar. Sonea ızgaranın arkasındaki sokağa bakıp dikkatle dinledi. Normalde sokakta hayatın uğultusu olması gerekirken sadece ürkütücü bir sessizlik vardı. Akkarin kaşlarını çatıp kılavuza devam etmesini işaret etti. Birkaç dakika boyunca duydukları tek ses, nefes alıp verişleri ve botlarının çıkardığı seslerdi. Sonra Akkarin aniden durdu ve bakışları uzakta bir yerlere odaklandı. "Takan ulakların Kariko'nun tekrar Saray'dan çıktığını bildirdiklerini söylüyor. İchaniler binaları yok ediyorlar." Sonea duymuş olduğu uzaktan gelen patlama sesini hatırladı ve başıyla onayladı. "Güçlerini harcıyorlar." "Evet." Akkarin gülümsedi ve gözleri eski, tanıdık ve yırtıcı bir ışıkla parladı. Yaklaşan ayak sesi dikkatlerini geçidin ilerisindeki karanlık bir figüre çekti. "Yabacıyı mı arıyorsunuz?" ses yaşlı bir kadına aitti. "Az önce yakındaki bir eve girdi." Akkarin yaşlı kadına doğru ilerlemeye başladı. "Bize ev 319 TRUDİ CANAVAN hakkında neler söyleyebilirsin?" "Aran Evi'ne ait," dedi kadın. "Büyük bir ahırı, önünde bir avlusu ve diğer tarafta bir binası daha var. Etra fında da duvarlar var. Altında geçit yok. Sokaktan girme' lazım." "Kaç girişi var?"


"İki. Ana giriş ön tarafta ve avluya açılan bir de kapısı var Yabancı ana kapıdan girdi." "Hangisi buraya yakın?" "Avlu kapısı." Akkarin, Sonea'ya baktı. "O zaman oradan giriyoruz. Yaşlı kadın başını eğdi. "Beni takip edin o zaman." Geçitte ilerlemeye başladıklarında Sonea parmağındak yüzüğe dokundu. — Ne planlıyorsun!1 — Henüz emin değilim. Ama sanırım bu sefer senin yön temini kullanabiliriz. — Benim yöntemim mi? Şifayı mı kast ediyorsun? — Evet. — O zaman ben yapmalıyım. Büyük ihtimalle seni tanı ama beni tanımayabilir. Akkarin kaşlarını çattı ama cevap vermedi. Kadın onla teker teker sıkışarak içinden geçebildikleri bir kapıya götü dü. Kapının diğer tarafında varillerle dolu bir oda vardı. "Sokağın diğer tarafındaki bir evin içindeyiz," diye açık ladı kadın. "Sadece bu merdivenlerden çıkıp salonun sonundaki kapıdan geçin." Vahşi bir şekilde gülümsedi. "İyi şanslar." Sonea'yla Akkarin, kadının talimatlarını izleyerek sağlam 320 Yüce Lord-Kara Büyücüler görünüşlü bir hizmetkarlar kapısına ulaştılar. Kilit kırılmıştı. Akkarin kapıyı hafifçe aralayıp içeri baktı ve sonra sonuna kadar açtı. Sıradan bir İç Çember sokağına çıktılar. Yolun karşısında üzerinde bir çift ahşap kapı olan bir duvar vardı. Akkarin sessizce kapılara gidip aralarındaki küçük boşluktan içeriyi gözledi. "Avludan eve iki giriş var," dedi. "Biz en yakın olanından gireceğiz." Kilide baktı ve büyüyle açtı. Sonea Akkarin'in arkasından içeri girip kapıyı kapattı. Sol tarafta birkaç tane geniş kapısı olan büyük bir bina vardı; ahır... Sağ tarafta ise iki katlı ev vardı. Akkarin hızla eve doğru gidip kapıdaki kilidi açtı ve içeri girdiler. Kapının arkasında dar bir koridor vardı. Akkarin sessiz olmasını işaret etti. Üst kattan belirli belirsiz bir gıcırtı ve


ayak sesleri geldi. Sonea gözünün ucuyla bir hareket fark edince yan kapıdaki küçük pencereden dışarı baktı. İki büyücü ve zengin giyimli birinin aceleyle ahıra doğru gittiğini görünce nefesi kesildi. Akkarin yanına geldi. Üç adam ahır kapılarına ulaştılar. Zengin giysili adam ahır kapısını hızla açtı, belli ki göründüğünden daha ağır olmasını bekliyordu. Kapı büyük bir gürültüyle duvara çarptı. Üst kattan acele içindeki ayak sesleri duyuldu. Üçlü ahırın içine girip gözden kayboldular, kapıyı açık bırakmışlardı. Ardından sessizlik oldu. Sonea üst kattan daha fazla ayak sesi gelince ağzının kuruduğunu hissetti. Yeniden bir anlık bir sessizlik oldu ardından İchani avluya çıktı. Avlunun orta321 TRUDİ CANAVAN sında durup dikkatle etrafına bakındı. Açık ahır kapısı görünce o tarafa ilerlemeye başladı. "Bu hiç hoşuma gitmiyor ama haklısın. İnijaka beni tanı yacaktır," diye mırıldandı Akkarin. Sonea'ya baktı. "Dah iyi bir plan yapmak için vaktimiz yok." Sonea omurgasına bir ürpertinin yayıldığını hissetti. He şey ona bağlıydı. Şifa numarasının işe yaramamasını sağla yacak bütün olası şeyler aklından geçti. İchani bir kalka oluşturursa ve o da ona dokunamazsa Şifa gücünü kul namazdı ve... "Halledebilecek misin?" "Evet," diye karşılık verdi Sonea. Dışarıya baktı ve İchani'nin ahıra girdiğini gördü. Akkarin derin bir nefes aldı, sonra kapıyı Sonea için açtı. "İzliyor olacağım. Eğer işe yaramazsa kalkan ör. Onunla açıkça savaşırız." Sonea başıyla onayladı, sonra avluya çıkıp aceleyle ahırın girişine doğru ilerledi. Gizlice içeriye bakıp karanlıkta ayrıntıları seçmeye çalıştı. Bir figür bölmelerin arasındaki geniş koridorda ilerliyordu. Bunun İchani olduğunu tahmin etti. Adam öbür taraftaki bir kapıya gidip çıktı. Sonea içeri girdi. Koridorda ilerlerken yakınlardaki bir bölmeden üç figür çıktı. Sonea'yı görüp dondular. Aynı anda Sonea zengin giyimli adamın yüzünü gördü ve büyük bir şaşkınlık ve dehşet hissetti.


— Bana bunun Kral olduğunu söylememiştin. Kyralia'nın yöneticisi Sonea'yı baştan aşağı süzdü ve onu tanıyınca birden gözleri büyüdü. Sonea, Kral'ı izlerken içinde kızgınlığın kaynamaya başladığını hissetti. Büyük 322 Yüce Lord-Kara Büyücüler Salon'un anısı doldu zihnine. Kral'ın Lonca'nın sürgün cezasını onaylaması... Arınma'nın ve teyzesi ile eniştesinin varoşlara sürülmesinin anısı... Geçitlerde saklanan varoşluları düşündü, istiladan hiçbir şekilde haberdar edilmemişlerdi... Neden hayatımı bu adam için riske atayım ki? Bu soru aklından geçtiği anda böyle bir şey düşünebildiği için kendinden nefret etti. Hiç kimseyi İchaniler'e terk edemezdi, ne kadar nefret ederse etsin. Dikleşip kenara çekildi. "Gidin," dedi, Kral ve danışmanlarına. Üç adam aceleyle yanından geçtiler. Gözden kaybolduklarında Sonea ahırda, uzaktaki duvarın arkasından bir ses duydu. Döndüğünde İchani'nin dönmüş olduğunu gördü. Adamın gözleri Sonea'nınkilerle buluştu ve adam Sonea'yı baştan aşağı süzdü. "Demek şehirde Kyralialı kadın kalmış," dedi. Sonea bir güç kendisini sarıp kollarını vücuduna bastırırken debelendi. İchani nefesini yüzünde hissedebileceği kadar yakınına gelirken kalp atışları hızlandı. Adam elini Sonea'nın tuniğinin içine soktu. Adamın yüzündeki ifade şehvetli bir sırıtışa dönüşünce Sonea korku ve panikle kasıldı. Hareket edemiyordu yani ona dokunamazdı. Eğer ona dokunamazsa Şifa gücünü de üstünde kullanamazdı. Ve adam biraz daha ileri giderse sıradan giysilerin altındaki siyah cüppeyi fark edecekti. — Savaş onunla, dedi Akkarin. Sonea bir güç dalgası gönderdi. İchani'ni geriye doğru 323 TRUDİ CANAVAN sendelerken gözleri şaşkınlıkla açıldı. Sonea, İchani'ye doğ ru ilerleyip hızlı ve seri bir şekilde saldırdı. Adam ayağını


sağlam bir şekilde yere basıp ellerini kaldırarak karşılık olarak bir vuruş gönderdi. Sonea vuruş kalkanına çarpınca geriye doğru sendeledi. Adam güldü. "Demek o tuniğin altında hissettiğim cüppeymiş. Ben de bütün büyücüler nereye kayboldu diye düşünüyordum." Sonea anlık bir umut hissetti. İchani onu sıradan bir Lonca büyücüsü sanmıştı. Eğer yorulup tükendiği numarası yaparsa hâlâ onu kandırabilirdi. — Kapının clışındayım, diye gönderdi Akkarin. Ne yapmamı istiyorsun? — Bekle, dedi Sonea, Akkarin'e İchani tekrar saldırdığında Sonea duvara kadar geri sendeledi. Adam yaklaşmaya devam etti ve Sonea yeni bir saldırı karşısında korkudan sindi. Dördüncü vuruşta kalkanının dalgalanıp yok olmasını sağladı. İchani kalkan yok olurken pis pis sırıttı ve bıçağını çıkarıp dişlerinin arasına yerleştirdi. Sonea, İchani kendisine uzandığında sanki kaçmaya çalışıyormuş gibi yana çekildi. Adam, Sonea'nm kolunu tutarak tek eliyle onu tekrar duvara yasladı. Sonea, adamın bileğini yakaladı, gözlerini kapattı ve zihnini İchani'nin vücuduna gönderdi. Adamın kalbini bulmasıyla kolunda bir acı hissetmesi aynı anda oldu. Aynı anda hem kendine Şifa verip hem de adama zarar veremeyeceğine karar verip kalbe yoğunlaştı. Kalbi durduktan sonra adam ne yapabilirdi ki? Sonea iradesini yoğunlaştırırken adamın tutuşu sıkılaştı. 324 Yüce Lord-Kara Büyücüler jchani'nin acıyla tıkandığını duyunca gözlerini açtı ve adamın yüzünün bembeyaz kesildiğini gördü. İchani, Sonea'ya suçlar şekilde baktı. Bir el Sonea'nm koluna uzandı. Korkunç bir uyuşukluk Sonea'nm kolundan vücuduna yayıldı. Hareket etmeye çalışsa da hiçbir kası ona itaat etmiyordu. Aynı anda kendisinden korkunç bir hızla büyü gücü-


nün çekildiğini hissetti. Gözünün kenarıyla bir hareket gördü ama bakışlarını o yöne çekecek gücü bile bulamıyordu. Sonra güç çekişi yavaşladı. İchani'nin ifadesi öfkeden kafa karışıklığı ve dehşete dönüştü. Sonea bıçağın adamın elinden kaydığını gördü. İchani, Sonea'yı bırakıp göğsünü kavradı. Bir anda, vücudunun kontrolü Sonea'ya geri döndü. Bıçağı kapıp adamın boğazına bir kesik açtı. İchani'nin boğazından kan fışkırırken Sonea adamın boğazını yakalayıp gücünü çekti. Güç içine doldu ama Parika'dan aldığı kadar çok değildi. Lonca'yla yapmış olduğu savaş İchani'yi zayıflatmıştı. Adamın gücü bitince geriye doğru düşüp yerde hareketsiz kaldı. İchani'nin arkasında Akkarin duruyordu. Sonea'ya garip bir ifadeyle bakıyordu. Sonea kanlı giysilerine bakıp tiksintiyle yüzünü buruşturdu. Bütün bunlar bittikten sonra, diye düşündü Sonea. Bu gücü bir daha asla kullanmayacağım... Asla! "Sachaka'dan döndüğümde ben de aynı şekilde hissediyordum." Sonea, Akkarin'e baktı. Akkarin elini uzattı. "Evde üstünü değiştirebileceğin bir şeyler olmalı," dedi. "Gel seni temizleyelim." 325 TRUDİ CANAVAN Ayağa kalkmak Akkarin'in yardımıyla bile zordu. Yor olmasa da bacakları titriyordu. Bir an sallanarak ayakta durdu. Ölü İchani'ye bakarak hissettiği şokun rahatlamaya döndüğünü fark etti. İşe yaradı. Ve Kariko'ya haber verecek zaman da bulamadı. Başarmıştı, hatta birinin hayatını kurtarmıştı... "Kral?" diye sordu. "Onu yolun karşısındaki eve gönderdim ve Takan da Ravi'yi Kral'ı karşılamaya hazırlanması konusunda uyardı." Sonea bu karşılaşmanın nasıl bir şey olabileceğini düşününce ruh halinin biraz daha iyileştiğini hissetti. "Kral, Hırsızlar tarafından kurtarılıyor. İşte bu görmeyi en çok isteyebileceğim bir şey." Akkarin'in dudaklarının kenarı yukarı doğru kıvrıldı. "İlginç sonuçları olacağına eminim."


*** Cery bir koridoru daha koşarak aşıp yandaki bir kapının önünde kayarak durdu. Kapı kolunu denedi. Kilitliydi. Diğer kapıya gitti. O da kilitliydi. Ayak sesleri giderek yaklaşıyordu. Koridorun sonundaki kapıya koştu ve kapı açılınca rahatlayarak tuttuğu nefesini verdi. Kapının ardında Saray'ın ortasındaki bahçeye bakan pencerelerle kaplı uzun bir oda vardı. Cery altın süslü, pahalı kumaşlarla kaplı koltukların yanından koşarak geçip odanın diğer ucundaki kapıya gitti. Savara'nm kolyesi giysilerinin altında göğsüne çarpıp duruyordu. Lütfen kilitli olma, diye düşündü. Lütfen burası çıkmaz * 326 Yüce Lord-Kara Büyücüler bir sokak olmasın. Kapının kolunu tutup çevirdi ama kol dönmedi. Dudaklarından bir küfür kaçtı ve el yordamıyla ceketindeki maymuncukları aramaya başladı. Maymuncukları çıkarıp, onları taşıma alışkanlığından vazgeçmemiş olduğu için kendine teşekkür etti. İki tanesini seçip kilide soktu ve mekanizmayı hissetmeye çalıştı. Arkasında ayak sesleri gittikçe yaklaşıyordu. Nefesi boğazını yakıyordu. Ağzı kuru, elleriyse terliydi. Derin bir nefes alıp yavaşça verdi, ardından maymuncukları hızla çevirip ittirdi. Kilit fıkırdayarak açıldı. Cery maymuncukları aldı, kapıyı çekip açtı ve içeri daldı. Kapıyı hızla arkasından çekti, tam çarpmak üzereyken durdurup becerebildiğince sessiz bir şekilde kapattı. Hızla çevresine bakınca aynalar, küçük masalar ve sandalyelerle dolu bir odaya girdiğini anladı. Gösteri yapanlar için soyunma odası diye düşündü. Odaya başka bir giriş veya çıkış yoktu. Dikkatini tekrar kilide verip kilitlemeye çalıştı. Artık nasıl bir şey olduğunu bildiğinden mekanizmayı tetiklemesi çok daha kolaydı. Tatmin edici bir tıkırtı ile kapandı. Rahatlayarak içini çeken Cery bir sandalyeye gidip oturdu. Kapının arkasından gelen ayak seslerini duyunca rahat-


lama hissi bir anda buhar olup uçtu. Eğer Harikava onu takip ediyor idiyse Cery'nin bu kapı dışında -kilitli olsa da olmasa da- gidecek başka bir yeri olmadığını bilecekti. Ayağa kalkıp odanın yan tarafındaki küçük pencerelere doğru bir 327 TRUDİ CANAVAN adım attı. Bir şekilde buradan çıkmalıydı. Kilit tıkırdayınca kanı buz kesti. Kapı hafif bir gıcırdamayla açıldı. İchani içeriye başını uzattı. Cery'yi görünce gülümsedi. "İşte buradasın." Cery gerileyerek kapıdan uzaklaştı. Ceketinin ceplerine uzanıp avuçlarını bıçaklarının kabzalarına yerleştirdi. Kabzaları sıkıca tuttu. Bu hiç iyi değil, diye düşündü. Pencerelere doğru baktı. Pencereye yetişemem. Beni durdurur. İchani bir adım daha yaklaştı. Eğer beni yakalarsa zihnimi okur. Sonea ve Akkarin'i öğrenir. Cery zorlukla yutkunup bıçakları kınlarından çıkardı. Ama ölü olursam, zihnimi okuyamaz. İchani bir adım daha yaklaşırken Cery kararlılığının zayıfladığını hissetti. Bunu yapamam. İntihar edemem. İchani'ye baktı. Adamın bakışları soğuk ve yırtıcıydı. Ne fark eder ki? Zaten öleceğim. İki hızlı nefes alıp bıçaklarını çekti. —Hayır Cery! Yapma! Cery zihnindeki sesi duyunca donup kaldı. Bu korkunun sesi miydi? Eğer öyleyse bir kadın sesiydi. Tıpkı... Harikava odadan dışarı bakmak için döndü ve gözleri büyüdü. Cery hızla yaklaşan ayak sesleri duydu. İçeri bir kadın girince şaşkınlıkta nefesi kesildi. "Onu rahat bırak Harikava," dedi Savara. Sesinde emredici bir ton vardı. "O benim." İchani, Savara'dan uzağa doğru geriledi. "Senin türünün 328 Yüce Lord-Kara Büyücüler burada ne işi var?" diye hırladı. Savara gülümsedi. "Büyük olasılıkla korktuğun gibi Kyralia üzerinde hak iddia etmek değil. Hayır, sadece izliyo-


ruz." "Öyle iddia ediyorsun." "Şu anda aksini iddia edebilecek bir konumda değilsin," diye karşılık verdi Savara bir adım atarak. "Senin yerinde olsaydım hemen giderdim." Savara, Cery'ye doğru ilerlerken Harikava dikkatle izledi. Savara kapıdan uzaklaşmış olduğu sırada İchani dışarıya çıktı. Cery adamın ayak seslerinin kapıdan biraz ileride durduğunu duydu. "Kariko senin gibilerin burada olmasına izin vermeyecektir. Sizi avlayıp yok edecek." "Buna harcayacak zamanı olduğu sırada ben çoktan gitmiş olacağım." Ayak sesleri uzaklaştı, ardından diğer odadaki kapının kapanma sesi geldi. Savara, Cery'ye baktı. "Gitti... Bu oldukça yakındı." Cery, Savara'ya geri baktı. Onu kurtarmıştı. Bir şekilde başının belada olduğunu biliyordu ve tam zamanında ortaya çıkmıştı. Ama bu nasıl mümkün olabilirdi? Onu takip mi etmişti? Yoksa İchani'yi mi takip etmişti? Savara'nın söylemiş olduklarını düşününce rahatlama hissi şüpheye dönüşmeye başladı. İchani ondan korkmuştu. Birden kendisinin de korkması gerektiğinden emin oldu. "Kimsin sen?" diye fısıldadı. Savara'nın omuzlan kalktı. "İnsanlarımın bir hizmetkarı." "O... o kaçtı. Senden. Neden?' 329 TKUDİ CANAVAN "Belirsizlik. Bugün oldukça fazla güç harcadı ve ben' yenebileceğinden emin değildi." Savara gülümseyip Cery'ye yaklaştı. "Blöf her zaman bir kavgayı kazanmanın en tatmin edici yoludur." Cery geriye doğru çekildi. Savara az önce hayatını kurtarmıştı. Ona minnettar olmalıydı. Ama bütün bu olanlarda garip olan bir şeyler vardı. "Seni tanıdı. Onun adını biliyordun." "Kim olduğumu değil ne olduğumu tanıdı," diye düzeltti Savara. "Nesin o zaman?"


"Senin müttefikin." "Hayır değilsin. Bize yardım etmek istediğini söylüyorsun ama buna gücün olmasına rağmen İchaniler'i durdurmak için hiçbir şey yapmıyorsun." Savara'nın gülümsemesi kayboldu. Cery'yi ciddi bir şekilde süzdü, ardından yüz ifadesi sertleşti. "Yapabileceğim her şeyi yapıyorum Cery. Seni buna ikna etmek için ne lazım? Akkarin ve Sonea'nın döndüğünden bir süredir haberim olduğunu söylesem bana güvenir miydin? Açıkça ortada ki İchaniler'e bundan bahsetmedim." Cery'nin kalbi bir an atmayı unuttu. "Bunu nasıl öğrendin?" Savara gülümsedi ve gözleri Cery'nin göğsüne kaydı. "Benim de kendimce yollarım var." Neden göğsüne bakmıştı? Cery kolyeyi hatırlayınca kaşlarını çattı. Tuniğinin içine uzanıp kolyeyi çıkardı. Savara'nın gözleri titredi ve gülümsemesi kayboldu. Nasıl bir büyü vardı bu kolyede? Kolyenin ortasındaki 330 Yüce Lord-Kara Büyücüler pürüzsüz yakuta bakınca Sonea ve Akkarin'in birbirileri için yaptıkları yüzükleri hatırladı ve kanı buz kesti. Yüzüklerine ortasında kırmızı cam kürecikler vardı... "Bu yüzüklerle birbirimizin zihnini görebileceğiz..." Yakuta baktı. Eğer bu bir kan mücevheriyse Savara onun zihnini okuyordu... ve bu kolyeyi Sonea'yla Akkarin geldikten hemen sonra takmaya başlamıştı. Şehirde olduklarını başka nasıl bilebilirdi ki? Zinciri boynundan çıkarıp kolyeyi bir kenara fırlattı. "Sana güvendiğim için tam bir aptalmışım," dedi acı bir şekilde. Savara, Cery'yi üzgün bir şekilde süzdü. "Sonea ve Akkarin'i sana kolyeyi verdiğimden beri biliyorum. Bunu İchaniler'e açıkladım mı? Hayır. Bu bilgiyi sana şantaj yapmak için kullandım mı? Hayır. Güvenine ihanet etmedim Cery; ama sen benimkine ettin." Kollarını kavuşturdu. "Sana büyücüleri öldürme konu-


sunda tavsiye verirsem beni gelişmelerden haberdar edeceğini söylemiştin ama en fazla bilmem gereken şeyi bana söylemedin. İnsanlarım, Sachaka'da Akkarin'le Sonea'yı arıyorlardı. Eski Yüce Lord'una Kyralia'yı İchaniler'den geri alması için yardım etmeye niyetliydiler. Kyralia'nın Kariko ve müttefikleri tarafından yöneltilmesini biz de en az sizin kadar istemiyoruz." Cery, Savara'ya baktı. "Buna nasıl inanabilirim?" Savara içini çekip başını iki yana salladı. "Senden sadece bana güvenmeni isteyebilirim. Bunu kanıtlamak çok zor... ama sanırım güveninin sınırına ulaştın." Buruk bir şekilde gülümsedi. "Birbirimizle ne yapacağız?" 331 TRUDİ CANAVAN Cery buna nasıl bir cevap verebileceğini bilmiyordu Kolyeye baktığında kendini kızgın, aptal ve ihanete uğramış hissediyordu. Ama Savara'ya baktığında kadının gözlerinde gerçek olduğuna inandığı bir üzüntü ve pişmanlık görüyordu. Birbirileri hakkında kötü şeyler düşünerek ayrılmalarını istemiyordu. Ama bu mümkün olmayabilirdi de. "İkimizin de açık edemeyeceğimiz sırlarımız ve anlaşmalarımız var, korumamız gereken insanlar," dedi Cery yavaşça. "Sende buna saygı duyuyorum ama sen, bende buna saygı duymuyorsun." Tekrar kolyeye baktı. "Bana bunu yapmamalıydın. Neden yaptığını biliyorum ama bu sebep, yaptığını haklı çıkarmaz. Bana bu kolyeyi verdiğinde sözlerimi tutmamı imkansız hale getirdin." "İnsanlarını korumak istedim." "Biliyorum." Buruk bir şekilde gülümsedi. "Buna da saygı duyabilirim. Ülkelerimiz savaşırken hislerimizi insanlarımızın güvenliğinin önüne koyamayız. Bekleyip olayların nasıl gelişeceğini görelim. Bütün bunlar bitince seni kolye için affedebilirim. O zamana kadar kendi tarafımı tutacağım. Benden daha fazlasını bekleme."


Savara yere bakıp başıyla onayladı. "Anlıyorum." *** Zerrend Malikanesi'nin hizmetkar kapısı, ancak bir teslimat arabasının sığabileceği kadar geniş bir ara sokağa açılıyordu. Kapı kilitli değildi fakat kapalıydı. Ara sokağın iki ucu da boş, ıssız sokaklara açılıyordu. 332 Yüce Lorcl-Kara Büyücüler Tayend'den hiçbir iz yoktu... aslında kimseden bir iz yoktu. "Ne yapmalıyız?" diye sordu Farand. "Bilmiyorum," diye kabul etti Dannyl. 'Ya geri dönerse' diye gitmek istemiyorum. Ama şehirden kaçmak zorunda kalmış da olabilir." Veya bir yerlerde ölü yatıyor olabilir. Dannyl bu olasılığı her düşündüğünde kanı buz kesiyor, midesi dehşetle burkuluyordu. Önce Rothen, şimdi de Tayend... Hayır, dedi kendine. Bunu düşünme bile. Kendi gözlerinle görmeden olmaz. Tayend'in cesedini görme düşüncesi bile açıkça düşünmesini zorlaştırıyordu. Konsantre olmalıydı, nereye gideceklerine karar vermeliydi. Üç seçenekleri vardı; malikanede kalıp Tayend'in eninde sonunda dönmesini ummak, şehri aramak veya vazgeçip şehri terk etmek. Şehri, Tayend'e ne olduğunu öğrenmeden terk etmeyeceğim... Bu da geriye malikane ya da arama seçeneklerini bırakıyordu. İkisi de Farand'a karşı adil bir tutum olmazdı. "Ben gidip Tayend'i arayacağım," dedi Dannyl. "Çevredeki sokaklara bakıp, ara sıra geri dönmüş mü diye malikaneye döneceğim. Sen şehri terk etmelisin. İkimizin de hayatını tehlikeye atmasına gerek yok." "Hayır," diye karşılık verdi Farand. "Ben, Tayend dönerse diye burada bekleyeceğim." Dannyl Farand'a şaşkınlıkla baktı. "Emin misin?" Genç büyücü başıyla onayladı. "İmardin'i bilmiyorum Dannyl. Çıkış yolunu bulabilir miyim emin değilim. Ayrıca 333


TRUDİ CANAVAN senin de Tayend geri dönerse diye burada birine ihtiyacın var." Omzunu silkip birkaç adım geri çekildi. "Dönüğünde görüşürüz."o Dannyl, Farand'ın malikaneye girmesini izledi, ardından ara sokağın sonuna gidip bağlandığı caddeyi süzdü. Her yer sessizdi. Caddeye çıkıp aceleyle bir sonraki ara sokağa fırladı. Dannyl ilk başta sokaklarda sadece birkaç tahta sandık buldu. Daha sonra büyücülerin cesetleriyle karşılaşmaya başladı. Tayend'in güvenliği için duyduğu korku gittikçe büyüyordu. Dairesel bir rota belirlemişti ve önüne bir adam çıktığında, neredeyse malikaneye geri dönmüştü. Kalbi birden deli gibi atmaya başladı ama adam sadece kaba görünümlü bir hizmetkar veya işçiydi. "Buraya," dedi adam yerdeki açık bir çöp kapağını göstererek. "Aşaası siz büy'cüler için daha güvenli." Dannyl başını iki yana salladı. "Hayır, teşekkür ederim." Yanından geçerken adam kolunu tuttu. "Sachakalı burlardaydı az önce. Ortada olmazsan daha güvenli." Dannyl kolunu çekip kurtardı. "Birini arıyorum." Adam omzunu silkip çıktığı yere geri girdi. Dannyl aramaya devam ederek ara sokağın sonuna ulaştı. Sokağın çıktığı cadde boştu. Caddeye çıkıp aceleyle karşı taraftaki sokağa koştu. Neredeyse sokağa ulaşmışken arkasında bir kapının kapandığını gördü. Döndüğünde, kanı buz kesti. "Ah, bu çok daha iyi." Kadın sinsi bir şekilde gülümse* 334 Yüce Lord-Karn Büyücüler yerek Dannyl'e yaklaşmaya başladı. "Kyralia'da hiç yakışıklı büyücü kalmadığını düşünmeye başlamıştım." Dannyl hızla ara sokağa daldı ama görünmez bir kalkana çarptı. Sersemleyerek geriye doğru sendeledi, kalbi deli gibi çarpıyordu. "O tarafa olmaz," dedi kadın. "Buraya gel. Seni öldürmeyeceğim."


Dannyl birkaç kez derin nefes alıp kadına döndü. Kadın yaklaşırken, caddede gerilemeye başladı. Kadının gözlerinde kötü niyetli bir pırıltı vardı. Bunu daha önce görmüş olduğunu fark etti. Bu kadın Lord Fergun'u kendisi için "saklamak" istemiş olan İchani'ydi. "Kariko beni sağ tutmana izin vermez," dedi. Kadın başını hafifçe yana eğdi. "Artık burada olduğumuza ve Lonca'nın çoğu öldüğüne göre izin verebilir." "Neden beni isteyesin ki?" dedi gerilemeye devam ederek. Kadın omzunu silkti. "Kölelerim öldü. Yeni kölelere ihtiyacım var." Bir sonraki ara sokağa yaklaşmış olmalıydı. Belki de onu konuşturmaya devam ederse kadın oraya kalkan koymayı unuturdu. "Senin için de oldukça zevkli olabilir." Kadın sinsi bir şekilde gülümsedi ve Dannyl'i baştan aşağı süzdü. "Gözde kölelerimi ödüllendirmeyi severim." Dannyl gülmek için neredeyse delice bir istek duydu. Ne olduğunu sanıyor? diye düşündü. Dayanılmaz bir cazibesi olduğunu falan mı? Komik şeyler söylüyor. "Tipim değilsin," dedi kadına. 335 TRUDİ CANAVAN Kadının kaşları kalktı. "Öyle mi? Neyse önemli değil Söylediklerimi yapacaksın yoksa..." durup, şaşkınlıkla cad dede etrafına bakındı. İki taraftaki kapılardan ve sokaklardan Lonca büyücüler çıkmıştı. Dannyl onlara baktı ama yüzlerden hiç birini tanıyamadı. Sonra bir el kendisini tutup yana doğru çekti. Tökezleyerek bir kapıdan girdi. Kapı arkasından kapandı. Dannyl kurtarıcısına bakmak için dönünce kalbi büyük bir sevinçle doldu. "Tayend!" Alim, Dannyl'e sırıttı. Dannyl rahatlayarak bir nefes aldı ve Tayend'e sıkıca sarıldı. "Malikane'yi terk etmişsin. Bunu neden yaptın?" "O kadın geldi. Gidene kadar ara sokakta beklemeyi düşündüm ama o tarafa da geldi. Hırsızlar beni kurtardı. Onlara, beni aramaya geleceğini söyledim. Ama malikaneye zamanında ulaşamadılar." Dannyl boğuk bir öksürük duydu ve yalnız olmadıklarını


fark edince donup kaldı. Döndüğünde uzun boylu, Lonmarlı bir adamın kendisini merakla süzdüğünü gördü. Yüzünün önce buz gibi olduğunu, sonra da yandığını hissetti. "Gördüğüm kadarıyla iyi arkadaşsınız," dedi adam. "Şimdi, hasret giderdiğinize göre artık..." Kapı güçlü bir vuruşla sarsıldı. Adam çılgınca bir işaret yaptı. "Çabuk! Beni takip edin." Tayend, Dannyl'in bileğini yakalayıp onu yabancının peşinden sürükledi. Arkalarından bir şeylerin parçalanma sesi geldi. Lonmarlı koşmaya başladı. Onları bir merdivenden 336 Yüce Lord-Kara Büyücüler indirip bir kilere soktu ve kapıyı arkalarından kapattı. "Bu onu durdurmayacaktır," dedi Dannyl. "Hayır," diye cevap verdi yabancı. "Ama yavaşlatacaktır." Adam hızla şarap şişeleri ile dolu rafların arasından geçip, duvardaki bir dolaba gitti. Dolabın kapağını açıp kavanozlarla dolu rafları çekiştirmeye başladı. Raflar öne doğru açılarak, arkalarındaki bir kapıyı açığa çıkardılar. Yabancı kapıyı açıp kenara çekildi. Tayend ve Dannyl, sıkışarak da olsa kapıdan bir geçide girdiler. Geçitte, elinde fener tutan bir çocuk vardı. Lonmarlı arkalarından gelip rafları eski yerlerine çekmeye başladı. Kiler kapısının arkasından hafif bir ses geldi, ardından da bir patlama. "Zaman yok," diye mırıldandı Lonmarlı. Dolap raflarını yarı düzenlenmiş bırakıp iç kapıyı kapattı. Feneri çocuktan alıp geçit boyunca hızla ilerlemeye başladı. Dannyl ve Tayend aceleyle peşinden ilerlediler. "Hiç iyi değil," dedi yabancı kendi kendine. "Umalım da..." Arkada başka bir patlama oldu. Dannyl arkasına baktığında gizli kapının olduğu yerde bir ışık küresi belirdi. Lonmarlı ani bir nefes aldı. "Koşun!" 337 Bölüm 19 Düşmana Bir Bakış Sonea'nın kanlı tunik ve pantolonunun yerine bulmuş olduğu hizmetkar elbisesi, ondan uzun bir kadına ait olmalıydı. Cüppesini oldukça iyi saklıyordu ama kolları o kadar


uzundu ki kıvırmak zorunda kalmıştı ve eteği de ayağına dolaşıp duruyordu. Önlerindeki geçitte bir ulak belirdiğinde, yine eteğine bastığı için dengesini kaybetmemeye çalışıyordu. Ulak onları görünce adımlarını sıklaştırdı. "Kötü... haberlerim... var," dedi ulak nefes nefese. "Sachakalı'lardan... biri... geçitleri buldu." "Nerede?" diye sordu Akkarin. "Uzakta değil. "Bizi oraya götür." Ulak bir an durakladı, ardından başını hafifçe eğdi. Geçitte geldiği yönde ilerlemeye başladı, fenerin ışığı duvarlarda çarpık gölgeler oluşturuyordu. — Aynı numarayı deneyeceğiz, dedi Akkarin Sonea'ya. Bu kez Ichani seni kestiğinde kendine Şifa ver. Senden güç çekmeye başladığında güçlerini kullanamaz hale geleceksin. — Oh, aynı hatayı bir daha yapmam, diye karşılık verdi Sonea. Artık nasıl bir his olduğunu biliyorken olmaz. 338 Yüce Lorcl-Kara Büyücüler Kılavuzları geçitlerde ilerlemeye devam etti, ara sıra çıkışların oralardaki bekleyen kişilere bir şeyler sormak için kısa süreliğine duruyordu. Kaçan insanlarla karşılaştılar ardından koyu tenli bir figür göründü. Faren... "Demek buradasınız," dedi nefes nefese. "İyi. Kadın da bu tarafa geliyor. Demek kadın, diye düşündü Sonea. Avala... "Ne kadar uzakta?" Faren başıyla geldiği yönü işaret etti. "En fazla elli adım. Kavşakta sola dönün." Akkarin geçitte ilerlemeye başladığında Faren yoldan çekildi. Sonea feneri kılavuzdan alıp Akkarin'in peşinden ilerlemeye başladı. Kavşağa ulaştılar ve durdular. Akkarin başını uzatıp soldaki geçide baktı. Geçide girdi ve Sonea da aceleyle peşinden koştu. Bir sonraki dönüşte tekrar durdı lar. — Geliyor. Burada bekle. Onun seni bulduğunu sanmasını sağla. Uzakta olmayacağım. Sonea başıyla onayladı. Akkarin'in kavşağa gidip bir yan geçide girmesini izledi. Arkasından ayak sesleri gelmeye başladı.


Ayak sesleri yavaş yavaş arttı. Dönemecin orada hafif bir ışık belirmeye başladı. Işık hızla artınca Sonea geriledi. Bir ışık küresi belirdi. Sonea elini kaldırıp ışığın gözüne girmesini engelledi ve sonra sahte bir korkuyla inledi. İchani kadın Sonea'ya bakıp gülümsedi. "Demek sensin. Kariko oldukça memnun olacak." Sonea dönüp koşmaya çalıştı ama elbisesinin eteği ayağına dolaşınca diz üstü yere düştü. Avala gülmeye başladı. Eğer niyetim bu olsaydı harika bir rol yapmış olurdum, 339 TRUDİ CANAVAN diye düşündü Sonea ayağa kalkmaya çalışırken. Ayak seslerinin daha da yaklaştığını duydu ve bir el kolunu tuttu Kadını uçurmamak için bütün iradesini kullanmak zorunda kaldı. İchani, Sonea'yı döndürüp kendisiyle yüz yüze getirdi. Bir el Sonea'nın başına uzandı. Sonea, İchani'nin bileğini yakaladı ve zihnini kadının vücuduna göndermeye çalıştı •ama bir dirençle karşılaştı. Avala kalkan örmüştü... Kalkan kadının teninin yüzeyinde duruyordu. Sonea bir anlığına Avala'nm becerisine karşı hayranlık duydu ama bu his hemen yerini paniğe bıraktı. Şifa becerisini kadın üzerinde kullanamayacaktı. —Savaş onunla, dedi Akkarin. Onu kavşağa doğru sür. İkimizin arasına alırsak kaçamaz. Sonea bir güç dalgası gönderdi. Avala'nm gözleri büyüdü ve geriye doğru sendeledi. Sonea eteğini kaldırıp dönerek geçit boyunca koşmaya başladı. Önünde bir kalkan oluştu. Bir güçvuruşuyla kalkanı yıktı. Birkaç adım sonra kavşağı geçmişti. Bir kalkan daha belirdi. Durup İchani'yle yüzleşmek için döndü. Kadın büyük bir zafer kazanmışçasına gülümsüyordu. — Kariko. Bak ne buldum. Sonea uzun elbisenin içinde zayıf ve küçük görünen kendi görüntüsünü gördü. — Ne kadar zavallı gözüken bir yaratık! — Ah! Akkarin'in çırağı, diye yanıtladı Kariko. Zihnini araştır. Eğer biri buradaysa diğeri de yakınlarda olmalı... ama onu öldürme. Onu bana getir. 340


Yüce Lord-Kara Büyücüler Sonea başını iki yana salladı. — Nerede ve ne zaman karşılaşacağımıza ben karar vereceğim Kariko, diye gönderdi. — Sabırsızlıkla bekliyorum, diye karşılık verdi Kariko, tıpkı eski akıl hocan gibi. Rothen'di değil mi? Bende onun kan taşı var. Ölümünü izleyecek. Sonea donup kaldı. Rothen? Ama Rothen ölmüştü. Neden Kariko, Rothen'in kanından bir mücevher yapmayla uğraşsındı ki? — Bu Rothen'in hayatta olduğu anlamına mı geliyor? — Eğer bir kan mücevheri varsa büyük ihtimalle, diye fısıldadı Akkarin'in zihinsel sesi yüzük üzerinden. Ama seni üzüp dikkatini dağıtmak için yalan söylüyor da olabilir. Avala gittikçe yaklaşıyordu. Kavşağı geçtiğinde Sonea, endişeyle rahatlama arası bir şey hissetti. Kadın artık Akkarin'le arasındaydı. Ama Akkarin ortaya çıktığı anda Avala onu tanırdı. — Kariko o veya başka bir İchani görmeden senin burada olduğundan tamamen emin olamaz, dedi Akkarin'e. Onu burada yalnız olduğuma inandırabiliriz. Eğer Avala ile yalnız savaşırsam... — Evet, diye katıldı Akkarin. Eğer zayıflarsan ben devralırım. Sana uzanamayacağı bir mesafede kal yeter. İchani saldırdığında Sonea güçlü bir kalkan örüp kendi güçlü vuruşlarıyla karşılık verdi. Avala'nm saldırılarında bir strateji veya hile yoktu, tıpkı Parika'yla yaptığı savaş gibiydi. Sonea aldığı eğitimi kendisine avantaj sağlamak için pek kullanamayacağını fark etti. Bunun, kimin gücünün önce biteceğini görecekleri vahşi bir dövüş olduğuna karar verdi. 341 TRUDİ CANAVAN Geçitteki hava gittikçe ısınıyordu, duvarlar yavaşça parlamaya başlamışlardı. Kadın bir adım geri çekildi, ardından her şey parlak beyaz bir renge büründü. Sonea gözlerini kırpıştırdı ama gözleri kamaşmış ve hiçbir şey göremiyordu. Beni kör etti. Sonea, Avala'nın kendisinin yıllar önce Regin'in çetesin-


den kaçmak için kullandığı numarayı kullandığını fark edince neredeyse yüksek sesle gülüyordu. O zamanlar yeterince Şifa bilmiyorlardı... Görüşü yavaş ama kararlı bir şekilde düzelmeye başladı. Önündeki geçitte iki figür olduğunu gördü. Avala kendisine en yakın olandı. Avala'nın arkasında ise Akkarin vardı. Akkarin, İchani'ye amansız bir vahşilikle saldırıyordu. Avala geriye, Sonea'ya baktı, yüzünde korku dolu bir ifade vardı. Kalkanı aniden yok oldu, gücü tükenmişti. Akkarin'in son vuruşu onu Sonea'nın kalkanına doğru fırlattı. Kadın yere çarptığında iğrenç bir çatırtı duyuldu. Akkarin yavaşça kadına yaklaşırken Sonea kalbi deli gibi atarak izledi. Avala'nın gözleri açıldı. Yüz ifadesi acı ve öfkeden tatmin dolu bir gülümsemeye dönüştü, ardından gözleri duvarların ötesinde bir yere odaklandı ve uzun, son bir nefes aldı. "Bana mı öyle geldi," dedi Sonea, "yoksa öldüğü için biraz fazla mı mutlu gözüktü?" Akkarin yere çömeldi. Bir parmağını Avala'nın ceketinin yakasının altında gezdiriyordu. Akkarin, İchani'nin giysilerini araştırmaya devam ederken Sonea, Avala'nın ellerinden birinin yavaşça açıldığını gördü. Kadının parmakları tamamen açılınca yere küçük, kırmızı bir küre yuvarlandı. 342 Yüce Lord-Kara Büyücüler "Bir kan mücevheri," diye fısıldadı Sonea. Akkarin içini çekip Sonea'ya baktı. "Evet. Kime ait olduğunu bilemeyiz ama sanırım en kötüsünü var saymalıyız. Kariko artık burada olduğumu biliyor. *** Rothen gözlerinin önünde bir kadının görüntüsü belirince şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Kadını tanıyınca büyük bir mutluluk hissetti. Yaşıyor! "Sonea!" diye bağırdı Balkan. "Sonea burada!" — Ah! Akkarin'in çırağı. Zihnini araştır. Eğer biri buradaysa diğeri de yakınlarda olmalı...ama onu öldürme. Onu bana getir. — Nerede ve ne zaman karşılaşacağımıza ben karar vereceğim Kariko. Sonea'nın cevabı küstah ve korkusuzdu. Rothen hem endişe hem de gurur hissetti. — Sabırsızlıkla bekliyorum, diye karşılık verdi Kariko, tıpkı eski akıl hocan gibi. Rothen'di değil mi? Bende onun


kan taşı var. Ölümünü izleyecek. Birden, Rothen'in nefesi kesildi. Görüntü İchani kadın tarafından gönderilmişti. Kadın şu anda Sonea'yı yakalamaya çalışıyor olmalıydı. Ve eğer yakalamayı başarırsa... "Rothen?" Rothen, Balkan ve Dorrien'e döndüğünde ikisinin de kendisine baktığını gördü. "Bir kan taşı mı yaptın?" diye sordu Balkan alçak sesle. "Kariko yaptı. Calia'da..." Rothen, kendisini derin bir 343 TRUDİ CANAVAN nefes almaya zorladı. "Zihnimi okuyup Sonea'yı gördü ve mücevheri yaptı." Ürperdi. "O zamandan beri öldürdüğü herkesi görüyor... ve ölümlerini hissediyorum." Balkan'ın gözleri büyüdü, sonra anlayışla yüzünü buruşturdu. "Kan taşı nedir?" diye sordu Dorrien. "Kan taşı yapan kişinin başkasının zihnini görmesini sağlar," diye açıkladı Balkan. "Her ne kadar taşı Kariko yapmış olsa da taş Rothen'e bağlı; çünkü yaparken Rothen'in kanını kullanmış." Dorrien, Rothen'e baktı. "Seni yakalamış. Neden söylemedin?" "Ben..." Rothen içini çekti. "Bilmiyorum." "Ama sana yaptığı şey... bu ölümleri görmeni engelleyemiyor musun?" "Hayır. Üzerinde hiçbir kontrolüm yok." Dorrien'in yüzü soldu. "Ve Sonea'yı yakalarlarsa..." "Evet." Rothen oğluna baktı. "Ve bize söyleyemeyeceğin sır buydu değil mi? Sonea Imardin'de, Akkarin de öyle mi?" Dorrien ağzını açtı ama hiçbir kelime çıkmadı. Kararsız bir şekilde bir Rothen'e bir Balkan'a baktı. "Artık bize söylemen hiçbir şeyi değiştirmez," dedi Balkan. "Sonea'yı biliyorlar. Akkarin'in de burada olduğunu, bizim gibi onlar da tahmin etmişlerdir." Dorrien'in omuzları çöktü. "Evet buradalar. Beş gün önce, Sonea'yla Akkarin Güney Geçidi'nden geldiler. Onları buraya getirdim." Balkan kaşlarını çattı. "Neden onları Sachaka'ya geri göndermedin?" 344


Yüce Lord-Kara Büyücüler "Denedim. Aslında işbirliği de yapıyorlardı ama bir İchani bize saldırdı. Zar zor hayatta kaldık. Hemen ardından Hisar'a saldırıldı. Ondan sonra Akkarin'in söylediği her şeyin doğru olduğunu anladım." "Neden bundan kimseye bahsetmedin?" "Çünkü Lonca, Akkarin'in burada olduğunu biliyor olsaydı İchaniler bunu kurbanlarının zihninden okurlardı. Akkarin, o ve Sonea'nın İchaniler'i ayrı ayrı öldürme şansları olduğunu biliyordu ama İchaniler Akkarin'in burada olduğunu bilirse birbirilerinden asla ayrılmazlardı." Balkan başıyla onayladı. "Bizim yenileceğimizi biliyordu. O zaman neye..." Şehirden bir gürleme geldi. Rothen dönüp Giriş Salonu'na doğru yürüdü, ardından Balkan'a baktı. "Bir tane daha. Daha yakından hem de. Sence ne oluyor?" Savaşçı omzunu silkti. "Bilmiyorum." İç Şehir'de bir yerlerden bir toz bulutu yükseldi. "Eğer çatıya çıkarsak daha iyi görebiliriz," diye önerdi Dorrien. Balkan, Dorrien'e baktı, ardından merdivenlere yöneldi. "Çıkalım o zaman." Savaşçı, baba ve oğulu önce üçüncü kata sonra da geçitlerden bir merdivene götürdü. Kısa bir tırmanıştan sonra çatıya açılan kapıya ulaştılar. Balkan onları dışarıya çıkardı, sonra da Akademi'nin ön kısmına doğru ilerlediler. Ön cephedeki dar bir yükselti İç Şehir'deki evleri görmelerini sağladı. Sessizce izlediler. Uzun bir sessizlikten sonra şehir mer345 TRUDİ CANAVAN kezinden başka bir gürleme geldi ve bir toz bulutu kalktı "O evin tüm ön cephesi çöktü/' dedi Dorrien eliyle işaret ederek. "Dernek şimdi de evleri yok ediyorlar," dedi Rothen "Neden güçlerini harcıyorlar?" "Akkarin'i dışarı çekmek için," diye karşılık verdi Balkan.


"Ve İç Şehir'i yok etmek yetmezse, buraya geleceklerdir," diye ekledi Dorrien. Balkan başıyla onayladı. "O zaman geldikleri anda gitmeye hazır olmalıyız." *** Tünellerde yaptığı yolculuk bitmek tükenmek bilmez gibi gelmeye başlamıştı. Ne kadar fazla ilerlerlerse Dannyl'in hayranlığı o kadar artıyordu. Yıllar önce Hırsızlar'la, Sonea'yı onlara vermeleri için görüşürken varoşların altındaki geçitlerde bulunmuştu; ama geçitlerin, Dış Duvar'dan içeri uzanmadığını düşünmüştü. Şimdi görüyordu ki Hırsızlar sadece Bölge'lerinin altını değil İç Çemberin de altını oymuşlardı. Arkasına, arkadaşlarına baktı. Tayend her zamanki kadar neşeli gözüküyordu. Farand'ın yüzünde ise tam bir şaşkınlık vardı. Genç büyücü, Dannyl malikaneye dönüp İmardin'in yeraltı organizasyonunun kendilerine şehirden çıkış için bir yol sunduğunu söylediğinde ilk başta inanmamıştı. Kılavuzları, iki devasa adam tarafından korunan büyük bir kapının önünde durdu. Kılavuzun söylediği bir sözle muhafızlardan biri kapılara vurdu. Yuvasında kayan ağır 346 Yüce Lord-Kara Büyücüler sürgülerin sesinden sonra kapılar sessiz bir şekilde içeriye doğru açıldı. Kapıların arkasında daha da fazla muhafız tarafından korunan kısa bir koridor vardı. Bu koridorun sonunda da bir çift kapı vardı. Bu kapılar ardına kadar açıktı; ki ileride büyük, kalabalık bir oda görebiliyorlardı. Dannyl odada etrafına bakınıp kıkırdadı. Son birkaç saat içerisinde o kadar büyük sürprizler yaşamıştı ki şimdi ancak çok hafif bir şaşkınlık hissedebiliyordu. Oda büyücülerle doluydu. Birkaç tanesi alelacele yapılmış yataklarda yatıyorlardı. Başlarında Şifacılar geziniyordu. Bazıları odanın ortasındaki büyük masalardan kendilerine yemek alıyordu. Diğerleri ise rahat görünümlü koltuklarda oturuyorlardı. Bakalım kimler hayatta kalmış? diye düşündü. Etrafına bakmdığmda Yüksek Büyücüler'den Müdür Jerrik'in, Lord


Peakin'in, Leydi Vinara'nın ve Lord Telano'nun orada olduğunu gördü. Aramaya devam etti ama Rothen'i göremedi. Belki de şehre ulaşamamıştır, diye düşündü. İchani ve Sonea arasındaki kısa zihinsel iletişim Dannyl'in kalbini umutla doldurmuştu. Tayend'i bulmuştu ve akıl hocasını da hayatta bulabilirdi. Tabi Kariko yalan söylemediyse. Sonra yemek masasının yanında birkaç büyücü ayrılınca Dannyl, odanın sonunda oturan zengin giyimli adamı gördü ve hâlâ oldukça şaşırabileceğini anladı. Demek Kral buraya kaybolmuş, diye düşündü. Bu durumda protokolün ne gerektirdiğine karar veremeden hükümdar, Dannyl'e bakıp başını bir kez eğdi sonra yanın347 TRUDİ CANAVAN dakine döndü. Yüz ifadesi kesinlikle rahatsız edilmek istemediğini açıkça ortaya koyuyordu. Kral'ın konuştuğu iri adam tanıdık görünüyordu. Dannyl bu adamı daha önce nerede gördüğünü hatırlayınca gülümsedi. Bu Dannyl'in, Sonea'nın bırakılması için görüşmüş olduğu Hırsız Gorin'di. Kral, Hırsızlar'\a görüşüyor. Dannyl kendi kendine güldü. Artık her şeyi gördüm. "Eee," dedi Tayend. "Beni insanlarla tanıştırmayacak mısın?" Dannyl, Alim'e baktı. "Sanırım tanıştırmalıyım. Yüksek Büyücülerle başlayalım." Lord Peakin'e doğru ilerlediler. Simyacı Davin ve Larkin'le konuşuyordu. "Büyükelçi," dedi Peakin, Dannyl'in yaklaştığını görünce, "Yeni bir haber var mı?" "Kılavuzuma göre üç İchani hariç hepsi ölmüş," diye karşılık verdi Dannyl. Tayend'e döndü. "Bu Tremmelin Ailesi'nden Tayend, İmardin'e..." "Sonea'yı gördünüz mü? Akkarin onunla mı?" diye sordu Davin, zorlukla bastırabildiği bir heyecan ile. "Hayır Sonea'yı görmedim," diye cevap verdi Dannyl dikkatle. "Bu yüzden Akkarin'in onunla olup olmadığını bilemem." Neredeyse fark edilmeyecek bir şekilde başıyla onaylayan Farand'a baktı. Akkarin varlığını gizli tutmalarını


söylemişti ve Dannyl de mecbur olmadığı sürece buna uymayı düşünüyordu. Davin hayal kırıklığına uğramış görünüyordu. "O zaman nasıl bu kadar İchani öldü?" 348

Yüce Lord-Kara Büyücüler "Belki de Sonea tek başına halletmiştir," dedi Larkin. Diğer büyücüler kuşkulu bir şekilde baktılar. "Birini Hırsızlar'ın tek başlarına öldürdüklerini biliyorum," dedi Tayend. "Faren adındaki hırsız bana bundan bahsetti." Peakin başını iki yana salladı. "Hırsızlar bir İchani öldürüyor. Bu, bizi oldukça beceriksiz gösteriyor." "Başka bir haber var mı?" diye sordu Larkin. Dannyl odaya bakındı. "Lord Osen burada mı?" Simyacılar, başlarını olumsuz anlamda salladılar. "Oh," Dannyl büyücülere baktı, sonra içini çekti. Lorlen'den haberleri yoktu. "O zaman bir haber daha var ama iyi bir haber değil." *** Depoda büyük bir uğultu vardı. Son bir saat içinde küçük bir kalabalık toplanmıştı. İki Hırsız; Ravi ve Şevli, İchani kadının geçitlere girdiği haberinden kısa bir süre sonra gelmişlerdi. Sonrasında ise Senfel, kadın, Kariko ve Sonea arasında geçen kısa bir zihinsel iletişimi duymuştu. Takan, Akkarin ve Sonea'nm kadını öldürdüğünü bildirdiği sırada gergin bir sessizlik içerisinde yeni haberler gelmesini bekliyorlardı. Hizmetkarın varlığını herkes unutmuştu ama artık Akkarin'le bağlantıda olduğunu hatırlattığı için cevap veremeyeceği bir soru yağmuru altında kalmıştı. Cery'nin gözüne Gol takıldı. İri adam kızgın ve mutsuz görünüyordu. Cery bunun Saray'a yalnız gitmiş olduğu için 349 TRUDİ CANAVAN olduğunu biliyordu. Bu konuda kendini biraz suçlu hissediyordu. Gol, onun koruyucusuydu. İchani'yle karşılaşmış olduğu anı düşününce Cery, Gol yanında olsaydı neler olabileceğini düşündü. Sağ koluna


İchani'yi kendinden uzağa çekmesini emredebilirdi. Bunun Gol'ün ölümü anlamına geleceğini bile bile bunu yapabilir miydi? Gol bu emre uyar mıydı ya da bunu kendisi önerir miydi? Cery, Gol'ün her zaman kendisine sadık olduğundan hiç şüphe etmemişti ama bu kadar sadık mıydı? İlginç sorular, diye düşündü, ama cevaplarını öğrenmek zorunda olmadığım için mutluyum. Odadaki sesler birden kesildi. Cery başını kaldırdığında Sonea'yla Akkarin'in onlara doğru geldiğini gördü. Öne çıkıp sırıttı. "Takan az önce kadını hakladığınızı söyledi." "Evet," diye karşılık verdi Akkarin. "Bir kan mücevheri taşıyordu bu yüzden Kariko büyük ihtimalle burada olduğumuzu biliyor." "Ve şehrin altındaki geçitleri de biliyordur," diye ekledi Faren. "Artık burada güvende değiliz." "Diğer İchaniler tünellere girecek midir?" diye sordu Ravi. "Büyük ihtimalle," diye karşılık verdi Akkarin. "Bizi mümkün olduğunca çabuk bulup öldürmek isteyeceklerdir." Şevli kollarını kavuşturdu. "Sizi bulamayacaklar. Yolları bilmiyorlar ve hiç kimse de onlara göstermeyecek." "Tek yapmaları gereken bir kılavuzu yakalayıp zihnini okumak," diye hatırlattı Akkarin. Hırsızlar birbirilerine baktılar. "O zaman kapı bekçilerini 350 Yüce Lord-Kara Büyücüler göndermeliyiz," dedi Cery. Akkarin'e baktı. "Bundan sonra size ben rehberlik yapacağım." Akkarin minnettarlıkla başını eğdi. "Teşekkür ederim." Sonea, Akkarin'e döndü. "Eğer aşağı inerlerse etrafımızı sarmak için ayrılabilirler. Bunu, arkalarına dolaşıp onlara ayrı ayrı saldırmak için kendi avantajımıza kullanabiliriz." "Hayır," Akkarin başını iki yana salladı. "Kariko müttefiklerinden ayrılma riskine girmeyecektir." Faren'e baktı. "İchaniler şu an ne yapıyor?" "Konuşuyorlar," dedi Faren. "Eminim konuşuyorlardır," diye homurdandı Senfel. "Artık değil," dedi yeni bir ses. Hepsi onlara doğru aceleyle gelen ulağa döndü. "Binaları yıkmaya geri döndüler." Akkarin kaşlarını çattı. "Emin misin?"


Adam başını evet anlamında salladı. "Sence yukarı çıkıp onları durdurmamızı mı sağlamaya çalışıyorlar?" diye sordu Sonea. "Belki," diye karşılık verdi Akkarin. Akkarin, İchaniler'in ne yaptığını bilmiyor, diye düşündü Cery. Ama ben biliyorum. Gülümseme isteğini bastırdı. "Büyüyle güçlendirilmiş binalardan büyü çekiyorlar." Akkarin, Cery'ye şaşkınlıkla baktı. "Bunu nasıl anladın?" "Saray'dayken Kariko ve iki İchani'nin konuşmalarına kulak misafiri oldum." Faren neredeyse boğuluyordu. "Saray mı? Orada ne işin vardı?" "Sadece etrafı geziyordum." "Sadece etrafı geziyormuş!" dedi Faren başını iki yana 351 TRUDİ CANAVAN sallayarak. Akkarin içini çekti. "Bu hiç iyi değil," diye mırıldandı. "Ne kadar güçlenirler?" diye sordu Sonea. "Ben... emin değilim. Bazı evlerde diğerlerinden daha fazla güç var." "Bu büyüyü siz de çekebilirsiniz," diye önerdi Senfel. Akkarin yüzünü buruşturdu. "Eminim evlerin sahipleri, evlerinin şehrin savunmasında kullanılmış olmasına gücenmezler," dedi Cery. "İchaniler çoğu evi yıktılar," dedi Ravi. "İç Şehir'deki binaların hepsi büyüyle güçlendirilmiş değil. Pek fazla kalmış olamaz." "Henüz Lonca'ya gitmediler," diye hatırlattı Senfel. Akkarin canı sıkkın gözüküyordu. "Akademi... Lonca' daki tek büyüyle güçlendirilmiş bina değil ama şehirdeki tüm binalardan daha fazla güç barındırıyor." Sonea ani bir nefes aldı. "Hayır, barındırmıyor. Arena çok daha güçlü olmalı." Senfel ve Akkarin birbirilerine dehşetle baktılar. Yaşlı büyücü ağır bir küfür savurdu. "Kesinlikle," diye katıldı Akkarin. Cery, üç büyücüye baktı. "Bu kötü değil mi?" "Oh, evet," diye cevap verdi Sonea. "Arena'nın etrafındaki kalkan her ay birçok büyücü tarafından güçlendiriliyor. Savaşçı antrenmanlarında, yanlışlıkla gelebilecek büyülere dayanmak zorunda ki bu büyülerin bazıları çok kuvvetlidir." "İchaniler'in bu gücü almasını engellemeliyiz," dedi


Akkarin. "Eğer o gücü alırlarsa şehri doğrudan onlara bırak352 Yüce Lord-Kara Büyücüler sak daha iyi olur." "Bu gücü kendimiz alsak?" dedi Sonea. "Mecbur kalırsak." Sonea duraksadı. "Sonra da... onlarla yüzleşecek miyiz?" Akkarin'in gözleri Sonea'nınkilerle buluştu. "Evet." "Yeterince güçlü müyüz?" "Parika'yı da sayarsak dört İchani'den güç aldık. Kendi gücümüzün çok azını kullandık ve gönüllülerden de güç çektik." "Ve bunu bir kez daha yapmalısınız," diye hatırlattı Senfel. "Onlardan güç çekmenizin üzerinden neredeyse bir gün geçti. Güçlerinin çoğunu toplamış olmalılar." "Ayrıca sadece üç tane İchani kaldı," diye belirtti Faren. Akkarin dikleşti. "Evet. Sanırım onlarla yüzleşme zamanı geldi." Sonea'nm yüzü biraz soldu ama Akkarin'e katılarak başını salladı. "Öyle gözüküyor." Grup sessizleşti, sonra Ravi boğazını temizledi. "Peki o zaman," dedi. "Gönüllülerimizi mümkün olduğunca çabuk toplasam iyi olur." Akkarin başıyla onayladı. Hırsız kapıya doğru giderken Cery, Sonea'ya dikkatle baktı. Sonea'nm kolunu yakaladı. "Zamanı geldi o zaman. Korkuyor musun?" Sonea omzunu silkti. "Biraz... Ama daha çok rahatladım diyebiliriz sanırım." "Rahatladın mı?" "Evet. Sonunda onlarla doğru dürüst savaşacağız. Zehir yok, tuzak yok, hatta kara büyü de yok. "Adil bir dövüş istemek iyi bir şey, onlar da aynı şekilde 353 TRUDİ CANAVAN savaştığı sürece," dedi Cery. "Dikkatli ol. Bütün bunlar bitin senin iyi olduğundan emin olmadan rahatlamayacağım." Sonea gülümseyip Cery'nin elini sıktı, sonra Akkarin peşinden odadan çıktı. 354 Bölüm 20 Kara Büyücüler


Son bir saat boyunca ulaklar İchaniler'in yavaş yavaş Lonca'ya doğru ilerlediğini, yollarındaki evleri de yıktıklarını rapor etmişlerdi. Sonea ve Akkarin, kısa ziyaretlerine hayran duyulacak bir tolerans ve cesaretle, sayıları katlanmış olan gönüllülerin yanına gitmiş, ardından da zamanla yarışarak İç Çember'e geçmişlerdi. Yolculukları boyunca Sonea sabırsızlıkla yanmış; ama Lorlen'in ofisine açılan gizli kapıdan geçtiklerinde yolculuğun bu kadar kısa sürmemiş olmasını dilemeye başlamıştı. Birden bire bacakları güçsüzleşmiş, elleri titremeye başlamıştı; nedense unutmuş oldukları bir şey olduğu duygusunu içinden atamıyordu. Akkarin ofise göz gezdirmek için bir an durdu. İçini çekip tuniğini üzerinden çıkardı. Sonea elbisesini kafasının üzerinden çıkarıp yere bıraktı. Kendine bakıp ürperdi. Uzun, büyücü cüppesi... siyah cüppe. Sonra Akkarin'e baktı. Akkarin daha dik daha uzun duruyordu. Sırtında küçük bir ürperti dolaştı, bir zamanlar sahip olduğu korkuya benzer bir his. Akkarin ona bakıp gülümsedi. "Bana yan yan bakmayı kes." Sonea masumca gözlerini kırpıştırdı. "Ben? Yan bakmak;"' 355 TRUDİ CANAVAN Akkarin'in gülümsemesi genişledi ama kısa bir süre sonra tekrar soldu. Sonea'ya doğru yürüyüp ellerini nazikçe yüzünün iki yanına koydu. "Sonea," diye başladı, "eğer ben..." Sonea bir parmağını Akkarin'in dudaklarına koydu, ardından başını aşağı çekerek onu öptü. Akkarin dudaklarını Sonea'nın dudaklarına sertçe bastırdı sonra Sonea'ya sarıldı. "Eğer seni uzağa gönderebilseydim gönderirdim," dedi. "Ama gitmeyi reddedeceğini biliyorum. Sadece... düşüncesiz bir şey yapma. Sevdiğim ilk kadının ölümünü gördüm ikincisini görmeye dayanabileceğimi sanmıyorum." Sonea'nın şaşkınlıkla nefesi kesildi, sonra gülümsedi.


"Ben de seni seviyorum." Akkarin gülümseyip Sonea'yı tekrar öptü ama birden zihinsel bir ses patlayınca donup kaldılar. — Akkarin! Akkarin! Ne kadar güzel bir yer burası böyle. Sonea'nın zihninde Lonca Kapıları'nın ve arkasındaki Akademi'nin görüntüsü çaktı. "Buradalar," diye mırıldandı Akkarin. Elleri Sonea'nın omuzlarından kaydı. "Arena?" Akkarin başını iki yana salladı. "Sadece son çözüm olarak." Odadan çıkarken yüzünde çok sert bir ifade vardı. Sonea omuzlarını dikleştirerek derin bir nefes aldı ve Akkarin'in peşinden odadan çıktı. *** "Demek sonunda geldiler," diye mırıldandı Balkan. 356 Yüce Lord-Kara Büyücüler Rothen şehre baktı. Akşamüzeri güneşi caddelerde uzun gölgeler oluşturuyordu. Üç adam şehirden çıkıp, Lonca Kapıları'na doğru ilerlemeye başladılar. "Akkarin ve Sonea, İchaniler burada olduklarını öğrenince ne yapmayı planlıyorlardı Dorrien?" diye sordu Balkan. "Bilmiyorum. Bunu hiç konuşmadılar." Balkan başını eğdi. "Gitme zamanımız geldi o zaman." Ama yine de hareket edemedi; Rothen ve Dorrien de oldukları yerde kaldılar. Durup üç İchani'nin kapılardan geçip Akademi'ye doğru ilerlemelerini izlediler." Ardından aşağıdan bir yerden bir gürlemenin yankısı geldi. "Bu de neydi?" diye bağırdı Dorrien. Korkulukların üzerinden eğilip baktıklarında Rothen aşağıdaki basamaklardaki ikiliyi görünce nefesini tuttu. "Sonea! Ve Akkarin!" "Akademi kapılarını kapattılar," dedi Balkan. Rothen ürperdi. Akademi kapıları yüzyıllardır kapanmamıştı. "Onlara seslenip burada olduğumuzu bilmelerini sağlayalım mı?" diye sordu Dorrien sessizce. "İkinizin izlediğini bilmek Sonea'nın dikkatini dağıtacaktır," diye uyardı Balkan. "Ama artık güçlerimi kullanabilirim. Onlara yardım edebilirim. "Ben de," diye ekledi Rothen. Dorrien babasına şaşkınlıkla baktı, sonra gülümsedi.


Balkan kaşlarını çattı. "Bu savaşı Lonca'nın kalanına göstermek istiyorum." 357 TRUDİ CANAVAN "Dorrien ve ben yardım etme fırsatı çıkana kadar g0 önünden çekileceğiz," dedi Rothen. Balkan başıyla onayladı. "Pekala. Yalnız yardım etmeye karar verdiğiniz an konusunda dikkatli olun." *** Lonca'yı çevreleyen orman altın rengi ışıktan çizgilerle bezenmişti. Gol'ün ayağının altında dallar o kadar sık çatırdıyordu ki Cery, sağ kolunun kasıtlı olarak gürültü yapmaya çalışıp çalışmadığını merak etti. Omzunun üzerinden geriye bakınca, iri adamın yüzündeki gergin ifadeyi görünce gülümsedi. "Endişelenme," dedi Cery. "Buraya daha önce de gelmiştim. Görülmeden izleyebileceğiz." Gol başıyla onayladı. İlerlemeye devam ettiler. Cery ağaçların arasından binaları görebilmeye başladığında adımlarını sıklaştırdı. Gol biraz gerisinde kaldı. Sonra Cery ormanın kıyısındaki bir ağaç kütüğünün yanında çömelmiş bir siluet gördü. Durup, Gol'e olduğu yerde sessizce durmasını işaret etti. Cery, Savara'nın kütüğün yanından dikkatle bakmasından görülme konusunda oldukça endişelenmiş olduğunu anlayabiliyordu. Çok geç, diye düşündü. Sessizce ilerledi. Savara'dan birkaç adım ötedeyken dikleşip kollarını kavuşturdu. "Birbirimizle karşılaşmamıza engel olamıyoruz değil mi?" dedi. Savara'nın sıçramasını görmek oldukça tatmin ediciydi. 358 Yüce Lord-Kara Büyücüler Savara, Cery'yi görünce rahatlayarak içini çekti. "Cery." Başını Cery'ye doğru onaylamaz bir şekilde salladı. "Bir büyücüye sessizce yaklaşmak pek akıllıca değil." "Öyle mi?" "Evet." "Gösteriyi izlemeye geldin o zaman." Savara çarpık bir şekilde gülümsedi. "Doğru. Bana katılır


mısın?" Cery başıyla kabul ettiğini belirtti. Gol'ü çağırarak bir ağaç gövdesinin yanına çömeldi. İleride olanları görünce kalbine bir ağırlığın çöktüğünü hissetti. Akademi kapıları kapalıydı ve Sonea'yla Akkarin basamaklarda duruyorlardı. Üç İchani onlardan neredeyse yüz adım uzaktaydılar ve kendilerine gayet güvendikleri belli bir biçimde yaklaşıyorlardı. "Sen ve dostların oldukça büyük işler başardınız," diye mırıldandı Savara, "Kariko'nun müttefiklerinden sadece bu kadarı geriye kaldıysa belki de bir şansınız vardır." Cery vahşi bir şekilde sırıttı. "Belki de... Bekleyip görmeliyiz." *** Sonea kendisinin ve Akkarin'in yukarıdan görülen bir görüntüsü zihnine girince şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Görüntünün açısına göre izleyici arkalarında, Akademi'nin tepesinde olmalıydı. Balkan'ın kişiliğini sezinledi ama hiçbir duygu veya düşünce yoktu. — Eğer biz bunu hissedebiliyorsak İchaniler de hissede359 TRUDİ CANAVAN bilir. — Evet, diye karşılık verdi Akkarin. Görüntüleri engelle Dikkatini dağıtırlar. — Ama bizi İchaniler'in deneyebileceği her hangi bir hileye karşı uyarır. — Ve İchaniler'i de bizimkine karşı. — Oh... Balkan'a durmasını söylemeli misin? — Hayır. Lonca bunu görmeli. Belki bir şeyler... "Akkarin?" Kariko'nun sesi avluda yankılandı. "Kariko," diye karşılık verdi Akkarin. "Gördüğüm kadarıyla çırağını da getirmişsin. Hayatını bağışlamam için bana sunmaya mı geldin?" İchani ona bakarken Sonea'nın teninde bir ürperti dolaştı. İchani'nin bakışlarına karşılık verince Kariko zalim bir şekilde gülümsedi. "Onu almayı düşünebilirim," diye devam etti Kariko. "Kardeşimin köle seçimini asla sevmemiştim zaten; ama bana, Lonca büyücülerinin beklenmedik derecede eğlendirici olabileceklerini gösterdi." Akkarin yavaşça basamaklardan inmeye başladı. Sonea, Akkarin'in peşinden giderken birleşmiş kalkanları içinde


kalmaya özen gösterdi. "Dakova beni köle yaptığı için bir aptaldı," dedi Akkarin, "Ama o, hep aptalca hatalar yapardı zaten. Böyle bir güce sahip birinin, politika veya strateji konusunda bu kadar düşük bir kavrayışa sahip olmasını anlamak zor; ama sanırım bir İchani olmasının -ve beni köle yapmasın- sebebi buydu." Kariko'nun gözleri kısıldı. "Peki sen? Hiç sanmıyorum... 360 Yüce Lord-Kara Büyücüler Eğer strateji konusunda bu kadar ustaysan neden buradasın? Kazanamayacağını bilmen lazım." "Kazanamaz mıyız? Etrafına bak Kariko. Müttefiklerin nerede?" Akkarin ve Sonea basamakların sonuna geldiklerinde Kariko durdu. Yaklaşık yirmi adım ötedeydi. "Öldüler sanırım. Ve onları sen öldürdün." "Bazılarını." "Tükenmek üzere olmalısın o zaman." Kariko diğer İchaniler'e baktı, ardından Akkarin'e geri döndü. "Fethimizi sonlandırmak için ne kadar mükemmel bir yol. Ben kardeşimin ölümünün intikamını alırken, Sachaka da Lonca'nın topraklarımıza yaptıklarının öcünü almış olacak." Bir elini kaldırdı ve diğer İchaniler de onu taklit ettiler. Sonea ve Akkarin'e doğru vuruşlar fırladı. Sonea büyünün kalkanlarına çarptığını hissetti, şimdiye kadar karşılaştıklarının hepsinden güçlüydü. Akkarin karşılık olarak üçlü bir vuruş gönderdi ama bütün vuruşlar içeri doğru kıvrılıp Kariko'ya saldırdı. Bakışmalar sürerken, hava güç patlamalarıyla çatırdıyordu. Akkarin, diğer İchaniler'i görmezden gelip Kariko'ya saldırırken Kariko kaşlarını çattı. Yanındakilere bir şeyler söyledi. Birbirilerine yaklaştılar, kalkanları arasında sadece küçücük bir aralık kalmıştı. — Kariko'ya aşağıdan saldır, dedi Akkarin. Sonea topraktan ısıvuruşları gönderirken, Akkarin yukarıdan daha çok kavisli vuruş göndermeye devam etti. Diğer


İchaniler, kalkanlarını Akkarin'in saldırılarını durduracak şekilde hareket ettirdiler, tam bu sırada Kariko'nun altındaki 361 TRUDİ CANAVAN toprak tütmeye başladı. Kariko yere baktı ve sessizce bir şeyler söyledi. Arkadaşları saldırılarını güçlendirdiler. — Kariko"ya her yönden saldırmaya devem et. Görünüşe göre Kariko ana hedef olmaya boyun eğmiş gibiydi. Diğerleri saldırırken o kalkanını korumaya yoğunlaşmıştı. Sonea gülümsemesini bastırdı. Bu onların avantajınaydı. Kalkanı korumak saldırmaktan daha fazla güç harcardı ve Kariko daha hızlı tükenecekti. Bir taraf zayıflayana kadar birbirilerine saldıracaklar gibi görünüyordu. Sonra ayaklarının altındaki toprak birden dönüp dağılmaya başladı. Sonea sendeledi ve bir elin kolunu yakaladığını fark etti. Aşağı baktığında ayaklarının altında kara bir deliğin açıldığını gördü ve bir güç diski hissetti. — Kalkanı koru. Sonea dikkatini kalkana yoğunlaştırdı. İchaniler'in saldırısının yükünü omuzlanmıştı, böylece Akkarin onları yükseltmeye yoğunlaşabilecekti. Akkarin onları geriye doğru götürdü ama yarılan toprak onları izlemeye devam etti. Sonea tozla kaplı havada, İchaniler'in onlara doğru ilerlediğini gördü. Akkarin, İchaniler'e bir düzine vuruş gönderdi. Aynı anda bir düzine zayıf saldırı da kapı yönünden geldi. Sachakalılar yan taraflarına baktılar. Sonea kapıların hemen içinde duran silueti görünce nefesi kesildi. Adam, İchaniler'e doğru ilerlerken mavi cüppesi rüzgarda uçuşuyordu. "Lorlen!" diye bağırdı. Ama bu nasıl olabilirdi? Lorlen ölmüştü? Yoksa ölmemiş miydi...? 362 Yüce Lorcl-Kara Büyücüler Kariko, Yönetici'ye bir vuruş gönderdi. Saldırı büyücünün içinden geçip kapılara çarptı. Metal çubuklar parçalandı, altındaki sokakları parlayan mızraklar ve parçacıklar-


la doldurdu. Lorlen kayboldu. Sonea gözlerini kırpıştırdı. Bir yanılsamaydı. Bir kıkırdama duyunca yana baktı ve Akkarin'in vahşice gülümsediğini gördü. Kariko ve arkadaşları etkilenmemiş görünüyorlardı. Saldırılarına daha da büyük bir vahşilikle devam etiler. Akkarin, Kariko'ya bir vuruş salvosu gönderdi; İchani'nin kalkanını test ediyordu. Kariko karşılık olarak güçlü şualar gönderdi. Akkarin büyük bir ıstvuruşu ağı gönderdi. Ağı kıvırarak Kariko'ya her yönden saldırmasını sağladı. Tıpkı kendisinin Regin'e Meydan Okuma'nın son raundunda yapmış olduğu gibi... O savaşı hatırlayınca kaşlarını çattı. İkici rauntta Regin sadece bir saldırı geldiğinde kalkan oluşturarak gücünü korumuştu. Aynı şeyi yapabilir miydi? Konsantrasyon gerektirirdi... İradesini odaklayarak kalkanını arkası ve yukarısı daha zayıf olacak şekilde yeniden düzenledi. Ama gerekirse hemen güçlendirebilmesi için çok da zayıflatmamıştı. — Dikkatli ol Sonea. İchaniler'i dikkatle izliyordu, her hangi bir saldırı yönünü değiştirirse kalkanını güçlendirmeye hazırdı. "Kapılara bakın!" Ses, Akademi'nin tepesinden gelmişti. Sonea yukarı baktığında, Balkan'ın çatıdan kapılara doğru işaret ettiğini gördü. Hızla döndüğünde kırık, parça parça siyah mızrakların -kapıdan geriye kalanların- ona doğru uçtuğunu görün363 TRUDİ CANAVAN ce refleks olarak geriye bir adım attı. Mızraklar kalkanına çarpıp yere düştüler. Ben söylediğimde Arena'ya git. Sen gücünü çekene kadar onları oyalayacağım... bekle... Sonea, Akkarin'e baktığında gözlerinin konsantrasyonla kısıldığını gördü. — İchani'ler zayıflıyor, diye gönderdi Akkarin. Sonea, İchaniler'e baktı. Kariko dimdik durup gülümsüyordu. Gerçi diğer ikisi de kendilerinden daha az emin görünmüyorlardı ama saldırıları zayıflamıştı.


Akkarin bir adım ilerledi, sonra bir adım daha. Kariko' nun yüzü karardı. Sonea, Akkarin onlara doğru ilerlemeye başlayınca onunla ilerledi. İchaniler'e kendi saldırılarını gönderdi ve adamlar gerileyince ani bir tatmin hissetti. Sonra ayağının altında yumuşak toprağı hissettiğinde bir şey zihnine vurdu. Bu şeyi zihninden uzaklaştırdı ama geri dönüp beyninde uğuldamaya devam etti. — Zihinvuruşu. Kendini koru. — Nasıl? — Şöyle... Bir şey baldırının yanını kesti. Sonea tökezledi ve Akkarin'in soluğunu tuttuğunu duydu. Aşağı baktığında cüppesinin bacağının orada yırtılmış ve uzun bir kesiği açığa çıkarmış olduğunu gördü. Akkarin kolunu tuttu. Ama onun ayakta kalmasına yardım etmek yerine bütün ağırlığıyla onu yere çekti. Sonea dizlerinin üzerine çöktü. Akkarin'e döndüğünde kalbi bir anda buz kesti. Akkarin, Sonea'nın yanına çöktü, yüzü bembeyazdı ve acıyla buruşmuştu. Parlak bir kırmızı renk Sonea'nın bakışlarını Akkarin'in yüzünden elierine çekti. Akkarin'in elleri 364 Yüce Lord-Kara Büyücüler bir Sachaka bıçağının parıldayan kabzasını tutmuştu. Bıçak, Akkarin'in göğsüne tamamen gömülmüş durumdaydı. "Akkarin!" Akkarin yana devrildi, sonra yuvarlanarak sırt üstü yattı. Sonea, Akkarin'in üzerine eğildi, elleri sanki ne yapmaları gerektiğine karar vermeye çalışırmış gibi telaşla bıçağın çevresinde geziniyordu. Ona Şifa vermeliyim, diye düşündü. Ama nereden baş I ayacağı m i1 Akkarin'in parmaklarını bıçağın kabzasından kurtarmaya çalıştı. Akkarin kabzayı bırakıp Sonea'nın bileklerini yakaladı. "Henüz değil," dedi zorlukla. Gözleri acı doluydu. Sonea ellerini kurtarmaya çalıştı ama Akkarin bırakmıyordu. Sonra zalim ve kötücül bir kahkaha sessizliği yırttı. "Demek bıçağımı oraya düşürmüşüm," dedi Kariko alay eder bir tonda. "Onu benim için bulmanız ne büyük bir incelik." Sonea bir anda bunun nasıl olduğunu anladı. Kariko bıçağını karıştırmış olduğu toprağa bırakmıştı. Kalkanları


bıçağın üzerinden geçtikten sonra bıçağı yukarıya fırlatmıştı. Bir tuzak... Bir hile... Tıpkı katil kadının kalkanının içine girmek için kendisinin kullanmış olduğu hile gibi. İşe yaramıştı. "Sonea," dedi Akkarin zorlukla. Gözleri Sonea'nın arkasına kaydı ve Sonea Akkarin'in gözlerinde Akademi'nin yansımasını gördü. Yukarılardan bir yerden gelen bağırışlar duydu. Büyü 365 TRUDİ CANAVAN ışıkları Akkarin'in yüzünü aydınlattı ama Sonea bakışlarını Akkarin'den alamıyordu. "Sana Şifa vereceğim," dedi ellerini kurtarmaya çalışarak. "Hayır," Akkarin'in tutuşu sıkılaştı. "Bunu yaparsan kaybederiz. Önce onlarla savaş. Bana sonra Şifa ver. Şimdilik bu şekilde dayanabilirim." Sonea buz kesti "Ama ya..." "Her şekilde ölebiliriz." Akkarin'in ses tonu çok ciddiydi. "Sana gücümü göndereceğim. Savaşmak zorundasın. Kafanı kaldır Sonea." Sonea dönüp baktığında kalbi durdu. Kariko on adımdan daha yakındı. Üzerine vuruşların yağdığı Akademi'nin tepesine bakıyordu. Sonea yukarı baktığında Balkan'ın yanında tanıdık yüzler gördü. "Kalkanın bile yok Sonea," diye fısıldadı Akkarin. Sonea'nın omurgasına bir ürperti yayıldı. Rothen'le Dorrien saldırmasaydı... Akkarin... — Gücümü al. Dikkati dağılmışken saldır. Yaptığımız her şeyin, çektiğimiz onca derdin bir hiç için olmasına izin verme. Sonea başıyla onayladı. Akademi'den gelen saldırılar azalırken derin bir nefes aldı. İnce taktikler için zaman yoktu. Doğrudan bir şeyler o zaman. Gözlerini kapatıp sahip olduğu bütün gücü ve Kariko'nun, Akkarin'le İmardin'e yapmış olduğu her şey için duyduğu öfkeyi çekti. Akkarin'in kendi gücünü onunkine kattığını hissetti. Sonra gözlerini açıp her şeyi Kariko ve müttefiklerine odakladı. İchani lideri geriye doğru sendeledi. Bir anlığına kalkanı


366 Yüce Lord-Kara Büyücüler gelen saldırıyı durdurdu, ardından ısıvuruşu bütün bedenini yakarken ağzı sessiz bir çığlıkla açıldı. Sonraki adam gerilemeye başladı ama Sonea'nm büyüsü kalkanını parçalayıp vücudunu küle çevirmeden önce sadece birkaç adım atabildi. Sonea zafer duygusuyla dolmaya başladı. Son İchani yerini koruyordu. Sonra, gücünün tükenmeye başladığını hissetti. Adam yaklaşmaya başladı ve Sonea ani bir korku hissetti. Son bir güç kırıntısı geldi ve gücü adama yönlendirdi. Kalkanı dalgalanırken İchani'nin gözleri büyüdü. Sonra Sonea'nm büyüsünün son damlaları tükenirken kalkan dağıldı. Isıvuruşu adamı yakıp geçti ve İchani yere yıkıldı. Bütün sesler kesilmişti. Sonea, Akademi'nin önünde yatan üç cesede baktı. Kendini bir anda tamamen tükenmiş hissetti. Zafer falan hissetmiyordu. Mutlu değildi. Kendini bomboş hissediyordu. Akkarin'e döndü. Akkarin'in dudaklarının kenarı bir gülümsemeyle kıvrıldı. Gözleri açıktı ama Sonea'nm ötesinde bir yere odaklanmıştı. Sonea yaklaşırken bileklerindeki elleri gevşeyip yanlara düştü. "Hayır," diye fısıldadı. "Akkarin." Ellerini yakalayıp zihnini vücuduna gönderdi. Hiçbir şey. Küçücük bir yaşam kıvılcımı bile yoktu. Akkarin çok fazla güç vermişti. Hatta her şeyini... Sonea titreyen parmaklarını Akkarin'in yüzünde dolaştırdı; eğilip cansız dudaklarını öptü. Çaresizlikle Akkarin'in üzerine kıvrılıp ağlamaya başladı. 367 Bölüm 21 Yeni Bir Mevki Rothen, koridorun sonuna gelince yukarıya baktı. Şehrin yaşadığı yıkımdan sonra Büyük Salon'un zarar görmemiş görkemi hem umut verici hem de bir şekilde utanç vericiydi. Artık İchani İstilası olarak adlandırılan beş günlük ölüm ve yıkım, büyücüler arasında yaşanmış bir savaştı. Lonca'daki hiçbir şey zarar görmemişken İç Çember'in harabe haline gelmesi büyük bir haksızlık gibi gözüküyordu. Durum sıradan İmardinliler için çok daha kötü olabilirdi,


diye hatırlattı kendine. Büyücü olmayan birkaç kişi de ölmüştü. Fakat Lonca'nın nüfusu neredeyse yarıya düşmüştü. Yüksek Büyücüler'in, Evler'in dışında zengin tüccar ailelerden de büyücü olarak eğitmek üzere çocuklar alacağı dedikodusu dolaşıyordu. Büyük Salon'u geçip, kapılardan girdi. İstilanın üsünden bir hafta geçtikten sonra Yüksek Büyücüler'in toplantıları, salonun ön kısmındaki küçük hazırlık odalarından birinde yapılmıştı. Yeni bir Yönetici seçmeden Lorlen'in ofisini kullanmak çok uygunsuz gelmişti. Hazırlık odasının kapısına ulaştığında kapıyı çaldı. Kapı içeriye doğru açıldı. İçeri girdiğinde odada kimlerin olduğuna baktı, bu kişilerin Lonca'nın gelecekteki yönetim hiye368 Yüce Lord-Kara Büyücüler rarşisini oluşturacağını biliyordu. Lord Balkan odayı adımlıyordu. Diğerlerinin liderlik için doğrudan ona dönmüş olmaları, Yüce Lord görevi için büyük bir aday olduğunu ortaya koyuyordu. Lord Osen, Balkan'ı sakin bir şekilde izliyordu. Her ne kadar Lorlen'in ölümüne derinden üzülmüş olduğu açıkça belli olsa da şehrintekrar yapılandırılmasını organize etme görevi ona verildiğinde, en azından kendisini oyalayacak bir amaç edinmiş olmuştu. Lorlen son birkaç yıldır Osen'i, ileride kendi yerine geçmesi için hazırlıyordu. Bu yüzden genç büyücü, yeni Yönetici olarak seçilirse kimse şaşırmazdı. O kadar çok Savaşçı ölmüştü ki Savaşçılar Başı pozisyonu için sadece birkaç aday kalmıştı. Son birkaç buluşmada Lord Garrel'de bulunuyordu ki Rothen, bunun gelecek için iyiye işaret olduğunu düşünmüyordu. Balkan, Savaşçılar Başı göreviyle birlikte Savaşçı Araştırmaları Başı görevini de yürütüyordu ama Rothen, Balkan'ın bu göreve artık birinin getirilmesi gerektiğini söylediğini duymuştu. Belki de Garrel'in sinsi, dar görüşlü yöntemlerini dengeleyecek daha mantıklı bir Savaşçı bu göreve getirilebilirdi. Leydi Vinara, Şifacılar Başı olarak kalacaktı. Müdür Jerrik görevini değiştirmek istediği yolunda hiçbir yorumda bulunmamıştı ve kimse de böyle bir şey önermemişti. Lord Telano


büyük ihtimalle Şifa Araştırmaları Başı olarak kalacaktı. Şimdiye kadar Gezgin Yönetici pozisyonuna birinin seçilmesi ile ilgili bir yorum yapılmamıştı. Lord Peakin büyük ihtimalle Lord Sarrin'in yerine geçecekti. Yaşlı öğretmenlerden birine Simya Araştırmaları Başı pozisyonu verilecek diye tahmin etti Rothen. Ara sıra yeni 369 TRUDİ CANAVAN üstünün kim olacağını merak etmiyor değildi ama çoğu zaman aklında çok daha önemli meseleler vardı. Sonea gibi... Ve Yüksek Büyücülerin bugün kendisini çağırmalarının sebebi açıkça Sonea'ydı. Balkan, Rothen'in içeri girdiğini fark edince volta atmayı kesti. "O nasıl?" Rothen içini çekip başını iki yana salladı. "Daha iyi değil. Zaman alacaktır." "Zamanımız yok," diye mırıldandı Balkan. "Biliyorum." Rothen bakışlarını kaçırdı. "Ama onu zorlarsak olacaklardan korkuyorum." Vinara kaşlarını çattı. "Ne demek istiyorsun?" "İyileşmek istediğinden emin değilim." Odadakiler endişeli bir şekilde birbirilerine baktılar. Vinara şaşırmış görünmüyordu. "O zaman onu aksine ikna etmelisin," dedi Balkan. "Ona ihtiyacımız var. Eğer sekiz sürgün bu kadar zarar verebiliyorsa bir ordu neler yapabilir? Sachaka Kralı bu zayıflığımızdan yararlanmak istemese bile bizi yıkmaya bir İchani bile yeter. Bir kara büyücüye ihtiyacımız var. Ona ihtiyacımız var... ya da birimize öğretmesine." Balkan'ın söyledikleri ne kadar doğru olsa da Sonea'ya büyük bir haksızlıktı. Akkarin öleli sadece bir hafta olmuştu. Kederi doğaldı. Anlaşılabilirdi. Başından çok fazla şey geçmişti. Neden onu bir süre rahat bırakamıyorlardı ki? "Peki ya Akkarin'in kitapları?" diye sordu Rothen. Balkan başını iki yana salladı. "Sarrin onlardan öğrenememişti. Ben de beceremedim..." 370 Yüce Lord-Kara Büyücüler "O zaman onunla sen konuşmalısın," dedi Vinara, Savaşçı'ya, "Ve konuştuğunda, bizim içimizdeki konumunu


tam olarak açıklayabilmelisin. Kendi geleceği belirsizken ondan bizim için yaşamasını isteyemeyiz." Balkan başıyla onaylayıp derin bir iç çekti. "Haklısın elbette." Diğer büyücülere baktı. "Pekala, bu pozisyon ve sınırlamaları için bir Toplantı düzenlemeliyiz." "Sarrin seçildiğinde bunları zaten tartışmamış mıydık?" diye belirtti Peakin. "Sınırlamalar tekrar gözden geçirilmeli," dedi Garrel. "Şu an var olan sınırlamalar Lonca topraklarını terk etmemesi, otorite içeren bir pozisyona sahip olmaması ve kimseye öğretmemesi. Güçlerini hepimiz birden istemeden asla kullanmaması gerektiği de eklenmeli." Rothen gülümsemesini bastırdı. Hepimiz birden mi? Garrel, Balkan'ın pozisyonuna getirileceğine oldukça emindi. "Şey, öğretmesine karşı olan kuralı değiştirmek zorundayız en azından," diye ekledi jerrik. Vinara, Rothen'e baktı. "Sen ne öneriyorsun Rothen?" Rothen bir an durakladı, söylemek zorunda olduklarının hoşlarına gitmeyeceğini biliyordu. "Onun, Lonca topraklarından çıkmasını yasaklamamızı kabul edeceğini sanmıyorum." Balkan kaşlarını çattı. "Neden?" "Her zaman güçlerini fakirlere yardım etmek için kullanmak istedi. Bize katılmaya karar vermesinin sebeplerinde biri de buydu ve her zaman onun için bir dayanak oldu," Rothen yan yan Garrel'e baktı, "Özellikle zor zamanlarda. 371 TRUDİ CANAVAN Onun yaşamasını istiyorsanız bunu elinden almamalısınız." Vinara hafifçe gülümsedi. "Ve sanırım ona şehirde bir tür hayır işi yapmasını önerirsek, bu bizimle kalması için ona iyj bir sebep verecektir." Rothen başıyla onayladı. Balkan kollarını kavuşturdu. Parmaklarını cüppesinin koluna vuruyordu. "Bu ayrıca insanların sempatisini geri kazanmamıza da yardımcı olabilir. Pek de etkili savunucular olarak gözüktüğümüzü söyleyemem. Bazılarının istila için bizi suçladığını bile duydum." "Mümkün değil!" diye bağırdı Garrel. "Bu doğru/' dedi Osen alçak sesle. Garrel kaşlarını çattı. "Nankör varoşlular."


"Aslında bu görüşü dile getiren şehre dönmüş olan kimi Evler'in bazı üyeleriydi." diye ekledi Osen. "Yanlış hatırlamıyorsam aralarında Paren Evi'nin üyeleri de vardı." Garrel şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı, sonra yüzü kızardı. "O zaman şehri de onu sınırlayan alana dahil etmeli miyiz?" diye önerdi Telano. "Bu sınırlamanın sebebi kara büyücümüzün birden güç açlığına düşerse kendine çok sayıda kurban bulamaması," dedi Peakin. "Onu sınırladığımız alanın içinde ülkenin en yoğun nüfusunun yaşadığı bölge de olursa bunun ne anlamı kalır ki?" Rothen kıkırdadı. "Ayrıca Krai'ı şehrin nereleri kapsadığını tekrar gözden geçirmeye ikna etmek zorunda kalabilirsiniz. Sonea'nın yardımını Dış Duvar'ın içindekilerle sınırlandırmak istediğini hiç sanmıyorum." "Sonea'yı belli bir bölgede sınırlamamızın işe yara372 Yüce Lord-Kara Büyücüler mayacağı kesin," dedi Vinara. "Bir eşlikçi öneriyorum." Bütün gözler Vinara'ya döndü. Balkan bunu oldukça uygun bulduğunu belirtir bir şekilde başını eğdi. "Ayrıca yapmak istediği yardım Şifa ise hâlâ yıllarca eğitim görmeli." Vinara, Rothen'e baktı. Rothen başıyla onayladı. "Bunun farkında olduğuna eminim. Oğlum onu eğitmek istediğini söyledi. Bunun hayata geri dönmesine yardımcı olacağını düşünüyor; ama eğer Sonea'ya yardımcı olursa bu daha resmi bir düzenlemeyle olabilir." Vinara dudaklarını büzdü. "Sonea'nın sınıfa dönmesi uygun olmaz. Bir Şifacı'nın sadece bir öğretmeninin olması da akıllıca olmaz. Ben de yardımcı olacağım." Rothen başıyla onayladı, bir anda konuşamayacak kadar minnettar olmuştu. Diğerlerinin tartışmaya devam etmesini dinledi. "Peki ona hâlâ 'Kara Büyücü' mü diyeceğiz?" diye sordu Peakin. "Evet." diye karşılık verdi Balkan. "Peki ne renk cüppe giyecek?" Kısa bir sessizlik oldu. "Siyah," dedi Osen alçak sesle. "Ama Yüce Lord'un cüppesi siyah olur," dedi Telano. Osen başıyla onayladı. "Belki de artık Yüce Lord'un cüp-


pesini değiştirmenin vakti gelmiştir. Siyah her zaman insanlara kara büyüyü hatırlatacaktır ve her şeyin ötesinde insanların, kara büyünün iyi ve arzulanabilir bir şey olduğunu düşünmelerini istemiyoruz. Yeni ve temiz bir şeye ihtiyacımız var." 373 TRUDİ CANAVAN "Beyaz," dedi Vinara. Osen başıyla onayladı. "Evet." Diğerleri de bu seçimi onayladığında Balkan boğulur gibi bir ses çıkardı. "Beyaz!" diye bağırdı. "Ciddi olamazsınız. Hem hiç pratik değil hem de temiz tutmak imkansız." Vinara gülümsedi. "Bir Yüce Lord beyaz cüppesini kirletecek ne gibi bir şeyle uğraşıyor olabilir ki?" "Belki aşırı şarap tüketimi?" diye mırıldandı Jerrik. Diğerleri gülüştüler. "O zaman beyaz," dedi Osen. "Bekleyin," Balkan her yüze tek tek bakıp başını iki yana salladı. "Neden kararınızı vermişsiniz ve tartışmam hiçbir işe yaramayacakmış gibi bir hisse kapılıyorum?" "Bu iyi bir işaret," dedi Vinara. "Yüksek Büyücü olarak güçlü insanları bir araya getirmiş olduğumuzu gösterir." Gruba baktı ve gözleri Rothen'inkilerle buluştuğunda gülümsedi "Hâlâ anlayamadınız değil mi Lord Rothen?" Rothen, bu ani soru yüzünden kafası karışmış bir şekilde Vinara'ya baktı. "Neyi anlayamadım?" "Elbette, hâlâ bir oylama yapılması lazım ama kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum." "Hangi konuda?" Vinara'nın gülümsemesi genişledi. "Tebrikler Rothen. Simya Araştırmalarının yeni Başı sensin." *** İki katlı evin tepesinden mükemmel bir çember oluşturan 374 Yüce Lord-Kara Büyücüler molozları görmek mümkündü. İnsanı düşündüren bir görüntüydü. Listeme eklenecek başka bir şey daha, diye düşündü Cery. Şehir duvarlarının yıkıntılarının yanındaki çimenliğe


Lonca tarafından yatırılmış cesetler... Ve Rothen'in, nihayet Akkarin'in cesedini bırakmaya ikna ettiğinde Sonea'nın yüzündeki ifade... Ürperdi ve kendini tekrar aşağı bakmaya zorladı. Molozların arasında yüzlerce işçi çalışıyordu. Yıkımın kenarlarına gömülmüş birkaç kişi canlı olarak bulunmuştu. Evler havaya uçtuğunda, içlerinde kaç kişinin saklanıyor olduğunu bilmek imkansızdı. Ve bu kişilerin çoğu büyük olasılıkla ölmüştü. Hepsi onun yüzünden... Savara'nın bir İchani öldüğünde olacaklar konusundaki uyarılarına daha fazla önem vermeliydi. Ama bir büyücüyü öldürmenin yolunu bulma konusuna o kadar odaklanmıştı ki insanların sonuçlarından nasıl kurtulacağını düşünmemişti. "Yine buraya mı döndün." Beline kollar sarıldı. Tanıdık baharatlı bir aroma doldurdu burnunu. Kalbi bir an için hafifledi ama acı hemen geri döndü. "Gitmek zorunda mısın?" diye fısıldadı. "Evet," diye karşılık verdi Savara. "Yardımına ihtiyacımız olabilirdi." "Hayır. Bana ihtiyacınız yok. Özellikle de bir Sachakalı büyücü olarak. Ayrıca büyü gerektirmeyen işleri yapmak için de yeterince gönüllünüz var." "Benim sana ihtiyacım var." 375 TRUDİ CANAVAN Savara içini çekti. "Hayır Cery. Tamamen ve koşulsuz güvenebileceğin birine ihtiyacın var. Ben asla bu kişi olamam." Başıyla onayladı. Savara haklıydı... Ama bu ayrılmayı kolaylaştırmıyordu. Savara'nın kolları daha da sıkı sarıldı. "Seni özleyeceğim," dedi alçak sesle. "Eğer... eğer hoş karşılanacaksam, görevlerim beni her bu taraflara getirdiğinde sana uğramak isterim." Cery, Savara'ya doğru dönüp bir kaşını düşünür gibi kaldırdı. "Birkaç şişe Anuren karası kalmış olabilir." Savara genişçe gülümsedi ve Cery sadece bir anlığına da


olsa kendini daha iyi hissetmesine engel olamadı. Son savaştan beri korkunç bir kayıp hissi yaşıyordu ve Savara'nın gitmesini engellemeye çalışmıştı. Ama Savara, Kyralia'ya ait değildi. Hele bu günlerde hiç değildi... Cery, kalbinin isteklerinin mantığının önüne geçmesine izin veriyordu. Bu bir Hırsız'ın asla yapmaması gereken bir şeydi. Bir parmağını Savara'nın çenesinin altına koyup başını hafifçe yukarı kaldırdı ve onu yavaş ve uzun bir şekilde öptü. Daha sonra bir adım geri çekildi. "Git hadi... Evine dön... Uzun vedaları sevmem." Savara gülümseyip döndü. Cery, Savara'nın çatıdaki kapağa ilerleyip alt kata inişini izledi. Gittiğinde tekrar işçileri izlemeye döndü. Çok şey değişmişti. Sonuçlarına hazırlıklı olmalıydı. Küçük bilgi kırıntıları elde etmişti ve bunların nasıl bir sonucu işaret ettiğini anlayabilecek tek kişi o değildi. Eğer Kral, ger376 Yüce Lord-Kara Büyücüler çekten de yıllık Arınma'yı kaldırmayı düşünüyorsa Hırsızlar'ın bir arada çalışması için çok önemli bir sebep azalmış olacaktı. Ayrıca diğer yeraltı liderleri arasında bazı anlaşmaların çoktan yapılmış olduğuna dair dedikodular vardı. Gülümseyip omuzlarını dikleştirdi. Akkarin'in desteğinin kesileceği güne hazırlanmıştı. Yararlı ve nüfuzlu kişilerle anlaşmalar yapılmıştı. Bir servet biriktirmiş ve bilgiler toplamıştı. Konumu sağlamdı. Yakında yeterince sağlam olup olmadığını tam olarak anlayacaktı. *** Araba, yaylarının üzerinde hafifçe sallanıyordu. Dışarıdaki, ara sıra çiftlik evleriyle bölünen uçsuz bucaksız tarlalar yavaşça akıp gidiyordu. İçeride, Tayend ve Dannyl birlikte kadeh kaldırdılar. "Lord Osen'e, senin Lonca'ya en iyi Elyne Büyükelçisi olarak hizmet edeceğine karar vermiş kişiye..." dedi Tayend. "Ve karadan yolcuk etmemize izin vermesine." "Osen'e," diye karşılık verdi Dannyl. Bir yudum şarap içti. "Biliyorsun, eğer isteseydi Kyralia'da kalırdım."


Tayend gülümsedi. "Evet ve ben de seninle kalırdım ama böyle bir şey gerekmediği için gayet memnunum. Kyralialılar boğucu derecede tutucu." Kadehini dudaklarına kaldırdı, ardından bakışlarını dışarıya çevirip ciddileşti. "Seni geri göndermekle akıllılık etti ama... Birçok kişi Lonca'nın otoritesini sorgulayacak. Savaşa pek hazır değilmiş gibi gözüktü." 377 TKUDİ CANAVAN Dannyl gülmeye başladı. "Sadece birazcık... "Birçok insan Dem Marane gibi düşünme eğiliminde ola cak," diye devam etti Tayend. "İnsanları, iş büyüye geline Lonca'nın hâlâ iş başında olduğuna ikna etmen gerekecek. "Biliyorum." "Bir de kara büyü konusu var. İnsanları, Lonca'nın kar büyü öğrenmekten başka hiçbir şansının olmadığına inan dırmalısın. Önümüzdeki birkaç ay oldukça yoğun geçecek.' "Biliyorum." "Hatta yıllar bile sürebilir." Tayend gülümsedi. "Ama tab Büyükelçilik görevin bitince Elyne'de kalmaman için hiçbi sebep yok, değil mi?" "Hayır." Dannyl gülümsedi. "Osen bu pozisyonu ban süresiz olarak verdi." Tayend'in gözleri büyüdü, ardından sırıttı. "Öyle mi? B harika!" "Elyne'in bana Kyralia'dan daha iyi uyduğu konusund bir şeyler söyledi. Ve dedikodular hakkındaki endişelerimin, dostluğumuzun tadını çıkarmamı engellememesini söyledi." Alimin kaşları kalktı. "Gerçekten mi? Sence bizi biliyor mu?" "Bilmiyorum. Pek onaylamaz görünmüyordu. Ama söylediklerinden kast etmemiş olduğu anlamlar çıkarıyor olabilirim. Daha yeni iyi bir dostunu ve akıl hocasını kaybetti." Dannyl durakladı. "Yine de insanlar bilseydi işlerin ne kadar değişeceğini merak etmiyor değilim." Tayend kaşlarını çattı. "Sakın aptalca fikirlere kapılma. Lonca'ya söyleseydin bir skandal olurdu ve seni uzaklara


gönderirlerdi. Gerçi yine de peşinden gelirdim. Ve seni bul378 Yüce Lord-Kara Büyücüler duğumda böyle bir aptal olduğun için seni bir güzel de tekmelerdim." Durakladı, ardından gülümsedi. "Seni seviyorum ama aynı zamanda önemli bir Lonca büyücüsü olmanı da seviyorum." Dannyl kıkırdadı. "Tabi bu da var. Önemli kısmını değiştirebilirim hatta Lonca kısmını da ama büyücü kısmında bir seçeneğim yok." Tayend gülümsedi. "Oh, senin hakkındaki fikrimi değiştireceğimi sanmıyorum. Korkarım bana çok uzun süre katlanmak zorundasın." 379 Son Söz Siyah cüppeli büyücü, yeni tamir edilmiş Kuzey Kapısı'ndan çıktı. Her zamanki gibi, insanlar ona bakmak için durdular ve çocuklar adının bağırıp peşinden gittiler. Rothen, Sonea'yı dikkatle izliyordu. Bugün, Eşlikçi olarak görevli olsa da endişesinin sebebi görevi değildi. Sonea kendisini odasına kilitlediği ilk günden beri hiç bu kadar solgun gözükmemişti. Sonea, Rothen'in bakışlarını sezip ona bakıp gülümsedi. Rothen biraz da olsa rahatladı. Tahmin ettiği gibi Sonea, varoşlardaki çalışmasından çok şey kazanmıştı. Bakışlarına biraz yaşam, adımlarına da bir amaç gelmişti. Kapılardaki hastane bir iki kısa ay içinde kurulmuştu. Varoşluların büyücülere karşı olan nefret ve güvensizliklerini yenmelerinin vakit alacağını düşünmüştü; ama hastane açıldığı gün önünde epey bir kalabalık olmuştu ve o günden beri her gün böyleydi. Sebep Sonea'ydı... Onu seviyorlardı... Onların arasından gelmiş, şehri kurtarmış ve yine yardım etmek için onların arasına dönmüştü. Dorrien en başından beri Sonea'nın yanındaydı. Şifa konusundaki büyük bilgisi çok önemliydi ve çiftçilerle


ormancıların deneyimi, 380

güvenini

kazanma

konusundaki

Yüce Lord-Kara Büyücüler varoşlularla da oldukça işine yaramıştı. Başka Şifacılar da onlara katılmıştı. Görünüşe göre Sonea, Şifa'nın sadece zengin Evler'e sunulması gereken bir hizmet olmadığına inanan tek büyücü değildi. Sonea hastaneye ulaşıp içeri girdiğinde Lord Darlen onu karşılamak üzere öne çıktı. ? "Gece mesaisi nasıldı?" diye sordu Sonea. "Yoğun," Darlen sahte bir bezginlikle gülümsedi. "Ne zaman değil ki? Oh, bir potansiyel daha keşfettim. Yaklaşık on beş yaşındaki Kalia isimli bir kız. Eğer babası bize katılmasını kabul ederse daha sonra babasıyla geri gelecek." Sonea başıyla onayladı. "Kaynaklarımız nasıl?" "Her zamanki gibi az," diye karşılık verdi Darlen. "Geri döndüğümde Leydi Vinara'yla konuşacağım." "Teşekkürler Lord Darlen," dedi Sonea. Darlen başını hafifçe eğip kapıya doğru gitti. Sonea odaya bakmak için durdu. Sonea'nm bakışlarını takip eden Rothen, bekleyen hastalardan oluşan kalabalığı, onları düzene koymakla görevlendirilmiş bir avuç muhafızı ve küçük vakalarla uğraşmaları için ecza bilgilerinden dolayı görevlendirilmiş sağlıkçıları gördü. Sonea ani bir nefes aldı ve yakındaki bir muhafıza döndü." "Şurada kucağında yeşil bir battaniyeye sarılı bir çocuk olan kadın var. Onu odama getirin." "Hemen leydim." Rothen kadına döndü ama Sonea çoktan odasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Rothen onu bir masa, bir yatak ve birkaç sandalyeyle döşenmiş küçük bir odaya dek takip etti. Sonea oturup parmaklarını masaya vurmaya başladı. Rothen 381 TRUDİ CANAVAN bir sandalye çekip yanına oturdu. "Bu kadını tanıyor musun?" Sonea Rothen'e baktı. "Evet. O..." Kapı çalınca sustu.


"Girin." Rothen kadını anında tanıdı. Sonea'nın teyzesi gülümsedi ve masanın diğer tarafına oturdu. "Sonea, gördüğümün sen olmanı umuyordum." "Jonna," diye karşılık verdi Sonea sevgiyle -fakat yorgun bir şekilde- gülümseyerek. "Gelip seni görmek istiyordum ama çok meşguldüm. Ranel nasıl? Ya kuzenlerim?" Jonna kucağındaki bebeğe baktı. "Hania'nın çok ateşi var. Her şeyi denedim..." Sonea bir elini nazikçe bebeğin alnına koydu. Kaşlarını çattı. "Doğru... Mavileke hastalığının başlangıç safhasında. Onu biraz güçlendirebilirim." Bir süre sessiz kaldı. "İşte... Korkarım hastalığın geçmesini beklemek zorundasın. Ona sıvı şeyler ver. İçlerine biraz marin suyu karıştırırsan iyi olur." Sonea, teyzesine baktı. "Jonna acaba... acaba gelip benimle yaşar mısın?" Kadın bakışlarını indirdi. "Üzgünüm Sonea. Ama yapamam." Sonea da yere doğru baktı. "Büyücülerin etrafında kendini rahatsız hissettiğini biliyorum ama... lütfen bir düşün. Bu..." Rothen'e baktı. "Sanırım artık sen de öğrenebilirsin Rothen." Tekrar Jonna'ya baktı. "Çevremde deneyimli ve sıradan biri olsun istiyorum." Başıyla bebeği işaret etti. "Senin pratik tavsiyelerini bütün Şifacılar ve Lonca'ya değişmem." Jonna, Sonea'ya baktı, yüzündeki ifade Rothen'in kafa 382 Yüce Lord-Kara Büyücüler karışıklığını aynen yansıtıyordu. Sonea yüzünü buruşturdu, sonra bir elini karnına koydu. Jonna'nın gözleri büyüdü. "Oh..." "Evet," Sonea hafifçe başını eğdi. "Korkuyorum Jonna. Bunu planlamamıştım. Şifacılar benimle ilgilenecektir ama korkuma Şifa veremezler. Belki sen yardımcı olabilirsin." ' Jonna kaşlarını çattı. "Büyücülerin korunmak için kendi yolları olduğunu söylemiştin." Sonea'nın yüzü tamamen kızıl bir renk alınca Rothen oldukça şaşırdı. "Görünüşe göre... bu tarz bir korunmayı kadınlar yaparsa daha iyi oluyormuş. Görünüşe göre, erkekler özellikle istemezlerse bu beceri onlara anlatılmıyormuş," dedi Sonea.


"Şifacılar bir oğlana ilgi göstermeye başladığını gördüklerinde kızları bir kenara çekiyorlarmış; ama ben sürekli tek başıma olduğumdan, kimse bana öğretmeyi düşünmemiş. Akkarin," Sonea bir an durup yutkundu, "öğrettiklerini var saymış olmalı. Ben de onun hallettiğini sanıyordum." Rothen neden bahsettiklerini anlayınca Sonea'ya baktı. Kendini Sonea'nın sürgününden beri kaç ay geçtiğini sayarken buldu. Üç buçuk belki dört ay olmuştu. Cüppe karnını gayet iyi saklayabilirdi... Sonea, Rothen'e bakıp özür dilercesine yüzünü buruşturdu. "Üzgünüm Rothen. Sana daha uygun bir anda söyleyecektim ama Jonna'yı görünce fırsattan yararlanayım..." Jonna kahkaha atmaya başlayınca ikisi de sıçradılar. Jonna, Rothen'i işaret ediyordu. "Bu bakışları Ranel'e ilk çocuğumuz hamile olduğumu söylediğim zamandan beri görmemiştim! Görünüşe göre büyücüler göründükleri kadar 383 TRUDİ CANAVAN akıllı değillermiş." Sonea'ya genişçe gülümsedi. "Demek bir bebek bekliyorsun. Çocuğun her tarafı büyücülerle çevrili bir şekilde büyümesini hayal edemiyorum." Sonea çarpık bir şekilde gülümsedi. "Ben de... Teklifimi tekrar düşünür müsün?" Jonna bir an durakladı sonra bir kez başını eğdi. "Evet. Sanırım bir süre seninle kalsam iyi olacak..." 384 Yüce Lord-Kara Büyücüler LORD DANNYL'İN VAROŞ ARGOSU REHBERİ Kan Parası Suikast için yapılan ödeme Sepetlemek Red/reddetmek (bizi sepetleme) Şapkacı Genelevleri yöneten kişi Tıkladı Gerçekleşti Müşteri Bir Hırsız'a borcu veya onunla


anlaşması olan kişi Marka Fahişe Bitik Öldürülmüş Sersemletmek Sessiz kalma yönünde ikna etmek Gübrekafa Aptal Süzmek Gözetlemek Tutuşmuş Kızgın (o konuda resmen tutuştu) Balık tutmak Teklif etmek/sormak/aramak Balık Muhafızlardan kaçan kişi) Eldiven Rüşvet verilebilir veya bir Hırsız'ın kontrolünde olan muhafız Altın Madeni Oğlanlardan hoşlanan erkek İyi Gidiş Mantıklı bir deneme Alınmış Yakalanmış Büyükanne Pezevenk Bağırsakçı Çalıntı eşya satıcısı Hai Baskın ya da soruşturmayı belirten çağrı Ağırlar Önemli kişiler Kardeş Bir Hırsız'ın en yakını ve en güvendiği kişi Bıçak Suikastçi/Kiralık katil Elçi Bir tehdit mesajını taşıyan veya ileten kişi Bakmak Saklamak (Kendi işine bak/senin için buna bakarım) Maşrapa


Ağız (Bol için bir kap gibi) Dışarıda Aramakta Mullook Vahşi geceleri avlanan bir kuş türü Rassook Eti ve tüyleri için beslenen evcil kuş Ravi Ceryniden daha büyük bir tür rodent Çakmak Fark etmek/anlamak Tekneci Kaçakçı Sağ kollu Güvenilir/Kalbi doğru yerde 385 TRUDİ CANAVAN "P Pürüz Parlamak Arz etmek Meydan Squimp Stil Ebelemek Hırsız Gözcü Vahşi Ziyaretçi Özgürlük Bela (İşte biraz pürüz çıktı) İlgi (onun için parlıyorum) Takdim etmek İzin Hırsızlar'a kazık atan kişi iş yapma tarzı Fark etmek (ayrıca ebe; genellikle gizli olarak casusluk yapan kişi) Bir suç örgütünün lideri Birini yada bir şeyi gözetlemek üzere görevlendirilmiş kişi Zor Evlere giren hırsız.


TERİMLER SOZLUGU HAYVANLAR Aga Güvesi Anyi Ceryni Enka Eyoma Faren Gorin Harrel Limek Reber Bitki özü sineği Şevli Squimp Zili Kumaş yiyen böcekler Küçük dikenleri olan bir deniz memelisi Küçük rodent Boynuzlu evcil hayvan, eti için yetiştirilir Deniz sülüğü Örümcekgillerin genel adı Eti ve vagon, mavna çekmesi ya da yük taşıması için beslenen büyük evcil hayvan Eti için beslenen küçük evcil hayvan Vahşi yırtıcı bir köpek türü Yünü ve eti için beslenen evcil hayvan Ormalık alan sineği Zehirli bir tür kertenkele Yemek çalan sincap benzeri hayvan Bazen evcil hayvan olarak da beslenen küçük zeki memeli 386 Yüce Lord-Kara Büyücüler BİTKİLER/YİYECEKLER Anvivope asması Bol Brasi


Chebol sosu Crots Curem Curren Dall Gan-gan İker Jerras Kreppa Marin Manyo Myk Nalar Pachi Papea Piorres Raka / Suka Sumi Telk Tenn Tugor Vare Zihinsel yansıtmaya duyarlı bir bitki Tugordan yapılan güçlü bir içki. (Nehir pisliği anlamınada gelir) Küçük tomurcuklu yeşil yapraklı bir bitki Boldan yapılan yağlı et sosu Büyük mor fasulye Hafif, lezzetli bir baharat Kuvvetli bir aramaya sahip işlenmemeiş bir tür hububat Turuncu tohumlu eti olan ekşi, uzun meyva Lan'dan gelen çiçekli bir çalı Afrodizyak özellikleri ile ünlü uyarıcı ilaç Uzun sarı fasulye Kötü kokulu şifalı bir bitki Kırmızı bir turunçgil türü Çiçek soğanı Zihni etkileyen bir ilaç Tadı acı olan bir kök türü Tatlı gevrek bir meyve Karabiber benzeri bir baharat Küçük çan şekilli meyve Kızartılmış fasulyeli uyarıcı içecek, Sachaka kökenlidir


Acı bir içki Yağ çıkarılan tohum Un yapmak için ezilebilen, küçük parçalara kirılabilen, ya da olduğu gibi pişirilebilen bir hububat türü Yabani havuç benzeri kök bitki Şarapların çoğunun üretildiği meyve

GİYİM VE SİLAHLAR İncal Kebin Kare sembol, aile kalkanının aksine giysi koluna veya manşetine dikilir Muhafızlar tarafından kullanılan, saldırganın 387 TRUDİ CANAVAN Uzun ceket bıçağını yakalamak için tasarlanmış bir ucunda kanca bulunan demir çubuk Ayak bileğine kadar gelen ceket

YAŞAM YERLERİ Hamam Bolevi Mayaevi Kalımevi Banyo imkanlarını ve diğer tımarlama servislerini satan kurum Bol ve kısa süreli yatacak yer satan kurum Bol üreticisi Bir aileye kiralanan ev yada oda

MÜTTEFİK ÜLKELER Elyne


Kyralia Lan Lonma Vin Konum ve kültür olarak Kyralia'ya en yakın ülke. Ilıman bir ikilimi vardır. Lonca'nın bulunduğu ülke Savaşçı kabilelerin yaşadığı dağlık bir ülke Katı Mahga dininin yaygın olduğu bir çöl ülkesi Denizcileri ile ünlü bir ada ülkesi

D İÇER TERİMLER Cap Şafakşenliği Öğle arası Simba matı Bir üst para birimine denk gelecek şekilde yeteri kadar paranın bir çubuğa dizilmesi Kahvaltı Öğlen yemeği Kamışlardan örülmüş mat 388 * ANADOLU KORKU ÖYKÜLERİ Demokan Âtasoy-Galîp Dursun-Koray Günyaşar Kayra "Keri" Küpçü-Ayşegül Nergis-Işın Beril Tetik Altı genç yazarın öykülerinin derlendiği kitabı en iyi 'Üstad' Giovanni Scognamillo anlatıyor: "Büyük kent korkuları başka, kırsal alan korkuları bambaşkadır; doğa ile doğanın gücü ile batıl inançlarla iç içedir ve çarpıklıklarını da onlardan alır, ola ki inandırılırcıklarını da... Öykülerin tümü, özgünlüklerinden bir şey kaybetmeksizin, anlattıkları ortamların -köyler, ormanlar, tepeler, mağaralar- özelliklerini koruyarak dayandıkları malzemelerin -batıl inançlar, hayaletler, büyüler, büyücüler- yerinde kullanılışı ile gerçekten kimi Anadolu korkularını, okurları etkileyecek -ve


düşündürecek- şekilde canlandırıyor. Kaldı ki ücra köylerin, geleneklere bürünmüş kasabaların, kuytu ormanların, bir görünene bir kaybolan mağaraların ve nerelere kadar uzandığı bilinmeyen kuyuların gizleri ve dağıttığı, dağıtabildikleri heyecanlar, korkular ve kabuslar bunlarla bitmiyor, ola ki başlıyor..." * KARANLIĞIN RENGİ BEYAZ Kerim Altınok-Selim Altmok Görme engelli, hukukçu, yazar, müzisyen, satranç şampiyonu ikiz kardeşler; hayat öykülerini anlattıkları kitaba bu ismi vermişler: 'Karanlığın Rengi Beyaz'. Altmok kardeşlerin yaşam öykülerini okuduğunuzda, "bir hayat ancak bu kadar aydınlatılabilir" diyeceksiniz. Ayşe Kulin'in yorumuyla: "Gönül gözüyle bakmak, dünyaya gönül gözüyle bakarak, bambaşka boyutlar algılayabilen Kerim ve Selim Altmok kardeşler okuyor, düşünüyor, üretiyor, müzik ve spor yapıyorlar; yetmiyor, gözlerimizle baktığımız halde derinlikler kaçıran bizlerle, tüm yetilerini cömertçe paylaşıyorlar." Prestij Christopher Priest 19. Yüzyıl'da iki sahne illüzyonisti, aristokrat kökenli Rupert Angier ve işçi sınıfından gelme Alfred Borden, sert ve ölümcül bir kavgaya tutuşur; bu kavganın etkileri, ikisinin de soyundan gelenlerde yüz yıl sonra bile hissedilmektedir. Viktorya Devri müzikhollerinin, gaz lambası ile aydınlanan kadife dünyasında çalışan iki adam, saplantılı bir gizliliğin ve doyumsuz merakın ölümcül birleşimi ile sınır tanımadan, birbirlerinin hayatlarının karanlık köşelerinde sinsice dolaşıyor. Mücadelenin merkezinde ikisinin de sahnede sergilediği şaşırtıcı bir illüzyon numarası var. Bu numaranın sırrı çok basit ama taraflar için asıl gizem daha derinlerde yatıyor. İkisinin de saklayacakları şeyler, bir illüzyonun gerçeğinden çok öte...


Hipnotize edici bir roman... The Independent


Trudi Canavan - Yüce Lord Kara Büyücüler