Page 1

R. A. Salvatore _ İblis Savaşları Serisi Cilt1 İblisin Uyanışı

GIRIS İblis dactyl uyandı. Öyle gösterişli bir olay değildi, yalnızca uzak, boş bir dağın içindeki, derin bir mağarada yavaş bir kıpırdanma. Fark edilemeyen -mağara solucanları ve yüksek tavanda asılı duran yorgun yarasa topluluğu içinde uykusuz kalmış birkaç tanesi dışında- kimse tarafından görülmeyen bir olaydı. Ama iblis ruhu uyanmış, uzun uykusundan Corona denen, dünyaya yaptığı son ziyarette arkada bıraktığı heykelsi şeklin içinde gelmişti. Elle dokunulabilir, maddesel beden gezgin ruha iyi geldi. Dactyl onun kanını, kanatlarında ve kuvvetli bacaklarında dolaşan sıcak kanını, kudretli kaslarının seğirmesini hissedebiliyordu. Gözleri titreşerek açıldı, ama yalnızca karanlık gördü; çünkü şekil derin mağaradaki, büyülü uykusunda, başı eğik, kanatları bedenine sıkı sıkı sarılmış dururken magmayla kaplanmıştı. O zaman, ateşli maddenin çoğu köpürerek mağaradan akıp gitmişti, ama dactylin dünyevi bedeninin çevresinde katılaşacak kadarı kalmıştı. Ruh Corona'ya lavtaşıyla kaplı olarak gelmişti! İblis ruh kendi derinliklerine daldı, fiziksel gücünü ve büyü güçlerini çağırdı. Salt irade ve kaba güçle kanatlarını gerdi. Lavtasından lahdin ortasından aşağı doğru ince bir çatlak açıldı. Dactyl kanatlarını yine gerince çatlak genişledi ve sonra ani, güçlü bir patlamayla lavtasını parçalayarak geniş kanatlarını yanlara açtı, pençeli uçları havayı kavradı ve yırttı. Dactyl başını arkaya attı ve ıo R. A. Salvatore büyük ağzını açtı, geri dönüşünün coşkusuyla, Corona'nın 'sessiz insan krallıklarına yine getireceği kaosun düşünceleriyle tiz bir çığlık kopardı. Bedeni uzun, ince bir adamın bedenine benziyordu, biçimli ve gergin kaslarla kaplıydı. İki muazzam yarasa kanadı vardı, tam olarak açıldığında altı metre uzunluğundaydılar ve yetişkin bir boğayı hızla uçuracak kadar güçlüydüler. Başı da bir parça insansıydı ama sivri bir uçla sonlanan dar çene kemikleri yüzünden daha köşeli görünüyordu. Kulakları sivriydi, iblis yaratığın ince telli, gür, siyah saçlarının arasından yukarı uzanıyorlardı. O saçlar iblisin alnında birbirine doğru kıvrılan başparmağı büyüklüğündeki boynuzlarını da gizleyemiyordu. Derisi sert ve kalındı; zırh gibiydi, rengi kırmızımsı ve içten içe yanıyormuş gibi parlaktı. İblisin gözleri de parlıyordu, çoğu zaman ışıltılı siyah göller gibi, ama kızdığı zaman kırmızı kürelere, canlı alevlere dönüşüyorlardı; mutlak nefret dolu bir parıltıya. Yaratık gerindi, esnedi, kanatlarını ardına kadar açtı, uzandı ve insansı kollarıyla havayı pençeledi. İblis tırnaklarını uzattı, onları kancalı pençelere dönüştürdü, dişlerini gıcırdattı -alt dudağının üzerine çıkan iki sivri köpek dişi. İblisin her parçası bir silahtı, ölümcül ve yıkıcı. Ve bu canavar inkar edilemez ölçüde güçlü görünse de, iblisin asıl gücü zihninde ve amacında yatıyordu, ruhların ayartıcısı, yüreklerin düzenbazı, yürekleri çarpıtan yalanların yaratıcısı. Corona'nın dinbilimcileri İblis dactylin kötülüğün

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


kaynağı mı, yoksa sonucu mu olduğu üzerinde tartışmışlardı. Dactyl insanlığa zayıflık ve ahlaksızlık mı getiriyordu? Dactyl ölümcül günâhların kaynağı mıydı, yoksa o günahlar patlama derecesinde cerahatlandığı zaman mı kendini gösteriyor ve dünyada yürüyordu? Bu tür soruların mağaradaki uğursuz yaratık için önemi yoktu. Ne kadar oldu, diye merak etti dactyl. Corona'ya yaptığı son İblisin Uyanışı ıı ziyaretten bu yana kaç on yıl, hatta yüzyıl geçmişti? Yaratık o, uzun zaman öncesini hatırladı, ordular birbiri ardına o harika, ümitsiz savaşa katılırken seller gibi akan kanı zevkle düşündü. İnsanları ve elfleri toparlayıp, dactylin ordularını bu dağın, Aida'mn dibine kadar kovalayan Terranen Dinoniel ismine yüksek sesle lanet okudu. Dinoniel yaratığın peşinden bu mağaraya bizzat gelmiş, dactyli şişlemişti... Siyah kanatlı iblis başını eğip o olmasa pürüzsüz olacak derisini lekeleyen daha koyu kırmızı bir yırtığa baktı. Kemiklerini mide bulandırıcı bir biçimde çatırdatarak başını çepeçevre döndürdü, eğildi ve bedenindeki ikinci kusuru, sol kürek kemiğinin altındaki yumrunun üzerindeki yara izini inceledi. O iki yara izi dactylin kalbiyle mükemmel bir şekilde aynı hizadaydı; Dinoniel iblisin dünyevi bedenini tek bir ümitsiz hamleyle yok etmişti. Ama ölüm çırpınışları içinde bile dactyl o gün zafer kazanmış, irade gücünü kullanarak magmayı Aida'mn derinliklerinden getirmişti. Dinoniel ve ordusunun büyük kısmı kavrulmuş ve yok edilmişti, ama dactyl... Dactyl ebediydi. Dinoniel gitmişti, uzak bir anıydı, ama iblis ruh geri dönmüştü ve fiziksel yaraları iyileşmişti. "Dinoniel'in yerini hangi insan, hangi elf alacak?" diye sordu iblis yüksek sesle, her an bir kükremenin eşiğindeymiş gibi gelen o boş, yankılı sesiyle. Beklenmedik ses yüzünden bir yarasa bulutu ürpererek canlandı ve lav bu noktadan akarken oluşmuş tünellerden birine doğru uçup gitti. Dactyl güldü, bu tür yaratıkları -her yaratığı!kovalayabildiği için muhteşem olduğunu düşündü... yalnızca sesle bile kaçıyorlardı. Peki insanlar ve elfler -eifler hâlâ varsa tabii, çünkü Dinoniel'in gününde bile sayıları azalmaktaydı- bu sefer nasıl bir azim göstereceklerdi? Düşünceleri düşmanlarından hizmetkarları olarak toplayacaklarına yöneldi. Dactyl savaşmak için bu sefer hangi yaratıkları 12 R. A. Salvatore toplayabilecekti? Öfke ve açgözlülükle dolu, cinayet ve savaştan sınırsız zevk alan kötücül goblinleri elbette. Sayıları az olsa da, her biri bir düzine insanın gücüne sahip, derileri bir hançerin delemeyeceğı kadar kalın ve sert, dağlardaki fomoryan devlerini. Ve powrieler, evet, powrieler; Julianthelerin, Yıpranmış Adalar'ın insanlardan diğer herkesten çok nefret eden, kurnaz, savaşçı cüceleri. Yüzyıllar önce powrieler sağlam, enli fıçı tekneleriyle denizlere hakim olmuşlardı. Nasıl ki ufak tefek powrieler kendilerinden iri insanlardan daha zorlu malzemeden yapılmışlarsa, gemilerinin gövdeleri de insanların büyük gemilerinden daha sağlam

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


malzemeden yapılmıştı. Geçmiş ve gelecekteki müttefiklerini, ızdırap ordusunu düşünürken dactylin ağzından salyalar sarktı. Onları kabile kabile, ırk ırk sürüsüne katacak, güneş batı ufkuna dokunduğunda, sürüsü, gecenin büyümesi gibi büyüyecekti. Corona'nın alacakaranlığı yakındı. Dactyl uyanmıştı.

BİRİNCİ KISIM KADER Ağaçların arasında süzülen, Yıkılmış insanları ayağa kaldıran hangi şarkı bu? Yürekleri haris hüzünden kurtaran, Yarın için umut vaat eden? Dinle o şarkıyı, Daha tatlı ezgi var mı? Şafağın sıcak fısıltıları. Soğuk gece havasında sıcak kandan buhar süzülüyor. Hangi hazine umudu, hangi altın açlığı O pis hayvanı derin mağaralardan çıkardı da Gecekıışu'nun karşısına getirdi, sonsuz uykuya yolladı? Tamah için geliyorlar. Elf ırkının nazik ellerinde, Kanamak için geliyorlar. Parlak kılıç, atın koşusu, Tüm canavarların yekvücut kötülüğü. Ortalarında atlı, Korucu Gecekuşu, Fırtına 'nın öfkesi çakıyor, tehlikeyi inkar ediyor Kesiyor ve yarıyor! Yırtıyor ve açıyor! Kabusları kovalıyor. Hızlı koşun goblinler, Korucu yayını geriyor, Kanınız beyaz karı lekelesin diye Ok be ok, kırmızı ırmak Tez düş Şer, ölmüş olanın karşısında. Şahinkanadı'nın öfkesi,

Solucanların soğuk ülkesine Gömecek goblinleri. Dağılırı goblinler, uçun ve kaçın! Senfoni'den hızlı koşamazsınız. Ezgiden toynaklar sırtında Gecekusu ile Kasveti dağıtıyor, sonunuzu bilin! Fırtına 'nıtı düşüşüyle, Siz de düşeceksiniz Sonsuz karanlığa. Süzülüyor ezgi, tatlı Senfoni. Gidiyor Gecekusu, onu kucaklayacak ormana Baharın günışığmda, Şer'den iz olmayan yerde, Çiçeklerin ve âşıkların arasından, ölçülü adımlarla git. Dinleyin, hepiniz Gecekuşu'nun seslenişini Ve huzurlu âşıklar, güven içinde uyuyun. "GECEKUŞU'NUN ŞARKISI I BEKLENMEDİK AV

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Elbryan Wyndon şafaktan önce kalkmıştı. Şöminenin parlayan közlerinin kırmızı ışığında giysilerini el yordamıyla buldu ve hızla giyindi. Elini dağınık, düz saçlarının arasından geçirdi... yaz güneşi ışığında üstteki tutamların rengi açılarak açık kahverengiye dönüşmüştü. Yatağının yanı başına bıraktığı kemerini ve hançerini aldı. Silahı törensel bir edayla beline bağladığında kendini güçlü hissetti. Bulabildiği en kalın battaniyeyi kaptı ve dışarının karanlık, soğuk havasına fırladı; öyle hevesliydi ki, kulübenin kapısını arkasından kapatmak son anda aklına geldi. Küçük sınır köyü Dundalis sessiz ve tekinsiz bir şekilde kıpırtısızdı, her günün emeğini takip eden hak edilmiş yorgunluğu uykuyla çıkarıyordu. Elbryan da önceki gün sıkı çalışmıştı... normalden de sıkı, çünkü köyün erkek ve kadınlarının çoğu ormanın deriniiklerindeydi ve Elbryan gibi on üçüne yakın oğlan ve kızlardan* işleri yolunda tutmaları istenmişti. Bu, odun toplamak, ateşleri canlı tutmak, kulübeleri onarmak -hep onarıma ihtiyaç duyarmış gibiydiler!- ve köyün içinde bulunduğu korunaklı vadinin çevresinde yürüyerek ayı, büyük kedi ya da avlanan kurt sürüleri izlerine karşı dikkatli olmak demekti. Elbryan o çocukların en büyüğü ve bu yüzden de çetenin önderiydi ve kendini önemli hissediyordu; gerçek bir erkek gibi. Avı6 R. A. Salvatore cılar mevsimin son ve en önemli gezisine çıkarken son kez geride kalmıştı. Gelecek bahar onüçüncü doğumgününü getirecekti, kuzeydeki zorlu topraklarda çocukluğun sona erişi. Gelecek bahar Elbryan çocuk oyunlarını geride bırakarak yetişkinlerle avlanacaktı. Önceki günün işleri yüzünden gerçekten yorulmuştu, ama öyle heyecan doluydu ki uyuyamamıştı. Hava kışa dönüyordu. Erkeklerin artık dönmesi bekleniyordu ve Elbryan onları karşılamaya, topluluğun önünde köye girmeye kararlıydı. Bırak daha küçük oğlanlar ve kızlar onu o zaman görsünler, hak ettiği saygıyı duysunlar, bırak daha büyük erkekler yokluklarında, Elbryan'ın dikkatli gözetimi altında köye iyi bakıldığını görsünler. Yorgunluğuna rağmen hafif adımlar atarak Dundalis'ten çıktı, karanlık gölgelerden geçerek küçük, tek katlı kulübelerden birine gitti. "Jilly!" Sesi gür değildi, ama sessiz sabah havasında öyle çıktı. Elbryan akıllılığına gülümseyerek bir sonraki evin köşesine gitti ve oradan gözetledi. "Bugün olabilirdi!" diye itiraz etti genç bir kız, Jilseponie, Elbryan'ın en yakın arkadaşı. "Bunu bilmiyorsun, Jilly," diye itiraz etti annesi, kulübenin açık kapısında durarak. Elbryan kıkırdamasını bastırmaya çalıştı; kız bu addan, Jilly adından nefret ediyordu, ama kasabada hemen hemen herkes onu böyle çağırıyordu. O kısaca "Jill" denmesini tercih ediyordu. Ama o ve Elbryan arasında ismi Pony'ydi, gizli ismi, Jilseponie'nin en sevdiği. Kıkırdaması çok geçmeden kayboldu, ama gülümsemesi kaldı ve manzara karşısında daha da genişledi. Elbryan nedenini bilmiyordu, ama Pony'yi gördüğünde hep mutlu oluyordu, halbuki daha iki sene önce kıza ve köy kızlarının geri kalanına sataşır, on-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ları durmaksızın kovalardı. Bir seferinde Elbryan, Jilseponie'yi yaiblisin Uyanışı 17 nında erkek arkadaşları yokken yakalama hatasını yapmıştı ve kendini kanıtlamak için kızın sarı saçlarını fazla hızlı çekmişti. Gelen yumruğu hiç fark etmemişti, sırtüstü yatarken gökyüzünün aniden nasıl da daha geniş görünmeye başladığı dışında hiçbir şeyi fark etmemişti. Bu utanca artık kendi kendine, hatta Pony'nin yanında bile gülebiliyordu. Ona her şeyi söyleyebileceğini hissediyordu ve kızın onu yargılamayacağını, duygularıyla eğlenmeyeceğini biliyordu. Mum ışığı yola dökülerek kızı hafifçe aydınlattı. Manzara Elbryan'ın hoşuna gitmişti; her geçen gün Pony'ye bakmaktan daha da hoşlandığını anlıyordu. Kız Elbryan'dan beş ay daha küçüktü, ama daha uzun boyluydu, bir metre altmış santimdi, buna karşın genç delikanlı, hevesle beklediği bir metre elli santime bile henüz ulaşmamıştı ve bu yüzden dehşete düşüyordu. Elbryan'ın babası Wyndon, çocuklarının normalde geç uzadığını söyleyerek ona güven vermişti. Bütün kıskançlıklar bir yana, Elbryan kendinden daha uzun olan Pony'nin hoş bir görünüşü olduğunu düşünüyordu. Kız dik duruyordu, ama katı değildi, Elbryan da dahil, Dundalis'in bütün oğlanlarından daha hızlı koşabilir, dövüşte hepsini alt edebilirdi. Yine de, onda narin bir hava vardı, Elbryan'ın küçükken zayıflık olarak gördüğü, ama büyüdükçe tuhaf şekilde dikkat çekici bulduğu bir yumuşaklık. Jilseponie'nin durmaksızın fırçaladığı saçları altın renginde ve ipek gibiydi, elinizi içinde kaybedebileceğiniz kadar gürdü; omuzlarının üzerinden sırtına doğru çekici bir yabanilikle akıyordu. Gözleri, iri gözleri, Elbryan'ın hiç görmediği derin, berrak bir mavilikteydi, koca dünyanın manzaralarını soğuran ve Jilseponie'nin her ruh halini yansıtan büyük süngerler gibi. Pony'nin gözleri hüzün dolduğu zaman Elbryan bunu kalbinde hissediyordu; ışıl ışıl bir coşkuyla neşelendikleri zaman Elbryan'ın ayakları istemsizce dans etmeye başlıyordu. Kızın dudakları da kalın ve genişti. Oğlanlar Pony'ye sık sık ?8 R. A. Salvatore dudakları yüzünden sataşır, onları pencereye yapıştıracak, olsa kızı sonsuza dek tutabileceklerini söylerlerdi! Elbryan artık Pony'nin dudaklarına bakarken şaka yapma arzusu hissetmiyordu. Onların yumuşaklıklarını seziyordu, öylesine davetkar... "Sabah kahvaltısına dönerim," diye temin etti annesini Pony. "Orman geceleri tehlikelidir," diye yanıt verdi çileden çıkmış annesi. "Dikkatli olurum!" diye karşılık verdi Pony önemsemez bir tavırla, kadın cümlesini bitirmeden. Elbryan, Pony'nin genellikle sert davranan annesinin kızı fena haşlayacağını düşünerek nefesini tuttu. Ama kadın yalnızca içini çekti ve teslimiyet içinde kulübenin kapısını kapattı. Pony de içini çekti ve yetişkinlerin onu ne kadar kızdırdığını ifade etmek için başını iki yana salladı. Sonra döndü, sekti ve bir an sonra Elbryan önüne atlayınca irkildi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Düşünmeden yumruğunu kaldırdı ve Elbryan akıllıca geriye sıçradı. "Geç kaldın," dedi. "Erkenciyim," diye ısrar etti Pony, "fazla erkenci. Ve yorgunum." Elbryan omuzlarını silkti ve başıyla kuzeye giden yolu işaret etti, sonra kızın önünde hızlı adımlarla yürümeye başladı. Zaman hakkındaki şikayetlerine rağmen, Pony ona yetişmekle kalmadı, sekerek yanından geçti. Elbryan kadar heyecanlı olduğu açıktı. Kasabadan çıkıp sırta tırmanmaya başladıklarında, heyecanı keskin bir neşeye dönüştü. Pony güneye baktı, sersemlemiş bir biçimde, gülümseyerek durdu ve gece göğünü işaret etti. "Ayla," dedi nefes nefese. Elbryan kızın bakışlarını takip ederek döndü ve o da sırıtmasını engelleyemedi. Çünkü güneyde, gökyüzü boyunca, ufkun üzerinde Coroİblisin Uyanışı 19 na'nın Ayla'sı, semavi kemer uzanıyordu -ince bir renk oynaşması, kırmızı, yeşil, mavi ve koyu mor, yaşayan bir gökkuşağı gibi akıcı bir yumuşaklık. Ayla zaman zaman yaz göğünde de görünürdü, ama yalnızca kısa gecelerin en derin vakitlerinde, çocuklar, hatta yetişkinler derin uykudayken. Elbryan ve Jilseponie onu birkaç kez görmüşlerdi, ama hiç bu kadar berrak değil, hiç bu kadar canlı değil. Sonra uzak bir flüt sesi, yumuşak bir müzik, mükemmel bir ezgi duydular. Soğuk havada, güç bela algılanabiliyordu. "Orman Hayaleti," diye fısıldadı Pony, ama Elbryan duymamış gibiydi. Pony sözcükleri bir kez daha, alçak sesle tekrarladı. Orman Hayaleti Ormandiyar'da bilinen bir efsaneydi. Yarı at, yarı insan olan yaratık ağaçların koruyucusu ve hayvanların, özellikle de kuzeye doğru uzanan vadilerde koşan yabani atların dostuydu. Bir an, böyle bir yaratığın yakında olması düşüncesi Pony'yi korkuttu, ama korkulan Ayla'nın kusursuz güzelliği ve büyüleyici müziğin uyumlu ezgisiyle yok olup gitti. Bu kadar güzel flüt çalan herhangi biri ya da şey nasıl tehlikeli olabilirdi? İkili uzun süre sırtın kenarında konuşmadan, birbirlerine bakmadan, hatta diğerinin orada olduğunun farkında bile olmadan durdu. Elbryan kendini yapayalnız, ama evrenle bir hissediyordu; onun ihtişamının bir parçası, sonsuzluktaki küçük, ama sonsuz bir ışıltı. Zihni tepeden, sert zeminden, varlığının mantıklı deneyimlerinden yukarı, varoluşun heyecan verici coşkusuyla bilinmeyene süzüldü. "Mather" ismi bir an için aklına geldi, ama neden, bilemiyordu. O sırada hiçbir şey bilmiyor gibiydi, ama yine de her şeyi biliyordu -dünyanın, huzurun, sonsuzluğun gizlerini- hepsi tam önündeydi, çok basit ve doğru bir şekilde. Yüreğinde bir şarkı hissetti, ama bu şarkının sözleri, yoktu, bedeninde bir sıcaklık hissetti, ama o anda o dünyevi şeklin bir parçası değildi. Duygu gelip geçti -çabucak. Elbryan derin derin iç çekti ve 20 R. A. Salvatore Pony'ye döndü. Tam bir şey diyecekti ki, kızın da sözcüklerin ötesinde bir şeye boğulmuş olduğunu görerek dilini tuttu. Elbr-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


yan aniden kendini kıza daha yakın hissetti, sanki ikisi çok özel, çok kişisel bir şey paylaşmışlar gibi. Başka kaç kişi Ayla'ya bakabilir, o şeyin güzelliğini anlayabilir, diye merak etti. Kesinlikle Dundalis'in homurdanan, dırdırcı yetişkinlerinin hiçbiri ve aptallıklarına bu tür şeyler düşünemeyecek kadar boğulmuş çocukların da hiçbiri, diye karar verdi. Hayır, bu onun ve Pony'nin deneyimiydi -yalnızca onların. Kızın çevrelerindeki gerçekliğe yavaş yavaş dönmesini izledi -sırt, gece ve arkadaşı. Kızın ruhunun o bir altmışlık bedene geri dönmesini görebiliyordu sanki -gün be gün daha da şekillenen bir beden. Elbryan aniden beliren, gidip Pony'yi öpme duygusuna direndi. "Ne?" diye sordu kız, oğlanın yüzünde beliren kargaşayı, hatta dehşeti karanlığa rağmen fark ederek. Oğlan bu tür duygular hissetmesine izin verdiği için kendine kızarak bakışlarını kaçırdı. Pony bir kızdı ve Elbryan açık açık onun arkadaşı olduğunu itiraf edebilecek olsa da, bu tür derin duygular gerçekten dehşet vericiydi. "Elbryan?" diye sordu kız. "O şarkı Orman Hayaleti'nin miydi?" "Hiç duymadım," diye terslendi Elbryan, ama düşününce, uzak bir flüt sesini gerçekten duymuştu. "O zaman ne?" diye ısrar etti Pony. "Hiçbir şey," diye yanıt verdi kabaca. "Hadi gel. Şafağa çok kalmadı." Sonra hararetli bir hızla sırtı tırmanmaya başladı, hatta zaman zaman, düşmüş yaprakların oluşturduğu çıtırtılı halıyı ezerek dört ayak üzerinde ilerledi. Pony durup onu izledi, başta kafası karışmıştı. Yavaş yavaş yüzünde bir gülümseme belirdi, gamzeleri hafifçe kızardı. Elbryan'ın mücadele ettiği duyguları bildiğini düşünüyordu; bu senenin ilk aylarında kendisinin de iblisin Uyanışı 21 mücadele ettiği aynı duygular. Pony o savaşı, o özel duygulan, Elbryan'a ne zaman baksa içini dolduran sıcaklığı kabullenerek, hatta onlardan keyif alarak kazanmıştı. Şimdi Elbryan'ın cesurca savaşmasını ve kendisininkine benzer bir sonuç kazanmasını umuyordu. Arkadaşına sırtın tepesinde yetişti. Arkalarında, Dundalis sessiz ve karanlıktı. Bütün dünya kıpırtısız gibiydi, tek bir kuş ötmüyordu, tek bir esinti yoktu. Birlikte, ama aralarında yarım metrelik bir mesafeyle ve Elbryan'ın içindeki kargaşanın duvarıyla ayrılmış olarak oturdular. Oğlan hareket etmedi, gözlerini bile kırpmadı, yalnızca önündeki geniş vadiye bakarak oturdu, ama mekanı tanıması için bile çok karanlıktı. Ama Pony daha canlıydı. Bakışlarının Elbryan'ın üzerinde oyalanmasına izin verdi, ta ki oğlan açıkça rahatsız olana kadar, sonra bakışlarını nazikçe kaçırdı, köye baktı -evlerden birinde tek bir mum yanıyordu- ve Ayla'ya. Ayla şimdi güney göğünde hızla soluyordu. Kız parlak renkleri hâlâ ayırt edebiliyordu, ama o özel güzellik ânı, içsel düşünceler ânı geçmişti. Şimdi yine Jilseponie'ydi, yalnızca Jilseponie, arkadaşıyla sırtta oturmuş, babasının ve diğer avcıların dönüşünü bekliyordu. Ve şafak yaklaşıyordu. Pony köyü daha iyi görebildiğini, evleri, hatta Bunker Crawyer'ın çitinin direklerini ayırt edebildiğini fark etti: "Bugün," dedi Elbryan beklenmedik bir biçimde. Sesi kızm dönüp onu incelemesine sebep oldu. Oğlan rahatlamıştı, rahatsız edici duygular gecenin gizemiyle bir kenara atılmıştı. "Bugün dö-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


necekler," diye bildirdi başını sallayarak. Pony onun haklı olduğunu umarak sıcak bir edayla sırıttı. Gün çevrelerinde aydınlanırken sessizlik içinde oturdular. Geniş vadide, karanlığın duvarı, yerini her daim yeşil ağaçların oluşturduğu tek tek kara beneklere bıraktı -sıra sıra kadim ağaçlar. Corona'nın en eski askerleri, çoğu Elbryan'ın boyunun iki katı ka22 R. A. Salvatore dar gelmese bile, gururla dikiliyorlardı. Bu yüksek noktadan, gittikçe artan ışıkta manzaranın çıplaklığı ikiliyi şaşkınlık içinde bıraktı. Ağaçların çevresindeki zemin sabah ışığını yakalıyor, sıkı sıkı tutuyordu; çünkü çalılıklar karanlık değil beyaz ve gürdü, Karibu yosunundan bir halı. Elbryan yosuna bayılıyordu -bütün çocuklar bayılırdı. Bu beyaz halıya ne zaman baksa ayakkabılarını ve pantolonunu çıkarmak ve çıplak ayak, çıplak bacakla koşmak, yumuşaklığını ayak parmaklarında, sürtünmesini ayak bileklerinde hissetmek istiyordu. Çoğu yerde Karibu yosunu dizlerini bile aşıyordu! Çocukluk yıllarında çok kez yaptığı gibi, bunu yine yapmak istiyordu, ayakkabılarını ve giysilerini çıkarmak... Arkadaşını, biraz önceki duygularını hatırladı ve fena halde kızararak Pony'ye sırtını döndü. "Güneş fazla yükselmeden gelirlerse onları bir buçuk kilometre öteden görürüz," dedi Pony. Ama kız ileriye değil, arkalarındaki sırta bakıyordu. Güz epey ilerlemişti ve kışın yaprak döken ağaçların yaprakları, özellikle de şeker akçaağaçları, renklerle parlıyorlardı, sırt parlak kırmızı, portakal rengi ve sarıya boyanmıştı. Elbryan dalgın kızın kendi kırmızı yüzünü fark etmemiş olmasına memnundu. "Vadinin o tarafından gelirlerse," diye onayladı keskin bir sesle, Pony'nin dikkatini çekerek. Vadinin kuzeydoğu yamacındaki geniş, yumuşak eğime işaret ederek ekledi, "bir buçuk kilometre öteden görürüz!" Tahminleri aşırı iyimser çıktı, çünkü manzaranın çıplaklığı mesafe duygularını karıştırmıştı. Geri dönen avcıları gerçekten de görerek sevindiler, ama ancak grup çanak şeklindeki vadinin dibinde çok aşağılarında bir dizi minik şekil halinde ilerlerken. Çılgınca gevezelik ederek izlediler, saymaya, kimin başı çektiğini tahmin etmeye çalıştılar, ama avcılar ağaçların gölgelerine İblisin Uyanışı 23 girip çıkarken kafaları karıştı. "Bir omuz sırığı!" diye bağırdı Elbryan aniden, iki adamı birleştirir gibi görünen çizgiye işaret ederek. "Bir tane daha!" diye ekledi Pony mutlulukla ve daha fazlası görüş alanına girince neşeyle ellerini çırptı. Avcılar omuz sırıklarına asılmış karkaslarla döneceklerdi -rengeyiği ya da beyaz kuyruklu geyiklerle- ve izleyen ikiliye bu av gerçekten de başarılı geçmiş gibi geldi! Sabırsızlıkları hızla çözüldü; aynı anda ayağa fırladılar, geri dönen topluluğun önüne çıkacak bir yön seçerek hızla dik yamaçtan aşağı koştular. Sırtın tepesinden Vadi çıplak ve açık görünüyordu, ama içine indiklerinde ne kadar kafa karıştırıcı, ne kadar ürkütücü bir yer

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


olabileceğini hemen hatırladılar. Alçak, fakat geniş çamların ve ladinlerin arasındayken manzara her yanda birkaç metre öteden sonra kapalıydı; ikili çabucak ayrı düştü ve seslerini kullanarak bir araya gelmek için, sonra da hangi yönün onları babalarına götüreceği üzerinde tartışarak dakikalar harcadılar. "Güneş güneydoğuda," diye hatırlattı Elbryan Pony'ye, duruma hakim olurken omuzlarını dikleştirerek. Güneş henüz vadinin kenarından görünecek kadar yükselmemişti, ama konumunu kolaylıkla çıkartabiliyorlardı. "Avcılar kuzeydoğudan yaklaşıyor, bu yüzden tek yapmamız gereken güneşi sağ omzumuzun üzerinde tutmak." Bu Pony'ye manuklı geldi, bu yüzden omuzlarını silkmekle ve Elbryan'ın başı çekmesine izin vermekle yetindi. Yüksek sesle seslenecek olsalar, babalarının büyük olasılıkla onları duyacağından ve yol göstereceklerinden bahsetmedi. Elbryan çalımsı her daim yeşil ağaçların arasında yolunu kararlılıkla seçti, Pony'nin ayak uydurduğunu görmek için arkasına bile bakmadı. Avcıların seslerini duyduğunda daha da hızlandı. Babasının gür sesini tanıdığında yüreği çarpmaya başladı, ama 2İ, R. A. Salvatore adamın ne dediğini çıkartamadı. Pony ona yetişti, iki geniş çamın arasından geçen yolun son kısmında onu geçti, diken diken dalları kenara ittirdi, geri dönen topluluğun tam önünde, açıklığa fırladı. Avcıların korkmuş, neredeyse yabani tepkileri Elbryan'ı olduğu yerde dondurdu ve Pony'nin kendini saklamak için çökmesine sebep oldu. Elbryan babasının sert paylamalarını duymadı bile, oğlanın gözleri manzaranın tadını çıkardı, erkek rengeyiği karkasından bir başka geyiğe, sonra bir dizi tavşana, sonra... Elbryan ve Jilseponie tutulmuş gibi kıpırtısız kalakaldı. Düşüncesiz çocukları karşılamak ve Dundalis'ten bu kadar uzağa geldikleri için onları yeniden paylamak üzere öne çıkmış babaları fırsattan faydalanmadı. Dördüncü sırıktaki nesnenin yeterli ders olacağını her adam fark etti. Elbryan ve Pony av grubunun önünde Dundalis'e girdiklerinde güneş yüksel misti, gün parlaktı ve köy uyanıktı. Köylüler avları, özellikle de son sırıktaki leşi, küçük, insansı şekli incelerken yüz ifadeleri heyecandan huzursuz bir korkuya, sonra boş bir şaşkınlığa dönüştü. "Bir goblin mi?" diye sordu bir kadın, yaratığın iğrenç hatlarına bakmak için eğilirken: eğimli alın, uzun, ince burun, küçük ama yusyuvarlak, artık camlaşmış, hastalıklı sarı gözler. Yaratığın kulaklarının ucu sivri ve yanları gevşekti, dibinde iri kulak memeleri vardı ve başından birkaç santim çıkıntı yapıyorlardı. Kadın ağzı, yeşilimsi sarı, hepsi içe doğru çarpılmış dişlerden oluşan yığını incelerken ürperdi. Çenesi dardı, ama ağzının kenarları kaslarla genişti. Yaratığın ısırışının gücünü ya da o kötücül dişlerden kurtulmanın vereceği acıyı hayal etmek ^.or değildi. "Gerçekten bu renkteler mi?" diye sordu bir başka kadın ve yaratığın derisine dokunmaya cesaret etti. "Yoksa öldükten sonra iblisin Uyanışı 25

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


mı bu renge döndü?" "Sarı ve yeşil," diye yanıt verdi yaşlı bir adam kararlılıkla, ava çıkmış olmamasına rağmen. Elbryan kırışmış, beli bükülmüş ihtiyarı, Brody Gentle'ı izledi. Çocuklar genellikle ona, sahte bir dehşetle Body Grabber1 diyerek sataşıp kaçıyorlardı. İhtiyar Brody homurdanan bir tipti, dünyaya ve kendi zayıflığına öfkeliydi ve çocuklar için kolay bir hedefti, her zaman kovalamaya hazır, ama asla yakalayabilecek kadar hızlı olmayan. Elbryan ilk kez adamın gerçek ismini düşündü ve soyadıyla Brody'nin aksi tavırları arasındaki karşıtlığa kahkahalarla gülecek oldu. "Kuşkusuz bir goblin," diye devam etti Brody, çektiği dikkatin zevkini çıkararak, "hem de iri bir tane ve sarı yeşil olurlar," diye yanıt verdi ikinci soruyu soran kadına, "canlıyken de ve ölüyken de, ama bu hızla griye dönüyor." Bitirirken, goblin ırkı hakkındaki büyük bilgisine inanılırlık veren mutlak horgörü dolu bir sesle kıkırdadı. Goblinler pek az görülen yaratıklardı; çoğu onları gerçekten çok masal sayardı. Dundalis'te ve derin Yabandiyar'ın sınırlarındaki Ormandiyar'a sığınmış diğer sınır köylerinde bile, köylüler goblin görüldüğünü hatırlamıyordu -anlaşılan Brody Gentle hariç. "Daha önce goblin gördün mü?" diye sordu Olwan Wyndon, Elbryan'ın babası ve ses tonu, konuşurken iri kollarını göğsünde kavuşturması, bundan kuşku duyduğunu ifade ediyordu. Brody Gentle onunla alay etti, "Hikayeleri sık sık anlattım!" diye öfkeyle tüttü yaşlı adam. 01wan Wyndon, Brody'nin efsanevi öfke krizlerinden birine girmesini istemeyerek başını salladı. Köyün ortak evindeki şöminenin başında otururken Brody gençliğine dair, Dundalis'in ilk günlerinde goblinlerle, hatta fomoryan devleriyle savaşmaları, düzgün halk için yer açmalanyla ilgili sayısız hikaye anlatmıştı. 1) Body Grabber (yani Beden Kapan) adıyla kahramanın Brody Gentle olan adı arasında ses benzerliği kurulmuş. 26 R. A. Saivatore Çoğu nazikçe dinler, ama Brody bakışlarını heT\çevirdiğinde gözlerini yuvarlar, başlarını iki yana sallarlardı. "Yaban Çayın'nda goblin görüldüğünü duymuştuk," dedi bir başka adam, Dundalis'in otuz kilometre kadar batısındaki bir başka köye atıfta bulunarak. "Bir çocuğun hikayesi," diye hemen hatırlattı 01wan Wyndon, endişeli fısıltıları hız kazanmadan susturarak. "Eh, yapılacak çok işimiz var ve sizin de anlatılacak bir hikayeniz," diye araya girdi Pony'nin annesi. "Akşam yemeğinde geyik yahnisi yedikten sonra, ortak eve daha uygun." 01wan başını salladı ve kalabalık yavaş yavaş dağıldı; bir kişi, gerçekten de hızla griye dönmekte olan gobline son kez, uzun uzun baktı. Elbryan ve Pony dikkatle inceledikleri cesedin başında oyalandılar. Pony arkadaşının küçümser banlamasını kaçırmadı. "Sekiz yaşında bir oğlan kadar küçük," diye açıkladı oğlan, elini önemsemezce gobline doğru sallayarak. Aslında abartıyordu, ama goblin gerçekten de bir yirmiden daha uzun değildi ve kırk beş kilo olan Elbiryan'dan daha ağır olamazdı. "Belki gerçekten de çocuktur," dedi Pony. "Body Grabber'ı duydun," diye karşılık verdi Elbryan. Yüzünü buruşturdu, saçma lakap kulağına aptalca geldi. "Bunun iri oldu-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ğunu söyledi." Bir başka hıhlamayla bitirdi. "Vahşi görünüyor," diye ısrar etti Pony, yaratığı yakından incelemek için eğilerek. Elbryan'ın üçüncü hıhlamasını kaçırmadı. "Porsuğu unuttun mu?" diye sordu sessizce, oğlanın şişinmesini bozarak. "Goblinin üçte biri kadar bile değildi." Elbryan soldu ve bakışlarını kaçırdı. O senenin ilk aylarında, yaz başında, küçük çocuklardan bazıları bir porsuğu tuzağa düşürmüşlerdi. Haberle köye geldiklerinde grubun en büyüğü olan Elbryan komutayı ele almış, tuzağa giderken başı çekmişti. Hayvana cesaretle yaklaşmış, ama porsuğun deri bağlarını kemirdiği İblisin Uyanışı "27 anlaşılmıştı. Hayvan dönüp dişlerini göstererek üzerine geldiğinde Elbryan, efsaneye göre -ve çocuklar arasında gerçekten de bir efsaneydi- "öyle hızlı kaçmıştı ki doğrudan bir ağacın tepesine, hem de bir dala tutunmak için ellerini kullanmadan koştuğunu fark etmemişti bile." Çocukların kalanı da kaçmıştı, ama Elbryan'ın küçük düşmesine tanık olmayacak kadar uzağa değil, çünkü porsuk kinci bir düşman gibi Elbryan'ın ağacının dibinde beklemiş, oğlanı bir saatten fazla dallarda tutmuştu. Aptal porsuk, diye düşündü Elbryan ve o yarayı bir kez daha açtığı için aptal Pony. Tek söz söylemeden yürüyüp gitti. Pony onun uzaklaşmasını izlerken gülümsemesini koruyamadı, oğlanı biraz fazla zorladığından endişelendi. O gece bütün köylüler ortak evdeydi, ama çoğu o zamana kadar goblin savaşının hikayesini çoktan duymuştu. Av grubu altı yaratıktan oluşan bir çeteye rastlamıştı, ya da daha doğrusu iki grup karşılaşmıştı, yoğun çalılıkların içinden aynı anda, birbirlerinden yirmi adım uzakta, açık, kayalık ırmak kıyısına çıkmışlardı. Bir anlık şoktan sonra goblinler mızraklarını fırlatmış, bir adamı yaralamışlardı. Takip eden dövüş kısa ve vahşiydi, her iki tarafta da kesikler ve oyuklar açmış, hatta iki insan ısınlmıştı, ama sonunda ikiye bir azınlıkta kalan goblinler kaçmış, belirdikleri gibi aniden çalılıklarda kaybolmuşlardı. İki taraftan ciddi yara alan tek canlı ölen goblindi -bir mızrak yaratığın akciğerini delmişti. O da arkadaşlarıyla kaçmaya çalışmış, ama nefes alamadığı için çalılıkların hemen ötesinde düşmüş ve kısa sürede ölmüştü. 01wan Wyndon hikayeyi toplananlara detaylarıyla anlattı, süslememek için elinden geleni yaptı. "Üç gün boyunca gözetledik, ama başka goblinlere ait iz bulamadık," diye bitirdi. Odanın yan tarafından hemen iki kupa kalktı. "Shane McMic28 R. A. Salvatore heal'a!" diye birlikte bağırdı kupaları tutanlar. "Goblin katMi!" Bir tezahürat koptu ve Shane McMicheal, Elbryan'dan birkaç yaş büyük, sessiz, ince, genç bir adam, gönülsüzce öne çıkıp kükreyen ateşin önünde 01wan'm yanında durdu. Epey zorlamadan sonra adam dövüşün hikayesini, kurnaz çevirme ve savuşturmaları, goblinin kaçınamayacağı kadar hızlı gelen doğrudan hamleyi anlattı. Elbryan her sözcüğün tadını çıkardı, savaşı açıkça hayal etti. Shane'e nasıl da imreniyordu!

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Daha sonra, sohbet son zamanlarda başkalarının neler gördüğüne, Yaban Çayırı'nda görülen goblin haberine döndü. Birkaç Dundalisli dev izler fark ettikleri, ama bu konuda hiçbir şey söylemedikleri gibi çılgın hikayeler bile anlattılar. Başta Elbryan her kelimeyi dikkatle dinledi, ama sonunda babasının duruşundan ipucu alarak konuşmaların çoğunun biraz ilgi çekmek için gösterilen çabalar olduğunu anladı. Özellikle de durumun ciddiyeti düşünülünce, yetişkinlerin bu şekilde davranması Elbryan'ı şaşırtmıştı. Sonra Brody Gentle önderliğinde, sayıları çok olan küçük goblinlerden daha nadir ve tehlikeli, çarpık fomoryan devlerine kadar, genel olarak goblin türü tartışıldı. Brody bir uzman edasıyla konuşuyordu, ama odada pek az kişi her sözünü dinliyordu. Genç Elbryan bile kısa süre sonra yaşlı adamın goblinlere dair, başkalarından daha fazla bilgisi olmadığını fark etti. Elbryan, Brody'nin fomoryan devlerinden birini gördüğünden şüpheliydi. Pony'ye baktı. Kız konuşmalardan sıkılmış görtinüyordu. Elbryan kapıyı işaret etti. Oğlan sandalyesinden kalkmadan kız dışarıya, geceye çıkmıştı bile. "Saçmalık," diye ısrar etti Elbryan, kıza katılırken. Gece soğuktu, bu yüzden oğlan Pony'ye yaklaşarak sıcaklığını paylaştı. "Ama goblini görmezden gelemeyiz," diye yanıt verdi Pony, İblisin Uyanışı 29 yaratığın konduğu barakaya işaret ederek. "Babanın hikayesi yeterince gerçekti." "Brody'yi kastettim..." "Neyi kastettiğini biliyorum," dedi Pony, "ve ona da inanmıyorum -tam değil." Elbryan'ın yorum karşısındaki şaşkınlığı yüzünden açıkça okunabiliyordu. "Goblinler var," diye açıkladı Pony. "Bunu biliyoruz. Bu yüzden, belki Yabandiyar'ın sınırlarına ilk gelenlerden Dundalis'te yerleşenler gerçekten de birkaç mücadele görmüşlerdir." "Fomoryanlar mı?" diye sordu Elbryan kuşkuyla. Pony, özellikle ölü goblini gördükten sonra devlerin varlığı olasılığını görmezden gelmek istemediğinden omuzlarını silkti. Elbryan bunu kabullendi, ama hâlâ Brody Gentle'ın gerçeği anlatmaktan çok böbürlendiğini düşünüyordu. Ama Jilseponie dönüp gözlerine baktığında, kızın yüzü kendisininkinden yalnızca birkaç santim uzaktayken, bakışlarını Elbryan'ın zeytin yeşili gözlerine diktiğinde, bu düşünceyi ya da başka herhangi bir olumsuz duyguyu uzun süre koruyamıyordu. Elbryan nefes alamadığını hissetti. Pony yakındı -çok yakınve çekilmiyordu! Ve onun daha da yaklaştığını fark etti Elbryan, başı yavaşça kendisininkine yaklaşıyordu, dudakları, yumuşacık dudakları kendi dudaklarıyla aynı hizadaydı! Elbryan Paniğe kapıldı, anlamadığı başka duyguların oluşturduğu bir kargaşayla mücadele etti. Bir yanı dönmek istiyordu, ama bir diğer yanı, daha iri ve şaşırtıcı bir yanı kıpırdamasına izin vermiyordu. Ortak evin kapısı çarpılarak açıldı ve Pony ile Elbryan hızla döndüler. Küçük çocuklar bir çete halinde dışarı çıkıp ikilinin çevresine doluştu. "Ne yapacağız?" diye sordu içlerinden biri.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


30 R. A. Salvatore Elbryan ve Pony merakla bakıştılar. "Goblinler döndüğünde hazır olmalıyız," dedi bir başka oğlan. "Goblinler buraya hiç gelmedi," diye araya girdi Pony. "Ama gelecekler!" diye iddia etti oğlan. "Kristeena öyle diyor." Bütün gözler Kristeena'ya, hep Elbryan'a bakıyor gibi görünen on yaşındaki bir kıza döndü. "Goblinler ölüleri için hep geri gelir," diye açıkladı kız hevesle. "Bunu nereden biliyorsun?" diye sordu Elbryan kuşkuyla, ses tonu kızı incitmiş gibiydi. Kız bakışlarını yere çevirdi, bir ayağıyla toprağı tekmeledi. "Büyükannem biliyor," diye yanıt verdi, sesi aniden çekingen bir tona büründü ve Elbryan kızı huzursuz ettiği için kendini aptal gibi hissetti. Çete sustu, Elbryan'ın her sözcüğünü dikkatle dinlemeye başladı. Pony, Elbryan'ı sertçe dürtükledi. Kristeena'nın ondan hoşlandığını Elbryan'a defalarca söylemişti ve kız on yaşında birini rakip olarak görmediğinden, bunu çok tatlı buluyordu. "Muhtelemen biliyordur," dedi Elbryan ve Kristeena aniden neşelenerek başını kaldırdı. "Kulağa doğru geliyor." Elbryan Barakaya döndü ve küçük çocukların hepsi bakışlarını takip ederek çevresinde aktı. "Ve eğer goblinler gelecekse, hazır olmalıyız," diye karar verdi Elbryan. Pony'ye baktı ve göz kırptı ve kız buna ciddi bir kaş çatışla karşılık verince şaşırdı. Belki de bu bir oyun değildi. 2 GERÇEK İNANAN Geniş kolağızları olan kalın, kahverengi cüppelere bürünmüş, geniş başlıklarını yüzlerine doğru indirmiş yirmi beş kişi bir sıra halinde duruyordu. Sessiz ve alçakgönüllü bir şekilde, başlarını eğmiş, sırtlarını kamburlaştırmış, ellerini önlerinde kavuşturmuşlardı. Kumaş katmanları altından tek bir parmak görünmüyordu, bütün sırada tek bir deri parçası görünmüyordu. "Dindarlık, saygınlık, fakirlik," dedi yaşlı Peder Başrahip Dalebert Markwart burundan gelen, tekdüze bir sesle. Aziz Saf Abelle'in, Corona'nın kuzeyinde, ılıman kuşakta, Ayı-Honce Krallığının en önde gelen manastırının ana girişinin üzerindeki balkonda tek başına duruyordu. Güneydoğu kıyısının kayalık yamaçlarına sarılmış Aziz Saf Abelle yaklaşık bin senedir ciddiyetle, karanlık karanlık duruyordu; her keşiş nesli emeklerini ve zanaatlerini halihazırda dev olan yapıya ekliyorlardı. Gri taş duvarları katı kayalardan büyümüş, yeryüzünün gücünün devamıymış gibi görünüyordu. Duvardaki her dönemeçte alçak kuleler bulunuyordu; dar pencereler mekanın ağırbaşlı tefekkür ve savunma için inşa edildiğini gösteriyordu. Manastırın görünür kısımları etkileyiciydi; denize bakan duvar tek başına bir buçuk kilometreden daha uzundu, yamaç yüzünden yükseliyor ve yeniden ona karışıyordu. Ama mekanın asıl heybeti duvarların ötesinden görülemiyordu; yerin altına gömülmüştü, sağlam ve köşeli tünellerle, en32

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


R. A. Salvatore gin yeraltı odalarıyla... çoğu daimi meşale ışığı yüzünden-dumanlı, diğerleri büyülü yollarla aydınlatılmış. Orada yedi yüz keşiş ve iki yüz hizmetkar yaşıyordu, çoğu denizden dört buçuk kilometre içeride, Aziz Saf Abelle köyündeki pazara yaptıkları kısa ziyaretler dışında mekandan hiç ayrılmıyordu. Yirmi beş kişilik yeni sınıf birbirinin arkasında duruyordu. Boylarına göre dizildiklerinden, uzun ve iri kemikli Avelyn Desbris arkalardaydı, önünde yirmi iki, arkasında yalnızca iki kişi vardı. Sayısız kayanın arasında sürekli dolaşan rüzgarın daimi homurtusu yüzünden Başrahip'in sesini zar zor duyabiliyordu. Ama Avelyn aldırmıyordu. Genç adam yaşadığı yirmi senenin büyük bölümünde bugünü hayal etmiş, bir generalin bir sonraki fethine odaklanması gibi gözünü Aziz Saf Abelle Tarikatı'na dikmişti. Sekiz yıllık resmi eğitim, sekiz senelik zorlu sınavlar Avelyn'i bu noktaya getirmişti. Sürece başlayan, her biri Tanrı'nın 816. Senesi sınıfına katılma hakkı kazanmak için çılgınca rekabet eden yirmi yaşındaki iki bin gençten geriye kalan yirmi beş kişiden biriydi. Avelyn başlığının altından manastırın ön kapılarının karşısında, yolun iki yanına dizilmiş izleyicilere bakma riskini göze aldı. Annesi Annalisa ve babası Jayson o küçük topluluğun içindeydi, ama annesi hastalanmıştı ve büyük olasılıkla kıyıdan dört yüz elli kilometre uzakta, Youmaneff köyündeki evlerine dönmeyi başaramayacaktı. Avelyn onu son görüşü olduğunu kesin olarak biliyordu, büyük olasılıkla babasını da son görüşüydü. Avelyn on kardeşin en küçüğüydü ve o doğduğu zaman ebeveynleri kırklı yaşlarındaydı. Ondan bir önce doğan, Avelyn'den yedi yaş büyüktü, bu yüzden hiçbirine fazla yakın olmamıştı. Avelyn aile kavramını anlayacak kadar büyüdüğünde çocukların yarısı baba ocağından ayrılmıştı bile. Ama hayatı güzel geçmişti ve ebeveynlerine ablalarından ve ağabeylerinden daha yakın olmuştu. Alçakgönüllü ve dindar bir iblisin Uyanışı 33 kadın olan Annalisa'ya bağı özellikle kuvvetliydi. Avelyn'in hatırladığı ilk zamanlardan bu yana, kadın en küçük çocuğunu Tanrı'nın yolunu takip etmesi için cesaretlendirmişti. Avelyn, başlığının altından bakarken yakalanması durumunda cezalandırılmaktan korkarak bakışlarını yere indirdi. Söylentiler öğrencilerin daha azı için kovulduklarını ima ediyordu. Annesinin, seneler önce, Aziz Saf Abelle'e gireceğini söylediği günkü halini hayal etti: gözleri yaşlarla dolmuştu; gülümsemesi nazik, hatta ilahiydi. O imge, o onay Avelyn'in düşüncelerine, gözkapaklarının içine resmedilmiş ve büyüyle aydınlatılmış gibi işlenmişti. Annalisa ne kadar genç, ne kadar canlı görünmüştü! Son birkaç sene onun için zor geçmiş, hastalıklar birbirini izlemişti. Ama kadın bu günü görmekte kararlıydı ve Avelyn, bu gün geçtikten sonra, oğlunun Aziz Saf Abelle'e girişiyle kadının artık ölümlülükle mücadele etmeyeceğini anladı. Avelyn ve Annalisa için sorun değildi. Kadının hedefine ulaşılmıştı, hayatı cömertlik ruhu içinde harcanmıştı. Avelyn annesinin ölüm haberini aldığı zaman ağlayacağını biliyordu, ama gözyaşlarının bencilce olacağını da biliyordu -gözyaşları kendisi ve kaybı için olacaktı, daha iyi bir yerde olduğunu bildiği Annalisa

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


için değil. Bir sürtünme sesi, büyük kapıların kayarak açılması, genç adamın düşüncelerinden sıyrılmasına sebep oldu. "Tanrı'nın hizmetine gönüllü olarak giriyor musunuz?" diye sordu Peder Başrahip Dalebert Markwart. Yirmi beşi aynı anda, "Evet, diyorum!" diye karşılık verdi. "O zaman arzunuzu gösterin," dedi Peder Başrahip. "Gönüllü İstırabın Çelik Eldiveni'nden geçin!" Sıra ilerledi. "Tanrım, Tanrımız, tek Tanrı," dediler tekdüze seslerle ve sıradaki ilk kişi eldivene, iki keşiş sırasının, önceki iki senenin sınıflarından kalanların, ağır tahta tokaçlarla silahlanmış 31 R. A. Salvatore genç adamların arasına girerken sesleri daha da yükseldi» Avelyn tahta şakırtılarını, istemsiz inlemeleri, hatta öndeki, daha genç öğrencilerin zaman zaman attığı çığlıkları duydu, düsturu bütün gücüyle söyledi, kendi sözlerini dinledi, inancına sarıldı, onunla bir inkar duvarı ördü. Öyle kuvvetle tefekküre dalmıştı ki ilk birkaç darbeyi hissetmedi bile ve bedenine daha sonra çarpanlar önemsiz, anlık, onu bekleyen mutlak tatlılığın içinde kaybolan bir acı gibi geldi. Bütün hayatı boyunca Tanrı'ya hizmet ederek yaşamak istemişti; bütün hayatı boyunca bugünü düşlemişti. Artık Avelyn'in zamanı, Avelyn'in günü gelmişti. Eldivenden, kendi kontrollü, tekdüze sözleri dışında tek ses çıkarmadan çıktı. Bu gerçek ne Peder Başrahip Markwart'ın, ne de Tanrı'nın 816. Senesi giriş törenlerini izleyen diğer keşişlerin gözünden kaçmadı. Avelyn'in sırasında başka kimse aynı şeyi başaramamıştı; senelerdir Gönüllü Istırabın Çelik Eldiveni'nden bu kadar az şikayetle geçen biri olmamışü. Aziz Saf Abelle'in dev taş kapıları öyle bir yankılı çatırtıyla kapandı ki, Annalisa Desbris şiddetle sarsıldı. Kocası onun fiziksel ve duygusal acısını anlayarak ona sıkı sıkı sarıldı Avelyn'in bildiği gibi, Annalisa da, oğlunu bu dünyada bir daha hiç göremeyeceğini biliyordu. Onu büyük bir sevinçle Tanrı'nın hizmetine vermişti, ama yine de nihai ayrılışın gerçek, insani acısı zayıf yüreğini burkuyor, ince kollarında ve bacaklarındaki gücü yok ediyordu. Jayson ona her zaman destek olmuştu. Onun da gözlerinde yaşlar vardı, ama Annalisa'nın sevinç gözyaşlarının aksine, Jayson'ın gözyaşları basit üzüntüden öfkeye kadar, karmaşık duygulardan kaynaklanıyordu. Avelyn'in kararına asla açık açık karşı çıkmamıştı, ama pragmatik adam oğlunun hayatını boşa harcayıp iblisin Uyanışı 35 harcamadığını içten içe merak ediyordu. Bunu kırılgan Annalisa'ya söyleyemezdi, biliyordu. Tek bir kelime onu yıkardı. Jayson ancak, ölmeden önce bir şekilde karısını evine, kendi yatağına götürebilmeyi diliyordu. Grup rüzgarla süpürülen avludan geçer, Aziz Saf Abelle'in ihtişamlı giriş holüne girerken ebeveynlerini düşünmek Avelyn'in

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


dikkatini uzun süre tutamadı. Genç adam bu sefer istemsiz bir ses çıkardı, bir inanmazlık ve sevinç inlemesi. Mekan aydınlık değildi, yüksek duvarların üst kısımlarına yerleştirilmiş bir avuç minik penceresi vardı. Düzenli aralıklarla meşaleler yanıyordu ve holün tavanını destekleyen dev kirişler meşalelerin ışıklarında dans ediyor gibi görünüyordu. Avelyn daha önce hiç bu kadar büyük bir yer görmemişti, bu holü inşa etmek için gereken çabayı kavrayamıyordu bile. Kendi köyü Youmaneff bu tek salonun içine sığar, hatta atların ahırları için yer kalırdı! Duvarlarda asılı halılar daha az ihtişamlı ve ilgi çekici değildi, her karışına dokunan, milyonlarca detay içeren sahneler -sahneler içinde sahneler, ince çizgiler ve daha küçük imgelerAvelyn'in bakışlarını ve merakını tutsak ediyor, onları salıvermeyi reddediyordu. Halılar duvarları neredeyse tamamen kaplıyor, pencereler ve parlak silahların konduğu, raflı vi inler için yer bırakıyordu: Kılıçlar ve mızraklar, büyük baltalar, uzun hançerler, kıvrık uçlu çeşitli kargılar, Avelyn'in tanımadığı dürtme uçları. Değişik tasarımlara sahip zırhlar sessiz nöbetçiler gibi duruyordu, kadim Behrenlilerin üstüste binen tahta plakalalı zırhlarından, Ayı-Honce'un Tekyürek Tugayı'nın, Kral'ın -şu anda her kimsekişisel muhafızlarının sağlam metal plakalı zırhlarına kadar her tür zırh. Bir duvar boyunca dört buçuk metre, hatta daha yüksek, kenarları kürk, metal plaka kakmalı, ağır demir halkalarla süslü ağır deri bir ceket giymiş dev bir heykel duruyordu. Avelyn gözle gö36 R. A. Salvatore rünür bir ürpermeyle, bunun savaşçı ırkın tipik savaş giysisi içinde bir fomoryan olduğunu fark etti. Yanındaki, biri Avelyn'in yarı uzunluğunda, diğeri biraz daha uzun, ama ikisi de ince ve kıvrak iki minik figür dramatik bir etki yaratıyordu. İkilinin kısa olanı hafif deri bir tunik, kol kalkanları giymişti, metal yenler figürün başparmaklarına dolanıyor, bileklerden dirseğe kadar uzanıyordu. Kırmızı beresi figürün kimliğini belli ediyordu. Bunun bir powrie mankeni olduğunu fark etti Avelyn. Zalim, cücemsi powrielere, berelerini, özel işleme tutulmuş insan derisinden yapılma büyülü başlıklarını kurbanlarının kanma batırdıkları, böylece başlık parlak kırmızı bir renk alıp bu rengi korumasını sağlama alışkanlıklarından dolayı "kanlı bere" de deniyordu. Powrienin yanındaki heykelin neredeyse saydam iki kanadı vardı ve bir elfi, gizemli Touel'alfar halkını temsil ediyor olması gerekirdi. Avelyn sert yüz hatlarını, zırhın inanılmaz ince işçiliğini incelemek için yaklaşmak istedi. Bu düşünce ve getireceği olası cezalar genç adama nerede olduğunu, o fark etmeden saniyeler, hatta dakikalar geçmiş olduğunu hatırlattı. Kıpkırmızı kesildi ve başını eğip hızla çevresine bakındı. Ama sınıf arkadaşlarının da benzer şekilde dalmış olduğunu görerek hemen sakinleşti. Peder Başrahip ve diğer üst düzey keşişler aldırıyormuş gibi görünmüyorlardı. Avelyn aniden yeni öğrencilerin büyülenmesinin beklendiğini fark etti ve odada yeniden, bu sefer daha açık açık, çevresine bakındı, mekanın gerçek doğasını anlamaya başladığında başını salladı. Aziz Saf Abelle tarikatı yalnızca dindar, alçakgönüllü rahipler olarak değil, eskiye dayanan, zorlu savaşçılar olmaları ünleriyle de bilinirlerdi. Avelyn'in ön eğitimiyle geçen sekiz sene, savaş sanatları hakkında yalnızca önemsiz dersler içermişti, ama kardeşliğin fiziksel niteliklerinin, savaşma yeteneğinin manastıra

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


girdiğinde ortaya çıkacağını tahmin etmişti. iblisin uyanışı 37 Avelyn için bu zaman kaybından başka bir şey değildi. Nazik, idealist genç adamın tek istediği Tanrı'ya hizmet etmek, barışı yaymak, şifa ve huzur vermekti. Avelyn Desbris için dünyada hiçbir şey, hatta bir ejderin hazinesi, bir kralın gücü bile bu başarıdan büyük sayılmazdı. Artık Aziz Saf Abelle'in büyük, taş duvarlarının diğer tarafındaydı. Artık şansı vardı. Buna inanıyordu. 3 UNUTULMAYAN ÖPÜCÜK Dundalis'te olaylar hızla yatıştı. Devriyenin dönüşünden sonraki günler olaysız bir, sonra iki haftaya uzanınca, öldürülen gobline ilişkin düşünceler, yaklaşan kışın daha gerçekçi tehdidinin yanında önemini kaybetti. Yapılacak çok iş vardı: Son hasatlar, et hazırlığı, kuliibelerdeki deliklerin onarılması ve bacaların temizlenmesi. Her geçen gün goblin tehlikesi daha da uzak görünüyordu; her geçen gün gittikçe daha az erkek ve kadın kasabanın çevresinde devriye geziyordu. Elbryan ve arkadaşları -altı, yedi yaşlarında olanlar bile vardıellerine bir fırsat geçtiğini gördüler. Yetişkinler için goblin hayaletleri ciddi bir ihtiyat getirmiş, sonra huzursuz edici, dikkat dağıtıcı olmuştu. Hayal güçleri çok daha canlı, macera duyguları henüz gerçek bir kayıpla hafiflememiş olan genç köylülere goblin saldırıları düşüncesi heyecan veriyodu, silahbaşı etme ve kahramanların zamanı. Elbryan ve arkadaşları, av grubunun döndüğü günden bu yana devriye gezmeyi önermişlerdi. Her sabah köy önderlerine gidiyor ve her sabah nazikçe reddediliyor, çabucak başka, daha sıradan bir işe koşuluyorlardı. Bahar geldiğinde yetişkinlerin alemine katılacak olan Elbryan bile, önceki haftanın çoğunu kafası kirli bacanın içinde geçirmişti. Ama genç adam inancını korumuş, umutlarını sonrakilere iletmişti. Yetişkinler devriye gezmekten bıkıyordu, biliyordu ve gobjblisin Uyanışı 39 lin olayının tesadüfi, tek bir talihsiz karşılaşma olduğuna gittikçe daha fazla inanıyorlardı ve kovalanan yaratıkların, değil insanları kırk beş kilometre ötedeki köylerine kadar takip edeceklerini, savaş meydanına bile dönmeyeceklerini düşünüyorlardı. Artık, arkalarında iki sakin hafta bıraktıktan sonra, Dundalis'in en ihtiyatlı sakinlerinin bile inanmadığı birkaç vahşi söylenti dışında hiç goblin görülmeyince, Elbryan babasının sesindeki direncin azaldığını fark etti. O sabah 01wan başını sallamak yerine, iyice eğilip toprağa bölgenin kaba bir haritasını çizip oğluna, onun ve arkadaşlarının nereye konuşlanması gerektiğini açıklayınca Elbryan hiç şaşırmadı. Ama 01wan ona aile kılıcını, kısa, kalın, altmış santim uzunluğundaki silahı verince Elbryan hoş bir sürpriz yaşadı. Bu etkileyici bir silahtı -çeliği çentik çentik olmuştu ve epey paslanmıştı-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ama köydeki pek az gerçek silahtan biriydi. "Grubundaki herkesin iyi silahlandığından emin ol," dedi Okvan ciddiyetle. "Ve her birinin silahının değerini ve nasıl bir tehlike olduğunu bilmesini sağla." 01wan bunun oğlu için anlamını biliyordu ve gülümsese, devriye gezmenin artık gerekli olmadığını bir şekilde belli edecek olsa, Elbryan'dan bir şey, genç adamın ümitsizce hissetmek istediği bir önemlilik duygusunu çalacağını biliyordu. "Çocukların silahlarla çıkmasına izin vermek akıllıca mı sence?" diye sordu Shane McMicheal Olv/an'a, Elbryan koşarak uzaklaştıktan sonra iri yan adama arkadan yaklaşarak. "Hatta köyden çıkmalarına izin vermek?" 01wan homurdandı ve kaslı omuzlarını silkti. "Erkekleri ve kadınları bu işe koşamayız," diye yanıt verdi, "ve vadide diğer devriye de var, gelecek olurlarsa düşmanlarımızın kullanacağı en olası yolda." 01wan yeniden homurdandı, Okvan'ın köydeki en serinkanlı, en kendine güvenen kişi olduğunu hep bilmiş olan 3 UNUTULMAYAN ÖPÜCÜK Dundalis'te olaylar hızla yatıştı. Devriyenin dönüşünden sonraki günler olaysız bir, sonra iki haftaya uzanınca, öldürülen gobline ilişkin düşünceler, yaklaşan kışın daha gerçekçi tehdidinin yanında önemini kaybetti. Yapılacak çok iş vardı: Son hasatlar, et hazırlığı, kulübelerdeki deliklerin onarılması ve bacaların temizlenmesi. Her geçen gün goblin tehlikesi daha da uzak görünüyordu; her geçen gün gittikçe daha az erkek ve kadın kasabanın çevresinde devriye geziyordu. Elbryan ve arkadaşları -altı, yedi yaşlarında olanlar bile vardıellerine bir fırsat geçtiğini gördüler. Yetişkinler için goblin hayaletleri ciddi bir ihtiyat getirmiş, sonra huzursuz edici, dikkat dağıtıcı olmuştu. Hayal güçleri çok daha canlı, macera duyguları henüz gerçek bir kayıpla hafiflememiş olan genç köylülere goblin saldırıları düşüncesi heyecan veriyodu, silahbaşı etme ve kahramanların zamanı. Elbryan ve arkadaşları, av grubunun döndüğü günden bu yana devriye gezmeyi önermişlerdi. Her sabah köy önderlerine gidiyor ve her sabah nazikçe reddediliyor, çabucak başka, daha sıradan bir işe koşuluyorlardı. Bahar geldiğinde yetişkinlerin alemine katılacak olan Elbryan bile, önceki haftanın çoğunu kafası kirli bacanın içinde geçirmişti. Ama genç adam inancını korumuş, umutlarını sonrakilere iletmişti. Yetişkinler devriye gezmekten bıkıyordu, biliyordu ve gobİblisin Uyanışı 39 lin olayının tesadüfi, tek bir talihsiz karşılaşma olduğuna gittikçe daha fazla inanıyorlardı ve kovalanan yaratıkların, değil insanları kırk beş kilometre ötedeki köylerine kadar takip edeceklerini, savaş meydanına bile dönmeyeceklerini düşünüyorlardı. Artık, arkalarında iki sakin hafta bıraktıktan sonra, Dundalis'in en ihtiyatlı sakinlerinin bile inanmadığı birkaç vahşi söylenti dışında hiç goblin görülmeyince, Elbryan babasının sesindeki direncin azaldığını fark etti. O sabah 01wan başını sallamak yerine, iyice eğilip toprağa bölgenin kaba bir haritasını çizip oğluna, onun ve arkadaşlarının nereye konuşlanması gerektiğini açıklayınca Elbryan hiç şaşırmadı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Ama Ohvan ona aile kılıcını, kısa, kalın, altmış santim uzunluğundaki silahı verince Elbryan hoş bir sürpriz yaşadı. Bu etkileyici bir silahtı -çeliği çentik çentik olmuştu ve epey paslanmıştıama köydeki pek az gerçek silahtan biriydi. "Grubundaki herkesin iyi silahlandığından emin ol," dedi Ohvan ciddiyetle. "Ve her birinin silahının değerini ve nasıl bir tehlike olduğunu bilmesini sağla." 01wan bunun oğlu için anlamını biliyordu ve gülümsese, devriye gezmenin artık gerekli olmadığını bir şekilde belli edecek olsa, Elbryan'dan bir şey, genç adamın ümitsizce hissetmek istediği bir önemlilik duygusunu çalacağını biliyordu. "Çocukların silahlarla çıkmasına izin vermek akıllıca mı sence?" diye sordu Shane McMicheal 01wan'a, Elbryan koşarak uzaklaştıktan sonra iri yarı adama arkadan yaklaşarak. "Hatta köyden çıkmalarına izin vermek?" 01wan homurdandı ve kaslı omuzlarını silkti. "Erkekleri ve kadınları bu işe koşamayız," diye yanıt verdi, "ve vadide diğer devriye de var, gelecek olurlarsa düşmanlarımızın kullanacağı en olası yolda." Olwan yeniden homurdandı, Ohvan'ın köydeki en serinkanlı, en kendine güvenen kişi olduğunu hep bilmiş olan <o R. A. Silvatore McMicheal'ı şaşırtan savunmasız bir sesle. "Dahası," diye devam etti 01wan, "eğer goblinler ve fomoryanlar Dundalis'e oğlumun ve arkadaşlarının göreceği kadar yaklaşmışsa, köyde değil ormanda olmaları daha iyi." Shane McMicheal itiraz etmedi, ama bu düşünce zaman geçtikçe omuzlarına yük oldu. Ayı-Honce senelerdir barış içinde yaşadığından -goblinler ve kötü devler çoğu insanın düşüncelerinden uzaklaşmış, ocak başında anlatılan hikayelere dönüşmüştüDundalis savunma için inşa edilmemişti. Köyün, Yabandiyar'ın ilk yerleşim birimlerinde olduğu gibi bir duvarı bile yoktu ve halk iyi silahlanmamıştı. On iki kişilik av grubu, yanlarına yüz kişilik Dundalis'in sahip olduğu gerçek silahların yarısını almıştı. 01wan haklıydı, Shane McMicheal biliyordu ve bu düşünceyle ürperdi; goblinler Elbryan ve diğerlerinin göreceği kadar yaklaşacak olurlarsa, köy tehlikede demekti. 01wan uzaklaşmaya başladı ve McMicheal sakinleşerek onu takip etti. Goblinlerin geleceğini gerçekten düşünmüyordu; kötümser Brody Gentle dışında köyde hiç kimse bu tür karanlık düşüncelerden bahsetmiyordu. Devriye gezileri, Dundalis'i barındıran çanak şeklindeki vadinin kenarında yürüyen yirmi beş çocukla o gün başladı. Bir devriye daha vardı, bir avuç daha büyük çocuk, köyden çıkıyor, kuzeydoğudaki çamların ve yumuşak karibu yosunlarının arasında dolaşıyorlardı. Küçük meslektaşları vadinin sırtlarında yanlarından geçerken bu gruptaki her genç saygıyla onlara selam veriyordu; bazıları Elbryan'ın devriyelerinin köyle aralarında yaşamsal bir irtibat sağlayacağından bahsediyordu. Bu iltifat değiştokuşundan sonra, sayısız olaysız saatin geçmesi bile çocukların heyecanını dindiremiyordu. Elbryan ve arkadaşları bu sefer olayların dışında bırakılmamıştı, onlara çocuk gibi davranılmıyordu. Her gün gelip geçerken -hava daha da soğuyor, rüzgar kuzeiblisin Uyanışı

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


V ye kayıyordu- Elbryan'ın grubundaki yirmi beş genç rotalarını mükemmelleştirdiler. Elbryan onları beş kişilik dört takımla üç kişilik bir takıma böldü, üçlü grup takımdan takıma giderek bilgi toplayacak, Elbryan ve Pony hepsi için sabit bir yer görevi görerek Dundalis'in kuzeyindeki en yüksek, her daim yeşil ağaçlar ve karibu yosunuyla dolu vadiye tepeden bakan sırta konuşlanacaklardı. Başta bu düzen hakkında çok şikayet oldu, şikayetlerin çoğu Elbryan'ın yardımcısı görevi görmeleri gerektiğini düşünen yaşça büyük oğlanlardan geldi. Hatta bazıları Elbryan'a Pony'yle ilerleyen ilişkisi konusunda takıldı, ona "Pony'ye binmek"1 ve başka kaba tabirlerle sataştı. Elbryan, Pony'ye edilen hakaretler dışında her şeyi kayıtsız karşıladı. Sataşanlara hemen hakaretlerin ciddi ve acılı misillemeyle karşılanacağını bildirdi. Ama kendisine sataşmalarına aldırmıyordu, sonunda kendi kendine, açıkça Pony'nin en iyi, en güvenilir dostu olduğunu itiraf etmişti. "Bırak çocuklar eğlensin," diye fısıldadı erkekliğe adım adım yaklaşan Elbryan Pony'ye, gruplar dağılırken. Kızdan tarafa bakmadığı sırada, ölü ağaçlardan oluşmuş, rüzgarı kesen bir yere tırmanırlarken, Pony ona bilgiç bilgiç baktı ve yüzüne sıcak bir gülümseme yayıldı. Genç adamı sırttaki yoğun çamların üzerine tünemiş bir şey daha izliyordu. Yaratık çevik bir şekilde daldan dala atladı, tek bir fısıltı bile çıkarmadan yakındaki ağaçlara sıçradı. Elbryan'ın her hareketini gözledi, genç önderi dikkatle inceledi. Ne kadar tetikte olsalar da, Pony ve Elbryan için yaratık görülmemiş ve fark edilmemiş olarak kaldı. Dikkatle bulunduğu yöne baksalar bile, hareketleri öyle akıcı ve zarifti ki -ve her zaman çam dallarının koruması altındaydı- dalların sallanmasını, rüzga1) Pony, İngilizce midilli anlamına geldiğinden, ata binmek, sevilmek göndermesi yapılmış. 42 R. A. Salvatore rın ya da belki bir gri sincabın hareketlerinden başka bir şfeye yormayacaklardı. Bir başka hafta da yine olaysız geçti. Köyde işler bütün hızıyla sürüyor, kışa hazırlanılıyordu. Sırtta ve ötedeki vadide en büyük düşman can sıkıntısı oldu. Elbryan o ikinci haftanın başında devriyesinin yarısını kaybetti, gençler ebeveynlerinin onlara evde ihtiyaçları olduğundan ve gitmelerine izin vermediklerinden şikayet ettiler. O "askerlerin" her birinin, tekdüze devriye gezmelerden kurtuldukları için memnun göründükleri Elbryan'ın gözünden kaçmadı. Ama Elbryan sebatla çalışmaya devam etti, elinde beş kişilik üç ekip ve iki haberci kaldığı için, daha fazla yol katetmek için rotaları yeniden düzenledi. "Yarm Shamus'u da kaybedeceğiz," dedi Pony, yüksek sırttaki bir girintide yanyana otururlarken. İki geniş çam onları soğuk rüzgardan koruyordu. Günün geç saatleriydi ve gri bulutlar akşam güneşini saklamak üzere toplanıyordu. "Annesi bu sabah, dışarıda geçireceği son gün olacağını söyledi." Elbryan kılıcının ucuyla toprağı dürtükledi. "Demek onun devriye ekibi dört kişi kalıyor," dedi kayıtsızca. Oğlan iyi gizlediği halde, Pony sesindeki hayal kırıklığını sez-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


di. Elbryan komuta ettiği ilk birliğin çevresinde ufalanmasını, askerlerinin raf onarsınlar, ağılları sağlamlaştırsınlar diye elinden alınmasını izliyordu. Pony genç adamın duygularını anlıyordu, ama mantıklı düşününce, dilemeleri gereken en iyi senaryo buydu. "Düşman gelmediği için eve çağırılıyorlar," diye nazikçe hatırlattı ona. "Devriye gezmelerine gerçekten ihtiyaç duyulmasından daha iyi." Elbyran, normalde parlak yeşil olan gözlerinde pek az hevesle kıza baktı. iblisin Uyanışı « "Ya da belki gerekliyizdir," diye çabucak ekledi Pony, genç adamın gururunun birazını kurtarmaya çalışarak. "Goblinlerin Dundalis'in yakınına gelmediğini nereden biliyoruz?" Elbryan başını yana eğdi ve elini gür, açık kahverengi saçlarının arasından geçirdi. "Belki de öncüleri yakınımıza geldi," diye devam etti Pony. "Belki devriyelerimizi gördüler ve köye saldırmalarının kolay olmayacağını gördüler." "Biz yalnızca çocuğuz," dedi Elbryan tiksintiyle. Pony başını iki yana salladı. "Ve grubumuzun en küçüğü dışında hepsi bir goblinden daha iri," diye yanıt verdi tereddüt etmeden ve bu gerçek, yürüttüğü mantığı biraz inanılır kıldı. "En iyi ordu, düşmanların saldırmaya cesaret edemeyecekleri kadar güçlü olan değil midir?" Elbryan yanıt vermedi, ama o tanıdık kıvılcım gözlerini aydınlattı. Dönüp önündeki toprağı ve kılıcın ucuyla çizdiği vahşi deseni inceledi. Pony sıcak sıcak gülümsedi, iyi iş çıkardığını hissediyordu. Elbryan'a yardım etmek, onun duygularını korumak onu çok hoşnut ediyordu. Goblinlerin devriyeleri görecek kadar yakına geldiklerine inanmıyordu, Elbryan da öyle, ama en azından bu şekilde oğlan yetişkin standartlarında önemli bir şey yapmak için gösterdiği ilk gerçek çabanın boşuna olmadığına inanmak için bir sebep bulabilecekti. Tam olarak emin olamayacakları gerçeği Elbryan'a ihtiyaç duyduğu cesareti veriyordu. Sonra Pony uzanmaya cesaret etti; bağ, ânın geçmesine izin vermeyecek kadar güçlüydü. Bir eliyle Elbryan'ın çenesini tuttu ve kendi yüzüne doğru çevirdi. "Burada harika bir iş çıkardın," dedi yumuşak sesle. "Yalnız değildim," diye yanıt verecek oldu delikanlı, ama kız serbest olan elinin bir parmağını dudaklarına koyarak susturdu «4 R. A. Salvatore onu. Elbryan ne kadar yakın olduklarını ancak o zaman fark etti, yüzlerinin arasında beş santim ya var ya yoktu. Aniden ısındığını hissetti, biraz başı dönüyordu, biraz korkuyordu. Pony daha da yaklaştı. Onu öptü! Tam dudaklarından! Elbryan aynı anda hem dehşete düşmüş, hem heyecana kapılmıştı. Geri çekilmesi, yere tükürmesi ve "kız zehri!" diye bağırması gerektiğini düşündü; eskiden Pony ya da diğer kızlardan biri onu öpmeye çalıştığında ondan beklenen, onun gösterdiği tepki buydu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Bunu yapmak istemiyordu; geri çekilmek aklındaki son düşünceydi. O zaman Pony'nin onu öpmek için gösterdiği son teşebbüsten bu yana çok, çok uzun zaman geçtiğini fark etti -en az bir sene. Tepkisinden mi korkmuştu? Kız oğlanın tüküreceğini ve "kız zehri" diye bağıracağını, bu sözlerin köydeki bütün oğlanlar tarafından tekrarlanacağını biliyor muydu? Yoksa onun, şimdiye dek, öpülmeye hazır olmadığını mı biliyordu? İşte bu, diye karar verdi delikanlı, birbirine ancak dokunan kapalı ağızları oyalandıkça. Pony onu çok iyi tanıyordu, kendisinin tanıdığından da iyi. Birlikte geçirdikleri son birkaç gün, her seferinde her beş saatin dördünü başbaşa geçirmeleri, onları birbirlerine daha da yaklaştırmıştı. Ve şimdi bu. Elbryan sona ermesini istemiyordu. Oturduğu yerde kıpırdandı, ilk önce kısa kılıcı kaldırdı, sonra, rahatsızlık vereceğini, hatta belki tehlikeli olacağını fark ederek yere bıraktı. Kollarını Pony'nin sırtına doladı, onu yakına çekti, bir araya gelirlerken onun tuhaf bir şekilde kıvrımlı hatlarını, bedenine yaslanan çıkıntılarını hissetti. Bir panik dalgasıyla mücadele etti -ne yapacağını, ellerini nereye koyacağını bilmiyordu, yoksa ellerini hiç oynatmasa mıydı? Elbryan'ın tek bildiği öpücüğün sona ermesini istemediği, daha fazlasını istediğiydi, ama istediği şeyin ne olduğundan emin değildi. Pony'ye daha yakın olmak istiyordu, hem fiziksel, hem iblisin Uyanışı « duygusal olarak. Bu onun Pony'siydi, en yakın dostu, büyüdükçe âşık olduğu kız -hayır, genç kadın. O bahar erkekliğe geçecekti, onu takip eden güz Pony de kadınlığa. O zaman Pony'ye evlenme teklif edecekti... Bu fikir korku verdi ve Elbryan geri çekilmeye çalıştı -öpüşmeye nefes alacak kadar ara verdi. Sonra korku geçti, Pony'nin parlak, mavi gözlerine, Elbryan'ın gördüğü en gerçek, en sevinçli gülümsemeye bakarken bir sıcaklık burgacında kayboldu. Onu tekrar öpmesi için kızın dürtüklemesi gerekmedi ve rahatça işe koyuldular. Öpücük meraktan bir aciliyet duygusuna dönüştü, sonra yumuşaklığa. Giysileri kırıştı, bir gereklilikten çok engel gibi gelmeye başladı. Hava soğuk olmasına rağmen Elbryan giysiler olmasa daha sıcak olacağını hissediyordu. Artık, Pony'ye dokunma korkusunu kaybettiği için artık elleri hareket ediyordu. Kızın ensesini okşadı, elini yan tarafında, güçlü bacağının dışında dolaştırdı. Kızın ağzı azıcık aralandığında, kızın yumuşak ve davetkar dilini dudaklarında hissettiğinde şok geçirdi. An, Elbryan'ın gençliğinin en kıymetli anı... Ve sonra aniden yok oldu, dehşet dolu ve dehşet verici bir çığlık tarafından yok edildi. İkili ayrıldı ve ayağa fırladı, iri iri açılmış gözlerle köye giden uzun yamaca, akın eden şekillere, bir evden yükselen iri duman bulutuna baktılar -bir bacadan gelemeyecek kadar büyüktü! Goblinler gelmişti. Yüzlerce kilometre ötede, Barbacan denilen, rüzgarın süpürdüğü, zorlu topraklarda, Aida denen bir dağın içindeki derin bir mağarada, iblis savaş hissinin tadını çıkardı. İblis yaratık, savaşın

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


nerede verildiğini bilmese de, Dundalis'te ölenlerin çığlıklarını işitebiliyordu. Bu zorba bir goblin reisinin işiydi belki, ya da kendi 46 R. A. Salvatore iradeleriyle hareket eden, sefil insanlara acı getiren sayısız powrie saldırı grubundan birinin. Dactylin doğrudan rolü yoktu, ama bunun fazla önemi yoktu. Uyanmıştı, karanlık yükseliyordu ve etkisi Corona'ya yayılmaya başlamıştı bile. Goblinler, powrieler ya da iblisin hizmetkarı saydığı diğer ırklardan biri, o uyanışı çoktan hissetmiş, eyleme geçme cesaretini bulmuştu. Yaratık kanatlarını gerdi ve lavtasından şekillendirdiği önceden mezarı olan tahta yerleşti. Evet, karanlık titreşimler taşın içinde güçlü bir şekilde hissediliyordu. Savaş duygusu, insan ıstırabı duygusu. Uyanık olmak güzeldi. DUNDALIS'İN ÖLÜMÜ Elbryan ve Pony saniyelerce sersemlemiş,'dehşete düşmüş halde kaldılar. Her şey çok gerçekdışıydı, deneyimlerinin ve beklentilerinin çok ötesinde. İmgeler kafalarına doluştu, daha da korkutucu, hayali sahnelerle karıştı ve her şeyin merkezinde mutlak inkar vardı, açık gerçekliğe karşın bunun olmadığı umudu. İlk önce Jilseponie hareket etti, tek bir minik adım attı, kolunu çaresizce uzattı. O neredeyse istemsiz hareket transım bozmuş gibi göründü, annesini çağırmak için tek bir çığlık attı ve hızla eve doğru koşmaya başladı. Elbryan ona seslenmeyi düşündü, ama kararsızlık ses çıkarmasını engelledi, hemen peşine düşmesini önledi. Ne yapmalıydı? Sorumlulukları nelerdi? Bir savaşçı bunları bilirdi! Elbryan büyük çaba göstererek bakışlarını aşağıdaki korkunç manzaradan kopardı ve çevresine bakındı. Arkadaşlarını organize etmeliydi -evet, tutulacak yol bu, diye karar verdi. İzcilerini toplamalı, belki yaşça büyük olanları vadiden çağırmalı, sıkı saflar halinde Dundalis'e akın etmeli, savunmaya destek vermeliydiler. Ama zaman aleyhineydi. Çevresine yine bakındı, her daim yeşil ağaçlar ve karibu yosunuyla kaplı vadiye döndü ve yaşça büyük delikanlıların devriyesine seslenecek oldu. Elbryan bağırışını boğazından çıkmadan yakalayarak, nefes «8 R. A. Salvatore nefese ikiz çamların arkasına çekildi. Sırtın hemen ötesinde, arkasını ona dönmüş düşmanı, hemen hemen kel kafasını, sivri kulaklarını, tebeşirimsi sarı derisini gördü. Elbryan titreyen parmaklarla kısa kılıcını aldı, sonra dehşetle donarak oyuğun derinliklerine çekildi. Pony silahlı değildi, sopasını sırtta bırakmıştı. Aldırmıyordu, çünkü savaşa koşmuyordu. Kız annesini ve babasını bulmaya, onların rahatlatıcı kucaklamalarını hissetmeye, annesinin her şeyin yolunda olduğunu söy-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lemesini duymaya koşuyordu. Yine küçük bir kız olmak, yatak örtülerine sıkı sıkı sarınmak, annesinin kucağına sığınarak bir kabustan uyanmak istiyordu. Ama bu sefer uyanıktı. Bu sefer çığlıklar gerçekti. Pony gözyaşlarıyla körleşmiş bir halde, ümitsizce koştu. Bir ağaç olduğunu sandığı şeyin dibinde sendeledi, sonra nesne aniden kıpırdayınca bayılacak gibi oldu. Elinde dev bir sopa tutan fomoryan devi ondan uzun bir adım uzaklaştı. Pony'nin ciğerlerinde nefes kalmış olsaydı çığlık atardı ve çığlık atsaydı dev onu fark eder, olduğu yerde ezerdi. Ama devin gözleri köydeydi, önemsiz, küçük bir kızda değil ve birkaç uzun adımda Pony'yi çok geride bıraktı. Kız ayağa kalktı, fırlatmaya uygun irice iki taş buldu ve deve paralel, ama fazla yakın olmayan bir yol seçerek koşmaya başladı. Sonra savaş meydanına girdiğinde, kargaşayı, vahşi mücadeleyi, yoldaki ölü bedenleri gördüğünde artık küçük bir kız değildi. Aldığı eğitimi hatırladı, kendini açık düşünmeye zorladı. Her yer goblin kaynıyordu ve Pony en az iki dev daha gördü, en az dört buçuk metre boyunda, belki beş yüz kiloluk, keskiyle oyulmuş kas yığını. Dostları ve ailesi kazanamazdı! Pony'nin o mantıklı, yetişkin parçası -kabusları yatak örtüleriyle geçiştirme zamanının çoktan geçtiğiiblisin Uyanışı 49 ni bilen parça- ona kuşkuya yer bırakmadan, Dundalis'in hayatta kalamayacağını söyledi. "B Planı," diye fısıldadı yüksek sesle, düşüncelerini düzene sokmak için sözcükleri kullanarak. Yabandiyar'ın yerleşim birimlerinde her çocuğa öğretilen hayatta kalma kuralları, bir felaket ânından ilk önceliğin köyü kurtarmak olduğunu söylüyordu. Bu başarısız olursa bir sonraki iş olabildiğince çok birey kurtarmaktı. B Planı. Pony gölgelere girip çıkarak en yakın evlerin arkasına dolandı. Köşeden gözetledi ve yerinde kalakaldı. Dundalis'in ana caddesinde, bu evin hemen diğer tarafında vahşi bir mücadele sürüyordu. Pony önce 01wan Wyndon'ı gördü, insanların oluşturduğu safın ortasında uzun boyuyla duruyor, emirler bağırıyor, düşmanlar her yandan saldırırken yirmi erkek ve kadından oluşan grubu sıkı bir çember oluşturmaları için yönlendiriyordu. Pony'nin ilk içgüdüsü savaşan gruba katılmaya çalışmaktı, ama hemen asla oraya ulaşamayacağı sonucuna vardı. Olwan Wyndon bir goblinin kafasını parçalar, sefil yaratığı yere yıkarken umutla yumruğunu sıktı. Sonra 01wan'ın arkasındaki adamın, keskin mızraklarla kendisine saldıran iki goblini savuşturmak için çılgınca çabaladığını fark edince nefesini tuttu. Babası. Elbryan nefesini tuttu, bir kez inledi, sonra nefesini yine tuttu. Ne, yapacağını bilmiyordu, sonra çoktan yaptığı şey için kendi kendine küfretti! İki çamın arasındaki boşlukta düşmanını gözden kaçırmıştı -ilk ve genellikle ölümcül hata. Şimdi korkusunu inkar etmek için çabalaması gerekiyordu, duygusunun ve fiziksel engelin üstüne çıkması, babasının verdiği 5°

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


R. A. Salvatore dersleri hatırlaması gerekiyordu. Bir savaşçı düşmanını tanır, bulur ve her hareketini izler. Bu düsturu sessizce tekrarlayarak, yüzünü çamın kenarından ağır ağır çıkardı. Son anda, goblinin diğer yanda, silahını kaldırmış, başını uzatır uzatmaz vurmaya hazır beklediğini düşünerek bir an tereddüt etti. Bir savaşçı düşmanını tanır... Ani bir kaymayla çamın arkasındaki alan görüş alanına girdi ve Elbryan goblinin kıpırdamadığını, hâlâ sırtı ona dönük, kuzey vadisine bakmakta olduğunu görünce, neredeyse gevşeyerek olduğu yere yığılacaktı. Bu rahatlama, Elbryan bu yaratığın konumunun anlamını fark edince hızla yüreğinin büzülmesine dönüştü. Vadideki devriye fark edilmişti, hatta belki saldırıya uğramıştı ve bu goblin, arkadaşları köyü talan ederken, olası insan destek kuvvetlerine karşı nöbet tutuyordu. Bu düşünce genç adamın içinde, korkusunu alt edecek kadar büyük bir öfke yarattı. Kısa kılıcını daha da sıkı kavradı ve yavaşça bir ayağını altına aldı. Tereddüt etmedi, çünkü duraksayacak olsa cesaretini yitireceğini biliyordu. Elbryan ağacın arkasından kaydı. Yarı yürüyerek, yarı emekleyerek gobline yaklaştı, mesafenin üçte birini hızla aştı. Sonra geri dönmek, oyuğa koşmak, yüzünü saklamak istedi. Arkasından, evinden gelen sesler, rüzgarın sırta taşıdığı yanık odun kokuları onu cesaretlendirdi. Yüzünü kararlılıkla buruşturarak düşmanıyla arasında kalan mesafeyi yarıladı. Artık geri dönüş yoktu. Bölgeyi taradı ve yaratığın yalnız olduğundan emin olduğu anda doğrulup atıldı. Koşarak attığı beş adım onu gobline ulaştırdı. Yaratık son ana kadar yaklaştığını duymamıştı. Goblin daha dönemeden Elbryan'ın kılıcı hızla kafasına indi. Kılıç geniş bir açıyla sekti. Elbryan darbenin gücüne, kılıcının goblinin kafatasını yaramamasına şaşırdı. Korkunç bir an boyuniblisin Uyanışı 5i ca> yaratığa yeterince kuvvetle vuramadığını, goblinin dönüp kaba kılıcıyla onu şişleyeceğini düşündü. Genç adam çaresizce yana kaçtı, kendini savunmak için hazırlanmaya çalıştı. Goblin tuhaf tuhaf sendeledi, silahını düşürdü ve dizlerinin üzerine çöktü. Başı bir yandan diğerine savruldu. Elbryan parlak kırmızı kesiği, yarılmış kemiğin beyazlığını, grimsi beyni gördü. Goblin hareket etmeyi bıraktı. Çenesi göğsüne düştü ve diz çökmüş vaziyette öldü. Ölü. Elbryan midesinin kaynadığını hissetti ve nefes almaya çalıştı. İlk öldürmesinin ağırlığı üzerine çöktü, omuzlarını çökertti, onu dizleri üzerinde düşürecek oldu. Zihnini berraklaştıran, yine yanan köyünün kokusu oldu. Şimdi düşünmeye zamanı yoktu ve goblini öldürmek yerine yakalamak gibi anlayışlı düşünceler oldukça saçma geliyordu. İlerideki yeşil vadiye baktı ve dehşet içinde orada bir mücadelenin sürdüğünü fark etti. Sonra Dundalis'teki daha büyük savaşı görmek için arkasına baktı. Anne babasının savaştığı yere, Pony'nin koştuğu yere. "Pony," diye yüksek sesle fısıldadı ümitsiz genç adam ve ne

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


yaptığını bilinçli olarak fark ettiğinde, ağaçlar yanından akıp gidiyordu. Dundalis'e giden yamaçtan aşağı koşuyordu. Pony evi dolandı, goblin halkasını nasıl aşıp babasına ulaşabileceğini merak ederek ağır ağır savaşa yaklaştı. Evin içinden gelen bir ızdırap çığlığı onu yerinde dondurdu, bütün ağırlığıyla kapının çerçevesine yaslandı. Nerede olduğunu, bunun kimin evi olduğunu düşünebilmesi bir dakikasını aldı ve bir hıçkırığı bastırdı. "Buna zaman yok," diye payladı kendini ve yolda süren savaşa odaklandı. Omuzları yine çöktü, çünkü çaresiz savaşçıların etrafındaki kanlanmış toprakta pek çok goblin ölü ya da ölmek 52 R. A. Salvatore üzere yattığı halde, pek çok insan da ölmüştü. Ve bunca »katliama rağmen goblin safları kalabalıktı ve azalmışa benzemiyordu. Her şeyin üzerinde gururlu, güçlü ve sarsılmaz Ohvan duruyordu. Bir başka gobline vurdu, onun çirkin kafatasını ezdi, sonra kollarını kaldırdı ve diğerlerini cesaretlendirmeye çalışarak seslendi. Pony merakla gözlerini kırpıştırdı, çünkü 01wan'm kolları inmedi, yükselmeye devam etti. Adamın yüzünde beliren dehşet ve acı ifadesini gördü, sonra adam bakışlarını uzattığı omzunun, dirseğinin üzerine kaldırdı... Devin eli uzun boylu adamın kolunu kavramıştı. Evin duvarı görüş alanını kısıtladığından, Pony adamın yükselişini takip edemedi. Birinin sonu gelen 01wan'a yardım etmesi için bağırmak, sırf çığlık atmış olmak için çığlık atmak istedi. Ve sonra 01wan uçarak tekrar görüş alanına girdi, perişan bir yığın halinde cesur savaşçıların hemen ortasına, yolun üzerine düştü. Safları bozuldu. Dağıldılar, çoğu bir goblin sürüsünün altında kaybolmadan önce ancak bir, iki adım atabildi. Pony babasını hemen gözden kaybetti. Grubu seçmeye çalıştı, bir başkasının ona okuma yazma öğreten kadının yere düşürüldüğünü;gördü, goblinin mızrağının hemen ardından onu izlediğini gördü. Sonra Pony kaynayan midesini tutarak, sendeleyerek evin arkasına kaçtı. Artık savunma hatları, düzenli direnç cepleri yoktu. Her şey kargaşaydı, acı çığlıkları ve feryatları. Pony nereye döneceğini, nereye kaçacağını bilemiyordu. Ölü 01wan'ın imgesini ve babasını son gördüğü ânı hatırladı. Babasının onun için gelmesini, bir şekilde kargaşadan sıyrılmasını, Pony'yi tehlikeden uzaklaştırmasını, hep yaptığı gibi her şeyi yoluna sokmasını dileyerek yine yola döndü. Bu umutla alay eder gibi, bir goblin o köşeyi döndü ve kızın üzerine geldi. Pony haykırarak taşlardan birini yaratığa fırlattı ve kaçtı. İblisin Uyanışı 53 Tam evin arkasında, öike onu yerine mıhladı. Durdu ve goblinin adımlarını ölçerek kendini hazırladı. Yaratık köşeyi dönerken kız kolunu bütün gücüyle arkaya attı ve yumruğunu saldırgan yaratığın çenesine indirdi. Pony döndü ve goblinin üzerine atladı, bir yandan çılgınca yumruklarken, şiddetle tekmeledi ve diz attı. Goblin, kızı, küçük

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


bedeninin düşündürdüğünden daha büyük bir güçle kenara itti ve mızrağını çevirdi. "Elbryan!" Sesleniş koşan delikanlının kayarak durmasına sebep oldu. Genç bir akçaağacın gövdesini yakaladı ve sese doğru savruldu. Genç izcilerden biri, Carley dan Aubrey kül gibi bir suratla ona doğru sendeliyordu, iki eliyle sağ yanını sık sıkı tutmuştu. Elbryan o ellerin altındaki karanlık lekeyi gördü.. "Elbryan!" diye seslendi yine dokuz yaşındaki oğlan, öne doğru yıkılarak. Elbryan onu karşılamak için koştu, tam düşerken yakaladı. Yaşça büyük oğlan hızla hareket ederek Carley'in ellerini zorla çekti ve yarayı inceledi. Elbryan yüzünü buruşturdu, Carley inledi ve eli Carley'in yan tarafına saplanmış mızrağın kırık ucuna sürtününce Elbryan kusacak gibi oldu. Elbryan titreyen elini çekti, iri iri gözlerle yarayı kaplayan parlak kana baktı. Carley ümitsizce ellerini yine yaraya kapattı, ama kanı durduramazdı. Elbryan kendini sakin olmaya, her bir şekilde düşünmeye zorladı. Kendi gömleğini çıkarmalı, onu kullanarak yarayı sarmaya çalışmalıydı. Bir an önce! Ceketini çabucak çıkardı, deri yeleğini açtı, beyaz gömleğinin düğmelerini hızla çözdü. Sonra elinde yarım bir mızrak, hızla üstlerine gelen goblini gördü. Yaratık mızrak sapını sopa gibi kaldırmış, yaklaşıyordu. 5« R. A. Salvatore Elbryan kısa kılıcını kavradı, önünde kaldırmaya çalıştı ve goblin üzerine atlarken geriledi. Hızla çarpıştılar, Elbryan sırtüstü düştü. Birlikte yuvarlandılar. Elbryan'ın kılıcı kalkmış, yaratığı biraz kesmişti, ama açı yanlıştı ve goblinin şaşırtıcı ölçüde güçlü olan kavrayışı, oğlanın silahı saplamasını engelliyordu. Yumruklaşarak, çırpınarak yamaçtan aşağı tekrar tekrar yuvarlandılar, Çarpık dişleri, uzun, sivri burunlu çirkin goblin yüzü Elbryan'ın yüzünden birkaç santimetre ötedeydi ve yaratık sopasını indirmeye başladığında daha da yaklaştı. Elbryan burnunun kırıldığını hissetti, akan kanının sıcaklığını hissetti. Daha da kuvvetle mücadele etti, ama goblin kılıcı saplamasına izin vermiyordu. Elbryan diğer eliyle daha da kuvvetle çekerek yuvarlanma hızını arttırdı. Ayak bilekleri bir ağaç gövdesine takıldı, ama durmaya cesaret edemeyerek tekmeledi ve goblin tam üstüne geldi. Yaratık hâlâ inatla tutunuyor, Elbryan'ı da çekiyordu ve bu sefer baştan ayağa, yanlamasına -yuvarlanmaya başladılar. İlk yuvarlanışta Elbryan yeni avantajını gördü ve ikincide kılıç kolunun dirseğini öyle çıkardı ki dirseği yere çarptı ve destek aldı. Goblin üste çıktığında, kendi ağırlığı, Elbryan'ın kılıcının üzerine düşmesini sağladı. Yaratık çılgına döndü, tekmeledi, kıvrandı, karaya vurmuş balık gibi çırpındı. Elbryan başta kendini savunmaya çalıştı, ama bu boşuna görününce, bunun yerine saldırmayı tercih etti; kılıcı zalimce kıvırdı, büktü. İkili bir başka ağacın gövdesine hızla çarptı ve goblin aniden kıvranmayı bıraktı. Sersemlemiş, nefesi tükenmiş olan Elbryan bayılacak gibi oldu. Düşünceleri dehşetle zihnine doluştu ve kılıcı-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


nı kurtararak vahşice yaratığa savvırmaya, goblini tekrar tekrar kesmeye başladı. Yaratığın altından kurtuldu, ama şiddetle, ilkelce saldırmaya devam etti, darbeleri salt dehşettendi. Sonunda yaiblisin Uyanışı 55 ratı^ın öldüğünü, artık onu incitemeyeceğini fark ederek durdu. Soluklanmaya çalışarak, ama başaramayarak yanında diz çöktü. Cari ey dan Aubrey'in inlemesi onu kendine getirdi. Yamaçtan yukarı fırladı ve sonunda oğlanın yanına vardı. "Soğuk," dedi Carley sessizce. Elbryan dizlerinin üzerine çökerek yaraya uzandı, mızrağa tereddütle dokundu, çekip kurtarması gerekip gerekmediğini düşündü. Oğlana baktı ve nefesini tuttu. Ama Carley ölmüştü. Pony kaçtı, sendeledi ve düştü, sonra dört ayak üzerinde doğruldu -yeter ki uzaklaşabilsin. Goblin arkasındaydi; kız onun mızrağını hazırladığını, savunmasız sırtına nişan aldığını hayal etti. Haykırdı ve bir köşeyi dolanarak yüzüstü düştü. Hiçbir şeyin vurmadığını fark ederek tekrar ayağa kalktı ve koşmaya devam etti. Evin arkasında Pony'nin babası Thomas Ault hançerini çekip kurtardı ve ölü goblinin yere düşmesine izin verdi. Adam hüzünle kızının kaçtığı köşeye baktı, bir şekilde kaçmayı başarmasını diledi, bunun için dua etti. Thomas elinden geleni yapmışü. Hafif mızrakların yakıcılığını hissetti, altı tane birden, sırtına, yan tarafına, bir kalçasına saplanmışlardı. Onu kovalayan goblin çetesi aradaki mesafeyi kapatırken ayak seslerini duydu. Pony'nin kurtulması için dua etti. Elbryan kasabaya doğru yola çıkmadan önce, Carley'in geldiği yönde, ağaçların arasında gölgelerin hareket ettiğini gördü. Bunların diğer arkadaşları olmadığını biliyordu, diğerlerinin öldüğünü içgüdüsel olarak biliyordu. Carley'in bedeninden yavaşça, sessizce uzaklaştı, daha büyük bir ağacın arkasına saklandı. Yedi goblin görüş alanına girdi, rahatça yamaçtan aşağı koş56 R. A. Salvatore turdular. Ölü oğlanı gördüklerinde yuhaladılar, kahkahalar attılar, sonra kendi ölü arkadaşlarını gördüklerinde daha da yüksek sesle yuhaladılar, geçerken durmadılar bile. Elbryan üstlerine atlamak, hepsini doğramak istiyordu. Ama bilgelik öfkesini alt etti ve saklandığı yerde kaldı, geçmelerine izin verdi. Sonra kanlı kılıcı elinde, peşlerinden gitti. Yaratıklardan birinin arkadaşlarından uzak düşmesini umuyordu. Duman aşağıdaki köyde gitgide yoğunlaşıyordu artık. Çığlıklar azalmıştı, ama Dundalis'i açıkça görebileceği bir alanı geçtiğinde, Elbryan kaçışan şekillerin hâlâ kalabalık olduğunu gördü. Genç adam umutsuz olduğunu biliyordu, köyünün kaybetmeye mahkum olduğunu biliyordu, bütün arkadaşlarının, anne babasının, Pony'sinin öldüğünü biliyordu. Elbryan bunu biliyordu, ama yavaşlamadı, yolunu değiştirmedi. Acının, mantığın ötesine geçmişti, dökecek gözyaşı yoktu. Dundalis'e gidecekti; yakalayabildiği bütün goblinleri öldürecekti.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Kız ölüleri, ölmekte olanları gördü. Kendisinin neden hâlâ yakalanmamış olduğunu bilmiyordu, ama gölgeden gölgeye, yanan bir binanın yanından bir sonrakine koşarken şansının uzun sürmeyeceğini biliyordu. Herhangi birini kurtarmakla ilgili düşünceleri tamamen kaybolmuştu. Artık tek istediği kaçmak, çok çok uzaklara gitmekti. Ama nasıl? Yol goblinlerle doluydu. Çirkin yaratık grupları evlere dalıyor, mekanı yağmalıyor ve ateşe veriyorlardı. Merhamet etmiyorlardı; Pony hayatı için yalvaran, kendini çevresindeki goblinlere sunan bir kadın gördü. Kadını doğradılar. Çember daralıyordu, Pony biliyordu. Köylüler öldükçe daha fazla goblin çevrede serbest dolaşıyordu. Pony her yöne baktı, kasabadan ormana kaçmak için bir yol aradı. Ama kaçış yolu yokiblisin Uyanışı 57 tu görülmeden Dundalis'in dışına çıkmanın yolu yoktu. Ve ormanda da goblinler vardı, üçer beşer geliyorlardı. Kaçış yoktu. Pony iki bina arasına sıkıştı ve başını duvara yasladı. Yola koşmasının, her şeyin bir an önce olup bitmesinin daha iyi olup olmayacağını merak etti. "Beklemekten daha iyi," diye mırıldandı kararlılıkla, ama yapamayacağını anladı, hayatta kalma içgüdüsü izin vermiyordu. Pony derin bir nefes aldı. Bu ev de yanmaya başlarken ellerine ulaşan ısıyı hissetti. Şimdi nereye kaçacaktı? Kız aniden nerede olduğunu hatırlayarak başını yana eğdi. Önündeki Shane McMichael'ın eviydi ve arkasındaki de Ohvan Wyndon'ın evi. Ohvan'ın evi, Elbryan'ın evi. Elbryan'ın yeni evi! Pony sadece iki sene önce, evin yapılmasını hatırladı. Bütün köy ev hakkında konuşup durmuştu, çünkü 01wan Wyndon taş bir temel yapıyordu. Pony dizlerinin üzerine çöktü ve Olwan'ın evinin dibindeki toprağı eşelemeye başladı. Parmakları kanadı, arkasındaki sıcaklığın arttığını hissetti, ama ümitsizce kazmaya devam etti. Sonra eli açık bir alan buldu. Derine uzandı, belki kırk beş santim kadar uzağa ve eli soğuk, ıslak zemini buldu. Ofrvan temel için geniş taş levhalar kullanmıştı ve Pony evin henüz yerleşmediğini tahmin ediyordu. Duman çevresinde yoğunlaştı; 01wan'ın evi de alevlere boğulmuştu. Kazmaya devam etti, deliği genişletti, çılgınca taşın altına sığmaya çalıştı. Öfkeli genç adamın fazla beklemesi gerekmedi. Goblin çetesi, anlaşılan nöbet tutmaları için bırakılan ve saldırıya katılmayan yaratıklar Dundalis'e doğru ilerlemediler, safları böldüler ve ağaç58 R. A. Salvatore ların içinde sağa sola dağıldılar. Elbryan üç kişilik bir grubu takip ederek sola döndü. Dundalis'te süren çığlıkları duydu, artık dirençten çok acınası ağlayışlardı. Yanan evleri gördü, kendi evinin de aralarında olduğunu gö-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


recek kadar yakındaydı. Bu genç adamın öfkesini körükledi. Sessizce ağaçtan ağaca kaydı ve goblinlerden biri durakladığı, diğerlerinin arkasında kaldığında hızla o noktaya gitti. Yaratığın kaburgalarına tek bir hamle yaparak hızla öldürdü, ama sessiz bir ölüm olmadı, çünkü goblin bir ölüm feryadı koparmayı başardı. Elbryan kılıcını çekip kurtardı ve kaçmaya başladı, ama çok geçti. Kılıcını sağa sola savurdu, iki goblin uluyarak, bağırarak üzerine gelirken mızrakları savuşturmayı başardı. Gözleri -öylesine sevinç dolu, ölen arkadaşları için öylesine aldırışsız- Elbryan'ın cesaretini kırdı ve onlara bakmamaya çalıştı, mızraklarına odaklanmaya çalıştı. Bu arada geriliyordu, diğer grup ulumalara yanıt vermeden önce kaçması gerektiğinin farkındaydı. Solundaki goblin sert ve düz bir hamle yaptı. Elbryan kılıcını mızrağın üzerinden aşırdı, sağa büktü ve sola, yamaçtan yukarı kaçarak daha yüksek zemine ulaştı. Genç adam sendelediğinde kazandığı avantajı kaybetti, gevşek toprak ayağının altından kaymıştı. Diğer goblin arkadaşının arkasından dolandı ve yukarı hareket ederek Elbryan'a tepeden yaklaştı. Elbryan çaresizce kendini arkaya attı, ayağını altına aldı ve tekmeleyerek ilk goblinin dönen mızrağının yanından uçtu, sonra ikincisinin menzilinden çıkmak için koştu. Geçerken kılıcını savurdu, katı bir şeye çarptığını hissedince umutlandı. Sonra Elbryan sıçrar, yuvarlanırken dünya dönmeye başladı. Sonunda kaymasını kontrol altına aldı, yuvarlanmasını durduracak iblisin Uyanış' 59 şekilde açı kazandı ve savunma pozisyonunda doğruldu. Goblinin -belki ikisinin birden- tam arkasında olmalarını bekliyordu. Ama değillerdi. Elbryan'ın kılıcını savurduğu goblin yerde kıpırtısız, yatıyordu -anlaşılan Elbryan düşündüğünden daha kuvvetli vurmuştu. Diğeri de yere düşmüş, inleyerek kıvranıyordu. Elbryan'ın aklına gelen tek açıklama o geriye sıçrarken goblinin arkasından atılmış, yere ya da bir ağaç gövdesine hızla çarpmış olmasıydı. Bir şey omzuna vurdu, önce sertçe değil, ama sonra bir kez daha, bu sefer yanlamasına uçmaya başladı. Yuvarlanarak yere düştü, ama dönerken hızla bir ağaç gövdesine çarptı. Sersemlemiş, kafası karışmış Elbryan sendeleyerek ayağa kalktı. Ve Elbryan'ın vücudu kadar büyük bir sopa tutan bir fomoryan devi kayıtsızca ona doğru yürümeye başlayınca, Elbryan'ın bütün umutları uçup gitti. Elbryan arkasından seslenişler duydu ve diğer dört goblinin yolda olduğunu anladı. Genç adam çevresine bakındı. Kaçacak, saklanacak hiçbir yer yoktu. Katı ağacı destek olarak kullanarak kendini hazırladı. Dev tek bir koca adımda yanına geldi. Elbryan yaratığı salt vahşilikle şaşırtmak için sıçradı. Kılıcını sapladı, savurdu, canavarın dizlerine yaklaştı, yine sapladı, sonra devin bacaklarının arasından yuvarlandı. Ama dev küçük yaratıklarla yaptığı savaşlarda bu hareketi düzinelerce kez görmüştü. Elbryan yarı yolu aşmışken dizlerini kapattı genci öyle sıktı ki Elbryan zar zor nefes alabiliyordu. Elbryan kılıcını canavara yine saplamaya çalıştı, ama dev dizlerini da-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ha da sıktı ve genç adam inlemekten başka bir şey yapamadı. Yana dönmeyi başardı ve o açıdan, devin sopasının başının üzerinde kalktığını gördü. Mide bulandırıcı bir duyguya kapıldı. Sonuna dek inatçı, elinden geldiğince kuvvetle yine kılıcını sapladı, sonra gözlerini kapattı. 6o R. A. Salvatore Hava tuhaf bir mırıltıyla canlandı. Dev kavrayışını g'evşetti ve Elbryan yere düştü. Sıkıştığı yerden kurtuldu, birkaç adım koştu. Devam eden ıslıkları duydu ve bir an çevresinde bir arı sürüsünün uçtuğunu düşündü. İçgüdüyle elini salladı ve sonra ani bir batma hissiyle geri çekti. Deve bakmak için döndü. Dev havayı tokatlayarak dans ediyordu. Ötesinde, yaklaşmakta olan dört goblinden ikisinin garip garip silkelendiğini, sonra yere düştüğünü gördü. "Ne?" diye sordu Elbryan büyük bir şaşkınlıkla. Korkunç bir suçiçeği gibi kırmızı benekler devin yüzünü ve kollarını kaplamıştı. Daha yakından ve kendi yaralı eline baktığında, Elbryan bunların sebebinin arılar değil, daha önce benzerini hiç görmediği küçük oklar olduğunu anladı. Sayısız küçük ok çevresindeki havayı doldurmuştu. Ama devi durduramıyorlardı. Fomoryan muazzam, iğrenç bir ulumayla atıldı, sopası havaya kalktı. Savunmasız, kırılgan Elbryan altında durdu, kısa kılıcını havaya kaldırdı, ama böyle kuvvetli bir darbeyi savuşturması imkansızdı. Bir sonraki ok yağmuru daha yoğundu, altmış ok hızla devin yüzüne ve boğazına uçtu, gerçekten de bir arı sürüsüne benzeyen altmış ok. Fomoryan bir iki kez sendeledi, sonra oklar birbirinin üstüne, her bir düzinenin üzerine bir düzine daha saplanınca sendeledi, sonra bir daha, bir daha sendeledi. Sonunda oklar dindi ve fomoryan avına doğru ilerlemeye çalıştı. Ama genç adama yaklaşamadan yere yıkıldı ve kendi kanında boğuldu. Elbryan görmedi bile; bayılıp gitmişti. 5 TANRI'NIN SEÇİLMİŞİ Avelyn Birader kolu kuvvetle çevirdi, her dönüşte hem tahta, hem adam inliyordu. Bu kova ne zaman görünecek, diye merak etti genç çömez. "Daha hızlı," diye ısrar etti Quintall, Avelyn'in iş ortağı ve sınıf arkadaşı. Sınıf doğum tarihlerine göre bölünmüştü; Avelyn ve Quintall fiziksel ya da duygusal uyumlulukları yüzünden değil, yalnızca aynı hafta içinde doğdukları için bir araya getirilmişlerdi. Gerçekten de ikisi açıkça uyumsuz görünüyordu. Quintall yirmi beş kişilik sınıftaki en kısa boylu adamdı, Avelyn en uzunlar arasındaydı. İkisi de iri kemikliydi, ama Avelyn biçimsiz ve hantaldı. Buna karşın Quintall kaslıydı, iyi bir atletti. Huyları da zıttı: Avelyn sakin ve saygılı, hep kendini kontrol edebilen biri, Quintall ise, sınıf denetçisi Üstat Siherton'un sık sık ve uygun biçimde söylediği gibi "fişek gibi." "Yakında mı?" diye sordu Avelyn birkaç boş dönüşten sonra. "Yarısında," diye cevapladı Quintall soğuk soğuk, "o kadar varsa." Avelyn derin derin iç çekti ve ağrıyan kollarını harekete geçir-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


di. Quintall tiksintiyle homurdandı; o olsa şimdiye dek kovayı çekmişti ve ikisi öğle yemeği yemeye yollanmışlardı bile. Ama kolu çevirme sırası Avelyn'deydi ve iş sorumluları bu tür konular-

62 R. A. Salvatore da dikkatliydi. Quintall yaklaşıp kolu ittirmeye kalksa, bu, muhtemelen ikisinin de yemeğine mal olacaktı. "Sabırsız biri," dedi Üstat Jojonah, elli yaşlarında, yumuşak kahverengi gözleri, içinde tek bir gri tel olmayan parlak kahverengi saçları olan cüsseli bir adam. Jojonah'ın derisi bronzlaşmış ve pürüzsüzdü, gözlerinin yanlarından yelpaze gibi yayılanlar dışında yüzünde çizgi yoktu- "güvenilirlik kırışıkları" diyordu onlara. "Fişek gibi," diye açıkladı Üstat Siherton; uzun boylu, kemikli ve zayıf bir adamdı, ama omuzları genişti ve sıska boynunun iki yanında epey çıkıntı yapıyordu. Siherton'un hatları sınıf denetçisi olarak mevkisine uyuyordu, en yeni biraderlerin disiplini ondan sorulurdu. Yüzü sert ve şahin gibiydi, gözleri küçük ve koyu renkti -ve gözlerini öğrencilere uğursuz bir şekilde kıstığı zaman daha da küçülüyorlardı. "Quintall tutku dolu," diye ekledi açık bir hayranlıkla. Jojonah adamı merakla inceledi. Manastırın en yüksek odasındaydılar, pencereleri bir yanda kaba dalgakıranlara, diğer yanda manastır avlusuna bakan uzun, dar bir oda. En yeni sınıftan yirmi dört biraderin hepsi -hastalık yüzünden biri ayrılmak zorunda kalmıştı- avluda kendilerine, verilen işleri yapıyorlardı, ama iki üstadın gözleri sıradışı çömezler olarak görülen Avelyn ile Jojonah'ın üzerindeydi. "Avelyn sınıfın en iyisi," dedi Jojonah, daha çok Siherton'un tepkisini merak ettiğinden. Uzun boylu adam omuzlarını kayıtsızca silkti. "Bazıları yıllardır görülen en iyi çömez olduğunu söylüyor," diye ısrar etti Jojonah. Bu doğruydu; Avelyn'in inanılmaz adanmışlığı hızla Aziz Saf Abelle'in sohbet konusu olmaya başlamıştı. Yine bir omuz silkme. "Tutkusu yok," diye yanıt verdi Siherton. "Tanrı'ya daha yakın olduğu için insani tutkuları mı yok?" diye İblisin Uyanı?' 63 yanıt verdi Jojonah, sonunda Siherton'u yakaladığını düşünerek. "Belki de çoktan öldüğü içindir," dedi uzun boylu adam kuru kuru ve dönüp diğerine dik dik baktı. Üstat Jojonah topuklarının üzerine yerleşti, ama delici bakışları kararlılıkla karşıladı. Siherton'un bu en önemli sınıfta Quintall'ı beğendiği sır değildi, ama adamın Avelyn'e, bütün üstatların -ve söylentiye göre Peder Başrahip Markwart'ın da- seçimi olan öğrenciye açık açık hakaret etmesi onu şaşırtmıştı. "Bugün annesinin öldüğünü haber aldık," dedi Siherton duygusuzca. Jojonah avluya, hiçbir şey olmamış gibi çalışmakta olan Avelyn'e baktı. "Ona söyledin mi?"

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Zahmet etmedim." "Ne tür meşum bir oyun oynuyorsun?" Yine o sinir bozucu omuz silkme. "Umursar mı?" diye yanıt verdi Siherton. "Kadının şimdi Tanrı'nın yanında olduğunu, bu yüzden mutlu olduğunu söyler; sonra işine devam eder." "İnancıyla alay mı ediyorsun?" diye sordu Jojonah sert bir sesle. "İnsaniyetsizliğini küçümsüyorum," diye yanıt verdi Siherton. "Annesi öldü, ama umursayacak mı? Sanmıyorum. Avelyn Birader kendi inançlarının kozasına öyle sıkı kapanmış ki, hiçbir şey dengesini bozamaz." "İnancın ihtişamı bu," dedi Jojonah sakin sakin. "Boşa harcanan bir yaşam bu," diye terslendi Siherton, pencereden dışarı eğilirken. "Sen, Quintall Birader!" diye seslendi. İki çömez çalışmayı bıraktılar ve başlarını pencereye kaldırdılar. "Git yemeğini ye," diye emretti Üstat Siherton. "Ve sen, Avelyn Birader, lütfen buraya gel ve benim -Üstat Jojonah'ın odasında bana katıl." Siherton başını içeri çekip Jojonah'a baktı. "Bakalım genç kahramanımızın kalbi var mıymış," dedi Siherton soğuk soğuk ve onu ustaların odalarına götürecek merdivene <k R. A. Salvatore doğru uzun adımlarla uzaklaştı. ? Jojonah uzun bir an boyunca onu izledi, kalpsiz olanın gerçekte hangisi, Siherton mı, yoksa Avelyn mi olduğunu merak etti. "Bu kaybı önemsiz bir şeyi kanıtlamak için kullanıyorsun," diye ısrar etti Jojonah, üç kat aşağıda Siherton'a yetiştiğinde. "Ona söylenmeli," diye yanıt verdi Siherton. "Kısa süre sonra güvenmemizin gerekebileceği bu adamı tartma fırsatını kaçırmayalım." Jojonah, Siherton'un omzunu yakaladı ve onu, adımının ortasında durdurdu. "Avelyn değerini kanıtlamak için sekiz sene harcadı," diye hatırlattı uzun boylu adama. "O bilmiyordu, ama son dört senedir daimi gözetim altındaydı. Siherton daha fazla ne isteyebilir?" "Bir insan olduğunu kanıtlamak," diye hırladı şahinimsi üstad. "Hissedebildiğini kanıtlamalı. Ruhanilikte, dindarlıktan daha fazlası vardır, dostum. Duygu, öfke, tutku vardır." "Sekiz sene," diye tekrarladı Jojonah."Belki bir sonraki sınıf..." "Çok geç," dedi Üstat Jojonah sessizce. "Hazırlayıcılar bu sınıftan ya da önceki üç sınıftan seçilmeli. Ve son üç senedir kabul edilen yetmiş beş adam arasında Avelyn Desbris'in potansiyeline sahip tek kişi yok." Jojonah sustu ve uzun uzun diğer adamı inceledi. Siherton, Jojonah'ın sözlerinde doğruluk payı olduğunu biliyordu ve şimdi doğrulukla, gerçekliğin karşısında savunmasız, doğrulukla yakalanmıştı. Avelyn'e karşı itirazları göz önüne alınacaktı, ama manastırın önündeki seçeneklerin karşısında boş duruyordu. Ve dikkate değer savları olsaydı bile, Siherton'un duruşu, öfkeye, kızgınlığa bu kadar yakın oluşu uygunsuz kaçıyordu. "Neden, sevgili Siherton," dedi Jojonah bir an sonra, sonunda anlayarak, "kıskanıyorsun!" Üstat Siherton hırladı ve sırtını dönüp Üstat Jojonah'ın özel odasına yöneldi. iblisin Uyanışı 65

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Bizim talihsizliğimiz sağanaklar arasında doğmak," dedi Jojonah, Siherton'un hayal kırıklığına karşı içten bir anlayışla. "Ama bizim kendi görevlerimiz var. Avelyn Birader aralarında en iyisi." Sözcükler Siherton'u derinden incitti. Kapıda durdu, başını eğdi ve genç Avelyn'i kafasında canlandırarak gözlerini kapattı. Hep çalışıyor ve dua ediyor; Avelyn hakkında başka anısı yoktu. Güçlülük mü, yoksa zayıflık mı, diye merak etti Siherton ve aynı zamanda böylesine adanmış birinin değerli taşlarla yakınlaşmasının ne tür tehlikeler doğuracağını da merak etti. Büyüyle ilgili pragmatik meseleler vardı ve inancı bu kadar derin bir adama, Tanrı'nın arzularını anladığına böylesine ikna olmuş bir adama uymayabilirdi. "Peder Başrahip Markwart genç adamdan oldukça memnun," dedi Jojonah. Bunun doğru olduğunu, Siherton itiraf etmeliydi ve Avelyn'in Hazırlayıcılardan biri seçilmesine karşı girişeceği tartışmaları kazanamayacağını da anlıyordu. Ama ikinci Hazırlayıcı pozisyonu açık duruyordu, bu yüzden o anda uzun boylu üstad enerjisini, oraya beğendiği bir öğrenciyi atamak için harcamaya karar verdi. Quintall gibi birine, ateşle ve yaşamla dopdolu genç bir adama. Ve o tutku, dünyevi şehvetler sayesinde daha kontrol edilebilir bir adam. Genç adam şaşırmadi; dudakları titremedi. "Lütfen söyleyin, Üstat Siherton, huzurlu bir ölüm müydü?" diye sorduğunu işitti kendi sesinin. Üstat Jojonah sempatik soruyu duyduğuna memnun olmuştu. Avelyn'in annesinin ölüm haberini alınca başta tepki vermemesi Siherton'un şikayetlerine kanıt olmuştu "Haberci uykusunda öldüğünü söyledi," diye araya girdi Jojonah. Üstat Siherton yalanı düşünerek diğer üstada sert sert baktı, 66 R. A. Salvâtore çünkü genç bir oğlan olan haberci yalnızca ölüm haberini iletmiş, başka detay vermemişti. Üstat Jojonah haberciyle konuşmamıştı bile. Jojonah kahverengi gözünün ucuyla dik dik ona bakarken, Siherton nadir bir anlayış gösterisiyle oluruna bıraktı. Avelyn haberi kabullenerek başını salladı. "Hemen gitmek istersin herhalde," dedi Siherton, "annenin mezarının başında babana katılmak için." Avelyn inanmazlık içinde ona baktı. "Ya da kalmayı seçebilirsin," diye araya girdi Jojonah hemen, yemi görerek. Avelyn Aziz Saf Abelle'i herhangi bir sebepten terk edecek olsa, yeniden girmek için bir sonraki seneyi beklemesi gerekecekti. Yeniden girişi garantiydi, ama Hazırlayıcı olarak konumunu -böyle bir pozisyon önerileceğinden, hatta böyle bir şey olduğundan hiç haberi olmasa bile- kaybedecekti. "Annem çoktan gömülmüştür herhalde," diye karşılık verdi Avelyn Siherton'a, "ve babam kuşkusuz mezarı bırakıp eve dönmek üzere yola koyulmuştur. Aziz Saf Abelle'den ayrılmalarının üzerinden ne kadar az zaman geçtiğine bakarsak, daha önünde uzun bir yol var." Üstat Siherton gözlerini uğursuz uğursuz kıstı ve açık bir öfkeyle bakarak Avelyn'e doğru eğildi. "Annen öldü, evlat," dedi yavaşça, her hecenin üzerine basarak. "Umurunda mı?" Sözcükler Avelyn'e sert bir darbe indirdi. Umurunda mıydı?

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Sırf aksini ima ettiği için uzun boylu üstadı yumruklamak istiyordu. Bir öfke seline kapılmak, Vodayı -ve onu durdurmaya kalkacak herkesi- paramparça etmek istiyordu! Ama bu Annalisa'ya saygısızlık etmek olurdu, Avelyn bunu biliyordu, o nazik kadının anısına hakaret olurdu. Avelyn'in annesi Tanrı'nın ışığında yaşamıştı. Avelyn buna inanmak zorundaydı, aksi halde kadının tüm hayatı -ve kendi hayatı- yalandan başka bir şey olmazdı. Böyle bir hayatın, böyle bir yüreğin ödülü daha iblisin Uyanışı 67 ivi bir yerde, daha iyi bir varoluştu. Annalisa şimdi Tanrı'nın yanındaydı. Bu düşünce genç adama güç verdi. Omuzlarını dikleştirdi ve etkileyici Üstat Siherton'un gözlerine baktı. "Annem eve ulaşamayacağını biliyordu," dedi sessizce, Jojonah'a hitap ederek. "Hepimiz biliyorduk. Sırf benim Aziz Saf Abelle Tarikatı'na girdiğimi görmek için, hastalığına rağmen yaşamaya devam ediyordu. Abellican Kilisesi'ne girmem onun zaferiydi ve şimdi ayrılmam bu zaferi yok etmek olur." Söylediklerini güçlendirmek için nefes aldı. "Aziz Saf Abelle Tarikatı, Tanrı'nın 816. Senesi," dedi Avelyn Birader sesi hiç titremeden. "Yerim burası. Annalisa'nın bu dünyadan huzur içinde göçmesini sağlayan hayal bu." Üstat Jojonah sakin ve mantıklı akıl yürütmeyi görerek başını salladı ve genç adamın inancının derinliğinden hem etkilendi, hem korktu. Avelyn'in annesini çok sevdiği açıktı, ama tavrında bir içtenlik vardı. Bu konuda, Jojonah, Siherton'un anlatmak istediğini açıkça görebiliyordu. Ya Avelyn'in Tanrı'yla doğrudan ilişkisi vardı, ya da genç adamın insan olmanın anlamı hakkında en ufak fikri yoktu. "Gidebilir miyim?" diye sordu Avelyn. Soru Jojonah'ı hazırlıksız yakaladı ve adam düşünürken, Avelyn'in metanetinin belki de o kadar derin olmadığını fark etti. "Bugün görevlerinden muafsın," dedi üstad. "Hayır," diye yanıt verdi Avelyn tereddüt etmeden. Bir üstadın emrine karşı çıktığını fark eder etmez başını eğdi. Böyle bir kusur manastırdan sürülmesine yol açabilirdi. "Lütfen görevlerimi tamamlamama izin verin." Jojonah, Siherton'a baktı, adam başını tiksinüyle iki yana sallıyordu. Uzun boylu üstat tek söz söylemeden odadan çıkıp gitti. Jojonah, genç Avelyn Birader'in gelecek haftalarda dikkatli ol68 R. A. Salvatore ması gerektiğini düşünüyordu. Herhangi bir gerçek se5ep verecek olsa, Üstat Siherton onun kovulmasını sağlardı. İyi huylu üstat uzun süre bekledi, Avelyn odadan çıkmadan önce Siherton'un uzaklaştığından emin oldu. "Dilediğin gibi olsun, Avelyn Birader," diye sonunda kabul etti. "Git o zaman. Öğle yemeğin için birkaç dakikan kaldı." Avelyn yerlere kadar eğildi ve odadan çıktı. Jojonah ellerini masasının üzerinde kavuşturdu ve kapalı kapıya bakarak uzun süre oturdu. Avelyn'de Siherton'u gerçekte rahatsız eden ne acaba, diye merak etti. Siherton'un ısrar ettiği gibi

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


genç adamın görünürdeki insanlıkdışdığı mı? Yoksa daha derin bir şey mi? Avelyn, Aziz Saf Abelle keşişlerinin önüne konan daha yüksek bir standart, gölgeli bir ayna mıydı, bu günlerde, kutsal manastırda bile çok nadir görülen gerçek inancın kanıtı mıydı? Süslü odasına, dünyadaki en saygın sanatçılardan biri olan Porvon dan Guardinio'nun galerisinden ısmarladığı güzelim duvar halısına bakarken bu düşünce Jojonah'ı sarstı. Odanın destek kirişlerinin oymalı tahtasını renklendiren altın varakları, egzotik bir ülkeden gelmiş pahalı halıyı, yastıklı sandalyeleri, geniş kitap rafındaki sayısız biblo ve süsü inceledi, her biri sıradan bir işçinin bir senede kazanacağından daha fazla altın ederdi. Dindarlık, saygınlık, fakirlik, bu Aziz Saf Abelle Tarikatı'na girenlere sunulan düsturdu. Standart buydu. Jojonah odasında yine bakındı, kendine diğer üstatların çoğunun, hatta bazı on senelik keşişlerin odalarının daha da zengin süslendiğini hatırlattı. Dindarlık, saygınlık, fakirlik. Ama pragmatizm de o düsturun bir parçası olmalıydı, Peder Beşkeşiş Markwart öyle demişti, manastırın önceki önderleri, ikiyüz yıl önce bile böyle buyurmuştu. Ayı-Honce'da servet güce eşitti ve güç olmadan, Tarikat sıradan insanların yaşamlarını nasıl etkileyebilirdi? Tanrı'ya zayıflıkla değilde, güçle daha iyi hizmet iblisin Uyanışı 69 edilmez miydi? Kutsal düsturun bazı yanlarının serbestleştirilmesi için kabul edilen sav böyle diyordu. Yine de, Üstat Jojonah, Avelyn Desbris gibi bir öğrencinin, Üstat Siherton'un sinirini nasıl bu kadar bozabildiğini anlayabiliyordu. O gece Avelyn odasına duygusal ve fiziksel olarak tükenmiş bir halde çekildi. Bütün uyanık saatlerini zorlu işlerle geçirmiş, her görevin en güç kısımlarını yapmak için gönüllü olmuştu. Kuyudan çektiği kovaların sayısını şaşırmıştı -elliye yakındı- ve bundan hemen sonra, manastırın kuzeydeki üst duvarından gevşek taşları çıkarma ve ertesi gün gelecek duvar ustaları için düzgünce dizme işine girişmişti. Ancak geceyi müjdeleyen akşam duası çağırışı Avelyn'in çılgın temposunu bozmuştu. Sessizce duaya gitmiş, sonra akşam yemeğini atlamış, doğrudan odasına çekilmişti. Bir buçuk metreye bir buçuk metrelik odanın içinde, Avelyn'in mumu için sehpa görevi gören tek bir tabure ve monte edildiği duvardan indirilerek kullanılan bir yatak -yalnızca düz bir tahta ve bir battaniye- vardı. İş artık bitmişti ve ağrılar kendilerini gösteriyordu. Bitkinliğine rağmen Avelyn Desbris uyuyamıyordu. Annesine ait görüntüler düşüncelerine doluşmuştu; artık onun imgesini görüp göremeyeceğini, cennetteki yerine gitmeden önce ruhunun onu ziyaret edip etmeyeceğini merak etti. Annalisa gelip en küçük çocuğuna veda edecek miydi, yoksa Aziz Saf Abelle'in dışındaki avluda vedasınt etmiş miydi çoktan? Avelyn yataktan indi, çakmaktaşı ve çeliğini el yordamıyla buldu ve sonunda mumu yaktı. Annalisa'nin bir köşede durmuş, onu beklediğini görmeyi umarcasına gölgeli ışıkta çevresine bakındı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Avelyn büyük hayal kırıklığı içinde orada olmadığını gördü. 70 R. A. Salvatore Genç adam yatağının kenarına oturdu, başını eğdi, ellerini ağrıyan bacaklarına koydu. Gözlerinden sızan ilk yaşları hissetti ve onları inkar etmeye çalıştı. Ağlamanın zayıflık olacağını düşündü Avelyn, inanç eksikliği olacaktı. İnandığı şey, yüreğinin içinde inandığı şey onu ölüm vaktinde destekleyemiyorsa, o zaman ne kıymeti vardı ki? Abellican Kilisesi, kadim yazmalar, hak edenlere cennet vaat ediyordu; kim cenneti iyi ve cömert Annalisa Desbris'ten daha fazla hak ediyor olabilirdi ki? Avelyn'in yanağından aşağı bir gözyaşı yuvarlandı, sonra bir tane daha. Başını daha da eğdi, ellerini kaldırıp gözlerini, ıslak gözlerini örttü. Bir hıçkırık Avelyn'in çökmüş omuzlarını sarstı. Onu inkar etmeye, durdurmaya çalıştı. Ölü Duası'nı, İnananın Duası'nı, Ebedi Vaat Duası'nı art arda, sesinin titrememesi için çaba göstererek ezbere okudu. Gözyaşları akmaya devam etti; tekdüze sesi sık sık bir hıçkırık ya da iç çekişye kırılıyordu. Duaları tekrarladı, sonra yeniden. Bütün kalbiyle dua etti, sözcükleri annesine ait imgelere sardı, satırlar arasında sık sık ismini söyledi. Artık yerdeydi, ama oraya nasıl geldiğini bilmiyordu. Yerde, bir bebek gibi kıvrılmış, annesini isteyerek, annesi için dua ederek yatıyordu. Sonunda, bir saatten uzun süre sonra Avelyn kendini toparladı, yatağın üzerine oturdu, son hıçkırıkları durdurmak için derin derin nefes aldı. Sonra uzun uzun düşündü, acısını değerlendirdi, inancına gelmiş olabilecek zayıflığı bulmak için ruhunu araştırdı. Kısa süre sonra yanıtı buldu ve memnun oldu. Annalisa için ağlamıyordu, bunu fark etti, çünkü onun gerçekten de daha iyi bir varoluşa geçtiği inancına bağlıydı. O kendisi için, ablaları ve ağabeyleri için, babası, Annalisa Desbris'i tanıyan ve bu yaşamda bir daha onun varlığıyla kutsanmayacaklar için ağlıyordu. iblisin Uyanışı 7i Avelyn bunu kabul edebilirdi. İnancı sağlam ve eksiksizdi, bu yüzden annesinin anısını kirletiyor sayılmazdı. Mumu liflemek için eğildi, sonra fikrini değiştirdi ve yine yatağın üzerine oturdu. Gözleri yine annesinin ruhunu bulmak için gölgeli odanın köşelerinde dolaştı. Belki onu düşlerinde bulurdu. İki adam sessizce Avelyn Birader'in kapalı kapısından uzaklaştı. "Tatmin oldun mu?" diye sordu Üstat Jojonah, Üstat Siherton'a, iyice uzaklaştıktan sonra. Siherton gerçekten de Avelyn'in ağlamasını duymaktan, aşırı adanmış genç adamın insani duygulara sahip olduğunu bilmekten memnun olmuştu, ama Avelyn'in hıçkırıklarının sesi sert üstadın Avelyn'e karşı genel tavrını değiştirmemişti. Jojonah'a hafifçe başını salladı ve uzaklaşmaya başladı. "Peder Başrahip Markwart, genç Avelyn Birader'e taşları göstermem için izin verdi," diye seslendi Jojonah arkasından. Siherton olduğu yerde kalakaldı, gırtlağından yükselen öfkeli

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


itirazı boğdu, sonra yine hafifçe başını salladı ve yoluna devam etti. Artık karar verilmişti. Avelyn Desbris Birader, Hazırlayıcılardan biri olacaktı. Avelyn, düşük konumuna uyacak şekilde başını eğik, gözlerini yerde tutmaya çalıştı, ama Üstat Jojonah'a Manastır Labirenti'nde, Aziz Saf Abelle'deki en özel ve saygı duyulan, birinci senesindeki bir çömezin ziyaret etmeyi umamayacağı yerde takip ederken, çevresindeki harikaların bazılarını fark etmeden geçemiyordu. Jojonah'ın gezi hakkındaki açıklaması zayıftı, temizlenmesi gereken bir bölge hakkında bir yorum. Manastırda birkaç hafta ge72 R. A. Satvatore girdikten sonra Avelyn, iş ne kadar zorlu da olsa, Mahastır Labirenti'ndeki işler için normal seçimin daha büyük ve daha deneyimli öğrencilerden yana yapıldığını anlamıştı. Ayrıca özel bir durum olmadığını, Üstat Jojonah'ın daha büyük öğrencileri kullanabileceğini biliyordu. Ama sorularını kendine sakladı, çünkü üstatlarına soru sormak ona düşmezdi. Ancak itaat edebilirdi ve bu yüzden tombul adamın arkasında elinden geldiğince sessizce yürüdü, zaman zaman her yan kapıyı çevreleyen altın varaklara, her tahta kirişteki harika ve girift oymalara, yerlerdeki mozaik desenlere, duvar halılarına, ki detayları öyle zengindi ki Avelyn tek bir tanesini seyrederken saatler harcayabileceğini düşündü, bakarken başını yerden kaldırmadı. Üstat Jojonah durmaksızın konuşuyordu, ama söyledikleri ilgi çekici değildi -hava hakkında önemsiz yorumlar, yirmi sene önce kopan bir fırtına, Aziz Saf Abelle'deki gözde fırıncısının ölümü, adamın "şehvetli" karısı hakkında şaşırtıcı ölçüde yersiz bir yorum. Hiçbiri Avelyn'in dikkatini mekanın harikalarından ayıramadı, ama yine de ona yöneltilebilecek bir soruyu kaçırma korkusuyla dinledi. Ağır bir kapının önünde durdular -ne kapıydı ama! Avelyn manzara karşısında gözlerini kaldırmaktan kendini alamadı: Kat be kat boyalı oymalar, savaş sahneleri, Aziz Abelle'in bir kazıkta yakılması, Bastibule Ana'nın şifa veren elleri. İblisleri alt eden melekler, kendi getirdiği lav üzerine dökülür, kendisini kavururken acı içinde haykıran kudretli İblis dactyl. Ayla'ya, semavi armağana ait, tüm diğer sahneleri sarmalayan, resmedildiği açıdan dolayı oval sahneler. Böylesine eksiksiz bir şeyin başladığı söylenebilirse, kapının sol alt köşesinde başlıyor, izleyenin gözünü yukarı, kapının sağ üst köşesine doğru götürüyordu. Ve yolda, Avelyn'in gözleri tararken, dünyanın, inancın tarihi önünde açılıyor gibi görünüyordu, imgeler öyle yerleştirilmişti ki, kolayca bir sonrakine iblisin Uyanışı 73 akıyordu, her birinin ayrı etki yaratmasını sağlayacacak kadar aralık vardı, ama aralıklar kısaydı, tıpkı zaman gibi. Diz çöküp dua etmek istedi; sanatçının -ya da sanatçıların, çünkü bütün bunları tek bir adam yaratmış olamazdı- kim olduğunu sormak istedi, ama sözler ağzından çıkmadan herhangi bir

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


isim öğrenmenin önemsiz olacağını fark etti, çünkü bunvı yapan ahşap ve resim sanatçıları Tanrı'nın açık müdahalesiyle çalışmışlardı. Dünyanın bütün erkeklerini ve kadınlarını, çocukları sayan O yapabilirdi bunu ancak. "Halka Taşlarını biliyor musun?" diye sordu Üstat Jojonah aniden ve sözleri Avelyn'e keskin ve yersiz geldi. Yerinde sıçrayacak oldu ve irkilerek döndü, bir üstadın böyle bir güzelliğin önünde konuşacak kadar aptal olmasına şaştı. Sonra sorunun anlamı darbe gibi indi. "Biliyor musun?" diye sordu Jojonah yine. Avelyn yutkundu, en iyi yanıtı seçmeye çalıştı. Halka Taşları'm elbette biliyordu, Aziz Saf Abelle'in semavi armağanları, dünyadaki bütün büyünün kaynağı. Ama Avelyn'in fazla bilgisi yoktu, yalnızca taşların bekleyen keşişlerin açık ellerine gökyüzünden nasıl düştüğü, sonra özel güçlerinin fark edilmesi için Peder Başrahip tarafından kutsandığı gibi sıradan söylentiler. "Biz Taşların Koruyucularıyız," dedi Üstat Jojonah bir an sonra, Avelyn yanıt vermeye çalışmayınca. Genç keşiş başını hafifçe salladı. "Bu bizim en kutsal görevimiz," dedi Jojonah, kapıya yaklaşıp ağır sürgüyü kaldırarak. Avelyn gözlerini kırpıştırdı; kapının harikaları arasında dev sürgüyü fark etmemişti bile! "Taşlar inancımızın kanıtıdır," dedi Jojonah, geniş kapıyı ittirerek. Avelyn taşa dönmüş gibi kalakaldı. "İnancımızın kanıtı," diye fısıldadı alçak sesle, Aziz Saf Abelle'in üstatlarından birinin küfü7< R. A. Salvatore re yaklaşan sözler söylemesine inanamayarak. İnancın kanıta ihtiyacı olmazdı -inancın gerçek değeri inançlara kanıt olmadan sadık kalmaktı! Elbette Avelyn yüksek sesle itiraz etmedi ve ağır kapı sessizce, dengeli ve yağlanmış menteşeler üzerinde açılıp en büyük ihtişamı sergilerken, sessiz düşünceleri de yok olup gitti. İçerideki oda iyi aydınlatılmıştı, ama Avelyn meşale göremiyor, her zamanki yanık odun kokusunu almıyordu. Manastırın iç odalarında, yeraltındaydılar, bu yüzden pencere olamazdı. Ama o odanın içinde gerçekten de ışık vardı, Avelyn'e bulutsuz bir yazortası gününü düşündüren cinsten bir aydınlık. Her köşeyi, her taştaki her çatlağı dolduruyor, odaya yerleştirilmiş pek çok camlı dolabın kapaklarından ve içindeki yüzlerce cilalı taştan yansıyordu. Halka Taşları! Jojonah odaya girdi, Avelyn peşinden neredeyse yuvarlandı. Genç keşiş artık bakışlarını indiriyor gibi yapmıyordu, dolapların önünden geçerlerken sağa sola bakıyor, mücevherlere, kırmızılara ve mavilere, kehribar rengi taşlara ve menekşe rengi kristallere şaşıyordu. Pürüzsüz, koyu gri ama bir şekilde geceden daha kara görünen on iki kadar taşın bulunduğu dolap Avelyn'in dikkatini çekti ve neden olduğunu anlamasa bile ürpermesine sebep oldu. Bir başka dolapta berrak taşlar gördü -elmas olduklarını fark etti- ve yine durdu ve Jojonah'ın da oyalanmasına izin vererek durmuş olduğunu gördü. Avelyn ışığın elmasların yüzeylerinde oynaşmasını, nasıl taşm derinliklerine dalar, kristal derinliklerinde döner gibi göründüğü-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


nü inceledi. Sonra gerçeği anladı. "Işığın kaynağı elmaslar," dedi ve izin almadan konuştuğunu fark edince dudağını ısırdı. "Aferin," diye tebrik etti Üstat Jojonah ve Avelyn biraz gevşeiblisin Uyanışı 75 M "Halka Taşları hakkında ne biliyorsun?" "Dünyadaki bütün büyünün kaynağı onlar," dedi Avelyn. Jojonah başını salladı, ama, "Tam olarak doğru değil," dedi. Avelyn ona dikkatle baktı. "Halka Taşları bütün iyicil büyülerin kaynağıdır," diye açıkladı Üstat Jojonah. "Tanrı vergisi büyü," diye araya girmeye cesaret etti Avelyn. Jojonah duraksadı -Avelyn'in bilinçli olarak yakalamadığı, ama gelecek senelerde hatırlayacağı bir duraksama- sonra başını salladı. "Ama bir de Yer Taşlan var, şer büyünün, dactyllerin gücünün kaynağı," dedi Jojonah. "Tanrı'ya şükürler olsun sayıları çok değil ve yalnızca o iblisler tarafından kullanılabiliyor -ki onların sayıları, Tanrı'nm inayetiyle, daha da az!" Gülerek sustu, ama Avelyn dactyl iblisler hakkındaki bir konuşmada gülünç bir yan göremiyor du. Jojonah rahatsız rahatsız boğazını temizledi. "Ve bir de Touel'alfar'm büyüsü var," dedi. "Ahenkli şarkılarının içinde olduğu söylenir ve bahçelerinin topraktan 'yetiştirdiği' metalin içinde." "Yetiştirmek mi?" diye sordu Avelyn. Üstat Jojonah omuzlarını silkti; önemli değildi. "Bana Yüzük Taşları'ndan bahset," dedi. "Onları kim toplar?" "Aziz Saf Abelle biraderleri," diye yanıt verdi Avelyn hemen. "Nereden?" "Gökyüzünden, Ayla'dan biraderlerin açık ellerine..." Jojonah'm gülüşünü yarıda kesmesine sebep oldu. "Onlar bir oktan daha büyük hızla düşerler," diye açıkladı üstat. "Ve sıcaktırlar, çömez dostum, öyle sıcak ki, eti ve altındaki kemiği kavururlar!" Jojonah, Avelyn'e, bir tarlada Alpinador peyniri gibi delik deşik, yüzünde inanmaz bir ifade, arkasında, yerde bir grup parlayan taşla duran genç bir keşişi tasvir ederken yine güldü. Avelyn dudağını sertçe ısırdı. Jojonah'ın onunla alay etmediği76 R. A. Salvatore ni anlamıştı, ama bu şeylerin ona neden anlatıldığını anlafnıyordu. "Onları nereden buluruz?" diye sordu Jojonah aniden. Avelyn, "Ayla," diyecek oldu, ama o konunun çoktan kapatıldığını fark ederek sustu. Yüzünde boş bir ifadeyle omuzlarını silkmekle yetindi. "Pimaninicuit," dedi Jojonah. Avelyn'in yüzündeki ifade değişmedi. "Bir ada," diye açıkladı üstad. "Pimaninicuit. Kutsal taşların toplanabileceği tek yer orası." Avelyn hiç böyle bir şey duymamıştı. "Bu ismi bilmeyen birine, Aziz Saf Abelle manastırının başındaki pederin açık izni -hayır, açık talimatı olmadan söyleyecek olursan, manastırın bütün gücü hemen idam edilmen için kullanılır."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Avelyn ismi daha önce neden hiç duymadığını anladı. "Onları ne zaman toplarız?" diye sordu Jojonah. Konuyu öyle çabuk değiştirmişti ki, Avelyn iyice şaşırmıştı. Genç keşiş bir kez daha çaresizce omuzlarını silkmekten başka bir şey yapamadı. Bilmek istiyordu, ama bilmeye korkuyordu. Bütün bunlarda çok kutsal, ama özellikle gizemli olmayan ve dolayısıyla kutsal olmayan bir şey vardı, bir kendinden geçiş ürpertisiyle karışık, Avelyn Desbris'in görmezden gelemediği hafifçe pis bir tat. "Taşlar yere sık düşmüyor," diye açıkladı Jojonah, bir rahipten çok bir alim gibi konuşarak. "Sık yağmıyorlar, ama düzenli olarak yağıyorlar." Geniş odanın solundaki duvara doğru yol gösterdi ve yaklaşırlarken, Avelyn buraya oyulan desenlerin aslında harita olduklarını gördü, astronomik haritalar. Sık sık harika gece göğüne bakarak saatler harcayan Avelyn bazı noktaları tanıdı. Kuzey göğündeki en göze çarpan takımyıldızlar olan Savaşçı Progos-Devi'nin dört yıldızlı kuşağını gördü, sonra Çiftçinin Kovası'nı sapını işaretleyen, yay çizen yıldızları hep çatıların arkasında durdukiblisin Uyanışı 77 larından, görmek için babasının arka kapısına yürümesi gereken takımyıldızları. Aylayla birlikte Corona kolay ayırt ediliyor ve göze çarpıyordu, çünkü hepsinin ortasındaydı, Corona evrenin merkeziydi. Avelyn daha yakından baktığında, duvarda oyuklar gördü. Başta onları bilinen kürelerin sınırları sandı, çünkü evrenin bir dizi üstüste binmiş, birbirine geçmiş semavi küreden, yıldızları yerinde tutan görünmez kabarcıklardan oluştuğu teorilerini duymuştu. Oyukların çoğunun Corona'nın yakınında olduğunu, güneşi ve ayı, beş gezegeni birleştirdiğini fark edince gerçeği anladı. O oyuklar estetik değil pratik nitelikteydi, semavi cisimlerin hareket ettirilebilmeleri için haritanın mekanizmasına yardımcı oluyorlardı. Avelyn Sheila'nın, ayın konumunu fark etti ve uzun uzun inceledi. Ay Corona'nın çevresindeki yolunda gerçekten de çok ağır ilerliyordu. "Altı nesil," diye açıkladı Üstat Jojonah, Avelyn'e olağanüstü haritayı incelemesi için birkaç sessiz dakika verdikten sonra. "Ya da yaklaşık olarak altı," diye ekledi Avelyn ona döndüğünde. "Her iki bağışın arasında yüz yetmiş üç yıl geçiyor." "Bağış mı?" "Taş yağmurları," diye açıkladı Jojonah. "Kendini kutsanmış say, çömez dostum, çünkü yağmurlar zamanında yaşıyorsun." Avelyn hızla nefes aldı ve Ayla ile Corona arasında, düşen taşların oluşturduğu ince çizgileri görmeyi beklercesine, bir kez daha haritaya baktı. "Taşlardan birini işlerken gördün mü?" diye sordu Jojonah aniden, Avelyn'in düşüncelerinden sıyrılmasına sebep olarak. Genç adam umut ve hevesle iri iri açılmış gözlerle ona baktı, yumrukları yanlarında sıkılıp açılıyordu. Jojonah odanın ortasındaki bir dolabı gösterdi ve Avelyn'e yaklaşmasını işaret etti. Sırtını üstada döndüğü anda duvardan ge78 R. A. Salvatore len bir tıkırtı duydu ve Jojonah'ın dolabı açmak için, muhtemelen

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


yıldız haritalarının arasına gizlenmiş bir tür kilidi çalıştırdığını tahmin etti. Üstat kısa süre sonra dolabın yanında ona katıldı ve cam kapağı yavaşça arkaya kaydırdı. İçeride pürüzsüz ve cilalanmış pek çok değişik taş vardı. Jojonah'ın eli iki parlak gri taştan birine uzandı. "Ruh taşları," diye açıkladı. "Nam-ı diğer hematit." Taşı sağ elinde sıkı sıkı tuttu, sonra sol eliyle uzandı ve çoğunluğu berrak, ama hafif sarı-yeşil tonlar taşıyan bir başka mücevher aldı. "Krisoberil," dedi. "Bu berrak haldeyken bir koruma taşı. Karanlık hematitle uğraşırken her zaman akıllıca bir seçim!" Avelyn anlamıyordu, ama bütün bunlar karşısında, bir soruyla üstadının sözünü kesemeyecek kadar şaşırmıştı. Jojonah krisoberili kalın cüppesinin cebine bıraktı ve Avelyn'den uzaklaşıp genç keşişin tam karşısında durdu. "Ona kadar say," diye talimat verdi, "böylece büyüyü yapmak için zamanım olsun. Sonra ellerini arkana götür, parmaklarını ağır bir sırayla, yedi değişik sayı gösterecek şekilde kaldır, kaç tane istersen. Sırasını hatırlamaya özen göster." Üstad gözlerini kapattı ve yumuşak sesle dua etmeye başladı. Avelyn bir an tereddüt etti, bu yeni bilgiyi sindirmeye çalıştı. Kendini çabucak topladı ve denileni yaptı, arkasında sakladığı ellerinin gösterdiği sayıları değiştirdi. Bu sırada Üstat Jojonah yumuşak duasını kesmedi, gözleri hiç kırpışmadı, bedeni yerine mıhlanmış gibiydi. Bir an sonra üstat gözlerini açtı. "Yedi, üç, altı, beş, beş, iki ve sekiz," dedi Jojonah, kendinden pek memnun görünerek. "Aklımdan geçeni okudunuz!" diye inledi Avelyn. "Hayır," diye hemen düzeltti Jojonah. "Fiziksel bedenimi geride bırakıp arkana gittim. Tek yaptığım parmaklarını izlemekti." Avelyn karşılık verecek oldu, ama düşüncesini kendine saklaiblisin Uyai'Ş' 79 Aı Nefes nefese kalması ve yüzündeki inanmaz ifade çok şeyi açığa vuruyordu. "O kadar da zor bir iş değil!" dedi Üstat Jojonah aniden, sevinçle patlayarak. "Hematit güçlü bir araçtır, en güçlü taşlardan biridir. Onu kullanarak bedeninden çıkmak onun gerçek büyüsüne şöyle bir temas etmektir. Taşlar konusunda eğitim almış herkes yapabilir. Sen bile..." Jojonah'ın sesi sönüp gitti, öylesine hevesli bir sataşmaydı ki Avelyn görmezden gelemedi. "Avelyn Birader," dedi üstat bir an sonra, tüm ciddiyetiyle, "denemek ister miydin?" Avelyn öneriyi düşünmek için durmadan, başını öyle kuvvetle salladı ki çok aptal göründüğünden emindi. Ayakları da, bilinçli düşüncesi onları durduramadan, taşa çekiliyormuş gibi hareket etmeye başladı. Manzara karşısında Jojonah kahkaha atacak oldu ve hematiti uzattı. Avelyn uzandı, ama üstat geri çekti. "Bu güçlü bir taştır," dedi üstat ciddiyetle, "seni ait olmadığın bir yere götürebilir. Yolculuklarında dikkat et genç dostum, çünkü hemen kaybolabilirsin!" Avelyn elini birkaç santim çekti, bu konuda biraz aptallık edip etmediğini merak etti. Ama dürtü çok güçlüydü ve yine uzandı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Jojonah bu sefer hematiti almasına izin verdi. Taş ele pürüzsüz, neredeyse sıvı gibi geliyordu. Avelyn'in beklediğinden ağırdı, oldukça katı ve yoğundu. Parmaklarını defalarca üzerinde gezdirdi, içinde daha derin bir şey sezdi, bir gizem ve büyü noktası. Jojonah'a baktı ve üstadın krisoberili yüreğinin üzerinde tuttuğunu gördü. "Ruhlarımızın çarpışmasını engelleyecek," diye açıkladı Jojonah. "Bu akıllıca bir seçim olmazdı." Avelyn başını salladı ve birkaç adım geriledi. Jojonah serbest elini arkasına götürdü. "Hazır olduğunda," dedi yumuşak sesle. 8o R. A. Salvatore "Büyüye daldığında anlayacağım ve başlayacağım." Avelyn onu zar zor duydu. Genç keşiş taşın derinliklerine düşmeye başlamıştı bile. Hematit, onu ovalayan parmaklarına o an gerçekten sıvı gibi geldi, ve davetkar. Avelyn ona uzun uzun baktı, sonra gözlerini kapattı, ama hâlâ görüyordu. Önünde açılıyor, ellerini, sonra kollarını kaplıyordu. Sonra düşmeye başladı. Düştü, düştü. Direndi ve hematit dramatik bir biçimde çekildi, neredeyse onu transtan çıkmaya zorluyordu. Ama Avelyn korkularına vaktinde hakim oldu ve yolculuğa bir kez daha başladı. Elleri yok oldu, sonra kolları. Sonra her şey gri oldu, sonra siyah. Avelyn bedeninden çıktı. Arkasına baktı ve kendini orada, taşı tutarak dururken gördü. Jojonah'a döndü, krisoberili açıkça gördü, şiddetle parlıyor, üstadın tamamını ince, beyaz kabarcıkla sarıyordu, Avelyn'in ruhunun geçemeyeceğini bildiği bir büyü. Uzaktan dolanarak Jojonah'a doğru yürümeye başladı. Kendini inanılmaz derecede hafif hissediyordu, sırf irade gücüyle havalanıp uçabilirmiş gibi hissediyordu. Üstadın arkasında parmakların sırasını izledi: bir, üç, iki, bir, beş. "Daha yükseğe çık," dediğini duydu Üstat Jojonah'ın. Avelyn bu durumda bile sesi duyabilmesine şaştı. Emri anladı ve kendini havalanmaya, çaba göstermeden tavana doğru süzülmeye zorladı. "Seni durduracak fiziksel engel yok," dedi Jojonah. "Hiçbir engel yok. Çatıyı gördün mü? Çatıda bilmen gereken bir şey var." Heyecanına rağmen Avelyn tavandan geçerken irkildi. Tahtanın gevşek yapısına, üstteki odanın taş zeminin yoğunluğuna şaştı. Yukarıdaki odada pek çok keşiş vardı, Avelyn'den birkaç yaş büyük adamlar. Avelyn geçerken, adamların onun hiç farkında ol78 iblisin Uyanışı 8ı madıklarını görünce sırıttığını hissetti, aşağıdaki odada fiziksel bedeninin sırttığını hissetti. Sonra sırıtış yok oldu. Bir şey genç keşişi çekiştiriyordu, bu adamlardan birine girme, asıl ruhu çıkarıp bedene sahip olma dürtüsü! Bu tehlikeli fikir ona hakim olamadan odayı geçti, daha yük-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


seğe süzüldü, bir sonraki tavandan boş bir odaya, sonra onun tavanından sonrakine, sonrakine, sonrakine -sonuncu tavan çok daha kalındı- geçti. Sonra dışan çıktı, ama fiziksel duyguların hiçbirini hissetmedi, ne güneşin sıcaklığını, ne okyanus rüzgarının serinliğini. Aziz Saf Abelle'in en yüksek noktalarından birinin üzerinde yükseldiğini, çatıdan çıktığını gördü. Daha da yükseldi ve Avelyn yükselişini asla durduramayacağından, bulutlara, Ayla'ya, yıldızlara.kadar yükseleceğinden korktu. Belki yukarıdaki gökyüzünde parlardı, Dev-Progos'un kuşağında beşinci ışık! Bu saçma fikri aklından çıkardı ve ruhunu çevirdi, manastırın çatısına baktı. Oradan Aziz Saf Abelle denize inen yamaçların üzerinde dolanan uzun, gerilmiş bir yılan gibi görünüyordu. Avelyn avluda, uzakta bir kargaşa gördü, bir grup genç keşiş manastırın atları ve katırlarıyla birlikte kuyuda çalışıyordu. "Geri gel," dedi uzak bir ses, Üstat Jojonah'ın, Avelyn'in fiziksel bedeni aracılığıyla ulaşan sesi. Genç keşiş bağını tamamen koparmadığını fark etti ve kendi fiziksel bedeninden tamamen kopmanın ne demek olacağını düşününce ürperdi. Yaşadığı şokla kendine gelen Avelyn dikkatini tam altındaki yüksek çatıya çevirdi. Bu çatıyı daha önce, manastırın yüksek noktalarının birinden görmüştü, ama bu avantajlı noktadan bakınca çok akıllıca bir tasarım, aşağıdan görülemeyen bir imge gördü. Çatıya iki çift kol oyulmuştu, eller yukarı kaldırılmış, açık avuçlar taşları tutuyorlardı. Avelyn Halka Taşı odasının üzerindeki odaya gelene kadar 82 R. A. Salvatore geri dönüş yolculuk daha höbydı Bu sefer diğer bedenlere girme arzusu onu daha da kuvvetle çekti. Sürüklendiğini hissetti. Hematiti bir başka canlı varlık olarak hayal etti, ona emir veriyor, tinsel kulağına güç vaatleri fısıldıyordu. Avelyn bir şeytf eline dokunduğunu hissetti -tinsel eline değil, taşı tutan fiziksel eline. Krisoberili, o büyülü engeli sezdi ve sonra ruhu yere, Y{m ^d™ Çekildi' kendi bekleyen bedenine yaklaştı. Avelyn fiziksel gözlerini yeniden açtığı ve Üstat Jojonah'ı çok yakınında gördüğü an yerinde sıçradı. "Bir, üç, iki, biı beş," dedi genç keşiş çabucak, diğer adamın merakını tatmin etf^V* çalışarak. Jojonah ilgisizce'başın, iki yana salladı. "Ne gördün?" diye sordu. Avelyn iki taşır da Jojonah'm elinde olduğunu gördü, hematiti adama geri ve^ğini hatırlamıyordu. "Ne gördün?" diye ısrar etti Jojonah, daha da yaklaşarak. "Kollar" dedi *velyn- "İki Çift. avuçları açık..." O bitiremeden Jojonah geriledi, aP anda hem inliyor, hem gülüyor, hem de ağhyordu. Avelyndrf» önce hiç böyle bir şey görmemişti, anlayamıyordu. "Nasıl?" diye s*du Avelyn, Jojonah'ı kendine getirecek kadar kuvvetli bir sesle. Taşlar," diye açıkladı Avelyn, adamın dikkatini çektiğinde. "Bı>nasıl olabilir?" Jojonah telaşlıbir açıklamaya girişü, anlık bir şeyden çok hazırlanmış bir söyle™ ezberden tekrarıydı. Bedenin niteliklerinin, taşların yabancı nitelikleriyle birleşerek büyülü görünen tepkiler yaratmasından b^etti. Hatta Avelyn'in yaşadıklarını, mide ağrısını geğirme ya d» osurmayla gidermek için bir keşişe verilen tabletlerle karşılaştır*

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Avelyn dinlerim gizemin çevresinde eridiğini hissetti. Odaya girdiğinden beri * kez Jojonah'ın sesinde huşu yoktu, yalnızca iblisin Uya"'!1 83 bir öğretmenin kuru ders anlatımı. Avelyn hiçbirine inanmadı. Basına gelenleri açıklayamıyordu, ama içgüdüsel bir şekilde, bu "yabancı nitelikler" konuşmasının deneyimi küçülttüğünü biliyordu. Gerçekten de burada süslü sözcüklerin açığa vuramadığı bir gizem vardı; burada daha yüksek düzeyden bir şey vardı. Üstat Jojonah taş yağmuruna "bağış" demişti ve Avelyn'e göre bu tanım tamamıyla yanlıştı. "Nimet" daha uygun bir sözcük, diye karar verdi genç keşiş oracıkta. Odada yine taştan taşa, çevresine bakındı. Tann'nın bu armağanları karşısındaki hususu odaya ilk girdiği zamana göre on kat artmıştı. "Yolculuğu yapacak seçilmiş birkaç kişiden biri olmalısın," diye bildirdi Üstat Jojonah ve bu bildirinin ağırlığı Avelyn'in dikkatini adama çevirdi. ? "Pimaninicuit'e," diye açıkladı Jojonah, sırıtışı büyüyerek. Avelyn'in kahverengi gözleri irileşti. "Gençsin, güçlüsün ve Tann'nın sesiyle dolusun." Avelyn'in gözleri yaşlarla doldu, Tann'nın en büyük armağanına bu kadar yaklaşacak, seçilmiş birkaç kişiden biri olma düşüncesiyle yanaklarında akmaya başladı. Sonra Jojonah gitmesine izin verdi ve Avelyn transtaymış gibi, gerçekten de duygulara boğulmuş biçimde odadan çıktı. O gittikten sonra Üstat Jojonah taşları yerlerine koydu, dolabı •<apattı ve duvara gidip gizli anahtarla kilidi sıkı sıkı kapattı. Üstat bütün bu süre boyunca tanık olduklarının ağırlığını düşündü. Avelyn'e hematit hakkında anlattıklarına rağmen, birinci senesin:eki bir çömez taşın büyüsünü harekete geçirememeliydi. Bir çömez büyünün içinde düşmeyi basarsa bile, onu kontrol edememeliydi, hızlı ve gelişigüzel bir bedenden çıkma deneyimi yaşamalı, deneyimi, nefesi kesilmiş, inanamaz halde, sersemlemiş bir ?enç adam olarak son bulmalıydı. Avelyn'in, Jojonah'ın arkasına geçip parmak sırasını görecek 8< R. A. Salvatore kadar büyüyü kontrol edebilmesi inanılmazdı. Genç adamın taşlan kullanarak odadan süzülmesi, manastırın dışına çıkması, çatıdaki deseni görmesi gerçekten hayret vericiydi. Üstat duraksadı ve kendi zayıflığına dövündü. O otuz seneden fazla zamandır Aziz Saf Abelle'deydi ve hematiti ancak son üç yıldır bu şekilde kullanabiliyordu. Jojonah kendine acıma duygusunu bir kenara bıraktı ve Avelyn için gülümsedi. Genç keşiş Pimaninicuit'e gitmek için iyi bir seçimdi, gerçekten de Tanrı'nm gönderdiği bir seçim. 6 LES KUŞLARI Kız geniş gökyüzünü bir daha görmeyi ummadığı halde kendine geldi. Ellerini çılgınca sallayarak, küçük deliği yoğun, kömürleşmiş odun kokusundan kurtarmaya çalışarak mavi gözlerini

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


açtı. Eğimli bir ışın dumanı deliyordu, kızı yaşayanların dünyasına çağıran tek bir ışık huzmesi. Rüyadaymış gibi onu takip etti, düşüp deliği kısmen kapatmış kütük parçasına çekinerek dokundu. Kütük sıcaktı. Jilseponie o zaman uzun süredir baygın olduğunu anladı. Kolağzını hassas derisiyle odun arasında tuttuğu sürece kolunu kütüğe sıkıca başarabildiğini gördü. Kız kuvvetle ittirdi, ama kütük kıpırdamadı. Her zamankinden de inatçı bir halde, kaslarını güçlendirmek için öfkesini çağıran Pony bacaklarını sıkı sıkı altına yerleştirdi ve bütün gücüyle, gerginlikle homurdanarak yine ittirdi. Kendi sesini duymak yerinde kalakalmasına sebep oldu. Ya goblinler hâlâ orada, dışandaysalar? Geriledi ve kıpırdamadan oturarak, nefes almaya bile cesaret edemeden dikkatle dinledi. Kuşların gaklamasını duydu -leş kuşları, biliyordu. Ama başka bir şey duymadı- hayatta kalan birinin inlemesini, bir goblinin sızlanan, gıcırtılı sesini, fomoryan devlerinin karınlarından gelen homurtularını, hiçbir şeyi. Yalnızca kızın ölü dostlarının bedenleriyle beslenen kuşlar. 86 R. A. Salvatore Bu korkunç düşünce Pony'nin hararetle harekete geçmesine I sebep oldu. Bacaklarını yine yerleştirdi ve sahip olduğu gücün 1 her gramıyla, homurdanarak ittirdi, ama etrafta goblinler olması durumunda sesinin ne sonuçlara yol açacağını düşünmeyecek kadar öfkeliydi. Kiriş iki santim kalktı ve yana kaydı, ama Pony kütüğün ağırlığını taşıyamadı ve kütük bütün ağırlığı ile, kararlı bir gümlemeyle düştü. Pony bu yeni açıdan onu yeniden kıpırdatamayacağını | biliyordu, bu yüzden denemedi bile. Bu sefer kıvranarak aradan 1 geçmeye çalıştı. Kolunu geçirmeyi başardı, sonra başını, tek omzunu. Bir an orada durarak nefeslendi. En azından yüzünü açık günışığma çıkarabilmiş olmak onu çok rahatlatmıştı. Bu rahatlama ancak kız çevresine bakmana kadar sürdü. Bu j Dundalis'ti -mantıksal olarak biliyordu- ama Pony'nin daha önce gördüğü bir yer değildi. Elbryan'ın evinden geriye yalnızca birkaç kiriş ve taş temel kalmıştı; Dundalis'ten geriye kalan yalnızca birkaç kiriş ve birkaç taştı. Ve cesetler. Pony bulunduğu yerden iki tane gördü, bir gof> lin ve yaşlıca bir kadın, ama ölüm kokusu havada, yangınlardan yükselen duman gibi yoğun bir şekilde asılı duruyordu. Pony'nin kafasının içinde güçlü bir ses deliğe geri sürünmesini, kıvrılıp ağlamasını, hatta belki ölmesini söylüyordu, çünkü ölüm -cennet de olsa boş bir karanlık da- bundan daha iyi olmalıydı. Deliğin yarı içinde, yarı dışında, isterinin ve umutsuzluğun kıyısında uzun süre bekledi. Geri sürünmeye karar verdi, ama bir şey, genç kadının anlamadığı içsel bir kararlılık buna izin vermedi. Yine kıvranmaya başladı, giysileri yırtıldı, derisi sıyrıldı, kendini çılgınca o yana bu yana çekiştirdi ve sonunda delikten kurtuldu. Ve sonra uzun bir duraklama geldi, sırtüstü yere yattı, düşünceleri sayısız patikada dolandı, her biri ümitsizlik dışında hiçbir yere çıkmıyordu. jblisir, Uyanışı 87

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Pony büyük bir çabayla kendini yerden kaldırdı ve eskiden Olwan Wyndon'ın ve Shane McMicheaPın evleri olan moloz yığınlarının arasında yürüdü. Ana yol yerinde kalmıştı, su kanalı irin kenarları dikkatle düzeltilmiş kırık taşlar ve sertleşmiş toprak da ve yalnızca bu, Pony'ye gerçekten de Dundalis'te, eskiden evi olan yerin kalıntılarında olduğunu kanıtladı. Ayakta kalmış tek bir yapı yoktu. Canlı tek bir kişi, tek bir at kalmamıştı. Ne de canlı eoblin ya da dev kalmış olduğunu fark etti Pony, küçük bir rahatlama ile. Yalnızca akbabalar, düzinelerce, düzinelercesi; bazıları vukarıda daireler çiziyordu, ama çoğu yerde, kendilerine ziyafet çekiyordu, daha dün Pony dokunduğu zaman sıcak olan kişilerin derilerini yırtıyorlar, Pony'ninkilerle buluşmuş, bakışlar ve düşünceler paylaşmış gözleri oyuyorlardı. Pony irkilerek döndü, yoldaki savaşı, babasını son görüşünü canlandırdı kafasında. Cesetler vardı; Pony'nin onu son gördüğü yerde kırık bir halde yığılmış 01wan'ı seçti. Sonra daha fazla bakamadı, sevgili babası Thomas Ault'u ölülerin arasında bulmaktan korktu. Elbette öldü, dedi Pony kendi kendine, annem de öyle, Elbryan da, herkes de. Kendini çok savunmasız ve küçük hisseden kız, neredeyse yere yığılacaktı, ama yine o inatçı içgüdü onu ayakta tuttu. Ölü goblin sayısının çokluğunu fark etti, hatta iki dev ölmüştü. Özellikle bir grup, yolda bir arada yatan canavarsı cesetler yığını merakını uyandırdı. Bir savunma halkası oluşturmuş gibi düşmüşlerdi, ama yakınlarında insan cesedi yoktu. Yalnızca bir araya yığılmış, cesetlerini kanla kaplayan küçük yaralarla dolu goblinler ve tek bir dev. Pony incelemek için yaklaşması gerektiğini düşündü, ama midesi kaldırmayacaktı. Durup baktı, sonra üzerine bir uyuşukluk geldi, duygularını Çaldı. Merak kaybolmuştu, çünkü Pony durup değerlendiremeyecek, herhangi bir şey düşünemeyecek kadar yorulmuştu -köyden 88 R. A. Salvatore çıkmak, yol boyunca güneye ilerlemek, sonra ilk çatafda batıya dönmek, ölmekte olan güneşe doğru yürümek dışında bir şey yapamayarak kadar yenilmiş ve perişandı. Yalruzca bilinçaltındaki içgüdü ona yol gösteriyordu. En yakın köy Yab;m Çayırı'ydı, ama Pony oranın daha farklı olacağını düşünmüyordu. Herhalde bütün dünya enkaz halinde olmalıydı-, kuşkusu;, bütün insanlar ölmüştü, akbabalar tarafından parçalanıyorlardı, Bir sıire sonra, alacakaranlık çökerken, Pony'nin duyulan onu yalnız olmadığı konusunda uyardı. Sağında, küçük bir çalının titrediğini gördü. Bir yer sincabı olabilir, diye mantık yürüttü kız, ama öy[e olmadığını yüreğinde biliyordu. SolUndan bir kıkırdama, yumuşakça fısıldayan minik bir ses geldi. Pony dümdüz ileri yürümeye devam etti. Dundalis'ten ayrılmadan önce bir silah almayı akıl etmediği için kendi kendine küfretti. Fark etmez, diye hatırlattı kendi kendine. Belki bu şekilde, savunmasıZken son daha çabuk gelirdi. Böylece inatla, dümdüz önüne bakarak, yalnız olmayabileceğine, her ağacın arkasında goblinler olabileceğine, onu izliyor, ona gülüyor, onu tartıyor olabileceklerine, hatta belki aralarında kimin c>nu öldürme zevkini -hatta belki öldürmeden önceki zevk-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


leri- yaşayacağına karar vermek için tartışıyor olabileceklerine dair işaretleri görmezden gelerek yürüdü. Bu düşünce neredeyse Pony'yi yere düşürecekti, ora Elbryan'ı, felaketten önceki anları, öpücüğü hatırlattı. Sor>ra ağladı. Omuzlarını dikleştirerek dümdüz yürüdü. A^ü gözyaşlarını, suçluluk duygusunu, acıyı inkar edemiyordu. Bir ağacın dibinde, yolun yanında, açıkta, soğuktan ve bundan sonra onu sonsuza dek kovalayacağından korktuğu kabuslarla titreyerek uyudu. iblisin Uya™?' 89 Uyandığı zaman o rüyalar yok oldu, köyü, ailesi ve arkadaştan hakkında bir görüntü yoktu kafasında. Kızın tek bildiği bir şekilde, bir yerde, yolda olduğuydu. Fiziksel ve duygusal olarak acı çektiğini biliyordu, ama ikincisinin sebebi olan bilinçli anılarından kaçmıyordu. Kendi adını bile bilmiyordu. Dev oradaydı, Elbryan'ın onu son gördüğü yerde, bayıldığı yerin bir, iki metre ötesinde yüzüstü kan ve toprak içinde yatıyordu. O korkunç anda canavar Elbryan'ı ezmek için sopasını kaldırmıştı; ama şimdi ölüydü. Oraya saçılmış bir düzine kadar goblin de öyle. Elbryan doğrulup oturdu, yüzünü ovaladı, ellerinden birindeki kesiği ve kurumuş kanı fark etti. Düşünceleri aniden Pony'ye ve sırtın üzerindeki ikiz çamların oradaki öpücüğe kaydı. Sonra bütün ağırlıklarıyla, o dehşet dakikalarından geçerek mevcut ana döndüler -ormandaki goblinler; zavallı Carley; Dundalis'ten yükselen duman; her adımında çığlık atarak kasabaya koşan Jilseponie. Genç adam toprağın üzerinde oturmuş, her nasılsa ölmüş deve merakla bakarken bütün bunları biliyordu. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordu. Ayağa kalkmaya çabaladı ve çekinerek fomoryan devine yaklaştı, ama kan miktarından ve yaratığın mutlak kıpırtısızlığmdan ölü olduğunu biliyordu. Başına gitti ve diz çökerek sayısız yarayı inceledi. Ok yaraları gibi delikler, ama çok daha küçük. Elbryan mırıltıyı hatırladı; vızıldayan arıları hayal etti. Daha yakından inceleme cesaretini buldu kendisinde, hatta başparmağını büyük bir yaranın kenarına koydu ve deriyi kenara ittirdi. "Ok yok," dedi yüksek sesle, anlamaya çalışarak. Yine arıları 9° R. A. Salvatore düşündü -dev anlar belki, sokup sokup kaçan cinsten.»Doğaılup oturdu ve hızla saymaya başladı, sonra devin sırf yüzünde bu türden en az yirmi yarası olduğunu fark ettiğinde başını çaresizce iki yana salladı, dört buçuk metrelik bedeninde kuşkusuz sayısız yara vardı. Genç adam hiçbir yanıt bulamamıştı. Öldüğünü sanmıştı, ama hayattaydı. Dundalis'in sonunun geldiğini düşünmüştü... Elbryan ayağa kalktı, bölgedeki ölü goblinleri çabucak saydı. Mücadele ettiği iki tanesi, hatta kendi kılıcıyla öldüğünü düşün-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


düğü goblinin üzerinde de gizemli yaralardan olduğunu görünce şaşırdı. "Arılar, arılar, arılar," dedi Elbryan umutla, bölgeden ayrılıp yamaç aşağı, Dundalis'e doğru koşarken. Sözcükler, umutlar; köy, eskiden köy olan kömürleşmiş moloz yığını görüş alanına girdiğinde bir inlemeyle yok oldu. Öldüklerini biliyordu, hepsi ölmüştü. Bu uzaklıktan, köyün elli metre kuzeyinden bile, böyle bir felaketten kimsenin canlı kurtulamayacağını kalbinde hissedebiliyordu. Yüzü kül gibi, yüreği küt küt -ama yanlarından sarkan kollara, aniden her biri elli kilo gelmeye başlamış gibi duran bacaklara hiç enerji vermeden- çarparak, kendini kaybolmuş küçük bir çocuk gibi hissederek eve yürüdü. Alevlere yakalanmamış her cesedi tanıdı -arkadaşların anne babaları; ondan birkaç yaş büyük genç adamlar; ebeveynlerince devriyeden alınan kızlar ve oğlanlar. Bir yıkıntının kömürleşmiş eşiğinde minik bir ceset gördü, kararmış bir top. Pony'nin kuzeni Carralee Ault olduğunu fark etti Elbryan, çünkü kasabadaki tek bebek oydu. Carralee'nin annesi bebeğin bulunduğu eşikten biraz ötede, yolda yüzüstü yatıyordu. Elbryan onun Carralee'ye gitmeye çalıştığını anladı ve kadını evinin bebeğinin üzerine yıkılarak yanmasını izlerken onu doğramışlardı. iblisin Uyanışı 91 Elbryan kendini keskin bir ümitsizlik içinde kaybedebilecğini f rk ederek kendini böyle canlı empatilerden uzak durmaya zorladı Yolda, katledilmiş büyük bir goblin ve dev grubuna yaklaşırken, en ağır mücadelenin verildiği yerin yanından, 01wan'm, babasının cesedinin yanından geçerken işi zorlaştı. Elbryan babasının cesurca öldüğünü görebiliyordu, babasının sert ve zorlu tavırlarını düşününce, Olwan'ın savaşarak ölmesine şaşmıyordu. Ama bunun Elbryan için hiç önemi yoktu. Oğlan kendi evinin yıkıntısına doğru ilerledi. Duvarlar ve tavan yıkılmış olmasına rağmen, babasının çok gurur duyduğu temelin sağlam kaldığını görünce ağlayarak güldü. Elbryan hâlâ tüten molozların arasında dolandı. Arkadaki köşelerden biri bir şekilde alevlerden kurtulmuş ve çatı yıkıldığında bir açı oluşturmuş, açık bir boşluk bırakmıştı. Bir kütüğü kenara itti -ihtiyatla, çünkü çatının geri kalanının itirazla inlediğini duymuştu- ve dizlerinin üzerine çökerek içeriye baktı. En arka köşede birbirine yaslanarak yatan iki şekil görebiliyordu. "Lütfen, lütfen," diye fısıldadı Elbryan, dikkatle o noktaya giden bir yol seçerek. Goblin, en yakındaki şekil ölmüştü, başı ezilmişti. Elbryan mantıksız bir umutla yaratığın üzerinden aşıp köşede oturan bir sonraki bedene gitti. Annesiydi, o da ölmüştü... Elbryan dumandan olduğunu fark etti, çünkü üzerinde yara yoktu. Elinde ağır, tahta bir kaşık tutuyordu. O şeyi, onu rahatsız ettikleri zaman sık sık çocuklara, Elbryan'ın arkadaşlarına doğru sallar, popolarını haşlamakla tehdit ederdi. Elbryan annesinin kaşığı hiç kullanmadığını ancak şimdi hatırlıyordu. Bugüne kadar, diye sessizce ekledi, ölü gobline bakarak.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


92 R. A. Salvatore Annesinin hayattan verici görüntüleri -o kaşığı sallafken, inatçı oğlunun karşısında başını iki yana sallarken, 01wan'a takılırken, Elbryan hakkında bir sır paylaşırmış gibi Jilseponie'ye göz kırparken- boğucu bir kargaşa halinde oğlanın zihnine doluştu. Biraz daha ilerledi ve annesinin yanına oturdu, annesinin katılaşmakta olan bedenini son bir kez kucaklayabilmek için düzeltti. Ve ağladı. Annesi ve babası, arkadaşları ve aileleri, Dundalis'in tamamı için ağladı. Uyanır uyanmaz kasabaya koşmuş olsa, perişan haldeki kızın, güney yolunda sallana sallana yürüdüğünü göreceğini bilmeden, Pony için ağladı. Ve Elbryan kendisi için ağladı, geleceği kasvetli ve belirsizdi. Evinin, eskiden olduğu kişiyle arasında kalan o ince bağın köşesinde, annesine sarılarak otururken güneş battı. Soğuk gecenin tamamını orada geçirdi. 7 MATHER'İN KANI "Mather'in soyu!" diye alay etti Tuntun, üç yaşındaki bir fidanın arkasına rahatça saklanabilecek kadar ince bir elf kadını. Tuntun'un normalde melodik olan sesi, ne zaman heyecanlansa tizleşirdi ve diğerlerinin çoğu irkildi, hatta bazıları ellerini duyarlı, sivri kulaklarının üstüne kapattı. Tuntun fark etmemiş gibi yaptı. İri, mavi gözlerinin kirpiklerini kırpıştırdı, saydam kanatlarını çırptı ve ince kollarını azametle minik, sivri göğüslerinin üzerinde kavuşturdu. "Mather'in yeğeni," diye yanıtladı Belli'mar Juraviel, oğlan evinin yıkıntıları arasında dolaşırken bakışlarını Elbryan'dan hiç ayırmadan. Juraviel'in nasıl bir poz takındığını bilmek için Tuntun'dan tarafa bakması gerekmiyordu, çünkü inatçı elf bu pozu sık sık takınıyordu. "Babası iyi savaştı," diye yorum yaptı toplananlar arasında bir üçüncüsü. "Fomoryan olmasaydı..." "Mather fomoryanı öldürebilirdi," diye sözünü kesti Tuntun. "Mather Fırtına'yı kullanıyordu," dedi Juraviel sertçe. "Oğlanın babasının basit bir sopadan başka bir şeyi yoktu." "Mather fomoryanı çıplak elleriyle..." "Yeter, Tuntun!" dedi Juraviel; bağırırken bile, elfin sesi bir çanın berrak çınlaması gibiydi. Seslerinin ne kadar yükseldiği Juravıel'i ya da diğerlerini rahatsız etmedi, çünkü Elbryan on beş met9< R. A. Salvatore re ötelerinde olduğu halde bir ses kalkanı kurmuşlardı* ve hiçbir insan kulağı birkaç cikleme, ciyaklama ve ıslık sesi dışında, rahatça bölgede yaşayan yaratıkların sesleriyle açıklanabilecek sesler dışında hiçbir şey duyamazdı. "Dasslerond Hanım bunun uygun bir seçim olduğunu bildirdi," diye bitirdi Juraviel sakinleşerek. "İtiraz etmek sana düşmez." Tuntun bu tartışmayı kazanamayacağını biliyordu; bu yüzden meydan okuyan pozunu bozmadı ve Elbryan'a bakarak -ve gör-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


düklerinden hoşlanmayarak- ayağını yere vurmaya başladı. Tuntun iri, hantal insanları pek az severdi. Kendisinin eğittiği ve kırk yıldan uzun süredir tanıdığı Mather bile gösterişli ülküsü ve metanetiyle sık sık elfi kendinden uzaklaştırmıştı. Şimdi, Elbryan'a, bu sızlanan ufaklığa bakarken, Tuntun yedi yıllık eğitimin düşüncesine bile katlanamıyordu! Hem, dünyanın koruculara neden ihtiyacı vardı ki? Belli'mar Juraviel gülüşünü bastırdı, Tuntun'u kızgın görmeye bayılıyordu. Ama onu şimdi utandıracak olsa, kadının hayatını ze-' hir edeceğini biliyordu; bu yüzden küçük kanatlarını hızla çırpıp sıçrayarak yerden üç buçuk metre yükseldi; gelip alçak bir dala kondu, Mather'in yerini alacak bu oğlanın hareketlerini izlemek için daha avantajlı bir yere. Elbryan'ın acısı yanında bitkinliği de getirmişti, oğlan biraz uyuyabildi. Evde kaldı, annesine sarıldı, uykunun ilk dalgaları onu alt ettikten sonra bile saçlarını okşadı. Şafakla ve kararlılıkla uyandı. Gözleri hâlâ yaşlarla nemli, evden çıktı; annesinin bedenini kollarında taşıyordu. Elbryan bu sefer kendini yıkım sahnesine karşı sağlamlaştırdı. Görevle güç buldu ve o görev ölüleri gömmekti. Kılıcını kemerine taktı, bir kürek buldu ve kazmaya başladı. Önce annesiyle babasını gömdü, yan yana, ama mezarı doliblisin UV4T>1ŞI 95 Hurma, en sevdiği insanların üzerine toprak atma işi onu neredeyse yıkacaktı. Thomas Ault'u ve yanındaki pek çok adamı buldu. Bitkin delikanlı ancak o zaman görevinin boyutlarını fark etti. Dundalis yüzden fazla kişinin eviydi; hepsini gömmek ne kadar zamanını alırdı? Ya tepede öldürülen çocuklar? Peki kalibu yosunlarının arasındaki geniş çamlık vadide savaşan diğer devriye? "Bir gün," diye karar verdi Elbryan ve kendi sesi bile bu gerçeküstü durumda kendisine yabancı geldi. Bir toplu mezar için bedenleri toplayarak yalnızca bugün çalışacaktı. Bu kadarı yeterli olmak zorundaydı. Ama sonra ne, diye merak etti Elbryan. İşi bittikten sonra ne yapabilirdi? Nereye gidebilirdi? Bir günlük zorlu yürüyüş kadar ötedeki Yaban Çayın'nı düşündü. İz bulabilirse goblinleri kovalamayı düşündü. Elbryan bu fikri hemen kafasından çıkardı, içindeki öfkenin, intikam açlığının mantığını bulutlandıracağını, onu tüketeceğini biliyordu. Görevi onun için açıktı, en azından şimdilik ve başarı düşüncesi ona ölçüsüz acı verse de, Jilseponie Ault'un, sevgili Pony'sinin bedenini bulmak zorunda olduğunu biliyordu. Ve böylece aradı, evlerin yıkıntılarının içinden bedenler çekti, ölüleri topladı, bedenleri yan yana Bunker Crawyer'ın ağılı olan yere yatırdı. Yarım gün kayıp geçti, ama Elbryan'ın aklına yemek gelmedi. Saatler geçtikçe Jilseponie'yi arayışı daha da acılı oluyordu. Kısa süre sonra en yakındaki bedenlerin yanından geçmeye, onları oldukları yerde bırakmaya, arayışına odaklanmaya başladı, ama belki de ümitsizliği içinde etkin çalışmadığını ve harcayacak pek az zamanı olduğunu fark etti. Böyle bir kadiam sahnesi kuşkusuz başka leş yiyicileri de getirecekti -büyük kediler ve ayılar, belki- ve Elbryan goblinlerin geri dönmeyeceğinden emin olamıyordu. Bu yüzden koşmaya devam etti, bedenleri taşıdı, molozların altına baktı, altında kimin olabileceğini görmek için ölü gob-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


98 R. A. Salvatore dalların altındaki doğal çadırın içine kaydı. Ancak en* keskin gö^ ler, onu, o kalın perdenin içinde onu görebilirdi, ama elbette Elbryan'ın görüş alanı da fena halde sınırlanmıştı. Sırtını ağacın gövdesine yasladı, kılıcını kucağına koydu. Belirgin bir yalnız olmadığı duygusuyla ve şafağı görebilirse güvende olacağına inanarak, uyanık kalmak için elinden geleni yaptı. Ama bitkinlik onu alt etti, onu oturduğu yerde yakaladı ve gözkapaklarını indirdi. Elfler ağır ağır yaklaştı. Bir şey Elbryan'ı uyandırdı. Müzik? Seçemediği hafif bir şarkı? Ne kadar uyuduğu konusunda hiç fikri yoktu. Sabah yakın mıydı? Yoksa ertesi günü de mi uyuyarak geçirmişti? Kendini dizlerinin üzerinde doğrulmaya zorladı ve sarkan dalların kenarına emekledi ve bir dalı dikkatle kenara ittirdi. Ay, Sheila yükselmişti, ama henüz tam tepede değildi. Elbryan ne kadar dinlendiğini hesaplamaya çalıştı, iki saatten fazla olmadığını anladı. Durdu ve dikkatle dinledi, orada, görüş alanının hemen dışında bir şey olduğunu biliyordu. Kulağında, bilincin hemen altında yumuşak bir ezgi titreşti. Notaları sessiz ve tatlıydı, ama bu Elbryan'a teselli vermedi. Ezgi sürdü, sürdü, zaman zaman sanki düşmanları gölgelerin arasından üzerine atılacakmış gibi yükseldi, ama sonra bir kez daha hiçliğin kıyısına alçaldı. Elbryan kılıcının kabzasını öyle sıkı kavramıştı ki parmak boğumları beyazlamıştı. Oradaki Pony değildi, biliyordu; insan olan bir şey değildi. Ve bir goblin akınında bir şekilde hayatta kalmış genç adam için böyle bir sonucun tek bir anlamı olabilirdi. Saklandığı yerde kalabilirdi. Mantıksal olarak, Elbryan en iyi savunmanın saklanmak olduğunu biliyordu, geri dönen goblinlere karşı umabileceği en iyi şey, onlardan olabildiğince uzak durmaktı. Ama kadedilen ailesine, arkadaşlarına, Pony'ye ait düşünceler onu mahmuzladı. Çok gerçek korkularına rağmen Elbryan "* iblisin Uyanışı 99 intikam istiyordu. "Sana cesur olduğunu söylemiştim," diye fısıldadı Juraviel Tuntun'a, Elbryan çam dallarının altından çıkarken. "Aptal," diye düzeltti Tuntun tereddüt etmeden. Juraviel yine Elbryan'a edilen hakaretin üzerinde durmadı. Tuntun Mather'in de aptal olduğunu düşünmüştü -başlangıçta. Turaviel arkadaşlarına işaret etti ve ilerlemeye başladılar. Baştan çıkarıcı, bilincinin hemen kıyısında kalan peri şarkısı Elbryan'ı dakikalarca yürüttü. Sonra aniden kesildi. Elbryan için ani sessizlik bir düşten uyanmak gibiydi. Hemen hemen yuvarlak bir açıklığın, yüksek ağaçlarla çevrili küçük bir çayırın ortasında durduğunu gördü. Ay doğudaki dalların üzerindeydi, üzerine eğik ışınlar düşürüyordu ve Elbryan ne kadar aptalca davrandığını anladı -ve şu anda ne kadar saldırıya açık olduğunu. Eğilerek açıklığın kenarına yöneldi, ama hemen durdu ve iri gözlerle, ağzı açık doğruldu. Tam bir daire çizerek döndü, tanımadığı bir türden düzineler-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ce yaratığın açıklığın kenarında belirmesini izledi. Boylan kendisinden uzun değildi ve onun gibi kırk beş kilo geliyor olamazlardı. İnce yapılı, narin ve güzeldiler; köşeli hatları, sivri kulakları ve yumuşak ışık altında neredeyse saydam görünen derileri vardı. "Elfler?" diye fısıldadı Elbryan, düşünce hafızasının çok gerilerinden bir yerden gelerek, öylesine uzak efsanelerin konusuydu ki, genç adam bu yaratıklar hakkında ne düşünmesi gerektiğini bilemiyordu. Elfler el ele tutuştular ve çevresinde halka halinde yürümeye başladılar ve ancak o zaman Elbryan şarkı söylediklerini fark etti. Heceleri açıkça duyuyordu, ama öyle sözcükler halinde birleŞİyorlardı ki Elbryan anlayamıyordu, uzak, ahenkli sesleri yeryüzünün bir parçası olarak tanıyordu. Yatıştırıcı sözcükler; ve bu cesur Elbryan'ın daha da fazla paniğe kapılmasına yol açtı. Etrafına 100 R. A. Salvatore bakındı, bireylere odaklanmaya, önderlerini seçmeye çalıştı. Tempoları hızlandı. Zaman zaman el ele tutuşuyorlar, diğer zamanlarda ellerini her iki elften birinin zarif bir dönüş yapmasına yetecek kadar bırakıyorlardı. Elbryan odaklanmaya çalıştı; ne zaman bir bireyi seçse, görüş alanının hemen kıyısında bir hareket ya da koroda yüksek bir nota dikkatini çekiyordu. Ve bakışlarını eski yerine çevirene kadar seçtiği elf diğerlerine karışmış oluyordu, çünkü hepsi birbirine benziyordu. Dans, hız, dönüşler yoğunlaştı. Artık elfler ne zaman dönüşler için ayrılsalar, kalanlar büyü sayesindeymiş gibi yerden yükseliyor -Elbryan ay ışığında narin kanatlarını göremiyordu- süzülüyor ve sonra eski yerlerine iniyorlardı. Zavallı Elbryan çok fazla imgenin hücumuna uğradı. Onları uzak tutmaya çalıştı, gözlerini kapattı ve defalarca kılıcını kaldırıp saldıracak, çemberi kırıp ormana kaçacak oldu. Her saldırı boşuna çıktı, çünkü ne zaman düz koşmaya başlasa kaçınılmaz olarak dans edenlerin akışıyla dönüyor, daire çiziyor, sonunda imgelerin çokluğu ve tatlı ezgi dikkatini çekerek onu alt ediyordu. Sonra kılıcını düşürdü ve almanın iyi bir fikir olacağını düşündü. Ama şarkı... Şarkı! İçinde Elbryan'ın gitmesine izin vermeyen bir şey vardı. Onu, bedenindeki hassas titreşimi işitmekten çok hissetti. Onu okşuyor, çağırıyordu. Aklına genç bir dünyaya, daha temiz ve canlı bir dünyaya ilişkin imgeler doluştu. Ona bu yaratıkların kötü goblin ırkından olmadığını söyledi; bunlar güvenilir dostlardı. Onca öfke ve acıyla dolu Elbryan, bu son fikirle mücadele etti ve sıradan bir insandan daha uzun süre ayakta kaldı. Ama kararlılığı yavaş yavaş akıp gitti, gücü de öyle. Yumuşak toprağın davetini kabul etti. Yatıyordu; son düşüncesi bu oldu. "Mather'in soyu," diye mırıldandı Tuntun, elf kervanı yola Çiblisin Uyanış1 101 karken. Elbryan'ı ipek ipliklerden, tüylerden ve müzikten dokunuş yüzen bir yatağın üzerinde, yanlarında taşıyorlardı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Bunu söyleyip duruyorsun," diye karşılık verdi Juraviel. O konuşurken yeşil bir taşı, yılantaşını elledi, ince titreşimlerini hissetti. Normalde bu tür bayağı bir büyü Tuntun kadar bilge birine karşı faydasız olurdu. Tuntun pek çok yüzyılın doğumunu ve ölümünü görmüştü, ama dişi elfin o gecenin işlerine karşı hoşnutsuzluğuyla dikkatinin dağılmış olduğu açıktı. "Söyleyip durmaya devam edeceğimi" diye ısrar etti Tuntun, ama yaygarası bir fidanın çıkardığı uuuş sesinin içinde kayboldu. Atik elf, ayağını Elbryan'ın kemer tuzağından kurtarmayı başardı ve sırtüstü düşmeye başladı, kanatlarını hızla çırpmasına rağmen kabaca yere devrildi. Çevresinde kahkahalar patlarken JuraviePe tehditkar bir tavırla baktı. Toplananlar gibi o da, öyle kaba bir tuzağa, biraz büyünün yardımı olmadan düşmeyeceğini biliyordu. Büyüyü kimin yaptığını tahmin etmek Tuntun için güç değildi. 8 HAZIRLAYICI 1 Günlük program zorluydu, Aziz Saf Abelle Tarikatı'nın günlük güçlüklerine uygun olmayanlarda zayıflık bulmak ve onların cesaretlerini kırmak için tasarlanmıştı. Dört seçilmiş Hazırlayıcı adayı, Avelyn ve Quintall, Thagraine ve Pellimar -Tanrı'nm 815. Senesi'nden iki öğrenci- için yaşam daha da zordu. Manastırda birinci ve ikinci sınıf öğrencileri olarak günlük görevlerinden başka, kendilerine Pimaninicuit'e yapacakları yolculuğa hazırlanmak üzere ek işler veriliyordu. Akşam ayininden sonra sınıf arkadaşları dua etmek için bir saat diz çöküyor, dersleri için bir saat harcıyor, sonra meditasyon yapmak ve uyumak, bedenlerini ertesi günün işleri için dinlendirmek üzere erken yatıyorlardı. Ama akşam ayininden sonra, dört Hazırlayıcının her biri ayrı bir üstatla dört saatlik derse başlıyordu. Ayla'yı, yağmurların zamanını bildirecek astronomik verileri gösteren haritaları inceliyorlardı. Denizcilik, gece gökyüzündeki yıldızlara bakarak yol bulmayı öğreniyorlardı -ve keşişleri taşıyan gemi, belli enlemleri aştıkça o yıldızların nasıl görüneceğini. Değişik şekillerde halat bağlamayı, seyir halindeki bir gemide pek çok değişik amaç için kullanılan düğümleri öğreniyorlardı. Denizcilerin görgü kurallarını, engin suların kurallarını öğreniyorlardı ve her şeyden çok değişik taşların özelliklerini, yağmurdan hemen sonra taşları nasıl hazıriblisi UVa*'Ş' 103 lamaları gerektiğini öğreniyorlardı. Avelyn için gece dersleri en yüksek amaçlarının vaadiydi. Ço- geceyi Üstat Jojonah'la geçiriyordu ve Avelyn onyıllardır Aziz Saf Abelle Manastırı'na girmiş en iyi öğrenci olması ününü korurdu, yalnızca iki hafta sonra astronomik değişim tahminleri mükemmeldi ve ilk ayın sonunda, adamitten turkuaza bilinen bütün büyülü taşlan, bunların bilinen özelliklerini ve her birinin yarattı5ı en önemli büyü etkilerini ezberden tekrarlayabiliyordu. Üstat Jojonah genç biraderi gittikçe artan bir gururla izliyordu ve Avelyn yaşlı adamın onu koruması altında saydığını fark etti. Bunda güvenlik vardı, Avelyn bunu fark etti, ama aynı zamanda sorumluluk da vardı. Diğer üstatların bazıları, özellikle de Siherton onu yakından, çok yakından izliyor, onu paylamak için baha-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ne arıyordu. Avelyn'e, iki yaşlı adam arasında süren rekabete yakalanmış gibi geliyordu. Bu genç keşişi derinden rahatsız ediyordu. Aziz Saf Abelle'in üstatlarında böyle insani zayıflıklar görmek Avelyn'in inancının özüne dokunuyordu. Bunlar Tanrı'nın adamlarıydı, Tanrı'ya en yakın adamlar ve bu tür önemsiz eylemler Abellican Kilisesi'nin anlamını azaltıyordu. Önemi olması gereken tek şey taşların alınmasıydı. Diğer Hazırlayıcılara, Pimaninicuit Adası'na çıkacak iki kişiden biri olmak için rekabet eden genç adamlara karşı kendini rakip gibi hissetmiyordu. Kendisininki kadar onların başarıları için de seviniyordu. Onlar daha iyi olduklarını kanıtlarlarsa, o zaman Tanrı'nın dileği bu demektir, diye düşünüyordu. Daha iyi olduğu kanıtlanan iki kişi adaya giderdi; önemli olan tek şey yolculuğun başarısı, Tanrı'nın insanlığa verdiği en büyük armağanın getirilmesiydi. izleyen üstatlar Avelyn Desbris'in o iki kişiden biri olacağını hemen gördüler. Gece harcadıkları uzun saatlerde, diğer üç kişiden hiçbiri ona yaklaşamıyordu; onlar hâlâ yıldız haritalarıyla uğ\Oİ, R. A. Silvatore raşırken Avelyn taşlan görünüş ve dokunuşlarından tanımayı, parlaklık, şekil ve renklerine bakarak potansiyel yoğunluklarını anlamayı çoktan aşmış, "büyülü" tepkiye yol açan özel niteliklere geçmişti. Dört yıllık bir eğitim programının beş haftasından sonra ilk Hazırlayıcı'nın yeri kesin sayılırdı. Avelyn hastalanmazsa, Pimaninicuit Adası'na çıkma rekabeti, bir yer için mücadele eden üç keşişe indirgenmişti. Gündüz eğitimi Avelyn'e aynı ölçüde kolay ya da ilham verici gelmiyordu. Her gece yaşadığı keşiflerin yanında pek çok dua ayinini sıkıcı, hatta basmakalıp buluyordu. Mum ayinleri, su kovası kuyrukları, manastırın en yeni kısımlarına, Tanrı'nın 816. Senesi'nin armağanına malzeme getiren taş taşıyıcıları Tanrı'nın bahşettiği taşların gizemleriyle boy ölçüşemiyordu. En kötüsü ve en yoğunu da bedensel eğitimdi. Her gün gündoğumundan öğlene, yalnızca bir saatlik ara verecek -yarısı yemek, yarısı dua için- öğrenciler savaş sanaüan için avluda toplanıyor, ya da çıplak ayaklarla manastırın kaba duvarları boyunca koşuyor, ya da Tüm Azizler Koyu'nun buz gibi sularında yüzüyorlardı. Aylar boyunca düşmeyi ve yuvarlanmayı öğrendiler; birbirlerini derileri duyarlılık kazanana kadar tokatlayarak bedenlerini sertleştirdiler. Saldırı ve savunma hareketlerini geçtiler, ağrıyan kaslarına hareketlerin anılarını yavaş yavaş, durmaksızın kazıdılar. İlk sene boyunca çıplak el tekniklerini, yumruk atmayı ve güreşmeyi öğreneceklerdi. Keşişler bundan sonra silah üstatlığına geçecekledi. Ve hepsinin içinde, çıplak elle ve silahla, birbirleriyle karşı karşıya gelecekler, birbirlerine acımasızca vuracaklardı. Amaç fiziksel mükemmellikti; bir Aziz Saf Abelle keşişinin yaşayan bütün insanları alt edebileceği söyleniyordu ve üstatlar bu ünü korumaya kararlı görünüyorlardı. Avelyn sınıfının en kötüsü değildi, ama en iyisinin, Quintall'ın yakınına bile yaklaşamıyordu. Kısa boylu, gürbüz adam savaş sanatları eğitimine, Avelyn'in gece çalışmalarına gittiği hevesle gıd'' iblisin UV»n.ş.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


105 Hu Sene ilerledikçe, Avelyn diğer üç Hazırlayıcı adayından , . a ja ilerledikçe, aralarından herhangi biri, özellikle de Quin11 ile dövüşmekten korkmaya başladı. Bir rakibe karşı öfke durmaması gerekiyordu, yalnızca saygı ve karşılıklı öğrenme olmalıydı, ama üstatlar ne zaman onu Avelyn ile eşleseler Quintall hırlıyordu. Avelyn adamı güdüleyen şeyi anlıyordu. Quintall gece derslerindeki rekabeti gündüze taşıyordu. Halka Taşlan derslerinde Avelyn'i alt edemezdi, ama gündüz bir derece üstünlük kazanıyordu. Çoğu manevrada keşişlerin yumruklarına hakim olmaları bekleniyordu, ama Quintall genellikle Avelyn'in nefesini kesiyordu; omuzların üstüne vurulmasına izin yoktu, ama Quintall birden çok kez Avelyn'in boğazına "yılan el" ile vurmuş, nefes almaya çalışarak dizlerinin üzerine yığılmasına sebep olmuştu. "Adaya böyle mi gitmeyi planlıyorsun?" diye sordu Avelyn sessizce, böyle bir olaydan sonra. Hatalar fazla sıklaşmışti; Avelyn Quintall'ın rakibini yok etmeye kararlı olduğuna dürüstlükle inanıyordu. Gürbüz adamın karşılık olarak fırlattığı bakış, keşişin gittikçe artan şüphelerini dindirmemişti. Quintall'm sırıtışı kesinlikle Avelyn'in gördüğü, ilahi olmaya en uzak şeydi ve kolaylıkla ciddi olabilecek yaraların açılabileceği silahlı eğitim günlerinin uzak olmadığı düşüncesi alim delikanlının tüylerini diken diken ediyordu. Avelyn'i en çok rahatsız eden şey, eğer burada neler olup bittiğini o fark edebiliyorsa, her öğrencinin her hareketini dikkatle izleyen üstatların da görebiliyor olması gerektiği idi. Aziz Saf Abelle Tarikatı fiziksel eğitimi ciddiye alıyordu; belki de Avelyn'in kendini bu tür taktiklere karşı savunabilmesi bekleniyordu. Belki bu eğitim, Avelyn'in daha önemli saydığı gece eğitiminden o kadar da uzak değildi. Manastırın avlusunda hayatta kalamıyorsa, engin ve vahşi denizlerde nasıl bir şansı olabilirdi? 104 R. A. Salvatore raşırken Avelyn taşları görünüş ve dokunuşlarından tanımayı, parlaklık, şekil ve renklerine bakarak potansiyel yoğunluklarını anlamayı çoktan aşmış, "büyülü" tepkiye yol açan özel niteliklere geç. misti. Dört yıllık bir eğitim programının beş haftasından sonra ilk Hazırlayıcı'nın yeri kesin sayılırdı. Avelyn hastalanmazsa, Pimaninicuit Adası'na çıkma rekabeti, bir yer için mücadele eden üç keşişe indirgenmişti. idiGündüz eğitimi Avelyn'e aynı ölçüde kolay ya da ilham verici gelmiyordu. Her gece yaşadığı keşiflerin yanında pek çok dua ayinini sıkıcı, hatta basmakalıp buluyordu. Mum ayinleri, su kovası kuyrukları, manastırın en yeni kısımlarına, Tanrı'nın 816. Senesi'nin armağanına malzeme getiren taş taşıyıcıları Tanrı'nın bahşettiği taşların gizemleriyle boy ölçüşemiyordu. En kötüsü ve en yoğunu da bedensel eğitimdi. Her gün gündoğumundan öğlene, yalnızca bir saatlik ara verecek -yarısı yemek, yarısı dua için- öğrenciler savaş sanatları için avluda toplanıyor, ya da çıplak ayaklarla manastırın kaba duvarları boyunca koşuyor, ya da Tüm Azizler Koyunun buz gibi sularında yüzüyorlardı. Aylar boyunca düşmeyi ve yuvarlanmayı öğrendiler; birbirlerini derileri duyarlılık kaza-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


nana kadar tokatlayarak bedenlerini sertleştirdiler. Saldırı ve savunma hareketlerini geçtiler, ağrıyan kaslarına hareketlerin anılarını yavaş yavaş, durmaksızın kazıdılar. İlk sene boyunca çıplak el tekniklerini, yumruk atmayı ve güreşmeyi öğreneceklerdi. Keşişler bundan sonra silah üstatlığına geçecekledi. Ve hepsinin içinde, çıplak elle ve silahla, birbirleriyle karşı karşıya gelecekler, birbirlerine acımasızca vuracaklardı. Amaç fiziksel mükemmellikti; bir Aziz Saf Abelle keşişinin yaşayan bütün insanları alt edebileceği söyleniyordu ve üstatlar bu ünü korumaya kararlı görünüyorlardı. Avelyn sınıfının en kötüsü değildi, ama en iyisinin, Quintall'ın yakınına bile yaklaşamıyordu. Kısa boylu, gürbüz adam savaş sanatları eğitimine, Avelyn'in gece çalışmalarına gittiği hevesle gid' iblisin Uyanışı 105 Hu Sene ilerledikçe, Avelyn diğer üç Hazırlayıcı adayından . a fa ilerledikçe, aralarından herhangi biri, özellikle de Quin11 ile dövüşmekten korkmaya başladı. Bir rakibe karşı öfke durmaması gerekiyordu, yalnızca saygı ve karşılıklı öğrenme olmalıydı, ama üstatlar ne zaman onu Avelyn ile eşleseler Quintall hırlıyordu. Avelyn adamı güdüleyen şeyi anlıyordu. Quintall gece derslerindeki rekabeti gündüze taşıyordu. Halka Taşları derslerinde Avelyn'i alt edemezdi, ama gündüz bir derece üstünlük kazanıyordu. Çoğu manevrada keşişlerin yumruklarına hakim olmaları bekleniyordu, ama Quintall genellikle Avelyn'in nefesini kesiyordu; omuzların üstüne vurulmasına izin yoktu, ama Quintall birden çok kez Avelyn'in boğazına "yılan el" ile vurmuş, nefes almaya çalışarak dizlerinin üzerine yığılmasına sebep olmuştu. "Adaya böyle mi gitmeyi planlıyorsun?" diye sordu Avelyn sessizce, böyle bir olaydan sonra. Hatalar fazla sıklaşmışti; Avelyn Quintall'ın rakibini yok etmeye kararlı olduğuna dürüstlükle inanıyordu. Gürbüz adamın karşılık olarak fırlattığı bakış, keşişin gittikçe artan şüphelerini dindirmemişti. Quintall'ın sırıtışı kesinlikle Avelyn'in gördüğü, ilahi olmaya en uzak şeydi ve kolaylıkla ciddi olabilecek yaraların açılabileceği silahlı eğitim günlerinin uzak olmadığı düşüncesi alim delikanlının tüylerini diken diken ediyordu. Avelyn'i en çok rahatsız eden şey, eğer burada neler olup bittiğini o fark edebiliyorsa, her öğrencinin her hareketini dikkatle eleyen üstatların da görebiliyor olması gerektiği idi. Aziz Saf Abelle Tarikatı fiziksel eğitimi ciddiye alıyordu; belki de Avelyn'in kendini bu tür taktiklere karşı savunabilmesi bekleniyordu. Belki u eğitim, Avelyn'in daha önemli saydığı gece eğitiminden o kaar da uzak değildi. Manastırın avlusunda hayatta kakmıyorsa, er>gin ve vahşi denizlerde nasıl bir şansı olabilirdi? ot. R. A. Salvatore raşırken Avelyn taşları görünüş ve dokunuşlarından tanımayı, par, laklık, şekil ve renklerine bakarak potansiyel yoğunluklarını anlamayı çoktan aşmış, "büyülü" tepkiye yol açan özel niteliklere geç. misti. Dört yıllık bir eğitim programının beş haftasından sonra ilk

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Hazırlayıcı'mn yeri kesin sayılırdı. Avelyn hastalanmazsa, Pimaninicuit Adası'na çıkma rekabeti, bir yer için mücadele eden üç keşişe indirgenmişti. Gündüz eğitimi Avelyn'e aynı ölçüde kolay ya da ilham verici gelmiyordu. Her gece yaşadığı keşiflerin yanında pek çok dua ayinini sıkıcı, hatta basmakalıp buluyordu. Mum ayinleri, su kovası kuyrukları, manastırın en yeni kısımlarına, Tanrı'nın 816. Senesi'nin armağanına malzeme getiren taş taşıyıcıları Tanrı'nın bahşettiği taşların gizemleriyle boy ölçüşemiyordu. En kötüsü ve en yoğunu da bedensel eğitimdi. Her gün gündoğumundan öğlene, yalnızca bir saatlik ara verecek -yarısı yemek, yarısı dua için- öğrenciler savaş sanatları için avluda toplanıyor, ya da çıplak ayaklarla manastırın kaba duvarları boyunca koşuyor, ya da Tüm Azizler Koyu'nun buz gibi sularında yüzüyorlardı. Aylar boyunca düşmeyi ve yuvarlanmayı öğrendiler; birbirlerini derileri duyarlılık kazanana kadar tokatlayarak bedenlerini sertleştirdiler. Saldırı ve savunma hareketlerini geçtiler, ağrıyan kaslarına hareketlerin anılarını yavaş yavaş, durmaksızın kazıdılar. İlk sene boyunca çıplak el tekniklerini, yumruk atmayı ve güreşmeyi öğreneceklerdi. Keşişler bundan sonra silah üstatlığına geçecekledi. Ve hepsinin içinde, çıplak elle ve silahla, birbirleriyle karşı karşıya gelecekler, birbirlerine acımasızca vuracaklardı. Amaç fiziksel mükemmellikti; bir Aziz Saf Abelle keşişinin yaşayan bütün insanları alt edebileceği söyleniyordu ve üstatlar bu ünü korumaya kararlı görünüyorlardı. Avelyn sınıfının en kötüsü değildi, ama en iyisinin, Quintall'm yakınına bile yaklaşamıyordu. Kısa boylu, gürbüz adam savaş sanatları eğitimine, Avelyn'in gece çalışmalarına gittiği hevesle gidiiblisin Uyan'Ş' 105 , sene ilerledikçe, Avelyn diğer üç Hazırlayıcı adayından 1 a da ilerledikçe, aralarından herhangi biri, özellikle de QuinII üe dövüşmekten korkmaya başladı. Bir rakibe karşı öfke duvulmarnası gerekiyordu, yalnızca saygı ve karşılıklı öğrenme olmalıydı, ama üstatlar ne zaman onu Avelyn ile eşleseler Quintall hırlıyordu. Avelyn adamı güdüleyen şeyi anlıyordu. Quintall gece derslerindeki rekabeti gündüze taşıyordu. Halka Taşlan derslerinde Avelyn'i alt edemezdi, ama gündüz bir derece üstünlük kazanıyordu. Çoğu manevrada keşişlerin yumruklarına hakim olmaları bekleniyordu, ama Quintall genellikle Avelyn'in nefesini kesiyordu; omuzların üstüne vurulmasına izin yoktu, ama Quintall birden çok kez Avelyn'in boğazına "yılan el" ile vurmuş, nefes almaya çalışarak dizlerinin üzerine yığılmasına sebep olmuştu. "Adaya böyle mi gitmeyi planlıyorsun?" diye sordu Avelyn sessizce, böyle bir olaydan sonra. Hatalar fazla sıklaşmışti; Avelyn Quintall'ın rakibini yok etmeye kararlı olduğuna dürüstlükle inanıyordu. Gürbüz adamın karşılık olarak fırlattığı bakış, keşişin gittikçe artan şüphelerini dindirmemişti. Quintall'ın sırıtışı kesinlikle Avelyn'in gördüğü, ilahi olmaya en uzak şeydi ve kolaylıkla ciddi olabilecek yaraların açılabileceği silahlı eğitim günlerinin uzak olmadığı düşüncesi alim delikanlının tüylerini diken diken ediyordu. Avelyn'i en çok rahatsız eden şey, eğer burada neler olup bittiğini o fark edebiliyorsa, her öğrencinin her hareketini dikkatle

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


izleyen üstatların da görebiliyor olması gerektiği idi. Aziz Saf Abelle Tarikatı fiziksel eğitimi ciddiye alıyordu; belki de Avelyn'in kendini bu tür taktiklere karşı savunabilmesi bekleniyordu. Belki bu eğitim, Avelyn'in daha önemli saydığı gece eğitiminden o kadar da uzak değildi. Manastırın avlusunda hayatta kalamıyorsa, engin ve vahşi denizlerde nasıl bir şansı olabilirdi? ıo6 R. A. Salvatorç Quintall'ın uzaklaşmasını izledi, adımları öylesine güvenli hatta kendini beğenmişti ki. Avelyn ellerini kavuşturdu, başını eğdi, gözlerini kapattı ve Quintall ile bir sonraki eşleşmelerinde nasıl bir savunma yapacağını planlamaya başladı. Gün boyunca çektiği sıkıntılar her gece, genelde Üstat Jojonah'ın gözetimi altında asıl işine döndüğünde kayboluyordu. Bazen bu iş yorucu çalışmalar içeriyordu, metin ardına metin okumak, işlemleri hızla, defalarca tekrarlamak, önceki Avelyn'in uykuya daldıktan sonra uzun süre onları tekrarlamaya devam ettiği oluyordu. Avelyn ve Üstat Jojonah bazı geceleri çatıda geçiriyor, soğuk okyanus rüzgarına karşı, aralarında bir ateş olmadan omuzlarını kaldırıyorlardı. Oturup yıldızlara bakıyorlardı. Aralarında zaman zaman bir soru sorulabiliyor, bunun dışında nöbetleri karanlık olduğu kadar sessiz de oluyordu. Jojonah'ın talimatları belirsizdi, ama Avelyn onları yüreğinin içinde anlamaya başlamıştı. Gece gökyüzünü izleyecek, her ışık kıvılcımını öğrenecek, görünür yıldızlara o kadar aşina olacakti ki; yalnızca onlara verilen isimleri bilmekle yetinmeyecek, kendisi için özel sevgi isimleri yaratacaktı. Avelyn o gecelere bayılıyordu. Kendini Tanrı'sına, annesine, ölü ya da yaşayan bütün insanlara çok yakın hissediyordu. Daha büyük ve daha yüksek gerçeklerin bir parçasıymış gibi hissediyordu, evrenle bir olduğunu hissediyordu. Ama yıldız izlemenin sessiz hususu Avelyn'in tercih ettiği görevler listesinde açık farkla ikinciydi. En büyük şevki Üstat Jojonah'la birlikte taşları çalıştıkları gecelerde yaşıyordu. Manastırda yaklaşık elli tür taş vardı, her birinin kendine özel nitelikleri, her taşın kendine has kuvveti vardı. Bazı taşlar birden çok amaç için kullanılıyordu -örneğin hematit basit bedenin dışına çıkaran deneyimler için, bir başkasının bedenini ele geçirmek, bir başkasının ruhuna hakim olmak için kullanılabiliyordu, ama aynı zamanda bir başiblisi. W™'* ' 107 ,n fiziksel yaralarını iyileştirmek için de kullanılabilirdi. kasını1 Avelyn bütün taşların bütün kullanımlarını biliyordu ve parkları yavaş yavaş, dokunduğu her taşın içindeki büyülü niteliklere duyarlılık kazanıyordu. İki benzer taş tuttuğunda hangisi• daha güçlü olduğunu çabucak sezebiliyordu, jojonah her seferinde, bunu bütün öğrencilerde beklermiş gibi başını sallıyordu, ama aslında üstat, genç adamın başarısı karsısında şaşkındı. Manastırda büyü kuvvetini ayırt edebilen dört keşişten fazlası yoktu ve bunların üçü üstatlar, biri bizzat Peder Başrahip Markwart'tı ve bu, Dalbert Markwart'ın en yüksek mevkiye çıkmasını sağlayan belirleyici faktör olmuştu; çünkü en büyük rakibi taşlardaki büyü yoğunluğunu saptayamıyordu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Ve burada, Jojonah'in şaşkın gözleri önünde genç bir çömez, yalnızca yirmi kış görmüş bir adam, Aziz Saf Abelle'in Peder Başrahibi'nin güçlerini sınırlarına dek kullanmasına sebep olacak işler yapıyordu! "Gece bulutlu," demeye cesaret etti Avelyn bir kasvetli ve soğuk Kasım gecesinde, Üstat Jojonah'1 bir kulenin dolambaçlı merdiveninde, hep oturdukları ve yıldızları inceledikleri balkona doğru takip ederken. Üstat Jojonah sessizliğini korudu ve yoluna devam etti ve Avelyn ısrar etmemenin daha iyi olacağına karar verdi. Avelyn kulenin tepesine gelip Üstat Siherton ile Peder Başrahip'i onları beklerken bulunca daha da çok şaşırdı. Siherton'un elinde küçük bir elmas vardı ve elmastan yayılan ışıkta Avelyn adamın hatlarını rahatça seçebiliyordu. Genç adam yerlere kadar eğildi ve doğrulduğu zaman bile bakışlarını taş zeminden ayırmadı, dikkatini taşların arasındaki bağlantılara odakladı, her siyah Çizgi sert elmas ışığında oldukça belirgin görünüyordu. Aylardır Aziz Saf Abelle'deydi ve Peder Başrahip Markwart'ı gördüğü zamanların sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi, yaşlı lideri normalıo8 R. A. Silvatorg de kutlamayı görmek için geldiği zamanlarda, akşam ayinlerinde görüyordu. Üç yaşlı adam kulenin kenarına gittiler ve kendi aralarında konuştular. Avelyn kulak misafiri olmamak için çok uğraştı, ama yi. ne de konuşmadan parçalar duydu; daha çok Siherton'un, bunun prosedürlere kesinlikle aykırı olduğunu söyleyerek şiddetle itiraz etmesini. "Bu ne bir gereklilik, ne de herhangi bir birinci sınıf öğrencisi için mantıklı bir sınav," diye itiraz etti uzun boylu, şahini andıran üstat. "Sınav değil, bir gösteri," diye karşı çıktı Jojonah, sesini istemdışı yükselterek. "Daha çok bir gösteriş," diye alay etti Siherton. "Yeri çoktan hazır," diye devam etti. "Neden daha fazlası için ısrar ediyorsun?" Jojonah ayağını yere vurdu ve suçlayan parmağını Siherton'a uzattı; Avelyn bakışlarını hemen bu rahatsız edici manzaradan uzaklaştırdı. Üstatların didişmesini izlemek onu ne kadar da rahatsız ediyordu! Özellikle de kendisi hakkında tartıştıklarını anladığında. Avelyn, daha fazlasını duymamak için akşam dualarını tekrarlamaya başladı. Üstat Jojonah'ın bir kez sabah derslerine atıfta bulunduğunu ve tehlikeli olduğu hakkında bir şeyler söylediğini duydu. Sonunda Peder Başrahip Markwart elini kaldırarak konuşmayı durdurdu. İki üstadı Avelyn'in yanına getirdi ve genç adamın başını kaldırmasını istedi. "Bu sıradışı," dedi sakin bir şekilde. "Ve biliyorsunuz, Siherton ve Jojonah Üstatlar, bu ne bir sınav, ne bir gösteri ve Pimaninicuit ile ilgili kararlarla ilgisi yok. Bunun benim keyfim, benim merakımı tatmin için yapıldığını söylemek yeterli." Sonra bakışları Avelyn'e odaklandı, yüzü sakin ve rahatlatıcıydı. "Senin hakkında çok şey duydum, oğlum," dedi sessizce. "Üstat Jojonah'ın düşüncelerine göre muazzam ilerleme gösterdin." İblisin Uyanışı

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


109 Avelyn sevinemeyecek kadar çok şaşırmıştı. "Taşları kullandın mı?" Avelyn'in soruyu anlaması bile uzun bir zaman gerektirdi. Sersem sersem başını salladı. "Hematitle yükseklerde yürümüşsün, Üstat Jojonah öyle diyor," diye devam etti Peder Başrahip. "Ve küçük selestitle pek çok odanın şöminelerini yakmışsın." Avelyn yine başını salladı. "En büyüğü hematitti," demeyi başardı. Peder Başrahip nazikçe gülümsedi. "Merakımı tatmin et," dedi Avelyn'e. Sol elini uzattı ve açıp Avelyn'e üç taş gösterdi: Değişik tonlarda yeşil halkalarla kaplı bakırtaşi; parlak, cilalı kehribar; ve gümüşsü bir krisotil parçası, yan yana duran uzun, düz, dar çubuklardan bir perdeye benzeyen, üçünün içindeki en büyük taş. "Bunları tanıyor musun?" diye sordu Markwart. Avelyn taşları aklında düzenledi. Bu üç taşın büyülü özelliklerini gerçekten biliyordu, ama bu özellikler Peder Başrahip Markwart'ın bu taşları birlikte sunması açısında tuhaf bir şekilde uyumsuz görünüyordu. Başım salladı. Markwart taşları uzattı. "Yoğunluklarını hissedebiliyor musun?" diye sordu, dikkatle Avelyn'in gözlerine bakarak. Avelyn adamın gerçeği bilmesi gerektiğini fark etti. Markwart'ın kesinlikle emin olması gerekiyordu. Avelyn gözlerini kapatarak taşların içine düştü ve onları teker teker boş eline aktararak büyü güçlerini tarttı. Bir an sonra gözlerini açtı, dikkatle Peder Başrahip'e baktı ve yine başını salladı. "Neden böyle bir kombinasyon kullanmamız gerekiyor?" diye araya girdi Üstat Jojonah. Gözleri elmas ışığı altında şiddetle parlayan Peder Başrahip Markwart, üstadı susturmak için elini salladı. Jojonah yine de itiııo R. A. Salvatore raz edecek oldu, ama Markwart sözünü kesti. "Seni koşullar hakkında uyardım!" diye hırladı yaşlı Peder Başrahip. Avelyn yutkundu; bu nazik adamdan, dünyadanın en dindar adamından böyle bir şiddet beklemiyordu. "Yakutun Aziz Saf Abelle'in yakınında kullanılmasına izin vermem," diye devam etti Peder Başrahip Markwart. "Öğrencinin gururu için böyle bir risk alamam." Avelyn'e döndü ve yine gülümsedi, ama o aç gülümseyişte, pek az nezaket ya da rahatlatma vardı. "Avelyn Birader ona verdiğim basit taşları kuUanamıyorsa, o zaman bunu elinde tutmaya bile hakkı yoktur." Diğer eliyle bir dördüncüyü çıkardı, çevirdi, avucunu açtı ve Avelyn'in şimdiye dek gördüğü en güzel, en mükemmel mücevheri gösterdi etti. "Korindon," diye açıkladı Peder Başrahip. "Bir yakut. Bunu sana vermeden önce, senden istediğim şeyin gerçekten tehlikeli olduğunu anlamalısın." Avelyn başını salladı ve mücevheri almak için uzandı, yaşlı adamın sesindeki ciddiyeti tam olarak kavrayamayacak kadar sersemlemişti. Markwart mücevheri verdi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Önünde bir bilmece var," diye açıkladı Peder Başrahip. "Koyda gemi yok. Sen gerisini anla." Bundan sonra kulenin uzak ucuna yürüdü ve diğer iki üstada kendisine katılmalarını işaret etti. Avelyn taşları dikkatle inceledi. Peder Başrahip Markwart kötücül bir gerginliğe kapılmış gibiydi, gözlerindeki parıltı neredeyse manyakça ve kesinlikle korkutucu görünüyordu. Üstat Siherton ondan tarafa bakmıyordu bile ve Avelyn adamın başarısız olmasını dilediğini hissedebiliyordu. Aralarında en gergin olan Üstat Jojonah'tı, ama daha iyicil bir şekilde. Avelyn adamın korkusunun kokusunu alabiliyordu -Avelyn'in güvenliği için korkuyordu. Genç keşiş ancak o zaman bu gösterinin ve tehlikenin farkına vardı. iblisi" UV»™?' III "Gerisini anla," dedi Peder Başrahip yine, telaşla. Avelyn başını eğdi ve taşlan düşündü. Yakut elinde zonkluvordu, büyüsü yoğundu ve serbest kalma arzusundaydı. Avelyn o mücevherle ne yapabileceğini biliyordu ve ilk önce yakutu kullanması durumunda, bunun diğer keşişler için ne sonuçlar yaratacağını düşünmek için durduğunda, bilmece o kadar zor görünmedi. Peder Başrahip koyda gemi olmadığına işaret etmişti; Avelyn nereye gitmesi gerektiğini anladı. Bakırtaşı, kehribar, yılantaşı, yakut, bu sırayla. Avelyn duraksadı, sırayı ve nelere yol açacağını düşündü. Yakutun gücünü çağırdığında bir değil iki taşı zaten kullanıyor olacaktı. Daha önce bir kez iki taşı bir arada kullanmıştı -bir hematit ve bir krisoberil, yanından geçtiği bir bedeni ele geçirme dürtüsüne direnerek bedenini terk edebilmek için. Ama üçünü? Avelyn bakışlarını diğer üç izleyicinin hevesli bakışlarından bilinçli olarak kaçırarak derin bir nefes aldı. İlk önce bakırtaşı, dedi kendi kendine ve yüz kulaç aşağıdaki, kara ve gökgürültülü denize bakan kulenin kenarına yürüdü. Avelyn bakırtaşını sıkı sıkı kavradı, büyüsünün elinde kıpırdandığını, yürüdüğünü, sonra koluna, tüm bedenine yayıldığını hissetti. Ve sonra tuhaf şekilde kendini daha hafif hissetti, hematitle ruh yürüyüşü yaparkenki kadar hafif. Tereddüt etmeden kulenin kenarını aştı, bedeni hafif, kontrollü düşüşüne başladı. Kule duvarları süzülmekte olan bedeninin yanından kayıp geçerken, Avelyn konumununun gerçekliğini düşünmemeye çalıştı. Kulenin altındaki yamaç duvarı daha pürüzlüydü ve dik değildi, manastırdan uzaklaşan bir açı çiziyordu. Kıyıyı döven dalgalara yaklaşırken Avelyn bakırtaşını tutan eline kehribarı da aldı ve güçlerini canlandırdı. Dalganın üzerine kolaylıkla dokundu, yamaçta yatay olarak yürüyüp rıhtıma inmediği için kendini payladı. Artık bunun için 112 R. A. Salvatore endişelenmenin anlamı yok, diye karar verdi; bu yüzden dengesini kazanana kadar bakırtaşını işler durumda bıraktı, sonra derin bir nefes alarak salıverdi. Artık yalnızca kehribar işliyordu ve onu suyun üzerinde tutuyordu. Bir başka derin, sakinleştirici nefesle, taşlara duyduğu güven artarak karanlık suların üzerinde, ayakları yuvarlanan yüzey-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


de hafif izler bırakarak yürüdü. Manastırdan uzaklaşırken defalarca omzunun üzerinden arkaya baktı. Yakutu kullanırken yapıyı riske atmamak için yeterince uzaklaşmalıydı ve iki üstatla Peder Başrahip'in gösteriye tanık olmasını istiyorsa, yüksek kulenin açısını düşünerek daha da uzağa gitmeliydi. Avelyn sonra yılantaşını, daha önce hiç gerçekten sınamadığı taşı çağırdı. Elbette bilinen özelliklerini öğrenmişti, ama daha önce kullanmaya hiç kalkışmamıştı. Üstat Jojonah, sıcak ateşten bir mücevher alırken Avelyn'in yanında bir kez kullanmıştı ve yılantaşının onu koruyacağına inanmak için, genç keşiş buna odaklanmak zorundaydı. O an çabucak geldi. Kıyıdan uzaktaydı, yuvarlanan dalgaların üzerinde kararlılıkla duruyordu, yılantaşı kalkan çevresinde güçlüydü. Avelyn yakutu eline aldı. "Dalgaların altına batmış olabilir," dedi Siherton kuru kuru. "Taşları denizden çıkarmak büyük ve zor bir iş olacak.'' Peder Başrahip Markwart güldü, ama Üstat Jojonah şakayı beğenmemişti. "Avelyn Birader bizim için Aziz Saf Abelle'deki bütün taşlardan daha değerli," dedi, iki arkadaşının inanmayan bakışlarını üzerine çekerek. "Belki de bu çömezle fazla yakınlaşmış olabileceğini düşünüyorum," diye uyardı Peder Başrahip. Yaşlı adam sözlerine devam edemeden denizde patlayan muiblis» UV*"'Î' »3 bir ateş topuyla nefesi kesildi, kavurucu alev halkaları üçü• Avelyn'in bulunduğunu anladıkları yerden halka halka yayıldı. "Dua edin de yılantaşı kalkanı tam olsun!" diye inledi Markart patlamanın yoğunluğu ve büyüklüğü karşısında sersemlemiş bir halde. Yakut güçlüydü, ama bu kadarı saçmaydı! "Size söylemiştim!" dedi Üstat Jojonah tekrar tekrar. "Size söylemiştim!" Siherton bile itiraz edecek bir şey bulamadı. Ateş topu genişler ve çalkalanır, okyanusun kendisi bile üçlünün duyabileceği kadar yüksek sesle tıslayarak isyan ederken, arkadaşları kadar etkilenmiş bir şekilde izledi. Üst katmandaki sular buhara dönüştü ve kalın bir sis halinde yükseldi. Avelyn Birader.gerçekten güçlüydü! Ve muhtemelen ölü, diye düşündü Siherton, ama o kadar sarsılmıştı ki o anda söyleyemedi. Avelyn enerjisinin bu kadar büyük kısmını yakuta odaklamışsa, muhtemelen yılantaşı kalkanı salıvermişti. O zaman büyük olasılıkla, denizin dibine doğru süzülen kömürleşmiş bir kütleye dönüşmüştü. Üçü uzun süre bekledi, Jojonah zaman geçtikçe daha çok endişelendi, ama Markwart teslimiyet içinde defalarca, "Yazık," dedi, Siherton gülmek üzereymiş gibi görünüyordu. Sonra çok aşağıdan bir ses geldi, biri büyük bir çaba gösteriyormuş gibi derin bir nefes. Kenara koşup aşağıya baktılar, Siherton elması iyice indirdi ve ışığını perişan durumda, ama oldukça canlı bir Avelyn Biradere odakladı. Bir eliyle bakırtaşını sıkı sıkı kavramış, diğer eliyle duvara tırmanıyor, hemen hemen ağırlıksız bedenini yukarı çekiyordu. Avelyn'in kahverengi cüppesi lime lime olmuştu ve üzerinden sular damlıyordu. Çevresinde yanık saç kokusu asılıydı. Kulenin kenarına yaklaştı ve Jojonah onu yukarı çekti.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Alevlerin bazıları kalkanı aştı," diye açıkladı Avelyn titreyerek "4 R. A. Salvaior6 ve cüppesinin uğradığı zararı göstermek için kollarını açarak "Kehribarın gücünü bir an kesip suya dalmak zorunda kaldım." Jojonah ancak o zaman Avelyn'in dudaklarının ne kadar mavi göründüğünü fark etti. Keskin bakışlarla Siherton'a baktı ve üstat karşılık vermeyince Jojonah elması ondan kaptı. Işık bir an söndü, sonra öncekinden de parlak geri döndü. Ve daha sıcak. Jojonah elması Avelyn'e yaklaştırdı ve genç keşiş ağrıyan, donmuş bedenine sıcaklık yayıldığını hissetti. "Üzgünüm," dedi Avelyn, Peder Başrahip Markwart'a takırdayan dişlerinin arasından. "Başaramadım." Elini gevşekçe uzatarak dört taşı iade etti. Peder, Avelyn'in hiç görmediği kadar içten bir kahkaha patlattı. Yaşlı adam gülerek dört taşı cebine attı, sonra boş yumruğunu sıktı ve yüzüklerinden birine kakılmış minik bir elmasın ışığını yaktı. Siherton'a takip etmesini işaret etti ve merdivene yöneldi. Üstat Jojonah ikilinin gitmesini bekledi, sonra Avelyn'in başını, genç birader yumuşak, kahverengi gözlerine doğrudan baksın diye kaldırdı. "Pimaninicuit'e gidecek seçilmiş iki kişiden biri olacaksın," dedi olanca güveniyle. Sonra Avelyn'i kuleden alt katların sıcağına indirdi. Avelyn soyundu, bir battaniyeye sarındı, sonra ateşin önünde kendi düşünceleriyle başbaşa oturdu. Dört taş, yüksek duvar ve soğuk denizle yaşadığı deneyim onu tüketmişti, ama o gece hiç uyumadı. 9 TOUEL'ALFAR Sıcaktı; Elbryan ilk önce bunu hissetti, derisine nazikçe dokunan yumuşak, ıslak bir his. Yavaş yavaş bilinci, uzak bir yerdeymiş gibi geri geldi. Uzun süre kıpırdamadan yattı, rahatlatıcı duygunun, sıcaklığın tadını çıkardı, o berrak bilinci uzak tuttu. Öylesine büyük bir katliam ve kayıp yaşamış bir oğlan için yarı bilinçlilik daha tercih edilir bir durumdu. Sonunda Dundalis'e, ölen ebeveynlerine ait anılar savunmasını aşarak sessizliği ve sakinliği yok etti. Ancak o zaman zeytin yeşili gözlerini açtı. Yosunlu bir yerdeydi, başını ayaklarının üzerine kaldıran hafif bir eğimde. Çevresinde sıcak, yoğun bir sis asılıydı; bedenini okşuyor, duyularım körleştiriyordu. Görüş mesafesi bir iki metreydi ve dirseklerine dayanarak doğrulan Elbryan, kısa süre sonra sesin daha uzağa ulaşmadığını, elle tutulabilir sis tarafından yakalanıp söndürüldüğünü fark etti. Ormandaydı, anlıyordu -ayak bileklerine kadar dökülmüş yaprakların içine gömülmüştü. Elbryan'ın içgüdüleri -hava, belki koku hakkında bir şey- ona bunun Dundalis'e giden, sırttaki eğim olmadığını söyledi, şeylerle karşılaştığı... Neyle? diye merak etti Elbryan, o narin kanatlı yaratıkların kim ya da ne olabileceği konusunda hiçbir fikri yoktu. Goblinlerle dövüşürken aldığı berelere, önemsiz yaralara ve ıı6 R. A. Salvatore yıkılmış evinin köşesinde geçirdiği gecenin doğurduğu rahatsızla ğa rağmen, genç adam kollarında ve bacaklarında acı ya da tutulma hissetmiyordu. Doğrulup oturdu, sonra yuvarlanıp bacakları-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


nı altına aldı. Sonunda diz çökerek kalktı, nerede olduğunu çıkarmaya çalışarak bölgeyi dikkatle inceledi. Sisin içinde seçebildiği ağaçların boğum boğum, çarpık gövdelerine bakılırsa yaşlı bir ormandı. Güneş tepesinde gri bir bulanıklık, gökyüzünden daha açık renk bir nokta olarak görünüyordu. "Batı," diye karar verdi Elbryan, güneşi bir an inceledikten sonra. İçgüdüleri, içsel yön duygusu anlamışü. Oğlan güneşin batıda, öğlenden günbatımırîa doğru yarıyolda olduğunu düşündü. Gece çökmeden önce fazla zamanı yoktu. Ayağa kalktı, ama yoğun sise rağmen, kendini saldırıya açık hissederek eğildi. Mantığı sisten çıkmasını ve bölgeyi incelemesini söylüyordu, ama fiziksel duyuları onun yatıştırıcı sisten çıkmasını'istemiyordu. Fiziksel duyuları görmezden geldi ve gri battaniyenin üzerine çıkmak için yokuş yukarı yürümeye başladı. Hızla yürüyor, sık sık takılıyor ve kırılan her dal için sessizce kendi kendine küfrediyordu. Sisin içinde birkaç dakika tırmandı ve sisten öyle aniden çıktı ki, şokla yine sendeledi. Havanın çevresinde berrak olduğunu gördüğü anda güçlü rüzgarlarla sarsıldı -kesik esintiler değil, daimi bir rüzgar vardı. Elbryan merakla yokuş aşağı, kıpırtısız sise giden bir iki metreye baktı. Aklına sisin bir şekilde rüzgarı bloke ettiği, ya da en azından rüzgardan kaçındığı geldi, ama bu nasıl olabilirdi? Arkasındaki yokuşu incelerken Elbryan'ın gözleri bir başka açıklanamaz gizemle irileşti. Zemin buradan sonra yükseliyor, yükseliyor, kendisini cüce gibi, önemsiz ve minik hissetmesine sebep oluyordu. Dundalis'in yakınlarında olmadığını anladı; bu dağ, köyünün çevresindeki alçak, ağaç kaplı tepelere benzemiyordu. Büyük, yüksek sıradağlar arasındaki tek bir dağın batı yüiblisin Uyanışı "7 "ndeydi ve sislere bürünmüş, oval, pek çok zirvenin arasına sı"nnuş bir vadiye bakıyordu. Biraz uzakta bu dağın ve diğerleriin üzerindeki karı görebiliyordu, genç adamın daimi olduğunu tahmin ettiği beyaz şapkaları. Çaresizce başını iki yana salladı. Corona'nın neresindeydi? Ve buraya nasıl gelmişti? Genç adamın gözleri daha da irileşti ve çılgınca çevresine bakındı. "Öldüm mü?" diye sordu rüzgara. Tek bir yanıt, bir ipucu gelmedi, yalnızca mırıltı, birbiri ardına gizemli fısıltılar. "Baba?" diye bağırdı Elbryan ve bir fark yaratabilecekmiş gibi sağa doğru üç adım attı. "Pony?" Yanıt yok. Yüreği hızla çarpıyor, kanı şiddetle pompalıyordu. Çok geçmeden panik içinde nefes nefese kaldı. Koşmaya başladı, önce sola, sonra yukarı, sonra o yol fazla zor çıkınca yine sağa. Bir yandan da babasına, annesine, herhangi birine sesleniyordu. "Ölmedin," dedi tatlı, melodik bir ses arkadan. Elbryan uzun süre durarak, soluklandı, kendini topladı. Bir şekilde konuşanın insan olmadığını anlamıştı, hiçbir insan sesi böylesine tatlı, böylesine mükemmel şekilde çınlayamazdı. Başka her şeyden çok nefes almaya odaklanarak yavaşça döndü. Karşısında açıklıkta gördüğü yaratıklardan biri duruyordu, kendisinden biraz kısaydı ve muhtemelen kendi ağırlığının dörtte üçünden daha fazla gelmiyordu. Kolları ve bacakları inanılmaz

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ölçüde inceydi, ama küçükken Jilseponie'ninkilerin olduğu gibi kemikli ve boğum boğum değildi. Bu yaratığın kolları ve bacakları sıska görünmüyordu, daha çok eğilen bir söğütün esnek dallarına benziyordu. Bu kadar minik bir yaratık olduğu halde zayıf "a görünmüyordu. Tam tersine; yaratıkta Elbryan'ı bu minik düşıı8 R. A. Salvatore manın savaştığı goblinlerden daha zorlu, hatta belki fomoryandan bile zorlu olacağı konusunda uyaran bir kendinden eminlik, akıcı bir katılık vardı. "Sıcak olan yere dön," dedi yaratık, "rüzgar esmeyen sislere." Elbryan vadiye baktı -ve ilk defa gri örtünün üzerine çıkan ağaç tepesi olmadığını fark etti, sanki ağaçlar tam o düzeyde sona eriyormuş gibiydi. Elbryan sisin ve ağaç tepelerinin bir şekilde birbiriyle bağlantılı olduğunu hissetti. "Gel," dedi yaratık. "Ölmedin ve tehlikede değilsin. Tehlike geçti." Elbryan Dundalis'teki trajediye yapılan atıf karşısında irkildi. Ama sözlerin söyleniş şekli -açık ve görünür bir aldatmaca olmadan- Elbryan'ın biraz gevşemesini sağladı. Ufak tefek yaratığı potansiyel düşman olarak tartmak yerine, artık farklı bir ışıkta görüyordu. İlk defa bu yaratığın ne kadar narin ve güzel göründüğünü fark etti; köşeli hatları mükemmeldi, saçları öyle parlak bir altın rengindendi ki Pony'nin gür saçları bile bundan daha fazla parlamayamazdı. Sanki kendi başlarına ışıldıyorlar, içsel bir ışık akıcı saçların parlamasını sağlıyordu. Yaratığın gözleri daha da olağanüstüydü, iki altın yıldız gibi görünüyorlardı, çocuksu masumlukla parlayan, ama bilgelikle derinleşen. Yaratık yokuş aşağı yürümeye başladı, ama genç adamın takip etmediğini fark edince sisin kenarında durdu. "Sen kimsin?" diye geldi açık soru. Yaratık savunmasız bırakan bir tavırla gülümsedi. "Ben Belli'mar Juraviel'im," diye yanıt verdi dürüst bir tavırla ve sise doğru işaret etti, aşağı doğru bir adım daha attı ve ayak bilekleri griliğin içinde kayboldu. "Sen nesin?" dedi Elbryan daha büyük bir kendine güvenleYaratığın elf olduğunu teyit edeceğini tahmin ediyordu, ama böyle dürüst ve beklenen bir yanıtın bile ona pek az bilgi vereceğim iblisi" UV»"'Î' 119 k etti, çünkü bir elfin ne olduğunu bilmiyordu. Yaratık yine durdu ve dönüp ona baktı. "Bu kadar az mı bilgin var?" Kendini bilmece çözme havasında hissetmeyen Elbryan Juraviej'e dik dik baktı. "Dünya kaybolmuş bir yer, korkarım," diye devam etti Juravie) "Tek bir yüzyılda unutulduğumuzu düşünmek." Elbryan'ın kaş çatışı merakla eridi. "Gerçekten bilmiyor musun?" "Neyi bilmiyor muyum?" diye terslendi Elbryan meydan okurcasına. "Kendi ırkının ötesini," diye açıkladı Juraviel. "Goblinleri ve fomoryan devlerini biliyorum!" diye ısrar etti

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Elbryan, sesi yükselerek ve sinirlenerek. JuraviePin buna bir yanıtı vardı, bu tür bilgilerine rağmen Dundalis'in hazırlıksızlığıyla ilgili bir yorum. Bu oğlan kötü ırkları biliyorsa, neden köyü basit bir saldırı grubuna karşı bu kadar donanımsızdı? Ama elf nezaketle soruyu kendine sakladı, bu delikanlının yaralarının henüz pek taze olduğunu anlıyordu. "Peki ben bu yaratıklara ilişkin bilgilerine uyuyor muyum? Ben bir goblin ya da fomoryan mıyım?" diye sordu Juraviel sakin sakin, o ahenkli ses bile tek başına, gaklayan ve hırlayan canavarlarla karşılaştırılmasını imkansız kılıyordu. Elbryan bir an uygun bir karşılık bulmaya çalışarak dudağını emdi. Sonunda başını iki yana salladı. "Gel," dedi Juraviel, sise doğru dönerek. "Sorumu yanıtlamadın." Juraviel bu sefer döndüğünde yüz ifadesi daha sertti. "Basit sözlerle aktarılabilecek bir yanıt yok," diye açıkladı. "Sana bir isim söyleyebilirim ve sen o ismi daha önce duymuş olabilirsin, ama bu sana gerçeğin pek azını verir, daha çok mitler hatırlatır." 120 R. A. Salvatore Elbryan başını yana eğdi, anlamadığı açıktı. "İsme dolanmış önyargılarınız algılarınla çatışır," diye devam etti Juraviel. "Bana adımı sordun ve gönüllü olarak söyledim, çünkü 'Belli'mar Juraviel' sözcükleri yanlarında önyargı taşımıyor. Ne olduğumu sordun ve bunu sana söyleyemem. Bu Dundalisli Elbryan Wyndon'ın kendi başına öğrenmesi gereken bir şey." Şaşkın delikanlı Belli'mar Juraviel'in kendi ismini nasıl öğrendiğini soramadan yaratık döndü ve sislerin içine yürüyerek gözden kayboldu. Elbryan düşünceler içinde topuklarının üzerinde sallandı. Sonra bir kez daha yalnız kaldığını ve kaybolmuş olduğunu fark etti. Seçenekleri azdı ve ne olursa olsun, bu yaratığı takip etmek en iyisiymiş gibi görünüyordu. Elbryan yokuş aşağı koştu, griliğe girdi ve Juraviel'in gülümseyerek sisin kenarının bir iki metre ötesinde beklemekte olduğunu gördü. Elbryan başta şekli neden sisin dışından görmediğini merak etti, sonra oradan ağaçları da göremediğini fark etti. Halbuki beş adım içeride, çevresinde yoğun ve yüksektiler. Çok fazla soru var, diye karar verdi genç adam ve o anda yanıtları bilmek bile istemiyordu, merak duygusu boğulmuştu. Juraviel rahat bir hızda yokuş aşağı yürüdü, Elbryan takip etti. Biraz aşağıda sis örtüsünün ötesine geçtiler ve Elbryan ormanlık vadiyi açıkça görebildi. Yine şaşırmıştı. Olup biten her şeye rağmen, çok gerçek korkularına rağmen, sıcak ve sakin hissediyordu. Artık kendini kaybolmuş hissetmiyordu ve ölmüşse -yine durumun bu olduğunu düşünmeye başlamıştı- o zaman ölüm o kadar kötü değildi! Çünkü orman, bu mekan, genç Elbryan'ın gördüğü her şeyden daha güzeldi. Çalılıklar yeşil ve sıktı, ama ikilinin biraz önünde sona erecek gibi görünen, ancak Belli'mar Juraviel'in seçtiği yönde devam eden pürüzsüz paükada yürürlerken önlerinde açılıyor gibiydiler. Elbryan yaratığın belli bir patikayı takip etmediğiiblisin Uvamî'

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


121 • fark etti, tam tersine patikayı o yaratıyordu; çalılıkların içinde, s bir gölette yürüyen bir adam gibi rahatlıkla ilerliyordu. Bu anzaranın etkisinden kurtulur kurtulmaz, Elbryan yine hayretler cinde kaldı; bu sefer sayısız renk ve güzel kokular, kuşların daimi cıvıltısı, görünmeyen bir çayın güzel şarkısı, uzak yaratıkların sesleri ile. Mekanın kendisi bir şarkıydı; Elbryan'ın her "duyusu ayaktaydı ve kendini daha önce hiç hissetmediği kadar canlı hissediyordu. Zihni bu algıya karşı mücadele etti. Savaşma gücü bulabilmek için kendini Dundalis'i hatırlamaya, o dehşeti yeniden yaşamaya zorladı. Kaçmayı düşündü, ama nereye kaçabileceğini, hatta neden kaçmak isteyeceğini bilemiyordu. Yakındaki bir ağacın alçak dallarına baktı ve bir tanesiyle yapabileceği bir silah hayal etti, ama bir silah, herhangi bir silah burada yersiz kaçardı. İnatçılığını birkaç dakika korudu, delikanlının güçlü iradesinin kanıtı. Ama Elbryan elflerin, Belli'mar Juraviel'in halkının yuvası olan ormanın içinde ilk kez yürürken son trajedinin anıları bile oğlana tutunamıyordu. Juraviel'in halkının dans ettiği, oynadığı yerde karanlık düşünceler korunamazdı. "En azından nerede olduğumu söyleyemez misin?" diye sordu şaşkın Elbryan birkaç dakika sonra. Juraviel trans halindeymiş gibi yürümeye devam etti, genç adamın sorusunu tamamen duymazdan geldi. Yaklaşık bir düzine adımdan sonra yaratık durdu ve döndü. "Eğer haritalarınızda görünüyorsa, bu yerin adı kısaca Sisler Vadisi'dir." Elbryan omuzlarını silkti; ismin onun için bir anlamı yoktu, ama en azından bazı haritalarda bulunabileceğini duyunca memnun olmuştu. Eğer bu doğruysa, ölü değil demekti. "Aslında Andur'Blough Inninness, Bulut Ormanı, ama halkınızdan pek az kişi bu ismi bilir ve bilenler de bildiğini itiraf etmez." 122 R. A. Salvatore "Hep bilmece gibi mi konuşursun?" "Hep aptalca sorular mı sorarsın?" "Nerede olduğumu bilmek istemenin nesi aptalca?" diye sordu Elbryan öfkeyle. "Ben de sana söyledim zaten," diye yanıt verdi Juraviel sakin sakin. "Bu herhangi bir şeyi değiştirir mi? Bilmediğin bir yerde olduğunu öğrenince rahatladın mı?" Elbryan alçak sesle hırladı ve iki elini kaldırıp açık kahverengi saçlarını karıştırdı. "Ama zaten," diye devam etti elf lütufkar bir sesle, "insanlar her şeye isim vermek, haritasını çizmek ve düzenli, minik bir pakete, kategoriye yerleştirmek zorundadırlar. Böylece kontrol edilemez olanın üzerinde bir miktar kontrolleri olduğunu hissederler. Sahte bir tanrısallık hissi, sanırım." "Tanrısallık mı?" "Kibir," diye açıkladı Juraviel. "Benim genç insanım!" dedi aniden heyecanla, narin ellerini sevinçle çırparak. "Andur'Blough Inninness'tesin!" Elbryan yüzünü buruşturdu ve omuzlarını silkti. "Anlatmak istediğim tam olarak buydu," dedi Juraviel kuru bir sesle ve yürümeye başladı. Elbryan içini çekti ve takip etti. Yarım saat olaysız bir şekilde geçti, Elbryan yürüyor ve bakınıyor, Andur'Blough Inninness'in güzelliği ve zenginliğiyle dur-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


maksızın hayretten hayrete düşüyordu. Ama oğlanın bakışları daha çok ona yol gösteren ilginç yaratığın sırtına kayıyordu. "Bunlar işe yarıyor mu?" diye sordu düşünmeden, konuştuğunun farkına varmadan düşüncelerini açığa vurarak. Juraviel yerinde kalakaldı ve dönüp açıkça utanmış olan Elbryan'a baktı. Delikanlı patikada kıpırtısız durmuş, Juraviel'e doğru işaret ediyordu. iblisin Uyat»Ş' 123 Turaviel'in gülümsemesi Elbryan'ı epey rahatlattı. "Mantıklı bir rU" dedi yaratık, Elbryan'ın merakını anlayarak. Sonra abartılmış bir rahatlamayla ekledi, "sonunda." Elbryan'ın yüz ifadesi ekşidi. "Ama neden bilmek istiyorsun?" diye yanıt verdi anlaşılması 7or elf- "Savaşta avantaj kazanmak için olabilir mi?" Çabucak, "Sen ve ben savaşacağımızdan değil, elbette," diye ekledi, Elbryan'ın kaslarının gerildiğini hisseder etmez. Bu açıklama genç adamı rahatlattı, bu yüzden Juraviel elbette ekledi, "Tabi ancak..." ve sonra durdu ve bu alaylı düşüncenin havada asılı kalmasına izin verdi. Şaşkın durumda, kendini hem fiziksel, hem duygusal olarak yersiz hisseden Elbryan derin bir nefes aldı ve endişesinden kurtuldu- kolayca. Korkularını ve karanlık düşüncelerini arkada bıraktı, mevcut ana yoğunlaştı. Bu teslimiyet olabilirdi, herhangi bir konuda, herhangi bir şey yapamayacağı sonucuna varmış olabilirdi, ama Juraviel için oğlanın gösterdiği bu açık değişim vaat doluydu. Bunca şey yaşamış, daha önünde pek çok zorlu deneyim yatan bu genç insan için duygusal tarafsızlık sağlıklı olacaktı. Juraviel genişleyen bir gülümsemeyle kanatlarını çırpmaya başladı, dizlerini büktü ve yarı sıçrayarak, yarı uçarak havalandı, yakındaki akçaağacın en alçak dalına kondu. "İşe yarıyorlar," diye bildirdi Juraviel, "kısa sıçrayışlar ve düşüş hızını kesmek için. Ama hayır, kuşlar gibi uçamıyoruz." Yere indi, yüzü kendi sözlerini değerlendirirken aniden ciddileşti. "Yazık ki." Elbryan onaylayarak başını salladı. Uçmak ne kadar da güzel olurdu! Rüzgarı, altından kayıp geçen yeşil ağaç tepelerinden oluşan çatıyı hayal etti... "Burada geçireceğin süre, elbette sen öyle kılmazsan, tatsız ol•fiayacak," dedi Juraviel aniden ve sertçe, Elbryan'ın yüzüne bir 12ü R. A. Salvatore sırıtma yayılmadan önce. Ani tavır değişikliğine hazırlıksız yakalanan Elbryan yaratığa merakla baktı. "Halkım arasında buraya ait olmadığına inananlar olduğunu bil," diye devam etti Juraviel sert bir sesle. "Sende Mather'e benzerlik görmeyenler var." "Mather adında birini tanımıyorum," diye yanıt verdi Elbryan toplayabildiği tüm cesaretle. Yine o, bilinçli olarak çağırdığı uzaklık duygusu geldi, kaybedecek hiçbir şey olmadığı, her şeyi zaten kaybettiği tavrı. Juraviel ince omuzlarını silkti, küçük, uçucu bir hareket. "Ta-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


nıyacaksın," diye söz verdi. "Şimdi iyi dinle, delikanlı. Burada tutsak değilsin, ama özgür de değilsin. Andur'Blough Inninness'te kaldığın sürece davranışların, eğitiminin yönlendireceği gibi, kontrol altında olmak zorunda." "Eğitim mi?" diye soracak oldu Elbryan, ama Juraviel onu duyacak kadar susmadı. "Kuralları bozarsan kendini tehlikeye atmış olursun. TouePalfar'ın haşin adaleti uygulandığı zaman ikinci bir şans isteme." Tehdit açık ve netti. Elbryan o tipik Wyndon gururuyla omuzlarını dikleştirdi, çenesini gerdi, ama Juraviel bu hareketi fark etmiş görünmedi. Juraviel'in halkına verdiği ismin, TouePalfar'ın açık, tanıdık bir tınısı vardı ve Elbryan, onu elflerle ilgili hikayelerden duyduğuna emindi. "Artık dinlenebilirsin," diye bitirdi Juraviel. "Gündoğumunda sana görevlerini göstereceğim." "Ve iyi dinlen," dedi, sert ve ciddi bir sesle, "çünkü görevlerin çok ve seni gerçekten yoracak!" Elbryan ne zaman, ne isterse yapacağını haykırmak istedi. Bağımsızlığını yüksek sesle, açık açık ilan etmek istedi, ama ilk sözcüğü kekeleyerek ağzından çıkarmayı başaramadan Juraviel bir iblisin Uyai'S' 125 daha hoplayarak kısaca uçtu. Narin yaratık hafifçe bir dala du ve hemen tekrar sıçradı, gür çalıların içinde öyle rahat bir kilde ve tamamen kayboldu ki; Elbryan gözlerini kırpıştırdı ve ovaladı. Orada, Andur'Blough Inninness vadisinde, gördüklerinden, olan biten her şeyden şüphe ederek durdu. Annesini ve babasını istiyordu. Pony'yi istiyordu, ki goblin karanlığı çökmeden köyü uyarmak için bir şansları daha olsun. İstiyordu ki... Aynı anda çok şey istiyordu. Olduğu yere, toprağa oturdu ve duygularıyla mücadele etti, çünkü ağlamak istemiyordu. Juraviel'in bakış açısından, ilk görüşme oldukça iyi geçmişti. Elbryan hakkında pek çok kişinin kuşku duyacağını biliyordu, özellikle de Tuntun'un ve Tuntun'un ne kadar geçimsiz olabileceğini de biliyordu! Ama oğlanla konuştuktan sonra, Juraviel onun gerçekten Mather'in kanından geldiğine ve korucu eğitimi görmek için uygun olduğuna daha da ikna olmuştu. Elbryan'da Mather'la aynı nitelikler vardı, yaşam sevgisi ve şevki yüzeyin hemen altında bekliyordu. Oğlan onu kontrol edebiliyor, gerekli uzaklığı bulabiliyordu -ama yine de Elbryan kanatlar hakkındaki soruya direnememişti. Öğrenmek zorundaydı ve sonra, öğrendiğinde havada süzülmenin ne kadar harika olduğunu hayal etmeden duramamıştı. Elbryan'm yüzündeki ifadeye bakan Juraviel oğlanın merak dolu düşüncelerini okumuş, onlardan Elbryan kadar zevk almıştı. Oğlanın, hayatının bu kadar karanlık bir zamanında bu tür Şeyler düşünebilmesi iyiydi, mantıklı bir şekilde, metanetle ısrar etmesi iyiydi. Tuntun yanılıyordu, Juraviel için kuşkuya yer yoktu; bu delikanlıda gereken karakter vardı. Elbryan yemek yemek ya da uyumak istiyordu, hatta uzanabi'eceği bir yer aradı, belki bir yosun yatağı. Bu fikir pek çok baş126

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


R. A, Salvatore ka fikrin arasında kayboldu, bir imgeler duvarına çarpan geçici fi, kirler. Onca ses ve rengiyle, canlı imgeleriyle Andur'Blough ın_ ninness ona sesleniyor, sataşıyordu. Juraviel olduğu yerde kalması konusunda bir şey dememişti, bu yüzden Elbryan kalktı, üzerini silkeledi ve ağaçların arasında yürümeye başladı. Akşamın kalanını manzara ve kokulara dalarak harcadı. Tanımadığı sarı bir balık türüyle dolu bir dere buldu ve bir saatten fazla süre onları izledi. Uzun, beyaz kuyruğu hoplayan bir geyik gördü, ama yaklaşmaya çalıştığı anda geyik kokusunu aldı ve sıçrayıp uzaklaştı; Belli'mar Juraviel'in gölgeler arasında kaybolması gibi tamamen kayboldu. Elbryan o harika akşamın onca manzarasıyla, korkunç bir geçmişte ya da belirsiz bir gelecekte değil, şu anda yaşamanın getirdiği rahatlamayla, alacakaranlık çöktüğünde daha da şaşkına dönmüştü. Elf vadisini kaplayan siste bir delik açıldı ve koyu mavi gökyüzünü sergiledi. Delik yavaş yavaş genişledi, her yanı düzenli, mükemmel bir şekilde geriledi ve büyük bir hayret içinde izlemekte olan Elbryan, doğaüstü bir şeyin, belki bir büyünün sise yol gösterdiğini anladı. Kısa süre sonra gökyüzü tepesinde berraktı, ilk yıldızlar ışıldamaya başlamıştı. Elbryan, manzarayı daha rahatça izlemek istedi ve açık bir çayır arayarak çevrede koşturdu. Ağaçsız bir tepecik buldu ve tepeye sendeleyerek tırmandı, çünkü gözlerini gökyüzüne dikmişti. Sis artık vadinin kenarlarına kadar gerilemiş ve orada asılı kalmıştı; yüksek dağların gölgelerini, yeryüzüyle gökyüzü arasındaki sınırı bulanıklaştırıyordu. Elbryan tepeciğin zirvesinde durmuştu, ama kendi sanki hâlâ yükseliyormuş, hâlâ o parlak, ışıltılı noktalara doğru ilerliyormuş gibi hissediyordu. Aniden, çevresinde kabaran bir müzik, güzel bir ezgi olduğunu fark etti ve müzik de onu yükseltiyor, yıldızların arasında yürümek, ışıklarına ve gizemiblisin Uya"'!' 127 'ne dalmak üzere çekiyordu. Çok derin sorular bilincinde uçuştu. Sonunda o transtan çıktığında kaç dakika, hatta belki saat geçtiğini bilmiyordu. Karanlık gece etrafını çevirmişti; boynu aynı pozisyonda fazla durmaktan ağrıyordu. Tinsel olarak yeryüzüne dönmüş olsa da yumuşak, harika müzik devam etti. Her gölgeden, her ağaçtan, hatta yerden yükseliyordu. O elf şarkısını dinlerken hiçbir korkunç anı aklına dolamazdı, hiçbir korku zihninde tutunamazdı. Elbryan yavaş yavaş, kararlılıkla, sık sık arkasına, gökyüzüne bakarak tepecikten indi. Sonra kendini bulabildiği en karanlık noktaya bakmaya zorladı, ki gözleri tamamen uyum sağlayabilsin. Durdu ve dikkatle dinleyerek, sese odaklanmaya çalışarak tam bir daire çizdi. Gideceği yönü seçtikten sonra şarkıcıyı bulmaya kararlı, yürümeye başladı. Elbryan o gece defalarca yaklaştığını düşündü. Defalarca şarkı söyleyen bir elfi yakalamayı umarak patikada bir dönemece koştu ya da bir ağacın arkasından fırladı ve bir kez uzak bir me-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


şale ışığı gördüğünü sandı. Şarkı güçlüydü, ama yüksek değildi, pek çok ses şarkıya katılıyordu, ama Elbryan şarkıcıların hiçbirini görmedi, o gecenin kalanında tek bir elf, tek bir başka yaratık görmedi. Juraviel onu şafakta buldu. Geniş bir meşenin dibindeki oyuğa kıvrılmıştı. Başlama zamanı gelmişti.

İKİNCİ KISIM GEÇİŞ Sık sık oturup yıldızlara bakarım ve merak ederim. Benim için insan varoluşunun- tüm yanıtlanmamış sorularının, bu engin gökyüzündeki verimizin, amacımızın, ölümün kendisinin parlak simgeleridirler. Yanıtlanamaz merakların kıvılcımlarıdırlar ve elbette umut işaretleridirler. Andıır'Blongh Inninness'te geçirdiğim yıllarda en sevdiğim şey gece göğüydü- Alacakaranlıkta, sis ormanın kenarına çekildiğinde, bilinen dünyayı perdeler, çıplak dağların gölgelerini yumuşak, ince bir gizemle sarardı ve yıldızlar dünyanın başka her yerinden daha berrak, parlayarak belirirdi. O büyülü sis beni-tinsel, hatta fiziksel bedenim gibi geliyordu bana- gökyüzüne, elle tutulabilir dünyanın üzerine çekerdi. Böylece yıldızların arasında yürür, gizem ışıklarına boğulurdum; evrenin sırları peçelerini indirirdi. O elf ormanında, o elfgöğünün altında özgürlüğü tanıdım. En saf tefekkürü, fiziksel sınırların salıverilmesini, evrenin tamamını ve kardeşliği tanıdım. Benim için onca çok soru içeren o gökyüzünün altında ölümlülüğü aklımdan çıkardım, çünkü ebedi olan bir şeyle bir olmuştum. Bu seçici varoluştan, bir daimi değişim yerinden, bir ebedilik mekanına yükseldim. Bir elf bir avuç yüzyıl, bir insan bir avuç onyıl yaşayabilir, ama ikisi için de bu yalnızca ebedi bir yolculuğun başlangıcıdır... ya da belki bu, şimdiki bilinçli enkanıasyondan çok uzun zaman önce başlamış bir yolculuğun devamı. Çünkü ruh yaşamaya devam eder, tıpkı yıldızların yaşamaya devam ettiği gibi. O gökyüzünün altında, bunun doğru olduğunu öğrendim. O gökyüzünün altında Tanrı ile konuştum. ELBRYAN WYNDON

ıo ÇETİN CEVİZ

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Elbryan paçalarını dizlerine kadar kıvırdı -yıpranmış, lime lime pantolon uzun süre kıvrılmış kalacağından değil!- ve ayak parmağının ucuyla karanlık suya dokundu. Soğuk. Hep soğuk oluyordu; oğlan neden her sabah içine dalmadan önce suyun ısısına baktığını bilmiyordu bile. Arkasındaki gür çalılıkların içinden bir yerden bir sesleniş duydu, "Çabuk ol!" Sözcükler Ayı-Honce'un ortak dilinde değil, elflerin şarkı gibi, ezgili dilinde, Elbryan'ın artık anlamaya başladığı dilde söylenmişti. Elbryan omzunun üzerinden sesin geldiği yöne dik dik baktı, ama TouePalfar'dan birini göremeyeceğini biliyordu. Üç aydır Andur'Blough Inninness'teydi, elf~radisinin hemen dışında ve büyülü vadinin içinde bazı yerlerde kışın yerleşmesini izlemişti. Elbryan Andur'Blough Inninness'in tam olarak nerede olduğunu bilmiyordu, ama Corona'nın kuzey enlemlerinde bir yerde, AyıHonce'un Yabandiyar sınırının ötesinde olduğunu tahmin ediyordu. Hesaplarına göre kış gündönümü geçmişti ve Dundalis'in ya da köyden geriye kalanların da muhtemelen kalın bir kar tabakası altında olduğunu biliyordu. Kışın Dundalis'te yaşanan güçlükleri ve heyecanı, sert rüzgarın kulübenin duvarlarına buz parçaları fırlatmasını, kar yığınlarını iyi hatırlıyordu. Kar bazen o kadar erin olurdu ki, dışarı çıkmak için Elbryan ve babasının yığını

'32 R. A. Salvatoı delmesi gerekirdi. Andur'Blough Inninness'te öyle değildi. Bir büyü, muhteme. len aynı sis perdesini her gün getiren büyü, kış mevsimini çok daha sıcak ve ılımlı tutuyordu. Vadinin kuzey ucu karla kaplanmıştı, ama yalnızca birkaç santimdi ve oradaki küçük gölet donmuştu -Elbryan bir kez, bir avuç elfin buzun üzerinde dans edip oynadığını görmüştü. Ama daha dayanıklı bitkilerin çoğu yaz renklerini korumuşlardı, pek çok çiçek hâlâ açıyordu ve bu sazlı bataklık, vadide Elbryan'ın gerçekten nefret etmeye başladığı tek yer donmamıştı. Su soğuktu, ama mevsim henüz güzken, Elbryan'a ilk kez girmesi söylendiği gün olduğundan daha soğuk değildi. Oğlan derin bir nefes aldı ve bir ayağını suya daldırdı, uyuşukluk acıyı yok edene kadar o şekilde bekledi, sonra diğer ayağını daldırdı. Sepetini aldı, bir paçası kayıp ıslanınca küfretti, sonra sazları yararak ilerledi. En azından ayak parmaklarının arasında hissettiği soğuk çamur hoştu. "Çabuk ol!" dedi yine öngörülebilir sesleniş çalının içinden ve defalarca tekrarlandı, değişik yerlerden, değişik seslerce, bazen elfçe, bazen ortak dilde. Elfler ona sataşıyordu, oğlan bunu biliyordu. Onlar hep sataşıyor, hep şikayet ediyor, hep sayısız eksikliklerine işaret ediyorlardı. Elbryan onları duymazdan gelmeyi öğrenmişti. Bir saz yığınını aralayan Elbryan, günün ilk taşını suyun altında alçalıp yükselirken buldu. Taşı aldı, sepetine bıraktı, sonra yaklaşık bir düzinelik taş grubuna ilerledi. Hangilerinin suda daha yüksekte durduğuna baktı ve onları dibe batırarak, süngersı taşları, dışarı çekmeden önce biraz daha suya doyurmaya çalış0Onları sıkıp, henüz tatlanmış sıvıyı çıkardığı zaman, elfler kaçınıl" maz olarak ne kadar az topladığından şikayet edeceklerdi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Bu da günlük düzenin değişmeyen bir parçasıydı. MS* UVar,1ŞI '33 t^jSa süre sonra sepet dolmuştu, Elbryan onu kıyıya taşıdı ve sepet daha aldı. Sabahın büyük bölümü, her sabahın büyük h"lümü böyle geçiyordu: Oğlan soğuk bataklıkta dikkatle dolaşısüt-taşlarından on sepet topluyordu. Bu Elbryan'ın gününün kolay kısmıydı; çünkü sonra ağır seetleri teker teker, yaklaşık sekiz yüz metre uzaktaki toplama teknesine taşıması gerekiyordu. Hızlı davranmak zorundaydı, çünkü bu noktada kıymetli zamanından kaybedebilir ve o zaman görünmeyen elflerin neredeyse daimi hakaretlerine tahammül etmek zorunda kalabilirdi. "Sekiz kilometre dolu, sekiz kilometre boş," diye tarif etmişti Belli'mar Juraviel işinin bu kısmını. Tuhaf bir şekilde, her yolculuğun yüklü kısmı daha kolay gibi geliyordu Elbryari'a, çünkü elfler bataklığa giden yolda sık sık ona tuzaklar kuruyorlardı. Bunlar özellikle pis tuzaklar değildi; yaralamaktan çok atandırmak için tasarlanmışlardı. Orada tökezletmek için bir ip, burada kaygan çamurdan gizli bir köşe. Tuzaklardan birine düşmenin en kötü tarafı, kendini yakalandığı tuzaktan, dikenli çalılardan ya da Elbryan'ın kısa sürede bir örümcek ağı kadar yapış yapış olduğunu anladığı ipek elf iplerinden olsun, her ne ise ondan kurtarmaya çalışırken işittiği kahkahalardı. Onuncu dolu sepeti bataklığın kıyısından almak için döndüğünde sabah çalışmasının ödülünü buluyordu. Orada, her gün öğle yemeğini yiyordu -gerçi başta Elbryan tadına bakamadan genellikle ikindiyi yarılamış oluyordu. Elfler ona harika bir masa kınıyordu, dumanı tüten yahni ve geyik eti, bazen kızarmış bir ?abankuşu ve oğlanı başından donmuş ayaklarına dek ısıtan, sıpk bir çay. Her zaman sıcak yemek hazırlıyorlardı ve Elbryan kıa süre sonra nedenini anladı. Elfler yemeği her gün tam olarak aynı Zamanda hazırlıyordu, ama o yeterince hızlı davranmazsa, bellikle yaramaz bir elfin, Tuntun adlı, aldatıcı ölçüde narin bir atln sık sık Elbryan'ı paylarken söylediği gibi, "tolque ne'pesil 134 R- A. Salvatore siq'elpalouviel" ya da "yahninin dumanı giderdi." t Ve Elbryan dokuzuncu sepeti elinde, sendeleyerek, yere düşürdüğü herhangi bir taşın o gün kullanılamayacağını bilerek koşuyordu. Sepeti, sonunda tekneye dikkatle yerleştirdikten sonra oğlan bataklığa giden sekiz yüz metreyi dörtnala aşıyordu. Başlarda her gün soğuk öğle yemeği yedi, ama yavaş yavaş, araziyi tanıdıkça ve bacakları güçlendikçe, şeytani elf tuzaklarını tanımayı ve kaçınmayı öğrendikçe ılık yemeğe terfi etti. Elbryan bugün çayın dilini yakmasına karar vermişti! Dokuzuncu sepeti tekneye tam zamanında koydu, derin bir nefes aldı, düşüncelerini netleştirdi, elflerin tuzaklar kurduğu son rotayı hatırladı. Bunca hafta içinde sadece üçüncü kez, Elbryan dokuzuncu sepeti alırken henüz sofra kurulmamıştı. Diğer iki seferde delikanlı daha kurnazca tuzaklara kurban düşmüştü. "Bu sefer olmayacak," dedi sessizce, kararlılıkla ve koşusuna başladı. Elbryan keskin bir dönemeçte çamur saptadı; yavaşlamadan yolun dönemecindeki taşın üzerine atladı ve sıçradı, kaygan zeminin ötesine kondu. Sonra, yapraklı dalların aralandığı bir yer-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


den düşen eğimli güneş ışığı sayesinde, ayak bileğinden dize kadar değişik yüksekliklerde, yolun uzun, düz bir kısmını bloke eden bir dizi saydam ip gördü. Elbryan yoldan sapmayı, çalıların içinden geçmeye karar vererek, sonra bu açık tuzağın içinden yürüyüp geçmeyi düşünerek yavaşladı. "Bugün olmaz," diye hırladı Elbryan ve başını eğip bütün hızıyla koştu. Görsel odağını çabucak buldu, gözlerini bir adım ötedeki bir noktaya dikti ve tuzak bölgedeki her ipin otuz santim üzerinden atlayarak geçti. \ O hızla uzaklaşırken kahkahalar onu izledi ve Elbryan kahkahaların içinde bir parça hayranlık olduğunu sezdi. İki dakika sonra hedefi -bataklık, sepet, yemek- yoldaki son etabın sonunda görüş alanına girmişti. Burada yolun iki yanma iblisin UV»"'Î' '35 ... ^ taşlar dizilmiş, Elbryan çalıların derinliklerine dalmadığı ? ece geçişi neredeyse imkansız kılmıştı. ihtiyatlı olmak için yürüme hızına düştü, birkaç ek saniyenin gginin niteliğini fazla değiştirmeyeceğini düşündü. gir çukur kazmışlardı -bu kadar çabuk nasıl kazabilirlerdi?üzerini akıllıca bir topak ve yaprak tabakasıyla kaplamış, örülmüş sopalardan bir kafesle desteklemişlerdi. Yol, çukur dışında tıpkı son koşularında olduğu gibi görünüyordu. Hemen hemen aynı. Elbryan diz çöktü ve koşarak birkaç adım atıp tuzağın üzerinden atlamayı düşünerek ayaklarını yere vurdu. Ama başlamadan durdu, çünkü esintide yumuşak bir kıkırtı duymuştu. Oğlanın yüzünü bir gülümseme kapladı. Parmağını çalıya doğru salladı. "Aferin," diye tebrik etti, sonra sözde çukurun kenarına gitti ve sahte kafesi kenara çekti. Gerçek çukur, sözde tuzağın biraz ötesindeydi. Doğrudan sahte tuzağın üzerinden adayacak, ama bütün ağırlığıyla gerçek çukura düşecekti. Şimdi gülme sırası Elbıyan'a gelmişti. Gerçek çukurun boyutlarını ölçtü ve kolaylıkla üzerinden atlayarak yolun son birkaç adımını rahatça aştı. "Bu sefer olmaz!" diye bağırdı yüksek sesle ve çalılardan kahkahalar yanıt vermedi, hiç ses çıkmadı. "Ne leque tounthelf diye tekrarladı elfçe. Elbryan son ağacın yanından yavaşça geçti, sonunda yemeğine ulaştığını düşünüyordu. Bir şey çenesinin hemen altından vızıldayarak geçti. Yanda bir küt sesi duydu ve döndüğü zaman minik elf oklarından birinin ağaca yarı gömülü durmakta olduğunu gördü. İkinci bir ok ıslık Çalarak arkasından geçti ve irkilerek dönmesine sebep oldu. Elbryan ancak okun arkasından sürüklenen gümüşsü iplikçiği fark et,36 R- A- Salvatorç tiğinde neler olduğunu anladı. , Tehlikeli ölçüde yakın geçen bir üçüncü ve dördüncü ok geldi "Adil değil!" diye bağırdı oğlan ve hareket etmeye çalıştı -ve yapış yapış iplere çoktan takılmış olduğunu fark etti. Savunmasızca çalıya, birkaç adım ötedeki dumanları tüten yahniye baktı. Daha fazla ok arkalarındaki ipliklerle uçtu, her biri Elbryan'ı yemeğinden alıkoyan ağı daha da sıkılaştırdı. "Adil değil!" diye bağırdı tekrar tekrar, iplikleri koparmaya ça-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lışarak. Birkaç tanesini koparmayı başardı -iki ok ağaçtan çıktı, diğer ipler oklardan kurtuldu- ama bunun pek az faydası oldu, çünkü serbest kalan ipler oğlanın giysilerine yapışarak ağa daha da fazla dolanmasına sebep olmuştu. Bir başka ok, debelenen Elbryan'ın kolunu çizdi. Bu sefer itirazı hırlama şeklinde çıktı, yakıcı acı sözcüklerini çalmıştı ve kıvranmayı bırakıp kolunu kavradı. "Korkaklar!" diye bağırdı büyük bir hayal kırıklığıyla. "Goblin soyu! Ancak bir korkak dalların arasından ok atar. Ancak korkak bir goblin kalıtı silahsız birine saldırır!" Bir sonraki ok acı vererek ensesini kesti ve parlak bir kan çizgisi çekti. "Yeter!" dedi sert bir ses çalının içinden, Elbryan'ın tanıdığı ve işittiğine kesinlikle memnun olduğu bir ses. Değişik yönlerden karşılık olarak itirazlar, kahkahalar, sataşmalar duyuldu. "Yeter, Tuntun!" diye emretti Belli'mar Juraviel yine ve elf çalılardan çıkarak genç Elbryan'a yaklaştı. Tuntun elinde yayıyla karşı taraftan çıktı ve hızla yaklaşıp JuraviePin peşine takıldı. "Sakin ol, dostum," dedi Juraviel zavallı Elbryan'a. Oğlan kıvranarak ağa daha da fazla dolaşıyordu. "Tuntun emretmediği sürece ipler seni salmaz." Juraivel döndü ve dişi elfe dik dik baktıTuntun pes ederek içini çekti ve alçak sesle bir şeyler mırıldandıiblis* UV«'Î' '37 i likler Elbryan'm üzerinden neredeyse ânında dökülmeye ladı Yalnızca çalıdan ağaca uzanan ve Tuntun uçlarını bağla- jCjn gerginliğini koruyanlar ve genç adamın istemeden büküp Harına, bacaklarına doladıkları kaldı. Sonunda, Juraviel'in yarA mıvla Elbryan iplerden kurtuldu ve yeşil gözleri tehlikeli bir şekilde yanarak hemen Tuntun'a yaklaştı. Elf sakin sakin başını kaldırıp gülümseyerek, rahatça ona baktı. "O yemeği hak ettim!" diye bağırdı oğlan. "O zaman git ve ye," diye yanıt verdi Tuntun ve her çalının arkasından kıkırdamalar geldi. "Dilini yakacağından endişelenmene gerek yok." "Elbryan," diye uyardı Juraviel, oğlanın yumruğunu sıktığını fark ederek. Tuntun elini elf arkadaşına kaldırdı ve Juraviel'den sessizce, durumu kendisinin idare etmesine izin vermesini istedi. Juraviel ne olacağını biliyordu ve hoşuna gitmese de, oğlanın eğitiminde henüz çok erken olduğunu düşünse de, bazı açılardan dersin gerekli olduğunu kabul ediyordu. "Bana vurmayı çok istiyorsun," diye kıkırdadı Tuntun. Elbryan öfkeden köpürüyordu, ama kendi ağırlığının yarısı kadar bir yaratığa, üstelik bir kıza vurursa vicdan azabı duyardı. Tuntun'un yayı hızla, Elbryan'ın takip edebileceğinden daha büyük bir hızla kalktı ve elf yoldan aşağı bir ok yolladı. Ok yahni kasesine çarptı, kaseyi devirdi ve yemeği mahvetti. "Bugün daha fazlasını yiyemeyeceksin," dedi Tuntun sertçe. Elbryan'ın iki elindeki parmak boğumları bembeyaz oldu, çenesindeki kaslar gerildi. Kendini kontrol etmesi gerektiğini, hakareti görmezden gelmesi gerektiğini düşünerek sırtını dönecek oldu, ama o dönemeden Tuntun yayını kafasının arkasına indirdi. Elbryan elfe doğru dönerken sol kolunu geniş bir yay çizerek savurdu. Ne yazık ki ıskaladı, Tuntun öngörülebilir darbenin altında eğildi ve hızla oğlanın dizlerinin içlerini tekmeledi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ı38 R- A- Salv«ore Elbryan sendeledi ve kendini topladı; Tuntun yayını kenara fırlattı ve boş ellerini kaldırarak Elbryan'a yaklaşmasını işaret etti Oğlan duraksadı. Orman etrafında sessiz, tamamen sessizdi ve Juraviel herhangi bir hareket yapmamış, Elbryan'ın devam etmesi için herhangi bir işaret vermemişti. Bunun kendi seçimine kaldığını fark etti ve dizlerini bükerek eğildi, ellerini açtı, ayaklarının uçlarında denge kurdu ve Tuntun gevşeyene kadar bekledi, sonra avlanan bir kedi gibi atıldı. Yakaladığı hava oldu, daha fazlası değil ve arkasında çırpılan kanatları duyana, kafasının arkasında bir dizi keskin darbe hissedene kadar elfin önünde olmadığının farkına varmadı bile. Döndü, ama Tuntun da onunla döndü ve arkasında kalarak omuzlarına ardarda yumruklar attı. Elbryan sonunda öfkeyle kendini yana attı ve çevik rakibiyle arasına mesafe koydu. "Mather'in soyu!" dedi Tuntun alayla. "Bütün hantal insanlar gibi dövüşüyor!" Juraviel Mather'in de eğitiminin ilk yıllarında tam olarak böyle dövüştüğünü söylemek istedi, ama söylemedi. Bırak bugün Tuntun eğlensin, diye karar verdi elf; Elbryan sonunda kendini kanıtladığında, bu, zaferini daha da tatlı kılacaktı. Elbryan işaret almış gibi, bu sefer adımlarını ölçerek, gözlerini dans eden elften ayırmadan yaklaştı. Tuntun yere inmiş, ellerini önünde oynatarak yavaş yavaş sallanıyordu. Elbryan bir açıklık gördü ve bir kombinasyonla atıldı -sol yumruk, adım, sağ çapraz. Iskalayan solu geri çekip omuzlarını kaldırmayı, böylece sağ yumruğuna biraz güç kazandırmayı planlamıştı. Çok şey planlamıştı, kombinasyonu bir omuz hamlesi ya da fırsat çıkarsa hızlı sağ solla desteklemeyi düşünmüştü. Ama sol kolunu uzattığını, Tuntun'un sallanan kafasının çok yakınından geçtiğini gördüğü anda, o kontrol ânını kaybettiğini anladı. Tuntun yumrukla beraber dönmüş, başı Elbryan'ın sağına kayiblis* "¥"'*' '39 Sağ eli oğlanın bileğini yakaladı ve dışa itti, sol eli yaklaşav Elbryan'ın dirseğinin dışını tuttu ve içeri ittirdi. Plbryan'ın kolu kilitlenirken, yaklaşıp çapraz yumruğu savura Zaman bulamadan Tuntun sağ bileğini üstten aşağı çevirdi. glbryan'ın takip etmekten başka çaresi yoktu, sola bir adım atsonra hızla yere düşerek yakındaki çalıya daldı. Neyse ki dönüşe direnmemiş, düşüşünü yavaşlatmaya bile çalışmamıştı. Düştüğü yerden hemen kalkarak aşağıdan Tuntun'un bacaklarına doğru daldı. Tuntun doğruldu ve gerildi ve oğlanın atılan başının ve omuzlarının üzerinden öne eğildi. Tuntun'un gücü Elbryan'ı şaşırttı, çünkü elfin duruşunu bozamadı ve sonra Tuntun ellerini kavuşturup hızla Elbryan'ın sağ kürek kemiğinin hemen altındaki hassas bölgeye indirdiğinde daha da şaşırdı. Oğlan bedeninin o yanının gücünü kaybettiğini hissetti. Elfi kavrayan kollarının gevşediğinin bilincine bile varamadan yine sendeledi. Elfin sıçradığını fark etti, kanatların çırpınışını duydu. Saldırıya açık olduğunu fark ederek hızla dizlerinin üzerinde doğruldu. Bir kıkırtı duydu, sonra Tuntun yarı dönerek, bir ayağı üzerinde oğlanın ayak bileklerinin arasına inip diğer ayağını kalçasının altından savurarak bacakarasını tekmelerken patlama hissini duydu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Oğlan bacakarasını kavrayarak ve inleyerek, midesi bulanarak, aniden kendini zayıf hissederek çöktü. "Tuntun!" diye itiraz ettiğini duydu Juraviel'in ve elfin sesi çok uzaktan geliyormuş gibiydi. "Bir insan gibi dövüşüyor," diye yanıt verdi Tuntun öfkeyle. "O bir insan zaten!" diye hatırlattı Juraviel. "Sıkı bir tekme sallamak için haklı bir sebep." Ormandan ge'en kahkahalar Elbryan için, en az yaralı bacakarası kadar acı ve140 R- A. Salvat0re riciydi. Uzun süre gözleri kapalı, anne karnındaymış gibi kıvrıla. rak yerde yattı. Sonunda gözlerini açıp yuvarlandığında, Juraviel'i tek başına yanında dururken buldu. Elf elini uzattı, ama Elbryan inatla reddetti, titreyerek ayağa kalktı. "Dikenlere tahammül et, genç dostum," dedi Juraviel. "Tamamen faydasız değiller." "Kanlı bere yalayasın," diye küfretti Elbryan, insanlar arasında powrielere atıfta bulunan sıradan bir hakaretle. Elbryan "kanlı bere"nin ne olduğunu bilmiyordu bile ve kendi küfrünün anlamını kavrayamıyordu. Ama Juraviel biliyordu, çünkü elf vahşi, kötü powrielere karşı yüzyıllar içinde defalarca savaşmıştı. Oğlanın kızgınlığını ve utancını fark eden Juraviel nezaketle hakareti duymazdan geldi. Elbryan yemeğe giden kıvrımlı yolu yürüdü ve inatla kurtarabildiğini kurtardı. Bu iş bittikten sonra son sepeti kaldırdı ve tekneye giden sekiz yüz metreyi yürümeye başladı. Juraviel sessizce, biraz arkadan takip etti. Tuntun'un acılı dersinin hakkını vermek istiyordu, ama Elbryan'm öğrenme havasında olduğundan emin değildi. Yürürken Elbryan defalarca gölgelerden kıkırdamalar duydu. Onları duymazdan geldi, hatta duymadı, kendine acıma duygusunun içinde kaybolmuştu, hayal kırıklığı dolu bir öfkeyle yanıyordu. Kendini çok yalnız hissediyordu, bu kötü elfler gelip onu fomoryandan kurtarmasa daha iyi olacağını düşünüyordu. Teknenin başında Elbryan'ın daha zor görevi başladı. Suya doymuş taşlardan birini aldı ve teknenin üzerinde bütün gücüyle sıktı. Gözenekli taş bataklık suyunu bırakıp bir kez daha hafiflediğinde Elbryan onu sepetin yanına attı ve sonrakini aldı. Kısa sure sonra, daha ilk sepeti bitirmeden kolları gösterdiği çabayla ağrımaya başlamıştı. iblisi" Uyan* m raviel, Elbryan'ın yanından geçip tekneye yaklaştı ve avucuukurlaştırıp sıvıya daldırdı. Bir an suya baktı, rengini inceleonra güzel kokularını içine çekti. Bataklık suyuyla elflerin de.'. je sut taşlarının birleşmesi, Corona'daki en tatlı sıvılardan bi• • yaratıyordu. Elfler bu hammaddeden sarhoş edici şaraplarını, ıfler tarafından Questel ni'touel olarak adlandırılan, ama dünyagenelinde "batak" diye bilinen şarabı üretiyorlardı. İnsanlar ismin bataklığı çağrıştırmasını hiç anlamıyorlardı, terimin bu güçlü sıvıdan birkaç yudum aldıktan sonra zihinlerinin girdiği durumu tarif ettiğini sanıyorlardı. Bu iksiri çok insan tattığından değil,

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


çünkü elfler sıvının ticaretini açık açık yapmıyorlardı. Geniş insan dünyasıyla ilişkileri gizli ve pek azdı, ama elfler arzu ettikleri nesneleri, daha çok merak uyandıran parçaları ve onlara keyif vermeyi başaran birkaç insan ozanın şarkılarını vadiye getirebilmelerine yetecek kadarını satıyorlardı. "Bugün ürün iyi," dedi Juraviel, oğlanı bu tatsız ruh halinden çıkarmayı umarak. Elbryan homurdandı, ama yanıt vermedi. Bir taş daha aldı, teknenin üzerinde tuttu ve Juraviel'in üzerine sıçratacak kadar sıvı çıkarmayı umarak olanca gücüyle sıktı. Elf bunun için fazla çevik ve ihtiyatlıydı. Ama Juraviel şaşırtıcı etkiye karşı başını salladı, birkaç kısa haftadan sonra oğlanın gücünün ne kadar arttığı dikkatini çekmişti. Sonra Elbryan'ı yalnız bırakmayı düşündü, ama oğlanı sakinleştirmek, utanç verici ve acılı derse bir anlam yüklemek için son bir kez deneme yapmaya karar verdi. "Böyle şevkli olman güzel," dedi Juraviel, "ve onu böyle kontrol altında tutabilmen daha da iyi." "O kadar da sıkı tutmuyorum," diye yanıt verdi Elbryan, her s°zcükle hırlayarak. Sözlerini vurgulamak için bir sonraki taşı kaldırdı ve teknenin üzerinde tutmak yerine yakındaki çalılara fırlatt'; bir meydan okuma ve kesinlik eylemi. Gidip taşı alsa bile taş «2 R- A. Salv;ıtore kirlenmişti ve işe yaramazdı. Juraviel taşın sıçradığı yere uzun uzun, ciddiyetle baktı. Olay. lan Elbryan'ın gözünden görmeye, hayal kırıklığına anlayışla bakmaya, delikanlının geçen mevsim yaşadığı korkunç trajediyi hatırlamaya çalıştı. Faydası yoktu. Bugün ve önceki haftalarda ne olmuş olursa olsun, bu inatçı davranış felaketten başka şey getirmezdi. Juraviel, kanatları sayesinde kısa bir hoplamayla havalanarak, hızla ve aniden Elbryan'a döndü. Bir eliyle Elbryan'ın saçlarını yakaladı diğeriyle çenesini tuttu ve en az elf kadar güçlü olan Elbryan kendini savunmak için kollarını kaldırsa da direnme şansı yoktu. Juraviel avantajını kullandı, Elbryan'ın dengesini bozdu ve bükmeye, oğlanı tekneye eğmeye devam etti. Epey sıvı mahvolacaktı, ama Juraviel buna değeceğini düşünüyordu. Elbryan'ın başını sıvıya batırdı, tükürükler saçarak çıkmasına izin verdi, sonra yine batırdı. Üçüncü seferde başını dakikalarca içeride tuttu ve Elbryan'ı çıkarıp sonunda salıverdiğinde sersemlemiş oğlan çılgınca soluklanarak yere düştü. "Ben senin dostunum," dedi Juraviel sertçe. "Ama ikimiz de durumu doğru perspektiften anlamalıyız. N'Touel'alfar'sm, Halk'tan olmayan. Korucu eğitimi görmen için Andur'Blough Inninness'e getirildin. Gerçek bu; başladı ve artık geri dönüşü yok. Bunda başarısız olursan, elf dostluğuna layık olduğunu kanıtlamazsan, evimiz ve âdetlerimiz hakkında edindiğin bilgilerle dünyaya dönmene izin verilemez." Elbryan tutsaklık fikriyle dehşete düşmüş, itiraz etmeye çalışırken Juraviel sertçe bitirdi, "Kalamazsın da." Elbryan'ın düşünceleri tüm bunların mantıksızlığına kaydı. Gidemezdi, ama kalamazdı da. Bu nasıl olabilirdi? Geriye kalan tek olasılığı fark edince oğlanın ağzı açık kaldıJuraviel'in olmasa bile, Tuntun'undnfazı tereddüt etmeden yerine

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


iblis* ÜV«Î' 143 getireceğini düşündü. Aciz bir halde, tek söz söylemedi, Juraviel yanından ayrıldığında işinin başına döndü. Klbryan o gece, kendisinin saydığı çıplak tepede, yıldızlı gö... aitında, düşünceleriyle başbaşa oturdu. İmgeler, geçmiş yaamına ilişkin anılar, bazen birkaç dakika, bazen yüzyıllar gibi gelen birkaç hafta bilincinin kıyılarında gezindi. Şu ana, yıldızlı gökyüzünün sade güzelliğine ya da geleceğe, sonsuzluk, ebedilik düşüncelerine odaklanmaya çalıştı. Ama bu Elbryan'a kaçınılmaz olarak ölümlülük ve dolayısıyla ailesinin ve dostlarının ölümlerini düşündürdü. Elbryan'ın karmaşık duygularına elflerle ilgili olanlar da eklenmişti. Bir an böylesine neşeli ve çocuksu bir ruhla dolu, bir sonrakinde ölümcül ve sert olan bu yaratıkları anlamıyordu. Juraviel'i bile! EIbryan elfin dostu olduğunu sanıyordu ve belki gerçekten de kendine özgü, insan olmayan tarzda öyleydi, ama elfin oğlanı tekne suyuna daldırmasındaki rahatlık ve şiddet, şaşırtıcı ve korkutucuydu. EIbryan hep kendini biraz savaşçı sayardı. Hem, bedeni olgunluktan çok uzak olmasına rağmen goblin öldürmüştü. Ama elflerin, ağırlık ve güç eksikliğini mükemmel bir dengeyle telafi eden hızı ve çevikliğiyle karşılaştırıldığında, EIbryan kendini gerçek bir çömez gibi hissediyordu. Daha hafif ve ufak tefek olan Juraviel onu hayret verici bir kolaylıkla suya sokmuştu, Elbryan'ın karşılık veremeyeceği basit bir hareketle. Ve işte buradaydı, büyüleyici ve dehşet verici bir ülkede, ormanı anlayamadığı ve altedemediği yaratıklarla paylaşıyordu. O gece tepecikte otururken EIbryan evrende yapayalnızmış, çevremdeki her şey -dünya ve elfler, Dundalis'e ve köyde tanıdığı inanlara saldıran goblinler- bir rüyadan başka bir şey değilmiş gi1 geldi, ama kendi rüyası. EIbryan bu fikirdeki kibiri fark etti, needeyse günahkar bir kibir, ama kendi hayatının kontrolünü öyle 144 R. A. Salvâtore kaybetmişti, öyle önemsiz, öyle savunmasızdı ki, sağduyu aşkına kendi vicdanının iğnelerine tahammül etti. O tepenin üzerinde, o göğün altında, Elbryan Tanrı'yı oynamayı göze aldı ve bu duygusal oyun sonunda huzur içinde uyumasına, devam etme kararlılığıyla uyanmasına, bugün öğle yemeğinde sıcak yahni yiyeceğinden emin olmasına izin verdi. Sepetleri toplayıp bataklığa koştu. Onuncu ve sonuncu sepetin yanında kayarak durduğu zaman çayından hâlâ buharlar yükselmekte olduğunu gördü. Zorlu, bitkin düşürücü bir işti, her gün, durmaksızın tekrarlanıyordu. Ama faydalan da yok değildi. Haftalar aylara dönüştü, sonra bir sene oldu, sonra iki. Elbryan artık Jilseponie'nin bir kez dövdüğü kısa, sıska oğlana hiç benzemiyordu. Bacakları yük taşımaktan, tuzaklardan kaçınmaktan güçlü ve çevik olmuştu. Göğsü ve omuzları genişlemiş, kalınlaşmıştı ve kolları, özellikle de kolları demir gibi sert kaslarla düğüm düğümdü. Duyarlı onaltı yaşında Elbryan Wyndon, 01wan'dan daha güç-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lü olmuştu. Ve Ohvan Dundalis'teki en güçlü adamdı. II SOKAK KEDİSİ "Köşe masa, Kedi," diye seslendi Graevis Chilichunk, Kardeşlik Yolu'nun, büyük Palmaris şehrindeki en iyi hanın meyhanecisi ve sahibi. Kardeşlik Yolu, ya da kısa ismiyle Yol, büyük bir kurum değildi, yukarı kattaki konuk bölümünde yalnızca bir düzine küçük, özel odası ve tek bir büyük ortak yatak odası ve en fazla yüz kadar ayakta müşteri alabilen bir meyhanesi vardı. Ama şişman, kelleşmekte olan, her zaman gülümseyen, kahkaha, neşe ve en sıcak yüreklerden biriyle dolu bir adam olan Graevis mekanı, deyiş yerindeyse, en ucuzların arasında en iyi han kılmıştı. Palmaris'in asil ziyaretçileri genelde daha mağrur hanlarda, dükün şatosunun yakınında ya da içindekilerde kalırdı, ama bilenler için, daha alçak düzeyde tüccarlar ve müdavimler için, dünyada Kardeşlik Yolu'ndan daha iyi yer yoktu. Yol'da, tek bir gümüş parçası size sıcak bir yemek satın alabilirdi ve karşılığını ödeyebilen bir müşteri olsanız da olmasanız da, basit bir gülümseme Graevis'ten Ya da diğer, müdavim müşterilerden ya da işçilerden harika bir hikaye koparabilirdi. Yol'da şömine hep gürül gürül yanardı, yataklar her zaman yumuşaktı ve şarkılar daima yüksekti. Genç kadın derin derin içini çekti, bir an duraksadı, sonra yü2ündeki daimi kaş çatışı silmek için çaba göstererek köşe masaan onu çağıran üç adama doğru yürüdü. Yaklaşırken bakışlarıln farkındaydı; erkekler ona hep aynı şekilde bakardı. On beş, 146 R- A- S»lv4t0re on altı yaşlarındaydı, ama beş yaş büyük bir kadının Biçimli bede nine sahipti. Uzun boylu değildi, yalnızca bir altmış üç kadar, am bu yalnızca altın rengi saçlarının daha gür ve uzun görünmesine sebep oluyordu. Odayı bir uçtan diğerine geçerken saçlarını sıva?, ladı ve silkeledi, kendi teri ve hazırlanmasına yardım ettiği yemeğin yağı yüzünden ensesine yapışarak onu rahatsız ediyordu. "Ah, güzel hanım!" diye seslendi adamlardan biri. "Benim için iyi bir kız olur musun," diye ekledi, kaba bir tavırla göz kırparak Genç kadın -Yol'dakiler ona Sokak Kedisi derdi- kaş çatışım saklamaya çalıştı, ama başaramadı. Ama kendine hemen hakim oldu ve onu, en azından gülümsemeye birazcık benzediğini düşündüğü bir sırıtmayla gizledi. Sandalyesinde oturan sarhoş yüzüne baktığından değil; adamın gözleri o kadar yükseğe tırmanmıyordu bir türlü. Yeni bir derin nefes kızı sakinleştirdi. Graevis'i, sevgili Graevis'i, onu hatırlayamadığı bir geçmişten kurtaran adamı, kırık, küçük bir kızı alıp sıcak gülümsemesi ve sıcak yüreğiyle iyileşmesine yardım eden, en azından bir kez daha hayata katılabilecek kadar canlanmasını sağlayan adamı düşündü. Gözucuyla hareketleri sezdi, Graevis'in gürültücü karısı Pettibwa Chilichunk'ın dansına benziyordu. Kız kadını ilk tanımaya başladığında onu aptal sanmıştı. Pettibwa durmaksızın güler, tepsisiyle bir masadan diğerine dans ederdi. Her durduğu yerde çimdiklenir, o gece handan ayrılan her müşteri tarafından kucaklanırdı, ama kadın aldırmazdı. Pettibwa gerçekten de bunun her ânına bayılıyordu. Bir adam geniş kalçalarını çimdiklediği zaman eli boşsa, o da adamı çimdikleyerek karşılık verirdi; masadan masaya dans ederken sık sıK

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


yolda bir adamı kucaklar, onu da kendisiyle odada dansa sürüklerdi. Ve bütün bunlar öyle eğlenceli bir şekilde yapılırdı ki; ne Graevis, ne de dansına ortak ettiği diğerleri aldırış etmezdiPettibwa'yı gerçekten tanımak Kedi'nin uzun zamanını almış iblisi UY*"'*' K7 jın antal değildi, tam tersine. Pettibwa'nın yalnızca rakip taaz bir yaşam ve insan sevgisi vardı. Kedi onu seviyordu -kendi annesini sevdiği kadar, çünkü di annesini hatırlamıyor olsa bile, herhangi birini daha fazla aileceğini hayal edemiyordu. Bazen bu düşünce, genç kadıher zamankinden daha fazla hüzünlendiriyordu. Üç adamın siparişini aldı -sürpriz yoktu, yalnızca en ucuz biradan üç kupa daha- sonra bara döndü. Göz kırpan kalçasına sert bir şaplak atınca yerinde kalakaldı ve adamların kahkahalarını dinleyerek durdu. Dönüp adamı dümdüz etmek istiyordu ve Kedi'nin öfkesine tanık olan herkes bunu kolaylıkla yapabileceğini bilirdi, ama Graevis ile gözgöze geldi, onun gülümsemesine baktı. Adam bütün hareketleriyle -sallanan başı, kıvılcımlı, kahverengi gözleri- sessizce boşvermesini söylüyordu. Graevis onu korumayacağından değil. Kızı evine, yüreğine ve ruhuna almış, kendi oğlunu, aksi Grady'yi sevdiği kadar çok sevmişti. Graevis -ve Pettibwa- nefes aldığı sürece hiçbir erkek Kedi'den faydalanamazdı, ama Yol'da kalçaya yenen bir şaplaktan olay çıkarılmamalıydı, özellikle de gürültücü sahibesinin her günkü eylemleri düşünülünce. Genç kadın içkileri almak için kalabalık salonda yürürken arkasına bakmadı. "Kompliman olarak kabul et, cicim," dedi Pettibwa 'bayağı aksanıyla', kahkaha atarak yanında bara yürürken. "Sabah elbisemi yıkamam gerekecek," diye yanıt verdi Sokak Kedisi. Konuşması yaşlı kadınınki kadar aksanlı değildi, ama Chi'ıchıınklar'la dört sene geçirdiğini belli ediyordu. 'Pöh, hep aşırı ciddisin!" diye yanıt verdi Pettibwa, genç kadının yanağından makas alarak. "Herhalde erkek milletinde uyandırdığın duyguları biliyorsundur artık." Genç kadın kızardı ve bakışlarını kaçırdı. !«8 R. A. Salvatoı "Yo, hiç de güzel değilsin, değil mi?" diye takıldı Pettibwa gy. lümseyerek ve Kedi'nin saçlarını okşayarak. "Birazcık gülümse, sen, kızım, bütün dünya sana gülümseyerek karşılık verir." Genç kadın gözlerini kapattı ve saçlarını okşayan nazik, tehditkar olmayan eli hissetti. Annesi de böyle mi okşardı acaba? o zamanlar, daha küçükken ve bütün dünya büyük bir macera gibi görünürken, iblislerin yalnızca tüylerinizi diken diken etmek için ateş başında anlaülan hikayeler ya da çocukların savaşabileceği hayali iblisler olduğu zamanlar, saçlarının çok daha kısa olduğunu hissediyordu. O kısa an çabucak bitti, Sokak Kedisi çevresindeki canlı odanın gürültüsüne döndü. Pettibwa'ya hafifçe gülümsedi ve başını salladı, kadın göz kırparak karşılık verdi. Yaşlı kadın tepsisini aldı ve hızla uzaklaştı, bardan bir adım ilerde devam eden partiye

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


karıştı. "Seni rahatsız edecek olursa bana haber ver," dedi Graevis kıza, önüne üç bira kupası koyarken. "İstemiyorsan onunla oynamak zorunda değilsin." Sokak Kedisi başını salladı ve yine zayıfça gülümsedi. Graevis'in dürüstlükle konuştuğunu biliyordu; burada müşteriler değil kız patrondu. Ama Yol'daki atmosferi biliyordu ve genç kadının dünyada istediği son şey işleri Graevis ve Pettibwa için, kurtarıcıları için güçleştirmekti. Tepsisini aldı ve masaların arasından dolaşarak, tek damla dökmeden köşe masaya ulaştı. Bay Göz-Kırp-Şaplak-At kıza yine yüzünü buruşturarak baktı ve içkiden uyuşmuş gırtlağından nefessiz bir kahkaha patlattı. "Ateş sönmeye yüz tuttuğunda beraber yatalım mı," dedi sormaktan çok emrederek. "Harcanacak bir altın param var." Yine aynı boğuk kahkaha, ama bu sefer diğer iki kişi eşliğindeKedi duymazdan geldi ve kupaları çabuk çabuk masaya koyduiblisi" Uy***' '19 "O zaman iki altın olsun, ama karşılığını versen iyi olur," de• aciarn ve Kedi onu duymazdan gelmeye devam edince, kabaca kızın kolunu yakaladı. Kedi'nin diğer eli savruldu, adamm bileğindeki elinin başpar5ınl öyle çabuk büktü ki, içkiden sersemlemiş olan adam ne ,buğunu anlamadı bile. Aniden dengesini kaybetti ve yere oturuverdi. Güzel kız ellerinden kayıp gitmişti bile. Arkadaşları zevkle uluyarak kahkahalar attılar. Kedi adamın hakaretlerini boşverdi, ama Pettibwa olsa başka türlü, daha iyi idare edeceğini düşünmeden edemedi. Pettibwa iki altının kendi becerilerine sahip bir kadına hakaret sayılacağını ilan eder, hatta "banyo" sözcüğünün anlamını bilmeyen bir adamla kaça olursa olsun yatağa girmeyeceğini de eklerdi. Pettibwa kendini incelikle, belli etmeden kurtarır, adamı alay konusu yaparak aptal gibi gösterir, ama bunu öyle kurnazlıkla yapardı ki, kadın odanın diğer ucuna varmadan adam anlayamazdı bile. Adam şimdi söyleniyordu. Kedi "orospu" sözcüğünü duydu ve sonra Graevis ile arkasında müdavimlerden birkaçının sert surat ifadeleriyle odayı aştıklarını görünce şaşırmadı. Kedi, samimiyetsiz adamın kıvrılmış kolunun ucunda ettiği kaçınılmaz özüre tahammül etmek zorunda kaldı. Sonra genç kadın anlamlı anlamı sırtım döndü, Graevis'in sarhoşu kabaca sokağa ittirmesini, sonra sefil arkadaşlarını da peşinden göndermesini izlemek istemiyordu. Genç kadın için belki de en kötüsü şerefini savunmaya hevesti başka genç adamların, adamı dövmekten hayatlarını kızın uğruna feda etmeye kadar her şeyi önermeleriydi. Özellikle biri, gü2e' giyimli ve bakımlı, açık kahverengi gözleri zekayla parlayan, sakin tavrı iyi terbiye gördüğüne işaret eden bir genç, ona doğru DaŞinı sallayarak hafifçe gülümsemişti, Kedi'nin kahramanı olarak )50 R. A. Salvat. onu seçmesi için bir davet. Kedi genç adamı uzun uzun süzdü -oturuşunu, hareketlerini- ve adamın kalçasında rahatlıkla asılı duran ince kılıcı kullanmak konusunda eğitimli olduğundan kuskusu kalmadı. Kızın tek bir sözüyle üç sarhoşu öldüresiye patak-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


layabilirdi. Kedi bunu biliyordu, pek çok başka kişinin onu savunacağım da biliyordu. Bunu bir kompliman saymalıydı, ama Sokak Kedisi dikkat odağı olmaktan nefret ediyordu, himaye edilmekten, kahraman özentilerinden nefret ediyordu. Graevis dışında hepsi, dışarı atılan sarhoşla aynı şeyi istiyordu. Tavırları daha centilmence daha dolaylıydı, ama şerefi kullanarak elde etmek istediklerinin, sarhoşun altın teklif ederek elde etmeye çalıştığıyla tam olarak aynı şey olduğunu biliyordu Kedi. Bir saat daha çalıştı ve gülümsemesi bir daha geri dönmeyince, Graevis nazikçe erken yatmasını önerdi. Kedi, Pettibwa'nın omuzlarına daha fazla yük bindirmekten korkarak reddetti, ama yaşlı kadın bu fikri dinlemeyi reddetti ve Kedi'yi neredeyse zor kullanarak yan kapıdan ailenin özel odalarına gönderdi. Kedi minnetle Pettibwa'nın geniş, yuvarlak omzunun üzerinden arkasına baktığında yakışıklı, iyi giyimli genç adamın şerefine kadehini kaldırdığını gördü. Aniden huzursuz olarak uzaklaştı. Ortak salonun gürültüsü, ağır kapı kapanır kapanmaz kayboldu ve genç kadını mutlu bir yalnızlıkla başbaşa bıraktı -ama bir an sonra Grady Chilichunk'ın da evde olduğunu, küçük odasında dolandığını fark etti. Kedi bir kez daha içini çekti; şu anda istediği son şey Grady'nin yakınında zaman geçirmekti. Grady büyük bir adamdı, yakışıklı, otuz yaşında, neredeyse Kedi'den iki kat yaşlı. Keskin, kahverengi gözleri vardı. Fiziksel olarak Graevis'in gençliğinın kopyasıydı, ama Kedi'ye göre, Grady huyca babasından daha iblisi" Uvat.* 151 lamazdı. Evdeki ilk günlerinden beri Grady genç kadını raedivordu. Bardaki sarhoş gibi kaba bir şekilde değil, hatta klı genc ac'am gibi takılarak da değil. Dört sene içinde Av çiçeğe durmuş genç kadına bir kez bile şehvetle bakmaSokak Kedisi'ne, üvey kardeşine karşı her zaman nazikti, nazik. Hatta kaskatıydı ve genç kadın dünyayı tanıdıkça r adv'nin onu haklı mirası saydığı şey için bir tehdit olarak gördüğünü de anlamıştı. Grady Kardeşlik Yolu'na aldırış ettiğinden değil. Hana nadiren geliyordu. Ama hanın getirdiği parayı seviyordu ve genç kadın, Graevis ve Pettibwa ona Kardeşlik Yolu'ndan hisse bırakacak olurlarsa, Grady'nin hiç de memnun olmayacağını biliyordu. "Burada ne yapıyorsun?" diye sordu genç adam, odasından çıkarak. Düzgün konuşması ebeveynlerinin sokak aksanıyla keskin bir zıtlık oluşturuyordu. Grady kendini o düşük düzeyden üstün görüyordu, Kedi anlıyordu. Kendini önemli biri sayıyordu ve dükün şatosunun yakınlarındaki daha pahalı yerlere, hatta zaman zaman şatoya gidiyordu. Kedi'nin aklına onun bardaki centilmeni tanıyor olabileceği geldi; belki de adam Yol'a Grady'nin daveti üzerine gelmişti. "İşin yok mu senin?" diye payladı adam onu. Sokak Kedisi adamın sahte bir hoşgörüyle yüklü sesinden hoşlanmayarak dudağını ısırdı. "Senin son iki mevsimde yaptığından çok daha fazlasını bu gece yaptım," diye yanıt verdi. Grady dik dik baktı. "Bazıları çalışmak için yaratılmıştır," diye başladı ifadesiz bir sesle, "diğerleri yaşamak ve zevk almak için." Kedi tartışmaya değmeyeceğine karar verdi. Başını iki yana

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


allayarak önlüğünü yakındaki sandalyenin üzerine attı, pelerinini aldı ve Palmaris gecesine yöneldi. Körfezden soğuk bir rüzgar esiyor, büyük şehrin iki üç katlı berinin arasında dolanırken inliyordu. Palmaris, Ayı-Honce Kral152 R. A. Salvjt, hğı'ndaki, ırmağın yukarısındaki taht şehri Ursal'dah sonra ikincj büyük şehirdi, ama ikisi de güneydeki Behren Krallığı'nın büyük şehirleri kadar kalabalık değildi. Yabandiyar'ın sınırında, on kişilik: bir topluluğun kalabalık sayıldığı bir köyde büyümüş olan Sokak Kedisine şehir başlarda boğucu gelmişti. Şimdi, Palmaris'te yaklaşık dört sene yaşadıktan sonra bile, bütün sokakları, nereye gideceğini, nereden kaçınacağını bilirken bile, büyük Masur Delaval'ın karanlık görüntüsü, deniz suyu kokusu, soğuk bir ıslaklıkla dolu rüzgarın artık tanıdık olmasına rağmen şehri evi sayamıyordu. Artık Chilichunklar'm sevgisiyle sarmalanmış olduğu halde evinde değildi, o kadar çok sevdiği kulübenin gelip geçen hayalinin yerini alamıyordu. Graevis'i ve Pettibwa'yı, hatta Grady'yi seviyordu, ama onlar anne babası değillerdi, olamazlardı ve Grady bir zamanlar tanıdığını sezdiği gerçek dostunun yerini alamazdı. Sokak Kedisi düşünceleri şu ana dönünce irkildi. Çok şeye perde çekmişti, yalnızca gelip geçen imgeler, belli bir bakış, gerçek olduğunu bilemediği bir öpücük vardı. Ve isim, bütün isimler aklından çıkmıştı -en kötüsü de buydu! Arkadaşının adını hatırlayamıyordu, kendi adını hatırlayamıyordu! "Sokak Kedisi" diye fısıldadı tatsız tatsız soğuk gece havasına, kendi nefesinin yarattığı sisin uçup gitmesini izleyerek ve lakabın da onunla kaybolacağını umarak. Lakap ona sevgiyle verilmişti, biliyordu ve acınası haline karşı anlayışla verilmişti ve bu yüzden kız itiraz etmemişti. Genç kadın hanın arkasından dolandı, içinde korku yaratmayan karanlık bir geçitten geçti, bir oluktan tırmanarak Kardeşi* Yolu'nun çatısının eğik olmayan tek kısmına çıktı. Burası onun gizli yeriydi, düşünmek için geldiği yer. İşleri anılarıyla başbaş kalmasına ne zaman izin verse buraya gelir, kim olduğunu, ner den geldiğini bulmaya çalışırdı. iblisi" UV«'Î' '53 Rir köye girdiğini hatırlıyordu, kirli ve yaralıydı, is ve kan kapA Duyarlılıkla içeri alındığını, ardından kendisine yanıtlayama-. amansız sorular sorulduğunu hatırlıyordu. Sonra, küçük sınır Evlerine, pOSt ve Palmaris'te inşa edilen yelkenli gemilerin direkı ri olarak kullanılacak büyük ağaçlar karşılığında mal satan bir tüccar kervanıyla uzun bir yolculuğa çıkmıştı. Graevis Chilichunk j o kervandaydı, batak adlı çok özel bir şaraptan almak için kuzeye Yabandiyar'a gelmişti. Zavallı, kaybolmuş kızı almıştı -ona Sokak Kedisi ismini veren oydu- ve köylüler, yetimin ve zayıf halklarından başka pek çok kişinin gitmesine razı olmuşlardı; çünkü komşu köyü, Kedi'nin köyünü perişan eden saldırıya benzer bir saldırıya uğramaktan korkuyordu. Kedi isli bacaya yaklaştı, ılık tuğlalar gece soğuğunun acısını biraz alıyorlardı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Neden kendi köyünün ya da Graevis'in onu bulduğu köyün adlarını hatırlayamıyordu? Defalarca Pettibwa'ya ve Graevis'e soracak olmuştu, ama her seferinde içinde bir yer hatırlamaktan korkmuş, vazgeçmişti. Onu evlat edinen anne babası hatırlaması için baskı yapmamıştı ona; Kedi bir gece kendi aralarında konuştuklarını, kızın kendi kendine iyileşmesine izin vermeyi kararlaştırdıklarını duymuştu. "Belki hiç hatırlamaz," demişti Pettibwa. "Belki böylesi daha iyi." "Hem, artık yeni bir adı var," diye onaylamıştı Graevis. "Ama öyle kalacağını bilseydim farklı bir isim seçerdim!" Ve kahkaha atmışlardı. Kıza hakaret etmek için gülmemişlerdi, yalnızca ihtiyaç duyan birine yardım edebildikleri için seviniyorlardı. Kedi onları bütün kalbiyle seviyordu. Ama artık kim olduğunu ve nereden geldiğini bulmasının zamanının geldiğini düşünmeye başlamıştı. Gökyüzüne baktı. Birkaç bulut kümesi gelmiş, halâ görülebilen yıldızlara farklı bir perspektif vermişti. Tanıdık 154 R- A- Salvatore şeylere farklı açıdan bakabilmenin mümkün olduğunu fark etti Kedi. Gecenin örtüsünün onu sarmalamasına izin verdi, onu aq verici perdelerin arasında süzülmek için kullandı. Bu gökyüzünü bütün hayatı boyunca görmüştü ve bu ortak özelliği başka bir yeri hatırlamak için kullandı. Ormanlık bir yamaçtan yukarı koştuğunu, korunaklı bir vadiye sığınmış köyüne baktığını, sonra bakışlarını köyün üzerine, güney göğüne, Ayla'nın solgun renklerine çevirdiğini hatırladı. "Ayla," diye mırıldandı Sokak Kedisi ve onu Palmaris'e geldiğinden beri hiç görmediğini fark etti. Yüzü endişeyle buruştu. Ayla gibi bir şey var mıydı gerçekten, yoksa anısı yalnızca bir hayal miydi? Eğer varsa, o zaman anısı doğruydu, o zaman kaybettiği hayatına ait bir imge daha bulmuştu. Hemen Yol'a dönmeyi ve bu Ayla'yı soruşturmayı düşündü, ama konsantrasyonu keskin, metalik bir sesle bozuldu. Biri oluktan yukarı tırmanıyordu. Kedi fazla korkmadı -tanıdık bir yüzün çatının kenarında belirdiğini görene kadar. "Ah, güzelim," dedi bardaki sarhoş. "Demek benimle buluşmak için buraya çıktın." "Git işine," diye uyardı Kedi, ama adam çatının kenarından yukarı yuvarlandı ve doğrulmaya başladı. "Ah, işimi göreceğim," dedi adam ve Kedi bir başka adamın daha oluğa tırmandığını duydu ve başının dertte olduğunu fark etti. Üçü birden kızı takip etmişlerdi ve kız ona ne yapmayı düşündüklerini biliyordu. Genç kadın adı kadar hızlı sıçradı ve dizini kuvvetle sarhoşun göğsüne indirerek adamı çatıya devirdi. Uzanan ellerini tokatladı, sonra iki kez suratına vurdu. Sonra doğruldu, başını çatının kenarından uzatan ikinci saldırMis» UVM'Î' '55 vüzüne indirdiği tekmeyle karşıladı. Adamın başı geriye dev\A- bir şey söyleyerek itiraz edecek oldu ve Kedi onu çenesinden yine tekmeledi. Adam inleyerek karanlığa düştü, bütün ağırlığıyla sonuncu

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Hamın üzerine devrildi, sonra ikisi hızla taşların üzerine indiler, iki tekmeyle iki kişiyi yenmişti, ama fazla uzun sürmüştü. Kedi ilkine dönerken, sarhoşun kolları bedenine dolandı ve göğsünde kilitlendi, sıkı sıkı kavradı. Kız adamın sıcak nefesini ensesinde hissetti, ucuz biranın kokusunu aldı. "Sakin ol, güzelim," diye fısıldadı adam. "Mücadele etmezsen daha çok hoşuna gider." Adam kızın kulak memesini ısırdı, ya da ısırmaya çalıştı, ama kız kafasını hızla adamın yüzüne vurarak onu sersemletti. Sokak Kedisi'nin geçmişinden hatırladığı bir anı, bir imge, ya da isim değil bir duyguydu, derin, hayal kırıklığı dolu bir öfke. O anıyı orada, Palmaris'teki Kardeşlik Yolu'nun çatısında salıverdi. Bütün gözyaşlarını, bütün yanıtlanmamış çığlıklarını salıverdi, onları sarhoşun daha önce hiç görmediği türden bir şiddete yönlendirdi. Kızın elleri adamın kollarını pençeledi; bir kolunu kendi bedeniyle sarhoşun kolunun arasına soktu ve kıvrılarak bacaklarını gevşetti. "Mücadele edersen daha çok eğlenebiliriz!" diye ciyakladı sarhoş, ama dikkat etmemiş, genç kadının yüzünün, sıktığı ellerine fazla yaklaşmasına izin vermişti. Sokak Kedisi dişlerini adamın parmağına geçirdi ve kuvvetle ısırdı. Ah, seni orospu!" diye bağırdı adam ve kıza vurmak için diğer elini kaldırdı. Ama kavrayışını gevşetmişti ve Kedi döndü, eğildi, darbeyi mzunun arkasına kabul etti, hatta duygu karmaşası içinde hisset156 R. A. Sa|Vat0re medi bile. Doğrulurken döndü, yaklaştı, adamın yüzünü tırmala di, gözlerini çıkarmaya çalıştı. Adam kızın ellerini çekip iki yan açtı ve kız açıklığı kullanarak adama yine kafa attı. Kedi ellerini kurtardı ve adamın saçını yakaladı. Adam kızın kafasını yanını yumrukladı, ama kız vahşi bir çığlık atmakla yetin. di ve iki eliyle hızla asılırken, sıçrayıp dizini kaldırdı. Dizi adamın yüzüne indiğinde kemik çatırtısını duydu. Adamın başı sekti ve sonra adam geriye devrildi, ama Kedi'nin daha onunla işi bitmemişti. Hızla, bağırarak yaklaştı, dizini boğazına gömdü. "Yeter!" diye sızlandı adam boğularak. "Seni rahat bırakacağım." Bunun önemi yoktu; Kedi onu rahat bırakamazdı. Ona bir dizi ağır yumruk attı, tekmeledi, ısırdı, pençeledi. Sonunda adam perişan halde, bir düzine yarasından kanlar akarak ayağa kalkmayı başardı ve çatının kenarına atıldı ve balıklama aşağıya daldı. Çatıda onu takip eden Kedi sokakta ışık olduğunu fark etti. Adamın arkadaşlarından birinin oluktan tırmanmasını bekleyerek, umutla kenara yaklaşü. Ama şaşkınlık içinde kalakaldı. Sarhoş kıpırtısız yatıyor, yumuşakça inliyordu. Yaralarından ve kırık kafasının yanından kan akıyordu. Kızın tekmelediği adam da yerdeydi, sırtını karşıdaki binanın duvarına vermiş, bir eline yaslanmış, diğeriyle incik kemiğini tutarak oturuyordu. Düşünce bacağını kırmıştı; Kedi adamın derisinden fırlayan kemiğin çentikli ucunu görebiliyordu. Üçüncü sarhoş kalkmış, ellerini başının üzerine kaldırmış, Kedi'nin altındaki duvara dönük duruyordu. Bir kılıcın ucu adamın sırtına değiyordu. "Bir çığlık duydum," dedi Yol'daki yakışıklı adam, açık kahve-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


rengi gözleri ışıldayan, bembeyaz bir gülümsemesi olan. "Sen g1' der gitmez çıktım," diye açıkladı, "mekanda izlemeye değer hıÇ' iblisi" UY»"* 157 şey kalmamıştı." jj banının yüzüne hücum ettiğini hissetti. "Kahraman olduğumu kanıtlayacaktım," dedi adam, kılıcını ., D oenç kadını selamlayarak. "Ama öyle görünüyor ki, asıl kurtardığım bu üçü olmuş!" Sokak Kedisi'nin bu centilmene nasıl yanıt vermesi gerektiği , nUSUnda en ufak bir fikri yoktu. Öfkesi sönüp gitti ve sokağa rtını dönüp karanlık çatının yalnızlığına döndü. Birkaç huzursuz dakikadan sonra adam ona seslendi, ama kız vanıt veremeden bir kargaşa sesi duydu. Graevis ve başka pek çok kişi sokağa doluşuyordu. Sokak Kedisi onlarla yüzleşmek istemiyordu. Utanıyordu ve yalnız kalmak istiyordu. Bunun mümkün olmadığını fark etti, ayrıca Palmaris'in yarısı çılgınca onu ararken binanın diğer yanından aşağıda kayamazdı. Derin bir nefes aldı ve oluğa yaklaştı, sonra aşağı indi, kimseyle göz göze gelmedi, Pettibwa'yı bulur bulmaz kucağına atıldı ve onu odasına götürmesi için yalvardı. 12 YELKOPARAN Saatlerin sonu yoktu, şafaktan önce kalkmışlardı ve geceyansı geçene kadar da yatmayacaklardı. Avelyn, Quintall, Pellimar ve Thagraine Biraderler dört saatlik uykuyla hayatta kalmayı, hatta kendilerini geliştirmeyi öğreniyorlardı. Derin meditasyon türleri öğreniyorlardı, böylece yirmi dakikalık bir ara, eğitimlerine daha saaüerce devam etmelerini sağlayacak dinlenmeyi sağlıyordu. Gün boyunca kendi sınıf arkadaşlarıyla ders görüyor, dini görevlerini ve kendilerinden beklenenleri, manastırın günlük işlevlerini, dövüş tekniklerini öğreniyorlardı. Akşam duasından sonra eğitim kutsal taşlara dönüyordu -toplama süreci, toplamanın hemen ardından hazırlama ayini, her taş türünün muhtelif büyü özellikleri. Ek olarak dördü de deniz hakkında ders alıyor, Tüm Azizler Koyu'nun kaba, buz gibi dalgalarının üzerinde sallanan küçük teknede saatler geçiriyorlardı. Avelyn dövüş ve denizcilik konularında üç yoldaşıyla boy ölçüşemiyordu; ve genç keşiş din eğitimi konusunda gittikçe daha büyük hayal kırıklığına uğruyordu. İçine işlenen her ayinle birlikte gizeminden biraz daha kaybediyormuş gibi geliyordu; ve bu yüzden kutsallığından da bir parça yitiriyordu. Tann'nın on beş Kutsal Emri, erdemlilik kuralları, gerçekten Tann'nın esinledıg1 kurallar mıydı, yoksa yalnızca medeni bir toplumda düzeni sağ'3' mak için mi konmuştu? Gün battıktan sonra gördüğü eğitim ° iblisi* Uv»«î' 159 bu tür sorular Avelyn'i mahvederdi. Çünkü genç adam HalTasları'nda ideallerinin tatmin olduğunu görüyordu. Taş büyüin Bİzemleri insani kontrol ve düzen arzusuyla açıklanamazAvelyn için bu taşlar gerçekten de Tanrı'nın armağanıydı, centjn büyüsü, ebedi yaşam ve ihtişam vaadiydi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Gündüzün zalim saatlerine, Quintall'a yenildiği dövüşlere bu vüzden tahammül etti. Üçüncü senenin başında dördü arasındaki kıskançlığın düzeyi gözle görülür ölçüde artmaya başladı. Avelyn ve Thagraine resmen Hazırlayıcı, kiralanan gemiden ayrılıp Pimaninicuit Adası'na çıkacak, taşları toplayıp hazırlayacak iki kişi olarak ilan edilmişti. Quintall ve Pellimar gemide kalacak, adaya yalnızca seçilmiş iki kişiden biri kaybedilirse çıkabileceklerdi. Tanrı'nın 821. Senesi'nde, taş yağmurlarının gerçekleşeceği senede deniz yolculuklarının güvenli olacağı düşünülmüyordu ve yedekler gerekli olabilirdi. Savaş sanatlarında dördünün içinde en iyileri Quintall'dı. Adam inanılmaz ölçüde güçlüydü, gürbüz bedeni ve alçak ağırlık merkezi Avelyn'i durmaksızın cezalandırmak için ihtiyaç duyduğu kaldırma gücünü sağlıyordu. Birden çok kez, uzun ve sıska Avelyn, Quintall'ın kendisini öldüreceğine ikna olmuştu. Pimaninicuit'e çıkmanın daha kolay yolu var mıydı ki? Bu düşünce nazik Avelyn Desbris için epey altüst ediciydi ve QuintalPın öfkesinin, gürbüz, şiddet dolu adamın değil de kendisinin Pimaninicuit için daha iyi bir seçim olduğunu kanıtlamaktan başka işe yaramamasının ironik olduğunu düşünüyordu. Avelyn birbirlerinin yerlerinde olsalar, o değil de Quintall adaya götürülecek olsa adamı bütün yüreğiyle destekleyeceğini, yolculuğa çıkmasına izin vermelerinde teselli bulacağını, öğrencileri kendisinin degil üstatların daha iyi değerlendireceğine inanacağını yürekten kılıyordu. Dahası, geceleri ve özellikle seçilmiş öğrencilerin taşlara ^okunduğu durumlarda Avelyn Birader doğru seçim olduğunu ı6o R- A. Salvit0re kolaylıkla kanıtlıyordu. Dördüncü senede üstatlar dahil hiç kimSe taş büyüsünü Avelyn'den daha eksiksiz, daha çabasızca kullana_ mıyordu. Şüpheci Üstat Siherton bile, bir insan olarak Avelyn hakkında hâlâ tereddütleri olsa bile, adamın Pimaninicuit için e açık seçim, Tann'nın işaret ettiği seçim olduğunu itiraf etmek zorunda kalıyordu. Siherton Quintall ile sıkı bağını koruyordu ve genç adamın da dahil edilmesi için lobi yapıyordu -Thagraine'in yerine, Avelyn'in değil. Üçüncü senede, Üstat Siherton Tann'nın 816. Senesi sınıfındaki iki rakip arasında arabuluculuk yaparak paha biçilmez olmuş, Quintall'ı Avelyn'e duyduğu kıskançla azaltması için kandırmaya çalışmıştı. Tann'nın 821. Senesi'nin ilk üç ayı Aziz Saf-Abelle'de heyecan ve beklenti doluydu. Hemen her gün -hava genç keşişlerin dışarı çıkabileceği kadar sakinse- öğrenciler tekrar tekrar Tüm Azizler Koyu'nun karanlık sularına bakıyor, gelip geçen buz dağlarına başlarını sallıyorlar, ama her zaman fazla sürmeyeceğini söylüyorlardı. Sonu bahar gündönümünü getiren üçüncü ay olan Bafway yaklaşırken fısıltılar kiralanan geminin kare yelkenlerini ilk kimin göreceğine ilişkin bir yarışmaya dönüştü. Bafway uzun, olaysız bir ay oldu. Bahar gündönümü geçti ve ne zaman hava iyileşiyor gibi görünse bir başka soğuk dalgası Alpinador'dan aşağı esiyor, Tüm Azizler Koyu'nun sularını köpüren, tehditkar dalgalara dönüştürüyordu. Dördüncü ay, Toumanay kayıp geçerken sessiz fısıltılar açık tartışmalara dönüştü, daha büytik biraderler, hatta bazı üstadlar da katıldı, daha deneyimli kutsal adamlar bunun gerçekten de kutsanmış bir zaman olduğunu, geminin mutlaka Aziz Saf-Abel-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


le'e doğru yola çıkmış olması gerektiğini söylüyorlardı. Geriye kalan tek sır geminin gideceği yerdi, çünkü yalnızca üstadlar ve seçilmiş dört keşiş büyülü Pimaninicuit ismini biliyordu. Avelyn Birader'in düşünceleri o ada ve önündeki uzun yolcuibli^ Üvaf'S' 161 Holüydü- Tehlikeleri düşünmüyordu bile, ama çalışmalarınp'maninicuit'e gitmek üzere yola çıkan keşişlerin pek çok se1 bir daha hiç dönmediklerini, fırtınalar, powrieler ya da Mi. okyanusu'nun büyük yılanlarının ellerine geçtiklerini bilirin Pimaninicuit'e yapılan başarılı yolculuklarda bile genellikbir va da daha fazla keşiş geri dönmüyordu, çünkü hastalık gei güvertesinde hayatın bir gerçeği idi. Bu yüzden Avelyn hedefe adanın kendisine odaklanıyordu. İncelediği metinlere bakarak kafasında yeşil bahçeler ve egzotik çiçekler canlandırıyor, çevresine rengarenk taşlar yağarken, havada ilahi bir müzik çalarken kendini bir bahçede dururken görüyordu. Taşların arasında çıplak ayak koşacak, aralarında yuvarlanacak, Tanrı'sının armağanının zevkini çıkaracaktı. Avelyn fantazisinin saçmalığını biliyordu elbette. Yağmurlar geldiği zaman o ve diğer Hazırlayıcı yeraltına saklanmış, meteor yağmuruna karşı korunuyor olacaklardı. Yağmurlar dindikten sonra bile ikili sıcak taşları ellemeden önce biraz beklemek zorunda kalacaktı ve sonra iş, durup Tanrı'yı düşünmek için fazla hararetli ve çılgınca olacaktı. Ama gerçekliğin bütün haşinliğine karşın, hayatta kalmama olasılığına karşın Avelyn o kare yelkenleri saptamak için deniz ufkunu herkesten dikkatli gözlüyordu. Ona göre bu varoluşunun doruk noktasıydı, Aziz Saf Abelle'in bir keşişinin tanıyabileceği en büyük coşkuydu, ölümden önce Tanrı'sına en yakın olacağı zamandı. iki direkli bir gemi belirdiği, dalgalı sulardan Aziz Saf Abelle'in korunaklı sularına kaydığında Toumanay yarılanmıştı. Avelyn bütan sabahı, emredildiği gibi sessizce dua ederek geçirdi ve sonunda Peder Başrahip Markwart'ın odalarına çağrıldığında öyle kötü titriyordu ki, Üstat Jojonah'ın ona destek olması gerekti. Avelyn Ve Jojonah geldiklerinde diğer üç seçilmiş çoktan geniş ofisteydi162

Salv, R. A. »'Or6 ler. Aziz Saf Abelle'in bütün üstatlarıyla Peder Başrahip Avelyn'in tanımadığı, biri uzun boylu ve ince, diğeri daha kıs ama ikisi de yaşlı iki adam da oradaydı. İkinci adam o kadar s kaydı ki Avelyn bir aydır yemek yeyip yemediğini merak etf Uzun boylu adamın geminin kaptanı olduğunu hemen anlad Adam bir üstünlük havasıyla duruyordu, pozu mükemmeldi eli yaldızlı kılıcındaydı. Kulağından çenesine kadar uzanan çirkin yara Avelyn'e bir şekilde pek kahramanca geldi ve kılıksız arkadaşının aksine adam, düzenli, ince ağzının yanlarından uzanıp yu-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


kan kıvrılan bir bıyık dışında temiz traşlıydı. Gözleri koyu kahverengiydi, o kadar koyu ki gözbebeği iristen zar zor ayırt edilebiliyordu; saçları uzun, siyah ve kıvırcıktı ve bir kolunun altına siperi yukarı kıvrılmış, bir yanında tüyü olan bir şapka sıkıştırmıştı. Giysilerinin kalanı yıpranmış ama zengindi, özellikle de altın brokar ve mücevher kakmalı kemeri. O kemer Avelyn'in dikkatini çekti; çünkü o mücevherlerden en az birinin, küçük bir yakutun süsten fazlası olduğunu sezmişti. Avelyn gözlerini dikip bakmamaya çalıştı, Aziz Saf Abelle Tarikatı'ndan olmayan bu adamın neden bir kutsal taşa sahip olduğunu anlamıyordu -hem de Peder Başrahip Markwart'm tam önündeydi. Kuşkusuz Peder Başrahip ve üstatlar mücevherin ne olduğunu fark etmişlerdi. Avelyn hemen sakinleşti; mutlaka mücevheri fark etmişlerdi ve görünüşe göre bu onları rahatsız etmiyordu. Belki, diye mantık yürüttü genç birader, taş gemiye karşılık ödeme olarak verilmişti, ya da belki tehlikeli yolculukta faydalı bir araç olarak ödünç verilmişti. Avelyn boşverdi. Daha yaşlı olan adam, Avelyn'in dikkatini yalnızca devamlı gözlerini kısması, patlak gözlerinin sinirli sinirli kişiden kişıye kayması, başının bir hindi boynuna benzeyen boynu üzerinde sallanıp titremesi yüzünden çekti. Giysileri de kendisi kadar ya§' iblisi" UVan,ŞI 163 -inüyordu; çok yerde öyle kötü yıpranmıştı ki Avelyn altınbronz teni görebiliyordu. Adam çirkin ve griydi, saçları kısa urırii kesilmişti ve sakalları bakımsızdı. Avelyn bir denizciye fra bulunan "tuzlu köpek" terimini bir kez duymuştu ve bu ada1 tanımlamak için uygun olduğunu düşünüyordu. "Ouintall Birader, Pellimar Birader, Thagraine Birader ve Avelyn Birader," dedi Peder Başrahip, her keşişi teker teker işaet ederek. Konuklarına eğilerek selam verdiler. "Sizi Yelkoparan cemisini11 kaptanı Adjonas ve yardımcısı Bunkus Smealy ile tanıştırayım." Kibirli kaptan yerinden kıpırdamadı, ama Bunkus her birine şiddetle, devrilecekmiş gibi eğildi, aslında Peder Başrahip Markwart'ın masasına çok yakın olmasaydı devrilecekti de. "Kaptan Adjonas rotanızı biliyor," diye bitirdi Markwart, "ve bunun Mirianic'teki en iyi gemi olduğuna güvenebilirsiniz." "Gelgit şafaktan bir saat sonra uygun olacak," dedi Adjonas berrak ve güçlü bir sesle -bu konumda bir adama uygun bir ses, diye düşündü Avelyn. "Gelgiti kaçırırsak bütün bir günü kaybederiz." Sert adam bakışlarını teker teker keşişlere dikerek, gemide kimin patron olduğunu daha baştan bilmelerini sağladı. "Bu hiç de akıllıca olmaz. En azından Tüm Azizler Koyu'nun güneyine dönene kadar hep hava durumuyla mücadele ederek gideceğiz. Bu kadar kuzeyde harcadığımız her gün, tamamen mahvolma olasılığını getiriyor." Dört keşiş bakıştılar; Avelyn kaptanın dileklerine karşı anlayışlıydı ve adamın soğuk, ama hakim tavrı onu rahatlatıyordu. Ama ÜÇ arkadaşının duygularını paylaşmadığını gördü; çünkü Quintall basit bir gemi kaptanının kendisiyle böyle kuvvetle konuşmasından alınmış gibi açık açık kaşlarını çatıyordu. Ani gerilimi hisseden Peder Başrahip Markwart yüksek sesle b°ğazını temizledi. "Gidebilirsiniz," dedi dördüne, "yemeğinizi er-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Ken yiyin ve odalarınıza çekilin. Bugünkü görevlerinizden ve büı6<, R. A. Salva,, tün törenlerden muafsınız. Tann'ya dua edin ve kendinizi önü nüzdeki işe hazırlayın." Sonra eşlikçileri olmadan ofisten çıktılar ve Quintall daha ka pı arkalarından kapanırken açık açık şikayet etmeye başladı. "Patronun kendisi olduğunu sanıyorsa Kaptan Adjonas'ın önünde gerçekten de uzun bir yolculuk var," dedi yapılı adam Thagraine ve Pellimar başlarını sallayarak karşılık verdiler. "Bu onun gemisi," dedi Avelyn kısaca. "Satın alınmış bir gemi," diye yanıt verdi Quintall hemen, sertçe. "Adjonas mürettebatına yapmaları için para aldıkları işi yerine getirmek üzere hükmediyor, ama bizim patronumuz değil. Bunu hemen anla. Yelkoparan'da sen ve Thagraine yalnızca Pellimar'a ve Pellimar da yalnızca bana hesap verecek." Avelyn'in buna verecek yanıtı yoktu. Yolculuktaki hiyerarşi gerçekten de bu şekilde düzenlenmişti. Thagraine ve Avelyn'in görev için Hazırlayıcılar olarak muazzam önemleri olsa da, Pimaninicuit'e gidiş ve dönüş yolculuklarında Quintall ve Pellimar'a daha yüksek konumlar verilmişti. Avelyn bunu kabul edebilirdi. Denizde, beklendiği gibi işler sıkıntılı gidecek olursa, dördü arasında fiziksel olarak en etkileyicileri olan Quintall durumla başa çıkmak için aralarındaki en hazırlıklı kişi olacaktı. Sonra Avelyn gruptan ayrıldı, Peder Başrahip'in emrettiği gibi odasına yöneldi. Koridorda epey uzaklaşmasına rağmen hâla Başrahip'in kapısından gelen şikayetler duyuyordu. Quintall ve diğerlerinin şikayetlerine bir süre daha, kendisi basit yatağının yanında diz çöktükten ve önemli dualara daldıktan sonra bile devam ettiklerini tahmin etti. Sabah ayini Avelyn'in Aziz Saf Abelle'de geçirdiği dört buçuk senede gördüğü en muhteşem olaydı. Sekiz yüzden fazla keşiŞ> Tarikat'm her üyesi, hatta artık manastırda yaşamayan, Tüm Az»' p»» uv»nl*' 165 vu'nda misyonerlik yapan seksen kadarı bile rıhtımlara disesleri ortak bir şarkıyla yükseliyordu. Manastırın çanları ler rr ,. aksızın çalıyor, yakındaki Aziz Saf Abelle köyünden merak? leviciler çekiyordu. Ayin şafaktan önce başladı, güneş suların ? prindeki ufukta pırıldamaya başladığında yoğunlaştı, sonra du1 r birbiri ardına gelirken, her şarkı bir öncekinden yüksek, sürdü, sürdü. Tahta rıhtıma gürültüyse çarpmakta olan Yelkoparan'm kayığındaki dört tayfa ayin boyunca alaylı yüzlerle oturdular. Epey eğleniyorlardı, ama kesinlikle hiç etkilenmemişlerdi. Gün aydınlanırken Avelyn otuz kişilik mürettebatın kalanının geminin güvertesine dizildiğini görebiliyordu, gemi limandan elli yarda açıkta, demirlenmiş bekliyordu. Denizcilerin bu çok önemli göreve alacakları altın -ve Peder Başrahip Markwart'ın pazarlığa kattığı başka hangi incik boncuk varsa- dışında hiç aldırmadıklarını fark etti Avelyn. Avelyn yine Kaptan Adjonas'ın kemerine kakılmış kutsal taşı düşündü ve bu düşünce onu epey rahatsız etti. Adam da mürettebatı gibi dinsiz-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


se, o zaman sebebi ne olursa olsun böyle bir taşa sahip olmamalıydı. Avelyn bunun yalnızca ilk ipucu olduğunu anladı ve uzun yolculuğun -sekiz aya yakın sürmesi bekleniyordu- fiziksel olarak ve daha pek çok açıdan zorlu geçeceğinden şüphelenmeye başladı. Kaptan yardımcısı Bunkus Smealy ayini şafaktan bir saat kadar sonra kesti ve aksi sesiyle, "Gitme zamanı," diye seslendi. Gemiye en yakın duran Peder Başrahip Markvvart adama bak' s°nra aniden sessizleşen topluluğa döndü. Siherton'a işaret et11 ve şahinsi üstat dört seçilmiş biraderi rıhtımın kenarına götüru- 'Tanrı'nın lütfuyla gidin," dedi her birine, sallanan kayığa "n atarken. Avelyn kenardan aşağı düşecek oldu ve bacağını ı66 R. A. Sa|V4t0re rıhtımın kenarına çarptı. Quintall ile Siherton'un bakıştığını örd" Quintall tiksinmişe benziyordu, ama Siherton tavizsizdi, kıza Quintall'a görevlerinin kişisel duygularından daha önemli oldus, nu sessizce hatırlatıyordu. Avelyn o bakışı ve sonra Quintall'ın yanıt olarak üstadına fir lattığı bakışı izledi ve anladı ki, Quintall ondan ne kadar nefret etse, ne kadar kıskansa da, adaya gidip dönerken onu ne pahasına olursa olsun koruyacaktı. Ya da en azından adaya giderken. Şarkılar limanda peşlerinden geldi ve Quintall Yelkoparan'm güvertesine çıkan merdivende başı çekti. Kaptan Adjonas sert bir ifadeyle orada bekliyordu. "İzninizle, bayım," dedi Quintall ifadesiz bir sesle, emredildiği gibi. Adjonas kısaca başını salladı ve Quintall, peşinde üç keşişle yanından geçti. Avelyn bir süre küpeştede kaldı -kıç güvertesini çevreleyen, bel yüksekliğinde süslü bir korkuluk- ve coşkulu bir şarkıyla yükselmiş sesle solarken Aziz Saf Abelle'in duvarlarının küçülmesini izledi. Kısa süre sonra kıyının çentikli tepeleri gri bir bulanıklığa dönüştü ve korunaklı limanda ana direği yüksek ve etkileyici görünen Yelkoparan, engin Mirianic'in baskın gücü karşısında cüceleşti, gerçekten de minik görünmeye başladı. »3 UZUN, ÇOK UZUN BİR YOLDA HIZLA KOŞARKEN Karın ayaklarının altnda çıtırdadığını duyunca Elbryan yerinde dondu. Nefesi yavaş ve düzenli çıkıyordu ve bu duygunun gergin bedeninin tamamına yayılmasına izin verdi; kasları gevşedi, sağlam bir uyum, daha mükemmel bir denge buldu. Bir sonraki yükseltinin üzerinde geyiğin omzunu görebiliyordu. Başı kalkmamıştı; alçak sesi duymamıştı. O alçak ses Elbryan'a çok yüksek gelmişti! Genç adam durup ilerleyişini değerlendirdi. Daha geçen sonbaharda, Andur'Blough Inninness'teki dördüncü sonbaharında, bu ihtiyatlı yaratığın on beş metre yakınına sokulamamıştı. Daha geçen sonbaharda son küçük kusurunu fark edemezdi bile. Elfler onu sıkı çalıştırmıştı, çok sıkı. Her gün süt taşları toplamaya devam ediyordu, ama artık her seferinde sıcak yemek yiyor, en kur-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


naz elf tuzaklarından bile rahatça kaçınıyordu. Ama artık günün kalanı ona ait değildi, çünkü elfler öğleden sonralarını ve gecenin ilk saatlerini hayvan ve bitkiler konusundaki derslerle doldurmuşlardı. Değişik bitkileri ve çoğu zaman şifalı özelliklerini ayırt etmeyi öğrenmişti. Elbryan neredeyse sessizce yürümeyi öğrenmı§tı -ama zarif elflerle karşılaştırdığında kendini hâlâ hantal buyordu! Onu izleyen hayvanların bakış açılarını anlamayı ve taı68 R. A. Sa|Vâ,0rç ntmayı öğrenmişti, böylece ormana daha iyi karışabilecekti. Dün yayı her hayvanın sezgilerinden gözlemeyi öğrendi, her hayvan.ın korkularını ve ihtiyaçlarını anladı. Bir tavşan ya da sincaba asla tehditkar olmayan bir tavırla yaklaşabiliyor, hayvanı eliyle besleyebiliyordu. Ve bir geyiğe, belki de bütün yaratıkların en ürkeğine... Açık arazide fark edilmeden geyiğin altı adım uzağına yaklaşmıştı. Yapması gereken işe, en zor altı adıma odaklandı. Çevresindeki havayı, yüzündeki hafif esintiyi düşündü. Andur'Blough Inninness'in bu kısmında kış hâlâ vardı, ama hükmünü hızla kaybediyordu. Geyik kar öbeklerinin arasında kolayca ot bulabiliyordu ve bulduğu hazine belki de onu her zamankinden daha az tetikte kılmıştı. Elbryan sırıtmasının büyümesini engelleyemedi. İçinde heves kabardı, bu sefer hayvana dokunabileceği umudu yükseldi. Bir adım daha atü, sonra bir tane daha. Çok çabuk, denge merkezini bulmak için pek az zaman bırakarak. Geyiğin başı kalktı, kulakları kıpırdayarak çevreyi taradı; Elbryan'ın gülümsemesi kayboldu. Olanca hızıyla atıldı, alçak tümseğin üzerinde koştu. Yaratığa şaplak atmak için çaresizce atılarak uzandı, ama bu şekilde yaklaşmanın Juraviel ve Tuntun'un ondan istediği şey olmadığını biliyordu. Zaferi lekeli mi olacaktı? Zaten orası tartışmalıydı, çünkü Elbryan sakıngan geyiğe dokunmaya yaklaşmadı bile. Tek bir büyük sıçrayış hayvanı uzaklaştırdı, küçük açıklığı çevreleyen ormanın dallan ve yapraklan arasında o kadar çabuk kayboldu ki, Elbryan daha doğrulamadan hayvanı gözden yitirmişti bile. Genç adam döndü ve ıslak Zemine oturdu. Juraviel hemen ya" nına geldi, elf sırıtarak başını sallıyordu. "Elu touiseP dedi Juravıiblisi, UV»«'Î'

169 onr adamın sırtını okşadı. "Çok yaklaştın!" "Kontrolümü kaybettim," dedi Elbryan ümitsizce. "Sonunda ve •• ertıli anda hevesim hareketlerimi alt etti." «Ah ama asıl noktayı kaçırıyorsun," diye yanıt verdi elf. "On,-irp kontrolünü korudun ve mükemmel şekilde yaklaştın." geyiğe dokunamadım!" ..^rna hedefe yaklaştın," diye haykırdı Juraviel. "Daha yeni haşladın, genç dostum. Başarısızlığı değil zaferi düşün. Daha önce hiç bu kadar yaklaşamamıştın; ama bir kez daha deneyeceksin ve bu sefer hevesini kontrol altında tutmayı bileceksin." Elbryan elfe uzun uzun, dikkatle baktı, söyledikleri onu mem-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


nun etmişti. Bu şekilde ifade edildiği zaman, bu gerçekten de kutlanacak bir gündü. Geyiğe dokunamamıştı, bu doğruydu, ama son birkaç beceriksizce denemesiyle karşılaştırıldığında gelişimi dikkate değerdi. Genç adamın gülümsemesi genişlerken Tuntun çalılardan çıktı. Geyiğin kaybolduğu yönden geliyordu. Gidip Elbryan'ın önünde durdu ve minik elini delikanlının yüzünün önünde tuttu. Elbryan dişi elfin parmaklarında geyiğin kokusunu duydu. "Mather'in kanı," diye hıhladı Tuntun alayla, uzaklaşırken. Elbryan bu tanıdık deyişten seneler önce bıkmıştı. Destek almak için Juraviel'e baktı ve elfin sırıtmasını saklamak için elinden geleni yaptığını gördü. Elbryan derin derin iç çekti. Kazançlarını düşünmeye çalıştı. Dundalis'te herhangi bir adam, hatta kendi babası bir geyiğe o kadar yaklaşabilir miydi? Yine de Elbryan artık o insanların arasında değildi ve Andur'Blough Inninness'in elfleriyle karşılaştırdığında, fiziksel güç dışındaki alanlardaki gelişimini değerlendirince, gerçekten de kendini çömez gibi hissediyordu. Daha öğrenilmesi gereken onca şeyi düşününce, şimdiye dek öğrendiklerinı takdir etmek genç adama güç geliyordu. 7o

R- A. Sa|V4t0re Juraviel elini uzattı ve Elbryan tuttu, ama aslında elf iri yan acj mm kalkmasına yardım etmek için pek az şey yapabilirdi. Elbr yan'ın bedeninde pek az çocukluk kalmıştı. Bir doksan boyunda uzun boylu ve kaslıydı ve yüz beş adet yağsız, güçlü kilo onu ortalama bir elften üç kat daha ağır kılıyordu. Juraviel ve diğerleri güçlü olmadığından değil; bir elfin minik bedeninde ne kadar kuvvet taşıdığını görmek Elbryan'ı hep şaşırtıyordu; kılıç derslerinde, bir talim kılıcının darbesinde sık sık hissettiği bir kuvvet! Birlikte, Tuntun yakında ama rahat bir şekilde -hem kendisi hem Elbryan için- görüş alanının dışında, ikili büyülü vadinin güney ucuna, Andur'Blough Inninness'te kışın hiç hükmedemediği bölgeye yürürken günün güzelliğinin tadını çıkardı. Rahatça gevezelik ettiler, daha çok Juraviel konuştu, şu ya da bu bitkiyi açıkladı, yara sarma yollarından bahsetti, sonra konuyu Elbryan'ın performansına getirdi ve geyiğe şaplak atmak konusunda nerede başarısız olduğunu açıkladı. Juraviel'in yöntemi, büyüleyici ve sürükleyici konuşma yöntemi buydu. Elbryan bunun, bu günlük gevezeliklerin, esprili ve zevkli konuşmaların eğitiminin en önemli kısmı olduğunu fark etmiyordu bile. Kafa karıştırıcı, sık sık dallanan, daireler çiziyormuş gibi görünen, görünür sonuna varana kadar oracıkta bitiverecekmiş gibi görünen patikalarda yürüdüler. Elbryan bu bölgede hâlâ yönünü bulamıyordu, ama gittikçe daha çok anlıyordu. Juraviel sık sık onun başı çekmesine izin veriyor, yanıldığı yerlerde düzeltiyordu -ki artık o kadar sık olmuyordu bu. Kısa süre sonra ikili Caer'alfar, Elfyuvası denen küçük vadiye geldiler. Burası sık çimenler ve ağaç sıraları, yerin yukarsındaki dallara inşa edilmiş evlerin bulunduğu bir yerdi. Burası çiçekler ve şarkıların yeriydi, ormanın o kadar sık olmadığı, gökyüzünün pek çok noktadan görülebildiğ1 bir yer. Burası Andur'Blough Inninness'i günışığında örten sisin merkeziydi. Ama yine de Caer'alfar nadiren örtülüyordu; gri frat" iblisi" UY»™* 171

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


, burası dışında hiçbir yerden fark edilmeyen küçük bir 12 -y kalıyordu, böylece elfler güneşin ve yıldızların tadını çıkarabiliy°rduR ıgün düzinelerce elf vardı orada, bazıları talim kılıçlarıyla 1 ırnr diğerleri dans ediyordu. Bazıları ağaçlara yaslanmış ya çaliŞ1; ' e vumuşak otların içine uzanmış, tatlı Questel ni'touel şaraplarıiciyorlardı. Orada burada içkilerin değeri ve ne kazandırmalaeerektiği hakkında tartışmalar başlıyordu; çünkü kısa süre sonra bahar kervanı yola çıkacak, bir grup elf, sınır köylerindeki gizli bağlantılarıyla görüşecekti. Huzur dolu sahne Elbryan'a ne kadar yersiz olduğunu düşündürüyordu, ama yine de bir şekilde buraya aitmiş gibi hissediyordu. Yıldönümünden bu yana Caer'alfar'a düzenli olarak geliyordu ve artık elfler onun gelip gitmesine dikkat bile etmiyorlardı. Artık bir dışarlıklı değildi -geceleri şarkılarına ve danslarına bile katılıyordu- ama yine de farklı olduğu o kadar açıktı ki. Elbryan için varoluşu tamamen yıllarca önce Dundalis'te, annesi ve babası eve arkadaşlarını davet ettiği zamanki gibiydi. Bazen Elbryan'ın geç yatmasına, hatta yatmadan önce kısa bir süre zar oyunlarına katılmasına izin verilirdi. Kendini ne kadar da büyümüş hissederdi! Ama aslında o oyunun, o grubun parçası olmazdı. Ebeveynleri ve yetişkin dostları onu, artık hoşgörülü olduğunu fark ettiği gülümsemelerle kabul ederdi. Elflerle de aynıydı. Asla onlardan biri olamazdı. O ve Juraviel sohbetlerine devam ettiler, ta ki Tuntun Elbryan'ı alayla süzerek, elini pürüzsüz yanağına ve çenesine vurarak yakınlarından geçene kadar. Elbryan anladı -Juraviel de öyle- ve e" genç adamın kendi yerine gitmesini işaret etti. Başka her şeym ötesinde, elfler bakım konusunda çok titizdi. Elbryan'ın her 8un banyo yapması, giysilerini temiz tutması ve sakalı benek beek ve düzensiz olduğundan, henüz bir erkek sakalı gibi olmadı72 R' A- s»lv4t0re ğından yüzünü traşlı tutması bekleniyordu. Bu, genç adamın W türlü hatırlayamadığı tek iş gibi görünüyordu -ta ki Tuntun kar nılmaz olarak işaret edene kadar- ama, inanılmaz ölçüde keski kenarlı elf bıçakları sayesinde traş olmak ne acılı, ne de zordu Elbryan istemeye istemeye kulübesine, kaim dallı bir karaağa cm alt dallarındaki alçak, geniş evine gitti. Tasını, havlusunu ve bıçağını aldı, ama başlamadan önce Juraviel'e bir daha ne zaman geyik kovalayacaklarını sormadığını hatırladı; hevesli genç adamın bilmeyi çok istediği bir şey. Ağaç evden aşağı kaydı ve Caer'alfar'ın çevresinden dolandı Juraviel'i karşıda bir başka elfle konuşurken gördü. Elbryan sinsi sinsi gülümsedi ve eğildi. Şaşırtması geyikten de zor tek yaratık orman elfiydi! Genç adam bütün becerilerini kullanarak ağaçların arasında ilerledi, açıklıklarda koşturarak bulabildiği yerlere saklandı. Diğer elfler, oyunlarına aldırış etmediklerinden bakmadılar bile ve Juraviel ve arkadaşı fark etmemişe benziyorlardı. Elbryan sırtını ikiliden iki buçuk metre ötedeki bir ağaca verdi ve bir sonraki hareketini düşündü. "Altı adım yaklaştı," diyordu Juraviel elf dilinde. "Belki beş. Ve geyik fark etmedi." "Aferin!" diye tebrik etti diğeri.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Elbryan neredeyse bayılacaktı. Sesin, o ahenkli ve Juraviel'inkinden tiz sesin Caer'alfar'ın ve bütün Andur'Blough Inninness'in Yüksek Hanımı Dasslerond Hanım'a ait olduğunu anlamıştı. Ve kadın ondan bahsediyordu! Elbryan nefesini tuttu, dikkatle dinledi, çünkü ahenkli dili anlasa da, dikkatli olmazsa sözcüklerin çoğunu kaçırabiliyordu. Dasslerond Hanım ondan bahsederken hiçbir şeyi kaçırmak istemiyordu. "Dövüşte de," diye devam etti kadın, "insan mirasıyla gelen hantallığın çoğunu kaybediyor; o irilikte biri kılıcı bir elf gibi kullanmayı öğrendiğinde nasıl bir güç ve zarafet birleşimi olacak. iblis1" uv 73 ıhrvan ağacın kenarından gözetledi ve JuraviePin onayla balladığmı gördü. O zaman ikiliyi hazırlıksız yakalama oyunumen unuttu ve sinsice hareket etme yeteneğini kullanahöleeden uzaklaştı ve traş olmak, kendini bir sonraki kılıç ine hazırlamak için kendi ağaç evine -gökyüzünden çok yekin bjj- evdi- döndü. Aniden kazanma arzusu hissetmeye başlama1O gecenin erken saatlerinde Elbryan, yüksek, kalın çamlarla elenmiş, yjdızlı bir gökyüzüyle örtülmüş alçak çimenliğe yürüdü Yanında yalnızca uzun, pürüzsüz bir değnek taşıyordu, tek silahı- Elf çoktan hazır, bekliyordu ve Elbryan, onu bekleyenin Tuntun olmadığını görünce rahat bir nefes aldı. Tuntun'u asla gardı düşükken yakalayamıyordu; dişi elf kılıç karşılaşmalarından zevk alıyor, genç adamı cezalandırmak için özel bir fırsatmış gibi davranıyordu. Aksi elfle yaptığı ilk birkaç karşılaşmadan sonra, Elbryan onun kendisini cezalandırmayı bu kadar çok arzu etmesinin sebebini merak etmeye başlamıştı. Kısa süre sonra kendi yaptığı bir şey yüzünden değil, yalnızca elf olmamasından kaynaklandığını fark etti. O geceki rakibi Tallareyish Issinshine'dı, elf toplumunun yaşlıca ve daha sakin bir üyesi. Sessiz bir tipti ve nadiren Elbryan ile konuşurdu, ama Juraviel'e göre Tallareyish Andur'Blough Inninness'teki en güzel sese sahipti. Elbryan daha önce onunla yalnızca bir kez, eğitiminin ilk zamanlarında, kılıç çalışmıştı ve kolayca alt edilmişti. "Bu sefer olmaz," diye mırıldandı genç adam alçak sesle ve Kararlılıkla çimenliğin ortasına yürüdü. Elften bir buçuk metre °tede durdu ve saygıyla eğildi. Tallareyish de aynı şekilde karşılık verdi. Elbryan uzun değneğini önünde yatay olarak uzattı; elf daha 1Sa 'ki değneğini, ince elf kılıcı takliderini önünde, havada çap'74 R' A- S^vlt0rft razlayarak karşılık verdi. "İyi dövüş," dedi Tallareyish, uygun başlangıç sözleri ile. "Sen de," diye yanıt verdi Elbryan ve, öfke ve kararlılıkla H lu ileri atıldı. Becerileri gelişmişti, Juraviel'in böyle dediğini duv muştu ve ne kadar geliştiğini göstermeye kararlıydı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Kurnaz bir aldatmacayla başladı, yaklaştı, sahte mızrağı, ufak tefek elfı şişlemeyi düşünüyormuş gibi uzattı ve sonra aniden durup silahını hızla yana savurdu. Elbette çevik Tallareyish'in hangi yöne döneceğini tahmin etmesi gerekiyordu ve elfın sağa kaçacağını doğru tahmin etmiş olsa da, hamlesi hedefe inmeye yaklaşamadan bir değil üç kez yana itildi. Tallareyish tahta kılıçlarını dans ettirerek, çevirerek, sekizler çizerek yaklaştı, sonra aniden, kuvvetle dümdüz atıldı. Elbryan kılıçları izleyerek tepki veremiyordu. Beklentiyle hareket etmek zorundaydı ve o da öyle yaptı, mızrağını bir elinin üzerinde saat yönü tersinde çevirdi, sonra bir daha, sonra yine saat yönünde, sonra yine aksi yönde. Elfın saldırılarını görmedi bile, ama dönen değnek kılıçlara teker teker vururken çıkan tıkırtılarda teselli buldu. "Aferin!" dedi Tallareyish bastırarak. Elbryan'ın yeşil gözleri gururla ışıldadı. Ama odağını korudu ve savunma duruşundan kurtulması gerektiğini anladı. Elflerin pellell dediği, üç katmanlı satranç maçlarından yaparak Juraviel'le uzun saatler geçirmişti ve inisiyatifi ele almanın değerini öğrenmişti. Bu noktada Tallareyish beyazı oynuyor, bastırıyordu, ama Elbryan'ın durumu tersine çevirmek istiyordu. Dönen değneği, saat yönünde sağına gitti, sonra bir kez daha, sonra bir kez daha, Elbryan her dönüşle ayağını biraz daha sağa kaydırdı. Tallareyish peşinden döndü ve sol ayağıyla bir adım atarak yaklaştı. Elbryan gerildi. Sağ ayakla bir adım daha. Elbryan uzun değneğini iki eliyle yakalayıp dönüşünü durdu iblisi" UV»"'* 175 luvla çaprazlama savurdu, sonra sol elini bıraktı, değneği "vle sağ kalçasına dayadı ve önünde ters yöne savurup, elti ta silahını uzaklaşmaya, Tallareyish'i yana doğru bir adım fin t3"1 gerilemeye zorladı. Hevesli genç adam açıklıktan bastırdı, Tallareyish'in sağında . ç ac]ım attı, sonra dönüşü hızla keserek değneğini iki eliyle aşağıda yakaladı ve geriye doğru savurdu. Değnek havayı yardı, hiçbir şeye çarpmadı ve Tallareyish'in hareketi mükemmel bir şekilde takip ettiğini, zaman harcamadan çekildiğini fark edince Elbryan'ın gözleri şokla irileşti. Elfin değnekleri hafifçe kalçasına ve dizinin arkasına inince Elbryan o kadar şaşırmadı. Bacağı boşalacak oldu, ama değneğini geniş, çılgın bir yayla süpürerek dönmeyi başardı. Tallareyish değneğin altına eğildi ve silahlarını aynı anda uzatarak genç adamın karnına yöneltti, ama ikisi de ıskaladı. Elbryan değneğinin akışını durdurup geri getirip harika bir hareketle hazır ederken elf aniden, öfkeyle atıldı. Bu hamle bir insana ya da gobline karşı işe yarayabilirdi. Ama Tallareyish değnek daha Elbryan'ın önüne gelmeden dalmıştı bile. Elf genç adamın açık bacaklarının arasından kafaüstü yuvarlandı, bağırarak dönen Elbryan'ın arkasında doğruldu, momentumunu tersine çevirdi, iki değneği omuzlarının üzerinden sapladı. Elbryan karşılık vermek için dönüyordu, ama yeterince dönemeden elfin kılıçları hızla böbreklerine saplandı. Acı dalgaları genç adamın bacaklarının boşalmasına sebep oldu. Dönmeye baŞİadı, ama bir dizinin üzerine çökmüştü ve bulanık bakışları

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Tallareyish'in yine hamle yaptığını fark etmedi bile. Bir sonraki darbe, ağır bir kesme hareketi, genç adamın kürek emiklerine indi ve yüzüstü ıslak çimenlerin üzerine yığılmasına Sebep oldu. Elbryan uzun, çok uzun bir süre, gözleri kapalı, kıpırdamadan 76 R" A' S^vit0rç yattı. Düşünceleri dönüp duruyordu. Buraya o kadar çok umun gelmiş ve öylesine kötü yenilmişti ki. "Aferin," dendiğini duydu yukarıdan -Juraviel'in sesi. Gen adam yuvarlandı ve gözlerini açtı; Tallareyish'in artık orada olma dığını, onunla konuşanın Juraviel olduğunu ve anlamadığı bir sebepten Elbryan'ı tebrik ettiğini görünce şaşırdı. "Cesetleri sık sık selamlar mısın?" diye sordu Elbryan alayla her sözcük acı yüzünden gergin çıkarak. Juraviel kahkaha atmakla yetindi. "Sizi duydum," dedi Elbryan suçlarcasma. Elf sırıtmayı bıraktı ve genç adamın sesindeki ani ciddiyeti ve hayal kırıklığını kavrayarak ciddi bir ifade takındı. "Sen ve Dasslerond Hanım," diye açıkladı Elbryan. "Dövüşte de gelişme kaydettiğimi söyledin." Juraviel'in ifadesi değişmedi, sanki Elbryan'ın ne anlatmaya çalıştığını anlamamış gibiydi. "Bunu söyledin!" diye suçladı hayal kırıklığı içindeki delikanlı. "Evet," diye yanıt verdi Juraviel. "Ama işte görüyorsun." Elbryan tükürdü, dizleri üzerinde doğruldu ve değneğini kenara attı -o anki düşüncelerine göre faydasız bir tahta parçasıydı. Ayağa kalkarken irkildi ve elini böbreklerine götürdü. "İşte görüyorum," diye onayladı Juraviel, "Tuntun dahil herkesin inandığından daha iyi dövüşüyorsun." "İşte görüyorsun," diye düzeltti Elbryan sertçe, "ot tükürüyorum." Juraviel yüksek sesle kahkaha attı. Genç adamın kahkahayı takdir etmediği açıktı. "Üçte iki," dedi elf. Elbryan anlamadı, başını iki yana salladı. "Tallareyish'in manevrası," diye açıkladı Juraviel. "Bacaklar1' nm arasından yuvarlanması. Üç denemenin ikisinde işe yarar, ||tf> ^anlŞ' 77 mutlak felaketle sona erer." üçüncü ı Pihrvan sustu ve düşündü. Kendine kalan şans hoşuna gitme• ? ^yalnızca üçte bir- ama Tallareyish'i böylesine çılgınca bir leve zorladığını düşünmek -ve bu derece başarısızlık riski ? eren bir hamle gerçekten de çılgıncaydı- onu şaşırttı. «Ye işe yarayan iki seferin yalnızca yarısı gerçek bir darbeyle nuc]anır," diye devam etti Juraviel. "Daha da kötüsü, artık bi7İm 'gölge dalışı' dediğimiz şeyi gördün ve bir daha asla, asla aynı tuzağa düşmeyeceksin." "Tallareyish endişelendi," dedi Elbryan alçak sesle. "Tallareyish neredeyse yeniliyordu," diye onayladı Juraviel. "Değneğini kalçanda çevirmeyi mükemmel şekilde basardın ve

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


adım zamanlaman kusursuzdu. Seni takip ederken bile Tallareyish dengesini yitirdi; geçerken indirdiği darbelerin zayıf olmasının sebebi buydu. Dönüşün ve onu izleyen darbeler en azından yakın dövüşü gerektirecekti ve hiçbir elf senin cüssene ve gücüne sahip birisiyle yakın dövüş yapmak istemez." "Bu yüzden daldı," diye bitirdi Elbryan. "Zaten sendeliyordu," diye açıkladı Juraviel. "Ve senin kuvvetli savunuşunun onun başının üzerinden geçmesini sağlayan yalnızca o sendeleme oldu." Elf güldü. "Darbe hedefini bulsaydı, korkarım Tallareyish hâlâ yüzüstü meydanda yatıyor olacaktı!" Elbryan gülümsemeyi başardı. Neredeyse kazanacağını düşünmek! Çevik elflerden birinin dengesini bozduğunu düşünmek! "Kılıç çalışmalarına ilk başladığımızda Caer'alfar'daki her elf seni kolaylıkla, çaba bile göstermeden yenebilirdi," dedi Juraviel. Her gece sana rakip bulmak için kura çekiyorduk, çünkü TunUn dışında hiç kimse seninle dövüşerek zaman harcamak istemiyordu." Elbryan güldü, Tuntun'un attığı dayaklardan zevk aldığını uymak onu şaşırtmamıştı. 78

R. A. Sâ|Vit0re "Artık rakiplerini dikkatle seçiyoruz, sana değişik dövüş teu

nikleri gösteriyoruz, sana en büyük meydan okumayı sunaca6m inandığımız teknikleri. Çok yol aldın." "Daha gidecek yolum var." Juraviel buna itiraz etmedi. "Konuşmamı duydun," diye karş^ lık verdi. "Potansiyelinden bahsederken Hanımımız abartmıyor. du, genç dostum. Büyük gücün ve elf kılıç dansı tarzınla dilediğin insanla, elfle, goblinle, fomoryanla karşılaşabilirsin. Henüz yalnızca dört sene ve bir mevsimdir bizimlesin. Zamanın var." Son cümle Elbryan'a tuhaf bir duygu verdi. Nazik ve iyimser sözler için minnettardı ve Tallareyish'in karşısındaki yenilgisine rağmen kendini çok daha iyi hissediyordu. Ama artık bir şey onu çekiştiriyor, huzursuz ediyordu. Sırada onun için ne vardı? Elbryan elflerle geçirdiği hayatının daimi olacağını düşünmeye başlamıştı, ölümlü hayatının kalanını Andur'Blough Inninness'te geçireceğini düşünmüştü. Büyülü vadiden ayrılma, belki bir kez daha kendi türünün arasında yaşama fikri onu korkutuyordu. Ama aynı zamanda merakını uyandırıyordu. Aniden dünya gözüne çok daha geniş göründü. 14 JILLY Sokak Kedisi, sözde kurtarıcısı ertesi hafta yine Yol'a geldiğinde biraz şaşırdı ve utandı. Ama beyefendi ona doğrudan yaklaşmadı, gülümseyerek bakmadı, ya da genç kadının kendini huzursuz hissetmesine sebep olacak yorumlar yapmadı. Kedi mesafesini korudu, bir iki kez çekinerek gülümsedi, ama daha çok başka tarafa baktı. Bir yanı yakışıklı adam döndüğü için çok memnundu, ama diğer bir yanı, çok büyük bir parça bu dunundan çok rahatsızdı. Artık on altısını bitirmek üzereydi, görünüşü bütün çocuksuluğunu yitirmişti ve yakışıklı adam onda ilgi çekici, sıcak düşünceler uyandırıyordu. Adam kenarları sarkık beresini Kedi'ye doğru eğerek, açık kahverengi gözleri neşeyle ışıldayarak erken saatlerde çıktı ve genç kadın bu ikinci görüşmenin bu kadar çabuk bitmesi yüzünden hem rahatladı, hem altüst oldu. Ama boşverdi ve işine baktı

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


yabancıyı bir daha düşünmedi. Adam ertesi hafta Yol'a yine geldi. Yine nazik, mükemmel bir beyefendiydi, Kedi'ye kendini selamlaması için bile baskı yapmıyordu. Ama bu sefer onu daha yasından izledi ve kız ne zaman bakışlarına karşılık verse, gözleri dikkatle irileşti. Niyeti gittikçe daha açık oluyordu. O gece odasında yalnız kaldığında, Sokak Kedisi adamı düı8o R- A- S^va,0re şüncelerinden uzaklaştırmakta güçlük çekti. Gelecek yıllarda K ı ki Pettibwa ve Graevis'ten uzak yaşamının neye benzeyebilec?-' ni merak etti. Kardeşlik Yolu'nda çalışmadan geçirilen bir yaşa hakkında hayal kurdu, kendine ait bir evde, kendi çocuklarıyl geçireceği bir yaşam. Bu fikir onu kaçınılmaz olarak kendi çocuk iuğuna, annesine dair imgelere götürdü... Sokak Kedisi, rahatsız edici yarım anıları kulağından silkeleyin çıkarmaya çalışır gibi başını şiddetle iki yana salladı. Aniden hayal şimdiki hayatıyla hiç ilgisi olmayan korkunç bir şeye dönüştü. Onun yeri Yol'du, Graevis ve Pettibwa'nın yanı. Burası yuvasıydı ve henüz fark etmemiş olsa da, burası yüzleşemeyeceği kadar korkunç anılara karşı kalkanıydı da. Ama yakışıklı beyefendi iki gece sonra yine geldi, sonraki hafta yine, ve kaçınılmaz şekilde kalbini belli bir garson kızın çaldığı yolunda fısıltılar başladı. Sokak Kedisi fısıltıları ve yan bakışları fark etmemiş gibi yapmaya çalıştı, ama neşeli, kurnaz kurnaz sırıtan Pettibwa, Kedi'nin bakışlarını yakalayıp birden fazla kez adama doğru başını salladı. "Benim için pencerenin yanındaki masada oturan adamın servisini yapar mısın?" diye sordu entrikacı kadın sık sık, hep sudan bir bahaneyle. Sokak Kedisi reddedemiyordu, ama adama gerçekten soğuk bir tavırla yaklaştı, ne istediğini sordu ve anlamlı anlamlı, yalnızca yiyecek ve içecekten bahsettiğini belli etti. Beyefendi yine genç kadını yine zorlamadı, yalnızca biraz şarap sipariş etti. Sonraki hafta da meyhanedeydi ve bu sefer genç kadına biraz kızmış görünen Pettibvva, adama Kedi'nin servis yapacağını söylerken daha dolaysız konuştu. Pettibvva'nın kısa süre sonra Yol'dan çıkması ve Grady ile dönmesi genç kadının cesaretini daha da kırdı. "Gereğinden fazla sürdü, bana sorarsan," dediğini duydu Keiblisin UV*"'*' 181 H nın oğluna. Grady kahkaha attı ve doğrudan Kedi'ye bak<y hemen annesinin yanından ayrıldı, Kedi'nin elini yakaA ve meyhanenin daimi müşterisi olan adama doğru sürükledi. Kedi müşterilerin yarısının izlemekte ve gülümsemekte oldukn) neler olup bittiğini açıkça anladıklarını görünceye dek, kendini geri çekerek direndi. Kedi elini Grady'ninkinden kurtardı. "Önden git, o zaman," dimırıldandı sertçe, sanki Grady onu fıçıteknesinin iskele tahtasında yürüten bir powrie kaptanmış gibi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Beyefendi yaklaştıklarını fark edince Grady'yi tanıyarak gülümsedi. "Selamlar size, Bay Bildeborough," dedi Grady, yerlere kadar eğilerek. "Benden de size, Bay Chilichunk," diye yanıt verdi Bildeborough, ama yerinden kalkıp eğilmeye zahmet etmedi: "Sanırım benim..." Grady doğru sözcüğü arayarak duraksadı ve hırsla kızaran Kedi onun ensesine vurmak istedi. "...kız kardeşimle tanıştınız," diye bitirdi Grady. "Evlatlık, elbette." "Elbette," diye onayladı Bildeborough. "Senin kanından olamayacak kadar güzel!" Grady'nin dudakları kaybolmuş gibi göründü, ama gerçekten de onunla Sokak Kedisi arasında hiç benzerlik yoktu. Genç kadın, basit garson kıyafeti içinde bile inkar edilemez derecede güzeldi. Saçları uzun ve altın rengiydi, gözleri şaşırtıcı ölçüde berrak ve zengin bir mavi tonundaydı, teni ipek gibi pürüzsüzdü ve hafifçe bronzlaşmıştı. Kızın bütün uzuvları mükemmel bir uyum içindeydi -burnu, gözleri ve ağzı orantılıydı, bacakları, kollan uzun ve inceydi, ama sıska değildi. Dengeli adımları da bu algıyı 8uÇiendiriyordu, çünkü rahatça, akıcılıkla yürüyordu. Adı Sokak Kedisi," dedi Grady, genç kadını bir parça horgöIÖ2 R' A

Salv«0r,

rüyle süzerek. "Ya da en azından babam Graevis'in onu eve al ken verdiği isim bu." "Yetim mi?" diye sordu Bildeborough, içten bir şekilde arı) yışlı görünerek. Kedi başını salladı; yüz ifadesi beyefendiye ısrar etmemesin' söyledi ve elbette, o da öyle yaptı. "Ve Kedi," diye devam etti Grady, "seni Chasewind Malikanesinden Bay Connor Bildeborough ile tanıştırayım. Bay Bildebo rough'nun babası, Palmaris Kontluğu'nun uzak topraklarını yöne. tir ve dükten sonraki en güçlü kişidir ve elbette, ikisi de Kral'ın arkasından gelir." Kedi daha fazla etkilenmiş görünmesi gerektiğini fark etti, ama aslında toplum hakkında pek az şey onun için anlamlı olmuştu. En azından adama gülümsedi -Sokak Kedisi'nin gülümsemesi gerçekten görmeye değerdi!- ve adam sırıtarak karşılık verdi. "Tanıştırma için teşekkür ederim," dedi Connor Grady'ye, ses tonu adamın gitmesi için yalvararak. Grady buna dünden razıydı, arkasından geçerken Kedi'yi neredeyse adamın kucağına ittirdi. Grady hafifçe eğilerek selam verdi ve hızla yüzünde geniş bir gülümsemeyle izlemekte olan Pettibwa'nın yanına döndü. Kedi geriledi, omzunun üzerinden baktı ve elbisesini düzeltti. Yüzünün kıpkırmızı olduğunu biliyordu ve kendisini tam bir aptal gibi hissediyordu, ama Connor Bildeborough flört yöntemlerine yabancı değildi. "Bunca haftadır Yol'a seni bir kez daha tehlikede bulmayı umarak geldim," dedi adam, Kedi'yi tamamen hazırlıksız yakalayarak. "Ne harika bir dilek," diye yanıt verdi genç kadın alayla. "Eh, yalnızca seni kurtarmaya gönüllü olduğumu kanıtlama» istiyordum," dedi Connor. Kedi yüzünü buruşturmamayı başardı. Gururu bu lutüfkar W5'

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


M* U^'5' 183 ,. etrniyordu -o asla birinin korumasına ihtiyacı olduğunu 9 .. mernişti- ama kendini savunma refleksini kontrol etmeyi . aşardı, bilinçli olarak kendine bu adamın onun kötülüğünü Cmediğini hatırlattı. "Böyle olması gerekmez mi?" diye sordu Connor neşeyle, şab nın yarısını masanın üzerindeki boş bardağa boşaltıp Kedi'ye, , nUz yudumlamadığı esas kadehi uzatarak. "Hainlerin yakaladı- oenç kadın cesur kahraman tarafından kurtarılmaz mı?" Kedi adamın ses tonunu yorumlayamıyordu, ama kendisiyle alay etmediğinden kesinlikle emindi. "Saçmalık," diye devam etti Connor. "Belki de başımı biraz belaya sokup senin beni kurtarmanı beklemek için geliyorumdur." "Peki neden böyle bir şey yapmak isteyesin?" Kedi bu sözleri söylediğine inanamıyordu, ama Connor yürekten bir kahkaha atınca korkusu kayboldu. "Neden gerçekten de?" dedi adam. "Hem, senin peşine takılan üçlüye ulaşmakta geç kaldım ve o gece dediğim gibi, sana değil onlara yardımım dokunduğuna inanıyorum!" "Benimle alay mı ediyorsun?" "Sana hayranım, genç bayan," diye yanıt verdi Connor tereddüt etmeden. "Ayıhp bayılmam mı gerekiyor?" diye sordu Kedi, gittikçe daha cesur ve alaycı olarak. "Gururun tatmin olsun diye Yol'dan kaçıp gönüllü serserileri mi avlamalıyım?" Yine aynı yürekten kahkaha geldi ve bu sefer Kedi de elinde olmadan kendini Connor ile birlikte gülerken buldu. "Cesur birisin," dedi Connor. "İçinde bir yabanatı var, kuşkusuz!" Kedi'nin kahkahası, bu benzetmeyi duyar duymaz kafa karıcığına gömüldü. Karşılaştırmada bir şey, kavrayamadığı bir şey nu Çekiştiriyor, serbest kalmak için yalvarıyordu. ı8< ;' A- ^lvit0re "Özür dilerim," dedi Connor biraz sonra. "Saygısızlık etmek • temedim." Sorun bu değil, diye sessizce yanıt verdi Kedi, ama Conn0r' bir şey söylemedi. "Yürekten söylüyorum ki, yorumum erdemine atıfta bulunmuyordu, onu sorgulayamam," diye devam etti Connor içtenlikle. Kedi ona başını salladı ve gülümsemeyi başardı. "İşlerim var.." diyecek oldu. "Bittiği zaman yürüyebilir miyiz?" diye sordu Connor cesurca "Sırf adını öğrenmek için bunca hafta bekledim- bir aydan fazla oldu. Yürüyebilir miyiz?" Kedi ne yanıt vereceğini bilemiyordu. "Pettibwa'ya sormalıyım," diye açıkladı, zaman kazanmak için. "Onu onurum konusunda temin ederim," dedi Connor ve kalkacak oldu. Kedi adamı omzundan yakaladı -gücü adamı şaşırtmış gibiydi- ve yerinde tuttu. "Gerek yok," dedi kız. "Hiç gerek yok." Ona yine gülümsedi, yudumlamadığı şarap kadehini önüne it-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


tirdi ve ayrıldı. -Ah, gözlerim aşkına, ne yakışıklı adam!" diye cıvıldadı Pettibwa, Kedi'yi kısa bir süre sonra barın arkasındaki küçük mutfakta yakaladığında. Ka'dın, ağzı kulaklarında, tombul ellerini önünde çırptı. Ellerini bir kez daha çırptı, sonra Kedi'ye kemiklerini kırarcasma sarıldı. "Fark etmedim," diye yanıt verdi Kedi serinkanlılıkla, kucaklamaya karşılık vermeden. Pettibwa bir kol boyu geriye sıçradığı zaman yüzünü ifadesiz tutmaya çalıştı. "Nasıl fark etmedin?" "Beni utandırıyorsun." "Ben mi?" dedi Pettibwa masum masum. "Ah, ama kızım, kendi haline bırakılırsan kendine asla bu kadar tatlısını bulamazsı iblisi" UV*"'Î ,85 , hirbir erkek iyi değilmiş gibi davranıyorsun!" Kadın çapî\?eden = nkm goz kırptı. "Ee, Bay Bildeborough'ya bakarken karnmh'raz sıcaklık, biraz gıdıklanma olmadığını söyle de göreyim." lamayı verdi Kedi şiddetle kızararak Pettibwa'ya ihtiyacı olan bütün doğmayı verdi. "Utanmaya gerek yok," dedi kadın. "Çok doğal." Bir parmağıKedi'nin elbisesinin yakasına taktı ve aşağı çekti. Elini-iki yana sallayarak genç kadının göğüslerini silkeledi. "Peki bunlar ne için sence?" diye sordu Pettibwa. Kedi saf dehşetle bakıyordu. "Erkek yakalamak ve bebek beslemek için," dedi kadın göz kırparak. "Ve ilki olmadan ikincisi de olmaz!" "Pettibwa!" "Ah, hadi ama!" diye karşılık verdi Pettibwa. "Onu yakışıklı bulduğunu biliyorum, kim bulmazdı ki? Hem görgülü ve beline kadar altına gömülmüş. Baron'un yeğeni! Neden ama, benim Grady bile adamı övüyor ve Grady'nin söylediklerine bakılırsa adam da Sokak Kedisi'ni övüyormuş. Sana bakarken gözleri ışıldıyordu elbette ve pantolonu da üzerine biraz dar..." "Pettibwa!" Yaşlı kadın bir kahkaha patlattı ve Kedi konuşmadaki aradan faydalanarak sözlerini düşündü. Grady buna taraftardı, Pettibwa öyle demişti, ama Kedi bunun müstakbel talibinin davranışlarıyla pek az ilgisi olduğunu biliyordu. Bir asille evlenecek olsa Grady iki kez kazançlı çıkardı. İlk olarak, asil sınıfla akraba olduğu için prestij kazanırdı ve daha da önemlisi, Kedi'nin ihtiyaçları başka'arının parasıyla karşılanacağından, Kedi karlı Kardeşlik Yolu üzerinde hak iddia etmeyecekti. Bu yüzden, Grady'nin bu ilişki konusunda hevesli olmasının kedi için fazla önemi yoktu, ama Pettibwa'nın neşesini görmezen gelmek daha zordu. Onca müstehcen konuşmaya rağmen ı86 R- A- Salvât0re onu evlat edinen kadının, Kedi'nin, özellikle Chasewind Malik nesi'nden Bay Conor Bildeborough gibi etkili ve yakışıklı biriyi

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


flört etmesi karşısında gerçekten heyecanlandığını görebiliyordu Kedi ne düşünüyordu? Asıl soru buydu, gerçekten örıemlj olan tek soru, ama genç kadın olaylara o şekilde bakamıyorcju. şu an değil, Pettibwa her zamankinden daha büyük bir neşey]e gülümserken değil. "İşim bittiği zaman onunla yürümemi istedi," diye itiraf etti Kedi. "Ah, elbette!" dedi Petübwa, "Ve seni öpmeye kalkarsa, ona izin ver," dedi Kedi'nin yanağına dokunarak. "Ama bunlar," diye devam etti Pettibwa, parmağını yine Kedi'nin yakasına takıp göğüslerini silkeleyerek, "bunlar biraz bekleyecek." Kedi yine kızardı ve bakışlarını kaçırdı, ama indirmedi. Son zamanlarda, on altıncı doğum günü geçtikten hemen sonra, göğüsleri gelişmişti ve güzel, kadınsı şekline ancak katkıda bulunuyor olsalar da, Kedi onlarla kendini rahat hissetmiyordu. Kızın bir başka yanını temsil ediyorlardı, kadınsı yanını, tensel, cinsel yanını- Kedi'nin özgür ve çocuksu ruhunun henüz kabullenmeye hazır olmadığı yanını. Graevis eskiden onunla güreşirdi, dövüş yeteneklerini olgunlaştırmasına yardım etmişti, ama o göğüsler belirdiğinden beri adam uzak duruyordu. Sanki onlar Kedi ile onu evlat edinen babası arasında bir sınırı, artık babasının küçük kızı olmadığının bir işaretiydi. Gerçekte Kedi asla adamın "küçük kızı" olmamıştı. O bir başka adamdı, uzak bir yerde, Kedi'nin hatırlayamadığı bir yerde. Henüz büyümeye, tamamen büyümeye hazır değildi. Ama yine de yakışıklı Connor Bildeborough'nun ilgisini görmezden gelemezdi, Pettibwa'nın kalbini kırma pahasına olma2"1. Yürüyüşe çıktı ve gerçekten de harika vakit geçirdi, çünkü I*» uv*nlî' ,87 , _ sohbetinin de görünüşü kadar hoş olduğunu anladı. K^ri kızın dilediği konuya çekmesine izin vermişti ve kıza hiçnuda fazla kişisel sorular sormamaya dikkat etmişti. Kız ona , chilichunklar'ın kızı olmadığını, Graevis'e göre Yaban denen uzak bir köyde evlat edinildiğini anlatmıştı. "Bu kaantalca bir isim duydun mu?" dedi utanarak. Ondan önce nede olduğunu, ailesini ya da gerçek adını bilmediğini açıklayarak devam etmişti. Connor onu Kardeşlik Yolu'nun arkasındaki kişisel odalarının kapısında bırakmıştı. Onu öpmeye bile çalışmadı, en azından yüzünden, yalnızca elini tuttu ve nazikçe dudaklarına götürdü. "Geri geleceğim," dedi, "ama ancak sen istersen." Kız soruyu ve ne ima ettiğini düşünemeden adamın kirpiklerinin o güzel, kahverengi gözleri üzerinde kapanması karşısında büyülendi. Uzun boyluydu -bir seksene yakın olmalıydı- ve inceydi, ama bedeni eğitilirdi kaslarla sertleşmişti. Adam hafifçe dokunurken Kedi'nin içinde tuhaf duygular dolaştı, belirsizce tanıdık, ama yıllardır hissetmediği duygular. "Geleyim mi Kedi?" diye sordu. "Hayır," diye yanıt verdi genç kadın ve adamın yüz ifadesi bozuldu. "Kedi değil," diye açıkladı kız çabucak ve sonra tuhaf bir ifadeyle, "Jilly," dedi. "Jilly mi?" "Ya da Jill," diye yanıt verdi genç kadın, kafası karışmış gibi. "Jill. Jill, Kedi değil. Bana Jilly derlerdi."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Heyecanı her sözcükle arttı, Connor'ınki de öyle. "Adın!" diye bağırdı. "Hatırladın!" "Kedi değil, asla Kedi değil," dedi Jill kararlılıkla. "Jilly. Jill. Rundan eminim!" Genç adam kızı dudaklarından öpüverdi, ama özür diler gibi, erneden olduğunu, ani neşesinin sonucu olduğunu anlatmak isı88 R. A.

'Ore Salvü ter gibi hemen geriledi. Jill tek söz söylemedi. "Şu an senden ayrılmaktan kesinlikle nefret etsem de," çjedi Connor ona, "gidip Pettibwa'ya söylemelisin." Çenesini genç ka. dinin arkasındaki kapıya doğru uzattı. Jill başını salladı ve gitmeye hazırlandı, ama Connor onu omzundan yakaladı ve çevirdi. "Kardeşlik Yolu'na dönebilir miyim?" diye sordu bütün ciddiyetiyle. Jill meyhanenin halka açık olduğunu söyleyerek espri yapacak oldu, ama dilini tuttu ve sıcak bir gülümsemeyle başını sallamakla yetindi. Ardından gergin bir an geldi. Jill ve muhtemelen Connor, genç adamın kızı tekrar öpmeye çalışacağından emin değildi. Öpmedi; kızın elini iki avucuna aldı, sıcak bir tavırla sıktı, sonra dönüp uzaklaştı. Jill bundan memnun olup olmadığından emin değildi. Pettibwa haberi büyük bir sevinçle karşıladı- Jill Graevis'in verdiği ismi bıraktığını duyunca kadının üzüleceğinden korkmuştu. Ama tam tersine, kadın sevinç gözyaşlarına boğuldu. "Çocukluktan çıktığına göre sana Kedi demek uygun kaçmazdı," dedi, Jill'i kucaklayarak. Kızın üzerine bütün ağırlığıyla öyle abanmıştı ki, güçlü genç kadın ikisini birden dik tutmakta güçlük çekiyordu. Jill o gece yatağa sıcak duygularla gitti, bazıları hoş, diğerleri anlayamayacağı kadar derin ve rahatsız ediciydi. Düşünceleri gerçek adını hatırlaması ve Connor ile yaşadığı deneyim arasında gidip geliyordu. Tek bir gecede o kadar çok şey olmuştu ki! O kadar çok duygu ve anı yüzeye fırlamıştı ki. Artık adını biliyorcl Jill... ama daha çok Jilly olarak çağrıldığım biliyordu. Ve Connor ona çok yakınken hissettikleri! Böylesine serin iblisi" U^'î' 189 de nasıl bu kadar çok terleyebilirdi? ; gu duygu da geçmişinden gelmiş bir şey gibiydi, aynı anda harika, hem dehşet verici bir şey. Anlayamıyordu ve anlamayı denemedi. Artık adını biliyordu e bunun bile tek başına başka anıları getirebileceğini tahmin ediyordu. Ve artık Sokak Kedisi olmayan genç kadın böyle karmaşık duygular, saf gençlik şaşkınlığı, korku ve sıcaklığı, mutluluk ve

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


dehşet içinde en tatlı rüyalarla, en korkunç kabuslarla dolu bir uykuya daldı. »5 BAYAN PIPPIN Gemi büyük dalgaların üzerinde yuvarlanarak ilerlerken kara hızla gözden kayboldu. Deniz kokusu öyle yoğundu ki Avelyn tepesinde yüzebileceğini hissediyordu. Her anları meşguldü, halatları tekrar tekrar kontrol ediyor, donanımları düzeltiyorlardı, çünkü Yelkoparan senelerdir derin denizlere çıkmamıştı ve Kaptan Adjonas'ın endişeli olduğu açıktı. İhtiyar Bunkus Smealy keşişlere özellikle tehlikeli işler vermekten büyük zevk alıra benziyordu. Ama yaşlı deniz köpeği bu dört adamın aldığı fiziksel eğitimin düzeyini kavrayamazdı. Thagraine ve Quintall'a seren direğine tırmanmalarını emretti ve Yelkoparan'daki en hızlı denizciden daha hızlı tırmandılar. Smealy onları direğin en ucuna gönderdi ve kolayca gittiler, direkten sarktılar, donanımları düzelttiler, sonra halatlardan aşağı kayıp güvertede, kaptan yardımcısının yanında durdular. "Eh, şimdi de..." diye başladı Smealy, ama Quintall sözünü kesti. "Dikkat et, Bay Smealy," dedi keşiş sakin sakin. "Mürettebatının bir parçası sayılırız ve bu yüzden biz de..." Durdu, bakışları adamı delip geçti. Yaklaşık aynı boydaydılar, ama Quintall fazladan bir yirmi beş kilo taşıyordu ve bu kiloların her biri sert kaslardan oluşmuştu. "... mürettebat gibi çalışacağız," diye bitirdi sözünü Quintall tekinsiz bir tonda. "Aziz Saf-Abelle'in biraderlerini noriblisi Uy»"* . '9' - ettebattan fazla çalıştırabileceğin gibi düşünceler besliyor1713 aman bu düşüncelere yüzmekle ilgili olanları da ekle." 53 aly sonraki birkaç saniye içinde belki bir düzine kez göz• ı,,cfı ve elini kaldırıp gri saçlarını kaşıdı- birkaç bit öldürelerirtf Klb diye tahmin ediyordu Avelyn. Devamlı seğiren ufak- tefek acık güverteye, mürettebatın dikkatli bakışlarının ötesine, . tanm uzun boylu, azametli şekline baktı. Ouintall onun ve diğer biraderlerinin kısa süre sonra bir döise karışacağını düşündü, ama öyle olsundu. Temel kuralları hemen koyması gerekiyordu, yoksa bu gerçekten de uzun ve tehlikeli bir yolculuk olacaktı. Bu Adjonas'ın gemisiydi, Quintall'ın buna itirazı yoktu, ama manastır bu yolculuk için iyi para ödemişti ve biraderler köle olarak kullanılmayacaktı. Adjonas büyük, tüylü şapkasını keşişe doğru eğip hafifçe başını salladığında keşişler rahatladı -ama Quintall biraz hayal kırıklığına uğramıştı-: Açık bir saygı işareti. Quintall Smealy'ye dik dik baktı, ihtiyar deniz köpeği öfkeyle titriyordu. Smealy dört keşişin her birine baktı, anlaşılmaz birkaç söz tükürdü, sonra fırtına gibi uzaklaşarak öfkesini en yakındaki denizciden çıkardı. "Risk aldın," dedi Pellimar. Quintall başını salladı. "Bize sığır gibi davranmalarını mı tercih ederdin?" diye sordu. "Pimaninicuit'e varmadan ölürdük." Homurdandı ve dönecek oldu. "Hepimiz değil, belki," dedi Thagraine, Quintall'ın yerinde ka-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lakalmasına sebep olarak. Bu cesur sözler karşısında Avelyn ve Pellimar nefeslerini tutular- Pimaninicuit'e hangi çiftin gideceği konusunda keşişlerin ala bir parça kıskançlık taşıdığını fark etti Avelyn -ve kuşkusuz Thagraine. vuintall yavaşça döndü. İki uzun adım onu Thagraine'in ya«Oh 192 R'

A-

Sâ|y.

nına getirdi. "Direkten düşebilirsin," dedi açık açık, sesi cürrd bir tehdit gibi çıkmasına sebep olarak. "O zaman adaya ben derim." "Ama düşmeyeceğim." "Ve ben de seni itmeyeceğim," diye bildirdi Quintall. "ser,. kendi, benim kendi görevlerim var. Seni Pimaninicuit'e ulaştıran ğım." Avelyn'e baktı. "İkinizi de ve eğer Kaptan Adjonas ya A Bunker Smealy- ya da Yelkoparari'daki tüm diğerleri... farklı düşünüyorlarsa, Quintall'a hesap verirler." "Ve Pellimar'a," diye ekledi dördüncü keşiş. "Ve Thagraine'e," dedi adam gülümseyerek. "Ve Avelyn'e," diye eklemek zorunda hissetti Avelyn. Bağ aemen kurulmuştu ve sağlamdı, dört keşiş daha tehlikeli olma olasılığı taşıyan düşmanlar karşısında kişisel didişmelerini bir kenara bırakmışlardı. Dört yıldan fazla süredir Quintall ile birlikte çalışmış olan Avelyn, adama tamamen inandığını fark etti. Kaderin oyunuyla en güvendiği müttefiki olan Thagraine'e baktı ve Avelyn ile Quintall'dan bir sene fazla birlikte çalışmış Thaqraine'le Pellimar'ın birbirlerinin bileklerini sıkı sıkı kavramış, gözgöze durduklarını görünce gülümsedi. Gerçekten de iyi bir başlangıçtı. Üç gün kara görmediler, Yelkoparan Corona Körfezi'nin güneydoğu noktasına, doğrudan Peygamberdevesi Kolu denen bölgenin kuzey ucuna giden bir rota izliyordu. O üçüncü günde, alacakaranlık çöktükten sonra güneyde, uzakta bir ışık gördüler, ama su düzeyinin üzerinde olduğu açıktı. "Pireth Tulme," diye açıkladı Kaptan Adjonas konuklarına. "Kıyı Muhafızları." "Ne olursa olsun," diye araya girdi Pellimar, "bir kez daha kara işareti görmek güzel." "İki hafta boyunca sık sık göreceksiniz," diye yanıt verdi A iblisi" Uyanış1 193 «p^vaamberdevesi Kolu boyunca kıyıya yakın gideceğiz, • n'lS reyö A rin sulardan, doğrudan Ozgürliman ve Entel'e." ,n sonra?" Pellimar'ın sesi beklenti doluydu. «Ve sonra daha yeni başlamış olacağız," diye araya girdi Qu. kararlılıkla. İri yan adam rotalarını, Üstat Siherton'dan aldı? e\ eğitimin bir parçası olduğundan, üç arkadaşından daha iyi T rdu Böyle bir yolculuğun pek çok tehlikesi olabilirdi, ama

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


hrında en öne çıkanı zihin için olanıydı. Pellimar aşırı hevesli • rünüyordu, sanki Pimaninicuit'in Entel'e çok yakın olmasını bekliyormuş gibiydi, ama aslında Yelkoparan yaklaşık dört ayı adaya gitmek için harcayacaktı, o da rüzgarların doğru yönde esmesi durumunda. Pimaninicuit'e erken ulaşsalar bile kalan günlerini adanın çevresinde dönerek, taş yağmurlarını bekleyerek geçireceklerdi. "Sonra güneye döneceğiz," diye ekledi Kaptan Adjonas. "Kara görerek mi?" diye sordu Pellimar. Adjonas fikrin saçmalığına güldü. "Görecek tek kara Behren kıyısı olurdu." "Behrenle savaş halinde değiliz," diye hemen araya girdi Pellimar. "Ama güney krallığı korsanları üzerinde pek az kontrol sahibidir," diye açıkladı Adjonas. "Kara görebiliyor olmak korsanlar taralından görülebiliyor olmak demektir." Hıhladı ve yürüyüp gitB, ama sonra durdu ve arkaya baktı, yaklaşmalarını işaret etti. Dördü birden gidecek oldu. "Yalnızca sen," dedi Adjonas, QuintalPa işaret ederek. lıi yarı adam kaptanı özel kamarasına kadar takip etti, üç mevkii arkadaşını soğuk, ıslak rüzgar ve Pireth Tulme'nin uzak ışı8'yla başbaşa, güvertede bıraktı. Quintall o akşam, artık yuva dedikleri alt güvertede, dolap boyundaki bölmeye çok geç döndü. Gülümsemesinde tuhaf bir 194

Vi'or. A- Sal şey olduğunu fark etti Avelyn, yersiz bir şey. Quintall Thagraine'in kolunu tuttu ve onu bölmeden dışa karttı, sonra gürbüz adam yalnız döndü. "Nerede?" diye sordu Pellimar. "Çok geçmeden öğreneceksin," diye yanıt verdi Quintall "s nınm bir gece için iki kişi yeter." Pellimar ve Avelyn anlamayar ı omuzlarını silkerken ranzasına gitti. Quintall'ın derin bir uykm, dalana kadar tekrar tekrar gülmesi meraklarını arttırdı. Ertesi gün Thagraine de güvertede gülüp durdu. Avelyn adamın önceki gece odaya döndüğünden emin değildi, gerçekten de yorgun görünüyordu, ama hoşnutsuz olduğu söylenemezdi. Metin Avelyn hepsini görmezden geldi. Anlaşılan Quintall ve Thaaraine'in sırrı tehdit içermiyordu, bu yüzden ne olursa olsun, fark etmezdi. Çünkü Avelyn'in görevleri vardı, hedefi kayıp geçen her fersahla daha da yaklaşıyordu. Ama Pellimar o kadar sabırlı değildi. Quintall'ı defalarca zorladı ve iri yarı adamdan hiçbir şey öğrenemeyince eski dostuna döndü. Sonunda, parlak güneş zirvesine ulaştığında, Quintall ve Thagraine birbirlerine başlarını salladılar. "Bir gereklilik ayini," diye açıkladı Quintall sırıtarak- oldukça müstehcen bir sırıtış olduğunu düşündü Avelyn. "İyi bir ayin," diye araya girdi Thagraine. "İşinde tecrübeli değil, sanırım." Avelyn, şifreli konuşmaları boşuna çözmeye çalışarak gözlerini kıstı. "Burada ha," diye nefes verdi Pellimar umutla, her şeyi an'a' mış görünerek. Avelyn ipucu yakalamak için ona baktı. "Yalnızca Kaptan Adjonas için," diye açıkladı Quintall, v

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


kaptanın saygısını kazanan bizler için." "Demek o kadar da uzun bir yolculuk olmayacak!" diye n > kırdı Pellimar. "Yolu gösterin!" iblisin UV-'Î' 195 «Ah ama bağlayacak halatların var," diye takıldı Thagraine. »şeyden sonra daha iyi çalışırım..." «(-ereklilik ayini," dedi Thagraine ve Quintall aynı anda, güleni lintall başını sallayarak onayladı ve Thagraine hevesli PelUı alıp götürdü. "Siz neden bahsediyorsunuz?" diye sordu Avelyn. "Zavallı, sevgili Avelyn," diye payladı onu Quintall. "Anneciğiin kanatlan altında, bu tür hazineleri hiç öğrenemedin." Ouintall daha fazlasını söylemedi ve Avelyn'i bütün o öğleden sonra boyunca kızgınlıkla dudaklarını çiğnemeye bıraktı. Avelyn inatla daha fazlasını sormamaya, merakını alt etmeye, ona bir zayıflıkmış gibi davranmaya karar verdi. Disiplini yalnızca dördü akşam yemeklerini yemeye oturana kadar sürdü. Küçük odalarında birer tas ılık, yumru yumru lapa yerlerken Quintall "ilk nöbeti" almaktan bahsetmeye başladı. "Nöbet belirlemedik," diye itiraz etti Avelyn. "Bu sıradan mürettebatın işi." Keşiş güvertedeki gece nöbetlerine katılmayı kesinlikle istemiyordu, çünkü sağanak yağmur başlamıştı ve pis kokulu, nemli kamara bile kaygan güvertelerde yürümekten, daha da kötüsü direklere tırmanmaktan daha iyiydi. "İkinciyim," dedi Thagraine çabucak, Pellimar'ı kızdırarak. "Korkma," dedi Quintall Pellimar'a, "eminim Thagraine'in nöbeti uzun sürmeyecektir." Bu iki adama kahkahalar attırdı, Thagraine'e güldükleri açıktı. Avelyn tabağını hızla ittirdi, artık sırrın dışında tutulmasına kızmıştı. Ama Quintall gidene kadar ihtiyaç duyduğu ipucunu elde edemedi. Güzel kız," dedi Pellimar büyük kayıtsızlıkla. Avelyn'e bakarer> Thagraine'in yüzü kızdığını gösteriyordu; tek başına bu ipuAvelyn'e Pellimar'ın ağzından bir şey kaçırdığını anlattı. Kız mı?" diye sordu Avelyn. ıg6 R'

A-

S4İV4t0re

"Gemi fahişesi," diye itiraf etti Thagraine, Pellimar'a kaşlarım c tarak. "Korkarım senin nöbetin, Pellimar Birader, dördüncü oldu" "Üçüncü," diye ısrar etti Pellimar. "Avelyn de bu gece binmek istiyorsa benim işim bitene kadar bekleyebilir!" Avelyn Birader şaşkınlık içinde doğaüup oturdu. Gemi fahişesi? Gereklilik ayini? Elleri yapış yapış oldu- beklentiden çok korkuyla. Böyle bir şeyi hiç beklememişti, arkadaşlarının, yüz yıl ya. sayacak olsalar bile yaşamlarının en önemli yolculuğunda böylesine adi dürtülere teslim olmalarını kavrayamıyordu. "Alınmamışsındır herhalde," diye alay etti Thagraine onunla "Ah, demek bu yalnızca basit utangaçlık. Ah, sevgili Pellimar, sanırım arkadaşımız daha önce hiçbir kadına binmemiş." Bir kadına binmek? Kaba imge Avelyn'in zihnini dağladı. Keşiş arkadaşlarının aşk gibi kutsal bir şeyden böylesine kaba söz-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lerle bahsetmeleri Avelyn'i şaşırttı ve üzdü. Ama hiçbir şey söylemedi, aptal gibi görünmekten korkuyordu. Avelyn diğer üçünün saygısından daha fazlasını kaybedebileceğini anlıyordu ve herhangi bir hata, Yelkoparan'm güvertesinde geçirdiği haftalar uzadıkça çok pahalıya mal olabilirdi. "Sen Thagraine'den sonra git," dedi Pellimar'a, sesini elinden geldiğince sakin tutmaya çalışarak. "Ben başka zamanı beklerim." Sonra dönüp yatağına uzandı, bu arada Thagraine'in tartan bakışlarını fark etmişti. Bunda erkekliğinin ölçülmesiyle ilgili bir şey olabileceğini fark etti Avelyn, başarısız olmaması gereken bir sınav. Thagraine'in ya da diğerlerinden birinin saygısını tamamen kaybetmek her şeyi tehlikeye atabilirdi. Hem, Pimaninicuit e gitmek için bekleyen yedekler vardı ve çok güçlü kuvvetli olan Qu' intall kuşkusuz aşk yapma sanatında deneyimliydi. Bu kadını er azından her gün ziyaret edecek olan Çuintall adaya gitmek K sırada bekliyordu. Ama gidip kadını görme fikri Avelyn'i dehşete düşürüyor iblisi" Uvat»*' 197 jne'in cinsel geçmişine ilişkin tahmini doğruydu. Avelyn'in yetişkin hayatı çalışmalarına adanmıştı; bu tür şeyler için olmamıştı. Bunların hepsini aklından çıkarmaya ye uykuzarnan ^ ' e]ii bulmaya çalıştı, ama Thagraine ve Pellimar manastırdahjr hizmetçiyle iki aşçı yamağı hakkında oldukça teklifsiz bu kilde konuşmaya başlayınca bir şok daha yaşadı. "Hepsinden daha deneyimli," diye temin etti Thagraine Pellimar'ı gemideki kadını kastederek. "Evet, ama genç olanı," diye karşı çıktı Pellimar, özlem dolu hir sesle, "adı Bien deLouisa'ydı, değil miydi?" Avelyn'in midesi çalkalandı; kadını tanıyordu, bir kız çocuğundan biraz büyüktü. Aziz Saf-Abelle'in mutfağında çalışan, uzun siyah saçları, kara, gizemli gözleri olan güzel bir genç kadındı. Ve şimdi de bu iki birader aşk yapma tekniklerini karşılaştırmaya başlamışlardı! Avelyn nefes alamadığını hissetti. Bu kadar mı kör dü? Aziz Saf-Abelle'de bu kadar iğrenç bir şeyin süreceğinden hiç kuşkulanmamıştı bile. O gece hiç uyuyamadı. Sonraki birkaç gün hava bozdu- Avelyn bunu minnetle karşıladı, çünkü o ve arkadaşları hep çalışmak zorunda kalmış, donanımlara bakmışlardı, sert rüzgarlar altında tehlikeli, ama heyecanlı bir işti bu ve karanlık alt güvertelere inip geminin gövdesinde sızıntı aramışlardı. Bir noktada su boşaltmak için bir kova zincirine bile katılmışlardı. Ancak zorlu görevler Avelyn'e kişisel sorunlarını bir kenara bırakma şansını verdi. Ondan ne bekleneceğini biliyordu -diğer ÇU cinselliğe erkekliğin sınanması olarak bakıyordu- ve en azman bir ölçüde, gerçekten merakı uyanmıştı. Ama bundan da öte, .98 R- A. Sa|Vi,0rç Avelyn kısaca dehşet içindeydi. Bir kadını hiç o şekilde tanım mıştı ve nasıl tepki vereceğini bilmiyordu. Kaptan Adjonas'm ka marasının arkasındaki o küçük kamaranın kapısının önünden he

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


geçişinde titriyordu. Her gece huzursuz uyuyor, Yelkoparan'm büyük dalgaların üzerinde yuvarlandığından daha fazla dönüyor, yuvarlanıyordu Bütün rüyaları aynı, gittikçe artan aynı korkuya karışıyordu, o kapının arkasında canavarların, korkunç bir kadının karikatürünün hatta içeri girerken onunla alay eden annesinin olduğunu, ince duygularını yok etmek, ruhunu çalmak için beklediğini düşlüyordu. Ama o kabuslar bile o kadar basit değildi; çünkü Avelyn'in diğer, kendine hissetme izni vermediği temel içgüdüleri sık sık o dişi iblise onun kendisine saldırdığı kadar şiddetle saldırmasına, öfkeli, konrol edilemez bir tutkuyla güreşmesine, tekmelemesine, ısırmasına sebep oluyordu. Sürekli soğuk bir terle uyanıyordu ve bir seferinde kendini daha da rahatsız bir durumda bulmuştu. Olmak zorundaydı: Hava açılmıştı. Yelköparan sakin denizlerde kayıyordu, Peygamberdevesi Kolu'nun güney kıyıları batıda gri bir bulanık olarak gözüküyordu. Bunkus Smealy o gün gemide görevleri olmayacağını, kendi işlerine bakmalarını söylediğinde dört keşiş güvertedeydi. "İhmal ettiğiniz dualar olduğunu biliyorum," dedi yaşlı deniz köpeği daha çok Quintall'a hitaben, müstehcen bir göz kırpmayla. "Benim için de bir dua etme nezaketini gösterir misin?" "Gemideki her adam için bir tane," diye araya girdi Thagraıne ve Smealy'den pis bir kahkaha kopardı. Yaşlı adam çarpık bacaklar, üzerinde sallana sallana uzaklaştı. "Gerçekten de bir sabah egzersizi iyi olurdu," diye ekle* Thagraine coşkuyla, bir kez daha yalnız kaldıklarında. Ellerini birbirine sürttü ve arka tarafa yöneldi. Quintall onu omzundan yakaladı. "Avelyn," dedi iri adamM* ÜVin'Ş' 199 . dönüp ona baktı. "Hepimiz Bayan Pippin'in tadına „ ^jyg açıkladı Quintall, "Avelyn Biraderimiz dışında." 'a "1 çift goz Sen^ keşişe dikildi. Avelyn kendini gerçekten de ? ük hissediyordu. "Git," dedi endişeli keşiş Thagraine'e, seklerini düşünmeden. "Günlerce süren fırtına beni bitkin düşürdü." «Dur!" dedi Quintall kuvvetle ve Thagraine'i bir adım bile ataadan durdurdu. Avelyn'e sordu, "Fıçıvuranlara mı katılacaksın?" Avelyn'in kaşları merakla kalktı. Terimi daha önce de duymuştu ve Gjuintall ve diğerlerinin sıradan denizcilerden bu şekilde bahsettiğini biliyordu, ama ne anlama geldiği konusunda en ufak fikri yoktu. Şimdi, bu kadar açıkça cinsel anlamda kullanılması zavallı Avelyn'in kafasını sadece daha da fazla karıştırmıştı. "Evet," dedi Quintall sessizce, "senin daha çok hoşuna gidebilir." Thagraine ve Pellimar gülüştü; Avelyn kahkahalarını bastırmaya çalıştıklarını, yani en azından biraz onun tarafını tuttuklarını fark etti. "Neden bahsettiğini anlamıyorum, Quintall Birader," diye yanıt verdi açıkça, çenesini sıkarak. "Belki 'fıçıvuranm' ne olduğunu bana sen anlatırsın." Bu Pellimar'ın yüksek sesle hıhlamasına sebep oldu. Thagraine onu şiddetle dürtükledi. Avelyn inanmazlık ve hoşlanmamayla yüzünü buruşturdu. Tarikatının diğer üyelerinin bu kadar... tasvir etmek için çocuksu sözcüğünden başkasını bulamıyordu, çocuksu davrandıklarını görmek ona büyük acı veriyordu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


'Şu fıçıyı görüyor musun," diye mutlu mutlu açıkladı Quintall, aÇik güvertede, ön taraf konmuş tek bir fıçıyı işaret ederek. Avelyn, lafın gittiği yerden hoşlanmayarak, ciddi ciddi başını alladı. Bir tarafında küçük bir delik vardır," diye devam etti QuinR. A.

»lor, Salv, tali, "kadını kullanamayanlar için." Avelyn gittikçe artan öfkesini dindirmeye çalışarak derin w nefes aldı. "Elbette, sana ayrılan gecede bedelini ödemen gerekir," djv bitirdi Quintall. "Senin fıçının içinde olduğun gece!" diye uludu Thagraine v üçü kahkahalara boğuldu. Avelyn bu saçma şakada gülünç bir yan göremiyordu, hakaretleri duyacak kadar yakında duran birkaç denizciyi de göremiyordu. Avelyn için bu son derece kutsal bir yolculuktu, Abellican Kilisesi'nin en önemli görevi ve onu gemi alemlerine karışarak kirletmek kesinlikle günahkarcaydı. "Kadın, Peder Başrahip Markvvart tarafından tasdik edildi," dedi Quintall aniden, sertçe, Avelyn'in düşüncelerini okumuş gibi— adamın tatsız ifadesi düşünülünce, o kadar da zor bir iş değildi. "Peki ya ruh?" diye sordu Avelyn, ama Quintall bu fikre hıhladı. "Seçim senin," diye bitirdi Quintall. Avelyn hiç de aynı fikirde değildi. Deyim yerindeyse, masaya davet edilmişti. Eylemleri, üç arkadaşıyla gelecekteki ilişkileri açısından ciddi sonuçlar yaratabilirdi. Saygılarını yitirirse, ona sadık olmalarını bekleyemezdi ve Hazırlayıcı olarak seçildiklerinden beri dördü arasında süren kıskançlığın düzeyi düşünülünce... Avelyn cesur bir adım attı ve Quintall ile Thagraine'in arasına girdi. İri adam, karanlık suratında -bir haftalık sakalla daha da kararmıştı- alaycc bir gülüşle, gönüllü olarak geriledi, ama Thagraine Avelyn'i engellemek için kolunu uzattı. "Benden sonra," dedi keşiş kararlılıkla. Avelyn tartışmayacak kadar öfkeli, kolunu kıvırıp Thagraine'inkine geçirdi ve hızla çekerek keşişin dengesini bozdu. Sonra bıraktı, Thagraine'e çelme takarak sırtüstü güverteye devirdiİblisi" WŞI mücadeleye devam etmek istemediği için doğruldu ve yeAVC n keşiş karşılık veremeden hızla yürüyüp gitti. r£ ouintall'm kahkahası peşinden geldi. ntan Adjonas, Avelyn yaklaşırken odasından çıktı. Kızgın keşişe, sonra güvertedeki diğer üçüne baktı. Avelyn'e tekrar k -ında yüzünde beliren sırıtış anlamlıydı. Büyük, tüylü şapkagenç keşişe doğru eğdi ve yoluna devam etti. Avelyn arkasına bakmadı. Uzun adımlarla küçük kamaraya vürüdü ve kapıyı çalmak için elini kaldırdı, sonra bunun son derece saçma olduğuna karar verdi ve içeri daldı. Kadını hazırlıksız yakalamıştı, üzerinde yalnızca kirli bir gecelik vardı. Avelyn hızla içeri girince yerinde sıçradı ve yatak örtülerini önüne çekti.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Kız Avelyn'in beklediği gibi değildi- rüyalarındaki canavar hiç değildi. Kendisinden daha gençti, muhtemelen yirmi bir yaşlarında, uzun siyah saçları, uzun süre önce ışıltısını yitirmiş mavi gözleri vardı. Gür saçların çerçevelediği yüzü ufacık görünüyordu, ama güzel olmasa bile sevimliydi. Bedeni de zayıf ve ufaktı. Avelyn bunun modaya uyma arzusundan değil, gıda yokluğundan olduğunu tahmin etti. Kadın Avelyn'e merakla baktı, korkusu hızla geçiyordu. "Keşişlerden birisin, ha?" diye sordu gırtlaktan gelen bir sesle. "Dört tane olacak dedi, ama hepsini gördüğümü sanmıştım..." Susup, kafası karışmış gibi başını iki yana salladı. Avelyn yutkundu; kadın partnerlerine karşı o kadar ilgisizdi ki kaç kişi tarafından ziyaret edildiğini bile bilmiyordu. "Öyle misin?" "Ne miyim?" "Keşiş?" Avelyn başını salladı. Eh, iyi o zaman," dedi kadın ve battaniyeyi yatağın üzerine 202 1 A' S^'0re fırlatıp kısa geceliğinin eteklerine uzanıp geceliğini yukarı kald racak oldu. "Hayır!" dedi Avelyn, neredeyse panik içinde. İyi niyetine rağmen aşağı çevrilen bakışları kadının bacaklanndaki bereleri faru etti. Ve kadının kirliliği onu şaşkına çevirdi. Kendisi daha temiz olduğundan değil; bunca suyun ortasında temiz kalmanın ne kadar zor olduğunu görmek Avelyn'i hayretler içinde bırakıyordu. "Henüz değil," diye düzeltti Avelyn çabucak, kadının sersemlemiş ifadesini görünce. "Demek istediğim... adın ne?" "Benim adım mı?" diye yanıt verdi kadın, sonra düşündü, güldü ve omuzlarını silkti. "Arkadaşılarm bana Bayan Pippin diyor." "Gerçek adın," diye ısrar etti Avelyn. Kadın ona uzun uzun, dikkatle baktı, şaşırdığı ve kafası karıştığı açıktı, ama biraz da meraklanmışa benziyordu. "Tamam o zaman," dedi sonra. "Bana Dansally de. Dansally Comenvick." "Ben de Avelyn Desbris," diye karşılık verdi keşiş. "Eh, hazır mısın, Avelyn Desbris?" diye sordu Dansally, eteğini biraz daha kaldırıp, çarpıcı bir poz takınarak. Avelyn manzarayı tamamen farklı iki açıdan düşündü. Bir yanı kadının teklifini kabul etmek, üzerine atılıp kadını altında ezmek istiyordu; ama yanı bir başka, Avelyn'in hayatının yansından fazlasını, kendisini ve bütün insanlığı bu düzeyin -adi, hayvansı dürtüleri düşünmeden, mantık yürütmeden takip etme düzeyinin- üzerine çıkarmak için hararetle çabalayarak harcayan yanı kabul edemiyordu. "Hayır," dedi yine, kadına yaklaşıp nazikçe elini uzaklaştırıp geceliğin kadının bacaklarına düşmesini sağlayarak. "Ne yapmamı istersin?" diye sordu kafası karışan kadın. "Konuşmak," diye yanıt verdi Avelyn sakin sakin, kontrolü e' alarak. "Konuşmak mı? Peki ne dememi istersin?" diye sordu ka ı 203 •elerine yaramaz, müstehcen bir ışıltı gelerek. 11,3 nereli olduğunu söyle," dedi Avelyn. "Bana bundan önki hayatını anlat."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


tokat atsaydı kadın daha fazla incinmiş görünemezdi. „Buna nasıl cesaret edersin?" diye sordu. Avelvn gülümsemesini saklayamadı. Kadın, Avelyn sanki ona I samimi davranmış gibi alınmıştı, ama en özel şeyi gönüllü l rak sunuyordu! Ellerini kaldırarak bir adım geriledi. "Lütfen otur, Dansally Comenvick," dedi, yatağa işaret ederek. »Sana zarar vermeyeceğim." "Ben bir nedenle buradayım" dedi kadın kuru kuru, ama yine de yatağın kenarına oturdu. "Bize teselli vermek için," dedi Avelyn başını sallayarak. "Ve ben konuşmakla teselli bulacağım. Seni tanımak istiyorum." "Beni kurtarmak için mi?" diye sordu Dansally alayla. "Bana doğru yoldan nerede ayrıldığımı söylemek, ona dönmem için rehberlik etmek için mi?" "Seni asla yargılayamam," dedi Avelyn içtenlikle. "Ama gerçekten de bunu anlamak isterim, çünkü kavrayamadığım açık." "Hiç mi kendini tuhaf hissetmedin?" diye sordu kadın, yine aynı alaylı ışıltı ile. "Biraz kaşınmadın mı?" "Ben bir erkeğim," diye temin etti Avelyn onu olanca güveniy-. le. "Ama benim bu terimi tanımlayışımla arkadaşlarımın tanımlayışlarının tam olarak aynı olduğunu sanmıyorum." Aptal bir kadın olmayan Dansally arkasına yaslandı ve sözcükten sindirdi. Fırtınada dört günü yalnız geçirmişti- kadına bir tür1 "°yamayan Quintall'ın düzenli ziyaretleri dışında. Ama aslında ansally çok uzun zamandır kendini o kadar yalnız hissediyordu '• ?? Aziz Saf-Abelle'e gidiş ve dönüş yolculuğunda ve ondan önceki senelerde. Biraz ısrar gerekti, ama sonunda Avelyn kadının sorularına ya204

S»|. R. A. v»tor, nıt vermesini, onunla bir arkadaş gibi konuşmasını sağladı y laşık iki saatini onunla geçirdi, oturup konuştular. "Artık görevlerime dönmeliyim," dedi Avelyn sonunda R H nın elini okşadı ve kalkıp kapıya yöneldi. "Biraz daha kalmak istemediğinden emin misin?" diye so H Dansally. Avelyn dönüp baktığında onun mavi gözlerinde bir ı tıyla, gevşekçe yatağa uzanmış olduğunu gördü. "Hayır," dedi sessizce, saygıyla. Bir an durdu, durumu düşün dü. "Ama senden bir iyilik isteyebilirim." "Endişelenme," diye yanıt verdi Dansally gözünü kırparak Avelyn daha isteyemeden. "Arkadaşların sana saygıyla bakacak kuşkun olmasın!" Avelyn kadının gülümsemesine sıcak bir şekilde karşılık verdi. Ona inandığını fark etti ve günışığına gerçekten rahatlamış bir halde çıktı, ama diğerlerinin, özellikle de Quintall'ın tahmin edebileceği bir rahatlamayla değil. Avelyn Dansally'yi en az diğerleri kadar sık ziyaret ediyor, oturuyor, konuşuyor, gülüyordu. Hatta bir gece Dansally omzunda ağladı. Bebeğini kaybetmişti, ona öyle söyledi, bebek ölü doğmuştu ve öfkeli kocası kadını sokağa atmıştı. Hikaye dökülmeye başlar başlamaz, Dansally Avelyn'den

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


uzaklaştı ve ona dik dik bakarak oturdu. Adama bu kadar çok açıldığına inanamıyordu. Bu, kadını epey rahatsız ediyordu, çünkü Avelyn, giysilerini çıkarmadan ona diğerlerinin hiç ulaşamayacağı kadar çok ulaşmış, gerçekten de çok kişisel bir parçasına dokunmuştu. "Köpeğin biriymiş," dedi Avelyn, "başka bir şey değil. Ve aptalmış, Dansally Comenvick, çünkü hiçbir erkek daha iyi bir hayat arkadaşı isteyemez." "İşte Avelyn Desbris," dedi Dansally kocaman bir nefes alarak "Yine beni kurtarıyor." M# u^'şl 205 sen kurtarılmaya çoklarından daha az ihtiyaç duyuyor« A've yanıt verdi Avelyn. Sözleri, sesinin içtenliği, kadını sersun erdi Bakışlarını yere indirdi ve gözyaşları yeniden boserne çevl şandı di. Avelyn yanına gidip sarıldı. Yelkoparan iyi hız yapıyor, Peygamberdevesi Kolu'nun güney , VJ]anndan güneybatıya, doğrudan Özgürliman'a gidiyordu. Ad? nas başta gemiyi açıktan geçirdi ve bunu suyun yirmi dakikada iki metre yükselebildiği ve muazzam gelgitin yarattığı dip akıntılarının yelkenli bir gemiyi kuvvetli rüzgarların aksi yönüne rekerek kayaların üzerinde parçalayabileceğin! söyleyerek tehlikeli Falidean Koyu'nun fazla yakınından geçmenin iyi olmayacağını söyleyerek açıkladı. Özgürliman'da çok az kaldılar, bir avuç denizci kayıkla kıyıya çıktı. Yelkoparan bir sonraki gelgiti yakaladı ve kanunsuz, tehlikeli şehirden ayrıldı. Kısa süre sonra Entel Limanı'na vardılar. Entel taht şehri Ursal ve Palmaris'in ardından, Corona'daki en büyük üçüncü şehirdi. Rıhtımlar Yelkopamn'm yanaşabileceği kadar uzun, su derindi ve Adjonas iki vardiya halinde bütün gemicilere izin verdi. Quintall'ın emirleri üzerine dört keşiş şehri görmek üzere birlikte gemiden ayrıldılar. Pellimar yerel manastırı ziyaret etmelerini önerdi. Thagraine ve Avelyn başlarını salladı, ama pragmatik Quintall reddetti, Aziz Saf-Abelle'in dört biraderinin bu kadar güneyde ne aradığı merak edilirse, rahatsız edici sorular sorulabileceğinden korkuyordu. Pimaninicuit'in sırrı yalnızca Aziz Saf-Abellee aitti; Üstat Siherton'a göre Abellican Kilisesi'ne bağlı diğer manastırlar bile, büyü taşlarının kaynağına ilişkin pek az bilgiye sahipti. Avelyn, ada hakkında ilk konuştukları seferde Üstat Jojo206

Salv, R. A. 4'0r, nah'ın, Peder Başrahip Markwart'ın izni olmadan adanın iSmbile telaffuz etmenin ölümle cezalandırılacağı hakkındaki

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


uyarısını hatırladı ve Quintall'ın mantığını onayladı. Günü yürüyerek ve büyük şehrin sunduğu manzaraları, şeKmerkezindeki ağaçlarla çevrili yeşilliği süsleyen dizi dizi egzovı, çiçekleri, parlak beyaz binaları, kalabalık pazarı, onların şimdiv dek gördükleri ve Ayı-Honce'daki en büyük açık pazarı hayran lık içinde seyrederek geçirdiler. Entel sakinlerinin giysilerinin canlı, parlak renkleri bile dörtlüye sıradışı geldi. Şehrin Ayı-Honce'dakilerden çok Behren'dekilere benzediği söyleniyordu ve yarım günlük hayret verici turdan sonra Avelyn Behren'e yapılacak bir ziyaretten gerçekten zevk alacağına karar verdi. "Belki başka zaman," diye fısıldadı, Yelkoparan'a dönerken omzunun üzerinden şehre bakarak. Güneş şehrin üzerinde batıyordu. Erzaklarını tamamlayan Yelkoparan ertesi gün yelkenlerini rüzgarla doldurdu ve gelgitin de yardımıyla hızla güneye doğru yola koyuldu. Avelyn'in dileği beklediğinden erken gerçekleşti; çünkü Kaptan Adjonas açıklama yapmadan gemisini sıradaki ilk limana, yalnızca yirmi mil uzakta, ama krallıkları bölen sıradağların ötesindeki Jacintha'ya soktu. Üç endişeli keşiş bir açıklama için Quintall'a baktılar, ama in adamın verecek bir yanıtı yoktu, o da diğerleri kadar hazırlıksız yakalanmıştı. Hemen kaptanın yanına giderek bir açıklama talep etti. "Güney sularını kimse Behrenli denizcilerden daha iyi t>lle' mez," diye açıkladı Adjonas. "Nasıl rüzgarlar yakalayabiliriz. n< tür sorunlarla karşılaşırız. Burada dostlarım var, değerli dostlar"Sorularının dostlarına Pimaninicuit yolunu göstermemesıı dikkat et," diye fısıldadı Quintal uğursuzca. Adjonas sırtını dikleştirdi, kanı yüzüne hücum etti, o çirkin I p*üvan'5' 207 ı a da belirginleştirdi. Ama Quintall gerilemedi. "Dostlarına "derken sana eşlik edeceğim." 8 zaman cüppeni çıkarsan iyi olur, Quintall Birader," diye verdi Adjonas. "Güvenliğini garanti edemem." ,.gen de seninkini." ikili Bunkus Smealy'nin eşliğinde o öğleden sonranın ilerlesaatlerinde küpeştedeki üç keşiş ve otuz denizcinin endişeli h kışlan altında gemiden ayrıldı. Pellimar kadını ziyaret ederek erginliğini üzerinden attı -Avelyn arkadaşlarının hâlâ kadının adını bilmemelerinden tatmin oluyordu- ama Avelyn ve Thagraine küpeştede kalarak günbatımını, sonra rıhtımın kenarında dizili binaların ışıklarını izledi. Sonunda kayık ve küreklerin sesleri duyuldu ve üçü güvenle güverteye çıktı. "Sabah ilk ışıklarla yola çıkıyoruz," dedi Adjonas, Smealy ile yakındaki denizcilere keskin bir tonla, üçü güverteye çıktıktan sonra. Thagraine ve Avelyn ciddiyetle bakıştılar, adamın sıradışı ses tonu ve Quintall'ın yüzündeki sert bakış endişelenmelerine sebep olmuştu. "Raporlara göre sular açık değil," diye açıkladı Quintall biraderlerine. "Korsanlar mı?" diye sordu Thagraine. "Evet ve powrieler." Avelyn içini çekti ve yabancı manzaraya, karanlıkta Kemer-ve-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Toka olarak bilinen yüksek dağlara kadar yükselen ışıklara bakmak için döndü. Kendini evine çok uzak hissediyordu ve şimdi engin, açık Mirianic'in önünde beklerken, vahşi powrielerden bahsedilirken daha gidecek çok yolu olduğunu anladı. O gece o da Dansally'yi ziyaret etti. Avelyn Birader'in bir arkadaşa ihtiyacı vardı. ı6 SONSAVASI Elbryan'ın Andur'Blough Inninness'teki beşinci yazı gençliğinin en iyi zamanıydı. Artık çocuk değil, genç ve güçlü bir adamdı, çocukluğuna ilişkin bütün izler, Tuntun'un asla kurtulamayacağından korktuğu bir yaramazlık dışında tamamen kaybolmuştu. Süt taşlan töreni devam ediyordu, her sabah hevesle koşuyor, işine gunırla asılıyordu, çünkü sürekli egzersizin uzun, zarif bedenini nasıl etkilediğini görüyordu. Bacakları uzun ve kaslarla kaplıydı, kolları dev gibi olmuştu ve her kas, açıkça belirgindi. Elbryan yumruğunu öne büküp gerdiğinde diğer eli -elleri insan standartlarına göre hiç de küçük sayılmazdı!- kabaran kaslarının yarısını bile saramıyordu. Ama onca cüsseye rağmen, genç adamda hantallığın izi yoktu. Elflerle dans ediyor, elflerle dövüşüyor, Andur'Blough Inninness'in dolambaçlı patikalarında sekiyordu. Açık kahverengi saçları omuzlarına kadar uzamıştı, ama onları temiz ve bakımlı tutuyor, hâlâ traş ettiği yüzünden arkaya atıyordu. Artık bütün elf törenlerine kabul ediliyordu- bütün danslara, bütün kutlamalara, bütün avlara- ama yine de, Elbryan kendini her zamankinden yalnız hissediyordu. İnsan arkadaşlığına özlem duyduğundan değil; bu düşünce onu korkutmaya devam ediyordu Yalnızca bu yaratıklardan ne kadar farklı olduğunu fark ediyordu üstelik yalnızca bedensel olarak değil. Ona dünyayı elf gözuy görmeyi öğretmişlerdi, mutlak serbestlikle ve gerçeklikten çok n

iblis* UV»"* 209 ? inün perdesi arkasından. Elbryan bu tutumu koruyamayaöıfli; cağı anlamıştı- Düzen duyusu fazla güçlüydü, doğaı ve yanlış an-1 fazla keskin bir biçimde gelişmişti. Sessiz bir akşam bu ıdan Juraviel'e bahsetti, o ve elf bitkilerden ve hayvanlardan «hıygu hsettikleri uzun bir yürüyüşe çıkmışlardı. turaviel olduğu yerde durdu ve genç adama baktı. "Farklı olmabekleyebilir misin?" diye sordu. Elbryan'1 teselli eden sözler değil, Juraviel'in konuşma tarzı oldu İlk defa, belki de elflerin onlar gibi olmasını beklemediklerini fark etti. "Sana çevrendeki dünyaya bakmanın farklı bir açısını öğretiyoaız" diye açıkladı Juravil, "yolculukların ve sınavlarında sana yardım edecek bir bakış açısı. Sana, seni türünden olanların üzerine çıkaracak araçlar veriyoruz." "Neden?" diye sordu Elbryan. "Bu armağanlar için neden ben seçildim?" "Mather'in soyu," diye yanıt verdi Juraviel, genç adamın Tuntun'dan sık sık, genellikle horgörüyle işittiği deyişi tekrarlayarak.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Mather amcandı, babanın en büyük ağabeyi." O konuşurken, Elbryan zihninin özel bir yere ve ana döndüğünü hissetti; neredeyse beş sene önce, Dundalis'in hemen dışındaki sırtın üzerinde durduğu ana. Yanında Pony, parlayan Ayla'ya bakıyordu. Zihni o imgeyi, o duyguyu yarattı ve delikanlıyı o zaman ve mekanın içine yerleştirdi, ama Juraviel'in sözlerine karşı tetikte kaldı. "Çok genç öldü, baban ve Wyndon ailesinin diğer ferderi öyle düşünüyordu." "Hatırlıyorum..." Elbryan sustu. Ne hatırladığını bilmiyordu. Baasının kaybolan ağabeyinden bahsettiğini sanıyordu, Matfıer belve öyle olmalıydı, çünkü Elbryan artık bu ismi Touel'alfar'la karamadan önce duyduğunu biliyordu.

etti "Mather adlı oğlan neredeyse öldürülüyordu," diye devam Juraviel. "Onu ormanda bulduk. Ayı saldırısına uğramıştı. Onu r el'alfar'a getirdik. İyileşmesi zaman aldı, ama güçlüydü, kanının olanlar gibi. Daha sonra, ailesine dönmesine izin verebilirdik pek çok ay geçmişti ve Wyndonlar, izcilerin raporlarına göre K yatlarına devam etmişti." Elf, nasıl devam edeceğini bilemiyormuş gibi duraksadı. "Qe miş yüzyıllarda," diye başladı ciddiyetle, "halklarımız okadaryahtılmış değildi. Elfler ve insanlar yakın yaşarlardı, sık sık hikayeler mallar değiştokuş ederler, bazen tek bir toplum içinde yaşarlardı Hatta evlenirlerdi, iki elf-insan evliliği kaydı biliyorum, ama bu evliliklerden pek az çocuk doğardı." "Halklarımızı ayıran ne oldu?" diye sordu Elbryan, çünkü ayırım yüzünden dünyanın, özellikle de kendi ırkı için, daha trajik bir yer olduğunu düşünüyordu. Juraviel güldü. "Beş yıldır Andur'Blough Inninness'tesin," diye yanıt verdi. "Bir şeyin yokluğunu fark ettin mi?" Elbryan alnını kırıştırdı. Böylesine büyülü bir yerde ne eksik olabilirdi? "Çocuklar," dedi Juraviel sonunda "Çocuklar," diye tekrarladı alçak sesle. "Biz insanlar gibi değiliz. Bin yıl yaşayabiliriz -ben o yolu yarıladım bile- ve bir, belki iki çocuktan fazlasını yapamayız." Juraivel yine sustu ve Elbryan'a elfin köşeli hatlarından bir bulut geçmiş gibi geldi. "Üçyüz yıl önce dactyl uyandı," dedi. "Dactyl mi?" diye sordu Elbryan. "İblis," diye açıkladı Juraviel. Sırtını Elbryan'a vererek küçü açıklığın kenarına yürüdü ve başını göğe kaldırarak şarkı söyleme ye başladı. "Nöbetçilerin gözleri içe döndüğü, İnsanların yürekleri gıptaya yenik düştüğü, iblis* UY*"'?' A$k şehvete dönüştüğü zaman. Tüccarlar aldatmaya döndüğü, Kadınlar eğilmek zorunda kaldığı, Kazancın adil değil uğursuz olduğu zaman, Ute o zaman, ey insanlar, karanlığa bakın.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


O zaman duman kaplı göğü görün. O zaman ayaklarınızın altındaki gümbürtüyü duyun. Ve ölme zamanının geldiğini anlayın. Ve kılıçlarınızı kanınızdan olana uzatmayın. Nefretiniz türünüzden uzak dursun. Vegoblin ve cücenin saldırısını görün, Hani şehvetiniz yüzünden kör baktığınız. Böylece yüreğinizi ve gerçek düşmanınızı bulun Ve bütün kötü âdetlerden vazgeçin Ve erdem zamanının geldiğini bilin! Çünkü dactyl uyandı!" Juraviel şarkı söylerken Elbryan'ın kafasından sayısız imge geçti: Savaş ve dehşet sahneleri, goblinlerin geldiği gün Dundalis'te yaşananlara çok benzeyen sahneler. Juraviel şarkıyı bitirdiğinde, genç adamın yanakları yaşlarla ıslanmıştı, elf tekrar ona döndüğünde onun yanaklarının da ıslak olduğunu fark etti Elbryan. "Dactyl bizim ona verdiğimiz isim," dedi Juraviel yumuşak sesle, "ama aslında iblisin uyanışı belli bir varlıktan çok tüm dünyayı ilgilendiren bir olay. Karanlık yaratığın dünyada yürümesine izin veren bizim kendi- insanların ve uzun zaman önce elflerin budalalığımız..." 'Ve iblis uyandığı zaman savaş oluyor," diye mantık yürüttü 1Dtyan şarkıyı düşünerek. "Ailemin sonunu getiren savaş gibi." Juraviel omzunu silkti ve başını iki yana salladı. "İnsanlar ve 6°blinler bu kadar yakın yaşarken bu tür savaşlar sık sık olur," R' *• ^lv4t0r, diye açıkladı. "Geniş denizlerde yelken açan gemiler sık powrielerin alçak tekneleriyle karşılaşır, sonuçlan tahmin edeh' lirsin." Elbryan başını salladı; vahşi powrieleri ve insan gemilerini vole etme konusundaki ünlerini duymuştu. "Dactyl en son üç yüzyıl önce uyandı," dedi Juraviel. "O zaman larda ben ve halkım insanlarla açık açık ticaret yapardık. Sayıma çok daha fazlaydı. Daha fazla, ama insanlar kadar fazla değil Co'aıville, 'Sonsavaşı' diyoruz, her beş elften dördünün öldürüldüğü o korkunç zamana." Teslim olmuş bir tavırla içini çekti. "Ve dikkate değer ölçüde üreyemediğimiz için..." "Kaçmanız gerekti," diye mantık yürüttü Elbryan. "Irkınızın hayatta kalması için kendinizi diğer ırklardan yalıtmak zorunda kaldınız." Juraviel başını salladı, sezgileri güçlü genç adamın mantık yürütme şeklinden memnun olmuşa benziyordu. "Ve böylece Andur'Blough Inninness'e geldik," dedi, "ve bu tür başka gizemli yerlere. Kutsal insanlar ve kıymetli armağanları, büyülü taşlar sayesinde bu mekanları bizim kıldık, dünyanın bakışlarından sakladık, perdeledik. Dactylin büyük bedeller karşılığında, çok uzun zaman önce, o dönemde yok edildiğini bil, ama bizim bu dünyadaki zamanımız da geçmişti. Ve böylece orada burada, bulutların örtüsü altında, karanlığın örtüsü altında yaşamaya devam ediyoavz. Sayımız az-, bilinmeye cesaret edemeyiz, dostumuz saydığımız insanlar tarafından bile." "Bazılarınız dost sayıyor," diye yorum yaptı Elbryan, Tuntunu düşünerek. "Tuntun bile," diye yanıt verdi Juraviel kahkaha-atarak. Ama gülümsemesi uzun sürmedi. "Sahip olduğun şeyi kıskanıyor." "Benim mi?"

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Özgürlük," diye devam etti Juraviel. "Dünya sana açık, a"1 tun'a değil. Senden nefret etmiyor." «R'r sonraki kılıç oyunumuza kadar buna inanacağım," diye yajj Elbryan ve elf dostundan bir kahkaha daha kopardı. "Sıkı dövüşüyor," diye kabul etti Juraviel. "Ve sana özellikle sert A vranıyor. Bu dostun olduğunun kanıtı değil mi?" Elbryan dişlerinin arasına bir ot parçası sıkıştırdı ve bu bakış açısını düşündü. "Tuntun hayatının zor olabileceğini biliyor," diye bitirdi Juraviel "Doğru düzgün hazırlanmış olmanı istiyor." "Ne için?" "Ah, soaı da bu işte," diye yanıt verdi Juraviel, parmağını yukarı uzatarak ve kaşlarını kaldırarak. "İnsanların âdetlerini ve mekanlarını, terk etmiş olsak da, ırkınıza sırtımızı dönmedik. Korucuları, konıyucular, genelde korunmaya ihtiyaçları olduğunu bilmeyenlerin koruyucuları olarak bilinenleri biz, Caer'alfar elfleri eğitiriz." Elbryan başını iki yana salladı; elflerin atıfları dışında koruculardan bahsedildiğini hiç duymamıştı. "Mather bir Korucuydu," dedi Juraviel, "en iyilerinden biri. Yaklaşık kırk yıl boyunca yüz altmış kilometrelik bir sınırı goblinlere ve fomoryanlara karşı korudu. Harcayacak bir haftamız bile olsa, zafer listesi burada tekrarlayamayacağım kadar uzun." Elbryan tuhaf bir aile gururu hissetti. Yine sırttaki o sabahı, Ayla'ya baktığını, Mather ismini zihninin içinde açıkça duyduğunu hatırladı. "Sen de öyle olacaksın," diye bitirdi Juraviel. "Korucu Elbryan." Elf başını salladı, sonra yürüyüp gitti. Elbryan dersin sona erdiğini anladı. Bu dersin Andur'Blough Inninness'te aldığı tüm dersken daha önemli olduğunu da anladı. "İşte, hissettin mi?" Belli'mar Juraviel elini kaldırarak sessizlik istedi, sonra duyarlı, 2I< R. A. Silv»'0re çıplak ayaklarını taş yüzeyde kaydırdı. Bir an sonra, ince titreşimi açıkça ayak parmaklarına kaydı ve Juraviel sertçe başını salladı "Kuzeybatıda, kilometrelerce uzakta," dedi Tallareyish, mu zam bir karanlık ordusunun Andur'Blough Inninness'e saldırdı» görmeyi beklermiş gibi o tarafa bakarak. "Dasslerond Hanım'a haber verildi mi?" diye sordu Juraviel "Elbette," diye yanıt verdi Viellain adlı bir elf, Caer'alfar'daki en yaşlı elflerden biri. "Ve izciler yollandı. Vadimizin otuz kilometre ötesinde bir çukur, büyük bir kabarmaya ilişkin raporlar var." Juraviel kuzeye, elfyuvasının ve insan köylerinin ötesindeki yabani topraklara doğru baktı. "Bu yeri biliyor musun?" diye sordu Viellain'e. "Bulmak zor olmasa gerek," diye yanıt verdi Tallareyish çabucak, kanıt bulmak için Juraviel kadar hevesli. İkili, çok şey anlatan ifadelerle Viellain'e baktılar.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"İzciler, eğer gerçekten öyle bif işaret varsa, çukurun yanından geçip kuzeye doğru devam edecekler," diye açıkladı yaşlı elf. "Bu yüzden, Caer'alfar'a dönmelerine daha günler var." "Ama Dasslerond Hanım'a bilgi verilmeli," diye mantık yürüttü Tallareyish, genelde kurallardan sapmayan Viellain'in kendileri gibi düşünmeye başladığını tahmin ederek. "Bu mekana gidebilir, yarın güneş batmadan dönebiliriz," dedi Juraviel, "eğer onu bulabilirsek." "Kuşlar bilir," diye temin etti Viellain onu. "Kuşlar hep bilir." O gece açıklık tuhaf şekilde sessizdi, yakında elf yoktu- ya °a en azından kendini gösteren elf yoktu, çünkü Elbryan yakınında bir düzine elf olsa, ormana bu kadar uyum sağlayan kendisinin bile, varlıklarını belli edene kadar onları fark etmeyeceğini bilece kadar yaşamıştı Touel'alfar'da. Yine de bu gece yalnız olduğundan emindi. Karşısında, gölge' İHİSİ" "**"'* içinde duran rakibi dışında. |erın v,Sığının altına çıkarken Elbryan nefesini tuttu. Tuntun. clhrvan değneğini kavradı ve topuklarını yere gömdü. Haftalarpjn'la dövüşmüyordu; bu sefer zıpçıktı elfi şaşırtmaya kararlıydı«Adımı haykırana kadar seni dövmeyi bırakmayacağım," diye tastı ona Tuntun, merkeze gelip elf kılıcı boyundaki değneğini çe• erek. İkinci silahı, uzun bir hançer şekli verilmiş olanı, parmaklarının arasında daha dar bir çember çiziyordu. Silahlar döndü, döndü Elbryan'a elfin tekinsiz elçabukluğunu hatırlattı. Tuntun iki elinde de aynı anda dörder para çevirebilirdi; bir düzine hançeri, hatta yanan meşaleleri fazla çaba harcamadan jonklör gibi oynatabilirdi. Ama bu çabukluk ve kesinlik yeterli olmayacak, dedi Elbryan kendi kendine. Bu sefer değil. Değneğini bir avucu yukarı, bir avucu aşağı bakacak şekilde önünde yatay, tutarak uzun adımlarla yaklaştı. Normalde rakipler maçtan önce kuralları konuşurdu, ama bu ikisinin böyle bir törene ihtiyacı yoktu. Bunca sene sonra, Tuntun ve Elbryan birbirlerini çok iyi anlıyordu; bu ikisi arasında kural yoktu. Elbryan dizlerini kırdı ve Tuntun saldırmak için zaman harcamadı, kılıcını dümdüz uzattı. Elbryan değneğini sol elinden bırakü, sag eline çevirdi, sonra ters yöne çevirdi. Hareketi uzanan kılıcı savuşturdu, ama ikinci teşebbüs, elfin kılıcını havaya uçurmak için alttan vurduğu darbe Tuntun'un tepki hareketini yakalayamayacak kadar yavaştı. Elbryan değneği sol eliyle yeniden kavradı, durdurdu, savunmasmı kurdu. ™na sonra Tuntun'u hazırlıksız yakaladı. Dövüş mantığı, silahı hareketleri daha ağır olan kendisinin, Tuntun'un saldırıları başkasına izin vermesini, satranç tahtasında siyahı oynamasını söy2>6 R. A. Sal v»'ore lerdi. Herhangi bir saldırı hatası Elbryan'ı elfin hızlı silahların

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Lşı savunmasız bırakırdı. ez yaptı, Ama genç adam yine de hararetle bastırarak yaklaştı. Bir v daha değneğini bir yöne, sonra aksi yöne çevirerek hamle ama hışırdayarak yatay konuma dönerken sol eliyle yakalamak v rine sağ elini bir kez daha çevirdi. Bir sonraki dönüşün yarısmd Elbryan'ın güçlü kolu gerildi, değneği yakaladı ve alçak ucunu va tarafına vurdu, sağ kolunun altına sıkıştırdı, sonra indirip mızrak si bi uzattı. Ondan bu kadar nefret eden bu adamın saldırısını bekleyen Tuntun hazırlıksız yakalanmadı. İlk dönüşlerde geriledi, sonra hamlenin altına eğildi, değneği zarar vermeyecek kadar yukarıda tutmak için kılıcını ve hançerini başının üzerinde çaprazladı. Sonra karşılık verecek bir açıklık bulmayı bekledi, ama genç adamın şaşırtıcı ölçüde becerikli hareketini daha tamamlamadığını fark ederek savunma konumunu korumak zorunda kaldı. Elbryan, Tuntun'un çaprazladığı silahları yanlarına indirmesine fırsat vermeden değneği yeniden eski durumuna getirdi. Sonra ikinci kez doğrudan uzattı ve elf öngörülebilir bir biçimde eğilince hamleyi yarıda kesti. Değneğin öndeki ucunu başının üzerine kaldırdı, değneği hemen çevirmeye başladı, bir kez döndükten sonra yine sol eliyle yakaladı, sonra kuvvetle öne adım attı. Şimdi iki elinde sıkı sıkı tutmakta olduğu değnek ikinci bir dönüş yaptı, sonra çapraz bir yay çizerek yere, Tuntun'a yaklaştı. Elf ciyakladı ve kılıcını dik tutarak yana savurdu, kılıcın ucu neredeyse yere dokunuyordu. Değnek genç adamın dikkate değer ağırlığı ve arkasındaki güçle çarptı ve Tuntun sekerek, hoplayaraK, hatta muazzam darbeyi soğurmak için incecik kanatlarını çırparaK geriye uçtu. Elbryan sertçe gülümsedi ve çevirerek, savurarak, dürtükley rek yaklaştı- elfi geri gitmeye, dengesini yitirmeye zorlayacak ne *» uv*1"*1 217 . V3par^k. 5ey y kısmen hazırlıksız yakalamak sayesindeydi. Kısa süre rııaz elf onu yeni, daha saygılı bir bakış açısıyla gördü ve rmalan -ve rakibiyle arasına koyduğu mesafe- daha uygun bir hale geldiv böylece, eşit durumda uzun süre dövüştüler, değnekler zazaman o kadar hızlı çarpışıyordu ki Elbryan'ın aklına, çıraları I a sırf sürtünme sayesinde ateş yakabilecekleri geldi! İkisi de •nemsiz darbeler vurmayı başardı ikisi de önemsiz darbeler aldılar, ama dakikalar geçerken hiçbiri avantajlı konuma geçmişe benzemiyordu. Darbeler, özellikle de Elbryan'ın aldığı darbeler, bitkinlik savunma pozlarını dikkatsiz kılarken, kaçınılmaz olarak daha şiddetli inmeye başladı. Elbryan Tuntun'un da yorulduğunu biliyordu ve tek bir sağlam darbe indirebilse dövüş sona erecekti. Elbryan değneğini önünde savurdu, hamleyi tamamlamadan bir iki, belki yarım düzine kez değneğine vurulduğunu hissetti. Gerçekten de tek bir sağlam darbe, diye düşündü, ama o darbeyi in-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


dirmek kolay olmayacaktı! O an yarım saniye sonra geldi, Tuntun'un savuşturmaları değneğini biraz açmasına sebep olacak kadar şiddetli gelmiş, elf doğaldan ileri atılıp Elbryan'ın gerideki eline vurmuştu. Elbryan'ın yeni bir şeye ihtiyacı vardı, Tunam'un ondan görmediği, bu yüzden beklemeyeceği bir şeye. Tallareyish'in onu alt etmek için kullandığı gölge dalışı gibi cüretkar, hatta çılgınca bir şeye. Tuntun'un güven kazandığını fark etti. Rakibinin boyunun ölçüsünü aldığını düşünüyordu. Dişi elf toplanacak kadar olgunlaşmışü. Bir dizi savurma, hamle, öne atılan adım Elbryan'ı arzu ettiği Konuma getirdi. Elfin bir sonraki saldırısını mükemmel şekilde okuyarak topuklarının üzerinde geriye kaydı ve rahatça küçük kılıcın 218 R' K S4'vİIOre menzilinden çıktı. Sonra ellerini birbirinden uzak tutup, değneği sıkı sıkı kavraya rak, önünde soldan sağa, Tuntun'un durduramayacağı, bu yüzden eğilmek zorunda kalacağı kadar yüksekte savurarak atıldı. Elf beklediği gibi yapü, ama Elbryan değneğini hareket ettirmeye devam etti, sol elini bıraktı ve sağ eliyle değneğin dönüşünü korudu ve değneği dengede tuttu. Silahı, sırtından dolanırken yine sol eliyle ortasından yakaladı ve bu sefer tek elini ve kalçasını kullanarak, değneğin yarısı kaldıraç gücü için hâlâ arkasındayken aynı yönde savurdu. Tunaın yine eğilmeyi başardı -ama ikinci savuruşun öngörülebilir bir aksi dönüşle değil, aynı yönde gelmesine şaşırmıştı- bu sefer değneğin ucunda yuvarlandı, sağa doğru tam bir dönüş yaptı. Ama Elbryan'ın işi daha bitmemişti. Değneği önünde yatay olarak savrulurken sağ eliyle yakaladı, sol elini hızla silahın altına çevirdi, sonra hızla elfin hareketini takip ederek öne, sola adım attı ve soldan sağa üçüncü savuruşu başlattı, sol elini uzatırken sağ elini çekti. Tuntun'un tek kaçış yolu kendini yere atmaktı, bu yüzden tereddüt etmeden yaptı. Elbryan momentumunu kontrol altına almadı, kendi dönüşüne devam etti ve değneğin uzunlamasına uçmasına izin verdi, çocukken taşları havaya fırlatmak için sopa tuttuğu gibi iki eliyle değneği bir ucundan yakaladı. Sırtını bir saniye için bile olsa Tuntun gibi birine dönmenin tehlikeli olduğunu bile bile döndü. Onunla yüzleşmek üzere geri dönerken bağırdı, tek dizinin üzerine çöktü ve değneğini bütün gücüyle alçaktan savurdu. Değnek havada zararsızca hışırdadı. Tuntun yok olmuştu! Adamın zihni olasılıkları taradı, hata yaptığını sandığından, dar be yemek üzere olduğunu düşündüğünden aklı karmakarışık

n o farkına varmadan sağa ya da sola kaçamayacağını beki etti tek dizinin üzerine çökmüşken hamlenin altına eğilTur,tun 2 de Cansızdı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


seriye tek bir olasılık bırakıyordu, saydam kanatların yardınuyla kaçı?Hamlesi önünde savaılurken Elbyran sol omzunu yere çevirdi rtını otlara vererek yuvarlandı. Bütün gücüyle çekerek değne-• hareketini durdurdu ve yere dik çevirdi. Tuntun kanatlarını kullanarak sıçradığı yerden kılıcını aşağı tarak düşüyordu. Aptal Elbryan'ın sırtına inmeyi, egzersiz kılıcını ensesine indirmeyi düşünmüştü. Değneğin ucunun inişini karşılamak üzere dikildiğini görünce mavi gözleri nasıl da irileşmişti! Değneğin yönünü değiştirmek için kılıcını boşuna savurdu, sonra bu başarısız olunca kılıcını Elbryan'a saplamaya çalıştı. Bir ucu toprağa dayanmış değneğin diğer ucu en alt kaburgalarının arasına saplandığında nefesi hızla boşaldı. Uzun süre iki buçuk metrelik değneğin ucunda kaldı, kılıcı sırtüstü yatan Elbryan'a yaklaşmadı bile. Kılıcını düşürdü- Elbryan istemsizce olduğunu, biliyordu, çünkü zararsızca yana düştü- bu yüzden Tuntun dengesini yitirip düşmesin diye, genç adam değneğini dik olarak indirdi. Elf ayaklarının üzerine kondu, silahtan uzaklaştı, ama çok geçmeden nefessiz kalarak düştü. Elbryan silahını bırakarak hemen yanına gitti. Ne yapacağı belli olmayan Tuntun'a yaklaşırken kendine aptal dedi, elfin hançeri yüzüne saplamasını, böylece berabere kaldıklarını ilan etmesini bekliyordu. Arna Tuntun'un gücü kalmamıştı. Konuşamıyordu bile ve hançer de kılıcı gibi faydasız bir şekilde zayıf elinden kayıp gitti. Elbryanında diz çöktü, kolunu omuzlarına dolayarak onu rahatlatmaya çalıştı. Juntun," dedi tekrar tekrar, çünkü elfin yaralanmış olmasınSi|, R. A.

Ore v»t. dan, yakında bu kadar küçümsediği bu adamdan başka kimsP Vok ken, bu açıklıkta ölmesinden korkuyordu. Ama elf sonunda bir kez daha düzenli nefesle almaya bası Başını kaldırıp Elbryan'a baktığında gözlerinde içten bir hayra S|nırınL vardı. "Adilce kazandın," diye tebrik etti. "Yeteneğinin. aştığını düşünmüştüm... ama son hareketin... gerçekten olağantüydü." Tuntun başını salladı, sallanarak ayağa kalktı, sonra gitti, Elbryan'ı açıklıkta diz çökerken bıraktı. Nasıl tepki vereceğini bilemiyordu. Bunca uzun aydan sonra ilk kez kazanmıştı. Ağaç sıraları, kısa ve geniş elmalar neredeyse dümdüz gidiyor sonra iki elf boyu kadar bir sırtın üzerine, üç buçuk metre uzağa sıçrıyor, oradan yine dümdüz devam ediyordu. Kabartı yeniydi, bu kadarı çok açıktı; çünkü sırtın yırtık yanındaki toprak gevşek, koyu kahverengiydi, orada burada bir kökle delinmişti, ama taze, yerüstü bitkileri yoktu. Bir şey bu elma ağacı sırasının ortasında uzan-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


mış, sıranın üçte birini geriye itmişti. "Bu Allarbarnet Birader'in korularından biri," dedi Tallareyish. Diğer ikisi onaylayarak başlarını salladılar, çünkü Palmaris'teki Aziz Kıymetli Manastırı'nın gezgin keşişlerinden biri olan Allarbarnet'in onlar ya da Corona'daki herhangi bir zeki varlık tarafından bilinmemesi imkansızdı. Adam yüzden fazla sene önce bu topraklarda -doğduğu uygar topraklarda değil, Yabandiyarda- dolaşmış, meyvesinin Ayı-Honce halkını dünyayı keşfetmeye cesaretlendireceğin' umarak elma tohumları ekmişti. Allarbarnet Birader -azizlik mertebesine yükseltme süreci çoktan başlamıştı ve manasürlar on sene içinde aziz ilan edilmesini bekliyordu- düşünün gerçekleştiğini görecek kadar yaşamamıştı, ama korularının çoğu büyümüş, gelişm'Ş' ti. İnsanlar tarafından tanınmayan Allarbarnet Birader elf dostu Üan M* uvanışl 221 ve sık sık elflerin ve elflerin eğittiği korucuların yardımını ni Bu yüzden bu üçü, adamı ve çıkardığı işleri, koaılarını edilmiş11 üşt' dar Hardı r . ij ağaçlarını her zaman düz çizgiler halinde ektiğini de biiiy°r 0 zaman bu sırayı değiştiren neydi? Ancak tek bir yanıt olabilirdi; çünkü hiçbir canlı, hatta kuzey.. büyük ejderler bile, bu kadar büyük miktarda toprağı böylesine düzgün bir şekilde yırtamazdı. "Depi"em>" diye mırıldandı Juraviel, ama sert tavrına rağmen henkli sesi yalnızca azıcık uğursuz çıkabiliyordu. "O yönden," diye onayladı Tallareyish, kuzeye, hepsinin Barbacan olduğunu bildiği eski, yırtık ve perişan bir dağlık yörenin olduğu yöne doğru işaret ederek. "O kadar da sıradışı bir olay değil," diye hatırlattı Viellain ikisine. "Depremler hep olur." Juraviel arkadaşının mantığını anlıyordu, elfın bu sözleri daha çok kendisi için söylediğini biliyordu. Juraviel'in endişesi ince hatlarında açıkça belliydi- komması altındaki Elbryan'a daha geçen hafta bundan bahsetmişken aksi nasıl mümkün olabilirdi ki? Viellain'in haklı olduğunu Juraviel mantıksal olarak biliyordu. Depremler, fırtınalar, hortumlar, hatta patlayan yanardağlar genellikle doğal olaylardı. Belki de yalnızca bir tesadüftü. Belki, ama Juraviel bu tür olayların daha büyük, daha karanlık bir olguya eşlik ediyor olabileceklerini de biliyordu; toprağı buradaki gibi yırtabilen bir deprem, köylere yapılan, beş sene önce Elbryan'ı yetim bırakan saldırıya benzer goblin saldırıları, gerçekten de daha kötü bir şeye işaret ediyor olabilirdi. Ufkun hemen üzerine bakarak kuzeye döndü. Gün daha berrak olsaydı keskin gözleri bir şey, bir ışıltı, bir kanıt bulabilirdi. Elf Şimdilik ancak endişe duyabiliyordu. Dactyl uyanmış mıydı?

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


»7 KARA KANATLAR Hevesli Connor, Jilly'nin ihtiyaçlarını ve tereddüdünü anlad ğından ağır, çok ağırdan aldılar. Ne zaman yaklaşsa, yüzü onunkinden bir iki santim uzakta dursa, dudakları birbirine doğru çekiliyor gibi olsa kızın gerildiğini hissediyordu. Ama JiU her seferinde, Connor'ın hissettiği kadar derin bir kızgınlıkla kızararak dönüyordu. İlk birkaç seferde Connor reddi, kızın aksini söylemesine rağmen bahane sayıp üzerine alınmıştı. Kızın onu çekici bulmadığını, bir şekilde onu tiksindirdiğini hissediyordu. Aşk usullerine yabancı olmayan Palmaris baronunun yeğeni şaşkın ve incinmişti, ama aynı zamanda merakı da uyanmıştı. Jilly daha önce hiç karşılaşmadığı ve altetmeye kararlı olduğu bir meydan okumaydı. Zaman içinde Yol'a her girdiğinde -gittikçe daha sık oluyordu- Jill'in gözlerinde beliren ışığı görmeye başladı. Gururlu genç adam kızın sorununun kendisiyle değil, geçmişindeki sırlarla ilgili olduğunu anladı ve kabullendi. Ama bu anlayış meydan okumayı yok etmedi ve Connor, Jilly'yi şimdiye dek karşılaştığı bütün kadınlardan daha çok istediğini anladı. Connor Bildeborougn için JiU belki de genç hayatının en büyük meydan okumasıydı. o yüzden sabırlı olacak, gecelerini JiU ile yürüyerek ve konuşara geçirecekti. Diğer ihtiyaçları mallarını şehrin hizmetine sunan s yısız genelevde giderilebilirdi; ama elbette bunu JiU'e, jilly'sine M*» ^' 223 ..vleme5i gerekmiyordu. II açısındansa, Connor Yo'a girdiğinde gecesi hep daha güivordu. Devamlı onu düşünmeye, hatta düşlemeye başlaOnu özel yerine, sokağın aşağısındaki çatıya götürmüştü ve , saatlerce oturmuş, yıldızları seyretmiş, rahat rahat konuşbJrlıKte » ... .... 1 rAı Connor in onu öpmesine sonunda orada izin vermişti mUŞ'arul' ta ona karşılık vermişti- ama öpücük kısa sürmüş, geçmişteanlamadığı bir olayın kara kanatları çevresinde çırpınmaya haslar başlamaz geri çekilmişti. Öpüşüne karşılık verirken -herhangi birini öperken, diye tahmin ediyordu- Jill bir acı ânına, «nişinde hatırlaması acı veren bir olaya dönüyordu. Ama o acıya tahammül ediyor, arada bir Connor'ın onu öpmesine izin veriyordu. Connor evlenme fikrine ilk kez o çatıda, bulutlar ve yıldızlarla süslü o gökyüzünün altında değindi. Jill nefes alamadığını hissetti. Adama bakmayı başaramadı, gözlerini, çok yukarılarda sığınak ararmış gibi gökyüzüne dikti. Connor'a âşık mıydı? Aşkın ne olduğunu biliyor muydu? Connor ile birlikte olmanın kendisini çok mutlu ettiğini biliyordu, ama aynı zamanda da dehşet veriyordu. Özlemlerini, bazı uzuvlarının nasıl ısındığını, ona ne zaman baksa titremeye başlayacağını hissettiğini artık inkar edemiyordu. Ama Jill fazla yaklaşma korkusunu da inkar edemiyordu- Connor'a ya da herhangi bir erkeğe. Tatlılık oradaydı, ama bir şekilde uzanamayacağı bir yerde. ilk dürtüsü teklifi reddetmesini söyledi. Hem, gerçekte kim olduğunu bilmeden nasıl iyi bir eş olabilirdi? Ve bir öpücük bile zorlamayken, anlamadığı bu kara duvarı zorla aşarak izin verdiği bir şeyken Connor onunla ne kadar kalırdı?

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Ama ya Pettibwa ve Graevis? Jill düşünmek zorundaydı. Ya °nu evlerine alan, ona bir yuva veren çifte karşı görevi? İyi bir ev"'k yaptığını bilince, yaşamları ne kadar iyi olurdu! Belki Jill'in 224 R- A. S*h *'0r. yerel asillerin arasına yükselmesi onların konumunu da yük di ve Jill her şeyden çok buna kıymet verirdi. Jill sonunda Connor'a bakma, gözlerini o harika kahver gözlere dikme cesaretini buldu. Şimdi o gözler bu yıldızlı PP„ , daha önce görmediği kadar çok ışıldıyordu. "Seni sevdiğimi biliyorsun," dedi genç adam kıza, "yalm2 seni. Bunca haftadır, hayır, aydır, seninle sevişmek isteyerek nında uyanmak isteyerek yanında oturdum. Ah, Jilly'm, beni sev diğini söyle. Söylemezsen Masur Delaval'a gideceğim ve soğuk suların beni almasına izin vereceğim, çünkü bu beden bir daha asla sıcaklık nedir bilmeyecek." Sözcükler genç kadına çok güzel geldi... ona "Jilly" diye hitap etmesi dışında, bundan hoşlanmadı, çünkü kendini küçük bir kız gibi hissettiriyordu. Ona tüm yüreğiyle inanıyordu ve onu sevmeye başladığını düşündü. Hem, onu gördüğü zaman kolayca gülümsemesine başka ne isim verilebilirdi ki? "Benimle evlenir misin?" diye Connor sordu yumuşak sesle, o kadar yumuşak ki Jill sözcükleri duymadı, burnunun yanında ve yanağında dolaştırdığı parmağının nazik dokunuşuyla iletilmiş gibi hissetti. Kız başını salladı ve Connor onu öptü ve Jill genç adamın ona sarılmasına izin verdi, dudakları uzun süre ayrılmadı ve onca süre boyunca, Connor yumuşak, tatmin dolu sesler çıkarırken Jill kara kanatlarla mücadele ediyor, öfkeyle aklını şimdiki durumdan uzaklaştırmaya çalışıyor, Yol'daki işinde aldığı bira siparişlerini hatırlıyor, geçen hafta bir arabanın ezdiği adamı düşünüyordu-• an onu kaybolan yıllardan geriye, korkunç bir olaya, yüzleşemeyeceği bir olaya götürmesin de ne olursa olsun. Pettibwa ve Graevis'in haberi alınca verdikleri tepkiyi tahmin etmek zor değildi. Adam gülümseyerek başını salladı ve kıyme Kedi'sine -ona hâlâ böyle hitap ediyordu- cömert, sıcak bir K iblis'11 Uyan'S1 225 vla karşılık verdi. Pettibwa çok daha canlıydı, göğüsleri Ca "beöi çılgınca sallanarak hoplayıp zıpladı, ellerini çırptı, yaVe 2özyaşlany'a sırılsıklam oldu. Graevis ve Pettibwa'nın kız • tedikleri tek şey mutlu olmasıydı: Herhangi birinin bilebilebencilce olmayan sevgi. Ve artık bu kesin görünüyordu, sille evlenmek! Jill'in hiçbir şeyinin eksik olmayacağını düşürlardı. En güzel elbiseleri giyecek, Palmaris'te, hatta Ursal'daiçin i en

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ceği Bir a; nüyoı n pn yüksek sosyal toplantılara katılacaktı! Tepkileri Jill'e doğru seçimi yaptığını kanıtladı. Kızın kişisel sorunları ne olursa olsun, Graevis ve Pettibwa'yı bu kadar neşeli, hu kadar mutlu görmek yüreğini ısıtıyordu. Onun için yaptıkları bunca şeyden sonra, nasıl başka bir karar verebilirdi ki? Düğünün yaz sonlarında yapılması planlandı -Connor'ın ailesi tarafından, elbette, çünkü onca doğru düzgün düğün yapacak bir servetleri vardı- ve önlerinde yapılacak onca hazırlık olduğundan, Connor ve Jill teklifi takip eden birkaç ay boyunca birbirlerini daha az gördüler. "İşini bitirdin mi?" diye seslendi Grady, Battlebrow Evi'nin, Palmaris'teki en ünlü genelevin geniş, dönen merdivenlerinden inerken. Lobideki lüks koltuklarda oturmakta olan Connor dalgın bakışlarını arkadaşına doğru kaldırdı. "Ne, bu gece yalnızca bir tane mi?" diye takıldı Grady. "Demek evde şu an en az iki hayal kırıklığına uğramış hanımefendi var!" 'Yeter, Grady," diye yanıt verdi Connor, emreden sesi bu ilişkinin hakiminin kim olduğuna dair pek az kuşku bırakıyordu, •jrady'nin konumu Connor'ınkine yaklaşmıyordu bile ve baronun "eğeninin bu sonradan görmenin sürekli arkadaşlığına tahammül meşinin tek sebebi ebeveynlerinin evlat edindiği kız kardeşiydi. 226 R A e , Grady, asil adamın gece eğlenceleri hakkında çok fazla s liyordu, bu yüzden Connor ondan kurtulamıyordu ve Gradv ona şantaj yapmayı ima etmemiş olsa da, Connor onu, ondan ı, kaçak kadar iyi anlıyordu. "Sorun ne dostum?" diye sordu Grady, kemerini bağlay1D r nor'ın yanındaki koltuğa kayarak. "Korkarım neşeli günleri & ? de bıraktın. Yaklaşan evlilik bağları sıkılaşıyor olabilir mi?" "Hiç değil," diye yanıt verdi Connor. "Keşke yarın olsa! Ne k dar uzun süre bekledim!" Grady bu sözcükleri sindirmek, gizli anlamlar bulmaya çalışmak için uzun uzun düşündü. "Ve kız kardeşine duyduğum aşktan kuşku duyma," diye devam etti Connor. "Kuşkusuz gördüğüm en güzel, en tahrik edici en oyuncu..." Derin bir iç çekişle sustu. Grady sırıttığını saklamak için elini ağzına götürdü. "Anlaşılan seni deli ediyor," dedi. "Cazibesi seni, hey, beş aydır her gece üç kadının kollarına atıyor!" Connor bu alaydan hoşlanmayarak ona dik dik baktı. "Ona bununla ilgili tek kelime edersen kılıcımı karnına saplarım ve bir de çeviririm," diye uyardı ve sert sözcüklerin her birini kastederek söylediğine kuşku yoktu. Ama Grady üstün durumda olduğunu anladı ve gerilemeyi reddetti. "Sokup çevirmekten pek hoşlanıyorsun," diye takıldı. "Her gerçek erkeğin hoşlanması gerektiği gibi!" diye ısrar etti Connor. "Jilly'nin beni deli etmesine izin mi vermeliyim? Ama bu onu daha az sevdiğim anlamına gelmiyor. Bunu anla. Çok iyi bir eş." "Onunla yattın mı?" Connor'ın yüzündeki ifade Grady'nin diğer yana yaslanmasına sebep oldu. Adamın tokat atacağından korkmuştu. "Dürüst Dİ soru," diye itiraz etti Grady, "ve kız kardeşimin şerefini koruma

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


M* u^'5' 227 madım- Anne babamın yapacaklarından korkmasam, ben lalardım onunla." «Renim yapacaklarımdan da." Connor'ın sözleri alçak bir hırlama gibi çıktı. «Artık böyle bir şey istemiyorum, elbette," diye kabul etti , akıllıca- Connor'a Jill'e karşı hâlâ arzu duyduğunu ima etle bile, avının tepesine binmiş bir kartalın yemeğini elinden alava çalışmaya benzerdi. "O senin, yalnızca senin. Sana bayılıhiç böylesini görmedim. Connor Bildeborough'dan başka hiçbir erkek, kaba kuvvet kullanmadığı sürece onunla yatamaz. "Peki ya Connor Bildeborough?" diye cesaretle ısrar etti Grady. "Jill teslim oldu mu?" "Hayır," diye itiraf etti hayal kırıklığı içindeki asil. "Ama yakındır." "Yazortasının sonunda, sanırım," diye onayladı Grady, "yoksa o kadar beklemeyecek misin?" "Ona düğün gecesine kadar zaman veriyorum," diye yanıt verdi Connor. "Korkuyor, bakireler hep korkar, ama elbette o geceki haklarım mutlak. Ya o sunacak, ya ben alacağım!" Grady akıllıca kız kardeşinin bekareti hakkındaki yorumunu kendine sakladı. Fark etmezdi; önemli olan tek şey Connor'm neye inandığıydı. Ve Connor gerçekten de inanıyordu! Grady bunu her kıpırdanmasında, neredeyse hayvani yoğunluğunda görebiliyırdu. Battlebrow Evi'nin deneyimli fahişeleri bile artık ona cazip gelmiyordu! "Sevgili Jilly," diye mırıldandı Grady alçak sesle, Connor öfkeyle koltuğundan kalkıp, fırtına gibi kapıya doğru ilerlerken. er>i küçük, oyuncu kaltak. O kız kafanı oltaya takıp baronun 'eğeninin önünde sallıyorsun." Grady kurnaz küçük kız kardeşisessizce alkışladı, ama kızın eylemleri onu neredeyse korkutu228 R. A. Sil, 4'0r„ yordu; onun bu kadar haince bir plan yapabileceğini hir H„ , _,. „ , / uŞün. memişti. "Ah, ikisi de hak ediyor bence," dedi Grady daha yük. in alt ba. sek sesle Connor'ın peşinden giderken, geniş merdiveni samağında oturan iki kadına. Kadınlar merakla başlarını yan diler. "Senden kurtulacağım, sevgili kardeşim," diye devam bir kez daha kendi kendine konuşarak, "ye Connor Bildeh ugh'nun beklemeye değmediğini kendi kendine öğrenmesine i ı vereceğim!" Tam Grady dışarı çıkarken bir başka fahişe sokaktan içeri o di. Adam kadının çenesini kavradı ve ondan bir gülümseme ko-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


pardı. "Seni küçük, oyuncu kaltak," dedi, favorilerinden biri olan kadına yaklaşarak. "Zavallı Connor çok yakında kızın senin cazibene ve yeteneğine sahip olmadığını öğrenecek." Kadını öptü, sonra Connor'ın peşinden koştu. Henüz erkendi ama zaman akıyordu ve Connor kısa süre sonra Jill'le buluşmak için Yol'a gitmek zorundaydı. Ama belki önce birkaç kadeh içki ve bir zar oyunu için zamanı olurdu. Bütün Palmaris'in konuştuğu bir tören oldu; kadınlar kendin den geçmiş, erkekler dimdik duruyor, önemli birileri gibi davra nıyorlar, Connor Bildeborough'nun sokaklarda dolanan arabasın da olmayı diliyorlardı. Asil adamın ailesinin köylü yetim kızla il gili bütün tereddüderi Jill ile tanıştıkları zaman yok olmuştu. Ki zın içi de dışı da güzeldi. Şimdi, onu saten ve dantelden beyaz gelinliğe bürünmüş, uzun, gür, sarı saçları yanlardan tokalanıp arkadan sarkıtılmış gördükten sonra, onun kraliyet ailesi için yaratıldığını düşünüyorlardı. Hatta genç kadının gerçekten de krabye kanından olduğu fısıldanıyordu ve kalabalıkta geçmişine İUJ" söylentiler dolaşıyordu. Hepsi saçmalıktı, hepsi sahteydi, ama Tanrı'nın 821si'nde Ayı-Honce'da işler böyle yürüyordu. ^ U^'ŞI 229 gelince, yüzü bir boya ve sahte gülümsemeler maskesiy• renses gibi görünüyordu, ama kendini kaybolmuş bir kız u- cpdivordu. Bir yandan bu kadar güzel giyinmenin zevkini 2jbi n'ss ' edemiyor, diğer yandan dikkatin merkezi olmak onu gern dehşete düşürüyordu. Arabanın geniş şehrin her yerinde ı -ması yeterince kötüydü, Connor'la evlenirken kilisede beş - den fazla insanın bulunacak olması yeterince kötüydü, ama ı ıivük balodan sonra gelecek olan şeyin düşüncesi... "Yeterince uzun bekledim," demişti Connor ona sabahleyin ve sözlerini yanağını öperek tamamlamıştı. "Bu gece." Ve sonra Jill'i bu düşünceyle başbaşa bırakmıştı. Kız daha o korkunç geçmişine ait kara kanatlar çevresinde çırpınmadan onu öpmeyi bile başaramıyordu, ama ne beklediğini biliyordu- adamın hizmetkarlarından biri ona detaylı olarak tarif etmişti. Yanından ayrılmadan önce Connor'a gülümsemiş, onu rahatlatmaya çalışmıştı. Ama gecenin gelmesinden korkuyordu. Tören mükemmel geçmişti- ciddi ama coşkulu olmuştu, kadınlar ağlamış, erkekler uzun boylu ve yakışıklı, dimdik durmuşlardı. Araba gezisinden sonra yeni evliler müzik ve içkiyle dolu bir salona gelmişlerdi. Kadınlar dönüyor, kahkaha atıyordu. Gürültülü ve hareketliydi, heyecan vericiydi. Jill nadiren bir kadehten fazla şarap içerdi, ama bu gece Connor ona kadeh kadeh içirmişti ve o da içmişti. Connor onun korkularını gevşetmeye çalışıyordu, Jill de aynı şeyi yapmaya çalışıyordu. Ya da belki dehşeti boğmaya çalışıyordu. Kendini tanımadığı düzinelerce erkeğin kollarında buldu, davranışları olmasa bile kanları asildi. Birden fazlası kulağına müstehen bir şeyler fısıldamış, birden fazlası elini olmaması gereken bir yere götürmüştü. Biraz sarhoş bile olsa, Jill çevikti ve dansı iffetin bozulmasına izin vermeden bitirmişti. Balo Connor'ın ısrarı üzerine kısa süre sonra bitti ve bu epey

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


müstehcen yorumlar yarattı. Jill başka her şeye tahammül ettiği gibi bunlara da sessi? Bildeboroughlar'ın yanında duran Graevis ve Pettibwa'ya baka tahammül etti. Bu onlar için, diye tekrar tekrar hatırlattı kendi ve gerçekten de daha önce onları, özellikle Pettibwa'yı hiç bu k dar mutlu görmemişti. Konuklar gittikten sonra Connor Jill'i kasabadan geçirip arnc sının, Baron Bildeborough'nun malikanesine götürdü. Batı kanadındaki bir yan kapıdan sessizce içeri girdiler ve Baron Bildeborough'nun Connor'm isteği üzerine bıraktığı iki hizmetçi dışında boş olan konuk odalarına geçtiler. İki genç kadın -on sekizini geçmiş olmasına rağmen Jill'den bile gençtiler-Jill'i özel odaya, onun kendini gerçekten de minicikmiş gibi hissetmesine sebep olan bir odaya götürdüler! Tavan yüksekti, duvarlar görkemli halılarla kaplıydı ve hem yatak, hem şömine muazzam büyüklükteydi. Bu, hep sade bir hayat sürmüş olan Jill'e bir şekilde yakışıksız geldi; o yatağın üzerinde bir düzine insan rahat rahat uyuyabilirdi ve hatta üzerine çıkmak için bir tabure kullanması gerekiyordu! Hizmetçiler harika elbisesini çıkarmasına yardım ederlerken, bir yandan da nasıl davranacağından, duydukları o ya da bu numaradan bahsederken hiçbir şey söylemedi. "Bir hanımefendinin asiller için aşk yapma sanatında deneyimli olması gerekir," dedi içlerinden biri. "Palmaris'te Connor Bildeborough'nun yatamayacağı kız var mı ki?" diye ekledi diğeri. Jill kusacağını düşündü. Kıkırdayan çift sonunda gittiğinde, Jill büyük, yastıklı yatağın üzerinde, yakası fazla açık, ama bacaklarını yeterince örtmeye0 sade bir ipek gecelikle oturuyordu. Ağustos sonu gecesi soğuKt ve oda esintiliydi, ama hizmetçiler şöminede ufak bir ateş yakmış lardı. Jill tam o tarafa gidecekken kapı açıldı ve düğünde giydli 231 »e» u^ış' tolon ve beyaz gömleği üzerinde, ama çizmelerini, ce5İya • kemerini çıkarmış olan Connor içeri girdi. keD ömineye doğru yürüdü; genç adam yolunu kesti ve kolunu ona doladı. »rllv'm " diye fısıldadı ve dudakları boynuna sürtünürken sözcük boğuldu. Connor yüzünü şaşkınlık içinde buruşturarak hemen geriledi. ... 2erginliğini hissettiğini biliyordu ve bu fikir biraz gevşemesine rdımcı oldu. Connor onu o kadar iyi tanıyordu ki; korkusunu zebilirdi. Ona nazik davranacaktı, Jill buna inanıyordu, ona ihtiyacı olan zamanı verecekti. Hem, Connor onu seviyordu! Bu düşünce JiU'in bedeninde akar, kaslarını gevşetirken Connor onu yakaladı, kabaca kendine çekti ve dudaklarıyla dudaklarını ezdi. Kızın tutku dalgasını düşünmeye bile zamanı olmadı, o kadar şaşırmıştı. Başta mücadele etmedi, kıpırdamadan durdu. Genç adamın dudaklarını tattı, dilinin sürtündüğünü hissetti. Zihninde acı dolu bir çığlık duydu. Ölen bir çocuğun, annesinin, köyünün çığlığı. "Hayır!" diye hırladı Jill, adamı ittirerek. Nefes nefese Connor'ın karşısında durdu. "Hayır mı?" Jill yanıt verecek, açıklayacak nefes bulamadı. Oracıkta, başını iki yana sallayarak durdu. 'Hayır mı?" diye bağırdı Connor yine ve kıza tokat attı. Jill dizlerinin boşandığını hissetti ve Connor üzerine çullanmış,

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


onu sıkı sıkı tutmuş, yüzünü boynunu öpüyor olmasaydı düşecekti. "Beni reddedemezsin," dedi adam. J'U kıvrandı, büküldü. Onu incitmek istemiyor, hatta duyguları1 anlıyordu, ama ihtiyaçlarına karşılık veremezdi. Sonunda kolunu Unkinin altından çekti ve kendini kurtarıp bir adım geriledi. "en senin koçanım," dedi Connor ifadesiz bir sesle. "Yasal 232

R-

A.

Sah,

TÇ olarak. Seninle ne istersem onu yaparım." "Yalvarırım," dedi Jill fısıldayarak. Connor kollarını havaya savurdu ve hızla ona sırtını dö "Beni bunca ay beklettin!" diye kükredi. "Seni, bu geceyi di' dim durdum. Bu gece dışında dünyada hiçbir şeyin önemi v ki» Hızla dönüp, şimdi birkaç adım uzakta olan kıza baktı. Jill dünyadaki en kötü insan olduğunu hissediyordu. Conno ' teslim olmak, sabrına karşılık hak ettiği şeyi vermek istiyordı Ama o kanatlar, o kara kanatlar, o uzak çığlık! Connor'ın tavrı yine, aniden değişti. "Artık yok," dedi alçak hatta tehditkar bir sesle. Connor gömleğini yırtarcasına açar omuzlarında bırakır, sonra pantolonunu çıkarırken Jill savunmasızca izledi. Daha önce hiç çıplak adam görmemişti, hele böylesini hiç! Ama Connor'ın bedeni hangi duygulan uyandırırsa uyandırsın -gerçekten de güzel bir adamdı-Jill korku, kara kanatlar, anlayamadığı duygular tarafından boğuldu. Daha da kötüsü, Connor uzun adımlarla ona yaklaşırken yüzünde aşk, sevecenlik yoktu, yalnızca kızışmış arzu, neredeyse öfkeli bir tutku. "Bana bak!" dedi, Jill'i omuzlarından yakalayıp kabaca döndürüp, yüzüne bakması için zorlayarak. "Ben senin koçanım. Ne istersem, ne zaman istersem yaparım!" Dediğini vurgulamak ister gibi bir elini uzatıp Jill'in geceliğinin yanını yırtıp, göğüslerinden birini ortaya çıkaracak kadar indirdi. Göğüslerinin yuvarlak, diri, süt beyazı görüntüsü onu bir anlığına sakinleştırmiş göründü. "Görünüşümü beğeniyorsun," sonucuna vardı. Jill bakışlarını indirdi. Memeucu sertleşmişti, ama aşkla değil, heyecanla değil, yalnızca tüm bedenine yayılan korku ve soğuk bir duyguyla. Connor elini uzaüp memeucunu kuvvetle çimdikledı. Jill irkilerek geriledi. "Yalvarırım," diye fısıldadı yine. 233 İP» ü^'5' rpddüdü Connor'ın öfkesini yine alevlendirdi. Onu yaa reY\\ ve kızın itiraz etmesine fırsat bırakmadan tependi ye • ^i dizini bacaklarının arasına sokarak açmaya zorladı. ri" diye yalvardı kız, kocasının zorlamasını, kumaşı arakmek için geceliğini yırtmasını hissetti. ... efe5 alamıyordu. Çırpman kanadan, çığlıkları, ölümleri • Kendini çekti, döndü, adamın aç ağzı inerken bakışlarını ka, ama adam takip etti, kollarından birini yere yapıştırdı, bütün ağırlığım kızın üzerine verdi. Çıtlıklar, uzak, acılı. Annem ölüyor! fill'in kolu taş şöminenin keskin kenarına sürtündü. Başını kaldırıp baktığında yükseltilmiş şömineyle kıstırıldığını, kıvrana-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


cak yeri kalmadığını, başının taşa yakın olduğunu gördü. Ve Connor pes etmiyor, ittiriyor, zorluyordu. Kızın zihni geçmişe ait bir burgaçta kayboldu- çığlıklar, görünümler, şişen, çürümeyle yoğunlaşan parçalanmış bedenlerin kokusu. Bir kez daha oradaydı, o korkunç yerde, kaçacak yer yoktu, ölüm ve ateş vardı. Ateş. Bir kütükten düşen közü gördü, iğrenç bir gece yaratığının gözü gibi portakal renginde parlıyordu. Elini közün üzerine kapattı, ama acı hissetmedi, acının ötesindeydi. Sonra döndü ve közü saldırganın yüzüne, tepesindeki bu şeyin, annesini, bütün köyü öldüren bu şeyin yüzüne indirdi. Şey uluyarak uzaklaştı ve Jill altından yuvarlandı, yatağa doğru emekledi. Çevresi kafasını karıştırdı. Adamı gördü -bir adamdı, Connor di!- ayağa kalkmasını, yüzünü tutmasını ve çığlık atarak odadan dışarı koşmasını gördü. Aniden acı dalgalarına boğuldu; közü şömineye fırlattı. Ne yapmıştı? 234 R-A s^.ore Ağlayarak, yanık elini diğeriyle tutarak ve ikisini birden süne bastırarak yatağa düştü. Hıçkırıkları uzun dakikalar b ca dinmedi, belki yarım saat, belki bir saat. Durmadı, kapınm dığını, yaklaşan ayak seslerini -bir çiftten fazla- duyduğu za başını kaldırmadı. Kabaca yakalanıp çevrildiğinde, kolları yanlarına yapıştmij ğında, bacakları dizlerinin altından yakalanıp açılmaya zorlanH ğında ağlamayı bırakmadı. Hizmetçiler onu sıkı sıkı yakaladılar ve yüzündeki yanıklar o kadar kötü görünmeyen Connor, üzerinde yalnızca açık gömleğiyle yaklaştı. "Sen benim karımsın," dedi sertçe. JilPin mücadele edecek gücü kalmamıştı. Onu tutan iki kadına yalvararak baktı, ama ikisi de duygularını belli etmiyordu, hatta bir şekilde bu manzara, Connor'ın görünüşü, kızın savunmasızlığı ve onların bunda oynadıkları rol karşısında memnun olmuşa benziyorlardı. Connor yatağa tırmanırken, tepesine çıkarken ona baktı. Başını iki yana salladı. "Yalvarırım," diye fısıldadı. Connor ona yaslandı, ama kız dürtükleyen bir şey hissetmedi. Connor başını kaldırdı, gerçekten de incinmiş, üzülmüş görünüyordu. Kızgınlıkla döndü, yataktan indi. "Yapamam," dedi, keskin gözlerle kıza bakarak. Gözleri öfkesini yansıtıyordu. "Onu buradan çıkarın ve bir odaya kilitleyin," dedi hizmetçilere. Kadınlar itaat etmek için kabaca harekete geçtiler. "Kaderine sabahleyin yargıç, Başrahip Dobrinion karar verecek. Götürün onu! "Ve sonra bana dönün," diye ekledi Connor, hizmetçilerle konuşarak, ama sözlerini Jill'in yüreğine yönelterek. "İkiniz de." ı8 İNANÇ SINAVI Yelkoparan sonsuz günler, sonsuz saatler boyunca tembel tembel Güney Mirianic'in kıvılcımlı, cam gibi yüzeyinde kaydı. Güneş düşman oldu; hava rahatsız edecek kadar sıcaklaştı. Sürekli.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Avelyn derisinin bedeninden kayıp gideceğini, büyük bir paçavra gibi buruşuk bir yığın halinde güverteye düşeceğini düşündü. Bedeni yanmış, su toplamıştı, sonra kahverengileşmiş, kararmış, kararmış, çevresindeki deneyimli denizcilerin derilerinin köselemsi görünüşüne bürünmüştü. Diğer keşiş arkadaşları gibi temiz traşlı kalmaya çalışıyordu, ama yeterince keskin bıçak yokaı ve kısa süre sonra üçü düzensiz bir sakal bıraktı. En kötüsü de can sıkıntısıydı. Her yönde tek görebildikleri düz, mavimsi gri ufuk çizgisiydi. Heyecan anları -bir balinanın fışkırttığı su, bir yunusun pruvanın yanında sıçraması, suyu beyaz beyaz köpürten bir mavibalık sürüsü- nadiren geliyor ve birkaç saniyeden fazla sürmüyordu ve kaçınılmaz olarak açık denizin boşluğuyla son buluyordu. Avelyn'in deniz yolculuklarına ilişkin romantik fikirleri tamamen yok olmuş, ağır, gıcırdayan, sallanan gerçeklik tarafından sürüklenip gitmişti. Dansally'yi sık sık, bazen saatlerce ziyaret ediyordu. Kadının amaradan çıkması yasaklanmıştı ve o da bunu yeğliyordu, hem o, em kaptan onun tatlı kokusunu yakalayacak olurlarsa uzun sürekadın görmemiş sıradan denizcilerin yapabileklerinden korku236 A' Sâl^re yordu. Bu yüzden kadın kamarasının kapısını sıkı sıkı kilitljv„ J Avelyn ayrıca, Dansally'den bıkmış görünen üç keşiş arkad nın kadını çok daha az ziyaret ettiğini fark etmişti. Bundan m nundu, ama neden, emin değildi. Dansally işinin gerektirdi» revlere aldırıyormuş gibi görünmüyordu ve Avelyn kadının İŞİni kimliğinin bir parçası olarak kabul etmeye başlamıştı. İlk ziyaretin de ona söylediği gibi, onu yargılamak kendisine düşmezdi. Buna bütün yüreğiyle inanıyordu, ama yine de Kaptan Ajdonas dahil diğerlerinin kadınla daha az zaman harcadığını görmekten memnundu. Dansally'nin, arkadaşlarının aramayı akıl bile etmedikleri özelliklerini öğrenmişti- kıvrak zekası, sevimliliği, yaşamdaki konumu karşısında üzüntülü teslimiyeti. Avelyn, onun nadiren bahsettiği ve kimseye anlatmadığı düşlerini, hırslarını dinledi ve kadının tanıdığı onca erkek içinde yalnızca Avelyn onun düşlerini cesaretlendirmeye, kadına kendine saygı aşılamaya çalıştı. Fiziksel yakınlık konusu o haftalar boyunca hiç açılmadı, çünkü ikisi de daha özel, çok daha tatmin edici türden bir yakınlık bulmuşaı. Ve günler bu şekilde geçti, güneş, yıldızlar, sonsuz dalgalar ve kıvılcımlar. Keşişlerin ve mürettebatın tek tesellisi bulutsuz gecelerde geliyordu, çünkü Ayla'nın renkleri burada, kuzeye göre çok daha berrak görünüyordu. Yumuşak maviler ve morlar, canlı portakal renkleri ve bazen koyu kırmızılar gece göğünü süslüyor, cesaretleri ve moralleri yükseltiyordu. Yavan ve sevimsiz Quintall bile bu güzelliği takdir ediyor, Ayla'yı Tann'nın işareti olarak görüyor, ne zaman o renkler belırse inancı yenileniyordu. "Sancak ho!" diye bağırdı biri, Jacintha'dan yola çıktıklarında) ikinci hafta sonra, parlak bir sabahta. Quintall umutla ufka baktı. Adjonas ile konuşmaları sonucun Pimaninicuit yolunu daha yarılamadıklarını biliyordu ve başka ra görmek yalnızca rotalarından çok saptıklarını gösterirdi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


iblis'" UyâliŞ1 237 İrta balina!" diye bağırdı nöbetçi bir an sonra. "Ölmüş ol"San1 , kıp)rdamıyor. nV ' ? rtenin arka taraflarında Avelyn, Kaptan Adjonas'ın "Lanet » diye mırıldandığını duydu. ? "f)lü balina görmek kötü şans mı getirir?" diye sordu saf keşiş. "Balina değil," diye yanıt verdi Adjonas sertçe. "Balina değil." •' tarafa yöneldi. Avelyn peşine takıldı, Bunkus Smealy, Pellimar Thagraine arkasından geldiler. Quintall çoktan korkuluğa dayanmış, uzağa, aşağıya işaret ediyordu. Adjonas dürbününü kaldırdı ve o yöne baktı. Hemen başını iki vana salladı ve aleti Quintall'a uzattı- Bunkus Smealy'nin hiç de hoşlanmış görünmediği bir hareket. "Balina değil," dedi Adjonas yine. "Powrie." "Powrie mi?" dedi Avelyn, kafası karışarak. Powrieler boyları ancak bir yirmiyi bulan sıska cücelerdi. "Powrie gemisi," diye açıkladı Adjonas. "Fıçıtekne deniyor." "Oradaki bir gemi mi?" diye sordu Pellimar şaşkınlık içinde. Quintal dürbünü indirerek başını salladı. "Evet, ve hızımıza ayak uyduruyor," diye ekledi. "Yelkenleri yok," diye itiraz etti Pellimar, sanki bu mantık tek başına bunun bir powrie gemisi olması olasılığını yok edebilirmiş gibi. "Powrielerin yelkene ihtiyacı yoktur," diye yanıt verdi Adjonas. 'Pedal çevirerek, geminin arkasındaki büyük pervaneye giden mili döndürürler." 'Pedal mı?" diye alay etti Pellimar, mesafelerin yüzlerce mille ölçüldüğü bu kadar engin bir denizde bu fikri saçma bularak. Adjonas'ın sesi sert ve acımasızdı. "Povvrieler yorulmaz." Avelyn bu kadarını duymuştu. Powrieler, savaşlar dışında sık Sürülmezdi. Savaş yetenekleri efsanelerin, dehşet verici şömine nu hikayelerinin konusuydu. Boyları küçük olsa da, ortalama bir 238 R- A. Sal v4t Orç erkekten daha güçlü oldukları, inanılmaz ölçüde dayanıklı lan söylenirdi. Merhametsiz sopa ya da kılıç darbelerine dav liyorlar, dövüşmeye devam ediyorlar, kilometrelerce süren yürüyüşlerden sonra bile durmaksızın saatlerce savaşabiliy0r] "Bu kadar açıkta," dedi Quintall. "On gün mesafede hic k yok." "Powrielerin zihinlerinden geçeni kim bilebilir," diye yamt v di Adjonas. "Son zamanlarda oldukça aktiflermiş, Jacintha'd k' dostlarım öyle bilgi verdi. Gemi rotalarına giriyor, yüklerini doldı

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


aıyor, sonra mavibalıkları, morina balıklarını ya da sevdikleri bas ka balıkları takip ederek derin sulara dönüyorlar. Zorlu ve metin tiplerdir; powrielerin aralıksız bir buçuk sene açık denizde kaldıkları söylenir." "Ama ganimetleri ne yapıyorlar?" diye sordu Avelyn masumca diğer beşinin bakışlarını üzerine çekerek. "Gemilerin yolunu kesiyorlar, hangi malları alıyorlar ve sonra yeni kargolarım nereye bırakıyorlar?" Adjonas ve Bunkus Smealy'in sertçe bakışmaları dört keşişe bu düşmanı anlamadıklarını gösterdi. "Onlar can alır," diye yanıt verdi Adjonas sakin sakin. "Gemilerin yolunu yalnızca öldürmek için keserler. Onları yalnızca bir sonraki gemiye götürecek kadar erzak yağmalarlar, avın ve işkencenin heyecanı için saldırırlar." Avelyn soldu, Thagraine ve Pellimar da öyle, ama Quintall yalnızca alçak sesle hırladı ve bakışlarını uzak povvrie gemisine çevirdi. "Ama onlardan birinin bu kadar yakınından geçmemiz," de* Pellimar endişeyle. "Hangi kör talih bu? Yüz metre daha iskele tarafında olsak gemiyi göremezdik bile." "Ama onlar bizi görürdü," diye yanıt verdi Adjonas. "Yelkenlerimiz millerce öteden görünüyor ve powrielerin kendilerine n 239 • A vardır kuşkusuz. Denizde yüzen, geçen gemileri onlabüy11 dostları olduğu söylenir. Bu kör talih değil, benim iyi "»imar Biraderim." • -m hakkımızda ne biliyor olabilirler?" diye sordu Quintall, .. rlerjne bakmak için dönmeden. lnızca evden çok uzakta, yalnız bir gemi olduğumuzu," diye yanıt verdi Adjonas hemen. "Ya görevimiz hakkında?" diye ısrar etti Quintall. "Hiçbir şey," diye onu temin etti Adjonas. "Powrie gemisinde h rhangi birinin manastır cüppelerinizi fark edeceğinden bile kuşkuluyum." Ouintall başını salladı. "O zaman kaçalım," diye talimat verdi. Avelyn ve diğerleri Kaptan Adjonas'ın yüzünün gerilmesini izlerken nefeslerini tuttular. Avelyn, Quintall'ın böyle açık bir emir vererek, bu sefer haddini aştığından korkuyordu. "İskeleye!" diye bağırdı Adjonas, sonra sakinleşti ve yardımcısına döndü. "Yelkenlerimizi doldurun, Bay Smealy," dedi. "Powrielerle savaşmak istemiyorum." Smealy koşarak uzaklaştı. Adjonas hançer gibi saplanan bakışlarını uzun süre QuintalPın sırtına dikti, sonra sakin bir şekilde döndü ve diğer üç keşişe kısaca başını sallayarak uzaklaştı. Avelyn korkuluğa yaklaştı ve eliyle gözünü gölgeleyerek dikkatle engin gri-mavi denize baktı. Fıçıktekneyi gördüğünü sandı, ama emin olamıyordu- bir dalganın gölgesinden başka bir şey olmayabilirdi. Yelkoparan keskin bir dönüşle iskele tarafına saptı, kare yelkenlerini doldurdu ve gemiyi muazzam bir hızla ittirdi. Ama Powrieler takip etmeye devam ettiler; nöbetçi tekrar tekrar fıçıtekenın hızlarına ayak uydurduğunu, hatta yaklaşmaya başladığını ağırdı, sesi hayal kırıklığı ve korkuyla boğuklaşmıştı. Şimdi küpeştede dört keşiş ve Kaptan Adjonas powrielerin iler240

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


?v»«0r, A- Sal leyişini izliyorlardı. Avelyn artık gemiyi açıkça görebiliyorcj tuhaf fıçıtekneyi dalgalardaki gölgelerle karıştırmıyordu. Adjonas başını kaldırıp yelkenlerine, sonra yelkenleri ol Ki ğince rüzgarla dolu tutmak için çılgınca asılan mürettebatına h u "Şaşırtıcı bir tasarım," dedi Quintall yaklaşan gemiyi kasted "Neden biz insanlar onu kopyalamadık?" "Özgürliman'da bir insan fıçıteknesi var," diye yanıt verdi AH' nas, "ve Ursal'da ırmakta kullanmak üzere birçok fıçıtekne in edildi. Ama insanlar powrie değildir. Öyle bir teknenin içi olduk sıkışıktır... Yelkoparari'daki küçük kamaranızdan da sıkışık. Ve in sanlarda powrie dayanıklılığı yoktur. Cüceler bütün gün pedal çevirebilir, ama çoğu insan bir saatte yorulur- en fazla iki saat sonra" Quintall başını salladı, dayanıklı, yorulmak bilmez düşmana duyduğu saygı ikiye katlanmıştı. "Eğer povvrieler yorulmuyorsa, o zaman kaçmak işe yaramaz," dedi. "Biraz daha yaklaştığı zaman, gemiye alevli ok atacak adamlar yerleştireceğim," diye yanıt verdi Adjonas, pek de umutlu olmayan bir sesle. "Ama geminin büyük kısmı su altında, su üstünde nişan alacak küçük bir parça var ve o da önemli değil. Belki hızımızı yeterince koruruz ve ilk çarpışma az zarar verir. Sonra güverteye çıkmaya çalışırlarken onlarla savaşırız- zaten başka ne şansımız var ki?" Adjonas daha sözünü bitirmeden Quintall başını iki yana sallıyordu. "Çarpmalarına izin veremeyiz," diye itiraz etti. "Geminin alacağı en ufak bir zarar bile, en iyi ihtimalle bizi yavaşlatır ve buna cesaret edemeyiz. Fazladan bir haftadan az zamanımız var- o <M hedefimiz konusundaki hesaplarımız doğruysa ve rüzgarlar lef" mizde esmeye devam ederse." "Pek az seçenek görüyoaım," dedi Adjonas. Diğer üç keşiş sert gözlerle uzaktaki fıçıtekneye ya da birbı rine bakıyor, başlarını iki yana sallıyorlardı; ama Quintall düşufl 241 , yöne çevirmiş, Adjonas'ın düşman hakkında verdiği Seri sindiriyordu. •• 1 sene," dedi sonunda, "büyük pervanesi bir şeye dolanır. fjçjtekne ne kadar hızlı gidebilir?" 3 Adjonas ona merakla baktı, •fazla ağımız var," diye ekledi Quintall. «Pervane açıkta değil," dedi Adjonas. "Fıçıteknenin yoluna bir - mükemmel şekilde yerleştirsek bile, büyük olasılıkla pervaneyi koruyan kancalardan başka bir şeye takılmaz." «Ağı bırakmakla yetinmedik, onu hedefine götürdük diyelim?" ,. sordu Quintall sinsi sinsi, Thagraine dışında herkesin şaşkın bakışlarına maaız kalarak. Thagraine durumu kavramıştı ve pek hevesliydi. "Bu riskli olur," diye konuşmaya başladı Adjonas, ama fıçıteknenin kapağı açılıp, kırmızı bir bere görününce sustu. Büyük bir huni tutan sıska bir kol havaya kalktı. "İnsanlar!" diye bağırdı powrie huniden. "Sen, tüccar, gemiyi teslim et! Bizden kaçamazsın, evet yapamazsın, savaşamazsın da. Gemini teslim et diyorum böylelikle içinizden bazılarını öldürme-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


yebiliriz." Adjonas yerlerinde kalakalmış mürettebatına baktı. Yüzlerindeki ifadeleri, powrienin vaadindeki ani, küçük umudu gördü. Adjonas'ın gözünde Bunkus Smealy çoğu adına konuştu. "Belki de onu dinlemeliyiz, Kaptan," dedi kaptan yardımcısı. "Dövüşmezsek..." Adjonas onu kenara itti ve gemideki herkesin onu görebilmesi 'Çin korkuluktan uzaklaştı. "Bizi öldürecekler, hepimizi!" diye bas'raı. "Bunlar powrieler, kanlı bereler, berelerini insan kanıyla ısatmak istiyorlar. Yakaladıkları her gemiyi batırırlar ve tutsak için er' de yok! Durursak, hatta yavaşlarsak bize daha da hızlı çarparlar." 242

v*'0r, A- Sa|.

Adjonas daha daha konuşurken yanan bir ok Yelkoba üzerinde yay çizerek arka yelkeni deldi. Üç denizci, zararı e indirmek için hemen küçük ateşe koştu. "Hey, daha ne kadar kaçabilirsiniz, tüccar?" diye uludu no ve sonra kapağı arkasından kapatarak gözden kayboldu. "En iyi yüzücüleriniz kim?" diye sordu Quintall, kaptana vald şarak. Adjonas orıa merakla baktı. " Yelkoparan soğuk kuzey sularının gemisidir," diye yanıt verrf kaptan. "Yüzme alışkanlığımız yoktur." Quintall sertçe başını salladı ve üç biraderine döndü. Hepsini birden riske atmak istemiyordu, ama görevlerinin başarısının şu andaki eylemlerine bağlı olduğunu biliyordu. O daha hareketini bitirmeden Avelyn, Pellimar ve Thagraine cüppelerini güverteye bıraktılar ve kaslarını germeye, kollarını sallamaya başladılar. "Biz yüzeriz/ diye açıkladı Quintall. "Soğuk kuzey sularında bile. Bana bir ağ getir." Adjonas, Bunkus Smealy'ye işaret etti; bu artık Quintall'ın operasyonuydu ve Yelkopararim kaptanı bu iri keşişe bir şans vermeye razıydı. Az sonra dördü iskele korkuluğunda, fıçıtekneye bakıyorlardı. Quintall ağı suya attı ve Thagraine hemen ardından dalıp yakaladı. Adjonas, Quintall'ın omzunu yakaladı. Kemerinden bir taş, küçük, kırmızı bir yakut çekti ve uzattı. "Ancak gerek görürsen," diye açıkladı. "Bu taş gemimdeki her şeyden daha değerlidir." Quintall merakla baktı. Taşın içindeki büyüyü, hafifçe zonklayan enerjiyi hissedebiliyordu. Adjonas'a başını salladı, sonra bek lenmedik bir şekilde taşı Avelyn'e verdi. "Yaşayan kimse taşların gücünü daha iyi bilmez," dedi arkadaşına. "Gerek duyarsak iyiKL lan." Avelyn taşı aldı ve birkaç dakika elledi, enerjiyi açıkça nıss taşın amacını ona söylenmiş gibi anladı. Onu beline sardığı Ku İblis* ÜV»W*' 2« vacak oldu, ama bunun güvenli olmadığını hissetti, bu yüz„,.. ağzına attı ve dişlerinin arkasına yuvarladı, den t3?1 6

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Sonra daldılar, hızla yüzerek hâlâ ağla birlikte batıp çıkan, ge• in birkaç metre uzağındaki Thagraine'e katıldılar. İki gruba ayrıldılar; Thagraine ve Quintall ağı aralarında tutarak nlara yüzdüler ve yaklaşan fıçıtekneye göre konumlarını ayarlaava çalıştılar. Pellimar ve Avelyn tam geminin önünde durdular, o kapağın tekrar açılması ya da powrielerin bir şekilde dışarıyı gözesi olasılığına karşı başlarını olabildiğince suya yakın tuttular. Adjonas kaptan köşkünden endişeyle izliyordu. Powrieler ve deniz hakkında, keşişlerin biliyora benzemedikleri şeyler biliyordu. Örneğin, eğer fıçıtekne ağı tutanların yanından geçip giderse dörtlü asla gemiye yetişemezdi ve Adjonas da onlar için dönemezdi. Açık suda kalırlardı ve sonları gelirdi. Daha da tehlikelisi, powrielerin suda yaşayan dostları olduğu söylenirdi; belirgin bir sırt yüzgeçleri olan dostlar. Kaptan, cesur Quintall'ın bunu biliyor olsa bile yine de ağla birlikte Güney Mirianic'e dalacağından emin, başını salladı. "Hızlı yüz!" diye seslendi Quintall arkadaşına, kalan mesafeyi kapatmak için hızlı hareket ederek. Fıçıtekne, Yelkoparan'm aksine dümen suyu bırakmadığından, göründüğünden çok daha hızlı ilerliyordu. Thagraine, kollarını ve bacaklarını çırparak elinden geldiğince hızlı yüzdü, ama ağı geniş omuzlarına takmış, onu sürüklemekte olan Quintall olmasa asla hedefine ulaşamazdı. iki bitkin adam son mesafeyi dalarak aştılar ve geminin üstlerinden geçmesine izin verdiler. Neyse ki su kristal gibi berraktı. Yukarıda Avelyn ve Pellimar endişe içinde bekliyordu. Quin«11'in teşebbüsü nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, fıçıteknenin üzerine Çıkmaları gerekecekti. Ağ başarısız olursa, bu ikisi powrieleri Ufdurmak için bir yol bulmak zorunda kalacakü. Avelyn dilini yaIM K A' Sâl^0re Parkutun üzerinde gezdirdi. Taşın sağlam fıçıteknenin gövdesi çalayacak kadar güçlü olamayacağını fark etti. Fıçıtekne suyu yararak yaklaştı- elli metre, kırk, yirmi Sonra aniden sarsıldı ve çapraz döndü. Avelyn ve Pellimar ı ca güçleriyle yüzdüler. Sürüklenen gemiye ilk Pellimar ula» kendini geminin kaygan, yuvarlak yan tarafına ihtiyatla çekti K pağa ilerledi ve oraya tam kapak açılırken ulaştı. Dışarı çıkan ilk powrie gerçekten sersemlemişü. Pervane yos> na ya da geminin attığı bir şeye takılmıştı; cüceler böyle düşünmüş lerdi ve bu olağandışı bir olay değildi. Ama güvertede duran bir \n. san görmek! Manzara, daha önce hiç yakından powrie görmemiş olan Pellimar için de şaşırtıcıydı. Cüce bir yirmiden biraz uzundu, sıska kolları ve bacakları, o fıçı gibi gövdesini taşıyamayacak kadar ince görünüyordu. Pellimar sağlam bir sağ yumruk vururken cücenin ifadesi değişmedi; solgun, kırışık yüzündeki ağzı açık, bakmaya devam etti. Keşiş yaralı eline, sonra rakibine baktı, göründüğünden daha sağlamdı! Sert kafalı powrie başını şiddetle, dudakları sallanarak iki yana silkeledi. Pellimar yine vurdu, üç hızlı sol yumruk, sonra sağ bacağını

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


kuvvetle kaldırdı, ayağını powrienin çenesine vurdu. Cücenin kafası arkaya devrildi, yaratık güverteye düştü ve teknenin yanından aşağı yuvarlandı. Ama yerini bir başkası almıştı ve bu cüce şaşkın değildi. Pellimar, bir kedi kadar hızlı, ona da üç sağlam yumruk attı -sol, sag, sol- ama hâlâ ilk yumruğun etkisiyle acıyan sağ yumruğu, sert kafaya ikinci defa çarpınca keşiş hızını yitirdi. Biraderinin arkasından atılan Avelyn, Pellimar'ın aniden irKUO ğini, sonra yana düştüğünü gördü. Göğsünde parlak kırmızı biı ç1 gi vardı. Avelyn'in karşısında kısa kılıcı Pellimar'ın kanıyla ıslanın' ? duruyordu. Cüce kurbanının yandan düştüğünü, zaten t rmızı olan beresinin rengini güçlendirme şansının Miril'3r ıvarlandığını görünce öfkeyle ciyakladı. O dalgınlık ânı Avelyn'e bir şans verdi. .,. cücenin üzerine atılabilirdi, ama yaratığın sağlamlığını ,. apaktan, arkasından bir başka powrienin çıktığını gördü. Ivn kişisel güvenliğini bir kenara bırakarak daha büyük menfaati düşünmek zorundaydı. Öne koştu, güvertede kayarken yakutu ağzından çıkardı. Onu linde ovaladı ve güçlerini çağırdı, enerji merkezini buldu ve onu istikrarsız bir düzeye getirdi. Powrie elinin tersiyle bir hamle yaptı, ama Avelyn hamlenin altına eğilmeyi başardı. Powrienin bacaklarının arasından uzandı ve taşı yukarı, kapağa doğm attı. Sonra hayatta kalma içgüdüsüne uyarak bacaklarını altında kıvırdı ve hızla atıldı. Güçle parlayan yakut açık kapağa doğru tembel tembel bir yay çizdi. Dışarı çıkan bir sonraki powrie onun ışıldadığını gördü ve büyülenmiş gibi uzandı. Cüce mücevheri sıkıca yakaladı, ama merdiveni salıverdi. Bu yüzden, Avelyn ve diğer powrie hızla doğrulup taşı tutanın tepesine dikildiklerinde, şaşkın cüce, elinde parlayan mücevherle birlikte fıçıteknenin içine düştü. Avelyn canını kurtarmak için powrienin kılıç koluna yapıştı. Bir elini altına aldı ve inerlerken kapağı ittirmeyi başardı, Avelyn kapanan kapağın üzerinden yuvarlandı, şaşırtıcı ölçüde çevik çıkan powrie kapağın üzerine sıçradı. Cüce pis pis sırıtarak kılıcını kaldırdı ve oracıkta sırtüstü yatmakta olan Avelyn'i iliklerine dek sarsan bir feryat kopardı. Ama sonra cüce uçmaya, kapak arkasında, havada dönmeye, aÇik delikten yoğun, kara bir duman fışkırmaya başladı. Sarsıntı Avelyn'in yuvarlanmasına sebep oldu ve harekete karşı °ymadı. Patlama muhtemelen cücelerin yarısını bile öldürmemiş2t>6 R. A <uı Salv«tore ti -fıçıtekne neredeyse Yelkoparan kadar büyüktü!- ve k,c sonra güverteye çıkarlardı. Ve Avelyn bir powrieyle daha yüzleşmek istemiyordu. Quintall ve Thagraine ağı yerleştirdikten sonra nefes nef başlarını sudan çıkardılar. Quintall fıçıtekneye yaklaştığında suH bir powrie vardı ve Pellimar Birader hemen arkasından yuvarlam yordu. Powrieler, ağır bedenleri ve ince kol, bacakları yüzünden güçlü yüzücüler değildiler ve Quintall sersemlemiş yaratığa çabucak yetişti, onu suyun altına itti ve omuzlarına oturdu. Powrie çılgınca çabaladı, ama güçlü adam bacaklarını sıkı sıkı kilitledi ve dengesini bozmamaya çalıştı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Cüce bir daha yüzeye çıkamayacaktı. Suya düşen Avelyn, QuintalPı biraz uzakta ve yüksekte buldu, bedeninin yarısı suda, yarısı denizdeydi. Manzara başta Avelyn'i şaşırttı- ta ki arkadaşının bulduğu "koltuğu" fark edene kadar. Yanda, biraz uzakta olan Thagraine, Pellimar'ı bir kolunun altına alrmş, gemiye dönmek için elinden geldiğince hızlı yüzüyordu. En güçlü yüzücü olan Quintall pis işi biter bitmez Thagraine'i yükünden kurtardı ve baygın Pellimar'ın fazladan ağırlığına rağmen iki arkadaşına ayak uydurdu. * Adjonas her şeyi endişeyle izliyor, gemisi dönerken korkuluk boyunca yürüyordu. Fıçıtekne geçici olarak etkisiz hale getirmişti, ama savaş bitmiş sayılmazdı. Kaptan okçuların yerlerini almasını emretti ve çoktan azalmaya başlamış dumandan powrieler çıkacak olursa, gördükleri her şeyi vurmalarını söyledi. Sonra izledi, çünkü yapabileceği başka bir şey yoktu. Yelkoparan dört keşişe ve fıçıtekneye yaklaşarak döndü. Gerçekten "e şimdi güvertesinde powrieler vardı, bazıları ağır arbaletler taşry°r' 2-57 M* ^' keşiŞİere doğru gelişigüzel ateş ediyordu. ju ve r^jajıa ja kötüsünün, yaralı Pellimar'ın suda bıraktıKCŞfi olduğunu, Adjonas biliyordu. ^ kan fc naran'a ilk ulaşan Thagraine oldu, güverteden fırlatılan nca kavradı. O halatı kavramış, Avelyn yirmi, Quintall ve „ hir o kadar daha uzaktayken nöbetçi beklenen haykırıpdlimarsa, w sı kopardıyüzgeci!" diye bağırdı. "Köpekbalığı, beyaz köpekbalığı!" "Onları hemen çıkarın!" diye uludu Adjonas, yardım etmek için halatın başına giderek. "Suya daha fazla halat atın!" Atılan halatlardan biri Avelyn'in yakınına düştü, ama çılgına dönmüş nöbetçiyi ve yeni tehlikeyi anlayan Avelyn halatı reddederek Quintall ile Pellimar'a döndü. "Avelyn Birader!" diye bağırdı Thagraine geminin korkuluğunda tünediği yerden. "Sen ve ben Hazırlayıcıyız! Onlar harcanabilir!" Sözcükler Avelyn'in üzerinde soğuk bir tokat etkisi yaptı. Harcanabilir mi? Bunlar Aziz Saf-Abelle'in keşişleriydi! Bunlar insandı! Avelyn hırlayarak yüzmeye devam etti ve sonunda yorulmaya başlamış olan Quintall'a ulaştı. Avelyn şaşkınlıkla Pellimar'ın iri yarı adamın arkasında, suda batıp çıkmakta olduğunu gördü. Avelyn soru sormadı, hızla halata doğru yüzen Quintall da öyle. Avelyn sonunda Pellimar'a ulaştı ve kolunu adamın omzuna doladı. Bir arbalet oku dönerek Avelyn'in yüzünün hemen yanında suyun üzerinde sekti. O zaman gördü -sırt yüzgeci suyun üzerinde a|tmış santim yükseliyordu- ve daha önce köpekbalıklarını hiç görmemiş ve duymamış olmasına rağmen, o yüzgecin altında bekleyen dehşetleri hayal edebiliyordu. Köpekbalığı yaklaştı, Yelkoparan da öyle. Bir düzine adam -ve «arında Ouintall, Thagraine ve Adjonas- halatı yakalamış, Avelyn esızce diğer ucunu yakalarken gergin tutuyorlardı. 2«8

Sal' R- A.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


v*t0r, ar'ı Avelyn kendini kaldıramıyordu, halaü ve baygın Pellim 'Utmaktan başka bir şey yapamıyordu. Ama onu küpeşteye çıkardılar, Quintall Pellimar'ı yakalan adamı güverteye çekti. Avelyn tehlikeli ölçüde alçakta asılı di yordu. Mürettebatın çığlıklarını duydu ve bir ayağı hâlâ suyun i ı de, yedi buçuk metre uzunluğunda büyük, karanlık bir şekil ye/fcn paran'm, Avelyn'in altından kayarken bakışlarını indirdi. Dehşet içindeki keşiş bir saniye sonra güvertede duruyordu "İriydi," dedi Adjonas, köpekbalığı için. Bunkus Smealy yağlı sırıtışını Avelyn'e çevirdi ve başparmağıyla işaret parmağını on beş santim kadar ayırdı. "Dişleri bu kadardı" dedi zalimce. Adjonas fıçıteknenin güvertesinde bir düzine powrie olduğunu fark etti, ama büyük köpekbalığı bu kadar yakındayken ve sinirli olduğu bu kadar açıkken hiçbiri suya girmezdi. Povvrielerle köpekbalıklarının uyum içinde çalıştıkları söylenirdi, öyle denirdi, ama anlaşılan böyle bir dostluğun da sınırları vardı. "Kaptanın yüzü kötücül bir sırıtışla genişledi; o olanaksız işbirliğini sınamaya karar vermişti. "Onlara vur," dedi Bunkus Smealy'ye ve kaptan yardımcısı sevinçle bağırarak dümene koştu. Kuvvetli bir darbe değildi -hiçbir aklıbaşında kaptan gemisini bir powrie fıçıteknesinin sağlam gövdesine çarpmazdı— ama bir tanesi dışında bütün powrieleri suya yuvarlamaya yetti. Yelkoparan'va okçuları, gemi powrie teknesinin yanından geçerken suda üç cüceyi daha öldürdüler. İkinci, daha küçük bir sırt yüzgeci, gittikçe daralan bir çember de ilkine katıldı. Cüceler nasıl da çırpınıyorlardı! "Uzaklaşalım," diye seslendi Adjonas mürettebatına. Köpek lıkları ölülerle beslenecekti ve hâlâ hayatta olanların çırpınışla11 249 enişleyen kan izi daha fazlasını getirecekti, biliyordu. Deg'tn .. üş köpekbalıkları bu kadar yakındayken, hiçbir powrie !İ'C takılan ağı çıkarmak için suya girmeye cesaret edemezpervaney Adionas ya da Fe/^oparare'daki diğerleri bilemezdi, ama ieler için daha da kötüsü, sürüklenen fıçıtekne, deliye dön? köpekbalıklarına yaralı bir balina gibi görünüyordu. Yelkoparan'ın darbesi yüzünden yuvarlanan ve su almaya baş1 van fıçıtekne çok geçmeden dalgaların altında kayboldu. Yelkoparan 'daki heyecan powrieler epey geride kalana kadar dinmedi. Keşişler savaşın kahramanlarıydı, ama Avelyn mürettebatın "cesur" kadar "aptalca" diye de mırıldandığını duydu. Denizciler zorlu bir topluluktu, gururlu ve şüpheci, eğer o ve Quintall, ya da diğerlerinden biri sırtlarının sıvazlanmasını beklemiştiyse, hayal kırıklığına uğramışlardı. Avelyn ve Thagraine kötü yaralanmış olan Pellimar'ı Dansally'nin kamarasına götürdüler ve kadının tensel yeteneklerden daha fazlasına sahip olduğunu gördüler. Kısa süre sonra adam olabildiğince rahat, bir şekilde uzanmıştı ve Avelyn odadan çıktı. Quintall'ı kaptan Adjonas'ın yanında buldu; kaptan bitkinlik

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


içinde ana direğe yaslanmıştı. "Powrieler," diye mırıldanıyordu, Avelyn yaklaşırken. "Mirianic'te, kuzeyde ve güneyde gördüğüm bütün kanlı berelerden daha fazlası var. Adalarında, Juliantheler'de çoğalmışlar anlaşılan, kıyılarından sürü sürü açılıyorlar. Saldırılarının sayısı ve şiddeti artacak." Quintall omuzlarını silkerek sert sözleri önemsemediğini gösteraı- 'Pellimar nasıl?" diye sordu Avelyn'e. Avelyn çaresizce başını iki yana salladı. "Yaşayabilir," diye yamt verdi, "ama ölebilir de." 250 R' A- Sal^.ore Quintall başını salladı, sonra aniden harekete geçti, dönerek tığı yumruk Avelyn'in çenesine indi ve adamın güverteye yıö,ı sına sebep oldu. "Nasıl cesaret edersin!" diye bağırdı Quintall Denizciler güvertenin her köşesinden baktılar; Adjonas iri v adamı inanmazlıkla süzdü. Avelyn yeni bir darbeye karşı tedbirli olarak kendini toplad Quintall'ın hareketi kafasını fena halde karıştırmıştı. "Sen seçilmiş Hazırlayıcısın," diye azarladı onun Quintall. "Ama Pellimar'ı kurtarmak için hayatını tehlikeye attın." "Denize atlayarak hepimiz hayatlarımızı tehlikeye attık," diye itiraz etti Avelyn. "Başka seçeneğimiz yoktu," diye terslendi Quintall, öyle öfkeliydi ki her sözcüğüyle tükürük saçıyordu. "Ama Yelkoparan'm içinde bulunduğu tehlike sona erdiğinde, powrieler durdurulduğunda ve yolumuz açık olduğunda sen tehlikeli sulara döndün." "Köpekbalığı Pellimar'ı yiyebilirdi!" "Yazık, ama önemli değil!" Avelyn, faydasız bir itiraz olacağını bilerek bir sonraki sert cevabını yuttu. Sert Quintall'dan bile bu düzeyde bir fanatiklik beklemiyordu. "Onu bırakamazdım, sen de öyle." Quintall güverteye, Avelyn'in ayaklarının dibine tükürdü. "Senden yardım istemedim ve teklif etsen reddederdim. Hedefe giden yol açıktı, Yelkoparan tehlikede değildi. Güverteye çıkıp orada kalmalıydın. Avelyn de suda ölseydi, benim ve Pellimar'ın yaşamlarımızı kaybetmemiz ne israf olacaktı!" Avelyn'in verecek yanıü yoktu. Sav tartışılamazdı. Kendini topladı, onaylayarak başını salladı, ama yüreğinin içinde, aynı şey yine olsa, yine ikilinin yanma döneceğini biliyordu. "Pimaninicuit'e giden yolun artık açık olduğunu bilmiyoruz, diye fısıldadı Adjonas, kutsal ismi koruyarak. "Artık zaten Pellimar'ın bize bir faydası yok," diye hemen kar,. QUintall. "Yaşasa bile daha günler boyunca yataktan çısJj* , „ L rnayaca lvn gürbüz adamı dikkatle inceledi. Görev çok önemliydi buna katılıyordu ve yolculuğun iyiliği için hayatını tehlikeA\ Ama bir başkasından ölmesini istemek? Avelyn başını iki yana salladı, ama neyse ki Quintall ve Adjohareketi kaçırdı. Hayır, diye karar verdi genç keşiş, bunu yapamazdı, yapmazdı. «Unutma," dedi Quintall ciddiyetle.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


«pellimar'ın yanma gideceğim," diye yanıt verdi Avelyn, sözlerin ima ettiği ince yeminden, Quintall'ın kavrayamadığı yeminden teselli bularak. "Dansally yaralarını sarıyor." "Kim?" diye sordu Quintall, Avelyn uzaklaşırken. Avelyn gülümsedi, şaşırmamışü. Günler akıp giderken Pellimar'ın durumu fazla iyileşmedi. Hava hâlâ açık ve berraktı, ve başka fıçıtekne görmediler. Belki can sıkınüsı, sıcaklık ya da tatsız erzak yüzündendi, ama mürettebat gittikçe daha huzursuz, hatta düşmanca davranmaya başlamıştı. Avelyn birden fazla Bunkus Smealy'nin ve Adjonas'ın bağrıştığını duydu ve keşiş artık ne zaman açık güverteye çıksa, sırtında yakıcı nefret bakışları hissediyordu. Mürettebat rahatsızlıkları 'Çin, tüm bu yolculuk için keşişleri suçluyordu. Quintall, Avelyn ve Tnagraine'i bu konuda uyarmıştı, tıpkı Adjonas'ın Quintall'ı uyardı81 gibi. Yelkoparan normalde bir kıyı gemisiydi. Geniş, engin okyanusa yolculuk yaptığı son derece enderdi ve söylentiler mürettea(ı ele geçiren bir delilikten bahsediyordu. Hikayelere göre sağmı denize açılabilecek gemiler bulunmuş, ama güvertede tek bir enızci bulunamamıştı. Bazıları bunun, hayaletlerin ya da derin surdaki kötü canavarların işi olduğunu söylüyordu, ama daha sağy^u, deneyimli denizciler bunu korku ve kuşkuya, uzun, boş 252 R- A. fek. günlere ve o kaçınılmaz, denizin asla sona ermeyeceği, gem' ? mek ve su bitene kadar yüzüp duracağı duygusuna bağhVo ı Jacintha'dan ayrıldıktan sonraki altıncı haftada, durum o lkötüleşti ki Adjonas, Avelyn'i perişan eden bir kararla Dansall < hizmetlerini mürettebatın diğer üyelerine de açtı. Sakin bir $ekı yapılmalı, diye emretti kaptan ve Avelyn ne zaman bir başka • * a pis denizcinin Dansally'nin odasına girdiğini görse, yüreği biraz d K büzülüyor, dudağını biraz daha kemiriyordu. Dansally üzerinde durmadı, kaderini kabul etmişti, ama çoe lan görevleri Avelyn ile sohbetlerine, keşişin ve artık kadının da çok ihtiyaç duyduğu şeye pek az zaman bırakıyordu. Fazladan ayrıcalıklar bile gittikçe aksileşen mürettebatın ruh halini iyileştirmedi. Özellikle sıcak ve nemli bir sabah durum korkutucu bir halde geldi. Quintall bir saate yakın bir zamanı Kaptan Adjonas'la, yer yer hararetli bir tartışmayla geçirmişti. Adjonas sonunda onaylayarak başını salladı, sonra Bunkus Smealy'yi yanına çağırdı. Daha ziyade QuintaH'dan, daha fazla bağrışma duyuldu ve sonunda Smealy karşı çıkmaya çalıştığında, iri keşiş Smealy'yi boğazından yakaladı ve ayaklarını yerden kesti. Avelyn ve Thagraine, QuintaH'ın yanına koştular, Thagraine mürettebatın tamamının dikkatle izlediğini işaret etti. "Haklı olduğumu kanıtlıyor, Kaptan Adjonas," dedi Quintall, Smealy'yi biraz sarsarak. "Huzursuzluğun önderi bu, köpekbalıklarına yem olması gereken bir adam." Adjonas elini sakin bir şekilde Quintall'ın koluna koydu, keşişin kavrayışını gevşetti ve yardımcısını aşağı indirdi. Smealy öksurerek geriledi ve öngörülebileceği gibi yardım için mürettebata döndü. "Onlara cesaretlendirici tek kelime edersen," diye tehdit e Quintall, "ben ve arkadaşlarım sana saldırırız. Suya düştüğün e bacakların kırılmış, faydasız kalmış olur Bunkus Smealy.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


„*> 'm dönüp seni bulmasını beklerken ne kadar yüzebiliryclkoPara 111 v İı adam soldu. "Çok açıktayız," dedi kaptana, yakarısı sıza°gibi çıkarak. "Çok açıkta!" ?Ada..." diyecek oldu Adjonas. smealy hırlayarak susturdu onu. "Ada falan yok!" diye bağırdı biraz öncesine göre daha yakında görünen mürettebattan onay nnnlnlan yükseldi. Adjonas endişeli bakışlarını Quintall'a çevirdi. Daha en az bir avlık yollan vardı ve kaptan mürettebatının o kadar sabır göstereceğinden kuşkuluydu. Hepsi dikkatle seçilmişti, çoğu on senedir Adjonas'la yelken açıyordu, ama kara görmeden geçen haftalar hepsinin sinirini bozmuştu. "Üç ay!" diye bağırdı kaptan aniden. "Jacintha'dan yola çıkmadan önce size, hedefimize ulaşmadan önce üç ay yolculuk edeceğimizi söylemiştim. Daha Aziz Saf-Abelle'den ayrılmamızın üzerinden iki ay bile geçmedi. Korkak mısınız siz? Şerefli adamlar değil misiniz?" Bu biraz gerilemelerini sağladı, ama homurdanmaya devam ettiler. "Şunu bil," dedi Quintall Smealy'ye, kaptan yardımcısı da gerilerken, "mürettebatın eylemlerinden kişisel olarak seni sommlu tutarım." Smealy bile kırpmadı, güverteyi yarılayana kadar gözünü tehlikeli keşişten gözünü ayırmaya cesaret edemedi. "Pimaninicuit'i kolayca bulmazsak daha kötü olacak," diye üçünü sessizce uyardı Adjonas. Quintall buz gibi bakışlarını ona dikti. Bana verilen haritalara göre doğru rotadayız ve zaman kaybetmedik," diye onu temin etti Adjonas, adamı sakinleştirme ihtiyacı 254 «? A. sal V»tOr« hissederek. '«ılık rak. "Fersahı fersahına doğallar," diye hırladı Quintall kar olaGerçekten de dört buçuk huzursuz haftadan sonra oö?Pt ? Çi ba ğırdı, "ileride kara var!" sonra ediyeşiMürettebatın tamamı ön küpeşteye koşturdu ve kısa süre gri pus maddeleşti, yaklaştıkça koni şeklinde bir adanın inkar lemez siluetine, grilikse, yamaçların üzerindeki gür bitkilerin line dönüştü.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Hesaplarıma göre yaklaşık bir hafta zamanımız var," dedi Ad jonas dört keşişe -çünkü hâlâ zayıf olsa da Pellimar da güvertedeydi. "Kıyıya çıkıp keşif..." "Hayır!" diye terslendi Quintall, herkesi şaşkınlık içinde bırakarak. Kaptan'ın önerisi son derece mantıklı görünüyordu. "Hazırlayıcılar dışında kimse kıyıya çıkmayacak," diye açıkladı Quintall. "Pimaninicuit kıyılarına ayak basan başka herhangi biri bedelini hayatıyla öder." Tuhaf bir emirdi. Avelyn öyle şaşırmıştı ki, Quintall'ın adanın adını açık açık söylediğini fark etmedi bile. Sözler Kaptan Adjonas'ı da hazırlıksız yakalamıştı; beklenmedik, Adjonas'ın hiç de hoş karşılamadığı bir bildiri. Mürettebat, Entel'de verdikleri kısa mola dışında o kadar uzun süredir gemideydi ki! Onları, kara bu kadar yakın ve davetkar görünürken -meyve ağaçları ve açık denizde bulamadıkları başka lükslerle kaplıydıgemide tutmak gerçekten de aptalcaydı. Ama Quintall yumuşamadı. "Hazırlayıcıları nereden kıyıya çıkarabileceğimize karar vermemiz için adanın çevresinde bir kez de lan, sonra derin sulara, adayı göremeyeceğimiz bir yere açıl, talimat verdi kaptana. "Beş gün sonra geri gel." Adjonas burada, kritik bir noktada olduğunu bÜiyordu. Q»in' ps» U^'î' 255 Emiyordu, hiç katılmıyordu; ama artık Pimaninicuit görüş 0 ndaydı ve Peder Başrahip'le yaptıkları anlaşmaya göre, kokeşişin almasına izin vermek zorundaydı. Hem, yolculuğun buydu ve Peder Başrahip Markwart Adjonas'm bunun içinverini açık açık söylemişti. Açık denizlerde kaptan oydu; Piinicuit'de denileni yapacaktı, aksi halde ödeme, ki toplamı olağanüstüydü, yapılmayacaktı. Ve daha da kötüsü olacaktı. Böylece adanın çevresini dolandılar, umut verici bir lagün gördüler, sonra yolculuğun, özellikle de Avelyn ve Thagraine için en uzun beş gününü geçirmek için derin sulara açıldılar. Avelyn son günü dua ederek, meditasyon yaparak, kendini zihinsel olarak önündeki göreve hazırlayarak geçirdi. Dansally'ye gidip korkularını, böyle bir görev için yetersiz olduğunu anlatmak istiyordu, ama bu dürtüye direndi. Bu kendi savaşıydı. Sonunda o ve Thagraine, erzaklarını taşıyarak, Yelkoparan'm yan tarafından halattan kayığa kaydılar. Pimaninicuit önlerinde dikiliyordu. "Yağmurlar başladığında açıklıktan uzakta olmalıyız," diye açıkladı Quintall onlara, "çünkü taşların büyük zarara yol açabildiği biliniyor. Bittiği zaman döneceğiz." Kıç taraftan gelen bir haykırış, keşişlerin ve Adjonas'ın dönmesine sebep oldu. Mürettebattan biri, on yedi yaşında, deniz deliliğine özellikle şiddetli bir şekilde yakalanmış bir oğlan gemiden suya dalmış, kıyıya doğru yüzmeye başlamıştı. "Bay Smealy!" diye kükredi Adjonas, sert bakışlarını mürettebata çevirerek. "Okçular küpeşteye!" "Bırak gitsin," dedi Ouintall, Adjonas'ı şaşırtarak. Quintall çılgın adamı mürettebatın önünde vurmanın muhtemelen isyana yol aça-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


cagını fark etmişti. "Bırak gitsin!" diye daha yüksek sesle kükredi vuintall. "Ama adayı seçtiğine göre, iki kat çalışacak." Sonra eğildi 256

ve Thagraine'e bir şeyler fısıldadı ve Avelyn bunun kaçan mı ^Ua_] çalıştırmakla ilgili olduğundan kuşkuluydu. aynlaÇtı Ve Avelyn ve Thagraine birkaç dakika sonra Yelkoparan 'dan dılar ve kürek çekmeye başladılar. Gemi hemen yelkenlerini Pimaninicuit'den uzağa, derin suların güvenliğine çekildi. Güve de Quintall hemen aptal denizciyi bekleyen tehlikelere, yağrrm ı rın öfkesine yalnızca keşişlerin direnebileceğine ilişkin yalanlar başladı. "Muhtemelen Yelkoparan'a. dönecek kadar yaşamayacak" diye açıkladı Quintall, istikrarsız mürettebatı geleceği kesin ola darbeye hazırlayarak. Küçük kayığın altı ada kumsalının kara kumlarına sürtünür sürtünmez Thagraine atladı ve koşmaya başladı. Denizde isyancıyı yandan, uzaktan geçmişlerdi ve Thagraine yönü ve hızını aklına not etmişti. Avelyn arkadaşına seslendi, ama Thagraine yalnızca kayığı bağlamasını emretti ve arkasına bakmadı. Avelyn midesinin büzüldüğünü hissetti. Kayığı lagünde korunaklı bir noktaya çekti ve eğerek suyla doldurdu, sığ dipte güvene aldı. Thagraine kısa süre sonra geri döndü. •Avelyn onu yalnız görünce irkildi. Quintall'ın verdiği talimatları anladı. "Çok yiyecek var," dedi Thagraine mutluluk içinde, heyecanla titreyerek. "Ve bir mağara bulmalıyız." Avelyn hiçbir şey söylemedi, yalnızca sessizce, genç denizcinin ruhu için dua ederek takip etti. Bunu takip eden ve daha ziyade dağın bir yamacında buldukları, kumsala ve engin sulara bakan küçük mağarada saklanarak geçirdikleri, iki gün tamamen dayanılmazdı. Thagraine çok huzursuzdu, bir oraya, bir buraya yürüyor, kendi kendine mırıldanıyordu. Avelyn adamın rahatsızlığını anladı ve Thagraine'in sinirliliği111 ı r geldiğinde ikisine de pahalıya malolabileceğini düşün: «n u öldürdün," dedi genç keşiş alçak sesle, cümlesinin suçlaL jbi çıkmaması için özen göstererek. Thaeraine durdu. "Pimaninicuit'e çıkan herhangi biri bedelini la öder," diye yanıt verdi, sesini sakin tutmak için büyük çaba göstererek. Avelyn bunun tek kelimesine bile inanmadı, ona göre Thagra. cani QuintalPın maşası gibi davranmıştı. "İşimizin bittiğini nasıl anlayacaklar?" diye sordu Thagraine aniden vahşice. "Adadan bu kadar uzaklaşırlarsa yağmurların yağdığını nereden bilecekler?" Avelyn onu dikkatle süzdü. Adamı denizciye yaptığı şeyle ilgili bir tartışmaya çekmek, adamın zihnini, en azından şimdilik rahatlatmak, böylece en önemli görevlerine yoğunlaşmalarını sağlamak istemişti. Ama sözleri Thagraine'i sakinleştirmişe benzemiyordu, tam tersine, vicdan azabı çektiği açık olan adam daha da hızlı volta

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


atmaya, ellerini tekrar tekrar çırpmaya başladı. Hesaplarına göre yağmurlar gecikmişti. İkili yine de mağarada saklanarak işaret arıyorlardı. "Doğru mu ki?" diye itiraz ediyordu Thagraine birkaç dakikada bir. "Böyle bir şeye tanık olmuş, hâlâ hayatta olan adam var mı?" "Eski kitaplar yalan söylemez," dedi Avelyn inançla. "Nereden biliyorsun?" diye patladı Thagraine. "Taşlar nerede o zaman? O kıymetli gün nerede?" Soluk soluğa, durdu. "Yedi nesil," diye bağırdı, "ve buraya yağmurlardan önceki hafta geliyoruz ha? Bu nasıl bir aptallık? Ya manastırın hesapları bir aycık sapmışsa, hatta belki bir sene... bütün bu süre boyunca burada saklanarak mı yaşayacağız?" 'Sakin ol, Thagraine," diye mırıldandı Avelyn. "Peder Başrahip Marktyart ve Tanrı'ya olan inancını koru." Peder Başrahip Markwart cehennemin dibine gitsin!" diye ulu258 R- A'

^«Or,

du diğer keşiş. "Tanrı mı?" diye tükürdü horgörüyle. "Korkm çocuğun ölümünü isterken Tanrı neyi biliyor ki?" Demek bu, diye düşündü Avelyn: Saf, basit suçluluk duv Avelyn Thagraine'in elini tutmak, onu teselli etmeye çalışmak ilerledi, ama diğer keşiş Avelyn'i ittirdi ve mağaranın dar ağz. J çıkarak çalıların içinde koştu. "Yapma!" diye haykırdı Avelyn ve takip etmeden önce bir durdu. Thagraine hemen gözden kaybolmuştu; keşiş gür ~j ı içine dalmış, ama tahmin edilebilir bir şekilde açık kumsala v" nelmişti. Avelyn takip edecek oldu, ama mağara gözden kaybol duğu anda bir şey, içsel bir ses durmasını söyledi. Mağaraya doğru baktı, sonra yamaçtan suya. Gökyüzünün tuhaf bir renge büründüğünü fark etti; Avelyn'in yalnızca gündoğumunda ve günbatımında, ancak doğru ufukta gördüğü morumsu pembe bir renk. Ama günlerin uzun olduğu bu bölgede güneş hâlâ batı uf* kundan saatlerce uzaktaydı ve bulutsuz gökyüzünde parlak ve sarı parlıyor olmalıydı. "Lanet olsun," dedi Avelyn ve tüm hızıyla mağaraya koştu. İçeri girdiğinde, o yüksek noktadan Thagraine'in kumsalda çılgınca koştuğunu gördü ve aynı zamanda kıyıdan uzakta, suyun üzerinde hafif bir hışırtı fark etti. Avelyn gözlerini kapatarak dua etti. "Neredesin lanet olası Tanrı?" diye hakirdi Thagraine, Pimaninicuit'in kara kumlan üzerinde sendeleyerek. "İnananlarından nasıl bir bedel alıyorsun? Ne yalanlar söylüyorsun?" Sonra şapırtıyı duyarak aniden durdu. Bir an sonra kolunu tuttu, orada bir kan çizgisi hissetti ve önünde, siyah kumların üzerinde yatan küçük bir taş, dumanlı bir k115' tal gördü. Thagraine'in gözleri Tanrı sözlerini yanıtlamış gibi iri iri acl1 p* u^'ş' 259 baktı döndü ve olanca hızıyla, her adımda Avelyn'e hay^rak mağara^ koştu. Avelyn izlemeye dayanamıyordu, ama gözlerini kaçırmaya da mlyordu. Mağara girişinin önünde ateşli taşlar yere akıyor,

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


- cların ve çalıların geniş yapraklarında delikler açıyordu. Taş - urU bir süre hafif bir şekilde devam etti, yavaş yavaş Pimaniruit'in toprağını cezalandıracak kadar hızlandı. Ve yağmurun içinde Avelyn kendi ismini duydu. Sersemlemiş bir biçimde, incelmiş bitki örtüsünün ötesinde görüş alanına giren yaralı, perişan haldeki Thagraine'e baktı; adam o kadar çok yerinden kan kaybediyordu ki tek bir büyük yaraya benziyordu. Açması bir yığın halinde, kollarını mağaraya doğru uzatarak sendeledi. Avelyn ayaklarını altına aldı. Dışarı çıkmanın aptalca olacağını biliyordu, ama nasıl durabilirdi? Kendi kendine sertçe başarabileceğini söyledi. Thagraine'i alıp, mağaraya kadar koruyabilirdi. Sonra yapması gereken seçimi düşünmemeye çalıştı, ya Thagraine'le ya kutsal taşlarla ilgilenecekti; çünkü taşlardaki büyüyü mühürlemek için gereken zaman gerçekten de dardı. Ama Avelyn bunun için zamanı geldiğinde endişelenecekti. Avelyn dışarı çıktığında Thagraine yalnızca yirmi adım uzakta sendeleyerek ilerliyordu. Yüksekteki karanlık lekeyi hemen gördü ve bir şekilde ölümcül rotasını anladı. Thagraine o sırada onu gördü, kanlı yüzünde umutlu, acınası bir gülümseme belirdi. Taş hedefe fırlatılmış bir ok gibi yere indi, Thagraine'in başının aıkasına çarptı, onu dümdüz yere devirdi. Avelyn mağaraya ve dualarına çekildi. Fırtına bunu takip eden saatte yoğunlaştı, rüzgar ve taş yağmuadayı dövüyor, Avelyn'in deliğinin çevresindeki toprağı öyle z6o R' A

^

eziyordu ki; keşiş mağaranın üzerine yıkılacağından korkn, başladı. Ama sonra, başladığı gibi aniden sona erdi ve gökyüzü c u cak açılarak koyu maviye dönüştü. Avelyn korku içinde, ama kararlı, dışarı çıktı. Doğj^j parçalanmış kanlı bir yığın halindeki Thagraine'in yanına o\tlAvelyn onu çevirmeyi düşünüyordu, ama ölümcül yaraya bakarke nefes alamadı, açık bir delik Thagraine'in kafatasım yarmış, beynin' dışarı saçmıştı. Thagraine'i öldüren nesne, dev, mor bir ametist Avelyn'in dikkatini çekti. Nazikçe, saygıyla, ölü arkadaşının başının arkasına uzandı ve taşı çıkardı. İçinde zonklayan gücü hissedebiliyordu, daha önce benzerini hayal bile etmemişti. Kuşkusuz bu Aziz Saf-Abelle'deki bütün taşlardan daha güçlüydü! Ya büyüklüğü! Avelyn'in elleri gerçekten iriydi, ama parmaklarını sonuna kadar gerse bile taşın bütün kenarlarına dokunamıyordu. Thagraine ve Thagraine'in öldürdüğü çocuğu aklından çıkararak işe koyuldu ve bunca senedir uğruna eğitildiği görevi yapmaya başladı. İlk önce ametisti hazırladı, onu özel yağlarla kapladı, derin dualar ve işlemlerle kendi enerjisinin bir kısmını ona verdi. Sonra devam etti, içgüdüleri onu hangi taşların semavi enerjiylye daha dolu olduğunu gösterdi. Çoğu hiç büyülü güç içermiyordu ve Avelyn kısa süre sonra bunların eski yağmurların kalıntıları olduklarını, fırtına tarafından yüzeye çıkarıldıklarını anladı. Sonra yumurta büyüklüğünde bir hematit seçti, sonra bir yakut -küçük, ama eğitimli gözü için kusursuzdu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Bu şekilde çalıştı. Yalnızca seçip işlediği taşlar güçlerini koruya çaktı; diğerleri Pimaninicuit'de boşa gidecek, sonraki yedi nesil D yunca siyah kumlar ve dirilen bitkiler tarafından kaplanacaktı. O gecenin geç saatlerinde keşiş bitkinlik içinde, lagünü çe leyen kumsala düştü. Şafağın üzerinden uzun zaman geçene K iblis'" Uv-anıŞ' 261 1 Kıymetli yükü çantasındaydı. Ancak o zaman PimaniniU^- >? I e geçiren dramatik değişimi fark etti. Ada artık yeşil ve da1 görünmüyordu. Eskiden ağaçların ve gür çalıların yetiştiği A artık yalnızca ezilmiş posa ve parçalanmış taşlar vardı. Kesişin batmış kayığı kaldırıp yüzdürmesi için büyük çaba har„„ aerekti, ama bir şekilde başardı. Onu meyveler ve başka ıerle doldurması gerektiğini düşündü, ama çevresindeki mutlak , a bakındığı zaman, Avelyn bu fırsatı kaçırmış olduğunu anla, sonj-a kendisini çevresinde faydasızca yatan hazineye gülmekten alamadı. Bir saat içinde Ursal'daki en güzel sarayı yaptırmaya vetecek kadar kıymetli -ama büyüsüz- mücevher toplayabilirdi. Bir günde tüm Ayı-Honce'daki, belki tüm dünyadaki en zengin adam olurdu, ki buna Behren'in inanılmaz ölçüde zengin kabile reisleri de dahildi. Ama Pimaninicuit hakkında aldığı emirler açık ve kesindi: Yalnızca büyülerini korumak üzere işlenmiş taşlar alınacaktı. Başka mücevherleri almak Tanrı'ya hakaret sayılırdı. Yağmur armağanı yalnızca keşişe verilmişti ve ancak hazırladıklarını alabilirlerdi. Başka tek bir yakut, tek bir puslu kuartz alamazlardı. Böylece Avelyn, denize bakarak, yemek bile yiyemeyecek kadar şaşkın, Yelkoparan i beklemeye başladı. O günün geç saatlerinde geminin yelkenleri görüldü. Avelyn Birader duygusuz bir robot gibi kayığa bindi ve yola çıktı. Ancak o zaman belki de Thagraine'in cesedini götürmesi gerektiğini düşündü, ama yerinde bırakmaya karar verdi. Bir Abellican keşişi için daha iyi bir kader, daha iyi bir dinlenme yeri olabilir miydi? «9 DOĞRUYU SÖYLEMEK GEREKİRSE Geçen günlerin, haftaların farkında bile değildi; Tanrı'nın bahşettiği hazinelerle o kadar büyülenmişti. Adjonas mürettebat ve rotalarıyla ilgilenirken kalan üç keşiş -hatta durumu gittikçe iyileşmekte olan Pellimar- taşlarla çalışıyordu. Ama powrienin Pellimar'da açtığı yara önemsiz değildi; keşişin sol omzundaki kasları kesmişti. Adamın kolu gerçekte faydasız bir şekilde, iyileşeceğine dair işaret vermeden yan tarafından sarkıyordu. Pimaninicuit'den dönerken powrielerle karşılaşmadılar ve zaten Avelyn hiçbir şekilde endişelenmiyordu. Taşlardan bazılarında zonklayan gücü en fazla o hissediyordu. Bir fıçıtekne kendini gösterecek olsa, Avelyn bir düzine değişik taştan bir tanesini kullanarak onu tamamen yok edebileceğine inanıyordu. En merak uyandıranı da içinde pek çok farklı kristal dal içeren dev, mor ametistti. Altı neredeyse dümdüzdü ve yere konduğunda muhtelif yüksekliklerdeki dalları her yöne uzanan tuhaf, m°r bir çalıya benziyordu. Avelyn büyüsünün amacını çıkartamıyordu,

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


yalnız o kristallerin içinde depolanmış muazzam miktardaki enerjiyi hissediyordu. Hematit gibi taşların bazıları küçük bir karıştırıcıya konup saa lerce yuvarlanıyor, pürüzsüz bir yüzeye kavuşması sağlanıyor Diğerlerinin günler boyunca yağ larla işlenmesi, böylece büyüler1' nin kalıcı olarak içlerine hapsedilmesi gerekiyordu. Keşişlerin psın^ 263 1 ri biliyo^u. ametist hariç her taşı tanıyorlardı. yuvarlayamıyorlardı -karıştırıcı için fazla büyüktü- ve ;,„ nereden başlayacaklarına da karar veremiyorlardı. vağ]arl2 >?c 1 bu işi üzerine aldı ve dev kristali fiziksel yağlarla değil, dula isledi. Sanki her seferinde taşa kendinden bir parça veri,5 sibi hissediyordu, ama bu kabul edilebilirdi, sanki Tannyla birleşiyor gibiydi. Keşişlerin arasındaki sohbetlerde zavallı Thagraine'in bahsi sık nlmıvordu -onun için dua etmişlerdi ve zihinlerinde ve yüreklerinde onu huzur içinde yatmaya bırakmışlardı- ama homurdanan mürettebat arasında Taddy Sway, adaya gitmeyi deneyen ve geri dönmeyen genç hakkındaki fısıltılar durmuyordu. Avelyn ne zaman güverteye çıksa, sırtında yakıcı, suçlayan bakışlar hissediyordu. Geçen sıcak, sıkıcı günler fısıltıları açık konuşmalara dönüştürdü ve açık konuşmalar suçlayan bağırışlar doğurdu. Avelyn, Pellimar ve en çok da Quintall, Kaptan Adjonas bir sabah yanlarına gelip de isyan çağrısı hakkında uyarıda bulunduğu zaman şaşırmadılar. "Taşları istiyorlar," diye açıkladı Adjonas. "Ya da en azından, Taddy Sway'in hayatına karşılık bir kısmını." "Bu mücevherlerin gücünü anlamaya başlayamazlar bile," diye itiraz etti Quintall. "Ama bir yakutun ya da bir zümrütün değerini anlıyorlar," diye işaret etti Adjonas, "büyüsü olmasa bile." Avelyn kumsalda, sürüyle faydasız mücevherle geçirdiği saatleri hatırlayarak dudağını ısırdı. "Mürettebatın yolculuk için iyi para aldı," diye hatırlattı QuinkU kaptana. Kaybedilen adam için fazladan tazminat," dedi Adjonas. "Riskleri biliyorlardı." Öyle mi?" diye sordu kaptan içtenlikle. "Taşıdıkları dört adaS'SU

R-A ^t0re mın onların aleyhine döneceğini tahmin ediyorlar mıydı?" Quintall ayağa kalktı ve gidip kaptanın tam önünde durdu A jonas alt güvertede eğilmek zorunda kalırken Quintall dimdik d rabildiği için, keşiş daha da etkileyici görünüyordu. "Ben yalnızca onların duygularını aktarıyorum," diye açıklat Adjonas, tek santim gerilemeden. "QuintaU'ın işitmesi gereke sözleri. Daha Aziz Saf-Abelle'e üç aylık yolumuz var." Quintall minik kamarada çevresine bakındı, bir sonraki hamlesini planlarken gözleri kısıldı. "Bu işi bugün bitirmeliyiz," diye karar verdi ve Avelyn'in yatağına gidip mücevherlerden birini, üzerinde üç siyah çizgi olan portakal rengi-kahverengi bir taşı aldı -kaplan pençesi deniyordu ona. Gürbüz keşiş güverteye çıkarken başı çekti, diğer üçü hemen

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


arkasından takip etti. Dışarı çıkarken Quintall'ın tavrı mürettebata önemli bir şey olacağını belli etti ve başlarında Bunkus Smealy, çabucak toplandılar. "Taddy Sway için tazminat olmayacak," dedi Quintall açık açık. "Aptal çocuk adaya yüzerek hayatını riske attı." "Onu öldürdün!" diye bağırdı bir adam. "Ben Yelkoparan'dzydım," diye hatırlattı Quintall. "Keşişlerin demek istedim!" diye ısrar etti adam. Quintall bunu ne inkar etti, ne onayladı. "Ada yalnızca iki adam içindi ve Pim... adada hayatta kalmak için senelerdir eğitim görmüş biri bile geri dönemedi." Bunkus Smealy döndü ve elini kuvvetle sallayarak yükselen mırıltıları susturdu. "Bize borçlu olduğunuzu düşünüyoruz," dedi yeniden Quintall'a dönerek. Ellerini halattan yapılma kemerine taktı, önemli bir tavıra büründü. Quintall onu dikkatle tarttı. O zaman kilit adamın, isyanı di zenleyenin, başarılı olursa kaptan olacak adamın Smealy oldug nu anladı. 26? tan Adjonas aynı fikirde değil," dedi Quintall tarafsızlıkla, ?jZeye vurmaya zorlayarak. alv pis pis sırıtarak kaptana döndü. "Bu Kaptan Adjonas'ın olmayabilir," dedi. karâr' ' "İsvanm cezası..." diye başladı Adjonas, ama Smealy onu susturdu. "Kuralları biliyoruz," diye temin etti Smealy onu yüksek sesle. «Ve bir adamın asılması için yakalanması gerektiğini de biliyoruz. Behren Ayı-Honce'dan daha yakın ve Behren'de o kadar çok soru sormuyorlar." jşte -elini göstermişti ve şimdi Quintall'ın o eli alıp ezmesinin zamanı gelmişti. İri keşişe döndüğü zaman Smealy'nin gözleri irileşti. Quintall'ın gırtlağından alçak bir hırlama çıktığını duymuş, adamın koluna baktığı zaman bir insan organı değil, büyük bir kaplanın pençesini ve tırnaklarını görmüştü! "Ne?" diye soracak oldu yaşlı deniz köpeği. Quintall, Smealy tepki gösteremeden adamı çenesinden karnına kadar pençeledi. Dehşete düşen mürettebat geriledi. "Beni öldürdü," diye fısıldadı Smealy, sonra boynunda ve göğsünde patlayan üç parlak kan çizgisi, sözlerini doğrularken gevşekçe güverteye düştü. Quintall'ın kükremesi, gerçek bir kaplan kükremesi, mürettebatın kaçışmasına sebep oldu. "Şunu bilin!" diye bağırdı dönüşüme uğramış keşiş insan görünen bir yüzden, ama çok daha gür çıkan bir sesle. "Bunkus Smealy'ye bakın ve Kaptan Adjonas ile Aziz Saf-Abelle'in biraderlerinin aleyhine konuşanları bekleyen kaderi görün!" Avelyn denizcilerin ifadelerine bakarak, aralarından hiçbirinin tayıya, Aziz Saf-Abelle'e dönene kadar tek bir isyan fısıltısı çıkarmayacağını düşündü. Kamaralarına dönerken ve o günün kalanı boyunca üç keşiş 266

SalR. A.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


iV«0r, tek söz etmedi. Avelyn suçlayan bakışlarını Quintall'dan uzak maya dikkat ediyordu. Düşünceleri yüz farklı yöne dönüy Son birkaç ayda Bunkus Smealy'yi iyi tanımıştı ve bu sinsi ad pek sevmese de, kendini bir kayıp duygusu hissetmekten ala yordu. Ve bir çalkantı. Quintall'ın adamdan kurtulurken, bir insanı "1 dururken gösterdiği serin, duygusuz tavır, nazik Avelyn'i kemikl rine dek sarsmıştı. Abellican Kilisesi'nin tarzı bu değildi, en azın dan Avelyn açısından, ama yine de Taddy Sway ve şimdi Bunkus Smealy'nin öldürülmesindeki yetkinlik, Avelyn'in Quintall'ın limandan ayrılmadan önce üstatlarından aldığı talimatlarla hareket ettiğinden şüphelenmeye başlamasına sebep olmuştu. Görev hayati öneme sahipti, bu doğruydu; yedi nesildeki en önemli andı. Avelyn ve diğer keşişler görevin başarıldığını görmek için seve seve canlarını verirdi. Ama pişmanlık duymadan öldürmek? Ertesi günün erken saatlerinde, adam işiyle uğraşırken Quintall'ı inceledi. İnsan öldürmenin Thagraine için nasıl bir duygusal işkence, huzursuzluk yarattığını hatırlıyordu. Esmer, iri adamda bunların hiçbiri görülmüyordu. Quintall, Bunkus Smealy'yi powrieyi boğduğu gibi öldürmüştü; bu sefer kurbanının kötü bir cüce değil bir insan olduğunu düşünmeden. Avelyn bir ürpertinin belkemiği boyunca dolaştığını hissetti. Pişmanlık duymadan. Ve Avelyn manastıra döndüklerinde, hikayelerini anlattıklarında üstatların, hatta Peder Başrahip Markwart'ın, Quintall'ın zalim eylemlerine karşı yalnızca onaylayarak başlarını sallayacaklarını biliyordu. Avelyn "daha büyük bir menfaat" fikrini anlayabiliyordu; çünkü kuşkusuz, sunulacak tek bahane buydu, ama bir şekilde bunların hiçbiri adil değildi ve adaletin Abellican Kilisesi'nin en önem li düsturlarından biri olması gerekiyordu. En kutsal olayı, kısa süre önce gençliğinin en dini deneyimin» Hİ5» W* 267 olan Avelyn Birader'e burada bir şey fena halde yersiz göyaşaffi'? riir-üyorduYelkoparan Peygamberdevesi Kolu'nun kuzeydoğu kıyılarını lanıp Plretn Tulme'nin yanından geçip Corona Körfezi'ne dönj-sü zaman, ay Parvespers'a, güzün son ayına dönmüştü. Gece1 ri yağ lambalarının ve mumların çevresinde büzülüyor, soğuğu avuşturmaya çalışıyorlardı. Ama neşeleri yerindeydi. Taddy Sway ve Bunkus Smealy hakkındaki bütün düşünceleri arkalarında bırakmışlardı, çünkü hedefleri ve ödülleri yakındaydı. "Manastırda mı kalacaksın?" diye sordu Dansally Avelyn'e soğuk bir sabah. Yelkoparan körfezde, Tüm Azizler Koyu'na doğrudan giden bir rota izlerken kara yine gözden kaybolmuştu. Avelyn soruyu, yüzünde çok ilginç bir ifadeyle düşündü. "Elbette," diye yanıt verdi sonunda, Dansally'nin omuz silkmesi algısı yüksek keşiş için anlamlıydı. Aniden kızın ondan arkadaşlık istediğini fark etmişti! "Sen gemiden ayrılmayı mı düşünüyorsun?" diye sordu. "Belki," diye yanıt verdi Dansally. "Aziz Saf-Abelle ile Palmaris arasında üç yerde daha duracağız. Adjonas kışı Palmaris'te geçirmeyi planlıyor."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Benim..." diye başladı Avelyn. "Yani, benim başka seçeneğim yok. Peder Başrahip Markwart eksiksiz bir anlatıma ihtiyaç duyacak ve aylarca topladığım taşlar üzerinde çalışacağım..." Kadın parmağını nazikçe dudaklarına koyarak susturdu onu. Gözleri yumuşak ve ıslaktı. 'O zaman belki gelip seni ziyaret ederim," dedi alçak sesle. "Buna izin var mı?" Avelyn şaşkınlıktan söyleyecek söz bulamadı. Başını salladı. "Rahatsız olur musun?" Avelyn başını şiddetle iki yana salladı. "Üstat Jojonah dostum268 A' ^ dur," diye açıkladı. "Belki sana bir iş bulur." 'Cinde. "Manastırda, sırtüstü mü?" diye sordu kadın inanmazlık "Farklı bir iş," diye yanıt verdi Avelyn, bu fikir karşısındak' zursuzluğunu saklamak için gülerek. Aklından Bien deLou lsa hakkındaki kötü hikayeler geçti. "Ama Kaptan Adjonas gemiden mana izin verir mi?" diye sordu, zihninin ilerlediği rahatsız edic tayı değiştirmek için. "Anlaşmam adaya gidiş dönüş yolcuğu için," diye yanıt verd' kadın. "Kısa süre sonra dönmüş olacağız. Adjonas'ın Palmaris iri anlaşması yok. Ücretimi alacağım -ve mürettebatın kalanına yantığım ayrıcalık için daha fazlasını- ve gideceğim." "Sonra manastıra mı geleceksin?" diye sordu Avelyn, niyetlendiğinden daha fazla duygu, daha fazla umut göstererek. Dansally kocaman gülümsedi. "Belki gelirim," diye yanıt verdi. "Ama ilk önce sen benim için bir şey yapmalısın." Konuşmayı bitirdiğinde yaklaşarak dudaklarını keşişinkilere dokundurdu. Avelyn utanarak içgüdüyle çekildi. Tereddüdünü düşündüğünde bu sadece azmini sağlamlaştırdı. Dansally ile ilişkisi özeldi, diğer erkeklerle kurduğu fiziksel birliktelikten farklıydı. Bedeni kuşkusuz kadının sunduğu şeyi istiyordu; ama şimdi teslim olursa o bağ zayıflar, Dansally ile ilişkisini diğerlerinin düzeyine düşürmez miydi? "Geri çekilme," diye yalvardı kadın, "bu sefer olmaz." "Sana Quintall'ı getirebilirim," dedi Avelyn, acılı bir sesle. Dansally geriledi ve onu tokatladı. Avelyn bir hakaretle karşılık vermek istedi, ama kendine geldiğinde kadının yatağın üzerinde diz çökmüş, başını eğmiş, omuzlarının hıçkırıklarla sarsılmakta olduğunu fark etti. "Ben... ben isteyerek..." diye kekeledi Avelyn, değerli Dansally'yi incittiği için kendini korkunç hissederek. "Demek orospu olduğumu düşünüyorsun," dedi kadın. L w>? 269

^

de." " diye yanıt verdi Avelyn, elini kadının omzuna koya-

senin bildiğinden daha bakireyim!" diye terslendi kadın, fldC

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


A kaldırıp bakışlarını, o gururlu bakışları Avelyn'in gözlerine başın» rk ,ek. "Bedenim ışını yapıyor, doğru, ama yuregım asla orada adı Bir kez bile! Değersiz kocamlayken bile -beni sokağa atmasının sebebi bu olabilir!" Dansally'nin hiç âşık olmadığı fikri, Avelyn'i hazırlıksız yakaladı ve biraz sakinleşmesine sebep oldu. Fiziksel aşk konusunda tamamen deneyimsiz olmasına rağmen, kadının söylediklerini anlıyordu. Ve inanıyordu! Yanıt vermedi, yalnızca eğildi ve bir öpücük sundu. Avelyn Birader o gün aşk hakkında çok şey öğrendi, beden ve ruhun birliğini, sabah egzersizlerinde öğrenebileceğinden daha iyi öğrendi. Dansally de öyle. Yelkoparan Aziz Saf-Abelle'de gösterişsiz bir etkinlikle karşılandı, aralarında Üstat Jojonah ve Üstat Siherton'un bulunduğu bir avuç keşiş, dönen biraderleri ve kıymetli yüklerini karşılamak için rıhtıma indi ve daha düşük seviyeden keşişlerin gemiye iki ağır sandık taşımasına gözkulak oldu. Yelkoparan'm rıhtıma yanaşabilmesi için koya yeterince uzanan yeni bir iskele inşa edilmişti. Adjonas mürettebatını yatıştırmak için sandıklar güverteye getirilir getirilmez açtırdı ve denizcilerin ağzı açık kaldı! Daha önce hiç böyle bir hazine görmemiş olan Avelyn'in de agzı, para ve mücevher yığınlarını görünce açık kaldı. Ama kapakar bir. kez daha kapatılırken mücevherlerden başka bir şey gözüe Çarptı. Bunu anlamadı, Üstat Siherton'u saran büyü aylasını da 270 RA' ^ çıkartamadı. Adam bir elini arkasına saklamıştı ve Avelyn iki taş tuttuğunu fark etti; bir elmas ve puslu bir kuartz. Şüphelenen, ama akıllıca çenesini tutan Avelyn, Adjonas v gederine veda etti -gerçi Yelkoparan da tek bir adam bile ü şişin ayrılmasına üzülmüyordu- ve kıyıya çıktı. Avelyn Dansall < düşünüyordu ve kadının bir sonraki limanda Yelkoparan'dan ~ 11 gerçekten de ayrılacağını, Aziz Saf-Abelle'e döneceğini umuyord Avelyn bunu yapacağını, özel' bir şey paylaştıklarını biliyorc|. Ama yine de şüpheleri vardı. İlişkileri Dansally için de özel rnivd' gerçekten? Tanıdığı bütün diğer adamlarla karşılaştırdığında ne düşünüyordu? Belki de doğru yapamamıştı, ya da belki Adjonas kadının Avelyn'le yatmasını emretmişti ya da belki kadının adamla yatamayacağı üzerine iddiaya girmişti. Avelyn bütün bu saçma fikirleri ve şüpheleri aklından uzaklaştırmak için mücadele etti. Hangi mantık ona güven verirse versin, Avelyn siyah saçlı, mavi gözlü kadını bir kez daha görene kadar rahat etmeyeceğini biliyordu. Avelyn o gözlere, Aziz Saf-Abelle'in kapılarında kıvılcım vermişti. Geri dönen üç keşişi manastırda bekleyen karşılama beklentilerine daha uygundu. Kilise salonu bölgedeki en iyi fırın ürünleriyle donatılmıştı -kekler, tadı rulolar, tarçınlı ve üzümlü ekmekler- hepsi bal şarabı, hatta batak olarak bilinen nadir ve değerli bir şarap eşliğinde yenecekti. Koro da oradaydı, neşeyle şarkı söylü-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


yordu. Peder Başrahip yüksek balkondaki yerinden izliyordu ve tarikatın bütün keşişleri, manastırdaki bütün hizmetkarlar dans ediyor, şarkı söylüyor, kahkahalar atıyordu. Eğlence gece boyunca sürecekti. Avelyn, Dansally'nin orada olmasını nasıl da diliyordu! Bu düşünce, o ve Yelkoparan daki diğerlerinin neden davet edilmediğini merak etmesine sebep oldu. Gelgitler yüzünden gemi geceyafl sına kadar demir alamazdı, o zaman neden otuz mürettebat, ya 271 , en

kaptan hak ettikleri kutlamaya dahil edilmemişlerdi?

«remli rulo lokması Avelyn'in midesini altüst etti, yürek Son t31' burkabir hisse sebep oldu. Bir grup keşiş ona doğru yürüyordu nda Pellimar Birader'i fark etti- kuşkusuz adadaki olayları 3 ek İÇİn başına ekşiyeceklerdi. Avelyn, Peder Başrahiple birsözlerinin üzerinden geçmeden hiçbir şey söyleyemeyeceğini biliyor*1Ve o anda genç keşişin aklında başka şeyler vardı. Üstat Siher'un gemiye götürdüğü taşları düşündü: Elmas ve puslu kuartz. p,masJarın özelliklerini biliyordu, ışık yaratmak; ama hiç kuartz kullanmamıştı. Avelyn, Pellimar'ın ismini seslenmesini duymazdan gelerek gözlerini kapattı ve eğitimini hatırladı. Sonra aniden, dehşet verici bir şekilde anladı. Elmaslar ışık değil ışıltılar içindi! Kuartz gerçekte olmayan bir imge yaratmak için! Yelkoparan'm mürettebatı ve kaptanı aldatılmıştı! Artık Avelyn Adjonas'm neden kutlamada olmadığını biliyordu ve olası sonuçları düşününce midesi şiddetle çalkalandı. Avelyn yaklaşan grubun yanından, "yakında konuşuruz" gibi bir şeyler mırıldanarak geçti, sonra orada bulunanları tarayarak odadan dışarı koştu. Gittikçe büyüyen bir endişeyle bütün keşişlerin orada olmadığını, özellikle bir grubun, onuncu sınıf öğrencilerinin, üstat olmak üzere olan o adamların ortalarda görünmediklerini fark etti. Üstat Siherton'u da bulamıyordu. Avelyn kiliseden dışarı fırladı, adımları boş koridorlarda yankılanarak koştu. Saati bilmiyordu, ama geceyarısınm yakın olduğunu ya da belki geçmiş olduğunu tahmin ediyordu. Manastırın güney yanına, denize bakan yanına koştu ve uzun "" koridora döndü. Sol duvarda koya bakan pencereler diziliydi. Velyn birine koştu ve ümitsizce geceye baktı. "anmayın ışığında Yelkoparan'm siluetinin koydan dışarı kay272 R' A- S4'v4,0r, makta olduğunu gördü. "Hayır," diye nefes verdi, güvertedeklabalığı fark ederek. Minik şekiller kıç taraftaki bir ateşin rP„ de koşuyordu. Suda ikinci bir ateş gördü. "Hayır!" diye çığlık attı Avelyn. Yanan yeni bir katran topu manastırdan fırladı, geminin isk küpeştesi boyunca kaydı, ana yelkeni muazzam bir aleve bosd Yaylım ateşi yoğunlaştı; daha fazla katran, büyük, ağır kaval ve dev oklar sonu gelen gemiyi dövdü. Kısa süre sonra Yelkoh ran sürüklenmeye, Tüm Azizler Koyu'nun güçlü akıntıları gemiv'

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


tehlikeli resiflere doğru götürmeye başladı. Avelyn güverteden at layanlar olduğunu görünce irkildi. Denizcilerin çığlıkları karanlık suların üzerinde süzüldüAvelyn kutlamaya katılan diğer keşişlerin bu çığlıkları duymayacağını biliyordu. Ümitsizce, çaresizce sekiz aydır evi olan geminin sarsılmasını, yatmasını, sonra daha fazla mermi yağdıkça resiflerin üzerinde parçalanmasını izledi. Gözyaşları yanaklarından aşağı akıyordu; tekrar tekrar "Dansally" ismini söyledi. Bombardıman dakikalarca sürdü. Avelyn soğuk sudaki insanların seslerini duydu, bazılarının, sevgili DanSally'sinin kıyıya ulaşmayı başarmalarını umdu. Ama sonra en kötüsü geldi -bir hışırtı, cızırtı. Mavimsi bir tabaka karanlık suyu kapladı, taşların ve denizcilerin, gururlu gemiden kalanların üzerinde çatırdadı. Bir şimşek örtüsü çığlıkları sonsuza dek susturdu. Avelyn'in zihnindekiler dışında. Daha fazla mermi uçtu, ama işleri artık bitmişti. Tüm Azizler Koyu'nun güçlü gelgit dalgası gemiden kalanları toplayacak, açıK denize taşıyacaktı. Avelyn ve bu işi yapanlar dışında, tüm duny bunu trajik bir kaza sanacaktı. "Dansally," diye soluklandı Avelyn. Omuzları çöktü, 8en< adam taş duvara yaslanmak zorunda kaldı. Dönerek pencere L uv*fl,«' 273 sırtını duvara verdi, koridora baktı. , demeliydin," dedi Üstat Siherton ona. Uzun boylu, şahinI adam sessizce duruyordu. S' A elvn kemerindeki ağır taş kesesini ve elinde tuttuğu grimsi j fark etti. Grafit şimşek taşıydı. grafit' Avelyn duvara yaslanarak daha da çöktü. Siherton'un onu heoracıkta yok etmek için taşı kullanacağını düşünüyordu ve k cok açıdan, Siherton'un bunu yapmasını umuyordu. Üstat ıp Avelyn'in kolunu yakalamakla yetindi, sonra onu dev maastırın uzak bir köşesindeki küçük, karanlık bir odaya götürdü. Ertesi sabah yılgın Avelyn Birader, Peder Başrahip Markwart'ın özel odasındaydı ve Üstat Siherton ile Üstat Jojonah iki yanında duaıyordu. Yelkoparan'z yapılanların zalim Siherton'un korkunç bir kararı değil, Peder Başrahip tarafından izin verilmiş, Üstat Jojonah'ın bilgisi altında gerçekleşmiş bir eylem olduğunu fark etmek Avelyn'i daha da çok incitti. "Pimaninicuit'in yerini bilen tanık kalmamalı," dedi Peder Başrahip Markwart duygusuzca. Benim ölümüme tanık olmayacağı gibi, diye düşündü Avelyn; çünkü Aziz Saf-Abelle'in koridorları o sabah boştu, keşişler ve hizmetkarlar bütün gece eğlenmiş, şimdi de uyuyorlardı. "Dünya için ne tür sonuçlara yol açabileceğini anlamıyor musun?" dedi Markwart aniden, heyecanla. "Pimaninicuit duyulursa Halka Yüzük Taşları güvende olmaz, tüccarlar ve krallar kavrayışlarının ötesinde bir servet ve gücün sırrını ellerinde tutuyor olurlar!" Pimaninicuit'in yerinin dünyanın güvenliği için sır olarak sakınması Avelyn'e mantıklı geliyordu, ama bu düşünce kiralanan blr geminin yok edilmesi, mürettebatının öldürülmesi karşısında hissettiği tiksintiyi azaltmıyordu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ve Dansally'nin öldürülmesi. =74 R- A Sal "Başka sonuç olamazdı," dedi Markwart ifadesizce. Avelyn endişeyle çevresine bakındı. "Konuşabilir miyim p Başrahip?" "Elbette," diye yanıt verdi Markwart, arkasına yaslanarak »A gürce konuş, Avelyn Birader. Dostlar arasındasın." Avelyn bu saçma fikir karşısında yüz ifadesini sakin tutmak ' elinden geleni yaptı. "Bir dahaki taş yağmurlarına kadar gemid Vherkes ölmüş olacaktı," diye itiraz etti. "Denizciler haritalar çizer," dedi Üstat Siherton kuru bir sesle "Ama neden çizsinler ki?" diye itiraz etti Avelyn. "Harita işlerine yaramaz, çünkü yedi nesil..." "Pimaninicuit'e saçılmış serveti unutuyorsun," diyerek Avelyn'in sözünü kesti Peder Başrahip Markwart, "hayallerin ötesinde bir hazine." Avelyn bunu düşünmemişti. Yine de başını iki yana salladı. Yolculuk çok tehlikeliydi ve mürettebat vaat edildiği gibi iyi ücret alsaydı, bir kez daha Güney Mirianic'in tehlikelerine atılmak için bir sebepleri olmayacaktı. "Bu Tanrı'mn isteğiydi," dedi Markwart sonunda. "Tamamı. Tanık olduklarını kimseye anlatmayacaksın. Şimdi Üstat Siherton'un sana verdiği odaya dön. Cezan bugün, ilerleyen saatlerde belirlenecek ve açıklanacak." Avelyn'in düşünceleri dönüp duruyordu, kafası tek bir itiraz sözcüğü bile telaffuz etmesini önleyecek kadar kanşıktı. Darbe yemiş gibi sendeleyerek uzaklaştı. Kapıya vardığında Markwart yine sözcüklerle vurdu ona. "Pellimar Birader bu sabah üzücü yaralarına yenik düştü," de" di Peder Başrahip Avelyn'e. Avelyn sersemlemiş bir halde döndü. Pellimar yara izlerini so suza dek taşıyacaktı, ama iyileştiği kesindi. Sonra Avelyn anla Önceki gece, kutlamada, Pellimar dilini tutamamıştı. Peder Baş iblisi" Uy*"1?1 275

k'P1(1

• olmadan adanın ismini telaffuz etmek bile yasaktı. u " diye devam etti Markwart. "Pimaninicuit'e gönderdiğikisiden geriye yalnızca sen ve Quintall kaldınız. Sizi çok

rniz „ . tekliyor-' 1 Ivn odadan taş koridora çıktı ve kustu. Yarı kör, yarı deli, sendeleyerek uzaklaştı. "İzleniyor mu?" diye sordu Markwart Siherton'a. "Her adımı," diye yanıt verdi uzun boylu üstat. "Başından beri ndan bu tepkiyi alacağımızdan korktum." Üstat jojonah hıhladı. "Avelyn Pimaninicuit'te yalnız başına ça|,st) ama getirdiği hazine adadan toplananlar arasında tartışılmaz en iyisi. Kıymetinden nasıl kuşku edersin?" "Etmiyorum," diye yanıt verdi Siherton. "Yalnızca Avelyn'i bu kadar değerli kılan özelliklerin ne zaman tehlikeli olacağını merak

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ediyorum." Jojonah sert sert başını sallamakta olan Markwart'a baktı. "Yapacak çok işi var," dedi Peder Başrahip ikisine. "Maceralarını yazıya dökmek, taşların katalogunu hazırlamak, hatta gerçek güçlerini ve en derin sırlarını aramak. En çok da kristal ametitin Daha önce hiç bu kadar muhteşem bir taş görmedim ve Hazırlayıcısı olarak Avelyn onun gerçek sınırlarını anlamak konusunda en iyi şansa sahip." "Belki işini bitirmeden önce onu bizim gibi düşünmeye ikna edebilirim," dedi Jojonah. "Bu çok iyi olurdu," diye yanıt verdi Markwart. Siherton diğer üstada kuşkuyla baktı. Bu kadar çok idealizm ve saÇma inanca sahip Avelyn'in kontrol edilebileceğine inanmıyordu. Jojonah bakışı fark etti, katılmamak elinde değildi. Ama denecekti, çünkü genç Avelyn Birader'i severdi ve alternatifin ne olanını biliyordu. Yaz gündönümü," dedi Peder Başrahip Markwart. "O zaman 276 R. A.

Ore S4İV4|| Avelyn Desbris Birader'in geleceğini tartışırız." "Ya da yokluğunu," diye ekledi Üstat Siherton ve sesinde jonah için bu şahinsi, zalim adamı hangisinin daha memnun ceğini tahmin etmek zor değildi. Takip eden haftalarda Avelyn diğer keşişlerden yalıtıldı gördü. Yalnızca Siherton, Jojonah, başka iki üstat, iki muhafız -otiği her yerde ona eşlik eden onuncu sınıf öğrencileri- ve Halk Taşları odasında sık sık onunla çalışan Quintall'ı görüyordu. Rahatsız edici sorular genç keşişin peşini bırakmıyordu. Neden Yelkoparan 'daki adamları öldürmek zorundaydılar? Peder Başrahip onları tutsak etse olmaz mıydı? Ya da, hep bu prosedür izleniyorduysa, neden manastır kendi gemisini inşa edip Pimaninicuit'e kendi keşişlerini göndermiyordu? Ama her mantıklı sav bir duvara çarpıyordu, çünkü Avelyn üstlerini ve Abellican Tarikatı'nı değiştiremeyeceğini biliyordu. Ve böylece emredildiği üzere çalışıyor, maceralarını detaylı olarak kaleme alıyor, en yeni taşları, türlerini, büyülerini ve güçlerini yazıyordu. Ne zaman büyülü taşlardan birine dokunmasına izin verilse, Üstat Siherton, elinde güçlü ve ölümcül bir mücevherle yanında oluyordu. Avelyn artık yerini anlamıştı ve kendini Yelkoparan in mürettebatından biriymiş gibi hissediyordu. Tek teselliyi aralarında hâlâ bir bağ olduğunu hissettiği Üstat Jojonah'la yaptığı tartışmalarından alıyordu. Ama Jojonah devamlı keşişlerin dönüşünde yapılanların gerekliliğini açıklamaya çalışsa da, Avelyn bunu kabul edemiyordu. Daha iyi bir yol olması gerektiğine inanıyordu ve felaket potansiyeline rağmen cinayetin gerekçesi olamazdı. İşi tamamlanmaya yaklaştığında 822. yılının bahan geç kalmış ti ve Avelyn endişeyle Üstat Jojonah'ın onunla gittikçe daha az K M* uvan'5'

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


277 - u ona ne zaman baksa nazik üstadın yüzünde anlayışlı n^flde belirdiğini fark etti. . eiyn huzursuzlanmaya başladı, sonra ümitsizliğe kapıldı. O ki bir gün bir mücevheri, bir hematiti cebine attı. Neyse ki • rall'ın bir hatası o akşam küçük bir patlamayla sonuçlanmıştı kimse incinmemiş, hiçbir şey çok zarar görmemiş olsa da, hırlısın en azından o an için fark edilmemesini sağlamıştı. Avelyn hücresine döndüğünde taşın gücünün içine düştü. Üstatlarını gizlice gözetlemek ve yaklaşan kaderine ilişkin korkularını kanıtlamak dışında ne yapabileceğini bilmiyordu aslında. Ruhu bedeninden kurtuldu, kapının gözenekli tahtasının içinden ve iki habersiz muhafızın yanından geçti. Avelyn beden sahibi olmak isteyen taşın çekiştirmesini hissetti, ama iradesi güçlüydü, direndi, koridorda görünmeden süzüldü ve sonunda Peder Başrahip Markwart'ın kapısına vardı. Avelyn içeride Peder Başrahip'in yanında Siherton ve Jojonah'ı gördü, yaşlı adam taş odasındaki talihsizliğe köpürüyordu. "Quintall Birader beceriksizin teki," dedi Jojonah. "Ama sadık bir beceriksiz," diye karşılık verdi Siherton, açıkça Avelyn'le karşılaştırarak. "Bu kadarı yeter," dedi Markwart. "Çalışmalar nasıl gidiyor?" "Kataloglama işi neredeyse tamamlandı," diye yanıt verdi Siherton. "Tüccarlar için hazırız." "Ya dev kristal?" "Faydalı bir kullanımını bulamadık," diye yanıt verdi Siherton. -Avelyn Birader," diye düzeltti horgören bir hıhlama ile, "büyüyle tıka basa dolu olduğuna inanıyor, ama o büyüyü nasıl çıkarırız Ve ne işe yarar, bilemiyoruz." "Onu müzayedeye çıkarmak aptallık olur," diye araya girdi Jojonah. "Güçlerini belirleyemezsek çok para getirmez," diye kabul etti 2/8

Peder Başrahip Markwart. "Sırf gizemi için onu satın alacak tüccarlar var," diye itjr Siherton. Avelyn işittiklerine inanamıyordu. Kutsal taşları özel bir arttırmayla satmayı düşünüyorlardı! Bu fikir Thagraine ve p ». mar'ın, Yelkoparan ve Dansally'nin kurban edilmesini ne kaH-, J auar da önemsizleştiriyordu! Taşların büyüsünü inançsız tüccarların kul] ması düşüncesi Avelyn'i derinden yaraladı. Bu günahkarca konu malara daha fazla dayanamayarak, ruhu odadan dışarı süzüldü Fiziksel bedenine dönecekken zamanın ona karşı işlediğini fark etti. Ruhu orada, koridorda süzüldü. Hematitin eksikliği fark edilecekti kuşkusuz ve Avelyn'in geleceği taşı çalmış olmasa bile güvende değildi. Ne yapacaktı? Ve bu deliliğe, Tanrı'ya bu şekilde hakaret edilmesine nasıl göz yumacaktı? Üstat Siherton, Markwart'ın odasından yalnız çıktı, taş odasına doğru ilerlerken çizmeleri zeminde fıkırdıyordu. Quintall'ın hatasının yarattığı zararı kontrol edecek kuşkusuz, diye düşündü gizlice izlemekte olan Avelyn; tekrar düzenlenen taşların listesini kontrol

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


edecekti. Bir aciliyet hissiyle sürüklenen Avelyn hematite teslim oldu, mhu hızla Siherton'un arkasından süzüldü. Adamın bedenine girerken yırtıcı bir acı duydu, şimdiye dek hissettiği tüm acıların ötesindeydi. Düşünceleri Siherton'unkilere karıştı; aıhları çarpıştı, savaştı, bedene sahip olabilmek için itişti. Avelyn adamı hazırlıksız yakalamıştı, ama yine de mücadele muazzamdı. O zaman Avelyn bedene sahip olmak için savaşmanın düşmanla onun evinde karşılaşmaktan farkı olmadığını anladı. Koridorda izleyen olsa Siherton'un bedeninin koridorda öne arkaya atıldığını, duvarlara çarptığını, kendi yüzünü pençelediğ"11 görecekti. 2?9 iblis"1 ul/ Avelvn bir kez daha maddesel bir bedenin ağırlığını his? ndüsel bir şekilde Siherton'un ruhunun yakında olduğusetU' ]vn'in anlamadığı boyutlu bir cepte tutsak kaldığını biliyorn ' hedenin kontrolünü ele geçirmişti; beden ruhunun emirle% hareket ediyordu! Avelyn hızla taş odasına gitti, hızla içeri girdi ve dik bakışları,ar tefc bir itiraz sözü bile edemeden iki nöbetçi ve Quintall arasında paylaştırdı. "Sen kal," diye emretti Avelyn nöbetçilerden birine. "Sen," dedi OuintaH'a, "henüz cezan kararlaştırılmada" "Ceza mı?" diye yankıladı Quintall nefes nefese. Hatası için ceza almayacağı söylenmişti ona; gerçekten de o ve Avelyn yeni taşlarla çalışırken bu tür küçük sorunlar sık sık yaşanmıştı. Daha bir hafta önce, karnalit zerreleriyle dolu bir yakutu incelerken Avelyn bir masanın bacağını eritmişti! "Avelyn Birader..." diye itiraz edecek oldu Quintall. "Odana ve dualarına dön!" diye emretti Siherton'un sesi. "Peki, efendim," dedi Quintall boyun eğerek ve odadan çıktı. "Dışarı çık!" diye emretti Avelyn diğer nöbetçiye ve adam odadan dışarı koştu, koridorda hızla QuintaU'ın yanından geçti. Sonra Avelyn ve kalan nöbetçi taş seçip toplamaya başladılar: Dev kristal ametist, bir grafit çubuğu, küçük ama güçlü bir yakut ve pek çok başkaları, turkuaz ve kehribar, selestin ve kaplan pençesi, bir krisoberil ya da kedi gözü, biraz alçıtaşı ve bakırtaşı, bir krisotil tabakası, ağır bir magnetit parçası. Avelyn onları bir çantaya yerleştirdi, karnalit dolu küçük bir kese de ekledi, büyüsü yalnızca tek bir sefer çağınlabilen bir taş. Sonra Avelyn odanın diğer ucuna gitıi ve değerli, ama büyülü olmayan, özel bir kesim örneği olarak saklanan bir zümrütü cebine attı ve sonra nöbetçiden kendisini takip etmesini istedi -hızlı davranıyordu, çünkü hematit keşişin gücünü tüketiyordu ve Siherton'un ruhunun yakında oldu28o

Sal R. A. v»ı0re

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ğunu, bedenine dönmek için bir yol aradığını biliyordu Av 1 Avelyn'in bedenini barındıran tenha hücreye gittiler r sesi koridorda nöbet tutan iki adamı çabucak ve kuvvetle k Kalan tek nöbetçi, taş odasındaki adam Siherton'un em,- ? uın uzç. rine kapıyı açtı. Avelyn'in bedeni orada, bıraktığı gibi, hematit' tarak duruyordu. Siherton'un bedenindeki Avelyn nöbetçinin nından geçti ve hematiti ustalıkla aldı, sonra nöbetçiye kıpm bedeni omuzlayıp kendisini takip etmesini emretti. "Avelyn Birader Tarikat'a ihanetten cezalandırılacak," dive açıkladı ve haftalardır bu tür söylentiler duyan nöbetçi haberi sorgulamadı. Akşam ayini zamanıydı, bu yüzden üstatla sıradışı bir yük taşıyan nöbetçinin. Tüm Azizler Koyu'na bakan manastır çatısına çıktıklarını pek az kişi gördü. Nöbetçi, aldığı talimata uyarak bedeni alçak bir duvarın dibine koydu ve geriledi. Avelyn gücünü toplayarak birkaç dakika bekledi. Bedeninin üzerine eğildi, eline bir hematit ve başka bir taş daha sıkıştırdı, mücevher çantasını bedenin halat kemerine bağladı. "Taşlar bedeni bulmamıza yardım edecek," diye açıkladı nöbetçiye, adamın hızla şüphelenmeye başladığını fark ederek. "Ölürken Avelyn Birader'in son fiziksel gücünü alacaklar." Nöbetçinin yüzü merakla buruştu, ama tehlikeli üstadı sorgulamaya cesaret edemedi. Avelyn çabuk davranması gerektiğini -mükemmel olması gerektiğini biliyordu. Avelyn büyük bir çaba harcayarak ruhunu Siherton'un maddesel bedeninden kurtardı, Siherton'un bedeni kendi ruhunun dönüşüyle ürperirken Avelyn fiziksel duyularına hakim oldu. Avelyn bir kedi kadar hızla, bir eliyle taşları, diğeriyle Siherton'un cüppesinin önünü kavradı. Nöbetçi üstadın yardımına koşamadan, sersemlemiş Siherton'u kendisiyle birlikte korkuluğun İpi uv*niî' 281 ,7erinden aşağı attı. , n35tır duvarının, yamacın ön cephesinden karanlığa doğru )dllar. Siherton çığlıklar atıyordu. Avelyn adamı tekmeleyerek ittirdi, sonra elindeki ikinci taşın, bakırtaşmın gücünü çağırdı. Sonra o süzülürken Siherton düşmeye devam etti. Avelyn eğimli yamaçtan aşağı inerken uzaklaşmayı sürdürdü, ryhe doğru, keseden kehribarı çıkardı. Kendisine bir milyon yıl. önce yapmış gibi gelen alıştırmada olduğu gibi suya hafifçe dokundu. Siherton'un bedeni görünürlerle olmadığı için memnundu; 0 manzaraya dayanamazdı. Kehribarı kullanarak soğuk suyun üzerinde, kıyıya çıkabileceği bir noktaya kadar yürüdü, sonra yolda ilerlemeye başladı. Bir daha asla Aziz Saf-Abelle'i göremeyeceğini biliyordu. Taşlan kullandı. Bakırtaşıyla, onu takip edebilecek keşişlerin tırmanmak için saatler harcayacağı yamaçlardan yukarı süzüldü. Kehribarla, takipçilerinin kenarından dolaşması gerekecek geniş gölleri aştı. Krisoberili, kedi gözünü kullanarak karanlıkta açıkça görebiliyor, bir parıltı ile, kendini ele vermeden günışığmda yürüdüğü hızla yürüyebiliyordu. Girdiği ilk kasabada pek çok tüccar arabasından oluşan bir kervana rastladı ve sıradan zümrütü sata-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


rak kendisine uzun, çok uzun süre gerekecek parayı sağlandı. Arkasına, kendisiyle Aziz Saf-Abelle denen korkunç yerin arasına kilometreler koydu. Ama genç keşiş aklını tanık olduğu dehşetlerden, genç Avelyn Desbris'in değer verdiği her şeyin yüreğini kemiren serden uzaklaştıramıyordu. Soğuk bir gece bir ağacın dibinde, yıldızların, gökyüzünün sltoda büzüldüğünde gerçeği öğrendi. Sanki düşünceleri büyüyle nakledilmiş ya da yol göstermesi için ettiği dualar ilahi bir yanıt ülrnuş gibi, gözleri kilometrelerce öteye, diş diş dağlarla dolu bir 282

««•m,. araziye, ortasında duman tüten bir koniye ve ağır ağır akan k zı lav sınırının ötesindeki siyah yıkıma baktı. Avelyn o zaman anladı -hepsini -çünkü daha önce de „?• ? Solmuştu. Ayı-Honce'un üzerine çöken bu kasvet, Aziz Saf-Abçiı ,? tarih kitaplarında sık sık anlatılan belirli bir şekil ve tavırla d K önce de gelmişti. Tamamı: Dünyasında büyüyen kanser, hazlrı ı, sizlik, Aziz Saf-Abelle'in Tanrısal olanı inkarı. Keşişler Tanrın gözcüleriydi, ama onlar bile kansere, şu anki halinden memnu olma hastalığına teslim olmuşlardı. Ve bu inançsızlık yüzünden ka ranlık geri dönmüştü. Yarı delirmiş, bütün dünyası yıkılmış Avelyn anladı. Dactyl uyanmıştı. İnsan ırkının başına sürekli musallat olan iblis dünyaya dönmüştü. Avelyn doğru olduğunu biliyordu. Genç Avelyn Desbris, Taddy Sway ve Bunkus Smealy'yi öldüren karanlığı, Yelkoparan'ı yok eden, sevgili Dansally'sini soğuk sulara bırakan şerri, Pellimar Birader'i yaralarına "yenik düşmeye" zorlayan kötülüğü yüreğinde tanıdı. Acınası uykusundan şafak sökmeden uyandı. Dactyl uyanmıştı! Dünya gelecek karanlığı anlamıyordu. Dactyl uyanmıştı! Tarikat başarısız olmuş; zayıflıkları bu trajediyi hazırlamıştı! Dactyl uyanmıştı! Avelyn koştu -bir yön diğerinden farklı görünmüyordu. Dünyaya bu şerri anlatmalıydı. Ayı-Honce'un, Corona'nın bütün erkek ve kadınlarını hazırlamalıydı. Onları iblise karşı, Tarikat'a karşı uyarmalıydı! Kendi hazırlıksızlıklarını, kendi zayıflıklarını onlara bir şekilde göstermeliydi. Dactyl uyanmıştı! 20 KAHİN "Kaç ışık görüyorsun?" Sözcükler elf dilinde, JuraviePin Elbrvan'la konuşurken artık daha sık kullandığı dilde telaffuz edilmişti Genç adam, Andur'Blough Inninness'te geçirdiği beş yıldan sonra artık bütün sözcükleri, çok kullanılan deyişlerin tamamını biliyordu ve yalnızca fiil çekimlerinin hâlâ düzeltilmesi gerekiyordu. Juraviel de Elbryan gibi bir mum tutuyordu; gökyüzünde iki yıldız belirmişti, güneş batı ufkundaki dağların arkasına henüz çekilmişti. Genç adam uzun uzun JuraviePi inceledi. Tanrı'nın 821. Senesinin güzünde ve 822. Senesinin kışında Elbryan'ın dersleri daha

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


çok felsefeye yönelmişti ve en basit soruların bile ince anlam katmanları taşıyabileceğini öğrenmişti. Sonunda, bunun derse giriş olduğuna, dramatik bir şey olmadığına ikna olan genç adam başını kaldırdı, yıldızları çabucak saydı ve dört tane gördü. "Altı," dedi ihtiyatla, iki mumu da ekleyerek. "Demek ayrılar," dedi Juraviel. "Senin ve benim ışığımla yıldızların ışığı." Elbryan'ın alnı kırıştı. Yavaşça, tereddütle, paylanmayı bekler gibi başım salladı. 'Demek ki mumunun ışığını söndürsen karanlıkta kalacaksın," dıye mantık yürüttü Juraviel. Şimdikinden daha fazla," diye yanıt verdi Elbryan çabucak. 28*,

V*.0 A- Si|, "Ama yine de senin ışığın olacak." "O zaman benim ışığım alevle sınırlı değil," diye dev Juraviel, "daha uzaklara yayılıyor. Ya yıldızların ışığı?" "Yıldızların ışığı yıldızların içinde kalsaydı, o zaman bi7 yıldı? lan göremezdik!" diye hırladı Elbryan gittikçe artan bir kız» la. Bunun gibi zamanlarda basit elf mantığından nefret edivn H "Ve senin mumunun ışığı mumla sınırlı olsaydı o zaman onu • remezdim." "Kesinlikle," diye yanıt verdi elf. "Artık gidebilirsin." Juraviel sırtını dönerken Elbryan ayağını yere vurdu. Elf he bunu yapıyordu ona, onu yanıüayamayacağı sorularla başbaşa bırakıyordu. "Sen neden bahsediyorsun?" diye sordu genç adam Juraviel ona sakince baktı, ama yanıt vermedi. Elbryan ipucunu yakaladı -hem, bu onun dersiydi. "Işık, sınırlı olmadığından, paylaşılan bir şeydir demek istiyorsun, değil mi?" Juraviel gözünü kırpmadı. Elbryan uzun süre düşündü, konuşmalarının üzerinden geçti, seçeneklerini değerlendirdi. "Tek ışık," dedi sonunda. Juraviel gülümsedi. "Yanıt buydu," dedi Elbryan güven kazanarak. "Tek ışık." "Şu anda en az on iki yıldız sayıyorum," diye yanıt verdi elt. Elbryan başını kaldırdı. Bu doğruydu; gece hızla derinleşiyordu, yıldızlar gökyüzünde beliriyordu. "Aynı ışığın bir düzine kaynağı," diye mantık yürüttü Elbryan, "ya da hepsi birleşen farklı ışıklar. Onları gördüğüm için karışıyorlar. Işık tek oluyor." "Tek ve aynı," diye onayladı Juraviel. "Peki bunun doğru olması için onları görmeli miyim?" sordu Elbryan hevesle, ama elfin yüzünde beliren kaş çatmayı g rünce beklentisi dağıldı. Elbryan duraksadı ve ilk derslerini, elflerin dünyaya tamam İblisi" tjı/^'51 285

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


vırla bakabilmesi için kafasına yerleştirdikleri aksiyom^ ladı Elf felsefesinde ilk gerçek, gerçekliğin temeli, tüm lan hatırı; 1 fiziksel dünyanın izleyicinin algılarının toplamından 013 uv «PV olmadığıydı. Bireyin bilinci dışında hiçbir şey ger1 ıska t>ır * ' J -ildi Bu Elbryan için zor bir kavramdı, çünkü o cemiyet • 1 yetiştirilmişti ve bu kavramın içinde benliğin yüceltilmesi: günahların en kötüsü sayılırdı. Elfler böyle görmüyordu; Ju? I bir keresinde dünyadaki her şeyin Juraviel için hazırlanmış oyundan başka bir şey olmadığını öne sürmüştü. "Çevremdeki dünyayı bilincim yaratıyor," demişti elf. "O zaman sen istemediğin sürece asla dövüşte seni yenemem," diye mantık yürütmüştü Elbryan. "Ama senin çevrendeki dünyayı da senin bilincin yaratıyor," diye yanıt vermişti elf ve sonra her zamanki gibi yürüyüp gitmişÇelişkili gibi görünen bu fikir Elbryan'ı ikilem de bırakmıştı. O bakış açısından anladığı, kendini daha önce keşfetmek için serbest hissetmediği bir benlik duygusuydu. "Yıldızlar ve benim mumum tek, çünkü ben ikisini de görebiliyorum," dedi genç adam sonuç olarak. "Çevremdeki dünyayı ben yaratıyorum." Juraviel onaylayarak başını salladı. "Çevrendeki dünyayı sen yorumluyorsun," diye düzeltti. "Ve duyularını en ufak detayın farkına varacak şekilde yükselttikçe yorumların büyüyecek, farkındalığın büyüyecek." Sonra Juraviel yanından ayrıldı. Elbryan oturdu, mumunu tutarak onca yıldızın doğmasını, semavi ateşlerinin kendi ışığına katılmasını izledi. Bu basit algı kayması, bütün ışıkların aslında tek olduğu fikri Elbryan'a, daha önce hiç yaşamadığı bir evrenle birik duygusu vermişti. Aniden gökyüzü ona daha yakın göründü, Yaşabileceği bir yerde gibi. Aniden kendini o engin, kadife örtü286 "' ^ ^ nün bir parçasıymış gibi hissetti Te Tanrı'nın 822. Senp«iV'_ O senenin kalanı boyunca ve Tanrı'nın 822. Senesi'nin rında Elbryan dünyaya bir elf gibi bakmayı, bir bireysellik v lumsallığın bir paradoksunu bulmayı, benliğin yüceltilm ama çevresindekilerle birliği öğrendi. Algıdaki minik kav pek çok yeni deneyim getirdi; daha önce hiç bakmayacağı ve ı de çiçekler görmesini, çevresindeki yaşayan dünyadaki ince le kulara ve titreşimlere dayanarak bir hayvanın varlığını sezm hatta büyüklüğünü yaklaşık olarak tahmin etmeyi öğrenmesi I sağladı. Kendini bilgi sularına atılmış büyük, boş bir sünger gi|y hissediyordu ve her dersten, her sözcükten inanılmaz ölçüde zevk alarak çok şey soğurdu. Zaman ve mekan kavramı tamamen değişti. Ardışıklık parça oldu, hafıza zaman yolcuğuna dönüştü. Elbryan'm uyku alışkanlıkları bile değişti, bilincin kontrol edilemediği bir zaman süresinden daha kontrollü, bir meditasyon sürecine dönüştü. "Hayal dolu düşünceler," diyordu elfler ona, ya da "derin düşünme." Bu yarı düş durumunda Elbryan görme duyusunu kapatabiliyor, ama kulaklarını ve burnunu dış etkenlere karşı açık tutuyordu. Ve düşlerinin çoğu yerini zaman yolculuğu-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


na bırakmıştı, zihnini geriye, yaşamında bir başka yere götürüyor, çevresindeki olayları yeniden yaşıyor, farklı bir açıdan görüyor, böylece onlardan ders alıyordu. Böyle gecelerde 01wan, Jilseponie, sevgili Pony'si ve Dundalis'teki tüm diğerleri onun için canlıydı. Mükemmel anılar Elbryan'a bir şekilde bir ölümsüzlük hissi veriyordu, sanki onca insan hayattaymış, yalnızca anahtarı hafızası olan bir başka yere kilitlenmiş gibi. Bunda teselli buluyordu. Olmuş olayları değiştiremediği, geçmişi değiştiremediği halde, elf felsefesinin ona teselli verdiğin' görüyordu. Acı kaldı, korkunç çığlıklar, ümitsiz dövüşler, beden yığınla p*. Ü^IŞI 287 talimatıyla Elbryan ızdıraptan kaçınmadı, o korkunç ?'üraV t ık aitti, Dundalis'in ölümünün sert gerçekliğini kullana^ere ? ıtrini sağlamlaştırdı, duygusal olarak sertleşti, rık sinine' ° «r emişteki sınavlar bizi gelecekteki sınavlara hazırlar," diyordu elf sık sık. Flbrvan tartışmıyordu, ama gelecekteki hangi sınavların o korsünün acısıyla boy ölçüşebileceğini merak ediyordu, hatta kunç 5 bundan neredeyse korkuyordu. Ağaçsız tepeciğin üzerinde durdu ve gözlerini doğu ufkuna, yaklaşan şafağın minik ışık şeridine dikerek bekledi. Çıplaktı, her tüyü, her siniri soğuk esintinin gıdıklamasını hissediyordu. Çıplaktı ve özgürdü, ve ufuk biraz daha aydınlanırken kılıcını, geniş ama dengeli silahını önünde havaya kaldırdı, uzun kabzasını iki eliyle kavramış, kasları gerilmişti. Elbryan kılıcını nazikçe çapraz savurdu, mükemmel dengesini korumak için ağırlığını uzanan kılıcın hareketiyle kaydırdı. Kılıç sol omzunun üzerinde yükseldi. Sağ ayağını öne attı, sonra kılıcı yine yavaşça, dengeyle arkaya getirdi. Sol ayağı öne çıktı, sonra yana kaydı, kılıç ve sağ ayağı takip etti, genç adamı karşısında ikinci bir rakip varmış gibi döndürdü. Ahenkle, yavaşça vur, karşıla, vur; ve sonra sağ ayağını arkaya attı, akıcı bir hareketle dönerek yine sola yürüdü. Vur, karşıla, vur... aynı şekilde. Sonra yine sağ ayağını arkaya attı, yarı döndü, böylece başlaQ'ğı yerin tam karşısındaki rakiple yüzleşti. Üç güçlü adımla ilerledi -yürürken kılıçla vurdu, vurdu, vurdu, sonra bu konumda biraz önceki hareketleri sağdan ve soldan tekrarladı. "Bi'nelle dasada," deniyordu kılıç dansına. Genç adam bir saat kadar devam etti, kolları ve silah boş havada gittikçe daha gi"ft desenler çizdi. Artık fiziksel eğitiminin çoğunu bu oluşturuyorau, dövüşme değil; kaslarına hareketleri ezberletme. Her saldırı 288 R' A' Sâl^-0r, ve karşılama açısı içine işleniyordu; daha önce bilinçli sav tejisi olan şey tepkisel karşılığa ya da beklenti saldırısına d" yordu. °nU?Üansın, gü-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Tepenin dibindeki ağaçlıkta juraviel ve diğerleri kılıç d içten bir hayranlıkla izliyordu. Genç adam gerçekten de bir zellik ve zarafet nesnesiydi, saf güç ve kurnaz çevikliğin biri" • mi. Kılıcı rahatlıkla savruluyordu, uzun, dalgalı, buğday rengi s lan. da öyle. Dengesini birazcık bile kaybetmeyen Elbryan'ın k lan mükemmel bir ahenk içinde, mükemmel bir akıcılıkla çalış yor, hiçbir hareketle mücadele etmiyor, esniyor ve her harekete katkıda bulunuyordu. Ve gözleri! Elfler bu mesafeden bile, zeytin yeşili kürelerin yoğunlukla ışıldadığını, gerçekten de hayali düşmanlar gördüğünü fark edebiliyorlardı. Genç Elbryan'ın hareketleri her gün daha da gelişiyordu ve bu yüzden Juraviel ona kılıç dansını, elflerin bildiği en girift savaş hareketlerini daha fazla öğretiyordu. Elfler dünyadaki en iyi kılıç üstatlarıydı. Elbryan karmaşık hareketlerin, her birine hakim olmuş, onları sünger gibi emmiş, yüreğinde, zihninde ve kaslarında sıkı sıkı tutmuştu. Artık kimse, hatta Tuntun bile onun hünerini ve soyunu sorgulamıyordu. Genç Elbryan söz konusu olduğunda artık Andur'Blough Inninness'te "Mather'in kanı" sözcükleri asla horgörüyle kullanılmıyordu. Çünkü o Juraviel'in "algısızlık duvarı" dediği şeyi aşmış, çevresindeki daha büyük güçlerle, doğal güçlerle bir olmuştu Kılıç çarpıştırdığı günlerde yalnızca her saldırıyı savuşturmayı, yansıtmayı, adamayı ya da bloke etmeyi değil, aynı zamanda hangi taktiğin en uygun karşı saldırıları sağlayacağını ya da savunma pozisyonunu aynı rakipten ya da başkalarından gelecek saldırıl ra karşı güçlü tutacağını da öğrenmişti. Elbryan artık kaybettiği den fazlasını kazanıyordu, hatta ikiye bir dövüşürken kendini s .„ Hı/atıışı

289 biliyordu. vaın ketleri gittikçe daha çeşitli, daha ölümcül oluyor, pek çok • hayvan avcının hareketlerine benziyordu. Eline bir hanbileğini büküyor ve bir engerek gibi saldırabiliyordu. Ç hançer bile kullanmasına gerek kalmıyor, parmaklarını sertleştirerek her engeli aşabiliyordu. Ve her sabah, sis perdesi Andur'Blough Inninness'i sarmadan .. Elbryan bu noktaya geliyor, şafağı izliyor, kılıç dansını yapıyorj hafızayı inşa ediyordu. fot, Mather'in kanı. Armağanlar -ağır bir battaniye, bükülmüş sopalardan yapılma küçük bir sandalye ve ahşap çerçeveli bir ayna- Elbryan'ı şaşırtü ve kafasını karıştırdı. Ayna bile tek başına çok pahalıydı, biliyordu ve sandalyenin işçiliği ve inanılmaz ölçüde hafif ahşabı katlanıp kolayca taşınmasına izin veriyordu, ama üç armağan arasında yalnızca battaniye mantıklı gelmişti ona, oldukça kullanışlı bir nesneydi. Tuntun ve Juraviel genç adamın uzun süre armağanları incelemesine, sandalyeyi sınamasına, hatta gümüşsü aynada kendi imgesine bakmasına izin verdiler. "Ç°k minnettarım," dedi Elbryan içtenlikle, ama kafasının ne kadar karıştığı sesinden belli oluyordu. "Önemini anlamıyorsun bile," diye yanıt verdi Tuntun tatsız

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


bir şekilde. "Sana üç armağan verildiğini sanıyorsun, ama en değerlisi dördüncüsü!" Elbryan elf kadına baktı, bir ipucu bulmak için mavi gözlerini inceledi. "Ayna, sandalye ve battaniye," dedi Juraviel ciddiyetle. "Kahin." Elbryan bu sözcüğü daha önce hiç duymamıştı; yine kafa ka290 R-A s^.0re rışıklığı yine yüzüne yansıdı. "Ölülerin kaybolduğunu mu sanıyorsun?" diye sordu T bilmece gibi, görünüşe göre bu manzaradan hoşlanarak «n düklerinden başkası yok mu sanıyorsun?" "Başka bilinç seviyeleri vardır," diye açıklamaya çalıştı |u el, alaycı arkadaşına sert bir bakış fırlatarak. "Düşler," dedi Elbryan umutla. "Ka"Ve hayal dolu düşüncelerin anıları," diye ekledi Juraviel hin'de, düşünceler bilinçle birleşerek anıyı bugüne getirir." Elbryan sözcükleri düşünür, sözcüklerin anlamları önünde açılırken alnını kırıştırdı. "Ölülerle konuşmak mı?" dedi nefes nefese. "Ölü nedir ki?" diye kahkaha attı Tuntun. Elf arkadaşının bitmeyen oyunları karşısında Juraviel bile gülmesini bastıramadı. "Gel," dedi Elbryaa'a. "Göstermek anlatmaktan daha iyi olacak." Üçü Caer'alfar'dan ayrıldı, amaçlı bir şekilde ormanın derinliklerine ilerledi. Çevrelerinde gün aydınlık değil, puslu örtüyle her zamankinden de karanlıktı ve hafif bir yağmur ormanı gıdıklıyordu. Bir saat kadar yürüdüler, Elbryan'ı zaman zaman sözleriyle dürtükleyen Tuntun dışında kimse konuşmuyordu. Sonunda Juraviel dev bir meşenin dibinde durdu; meşenin gövdesi o kadar genişti ki Elbryan'ın kolları yarısını bile dolayamıyordu. İki elf ciddiyetle bakıştılar. "Yapamayacak/' dedi Tuntun, ezgili sesi şarkı söylercesıne yükselerek. "Dövüşte de seni yenemezdi," diye karşılık verdi Juraviel hemen ve Tuntun öfkeyle ayağına bastı. olmaElbryan derin bir nefes aldı ve omuzlarını dikleştirdi. Deme bu yeni bir sınav, diye düşündü. Taşıdığı üç armağan düşüı se, kuşkusuz iradesini ve zihinsel becerisini ölçen bir sınav İblis* «W"* aviel'i hayal kırıklığına uğratmamaya ve Tuntun'un her''^ k-f konuda haklı çıkmasına fırsat bırakmamaya karar verdi. hang1 "" ihrvan ağacın arkasında, köklerin arasında dar bir açıklık her dik basamakla genişler gibi görünen bir tünel. g "irende, üzerine aynayı koyman gereken taş bir sehpa var," açıkladı Juraviel, "ve önünde sandalyeni kurabileceğin bir Battaniyeyi kullanarak girişi ört, böylece içerisi çok karanlık olacak." glbryan daha fazla talimat bekledi. Uzun bir an sonra Tuntun onu kabaca dürtükledi. "Denemeye de mi korkuyorsun?" diye payladı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Neyi denemek?" diye sordu Elbryan, ama destek için Juraviel'e baktığında elfin dar açıklığı işaret ettiğini, genç adamın girmesi gerektiğini belirttiğini gördü. Elbryan'ın, Juraviel'in verdiği basit talimatlar dışında ne beklediklerine, ne yapması gerektiğine dair en ufak bir fikri yoktu. Omuzlarını silkerek armağanlarını aldı ve açıklığa gitti. İçeri girmek bile başlı başına bir sınav olacaktı, çünkü mağara elf boyunda birine daha uygundu. İlk önce sandalyesini içeri kaydırdı, ulaşabildiğince aşağı uzattı, sonra gözlerini kapatarak sandalyeyi bıraktı. İniş sesinden mağara zemininin açıklıktan iki buçuk metre kadar derinde olduğunu hesapladı. Sonra battaniyeyi ağacın dibine serdi ve kendini köklerden korumak için kullandı, böylece giysileri takılmayacak ve Tuntun'un hep yargılayan gözlerine apkl gibi görünmeyecekti. Daha fazla bilgi almayı boşuna bekleyerek Juraviel'e son bir bakış fırlattı ve içeri girdi, aynayı bedeniyle koruyarak başaşağı ilerledi. Ağacın altına girer girmez, artık karanlığa karşı daha duyarlı olan gözlerini açtı ve inceledi. Bir ayı, Dlr kirpi, hatta bir kokarca buraya girmiş olabilirdi ve Elbryran, mağaranın görünüşe göre boş olduğunu ve o kadar da geniş olmadığım görünce rahatladı. Çapı belki iki buçuk metre uzunlu292 R' A' Sl'v4IOre ğunda bir daireydi. Söylendiği gibi Elbryan'ın yakınındaki A nn dibinde bir sehpa vardı. Kolunu tavandaki bir köke t-ı caKarau sağ yanına döndü ve ayağını sehpaya uzattı, sonra rahatça m ra zeminine indi. Alçak bir noktada biraz su birikmişti, ama ditkar, hatta rahatsız edici bir şey bile değildi. Elbryan çabucak aynayı sehpaya koydu ve duvara yasladı ' sandalyesini açtı ve söylendiği gibi aynanın önüne yerleştirdi. Son battaniyeyi mağara girişine örttü. O da öyle karanlık oldu ki eli ı yüzünün önünde tuttuğunda zar zor seçebiliyordu. Bu iş de bitin ce genç adam el yordamıyla sandalyesini buldu ve oturdu. Sonra merak ederek bekledi. Gözleri yavaş yavaş karanlık alıştı ve odadaki iri şekilleri çıkartabilmeye başladı. Dakikalar geçmeye devam etti; her şey sessiz ve karanlıktı. Elbryan hayal kırıklığına uğradı, bunun nasıl bir sınav olduğunu karanlıkta oturup göremediği bir aynaya bakmanın ne amacı olduğunu merak etmeye başladı. Bu yolculuğun zaman kaybı olduğunu söyleyen Tuntun haklı mıydı? Sonunda Juraviel'in ezgili sesi gerilimi kırdı. "Burası Ruhlar Mağarası, Elbryan Wyndon," dedi elf, yarı konuşarak yarı şarkı söyleyerek. "Bir elf ya da bir insanın kendilerinden önce göçüp gitmişlerin ruhlarıyla konuşabildiği yerdir Kahin. Yanıdarını aynanın derinliklerinde ara." Elbryan bi'nelle dasada'nm nefes alma usulüyle sakinleşti ve gözlerini aynaya odakladı -ya da en azından aynanın olduğunu sandığı bölgeye, çünkü zar zor seçilebiliyordu. Aklında sehpanın ve aynanın zihinsel resmini yarattı, battaniyeyi sarmadan önceki imgeyi hatırladı. Kare şekil yavaş yavaş g<->rülür oldu, en azından zihinsel olarak, ve böylece bakışlarını o karenin çerçevesinin içine doğrulttu. Ve dakikalar saat olur, güneş elf pusunun ve bulutların ardın-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


da baü ufkuna doğru ilerlerlerken Elbryan oturdu. Can sıkıntı p» ü'an,ş' asyonunu aştı, yanında Tuntun'un haklı olabileceği fikk° ijj^g kızgınlık getirdi. Yine de mağaranın ötesinden daha ^ , eSleniş gelmedi, demek ki iki elf en azından görünüşte sa. ırhydı. Fibrvan elfleri aklından çıkardı ve ne zaman aklına dikkat dabir fikir gelse ~va da bu odanın dışından düşünceler- onunla mücadele etti. Zamanın geçtiği duygusunu kaybetti; kısa süre sonra odağını hiçbir şey aşamaz hale geldi. Güneş batıya ilerlerken oda daha da karardı, ama gözleri karanlığı çoktan aşmış olan Elbryan fark etmediAynanın içinde, görüş alanının hemen ötesinde bir şey vardı! Meditasyonunun daha da derinlerine kaydı, zihnine doluşan bütün bilinçli imgeleri salıverdi. Orada bir şey vardı, bir adamın yansıması, belki. Kendi yansıması mıydı? Bu fikir imgeyi yok etti, ama yalnızca bir anlığına. Sonra Elbryan daha açık bir şekilde gördü: Kendisinden daha yaşlı bir adam, yüzü güneş ve rüzgarla kırışmış, ince sakalı çenesinin çizgisini takip edecek şekilde kesilmiş. Elbryan'a benziyordu, ya da en azından Elbryan'ın seneler sonra görüneceği gibi görünüyordu. 01wan'a benziyordu, ama o değildi, genç adam bir şekilde biliyordu. Bu... "Mather Amca?" imge başını salladı; Elbryan nefes almaya çabaladı. "Sen korucusun," dedi Elbryan sessizce, zar zor konuşarak. Benden önce gelen, beni eğiten elflerce eğitilen korucusun." İmge yanıt vermedi. "Seninle karşılaştırılıyorum," dedi Elbryan. "Korkarım çok büyüksün!" Ruhun imgesinde bir şey yumuşar gibi oldu ve Elbryan, en

294

Sab R- A. Vi'0r, his. azından Mather'in gözlerinde, korkusunun yersiz oldu&n setti. "Sorumluluktan bahsediyorlar," diye devam etti genç "görevden ve önümde uzanan yoldan bahsediyorlar. Ama W rım ben Belli'mar JuraviePin inandığı gibi değilim. Bunun iri^ 'vn rıç. den benim seçildiğimi merak ediyorum -neden o gün Dundal' ' Elbryan kurtarıldı? Neden onca sağlam ve güçlü, savaş ve dün hakkında o kadar bilgili olduğu halde babam, kardeşin Ohva seçilmedi?" Elbryan durup düşüncelerini toplamaya çalıştı, ama sözcüklerin ruh, bu mekan ve kendi zihinsel durumu zorluyormuşcasına akmaya devam ettiğini gördü. Eğer bu Mather Amca'ysa bile, hiç tanıma-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


dığı birinin ruhuyla konuştuğunu fark etti! Ama o korku kendi nıhunun serbest kalmak için çağlayan ırmağına dayanamadı. "Tuntun ve onun gibi düşünen elflerin yargılarını tatmin etmek için hangi standardı tutturmalıyım? Korkarım benden bir fomoryan devinin gücünü, ürkmüş bir geyiğin hızını, bir yer sincabının ihtiyatlılığını ve yüzyıllar yaşında bir elfin sakinliğini ve bilgeliğini istiyorlar. Hangi insan bu mertebeye erişebilir? "Ah, ama sen eriştin, Mather Amca. Senin hakkında anlattıklarına, hatta Tuntun'un gözlerindeki ifadeye -içten bir hayranlık ifadesi- bakarak, senin Caer'alfar'ın peri halkını hayal kırıklığına uğratmadığını biliyorum. Yirmi yıl sonra, ki bir elfe göre bir gün sayılır, beni nasıl yargılayacaklar? Peki ya çok yakında tanıyacağım bu dünya?" Elbryan'ın gözlerinin önünde, aynanın yüzeyinde dehşet verici imgeler, daha çok insan imgeleri uçuşur gibi geçti. "Korkuyorum, Mather Amca," diye itiraf etti Elbryan. "Neden korktuğumu bilmiyorum, elflerin yargısından mı, yaban yerleri tehlikelerinden mi, yoksa başka insanların yoldaşlığından mı. samımın dörtte birinden fazlası insan olarak yaşayan, dünyay1 2g5 iblis» ^l5' bj gören kimseyle karşılaşmadan geçti. ve orada, dışarıda, kendi türümün içindeyken kendi tüarasında olamamaktan korkuyorum. " dive devam etti, sesi alçalarak. "En çok da dünyayı bir bi görmemekten korkuyorum, ne de ona bir elf gibi bainS ,• mm ikisinin arasında bir yerdeyim. Caer'alfar'ı ve bütün Hivi seviyorum, ama buraya ait değilim. Bunu yüreğimde biliyorum rümün «Soy ve tür," diye karar verdi Elbryan, "her zaman birlikte gitO zaman benden ne kaldı? Ne elf, ne insan olan, nasıl bir yaratığım ben?" İmge yine yanıt vermedi, hiç kıpırdamadı. Ama Elbryan o yumuşak duyguyu hissetti -o duygudaşlığı, o anlayışı- ve o zaman yalnız olmadığını anladı. O zaman onun yanıtını anladı. "Ben Korucu Elbryan'ım," dedi ve bu unvanın bütün anlamları üzerine çöktü, ağırlıkları geniş omuzlarını çökertmedi, onları güçlendirdi. Elbryan soğuk ter içinde kalmış olduğunu fark etti. Ancak o zaman odanın muüak karanlık ölçüsünde kararmış olduğunu fark etti. "Mather Amca?" diye seslendi aynaya doğru, ama hayaletin imgesi, hatta aynanın kendisi bile artık orada değildi. Delikten dışarı süründüğünde Juraviel genç adamı bekliyordu. Elf soru sormak ister gibi duruyordu, ama bunun yerine Elbryan'ın yüzüne baktı ve görünüşe göre yanıtını aldı. Caer'alfar'a dönerken hiç konuşmadılar. 21 DAİMA UYANIK, DAİMA TETİKTE Jill, geniş Mirianic'in yüksek kayaların ötesindeki karanlık sularına, tembel tembel yuvarlanan, sonra otuz metre aşağısındaki kayalara çarpan büyük dalgalarına baktı. Bu ritim dakikalarca, saatlerce, günlerce, haftalarca, yıllarca sürüyordu. Sonsuza kadar diye tahmin etti Jill. Bin sene sonra buraya dönecek olsa, dalgalar hâlâ burada, nazikçe yuvarlanıyor, sonra aynı kayalık yükseltinin dibine çarpıyor olacaktı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Genç kadın omzunun üzerinden evim dediği küçük kaleye, Pireth Tulme'ye baktı. Bin sene sonra da manzaranın aynı olacağına karar verdi, yalnız bu yapı ve tek alçak kulesi kalmayacak, zaman, rüzgarlar ve Atnalı Koyu'nu rahatsız edici bir düzenlilikle süpüren fırtınalarca götürülecekti. Yalnızca dört aydır buradaydı ve üç tanesi bir haftada olmak üzere, bu tür bir düzine fırtına görmüşv o ve kırk yoldaşı, Kıyı Muhafızları olarak bilinen seçkin teşkilatın üyeleri sırılsıklam olmuş, suratları asılmıştı. Evet, doğru sözcükler bunlar, diye karar verdi Jill. "Sırılsıklam ve suratsız," dedi yüksek sesle ve bunların hayatını doğru tarı eden sözcükler olduğunu düşünerek başını salladı. Ona bir şans verilmişti, çoğu insanın, özellikle de ataerkil AyıHonce Krallığı'ndaki kadınların hiç sahip olmadığı bir fırsat. J gözlerini kapattı ve okyanusun seslerinin onu bir başka kıyıy I 297 İblis"1 uv n laval'in daha yumuşak kıyısındaki, Palmaris şehrine, haiM3Sur " eve götürmesine izin verdi. Graevis ve Pettibwa nasıl diye merak etti. Ya Grady? Connor Bildeborough ile yaşaf'laket, adamın yüksek sosyeteye girme teşebbüslerini ortakald.rmış mıydı? ili kahkaha attı ve öyle olmuş olmasını umdu. Bu, trajedinin . j sonucu olabilirdi. "Düğün gecesinden" bu yana iki sene geçmişti, ama acı hâlâ canlıydı. Yine çevresine bakındı, sonra gökyüzüne baktı ve yıldızların xLinUn kaybolduğunu fark etti. Bir an sonra hafif bir yağmur yağmaya başladı. "Sırılsıklam," dedi yine, başını iki yana sallayarak. Kaç defa tanık olmuş olursa olsun, Jill, Pireth Tulme'ye ne kadar çabuk yağmur yağdığına inanamıyordu. Hayatına yağan yağmur gibi, önce o sınır köyünde, goblinler geldiği zaman, sonra Palmaris'te. İlk olayı pek hatırlayamıyordu, ama hayatının yavaş yavaş harika bir hale geldiğini biliyordu. Ve sonra bir anda, tek bir öpücüğün alacağı sürede hepsi kaybolup gitmişti. Palmaris'teki düğünden başka ne umabilirdi? Tüm Corona'nın en güzel kilisesi sayılan Aziz Kıymetli'de evlenmişti. Aziz Kıymetli'nin Başrahibi ve bu yüzden tüm Abellican Kilisesi'nin üçüncü en büyük adamı olan Dobrinion Calislas töreni bizzat yönetmişti! Hangi genç kadın böyle bir günün düşüncesine bayılmazdı? Ve sonra Baron Bildeborough'nun malikanesinde geçirdiği gece! Hatırlayınca Jill 'in belkemiğinden bir ürperti geçti -ihtişamlı oda, Connor'ın değişimi ve sonra yüzündeki ifade, önce kedi gibi ve sonra, burnunun yanı ve yanağı yanmış, su toplamış, hatta daha kötü durumda. İfadesi ertesi sabah, o ve Jill, Başrahip Dobnnion'un karşısına çıktıklarında biraz yumuşamıştı. Elbette, evlilik tamamlanmadığından hemen iptal edilmişti. Yaşlı Dobrinion'un parmaklarını şıklatmasıyla. 298 1

A- S^„Qre

Ama yine de Jill'in işlediği suç meselesi vardı. Bir asile ması, yakışıklı genç adamda kalıcı iz bırakabilecek şekilde laması Palmaris'te önemsiz bir suç sayılmazdı. Connor onu vı ettirebilirdi. Bu olmazsa, Başrahip Dobrinion Jill'i, belki hayat

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


geri kalanı boyunca Connor'a bağlayabilirdi. Ama Connor merhametli davranmıştı ve Başrahip Dobrin' affediciydi. "Kardeşlik Yolu'nun arka çatısında, serserilerle va dığın olayı duydum," diye açıklamıştı yaşlı rahip, yüzünde sıcak bir gülümseme belirerek. "Senin becerilerine sahip biri earso olarak harcanmamalı. Senin becerine ve vahşiliğine sahip bir kadına uygun bir yer var; böylesine vahşi bir öfkenin dineceği, hatta alkışlanacağı bir yer." Böylece yaşlı Başrahip onu, Kralın Adamları'nda, orduda, piyade yaparak Ayı-Honce Kralı'nın hizmetine bağlamıştı. O an Jill'in aklında çok berraktı: Dobrinion'un anlayışla söylediği sözler, o sırada omzunun üzerinden Pettibwa ve Graevis'e bakması. Onu evlat edinen anne babanın yüzünde öfke yoktu, Jill'in ve önceki geceki mantıksız davranışlarının onlara pahalıya malolduğunu gösteren ipucu yoktu -yalnızca derin bir üzüntü vardı. Başrahip Dobrinion kararını verdiğinde, Jilly'sinin ondan alınacağı fikriyle Pettibwa neredeyse gözyaşlarına boğulacaktı. O gece, Jill veda ederken Yol'da pek az neşe vardı. Kısa süre sonra, Palmaris'i geride bıraktığında, Jill, Başrahip'in kararındaki bilgeliği görmüştü. Gerçekten de, en azından başlangıçta orduda gelişmişti. Sıradan bir piyade olarak girmişti orduya, "yem karşılığı yürüyenler" diyorlardı onlara, ama kısa süre sonra daha elit süvari sınıfına yükselmişti. Savaşacak gerçek düşmanlar yoktu: Ayı-Honce herkesin hatırlayabildiğinden daha uzun bir suredir barış içinde yaşıyordu. Ama haftalık kılıç müsabakalarında, Jill anılarından yeterince düşman salıveriyor, üstlerini hayrete düşüren bir şiddeüe dövüşüyordu. Kılıç partnerlerini teker teker, ge" nelde acı vererek alt ediyordu ve sonunda onunla karşılaşmak ısiblis i„ Uyanış' 299 kelc ya da kadın kalmadı. Ama ünü ona birkaç gerçek düş^1, andırmıştı ve bu yüzden bir kaleden diğerine sürüldü, kanian h Azlığından süvari devriyeliğine, değişik işlerde çalıştı. için 1 0larak can sıkıcı bir seneydi; kale muhafızları gösteriş vardı ve Jill'in süvari devriyesinde geçirdiği dört ay içinde *Mü«ü en k°tu °^ay' ^ köylü kardeş arasındaki kavgaydı; biri A"etini*1 kulağını ısırıp koparmıştı. Bu yüzden, Ayı-Honce'da, T kyütek Tugayı'ndan sonraki ikinci en elit birliğe, ünlü Kıyı Mu, afız)arı'na atandığı haberi geldiğinde, Jill büyük beklentilere ve umutlara kapıldı. Bunlar çağlardır powrie istilalarını püskürten, Kırık Kıyı olarak bilinen bölgeyi ehlileştiren, böylece Ayı-Honce Kralı'nın hükümranlık alanını genişleten efsanevi savaşçılardı. Jill Atnalı Koyu'na ve Pireth Tulme'nin engin Mirianic'e bakan küçük kalesine geldiğinde beklediklerini bulamadı. Pireth Tulme Ayı-Honce'un sahil şeridindeki bir dizi kaleden biriydi. Pireth Tulme yalıtılmıştı, büyük yerleşim birimlerinden uzaktı, ama istila tehlikesine karşı suları izlemek üzere, stratejik bir noktaya konuşlanmıştı. Pireth Tulme, Corona Körfezi'nin güney geçitlerini koruyordu. Pireth Dancard körfezin ortasındaki beş küçük adayı, Pireth Vanguard ise kuzey geçidini gözlüyordu. Görev JilPe çok önemli geliyordu, Krallığın refahını koruyan metin bir varoluş. Bu inanışta yalnız olduğunu görmesi uzun sürmedi. Pireth Tulme ve görünüşe göre tüm diğer Kıyı kaleleri ünlen-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


dikleri metinlikten çok uzaktı. Jill'in burada geçirdiği dört ay içinde partiler hızından hiçbir şey kaybetmemişti. Şimdi bile, alçak duvarlar üzerinde yürüyerek nöbet tutarken cümbüşün sesini duyabiliyordu -birbiri ardına kaldırılan kadehlerin çınlaması, müstehcen kahkahalar, kovalayan ya da kovalanan kadınların ayaklamaları. Kırk muhafız vardı ve yalnızca yedi tanesi kadındı. Bir erkek300 ^«Or, le yaşadığı tek deneyimi de felaketle biten Jill bu orandan h mıyordu. Her gece olduğu gibi bu gece nöbetinde de wi ?• 'urUrKçn tatsız tatsız başını iki yana salladı. Kısa bir süre sonra perişan görünüşlü bir asker -kırk yas| da, Gofflaw denilen, sefil hayatının yarısını Kralın Adamlar • geçirmiş ve on iki yıldır Kıyı Muhafızları'na bağlı bir asker ol bir kaleden diğerine dolaşıp duran bir adam- sendeleyerek di ra yaklaştı ve JiU'e doğru yürümeye başladı. Jill çevresindeki gerçekliğe teslim olarak içini çekti. Özellik! korktuğu yoktu; sarhoş serserinin dar yürüyüş yolundan iki buçuk metre aşağıdaki küçük kale avlusuna düşmeden yanına gelebileceğini bile düşünmüyordu. Adam bir şekilde, her adımında dış duvarın taş bloklarından sekerek kadına yaklaştı. "Ah, Jilly'm benim," dedi peltek peltek. "Yağmurda yürüyorsun." Jill başını iki yana salladı ve bakışlarını kaçırdı. "Neden içeri girip kemiklerini ısıtmıyorsun kızım?" diye sordu adam. "Bu gece iyi eğlence var. Sen git. Ben nöbet tutarım." Jill ne olacağını biliyordu. Bu görünüşte kibar öneriyi kabul edip içeri girerse Gofflaw da onu takip edecek, duvarı boş bırakacaktı. Daha da kötüsü, kadını getirmek için buraya geldiğine göre içeride bir komplo kurulmuş olmalıydı. Pireth Tulme'nin uzun, alçak ana binası geniş değildi; yalnızca orta boy üç ortak odası, onları çevreleyen, iki yatak ve iki küçük sandıktan başka bir şey konulmayacak kadar küçük on ikişer yatak odası vardı. Yapının çoğu yeraltındaydı, ana bina birbirinin aynı üç kattan oluşuyordu, ama avludan bakılınca tek katmış gibi görünüyordu. Jill o sıkışık binaya girerse, bu adam onu içeri çekmek için buraya gelmişse, muhtemelen kendini içeride kapana kısılmış bulacaktı. "Ben kendi nöbetimi tutarım, teşekkür ederim," diye yanıt v< İtlisi" Uyan'51 301 ..ce ve uzaklaşmaya başladı. ^ »P ki neyi gözlüyorsun?" diye sordu asker, sesi aniden keskinıe5erekrill hızla ona döndü, mavi gözlerini kısmış, öfkeyle bakıyordu. kdüze hayatı öğrenmişti, hatta herhangi bir düşmanın kaleye

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


, I maSının ya da Corona Körfezi'ne giderken önlerinden geçsinin pek °lasl olmadığını kabul etmişti. Ama Jill'e göre asıl u bU değildi. Beş yüz yılda tek bir istila gelecek olsa bile, KıMuhafizları, elit sınıfın en eli ti ona hazırlıklı olmalıydı! "Sen partine dön," dedi ifadesiz bir sesle, dişlerini sıkarak. "Ren üzerimdeki üniformayı şereflendirmek için yürümeyi seçiyorum." Gofflaw hıhladı ve yağlı elini kırmızı ceketinin önüne sildi. "Öğreneceksin," dedi. "Günler sene olana, sonra, iki, üç, dört sene olana kadar bekle..." "Jill'in senin mantığını anladığından eminim, Gofflaw," dedi katı, tereddütsüz bir ses. Jill arkasına dönen, sarhoşun ilersine baktı ve Pireth Tulme'nin kumandanı, Komutan Constantine Presso'nun duvar boyunca yaklaşmakta olduğunu gördü. Adamın görünüşü etkileyiciydi -uzun boylu ve dik, bıyığı ve keçi sakalı düzgünce kesilmiş, kırmızı kenarlı mavi ceketi doğru düzgün kesilip dikilmiş, siyah deri kemeri sağ omzundan sol kalçasına uzanan ve etkileyici bir kılıç, bir aile yadigarı taşıyan bir adam. Yirmili yaşlarının sonlarındaydı ve mevkisini bir gece bir asilin evine giren üç haydutu alt ederek kazanmıştı. Jill Pireth Tulme'ye ilk geldiğinde ve kumandanla karşılaştığında, umutları büyük bir sorumluluk duygusuyla kabarmıştı. Ama kısa süre sonra kalenin, Kralın Adamları'nın bölge kumandanı onu bu yalıtılmış kaleye getirdiği günkü hazır görüntüsünün geçici bir gösteri olduğunu, etkileyici görünümüne karşın Komutan Presso'nun uzun süre önce yoldaşlarının düştüğü tuza302 "? "? ^ ğın aynısına düştüğünü öğrenmişti. Presso Jill'i inceledi -bunu sık sık yapıyordu. "Ve sanırım dediyor," dedi kumandan. "Öyle," diye onayladı Jill. Gofflaw alçak sesle bir şeyler mırıldandı ve Presso'nun ya dan geçecek oldu, ama Presso kolunu uzatıp adamın yolunu W pattı. "Ama geç oluyor," dedi Presso Jill'e, "yoksa erken mi dernel' yim? Nöbetin bitti, kuşkusuz." "Gece nöbetindeyim." "Gecenin hangi kısmında?" "Gece," diye terslendi Jill. "Başka kimse buraya gelmiyor Günbatımıyla birlikte görevlerinin sona erdiğini düşünüyorlar gündüz hangi önemsiz görevleri yapıyorlarsa artık." "Sakin ol, kızım," dedi Presso, elini sallayarak. Belki de sağduyulu bir kumandan olmaya çalışıyordu, ama Jill'e lütufkar göründü. "İdare ve operasyon kurallarını okudum," diye devam etti Jill. "Nöbetimiz güneşin batmasıyla sona ermiyor. 'Daima uyanık, daima tetikte,'" diye bitirdi, bir zamanların gururlu Kıyı Muhafızları'nın düsturuyla. "Peki neye karşı tetiktesin?" diye sordu Presso sakin sakin. Jill inanamayarak yüzünü buruştu. "Sahilimizin yüz metre ötesinden bir powrie gemisi, hatta goblinlerle dolu bir sal geçip körfeze girse görür müsün?" "Duyarım," diye ısrar etti Jill. Presso'nun hıhlaması küçük bir kahkahaya dönüştü. "Şalak

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


çok uzak değil," dedi. "Lütfen içeri gir ve yağmuru kemiklerinden at." Jill itiraz edecek oldu, ama kumandan sözünü kesti. NöbetÇ olarak Gofflaw'u bıraktı, sonra JiU'in kolunu tuttu ve önüne itere 303 iblis"1 uv ikçe kule kapısına götürdü. n3Z • rkte içeri girdiler ve aslında Jill yağmurdan kurtulduğu için ndu. Kule merdivenlerinin dibinde, ana binaya giren küdada aralık bir kapının önünden geçtiler. İçeriden gelen sesA neler olup bittiği açıkça anlaşılıyordu. lill koridordan aşağı seğirtti ve üst katın ortak salonuna girdi. ? ride bir düzine adam ve iki kadın vardı; hepsi yerlere serilecek Har sarhoştu. Bir adam masaların üzerine çıkmış dans ediyor, da dans etmeye çalışıyor, bir yandan da erkek arkadaşlarının kahkahaları, kadınların ıslıkları eşliğinde giysilerini çıkarıyordu. jill odasına çıkan merdivene açılan kapıya giderken dümdüz önüne baktı. Tam kapıya ulaştığında Kumandan Presso ona yetişti ve omzunu yakaladı. "Bizimle kal ve gecenin kalanının tadını çıkar," dedi. "Kalmamı mı emrediyorsunuz?" "Elbette hayır," diye yanıt verdi aslında düzgün bir tip olan Presso. "Yalnızca kalmanı rica ediyorum. Nöbetin sona erdi." "Daima tetikte," diye yanıt verdi Jill gıcırdattığı dişlerinin arasından. Presso derin derin iç çekti. "Kaç can sıkıcı aya tahammül edebilirsin?" diye sordu. "Burada yalnızız, yapayalnız, önümüzde zamandan başka bir şey yok. Bu bizim hayatımız ve her birimiz onun hoş mu, sefil mi geçeceğine karar vermeliyiz." "Belki neyin hoş olduğu konusunda ki fikirlerimiz farklıdır," dedi Jill, farkında olmadan koridora ve aralık kapıya bakarak. "Bunu kabul ederim," diye yanıt verdi Presso. "Gidebilir miyim?" "Sana kalmanı emredemem, ama bunu gerçekten isterdim." Jül'in omuzları çöktü. Presso'nun uzlaşmacı tavrı, gücünü, vereceği emirlerden daha çok tüketmiş gibiydi. "Bir yargıç, Palmaris öaşrahibi tarafından Kralın Adâmları'na atandım," diye açıkladı. 304 Sil Vi'Cr, Presso başını salladı; bunu duymuştu. "Girmeyi ben istemedim, ama saflara katıldıktan ,Sonr ? m3ya başladım," dedi Jill. "Ne olduğunu bilmiyorum- hir lr arriaç his-si, devam etmek için bir sebep." "Devam etmek mi?" "Yaşamaya," diye yanıt verdi Jill keskin bir sesle. "Göre ? benim düsturum- neye karşı, bilmiyorum. Ama bu..." Hini esi ceye, yarı çıplak dansçıya doğru salladı. Adam işaret almış ev masadan aşağı yuvarlandı. "Bu ne görevimin bir parçası, ne de i tediğim bir şey."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Presso nazikçe koluna dokundu, ama Jill yine de tokatlanmış giln geriledi. Kumandan hemen tehditkar olmayan bir tavırla iki eljni havaya kaldırdı. Jill onun hem kendini savunmak, hem sevecen davranmak istediğini anladı. Geldiği ilk gece, adamlardan biri bu öfkeli kadına fa/.la yaklaşmaya çalışmıştı. Bir hafta topallamıştı, ayağı şişmiş, ayak bileği ve iki dizi berelenmiş, bir gözü kapanmış, bir dudağı gömleğine dökmeden hiçbir şey içememesine sebep olacak kad-ır şişmişti. Kendini savunabildiği çok açık olmasaydı bile, Jill, pj-esso'nun herhangi bir şey denemeye kalkışacağını sanmıyordu. pjreth Tulme'deki davranışları kabullenmesine rağmen, Jill adamın şerefli biri olduğunu fark etmişti. Diğer kadınlardan istediklerini alıyordu, altısından birden, ama davet edilmediği yere zorla girmeye kalkmazdı. "Korkarım Gofflaw'un mantığı doğnıydu," diye uyardı kumandan. "Can sıkıcı günler birbirini kovalarken aylar seni yıpratacak. "Gerçekten mi?" dedi Jill, çenesiyle karşıya işaret ederek. Pres" so döndüğünde Gofflaw'un odaya girdiğini gördü. Kumandan işitilir bir şekilde içini çekti, sonra JilPe sırtını döndü ve omuzlarım silkmekle yetindi. Duvarların nöbetçisiz kalmasına aldırmıyorduJill hızla döndü ve odadan çıktı, ama kapı arkasından kapan' nmaz bir yan koridora saptı ve yine yağmura çıktı. Bir meraPne gitti, denize bakan duvara tırmandı, sonra duvarın dış ke„Ha oturup bacaklarını uçuruma doğru sarkıttı. Gecenin kalanı boyunca orada kaldı, fırtına bulutları körfeze doğru uzaklaşırken yıldızların geri dönmesini izledi. Gün aydınlanırken geniş koydaki sütuna benzeyen kayalar görünür oldu, nöbetçiler gibi yüksek ve dik duruyorlardı, daima uyanık, daima tetikte. 22 GECEKUSU "Bu sene kar erken gelecek," dedi Dasslerond Hanım, yüksek ağaç evinden büyülü vadinin hemen kuzeyinde, ufukta toplanan gri bulutlara bakarak. "Zor bir kış tutarlı olur," diye yanıt verdi Tuntun, yüz ifadesi her zamankinden de ciddi. Dasslerond Hanım ikiliye döndü ve söylenenleri düşündü. Dundalis'e saldırı, goblinlerin, hatta devlerin görülmesi, Andur'Blough Inninness'in kuzeyinde depremlere ilişkin kanıtlar -hepsi dactylin dirildiğine işaret ediyordu. Hatta bir duman bulutunun Barbacan'ın üzerinde tembel tembel yükseldiği, Aida olarak bilinen yalnız bir dağdan aktığına ilişkin raporlar vardı. Mantıklı geliyordu; dactyl gerçekten de uzun zamandır uyuyan bir yanardağı uyandırabilir, magmayı kullanarak yeraltı büyüsünü güçlendirebilirdi -ve bunu büyük olasılıkla yapacaktı. "Ne kadar kaldı?" diye sordu Dasslerond Hanım, bakışları kuzeybatıya dönerken. "Bizimle geçirdiği altıncı yılı yeni bitirdi," diye yanıt verdi Juraviel tereddüt etmeden. "İnsanların 816 dediği senenin hasat nıevisimde goblinlerden kurtarılmıştı. Onların takvimine göre SiiSene yaklaşıyor." Dasslerond Hanım Juraviel'e döndü, yüzündeki ifade yanıtın kabul edilebilir olmadığını gösteriyordu. "Peki ne kadar kaldıftpu^'

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


307 ^ sordu yu«-t 5* jej içini çekti ve sırtını akçaağacın geniş gövdesine yaslamr şeyleri ölçmek bir elf için hiç kolay değildi, özellikle de d', >, beğeniyle tarttığından korktuğu için. "Hazır," diye araya girdi Tuntun beklenmedik bir şekilde. "Dalarında Mather'in kanı akıyor. Yarım yüzyıl içinde, bir sonrakorucu adayına Elbryan kanından olduğunu anlatıyor olacağız." Juraviel, görüşmenin ciddiyetini bildiği halde, kendini küçük hjr kahkaha atmaktan alıkoyamadı. Tuntun'un Elbryan hakkında hu kadar iyi konuştuğunu duymak ona çok ironik geliyordu »Tuntun doğruyu söylüyor," diye onayladı şoku atlatır atlatmaz. "Elbyran zorlu ve iyi eğitildi. Zarafet ve güçle dövüşüyor, sessizlik ve ihtiyatla koşuyor ve Kahin'i defalarca ve neredeyse hepsinde başarılı olarak ziyaret etti." "Soydaş bir ruh mu buldu?" diye sordu Dasslerond Hanım. "Yalnızca Mather'inkini," diye yanıt verdi Juraviel. Hanımının güzel yüzünde bir gülümseme belirince neşelendi. "Ama henüz hazır değil," diye ekledi Juraviel çabucak. "Daha kendisi ve orman sanatları hakkında öğrenmesi gereken çok şey var. Bir senesi kaldı, ondan sonra gerçekten korucu olarak yürüyebilir." Elf cümlesini bitirmeden Dasslerond Hanım başını iki yana sallamaya başladı. "Kış zorlu geçecek," dedi kararlılıkla. "Ve insanlar Yabandiyar'ın kenarında pek çok topluluk kurdular, hatta bir zamanlar Dundalis olarak bilinen yere yeniden yerleştiler ve aynı ismi verdiler. Korktuklarımız doğruysa, bir sonraki hasat mevsiminden önce Elbryan'a ihtiyaç duyulacak." "Dactyl hakkındaki korkularımız yanlış çıksa bile," diye ekledl Tuntun, "insanların çoğu Yabantopları için hazırlıksız. Bir kolcunun varlığı onlar için iyi olur." 308 R' A' S^.or6 "Bahar başlangıcında mı?" diye sordu Juraviel. "Oğlanı bu yol için hazırlayacaksın," diye onayladı Dassl Hanım. "Ya Joycenevial?" diye sordu Juraviel. "Okçu onun için hazır," diye yanıt verdi Dasslerond Ha "Ve karaeğrelti bu sene uzun." Juraviel başını salladı. Caer'alfar'daki, dünyadaki en iyi v imalatçısı olan Joycenevial'n, Elbryan Andur'Blough InninnesV getirildiğinden beri özel bir karaeğrelti yetiştirdiğini biliyordu R\ Mather'den bu yana Joycenevial'ın ilk ve okçu, elf standartlarına göre bile yaşlı olduğundan, muhtemelen son insan işi olacaktı Bu seferki özel olacaktı. Elbryan büyülü vadideki her patikayı, her koruluğu bildiğini sanıyordu, bu yüzden Juraviel onu özellikle dolambaçlı, sık sık dallanan ve bir çayı bir düzineden çok kez aşan bir patikaya yöneltince gerçekten de kafası karıştı. Gittikleri yerin gerçekten önemli olması gerektiğini fark etti Elbryan, çünkü bu patikayı takip etmek Caer'alfar'ı gizleyen dolambaçlı yollar, takip etmekten daha zordu. Sonunda, saatlerce süren yürüyüşten sonra ikili dik, kumlu bir kıyıdaki kısa bir inişe geldi. Vadinin dibinde, alçak, her daim ye-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


şil çalıların oluşturduğu duvarın arkasında, mavimsi yeşil renkte bir eğreltiotu kümesine ulaştılar. Çoğu Elbryan'ın beline, Juravıel'inse omzuna geliyordu. Elbryan hedeflerinin burası olduğunu, bitkilerde sıradışı bir şey olduğunu hemen anladı; düzgün sıralar halinde, eşit aralıklarla büyüyorlardı ve çevrelerindeki toprak çıplaktı. Eğreltiodarı gölge yaptığından diplerinde fazla bitki bitmezdi, ama bu bölge fazla temizdi, sanki özenli eller düzenli olaraK otları temizi ermiş gibi. "Bunlar karaeğrelti," dedi Juraviel, saygı dolu bir sesle. El W" iblisi" UV.«'Î' 309 n yakındaki bitkiye götürdü, eğildi ve genç adamdan eğSotunun sapını incelemesini istedi. r . y j^aijn ve pürüzsüzdü, ve yükselerek yayılır, üç parçalı, k]ı dallara dönüşürken sapı incelmiyordu. Elbryan daha ya, baktı ve yeşil gözleri şaşkınlıkla irileşti, sonra sapı incelek için daha da yaklaşırken gözleri çabucak kısıldı yine. Kara sapın çevresine gümüşsü çizgiler örülmüştü, Elbryan'a elflerin kullandığı olta sicimleri ve yay ipleri gibi göründü. "Karaeğrelti metale denktir," diye açıkladı Juraviel, Elbryan'm anahtarı bulduğunu anlar anlamaz. "Bu vadi ekim için özellikle seçilmiştir; çünkü bitkinin tercih ettiği zengin minerallerin, özellikle de gümüşsülerin kaynağıdır." "Bitki büyürken metal sicimler de mi yetiştiriyor?" diye sordu Elbryan. Sonra, elf yaşamını perdeleyen sislerden biri aniden kalkmış gibi, aklına bunun ima ettiği pek çok şey geldi. Elfler pek çok metal alet kullanıyorlardı -daha çok kalkanlar ve kılıçlar- ve Elbryan zaman zaman gerekli maddeleri nereden aldıklarını merak etmişti, çünkü bildiği kadarıyla Andur'Blough Inninness'te maden ocağı yoktu. Metali ticaret yoluyla elde ettiklerini tahmin etmiş, ama sonra elf metalinin büyülü vadinin dışında gördüklerine hiç benzemediğini fark etmişti. Babasının hantal ve siyah kılıcını hatırladı, ama o kılıç parlak ve keskin güzel elf kılıçlarıyla karşılaştırılamazdı. "Birdirler," diye onayladı Juraviel. "Karaeğrelti gümüşsünün tek kaynağıdır." Elbryan parlak metal sicimlere dikkatle baktı. Aynı deseni daha önce gördüğünü düşünüyordu, ama nerede görmüş olabileceğini hatırlamıyordu. "Doğru işlenirse saplar inanılmaz ölçüde sağlam ve dayanıklı""V diye açıkladı Juraviel, "ve esnektir." "Metali onlardan aldıktan sonra bile mi?" 3,0 "Hasat ettiğimiz saplardan gümüşsüyü her zaman almıv diye yanıt verdi elf. Elbryan bir an bunun üzerinde, özellikle de Juraviel'in unin esnek olduğu sözleri üzerinde düşündü. Sonra bu desen' rede gördüğü aklına geldi. "Elf yayları," diye nefes verdi bir h ka gizemin üzerindeki sis örtüsü kalkarlarken. Artık elf yaylar nasıl yapıldığını biliyordu; küçük, zayıf, ama yüz metre öte dümdüz ok atabilen yaylar. Başmı kaldırdığında Juraviel'in başını salladığını gördü. "Kirişle karıştırılmış olsa bile kemik ya da ahşap, daha sağlam hiçbir bileşik bulamazsın," dedi elf. Adama işaret etti. "Benimle gel," dedi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Yetiştirilmiş sıraların yanından dikkatle geçip en yüksek eğreltiotuna, geniş dalları Elbryan'ın başının üzerinde yükselen bir bitkiye yaklaştılar. Juraviel beklenmedik bir biçimde kılıcını Elbryan'a uzatü, sonra genç adama birkaç adım gerilemesini işaret etti. Elbryan büyülenmiş gibi izlemeye başladı. Elf gözlerini kapattı, elf dilinde şarkı söylemeye başladı, öyle eski sözcükler kullanıyordu ki Elbryan anlamıyordu. Şarkı yükseldi, hızlandı ve Juraviel narin daireler çizerek, onları bitkiyi çevreleyen daha geniş bir daireye dolayarak dans etmeye başladı. Elbryan elfin şarkısını oluşturan kök sesleri aramaya yoğunlaştı, ama yine de kadim sözcüklerin çoğunu çıkartamadı. Juraviel'in bitkiye övgüler düzdüğünü ve vereceği armağan için teşekkür ettiğini anladı. Bu Elbryanı şaşırtmamıştı; elfler diğer canlılara her zaman saygı gösterir, avladıkları hayvanların bedenlerinin üzerinde dua eder, şarkı söyler, Andur'Blough Inninness'in meyveleri ve böğürtlenleri için sayısız şarkılar söylerlerdi. Dönmekte olan elf bitkinin üzerine avuç avuç toz attı, sonr eğilerek topraktan üç dört santim yukarıya, sapın çevresine kırm zımsı bir jelle çizgi çizdi. Son bir sıçrayışla döndü ve çizgiye '$ iblisi" Uy^'S1 3» ek yere kondu. "Tek bir temiz vuruş!" diye emretti. f6t İbrvan nernen te^ ^ainin üzerine çöktü ve kılıcı savurarak • ? tam çizginin üzerinden kesti. Karaeğrelti dik kaldı, bir an E Hu sonra yavaş yavaş yana devrilerek JuraviePin bekleyen ellerine düştü. «Hızla takip et," dedi elf ve koşarak uzaklaştı. Elbryan'ın ayak uydurmak için büyük çaba göstermesi gerek• juraviel Caer'alfar'a dönene kadar koştu, sonra küçük vadinin bir yanına, tek bir elfi barındıran yüksek bir ağaca yöneldi. "Joycenevial, Andur'Blough Inninness'teki en yaşlı ağaç kadar yaşlıdır," diye açıkladı Juraviel, yaşlı bir elf evinden çıkıp ağır ağır aşağıya gelirken. Elf tek kelime etmeden ikilinin arasına indi, kesilmiş eğreltiotunu Juraviel'den aldı ve Elbryan'ın yanında dik tuttu. Sonra eğreltiotunu çevirdi ve başını salladı. İnce ve temiz kesikten memnun olduğu belliydi, sonra elinde eğreltiotu, ağaca tırmanmaya başladı. "İşaret yok mu?" diye sordu Juraviel. Joycenevial ikiliye bakmak için zahmet bile etmeden, başını iki yana sallamakla yetindi. Juraviel onu bir kez övdü, sonra peşinde Elbryan'la uzaklaşmaya başladı. Genç adamın kafasında bir milyon tane soru dolaşıyordu. "Kırmızı jel?" diye sormaya cesaret etti, bir sohbet başlatmaya, bu sıradışı günü çözmeye çalışarak. "O olmadan karaeğreltiyi asla kesemezdin," diye yanıt verdi Juraviel. Elbryan yanıtın kısalığını, elfin soğuk, neredeyse keskin ses tonunu fark etti ve daha fazla soruyu hoş karşılamayacağını, öğrenmesi gerekenleri elfler ona söylemeye karar verdiğinde öğreneceğini anladı. Sonra Juraviel Elbryan'ı görevlerinin başına yolladı, ama o akşam yine genç adamın yanına uğradı. Elinde iki yay vardı ve biri

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


312 R "' *S* elf standartlarına göre oldukça büyüktü. "Fazla zamanımız yok," diye açıkladı Juraviel, büyük v rencisine uzatarak. say,. Elbryan yayı aldı ve düşüncelerinde dönmeye başlayan rursız soruyu yine duymazdan gelerek elfi sessizce takip etti \ ken yayı inceledi ve bunun kestiği karaeğreltiden değil, daha V '?? çük bir bitkiden yapıldığı sonucuna vardı. Yaşlı elf iki yanı kıvrık ve ve kesici ucu ortasında uzanan va rığın bir yanında olan, ilginç görünümlü bir bıçak aldı. Onu sol eliyle sıkı sıkı kavradı ve sağ eliyle yaprakları kesilmiş eğreltiotu sapını kucakladı. Bitkinin uzun sapını sağ koltukaltına sıkıştırdı sonra nazikçe, çok nazikçe bıçağı sapa sürtmeye başladı. Minik bir şerit soyuldu, neredeyse saydam olacak kadar inceydi. Joycenevial başını ciddiyetle salladı; eğreltiotu sapını oyulmak üzere mükemmel şekilde işlemişti. özel Yaşlı elf gözlerini kapattı ve bir ilahiye başladı. Elbryan'ı sapı tutarken hayal etti, elinin büyüklüğünü, kollarının uzunluğunu gözlerinin önüne getirdi. Diğer okçular sapı doğru şekilde işaretleyebilirlerdi, ama Joycenevial bu tür kaba gerekliliklerin çok ötesindeydi. Onunki en saf yaratım eylemiydi ve yalnızca zanaatkarlık değildi; sanatı büyüyle ve yedi yüz yıllın bileylediği büyük bir ustalıkla işlenmişti. Ve bu yüzden yaşlı elf gözlerini kapatarak, yumuşak sesle şarkı söyleyerek, sesinin ezgisiyle kesiklerinin derinliğini ve yoğunluğunu ayarlayarak sapın üzerinde çalışmaya koyuldu. Bu yay üzerinde bir senenin yansını harcayacaktı, biliyordu, yontacak, işleyecek, çentik açacak, güç büyüleri örecekti. Oyma sırasında, sağlamlığını arttırmak için haftada iki kere sapı yağlarla kaplayacaktı. Ve sonunda yay şekil aldığında onu gız»> büyünün gerçekten de güçlü olduğu ve daima topraktan sızdıg *bir yerde daima duman tüttüren bir çukurun üzerine asacaktı. sene -Caer'alfar elfleri açısından o kadar da uzun bir A sildi; Belli'mar JoyceneviaPın, Juraviel'in babasının uzun , • Ae yalnızca bir an. Gözlerini kapattı ve son töreni düşünt2.. v ve oğlanın isim törenini. Yaya ne isim vereceğine ilişkin fak bir fikri yoktu; silah kendi kişiliğini, kendi nüanslarını edindiğinde aklına gelecekti. İsmin doğru olması gerekliydi, çünkü bu onun zanaatinin ideI hir örneği olacaktı, Joycenevial bunda kararlıydı, sık sık mükemmellikle damgalanan kariyerindeki en yüksek başarı olacakVadideki her elf, son yarım binyılda Andur'Blough Inninness'ten çıkmış her koaıcu Joycenevial tarafından yapılmış birer yay taşıyordu. Ama hiçbiri silahını bu yayla karşılaştıramayacaktı, çünkü Andur'Blough Inninness'teki en yaşlı ağaç kadar yaşlı olan Belli'mar Joycenevial bunun son ürünü olacağını biliyordu. Bu yay özeldi. En azından bu sefer hedefin asılı olduğu ağacı vurmuştu! Elbryan Juraviel'e umutla baktı, ama elf başını iki yana sallayarak ayağa kalkmakla yetindi. Juraviel tek bir hızlı hareketle yayını kaldırdı ve bir ok attı, sonra bir tane daha, sonra bir tane daha. O kadar akıcı, o kadar hızlı atmıştı ki üçüncü okun vurduğu-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


nu duyduğunda Elbryan hâlâ elfe bakıyordu. Hedefe bakmaya korkuyordu neredeyse ve üçünün de hedefe gömüldüğünü, birinin tam on ikiden vurduğunu, diğer ikisinin yanında durduğunu görünce sasınmadı. "Asla senin kadar iyi atamayacağım," diye yazıklandı Elbryan. Juraviel genç adamdari yıllardır sızlanmaya bu kadar yakın bir yorum duymamıştı. "Ya da vadideki herhangi bir elf kadar." "Bu doğru," diye terslendi elf, sonra Elbryan'm yeşil gözleri iriieşince gülümsedi. Anlaşılan genç adamın duymak istediği karşılık bu değildi. 3H R' A- S^,ore Gururlu Elbryan hırlayarak yayını kaldırdı, attı ve bu sef ıskaladı. "Hedefe nişan alıyorsun," dedi Juraviel. Kafası karışan Elbryan ona baktı; elbette hedefe nişan alıyorH "Bütün hedefe," diye açıkladı elf. "Ama okunun ucu büt' hedefi kaplayacak kadar büyük değil." Elbryan gevşedi ve sözlerin anlamını çözmeye çalıştı. Onlar elf yaşam felsefesi, birlik açısından düşündü. Aniden okunun ve hedefin bir olması, yayının yalnızca oku hedefle birleştirecek bir araç olması mümkün göründü ona. "Hedef tahtası üzerinde özel, çok belirli bir noktaya nişan al" diye açıkladı Juraviel. "Odağını daraltmalısın." Elbryan anladı. Okun ait olduğu kesin noktayı bulmalıydı; ikisinin, okla hedefin birleşeceği özel noktayı. Yayı yine kaldırdı -onun için çok küçüktü- kjvnmlı gererek çekti, aslında uzun kolları daha fazla çekmesine izin verirdi. Sonra bıraktı. Iskalamıştı, ama ok hedefin beş santim yukarısında ağacı çentmişti- genç adamın şimdiye dek hedefe en yakın okuydu. "Aferin," diye tebrik etti Juraviel. "Artık anlıyorsun." Sonra elf yürümeye başladı. "Nereye gidiyorsun?" diye seslendi Elbryan ona. "Daha birkaç dakika oldu. Daha sadağımda on ok var." "Bugünlük dersin tamamlandı," diye yanıt verdi Juraviel. "Üzerinde düşün ve mükemmelleştirmek için ne kadar istersen o kadar zaman harca." Elf yürüyüp gitti, ormanın gür çalılarının arasında kayboldu. Elbryan sertçe başını salladı, Juraviel onu ertesi gün buraya getirdiğinde o hedefi rahadıkla vurabileceğine karar verdi. Günün geri kalanını burada geçirecek, ertesi sabah süt taşlarıyla işi biter bitmez yine gelecekti, böyle düşünüyordu. Ne zaman konsantrasyonu biraz bozulsa, oku hedefin çoK v» ^mt 315 , geçiyor, orman çalılarının arasında kayboluyordu. uzag buraya dolu bir sadakla, yirmi okla gelmişti, ama yarım nra sadak boşalmıştı ve okların tekini bile bulamıyordu. S ;«i dive düşündü genç adam, çünkü sağ elinin parmakları paha ly1' ^ ordu, göğsünün ortasındaki kas da öyle ve sol kolunun içi "ok kötü acıyordu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


' rrtesi gün Juraviel Elbryran'a sol koluna takması için siyah de., D;r koruyucu ve yeni bir yay verdi. Yay karaeğreltiden de-ildi ama elfin vadide bulabildiği en büyük yaydı -ama yine de uzun boylu adam için fazla küçüktü. Juraviel yanında bir de açık yeşil, üçgen bir avcı şapkası getirmişti. Elbryan şapkayı şaşkın bir omuz silkmeyle kabul etti. Bu sefer iki dolu sadakla gelmişlerdi ve her geçen dakika daha da iyileşen Elbryan, orada üç saat harcadı. Juraviel günün sonunda onun için yeni bir araç gösterdi, başına taktığı şapka. Elf üçgen şapkayı gözlerinin üzerine çekerek, ucunu atışlarını düzeltmek için nasıl kullanabileceğini gösterdi. Ertesi gün Elbryan her üç aüşın ikisinde hedefi tutturuyordu. Juraviel sonbahar ve kış boyunca Elbryan'a okçuluk dersleri verdi. Genç adama silahın pratik kullanımlarını, ok yapmayı -daha fazla zarar vermek için ağır, daha uzun menzil için hafif- yay ipi değiştirmeyi öğretti -ama elflerin gümüşsü ipi nadiren kopardı. En önemlisi, Elbryan okçuluğun bedenselden çok zihinsel bir sınav, bir konsantrasyon ve odaklanma sınavı olduğunu öğrendi. Fiziksel açıların tamamı -ipi çekme, nişan alma, oku bırakma- kısa süre sonra otomatik tekrarlara dönüştü ama her atış mesafe ve rüzgarın, ipin ne kadar çekileceğinin ve okun ağırlığının zihinsel ölçümü olmaya devam etti. Genç adamın sağ elinin parmakları kısa süre sonra nasırlarla kaplandı ve siyah kol koruyucusunun iç kısmı yıpranarak baştaki kalınlığının yarısına indi. Elbryan eğitimine diğer çabalarında gösterdiği açlığın aynısıyla, kafaları dağın'k elflerin inanmazlıkla omuzlarını silktikleri gurur ve kararlılık3ı6 R' A' S^v0r, la gidiyordu. Hava nasıl olursa olsun Elbryan her gün heri tasının başındaydı, çalışıyor, eğitiliyor, atış ardına atış yaD oklarını kaçınılmaz olarak hedefe, on ikiye olmasa bile yakı müyordu. Hızlı atmayı öğrendi -ve farklı açılardan: Yere \mv nıp ok atarak doğrulmayı öğrendi; bir ağacın dalından basa sarkarak atmayı öğrendi, doğru menzili tutturabilmek için atı göğe doğru açılandırmayı öğrendi; aynı anda iki ok atmayı onl rı yanyana, genellikle hedefe göndermeyi öğrendi. Her sabah önce bi'nelle dasada, sonra süt taşlarıyla fiziksel kondisyon yapıyordu. Öğle yemeklerini Juraviel ile felsefe konuşarak geçiriyor, sonra elfle birlikte daha fazla çalışmak için hedefin başına gidiyordu. Akşamlarını, şaşırtıcı şekilde, sık sık Tuntun'la geçiriyorduçünkü dişi elf en önemli eğitmeniydi ve Mather'in, Elbryan'ın çılgınca daha fazla öğrenmek istediği adamın dostuydu. Tuntun, Mather hakkında pek çok hikaye anlatıyordu; Andur'Blough Inninness'teki eğitim günlerinden -Elbryan'ın yaptığı hataların çoğunu o da yapmıştı!- Yabandiyar'daki kahramanlıklarına kadar. Mather'in ölümcül kılıcı kaç bin goblinin ve devin canını almıştı! O kılıç da pek çok tartışmanın konusu oldu, çünkü adı Fırtına olan kılıç imal edilen altı Korucu kılıcından, Andur'Blough Inninness'ten çıkan en güçlü kılıçlardan biriydi. Altı tanesinden yalnızca birinin nerede olduğu biliniyordu, Buzkıran adında, nadiren görülen, uzak, kuzey, Alpinador topraklarında yaşayan Andacanavar tarafından kullanılan dev bir enli kılıç. "Gerçekten de nadir bir türsün," dedi Tuntun yıldızlı bir gece. "Andacanavar'ın vefatının hüznünü hissetmedik ama hayatta olan tek korucu olabilirsin." Elfin konuşmasındaki saygı Elbryan'ın yüreğine dokundu ve

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


aym zamanda güçlü omuzlarına büyük bir yük bindirdi. Kendini özel ve pek çok açıdan üstün hissetmeye başladı. Elfler sayesin.üs,, ^ 3'7 ,. ve değerli bir armağan almıştı: Yeni bir dil -fiziksel ve çevresindeki dünyaya farklı bir bakış, kendi bedeninin ha5 i rini farklı algılayış. Alevler içindeki Dundalis'ten sendele. clkan o korkmuş çocuktan bu yana çok yol katetmişti. O ther'in soyundandı Korucu Elbryan'dı. O zaman neden bu kadar korkuyordu? Yanıt bulmak için Kahin'i ziyaret etti. Mather'in ruhunu çağırak her seferinde daha kolay oluyordu ve ruh asla sözcüklerle vanıt vermese de, Elbryan'ın kendi monologları her şeyi anlamasını bakış açısını ve cesaretini korumasını sağlıyordu. Büyülü vadi için bile zorlu bir kıştı -Dasslerond Hanım'ın öngördüğü gibi- ve yavaş seyrediyordu, karlar erken ve derin geldi mevsim bahara kayarken inatla direndi. Elbryan için yaşam her zamanki çılgın temposunda gidiyor, öğreniyor ve büyüyordu. Artık gerçek bir okçuydu, elflerin bazıları kadar usta değildi, ama insanlarla karşılaştırıldığında kesinlikle bir uzmandı. Çevresindeki doğal dünyayı anlayışı asla eksiksiz olmayacaktı -bir bireyin öğrenmesi için çok fazla şey vardı- ama her geçen gün, her deneyimle derinleşmeye devam ediyordu. Elbryan'ın artık çevresindeki dünyaya bakışı onu öğrenmeye sevkediyordu; gerçekten de o bir sünger, bütün dünya sıvı olmuştu. Değişiklik dramatik olarak, beklenmedik şekilde geldi. Elbryan rüzgarlı bir Toumanay gecesi Juraviel ve Tuntun tarafından yatağından kaldırıldı. Elfler onu itip dürttüler ve sonunda alçak ağaç evinden, üzerinde yalnızca bir pelerin ve beline sardığı kumaşla çıkmasını sağladılar. Geniş, ağaçlarla çevrili alana kadar eşlik ettiler ona. Caer'alfar'm iki yüz elfi orada toplanmıştı. Juraviel Elbryan'ın pelerinini çekip aldı, Tuntun titreyen genç adamı alanın ortasına ittirdi. "Çıkar," dedi sertçe, belindeki kumaşı işaret ederek. Elbryan tereddüt etti, ama Tuntun tartışma havasında değildi. 3,8 R. A «t . İki elindeki hançerlerin bir fiskesiyle kumaşı kesti, ku santim bile düşemeden yakaladı, sonra uzaklaştı, şaşkın adamı Andur'Blough Inninness'teki bütün gözlerin ortasmd payalnız durmaya bıraktı. Elfler el ele tutuşarak çevresinde geniş bir daire oluşturH Sonra dans etmeye, daireyi sola döndürmeye başladılar. Sırav sık bozuyorlar, bazı elfler kendi etraflarında dönüyor ya da W di seçtikleri adımlarla devam ediyorlardı, ama genel dönüş EIK yan'ın etrafında devam ediyordu. Elf şarkısı kulaklarını, bedenini doldurdu, yavaş yavaş om utançtan kurtardı, gevşemesini sağladı, sarhoş etti. Ormanın tamamı katılmıştı sanki -sert esintiler, kuş ötüşleri, kurbağaların vraklaması. Elbryan başını arkaya attı, yıldızlara, akıp geçen birkaç buluta baktı. Zorlanıyormuş gibi daireyle beraber dönmekte olduğunu gördü; eliflerin hareketi çevresinde bir burgaç yaratmış, o da akıntılarıyla birlikte dönüyormuş gibiydi. Her şey rüya gibiydi, belirsiz ve bir şekilde uzak. "Ne işitiyorsun?" diye sordu biri yanında. "Bu doğum ânında ne görüyorsun?" Elbryan sesin kaynağım düşünmedi bile -Dasslerond Hanım

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


tam önünde duruyordu. "Kuşları duyuyorvım," diye yanıt verdi dalgın dalgın. "Gece kuşları." Bütün dünya sustu, rüya bu ani değişiklikle ufalandı. Elbryan durdu, birkaç kez gözlerini kırpıştırdı, ama sersemlemiş gözlen tepesindeki yıldızların neşeli dönüşlerine hâlâ devam etmekte olduklarını gördü. "Tai'maraıveef diye haykırdı Dasslerond Hanım ve dişi eltin alanın ortasında onunla beraber durduğunun farkında bile olmayan Elbryran sesi duyunca yerinde sıçradı. İki yüz elf " Tai mar tueef haykırışını yankılarken başını indirip ona baktı. 319 lisıi

v

sözcükleri düşündü: tai "kuş" ve maraıvee "gece." ekuşu," diye açıkladı Dasslerond Hanım. "Bu doğum ge, Gecekuşu adı verildi sana." >r, onu böyle bir törene hazırlamamışlardı ceır Flbryan yutkundu, bütün bunları hiç anlamamıştı. Juraviel ve Tuntun < Dasslerond Hanım açıklama yapmadan Elbryan'ın yüzüne bir avuç pınltıh toz serpti. 3ütün dünya durdu, sonra yeniden, ama daha yavaş hareket rmeye başladı. Elf şarkıları ve ormanın ahengi yenilenmişti ve Flbryan bir kez daha alanın ortasında yalnızdı, daire döndükçe o M dönüyordu. Elf sesleri yavaş yavaş, teker teker söndü, o kadar yavaş ki Elbryan hiç fark etmedi. Elfler gittikten çok sonra yalnız olduğunun farkına vardı ve anlamını çözemeden uykuya yenik düştü, oracıkta, alanın ortasında, çırılçıplak uyudu. Doğum gecesinde. Belli'mar Joycenevial sevgisinin ürününü incelerken başını salladı. Korucuya Gecekuşu demişlerdi, demek elfin rüyası onu aldatmamıştı. Adı Şahinkanadı olan bu yay, Elbryan'ın olduğu şeye kesinlikle uyuyordu. Joycenevial güzelim silahı önünde kaldırdı. Kendi boyundan uzundu, ovalanmış, cilalanmış, camsı bir pürüzsüzlüğe kavuşturulmuştu. Tek mumun solgun ışığında bile Şahinkanadı'nın koyu yeşil, gümüş çizgili rengi açıkça parlıyordu. Elle kavramak için yaptığı yerin uçları incelerek bitiyordu. Çıkarılabilir yüksek uca üç Kiy takılmıştı; tüyler o kadar mükemmel dizilmişti ki yay gevşekken tek tüymüş gibi görünüyorlardı. Şahinkanadı ve Gecekuşu -bağlantı yaşlı elfin hoşuna gitti. Bu yaptığı son yay olacaktı, çünkü bir tane daha yapsa bir daha asla bu silahın mükemmelliğine yaklaşamayacağını kuşkuya yer bırakmayacak şekilde biliyordu. 320

v*'0r. A- Sal. Elbryan uyuyakaldığı yerde, alanda uyandı, yalnız ve r, ı *Plakh Sol koluna bağlanmış kırmızı, sağ koluna bağlanmış yeşiı , . kumaş şeridi buldu, geniş pazılarının ortasında duruyorlard an düşündü, ama onları çıkarmak aklına gelmedi. Sonra dikk

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ni çevresinde uyanan dünyaya çevirdi. Şafak uzun süre önce s' W müştü; Elbryan, öğrendiğinden bu yana ilk kez kılıç dansım k çırdığını anladı. Bir şekilde, o sabah bu ona önemli görünmed Genç adam pelerinini buldu ve sarındı, ama sonra ağaç evin dönmek yerine aynasını, battaniyesini ve sandalyesini bıraktığı Kahin'e gitti. "Mather Amca?" Ruh, aynanın derinliklerinde sakin bir şekilde onu bekliyordu. Elbryan'ın aklına bin soru geldi, ama daha ilkini soramadan zihnine bir yol, engebeli bir arazi ve bir orman, her daim yeşil ağaçlarla dolu belirsizce tanıdık gelen bir vadi imgesi doluştu. Elbryan düzenli bir şekilde nefes almaya çalıştı; anlamaya başlıyordu. Onu oturduğu yerde yutmakla tehdit eden karanlık bir dehşete boğuldu ve ümitsizce Mather Amca'ya her şeyi sormak, bir kez daha o kuşkulardan kurtulmak istedi. Ama Elbryan bu sefer bir alıcıydı, konuşmacı değil. Bu sefer oturdu, hatta gözlerini kapattı ve o bilinmeyen yolun zihninde yerini bulmasına izin verdi. Mağaradan çıktığında girdiği zamana göre daha az gevşemişti, yüzü korkusunu ve kararsızlığını yansıtıyordu, yanıtlanandan daha çok soru uyanmıştı. Caer'alfar'a döndüğünde mekanı terk edilmiş bulunca şaşırdı. Hızla ağaç evine gitti ve bütün eşyalarının gitmiş olduğunu gordü -giysileri, süt taşı sepetleri. Yeni, iyi dikilmiş birtakım giysi önünde, yerde duruyor^1Onun için olmalıydılar, çünkü Caer'alfar'da başka kimseye uy •„ uv*11'?' 32' iblis"1 uv ,, , Flbette, diye düşündü Elbryan, yeni bir korucu adayı mazdılar- * ^tirilmemışse. R ı düşünceyi aklından uzaklaştırdı, pelerinini çıkardı ve gieye başladı: geyik derisinden uzun ve yumuşak çizmeler; -um olsun diye gümüşsüyle çevrilmiş dar bir halat kemeri olan mıışak bir pantolon; yumuşak kolsuz gömlek, gümüşsüyle çev•ımiş deri yelek; ve son olarak orman yeşili, kalın bir yolculuk eleriniyle daha açık yeşil, üçgen avcı şapkası. Elbryan şimdi ne yapması gerektiğini merak ederek etrafına bakındı. Yine alanı düşündü ve oraya gittiğinde Caer'alfar'm bütün elflerinin, bu sefer düzenli sıralar halinde durarak onu beklediklerini gördü. Topluluğun önünde Desslerond Hanım ve Belli'mar juraviel duruyordu. Hemen Elbryan'ın onlara katılmasını işaret ettiler. Oraya vardığında Juraviel ona, bir yanma güzel bir hançer, diğer yanına bir el baltası asılmış olan dolu bir çanta verdi. Elbryan, elflerin armağanı incelemesini beklediklerini fark edene kadar uzun zaman geçti. Bağları çözdü ve çantayı açtı, sonra eğildi ve çekinerek çantadakileri yere boşalttı. Çakmaktaşı ve çelik, kemerindeki gümüşsüyle çevrili ince halatın aynısından bir parça, Juraviel'in karaeğrelti üzerinde kullandığı jelden bir paket, Kahin için gereken battaniye ve ayna -oradan ayrıldığı zaman alınmış olmalıydı— ve en anlamlısı, bir su tulumu, tuzlanmış ve paketlenmiş yiyecek. Elbryan başını kaldırıp elf dostuna baktı, ama orada yanıt bulamadı. Dikkatie, elleri titreyerek çantayı tekrar doldurdu, sonra Juraviel ve Andur'Blough Inninness'in Hanımının önünde dimdik durdu. "Kırmızı bant kalıcı merhemlere bastırılmıştır," diye açıkladı

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Juraviel. "Hem sargı, hem turnike olarak kullanılır. Yeşil olanı ağanın ve burnunun üzerine kapattığında havayı süzer, hatta kısa re v*'o, R A. Sll, süre için su altından geçmeni sağlar." "Bunlar bizim sana armağanlarımız, Gecekuşu," divp Dasslerond Hanım. "Bunlar ve bu!" Parmaklarını şıklattı v li'mar Joycenevial kucağında yayla elf saflarından öne çıkt "Şahinkanadı," dedi yaşlı elf, yayı uzatarak. "Değnek olar \, iş görür." Basit bir hareketle tüylü ucu çıkardı, onunla ber h*. yay ipini de aldı, sonra aynı kolaylıkla ucu taktı ve ipi geçjrm için çaba göstermeden yayı eğdi. "Korkma, narin görünse de W rılmaz. Vurarak, şimşekle, büyük bir ejderhanın nefesiyle bile1" Bildirisi yaşlı elf için ani ve hak edilmiş bir tezahüratla kesildi "Yayı ger," dedi Juraviel. Elbryan çantasını yere koydu ve yayı kaldırdı. Dengesi, uzun ve rahat gerilişinin pürüzsüzlüğü karşısında hayrete düştü. Yay eğilirken tepesindeki üç tüy birbirinden ayrıldı ve süzülen bir şahinin kanadının ucundaki "parmaklar" gibi görünmeye başladu. "Şahinkanadı," dedi yaşlı yaycı yine Elbryan'a. "Sana hayatın boyunca yay olarak ve kılıcını kazanana kadar, ki kazanırsan, değnek olarak hizmet edecek." Yaşlı elf gözleri dolarak uzun oklarla dolu bir sadak uzattı, sonra yavaşça döndü ve sıradaki yerine gitti. "Sana armağanlarımız," dedi Dasslerond Hanım yine. "En çok hangisinin kıymetli olduğunu düşünüyorsun?" Elbryan bunun onun için kritik bir an, başarısız olmaması gereken incelikli bir sınav olduğunu anlayarak uzun uzun düşündü. "Tüm erzaklar ve giysiler," diye başladı, "bir krala, hatta elflerın kralına layık. Ve bu yay," dedi büyük saygıyla, Joycenevial'a bakarak. "Eşi olmadığından eminim ve onu taşımanın bir nimet olduğunu biliyorum." "Ama Kahin," diye devam etti Elbryan, kararlı bir sesle Dasslerond Hanım dönerek, "en kıymet verdiğim armağan o." Dasslerond Hanım gözlerini kırpmadıT^ama aniden Elbrya iblisi11 uv yan haya \ü konuştuğunu anladı. Belki de arkadaşı Juraviel'deki hafif kırıklığ1 ifadesiydi kendi düşünceleri hakkında ipucu veren. «avu"." c*e<^' a'Ça^ ses*e' "armağanlarınızın en büyüğü bu deg' "Nedir?" diye sordu Leydi endişeyle. «Gecekuşu," diye yanıt verdi Elbryan tereddüt etmeden. "Olgum kişi; dönüştüğüm kişi. Artık bir korucuyum ve dünyadaki hiçbir armağan -dünyanın bütün altınları, bütün gümüşsüleri, bütün krallıkları- kadar büyük olamaz. En büyük armağan bana verdiğiniz isim, sizin sabrınız ve zamanınız aracılığıyla kazandığım isim, elf dostu olduğumu söyleyen isim. Bundan daha yüksek şeref daha büyük sorumluluk olamaz." "O sorumlulukla yüzleşmeye hazırsın," diye araya girdi Juraviel. "Gitme zamanın geldi," dedi Dasslerond Hanım. Elbryan'ın ilk dürtüsü nereye, diye sormaktı, ama düşüncesini kendine sakladı, bilmesi gerekiyorsa elflerin ona söyleyeceğini

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


düşündü. Söylemedikleri zaman, ona eğilerek selam vermek, sonra dağılmak ve onu bir kez daha yapayalnız bırakmak dışında hiçbir şey yapmadıkları zaman yanıtını aldı. Kahin yolu göstermişti. Arazi göreceli olarak düz ve kahverengiydi, orada burada seyrek, alçak çalılar bitmişti. Ama eğimli yamaçlar aldatıcıydı ve koşmakta olan korucu hiçbir yönde çok uzağı göremiyordu. Burası Batakdiyar'di; Yabandiyar'ın sınırına yerleşenlerin sevgiyle Batakçorba dediği yerler. Çocuk Elbryan için burası fena halde abartılmış şömine önü hikayelerinin yeri olmuştu. Yalnız artık Batakdiyar'da koşuyordu ve uluyan hayvanlar ve Korkunç gardiyanlarla dolu o hikayeler o kadar da rahatlatıcı gelmiyordu. Bugün sis hafifti, dünkü kadar insanın üzerine üzerine gelmi324

yordu. Elbryan dün her adımının izlendiğini hissetmişti fişeğin üzerine çıktı ve bir çayın gümüş gibi dolana dolana u P nı, kahverengi kilin üzerinde bir o yana, bir bu yana büknU ? nü gördü. Korucu elini içgüdüsel bir şekilde su tulumuna ve tulumun yarı yarıya dolu olduğunu gördü. Çayın basına • ?sul« indi' çay bir iki metre genişliğindeydi ve derinliği otuz santimi bul du. Elini batırdı, suyun berrak olduğunu görünce başmı Saıı . Burada zemin hafif bir akıntıyla sürüklenmeyecek kadar sertr Batakdiyar'ın tamamında akıntılar kristal berraklığındaydı. Yalnı? ca suyun toplanıp biriktiği, zeminle suyun erimiş, kalın, çamurlı bir yahni gibi birbirine karışmış göründüğü o alçak çanaklar dışında. Elbryan içinde uğursuz bir şey yüzmediğinden emin olmak için çayı incelemeye devam etti, sonra çantasını dikenli bir çalının sert dalına astı ve dikkatle çizmelerini çıkardı. Beş gündür koşuyordu ve son iki gündür Batakdiyar'daydı. Serin su ve altındaki yumuşak yatak acıyan ayaklarına gerçekten iyi geldi; bir an için giysilerini çıkarıp akıntının içine uzanmayı düşündü. Ama sonra bir şey hissetti, ya da bir şey duydu. Duyularından biri ince ince uyarı yolluyordu ona. Korucu durduğu yerde dondu, duyularını dışarıya, çevresine yolladı. Ayaklanndaki kaslar gevşedi, sinirleri dikildi, altındaki titreşimleri hissetti. Başını yavaşça bir yandan diğerine çevirdi, keskin gözlerle etrafı taradı. Akıntının yukarısında, fazla uzakta olmayan bir şapırtı duydu. Elbryan konumunu düşündü. Akıntı aldatıcı ölçüde yükset tümseklerden birini dolanıyor, durduğu yerden yirmi beş otuz adım ötede gözden kayboluyordu. Daha yakından bir şapırtı daha ve sonra bir ses duydu, ama sözcükleri seçemedi. Yine çevresine bakındı, bu sefer avantajlı t nokta, düşmanlarını pusuya düşürebileceği yüksek bir yer ara Arazi umut vaat etmiyordu; yapabileceği en iyi şey tümseğe Ç 325 rfın hemen ötesine çökmekti. Ama hareketinin zamanlai/ ve sının mükemmel olması gerekiyordu; çünkü akıntının yukarınia v dönemecin ötesinden muhtelif yükseltiler görülebiliyordu,

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


plb van bu fikri aklından çıkardı; artık Batakdiyar'ın doğu kırlaydı insan yerleşim birimlerinden çok uzak değildi. YaklaI er kim ya da neyse, kesinlikle yaygara koparmıyordu -devolamazdı. Bunların düşman olduğunu düşünmesi için sebep yoktu. Öyle olsalar bile, Gecekuşu'nun elinde Şahinkanadı vardı. Orman yeşili pelerinini omuzlarına attı, başlığı başının ve şapkasının üzerine çekti, sonra işine döndü, çöküp su tulumunu çaya batırdı. Gürültü arttı -yüksekliğine ve şapırtıların sürekliliğine bakarak, Elbryan yarım düzine kadar iki ayaklı yaratığın yaklaşmakta olduğunu tahmin etti. Ama daha da önemlisi, devam eden konuşmalardı, sözcükler değil -yalnızca birkaç sözcüğü anlıyordu- seslerin yüksek, gıcırtılı tonuydu. Elbryan daha önce bu tür sesler duymuştu. Şapırtılar ve konuşmalar aniden kesildi; yaratıklar dönemeci dolanmıştı. Elbryan çöktüğü yerde bekledi. Yay taşımadıklarından emin olmak için başlığının kenarından gözetledi. Altı goblin durmuş, dokuz metre ötede ağızları açık bakıyorlardı. Birinin omzunda mızrak vardı, ama henüz atmaya hazır değildi. Diğerleri sopalar ve kaba kılıçlar taşıyordu, ama neyse ki yayları yoktu. Elbryan olduğu yerde kaldı. Duruşu ve pelerini yüzünden yaratıklar hangi ırktan olduğuna karar veremiyordu. "Eeyan kosF' diye seslendi biri. Elbryan başlığının altında gülümsedi ve-goblinlere bakmadı. "Eeyan kosF' diye sordu aynı yaratık yine. "Dokdok crus?' "Tak tak koş," dedi Elbryan alçak sesle, bu, belki on sene ön326 A- S^,0re ''5Unürken nzeryara. ce oynadığı bir oyunun adıydı. O masum Zamanları düs yine gülümsedi, ama bu duygu uzun sürmedi, buna beri2 tıkların dünyasına ne yaptığını düşünürken karanlık duy™ ı yok edildi. Goblin yine seslendi. Yanıt verme zamanı gelmişti, biliv ve goblinin ne söylediği hakkında en ufak fikri olmadığından nızca -goblin olamayacak kadar uzun- doğruldu ve pelerini ı başlığını yavaşça arkaya attı. Goblin grubunun yarısı çığlık attı; mızrak taşıyan haykırırken öne üç adım atıp ve silahını fırlattı. Elbryan son ana kadar bekledi, sonra Şahinkanadı'nı önünde savurarak mızrağı savuşturdu. Yayı çevirerek uzattı, mızrağa vurdu, sonra momentumunun yönünü değiştirdi, yayı zararsız bir şekilde havada çevirdi, sonra sağ eliyle ortasından yakalarken sol eliyle Şahinkanadı'nı yanına indirdi. Aniden mızrağı sahibine doğrulttu. Bu goblinleri saldırmak için fırsat bulamadan durdurdu. Genç adamın içinde şaşırtıcı duygular çalkalanıyordu. Elflerin, daha çok hoşgörü hakkındaki öğretilerini hatırladı, ama onlar da goblin türünden ve fomoryan ırklarından herhangi birine sevgi beslemezdi. Elbryan bir insan yerleşim biriminde değildi, türünün sahiplendiği topraklarda değildi ve büyük olasılıkla goblin sınırlarının içindeydi. Eğer durum buysa, bu akışıyla dövüşmesi için

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


haklı sebebi var mıydı? Ama bir tanesi ona saldırmıştı, yine/de^bu saldırganlıktan çok korkudan kaynaklanmış olabilirdi. Ve ne kadar mantıklı düşünürse düşünsün Elbryan, Dundalis'e ait anılarını kafasından çıkaramıyordu. Duraksadi; bu goblinîer, türlerinin Elbryan'ın evine yaptıklarından sorumlular mıydı? Elflerin Gecekuşu adını verdikleri kendini dürüstlükle, yanıtlamalıydi; bu kadarını, en azından Belli'mar 327 vjere borçluydu. Jlira ,.nin güçlü bir hareketiyle mızrağı geldiği yöne gönderdi duyarak çayın dibine, onu fırlatan yaratığın otuz santim VC önüne saplanmasını sağladı. Elbryan goblinlere uyarı dolu . fiyattı, sonra yan döndü, suya odaklandı ve su tulumu' Soldurmaya devam etmek için eğildi. Onlara bir şans vermişti; içinde büyük bir parça, Dundalis'i Hayan o oğlan, o şansı kullanmamalarını diliyordu. Yaratıklar yavaşça yaklaşırken suyun çalkalandığını duydu ve hissetti. En az iki tanesinin ayrıldığını, önüne ve arkasına dolandıklarını sezdi. Elbryan yaklaşmalarını tarttı, mızrağın bir kez daha fırlatıldığına ilişkin ipucu yakalamak için tetikte bekledi. Her şey, bütün hareketler, bütün şapırtılar durdu. Yaratıklar üç metreden uzak, değildiler, biliyordu. Yavaşça dört kişilik ana gruba döndü, doğruldu, en uzun boylu rakibinden en az otuz santim uzun, dimdik durdu. "Eenegashr dedi grubun en yakında ve en çirkin olanı, kılıcını, Olwan'ın devriyeleri için Elbryan'a verdiğine benzer altmış santimlik silahını kaldırarak. "Anlamıyorum," diye yanıt verdi Elbryan sükunette. Goblinler kendi aralarında bir şeyler mırıldandılar; Elbryran onların da kendi dilini anlamadıklarını fark etti. Sonra çirkin gobÜn yine ona döndü. "Eenegashr dedi yine, kuvvetle ve kılıcını değneğe, sonra çayın kıyısına uzattı. "Hiç sanmıyorum," diye yanıt verdi Elbryan geniş bir gülümsemeyle, başını iki yana sallayarak. Korucu zor fark edilir bir hareketle yaym tüylü ucunu çıkardı, onu ve yay ipini kemerine tıktı. Goblin tehditkar bir hırlama salıverdi. Elbryan başını yine iki ^na salladı. 328 A- Sü v*>0r, bir ? Yaratık atılıp mesafeyi yarıladı ve kılıcını uzattı; gerçek dırıdan çok bir ürkütme hareketi. Ama şaşıran goblin old • Elbryan, sağ eli solun üzerinde, değneği kavradı, değ öyle hızı, rekete geçtiğinde kavrayışını tersine çevirdi ve önünde aynı savurdu ki goblinin kıpırdamaya bile fırsatı olmadı. Değnek anda hem kılıca hem de goblinin eline çarptı, silahı yaratığın den uçurdu ve iki buçuk metre öteye düşürdü. Yaratığın ka

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)

ı'"'


mayacağı kadar ince bir kaydırmayla Elbryan ince ucunu dümduzattı, goblinin eğimli alnına, gözlerinin ortasına indirdi ve yar tığı çayın içine devirdi. Diğer goblinler, öngörülebilir bir şekilde, sevinç haykınşlanyla saldırdılar. Elbryan değneğini çekti, sol elini salıverdi, sağıyla çevirerek öndeki ucu alta aldı. Momentumu bozmadan sağ elini uzattı, yan tarafından yaklaşmakta olan goblini hazırlıksız yakaladı ve Şahinkanadı'nın ucu goblinin çenesinin altına çarptı. Silah yine geri geldi, korucuyla çayda yaklaşan üç goblin arasında tam bir savunma dönüşü yaptı. Elbryan değneği sol eliyle sıkı sıkı tuttu ve kolunu benzer şekilde uzatarak diğer yandan yaklaşan gobline vurdu. Değnek yine geri geldi, yarı döndü, yine sağ eliyle yakalandı, yarı döndü, çapraz olarak dışa uzandı, yine sol elle yakalandı ve arkada kalan ucu dönerek gelirken sağ elle yakalandı, Elbryan silahın açısını kaydırarak öne savurdu. Aşağı savrulan değnek ortadaki, mızraklı goblinin kafasına indi, Şahinkanadı'nın inanılmaz serdiği yaratığın kafaiasını yankılı bir krak sesiyle yardı. Elbryan değneğini sola savurdu, bir sopa darbesini savuşturdu, sonra yine sağa savurdu ve bir kılıcı karşıladı. Sonra sola, sonra sağa, açı her seferinde saldırıyı savuşturmak için değişiy°rdu' Sonra sola, sonra yine sola ve yaratığın tutan koluna vurup aç 1 Elbryan da sola adım atarak döndü, savrulan kılıçtan kaçındı. ?< Hı önünde uçarak hızla, alçaktan yaklaştı. Goblin dönerek tl'tl - saldırıvl fark etti ve sopasını indirmeyi başardı, ama Elbry3? ujn]<anadı'nın uçan ucunu azıcık kaldırarak yaratığın sıska ya indirip kemiğini kırdı. Sopa çaya düştü; goblin çığlık atarak kolunu kavradı. Elbryan öne adım attı, yaratıkla yüzleşti, değneği önünde yaeeldi ve sol, sağ, solla vurdu, Şahinkanadı hışırdayarak tekrar krar goblinin kafasının iki yanına indi. Son darbeden sonra koıcu sağ ayağını geriye attı, değneği çekti, sonra kılıç kullananın saldırmasını bekleyerek şu anki rakibine yan döndü. Yaratığın kaçtığıru g°ren Elbryan değneğini hızla sola indirdi ve sersemlemiş, perişan haldeki goblinin yüzüne vurdu. Solundan yaklaşan goblinin ayağa kalktığını görmedi, ama duydu. Şahinkanadı yine savruldu, o dönerek sola sıçrarken önce alttan, sonra Elbryan'ın sağ omzunun üzerinden döndü. Değnek dehşete düşmüş goblinin acınası karşılama girişiminin üzerinden hızla aşağı indi ve yaratığın ensesine vurdu. Goblin sarsıldı, kıpırtısız kaldı ve sonra enerji dalgası ayaklarına geri akmış gibi hızla doğruldu, yaratık tuhaf bir geri sıçrayışla ayaklarının üzerine kondu, uzun bir an orada kaldı, sonra yavaşça devrildi. Elbryan döndü ve bir savunma duruşuyla çöktü, ama başka düşman belirmedi. Vurduğu ilk goblin, önderleri, çayın ortasında elleri ve dizleri üzerinde duruyordu ve uzaklaşmaya çalışıyordu, ama ayağa kalkamayacak kadar sersemlemişti. Çayın sağında devirdiği hâlâ yerdeydi, kıvranıyor, boşuna nefes almaya çalışıyordu. Mızraklı yaratık ve başına dört darbe alan ölmüştü; yüzü suyun içinde, çayın kenarında yatıyordu. Grubun sonuncusu, kılıçlı olan yirmi adım ötede Elbryan'a dönmüş, korucuya anlamadığı küfürler savurarak hoplayıp duruyordu. Elbryan kayıtsızca, acele etmeden yayının tüylü ucunu taktı ve tek bir akıcı hareketle bacaklarının arasına kıstırıp yay ipini alt 330

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


R' A' Si|v4.or, ucuna taktı. Goblin onu gördü ve uluyarak kaçmaya başladı. Şahinkanadı yükseldi; üç tüy ayrıldı. On metre ötede ar u düz bir atıştı. Ok goblinin sırtına saplandı, ayaklarını yerden kesti ve bir b çuk metre kadar uçurdu. Yaratık kollarını ve bacaklarını sallav rak yüzüstü suya düştü. Elbryan sert bir ifadeyle çantasının yanından baltasını aldı v işini bitirdi. Sonra yola koyuldu, Batakdiyar'da koşmaya başladı. ^ UCUNCU KİSİM ÇELİŞKİ p1!e çittin mi, Mather Amca? Andur'Blough Inninness'ten, elfyuvasınavrıldığm zaman çocukluğunda bildiğin yere döndün mü? Reni Batakdiyar'a, sonra kuzeye, diz boyu karibu yosunu ve çıplak anılarla dolu geniş bir vadiye götürenin bir önsezi olduğunu düşünmüştüm Simdi bunun yalnızca geri dönen bir anı olup olmadığını, beni DunAalis'ten kurtardıkları zaman elflerin gittiği yolu tersinden takip edip etmediğimi merak ediyorum. Belki de o sırada anılarımın üzerine bir örtü örttüler ki Caer'alfar'dan kaçıp türümden olanların yaşadığı yere dönmek istemeyeyim. Belki de AndurBlough Inninness'teki o son Kahin o örtünün kaldırılmasından başka bir şey değildi. Kuzey yolculuğum beni tanıdık topraklara getirene kadar bunu düşünmemiştim. Yanlış yola döndüğümü, önseziyle değil anılarımla eve döndüğümü düşündüm. Artık anlıyorum. Burası benim topraklarım, korucu bölgem. Buradaki gururlu ve zorlu halk buna ihtiyaçları olduğuna inanmasalar bile, soracak olsam kesinlikle reddedecek olsalar bile, burası benim korumam altında. Benim burada yaşadığım zamanlara göre sayıları daha fazla. Yaban Çayırı hâlâ seksen kişilik bir köy-Dundalis'iyağmaladıktan sonra goblinler oraya saldırmamış- ve elli kilometre batıda, Yabandiyar'ın daha da içinde, iki kat kalabalık yeni bir köy kurulmuş. Dünyanın Sonu diyorlar oraya, uygun bir isim gibi görünüyor. Ve Mather Amca, Dundalis'i yeniden inşa etmişler ve adını korumuşlar. Bu konuda ne hissettiğimi henüz anlamıyorum. Bu yeni Dundalis sonuncusuna övgü mü, yoksa alay mı? Geniş araba yolunda yürürken bir yol tabelası gördüğümde-yeni bir tabela, eskiden bu tür şeylerimiz yokturköy sınırını, Dundalis'in kenarını ilan ettiğini görünce üzüldüm. Biran, itiraf ediyorum, yıkım, katliam anılarımın yanlış olduğu hayalini kurdum. Bel-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


to, ellerinden kaçmamı, kaçmak istememi engellemek için elflerin DundaK ve halkının öldüğüne inanmamı sağladıklarını düşünmeye cesaret ettim. 332 m yazın Tabeladaki ismin altına biri "Dnndalis dan Dıtndalis, onun altına bir başka şakacı "McDundalis," diye eklemişti; ikisi d T" yün "Dundalis'in oğlu" olduğunu söylüyordu. İmayı anlamalıydım Kın, Köye kalan son bir buçuk kilometreyi büyük beklenti içinde w; -tanımadığım bir yeri görmek için. Artık eskiden evimin olduğu yerde, aynı temel üzerinde bir nıe\ h var, eski ortak evden daha büyük. Yabancılar tarafından inşa edilmiş. Öyle kötü bir andı ki Mather Amca, öyle mutlak bir yersizlik duyvlis. du ki! Eve dönmüştüm, ama burası benim evim değildi. İnsanlar avmurfı -güçlü ve sert, en derin kış gecesi kadar zorlu- ama yine de aynı değildi ler. Brody Gentle yoktu, Bunker Crauyer yoktu, Shane McMicheal yoktu Thomas Ault, annem ve babam, Pony yoktu. Dundalis yoktu. Neşeli görünen bir adam olan meyhane sahibinin davetini reddettim ;e tek söz etmeden -sanırım köy halkı o zaman benim biraz stradışi olduğumdan kuşkulanmaya başladı- geldiğim yöne döndüm. Hayal kırıklığınım acısını tabeladan çıkardım, itiraf ediyorum, en alttaki tahtayı, üzerine esas köy hakkında imalar yazılı olanı söktüm. Kendini hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim, felaketten sonraki sabah bile. Dünya bensizyoluna devam etmişti. O zaman gelip seninle konuşmayı düşündüm Mather Amca ve kasabanın yanından geçtim, kuzey ucundaki yamaca tırmandım. O yamacın arkasında, geniş vadiye bakan pek çok küçük mağara vardır. Onlardan birinde Kahin'i bulacağıma inanıyordum. Mather Amca'mı bulacağıma. Huzur bulacağıma. O sırta çıkamadım. Tuhaf bir şey şu, hafıza. Elfler için zamanda geri yürüyüş, eski sahneleri yeni aydınlanma açılarından yeniden keşfetmek demek. \ İşte Dundalis'in kuzeyindeki sırtta, o sabahtı. Onu gördüm, Mather Amca, Pony'mi, her zaman olduğu kadar canlıydı, harika ve güzeldi. Onu öyle canlı hatırlıyordum ki gerçekten de bir kez daha yanımda oldu birkaç uçucu an boyunca. Dundalis 'in şimdiki sakinleri arasında dostum yok ve aslında, olmasa m da beklemiyorum. Ama huzur buldum Mather Amca. Eve döndüm. ELBRYAN WYNDON 23

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


r

SİYAH AYI "Kükreyerek şu tepeden aşağı indi," diyordu adam, kolunu çılgınca Dundalis'in kuzeyindeki ormanlık yamaca doğru sallayarak. "Ailemi patates kilerine sakladım -iyi ki o şeyi kazmışım!" Korucu on kişilik -sekiz adam ve iki kadın- gruba yaklaşırken konuşanın kendi yaşlarında biri olduğunu fark etti. Dundalis'in sınırındaki, hemen hemen yıkılmış kulübenin çevresinde toplanmışlardı. "Çok iri bir ayı," dedi adamlardan biri. "Üç buçuk metre," dedi ilk adam, saldırının kurbanı, kollarını becerebildiğince açarak. "Kahverengi mi?" diye sordu Elbryan, ama sorusu yalnızca bir formaliteydi; çünkü üç buçuk metrelik bir ayının kahverengi olması gerekirdi. Grup aynı anda dönüp yabancıya baktı. Elbryan'ın son birkaç ayda zaman zaman kasabada görmüşlerdi, daha çok meyhanede, Uluyan Sheila'da otururken, ama hancı Belster O'Comely dışında kimse bu şüphe uyandırıcı adamla tek kelime konuşmamıştı. Gönülsüzlükleri yabancıya ve sıradışı giysisine -orman yeşili pelerin ve üçgen şapka- bakarken yüzlerinden açıkça okunuyordu. "Siyah," diye düzeltti kurban ifadesizce, gözlerini kısarak. Elbryan başını salladı, adamın biraz önce söylediğinin değil bunun gerçek olduğunu kabul etti. Renkten iki şey anlamıştı: İlk 3* olarak, adam ayının cüssesini abartıyordu ve ikinci olarak h din normal değildi. Bir kahverengi ayı tepeden aşağı kükr gelebilir, kulübe bir geyikmiş gibi kendini üzerine atabilirdi. *> Hrna siyah ayılar çekingen yaratıklardı, köşeye kıstırıtmadıkları yavrularını korumaları gerekmediği sürece saldırganlaşmazla H "Sana ne?" dedi başka bir adam, saldırıdan Elbryan'ı son ı tutuyormuş gibi bir ses tonuyla. Korucu yorumu duymazdan gelerek grubun yanından geçti v diz çökerek izleri inceledi. Tahmin ettiği gibi ayı heyecanlı çifte' nin iddia ettiği büyüklüğe yaklaşmıyordu bile, muhtemelen bir altmış, bir seksen boyundaydı, belki yüz, yüz elli kilo ağırhğln. daydı. Ama Elbryan adamın heyecanlanmasını anlıyordu. Bir seksenlik bir ayı öfkelendiği zaman iki kat uzun görünebilirdi. Ve eve verdiği zarar olağandışıydı. "Bir serseriyi hoş göremeyiz," diye ısrar etti Tol Yuganick adlı iri bir adam. Elbryan başını kaldırıp ona baktı. Geniş omuzlu ve güçlü, tavrı ve konuşması zorlayıcı biriydi. Yüzü temiz traşlı, neredeyse bebeksiydi, ama güçlü Tol'a bakan herkes bunun aldatıcı bir yüz olduğunu anlardı. Elbryan adamın ellerini fark etti -eller çok şey anlatırdı çünkü- kaba ve nasırlarla kaplıydı. Adam bir işçiydi, gerçek bir sınır köylüsü. "Bir grup oluşturur lanet şeyi öldürmeye gideriz," dedi ve yere tükürdü. Elbryan iri adamın ayıyı avlamaya yalnız gitmeye karar vermemesine şaştı. "Ya sen?" diye böğürdü adam, korucuya bakarak. "Sana ne, diye sordum, ama yanıtını işitemedim." Tol konuşurken eğilen korucuya yaklaştı. Elbryan doğruldu. Adam kadar uzundu ve aynı ölçüde ağır olmasa da, kesinlikle daha kaslıydı. "Dundalis'e ait olduğunu mu sanıyorsun?" diye sordu adam

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


iblisi" uy««'»' 335 sözleri yine bir suçlama, bir tehdit gibi çıkarak. |/abaca> ^ Flbrvan gozlerini kırpmadı. Buraya onlardan daha çok ait ol- o o sevgili meyhanelerinin temeli kendi evine aitken bu(X yaşadığını haykırmak istedi. *ma sözlerini kolaylıkla kendine sakladı. Elflerle geçirdiği yılona bu kontrolü, bu disiplini vermişti. Dundalis, Yaban Çayırı, Dünyanın Sonu köylerinin halkına hiç bilmeyecekleri korumayı ağlamak için buradaydı. Elflerce eğitilmiş bir korucu yedi yıl önce civarda olsaydı, Dundalis'in yağmalanmayacağına inanıyordu Elbryan ve bu sorumluluk karşısında, aksi adamın tavrı önemsiz kalıyordu. "Ayı dönmeyecek," dedi korucu yalnızca ve sakin sakin yürüyüp gitti. Arkasından homurdanmalar geldi, "tuhaf sözcüğünün defalarca tekrarlandığını duydu -ve sevgiyle söylenmemişti. Hâlâ gidip ayıyı avlamayı düşündüklerini fark etti Elbryan, ama oraya ilk önce kendisi gitmeye karar vermişti. Siyah bir ayı bir çiftlik evine saldırmıştı ve bu bile tek başına korucunun kendini araştırmak zorunda hissetmesi için yeterliydi. Elbryan ayının izini sürmenin ne kadar kolay olduğunu görünce şaşırdı. Hayvan çiftlik evinden kaçmış, çalıları yıkarak kendine yol açmış, hatta küçük ağaçları devirmiş, komcunun daha önce bir hayvanda görmediği kadar büyük bir öfkeyi dışarı salıvermişti. İzler kesinlikle orta büyüklükte bir ayıya aitti, ama Elbryan bir fomoryan devini ya da bir başka kötü, mantık sahibi yaratığı, bilinçli olarak yıkıma yönelmiş bir yaraüğı izlediğini hissetti- Ayının bir hastalığın pençesinde olmasından, ya da belki yıra" olmasından korkuyordu. Sebebi ne olursa olsun, yanından geçeği her mutlak yıkım sahnesiyle birlikte korucunun hayvanı kurtaramayacağı korkusu artıyordu. Ayıyı ormanın derinliklerine sür336

R' A- ^ meyi umuyordu. Dikkatle her gölgeyi inceleyerek dik bir yamaçtan yuka mandı. Ayılar aptal yaratıklar değildi; avcılara arkadan yakı saldırdıkları bilinirdi. Elbryan küçük bir ağacın yanında çöktü i ce titreşimler hissetmek, bir ipucu verecek herhangi bir şev K mak için elini yere koydu. Gözucuyla bir çalının hafifçe kıpırdadığını yakaladı. Koru gölgeyi daha iyi görebilmek için başını çevirmek dışında kıpırcj madı. Rüzgarı fark etti, kokusunun o noktaya gittiğini fark etti Ayı kükreyerek fırlayıp saldırdı. Elbryan bir dizinin üzerine kaydı, ağır bir ok taktı ve tevekkülle derin derin içini çekerek salıverdi. Hedefi buldu, ok ayının yüzünden sekti ve göğsüne saplandı, ama hayvan yaklaşmaya devam etti. Korucu ayının hızına şaştı. Andur'Blough Inninness'te ayılar görmüştü, Juraviel iki taşı birbirine çarpınca kaçmalarını izlemişti, ama bu yaratığın hızı inanılmazdı, bir at kadar hızlı koşuyordu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


İlkini, ayının omzuna gömülen ikinci bir ok takip etti. Hayvan yine bağırdı, ama yavaşlamadı. Elbryan üçüncü atışı yapamayacağını anladı. Bu bir kahverengi ayı olsaydı ağaçlara çıkardı, ama siyah bir ayı ondan daha hızlı tırmanabilirdi. Çökerek ayının üzerine gelmesini bekledi, sonra son anda yana, tepeden aşağı yuvarlandı. Ayı kayarak durdu ve takip etmek için döndü. Elbryan dizlerinin üzerine yuvarlanıp tepedeki ayıya döndüğünde yaratık arka ayaklarının üzerinde dimdik, etkileyicLbir şekilde doğruldu. Ama bazı önemli noktalarını açıkta bırakmıştı. Elbryan yayını bütün gücüyle çekti; Şahinkanadı'nın üç tüyü olabildiğince ayrılmıştı. Korucu bu işten nefret ettiğini düşünürken ayının göğsündeki çukuru gördü. iblis1''1 uyanış1 337 onra aniden bitti, hayvan yere yuvarlandı ve öldü. Elbredin başına gitti. Kıpırdamayacağından emin olmak için ya ,. sonra ağzına yaklaştı ve üst dudağını kaldırdı. Orada kö... nikürük bulmaktan korkuyordu; hastalıkların en kötüsüsareti. Durum buysa Elbryan'ın işi gerçekten de zor olacak._ oündüz başka hasta hayvanları aramak zorunda kalacaktı § akımlardan gelinciklere, yarasalara kadar. Köpük yoktu; korucu rahatlayarak içini çekti. Ama bu, kısa rıürlü bir rahatlama oldu. Eibryan normalde uysal olan bu hayvanın bu kadar kötüleşmesine neyin sebep olduğunu anlamaya çalıştı- Ağzını ve yüzünü incelemeye devam etti, gözlerin berrak ve akıntılı olmadığını fark etti, sonra ayının gövdesine geçti. Yanıt ayının kalçasına saplanmış dört küçük, dikenli ok olarak geldi. Bir tanesini çıkardı -kolay iş değildi-^ ve ucunu inceledi. Eibryan siyah, özlü zehiri, nadir bulunan kara huş ağacından elde edilen acı verici ürünü tanıdı. Korucu hırlayarak oku yere fırlattı. Bu bir kaza değil, ayıya yapılmış bilinçli bir saldırıydı. Zavallı hayvan acıdan deliye dönmüştü ve bunu biri -küçük okların türü düşünülünce büyük olasılıkla bir insan- yapmıştı. Eibryan kendini toparladı ve ayının ruhuna bir övgü dansı yapmaya, yiyecek ve sıcaklık armağanı için ona teşekkür etmeye başladı. Sonra sistematik bir biçimde ayıyı yüzdü ve temizledi. Yaratığın faydalı bedenini boşa harcamak, ayıyı çürümeye bırakmak ya da yere gömmek, elf standartlarına -ve Elbryan'ın inancına- göre ayıya ve böylece Doğa'ya büyük bir hakaret olurdu. İşi akşamın geç saatlerinde bitti, ama korucu dinlenmedi, kasabalılara ayıyı öldürdüğünü söylemek için Dundalis'e de dönme°1- Bu trajediye bir şey, biri yol açmıştı. Gecekuşu yine ava çıktı. 338 "? A' Si^-ore Onları bulmak, ayıyı bulmaktan daha güç olmadı. Kutru eski tahtalarda oluşan barakaları -Elbryan bunların çoğunu

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)

r> V'


dalis'in yıkıntılarından geldiği izlenimini edindi- bir tepeni rihdeydi. Kamuflaj için her yanına dallar atılmıştı, ama bu I çoğu çoktan solmuştu, kum ve kahverengi yaprakları varlıkl açık açık işaret ediyordu. Korucu onları görmeden epey önce seslerini duydu, kahkah lar atıyorlar, fena halde detone seslerle şarkı söylüyorlardıı FITIĞI sesler kesinlikle insanlara aitti. Tıpkı Elbryan'ın tahmin ettiği sik Elbryan gizlice tepeye tırmandı, ağaçtan ağaca, gölgeden »öl geye kaydı, ama yanında yüz köylü ve yirmi fomoryan devi olsa bile içerideki adamların duyacağından kuşkuluydu! Barakanın çevresine asılı tuzak malzemelerini ve kuruması için asılmış düzinelerce postu gördü. Bu adamların hayvanları tanıdığını anladı Elbryan. Barakanın arka duvarından uzakta olmayan bir kazanda siyah bir sıvı buldu ve sıvıyı hızla incelediğinde ayı üzerinde kullanılan acı verici zehirin aynısı olduğunu gördü. Barakanın duvarları bakımsızdı, her tahtada çatlaklar vardı. Elbryan içeriyi gözetledi. Çoğu siyah ayı postu olan yığılmış derilerin üzerine yatmış üç adam eski kupalardan köpüklü bira içiyorlardı. Sık sık içlerinden biri yana gidip kupasını bir fıçıya daldırıyordu, ama önce sıvıya gelen sinekleri ve arıları elleriyle kovalıyordu. Elbryan başını tiksintiyle iki yana salladı, ama sonra kendine biraz saygı duyması gerektiğini hatırlattı. Bunlar Yabandiyar insanlarıydı, güçlü ve silahlı. İçlerinden birinin elinin altında hançerler vardı; göğsüne çaprazlanmış kemerin üzerinde asılı duruyorlardu. Bir başkası ağır bir balta taşıyordu ve üçüncüsünün ince bir kılıcı vardı. Korucu gözetlediği noktadan kapının sürgülenmiş olduğunu fark etti. Evin ön tarafına geçerken çantasından hançerini çıkardı. Kap M* û^ 339 sine iyi oturmuyor, bir yanda geniş bir aralık bırakıyordu çefÇ ı,k hançerin girebileceği kadar genişti. Elbryan bileğinin bir ketiyle sürgüyü kaldırdı ve kapıyı tekmeleyerek açarak, tek adımda barakaya daldı. *damlar biralarını dökerek kalkmaya çalıştılar, biri kılıcına yuvarlanırken yüksek sesle bağırdı, kılıcın kabzası hızla kalsma çarptı- Kısa süre sonra hepsi kalkmıştı. Elbryan kıpırdamadan kapıda duruyordu. Tüylü ucu ve ipi çıkarılmış olan Şahinkanadı elinde hiç de tehditkar olmayan bir baston gibi duruyordu. "Ne istiyorsun?" diye sordu adamlardan biri, yüzünde sakaldan çok yara izi olan fıçı göğüslü bir kabadayı. Vahşi, bakımsız sakalının altındaki o sert yüzü saymazsak, bu adam Tol Yuganick'in kardeşi olabilir, diye düşündü Elbryan tatsız tatsız. Kuşkusuz bedenleri aynı, oldukça iri kalıptan çıkmıştı. Adamın elinde dev bir balta vardı ve Elbryan mantıklı bir yanıt veremezse, ona ne yapmayı düşündüğü konusunda fazla şüphe yoktu. Kafasında tek tel saç bulunmayan uzun boylu, zayıf biri olan kılıçlı adam, iri adamın arkasında durmuş, arkadaşının omzunun üzerinden Elbryan'a ağzı bir karış açık, bakıyordu; sıska, sinirli bir tip olan üçüncü uzak köşeye çekilmiş parmaklarını ovalıyordu -parmakları hançerlerine uzak değillerdi. "Sizinle özel bir ayı hakkında konuşmaya geldim," diye yanıt verdi Elbryan serinkanlılıkla.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Ne ayısı?" diye yanıt verdi iri adam. "Bizim derilerimiz var." "Zehirli oklarla deliye döndürdüğünüz ayı," diye yanıt verdi Elbryan açıkça. "Ayı, Dundalis'te bir çiftliği yıktı ve neredeyse bir aileyi öldürecekti." "Hadi ama." Adam tükürdü. "Arkada kaynattığınız zehirin aynısı," diye devam etti Elbryan, nadir bir karışım, pek az kişi bilir." "Bu hiçbir şeyi kanıtlamaz," diye terslendi adam, pis parmak340 A- Sn v*'0r, baltam„ larını havada şıklatarak. "Şimdi buradan çık git, yoksa keskin ucuyla tanışırsın!" J <arş,. "Hiç sanmıyorum," diye yanıt verdi korucu. "Tazminat leşi var -çiftçilere ve ayıyı avlamak için gösterdiğim çabava w lık bana." ^^^^^^~^ "T-tazmi...?" diye kekeledi uzun boylu, kel adam. "Ödeme," dedi Elbryan. Konuşurken hareketi gördü, kösed ki adam deneyimli bir rahatlıkla hançerini çekip fırlatmıştı Elbryan sol ayağının topuğunu yere bastırarak saat yönünd döndü ve hançer zarar vermeden yanından geçip duvara saplan di Korucu yatay bir darbe indirecekmiş gibi döndü, ama hareketin beklendiğini gördü: İri adamın baltası hareketi kesmek üzere kalktı. Bunun üzerine Elbryan dönerken sağ ayağını uzattı ve saat yönünün tersine dönerek baltadan kaçınmak için kalçasını içeri çekti. Sonra saldırdı, tek dizinin üzerine çöktü, değneğini çapraz savurarak adamın bacağının içine taktı. Açıyı değiştirince değneği dikildi ve adamın bacakarasına çarptı. Elbryan bir kediden daha hızlı bir şekilde değneği otuz santim kadar çekti, açısını değiştirdi ve art arda üç kez iri adamın göğüs boşluğuna vurdu. Adam geriledi ve Elbryan Şahinkanadı'nı iki eliyle başının üzerinde yatay vaziyette kaldırarak doğruldu ve ikinci adamın inen kılıcını karşıladı. Korucunun dizi kalkarak adamın karnına çarptı ve adam iki büklüm olunca Elbryan değneğini çevirerek kılıcı yana savurdu. Değneğini âdâmın koluna taktı, koltukaltından yakaladı, sonra tüm gücüyle kaldırarak sefil adamı havalandırdı ve hızla sırtının ve ensesinin üzerine düşmesini sağladı. Elbryan açık verdiğini fark ederek hızla döndü. Tahmin ettıgı gibi yeni bir hançer geliyordu ve korucu Şahinkanadı'nı tam zamanında kaldırarak hançeri durdurdu. Hançer sekip uzaklaşma yacak şekilde çarptığında değnek üzerindeki kavrayışını gevşettiri hançer dimdik yukarı fırladı ve Elbryan onu ucundan şans ese ı,aladıy cu göz açıp kapayana kadar doğrulmuştu. Bir eliyle değ-nünde tutmuş, diğeriyle hançeri kulağının arkasına fırlatmaîfhazır bir şekilde kaldırmıştı. Flinde iki hançer tutan sıska adam soldu ve hançerlerini yere bıraktı. Elbryan o hançeri pis adamın göğsüne saplamasını söyleyen "fkeve direnmek için mücadele etti; korucu bu üçünün ayıya ne

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


yaptıklarını, aptalca eylemlerinin olası yıkıcı sonuçlarını düşününce artan bir öfke. Hançeri hırlayarak fırlattı, hançer hızla duvara adamın başının yanına çarptı. Adam gözlerini Elbryan'dan ayırmadan, sızlanarak köşede çöküp oturdu. Elbryan çevresine bakındı; diğer ikisi kalkmaya çalışıyorlardı, ikisinde de silah yoktu. "Adlarınız ne?" diye sordu korucu. Adamlar merakla bakıştı. "Adlarınız!" "Paulson," diye yanıt verdi iri adam, "Cric ve Sincap," diye bitirdi, ilk önce uzun boylu adama, sonra hançer fırlatana işaret ederek. "Sincap mı?" diye sordu Elbryan. "Ürkek bir tip," diye açıkladı Paulson. Korucu başını iki yana salladı. "Şunu bilin, Paulson, Cric ve Sincap: Bu ormanı benimle paylaşıyorsunuz ve her hareketinizi izleyeceğim. Bir eşek şakası daha, ayıya yaptığınız gibi bir zalimlik daha yaparsanız, yemin ederim size bundan daha pahalıya malolur. Ve tuzaklarınızı kontrol edeceğim -artık dişli tuzak kullanmayacaksınız..." Paulson şikayet edecek oldu, ama Elbryan öyle bir öfkeyle 3«

v»tor, A. S*|, baktı ki adam erir gibi göründü. "Avınıza acı veren tuzaklardan da kullanmayacaksınız " "Para kazanmak zorundayız," dedi Sincap titrek bir sesi "Bunu yapmanın daha iyi yolları var," diye yanıt verdi E1K ifadesizce. "Ve o yolları bulabileceğinizi umarak, sizden tazmolarak para istemiyorum -bu seferlik." Her birine teker teker h ıti, gözlerini gözlerine dikti, boş tehdit savurmadığını açıkça belletti. "Peki sen kimsin?" diye sormaya cesaret etti Paulson. Elbryan soru üzerinde düşünerek topuklarının üzerinde arkaya kaydı. "Ben Gecekuşu'yum," diye yanıt verdi. Cric kıkırdadı, ama o dikkatli bakışlara kilitlenmiş olan Paulson elini arkadaşının yüzüne tuttu. "Bu ismi hatırlasanız iyi olur," diye bitirdi Elbryan ve sırtını cesaretle tehlikeli üçlüye dönerek kapıya ilerledi. Saldırmayı düşünmediler. Korucu arka tarafa dolandı ve zehir kazanını devirdi. Giderken dişli tuzakların, demir menteşeli, çene şeklinde ve geçen hayvanın bacağının üzerine sıkı sıkı kapanacak şekilde ağır yaylarla tutturulmuş pis aletlerin birkaçını aldı. Bir sonraki durağı Dundalis'teki meyhaneydi; Uluyan Sheila. Ortak salonda bir düzine erkek ve kadın gürültü yapıyorlardı, ama yabancı girince sustular. Elbryan ilk önce bara gitti ve Belster O'Comely'ye, kendisi için o bölgede bir dosta en yakın olan adama başını salladı. ^~ "Yalnızca su," dedi korucu ve Belster öngörülebilir sözcükleri onunla beraber tekrarladı, sonra önüne bir bardak ittirdi. "Ayıdan haber var mı?" diye sordu neşeli hancı. "Ayı öldü," diye yanıt verdi Elbryan sertçe, ve odanın uzaK

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ucuna yürüdü, köşedeki masanın yanındaki sandalyelerden birine oturarak sırtını duvara verdi. 343 rilerinin çoğunun yer değiştirdiğini, hatta bir kadının k a ona sırt döndüğünü fark etti. a<>) ihrvan üçgen şapkasının ucunu indirdi ve gülümsedi. Böyle anlıyordu. Bu insanlara pek benzemiyordu; artık, elf vasiren, Belli'mar Juraviel ve Tuntun gibilerin yanında yıllar ren birkaç nadir kişi dışında hiçbir insana fazla benzemiyorpjbryan şimdi o dostları özlüyordu -Tuntun'u bile. Caer'alf 'da kendini yersiz hissettiği doğruydu, ama korucu burada, ona nk benzeyen, ama dünyayı farklı bir gözle gören insanların arasında kendini pek çok açıdan daha da yabancı hissediyordu. Yine de, konumunu açıkça hatırlatanlara rağmen Elbryan'ın gülümsemesi içtendi. Ayıyı öldürmek zorunda kalmasına üzülmekle beraber bugün iyi iş çıkarmıştı. Onun tesellisi göreviydi, bu Dundalis'in ve iki komşu köyün, kendi köyünün kaderini paylaşmayacağı yeminiydi. Bir saat kadar Uluyan Sheila'da kaldı, ama dışarı çıkarkerî Belster O'Comely'nin uğurlaması dışında kimse ona bakmadı büe. 24 DELİ RAHİP "Tinson," dedi Kumandan Miklos Barmine, Jill'e kadın Pireth Tulme'nin deniz duvarı boyunca yürüyerek nöbetini tutarken. Jill kısa, şişman adama merakla baktı. Tinson'ın kaleden yirmi kilometre kadar içeride küçük bir köyün adı olduğunu hatırladı. Köyde yirmi kadar ev ve bir meyhane vardı, serserilere ve Pireth Tulme askerlerine hizmet eden fahişelerin yeri. "Pusuya Düşmüş Yolcu Meyhanesi," diye ekledi Barmine her zamanki ters tavrı ile. "Yine kavga mı?" diye sordu Jill. "Ve daha fazlası," diye yanıt verdi kumandan, yürüyerek. "On kişi topla ve git." Jill adamın uzaklaşmasını izledi. Miklos Barmine'den hiç hoşlanmıyordu. Üç ay önce Constantine Presso'nun yerini almıştı, önceki kumandan Pireth Danard'ın başına geçmek üzere kuzeye gönderilmişti. Jill başta, yeni kumandanın kendi tarzına daha çok uyduğunu, detaya ve göreve sadık olduğunu düşünmüştü. Ama Jill tekliflerini reddettiğinde üzerine alınanvşehvet düşkünü, salyalı, tacizci bir hödük çıkmıştı. Katı görev kuralları bile bir hafta içinde gevşemiş, Pireth Tulme her zamanki eğlencelerine gen dönmüştü. Jill, Constantine Presso'yu ne kadar özlediğini fark edince şaşırmıştı. Aklıbaşında bir adamdı -en azından Pireth Tulme standartlarına göre. Presso'nun altında bir yıl görev yapmış" ibli^ UV«'İ' 3<5 dam ona her zaman beyefendi gibi davranmış, bitmek bilmekutlamalara katılmama kararına her zaman saygı duymuştu. di Presso gitmiş ve yerini aksi Miklos Barmine almışken, Jill rindeki baskının artacağından korkuyordu. Bu karanlık düşünceyi kafasından uzaklaştırdı ve dikkatini • nündeki işe çevirdi. Barmine onunla yatmayı reddetmesini hep •sle cezalandırıyordu -aptal adam, bunun cezasının Jill'e cezadan ziyade ödül gibi geldiğini anlamıyordu! Pusuya Düşmüş Yolcu'da,

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Tjnson'daki ismine layık meyhanede son iki haftadaki dördüncü kavgaydı bu. Barmine'm ima ettiği "daha fazlası"nın ne olabileceğini tahmin edemiyordu, ama sıradışı bir şey olmayacağını tahmin ediyordu. Kadın omuzlarını silkti; en azından duvarda yürümek dışında yapacak bir şeydi. Pireth Tulme Kıyı Muhafızlarından on kişi topladı, daha fazlasını reddetmek için akşamdan kalmışlıklarını bahane etti, sonra toprak patikada ağır bir tempoyla yola koyuldu. Pis Tinson'a o akşamın geç saatlerinde vardılar. Kasaba meydanı boş ve sessizdi -meydanın hep sessiz olduğunu fark etti Jill, çünkü köyü ziyaret ettiği önceki üç olayda tek bir çocuk görmemişti. Tinson sakinlerinin çoğu gündüz uyuyor, gece eğlencelerini tercih ediyordu. Pusuya Düşmüş Yolcu'dan gelen bir bağırma JiU'in dikkatini çekti. "Hazırlanmalıyız!" diye haykırdı biri muazzam bir sesle, uzaktan gelmesine ve konuşanla JiU'in arasında bir duvar olmasına rağmen açıkça duyuluyordu. "Ah, şer, nasıl bir dayanak buldun!" Asker grubu meyhaneye ön kapıdan, açık açık girdi ve müşterilere karşı sayıca ikiye bir üstünlük kazandı. JiU'in fark ettiği ilk Şey masanın üzerinde durmuş boş bir kupa sallayan, zaman zaman yakındaki müşterileri uzak tutmak için tehditkar bir" tavır takınan dev gibi, şişman bir adamdı. Görünüşe göre müşterilerin hepsi adamı tünediği yerden indirmeye kararlıydı. Jill birliğin da346 R- A. Sil, »'ör-. ğılmasını emretti, sonra tezgahın arkasındaki adamı görme "Deli rahip," diye açıkladı meyhaneci. "Bütün gece bur H sonra kısa süre sonra geri geldi. Parasızlık çekmiyor, sizi edebilirim! Yolda tüccarlara mücevher sattığı söyleniyor ve i fiyat almasa da -yakın bile değilmiş- keselerce altınla aynim » Jill merakla şişman rahibe baktı. Üzerinde Abellican Kil si'nin kalın, kahverengi cüppesi vardı, ama eski ve çok yerde vı ranmış, uzun, çok uzun süre açık havada yaşamış gibi solmuşu Siyah sakalı gür ve çalı gibiydi, ve uzun boyluydu, iki metre kadar; ve yüz elli kilo geliyor olmalıydı. Omuzları genişti, kemikleri kalın ve sağlamdı, ama Jill çoğu göbeğinde toplanmış olan fazla kiloların oldukça yeni olduğunu hissediyordu. Jill'i en çok etkileyen hararetli konsantrasyonuydu; kahverengi gözleri yıllardır görmediği bir parlaklık, bir canlılık taşıyordu. "Dindarlık, saygınlık, fakirlik!" diye bağırdı adam, sonra horgörüyle hıhladı. "Ha, ha ne ki!" Jill düsturu tanıdı -dindarlık, saygınlık, fakirlik- düğün gününde Başrahip Dobrinion Calislas'ın tekrarladığı sözlerdi. "Hah!" diye bağırdı dev adam. "Fahişelerle oynaşmanın neresi dindarlık? Aptallığın nesi saygınlık? Ya fakirlik? Altın varaklar ve mücevherler -ah, mücevherler!" "Şarkısı hiç değişmiyor," dedi meyhaneci kuru bir sesle. Sonra muhafızlara bağırdı. "Şunu aşağı indirir misiniz?" Jill rahibe karşı böyle açık açık harekete geçmeleri gerektiğinden emin değildi. Adamın, özellikle fahişeler hakkındaki yorumu

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


birkaç öfkeli homurtuya sebep olmuştu ve açık bir eylemin, adamı sakinleştirmek yerine fiziksel bir saldırıda bulunmanın, genel bir kavga çıkaracağını düşünüyordu. Ama gevşek emir komuta zinciri ve meyhanecinin izni yüzünden askerleri durdurması güçtü. Sakinliği korumayı denemek için odanın içinde yürümeye başladı, ama meyhanecinin diğerlerinin duyamayacağı kadar aliblisin Uya"1*1 347 "Dikkat edin, üzerinde biraz büyü de var," diye eklediak seS'e' Llj duyunca durdu. et olsun," diye mırıldandı Jill dönerek. Askerlerinden iki ? v, ki bir tanesi Gofflaw'du, keşişi yakalamak için uzandıtanesırun, ıu tanı gördü. "Hah hazırlık eğitimi!" diye uludu şişman adam coşkuyla ve fflaw'u bileğinden yakalayıp şaşkın adamı havaya kaldırdı. Astepki gösteremeden, güçlü rahip onu başının üzerine kaldırıl j^j k.ez çevirdi, sonra odanın karşı tarafına fırlattı. Üçüncü asker kılıcını çekti ve masanın bacaklarından birini keserek rahibin ona uzanan zavallı ikinci askerin üzerine düşmesine sebep oldu. Keşiş -yuvarlanarak yere indi, o cüssede biri için şaşırtıcı bir çeviklikle doğruldu, bütün gücüyle bağırarak en yakın iki kişiye, bir askerle bir kasabalıya çarptı. Kavga başlamıştı. Rahibin büyük gücü Jill'i şaşkınlık içinde bırakmıştı. Adam her yöne koşuyor, önünde duranları çarpıp deviriyor, saldırısından kaçanlardan biri yüzüne ya da boynuna sıkı bir yumruk indirdiği zaman bile deli gibi gülmeyi bırakmıyordu. "Hazırlanın!" diye kükrüyordu tekrar tekrar ve bir dactyl, sonra bir iblis hakkında bir şeyler bağırıyordu. Jill açıkça meraklanarak birkaç dakika onu izledi. Adamın aklını kaçırdığı açıktı, ya da en azından öyle görünüyordu; ama Kıyı Muhafızlarının arasında bir buçuk sene yaşamış olan JilPe hazırlık ve erdem haykırışları o kadar da kötü gelmiyordu. Bir grup asker rahibin etrafını çevirdi, bir adam çabucak kılıcını çekti ve keşişe teslim olmasını söyledi. Ani, keskin bir mavi parıltı çıktı ve askerlerin hepsi, saçları dimdik, uçmaya başladı. Rahip vahşi bir kahkaha attı. Ve saldırdı. Dehşete düşmüş bir kadına atıldı ve kadını omzuna aldı. "Onlarla yatma!" diye haykırdı içtenlikle ve Jill bu yakarı348

Sil R- A. ;v*tOr, da adamın kişisel bir derdi olduğunu hissetti. "Sana vai .. , •• , ?? •? . y 1Vaı"inm yapma, çunku sen bu tecavüzün parçasısın, gormüyor Dactylin çıkarlarının parçasısın!"

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Bir asker arkadan rahibin üzerine atladı ve rahip kadını h mak zorunda kaldı. Ama ulumakla yetinerek adamı üzerinde keledi, sonra yine saldırdı. Jill adamın önünü kesti; rahip onun kadın olduğunu fark ve yine yavaşladı, saldırısını yumuşattı. Jill adamın bacaklarına doğru daldı, yuvarlanarak kendi ba caklarıyla saldırdı, kaslı rahibi kafaüstü devirdi. Ânında adamın tepesine beş kişi çullandı, adamı yakaladılar ve kollarını büktüler Bir şekilde, dev rahip ayağa kalkmayı başardı, ama daha fazla asker ve kasabalı üzerine atlayarak sonunda onu teslim aldılar. Adamı kapıya sürüklediler ve kabaca dışarı attılar. Jill, Gofflaw'un kılıcını çekerek takip etmeye hazırlandığını gördü. "Onu rahat bırak!" diye emretti. Gofflaw ona hırladı, ama Jill'in inatçı bakışları altında kılıcını kınına soktu. "Ve bir daha burada dolaşacak olursan," diye bağırdı askerlerden biri, "bu kılıcın tadına bakarsın!" "Gerçeğin sözlerini duyun!" diye bağırarak karşılık verdi deli rahip. "Beni olduğum gibi tanıyın, bana verdiğiniz hakaret dolu isimlerle değil. Ben uğursuz alametlerin köpeğiyim, felaket habercisiyim!" / "Sen bir sarhoşsun," diye kükredi asker. Şişman adam anlaşılmaz bir şeyler söyleyerek tükürdü ve elini boş verircesine sallayarak döndü. "Öğreneceksiniz," diye soz verdi sertçe. "Öğreneceksiniz." Jill meyhaneciye döndü, adam başını iki yana sallıyordu. "Tehlikeli biri," dedi adam. p» u^'51 349 lll başını salladı, ama bu fikre katıldığından emin değildi. Şişrahip saldırılarından herhangi birini sonuçlandırmaya çalışmıştı. Yakalayıp yumruk atmıştı, Gofflaw'u odanın karşı taraJ3 fırlatmıştı, ama kimse, hatta rahip bile kötü yara almamıştı. (Tia eın Jill'e göre Gofflaw bir ikikez fırlatılmayı hak ediyordu. Ka fızg1' sidip rahibin çamurlu sokakta ayaklarını sürüyerek uzaklaşasını, ağlayarak "insanların günahları" ve hazırlıkların acınası durumu hakkında bağırmasını izledi. Adam meyhane kapısından yirmi adım ötede hızla döndü ve karanlık günlerin gelişi, şer güçleriyle yüzleşmeye hazırlıklı olmayan dünya, ülkenin içten çürümesiyle beslenen karanlık hakkında bir tirada girişti. "Adam deli," dedi askerlerden biri. "Deli rahip," diye yanıt verdi meyhaneci. Jill bundan emin değildi. Hiç emin değildi. 25 ADALET BİRADER Üstat Jojonah göze çarpmayan bir balkondan, karşı duvara yaslanmış birkaç talim halatı dışında mobilyasız olan geniş odaya baktı. Odanın ortasında uykusuzluktan bitkin, gürbüz bir genç adam duruyordu. Üzerinde yalnızca beline sarih bir kumaş parçası vardı ve omuzlarını kaldırmış, kollarını karnı ve beli üzerinde çaprazlamış, kendini savunurcasına duruyordu. Başı bile çıplaktı,

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


çünkü üstleri traşlamıştı. Azalan gücünü sağlamlaştırmak için tekrar tekrar bir ilahiyi söylüyordu ve De'Unnero, Siherton'un yerini alan yeni üstat uzvın adımlar atarak çevresinde dolaşıyor, ara ara ona bir binici kırbacıyla vuruyordu. Quintall'ın arkasında bir onuncu sınıf öğrencisi duruyordu. "Zayıf ve faydasızsın!" diye haykırdı De'Unnero, Quintall'ın kürek kemiklerine vurarak. "Ve komploya ortak oldun!" Quintall'ın ağzı "hayır" sözcüğünü şekillendirdi, ama ses çıkmadı, ancak başını acınası bir tavırla iki yana sallamayı başarabildi. "Oldun!" diye kükredi De'Unnero ve Ouintall'ı yine kırbaçladı. Üstat Jojonah izlemeye tahammül edemiyordu. Quintall'ın "eğitimi" bir aydır sürüyordu, gerçekten de yaşlı ve bitkin görünen Peder Başrahip-M^rkwart görüsünde Avelyn'in canlı olduğunu öğrendiğinden beri. Avelyn! Genç biraderi düşünmek Jojonah'ın belkemiğine ürpertiler saldı. Avelyn Siherton'u öldürmüştü -ceset, ya da onda p» u^lf 351 ncak baharın sonlarında bulunabilmişti, trajediden nere^a ' fom bir yıl sonra. Daha da kötüsü, Markwart'ın görüsü Avelyn hayatta kalmış ve büyük miktarda kutsal taşla doğrüysd' İcaçm1?"ionah gözlerini kapattı ve Siherton'un onu Avelyn'in insan, acjanmışlığı hakkında uyardığı zamanları hatırladı. Avelyn in olacak, demişti Siherton ve üstadın sözleri doğru çıkmıştı. Ama neden, diye merak etti Jojonah. Sorunun sebebi neydi, A lvn'deki ^ kusur mu yoksa sapkınlaşan bir tarikatta adamın kusursuz olması mı? Gerçekten de Avelyn Desbris Birader bir sorundu, Aziz Saf Abelle'in üstatlarının bakmaya tahammül edemediği karanlık bir ayna. Jojonah'ın kavrayabildiği her ölçüyle, Avelyn bir keşişin olması gerektiği gibiydi, samimilerin en samimisiydi; ama tavırları manastırın gittikçe dünyevileşen âdetleriyle uyuşamamıştı. Tarikat'in genç bir keşişin dindarlığıyla tehdit edilmesi Üstat Jojonah'ın bir türlü kabullenemediği bir gerçekti. Ama üstat çok yorgundu, manastırda huzur bulmasını engelleyecek kadar büyük bir kayıp duygusuna kapılmıştı, Siherton ve Avelyn için -ve kendisi için. Markwart'm Avelyn'i görme ve özellikle de kutsal taşların geri getirilmesi arzusu neredeyse hararetliydi ve Peder Başrahip'in sözleri kutsaldı. Kırbacın şaklaması Jojonah'ı önündeki sahneye döndürdü. Zalim Quintall'a karşı hiç sevgi hissetmemişti, ama yine de adama acıyordu. Koşullama, uyku yoksunluğundan, uzun süren açlıklara kadar değişiyordu. Quintall'ın zihinsel ve fiziksel gücü parça parça edilecek, sonra eğitici üstatların rehberliği ve kontrolü altında yeniden geri verilecekti. Adam bir yıkım aracına dönüşecekti; Avelyn'in yıkımı. Quintall'ın bütün düşünceleri tek bir amaca odaklanacaktı; yaşadığı bütün kötülüklerin kaynağı, Aziz Saf Abelle'in karşı karşıya olduğu en nefret edilen tehdit Avelyn Desbris olacaktı. 352 Sil^t0rç

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Jojonah ürperdi ve Quintall sonunda Avelyn'i bulduö olacakları düşünmemeye çalışarak yürüyüp gitti. Mağara bir kralın taht odasının dev bir karikatürü o\w, nüyordu. Üç basamakla çıkılan dev kürsü arka duvarın orta duruyor, iki kişi aynı anda üzerine otursa birbirlerine değm çekleri tek bir lavtası tahtı taşıyordu. Dev savaşçılar şeklinde ovı muş dev sütunlardan iki sıra odada uzanıyordu. Taht gibi 0nl da lavtasından şekillendirilmişlerdi; zarif, ama bir şekilde uyum suz çizgiler çevrelerinde içice geçen kasların lifleri gibi dönüyor du. Zemin ve duvarlardaki siyah taşlar temizlenmiş, Aida'nm normal, donuk gri taşları ortaya çıkmıştı ve mevcut kapı bronzdan yapılmıştı. İçeride meşale yanmıyordu, odanın ışığı duvarın arka köşesinden çıkıp kürsünün iki yanından geçerek zemindeki deliklerde kaybolan, Aida'nın tünellerine dalan, sonra dağın siyah kolları boyunca uzanıp Barbacan'ı gittikçe daha fazla saran lav akıntılarından geliyordu. Uzak Juliantheler'in powrie şefleri Ubba Bancrock ve Ulg Tik'narn ve goblin kralı Gothra o muazzam odada gerçekten de küçük görünüyordu. Fomoryan devlerinden Maiyer Dek bile kendini küçük ve önemsiz hissediyor; heykel sütunları, canlanıp onu saracaklar, beş metrelik devin tepesine dikileceklermiş gibi gözlüyordu. Ve dev türünün en irisi olan Maiyer Dek tepesine dikilinmesine alışık değildi. Yine de, yirmi sütunun hepsi ve bir düzine daha devi çevrelese bile, tahtta^ arkasına yaslanmış tek bir yaratıktan daha etkileyici olmazlardı. Dactylin konuklarının dördü de o etkileyici ağırlığı fena halde hissediyordu. Her biri ırklarının en güçlüleriydi, devler için sayıları yüzleri bulan, powrieler için binleri, goblinle için onbinleri bulan orduların önderleriydiler. Onlar Coronanı iblisin Uyanış1 353 -

üzüntü getirenlerdi, ama yine de büyük dactylin önünsürünen şeyler gibi görünüyorlardı, bu sonsuzca kaAe acınas ' ' k varlığın önünde gölgeden başka bir şey değildiler. Kijnler ve devler sık sık yan yana gelirdi, ama iki ırk gele, 0jarak powrielerden de insanlar kadar çok nefret ederlerdi. Dactylin uyandığı zamanlar dışında. Karanlık güçlerin onları . , jr amaç etrafında bağladığı zamanlar dışında. Dactyl lavtaşın, tahtında oturduğu sürece, muhtelif ırkların ölümlü önderleri arasında güç mücadelesi olamazdı. "Biz dört ordu değiliz," diye kükredi dactyl aniden ve Gothra yankılanan sesin gücüyle neredeyse devrilecekti "Powrieler güçlerini birleştirecekse, üç de değil. Biz tek ordu, tek gücüz, tek hedefimiz var!" İblis tahtından sıçradı ve küçük bir nesneyi, gri renkte, üzerine Dactylin kara imgesinin işlenmiş olduğu bir kumaş parçasını fırlattı. "Gidin ve bunlar üzerinde çalışmaya başlayın," diye emretti iblis. Kumaş parçasını ilk inceleyen Maiyer Dek oldu. "Savaşçılarım terzi kadın değil," diye söze başladı fomoryan önderi, ama sözcükler ağzından çıkar çıkmaz dactyl devin önüne atladı; büyümüş gibi görünüyordu. Eli uzanıp devin yüzünü, onu yere deviren bir şiddetle tokatlarken iblisin dudaklarından kedimsi bir hırlama

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


kaçtı. Sonra dactyl daha sinsi bir saldırıya girişti, işkence ve acı imgeleriyle dolu zihinsel bir yaylım ateşine ve gururlu, güçlü önder Maiyer Dek, Barbacan'daki bütün ölümlü yaratıkların en güçlüsü, acınası bir şekilde inleyerek yerde kıvrandı, merhamet dilendi. "Ordumdaki her asker bu amblemi taşıyacak," diye emretti dactyl. "Benim ordumda! Ve sen," dedi yaratık Maiyer Dek'e, uzanıP devi rahatça ayağa kaldırarak. "Bana en iyi savaşçılarından y'rmi dört tanesini getir, kişisel muhafızlarım olarak görev yapacaklar." 354 "? A' S*V,re bardır sediyor Ve toplantı günlerce bu şekilde sürdü. İblis dactvl uyanıktı, Yabandiyar'daki her insan katliamını izliyor his powrielerin berelerini ıslattıkları her cesedin kanını tadryo hametsiz Mirianic'in dalgalarının altına batan her gemideki d çilerin ve yolcuların çığlıklarını duyuyordu. Karanlık büyüm" insanlar daha da zayıflamıştı. Yaratık artık güçlerini tam ol düzenlemenin, saldırıları birleştirmenin zamanının geldiğini oyordu. Terranen Dinoniel toprakta toz olmuştu; dactyl bu sefer k zanmaya kararlıydı. Dactyl, Maiyer Dek'in getirdiği yirmi dört deve, taht odasının lav derelerinde iblis tarafından dövülmüş plakalardan yapılma kalın ve sağlam zırhlar sundu. Ve dactyl dört şef için daha iyi bir koruma sağladı, takanı her tür silaha karşı koruyacak büyük, büyülü, çivi kakmalı bileklikler. Üç kötücül ırktan hiçbiri sadakat ve şerefleriyle ün kazanmamıştı, ama şimdi, zırhlar sayesinde dactyl dört seçilmiş generalinin, astlarının beklenmedik olmayacak ihanetlerine karşı hayatta kalacaklarına güvenebilirdi. Ve o saflar gerçekten de dikkate değerdi. Mağaranın dışında, Aida'nın ağaç kaplı yamaçlarında binlerce goblin, powrie ve dev kamplarında dolanıyor, başlarını kaldırıp güney yamaca, iblisin ininin ana girişi olan büyük deliğe bakıyorlardı. Üç kamp dağın en yeni "kollarının" arasındaydı; iki siyah soğumaya yüz tutmuş lav akıntısı, madde dağın karnından ağır ağır akmaya devam ederken ucu kırmızı kırmızı parlayan, iblisin kendi kollarıymış gibi güneybatı ve güneydoğuya uzanan iki kol. O kara çizgilerin arasında ağaç ve çalı izi yoktu; siyahlığın altında her tür yaşam sönmüş, ateşlerle yanmış, soğuyan lavla kaplanmıştı. Kolların arasındaki bölgenin merkezine en yakın yaratıklar bile sıcaklığı hissediyordu ve o ışıltılı hava güç vaadi, gidip öldürme arzusu taşıyordu. p* U^'Ş' 355 Hepsi dactyl için. «Adın ne?" «Quintall." K rbaç yeniden iner, sırtında kırmızı bir çizgi açarken adam in-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ledi. "Adın?" "Quintall!" Kırbaç sakladı. "Sen Quintall değilsin!" diye bağırdı De'Unnero yüzüne. "Adın ne?" "Quin..." Onuncu sınıf öğrencisi tarafından uzmanlıkla kullanılan kırbaç inip, bedenindeki her tür sesi yok ettiğinde, daha sözcük ağzından çıkmamıştı bile. Balkonda, kurban ve iki işkencecisi tarafından görülmeyen Üstat Jojonah içini çekti ve başını iki yana salladı. Bu adam sağlamdı, hayranlık uyandıracak derecede sağlam ve Jojonah kimliğinden vazgeçmeden önce öleceğinden korkuyordu. "Korkma," dedi bir ses arkasından, Peder Başrahip Markwart'ın sesi. "Bilimsel raporlar yalan söylemez. Teknik kanıtlanmıştır." Jojonah bundan kuşku duymuyordu -yalnızca Tanrı aşkına neden böyle bir teknik geliştirilmiş, merak ediyordu! "Ümitsizlik karanlık işler doğurur," diye yorum yaptı Peder Başrahip, kırbaç yine şaklarken Jojonah'ın yanına gelerek. "Bunu ben de senin kadar tatsız buluyorum, ama ne yapabiliriz? Üstat Siherton'un cesedi korkularımızı doğruluyor. Avelyn'in kaçmak için kullandığı numaraları biliyoruz ve elindeki büyülü taşlar dikkate değer. Özgür dolaşarak Tarikat'ımıza zarar vermesine, hatta belki yok etmesine izin mi vereceğiz?" "Elbette hayır, Peder Başrahip," diye yanıt verdi Üstat Jojonah. 356 R. A. Sâ| nı Ore "Aziz Saf Abelle'de hayatta olan hiçbir keşiş Avelyrı E* '^sh ' Quintall'dan daha iyi tanımıyor," diye devam etti Peder B "O mükemmel bir seçim." Cellat olarak, diye düşündü Jojonah. "Bize ait olanı getirecek kişi olarak," dedi Peder Başrahj jonah'ın düşüncelerini öyle açık okumuştu ki, üstat dönün inceledi. Jojonah, Markwart'ın zihnini okumak için büyü kulla kullanmadığım içtenlikle merak etti. "Quintall kilisemizin uzantısı, adaletimizin aracı olarak hizm edecek," dedi Peder Başrahip Markwart sertçe, Jojonah'ın daha önce duyduğu yaşlı, titrek sesle değil, kararlılıkla. Avelyn'in surları ve daha sonraki kaçışı görülmemiş olmasa da üstat adamın çaresizliğini anlıyordu. Çalınan taşlar Abellican Tarikatı'na karşı gerçek bir tehdit oluşturmuyordu; Jojonah Avelyn'in aldıklarının iki katı kadarının düzenli açık arttırmalarla satıldığını, tüccarların ve asillerin sahip olduğu taşların güçlerinin Avelyn'in elindekilerden çok daha fazla olduğunu biliyordu. Aziz Saf Abelle hiyerarşisinde, çalınan taşlarla ilgili bütün endişe dev ametist kristale odaklanmıştı ve o da taşın büyüsünü henüz çözmemiş oldukları içindi. Yani aptal Avelyn manastır ya da Tarikat için ciddi bir teh-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


like değildi. Ama konu bu değildi, Peder Başrahip'in çaresizliğinin sebebi bu değildi. Markwart kısa süre sonra ölecekti, düşmanların en büyüğü, zaman tarafından alt edilecekti. Ve arkasında bir başarısızlık mirası bırakmak istemiyordu -kaçak Avelyn'in varlığını içeren bir miras. "Kısa süre sonra onu Avelyn'in peşine takacağız," dedi Peder Başrahip. 1 "Direnmeye devam etmezse," diye yorum yapmaya cesaret e ti Üstat Jojonah. Markwart öksürerek kahkaha attı. "Teknikler kanıtlanmışa Uykusuzluk, açlık, genç üstatların uyguladığı ödüller ve cezala 357 doğru ve yanlış kavramları, görev ve ceza kavramları, ^l" -A-\ zamanlarında verilen öğretilerle sistemli bir biçimde de°n -\A' O tek amacı olan bir yaratık. Ona acı, ama Avelyn DesbğİŞt"daha çok acı." Markwart bunun üzerine yürüyüp gitti. onah onun uzaklaşmasını izledi, adamın tavrındaki keskin - kluk onu ürpertmişti. Kırbacın yeniden şaklaması dikkatini çekti«Adın ne?" diye sordu Çte'Unnero. «Quin..." Adam duraksadi; Üstat Jojonah, balkondan izliyor olduğu halde başarıya yaklaştıklarını sezdi. De'Unnero, işkenceci yine kırbaçlamaya başlayacakken durdu ve Jojonah genç üstadın belki de Quintall'ın tavırlarında bir değişim, gözlerinde tuhaf bir ışık gördüğünü fark etti. Jojonah korkuluğun üzerinden eğilerek her sesi, her fısıltıyı dinledi. "Adalet Birader," diye yanıt verdi perişan adam. Üstat Jojonah topuklarının üzerinde doğruldu. Tekniğe -ya da amacına- katıldığından hâlâ tam olarak emin değildi, ama etkili göründüğünü itiraf etmeliydi. 26 YELEBEKÇİ "Onlara ilham veren korku mu? Kıskançlık mı? Yoksa daha yüce bir şey mi, onların ve benim farklı olduğumu söyleyen içsel bir ses mi? Touel'alfar'la geçirdiğim günleri bilmiyorlar elbette ama onlarla benim aynı bakış açısını paylaşmadığımız benim için olduğu kadar onlar için de açık." Elbryan sandalyesinde arkasına yaslandı, kendi sözleri üzerinde düşündü. Parmaklarının uçlarını bir araya getirdi ve ellerini yüzünün önünden kaydırarak bakışlarının aynadan kaçmasına izin verdi. Yeniden aynaya baktığında Mather Amca'nın hayaleti hâlâ oradaydı, aynanın derinliklerinde kıpırdamadan, sabırla bekliyordu. "Belli'mar Juraviel böyle olacağı konusunda uyarmıştı beni," diye devam etti Elbryan. "Ve, aslında, son derece mantıklı geliyor. Yabandiyar sınırının insanları zorunlu olarak birbirlerine bağlıdırlar. Korkulan onları yalıtır ve sık sık dostu düşmandan ayıramazlar. "Bu yüzden ne zaman Uluyan Sheila'ya girsem endişeleniyorum. Beni anlamıyorlar -âdetlerimi, bilgimi ve her şeyden öte görevimi- ve bu yüzden benden korkuyorlar. Evet, Mather Amca, korku olmalı, yoksa bende Dundalis halkının kıskanacağı ne var. Onların ölçütlerine göre. çok daha fakirim." Genç adam güldü ve elini açık kahverengi saçlarından geçirdi. "Ölçütler," diye mırıldandı yine ve kulübelerinde büzülmüş n* u^'5'

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


359 ,. yaban Çayırı ve Dünyanın Sonu insanları için üzülmek, nHini alamadı. Elbryan'ın sahip olmadığı bazı konforların kardıkları doğruydu: Yumuşak yataklar, katı küvetler, demis yiyecekler. Ama korucunun düşünce tarzına göre çok h değerli iki şeyi vardı, Corona'nın bütün krallıklarıyla değişmeyeceği iki hazinesi. "Özgürlük ve görev, Mather Amca," dedi kararlılıkla. "Mülk . j]erj çizmiyorum, çünkü o çizgiler iki açıdan da engel oluyor. Ve sonunda, bu tür başarılarla edinilen servet değil tatmin ve mutluluk veren bir başarı, amaç hissi var. "Ve böylece nöbet tutarak yürüyorum. Ve böylece dikenleri ve açık paylamaları kabulleniyorum. Yaptığım şeye, amaç hissime inanıyorum, çünkü başarısızlığın sonuçlarını ben başkalarından daha fazla anlıyorum." Ama yalnızım, diye düşündü genç adam içten içe. Henüz gerçeği yüksek sesle itiraf etmeye hazır değildi. Uzun süre arkasına yaslandı, sonra ellerini sandalyenin kollarına koydu ve gitmeye hazırlandı. Yumuşak, ince bir titreşim duydu. Müzik mi? Müzik olduğunu biliyordu, ama çok yumuşak, işitilemeyecek kadar arka plandan geliyordu. Elbryan onu daha çok kemiklerinde hissediyordu, elf arpı kadar tatlı, Dasslerond Hanım'ın sesi kadar ahenkli, hafif, narin bir ses. Aynaya, o uzak imgeye baktı ve orada bir sükunet sezdi. Elbryan müziğin orada daha yüksek olmasını bekleyerek hemen mağaranın dışına çıkü. Değildi; ne tarafa dönerse dönsün algılarının sınırında süzülüyordu. Ama oradaydı. Orada bir şey vardı. Ve Mather Amca bulmasını istiyordu. O gün Yaban Çayırı'na gitmeyi planlamıştı, sonra güneşin batışıyla batıya yönelecek, Dünyanın Sonu'nu dolaşacaktı. Şimdi gidemiyordu, çünkü Elbryan'ın tehditkar olmadığını sezdiği bu inî6° bir ce müzik ilgisini çekiyordu. Elfler ziyarete mi gelmişti.' s başka düşünce genç adamı rahatsız etti; hatırlayamasa da h kıyı daha önce duyduğu düşüncesi. Korucu sabahın büyük kısmını sessiz notaların yönünü rak harcadı. Eğitimini, bütün araçlarını kullandı, duyularını teker bütün yönlere, her bitkiye, her hayvana odakladı, kav ı hakkında bir ipucu aradı. Sonunda izlere rastladı. Tek bir iri at, kararma vardı, nallanmamış ve hafif bir terrın da yürüyor. Gerçekten de bölgede yabani atlar vardı, belki bazıları Dundalis'teki trajediden, diğerleri kervanlardan kaçmıştı ve vi ne de bölgedeki kökleri insan yerleşimcilerden daha eski olanlar da vardı. Sayıları çok değildi ve kesinlikle ürkektiler, ama Elbryan bir tanesini ehlileştirmeyi düşünüyordu. Çok geçmeden bunun aradığı fırsat olamayacağını düşündü, çünkü açık izleri takip ederken müziğin kaynağını da takip ettiği sonucuna varmıştı. Bu yüzden Elbryan, ata birinin bindiğini düşünüyordu. Bu düşünce korucuyu yavaşlatmadı; yalnızca onda daha çok merak uyandırdı. Biri onun bölgesine gelmişti, köyden olmayan biri, çünkü köyden olsaydı atı muhtemelen nallanmış olurdu. Elbryan ağaç kaplı yamaçtan aşağı, dar bir vadiye ve hızla

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


akan bir ırmağın kenarına kaydı. Irmağı güçlükle aştı, ama diğer yanda izi tekrar bulmakta zorluk çekmedi, çünkü binici izlerini saklamak için çaba harcamıyordu. Elbryan düzenli olarak yaklaşıyordu. Kısa süre sonra notaları seçebilmeye başladı -üflemeli bir çalgı olduğunu fark etti ve hafızasını bir kez daha karıştırdı; çünkü bu özel, büyüleyici sesi daha önce duyduğundan emindi. Sonra Elbryan'ın onuncu yaşgününde bir tüccarın çaldığı aleti hatırladı, ilginç bir şeydi, deri bir tulum.ve bir dizi flüt -doğru adı gaydaydı. Korucu hızla, sessizce bir dizi tepenin üzerinde ilerledi. Soniblis'" Uyanış1 361 mu .. anınca aniden durdu. Elbryan bir ağacın kenarından ^ di Orada, birbirine dolaşık huş ağaçlarının ve alçak çalıla8 sında, tepenin üzerinde uzun boylu bir adam duruyordu, aldatıcı alçak bakış açısı düşünülünce bile, Elbrrın korucunun 'dan çok daha uzundu. Siyah, çalı gibi saçları ve gür bir sakardı Çıplaktı, en azından belden yukarısı çıplaktı, güçlü bir hpdeni vardı, kasları açıkça belirgindi ve sırtı yay gibi gergindi. Sarkışı bitmiş, gaydayı bir kolunun altına kıstırmıştı. "Ee, korucu, ezgilerimi ve vızıltılarımı beğendin mi?" diye sordu yüzünde geniş, beyaz bir gülümseme belirerek. Elbryan daha da çöktü, ama görüldüğü açıktı. Bu adamın yaklaştığını fark etmesine, unvanını bilmesine inanamıyordu. "Beni bulman uzun sürdü," diye bağırdı adam. "İz sürmen için gayda çalmasam bulamazdın ya!" "Sen kimsin peki?" diye seslendi korucu. "Gaydacı Yelebekçi," diye yanıt verdi adam guaırla. "Ormancı Yelebekçi. Çam Babası Yelebekçi. At Bakıcısı Yelebekçi. Yelebekçi..." Elbryan ağacın arkasından çıkınca sustu. Korucunun bu tanıtımın daha epey süreceğine dair sezgisi doğru çıkmıştı. "Benim adım Gecekuşu," dedi, ama bu adamın bunu da bir şekilde bildiğini hissediyordu. Uzun boylu adam gülümsemeye devam ederek başını salladı. "Elbryan Wyndon," diye ekledi ve Elbryan başını salladı, sonra uzun zaman önce kaybolan bu ismin anlamlarını düşününce şaşkın şaşkın bakakaldı. Belster O'Comely dışında Dundalis'teki herkes onu elflerin verdiği isimle tanıyordu. "Hayvanlar söylemiş olabilir," dedi Yelebekçi. "Göründüğümden daha akıllıyım kuşkusuz ve tahmin edebileceğinden daha yaşlıyım. Hayvanlar olabilir, bitkiler olabilir." Yelebekçi sustu ve Elbryan'a öyle abartılı bir şekilde göz kırptı ki hâlâ tepe aşağı, epey 362

SalR. A.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


V4t0r, uzakta olmasına rağmen açıkça görebildi. "Amcan da olabil' » Korucu açık soruyu sormak için gereken sözcükleri bul dan topuklarının üzerinde sallandı. Korkmuyordu, ama ihtiv di ve ağırlığını kaydırmadan önce bir tuzak beklermiş ojbj u adımını ölçüp biçerek tepe yukarı yürümeye başladı. "O üçünü öldürmeliydin," diye devam etti gaydacı. Elbryan anlamadan omuzlarını silkti. "Paulson ve kafadarları," diye devam etti uzun boylu adam "Sadece sorun yaratıyorlar. Bir hayvanın o pis tuzaklarından birinde kendi bacağını kemirdiğini görünce, onları kendim öldürmeyi düşünmeye başlamıştım." Elbryan zalim tuzakları yok ettiğini söyleyecek oldu, ama sözcükler boğazına takıldı. Alçak çalıyı dolandığında bir atın arka bacaklarını gördü, adamın atlı olduğunu fark etti. Bir adım daha attığında öyle olmadığını anladı, izlerin kaynağının at değil, adam olduğunu gördü. Fomoryan devleri ve goblinlerle savaşmış, elflerle yaşamış Elbryan için, Gecekuşu için bir atadam görmek o kadar da sarsıcı değildi. Ama bu pek çok soru doğurdu, zavallı Elbryan'ın çözemeyeceği kadar çok soru. Aynı zamanda Dundalis'in dışındaki yamaçta sessizce otururken o ve Pony'nin duyduğu flüt sesini de hatırlattı ve çocukken dinlemekten zevk aldığı, yarı insan, yarı at olan Orman Hayaleti'ne ilişkin hikayeleri hatırlattı. "Sorundan başka şey yaratmıyorlar," dedi Yelebekçi tatsız tatsız. "Ve hayvan dostlarımın bir çığlığı daha kulağıma gelirse öldüreceğim onları!" Elbryan bu iddianın doğruluğundan bir an bile kuşkulanmadı. Atadamın sesinde fazla kayıtsız bir tını vardı; duygusuz, insanlıktan uzak bir şey. Rahatlıkla dört yüz kilo gelebilecek, bunca hattadır korucudan kaçınabilecek kadar kurnaz olan bu güçlü yaratığın Paulson, Cric ve Sincap'a ne yapabileceğini düşünürken koibliSi" ^'5' 363 unun sırtından aşağı bir ürperti geçti. «co Gecekuşu Elbryan, gaydama katılmak için bir aletin var "Beni nereden tanıyorsun?" diye sordu korucu. "Simdi, ikimiz de soru sorarsak, ikimiz de yanıt alamayacağız demektir," diye payladı Yelebekçi. "O zaman sen benimkini yanıtla," diye ısrar etti korucu. "Ama zaten yanıtladım," diye ısrar etti Yelebekçi. "Belki..." "Belki de yanıt vermekten kaçınıyorsundur," diye sözünü kesti Elbryan. "Ah, benim küçük insan delikanlım," dedi Yelebekçi o güven veren gülümseme ile, ama bu kadar yüksekten gelince kesinlikle lütufkar görünüyordu, "sırlarımı sana açmamı istemiyorsundur, değil mi? Yoksa ne eğlencesi kalır?" Elbryan gevşedi ve gardım indirdi. Arkadaşlarından biri Yelebekçi'ye ondan bahsetmiş olmalı, diye düşündü, elflerden biri, büyük olasılıkla Juraviel. Ya bu, diye karar verdi Elbryan, ya da atadam, genç adam Kahin'deyken kulak misafiri; olmuştu, çünkü Yelebekçi Mather Amca'yı ve "küçük mağarayı" biliyordu. Her iki durumda da, Elbryan yüreğinde önünde duranın düşman olmadığını hissediyordu ve bölgeye geldiğinden beri ilk kez bugün, yalnızlık duygularını ima ettiği gün tanışmalarının tesadüf olamaya-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


cağını düşünüyordu. "Bu sabah kendime bir geyik tepeledim," dedi atadam aniden. "Gel yemek ye; kendi parçanı pişirmene bile izin veririm!" Atadam bunun üzerine gaydasını kaldırdı ve güçlü bacakları üzerinde gürleyerek canlandırıcı bir askeri marşa başladı. Elbryan ayak uydurmak için tam hız koşmak, çalıların içinde durmaksızın kestirmeler aramak zorunda kaldı. Birbirlerine benzemiyorlardı, pek çok açıdan farklıydılar. Ye364

Sı|. R- A. V»'0r, lebekçi gerçekten de Elbryan'ın ateş yakmasına ve etini PİŞirme sine izin vermişti. Atadam kendine düşeni, geyiğin yaklaşık Ce birini çiğ yemişti. "Lanet şeyleri öldürmekten nefret ediyorum," dedi at J laaarn cümlesini yankılanan bir geğirmeyle bitirerek. "Çok güzelU benim bedenimde biri için tahmin edeceğinden fazla açıdan c İlciler. Ama meyveler ve böğürtlenler yetmiyor. Midemi doldurm u için ete ihtiyacım var." Karnını, insan gövdesinin at gövdesivl birleştiği yeri sıvazladı. "Ve doldurulacak büyük bir karnım var!" Elbryan iki yana sallayarak gülümsedi... Yelebekçi bir kez daha, gökgürültüsü gibi bir ses çıkararak geğirince gülümsemesi genişledi. "Bunca zamandır bölgedeydin ha?" diye sordu Elbryan. "Ve ben ne seni, ne izlerini görmedim." "Kendine fazla katı davranma," diye yanıt verdi atadam. "Babanın babasının yaşadığı zamanlardan daha eskiden beri bölgedeyim. Hem, ne görecektin ki? Bir toynak izi ya da pisliğimi mi? Atlara ait olduğunu düşünürdün, ama pisliği biraz yakından incelesen diyetimin at dostlarımdan farklı olduğunu görürdün." "Peki neden yakından inceleyeyim?" diye sordu Elbryan, yüzünde ekşi bir ifade ile. "Pis iş," diye kabul etti Yelebekçi. Korucu, işaretleri kaçırmasını affederek başını salladı. "Dahası," diye devam etti Yelebekçi, "senin geleceğini biliyordum, ama sen benim burada olduğumu bilmiyordum. Adil olmayan bir avantaj derim ben buna, bu yüzden kendini paylama. "Sen -nereden biliyordun?" "Küçük bir kuşçuk söyledi," diye yanıt verdi atadam. "Adını art arda iki kez söyleyen küçük, tatlı bir şey." Elbryan'ın yüzü bu bilmecemsi cümleyle buruştu, ama sonra önemli olmadığını düşünerek başını iki yana salladı. Tamamen 365 iblis"1 V . soru soracakken bu tarife uyan bir dost hatırladı. "Tunfarklı Dİ U "Fvet i?te °" Yelebekçi kahkaha attı. "Senden çok şey bekleenıem konusunda uyardı beni."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"f erçekten mi," dedi korucu kuru kuru. "Ben de ona sana göz kulak olacağımı söyledim," diye devam . atadam. "Ama artık buna ihtiyacın olmadığını biliyorum." "Demek elf dostusun," dedi Elbryan, ortak zemin bulmayı umarak. "Ben olsam elf tanıdığı derdim," diye yanıt verdi atadam. "Şarap İÇİn iyüer> hayvanlara ve ağaçlara saygı duyuyorlar, ama çok fazla kıkırdıyorlar ve fazla terbiyeliler!" Cümlesini vurgulamak için Elbryan'm şimdiye dek duyduğu en yüksek geğirtiyi çıkardı. "Bir elfin karın gurultusunu hiç duymadım!" Yelebekçi deli gibi kahkaha attı, sonra dev bir tulumu kaldırdı ve ağzına kehribar rengi bir sıvı döktü -Elbryan bunun batak olduğunu fark etti. Sıvının çoğu sakallı yüzüne saçıldı. "Onları öldürmeliydin," dedi atadam aniden, her sözcüğüyle ağzından bol bol şarap saçarak. Yelebekçi'nin elfleri kastettiğini düşünen Elbryan inanmazlıkla alnını kırıştırdı. "Üç adamı, demek istedim," diye açıkladı atadam. "Paulson, Cric ve... üçüncü neydi? Gelincik mi?" "Sincap." Atadam hıhladı. "Salak," diye mırıldandı. "Onları öldürmeliydin, üçünü birden. Saygıları yok, derim ben, beladan*başka bir Şey değiller." "O zaman Yelebekçi neden onlara göz yumdu?" diye sordu Elbryan. "Barakalarını göz önünde tutarak, uzun zamandır bölgede yaşadıklarını tahmin ediyorum ve senin onları tanıdığın açık." Atadam basit mantık karşısında başını salladı. "Düşünüyor566 dum," diye itiraf etti. "Ama bana bahane vermediler. Ve" ve kurnaz kurnaz göz kırptı, "korkma, çünkü insan etini fa sev raem. "Demek tadına baktın, ha?" diye mantık yürüttü Elbrvan yutmayarak. Yelebekçi yine geğirdi, sonra insan türünün kötülükleri ko sunda uzun bir söyleve başladı. Elbryan gülümsemekle yetind' atadamın konuşmasına izin verdi. Yelebekçi hakkında daha fa?ı bilgi edinmek için yaratığın sözlerini dikkatle takip etti. Elbrva onun ve atadamın amaçlarının farklı olmadığını tahmin ediyordu ve tahmini takip eden birkaç haftada doğrulandı. O bir korucuydu, sınır insanlarının, ormanın ve yaratıkların koruyucusu. Yelebekçi'nin görevi çok farklı değilmiş gibi görünüyordu, yalnız atadam hayvanlarla, özellikle de yabani atlarla daha fazla ilgileniyordu; insan sahipleri kötü davrandığı için yabani atların çoğuna özgürlüklerini kendisinin verdiğini ima etti. İnsanlara pek aldırmıyordu. Seneler önce Dundalis'teki saldırıyı görmüştü, ama trajedi hakkında söylediği en kötü şey "yazık" oldu. Onlarınki çekingen bir dostluktu, aynı bölgede oldukları zaman bir gülümseme, bir haber değiş tokuşu. Elbryan için Yelebekçi'yi tanımak gerçekten de harika bir şeydi. Kahin'e bir dahaki gidişinde, önceki yalnızlık duygularının onu takip etmediğini gördü. 27 SİSMAN HABERCİNİN UYARISI Çok geçmeden çok daha kuzeydeki Pireth Vanguard'a nakledileceği haberi Jill'in karanlık ruh halini değiştirmedi. Raporlara bakılırsa Corona Körfezi'nin kuzey tarafında hava daha iyiydi, sert

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


rüzgarlar vardı ve mevsim büyük ölçüde değişikti. Pireth Tulme'de kış bile uzun, gri bir bulut örtüsü ve soğuk rüzgarla geçiyordu, yazdan tek farkı hava sıcaklığı idi. Ama Jill'in burada, kasvetli mevsime benzer bir düzeni vardı. Her gün bir öncekine benziyordu, daimi nöbet ve çalışmayla süren bir varoluş. Saniyeler, dakikalar ve saatler sonsuzca uzuyormuşa benziyordu, ama aym zamanda haftalar geçtikten sonra, sanki uçup gitmişler gibi geliyordu. Pusuya Düşmüş Yolcu'daki olay biraz heyecan getirmiş, tekdüzeliği kırmıştı. Jill deli rahibin imgesini yanında götürmüştü, sözlerini hâlâ duyabiliyordu ve onlarda kendi yüreğinde yatan sözcüklerle bir yakınlık bulmuştu. Pireth Tulme'de görev ve şeref duygusu yoktu, Kralın Adamları'nda ya da Kıyı Muhafızlarında, Ayı-Honce'un tamamında, hatta tüm Corona'da hiç olmadığından korkuyordu. Ve şimdi bu adam Pireth Tulme'nin sefahat alemlerini bile aşan bir hevesle gerçeği söylediği için, genç Jill'in hayatına dokunan trajediye şaşırmayacak, onu tahmin edecek ve ona karşı hazırlıklı olma çağırışı yapacak olan bu adam, bu kutsal haberci "deli" damgası yemişti. 368 "? A- Sâ^,0r, Jill ne zaman kendine uğursuz alametlerin köpeği di mı düşünse derin derin iç geçiriyordu. Adamın sözleri lill'i laklarına o kadar doğru geliyordu ki, arkasındaki odalaı-H aiuan (jıj.. maksızın yayılan inlemeler ve çığlıkların arasındaki sessizlik! yankılanıyordu. Deli rahip felaket öngörüyordu; Jill şarkısı neler önce, küçük bir sınır köyünde söylemiş olmasını diliv sadece. O köyün halkı uyarılarına kulak asar mıydı? Muhtemelen P' reth Tulme askerlerinden daha fazla değil; Tinson'dan döner dö mez partileri yeniden başlamıştı. Ama duygularına rağmen Jill dikkatle, her gün, sık sık gecenin geç saatlerine kadar nöbet tutuyordu. Şerefini ve erdemini koruyor, kutlamalarla baştan çıkmayı, ümitsizliğe teslim olmayı reddediyordu -ve Jill çevresindeki haz duyma isteğini kesinlikle bu bakış açısıyla görüyordu. Pireth Tulme askerleri eğlencelere, tensel zevklere yalnızca kendi boş ruhlarını fark etmekten kaçınmak için dalıyordu. Tabiri caizse, bacakaraları için yüreklerini feda etmişlerdi. Öyle olsun. Jill metanetle arkadaşlarının, özellikle de pes etmediği için ona daha fazla göz dikiyor görünen Kumandan Miklos Barmine'ın iğneleyici sözlerine tahammül ediyordu. Belki de Pireth Vanguard daha iyi olur, diye ummaya cesaret ediyordu bazen; ama dilekleri kaçınılmaz olarak Ayı-Honce'da Tanrı'nın 824. Senesi'nin gerçekliği olan karanlık gerçekliğe dönüyordu. Gri bir sabahtı -bu şaşırtıcı değildi-Jill duvarın üzerine, siperlerin arasına oturmuş, bacaklarını altmış metrelik uçuruma doğru sarkıtmış, gözlerini Atnalı Koyu'nun hülyalı sislerinin üzerine dikmişti. Pireth Tulme çok fazla içmiş bir geceden sonra özellikle sessizdi, Jill geceyi kule çatısında geçirmişti, sessizce kalenin teK mancınığının altına sığınmış, battaniyesine sıkı sıkı sarınmışü„ uy*"1?'

369

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


iblisi11 uv ı r,nı tamamen şu ana çevirdi, sisli koyda sessiz nöbetDu ııUyUİ2nIİ -w Huran kayalık sütunlardan, gelgit dalgalarının çok aşağıiipr £' va]jklan durmaksızın dövmesinden, kalenin diğer yanınmaçta zaman zaman meleyen koyunlardan başka hiçbir ,ey düşünmedi. v ari sislerin içinde ona doğru süzülen kare yelkenden. Avaea kalktı ve siperin üzerinden eğildi, dikkatle denize bakTercekten de bir yelken Corona Körfezi'ne girmek ya da ora, çlkmak yerine doğrudan Pireth Tulme'ye geliyordu. Jill'in ilk veüdüsü rotasından saptığı açık olan gemiyi uyarmak için bir yol bulmak oldu. Kalenin bir sinyal fıçısı, mancınığın yanında duran yirmi kilometre içerideki daha büyük Kralın Adamları kalesine işaret göndermek için düşünülmüş, istikrarsız muhteviyatla dolu fıçılardan bir tane vardı -ama o kadar uzun süredir kullanılmıyordu ki, Jill yeterince parlak yanmayacağından korkuyordu. Jill fıçıyı zamanında havaya uçurmasına yardım edecek birini uyandıramayacağını fark etti ve bu yüzden kollarını sallamaya, yüksek sesle bağırmaya, geminin mürettebatını kayalar ve yaklaşan felakete dair uyarmaya başladı. Gemi kendi mancınığıyla karşılık verip de, dev bir taş dokuz metre kadar aşağısında, yamacın cephesine çarpınca ağzı nasıl da açık kaldı! Tam da genç askerin bunca senedir karşılaşmak için eğitim gördüğü türden bir durumdu, tıpkı Jill'in olabileceğini düşündüğü gibi. Ama bir nedenle her şey Jill'e çok gerçekdışı geliyordu. Uzun bir an, tamamen sersemlemiş bir halde orada durdu. Sonra geminin yalnız olmadığını fark etti, suda alçak duran bir başka gemiyle birlikte hareket ediyordu. Bir tanesi -en az bir tanesi- çoktan Pireth Tulme'nin yanından geçmiş, Atnalı Koyu'nun kumsalına yönelmişti. İki tanesi geminin sağında, üçüncüsü solunda seyrediyordu. İkinci bir top yükseldi, kale duvarını aştı, arka duva ve yeşil araziye düştü. Jill bütün gücüyle haykırdı, derken bir an sonra, gemi! da yaklaşırken yanıt alamayınca bir kez daha haykırdı V lu geminin güvertesindeki hareketleri görebiliyordu artık- küc"t killer oraya buraya koşturuyor, geniş gemiyi, koyun sayısız n "h çi kayalarının arasından geçirmeye çalışıyorlardı. Jill şekillerin kmızı berelerini fark etti. "Powrieler," diye mırıldandı kendi kendine. Bir gemiyi ner den çalmış ya da ele geçirmiş olabileceklerini merak etmeye za manı yoktu; yine bağırdı, sonra dönüp kule kapısına baktı. Orada içerideki askerleri uyaracak ikinci bir nöbetçi olmalıydı. Jill başını iki yana salladı, kısa, gür saçları savruldu. Genç kadının içinde hayal kırıklığı yükseldi, ümitsizliğe karıştı. Yeni bir top gürleyerek süzüldü, Pireth Tulme'nin ön duvarına, yükseğe çarptı ve bazı taşlan devirdi. Jill duvar boyunca kapıya doğru koştu. Koşarken koyu fark etti; alçak geminin kumsala yanaştığını, bir başkasının çoktan varmış, kapağını açmış, düzinelerce kırmızı şapkalı cücenin deniz kabuklarıyla kaplı kumlara dökülmekte olduğunu gördü! Jill ağır kapının sürgüsünü tutup çekerken yeni bir atış geldi, bu

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


mermi taş ya da ziftten değil, düzinelerce çengelden oluşuyordu. "Ah, lanet olsun," dedi. Çengellerin çoğunun duvara tutunduğunu gördü. Sonra kulenin içine doğru haykırdı, herkesin duvarlara koşmasını, koyda powrieler olduğunu söyledi bağırarak. Sonra kılıcını çekip, her adımında küfrederek koştu. Hazırlıksız yakalanmışlardı; ön duvara dönerken henüz kuleden kimsenin çıkmadığını fark etti. Muhtemelen askerlerin yarısı uyarıya inanmayacaktı ya da duyamayacak kadar sarhoştu ve diğer yarısı da muhtemelen lanet silahlarını bulamamıştı bile! Gemiden duvara halatlar gerilmiş, üzerine dizilen cüceler, şa_ L» w 37' üçle halatlara elleri ve ayak bileklerinden asılarak is*UtlC' h' hızla tırmanıyorlardı. Jill ilk önce kancayı yerinden kurçalıştı, ama çok sıkı olduğunu, ağır halatın üzerinde çok - rlık olduğunu gördü. Sonra vahşice halata saldırdı, kesalıştı ayarlayamadığı bir darbeyle kılıcını çentti, çelik taş , çınladı. Halatlar kalın ve sağlamdı, ve Jill hepsini kesex:ni kötü powrieler duvara ulaşana kadar bir ya da iki tajjıeyeceg » esinden fazlasını kesemeyeceğini anladı. "Acele edin!" diye haykırdı, açık kule kapısına bakarak. Sonunda Miklos Barmine gözlerini ovuşturarak, solgun günıgj yakıyormuş gibi gözlerini kırpıştırarak dışarı çıktı. Jill'e seslenecek, neden bağırıp durduğunu soracak oldu, ama kadının kalın halatı kesmeye çalıştığını fark edince durdu. Kumandanın arkasından başka bir adam çıktı. "Duvarlara! Duvarlara!" diye haykırdı Barmine çaresizce ve adam kulenin karanlığında kaybolarak arkadaşlarına seslendi. JiU'in son bir darbesiyle halat kurtuldu, yarım düzine powrie soğuk sulara döküldü. Jill bir sonraki halata koştu, ama bir cücenin biraz aşağıda, tepeye çıkmak üzere olduğunu görünce yanından geçti. Oraya önce Jill ulaştı, taşa tırmanmaya çalışan powrieye kılıcım savurdu. Yaratık inatla tutunmaya devam etti, ama Jill yine, tam yüzüne vurdu ve powrie çığlık atarak düştü. Jill halatı kesmeye başladı. Artık kuleden askerler çıkıyordu, ama powrieler ön duvarın üzerinden aşmaya başlamışlardı. Jill halatın daha yarısını kesemeden durup kendini sipere çekmeye çalışan bir başka powrieyle savaşmak zorunda kaldı. Yaratık küçük kılıcını çekti, ama kadının ilk, vahşi saldırısını savuşturmak ?Çin çok geç kalmıştı. JiU'in kılıcı cücenin gözlerine çarptı ve onu kör etti. Cüce şiddetle karşılık verdi, ama Jill hemen yanına, sonra arkasına kaydı ve powrie vahşi hamlesini bitirip savunma po2lsyonu aldığında Jill bir kolunu omzuna doladı, diğeriyle baca372 R- A. Sal vat Orç

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


karasını yakaladı, kaldırdı, çevirdi ve cüceyi duvardan « aşağı fırıa ti. O halatı kesmek için zamanı kalmamıştı, çünkü bir bask çoktan yuhalayarak, uluyarak, bir sopayı önünde sallavar tj ı A 0r>a doğru koşuyordu. Atılan askerler kırmızı şapkalı cüceleri duvar boyunca ka dr, şiddetle dövüşmeye başladı. Jill iki cücenin uçarak aert;-scç ligini, bir adamın göğsündeki ölümcül yarayı kavrayarak dizlerinin t rine çöktüğünü gördü. Sonra yine dövüşmeye başladı, sıçrayarak pis bir sopan menzilinden çıktı -sopanın geniş ucuna çakılmış birkaç çivi gördü. Sonra hırlayarak atıldı, kılıcını uzattı ve saldırısı savuşturulunca sopanın altından cücenin karnını tekmeledi. Powrie irkilmedi bile, hemen atılarak bir, iki, üç hamle yaptı Jill düzenli olarak geriliyordu, ama birazdan yeri kalmayacağını fark etti, çünkü arkasından hızla bir başka powrie yaklaşıyordı. Bir adım attı, sonra aniden döndü, bir dizinin üzerine çöktü ve atılarak boş eliyle ikinci cücenin kılıcını savurduğu kolunu yakaladı, kendi kılıcını yaratığın göğsüne gömdü. Jill kısa bir koşuyla doğruldu, yaralı powrie'yi yuvarladı, sonra yine döndü, atıldı, sopanın sağlam bir darbe indiremeyeceği kadar yaklaştı, zayıf darbeyi kabul ederek, kendi saldırısıyla karşılık verdi ve cücenin gırtlağını kesti. Kadın nefes nefese manzarayı inceledi. Kazanmaları imkansızdı. Pireth Tulme'nin Kıyı Muhafızları iyi savaşıyordu, ama sayıları çok azdı ve tek avantajlarını kaybetmişlerdi: Duvarlar. Hazırlıklı olsaydılar, tetikte olsaydılar powrie halatlarının çoğu cüceler duvara tırmanamadan kesilmiş olurdu. Askerler bu tür bir saldırı için tatbikat yapmış olsalar savunmaları eşgüdümlü olurdu ve işaret fıçısı çoktan fırlatılmış, yüksekte donuyor, destek kuvvet çağırıyor olurdu. Jill altı askerin mancınıkta olduğunu, üçünün kollarla uğraştığını, üçünün çılgınca bir avuç iblisi" Uı/af'Ş' 373 • uzak tutmaya çalıştığını görebiliyordu. Onlara gitmesi P° .-• j fark etti, ama aynı zamanda hiç şans olmadığını da an8e Savaş duvar boyunca sürüyordu, gittikçe daha fazla v içeri akıyordu ve bir başka grup, Atnalı Koyu'na giden iki kneden gelenler, çılgınca bağırarak kalenin arkasındaki yamaçtan yukan koşuyorlardı. Pireth Tulme kaybedilmişti. ijll Miklos Barmine'ın kulenin yakınındaki duvarda emirler bağırmakta olduğunu gördü. Powrieler çevresini sarmıştı. Şiddetli bir darbe aldı, sonra bir tane daha, ama saldırarak karşılık verdi ve bir powrie'yi duvarın üzerinden devirdi. Jill'in kadın yoldaşlarından biri o sırada kule kapısına ulaştı, ama içeri doluşan kanlı berelerce sürüklendi. Barmine çığlık atmaya devam ediyordu, ama kısa süre sonra sözcükleri çok geçmeden homurtulara ve acı ulumalarına dönüş-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


tü. Bir düzine yerinden kanıyor ve darbe ardına darbe alıyordu, ama inatla o kılıcı sallamaya devam ediyordu. Sonra Jill onu gözden kaybetti, kendini bir başka cüceyle karşı karşıya buldu. Cüce kadını hazırlıksız yakaladığını düşünerek hızla saldırdı ve sopasını vahşice yandan savurdu. Jill kolaylıkla eğildi, sonra silahı arkadan tekmeledi, powrienin sırtına zayıf bir darbe indirdi, ama dengesini yitiren cücenin iki buçuk metre yüksekliğindeki siperden aşağıya düşmesine yetti. Bir başkası çabucak onun yerini aldı, kısa kılıcıyla bir dizi hamle yaptı. Jill kuleye bir bakış fırlatmayı başardı ve bir powrie sürüsünün içeri aktığını, Barmine'ın yüzü, kolları ve bedeni kanla kaplı bir halde, dizlerinin üzerine çöktüğünü gördü. Dehşet verici manzaranın etkisi altında, şiddetle saldırdı. Kılıcını soldan sağa, yukarı doğru savurdu, sonra geriye, sonra yeni bir geri hamle, her biri metale çarpan metalin sesiyle çınladı. Jill sağ ayağını son darbeyle öne kaydırdı, sonra kılıcını çevirdi ve 374 Sil, ?»'or<î iaYdı ve askerin doğrudan öne atıldı, powrie'yi geriye sürdü. Ama bir h savunmayı sağlamlaştırmak için ilkinin hemen arkasına ^^ onun arkasında da bir başkası vardı. Jill arkasında bi ölüm çığlığını duydu. Birazdan alt edilmeyi bekliyordu Öne ilerledi, sonra duvarın üzerine sıçradı, siperden sin ladı, bir kez şaşıran bir powrienin kılıcının üzerinden hoplad cüceyi birkaç uzun adımla geride bıraktı, ön duvarın uzak u gitti. O noktada bir halat daha vardı, üzerindeki son cüce duvard bir buçuk metre uzakta duruyordu. Jill arkasındaki katliama baktı. Pek çok powrie ölmüştü, ama ölenlerden fazlası ayaktaydı ve kalan askerlerin her biri sarılmış çaresizce dövüşüyordu. Barmine dizlerinin üzerindeydi, ama direnmiyordu, bir powrie beresini yüzüne sürüyordu. Cüce beresini yükseğe kaldırıp o hareketle birlikte çivili sopasını ölen kumandanın yüzüne indirince Jill irkildi. Yeterince görmüştü. Halattaki cüceyi halledebilirdi, ama bunu yaparsa peşindeki üç cücenin kendisine yetişmesine izin vermiş olurdu. Jill bunun yerine kılıcını kınına soktu, kemerini çıkardı ve duvardan aşağı, tırmanan cücenin ilersine sıçradı. Bir eliyle halatı yakaladı ve altında altmış metrelik boşluk varken, tüm gücüyle tutundu. Powrie hemen yön değiştirdi, kendinden emin, güçlü ellerle halatın üzerinde ustalıkla döndü. Üç arkadaşı tipik powrie sadakatiyle hemen kancayla halatın başına gittiler ve tehlikeli kadınla beraber arkadaşlarını düşüreceklerine aldırmadan kesmeye başladılar. JiU'in savaşacak zamanı yoktu. Cüceyi uzak tutmaya çalışaraK yana bir tekme savurdu, ama asıl niyeti diğer elinde sıkı sıkı tuttuğu kemerini halata geçirmekti. Tek denemede kemeri halattan aşırdı, ama diğer eli halattan kaydı ve düşmeye başladı. m uv^'51

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


375 li bir şekilde kemerin diğer ucunu yakaladı. Şimdi kemenU tutmuş sarkıyordu, sonra düşmandan uzağa, sislerin r'n kıvıdan otuz metre kadar açıkta bekleyen gemiye doğru İSa kaymaya başladı. ıatın diğer ucu seren direğine bağlanmıştı. Güvertede pek wrje vardı, ama henüz hiçbiri onu görmemişti. Jill pruvaaklaşırken salıvermeyi, darbeyi emmek için birkaç kez yuvarmasina yetecek bir konumda düşmeyi umdu. Güverteyi aşıp . ^jji mancınığa ulaşabilirse, ya da daha doğrusu mancınığın yanındaki zift kazanlarına ve ateş çukuruna ulaşabilirse, epey kargaşa yaratabilirdi. planının yetersiz olduğu anlaşıldı, çünkü Jill geminin önüne yaklaşırken halat gevşedi ve aniden ileri değil aşağı düşmeye başladı. Kafaüstü geminin pruvasına çarpacağını düşünerek çığlık attı. Ama şansı vardı, geminin hemen önünde denize düştü. Bir ağız dolusu su tükürerek başını sudan çıkardı, kulakları kale duvarlarında çınlayan ölüm çığlıklarıyla doluydu. İçinde, powrielere ve kendi arkadaşlarına yönelik bir öfke kabardı. Hazırlıklı olsaydılar bu felaketi yaşamazlardı. Kendi kurallarına uysalardı powrieler püskürtülürdü. Düşerken kılıcını kaybetmişti, ama Jill aldırmıyordu. Geminin çevresinde yüzerken dudaklarından kedimsi hırlamalar kaçıyordu. Kollarının ve bacaklarının çok geçmeden yüzemeyecek kadar uyuşamasından korkarak daha hızlı hareket etmeye başladı. Kıç tarafı dolandı, çapa halatını, iskele yanındaki kalın halatı buldu. Kolları soğuk ve bitkinlikten ağrıyordu. Halatı yakaladı ve kendini üç metre yukarıdaki korkuluğa çekti. Mancınık yeniden ateşlenirken gözetledi, alev alev ziftten bir top Pireth Tulme duvarlarının üzerinde süzüldü. Jill merminin insanlardan çok powrieleri Yakacağını fark etti, ama cüceler aldırış etmiyor, bir sonraki topu doldururken sevinçle uluyorlardı. 376

Sil R- A. v*'0r, başlan. Üçü topu kaldırmış, ağır bir battaniyeye yerleştirm' nın üzerindeki sepete kaldırmışlardı ki, Jill uçarak onla Cüceler korkuluğa doğru devrildiler, ama yüklerini bıraka Zift topu korkuluktan aşağı düştü ve üç powrieyi de yam H türdü. *8ÖDördüncü hemen JiU'e saldırdı ve gırtlağını yakaladı KaH ? r>.daın bu ufak şeyin ağırlığına ve gücüne inanamıyordu! Powrie hir 11 anda kadının sırtına çıkmış, onu boğmaya başlamıştı. Jill çaresizce kurtulmaya çalıştı, parmaklarını yaratığın basD inaklarına geçirdi ve dışa çevirdi. Sanki çekiştirdikleri demir kelepçelerdi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Jill taktik değiştirdi ve cücenin yüzüne vurmaya başladı, sonra gözlerini çıkarmaya çalıştı. Cüce sıkı sıkı tutunmaya devam etti, hatta kadının parmaklarını ısırmaya çalıştı. Biraz sonra Jill'in elleri powrienin fıçı gibi gövdesine amaçsızca vurmaya başlamıştı, gücü hızla tükeniyordu. Pireth Tulme ölürken o da ölecekti; yine sessizce hazırlıksızlığa, hayatını emanet etmek zorunda kaldığı adamların ve kadınların aylaklığına küfretmeye başladı. Ölecekti, kendi harası yüzünden değil, Kıyı Muhafızları zayıfladığı için. Ellerini çılgınca sallandı; görüş alanının kenarları kararmaya başladı. Bir eli powrienin sert beline, cücenin kemerinin üzerindeki metal topa çarptı. Bir hançerin kabzası. Cüce hançerlendiğini fark edene kadar Jill ona dört kez vurmuştu. Yaratık sonunda uluyarak kadını bıraktı, hançerden kaçınmak için geriledi. Jill onu tekrar yaraladı, hançeri sallanan kollarının arasından göğsüne, sonra gırtlağına sapladı. Cüce yuvarlanarak uzaklaştı, ama Jill onu takip edemedi. Dakikalar gibi gelen bir süre boyunca yattı, sonra sonunda dirseklerinin üzerinde doğrulacak guc İblisi11 uyâ nişi 377

dinde buldu. ken wrie korkuluğun yanında, yüzüstü yatıyordu, ?ıı derin bir nefes daha aldı ve sallanarak ayağa kalktı. ManE ^ondü, uzun kolu inmiş, ateş etmeye hazırdı. Nasıl bir köcim; • yapabileceğini merak ederek zift fıçılarına baktı. Powrie arkasından hızla çarptı ve kadını mancınığın kirişine A "ru sürdü. Jill hançeri savurarak döndü, cücenin yüzüne, daha •• ce açtığı derin yaranın biraz üzerine küçük bir çizik attı. Cüce birkaç adım geriledi, ama yine saldırdı. tül dizlerinin üzerine çökerek omzunu eğdi ve darbeyi kabul etti. Bacaklarını altında kıvırarak cüceyi kaldırdı, hızla ilerleyip bütün gücüyle ittirerek, yaratığı mancınığın sepetine bıraktı. Jill hemen yuvarlanarak uzaklaştı, yana kaçtı, bırakma kolunu yakalayıp çekti. Mancınık ateş aldığında powrie sepetten çıkmak üzereydi, ama makine cücenin döne döne, kollarını ve bacaklarını açarak vahşi bir uçuşla doğrudan kaleye doğru fırlamasına sebep oldu. Çığlığını başka bir sürü cüceler duydu, ilginç mermiyi fark ettiler ve kıç güvertesine döndüler; Jill'in zamanı tükenmişti. Zift fıçılarını tekmeledi, birini çapa halatını tutan ırgatın üzerine döktü

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ve bir başkasını alt güverteye giden merdivenlere devirdi. Tek kurtuluşumuz soğuk su olduğunu düşünerek, kış küpeştesine döndü. Onu yine şansı kurtardı, çünkü kıça bağlanmış bir kayık buldu. Kadın onu hemen serbest bıraktı, suya düşmesini sağladı, sonra powrieler kıç güvertesine tırmanır, ırgat ve mancınık üzerindeki alevler yayılırken, suda yüzen ziftten ve başlarını suyun üzerinde tutmayı beceren üç cüceden kaçınarak becerebildiğince uzağa sıçradı. Cüceler JiU'le beraber kayığa yöneldi, kadın bir tanesine yetişti ve onu ödünç aldığı hançerle kolaylıkla öldürdü. Powrielerin suda o kadar zorlu olmadığını fark etti ikincisine 378 R. A. Sal Vâtore önCe son cüar, yaklaşırken. Jill, gecikirse üçüncü cücenin kayığa onda ulaşacağını fark ederek ikincinin yanından geçti. Çırpman ceyi yakaladı, hançerini omzuna sapladı, sonra yüzerek yan geçti ve ümitsizce küçük kayığı kavradı. Bir arbalet oku başını yanında suyu yardı. Jill güvertedeki powrie okçularına karşı siper etmek için ka ğın arkasına dolanmaya çalıştı. Ama açının yanlış olduğunu Ci' çelerin çok yüksekte ve kayığın yakın olduğunu biliyordu nere ye giderse gitsin onu açıkça hedef alabilecekleri. Ve kollarına, bacaklarına yayılan derin uyuşukluk bir an önce sudan çıkması gerektiğini söylüyordu. Tahta gıcırtıları powrielere en son sorunlarını haber verdi. Jil] küçük kayığın üzerinden baktı ve geminin çapa halatının yandığını, dalgalara kapılan geminin hızla döndüğünü gördü. Okçular aniden sudaki kadından başka şeyler düşünmek zorunda kaldılar. Jill kayığa tırmanmaya çalıştı, ama durup mücadele eden powrienin darbesine karşılık vermek zorunda kaldı. Sonunda kayığa çıktı, kürekleri yerleştirdi ve üçüncü cüce çılgınca kayığa yetişmeye çalışırken kürekleri bütün gücüyle çekti. Cüce, Jill'in küreklerden biriyle kafasına vurmasına yetecek kadar yaklaştı. 28 KARDEŞLER jill kendini kumsala çekti, perişan olmuş, üşümüş ve öfkeliydi. Güçlü dalgaların kayalara çarpmaya devam ettiği küçük kayığa baktı. O günün kalanında ve bütün gece, hatta ertesi sabahın büyük bir kısmında sürüklenip durmuştu. Jill savaştan karadaki en yakın noktaya gitmek istemişti. Sonra koşacak, yardım bulacak, Pireth Tulme'ye yapılacak saldırıyı yönetecekti. Powrie gemisi görüş açısından çıkarken yaralarına, o ana kadar farkına bile varmadığı ağrılarına ve acılarına teslim olmuştu. Savaşın sıcaklığı bedenini terk etmiş, baygınlık büyük bir avcı kuş gibi üzerine çökmüş, gerdiği kanatlan gün ışığını kesmişti. Jill o gece körfezde sürüklenirken uyanmış, akıntıların onu açık denize itmemiş olması için dua etmişti. Ama şansı vardı, çünkü kıyı

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


şeridi görüş alanında kalmış, yüksek, siyah dağlar güney ufkuna işaret etmişti. Kıyıya ve sonra da yanaşabileceği bir yer bulana kadar kürek çekmek Jill'in saatlerini almıştı. Dar bir giriş bulmuş, ama girer girmez suda, yüzeyin hemen altında sayısız keskin kaya olduğunu görmüştü. Jill çok uğraşmış, ama sonunda boşuna olduğunu anlamıştı. Bu yüzden kırmızı Kıyı Muhafızları ceketini ve ağır çizmelerini çıkarmış, kayığın yanından suya atlamış, her kulaçta güçlü dip akıntılarıyla savaşarak buz gibi suda yüzmüştü. Kayalar kayığını ele geçirmişti. Nerede olduğunu bilmiyordu, ama Pireth Tulme'nin batısında, î8° Peygamberdevesi Kolu'nun kuzey kıyısında olduğunu tah ı yordu. Karaya yönelip bir yol bulduğunda ve bir saatlik viirfardından, dört buçuk kilometre sonra Macomber'a varacağın ?? 5lrıı söylç, yen bir tabela bulduğunda tahmini doğrulanmıştı. Jill kasabayı dolanarak Pireth Tulme'den kaçanların gelece? ri ğu tarafından değil de batıdan yaklaştı. Hâlâ ıslak olan giysilerini H?? zeltmeye çalıştı, ama çizmesiz olduğundan ve köylü kadınların k' li, nasırlı ayaklarına sahip olmadığından, yürüyüp gelmesinin o çekten de herkese şüpheli görüneceğini fark etti. Kırmızı ceketi gn a*y~ miyor olsa da sarımsı kahverengi pantolon, sade, beyaz gömlek sn miş, çıplak ayaklı bir kadın sıradan bir görüntü değildi. Jill en azından sarınabileceği bir pelerini olmasını diledi. İkişer katlı altmıştan fazla binadan oluşan yerleşim biriminden geçerken kasabalılardan birkaç meraklı bakış çekti. Bazıları onu işaret etti, hepsi fısıldaştı, epeyce insan dönüp hızla uzaklaştı ve genç kadına hepsi sinirliymiş gibi geldi. Belki felaket haberi ondan önce gelmişti. Bu şüpheler Jill'in yakaladığı konuşma parçalarıyla güçlendi, Kralın Adamları'ndan bir birliğin doğuya gittiğini söylüyorlardı. Kendi kendine başını salladı; gidip birliğe katılmalı, Pireth Tulme'ye gidip intikam... Düşünce Jill'e soğuk bir tokat gibi çarptı. Neyin intikamı? Arkadaşlarının mı? Miklos Barmine denen serserinin mi? Defalarca öldürmeyi hayal ettiği Gofflav/un mu? Bir meyhane buldu, tabelası ismini seçemeyeceği kadar yıpranmıştı, ama köpüklü kupa imgesi yeterince açıktı. İçeri girmeden önce sert bir uyarıyla yükselmiş tanıdık bir ses geldi kulağına. "İçimize nasıl iblisler davet ediyoruz?" diye haykırdı içerideki adam ve Jill onu görmeden, bir masanın üzerinde durduğunu, parmağını yukarı kaldırdığını hayal etti. Patlamaya hazır bir arbede bekleyerek içeri girdi, ama bunun iblisi" ^' 38, i H rahibi oldukça ilgili bir izleyici topluluğunun önünde yerine a

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


' Ve kalabalık bir topluluktu; içeride kırk kişi olmalıydı, meyhane? Huvardan duvara doldurmuşlardı. Jill kalabalığın içinden sıyrılıp aitti, bir kupa bira ısmarlayacak oldu, ama sonra parası olmadı ânı hatırladı. Bunun yerine döndü, dirseklerini tezgaha dayadı, ke5işi ve özellikle seyircilerinin tepkilerini izlemeye başladı. Savaş fısıltıları duydu, bazıları cüce diyordu, ama diğerleri doğru adı, powrie adını biliyordu. Düşman gücüne dair tahminler bin savaşçıdan, savaşçı dolu bin gemiye kadar değişiyordu. Jill onlara ele geçirilmiş bir yelkenli ve yalnızca beş fıçıtekne olduğunu söylemek istedi, ama kendini ifşa etmekten korkarak ve korkunun bu insanlara iyi geleceğini düşünerek sessizliğini korudu. Anlaşılan deli rahip kızın duygularını paylaşıyordu; çünkü söylevi daha da uğursuz, daha da çılgın bir hale geldi, sanki yoldan aşağı yürüyen, Macomber'ın sınırına kadar gelen bir canavar ordusu görmüş gibiydi. Hararet kritik bir noktaya ulaştı ve sonra aniden kırıldı. Meyhaneci elinde ağır bir sopayla tezgahı dolandı ve sopayı anlamlı anlamı şişman keşişe doğrulttu. "Bu kadarı yeter," diye uyardı, silahını sallayarak. "Ne olmuşsa olmuş, bu Kralın Adamları'nın soaınu, Macomber halkının değil!" "Bütün dünya hazırlanmalı!" diye terslendi şişman adam, kollarını açıp insanları katılmaya davet ederek. Ama çok geçti; korku ve öfkenin sınırını zorlamıştı. Meyhaneci yardım istediği zaman gönüllü sıkıntısı çekilmedi. Deli rahip korkunç bir mücadele verdi, "hazırlık eğitimi" diye uluyarak adamları fırlattı! Ama sonunda, tahmin edilebileceği gibi, keşiş kapıdan dışarı uçup hızla sokağa indi. Jill hemen yanında bitti, adam kendine gelmeye çalışırken bir dizinin üzerine çöktü. Adam cüppesinin cebine uzandı ve küçük bir 382

4'0re A- Sjiv, matara çıkardı, tıpasını açıp dev bir yudum aldı. Geğirmesi ' k di ve utanmış gibi Jill'e baktı. "Cesaret iksiri," diye açıkladı kuaı kuru. "Ha, ha, ne ki!" Jill ona ekşi ekşi baktı, sonra doğruldu ve elini uzattı "r u vOR tutarlısın," diye payladı. Rahip ona dikkatle baktı. Kadını daha önce gördüğünü iviyordu, ama nereden çıkartamıyordu. "Tanıştık mı?" diye sordu nunda. "Bir kez," dedi Jill, "fazla uzak olmayan bir yerde." "Bu kadar güzel bir yüzü unutmam imkansız," diye ısrar etti ra hip. Jill kızaramayacak, hatta aldıramayacak kadar perişan dunımdaydı. "Belki kırmızı ceketim hâlâ üzerimde olsaydı," dedi, durumunu bu adama itiraf etmiş olmasına inanamayarak. Adam uzun süre sustu, sonra yüzü tanımayla aydınlandı -ve sonra bunun anlamını fark edince hemen yine karardı. "S-senin evin," diye kekeledi, ne tarafa gideceğini bilmiyormuş gibi. "Pireth Tulme." "Pireth Tulme'ye hiç evim demedim," diye terslendi Jill. Deli rahip yine konuşacak oldu, ama kadın, onu elini kaldırarak susturdu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Oradaydım," dedi sertçe. "Gördüm." "Söylentiler?" "Powrieler," diye onayladı Jill. "Pireth Tulme artık yok." Rahip matarasını uzattı, ama Jill reddetti. Adam başını sallayarak matarayı eski cüppesinin kıvrımları arasına soktu, ifadesi ciddileşmişti. "Benimle gel," dedi kadına. "Söylemek isteyeceklerini dinlerim." Jill öneriyi uzun uzun düşündü, sonra onunla birlikte adamın Macomber'ın dışındaki küçük bir handa kiraladığı odaya gitti. Adam kadının kaçtığını anlatmasını bekliyordu; ama elbette, kadının basitçe ve dürüstçe anlattığı hikaye çok farklıydı. Kadın adamın gözlerinM*uvan'5' 383 •rtikçe büyüyen saygıyı gördü ve onun bir dost olduğunu, kadıkerlere ihbar etmeyeceğini, onlara kadın kadar az saygı beslediğini anladı j anladı. Hikayesini bitirdiğinde, bir kez daha sesini duyduğu için rnnıın olduğunu ve artık uyarılarını takdir ettiğini söylediği zarahip teselli edercesine gülümsedi ve elini kadının elinin üzerine koydu. «gen Avelyn Desbris Birader'im, eskiden Aziz Saf Abelle'dendim" diye sırrını söyledi ve Jill adamın uzun, çok uzun zamandır gerçek ismini söylediği ilk kişi olduğunu anladı. "Anlaşılan ikimiz de sahipsiziz." "Hayal kırıklığına uğramış demek daha doğru olur," diye yanıt verdi Jill. Avelyn'in yüzünden karanlık bir bulut geçti. Başını salladı. "Gerçekten de hayal kırıklığına uğramış," dedi yumuşak bir sesle. "Sana hikayemi anlattım," dedi Jill. Avelyn'in ölen annesi içirt ağladığı o geceden beri yaşamadığı bir duygu patlaması geldi. JilPe çok şey anlattı -anlatabileceğine inandığından çok daha fazlası- yalnızca Yüzük Taşları hakkındaki bazı özel bilgileri, gizli adayı, kaçış yöntemini ve ölümcül sonuçlarını ve yanında güçlü büyülere sahip taşlardan çalıntı bir hazine taşıdığını kendine sakladı. Bunlar Avelyn'e önemli görünmüyordu zaten, Yelkoparan trajedisi ya da sevgili Dansaily Comerwick ile karşılaştırıldığında hiç önemli görünmüyordu. "Sana adını söylemiş," diye araya girdi Jill alçak sesle ve Avelyn'in kahverengi gözleri, bu kadının bunun önemini anlayabildiğini fark etmesiyle puslandı. "Ama sen söylemedin," dedi Avelyn ona. "Jill," diye yanıt verdi kadın, kısa bir tereddütten sonra. "Jill?" "Yalnızca Jill," diye onayladı kadın. 384 R- A' Salvât0rç "Eh, yalnızca Jill," dedi Avelyn Birader geniş bir gülümseme 1 "anlaşılan biz iki kayıp kuzuyuz." aynı

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Evet, deli Avelyn Desbris Birader," diye yanıt verdi kadın ? ezgili sesle, "kurtlarla dolu bir ormanda kaybolmuş iki kuzu." "Kurtlara acımak lazım, o zaman," diye haykırdı Avelyn, "Ha ha ne ki!" Kahkaha attılar, ikisinin de çok ihtiyaç duyduğu gevşemeyi yaşadılar -Jill son yaşadıkları yüzünden ve Avelyn de sonunda karanlık geçmişinden bahsettiği, onu yola düşüren o ümitsiz imgeler ve duyguların mumunu yeniden yaktığı için. "Dindarlık, saygınlık, fakirlik," dedi keşiş tatsız tatsız, nefeslenerek. "Abellican Kilisesi'nin düsturu," diye yanıt verdi Jill. "Abellican Kilisesi'nin yalanı," diye terslendi Avelyn. "Basit ayinler dışında pek az dindarlık gördüm, cinayette pek az saygınlık buldum ve fakirlik Aziz Saf Abelle'in üstatlarının hoşgörü gösterdiği bir şey değildir." Hıhladı, ama Jill bu noktada onu yendiğini biliyordu. "Daima uyanık, daima tetikte," diye tekrarladı kuru kuru ve Avelyn Kıyı Muhafızları'nın düsturunu tanıdı. "Bunu powrielere anlat!" Yine, daha yüksek kahkahalara boğuldular, neşenin sesini gözyaşlarına karşı kalkan olarak kullandılar. Jill geceyi Avelyn'in odasında geçirdi; elbette keşiş mükemmel bir beyefendiydi. Avelyn kadına anlattığı hikayeyi, yaşam öyküsünü düşündü, sonra dönüp kendine, fazla kilolarına, perişan görünümüne bakü. "Ah, Jill," diye yazıklandı. "Beni idealist gençlik dönemimde görmeliydin. O zamanlar, dünyadaki korkunç gerçekliği görmeden önce ne kadar farklı bir adamdım." Düşünceleri uzun, çok uzun bir süre bu sözcüklere takıldı v< sonra aklına, bu kadına gerçekten dostu diyecekse, içinde uzun z iblisi Uya™?' an önce kaybolduğunu düşündüğü bir yanı araması gerektiği gel,. ijij'in dosaı olmak, herhangi birine doğaı düzgün bir yoldaş olmak demek, o idealizmin, dünyanın o kadar karanlık ve korkunç bir r olmadığı ve çaba gösterilirse daha iyi olabileceği inancının bir kısmını yeniden hatırlamak demekti. "Evet," diye fısıldadı keşiş uyuyan kadına, "birlikte yolumuzu bulacağız." Ertesi sabah biraz erzak, Jill için bir kısa kılıç, çizme ve sıcak bir pelerin satın aldılar ve sonra, bakışları ve fısıltıları görmezden gelerek, bir şekilde bir sırrı, dünyanın kalanının, o aptalların anlayamayacağı bir bilgeliği paylaştıklarını hissederek, birlikte Macomber'dan çıktılar, batıya giden yola koyuldular. Tek başına bu bağ, yolculuklarının ilk haftalarında Jill'i Avelyn Birader'in yanında tuttu; ikisinin yaklaşan karanlığa karşı yalnız iki kardeş olduğu konusunda ısrar ediyordu Avelyn. Jill bu savın büyük bir kısmını kabul ediyordu; ama kendini deli rahibin kardeşi olarak görmekte güçlük çekiyordu. Adam durmaksızın içiyordu ve hangi kasabaya girerlerse girsinler, Avelyn genellikle şiddetli bir kavgaya karışmanın bir yolunu buluyordu. Masur Delaval kıyısında, Amvoy ve Ursal arasındaki Dusberry kasabasında da aynı şey oldu. Avelyn

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


her zamanki gibi meyhanedeydi, masanın üzerine çıkmış, uyarılar ve lanetler saçıyordu. Jill içeri tam kavga patlarken girdi, iki düzine adam en yakınlarındakine vuruyor, düşman mı dost mu, sormaya zahmet etmiyordu. Meyhanedeki herkesin ona karşı birleştiği zamanların aksine, bu genel kavgalarda Avelyn kendini koruyabiliyordu. Dev adam saldırganları rahatlıkla fırlatıyor, beceriyle yumrukluyor, büküyor, devirdiği her kişi için "Ha, ha, ne ki!" diye bağırıyordu. Jill arkadaşına ulaşmaya çalışırken kendini savunmak için içeri fırtına gibi girdi. O da sarhoş kasabalıları çaba göstermeden idare edebiliyor, bir adam üzerine atılırken rahatça dönüyor, kendisine uzanan ellerinin yanından yürüyüp geçiyor, sonra çelme takıp yere 386

Sal* R. A. 4tore düşürüyordu. sonunda "Bunu hep yapmak zorunda mısın?" diye sordu Avelyn'in yanına vardığı zaman. Keşiş kocaman bir sırıtışla karşılık verdi. Sonra sağ eliyle HUbucak yana çekip kadına arkadan saldıran adamı sert bir sol in düzeltti, sonra ağır bir sağ kroşeyle havalandırdı. "Ha, ha, ne ki!" diye gürledi Avelyn. "Kasabanın işine gelecek1" Uzaklaşacak oldu, ama Jill hızla poposunu tekmeledi. Adam e azından duygusal açıdan incinmiş olarak ona döndü, ama Jill gerilemedi, kararlılıkla kapıyı işaret etti. Kavganın hâlâ sürdüğü meyhaneden çıktıklarında Avelyn aniden durdu ve yüzünde meraklı bir ifadeyle güzel yoldaşına baktı. Gözlerini bile kırpmadan cüppesinin altına uzandı, sonra elini çabucak çekti. Eli kanla kaplıydı. "Sevgili Jill," dedi Avelyn. "Sanırım bıçaklandım." Bacakları boşandı, ama Jill onu yakalayarak ana caddeden uzağa, yakındaki yan sokaktaki bir verandaya götürdü. Sonra onu orada bırakmayı, koşarak gidip Dusberry'nin şifacısını -her kasabanın bir tane vardı- bulmayı düşündü, ama Avelyn kolunu yakaladı ve bırakmadı. Sonra Jill onu gördü. Avelyn Birader grimsi siyah bir taş çıkarmıştı, taş o kadar parlaktı ki neredeyse sıvıymış gibi görünüyordu, o kadar pürüzsüzdü ki, Jill içine kayabileceğini hissediliyordu. Bakışları uzun süre taşın üzerinde oyalandı, genç kadın onda sıradışı, büyülü bir şey olduğunu hissetti. "Gücünün bir kısmını ödünç almak zonındayım, dostum," dedi Avelyn, "aksi halde öleceğim." Önünde diz çökmüş olan Jill, herhangi bir şekilde yardım etmeye hevesli, başını salladı. Ama Avelyn bu karşılıkla tatmin olmadı, Jill'in ihtiyacı olan şeyin ölçüsünü anlamamış olmasından korkuyordu. "Bir olacağız," dedi, M* Uva11'5' 387 f si gittikçe hızlanarak, "bildiğin her şeyden daha yakın. Böyle

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


bir birleşmeye hazır mısın?" "Sey yapacak durumda olduğunu..." «Fiziksel olarak değil, ah hayır, o değil!" diye çabucak düzeltti Avelyn, acısına rağmen hırıltılı bir kahkaha atarak. "Ruhsal olarak." jill merakla Avelyn'e bakarak topuklarının üzerinde sallandı. Fiziksel bir birleşmeye tahammül edemezdi -bu adamla değil, Connor'la değil! Ama ruhsal birleşme hakkındaki bu bilmecemsi konuşma kulağa o kadar etkileyici gelmiyordu. "Ne yapman gerekiyorsa yap," diye yalvardı. Avelyn onu bir süre daha inceledi, derken sonunda başını salladı. Gözlerini kapatıp alçak sesle ilahi söyleyerek, güçlü hematitin büyüsüne düştü. Jill de gözlerini kapatarak Avelyn'in sesinin yükselip alçalmasını dinledi. Çok geçmeden sesi duyamaz oldu, daha çok kendi bedeninden yayılıyormuş gibi hissediyordu. Ve sonra Avelyn'in ruhunun içine girdiğini hissetti. Ruhu girmeye çalışırken, Avelyn'in bedeninin orada olduğunu fark etti. Jill savunmasını kırmaya çalıştı, Avelyn'in bedenine girmesine izin vermezse kuşkusuz öleceğini biliyordu. Ayrıca bu adama güvendiğini de biliyordu. O dosttu, aynı düşünce tarzına ve çoğu noktada aynı ahlak anlayışına sahipti. Tüm gücünü odakladı, boşuna adamı davet etmeye, birleşmeyi gerçekleştirmeye çalıştı. Sonra çığlık atmaya başladı, yüksek sesle değil -ya da belki yüksek sesle, bunu bilemeyecek kadar tükenmişti. Avelyn yaklaştı, yaklaştı. Çok yaklaştı. Bir olmuş gibiydiler; Jill manastınn kahverengi ve gri duvarlarına, gür bitkilerle ve geniş parmaklı dallan olan ağaçlarla kaplı bir adaya ait imgeler yakaladı. Sonra düştüğünü hissetti, yanında düşmekte olan şahinimsi bir adamın yüzüne baktı. Ve sonra acıyı hissetti, bir hançer yarası, keskin ve sıcak. Kendi 388

Se|. R- A. ^t0re guüzerinde değildi; bunu biliyordu. Ama yanı başındaydı, yasa cünü çekiyor, Jill'i derinliklerine emiyordu. Kadın direndi Av u ittirmeye çalıştı, ama artık çok geçti. Birleşmişlerdi ve keşiş bjr pir gibi ondan besleniyordu. Jill'in gözleri dehşetle irileşti ve irkilerek sıçradı, kesişir, hSM önünde yatmakta olduğunu gördü. Acı bir başka duyguya dönüştü, sıcak ve özel. Aşırı özel am paylaşılan. Jill içgüdüsel olarak çekildi, ama saklanacak yeri yoktu Avelyn'i içeri almıştı ve şimdi bu deneyime tahammül etmek zoaındaydı. Avelyn için ruhların birleşmesi harikaydı. Hematitin bu bilinmeyen kullanımını keşfederken bile Jill'e taşlar hakkındaki bilgisini ver-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


di -ne kadar kolaydı! Onun yanıtını hemen hissetti, Jill enerjisini hematitten Avelyn'in yaralı bedenine, Aziz Saf Abelle'deki bir beşinci sınıf öğrencisi kadar rahatlıkla geçiriyordu. Keşişlerin taşların kullanımını çok yanlış bir yöntemle öğrettikleri geldi Avelyn'in aklına, dersler bu ruhsal yöntemle, hematit kullanılarak veriliyor olsa, öğrenciler çok daha hızlı ilerlerdi. Jill'in bu deneyimden büyülü taşların nasıl kullanılacağı hakkında sıradışı bir bilgiyle çıkacağını biliyordu ve kadın güçlüydü! Avelyn bunu hissetti. Tecrübe ederek, daha fazla birleşmeyle kısa sürede Aziz Saf Abelle'deki en güçlü taş kullanıcılarına rakip olabilirdi -bu basit teknik sayesinde. Ama Avelyn'i karanlık imgeler çevrelemeye başladı, taş gücüyle başıboş dolaşan adamlara dair sahneler. Taş kullanımı eğitimini bu yöntemle verme fikrinden aklına geldiği kadar çabuk vazgeçti; çünkü böyle bir gücü idare etmek için gereken disiplinin, asla bu kolay yöntemle öğretilemeyeceğini anlamıştı. Aniden bu kadına pek az bildiği bir şeyi verdiği için suçluluk hissetti, sanki bir şekilde Tanrı'ya ihanet etmiş, ilk önce rehberlik ya da fedakarlık istemeden bir nimeti bahşetmiş gibi hissetti. Birkaç dakika içinde sona erdi, Avelyn hemen hemen iyileşmiş

ısı 389 iblisin Uyan ine geri döndü. Jill sırtını döndü, adama bakamıyordu. "Üzgünüm," dedi Avelyn ona, bitkin, ama fiziksel acıya ilişkin iz• kaybolduğu bir sesle. "Hayatımı kurtardın." [ili geçmişin kara kanatlarıyla, uzun zamandır onu yakınlığa karkoruyan enSe^e' Avelyn'in parçalamadığı, ama bir şekilde çevre?nden dolaştığı engelle mücadele etti. Büyük çaba göstererek dönüp adamla yüzleşti. Doğaüup oturmuştu, uysal uysal gülümsüyordu, tombul hatlarındaki acı ve ölüm bulutu geçmişti. "Ben..." diye özür dilemeye başladı yine, ama Jill onu susturmak için parmağını dudaklarına koydu. Ayağa kalkarak elini uzattı, iri yapılı keşişin kalkmasına yardım etti. Sonra Jill yolda yürümeye başladı, tıpkı onları bütün diğer kasabalardan çıkaran yollar gibi. Gecenin geç saatlerine kadar yürürlerken, birleşmelerine ilişkin o dehşet verici anları tekrar tekrar kafasından geçirir ve kendine sürekli bunun gerekli olduğunu söylerken, Avelyn'in ona verdiği, kuşkusuz keşişin geçmişinden gelen imgeleri anlamaya çalışana kadar tek söz etmedi. Ama başka bir şey vardı, Avelyn'in geride bıraktığı bir armağan. Jill, değil kullanmak, büyü taşlarını daha önce hiç duymamıştı bile; ama artık, sanki sırları göz açıp kapayana kadar çözülmüş gibi, onları rahatça kullanabileceğini hissediyordu. Avelyn'in ona bir armağan mı, yoksa bir lanet mi verdiğini bilmediği için bu konuda da sessiz kaldı. Avelyn de sessizliği bozmak için bir şey yapmadı. Onun da düşünecek çok şeyi vardı: Acılı kadının içinde gördüğü duygular ve sahneler -muhtemelen Yabandiyar'da, küçük bir kasabadaki kıyım imgeleri. Ve Avelyn o yerin adını biliyordu, kadının hatırlamadığı bir ad. Geçtikleri bir sonraki kasabada gizlice soruşturdu ve sonra, keli? daha fazla bilgi edindikçe, Jill'i kuzeye götürmeye başladı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Jill Palmaris'e girerken Avelyn Birader'i karmaşık duygularla takip etti. Kadın çılgınca Graevis ve Pettibwa'yı aramak, onlara iyi olduğunu söylemek, onları kucaklamak ve kendini Pettibwa'nın yu390 R. A <: , muşak kucağına bırakmak istiyordu. Elbette bütün bunlar bir kaçak olduğu gerçeğiyle etkisini yitiriyordu. Connor'la ı, 14 KarşJas mak felaket olurdu ve Grady onu görecek, ziyaretini ö&re olursa, açgözlü adam, sırf mirasını garantilemek için bile olsa temelen peşine Kralın Adamları'nı takardı. Avelyn seçtikleri hanın ortak salonuna inip söylev vermeye K ladığında Jill bir gece oraya gitti. Sessizce şehri geçti, Kardeşlik Y lu'nun karşısındaki yan sokakta gizlendi. Dakikalar saate dönüsü ken orada oturdu, içeriye çok müşteri girip çıktığı gerçeğinde teselli buldu; görünüşe göre JiU'in küçük felaketi Chilichunk ismini mahvetmemişti. Bir süre sonra Pettibwa ellerini önlüğüne sürterek, alnındaki teri silerek, gülümseyerek, hep gülümseyerek işlerinin peşinde handan çıktı. Jill'in yüreği çıkıp kadına sarılmak, Pettibwa'ya annesine koşacağı gibi koşmak istiyordu. Ama içinde bir şey, belki Pettibwa için korkması onu engelledi. Ve sonra tombul kadın çabucak Yol'un kalabalığına döndü. Jill şehrin karşı tarafındaki odasına gitmeyi düşünerek telaşla yan sokaktan çıktı. Bir şekilde Yol'un arka çatısına, özel yerine dolandı, son bir kez o tanıdık duyguların zevkini çıkardı. Yukarıda kendini Pettibwa'nın kollarındaymış gibi hissetti. Yukarıda yine Sokak Kedisi olmuştu, daha az karmaşık bir dünyada, daha az kafa karıştırıcı duygularla, genç bir kız. Bütün geceyi yıldızları, Sheila'nın süzülüşünü, zaman zaman beliren tembel bulutları izleyerek geçirdi. Palmaris'in üzerinde şafak sökerken odaya döndüğünde, bira ve daha sert içkiler kokan Avelyn'i yüksek sesle horlar buldu. Bir gözü kararmıştı. Palmaris'te günlerce kaldılar, şehir deli rahip gibilerine tahammül edecek kadar büyüktü, ama Jill Kardeşlik Yolu'na bir daha gıt-_ medi. 29 TEK BİR AMAÇ Ona yalnızca iki taş verdiler: pürüzsüz, sarı renkte bir güneştaşıyla koyu kırmızı, cilalı, kan kırmızı bir lal taşı. Aziz Saf Abelle'in en değer verilen taşlarından biri olan ilki, bir adamı hemen hemen her büyüden koruyabilir, belirli bir bölgedeki bütün büyüleri öldürebilir, o bölgedeki büyüleri faydasız kılabilirdi ve ikinci taş, arama taşı büyüye giden yolu gösterebilirdi. Adalet Birader Avelyn'i bulmak ve yok etmek üzere bu şekilde donanmıştı. Karanlık ve kasvetli bir sabah, kül grisi, hızlı olmayan ama dayanıklı bir kısrak üzerinde manastırdan ayrıldı. At saatlerce yolculuk edebilirdi ve önemli görevinin tamamlanmasına böylesine odaklanmış olan Adalet Birader, onu sınırlarına kadar zorladı. [

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


İlk önce Aziz Saf Abelle'den dört yüz elli kilometre uzaktaki Youmaneffe, Avelyn Desbris'in doğduğu köye gitti. Önce köyün dışındaki tepedeki küçük mezarlığı gördü ve Annalisa Desbris'in anısına dikilmiş taşı buldu ve Jayson Desbris isminin eklenmemiş olduğunu fark edince tatmin oldu. "Bana oğlum Avelyn'den haber mi getirdin?" diye sordu yaşlı adam hemen, kahverengi cüppesi Abellican keşişi olduğunu belli eden Adalet Birader kapıyı çaldığı zaman. içtenlikle sorulan bu basit soru keşişi sinirlendirdi. "Öldü mü?" diye sordu Jayson korkuyla. "Ölmeli miydi?" diye terslendi Adalet Birader. 392

Sil R. A. va<Or, Yaşlı adam defalarca gözlerini kırptı, sonra başını iki VT /"•?ilci sal ladı. "Görgüsüzlüğümü affet," dedi konuğuna, yana çekilin u içeri girmeye davet ederek. Adalet Birader zalim gülümsem saklamak için başını eğerek içeri girdi. "Sadece Aziz Saf Abelle'den gelen bir konuğun AvelynM haber getirmiş olacağını sandım," diye açıkladı Jayson. "Ve y\ ziyaret Avelyn'den olmadığına göre..." "Avelyn nerede?" Keşişin sesi ifadesiz ve soğuktu, Jaysort'ı topuklarının üzerinde gerilemesine, ensesindeki tüylerin diken diken olmasına sebep olan ters bir soru. "Sen daha iyi bilirsin," diye yanıt verdi yaşlı adam çabucak "Manastırda değil mi?" "Uzun yolculuğu hakkında bilgin var mı?" diye sordu keşiş keskin bir sesle. Jayson başını iki yana salladı ve Adalet Birader adamın kafasının gerçekten karıştığını hissetti. "Oğlumu en son Tanrı'nın 816. Senesi'nin güzünde gördüm," diye açıkladı Jayson, "onu Aziz Saf Abelle'e, Tanrı'nın kollarına emanet ettiğim zaman." Adalet Birader her sözcüğe inandığının farkına vardı ve bu gerçek onu daha da öfkelendirdi. Jayson Desbris'den bilgi alacağını ummuştu, bu pis işi çabucak ve etkinlikle bitirmesini sağlayacak bir yön bulacağını. Ama anlaşılan Avelyn eve dönmemişti, ya da en azından babasıyla iletişim kurmamıştı. Şimdi keşiş kararsız kalmıştı, yaşlı adamı öldürmeli mi, eve dönmesi olasılığına karşı Avelyn'i takip etmesiyle ilgili her izi silmeli mi, yoksa Jayson'ın kapıldığı kuşkuları yok edip, ziyaretini daha sevimli bir ışığa mı kavuşturmalı, bilemiyordu. Bunun işe yaramayacağını fark etti keşiş, Avelyn eve döner ve bir keşişin ziyaret ettiğini öğrenirse, bunun bir nezaket ziyareti olmadığını anlardı. Yine de yaşlı adamı öldürmek olayları daha da M»" UvanlŞ' 393

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


abiürdi, çünkü o zaman yerel memurlar tarafından mimleLtta belki takip edilirdi. pır, naıw Bir yol daha vardı. "Korkarım sana oğlunun öldüğünü bildirmek zorundayım," A Hi becerebildiğince ikna edici bir tavırla -ve bu hiç de az ikna edici olmamıştı. Tayson masaya yaslandı ve aniden çok daha yaşlı göründü. "Manastır duvarından düştü," diye devam etti Adalet Birader, "Tüm Azizler Koyu'na. Bedenini bulamadık." "O zaman neden gelip nerede olduğunu sordun?" diye sordu keskin bir ses odanın yan tarafından. Adalet Birader'den belki on yaş büyük, iri yarı bir adam fırtına gibi odaya girdi. Koyu kahverengi gözleri öfke doluydu. Adalet Birader adama önem vermedi -en azından görünüşte. Bakışlarını Jayson'dan ayırmadı ve önceki sorularını örtmeye çalıştı. "Avelyn uzun yolculuğuna çıktı," dedi sessizce ve ruhun yolculuğuna atıfta bulunan bu sözler, Avelyn'in ağabeyi Tenegrid'in içinde kabaran öfkeyi yavaşlattı. "O artık Tanrı'nın yanında," diye bitirdi Adalet Birader. Tenegrid keşişin yanına geldi, kısa boylu adama dik dik, tepeden baktı. "Ama bedenini bulamadınız," diye mantık yürüttü. "Çok yüksekten düştü," dedi Adalet Birader sessizce. Elleri önünde, geniş yenlerine saklanmıştı. Ama kavuşturulmamışlardı, sağ elini kavramış, parmaklan gerilmişti, kolundaki kaslar gerginlikle seğiriyordu. "Bu evden defol!" diye emretti Tenegrid. "Gerçeği söylemeden sorularla gelen ve sataşan pis haberci!" Yanlış yönlendirilmiş bir öfke olduğu açıktı; Adalet Birader'e yönlendirilmiş gerçek bir kızgınlıktan çok bir acı ifadesiydi. Tenegrid acılı babasının çizdiği manzara ve kardeşinin ölüm haberiyle derinden yaralanmıştı, Adalet Birader bunu anladı, ama duygudaşlık hissetmedi. Yine de kötü niyetli keşiş bıraktı geçsin, ama sonra TV ^§riH tehlikeli bir hata yaptı. "Defol!" diye tekrarladı ve elini gürbüz adamın güçlü om; koyup kapıya doğru ittirdi. Adalet Birader eliyle gözle takin lemeyecek kadar hızla Tenegrid'in gırtlağına vurdu. Adam send leyerek iki adım geriledi, destek için bir sandalyenin arkasını ka radı, sonra sandalyeyle beraber devrildi. Kanı öldürme arzusuyla alevlenen Adalet Birader'in kapma dönmesi için büyük çaba göstermesi gerekti. Öfkesini pis Avelyn'in ağabeyinden çıkarmak, babasının gözlerinin önünde adamın kafasını koparmak, sonra babasını da ağır ağır öldürmek istiyordu. Ama bu tedbirli bir hareket olmazdı, muhtemelen Avelyn'i, en büyük ödülü bulmasını çok daha güçleştirirdi. "Biz Aziz Saf Abelle'den olanlar kaybın için üzgünüz," dedi Jayson Desbris'e. Yaşlı adam inanmayan gözlerle, yaralı boğazını tutmuş, nefes almaya çalışarak yerde yatan oğlundan başını kaldırıp keşişin gitmesini izledi. Bu ipucu meyvesiz çıkınca Adalet Birader büyülü şeyleri bulma yeteneğine sahip, Ejder Görüşü denen taşa dönmek zorunda kaldı. Kısa süre sonra YoumanefPten çıktı, bu acınası köyün içinde ya da çevresinde hiç büyü bulamamıştı. Bu soğuk bir izden de kötü, diye düşündü Adalet Birader, çünkü burada hiç iz yoktu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Dünya gerçekten de büyük görünüyordu. İlk büyü izi birkaç gün sonra, bir tüccar kervanına rastladığı açık yolda geldi. Tüccarlardan birinin bir taşı vardı -ve Adalet Birader adamı örtülü arabasının içinde köşeye kıstırdığında itiraf etti. Uzun yolculuklarda mum ve yağ tasarrufu yapmasını sağlayan bir elmas kıymığıydı sadece. Keşiş çok geçmeden yine yola düşmüş, kuzeye doğru ilerliyordu. Ayı-Honce'daki en büyük şehir Ursal'dı, bu yüzden, diye iblisi, UV»™*1 395 . A<\ başlamak için iyi bir yer olabilir. Ama Adalet Birader tubiliyordu. Ursal'da pek çok tüccarın taşları vardı; manastır I rı satmaktan kaçınmıyordu. Lal taşı onu yüz farklı yola götüktj ve her biri birbiri ardından çıkmaz sokak çıkacaktı. Ama • e de, Ejder Görüşü taşının sınırlı menzili düşünülünce -birkaç .. fireden daha uzak büyüyü saptayamıyordu- Ayı-Honce'un ortalan ve kuzeyine kıyasla, sınırları belli bir şehirde Adalet Birajer'in daha fazla şansı olacaktı. Ama yönü yine değiştiğinde, iz aniden ısındığında Ursal'a giden yolun üçte birini aşmamıştı. Tamamen tesadüf eseri, bir ismi bile olamayacak kadar küçük bir yerleşim biriminde, birkaç hafta önce Masur Delaval üzerinden Dusberry'ye giden bir "deli rahip" olduğunu duydu. Adalet Biraderin kahverengi cüppesine verilen tepki, son zamanlarda buralardan geçen ilk Abellican keşişi olmadığını anlatmıştı ona. İçeri girdiğinde insanlar içlerini çekmiş, başta korkmuş görünmüş ve sonra onun korktuklarından farklı bir adam olduğunu fark ettiklerinde, açık bir rahatlamayla derin bir nefes almışlardı. Sorgulandıklarında köyü ziyaret eden, kıyamet haberleri veren ve meyhanede çılgın bir kavga başlatan "deli rahibi" hevesle anlatmışlardı. Bir adam henüz iyileşmekten epey uzak, kırık bir kol göstermişti. "Kilise için hiç iyi değil bence," dedi adam, "içlerinden birinin insanları inciterek gezmesi!" "Dövüşten sonra birçok kişi Denizin Aziz Gwendolyni'ne sırt döndü," diye ekledi meyhaneci. "Bu keşiş Aziz Gwendolyn'den miydi?" diye sordu Adalet Birader, iki günlük mesafede, kayalık bir yamacın tepesine sığınmış, yalıtılmış bir kale olan manastırın adını tanıyarak. Kırık kollu adam omuzlarını silkti, sonra meyhaneciye döndü. O da bilmiyordu. 396 "Seninkine benzer bir cüppe giyiyordu," dedi meyhan Adalet Birader ümitsizce adamın büyülü taş taşıyın tasım nı, çevresinde hiç büyü olup olmadığını sormak istiyordu ' ^L1> ama bu ikisinin bilseler, böyle bir bilgiyi ondan saklamayacaklarını f etti ve izlendiğini fark ederse Avelyn'i bulmanın daha da gücl ceğinden korkarak elini göstermek istemiyordu. Bu yüzden keşiş tarif aldı ve tarif, onun tanıdığı Avelyn Desh ris'e tam olarak uymasa da, merak uyandıracak kadar yakmd Böylece aniden bir tanımlama, bir unvan -deli rahip- ve bir yön edinmişti. Köylülerin hepsi keşişin yol arkadaşıyla, yirmi yaşlarında genç, güzel bir kadınla batı yoluna gittiğini söylüyordu. İz sıcaktı ve Adalet Birader'i kırlarda kasabadan kasabaya, Ma-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


sur Delaval üzerindeki Dusberry'ye götürdü. Yol üzerinde daha da fazla ipucu buldu; bu deli rahibin karıştığı kavgalardan birinde iki adam mavi bir patlamayla uçmuştu. Grafit. Adalet Birader küçük yerleşim biriminden yola çıkmasının üzerinden bir aydan az zaman sonra, Palmaris'in sağlam kapılarından hain keşişe yaklaştığına inanarak geçti. İki kısa gün sonra Adalet Birader Ejder Görüşü'nü kullanarak şehrin kuzeydoğu kesiminden, Masur Delaval'a bakan zengin evlerle dolu zengin mahallesinden gelen güçlü bir büyü kullanımı saptadı. Avının elinin altında olduğundan emin, yaşlı ve bitkin bir zebranın yüzüne bakan bir aslan gibi sokaklarda koştu, kalabalık pazar yerinden geçti, birden fazla şaşkın insanı devirdi. Söz konusu evin, ithal malzemeyle yapılmış dev bir yapının kapılarına ulaştığında biraz endişelendi: Güneyden pürüzsüz beyaz mermer, Ormandiyar'dan koyu renk ahşap kirişler, ancak Ursal'ın en ıyı heykeltraşlarının galerilerinden çıkmış olabilecek bahçe mobilyaları. Adalet Birader'in ilk düşüncesi Avelyn'in bu zengin tüccar tarafından, belki taşlarla ilgili bir iş, belki yalnızca soytarılık yapmap*> uv»^1 397 kiralanmış olduğu idi. Kötü niyetli keşiş bu umuda tutun. , ç0k uğraştı, çünkü, doğal olarak kuşkularından sıyrılanı Taşları böylesine kutsal gören Avelyn güçlerini kiralar j^ıiyoruı-'t M Ancak acil durumlarda, diye düşündü Adalet Birader ve ivn Palmaris'te iki haftadan fazla yaşamış olamayacağına göbu evi tanıyor olması olası değildi. Bu geriye bir olasılık daha bırakıyordu, keşişin düşünmekten hoşlanmadığı bir olasılık. Rahatça bahçe kapısının üzerinden aştı, tek fisılü bile çıkarmadan ön bahçeyi geçti. Pek çok yüksek çalı ve çit vardı; içeridekilerin ya da arkasındaki geniş caddedekilerin dikkatini çekmeden kapıya ulaşabilirdi. Daha on adım atmadan, bir bekçi köpeğinin hırlamasını duyduğunda hata yaptığını anladı. Adalet Birader bir küfür tükürdü ve hayvanı gördü; dev gibi, kaslı bir hayvan, iri, kemikli bir kafası olan, çenesi parlak beyaz dişlerle dolu, siyah-kahverengi bir köpek. Köpek yalnızca bir an tereddüt etti, adamı enine boyuna tarttı, sonra dudakları Adalet Birader'e o korkunç dişleri göstermek için kıvrılarak ölümcül bir koşuyla yaklaştı. Keşiş eğildi, bacaklarını büktü ve köpeğin hızla yaklaşmasını tartarak kaslarını gerdi. Hayvan hızla ve şiddetle yaklaşıyordu, ama tam adamın gırtlağına atlayacakken, Adalet Birader havaya sıçrayarak ve bacaklarını altında kıvırarak onu şaşırttı. Köpek kayarak durdu, ama momentumu saldırı açısını değiştirmesini engelleyecek kadar büyüktü. Derken Adalet Birader hızla hayvanın sırtına indi, inerken iki bacağıyla tekmeledi. Köpeğin bacakları altında yayıldı, kısa bir ciyaklama kopardı, sonra kıpırtısız kaldı, beli kırılmış, ciğerleri ezilmişti. Hayvanın daha fazla havlayamayacağına ikna olan keşiş eve doğru yürüdü. Daha doğrudan bir yaklaşım benimsemeye karar verdi ve ön kapıya gidip büyük, pirinç tokmağı, gerilmiş, alayla sırıtan bir surat şeklindeki bir başka ithal nesneyi hızla vı

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Kolun dönmeye başladığını görür görmez bir ayasın, ı. ve dönerek kapıya tam kapı açılırken vurdu. Kapı hızla s rak açılırken diğer yandaki hizmetkar yere uçtu. Adalet IV içeri girdi. "Efendin?" diye sordu ifadesizce. Sersemlemiş adam kekelemeye başladı, sabırsız keşiş tama lamasını bekleyemedi. "Efendin?" diye sordu yine Adalet Birader, adamın yakasını kavrayıp ayağa kaldırarak. "Müsait değil," diye yanıt verdi adam. Bunun üzerine Adalet Birader adamın yüzünü şiddetle tokatladı, sonra boynunu yakaladı; adama bu davetsiz misafirin gırtlağını kolayca parçalayabileceğin! düşündüren bir kavrayış. Adam fuayenin karşısındaki kapıyı işaret etti. Adalet Birader adamı yanında sürükledi. Ama kapıya varmadan bıraktı; kendisine yönelmiş büyülü bir saldırıyı, o odadan gelen bir saldırıyı hissedince zavallı hizmetkarı yere fırlattı. Keşiş çabucak sarı güneştaşını çıkardı ve savunma büyüsüne düştü. Saldırı oldukça güçlüydü -ama güçlü Avelyn Birader'den daha fazlasını beklerdi- yine de güneştaşı Aziz Saf Abelle'deki en güçlü taşlardan biriydi, savunması daha sık kullanılan krisoberilden de eksiksizdi ve gücü diğerlerinden daha sıkı odaklıydı, büyüye karşı basit bir kalkandı. Keşiş bir anda sarımsı bir parıltıyla sarıldı ve saldırı dalgaları kesildi. Keşiş meydan okurcasına hırladı ve ağır kapıyı tekmeledi. Kapı sarsıldı, ama açılmadı. Keşiş tekrar tekrar tekmeledi, kilide vurdu ve sonunda kapının pervazı kırıldı, kapı hızla açıldı ve elinde dolu bir arbaletie geniş bir meşe masanın arkasında duran zengin giysiler içindeki, iri yarı bir adamı ortaya çıkardı. "Tek atış şansın var," dedi Adalet Birader ifadesizce, gözlerini M* ^' 399 bilere dikerek odaya dalarken. "Tek atış ve beni öldürseni işkence ederek yavaş yavaş öldüreceğim." Adamın eli titredi; Adalet Birader bakmadan anladı bunu. Aldan gözüne bir ter damlası akarken adamın irkildiğini, dudaJ!n. çiğnediğini gördü. "Bir adım daha atma!" dedi tüccar cesaretini toplayarak. Adalet Birader durdu ve kötücül bir şekilde gülümsedi. "Beni öldürebilir misin?" diye sordu. "Arzu ettiğin son bu mu?" "Yalnızca benim olanı savunmak istiyorum," diye yanıt verdi tüccar. "Ben düşman değilim." Tüccar ona inanmazlıkla baktı. "Seni başkası sandım," dedi Adalet Birader sakin bir şekilde, sırtını tüccara dönüp kapıyı kırık pervazın izin verdiği ölçüde sıkı kapatarak. Koridorda toplanan meraklı hizmetkarları uzak tutmak için onlara yüzünü buruşturdu. "Tehlikeli bir kaçağın peşindeyim, büyülü taş kullanan biri," diye açıkladı, yüzünde sevimli bir ifadeyle tüccara dönerek. "Ondan başkasının büyü konusunda bu kadar güçlü olabileceğini düşünmedim." Arbalet inerken Adalet Birader kötücül sırıtmasını sakladı. "Aziz Kıymetli'den olanlara yardım etmeye her zaman hazırım," dedi tüccar. Adalet Birader başını iki yana salladı. "Aziz Saf Abelle," diye düzeltti. "Bu önemli arayışımda Ayı-Honce'u bir ucundan öbür

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ucuna geçtim. Sona erdiğini düşünmüştüm. Girişimi affedin; Peder Başrahibim tüm zararı karşılar." Tüccar elini salladı, adamdan bahsettiğinde yüzü aydınlanmıştı- "İhtiyar Markwart nasıl?" diye sordu teklifsiz bir tavırla. Keşiş yine bu adamın, bu basit, acınası, sefil tüccarın Peder Başrahip Markwart'tan dengiymiş gibi bahsetmesi karşısında hissettiği öfkeyi bastırdı. Adamın Markwart'la iş yaptığı açıktı -bu ka«oo R- A.

*'0r. Salv. dar güçlü bir taşı başka nereden bulmuş olabilirdi?- -ım Birader, tüccarlarla manastır arasındaki ilişkileri tüccarlard daha iyi anlıyordu. Peder Başrahip Markwart hep paraların ı ya hevesliydi, ama asla dürüst saygı karşılığında değil. a iç. ama "O zaman belki arayışınıza yardım edebilirim," dedi tü "Ah, ama görgüsüzlük ediyorum! Adım Folo Dosindien, dostl ve Peder Başrahibiniz bana Dosey der! Açsınızdır, ya da belki kiye ihtiyacınız vardır." Elini kaldırdı ve seslenecek oldu Adalet Birader sözünü kesti. "Hiçbir şey istemiyorum," diye temin etti tüccarı. "Belki arayışınıza yardım etmek dışında hiçbir şey," dedi adam takılırcasına. Keşiş, bir şekilde ilgi duyarak başını yana eğdi. Adamın en az bir güçlü taşı vardı -bunu biliyordu ve taşın hematit olduğundan kuşkulanıyordu. Böyle bir taşla pek çok şey başarılabilirdi. "Bir başka keşişi arıyorum," diye açıkladı Adalet Birader. "Deli rahip olarak biliniyor." Tüccar omuzlarını silkti; ismin onun için anlamı olmadığı açıktı. "Adam Palmaris'te mi?" "En azından buradan geçmiş," diye açıkladı keşiş, "iki hafta kadar önce." Tüccar masasının arkasına oturdu, yüz hatları konsantrasyonla gerildi. "Yolculuk ediyorsa ve kanun kaçağıysa, o zaman muhtemelen güney limanlarındaki aşağı bölgeleri tercih etmiştir," diye mantık yürüttü. Başını kaldırıp, teslim olmuş bir ifadeyle keşişe baktı. "Palmaris büyük bir yerdir." Adalet Birader gözünü bile kırpmadı. "Ben adımı söyledim," dedi adam. "Benim sunulacak adım yok," diye karşılık verdi Adalet Birader ve gerilim yine arttı, keşişin soğuk bakışlarından yayılıyordu. Dosey boğazını temizledi. "Evet," dedi. "Keşke Markwart'ın

astlan , birine verecek daha fazla yanıtım olsaydı." ""A let Birader gözlerini kıstı, adamın yorumundan, aptal tüc'stünden bu kadar teklifsizce bahsederek üstünlük kurma"çalışmasından hoşlanmamıştı. »Ama bir yer var," diye fısıldadı tüccar, sandalyesinde aniden eğilerek, "insanın yanıt bulabileceği bir yer. Dünyadaki her

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


soruya yanıt bulabileceği." Adalet Birader'in bu sohbetin nereye gittiğine, bu adamın ani, eredeyse deli gibi ifadesinden ne çıkartması gerektiğine ilişkin en ufak bir fikri yoktu. "Ama yemek yemeden olmaz," dedi Dosey, arkasına yaslanarak. "Gel, senin için Palmaris'te eşi bulunmayacak bir sofra kurdurayım, böylece Aziz Saf Abelle'e, Markwart'ın sevgili, eski tüccar dostu hakkında nazik sözlerle dönersin." Adalet Birader adamın suyuna gitti ve gerçekten de tüccar Dosey abartmıyordu. Hizmetkarları -Adalet Birader'in fuayede yere fırlattığı adam ve biri inkar edilemez derecede güzel üç kadın- en iyi et parçalarıyla, en tatlı meyvelerle dolu tabak ardına tabak getirdi. Kahverengi soslara ve mantarlara gömülmüş sulu kuzular ve kalın geyik etleri, kabukları kesilir kesilmez bir sıvı yağmuruyla patlayan portakallar, keşişin daha önce hiç görmediği, ama tattığı her şeyden daha tadı büyük, yuvarlak, sarı kavunlar. Aşırıya kaçmadan yedi, içti ve iki saat sonra yemek bittiğinde tekrar sessizce oturdu ve sohbeti tüccarın yönlendirmesine izin verdi. Adam gevezelik edip durdu, daha çok Ayı-Honce'un muhtelif manastırları, hatta uzaktaki Alpinador'un Aziz Brugalnard Manastırı'yla yaptığı işleri anlattı. Adalet Birader etkilenmiş görünmesi gerektiğini biliyordu ve dakikalar uzayıp bir başka saate tamamlanırken bu izlenimi yaratmak için çok uğraştı. Dosey hikayelerine yalnızca arada sırada geğirmek için ara veriyordi; kendi önem"°2 liliğine öyle boğulmuştu ki keşişin tepkilerini ölçmeye gerek kduymuyordu. Adalet Birader adamın ihtiyaç içindeki ya da ginliğini arzulayan insanlarla görüşmeye alışık olduğunu v yüzden dikkatli, ama tutsak bir dinleyicinin karşısında durmak zın konuşabildiğini tahmin etti. Dosey'in fark etmediği bu tür n tuzakları, onu mutlak bir can sıkıntısı ve gülünç bir soytarıya d" nüştürüyordu. Ama Adalet Birader'in tüccara ihtiyacı vardı, ya da en azından adamın keşişin arayışına yardım etmesi olası görünüyordu. Bu tek başına, keşişi güneş battıktan sonra üzün süre masada tutmaya yetti. Nihayet, keşişi rüya gibi can sıkıntısı durumundan sarsarak sıyıran bir anilikle, Dosey bazı yanıtlar bulma zamanının geldiğini ve bu işlerin karanlıkta yapılmasının daha iyi olacağını ilan etti. Sesindeki gizemli tını keşişi tetikte kıldı, ama aslında, Adalet Birader tüccardan çok şey beklemiyordu. Belki de aptal Dosey hematitini kullanarak şehrin aşağı bölgelerindeki sayısız hancının bedenine girecek, deli rahibi soruşturmak için onların bedenlerini kullanacaktı. İkili Doseyin çalışma odasına, büyük meşe masaya döndü. Dosey uşağına ikinci bir sandalye getirtti, masanın yanına koydurdu, sonra keşişten oturup gevşemesini rica etti. "Ben gidebilirim," önerisinde bulundu tüccar ve sonra bu fikirden hoşlanmamış gibi, bu düşünceden neredeyse korkuyormuş gibi başını iki yana salladı. Adalet Birader yanıt vermek için bir şey yapmadı, biraz bile ilgilendiğini sözel ya da bedensel dille adama belli etmedi. "Ama belki de kendin görmelisin," diye devam etti tüccar, konuşurken yüzünde kurnaz bir ifade belirerek. "Gitmek ister misin? "Gitmek mi?" "Yanıt için."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Uyai'S1 «03

„oarlsettiğin bu yeri bilmiyorum," diye itiraf etti Adalet Bira«gir taşın var, bu kadarını biliyorum." "Ah, basit bir taştan çok daha fazlası," diye takıldı Dosey. GüI grj ceketinin klapasının altına uzandı ve bir iğne, iri bir broş kararak Adalet Birader'in görmesi için uzattı. Keşiş artık ilgisini atayamıyordu. Broşun ortasındaki taş tahmin ettiği gibi bir hematitti; sıvımsı gri, derin ve pürüzsüz bir taş. Çevresinde, sarı altına kakılmış bir dizi küçük, berrak, yuvarlak kristal vardı. Adalet Birader onları hemen tanımadı, çünkü pek çok farklı türden olabilirlerdi; ama onların da büyülü olduklarını, bir şekilde hematitin güçlerine bağlı olduklarını hissetti. "Benim tasarımım," diye övündü Dosey. "Taşların eğlencesi güçlerini birleştirmekte, öyle değil mi?" Eğlence, diye sessizce yankıladı Adalet Birader, bu adamdan ve bu kadar kutsal bir şeyden böylesine büyük bir saygısızlıkla bahsetmesinden nefret ederek. "Bu broş benim bilmediğim bir kombinasyon taşıyor," diye itiraf etti keşiş. "Basit benak kristal kuartz," diye açıkladı Dosey, parmağını büyük broşun kenarında dolaştırarak. "Uzak görüş için." Bir kehanet taşı olduğunun farkına vardı Adalet Birader. Anlamaya başlıyordu. Bir insan berrak kuartzla görüsünü kilometrelerce öteye gönderebilirdi; belki onu hematitin ruh yürüyüşüyle birleştirince... "Bununla istediğin yanıtları bulabileceğin bir yere gidebilirsin," diye vaat etti Dosey, "yalnızca benim bildiğim bir yere. Bir dostun evine, gerçekten de güçlü bir dost, kuşkusuz senin Markwart'ı etkileyecek biri!" Adalet Birader Peder Başrahip'ten teklifsizce bahsedilmesini bu sefer fark etmedi; broşun güçlerini düşünmeye o kadar dalmıştı. Tehlikeli olma potansiyeli taşıyan bir şeye rastladığını hissetmeye başlayınca, ilgisi artık hızla evhama dönüşmeye başla404 Salvit Orç mıştı. Yolculuğu yapacağını ima ettiğinde, Dosey'in yl\2l- J liren korku dolu ifadeyi hatırladı; keskin bir dehşet ve yük u u" sevinç karışımına benziyordu. Nasıl bir varlık bu tür bir teok' ratırdı? Bu ruh yolculuğunun sonunda ne vardı? Keşişin belkemiğinde bir ürperti dolaştı. Belki de manastır lan Dosey gibi aptallara satma politikasını gözden geçirmeliydi Düşünce ânında uçup gitti, çünkü bu keşiş, bu Adalet Birade üstlerinin kararlarına ilişkin kötü duygulan, herhangi bir soruvı uzun süre saklayamaması için eğitilmişti. "Git," dedi Dosey ona, broşu uzatarak. "Bırak taş sana rehberlik etsin. Yolu biliyor." "Bir başkasının bedenine mi gireceğim?" "Taş yolu biliyor." Bu basitçe, sakinlikle ve bir şekilde kötücül bir tavırla söylenmişti. Adalet Birader'in o parçası, Quintall olarak yaşadığı hayatı hatırlayan o küçük anı kıvılcımı, Dosey'in ifadesi-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ni, küçük bir çocuğu yaramazlığa zorlayan daha büyük bir oğlanın ifadesi olarak tanıdı. Broşu aldı, Dosey'e ihtiyatla bakarak elindeki gücü hissetti. Fiziksel bedeni ruh yürüyüşü sırasında savunmasız kalacaktı, biliyordu, ama Dosey'in Markwart'ın adamlarından birine saldıracağından kuşkuluydu. Saldırsa bile, hematiti kullanıyor olacak Adalet Birader, tüccarın bedenini kolaylıkla ele geçirirdi. Ve Dosey muhtemelen bunu biliyordu ve keşiş bu bilginin ona ihtiyaç duyduğu teminatı sağlayacağına karar verdi. Bu yüzden Adalet Birader sandalyesinde arkasına yaslandı, gözlerini kapattı ve broşun büyüsünün onu içine almasına izin verdi. Hematiti karanlık bir sıvı havuzu olarak görselleştirdi ve yavaş yavaş içinde yüzdü, fiziksel dünyanın gri bir hiçliğe dönüşmesine izin verdi. Sonra bedeni ve ruhu ayrıldı, iki farklı varlık oldu. Keşiş bu yeni açıdan odada çevresine bakındı, ama gözleri hematiti çevreleyen taşlardan başka bir şeyin üzerinde odaklanaiblisi- Uv»«'î' ordu. Taşlar onu daha önce hiç hissetmediği şekilde çekiyorsörmezden gelinemeyecek kadar güçlü bir zorlama. Bu seci. böyle güçlü taşları aptallara satmanın akıllıca olup olmadığı niısundaki kuşkular çevresinde çırpındı, güçlü keşişin iradesiçarpan kara kanatlar oldu. Kristal parıltısına batıyor, batıyor, odadan, maddesel bedeninden ve aptal Dosey'den uzaklaşıyordu. Ve sonra uçmaya başladı, düşünceden de hızlı, kilometrelerce. Zaman ve mesafe çarpıldı. Bir saat geçmiş gibi geldi, ama aynı zamanda yalnızca bir saniye geçmiş gibiydi; sonsuz bir ova gibi görünen şeyi tek adımda aşıyordu. Adalet Birader uçmaya devam etti; kuzeye, Ormandiyar'a, Yabandiyar'a, büyük göllere, derin ormanlara, sonra dağlara, yüksek zirvelere. Defalarca kayalık çıkıntılara çarpacağını sandı, ama sonra son saniyede altından kayıp geçtiklerini gördü. Taş büyüsüne böylesine uyum göstereceğini, bu kristallerin kehanette bu kadar odaklanmış olacaklarını hiç hayal etmemişti. Bu tehlikeli ve anlayışının ötesinde bir şeydi -ve bildiği kadarıyla, taşlar hakkında hayatta olan her insandan daha fazla bilgisi vardı, Peder Başrahip Markwart ve Avelyn Desbris dışında herkesten fazla! Dev gibi, yüksek bir vadiyi, dağ zirveleriyle çevrili büyük bir platoyu aştı. Altında karınca sürüleri gibi ordu kampları vardı. Alçalmak, şekilleri ayırt etmek, hangi gücün bu inanılmaz sayılarda toplandığını görmek istiyordu, ama kristallerin zorlayıcıhğı onu bırakmıyordu. Platonun üzerinden tepesinde dumanlar tüten tek bir dağa uçtu, dağın güney yüzü ağaçlarla kaplıydı, ama iki siyah kol uzanmış, toplanan orduları içine almıştı. Adalet Birader neredeyse bayılıyordu, ruhunun bir dizi dar tünele girmesiyle duyularının sınırları zorlandı. Fiziksel bedeni yüzlerce kilometre uzakta olmasına rağmen her keskin dönüş onu sarsıyordu. Her iniş ve ani çıkış görüş alanını bulandırıyor, düşün"6 çelerini karıştırıyordu. ı ar Hızla bir çift bronz kapıya yaklaştı. Üzerine çeşitli sirnael desenler kakılmıştı. Kapılar aralandı ve bedeninden kopmuş o minik boşluktan, dev savaşçı heykellerine benzeyen sütü dizilmiş geniş bir odaya girdi. İki sütun dizisi arasında SÜZÜIH"

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


odanın uzak ucuna yaklaşırken dikkati yükseltilmiş bir kürsi ve gücü Adalet Birader'in bilgisinin ötesinde, güç ve şer aylası v samın kendisiyle alay eden bir yaratığa çekildi. Uçuş durdu, Adalet Birader'i kürsünün önünde, ayakta bırak ti. Keşiş kendi şeklini düşündü, çünkü normalde ruh yürüyücüleri görünmez olurdu. Ama burada değil. Keşiş kendini görebiliyordu, maddesel tuzağıyla görünüyordu, yalnız benzersiz bir gri renkte ve saydamdı; öyle ki bedeninin içinden baktığı zaman ayaklarının altındaki gri taşları görebiliyordu. Ama bu manzara Adalet Birader'in dikkatini fazla tutamadı-, tepesinde dikilmiş bu dev canavar varken değil. Bu hangi canavar, diye merak etti keşiş, kırmızımsı deriyi, siyah gözleri, yarasa kanatlarını, boynuzları ve pençeleri incelerken. Hangi cehennem yaratığı maddesel dünyada yürümeye gelmişti? Hangi iblis? Sorular sarmallar çizerek tek bir düşünce çizgisine dönüştü, keşişin zihnini paralayacak tek bir korkuya! Gördüğü dersler, seneler süren dini eğitim, üstatların senelerce Tanrılarına karşı çıkan şeye ilişkin korkular aşılaması. Biliyordu! Demek aptal Dosey'i yok ettin, diye sordu yaratık telepatik olarak ve hazinesini çaldın. Son düşünce bittiği anda, Adalet Birader inkar edemeyeceği bir tecavüz, ani bir beyin taraması, kimliğinin, niyetinin öğrenilmesini hissetti. Keskin bir tiksinti onu kurtardı, ruhunu o korkunç yerden tünellerden, platodan, artık şer ordusu olduğunu bildiği asker sürülerinden, dağlardan ve sonra ormanlardan, göllerden geriye, fırlayan bir sapan taşı git" iblisi" UY*"'*1 <07 11 cf.rdı Palmaris'e, tüccarın çalışma odasına ve kendi bedeöyle büyük bir hızla döndürdü ki, fiziksel şekli neredeyse devrilecekti. "Artık biliyor musun?" diye sordu Dosey, gözleri açılır açılmaz. Adalet Birader o manyak gibi ifadeye baktı ve böyle bir yarakla iletişim kurmanın Dosey'in yüzüne açıkça çizdiği sonuçlarını gördü. Adamı sarsmak, ne yaptığını, neyi uyandırdığını sormak istiyordu -tek kelime edemeden Adalet Birader olanların bunun çok ötesinde olduğunu anladı. Adam pişmanlık noktasını aşmış, belki de iblisde tehlikeli bir merak uyandırmıştı. Keşişin elleri kalktı, Dosey'nin gırtlağına yapıştı. Dosey keşişin bileklerini yakaladı, boşuna çekiştirdi, yardım istemeye, bağırmaya, bir şeyler yapmaya çalıştı. Adalet Birader'in kollarındaki kaslar gerilmişti, mücadele edilmeyecek kadar güçlüydü. Keşiş zayıf tüccarı dizlerinin üzerine çökertti, mücadele kesilene, tüccarın kollan gevşeyerek yanlarına düşene kadar bırakmadı. Zihni öfke ve korkuyla çalkalanmakta olan Adalet Birader evde uzun adımlarla dolaştı, hizmetkarları ve tüccarın ailesini buldu. Geceyarısından epey sonra, kafa karışıklığıyla keskin bir öfke duvarıyla savaşmaya çalışarak evden ayrıldı. Broş cebindeydi, Folo Dosindien'in evi ölmüştü. 30 SENFONİ "Huzur içindeyim, daha önce hiç tanımadığım fevkalade bir aidiyet hissediyorum," dedi korucu sonunda, karanlıkta tahta sandalyesinde yarım saatten fazla oturup zar zor ayırt edilebilen aynaya baktıktan sonra. Kendi sözlerindeki ironiye güldü. "Ama yi-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ne de, Mather Amca, şu an yalnızca iki tane dostum var ve bir tanesi gölgeli bir imgeden, konuşamayan bir hayaletten başka bir şey değil!" Elbryan bütün bunların mantıksızlığı düşünerek yine kahkaha attı. "Buraya aidim," dedi. "Bu bölgeye, bu kasabalara -Dundalis, Yaban Çayırı ve Dünyanın Sonu. Bunlar benim kasabalarım, bu halk benim halkım, ama beni görmeye bile zor tahammül ediyorlar. O zaman bana bu mekana aidiyet, büyük bir huzur duygusu veren, dostlarım olan, beni üç köyün halkı içinde herhangi birinden, sen ve Yelebekçi dışında herkesten çok önemseyen Touel'alfarlılar arasında hissetmediğim aidiyeti hissettiren nedir?" Kendi sözlerini düşünerek, yanıt arayarak uzun uzun, dikkatle karanlık aynanın kenarındaki imgeye baktı. "Görev duygusu," dedi Elbryan sonunda. "Burada dünyayı -ya da en azından dünyanın bana ait kısmını daha iyi bir yer kılmak için bir şeyler yaptığım inancı. Elflerle birlikteyken kişisel gelişim, öğrenme ve eğitilme, becerilerimi mükemmelleştirme, daima daha iyi bir şeye doğru ilerleme duygusunu yaşadım. Burada dündaha iyi bir yer haline getirmek, korunmaya ihtiyacı olanları mak için -korunmaya ihtiyaçları olduğunu düşünseler de, . ;nrneseler de- o becerileri kullanıyorum. "Bu yüzden buraya aidim. Burada gerekli bir boşluğu dolduvorum ve günlük çabalarımın, dikkatli gözlerimin ve ormanla yaratıklarla ve bitkilerle- uyumumun, takdir edilmese bile kesinlikle değerli olduğunu biliyorum." Elbryan gözlerini kapattı ve uzun'süre kapalı tuttu, zihnini bugün ona kalan pek çok görevin düşünceleriyle doldurdu. Kısa süre sonra gözlerini açtığına trans bozulduğundan Mather Amca'nın orada olmadığını fark etti. Hep böyle olmuştu, o günün ihtiyaçları ruhu şafaktan kısa süre sonra göndermiş, Elbryan'm düşüncelerini felsefi olandan pragmatik olana çevirmişti. Artık Kahin'i düzenli olarak, bazen haftada iki, hatta üç defa kullanıyordu ve akrabasının, kendisinden uzun süre önce ölmüş olan korucunun imgesini getirmekte hiç başarısızlığa uğramıyordu. Sık sık o aynada 01wan'ın, annesinin ya da belki Pony'nin imgesini bulup bulamayacağını merak ediyordu. Evet, Elbryan Pony ile konuşmayı, onu yine görmeyi, devriyenin bir oyun olduğu, kabusların gerçek olmadığı o masum zamanı hatırlamayı isterdi. Küçük mağaradan ayrıldı, iki geniş ağaç kökünün arasından dışarı süründü. Yüzünde içten bir gülümseme vardı, her zamanki gibi canlanmış, günlük işler için hazırdı. Yelebekçi'yi bulmayı umuyordu, çünkü atadam, Elbryan'm haftalarca takılması sonucunda, nihayet onunla bir okçuluk yarışı yapmaya söz vermişti. Belki Elbryan kazanırsa ödülünü alırdı -ve alamaması için sebep düşünemiyordu. Yaratık, kazanması durumunda, batıdaki Dünyanın Sonu köyünü ziyaret ederken ona eşlik etmeye söz vermişti. Her şey sırayla, dedi korucu kendi kendine. Şahinkanadı'nı aldı, tüylü ucunu ve ipini çıkardı ve sahiplendiği bir yere, AnSilv, 4IO atore dur'Blough Inninness'te sık sık ziyaret ettiğine benzer hem «n he-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


gökyügetimen ağaçsız bir tepeciğe gitti. Tepe onu yıldızlı gecelerde züne kaldırıyor, ona şafağın ilk, günbatımının son ışıkların riyordu. Korucu çabucak giysilerini çıkardı, otlar hoş bir şekilde larının altını gıdıklıyordu. Şafağı dansıyla karşıladı, değneği bir k lıç gibi kullanarak ağır ağır, mükemmel bir dengeyle adım att hareketler düşünmeye gerek kalmadan geliyordu; çünkü anılar kaslarının derinliklerine işlemişti. Kılıç dansı artık mükemmeldi ve eklenecek adımlar, daha güç manevralar kalmamıştı, hız artışına gerek yoktu. Bu hareketler bile tek başına Elbryan'ın dengesini bedeni üzerindeki kontrolünü arttırıyordu. Artık Elbryan, dansı yapması için gereken yarım saat içinde bedenine savaşta gerekecek her hareketi yaptırıyor, kaslarındaki, hangi eylemden sonra hangisinin geldiği anılarını sağlamlaştırıyordu. Korucu gerçekten de güzel bir görüntü oluşturuyordu, hayvani bir zarafetle ama insan hareket ediyordu. Bir güç ve çeviklik birleşimi, dengeli, düşünen bir savaşçı. Touel'alfar'ın verdiği en büyük armağan ismi Gecekuşu ve onunla gelen eğitimdi. Elflerin en büyük armağanı adamın kazandığı bu ahenk, iki felsefenin, dünyaya iki farklı bakış tarzının, iki savaşma yönteminin birleşimiydi. Ter sabah ışığı altında pırıldıyor, boncuklanarak adamın sert, şekilli bedeninde akıyordu. Hızlı hareket etmemesine rağmen, kılıç dansının dengesini korumak için muazzam bir enerji gerekiyor, genellikle kasa karşı kas çalıştırıyor ya da ayrı bir kas grubunu sınırlarına dek zorluyordu. İşi bittiği zaman Elbryan giysilerini topladı, yakındaki gölete koştu ve tereddüt etmeden soğuk suya daldı. Hızlı bir yüzme onu tazeledi, giyindi ve hemen sabah kahvaltısını etti, sonra atadamı bulmak üzere yola çıktı.

M" Uvan'5' olarak Elbryan'a yarışacaklarını söylediği noktada olmaElbryan Yelebekçi'yi sözleştikleri bölgede bulunca rahatla7 süren korucu için işleri daha da kolaylaştırmak için, atadam abah gaydasını çalıyordu, nazikçe yükselen şafakla akraba •jjgyici bir ezgi, sonunda notaları güneşin ışıkları gibi patlıyauzun yamacı aşıp, yayılana kadar yükseliyor yükseliyordu. Flbryan notalarınca cezbedilerek o müziği takip etti ve kısa süre onra iki kayanın arasında duran yaratığı buldu. Atadam dostunu gördüğünde çalmayı bıraktı, beyaz gülümsemesi çalı gibi, siyah sakalının içinde genişledi. "Yüzünü gösterecek cesaretin olmadığından korkuyordum!" diye kükredi Yelebekçi. "Yüzüm ve yayım," diye yanıt verdi korucu, Şahinkanadı'nı önünde kaldırarak. "Evet, o elf sopası," diye yorum yaptı atadam. Sonra Yelebekçi kendi yayını kaldırdı, Elbryan onu ilk kez görüyordu ve gerçekten hayrete düşmüştü. Bir platformun kenarına çakılsa o şeye bir mancınık gözüyle bakılabilirdi! "Ok atmak için ağaç mı kullanıyorsun?" diye alay etti korucu. Yelebekçi'nin gülümsemesi hiç azalmadı. "İster ok de," dedi ifadesizce, gaydasını yere koyup içinde her biri insan boyunda oklar olan, Elbryan'ın uyku tulumu olarak kullanabileceği bir sadağı kaldırarak. "İster mızrak. Ama bir tanesi sana saplanırsa on-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lara ölüm demen gerektiğini anlarsın!" Elbryan'ın bundan kuşkusu yoktu. Yelebekçi yolu gösterdi ve açık bir çimenliğe geldiler. Açıklığa, her biri belli bir çizgiden farklı uzaklıkta altı hedef tahtası yerleştirmişti. "Yakından başlayacağız ve sırayla en uzaktakine gideceğiz," diye açıkladı atadam. "Hedefi ilk ıskalayan kaybeder." Elbryan kuralları düşündü, atadamın açık tarzına çok uyuyordu. Normalde okçuluk sınavında, her yarışmacıya belli sa hakkı verilir, en fazla skor yapan kazanırdı. Ama Yelebet konusu olduğunda bu, basit bir vur ya da ıskala yarışmas 'HElbryan çizgiye gitti ve otuz adım uzaktaki ilk hedefinini lük yaratmayacağından emin, ilk okunu salıverdi. Oku di' atışla hedefi ortasında vurdu. Yelebekçi tek tebrik sözü etmeden dev yayını kaldırdı ve c Lti. "Sen devi yalnızca yaraladın," dedi atadam, sonra okunu bırak ti. Büyük oku Elbryan'ın okunun yanına çarptı ve üç bacaklı h def tahtasını devirdi. "Şimdi," diye ilan etti atadam, "yaratık gerek tiği gibi öldü." "Belki de hedeflere ilk önce ben ok atmalıyım," dedi Elbryan kuru kuru. Atadam içten bir kahkaha attı. "Öyle yapmazsan," diye kabul etti, "bulutlara nişan alman ve okunun hedefin üzerine düşmesini umut etmek gerekir, kuşkun olmasın!" Atadam cümlesini bitiremeden Elbryan'ın ikinci oku ilkinden on adım uzaktaki ikinci hedefin tam ortasına saplandı. Yelebekçi de hedefi vurdu ve hedef tahtası yine devrildi. Çok geçmeden beşinci hedef tahtasına gelmişlerdi. İlk üç tahta devrilmiş, dördüncüsü ayaktaydı, çünkü Yelebekçi'nin büyük oku, tam ortaya saplanmış olsa da, hedef tahtasını arkaya ittirememişti. Yüz adım kadar ötedeki beşinci hedef için Elbryan ilk kez atış açısını biraz kaldırmak zorunda kaldı. Ama fazla değil, çünkü Şahinkanadı'nın atışı öyle güçlüydü ki, hafif bir eğimle uçan ok hafif esintiyi yararak hedefi tam on ikiden vurdu. Atadam ilk kez gerçekten etkilenmiş görünüyordu. "İyi yay.' diye mırıldandı ve nişan alıp bıraktı. Elbryan uçuşu fark edince kazandığını düşünerek yumruğunu sıktı. Yelebekçi'nin oku hedefe çarptı, ama hedefin sol kenarına saplandı. p* wwş' V3 ihrvan alaylı bakışlarını atadama çevirdi. "Biraz şans," dedi. Yelebekçi toynağıyla yeri dövdü. "Hiç de değil," diye ısrar etciddiyetiyle. "Yaratığın silah eline nişan aldım." ..»h ama tabi solaksa..." diye yanıt verdi korucu tereddüt etmeden. Yelebekçi'nin gülümsemesi yok olmuştu. "Son atış," dedi ifa, sjZCe. "Sonra hedef olarak daha uzak ağaçları kullanacağız." "Ya da yaprakları," diye yanıt verdi Elbryan ve yayını kaldırdı. "Biraz aşırı," dedi atadam aniden ve korucu yay ipini gevşetti neredeyse konsatrasyonunu kaybediyor, atışını ıskalıyordu. "Aşırı mı?" "Kendine aşırı güveniyorsun," diye açıkladı atadam. "Birazdan iddiaya girmek isteyeceksin."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Elbryan durdu ve bunu derinlemesine düşündü, sonra dönüp atadamın neredeyse ıskaladığı son atışını inceledi. Yoksa o şekilde mi planladı, diye merak etti. Yelebekçi ona tuzak mı kuruyordu? Atadam kesinlikle iyi bir okçuydu, ama Elbryan'ın düşündüğünden daha iyi olabilir miydi? "Gaydamın yeni bir çantaya ihtiyacı var," dedi Yelebekçi. "Zor bir iş değil, ama pis bir iş -deri yüzmek." "Ya ben kazanırsam?" diye sordu Elbryan. Atadamın güçlü sırtına kayan gözleri düşüncesini açığa vurdu. Yelebekçi, Elbryan'ın kazanması fikri saçmaymış gibi kahkaha atacak oldu. Atadam aniden durdu ve dik dik insan dostuna baktı. "Bana binmeyi düşündüğünü biliyorum, ama deneyecek olursan, insan etinin tadına bir kez daha bakarım." "Yalnızca Dünyanın Sonu'na kadar," diye açıkladı Elbryan. "Oraya bir an önce gidip dönmek istiyorum." "Asla!" dedi atadam. "Ancak bir kadın bana binebilir, ama sonra benim de ona binmeme izin vermesi şartıyla," diye bitirdi müstehcen bir göz kırpma ile. w R- A- S4'v4,0re Elbryan bu görüntüyü gözünün önüne getirmek bile i , lstemiyordu. "O zaman ne?" diye sordu. "Seninle iddiaya girerim, ama vı lün adı konmalı." "Sana gerçek bir yay yapabilirim," dedi atadam. "Ben de yüz adım öteden kıçına bir ok saplarım," diye te lendi Elbryan. "İri hedef," diye kabul etti dev atadam. "Neye ihtiyacın var dostum, kazanma şansın olduğundan değil ama." "Sana söyledim," diye yanıt verdi Elbryan. "Yürüyüşlerimden zevk alıyorum, ama korkarım üç köyün çevresindeki bölgeyi taramak için daha hızlı bir yönteme ihtiyacım var." "Asla sırtıma çıkamayacaksın." "Yabani atları sen mi idare ediyorsun?" diye sordu Elbryan, atadamı şaşırtarak. "Ben değil," diye yanıt verdi Yelebekçi. "O başkasının işi." Atadamın yüzünde tuhaf bir gülümseme belirdi, sanki bir bilmecenin yanıtını bulmuş gibi tuhaf bir ifade. "Evet," dedi sonunda, "ödülün bu olsun. Okuma yıldırım düşerse -çünkü beni yenmenin tek yolu bu- seni yabani sürüyü idare edene götürürüm. Götürürüm diyorum ama, sonra kendi anlaşmanı kendin yaparsın." Elbryan kandırıldığını, ödülünün Yelebekçi'nin fikrine göre daha çok bir ceza olduğunu fark etti. Korucu ensesindeki tüylerin diken diken olduğunu hissetti, endişelendi. Kendini beğenmiş Yelebekçi'den bu sıradışı saygıyı kazanan sürü önderi kim olabilirdi? Ama içinde endişeyle beraber inkar edilemez bir merak da uyandı ve bu yüzden korucu kabul etti. Şahinkanadı kalktı ve ok uçarak en uzak hedefe hızla çarptı. Yelebekçi bir saygı homurtusu çıkardı, sonra okunu salıverdi ve o da hedefi buldu. "Üç," dedi Elbryan ve yayını art arda hızla üç kez saldı ve her jp» uv»w*' <"5

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


uatasız bir şekilde hedefe saplandı. Yelebekçi de onu hedefi bulan üç okla takip etti. "Dört, beş, altı!" diye haykırdı Elbryan, üç ok daha bırakarak, •iki dördüncü, ikinci ok beşinci hedefe saplandı -ve Elbryan'ın Haha önce attığını ikiye böldü- ve sonuncusu son hedefin ortasına indi. Atadam içini çekti, ilk defa bir insanda dengini bulduğunu anlamaya başlamıştı. Dördüncü hedefi rahatça buldu, sonra beşinciyi, ama sonuncu hedefe attığı ok hedefin tepesinden sekti ve çimenliğin kıyısının ötesinden çalılara uçtu. Elbryan geniş geniş gülümseyerek yumruğunu sıktı. Yelebekçi'ye baktı ve atadanım kendisini yaratıkta daha önce hiç görmediği bir ifadeyle süzmekte olduğunu gördü: Saygı. "Kendine ejder katili bir yay bulmuşsun, dostum," dedi Yelebekçi. "Ve emin ol, hiç bu kadar titremeyen bir el görmemiştim." "Yayam en iyisiydi," diye yanıt verdi Elbryan, "eğitmenim de öyle. Dünyada hiç kimse TouePalfar okçularıyla yanşamaz." Yelebekçi hıhladı. "Çünkü o sıska tipler düşmana yaklaşmaya korkarlar!" diye yanıt verdi. "Gel o zaman, gidip oklarımızı alalım, sonra sana güzel bir şey göstereceğim." Oklarını topladılar, eşyalarını aldılar ve yola çıktılar, atadam Elbryan'ı ormanın derinlerine, çamların ve karibu yosunlarının arasından derin bir vadiye götürdü, sonra vadinin diğer yanından çıkardı. Pek az konuşarak saatlerce yürüdüler, atadam sık sık gaydasını çaldı. Sonunda, güneş batı göğüne ilerlerken, kabaca elmas şeklinde biçimlendirilmiş gizli bir çamlığa geldiler. Geniş bir tepenin hafif eğimi üzerindeydi ve her tarafı yüksek otlarla kaplı bir çayır ve yabançiçekleriyle çevriliydi. Elbryan bu koruluğu daha önce bulmamış olmasına, korucu içgüdülerinin onu doğal ve mükemmel, ormanla böylesine ahenk içinde bir yere getirmemiş olmasına çok şaşırdı. Koru -her çiçek, her çalı, her ağaç ve taş ve V6 R' A- S^vİIOre içinden geçen çay- çevredeki sıradan ormanlardan daha " şeydi. Kutsal, Andur'Blough Inninness'e uyacak, insan dünv rafından kirletilmemiş bir şey. Burada bir tür büyü vardı; Elbryan bunu elf vadisinde his tiği büyü kadar açıkça hissetti. Korucu, Yelebekçi ile sayglvı adeta transtaymış gibi yaklaştı. Sık, her daim yeşil ağaç hattı aşıp koruluğun kalbine girdiler ve gür çalıların arasında dolanan çıplak patikalar buldular. Elbryan tek söz söylemeden, kıpırtısız, lığı bozmaktan korkarcasına yürüyordu. O çam duvarının içinden tek esinti gelmiyordu. Patika dolandı, bir başkasıyla birleşti, sonra üçe ayrıldı. Koru büyük değildi, belki iki yüz adım genişliğinde ve üç yüz adım uzunluğunda, ama Elbryan patikalar düzeltilecek ve ucuca eklenecek olsa kilometrelerce uzanacağından emindi. Sık sık rehberlik için dönüp Yelebekçi'ye bakıyordu, ama atadam ona dikkat etmiyor, .yalnızca sessizce takip ediyordu. Patikanın kısa, sarı çiçeklerden gür bir yığınla kaplı büyük bir kaya «çıkıntısının çevresinde sağa ve sola ayrıldığı karanlık, gölgeli bir noktaya geldiler. Elbryan iki yana baktı, sonra patikaların kayanın diğer yanında birleştiğini tahmin ederek sağa döndü. Kısa süre sonra beklediği birleşime geldi ve ileriye bakarak devam

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


edecek oldu. "Elfler tarafından eğitilmiş biri için sezgilerin pek de güçlü değil," dedi atadam, gür sesi kıpırtısızlığı paramparça ederek. Elbryan onu susturmak için hızla döndü, ama bütün düşünceler, Yelebekçi'ye ilişkin bütün düşünceler atadamın arkasına, patikayı ikiye ayıran kayanın arka tarafına baktığında aklından çıktı. Elbryan arkaya kaydı, atadamın arkasına gitti, dikkatle iki buçuk metreye iki metre, kabaca bir elmas biçiminde olan taş yığınına baktı. Korucu çevresine bakındı. Korunun merkezinde olduklarını fark etti, aynı zamanda bu yığının büyünün kaynağı olduğunu, iblis* ^'Şl W ınun ağaçlık sınırlarının bu mekanın yansıması olduğunu fark etti-rek dizinin üzerine çökerek taşları inceledi, ne kadar büyük özenle yerleştirilmiş olduklarına şaştı. Bir tanesine dokundu orada bir karıncalanma, bir büyü akışı hissetti. "Buraya kim gömülmüş?" diye fısıldadı korucu. Yelebekçi hıhladı ve gülümsedi. "Söyleyemem," diye yanıt verdi ve Elbryan atadamın bilmediğini mi, yoksa o kişinin kimliğini açıklamanın kendisine düşmediğini mi söylediğini anlamadı. "Elfler tarafından gömülmüş," dedi atadam, "ben senden daha büyük değilken." Elbryan merakla ona baktı. "Peki bu ne kadar zaman önce," diye sordu Yelebekçi'ye, "insan yıllarıyla ölçülünce?" Atadam omuzlarını silkti ve huzursuzca yeri toynakladı. "Yarım insan ömrü," dedi, Elbryan'ın alacağı en kesin yanıüa. Korucu boşverdi. Buraya kimin gömülü olduğunu bilmesi gerekmiyordu. Adamın ya da elfin, ya da her kimse onun, Touel'alfar için önemli olduğu açıktı; anlaşılan bu mekanı, bu yığını ve çevresinde büyüyen koruyu büyüleriyle onurlandırmışlardı. Bununla tatmin olabilirdi; Yelebekçi ona güzel bir şey göstermeyi vaat etmişti ve atadam vaadini gerçekten de yerine getirmişti. Ama bir de Elbryan'ın okçuluk yarışmasında kazandığı ödül meselesi vardı. Başını kaldırıp atadama baktı. "Buraya gelmeye devam et," dedi Yelebekçi, Elbryan'ın düşüncelerini okumuş gibi, "atları idare edeni bulursun." Fikir korucuyu hem heyecan, hem korkuyla doldurdu. Kısa süre sonra akşam yemeği bulmak için korudan ayrıldılar. Elbryan o gece geç saatlerde koruya geri döndü, sonra ertesi gün de, ama iki hafta sonra, Dünyanın Sonu'ndan döndüğü zamanki dördüncü gelişine kadar Yelebekçi'nin ödülünü göremedi. Soğuk bir güz günüydü, rüzgar yaprakları ve bulutları savuru4*8 R- K Salvit0r, yordu -ama korunun içinde hava hâlâ durgundu- yumuşa W yaz dağlar parlak mavi gökyüzünde hızla süzülüyordu Eli korunun kalbine geldi, oraya her kim gömülmüşse saygısını du, sonra rüzgarı yüzünde hissetmek için kenara gitti. O zaman ezgiyi duydu. Başta gaydasını çalan Yelebekçi olduğunu düşündü, ama son ra bu ezginin çok tatlı olduğunu, yerle havanın ince ince titreş-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


mesi, doğal bir şarkı olduğunu fark etti. Şiddeti ya da gürlüğü artmadı, yalnızca devam etti ve Elbryan kısa süre sonra bunun bir müjdeci olduğunu, toynakların ve rüzgarın koşusu olduğunu fark etti. Döndü ve korunun güney ucuna koştu, ama ona neyin yön gösterdiği konusunda en ufak bir fikri yoktu. Geniş çayırın karşısında, çiçeklerin ve otların ötesinde mükemmel bir şeklin, dev bir aygırın uzak ağaçların gölgelerinde dolandığını gördü. Elbryan, bacaklarının alt kısmı ve alnındaki elmas şekli dışında simsiyah olan büyük at açıklığa çıkarken nefesini tuttu. Elbryan, rüzgar yönünde ve çoğu atın fark etmeyeceği kadar uzakta olmasına rağmen, onun kendisini tarttığını biliyordu. Aygır yeri dövdü, sonra kişneyerek şahlandı. Kısa bir koşu, bir güç gösterisiyle yaklaştı, sonra döndü ve fırtına gibi ormana daldı. Elbryan nefes aldı. Muhteşem atın o gün dönmeyeceğini biliyordu, bu yüzden yürüyüp gitti, ama atın kaybolduğu yöne değil, Dundalis'e doğru. Yelebekçi'yi şeytani görünümlü oklar yaparken buldu ve atadamın yüzü hemen aydınlandı. "Hoşgeldin," dedi Yelebekçi gülerek. "Koruya çoktan gitmiş olduğunu anlıyorum." Elbryan duygularının yüzünden kolayca okunduğu düşüncesiyle kızardı. "Sana söylüyorum," diye şişindi atadam. "Böylesine güzel bir yaratık..." Durdu ve yine kahkaha attı. .«Aygırın ismi var mı?" "Herkes için farklı," dedi Yelebekçi. "Ama ona yaklaşmak istiyorsan bilmen gerek." «peki nasıl öğrenirim?" "Apöl çocuk," dedi Yelebekçi. "Öğrenmezsin, yalnızca bilirsin." Atadam yürüyüp gitti ve Elbryan'ı düşünceleriyle başbaşa bıraktı. Korucu ertesi gün koruya döndü ve ondan sonraki gün, her gün, ta ki bir hafta sonra müziği bir kez daha, bu sefer batıdan işittiği, hissettiği güne kadar. "Akıllıca," diye sessizce tebrik etti, at gölgelerin kenarında belirdiğinde, çünkü bu sefer aygır rüzgarı yüzüne alarak yaklaşmış, böylece bu davetsiz konuğa kokusunu sunmadan onunkini alabilmişti. Birkaç dakika sonra at açıklığa çıktı ve Elbryan yine hayvanın muazzam güzelliği, kaslı böğrü, geniş göğsü, hatlarındaki zeka ve o bilmiş, kara gözler karşısında nefesini tuttu. O zaman korucunun aklına bir sözcük geldi, ama korucu an, lamayarak başını iki yana salladı. Öne bir adım attı ve at büyüyü bozarak, o günkü görüşmeyi sona erdirerek kaçtı. Üçüncü görüşmeleri yalnızca bir gün sonra, öncekiyle aynı şekilde oldu; aygır çekinerek batıdan yaklaştı, yeri döverek Elbryan'ı süzdü. Aklında yine aynı sözcük belirdi, büyük atın görünümünü mükemmel bir şekilde tasvir eden sözcük. "Senfoni!" diye seslendi korucu, cesurca korudan çıkarak. Elbryan şaşkınlık, sevinç ve dehşet içinde, atın yüksek sesle kişneyerek şahlandığını, sonra dört ayak üzerine düşüp yeri dövdüğünü gördü. "Senfoni," diye tekrarladı Elbryan tekrar tekrar, ihtiyatla yakla«O

R_

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


v4İ0ı re A- Sal. sırken. Böyle bir ata başka hangi isim uyabilirdi? Başka ha cük güzelliğini ve ahengini, kasların kaslarla uyumunu d tamamı büyük aygırın koşusunu müjdeliyormuşçasına çıkn \ Mn Şarkı gibi titreşimleri tasvir edebilirdi? Korucu farkına varmadan büyük atın beş adım yakınına k H yanaştı. "Senfoni," dedi sessizce. At kişnedi ve başını arkaya attı. Elbryan tehlikeli olmadığını göstermek için ellerini açarak daha da yaklaştı. Elini saygıyla aygırın boynuna koydu, kararlılıkla düzenli hareketlerle okşadı. Atın kulakları yavaşça, çok yavaşça dikildi. Sonra büyük aygır sıçrayarak uzaklaştı, fırtına gibi gölgelere çalılara daldı. İkili her gün buluştu, her seferinde daha rahat oldular. Kısa süre sonra Elbryan bu atın onun için yaratıldığını fark etti, sanki elfler onu korucuya arkadaş olsun diye koymuş gibi -ve bu düşünce ona hiç de saçma gelmiyordu. "Öyle mi?" diye sordu Mather Amca'sına bir gece. "Senfoni, çünkü aygırın gerçek isminin bu olduğunu biliyorum, elflerden, belki Juraviel'den bana bir armağan mı?" Yanıt gelmedi elbette, ama kendi sözlerini duyduğunda Elbryan yürüttüğü mantıkta açık bir kusur buldu. "Demek armağan değil," dedi, "çünkü böyle bir hayvan asla verilemez. Ama kuşkusuz elfler bunda bir rol oynamıştır, çünkü bu tesadüfi bir karşılaşma değil ve atın verdiği karşılık hayatı boyunca tamamıyla özgür koşmuş bir yaratıktan bekleneceği gibi değil." "Taş yığını," diye fısıldadı Elbryan bir an sonra, yanıtını keşfederek. O zaman ona çok açık geldi; taş yığınının büyüsü bir şekilde Senfoni'yi ona getirmişti -hayır, ikisini, korucu ve aygın bir i* UY»"1*1 «21 eetirmişti. Elbryan oraya kimin gömüldüğünü, elf ya da beldam, hangi büyük adamın Touel'alfar tarafından böylesine ?ik bir saygıyla toprağa verildiğini her zamankinden fazla bilv istedi. Elflerin büyüsü o mükemmel koruya bakacak kadar •?Hüydü, Senfoni'yi çağıracak, ata zeka verecek kadar güçlüydü, rinkü kuşkusuz bütün bunları yapan taş yığınının büyüsüydü; Plbryan bunu kuşkuya yer bırakmayacak şekilde biliyordu. Ertesi gün ilk kez Senfoni'ye eyersiz, atın gür yelesine sıkı sıkı tutunarak bindi. Rüzgar kulaklarının yanında hızla geçiyor, manzara altından akıyordu. Koşunun heyecanı, atın adımlarının düzgünlüğü Elbryan'ın havadan bir yastık üzerinde uçuyormuş gibi hissetmesine sebep oluyordu. Korudaki çayırda attan iner inmez Senfoni döndü ve koşmaya başladı ve Elbryan onu durdurmak için hiçbir şey yapmadı; çünkü bunun normal bir binici-at ilişkisi olmadığını, hayvan ve efendisi arasındaki ilişki olmadığını, karşılıklı saygı ve güven iliş-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


kisi olduğunu biliyordu. Senfoni ona yine gelecekti, biliyordu, ona binmesine izin verecekti, ama aygırın kendi koşulları altında. Elbryan ormanın kenarında, aygırın kaybolduğu yere selam verdi; bir saygı hareketi, onun ve Senfoni'nin artık birleşmiş olan kendi yaşamlarına sahip olduklarını anladığını belirten bir hareket. 3' EVE DÖNÜŞ Patikalarda yürüdükleri sonraki iki haftada Avelyn Jill'e ona ne kadar güvenmeye başladığını gösterdi, çünkü ona taşlar hakkında düzenli dersler vermeye başlamıştı. Keşiş başta geleneksel yöntemleri kullandı, Aziz Saf Abelle'de ona verilen derslerin aynısını. Ama Jill'in bir başlangıç öğrencisinden çok ötede olduğunu, neredeyse, Üstat Jojonah ilk kez onunla bedenden çıkma oyununu oynadığı zaman kendisinin olduğu kadar güçlü olduğunu hemen anladı. Avelyn kaynağı anladı. Jill doğal olarak güçlüydü, ama kuşkusuz Avelyn'in zamanında olduğu kadar değil. Ama kadın bir başlangıç öğrencisi değildi. Keşiş kötü yaralandığında, hematit aracılığıyla yaşadıkları birleşme ona, diğer keşişlerin öğrenmek için aylar, hatta yıllar harcadığı güçlere bir erişim bilgisi vermişti. Dostlukları derinleşince, güvenleri güçlenince Avelyn hematiti Jill'e ders vermek için kullanmaya cesaret etti. Yalnızca kadın hızla gelişmekle kalmıyordu, keşiş bu sır dolu kadını ve karanlık geçmişini de daha fazla anlıyordu. "Dundalis." Sözcük Jill'in dudaklarından bir kilise çanının çınlaması gibi çıktı; kutlama, umut, ebedi yaşam vaadi kadar ölüm işareti de olabilecek bir çınlama. Genç kadın elini, yine omuzlarına kadar uzamış olan saçlarından geçirdi ve Avelyn'e kuşkuyla baktı. "Biliyordun," diye suçladı. Avelyn, işe yarar bir karşılık bulamayarak omuzlarını silkti. iblisi" U^'î <23 "Rir şekilde geçmişimi keşfettin," diye devam etti kadın, o zaman önce unutulmuş ismi, onun yuvası olmuş köyün is? ? aörünüşe göre aynı noktaya inşa edilmiş yeni bir köyün ismini) s • i düşünürken içinde kabaran telaşlı duyguların önünü kesmek ? n heyecanı, bir ihanet duygusunu kullanarak. "Palmaris'te," dimantık yürüttü Jill, "Graevis ile konuştun!" "Pettibwa, aslında," diye itiraf etti Avelyn kuaı kuru. "Nasıl cesaret ettin?" "Başka seçeneğim yoktu," diye terslendi Avelyn. "Ben senin dostunum." jill bir an anlamaya çalışarak tutarsızca kekeledi. Avelyn onu şehrin kuzeyine, Masur Delaval boyunca nehrin deltasına götürmüş, sonra iç kısımlarına dönerek ıssız topraklara yönelmişti. Bu dolambaçlı bir şekilde olmuştu; Jill bir zamanlar tanıdığı bölgelere gitmekte olduğundan korkmuştu, ama hiçbir tanıdık işaret görmemişti, ta ki ikili Dünyanın Sonu denen bir köye gidip, "Dundalis" sözcüğünün yüksek sesle söylendiğini duyana kadar. Kadın o anda Avelyn'e vurmak istedi, ama onun son sözlerini inkar edemezdi. Gerçekten de keşiş onu dostuydu, Jill'in bildiği en iyi dostlardandı. Onu sevdiğini kanıtlamak için ona verdiği taşlarla ilgili armağana bakması yeterliydi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Hayaletlerden kaçıyorsun, dostum, sevgili Jill," diye açıkladı Avelyn. "Acını görüyorum ve kendi acımmış gibi hissediyorum. Attığın her adımda, her sahte gülümsemende görüyorum -evet, sahte dedim, çünkü hiç gerçekten gülümsedin mi, Jill? Hayatın boyunca?" Genç kadının parlak, mavi gözlerine yaşlar doldu ve bakışlarını kaçırdı. "Gülümsedin bence!" diye ısrar etti Avelyn. "Elbette gülümsedin! Ama o felaketten önceydi, hayaletler ayak izlerinde yürümeye başlamadan önce." "Beni neden buraya getirdin?" "Çünkü burada o hayaletlerin arkasına saklanabilecek' w şey yok," dedi Avelyn kararlılıkla. "Burada, bir zamanlar ev' bu yeni köyde, o hayaletlerle yüzleşeceksin ve onları hak etr'U ° ri huzura kavuşturacaksın, senin hak ettiğin huzura." Bunu öyle büyük bir kararlılık ve kuvvetle söylemişti ki mı artık ona kızamıyordu. Avelyn Birader gerçekten de onun dostu du, biliyordu ve onun için yalnızca en iyisini istiyordu, onun ad na savaşır ve ölürdü. Ama yine de Jill bu kararın budalalık olma sından, içindeki acının büyüklüğünü hesaplayamamasından kaynaklanmış olmasından korkuyordu. Avelyn o acıyı takdir edemezdi; Jill de öyle, ama o, yüzeyin altında beklediğinden ve serbest kalırsa kendisini boğacağından korkuyordu. Sessizce başını salladı, verecek yanıtı yoktu, yalnızca korkuları vardı. Meyhanenin arka kapısına yürüdü, sonra Avelyn'le birlikte kiraladıkları odaya gitti. O tanıdık ismin hangi anıları çağıracağını bilmiyordu, ama onlarla yüzleşirken yalnız olmak istiyordu. Anlatılamayacak kadar öfkelenmişti, tükürdü ve odasının kapısını tekmeledi. Hatta gece ona hizmetini sunan kadının çenesini bile kırmıştı. Çünkü Dosey adlı tüccarla karşılaşması sinirlerini bozmuş, Palmaris onu aldatmıştı. Adalet Birader avına yaklaşamamıştı -tam tersine, büyük şehirde amaçsızca dolanarak zaman kaybetmişti. Onu Bildeborough adlı adamla ve Grady Chilichunk denen serseriyle -ikisi de sarhoştu- bir araya getiren yalnızca şans olmuştu. Adalet Birader, birkaç ucuz bira karşılığında anlattıkları hika yelerini oldukça ilginç buldu. Özellikle de bir ay önce bir başka Abellican keşişinin annesi Pettibwa ile Kardeşlik Yolu'nda konuştuğundan bahseden Grady'ninkini. "Siz ikinizin aynı zamanda dışarı çıkmanız ne kadar sıradışı," dedi Grady kabaca. "Normalde iblisi11 Uya"'!1 425 münzevidir; o manastır duvarlarının içinde kendinizi neytürü leegi ünüz ğlendiriyorsunuz?" Adamın müstehcen tavırları düşünülünce imalar açıktı, Grady Connor kahkahalar attılar. Adalet Birader gülümseyebilmek için bu aptalın kafasını koardığını hayal etti. Keşiş, Avelyn Birader olduğunu tahmin ettiği bu diğer Abellican keşişinin kuzeye, Yabandiyar'a, Ormandiyar'a, Yaban Çayın denen bir yere gittiğini öğrenene kadar nazik dav-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


randı. O mevsimde Palmaris'ten kuzeye giden tüccar kervanı yoktu, güz bölgeye yerleşiyordu ve soğuk bir kış vaat ediyordu, ama bu, becerikli Adalet Birader'i engellemedi. Tek başına yola çıktı, hızla ilerledi, yürümekten çok koştu. Kaybettiği zamanı telafi etmeye ve bu işi bitirmeye kararlıydı. Jill uzun zaman önceki o sabahı, ağaç kaplı yamacı, gökyüzüne, parlak Ayla'ya baktığını, Ayla'nın renklerinin gökkuşağını semavi cazibesini hatırladı. Havayı dolduran müziği hatırladı. O sabah yalnız değildi, Jill artık biliyordu, çünkü keşfini yüksek sesle söylemişti. "Bir oğlan," diye fısıldadı küçük odasının boş köşelerine. "Elbryan" ismi zihninin köşelerini kemirdi, ama onunla beraber ezici bir ızdırap ve kayıp hissi de geldi: Gerilemesine, Connor Bildeborough'nun yüzüne parlayan bir közle vurmasına sebep olan aynı kara acı duvarı. Jill derin bir nefes aldı ve anıları uzaklaştırdı. O gece hiç uyumadı, yine de ertesi sabah erken saatlerde yola çıkmak için toplanmış, uykulu -ve akşamdan kalma- Avelyn'i elinden tutup handan çıkarmış, doğu yolunda, Dundalis olarak bilinen köye doğru çekiştiriyordu. O akşamın geç saatlerinde, güneş batı ufkunda batarken, eğik «26

Salv, R- A. siore gölgeler yeni köyün binalarından dışarı uzanırken köye v Jill köyü tanımadı, hiç tanımadı ve bu gerçek karşısında Şaşırdı şaş Dundalis görüş alanına girmeden önce, yolun son kısrnınd - 3ni anılara boğulmayı bekleyerek nefesini tutmuştu. Hiç de öyl mamıştı. Bu Dundalis'ti, eski Dundalis'in kalıntılarının üzerine ' şa edilmişti, ama Yaban Çayırı'na, Dünyanın Sonu'na ya da h hangi bir diğer sınır köyüne benziyordu -en azından ilk bakıst Avelyn, Jill'in kendisini tek ana cadde üzerinden, köyün için den geçirip kuzeye götürmesine izin verdi. Kasabanın kuzev ucunda, Jill'in önceden ağıl olduğunu hatırladığı eski, çitleri kırılmış bir yer vardı ve ötesinde de yamaç. Yamaç. "Oradan Ayla'yı gördüm," dedi. Avelyn gülümsedi, ama yalnızca kısaca, buradan çok, çok uzakta, hızla ilerleyen bir geminin güvertesinde, çok önemli ve kutsal bir görevde Ayla'yla etkili karşılaşmasını hatırlamıştı. "Gerçekti," diye fısıldadı Jill, Avelyn'den çok kendi kendine. Bunda, açıkça hatırladığı geçmişine ait o küçük parçada hayal edilmemiş, gerçek bir şey olmasında tatmin buldu. Gözlerini Dundalis'in kuzey ucundan ayırıp, kasabayı her daim yeşil ağaçlar ve karibu yosunuyla dolu vadiden ayıran yamaca, küçüklüğünde onun için onca önemli olan yamaca baktı. Jill görkemli Ayla'yı görme anısının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde gerçek olduğunu biliyordu. Onu yine hissetti, o gıdıklanma hissini, ölüm-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lü bağlardan kurtulup sonsuz evrende süzülme duygusunu. "Oğlan," dedi Jill. "Biriyle mi birlikteydin?" diye sordu Avelyn, onu konuşturmaya çalışarak. Jill başını salladı. "Önemli biri," diye yanıt verdi. An geçti; Jill arkasındaki kasabaya baktı. Ama dönmeden önce duraksadı, dikkatle eski çite baktı. "O çitin üzerinde oynarpsi» UV»n,î W „ jgdi. "Üstüne tırmanıp en uzun kimin yürüyebileceği üzerine'iddiaya girerdik." "Biz?" «Arkadaşlarım," dedi Jill, yanıtı üzerinde düşünmeden. Avelyn bu son ânının, kadına kaybettiği arkadaşlarından bir kısmını hatırlatacağını ummuştu; ama başarısızlık onu fazla hayal kırıklığı"3 uğratmadı. Kuzeye yaptıkları yolculuğun akıllıca bir şey olduğuna karar verdi keşiş, çünkü şimdi, Dundalis'e girdikten dakikalar sonra, Jill geçmişini yıllardır bildiğinden daha fazla hatırlamıştı. "Bunker Crawyer," dedi kız aniden, yüz ifadesi meraklı bir hal alarak. "Arkadaşlarından biri mi?" "Hayır," diye yanıt verdi Jill, eski çiti işaret ederek. "Onun ağılıydı. Bunker Crawyer'ın ağılı." Avelyn kocaman gülümsedi, ama Jill dönüp ona bakınca gülümsemesini gizledi. Kadının kızgın olduğu açıktı. Anıları geri geliyordu, ama acı verecek kadar yavaşça, çünkü artık kadın epey sabırsızlanmaya başlamıştı. "Hadi gidip kalacak bir yer bulalım," diye önerdi keşiş. "Buraya gelirken bir hanın önünden geçtik." Avelyn Uluyan Sheila denen yerin, Dundalis'in merkezindeki geniş bir meyhanenin ön kapısına yaklaşırlarken, JiU'in yeni, çok daha güçlü bir anıyı hatırlayacağını anladı. Kadın binaya değil altındaki zemine bakıyordu, yüz ifadesi meraktan korkuya, sonra dehşete dönüştü. Titreyerek döndü ve kaçmaya hazırlanırken Avelyn onu yakaladı. Keşiş bırakacak olsa kadının Yaban Çayırı'na, Dünyanın Sonu'na, hatta Palmaris'e kadar koşacağını tahmin ediyordu! "Burayı biliyorsun," dedi Avelyn, kadını sıkı sıkı tutarak. Jill kesik kesik nefes alıyordu; yoğun, kara bir dumanın koku428 A' S*>v*,0rç sunu aldı. Dışarıda olmasına rağmen, kendisini çok dar W kapatılmış, boğuluyormuş gibi hissediyordu. "Biliyorsun!" dedi Avelyn kuvvetle, onu sarsarak. Jill'in derin nefesi bir hırlama gibi yankılandı ve keşişten W tularak döndü, dikkatle meyhaneye, taş temeline baktı, "o saklandım," dedi, sesi kırılmasın diye büyük çaba gösterer W "Kasaba çevremde yanıyordu. Bütün o çığlıklar..." Sözleri boğuk bir hıçkırıkla kesildi, dik omuzları aniden çöktü ve Avelyn onu yakalamasa yere düşecekti. Dundalis'te başka han yoktu ve dahası Avelyn bunca yolu jiU

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


korkunç geçmişinden kaçsın diye gelmemişti. Tek odalık ücret ödedi, çünkü yalnızca tek boş oda vardı ve neşeli Belster O'Comely'ye üzerine basa basa kızla aralarında romantik ya da müstehcen hiçbir şey olmadığını, yalnızca iyi dostlar ve yol arkadaşları olduklarını açıkladı. İlk kez böyle bir açıklama yapmaya zahmet ettiğini düşündü Avelyn, Jill'i merdivenlerden yukarı, ortak salondan yatak odalarına götürürken. Keşiş bu kasabada bir süre kalabileceklerini düşünüyordu ve köy çok küçük ve kapalı olduğu için, Jill'in itibarını korumalıydı. Kadın Dundalis'te yeterince sıkıntı çekecekti, Avelyn biliyordu, dedikoducu köylülerin kötü fısıltılarını duymasa da olurdu. Anılarının büyük gücüyle bitkin düşen Jill hemen uyuyakaldı. Avelyn rahatsız edici düşlerin onu ziyaret edeceğinden korkarak uzun süre yanında kaldı. Kadın derin bir uykudaydı, belki de düş göremeyecek kadar yorgundu. Avelyn sonunda ortak salondan gelen gürültüleri daha fazla duymazdan gelemedi. Köyün çoğu orada toplanmıştı ve Jill'i bu kadar sevmesine rağmen -gerçekten de onu bir babanın kızını sevmesi gibi seviyordu- perişan keşişin kendine has ihtiyaçları vardı. Çok geçmeden aşağı inmiş, dev bir kalabalığın ortasında içi».SH1 W'ş' «29 konuşuyordu, çünkü bölgedeki avcıların çoğu yaklaşan kıy rlanmak üzere erzak almak için köye gelmişti. Gerçekten ' w oalı bir topluluktu, yalıtılmış ve önyargılı, silahlarıyla ve kur1 klarıyla yaşayan adamlar ve birkaç kadın, ve Avelyn kısa süonra serserinin biriyle Dundalis gibi karanlık geçmişi olan bir sabanın, tehlikeye karşı hazırlıklı olması gerektiği konusunda tartışmaya başlamıştı. Tuzakçı bölgedeki en tehlikeli şeyin zaman zaman görülen aç bir rakun olduğunu söyleyerek alay ettiğinde, Avelyn Birader hiç gecikmeden adamın yüzüne yumruk attı. Keşiş uyandığı zaman ortak salonda Belster O'Comely ile yalnızdı ve bir gözünün üzerine bir parça biftek yerleştirilmişti "Ha, ha, ne ki?" diye sordu hancıya. "Buralardaki insanların senelerdir gördükleri en iyi eğitim!" Belster kahkaha attı. Dundalis halkı zorlu bir topluluktu, zaman zaman çıkan kavgalardan kaçmazlardı. Hatırlayamasa da iyi dövüşen Avelyn, o gece tuhaf bir şekilde biraz saygı kazanmıştı, ama ortak salondaki adamların ve kadınların çoğu onun deli olduğunu düşünmüştü. Belster ona bir kağıt parçası uzattı, bir fatura. "Son içkileri senin ısmarladığına karar verdiler," dedi hancı. "Ha, ha, ne ki!" diye uludu Avelyn ve gümüş paralan sayarken kocaman gülümsüyordu. Kiraladığı odaya girdiğinde Jill'in yastığının çevresinde kıvrılmış, kaybolmuş küçük bir kız gibi göründüğünü fark edince o neşeli gülümseme sıcak bir gülümseye dönüştü. Avelyn yatağın yanında diz çöktü ve kadının gür, altın rengi saçlarını okşadı, sonra yanağını öptü. 32

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


KARANLIK YÜKSELİYOR Geyikçayı, Dundalis ve Yaban Çayırı gibi bir köydü, yalnız Alpinador'un batı sınırında olduğundan daha soğuk bir yerdi, daha fazla zorlu çalısı, daha az yaprak döken ağacı vardı. Geyikçayı'nda kış senenin sekizinci ayında, Octenbrough'da, genelde güz gündönümünden birkaç hafta sonra başlıyordu ve Toumanay ayı geçene kadar oyalanıyor, yerini kısa bir bahar ve daha da kısa bir yaza bırakıyordu. Geyikçayı halkı, Alpinador'daki kardeşleri gibi açık tenli ve açık renk gözlü ve saçlıydı. Ve yine ırkta görüldüğü gibi inkar edilemez ölçüde zorlu, uzun boylu ve geniş omuzluydular, güçlüklere alışıktılar. Alpinador sınırının çocukları bile -vahşiliğini koruyan krallığın çoğu sınır köylüsü sayılıyordu!- silah kullanabiliyordu; çünkü goblinler ve fomoryan devleri kuzeyde, daha medeni güney krallıklarına göre daha sık görülüyordu. Yerleşim biriminin tavrı ve duruşu bunu yansıtıyordu, çünkü Geyikçayı, kuzeydeki Ayı-Honce köylerinin aksine, iki buçuk metrelik kazık çitlerle çevriliydi. Bu yüzden, Geyikçayı izcileri goblin izleri gördüklerini haber verdiklerinde, bu zorlu halk fazla endişelenmedi. O sefil küçük insansıların izlerine karışmış dev ayak izleri fark edildiğinde bile köy önderleri yalnızca metanetle omuzlarını silktiler ve uzun palalarını, ağır baltalarını bileylemeye başladılar. Şafaktan sekiz saat sonra, solgun güneş batı ufkuna dokunduiblisi" W» «ı saldırıdan önceki son ana kadar Geyikçayı düşmanını gerbirdir etmedi, yazgısını anlamadı. Normalde goblinler bir cekten ta saldırgan bir sürü olarak gelir, ağaçların ve çalıların arasmVnsar kendilerini vahşice kazıklara ve barikatlara atarlardı, dan Ku? ' bu sefer yaratıklar köyü on sıra halinde dizilerek tamamen relemişti- Ve goblin hattı, her yirmi adımda bir kat kat kalın k'irklere sarınmış fomoryan devleriyle güçlendirilmişti. Geyikçayı halkı hiç bu kadar büyük bir goblin gücü görmemişti bu nefret dolu, bencil yaratıkların bu sayılarda toplanabileceği fikrini kavrayamıyorlardı. Ama buradaydılar işte, sayısız mızrak başı günün son eğik ışıkları altında parlıyordu, değişik kabilelerin simgesiyle süslenmiş sayısız kalkan yan yana duruyordu. Köy halkı aynı anda nefeslerini tuttu; konuşamayacak, yeni emir ya da strateji öneremeyecek kadar şaşkındılar. Saldırgan goblinler sık sık saldırıdan önce haberci gönderir, teslim olmalarını ister, değiş tokuş önerir, aksi halde savaş olacağı uyarısını yaparlardı. Böyle bir talebe verilen normal yanıt, habercinin kafasının köy duvarının önünde bir kazığa geçirilmesi olurdu. Ama bu sefer pek çok köylü, bir habercinin yaklaşması durumunda seçeneklerini düşünüyordu. Goblinler dakikalarca yerlerinden ayrılmadılar, sonra, emir üzerine, saflar aralandı, her savaşçı tek bir kısa hareketle sağa ya da sola adım atarken sıra sayısı iki katına çıktı. Saflarda beliren aralıklardan yeni sürpriz göründü, bir goblin süvari birliği: Ufak yaratıklar tüylü midillilere binmişlerdi. Goblin binicileri bilinmeyen bir şey değildi, ama nadir görülürlerdi -Geyikçayı'nda hiç kimse o kadar çok goblin süvarisinin toplanabileceğini hayal edemezdi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Dört yüz," diye tahmin yürüttü bir adam ve bu tahmin goblin süvari birliğinin Geyikçayı'nın toplam nüfusunun iki katı olduğunu söylüyordu. «2

S4|. R. A. Vitore Sersem. Zorlu köylüler için goblin sıralarının aralanma tarzı da leticiydi. "Eğitimli bir ordu," diye mırıldandı başka bir ada "Disiplinli," diye onayladı bir başkası, inanmazlık bir if A -ve ümitsiz, çünkü Alpinadorlular arasında, vahşi ve doe goblinlerin kuzey yörelerini tamamen ele geçirmekten ahko tek şeyin bir araya gelememeleri olduğu sır değildi. Goblinler I sanlardan çok goblinlerle savaşıyorlardı -ve başka ırklarla. Geyikçayı'nın ana kapısının tam önünde dört yaratık saflarda çıktı: Uzun bir insandan üç kat uzun, kürklere ve beyaz bir avı nın derisine sarınmış, köylülerin o ana dek gördüğü en büyük sopayı taşıyan dev bir fomoryan; yüzü yara izleriyle dolu ve biçimsiz, bir kolu dirseğin hemen altından kesilmiş inanılmaz derecede çirkin bir goblin; ve goblin boyunda, ama aynı şekle sahip olmayan, fıçıya benzer bedenleri, sıska kollan ve onları taşıyamayacak kadar zayıf görünen bacakları olan iki tuhaf görünüşlü yaratık. Son iki yaratıktaki en çarpıcı şey, hızla sönen ışık altında parlak bir kırmızıyla ışıldayan bereleriydi. "Kanlı Bereler," dedi bir adam ve Geyikçayı halkından hiç kimse daha önce ünlü powrieleri görmemiş olsa da, diğerleri onaylayarak başlarını salladı. Saniyeler kayıp geçerken düşman hattı yine korkutucu duruşlarını sürdürdü. Sonra powrielerden biri deve işaret etti ve pis pis sırıtan fomoryan, cüceyi havaya kaldırdı. Gözlerini Geyikçayı'na diken cüce beresini çıkardı ve havada, başının üzerinde salladı. Halk bu dramatik hareketin bir işaret olduğunu anladı ve sonuç ne olursa olsun canlarını pahalıya satmaya kararlı bir şekilde, saldırıya hazırlandılar. Ama işittikleri şey toynakların gümbürtüsü ya da atılan goblinlerin ulumaları değil, powrie savaş makinelerinin gıcırtılı savruluşları oldu. Büyük taşlar, üç buçuk metrelik mızraklar ve yanan zift topları havada süzüldü, gergin, donmuş kasabayı bir çığlık ve haykırış, parçalanan kütükler ve cızırdayan ateşL uvan.51 «3

r karmaşasına dönüştürdü. ikinci yaylım ateşi süzülerek yaklaşırken duvarın üzerinde pek vki kalmıştı; yaralılarla ilgilenmeye, alevlerle mücadele etmeaz K1' barikatları sağlamlaştırmaya girişmişlerdi. Çoğu saldırıyı gördi gerçekten de muazzam bir şeydi; ama işittiler, toprak ayak-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


larının altında sarsılıyordu. Üçüncü yaylım ateşi, atılan piyadeler tarafından fırlatılan iki vüzden fazla mızrak, süvarilerden hemen önce geldi ve bu yüzden süvariler duvarlardaki sayısız açıklıktan içeri doluşurken, ayakta kalan savunmacılardan çok ölü köylüler buldular. Bombardımandan sonra hayatta kalanlar, çok geçmeden ölü arkadaşlarına imrenmeye başladılar. Güneş ufkun arkasına batmadan önce Geyikçayı dümdüz olmuştu. Fomoryanl ardan Maiyer Dek, goblinlerden Gothra ve powrielerden Ubba Banrock ve Ulg Tik'narn kaüiamın ortasında durdular, ellerini ve gözlerini kaldırdılar ve önderlerine, tanrılarına seslendiler. Çok uzakta, Aida'daki lavtası tahttta, dactyl onları işitti ve ölümün, eğitimli hizmetkarlarının ilk organize saldırısının tadını çıkardı. İblis kanın kokusunu, öfkenin tadını şefleriyle birlikte oradaymış gibi alabiliyordu. Ve bu yalnızca ilkti, iştah açıcıydı, dactyl biliyordu, çünkü ordusu büyümeye devam ediyordu; karanlık kitleler Aida'nın karanlık kollarına akıyordu ve Alpinador'un yalnız köyleri sadece sınama yerleriydi. Gerçek meydan okuma güneydeydi, en zengin ve kalabalık krallıkta, Ayı-Honce'da. Kış ülke üzerindeki etkisini yitirirken, karlar yüksek geçitleri açacak kadar çekildiği zaman hazır olacaklardı. Hazır olacaklardı. Jill, Dundalis'in kuzeyindeki ormanlık yamaçta bir o yana, bir «4 R' A- S*«v*,o, bu yana dolaştı. İlk karlar yağmış, toprağın üzerinde hafif zik bir örtü oluşturmuştu, ve hava soğuktu, yukarıdaki o-\, ^ öOKyü^Q parlak maviydi. O hava bile tek başına genç kadına aşinalık riyordu, Palmaris şehrinde ya da donuk ve ıslak sisin daim' ründüğü Pireth Tulme'de bilmediği bir kuruluk. JiU bu temi7 kuru havayı küçüklüğünden, bu mekandan biliyordu; ve o o miş yaşama ait imgeler, bir zamanlar yaşadıklarına ait kısa imo ler artık bilincinin kıyılarında uçuşuyordu. Yaşamının mutlu, küçüklüğünün özgürlük ve vahşi oyunlarla dolu olduğunu biliyordu. Pek çok arkadaşı, birbirini takip eden muhteşem ve yaramaz planlarda komplo ortakları olduğunu biliyordu. Yaşam bir şekilde çok daha basit ve temizdi, sıkı çalışma ve zorlu oyunlar, adilce kazanılan iyi yiyecekler ve görgüden değil karından gelen kahkahalar. Yine de, o geçmiş varoluşa dair ayrıntılar ondan kaçıyordu, isimler de öyle, ama yüzlerin çoğu geri dönmüştü. O parlak sabah, sırtın kenarındaki ormanlık yamaçta, beyaz yosunluk zemine ve karanlık dalları karla tozlanmış kısa ağaçlara bakan ikiz çama doğru yürürken hüsran içindeydi. O çamların arasındaki boşluğa oturur oturmaz kafasına daha fazla imge doluştu. Yosunlu vadide ağaçların arasına girip çıkan bir dizi avcı hayal etti. Omuz sırıkları canlandırdı kafasında ve avın başarılı olduğunu gördüğünde heyecanlandığını hatırladı. Sonra imgeler daha da çoğaldı, gaıba koşan kendisi, alçak vadiye girince onları gözden kaybetmesi, çamların ve ladinlerin ara-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


sında dolanması, bir arkadaşla koşması. O son engelin içinden koştuğunu, kollarında iğneli çam dallarını hissettiğini ve geri dönen avcılarla yüzyüze geldiğini hatırladı -evet, yüzlerini görebiliyordu ve babası aralarındaydı. Hatırlıyordu! Ve sırıklar ihtiyaç duyacakları geyiklerle doluydu, bir de -başka bir şeyle. iblisi" Uya"'?1 <35 ıll'in gözleri iri iri açıldı, anı aniden çok canlı bir hale geldi, . ^in şekilsiz ölü şeye ait imgeler kafasına doluştu, zihnine kaçmasın, söyledi. Zor nefes alsa da imgeyi bırakmadı. O sabahı hatırlıyordu, bu baha çok benzeyen o parlak sabahı. Ayla'yı görmüştü ve sonra vcılar. babası da dahil, kış erzaklarıyla dönmüşlerdi -ve goblinle. "Goblin," diye fısıldadı Jill yüksek sesle, ismin bu geçmiş olan. rjundalis'in, evinin, ailesinin ve dostlarının sonunu haber verdiğini hatırlatarak. Düzenli nefes almak, ellerinin titremesini önlemek için mücadele etti. "İyi misiniz bayan?" Neredeyse çizmelerinden fırlayacaktı, hızla soru sorana döndü: Bir Abellican keşişi. Avelyn Biraderle aynı kahverengi cüppeyi giymişti, başlığını arkaya itmiş, traşlanmış kafasını ortaya çıkarmıştı. Avelyn'den çok daha kısaydı, ama güçlü olduğu anlaşılan geniş omuzları vardı. "İyi misiniz?" Soruyu yumuşak sesle, nazikçe sordu, ama Jill o seste keskin bir tını hissetti ve endişesinin numara olduğunu sezdi. Adamın kendisini dikkatle incelediğini fark etti, saçlarına, gözlerine ve dudaklarına uzun uzun bakıyordu, sanki onu tartıyormuş gibi. Gerçekten de öyleydi. Adalet Birader deli rahibin yanında yolculuk eden kadın hakkında pek çok eşkâl dinlemişti ve şimdi bu kadına, kalın ve dolgun dudaklarına, parlak mavi gözlerine ve altın rengi, gür Saçlarına bakarken biliyordu. "Burada yalnız olmamalısınız," dedi. Jill hıhladı ve parmaklarını kısa kılıcının kabzasına götürdü; tehdit etmek için değil, yalnızca silahlı olduğunu göstermek için. "Kralın ordusunda görev yaptım," diye temin etti keşişi, "Kıyı Muhafızlarında. " Adamın gözlerinin aniden tanımayla kısılması Jill'i Salv*tOre hazırlıksız yakaladı ve bundan bahsetmesinin belki de ak madiğini düşünmesine sebep oldu. "Adınız nedir?" diye sordu adam. "Sizinki nedir?" diye terslendi Jill, gittikçe daha çok savı ya çekilerek. Abellican Kilisesi'nden bir biraderin bu kadar İn de, köyün dışında yalnız olması ona tuhaf geldi. Sonra Avelv hikayesini, tarikatı terk etmesini düşündü. Böyle bir eylemin zası olabilir miydi? Deli rahibin gittikçe artan ünü, katı tarikatt istemediği bir ilgi uyandırmış olabilir miydi? "Adım kimse için önemli olmadı," diye yanıt verdi keşiş ifadesizce, "bir kişi dışında. Bir zamanlar tarikatımdan olan, ama o yol-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


dan ayrılan ve manastırdan değerli şeyler çalan bir adam dışında Evet," dedi Jill'in anladığını açıkça görerek, "Avelyn Desbris Birader için benim adım Adalet Birader. Yol arkadaşın için, kızım ben kilise tarafından çaldıklarını geri almak üzere gönderilmiş bedenleşmiş felaketim." Jill ayağa kalkmış, kılıcını çekmiş, düzenli olarak geriliyordu. "Kilisenin yasal bir temsilcisine mi saldıracaksın?" diye sordu keşiş. "Adalet Birader unvanının adil ve meşru olduğu kişiye, arkadaşın dediğin kanun kaçağı keşişin hak ettiği cezayı verecek olan kişiye mi saldıracaksın?" "Avelyn'i savunurum," dedi Jill adama. "O kanun kaçağı değil." Keşiş rahatça durup alayla güldü. Sonra aniden, zalimce atıldı, dönerek çöktü ve Jill'in uzattığı kılıcı tekmeledi. Kadın kılıcı beceriyle çevirerek uzaklaştırdı, Adalet Birader'i/ı yalnızca onu bir adım gerilemeye zorlayan, seken bir darbe indirmesine izin verdi. Adalet Birader yeniden sıçramaya hazırlanarak kendini toparladı. Kadına duyduğu saygı artıyordu. Bu kadın savaş konusunda acemi değildi, ince işlenmiş refleksleri vardı. iblisi UY.*'* 437 «Senin de kanun kaçağı olduğun söyleniyor," diye sataştı yakak, "Pireth Tulme'den kaçmışsın." (ili irkilmedi, gözünü bile kırpmadı. «Belki Kıyı Muhafızları başına ödül koymuştur," dedi keşiş ve Hdetle saldırdı, bir başka döner tekme savurdu, sonra doğruldu e art arda üç tekme attı, ayağı Jill'i değişik yüksekliklerde yakaladı Kadın tekmelerin hepsini yana kaçarak savuşturdu, sonra kılını uzatarak saldırdı. Vicdanı onu engelledi, bir insanı öldürmek üzere olduğunu hatırlamaya zorladı. Endişelenmesi gerekmezdi; çünkü kılıcı ölümcül keşişe yaklaşamazdı bile. Adalet Birader yaklaşmasına izin verdi, son anda hafifçe dönerek sol kolunu alttan yukarı kaldırdı ve kılıcın düz yüzeyine vurdu. Darbeyi savuştururken ilerledi ve ağır bir sağ kroşe indirdi. Jill hemen geriledi, ama kaburgalarına darbe aldığından nefesi boşaldı. Geri geri sendeledi, gerilerken beklenen saldırıya karşı kendini savunmak için ayaklarını yere sıkıca bastı. Düşünceleri berraklaştığı zaman keşişin kavgayı sürdürmediğini, kazandığı avantajdan faydalanmadığını gördü. Üç buçuk metre kadar uzakta, bir eli cüppesinin cebinde, sakin sakin duruyordu. Jill şaşkınlıkla gözlerinin kapalı olduğunu gördü. Kadının soruları ser'semletici bir akışla aniden kayboldu; çünkü keşiş fiziksel olarak hareket etmiş olmasa da, ona ruhuyla saldırmıştı ve kadın aniden bedeninin kontrolünü kaybetmemek için irade gücüyle mücadele ederken buldu kendini! Jill'in bedeninden ve ruhundan derin bir acı geçti, keşişin de aynı acıyı yaşadığını biliyordu -ama bu düşünce ona pek az teselli veriyordu. Bu müstehcen saldırıyı gölgeli bir duvar gibi hissediyordu, onu ittiriyor, kendi bedeninden çıkarmaya çalışıyordu. Başta yenileceğini hissetti, direnmesi imkansızmış gibi geldi. Ama «8

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


R- A' S^.0re çok geçmeden bunun kendi bedeni olduğunun farkına vardı ni kendi sahasında savaşıyordu- ve keşişin kötücül saldırısına Hrenebilirdi. Jill büyük irade gücüyle, kuvvetle ittirirken gölgeli d var geriledi. Jill kendini bir ışık kaynağı, alev alev bir güneş h öldürücü bedenin gerçek sahibi olarak hayal etti ve savaştı. Sonra gölge yok oldu ve Jill bir adım gerileyerek gözlerini açtı Adam tam önünde, alayla ona bakıyordu. O zaman kadın bu zihinsel saldırının hileden başka bir şey olmadığını, adamın saldırının etkilerinden çok daha çabuk kurtulduğunu anladı. Kalan o bir saniyelik bilinç süresinde bunu anladı. Her şeyi anladı, ama bu bilgi yalnızca ümitsizlik getirdi, çünkü adam fazla yakın, fazla hazırdı ve Jill kendini savunamazdı. Adalet Birader elini kadının gırtlağına hançer gibi indirdi, onu karların ve toprağın üzerine düşürdü. Tek bir temiz darbe, ama kontrollü bir yumruk indirdi, çünkü keşiş kadının ölmesini istemiyordu. Kadının bilgisinin hain Avelyn'in yerini bulmak için gerekeceğini tahmin ediyordu ve tutsak olarak varlığı kanun kaçağı keşişin ona gelmesine kesinlikle yardım edecekti Kadının ölmesini istemiyordu, henüz değil, ama keşiş Avelyn'in işi bittiği zaman bu kadının, JilPin de öleceğini biliyordu. Ama Adalet Birader'in umurunda değildi. 33 BÜYÜK DARBE Elbryan Uluyan Sheila'nm arka tarafında epey geride oturdu, arkasını ve iki yanını duvarlarla güvene almak için sandalyesini köşeye itti. Korucu aksilik çıkmasını beklemiyordu; Dundalis halkı onu sevmiyor olabilirdi, ama asla açık açık düşmanca davranmamışlardı. Yalnızca eğitimi ona kendini en savunulabilir pozisyona yerleştirmesini hatırlatıyordu. Kalabalık bu gece gürültülüydü, meyhane tıka basa doluydu, çünkü dışarıda hafif bir kar yağıyordı ve insanlar yoğunlaşmasından korkuyordu. Bir tipi insanları bir hafta boyunca eve kapanmaya zorlayabilirdi. İçkiler su gibi akıyordu, sohbetler gürültülü ve daha çok hava hakkındaydı -şişman, kahverengi cüppeli bir adam ve pek çok köylünün olası goblin saldırısı hakkında tartıştıkları yer dışında. "Daha önce oldu," dedi Avelyn Birader kuru kuru. "Bütün kasaba dümdüz edildi ve tek kişi hayatta kaldı -belki de hiç kimse kalmadı." Keşiş hıhladı ve ağzından kaçırdığı şeyin fark edilmemiş olmasını diledi. Jill'in sırrı kendisine aitti ve ancak o açıklayabilirdi. "Ama ancak Dundalisli avcılar ormanda bir goblin öldürdükten sonra," diye itiraz etti Tol Yuganick adındaki ayı gibi bir adam, ama yüz elli kiloluk Avelyn'in yanında o kadar da iri görünmüyordu. "Ve bu neredeyse on sene önceydi. Goblinler geri «o R- A- S*'v*ore gelmeyecek. Sebep yok." "Nöbette Tozlu varken olmaz," diye kahkaha attı bir K adam, arka köşede, masasında yalnız oturan korucuya dönü K karak. Diğer üç köylü Elbryan'ın aleyhine atılan kahkahaya h

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


vesle katıldı. "Peki bu adam kim?" diye bilmek istedi Avelyn. "Senin kıyamet hikayelerin için dikkatli bir kulak," diye yorum yaptı Tol. Dudaklarını ve çenesini köpüğe bulayarak birasını sonuna kadar içti. "Saldırgan ayının icabına bakan Elbryan değil miydi?" diye sordu Belster O'Comely, tezgahın o tarafına gidip iki adamı uzaklaştırmak için şiddetle silerek. "Senin evini yağmalayan ayıyı, Burgis Gosen!" Burgis adlı ufak tefek adam bu cümle üzerine çekindi. "Pöh!" diye hıhladı Tol, zalim hatlarından bir öfke bulutu geçti. Dev adam Belster'ın Gecekuşu adlı yabancıyla ilişkisini asla onaylamamıştı ve bunu sık sık, yüksek sesle söylüyordu. Belster tezgahın arkasından aynlmadı. Hancı, itibarının riske girebileceğini bildiği için Elbryan ile dosduğunu uzun süre gizli tutmuştu. Ama son zamanlarda bu değişmeye başlamıştı. Bir süre önce yerel bir köseleciye özel tasarım bir eyer sipariş etmişti ve bunun Gecekuşu için, korucunun onun için yaptığı bir işe karşılık ödeme olarak yapıldığını açık açık söylemişti. "Ayı hastaydı ve zaten ölüyordu," diye şişinmeye devam etti Tol Yuganick. "Buradaki Elbryan'ın, koruyucu efendimizin lanet şeyi gördüğünden bile şüpheliyim." Bunu pek çok onay homurtusu ve baş sallama takip etti. Bu aksi kalabalığa karşı hiçbir yere varamayacağını anlayan Belster, başını iki yana sallamakla yetindi ve işinin başına döndü. Ayı olayının hatırlaülmasının Tol'u rahatsız ettiğini biliyordu, çünkü avcı ayıyı kendisinin öldüreceğine yemin etmişti -ve bunu başarmış olsaydı iyi bir ödül alacaktı! iblis* »^ W Avelyn Birader de Tol Yuganick'in şakşakçılarını görmezden , j; rjzak köşedeki adamı, Tol'un alayla "koruyucu efendimiz" A diği adamı ilgiyle inceledi. Belki bu adam dünyanın gerçeğini anlıyordur, diye düşündü. "Bence hepiniz minnettar olmalısınız," dedi keşiş dalgın daln birine hitap etmekten çok yüksek sesle düşünerek. Avelyn bir an sonra, gözleri hâlâ odanın karşısındaki adamın üzerindeyken göğsünün dürtüklendiğini hissetti. "Bizim korunmaya ihtiyacımız yok!" diye bildirdi Tol Yuganick, çarpılmış, ama yine de çocuksu yüzünü keşişinkine yaklaştırarak. Avelyn adama, manyakça bir öfkeyle çarpılmış meleksi yüze uzun uzun, dikkatle baktı. Sonra keşiş omzunun üzerinden baktı ve Belster'ın başını teslimiyetle iki yana salladığını gördü; meyhaneci şimdi ne olacağını biliyordu. Avelyn bir adım geriledi ve pelerininin altından küçük bir matara çıkardı. "Cesaret iksiri," diye fısıldadı Burgis Gosen'a göz kırparak, sonra mataradan büyük bir yudum aldı. İçmeyi tatminkar bir "Aaah!" ile bitirdi, sonra diğer eliyle yüzünü sıvazladı ve matarayı cüppesinin içine soktu. Sonra Avelyn, adamın uğursuz ifadesine karşılık Tol'u saf heyecanla inceledi. Tol hırladı ve yaklaştı, ama Avelyn hazırdı. "Ha, ha, ne ki!" diye bağırdı keşiş, Tol onu yine göğsünden dürtüklemek için uzanırken. Avelyn tek bir sol yummkla iri adamı yere serdi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Tol'un iki arkadaşı hemen keşişin üzerine atladı, ama keşiş onları silkeledi ve dövüş başladı. Tezgahın ardında, Belster başını iki yana salladı ve dağınıklığı toplamasına yardım etmek için kaç kişinin ayakta kalacağını merak etti. Adalet Birader Uluyan Sheila'ya yaklaşırken bir kavganın gü«2 R. A. Sal Viiore rüküşünü duyunca kötücül bir ifadeyle gülümsedi; Avel der'in içeride olduğunun kanıtı. Keşiş kahverengi cüpne ? mış, normal köylü giysileri giymişti. Eski dostu Avelvn'i y m onu Abellican giysileri olmadan tanıyıp tanıyamayacağrnı merak ve bu düşünce adamın yolculuk pelerininin başlığını kafasın çirmesine sebep oldu. Sürpiz yapmak daha iyi olacaktı. Avelyn bire karşı beş, sayıca azınlıkta kalmıştı -ve bu oranm da tek sebebi, diğer üç adamın onun yanında, ya da en azından keşişe karşı birlikte hareket eden kalabalığa karşı dövüşmeleriydi. Ayağa kalkmış, tetikte bekleyen Elbryan her şeyi merakla vahşi keşişe tam olarak ne anlam vermesi gerektiğini bilmeden izliyordu. Harika dövüşen Avelyn durmaksızın "hazırlık" hakkında bağırıp duruyor, arbedeye "hazırlıklılık eğitimi" diyordu. Korucu olaylar kontrolden çıkmadığı sürece Tol Yuganick ve arkadaşlarının dayak yediğini görmekten memnundu. Zalim Tol yerden doğrulup, kükreyerek keşişe saldırdığında ve dev adamın son anda yana çekilirken uzattığı ayağına takılıp uçmaya başlayan adamın kafasının arkasına indirilen katı bir dirsek darbesiyle devrildiğinde gülümsedi. "Ha, ha, ne ki!" diye uludu Avelyn sevinçle. Elbryan bunun köylülerin tek başlarına başetmeleri gereken tehlikelerden biri olduğunu düşünerek geride durdu. İpi çözülmüş Şahinkanadı yanında hazır bekliyordu, keşiş yere serildiği zaman ölümcül bir intikamın alınmayacağına karar vermişti. Yere serilirse, diye düzeltti Elbryan bir süre sonra, çünkü şişman adam eğitimli bir savaşçının zarafeti ve kusursuzluğuyla hareket ediyordu. Eğilip yumrukluyor, darbe alıyor ve kahkaha atarak önemsemiyor, sonra son saldırganına ağır bir yumruk ya da tam hedefi bulan bir diz indiriyordu. Bir yandan kahkaha atarken, jblis"1

v

dev om uzlarının üzerinden aynı anda iki adamı arkaya attı. Sırtınndalye kırıldı, ama Belster O'Comely darbeyle inlerken, kealnızca daha yüksek sesle kahkaha attı ve her zamanki hayjjşım kopardı, "Ha, ha, ne ki!" Elbryan bunun iyi bir gösteri olduğunu düşünerek değneğine slandı. Duruşu gevşer gevşemez, genel kavganın sağladığı fıran sevmediği korucuya bir yumruk atmak için kullanmak iste-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


yen hevesli bir köylü tarafından kendisine meydan okundu. Elbryan kayıtsız bir tavırla Şahinkanadı'nı önünde dik olarak tuttu ve yumruğu sert tahtayla karşıladı. Saldırgan inleyerek elini kavradı ve Elbryan değneğin yukarı ucunu aşağı iterek değneğin aşağı ucunun yukarı, inleyen adamın bacaklarının arasına çarpmasını sağladı. Elbryan silahını çekti ve dümdüz uzatarak adamın göğsüne dayadı ve itti. Adam elini ve bacakarasını tutarak yere düştü. Sonra korucu izlemeye devam etti, deli keşişin kısa süre sonra yorulacağını düşünüyordu. Adam tek hata yapsa köylü kalabalığı onu alt edecekti. Sonra Elbryan işe karışacaktı. Tol Yuganick yine saldırıp yine geri püskürtülünce korucu bir kez daha gülümsedi. Ama yeni gelen biri meyhane kapılarından içeri girip, dövüşen kalabalığın içinde rahatlıkla ilerlemeye başlayınca gülümsemesi hızla soldu, yerine bir merak ifadesi geldi. Bir adam yumruk atmak için dönünce yeni gelen üç tane seri, keskin, mükemmel dengeli darbeyle onu dümdüz etti. Öyle hızlı yumruk atmıştı ki, üçüncü indiğinde adam henüz karşılık vermek için hareket bile edememişti. Böyle dövüşmeseydi bile Elbryan bunun sıradan bir köylü olmadığını anlardı. Adam bir savaşçının dengeli adımlarıyla yürüyor, kalabalığın arasından bir katilin odaklanmışlığıyla geçiyordu -ve bir katil gibi yüzü yarı örtülüydü, bir eşarp yukarı çekilmiş, yüzüne sıkı sıkı bağlanmıştı. «4 R- A- Si'v4,Dre Korucunun adamın hedefini seçmesi güç olmadı. Bu vahşi keşiş ne tür düşmanlar edinmiş, diye merak etti Pik yan, o da karmaşık kalabalığın arasından, yeni gelenin yolunu k secek şekilde ilerlerken. Ölümcül darbe Avelyn'in gırtlağına yöneltilmişti, ama bask iki adamla dövüşmekte olan şişman keşiş darbenin geldiğini gör medi. Elbryan darbeyi değneğiyle havadayken yakalayıp yukarıya doğru savuşturdu. Dengesi ve zamanlaması mükemmel olan yeni gelen fark etmedi bile, diğer eliyle ikinci darbesini indirdi Elbryan değneğini hızla indirerek adamın koluna vurdu. Adalet Birader artık gözlerini Elbryan'a çevirmişti, Avelyn'in yardımına koşan bu adamın sıradan bir köylü olmadığını anlayarak korucuyla yüzleşmek üzere hızla döndü. O sırada bir adam keşişin sırtına atlamaya çalıştı, ama Adalet Birader onu hızla göğsünden ve sonra boynundan dirsekledi ve yere yuvarlanmasına sebep oldu. Yakındakilerden hiçbiri savunmasını gördükleri yabancıya bulaşmak istemiyordu ve meyhanede kimse -belki hâlâ yerdeki Tol dışında- Elbryan ile dövüşmek istemiyordu. Bu, çalkantılı bir denizdeki bir sakinlik adasında dövüşen kalabalığın geri kalanından tuhaf bir şekilde yalıtılmış Elbryan ile Adalet Birader'i yüz yüze bırakıyordu. Keşiş öne sıçrayarak yumruk atacak gibi yaptı ve Elbryan'ın dizini tekmeledi. Elbryan yumruğu engellemek için değneğini yükseğe kaldırdı, ama hileye kanmış görünse de yakalanmadı. Adalet Birader tekme atarken arkadaki ayağının üzerinde dönerek bacağını uzaklaştırdı. Adalet Birader dönüşe bitirmeye, Elbryan dönüşünü tamamlamadan düşmanını sırtından yakalamaya çalışarak hızla atıldı. Elbryan yarı dönmüşken durdu, enerjisini tersine çevirdi ve

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


değneğini hızla arkaya uzattı. Silahın altından döndü ve silahı yine düzlemesine uzatarak rakibini gerilemeye zorladı. Sonra korucu seri hamleler yaptı: Dürttü, değneğini bir yandan diğerine saiblisi UVa*'S' «5

du, ardından çekerek bir sol eli önde, bir sağ eli önde, art arda ağır darbeler indirdi. Adalet Birader her saldırıyı karşılıyor, sertleşmiş kollan belir? bir şekilde hareket ediyor, cilalı tahtaya çarpıyordu. Korucunun atağında bir gedik, bir kez daha saldırıya geçmesini sağlayacak bir açıklık bulmaya çalıştı. Ama Elbryan'ın duruşu mükemmeldi; her darbe bir öncekini, karşı darbeye izin vermeyecek kadar yakından takip ediyordu. Korucu yine de yetenekli keşişin savunmasını aşamıyordu ve kısa süre sonra Adalet Birader'in gerilemesini bile sağlayamaz oldu. Saldırı gevşediğinde Elbryan bacaklarını kırarak Şahinkanadı'nı önünde yatay vaziyette tuttu. Sonra keşiş şiddetle saldırdı, değneğe kırmaya niyetlenmiş gibi vurdu. Elbryan hazırdı, bu hareketi tahmin etmişti. Değneğini göğsüne çekerek Adalet Birader'in darbesinin kısa kalmasına sebep oldu, sonra Şahinkanadı'nı eğilen adamın üzerinden çevirdi ve hızla vurdu. Elbryan aynı hareketle bir adım ilerledi ve iki elini ve dolayısıyla değneği dümdüz, yatay olarak uzattı ve keşişin çenesinin altına soktu. Darbe geldiği zaman Adalet Birader geriledi. Serbest kolunu yukarı kaldırarak darbenin momentumunu kısmen karşıladı, sonra elini dümdüz, bıçak gibi uzatarak bir darbe indirdi. İkili sendeleyerek ayrıldı, Elbryan nefes almaya, Adalet Birader sersemliği üzerinden atmaya çalışıyordu. Kalabalık hemen etraflarını sardı, Uluyan Sheila tamamen uçuşan yumruklar ve kırılan sandalyelerle dolmuştu. "Ha, ha, ne ki!" diye gür bir haykırış geldi arbedenin üzerinden ve Elbryan şişman keşişin kavgadan zevk aldığını düşündü. Elbryan arkasında hareket sezdi ve saldırıya uğrayacağını anladı. Şahinkanadı'nı uzatarak döndü ve sarsak bir yumruğu savuşturdu, sonra değneğinin ucunu hızla çapraz indirerek Tol Yuga«6 A' Sal^t0re nick'in yüzünü kanattı. Dev adamın sersemlediğini gören PİK eliyle silahını tek eline aldı ve diğer elinin avucunu Tol'un sine vurarak adamın hızla yere düşmesini sağladı. Sonra lr^ borucu yine etrafı taramaya başladı, yeni geleni, bu becerikli dövüşçü ?• bu katili aradı. Korucu kalabalığı dirsekleyerek, gerektiği zam yumrukları bloke ederek, bir başka köylü yumruk atmaya çahst ğmda üç kısa yumrukla karşılık vererek kendine yol açtı. Adalet Birader tehlikeli korucunun etrafında geniş bir daire çiziyordu. Cüppesinin kemerinden küçük bir iğne çıkardı ve güneş-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


taşının yanında sıkı sıkı tuttu. Güneştaşları koruyucu olarak kullanılırdı, daha çok büyüye karşı, ama aynı zamanda da muhtelif zehirlere karşı. Ama taşın büyüsü çarpıtılabilirdi -tersine çevrilebilirdi. Keşiş korucunun yerini çok geçmeden saptadı, tahmin ettiği gibi dövüşen Avelyn'i korumak için etrafında dolanıyordu. Adalet Birader başkalarının arkasında saklanarak yavaş yavaş yaklaştı. Elbryan adamın yaklaşmasını fark etti ve ölümcül keşiş geldiği zaman hazırdı. Adam Elbryan'a doğru atıldı, ama aniden yön değiştirdi ve hızla, kollarını başının üzerine kaldırmış, Burges Gosen'ı çevirmekte olan Avelyn'e saldırdı. Elbryan'ın hızlı hareket etmesi, araya girmek için ağırlığını çılgınca o yana fırlatması gerekti. Yeni gelenin elindeki minik gümüş ışıltısını gördü, adamın bir tür silah tuttuğunu fark etti. Yeni geleni bileğinden yakaladı, adama Şahinkanadıyla bir darbe indirirken adamdan yumruk yedi. Ama Adalet Birader dengesini daha iyi korumuştu ve Elbryan kötü karşıladı. Sendeleyerek bir dizinin üzerine çöktü, darbe yemeyi bekleyerek savunma duruşu almaya çalıştı. Ama saldırı gelmedi. Elbryan bir gölgenin önünden geçtiğini gördü -Avelyn tarafından fırlatılan Burgis Gosen- ve kargaşa hafiflediği zaman yeni gelen görünürlerde yoktu. Elbryan ancak o zaman katili kavradığı elinin bileğinde ince, jbli5in Uy»"'?' W mizı bir çizgi olduğunu fark etti. Ciddi bir yara değildi kuşkuama kendine has bir öfkeyle yanıyordu sanki. Korucu omuzlarını silkti ve şişman keşişin yanına gitti. Avelyn saldırıya hazırdı, elleri hızlı bir savunma hareketiyle avruluyordu. Ama Elbryan'ın bunun için zamanı yoktu. "Düşman değilim," dedi, ama Avelyn her yine de zamanki 'Ha, ha, ne ki!" * lumasıyla yumruğunu indirdi. Elbryan tek dizinin üzerine çökerek değneğini şişman adamın bacaklarının arasına soktu ve adamın ayaklarını yerden kesti. Keşiş hızla yere düştü. Elbryan hemen adamın tepesinde bitti; ama karşılık vermesinden korktuğundan değil, öfkeli kalabalığa karşı korumak için. "Ben düşman değilim!" diye bağırdı yine ve şişman adamı bileğinden yakalayıp ayağa kaldırdı, sonra meyhaneden dışarı itti. Kavga onlarsız devam etti; Avelyn köylülere ve konuk avcılara vahşi bir parti için bahane vermişti yalnızca. Avelyn Birader sorularla, itirazlarla doluydu, ama korucu hiçbirini dinlemedi. Keşişi uzağa kışkışladı, ölümcül yabancının yakınlarda olduğunu düşünerek bakışlarını gölgeden gölgeye gezdirdi. Sonunda, ormanlık yamacın hemen dibinde, köyün en kuzeydeki evin arka duvarına geldiler. "Hazırlıklılık eğitimi," diye açıkladı Avelyn ve yüzündeki ifade dövüşü burada, bu tek "öğrenci" ile sürdürmeye niyetli olduğunu gösteriyordu. Ama Elbryan'a alıcı gözle bakınca Avelyn fikrini değiştirdi. Korucunun yüzü terle kaplıydı ve kesik kesik nefes alıyordu. Elbryan bileğini kaldırıp yaraya baktı, meraklanan keşişe açıklama olarak uzattı. Avelyn kolu yakaladı ve ay ışığına tuttu. Ciddi bir yara değildi, ince bir kesikti, hatta bir hançerle açılmış olamayacak kadar küçüktü. Sadece bu keşişe bu adamın başının ciddi belada olduğunu anlattı. Çünkü bu kadar küçük bir yaranın bu kadar çok acı vermesi yalnızca...

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


«8 R' A' Si'v4IOre Avelyn hematiti çıkardı. Zehir olduğundan Şüpheleniyord pis maddeyi kovalamakta ne kadar geç kalırsa, ruhunu hasta ruhuyla o kadar derinden birleştirmesi gerekecek ve ikisine H daha fazla acı verecekti. Ama Avelyn Birader başlar başlamaz korkutucu bir farklılk gördü. Bu adam zehirlenmişti, buna şüphe yoktu, ama zehir bi maddeden, bir bitkiden, ottan ya da hayvan zehrinden kaynaklanmıyordu. Büyü temelliydi; keşiş bunu keskin bir şekilde hissedebiliyordu. Bu yüzden Avelyn'in etkilerini güçlü hematitle gidermesi oldukça kolaydı ve kısa süre sonra Elbryan'ın nefes alışı düzene girmeye almaya başlamış ve yakıcı acı yok olmuştu. "Düşman değilsin ha?" diye sordu Avelyn, Elbryan'ın iyi olduğunu görünce. "Düşman değilim," diye yanıt verdi korucu. "Ama bu tür konuşmalar ve davranışlarla çok düşman edineceğini bil, dostum." "Hazırlıklılık eğitimi," dedi Avelyn göz kırparak. "Geçekten mi," dedi korucu kuru kuru. "Dundalis çevresindeki bazı serserilerle dövüşmeye devam edersen senin cenazeni hazırlayacakları kesin." Avelyn başını salladı ve savunmasızca omuzlarını silkti. "Yaran iyileşecek," diye temin etti korucuyu ve sonra karanlığın içinde uzaklaşmaya başladı, dövüşün yavaş yavaş sona erdiği Uluyan Sheila'ya yöneldi. Elbryan onun gitmesini izledi, adamın hanın yan kapısından girmesinde, ortak salona değil, görünüşe göre odasına gitmesinde teselli buldu. Korucu şişman keşişin başının gerçekten belada olduğunu fark etti, çünkü dövüştüğü adam, şu zehirli iğnesi olan adam aşırı şevkli bir kabadayıdan öteydi. Elbryan böyle kişisel bir ilişkideki yerini bilemiyordu, ama onun ve şişman keşişin -ve muhtemelen ölümcül yabancının da- tekrar karşılaşacaklarını düşünüyordu. 34 ADALET Avelyn Birader odasına dönüp de JilPi bulamayınca fazla endişelenmemişti. Kadın kuzey yamacının ötesindeki vadiye yürümeyi planladığından bahsetmişti ve keşiş, JiU'in kendi başının çaresine bakabileceğinden emindi. Birlikte geçirdikleri haftalarda Avelyn'e Jill ona, kendisinin onu koruduğundan daha çok göz kulak oluyormuş gibi gelmişti. Bu yüzden dövüştüğü ve sonra yabancının büyülü zehirini iyileştirdiği için bitkin düşen, içki yüzünden beyni ağırlaşmış keşiş kendini yatağına attı ve kısa süre sonra yüksek sesle horlamaya başladı. Ama yakında büyü kullanan bir katilin bulunduğu fikri yüzünden düşleri sakin değildi. Muhtemelen adamın Avelyn'le bir bağlantısı yoktu, ama yine de kaçak keşiş endişeleniyordu. Ertesi sabah, geç saatlerde uyandı ve kendini odada yalnız buldu. JiU'in o uyuduktan sonra geldiğini ve uzun zaman önce kalkmış, muhtemelen ortak salonda kahvaltı etmekte olduğunu düşündüğü için yine endişelenmedi. "Ya da öğle yemeği," dedi keşiş yüksek sesle, kendi kendini paylayan bir gülüşle. "Ha, ha, ne ki!" Ama aşağı indiğinde Avelyn Jill'i göremedi; gerçekten de Belster O'Comely, aslında, kadını bütün gece görmediğini söyledi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Belki senden daha iyi bir arkadaş bulmuştur," dedi hancı alayla, önceki geceden kalanları süpürmek için kullandığı süpürgeye yaslanarak. "Gerçekten de benim kadar deli birinden uzak dursa T'lı daha iyi olur," diye yanıt verdi Avelyn, her sözcükle yüzüne k ruşturarak, çünkü başı zonkluyordu. Keşiş uzun süre önce bf bir kızgınlıkla, ne kadar güçlü olsa da hematitin akşamdan kal lık için pek bir şey yapamadığını fark etmişti. Avelyn hafif bir yemek yedi, sonra ayaklarım sürüyerek di rı çıktı ve hemen kustu. Bundan sonra kendini daha iyi hissett' Gün serin ve griydi, gökyüzü zaman zaman hafif bir kar serpinti, si tükürüyordu. "Ah, neredesin, kızım?" diye sordu Avelyn yüksek sesle, korkudan çok kızgınlıkla. Ama sorunun beklemesi gerekecekti, çünkü keşiş bitkin bir halde odasına döndü ve yattı. Ertesi sabah uyandığında bir kez daha JiU'in ortalarda olmadığını gördü. Avelyn artık korkmaya başlamıştı; ona haber vermeden ya da onunla iletişim kurmanın bir yolunu bulmadan bu kadar uzun süre ortadan kaybolmak JiU'in yapacağı bir şey değildi. Bu, ve büyü kullanan bir katilin varlığı keşişi endişelendirdi. Belki ortak salondaki olay tesadüf değildi. Belki de manastır peşindeydi. Sonunda onu burada, Ayı-Honce'un en uzak köşesinde yakalamışlar mıydı? Ve Avelyn'in suçlarının bedelini Jill mi ödemişti? Yine Belster'la konuşmaya gitti ve hancıdan JiU'in hâlâ ortalarda görünmediğini duyunca, Avelyn hancıya onu kavgadan kurtaran yabancıyı nasıl bulabileceğini söylemesi için yalvardı. "Korucu mu?" diye sordu Belster inanmayarak ve Avelyn hancının ses tonundan bu adamın nerede olduğunu pek az kişinin sorduğunu anladı.. "Kendine böyle diyorsa," diye yanıt verdi Avelyn. "Kendine Elbryan diyor," diye açıkladı Belster, "en azından bana, ama diğerleri için başka bir unvanı var. Ve o adam o koruculardan biri, hiç kuşkusuz." Terimin Avelyn için bir anlamı olmadığını gördü. "Bazıları elfler tarafından eğitildiklerini, diğerleri yalpsin Uyanıl' «l kendilerini başkalarından üstün görmekte teselli bulan unsuzlar olduklarını düşünüyor. Devriye gezerek bu topraklakoruyorlar -korunmaya ihtiyaç olduğundan değil, elbette." "Elbette," diye nazikçe tekrarladı Avelyn. Elbryan denen bu AaJrn her sözcükle daha fazla sevmeye başladığını anlamıştı. "Bu korucuyu nerede bulabilirim o halde?" diye ısrar etti keşiş. Belster'ın omuz silkmesi içtendi. "Orada burada," diye yanıt verdi. "Buradan Dünyanın Sonu'na kadar ormanlarda geziyor, öyle diyorlar." Avelyn'in yüzü ekşidi ve bar tezgahına baktı. "Ya diğer yabancı?" diye sordu. "Çok iyi dövüşen ufak tefek, gizemli yabancı?" Belster'ın yüzü çarpıldı. "Bu mevsim Dundalis'te çok yabancı var," diye yanıt verdi. "Ve hepsi iyi dövüşüyor, aksi halde orman onları alt ederdi!" "Küçük ve çevik adam," diye açıklamaya çalıştı Avelyn, "Elbryan ile şiddetle dövüşen." Belster başını sallayarak tanıdığını belli etti. "Dün gece yine geldi," diye açıkladı hancı. "Bu sefer dövüşmedi." Avelyn derin bir nefes aldı ve Jill'in nerede olduğuna dair ola-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


sı bir ipucu burnunun dibindeyken, tüm akşam ve tüm gece uyuduğu için kendine küfür etti. "O zaman bana yol göster," dedi keşiş sonunda. "Bana Elbryan'ı bulabileceğim en olası yönü göster." Belster yine omuzlarını silkti, sonra Elbryan'ı Dundalis'e hep kuzeyden girerken gördüğünü düşünerek kuzeyi işaret etti. "O taraftan," dedi, "yamacın üzerinden, vadiden, sonra batıya dön." Avelyn düşünmeden o tarafa baktı, ama elbette tek görebildiği Uluyan Sheila'nm kuzey duvarı idi. Sözleri düşünürken memnuniyetle başını salladı. Kuzeye giderek Elbryan'ı bulabilecekmiş gibi görünüyordu ve ayrıca sevgili Jill'inden iz de arayabilecekti. Hızla yemek yedikten sonra yola koyuldu, ormanlık yamacı «52 R' A' S»lv»,0l oflaya puflaya tırmandı, sonra çamlara ve beyaz zemine K harcadığı uzun bir moladan sonra kuzeybatıya doğru dön tın diğer yanından, vadiye indi. ve veren Bulunacak bir iz yoktu -bunu Adalet Birader sağlarnıst Avelyn farkında olmadan, artık Jill'in zindanı olarak hizmet mağaranın gizli girişinin dokuz metre ötesinden geçti. Kadına kötü davranamamıştı... ta ki dünden önceki gece Ada let Birader kötü bir ruh hali ve bereler içinde dönüp, kadının bas larmdan kurtulmak üzere olduğunu görene kadar. Sonra kesiş onu çok fena dövmüş ve ardından onu öyle sıkı bağlamıştı kiJill'in elleri ve ayaklan tamamen uyuşmuştu. Ona handa işine karışan, değnek kullanan yabancı hakkında hiçbir şey söylemeyince, -söyleyemeyince- vahşi keşiş onu yine dövmüştü ve Jill'in gözlerinden biri şişerek kapanmıştı. Adalet Birader ertesi günün tamamını onunla geçirmiş, şişman keşişe kadını tutsak aldığı haberini nasıl ulaştırabileceği hakkında, daha çok kendi kendine konuşmuştu. Sonra katil gitmişti; Jill planının hâlâ tamam net olmadığını ve daha fazla bilgi edinmeye çalıştığını biliyordu. Şimdi, dışarıda gri sabah hızla öğlene dönerken, Adalet Birader dönmemişti. Jill Avelyn'in onu öldürmüş olduğunu umuyordu; bağlarından ve keşişin bu sefer ağzına tıkadığı paçavradan kurtulamayan Jill, Avelyn'in ilk adamdan önce onun nerede olduğunu öğrendiğini umuyordu! Tüm yaşamını Ayı-Honce'un daha kalabalık ve belirli orta bölgesinde geçiren ve ülkeyi yakın zamanda, iyi belirlenmiş, düzgün işaretler ve tabelalarla dolu yollar boyunca enine boyuna gezmiş Avelyn için, korucuyu bulma fikri başta o kadar olağandışı görünmemişti. Avelyn, bir yöndeki manzaranın bir diğerinden farklı gö(His)" U^'î' «B jjği( işaretlerin çok daha güç fark edilir olduğu geniş ormaj^rinliklerine girene kadar, avının gerçek boyutlarını anlamanın oen Yourrıaneff le Aziz Saf Abelle arasındaki mesafe üç yüz kilorrederı fazlaydı, oysa Dundalis'ten Dünyanın Sonu'na altmış kiı metre vardı; ama dolambaçlı patikalar ve hiç patika olmayan bökelerle karşılaşınca, Avelyn kısa süre sonra korucuyu evinden

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


manastıra giden yolda kovalıyor olsa, daha fazla şansının olacağını düşünmeye başladı. Gri örtünün arkasına kayan güneşin yönüne dikkat ederek, bir iz arayarak daireler çizdi. Elbette elfler tarafından eğitilen Elbryan geride pek az iz bırakıyordu, hatta hiç iz bırakmıyordu ve Avelyn'in hayal kırıklığı devamlı artıyordu. Elbryan'ın Dundalis'i bu yönden terk ettiğinden bile emin değildi. Böylece, öğle geldiğinde'keşiş avı bırakmaya hazırdı. Dundalis'e dönecekti -belki Jill onu orada bekliyor olurdu- ve sonra Yaban Çayırı ve Dünyanın Sonu'ndan geçen daha geleneksel yolu deneyecekti. Korucuyu bu ormanda bulma olasılığı olmadığını anlamıştı. Ama Avelyn korucu değildi ve burası onun tanıdığı bir bölge değildi ve Elbryan'ı bulma şansı olmasa da korucu onu bulmakta hiç güçlük çekmedi. Toynak seslerini ilk duyduğu zaman keşiş oflayıp poflayarak bir tümseğin dibinde dolanan düz bir yolda ilerliyordu. Saklanmayı düşünerek çalılara doğru koşturdu ve sonra bu faydasız görününce, kendini savunmak için bir yol düşünerek büyülü taşları yokladı. Avelyn bir an sonra, güçlü, siyah bir aygır fırtına gibi geçince gevşedi. "Binici yok," dedi keşiş yüksek sesle, kendi endişeleriyle alay ederek. "Ha, ha, ne ki!" "Ama yine de güzel bir at," dedi sağ arkasından, yukarıdan biri- "Sence de öyle değil mi?" ^ '*'0r, 454 R- A- Süv, Avelyn, boğazına bir yumru oturarak olduğu yerde d Yavaşça döndüğünde korucunun tümseğin yanında, bir iki arkadaki bir çalının içine çökmüş olduğunu gördü. "S-sen metrç nasıl. « diye kekeledi keşiş. "Yani, bunca zaman neredeydin?" Elbryan başını iki yana salladı ve gülümsedi. "Ama nasıl..." "Atı dinlemekle meşguldün," diye açıkladı korucu. Avelyn diğer yana baktığında aygırın dimdik durduğunu döverek ona ve Elbryan'a, böyle bir yaratık için fazla zeki gg ?? nen gözlerle baktığını gördü. "Adı Senfoni," diye açıkladı Elbryan. "Atları pek tanımam," diye itiraf etti Avelyn, "ama bu harika görünüyor." Elbryan yumuşak bir aklama çıkardı ve Senfoni kulaklarını kaldırıp kişneyerek karşılık verdi. Aygır yeri bir kez daha dövdü sonra yol boyunca fırtına gibi uzaklaştı. "Onu bir daha yakalaman güç olacak!" dedi Avelyn, kendi gerilimini düşürmeye çalışarak. Elbryan'a baktı. "Ha, ha, ne ki!" Elbryan gözlerini kırpmadı ve korucunun ilgisizliği Avelyn'in yüzündeki sırıtışı sildi. "Ee, evet," diye başladı keşiş huzursuzca. "O zaman neden burada olduğumu bilmek istersin. Elbette, elbette." Elbryan kıpırdamadan, çöktüğü yerde, kollarını büktüğü diz-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lerine dayayıp, parmaklarını kenetleyerek, bakışlarını adamdan ayırmadan bekledi. "Şey... seni bulmak için, evet, evet," diye sonunda açıkladı Avelyn, o uzlaşmaz bakışlar altında sonunda aklını başına toplayarak. "Elbette, evet, ormana korucu denen adamı aramak için geldim." Elbryan hafifçe başını sallayarak Avelyri'e devam etmesini işaret etü. iblis'" UyamŞ' «55 kavga hakkında, elbette," dedi. "Adam hakkında aslında, hirlemeye çalışan, ama seni zehirleyen adam." ^"pjbryan başını salladı; Uluyan Sheila'daki çevik dövüşçü hâlâ Ae olduğu ve Elbryan katilin hedefinin bu keşiş olduğuna A,6İ için bu ziyareti bekliyordu. Elbryan deli rahibin yardıma jfi<ınQi& v ı • Mrı olduğunu tahmin ediyordu, ayrıca o yardımı Dundalıs ihtıy^ ° İki arasında bulamayacağını da tahmin ediyordu. "Sana yine mi saldırdı?" diye sordu korucu. "Hayır... hayır," diye kekeledi Avelyn. "Şey, evet, aslında, ya da saldırabilirdi. Emin olamıyorum." Elbryan bıkkınlıkla içini çekti. "Benim yol arkadaşım, elbette," diye devam etti sinirli keşiş. "Güzel, genç bir kadın, aynı zamanda da bir dövüşçü. Ama gitti, hiçbir yerde bulamıyorum ve korkarım..." "Korkmalısın," diye yanıt verdi Elbryan. "Geçen gece ortak salondaki sıradan bir kavga değildi." "Büyülü zehir," diye mantık yürüttü Avelyn. "Hareket etme tarzı," diye düzeltti Elbryan. "Adam bir savaşçıydı, gerçek bir savaşçı, savaş sanatı üzerine uzun süre eğitim almış biri." Avelyn hevesle başını salladı, ama koaıcunun sözleri yalnızca bunun gerçekten de gelişigüzel bir saldırı olmadığı, Abellican Kilisesi'nden savaşçı keşişlerin peşinde olduğu korkusunu yalnızca arttırıyordu. "Bana bu adamdan bahsetmelisin," dedi Elbryan, "bildiğin her şeyi anlat." "Hiçbir şey bilmiyorum," diye yanıt verdi Avelyn çileden çıkmışçasına. "O zaman bana tahmin ettiğin her şeyi anlat," dedi korucu. "Arkadaşın elindeyse yardımıma ihtiyacın var -gönüllü olarak vereceğim bir yardım, ama ancak bana karşı açık davranırsan." «6 A- S^a,0re Sözlerden memnun olan Avelyn yine başını salladı Fik ayağa kalktı ve yolda yürümeye başladı, Avelyn onu yakınd kip etti. "Adını bile bilmiyorum," dedi keşiş, Belster'ın bu adama v diği adı hatırlamasına rağmen. "Adım El..." diye başladı korucu düşünmeden, ama kendin

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


hakim oldu ve keşişe, Andur'Blough Inninness'ten ayrıldığından beri ilk defa yardımını isteyen, ilk defa korucunun yardımına ihtiyacı olduğunu itiraf eden bu adama sertçe baktı. "Adım Gecekuşu," dedi Elbryan ifadesizce. Avelyn bu ilginç unvan karşısında tek kaşını kaldırdı, beklediği yanıt bu değildi. Adamın farklı isim vermesinin sebebi ne olursa olsun önemli değil, diye karar verdi Avelyn ve bu yüzden ismi daha fazla soru sormadan kabullendi. Sonra ikili Dundalis'e doğru yürümeye başladı, Avelyn Elbryan'a kilisenin takibi hakkındaki şüphelerini anlattı. Elbette korucu Aziz Saf Abelle'in keşişi neden takip ettiğini sorduğu zaman sohbet Avelyn için rahatsız edici bir hal aldı ve Avelyn'in o vahim kararına giden bütün olayları açıklamak için ne zamanı, ne hevesi vardı. Ama Elbryan ısrar etmedi; o anda gerçekten önemli olan tek şeyin Avelyn'in arkadaşının kayıp olması, muhtemelen korucunun tehlikeli olduğunu bildiği bir adam tarafından kaçırılmış olmasıydı. Ve Avelyn'in arkadaşıyla ilgili verdiği tarifi, keşişin Dundalis'e kadın için geldiklerini ima etmesi korucuya düşünecek çok şey vermişti. Av kısa süre sonra başladı, Elbryan Dundalis'ten çıkan bir iz bulmaya çalışırken, Avelyn Belster ve Uluyan Sheila'daki diğer müşterilere yabancının o gün hana dönüp dönmediğini sordu. Yanıtlarını alacakaranlıktan sonra buldular; Avelyn odasına döndüğünde yatak örtüsüne iğnelenmiş bir not buldu. Not kısa ve özdü, keşişin en kötü korkularını doğruluyordu. Avelyn arkaiblisi" UVai'S' «7 , nl kurtarmak istiyorsa çamlık vadiye bakan yamaca, yalnız hasına, gelecek, belirlenmiş noktada bekleyecekti. Avelyn Uluyan Sheila'nın ortak salonunda notu Elbryan'a gösterdi, ikili diğer müşterilerin onlar hakkındaki alaylı yorumlarını duymazdan geldiler. "Git o zaman," dedi korucu keşişe. "Sen orada olacak mısın?" Elbryan başını evet anlamında salladı. "Ama yalnız gitmem gerektiğini söylüyor," diye itiraz etti keşiş. "Düşmanımız senin yalnız olduğunu sanacak," diye temin etti Elbryan onu ve yanındaki bu adamı düşünen, Gecekuşu denen bu adamın o fark etmeden bir buçuk metre yakınına sokulduğunu hatırlayan Avelyn onaylayarak başını salladı, notu aldı ve köyden çıktı. Keşiş yol boyunca mücevher çantasını yokladı, sonra ani bir sezgiyle üçü -grafit, hematit ve koruyucu bakırtaşı- dışında hepsini bir ağaçtaki kuytuya sakladı. Şüpheleri doğruysa bu adam onun için, ama daha çok taşlar için gelmişti. Avelyn taşları yanında taşırsa ve tehlikeli savaşçı onları almayı başarırsa, o zaman keşişin kendini ve daha da önemlisi sevgili Jill'ini kurtarmak için pazarlık gücü kalmazdı. Avelyn'in Belirlenmiş noktada, sırtın altı metre aşağısında, gür dalları olan bir çam ağacının arkasındaki çıplak noktada fazla beklemesi gerekmedi. "Talimatlarıma uymaya karar verdiğini görüyorum, Avelyn Birader," dedi tanıdık bir ses. "Çok güzel." Quintall! Quintall'dı bu, Avelyn hemen anladı ve keşiş toprak yükselip onu yutacakmış gibi hissetti -ve neredeyse öyle olması-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


nı umdu. Manastır, Tarikat peşindeydi ve dünyada yeterince uzak hiçbir köşe, onu saklayacak kadar karanlık hiçbir gölge yoktu. "Bir hırsız ve katilin arkadaşının imdadına koşacak k refli çıkacağını hiç düşünmüyordum," diye devam etti ses Avelyn endişe içinde, Gecekuşu'nun nerede olduğunu W cunun bu sözleri duyacak kadar yakında olup olmadığını m ederek ve eğer yakındaysa yardım etmeye karar verdiği bu ad hakkında şimdi neler hissettiğini merak ederek çevresine bakınd "Kadın elimde," diye alay etti ses. "Benimle gel." Jill'in içinde bulunduğu durumu hatırlamak keşişin cesaretin' arttırdı. Belki Abellican keşişleri onu ele geçireceklerdi, Avelyn böyle karar verdi, ama Jill'e zarar veremeyeceklerdi. Keşiş grafiti sinirli elinin parmaklarında kaydırarak sese doğru gitti ve kısa süre sonra bir mağara ağzının gizli girişini ve içerideki gölgeli şekli seçti. Şekil gerilerken o içeri girdi ve oldukça geniş bir mağara buldu, bu bölme -Avelyn mağarada birden fazla bölme olduğunu tahmin ediyordu- Uluyan Sheila'daki odasından daha büyüktü. Quintall loş mağaranın arkasında durdu, rahatça duvara yaslandı, çeliğe çakmaktaşı sürterek oraya diktiği meşaleyi yaktı. Işık canlanıp da, Avelyn'in bunca senedir tanıdığı, onunla beraber Pimaninicuit'e gelen ve taşlar hakkındaki gerçeği bilen adamın yüzünü aydınlattığında Avelyn neredeyse ıstıraba yenik düşecekti. Kaybettiği onca şey -evi, arkadaşları ve en önemlisi inancı- Avelyn'in aklına üşüştü; Aziz Saf Abelle'de geçirdiği onca güzel zamanın anıları, Üstat Jojonah'dan aldığı dersler, kutsal taşlar hakkındaki keşifler, haritaları çalışmaları, öğrendiği büyü gizemleri kafasına doluştu. Hepsi daha sonraki anıların altına gömülmüştü, Thagraine'in ve aptalca Pimaninicuit'e çıkan oğlanın ölümü, Yelkoparan'm tüm mürettebatının, Dansally'nin, Siherton'un ölümleri. "Quintall," diye mırıldandı Avelyn. "Artık değil," diye yanıt verdi diğer keşiş. "Neden geldin?" diye sordu Avelyn, mantığa rağmen bu adaiblis* U^' «59 « Tarikat'ı terk ettiğini ve kendisi gibi kaçak olduğunu umarak. Ouintall'ın gülüşü onu sarstı. "Adım Adalet Birader," diye yaverdi adam sertçe, "çalınanları geri götürmek için gönderil,. » Quintall hıhladı. "Seni zor tanıdım, şişman Avelyn. Anlaşılan her şeyi kaybetmişsin ve ağırlığını ikiye katlamışsın. Fiziksel eğitimini her zaman hafife alırdın!" Avelyn kendini hakaretlere karşı sağlamlaştırdı. Doğruydu, birkaç kötü alışkanlık edinmişti; çok fazla içiyor, çok fazla yiyordu ve artık yaptığı tek egzersiz ya da savaş eğitimi, başlattığı kavgalardı. "İhanetini anlamayacağımızı mı sandın?" diye devam etti Adalet Birader. "Aziz Saf Abelle'den bir üstadı öldürebileceğini, böyle bir hazineyi çalabileceğini ve sonra hayatının kalanını özgür geçirebileceğini mi sandın?" "Ama..." "Aması yok!" diye bağırdı Quintall. "Öldün, eski biraderim. Senin için kalan tek şey cehennem çukuru. Taşlan alacağım!" "Ve canımı," diye mantık yürüttü Avelyn, kıpırdamadan. "Ve canını," diye onayladı serinkanlı Adalet Birader. "Üstat Si-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


herton duvardan düştüğünde bunu hak ettin." "Tarikat'ın sapkınlığım kabullenmeyi reddettiğimde hak ettim bunu!" diye bağırdı Avelyn, inancının sözlerinde biraz cesaret bularak. "Tıpkı Pellimar Birader..." "Sus!" diye emretti Adalet Birader. "Can vereceksin, seni temin ederim ve hiçbir açıklama, yapılması için gereken zamana değmez. Taşları da alacağım, ama eğer onları bana mücadele etmeden teslim edersen kadının gitmesine izin veririm. Söz veriyorum." Avelyn buna hıhladı. "Sözün hizmet ettiğin üstatların sözleri kadar sağlam mı?" diye sordu. "Altının, bir gemiyi yok edileceği 'l60

R

A

r-

mı?" yere çekmek için kullanılan bir yanılsamadan fazlası Quintall'ın yüz ifadesi Avelyn'in söylediklerini anlarnad a zaten umurunda da olmadığını gösteriyordu, Avelyn'e adam bit fikirli olduğunu, kararının değişmeyeceğini kuşkuya yer h mayacak şekilde gösteriyordu. Bu şişman keşişe iki seçenek h kıyordu: QuintaU'ın doğruyu söylediğini umarak taşları ve hav nı teslim etmek ya da savaşmak. Adama güvenmiyordu, hiç güvenmiyordu. Quintall taşları al diktan sonra onu öldürecekti, bundan kuşkusu yoktu; sonra tanık kalmasın diye Jill'i de öldürecekti. Avelyn buna içtenlikle inanıyordu. Elini ve grafiti cebinden çıkardı, Quintall'a doğru uzattı. "Arkadaşının hayatını riske mi atacaksın?" diye sordu Adalet Birader ve yine güldü. "Kadın karşılığında senin hayatını bağışlarım," diye yanıt verdi Avelyn. Adam kahkaha atmaya devam etti ve bu Avelyn'i duraksattı. Quintall, Avelyn'in büyü taşları konusundaki yeteneğini diğer herkesten iyi biliyordu. Quintall, Avelyn'in o grafit parçasıyla adamı durduğu yerde kızartacak bir şimşek salıverebileceğini anlıyor olmalıydı. Ama Quintall, kendine Adalet Birader diyen bu adam, Aziz Saf Abelle'in tehlikeli düzeninin bu uzantısı korkmuyordu. Avelyn düşüncelerini adamdan Quintall'ın görüşme için seçtiği odaya çevirdi. İnce büyü akışlarını hissedebiliyordu ve sonra elindeki taşa baktığında grafitin güçlerinin çok, çok uzakta göründüğünü fark ederek anladı. "Güneştaşı," diye onayladı Quintall, yüzündeki ifadeyi görerek. "Bu mağarada pek az büyü kullanılabilecek, aptal Avelyn Birader." Avelyn bir çıkış yolu bulmaya çalışarak dudağını çiğnedi. Aziz Saf Abelle'de, o ve diğerleri dev ametist kristalinin güçlerini keşfetmeye çalışırken, Üstat Siherton'un büyülü bir ölü bölge yarat-

His» UV«Î' 461 «örmüştü. Öyle bir bölgede ancak en güçlü büyüler işlerdi fiğini 0 zaman bile güçleri büyük ölçüde azalırdı. Avelyn bu odada bir şimşek yaratabilirdi, ama bunun Quin... jgha fazla öfkelendirmekten başka işe yarayacağından emin

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


değimiOuintall elini uzattı. "Taşlar," dedi sakin sakin, "kadının hayatı karşılığında." "Kadının bu işle ilgisi yok," dedi Elbryan, mağaraya girip Avelyn'in yanında durarak. "Avelyn Biraderin suçlarını bilmiyorum, ama kadına herhangi bir suçlama yöneltmedin." Quintall'ın yüzündeki ifade, etkileyici korucuyu görünce aniden ciddileşti. "Yine ihanet!" diye hırladı Avelyn'e. "Avelyn Desbris gibilerinden beklemeliydim." "İhanet değil," diye ısrar etti Elbryan, "yalnızca adalet." "Sen ne biliyorsun ki?" diye ısrar etti Adalet Birader. "Bu yabancı, aranıza katılıp yardım dilenen bu deli rahip hakkında ne biliyorsun? Sana katil olduğunu söyledi mi?" "Peki kadın da katil mi?" diye sordu Elbryan sakin bir şekilde. "Hayır," diye yanıt verdi Avelyn diğer keşiş duraksarken. "Hırsız mı?" diye sordu Elbryan. "Hayır!" dedi Avelyn kararlılıkla. "O hiçbir suç işlemedi. Benimkilere gelince, açıkça ve dürüstçe açıklarım; ve her şey anlatıldığı zaman, bırak bir Aziz Saf Abelle keşişinden başkası yargılasın." Adalet Birader keşişe gözlerini kısarak öfkeyle baktı. Elbette böyle bir yargılamaya izin vermeye niyeti yoktu. Yargıç, jüri ve infazcı oydu, Peder Başrahip tarafından atanmıştı. "Avelyn'i buraya kadar takip etmen aptalcaydı," dedi Elbryan'a, "çünkü şimdi senin canını da alacağım, tıpkı Avelyn'in ve kadınınkini alacağım gibi." "Daha fazla adalet mi?" diye soracak oldu Elbryan, ama Adalet Birader hızla dönüp, bir başka odanın girişini gizleve şıkları kenara çekerken sorusu havada kaldı. Keşiş bileş' ? hareketiyle gümüş bir nesne fırlattı ve içerdeki odadan bo& u inilti geldi. "Ona git!" diye haykırdı Elbryan Avelyn'e ve korucu keşişi k şılamak için Şahinkanadı'nı hazır ederek atıldı. "Bu sefer sürpiz yok," diye alay etti Adalet Birader, dizler' kırarak. Avelyn'in kadına gitmesini engellemek için kapıya yakı kalmaya çalışıyordu, ama Elbryan'ın saldırısı fazla şiddetli, fazıa açıktı. Korucu öne atıldı, göğsüne gelen darbeyi karşıladı, ama bir omzunu indirerek keşişe dayamayı ve adamı bir adım geriletmeyi başardı. Adalet Birader topuklarını yere dayayıp yerini korudu -ta ki Avelyn kükreyerek Elbryan'ın arkasından atılana, keşişin yüz elli kiloluk cüssesi ikisini uzağa fırlatana kadar. Elbryan üç hızlı yumruk yedi -ikisi göğsüne, onu neredeyse yere yıkacak olan üçüncüsüyse yüzüne. Sonra kollarını gevşetti ve tehlikeli keşişten uzaklaştı. Adamla yüzleşen korucu ondan ne çıkartması gerektiğini bile miyordu. Adalet Birader yan döndü ve öndeki ayağını, dengele diği ayağı üzerinde yavaşça kaldırdı, kollarını da saldırmadan ön ce yükselen yılanlar gibi kaldırdı. Bir hançerdi, küçük ama kötücül, ve ağzı tıkanmış, bağlanmı kadını çene kemiğinin altından, tam gırtlağından yakalamak üze re mükemmel şekilde atılmıştı. Atardamar kesilmişti, yaradan çil gınca kan boşalıyor, kadının yere yığılmış bedeninin çevresind bir birikinti oluşturuyordu. "Jill, Jill! Ah, Jill'im benim!" diye feryat etti Avelyn, kadının yanına koşarak. Hançeri çekip çıkardı ve elleri yaraya giderek boş yere akan kanı durdurmaya çalıştı. Kadının çok az vakti kalmıştı,

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


biliyordu. Derisi soğumuştu. iblis* UV*™*1 «63 elyn hematitini çıkardı, sonra Quintall'ın yarattığı büyü enven kalkanı hatırladı. Jill'i buradan götürmeyi düşündü, ama alan çıkaramadan öleceğini anladı. Hematiti iki eliyle kavrayarak yaraya tuttu, dudaklarını elleridavadı, bütün iradesiyle, bütün kalbiyle dua etti. Yukarıda bir Tanrı varsa, bu taşlar gerçekten de kutsalsa, hematit işe yaramahydı! Keşişin savaş becerisi gerçekten de olağanüstüydü, hareketleri hızlı ve akıcıydı, bedeni her zaman mükemmel bir dengedeydi. Çoğu insan için fazla hızlıydı, onları dönen, savrulan aldatmacalarıyla sersemletebilir, şimşek gibi darbeleriyle öldürebilirdi. Ama Quintall aldığı onca eğitime rağmen, Tuntun'dan, Belli'mar JuraviePden ya da Elbryan'ı eğiten tüm diğer elflerden daha hızlı değildi ve Elbryan'ın gırtlağını yırtmayı ve sonra Avelyn'in işini bitirmeyi düşünerek o yılansı duruştan hızla bir darbe indirdiği zaman, uzattığı parmaklarının yalnızca havayı dövdüğünü ve Elbryan'ın değneğinin dirseğine pis bir darbe indirdiğini gören keşişin yüz ifadesi ne kadar şaşırdığını belli ediyordu. Keşiş inanılmaz bir fiziksel ve zihinsel esneklikle pozisyonunu düzeltti, acıyan kolunu değneğin üzerinden Elbryan'ın savunmasındaki açığa doğru uzattı, sonra diğer eliyle hızlı bir darbe indirdi, ardından korucuyu dizinin içinden yakalayan bir tekme savurdu ve neredeyse bacağının boşanmasına sebep olacaktı. Elbryan üstteki eliyle değneğini bırakıp bloke eden kolun altından yuvarlanarak, sonra o kolu yakalayıp keşişin dengesini destekleyen ayağına doğru savrularak karşılık verdi. Adalet Birader değneğin üzerinden sıçradı, ama gerilemek zorunda kaldı. Adalet Birader iki koşar adımla ikili tekme attı. Elbryan Şahinkanadı'nın bir ucunu toprağa dayadı Ve değneği önünde kuvvet4l0re «64 R' A- Saly, le, soldan sağa çapraz savurarak darbeyi karşıladı. Sonra lı* Sol ^y-ı ğıyla öne adım attı, Adalet Birader ayaklarının üzerine ine riyana dönerken Elbryan dönmeye devam etti. Elbryan Şahiıîk dı'nı çevirerek kaldırdı, değneği elinin tersiyle savurarak k ı Şişin beline vurdu, ama aynı anda Adalet Birader de dirseğini PİK yan'ın kafasının arkasına indirdi. Korucu iyi tepki verdi, dirsek çarparken öne daldı, sıçrad de ğneğinin üzerinden bir ağaç dalıymış gibi yuvarlandı. Ayaklarının üzerinde doğruldu ve Adalet Birader arkasına dönerken o da döndü, iki adam birbirlerinin etrafında dolanmaya başladılar. "Sana gitmen için bir şans daha veriyorum," dedi keşiş. Rakibi gülümsedi. O kendinden emin gülümseme, kibirli Quintall'ı saldırmaya zorladı. Elbryan'ın hemen önünde kayarak durdu ve

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


şiddetle kafa attı. Şahinkanadı sağlam, yatay bir engel olarak kalktı. Elbryan sonraki hareketleri bekleyerek sol elini aşağı indirdi ve bir sağ kroşeden güç alıp, sonra daha da yaklaşarak sağ bacağını keşişin sol bacağının içine dayadı ve tekme teşebbüsünü engelledi. Adalet Birader sol kolunu değneğin yanından geçirdi ve Elbryan'ın yüzüne uzandı, ama korucu değneğini çekerek kolunu açtı, keşişe daha da yaklaştı, sonra alnını keşişin yüzüne indirdi. Adalet Birader, herhangi bir saldırıyı önlemekten çok destek bulmak için değneğe iki eliyle sıkı sıkı tutundu. Elbryan aynı anda sol elini bıraktı ve Adalet Birader'in yüzüne bir dizi kısa, ağır darbe indirdi. Keşiş sersemlemişti; Elbryan bundan faydalandı. Değneği yine, sıkı sıkı kavradı ve çekti, sonra ucuna kadar itti, sonra yine çekti. Adalet Birader bırakmalıydı, ama sersemliğini atmaya çalışıyordu. Çekişle beraber hızla Elbryan'a yaklaştı ve yine yüzüne bir kafa yedi. Hâlâ sersem, hâlâ tutunmakta olan keşiş, Elbryan yere düşer, f . ılı/arıışı 165 iblis"1 . j Je üstüne çekerken rakibinin açısındaki değişimi hissetti. V ayağ,nl Adalet Biraderin karnına dayayan korucu onu kaldırfirlattı ve odanın sert duvarına çarptı. ' Keşisin büyük öfkesi acıyı yok etti. Yuvarlandı ve hızla atıldı ,ama yeterince hızlı değildi. Elbryan değneğini iki eliyle ucundan yakalayıp bütün gücüyle Adalet Birader'in yüzüne indirdiğinde daha gardım almamıştı. Keşiş darbeyle döndü, sonra koşmaya başlayarak mağaranın ağzına, gün ışığına çıktı. Elbryan hemen takip etti, ama dışarı çıktığında keşiş koşarak uzaklaşıyordu. Elbryan hareketi düşünmeden, yalnızca bu kadar ölümcül bir rakibe karşı bu avantajı kaybetmemesi gerektiğini bilerek silahının tüylü ucunu taktı ve yay ipini çabucak gerdi. On iki adım koşarak keşişin yöneldiği sırtın tepesini gören iyi bir açı aradı. Adalet Birader iki ağacın arasından tutarken, bir saniye için görüş alanına girdi, Elbryan'ın oku onu baldırından, tam dizinin altından yakaladı ve keşiş bir acı ulumasıyla devrildi, dik yamaçtan aşağı yuvarlanırken hız kazandı. Elbryan oraya ulaşmak için koştu, keşişin hızla kaya çıkıntılarından birinin üzerine düştüğünü, sonra çıkıntının üzerinden yuvarlanıp dört buçuk metre yükseklikten sert kaya üzerine düştüğünü gördü. Elbryan anlayışla homurdanarak adamı görebileceği bir yere koştu. Keşişi uzaktan gördü, bir bacağı altına bükülmüş, bir kolu göğsünde, diğeri dümdüz uzanmış sonra çıkıntının kırılarak geriye bükülmüş halde kayaların arasında yatıyordu. Adam inleyerek giysisinin kıvrımlarının arasına uzandı ve Elbryan'ın bu uzaklıktan seçemediği bir şey çıkardı. Keşiş aniden parlayıp, siyah alevler arasında kalınca korucu durdu. Keşişin hatları çarpılır, yüzü bulanıklaşır ve iki taneymiş gibi görünürken Elbryan'ın ağzı açık kaldı. O ikinci yüz korkunç A- Salv*tOre bir biçimde gerildi ve adamın maddesel bedeninden koptu nür ruhu et ve kandan çerçevesinden kurtularak elinde hıı-» -

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


uıxuğu nesneye aktı. Ardından parlak bir çakma geldi ve keşiş kıpırtısız kaldı, alçakalevler cansız bedeni yalamaya devam etti. "Gecekuşu!" diye haykırdı mağaradan biri ve fena halde sarsılmış olan Elbryan içeriye girdi. Yan yatarak ormanın, göllerin, karın çoktan yerleştiği toprakların üzerinde hızla uçuyordu -duyuları için fazla hızlı, adamın anlayamayacağı kadar hızlı. Acı gitmişti, bu kadarını biliyordu. Sonra dağlara geldi, geçiüerin içinden, zirvelerin üzerinden, daha önce gördüğü, duman salan bir dağın kara kolları arasında kurulmuş kampların üzerinden süzüldü. Derken dar tünellerdeki başdöndürücü yolculuk başladı, sola, sağa, aşağı, yine aşağı döndü, üzerinde tek bir çatlak olan taş duvardan, o çatlaktan geçti, taşın o kadar yakınından süzüldü ki zihni dehşet içinde haykırdı. Derken odada, sütunların arasında, lavtasından tahtın önündeydi. Quintall ölümlü dünyayla ruh dünyası arasında kalmış yarı saydam bacaklar üzerinde duruyordu. İblis dactylin önünde bir hayaletin bacakları üzerinde durdu. Sondu, umudun sonu, dindar gibi davranmanın sonu. Bu gerçekti, kara kara parlayan gerçek, sonunda olduğu şeyin gerçekliği, Abellican üstatlarının onu soktuğu yolun tek dürüst sonu. Bu iblis dactyldi, olanca dehşet verici güzelliği, olanca ihtişamı içinde Bestesbulzibar -adını biliyordu! Quintall, Adalet Birader, dactylin önünde dizlerinin üzerine çöktü, başını eğdi ve konuştu. "Efendi." iblisin Uvamş. 167 Elbryan sarmaşıkları itip, iç odaya girerken meşaleyi de yanına aldı. Avelyn yere çökmüş, kadını kucağına almıştı. Kadının yajas! kapanmıştı ve hayattaydı, ama tamamen tükenmişti, hematitin iîine Siren' salt irade 8ÜCÜ ve inancıyla güneştaşı engelini aşan, şifa veren büyüye giren Avelyn de öyle. Keşiş Quintall'ı sordu, ama Elbryan onu işitmedi. Avelyn yerde kıpırdandı ve kalkmaya çalıştı, gösterdiği çabayla devrilecek oldu, ama Elbryan fark etmedi. Korucunun tek gördüğü kadındı, tek işittiği kadının aldığı nefeslerdi. Gözleri kadının üzerinde dolaştı -gür, sarı saçları, loş ışıkta bitkinliğine rağmen parlayan mavi gözleri ve dudakları, o kalın, harika dudaklar, o yumuşak dudaklar. Elbryan nefes alamıyordu, ayakta duracak gücü kendinde zor buluyordu, bütün düşünceleri, bütün enerjisi o tek sözcüğe, uzun, çok uzun zamandır telaffuz etmediği o isme bağlanmıştı. "Pony." 35 KAÇIŞ? Pony. Böylesine aşina bir tavırla söylenen isim genç kadını şimşek gibi çarptı. Genç adamın ona yaklaşmasını, yeşil gözlerinin puslanmasını büyülenmiş gibi izledi. "Pony," dedi Elbryan yine ve ismi bildiriyordu, sormuyordu "Pony'm benim, sandım ki..." Kadının yanında dizlerinin üzerine çöktü, gözlerini kapattı ve

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


düzenli nefes almaya çalıştı. Uzun süre sonra gözlerini yeniden açtığında ve geçmişten gelen o imgeye baktığında, kadının yüzündeki ifadenin her şeyden öte karmaşık olduğunu gördü. "Beni hatırlamıyor musun?" diye sordu Elbryan ve sırf soru, sorma ihtiyacı bile ona büyük acı veriyormuş gibiydi. Kadın nasıl karşılık vereceğini bilmiyordu. Adamı hatırlıyordu -oradaydı, beyninin arkalarında bir yeri dürtüklüyor, onu salıvermesi için feryat ediyordu. İsmini söyleme tarzı —takma ismi olduğunu anladı aniden, çünkü adı Pony değildi, Jill de değildi, Jilseponie idi!- çok tanıdıkü, kuşkusuz bu adamın ona tıpkı bu şekilde Pony dediğini duymuştu. "Ona zaman ver, yalvarırım, Elbryan," dedi Avelyn Birader. İşte buydu. Elbryan. İsim Pony'ye, Adalet Birader'inkilerden daha büyük bir darbe indirdi, onu sarstı, düşüncelerini yıllar ötesine taşıdı. iblisi" UV*«Î' "Yamaçta benden uzaklaştığın, alevler içindeki Dundalis'e stuğun zaman seni sonsuza dek kaybettiğimi sandım," diye deetti korucu, kadının mavi gözlerindeki ani tanımadan cesat alarak. "Pony'm. Nasıl da aradım! Anneni, babanı, benim anP babamı, dostlarımızı buldum. Carley dan Aubrey kollarımda öldü. Ben de ölecektim, bir fomoryan devi ve bir goblin çetesi tarafından sarılmıştım, ama sonra..." Zavallı kadını boğacak kadar hızlı gittiğini fark ederek sustu. Ama gerçekten de Pony'siydi bu; Elbryan bunu kuşkuya yer bırakmayacak şekilde biliyordu. Sonra kadına daha da yaklaştı, yüzünü onunkine yanaştırdı. "Elbryan," dedi kadın yumuşak sesle, bitkin kolunu kaldırıp korucunun yüzünü okşadı. Kafasındaki onca dağınık imge dönerek indi, engin bir yapboz gibi tüm parçalar yerlerini buldu. Onu hiç unutmamış gibi, hatırladı, konuşmalarını ve yürüyüşlerini hatırladı, dostluklarını ve daha fazlasını hatırladı. Zihninde, ona yaklaştığını, onu öptüğünü hatırladı. Ama sonra o Connor oldu, zavallı Connor ve Pony boğuluyordu, şömineye uzanıyor, parlak bir köz kavrıyordu. İmgeyi uzaklaştırdığı zaman Elbryan'ın gerilediğini, yanıt için Avelyn Birader'e baktığını gördü. "Konuşacak çok şeyimiz var," dedi keşiş. Elbryan başını salladı ve kadına baktı, hatırladığı kadar güzeldi -hatırladığından da güzeldi! "Quintall Birader?" diye sordu Avelyn. Elbryan merakla ona baktı. "Adalet Birader?" diye açığa kavuşturdu Avelyn. "Tarikat'ımın beni ve arkadaşlarımı öldürmek için yolladığı avcı." "Öldü," diye yanıt verdi Elbryan. "Beni ona götür." Elbryan Avelyn'e başını salladı. "Neden peşinden geldi?" diye «70 R- A- s»lv4IOre sordu korucu, Avelyn'in dürüstçe yanıt vermesi gerektiğini bl ği bir soru. Elbryan'dan Pony'ye, sonra yine korucuya baktı "Korkarım iddialarının hepsi yalan değil," diye itiraf etti W "Buradan uzaklaştığımız zaman her şeyi açıklayacağım, sonra v gmızı kabul edeceğim," dedi Avelyn, omuzlarını dikleştirerek. %?

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


nizin de yargısını. Quintall Birader'in görevinin gerçekten de Ad let ismini hak edip hak etmediğine, Avelyn Birader'in, deli rahibin gerçekten de bir kanun kaçağı olup olmadığına siz karar verin." "Ben yargıç değilim," dedi korucu. "O zaman benim sonum geldi," diye yanıt verdi Avelyn. "Çünkü beni yargılayanlar çoktan kararlarını verdiler ve bu yargı da adalete değil açgözlülük ve korkuya dayalı." Elbryan Avelyn'e uzun uzun, dikkatle baktı. Sonunda başını salladı ve Avelyn'le Pony'nin kalkmasına yardım etti, sonra onları mağaradan çıkardı ve Adalet Birader'in düştüğü yere götürdü. Keşişin bedeni tanınmaz haldeydi, kömürleşmişti, üzerinden dumanlar tütüyordu. "Bu nasıl oldu?" diye sordu Elbryan, cesedi incelediği halde bu alev patlamasına sebep olacak bir iz bulamayarak. "Yanıtın bu," dedi Avelyn, cesedin yanına, bir elin neredeyse küle dönüştüğü yere işaret ederek. Cesedin yanında, yerde, mahvolmuş bir broş duruyordu, hematit çekirdeği erimiş, çarpılmış, uzun, siyah bir yumurta şeklindeydi. Etrafında küçük, kararmış, bazıları altın yuvasının kalıntılarına takılmış kuartz kristaller vardı. Avelyn broşu dikkatle inceledi. "Artık gücü yok," dedi birkaç dakika sonra. "Hematitin ve kristallerin büyüsü Çjuintall öldüğünde bir şekilde patlamış." Avelyn sustu ve kendi sözlerini düşündü. Büyüde başka bir olasılık olabilir mi, diye merak etti. Avelyn bölgedeki büyü yankılarını hissedebiliyordu ve güçlü bir enerjinin salıverildiğini biliyordu. Belki de taşlar Aziz Saf Abelle'deki üstatlar için bir uyarı cihazı olarak hizmet etmişti; Çjuintall'ın öliblisi" Uvat-'îVi j-'ünü, başarısız olduğunu haber veren bir sinyal. Ya da büyü ndan daha mı güçlüydü? Hematitin güçleri düşünülürse, bu, Oııintall'ın ruhu için bir tür nakil aracı olabilir miydi? Daha önce ruh yürüyüşü yapmış, bir kez bir başkasının bedenini ele geçirmiş olan Avelyn olasılıklar karşısında ürperdi. Elbryan cesedi düıtüklemeye devam ediyor, ipucu arıyordu. İki sağlam taş buldu: Bir güneştaşı -bu Avelyn'i hiç şaşırtmadı- ve bir lal. "Beni takip etmesini sağlayan buydu," ded, Avelyn, lali işaret ederek. "Bu büyü saptamak için kullanılan bir taştır." "Ve sende büyü var," diye mantık yürüttü Elbryan. "Büyük bir hazine," diye kabul etti Avelyn. "Belki dünyadaki en büyük özel hazine." "Aziz Saf Abelle'den çalınmış," dedi korucu. "Onu haketmeyenlerden, onu kötü kullananlardan ve Tanrı'nın lütfü taşlarla yalnızca üzüntü getirenlerden alınmış," dedi Avelyn kararlılıkla. "Bize bir konaklama yeri bul, dostum. Sana hikayemi tüm ayrıntılarıyla, tüm gerçekliğiyle anlatacağım. Taşıdığı unvanı kim hak ediyor, ben mi yoksa Quintall mı, sen karar ver." Elbryan'ın kampına ulaştıklarında, korucu ve Pony ateşin yanına yerleştiğinde Avelyn sözünü tuttu. Hikayesini anlattı, hepsini; Pimaninicuit yolculuğundan Yelkopararim batışına ve Dansally'nin öldürülmesine, Aziz Saf Abelle'den kaçışına ve Üstat Siherton'un ölümüne kadar. Yolculukları sırasında Jill'e defalarca imalarda bulunmuş olsa da, Avelyn hikayesini ilk kez anlatıyordu. Keşiş ilk kez içini döküyor, suçlarını, eğer onlar suçsa, itiraf

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ediyordu. Bitirdiği zaman gerçekten de sefil biri gibi görünüyordu; dev bedeni sert zemine çökmüştü, gözleri yaşlıydı. Pony ona gitti, onu daha da çok seviyor, adama karşı gerçek bir bağ ve büyük bir merhamet hissediyordu. Avelyn'in bir hırsız ve katil gibi davranmak zorunda kalmasına üzülmüştü, bu nazik adamın -meyhane kavgalarına rağmen Pony Avelyn'in adam olduğunu biliyordu- böylesine amansız bir durum rülmesine üzülmüştü. Bir süre sonra ikisi de korucunun yargısından korkarak PİK yan'a baktılar. Yakışıklı yüzünde yalnızca anlayış gördüler "Yapmak zorunda bırakıldığın şeylere imrenmiyorum " H korucu kararlılıkla. "Eylemlerini suç olarak da görmüyorum Ke dini savunmak için, haklı sebeplerle hareket ettin. Haklı olarak kötüye kullanıldıklarını düşündüğün için çaldın taşları." Avelyn başını salladı, bu sözleri işittiği için çok memnundu "O zaman kendi yoluma gitmeliyim," diye bildirdi beklenmedik bir biçimde. "Jil... Pony evine giden yolu buldu, anlaşılan." Elini kadının yüzüne götürdü, sonra aniden neşelendi. "Ha, ha, ne ki! "Artık bana ihtiyacı yok," diye bitirdi Avelyn. "Peki Avelyn Birader'in ona ihtiyacı var mı?" diye sordu Elbryan. Keşiş omuzlarını silkti. "Aziz Saf Abelle arayıştan vazgeçmeyecek, bu yüzden yoluma devam etmeliyim. Madem artık tehlikeden haberdarım, dostlarımı tehlikeye atamam." Elbryan dikkatle Pony'nin gözlerine baktı, sonra bu fikir tamamen saçmaymış gibi ikisi birden kahkahalar patlattılar. "Kal," dedi Elbryan. "Pony evinde, bu doğru ve tahminimde yanılmıyorsam onun evi Avelyn'in evidir." "Onun evi Avelyn'in evidir," dedi Pony kararlılıkla. Ormana hafif bir kar yağmaya başlamıştı, ama sanki korucunun kampından, korucunun ateşinin sıcaklığından, Avelyn Birader'in yeni bulduğu evin sıcaklığından kaçınıyor gibiydi. > r DÖRDÜNCÜ KİSİM KORUCU Ona gitmeyi, onunla olmayı, o korkunç günden önce yaşamlarımızda var olan huzuru tekrar yaşamayı nasıl arzuluyorum. Pony'yi kollanma almayı, onu öpmeyi, ona bütün duygularımı, bütün sırlarımı, acımı, umutlarımı açmayı nasıl istiyorum. Pony'yi şimdi görmek, eskiden nasıl olduğunu görmek ve goblinler Dundalis'e gelmeseydi hayatın nasıl olacağını merak etmek demek. Pony'yi şimdi görmek, önümde nasıl başka bir yol olabileceğini düşünmek demek-toprağı mı işlerdim, yoksa babam Olu<an gibi avlanır mıydım? Pony ve ben evlenir, belki çocuk sahibi olur muyduk? Andur'Blough Inninness'teki o yılları geçirmeseydi dünya Elbıyan'a nasıl görünürdü? Ama sorun bu, Mather Amca. Bilemem, ancak tahmin edebilirim ve korkarım yapacağım herhangi bir tahmin, şimdiki hayatımın gözlemleriyle lekelenir. Belki Tanrı bana farklı, Olıvan'tnkine daha çok benzeyen bir yol suusaydı hayatım daha iyi olurdu. Dundalis'in tüm

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


insanlarının -annemin ve babamın, Pony'nin anne babasının ve tüm diğerlerinin- o korkunç sondan kurtulmuş olmasını diliyorum. Tüm yüreğimle, goblinlerin Dundalis'e gelmemiş olmasını diliyorum. Ama bu beni nereye getirirdi? Huzurlu olurdum sanırım ve muhtemelen Pony ile olurdum ve bu, hiçbir erkeğin şikayet edemeyeceği bir kader. Yine de Touel'alfar ile geçirdiğim yılları önemsememeyi ya da küçümsemeyi reddediyorum; o elf dostlar Elbryan adlı adamın şekillenmesine yardım ettiler. O elf dostlar dünyanın daha iyi bir yer olmasını, benim daha iyi bir insan olmamı umarak Gecekuşu 'mı, bu korucuyu yarattılar. O parlak gözlerin açısından baktığım zaman, çevremdeki dünya hakkında daha yeni ve daha parlak bir değerbilirlik edindim, goblinler Dundalis'e gelmeseydi, elfler beni kurtarıp gizli vadilerine götürmeselerdi asla öğrenemeyeceğim bir değerbilirlik. O trajedi sayesinde ben, Elbryan, yaşamı daha iyi tanıdım ve sevdim. O trajedi sayesinde su adam haline geldim, dünyayı hem bir elfin, hem bir insanın gözleri-ı H gören adam. Benim suçum bit, Mather Amca, çünkü Dundalis'ten neden bir h kası değil de ben seçildim -Olıvan ya da Shane McMicheal değil, Pony v da Carley dan Aubrey değil. Benim suçum bu ve Pony'yi canlı, böylesin güzel, böylesine harika görmek acımı ancak arttırıyor, bana ölenleri ha. tırlatıyor, beni nasıl olabilirdi diye sormaya zorluyor ve gerçekten de o kayıp yolu tercih edip etmeyeceğimi merak etmeme sebep oluyor. Zavallı Pony için daha kötü. Beni, Dundalis'i görmek uzun zaman önce gömdüğü anıları geri getirdi. Onu, Avelyn Birader ve ben onu Qjtintall'dan kurtardıktan sonraki birkaç günde pek az gördüm. Benden kaçınıyor, biliyorum ve buna alınmıyorum. Zamana ihtiyacı var; bu kadar kısa sürede, kaybettiği geçmişine dair bu kadar çok şeyi tekrar gördü. İkimiz dışında Dundalis'teki herkes öldü. Ve o trajedi ânından sonra hayatımıza devam ettik, güçlendik ve doğru, hoş yaşamlar bulduk ve madem artık beraberiz, olasılık daha da büyük görünüyor. Yine de zevklerimizde. .. Suç bu, Mather Amca, suçumuz. Pony'yi anılarının acısından kurtaramıyorum, o da beni benimkilerden kurtaramıyor. Ancak kaderimizi kabullenebileceğim ve geleceğimizi olabildiğince iyi şekillendirmeyi arzu edeceğini umabiliyorum. Onu o mağarada gördüğüm an anladım. Onu seviyorum, Mather Amca, o korkunç günde, köyümüzün üzerindeki sırtta sevdiğim gibi. Onu seviyorum ve onu kollarıma alabilsem, yumuşak nefesini boynumda hissedebilsem tüm dünya gerçekten de daha tatlı olur. ELBRYAN WYNDON

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


36 YÜZLEŞME 3 "Artık benim daha da deli olduğumu düşünüyorlar!" diye kükredi Avelyn Birader mutlulukla. "Ha, ha, ne ki!" Elbryan Yelebekçi'ye baktı, atadam omuzlarını silkmekle yetindi, rahibin kendisi hakkındaki durmadan değişen fikirlerine itiraz edecek değildi. "Senin gibilerle olmak," diye devam etti Avelyn. "Ve, ah, bir atadamla yemek yediğimi duysalar nasıl konuşurlardı!" "Yelebekçi'yi benim onu tanıdığım gibi tanısalardı saygıyla konuşurlardı," diye araya girdi Elbryan, "aksi halde, korkarım atadam onları tepelerdi." Yelebekçi iri bir koyun eti parçasını yuttu ve yüksek bir geğirti kopardı. "Ha, ha, ne ki!" diye uludu Avelyn, bütün bunlara bayılarak. Keşiş artık kendini daha iyi hissediyordu. Aziz Saf Abelle'deki ilk günlerinden bu yana, Abellican Tarikatı hakkındaki gerçeği öğrenmesinden önceki o masum günlerden bu yana ilk kez, kendini evinde hissediyordu. Avelyn Elbryan'da dürüstçe saygı duyabileceği bir adam, dünyanın tehlikelerine karşı ihtiyatlı, şer ve adaletsizliğe karşı savaşmaya hazır, metin bir birey bulmuştu. Hikayesini korucuya eksiksiz bir biçimde anlatmıştı ve korucu onu kağıda dökülmüş yasalara göre değil, gerçek adalet idealine göre 476 yargılamıştı. Avelyn artık gecelerini Dundalis'te, Yaban Çayın'nda Dünyanın Sonu'nda, günlerini Elbryan ve Pony ile berab manda geçiriyordu -ve bazen korucunun Yelebekçi ya da o teşem at Senfoni gibi, daha sıradışı arkadaşlarıyla karşılaşıvo A Bütün bunlarda Avelyn'e çok doğru gelen bir şey vardı-, yılla J hissetmediği bir ilahilik duygusu. Tek üzüntüsü Pony'nin bu h"l geye döndükten sonra gerçekten sarsılmış görünmesiydi. Avelv ve Elbryan ile pek az zaman geçiriyor, daha çok Dundalis'in yakınlarında yalnız başına yürümeyi tercih ediyordu. Geçmişiyle yüzleşiyordu, keşiş biliyordu ve genç kadına daha fazla yardım edebilmeyi dilese de bundan memnundu. Derken Yelebekçi gaydasını aldı ve yemeği yaslı, duygulu bir ezgiyle tamamladı. Ezgi Avelyn'in zihninde yükselip alçalan tepeler, buğday tarlaları ve Youmaneff in asmalarını canlandırdı. Annesini ve babasını düşündü, babasının hâlâ iyi olmasını umdu. Elbette Jayson Desbris bilemeyecekti, ama artık en küçük oğlunu düşünerek huzur içinde yatabilirdi. Çok uzak olmayan bir tümsekte, Pony de atadamın büyüleyici müziğini duydu. Düşünceleri çocukluğunun tasasız günlerine döndü, Elbryan'Ia geçirdikleri günlere -Elbryan! Dundalis'teki o korkunç güne ait dehşet verici görüntüler aklındaydı, ama bir şekilde onlarla başa çıkmak daha kolaydı. Trajediye mantıklı bir biçimde bakabiliyordu ve şimdi, yanında Elbryan'a, kaderini kabullenmeye başlıyordu. Pony artık o korkunç imgeleri gömmesine yol açanın basit dehşet ya da ızdırap olmadığını, suçluluk duygusu olduğunu biliyordu. Diğer herkes ölürken kendisinin hayata kaldığını düşünmüştü. Neden o? Köyünden bir başkasını görmek, sevgili Elbryan'ı yeniden gör-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


.„ ıjıyaTiışı •477 pony'nin 0 suçluluk duygusunun birazından kurtulmasına E vermişti- Artık gerçeği biliyordu, bütün gerçeği ve bunu kaı edecek kadar güçlüydü -ve kendini yeterince güçlü hissetmesi zamanlarda Elbryan'm orada olacağını, ona destek olacağını h'livordu. Yıllardır ilk defa Pony yalnız değildi. "Bu gece kasabaya gitmiyor musun?" diye sordu Elbryan Avelyn'e, keşiş ateşin yanında oyalanırken. "Jill... Pony Dundalis'e gitti," dedi Avelyn, "ama sanırım ben bu geceyi ormanda geçireceğim." "Soğuk rüzgar ve sert bir zemin," diye uyardı Elbryan. Gerçek• tende kış hızla yaklaşıyordu. "Ha, ha, ne ki!" diye kahkaha attı Avelyn. "Benim katlandığım güçlükleri tahmin bile edemezsin, dostum. Bu yuvarlak beden onları anlatmıyor." Elbryan gülümsedi ve keşişi düşündü, yumuşak dış kabuğun içinde gerçekten de zorlu bir çekirdek olduğunu anladı. "Hayır, bu gece kalacağım," diye devam etti Avelyn. "Sana borcumu ödemeye başlamamın zamanının geldiğini hissediyorum." "Borç mu?" diye sordu Elbryan şaşkınlıkla. "Sana hayatımı borçluyum, Pony de öyle." "Bana açık olan tek yolu izledim," diye yanıt verdi Elbryan. "Ve bunu yaptığın için memnunum!" Avelyn hıhladı. "Ha, ha, ne ki!" Elbryan gülümsedi ve başını iki yana salladı, bu karmaşık adam onu her zamanki gibi eğlendiriyordu. "Demek bana borcunu arkadaşlığınla ödeyeceksin," diye mantık yürüttü korucu. "Ah, bundan da fazlası," diye yanıt verdi keşiş. "Ve korkarım sana arkadaşlığımı çok fazla sunarsam, borcum da aynı oranda artacak!" 478 R' A' S*lva,ore Tekrar kahkaha attı, ama kahkaha çabucak söndü A yüzü aniden ciddileşmişti. "Bana atından bahset," dedi ko "Benim atım yok." "Senfoni?" "Senfoni benim değil," diye açıkladı Elbryan. "Senfonj 07 ve kimseye ait değil." "O zaman daha da iyi!" dedi Avelyn. Cüppesini, sonra keses' ni yokladı. Avelyn belirli bir taşı ararken Elbryan kesenin içini gördü korucunun ağzı değişik kıvılcımlar karşısında açık kaldı, küçük ateşin ışığında hepsi ihtişamla parlıyordu. Abellican Kilisesi'nin Avelyn Birader'in peşine düşmesine şaşmamak gerekirdi! Keşiş sonunda aradığı taşı buldu ve önünde kaldırdı: Bir turkuaz. "Senfoni buralarda mı?" diye sordu keşiş. Elbryan başını yavaşça, ihtiyatla salladı. "Senfoni'ye nasıl bir büyü yapmayı düşünüyorsun?" diye sordu. Avelyn hıhladı. "Atın istemediği bir şey değil," diye temin etti korucuyu. Birlikte gecenin içine daldılar, Senfoni'yi ay ışığıyla aydınla-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


nan bir açıklıkta, sakin sakin otlarken buldular. Avelyn Elbryan'dan açıklığın kenarında beklemesini istedi, sonra keşiş yavaşça ata doğru yürüdü, taşı uzatarak alçak sesle ilahi söylemeye başladı. Elbryan nefesini tuttu, güçlü Senfoni'nin ne yapacağından emin değildi. Aygır korucuyu kabullenmişti, ama Elbryan bunun gururlu ve vahşi Senfoni için sıradışı bir şey olduğunu biliyordu. Aygır aniden yerinden fırlayıp keşişi ezse Elbryan şaşırmazdı. Ama Senfoni öyle bir şey yapmadı. Avelyn yaklaşırken at alçak sesle kişnedi. Keşiş ilahisine devam etti -Elbryan'a atla konuşuyormuş gibi geldi -ve her ne söylüyorduysa, Senfoni dinliyoriblisi* UV»"'Î' <79 ı Uzun süre sonra Avelyn korucuya kendisine katılmasını işaret etti. Elbryan yanına geldiğinde keşiş hâlâ yumuşak sesle fısıldıyor, senfoni kıpırtısız bekliyordu, başını kaldırmış, gösterişli, kaslı göğsünü iki adama açmıştı. Avelyn turkuazı Elbryan'a uzattı. "Bitir," dedi. Elbryan, onunla ne yapacağına dair en ufak bir fikri olmadan taşı aldı. Keşişe bir şey sormasına fırsat kalmadan bir dürtü, bir sesleniş hissetti. Korucu Senfoni'nin siyah gözlerine baktı, aniden, aygırın ona seslendiğini anladı! Elbryan inanmayarak gözlerini kırpıştırdı, sonra turkuaza baktı ve parıltısının ay ışığının yansıması olmadığını, kendi iç ışığıyla parladığını, büyü yaydığını fark etti; Elbryan ancak o zaman taşın ısındığını fark etti. "Atın göğsüne dokun," dedi keşiş. Elbryan elini yavaşça aygıra doğru uzattı. Senfoni derin bir transa dalarmışcasına gözlerini kapattı. Korucu taşı atın göğsüne, güçlü omuz kaslarının birleştiği yerdeki "V" şeklinin üzerine dokundurdu. Onu uzun süre orada tuttu, Avelyn'in ilahisi yükseldi, ısrar kazandı, bir şarkıya dönüştü. Elbryan taşın ne yaptığını bilmiyordu ve Senfoni çok rahat görünüyordu. Turkuaz atın derisine gömüldü ve taş Senfoni'nin göğsüne yerleşti. Korucu elini aniden çekti, artık atın doğal bir parçası gibi görünen taşa bakarken yüzü dehşete büründü. Avelyn ilahiyi kesti ve elini rahatlatırcasına Elbryan'ın omzuna koydu; Senfoni siyah gözlerini açtı ve son derece sakin görünüyordu, hiç acısı yok gibiydi. "Ben ne yaptım?" diye sordu Elbryan. "Sen ne yaptın?" Avelyn omuzlarını silkti. "Tam olarak emin değilim," diye itiraf etti. "Ama taşın büyüsü hayvanlar için, bu kadarından eminim." 0O R- A. Sal vatore "Şifa mı veriyor?" diye sordu Elbryan. "Güçlendiriyor m " "Belki ikisi de," diye yanıt verdi keşiş. Avelyn'in yüzü ^

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


h bir açıklama bulmaya çalışırken kırıştı. "Taşların ne tür fv sağladığını her zaman bilmiyorum, anlıyor musun," diye basl H "Bana sesleniyorlar; bana ne yapacağımı söylüyorlar." "O zaman Senfoni'ye ne yaptığımızı bilmenin yolu yok " div mantık yürüttü Elbryan, ses tonu hiç memnun olmadığını açıkça belli ederek. Senfoni bir deney tahtası değildi! "İyi mi, kötü mü?" "İyi," dedi Avelyn olanca kendine güveniyle ve tereddüt etmeden. "Ha, ha, ne ki! Sana borcumu ödeyeceğimi söylemiştim." "Ama ne yaptığını bilmiyorsun bile!" diye itiraz etti Elbryan. "Ama taşın nasıl bir şey yaptığını biliyorum," diye açıkladı Avelyn. "Turkuaz hayvanların taşıdır, hayvanlar için gerçek bir nimet. Senfoni ile arandaki bağın güçlendiğini, artık senin ve aygırın daha derin bir ilişkiniz olduğunu tahmin ediyorum." "Efendiyle hayvan gibi mi?" diye sordu Elbryan, bu fikirden mutluluk duymayarak. "Dostlar arasındaki ilişki gibi," diye düzeltti Avelyn. "Senfoni'ye sahip olunamayacağını söyledin, ben de bu harika aygırın şevkini kırmak istemem! Ha, ha, ne ki! Asla olmaz! Güven, dostum, taşlara, Tanrı'nın armağanlarına inan. Senfoni'nin taşıdığı büyünün niteliğini çok geçmeden öğreneceksin ve memnun olacaksın. Senfoni de olacak, emin ol." Yanıt verir gibi Senfoni aniden şahlandı ve kişnedi, sonra indi ve toprağı altüst ederek ikilinin çevresinde dar bir daire çizdi. Aygır acı, hatta sinirlilik belirtisi değil, yalnızca ani bir sevinç göstermişti. Elbryan bu duyguyu açıkça hissetti. Sanki Senfoni'nin aklından geçenleri okuyabiliyordu, üstelik yalnızca aygırın görünür hareketlerine bakarak değil. Aygırın düşüncelerini okuyordu! iblisin UV^1 481 Flbryan Avelyn'e baktı, keşiş geniş geniş gülümsüyordu. "On'sittin' mi?" diye sordu korucu, daha iyi bir sözcük bulamaya, «aygırın ne hissettiğini biliyor musun?" "Ben yalnızca aracıydım," diye açıkladı Avelyn, "kolaylaştırıcı, ha, ne ki! Taşın büyüsünü çağırdım, ama kullanan sensin, Hoştum. Sen ve Senfoni, ve artık ikiniz daha sıkı bağlara sahipsiiz Ama aslında aygırın düşüncelerini biliyorum," diye bitirdi kesiş haylaz bir gülümseme ile. "Onları senin yüzünde açıkça görebiliyorum!" Senfoni aniden durdu ve geceye seslenerek yine şahlandı. Sonra at açıklıktan fırtına gibi çıktı, gecenin içine daldı. Ama Elbryan atın nerede olduğunu biliyordu; korucu yoğunlaşırca Senfoni'nin toynaklarının altındaki zemini görebilirdi. Sonra bunu yaptı, rüzgarın akışını hissetti, at karanlık ormanda koşarken geceyi gördü. Ve büyü bundan da derine gidiyordu; korucu Senfoni'nin çevresindeki dünyayı o olağanüstü atın gözlerinden gördü. Elbryan ancak o zaman hayvanın farklı bir bakış açısıyla damıtılmış, ama yine kendisininkinden daha düşük olmayan zekasını tam anlamıyla takdir edebildi. At her şeyi basitçe biliyordu, insanların, eflerin ve yüksek ırkların alanı olan mantık araya girmeden. Atın gözlerinde var olan, yorumlanmadan vardı; duygular aracılığıyla algılamanın etkin ve mükemmel bir yolu; gelecek için endişelenmeden ya da geçmiş işe karışmadan şu anda yaşamak. Mükemmel, basit, güzel.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Elbryan uzun süre sonra gözlerini açtı ve Avelyn'e baktı. Takdirini başını sallayarak gösterdi, çünkü Avelyn'in ona ve Senfoni'ye verdiği bu armağanın, Joycenevial'ın yaptığı yay kadar derin ve değerli olduğunu anlıyordu. Elbryan elini Avelyn'in omzuna koydu ve yine başını salladı, çünkü adama doğru düzgün teşekkür etmek için ne diyebileceğini bilemiyordu. <82 *? A.

4tor, salv, QmPına isteyip Avelyn ertesi sabah Dundalis'e gitti, yolda korucunun kdönen Pony'nin yanından geçti. Keşiş kadına yol arkadaşı istemediğini soracak oldu, ama Pony'nin yüzündeki ifadevi „ "' Sorunce sormaktan vazgeçti ve yoluna devam etti. Çok geçmeden n le ıslık çalmaya başladı, çünkü Avelyn biraz daha düşününce çekten de genç kadının yüzündeki ifadenin anlamını çıkarmıştı Pony gittiğinde Elbryan ateşin közlerini gömüyordu. Kamn sessizce girdi ve tek söz etmeden karşısına dikildi. Elbryan ona bakarak doğruldu. Yalnızdılar, ilk defa tamamen yalnız ve sessizce dururlarken ikisinin aklına da sayısız soru geliyordu. Savaşçılar gibi, avlanırken kendi türünden birine rastlamış panterler gibi birbirlerinin etrafında dönmeye başladılar. Pony'nin gözleri Elbryan'ın daha önce hiç karşılaşmadığı bir yoğunlukla doluydu, bir açlık, belki bir öfke -onu gözlerini kırpmaktan alıkoyan, etrafında yürürken gözlerini gözlerine dikerek dudağının köşesini çiğnemeye zorlayan içsel bir tutku. Biraz sonra korucu da benzer bir transa girdi, yalızca Pony'ye odaklandı. Yalnızca o vardı, başka bir şey değil -o yakıcı mavi gözler, o hassas dudaklar. Birbirlerinin etrafında yürüyerek her dönüşle birbirlerine biraz daha yaklaştılar. Ormandan gelen sert bir ses ikiliyi ürküttü ve o ânı yok etti. İkisi de fark etmedi, ikisi de araştırmak istemedi. "Gel," dedi Elbryan Pony'ye, elini tutup kar kaplı patikada yol göstererek. Tepelerindeki dal örtüsünün altından bir açıklığa yürüdüler ve Elbryan gülümsedi, çünkü orada, karşıda Senfoni duruyordu. Korucu aygırın orada olacağını biliyordu, hatta telepati yoluyla Senfoni'nin onu orada beklemesini istemişti. Onu gören büyük aygır kişneyerek şahlandı, nefesi büyük bir buhar dumanı gibi çıkıyordu. "Gel," dedi Elbryan yine, Pony'yi hızla açıklıktan geçirerekiblisin UvamŞ' 483 Art)k Senfoni yanlarında olduğuna göre, korucu nereye gideceğini biliyordu; Pony ile bu ilk özel buluşmasına uyacak tek yeri biliyordu. Gösterişli ata yaklaşınca çekindi. Senfoni iki binici kabul edecek miydi?

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Sakin ol, dostum," dedi korucu yumuşak sesle, atın burnunu ve kaslı boynunu okşayarak. Ata dikkatle baktı, düşüncelerini paylaştı, yanıtı işitti, sonra Pony'ye baktı ve başını salladı "Çok güzel," dedi genç kadın. Kadın sözlerinin hafif kaldığını düşündü, Senfoni gibi olağanüstü bir şey karşısında boş kalıyorlardı, ama aygır için söyleyecek başka söz bulamıyordu. Elbryan onun elini tuttu ve güçlü hayvanın sırtına çıkmasına yardım etti. Senfoni yine kişnedi ve birkaç adım attı, ama sonunda kadını kabullendi. Sonra, asıl sınav Elbryan aygırın sırtına, Pony'nin önüne tırmanırken geldi. At koşmaya hazır, sakin sakin kabul etti. Senfoni nasıl da koştu! Rüzgar kadar hızlıydı, patikalarda uçuyor, ağaçların arasında sersemletici bir belirsizlik gibi dolanıyordu, öyle ki Pony dehşet ve sevinç içinde haykırmaya başladı. Elbryan'ın beline öyle sıkı sarılmıştı ki, at ne zaman hızla yere inse korucunun nefesi ciğerlerinden boşanıyordu. Çok geçmeden elmas şeklindeki koruya geldiler; ladinler ve çamlar karla kaplanmıştı, ama korunun altındaki toprak rüzgarla temizlenmişti. Senfoni durdu ve ikili aşağı kaydı. Pony atın yüzüne yaklaştı ve dikkatle kara gözlerinden birine baktı. Nefesi düzenli değildi; bu yaratıkta çok ilkel, çok yabani ve kontrol edilemez bir şey vardı, korkutucu ölçüde güçlü bir şey. Ama yine de bu binişten incinmeden, coşku ve heyecanla soluk soluğa çıkmıştı. Binişi atlatmıştı! Çimenliğe yürüyen Elbryan'a döndü ve onu takip etti. Genç adam gür dalların arasında kayboldu; Pony o noktaya ulaştığında i,Se, ? A- S*lvâ,0re düşünerek, kendi duygularını değerlendirerek durdu Genç kadın başını meydan okurcasına iki yana sallad i» sonra aygıra baktı. Hayvan ona devam etmesini söyler gibi kisn şahlandı. Yabanıl, kontrol edilemez ve korkutucu ölçüde " bir şekilde, Pony'nin düşüncelerinin kıyısında kabaran, onu alt mekle tehdit eden duyguların bedenleşmiş hali gibiydi. Genç kadın gür dalları ittirerek geçti ve küçük bir açıklığa gel di. Elbryan diz çökmüştü, bir ateşin ilk kıvılcımları önünde titreş meye başlamıştı bile. O yumuşak sesle ıslık çalarak çalışır, sopaları çevirirken Pony izledi. Yabanıl, kontrol edilemez ve korkutucu ölçüde güçlü. Düşünceler onunla kaldı, kafasının içinde bir uyarı gibi, bir baştan çıkarma gibi tekrarlandı. Pony yumruklarını yanlarında sıktı, alt dudağını yine çiğnedi ve artık tanıdığı oğlan çocuğu olmayan, ama yine de çocukluğunu paylaştığı oğlana çok benzeyen bu adama dikkatle baktı. Henüz açığa çıkarmadığı o birkaç anıdan korkuyordu, ama Elbryan'a bakarken onlarla kısa süre sonra yüzleşeceğini biliyordu. Genç adamın yanına yürüdü ve Elbryan doğruldu. Ateşi yakmıştı. Saniyelerce, dakikalarca, sessizlik içinde birbirlerine bakarak yüzyüze durdular. Sonra genç adam ona yaklaştı, dudakları onunkine yanaştı ve Pony o siyah kanatların çevresinde yükselmesini bekleyerek, zihninde bir çığlığın yankılanmasını bekleyerek nefesini tuttu. Ama derken Elbryan oradaydı, ona dayanmış, dudakları nazikçe, yu-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


muşak, çok yumuşak bir şekilde kendisininkilere dokunuyordu ve Pony'nin tek hissettiği oydu, tek işittiği onun yumuşak nefesi ve hafif inlemesi idi. Öpücük daha ısrarlı oldu ve yavaş yavaş Pony'nin korkulan eridi, onu alt eden ani tutku seli tarafından süpürülüp götürüldü. üsin UV««Î' «85 ihrvan onu sertçe öptü ve genç kadın ona karşılık verdi, dilleri landı, dudaklarını birbirine kapandı. Ve sonra ayrıldılar, Elbryan dikkatle ona bakıyor, bakışlarıyla na kilitleniyordu. Elini uzattı ve genç kadının pelerininin bağını özdü ve Pony itiraz etmeden giysinin yere düşmesine izin verdi, serin havayı derisinde hissetti. Sonra Elbryan Pony'nin gömleğinin düğmelerine uzandı ve genç kadının son giysisi de aynı şekilde yere düştü. Ve Pony utanmıyordu, çekinmiyordu, ve ona musallat olan kara dehşet kanatları yoktu. Elbryan kendi pelerinini ve gömleğini çıkardı ve önünde beline kadar çıplak halde durdu. Birbirlerine yaklaştılar, genç adamın göğsündeki kıllar genç kadının göğüslerine sürtündü, ürpertileri paylaştılar. Genç adamın yönlendirmesiyle Pony kollarını başının üzerine kaldırdı ve parmaklarını onunkilere kenetledi. Sonra Elbryan elini bıraktı ve ellerini genç kadını kollarında yavaşça, nazikçe dolaştırmaya, parmak uçları Pony'nin yumuşak teni üzerinde gezinmeye başladı. Eller indi, dirsekleri geçti, kollarla dolaştı, sonra sırtına, kürek kemiklerine, ensesine dokundu, parmak uçları yumuşak bir şekilde, nazikçe sürtündü. Genç kadın o parmakların çekimini, onları daha yakına çekmek istemesine yol açan ürpertiyi hissediyordu -ama daha yakına çekse o ürpertinin yok olacağını biliyordu. Başını arkaya eğdi, her okşayıştan keyif alırken ağzı açıldı, genç adamın elleri sırtı boyunca nazikçe aşağı indi, kalçalarının hemen üzerine geldi, sonra yavaşça kalçalarına, kalçalarının ötesine geçti. Yine onun teşvikiyle Pony döndü ve yine o güçlü kollara sığındı. Elbryan bir elini kaldırıp genç kadının saçlarını kenara itti ve nazikçe ensesini öptü, yumuşak öpücük gittikçe ısrar kazandı, sertleşti, hafif bir ısırık oldu ve Pony alçak sesle inledi, ısırık kuvvetlendi. "Beni hissediyor musun?" diye fısıldadı genç adam kulağına. "Evet." 486 R A "Canlı mısın?" "Çok." "Seninle sevişmemi istiyor musun?" Pony o dehşet verici anıların tehdidini arayarak durdu D" - ?? gecesini hatırladı, parlayan ateşe bir düşmanmış, bir uyarıvmı bi baktı. Ama bu farklıydı, genç kadın biliyordu, Connor'dan fa V lı. Daha güçlü. Yabanıl, kontrol edilemez, korkutucu ölçüde güçlü, diye tek rarladı zihni. Ve doğru, diye ekledi sessizce. Çok, çok doğru "Evet," diye yanıt verdi sessizce. Birlikte yere, hâlâ ılık olan pelerinin üzerine çöktüler. Oracıkta, o anda yakalanmış, geçmişlerince çevrelenmişlerdi. Elbryan için bu gençliğinin sona erişiydi, uyanıkken aklından geçen her düşünce onu bu noktaya, bu kadına, ruh arkadaşına, Pony'sine getirmişti. Onca yıl bekledikten sonra bu an, o kızla ilişkisinin sonunun, bu kadınla yeni ve daha derin ilişkisinin başlangıcının be-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lirleyicisiydi. Artık bir erkekti ve Pony de bir kadındı, ve onları bu noktaya getiren onca aşk bedenleriyle birleşiyordu. Mutluluktan sarhoş olmuştu, ama aniden kendini savunmasız, çok savunmasız hissetti, çünkü Pony'ye bir şey olacak olursa, onu şimdi daha önce kaybettiği gibi kaybederse, yüreğinde asla iyileşmeyecek bir yara açılırdı, o zaman hayatı anlamsız kalırdı. Pony için korudaki o an karanlığın inkarıydı, karanlık bir engelin yıkılıp atılması, naziklik, aşk ve Elbryan ile geçirdiği çocukluğuna ait sıcak anılarla alt edilmiş vahşi anılar; Elbryan'ın onun saçını çektiği ve kızın onu dümdüz yere serdiği zaman; arkadaşlarının oğlana takıldığı, ama onun onlara karşı dik durduğu, kıza karşı duygularını inkar etmediği zamanlar; uzun sohbetleri, kuzey yamacında yürüyüşleri; yamaçta Ayla manzarasını paylaştıkları o an; ilk kez öpüştükleri, sırttaki o an -evet, o öpüşme ânı!- ve bu sefer karanlık ve çığlıklarla sona ermiyor, sürüyordu, öpüşüyor, iblisi. UV»"'S' «87 uvor, birbirlerini hissediyorlardı. Yaşamlarını paylaşmışlar, , anılarla, kaybettikleri ve buldukları aşkla bağlanmışlardı ve 11 rdır birlikte olmasalar da, ikisi de diğeri hakkındaki her şeyi, 0 ânın gerçekliğini biliyordu. Daha sonra pelerinlerine sarınarak uzun süre birlikte yattılar, hiçbir şey söylemeden ateşe baktılar. Elbryan bir kez ateşe odun eklemek için kalktı ve çırılçıplak hoplayarak dolanırken, çıplak ayakları soğuk zeminde tökezlerken Pony ona güldü. Geri döndüğü zaman battaniyeye sarındı ve onu içeriye almadı. Ama gülümsemesi gerçek duygularını yansıtıyordu, sıcaklığı Elbryan'ı kışkırttı, onunla boğuştu ve sonra yine battaniyenin altına girdi, bedenlerini birbirine bastırmışlardı ve Pony için dünya bir kez daha dönmeye başlamıştı. Yabanıl, kontrol edilemez ve korkutucu ölçüde güçlü. Daha sonra genç adam onun üzerine çıkmış, küçük ateşin aydınlığına ona bakıyordu. "Pony'm," diye fısıldadı. "Hayatım ne kadar boştu, o kadar boştu ki ondaki boşluğu fark edecek cesaretim bile yoktu. Ancak şimdi, sen bana döndükten sonra, ne kadar boş, ne kadar anlamsız olduğunu anlıyorum." "Asla anlamsız değil." Elbryan başını sallayarak genç kadının sözlerini reddetti. "Pony'm," dedi yine, "Benim için dünyanın renkleri geri döndü." Sonra gözlerini kapattı ve onu öptü. Gece çevrelerinde derinleşti, rüzgar ağaçların arasında inledi ve kuzey kışına meydan okuyan o birkaç kuş ötüştü. Uzakta bir yerde bir kurt uludu ve bir başkası ona karşılık verdi, ve Elbryan için müzik artık öncekinden de tatlıydı, büyülü elf ormanında geçirdiği onca yıl boyunca olduğundan da tatlıydı. Tatmin dolu bir uykuya daldı, ama Pony uyumadı. Bütün gece Elbryan'ın yanında, Elbryan'la bir, uyanık yattı. Connor'ı ve dü<88 ğün gecesini, onu boğan kara anıları düşündü. Közlerin uzu man önce yaktığı avcunu bilinçsizce ovuşturdu. Pony ilk defa o anıları açıkça görüyordu, Dundalis'in çığl.u rını duyuyor, yangınları ve katliamı, Ohvan'ın bir devin elinde "i düğünü görüyordu ve zihninde yine o yanan evin altında, kara

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lığa sürünüyordu. Ama bu sefer onlar yalnızca anıydı, tehditkar kara iblisler de ğil. Bu sefer, Elbryan yanındayken, Elbryan gücünün bir parçasıyken onlarla yüzleşebilir, onları kabullenebilirdi. Yanaklarından aşağı gözyaşları aktı, ama bunlar Dundalis'in kaybı için döktüğü dürüst gözyaşlanydi; onlar yok olduğu zaman ızdırap ânı nihayet geçtiği zaman Pony uyuyan Elbryan'a sıkı sıkı sarıldı ve gülümsedi. Sırttaki o andan bu yana, o ilk öpücük ânından bu yana ilk defa gerçekten özgürdü. r 37 GÜNÜN AVI "Belamı bulayım," diye inledi sıska, sinirli adam, ilmik tuzaktan ve orada asılı duran çirkin insansı yaratıktan uzaklaşarak. "Belamı bulayım, ah, belamı bulayım! Cric! Cric!" Kısa süre sonra, eğer çevredelerse, çığlıklarının bu yaratıklardan daha fazlasını getireceğini fark etti, bu yüzden elini ağzına kapattı ve boş eli, geniş omuz kemerlerine asılı sayısız hançerden birine uzanırken açıklıktan aşağı yuvarlandı. Ama saklanacak yer bulamadı, çünkü yüksek olsalar da hafif kar örtüsünü delerek çıkan pek az ot vardı. Birkaç dakika sonra kel, zayıf bir adam kılıcını kaldırarak, ko: şarak görüş alanına girince Sincap biraz daha rahat nefes aldı. "Sincap?" diye seslendi Cric yumuşak sesle. "Sincap, orada mısın?" Sincap ayağa kalktı ve kaygan zeminde defalarca kayıp düşerek arkadaşının yanına koştu. "Ne biliyorsun?" diye sordu Cric defalarca, adam sendeleyerek yaklaşırken. Sonunda Sincap ona yetişti, ama sözcüklere dökemeyecek kadar heyecanlıydı. Açıklığın ötesindeki küçük ağaç kümesine işaret ederek hoplayıp zıpladı. "Tuzağımız mı?" diye sordu kel adam sakin sakin. Sincap başını öyle hızlı salladı ki dilini ısırdı. "Bir şey mi yakaladık?" Yine aynı vahşi baş sallama.

<9° R A <; , A' Sâ|V4tore "Sıradışı bir şey mi?" Sincap daha fazla soru yanıtlayacak havada değildi. Cric'' w lunu yakaladı ve onu ağaç kümesine doğru ittirdi. Cric sinini di leştirdi ve Sincap'in takip etmeyeceğini anlayınca başını iki v sallayarak tek başına tuzağa gitti. Bir dakika sonra ağaçların içinden bir uluma duyuldu ve Cric Sincap kadar büyük hızla koşarak geldi. "Bu bir g-goblin!" diye kekeledi uzun boylu adam. "Lanet bir goblin!" "Paulson'ı bulmalıyız," diye mantık yürüttü Sincap. Cric başını salladı ve koşarak uzaklaştı, sıska adam peşisıra takip etti. Fıçı göğüslü Paulson'ı, önderlerini, geniş bir karaağacın güneşli yanında oturmuş dinlenirken buldular. Lime lime çizmeleri bir yanda duruyordu ve kirli ayak parmaklarını küçük bir ateşin yanında oynatıyordu. İkili yaklaşırken yavaşladı; Paulson'ı rahatsız etmenin normalde kafaya şaplak yemek anlamına geleceğini biliyorlardı. Cric, Sincap'a adama yaklaşmasını işaret etti, ama Sincap da ona işaret etmekle yetindi. "Ne istiyorsunuz, söyleyin," dedi Paulson yarı kapalı gözka-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


paklarının arasından bakarak. "Umarım söylenmeye değer bir şeydir!" "Bir şey yakaladık," dedi Cric. Paulson gözlerini açtı ve sakaldan çok yara izi bulunan yüzünü eliyle sıvazladı. "Postu iyi mi?" diye sordu. "Postu yok," dedi Sincap. "Kürkü yok," diye ekledi Cric. "Yalnızca deri." "Ne?" Paulson doğrulup oturdu ve çizmelerine uzandı. "Bana şimdi de bir insanı astığınızı söylemeyin!" "İnsan değil," dedi Sincap. "Lanet olası bir goblin!" diye bağırdı Cric. iblisi» Uvan.ş. 491 Paulson'ın yüzü aniden ciddileşti. "Bir goblin mi?" diye tekrarladı sessizce. iki adam başlarını hevesle salladılar. «Yalnızca bir tane mi?" Yine başlarını salladılar. «Sizi lanet aptallar," diye azarladı Paulson. "'Yalnızca bir tane 2oblin' diye bir şey olmadığını bilmiyor musunuz?" "Eve gitmeliyiz," dedi Sincap. Paulson çevresine bakındı, sonra başını iki yana salladı. Cric ve Sincap bu bölgede yeniydiler, onlar kuzeye geleli üç seneden biraz fazla olmuştu, ama Paulson hayatının çoğunu Yabandiyar'da geçirmişti, goblin saldırısı Dundalis'i dümdüz ettiğinde Yaban Çayırı'nm hemen dışındaydı. "Kaç tane olduklarını öğrenmeliyiz," diye yanıt verdi, "ve nereye gittiklerini öğrenmeliyiz." "Oy, Dundalis'in halkından kime ne?" diye sordu korku içindeki Cric. "Onlar bize hiç aldırmadı." "Evet," diye ekledi Sincap. "Yalnızca onlar için değil," dedi Paulson. "Kendimiz için. Goblinler saldıracaksa biraz güneye gitmekle akıllılık ederiz." "O zaman yalnızca güneye gitmekle yetinemez miyiz?" diye sordu Cric. "Çeneni kapat ve kılıcını hazır tut," diye emir verdi Paulson. "Goblinler o kadar zorlu değildir -korkman gereken sayıları. Ve arkadaşları," diye ekledi sertçe, "çünkü goblinler ve devler iyi anlaşır." Diğer ikisi titriyordu. "Ama tek yapmamız gereken kendimizi göstermeden görmek," diye devam etti iri yarı adam. "Belki goblin kulaklarına ödül veriyorlardır." Bu ikilinin dikkatini çekmişe benziyordu. Üçü ilk önce tuzağa döndü, Paulson goblini özensizce indir«92 R- A- S^v„0re di, kulaklarını kesti ve bir keseye koydu, yalnızca yaratıo ne göre şaşırtıcı ölçüde iyi silahlanmış olduğunu ve deri v^ı ' yeiegi^j üzerinde bir simge, açık gri fon üzerinde yarasaya ben7^ ier siyah

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)

- ?


bir yaratık amblemi olduğunu görmek için durdu. Paulson bı üzerinde çok durmadı, yeleğin çalınmış olduğunu düşündü "Yakalanalı birkaç saatten fazla olmamış," dedi Paulson bed ni çabucak inceledikten sonra. "Eğer bu arkadaşlarıyla yolculuk ediyorduysa, muhtemelen diğerleri hâlâ buralardadır." Yaratığın ağaç kümesine giren izlerini bulmak güç olmadı, ama açık alanda bıraktığı izler rüzgar tarafından silinmişti. Yine de ağaç kümesine girdiği yöne bakarak avcılar nereden geldiğine dair akla yakın bir tahminde bulunabiliyorlardı ve bu yüzden hızla açıklığı geçtiler ve ormana girdiler. İlk goblin izini Sincap buldu -üç çift ayak izi, bir tanesi ayrılıp üç adamın geldiği yöne dönüyordu, diğer ikisi farklı bir yöne gidiyordu. "Eh, şimdi sayıca üstünüz," dedi Paulson kötü kötü. İri adam savaştan asla korkmazdı. Bir buçuk kilometre sonra goblin ikilisini gördüler; ormanlık bir yamaçta, kayaların arasında dinleniyorlardı. Paulson geniş kılıcını çekti ve Cric'in yanında gelmesini, Sincap'ın sağa, daha yüksek bir yere çıkmasını ve hançer fırlatmak için uygun bir açı bulmasını işaret etti. "Hızla ve şiddetle mi?" diye fısıldadı Cric. Paulson düşündü, sonra başını iki yana salladı. Çevik Sincap pozisyon alacağı yere tırmanırken, Cric ile birlikte çalıların arkasında saklandı. Sonra Paulson çalıların arkasından çıktı, yavaşça, düzenli adımlarla, sakin bir şekilde goblin ikilisine yaklaştı. Goblinler onları gördüğünde, o ve Cric on iki adım uzaktaydılar. Yaratıklar nasıl da uludu! Ayağa fırladılar, biri uzun, demir uçlu bir mızrak, diğeri iyi döiblisi" U^'5' «93 ilmüş bir kısa kılıç çıkardı. Paulson bu ikisinin, ölü arkadaşları ?w, ,'vi silahlanmış olduklarını ve yeleklerinin, üzerlerindeki ambtemlere kadar ölü goblininkine benzediğini görünce çok şaşırdı. iri adamın goblinler hakkındaki bilgisi, önündeki manzarayla uyuşmuyordu. Goblinler Paulson'ın beklediği gibi de davranmadılar. O ve Cric hızla geldiler, ama yalnızca bir goblin, mızrak kullanan onları karşılamak için atladı, yolu kapattı ve arkadaşı hızla gerilerken onu korudu. Kılıçlı iki adam hızla atıldı; goblin mızrağı öne arkaya savurdu, silahın keskin ucu Cric'in kolunu çizdi ve onu uzak tuttu. Paulson menzilin içine girdi ve mızrağı yakaladı, hızla ilerledi ve kılıcını yaratığın göğsüne gömdü. "İki kulak daha!" diye kahkaha attı Cric, ama Paulson o sırada bunları düşünmüyordu. "Yakala onu, Sincap!" diye seslendi. Kaçan goblin tepeye döndü ve Sincap önünü kesmek için davrandı, dizlerinin üzerine kaydı ve iki hançeri çevirerek gobline fırlattı. Yaratık birinden kaçınmayı başardı, ama diğer kalçasına saplanarak orada kaldı. Goblin ciyakladı, ama yavaşlamadı, Sincap'm bir sonraki hançeri omzuna saplandığı zaman da yavaşlamadı. Sonra goblin atış menzilinden çıktı ve Sincap, Paulson'la ve Cric'e katılarak kovalamaya başladı. Uzun boylu Cric içlerinde en hızlılarıydı ve tepenin yamacından aşağı inen, sonra vadinin ormanlık zemininde dolanarak koşan gobline yaklaşmaya başladı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Yaratık bir yükseltinin arkasında kayboldu, Cric hemen arkasından gitti ve Paulson arkadaşına "lanet şeyi indirmesini" uludu. Cric hevesle, kılıcı hazır bir halde tepeye çıktı ve sonra kayıp durarak iki arkadaşını şaşırttı. Paulson ve Sincap ona yetiştiklerinde tereddüdünü anladılar, 494 R' A- Salvit0re çünkü orada, sırtın altındaki geniş vadide üçünün gördüğü yük ordu duruyordu -ve Cric'le Paulson Kralın Adamları il ı likte birkaç yıl geçirmişlerdi. Vadi çadırlar ve kamp ateşle ' I kaplıydı; bin şekil, binlerce şekil aşağıda dolanıyordu, çoğu e<->h lin boyunda görünüyordu, bazıları daha ufaktı, ama aralarında epey fomoryan devi vardı. Üç adam için daha da şaşırtıcı olanı savaş makineleriydi, en azından on iki tane, büyük mancınıklardan mızrak fırlatan makinelere, desteklenmiş duvarları delmek için dev burgulara benzeyen şeylere kadar. "Ne kadar güneye gitmeyi düşünüyordun?" diye sordu Cric Paulson'a. O anda fıçı göğüslü adama Behren iyi bir olasılık gibi görünüyordu. "Hiç de iyi olmayan bir şeyin peşinde olduğunuzu biliyorum!" diye kükredi atadam. "Çirkin yüzlerinize ne zaman baksam düşündüğüm bir şey!" Yelebekçi küçük barakadaki hareketlenmeyi işitmişti ve araştırdığı zaman üç avcının eşyalarını toplamış, baraka duvarlarındaki her şeyi indirmiş olduklarını görmüştü. Üç adam sinirli sinirli bakıştılar. Dev Paulson bile dört yüz kiloluk atadamın yanında ufak tefek görünüyordu —ve yaratığın tavrı şu anda onu daha da azametli kılıyordu. "Ee?" diye gürledi Yelebekçi. "Bir açıklamanız var mı?" "Gidiyoruz, o kadar," dedi Sincap. "Gidiyor musunuz?" "Güneye gidiyoruz," diye ekledi Cric, uygun bir yalan uydurmaya hazırlanarak, ama Paulson ona dik dik bakınca uzun boylu, kel adam sustu. "Ne yaptınız?" diye sordu Yelebekçi. "Sizi tanıyorum -birini kızdırmış olmasanız gitmezdiniz." Atadam biraz geriledi, sonra anladığını düşünerek gülümsedi. "Peşinizde Gecekuşu var," diye iblisin Uya«'î' «95 mantık yürüttü. "Korucuyu haftalardır görmedik," diye itiraz etti Paulson. «Ama dostlarını gördünüz," dedi Yelebekçi. "Belki birini öldürmüşsünüzdür." "HİÇ de öyle bir şey olmadı!" diye hırladı Paulson. "Goblinler Gecekuşu'nun dostu değil!" diye ekledi Sincap, ağzından çıkanı doğru düzgün düşünmeden. Cric sıska adamı hızla ittirdi ve Paulson'ın öfkeli bakışları, adamın Sincap'a bu dil sürçmesi için daha kötüsünü yapacağını anlattı. Yelebekçi bir adım geriledi, üçünü merakla süzdü. "Goblinler mi?" "Goblin mi dedim?" diye sordu Sincap masum masum, kendi sözlerini yalanlamaya çalışarak. "Goblin dedin!" diye kükredi Yelebekçi, adamın ve iki arkadaşının daha fazla yalan söylemesini engelleyerek. "Goblin dedin ve çevrede goblinler varsa ve siz biliyorsanız, hikayenizi doğru

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


düzgün anlatın, yoksa hepinizi ezip toprağa karıştırırım!" "Goblinler," dedi Paulson sertçe. "Binlercesi. Onları gördük ve onlara bulaşmak istemiyoruz." Hikayeyi tüm ayrıntılarıyla anlatarak devam etti ve Yelebekçi'nin önüne dört goblin kulağı atarak bitirdi. Sonra Paulson atadama gitmesini, böylece arkadaşlarıyla birlikte toplanmayı bitirebileceklerini ve yollarına gidebileceklerini söyledi, ama Yelebekçi o kadar kolay kurtulmalarına izin vermedi. Onunla gelmelerine karar verdi atadam; Elbryan ile Pony'yi bulacak, hikayelerini bir kez daha anlatacaklardı. Üç avcı tek bir dakika bile harcamak konusunda hiç hevesli değillerdi, ama vahşi atadamla savaşmaya da hazır değillerdi. Elbryan, Pony ve Avelyn Birader'i Elbryan'ın kampında, Dundalis'in hemen kuzeyinde, sık ladin ağaçlarının arasına sığınmış buldular. <96

R- A. S,.

Grup yaklaşmadan önce Yelebekçi seslendi -Elbryan < serilerkadar iyi tuzak kurabilirdi ve korucu hep tetikteydi. Kon dama gelmesini söyledi elbette, ama yarı at dostunun o se • 3" le gelmesine şaşırdı. "Bay Paulson'ın anlatacak bir hikayesi olduğunu düşü rum, işitmek isteyeceğin bir hikaye," diye açıkladı Yelebekr' Paulson hikayeyi kısa ve öz bir şekilde anlattı ve sözler: *. likle Pony ve Elbryan'ı çok etkiledi. Bir goblin ordusunun yakl ması fikri Pony'yi trajedi gününe götürdü, daha yeni uzlaştığj A. guların ağırlığı altında ezmekle tehdit etti. Ama Elbryan açısından avcını hikayesi daha karmaşıktı O korkunç anıları o da içinde taşıyor olsa da, bir görev duygusu da vardı. Korucu kendi kendine böyle bir trajedinin Dundalis'te tekrar yaşanmayacağını kaç sefer söylemişti? Ve işte, önünde bir tehdit vardı, aynı tehdit. Pony korkularına hakim olmak için, aklını başında tutmak için büyük çaba harcadı; bu Elbryan için yalnızca bir görev ve gurur meselesiydi. Korucu küçük ateşin yanından bir sopa aldı ve yere bölgenin kaba bir haritasını çizdi. "Bana tam olarak nerede olduklarını göster," diye emretti Paulson'a ve adam denileni yaptı. Elbryan tatmin olmazsa korucunun onu daha iyi araştırmak için bir kez daha oraya gitmeye zorlayacağını anlamıştı. Elbryan sık sık haritaya bakarak kamp ateşinin etrafını arşınladı. "İnsanlara haber verilmeli," dedi Pony. Elbryan başını salladı. "Bu üçünün lafıyla mı?" diye sordu Yelebekçi inanmazlık içinde. Korucu bakışlarını Paulson'dan atadama çevirdi, sonra yine başını salladı. "Uyarmak için asla erken değildir," dedi. Paulson haklı çıkmış gibi bakıyordu. Ama Elbryan adamın L» u^ışl «97 lerinin doğru olduğunu kabullenmeye hazır değildi. "Kuzeye ., eğim," dedi korucu, "tarif ettikleri yere."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Seninle gelmeyeceğim," diye itiraz etti Paulson. Elbryan başını iki yana salladı. "Hızlı gideceğim, senin için f zla hızlı." Yelebekçi'ye baktı ve atadam ne istediğini anlayarak, korucu dostuyla birlikte gitmeye hazır, başını salladı. "Sen," dedi Elbryan Paulson'a, "ve arkadaşların Dünyanın Sonu'na gidip onları uyaracaksınız." Paulson, Cric'le Sincap'ı susturmak için elini kaldırdı, itirazları ve korkuları anlaşılmaz sızlanmalar biçiminde dile gelmişti. "Ya sonra?" diye sordu Paulson. "Yüreğiniz sizi nereye götürürse," diye yanıt verdi Elbryan. "Bana bu tek iyiliğin dışında hiçbir borcunuz yok." "Sana bu kadarını bile borçlu muyuz?" diye sordu Paulson şüpheyle. Adamın alacağı tek yanıt Elbryan'm başını sertçe sallamasıydı, korucunun merhamet gösterdiği, avcının barakasındaki günün hatırlatılması. "Dünyanın Sonu," diye kabul etti Paulson öfkeyle. "Ve aptallara söyleyeceğiz, ama dinleyeceklerini sanmıyorum." Elbryan başını salladı ve Pony'ye baktı. "Yaban Çayırı," dedi. "Sen ve Avelyn." "Ya Dundalis?" diye sordu kadın. "Yelebekçi'yle ve ben Dundalis'e goblin haberiyle döneceğiz," diye açıkladı korucu. "Ama ilk önce buraya döneceğiz." Korucu sopasıyla haritaya işaret etti, haritanın kuzeybatısında, Dundalis ile Yaban Çayın'na eşit uzaklıkta ve Dünyanın Sonu'ndan çok uzak olmayan bir noktaya. "Koru mu?" diye sordu Pony. Elbryan başını salladı. "Köknarlardan elmas şeklinde bir koru," diye açıkladı avcılara. 498

A- Sa| vit orç "Orayı biliyorum," dedi Paulson, "ve pek sevmem." Elbryan bu karşılığa şaşırmamıştı -muhtemelen korucuvı rüya çeken aynı elf büyüsü Paulson gibi serserilerin kendi oralarda huzursuz hissetmelerine sebep oluyordu. "Bir haft halde," dedi korucu. Paulson'a baktı. "Dünyanın Sonu'ndan d rudan güneye giderseniz, kasaba halkına beni nerede bulabil çeklerini söylemeyi unutma." Paulson elini salladı, adam bütün bunlar karşısında hiç de memnun görünmüyordu. Elbryan Yelebekçi'ye işaret etti. "Senfoni buralarda," dedi korucu güvenle. Bir sonraki şafaktan önce korucu ve atadam hızla kuzeye doğru ilerliyorlardı, Yelebekçi muhteşem Senfoni'ye ayak uydurmak için epey çaba gösteriyordu. Yan yana yürüyen Avelyn ve Pony daha ağır ilerliyorlardı, çünkü Yaban Çayırı'na gece çökmeden ulaşacaklarını tahmin ediyorlardı. Paulson, Cric ve Sincap'ın yolu biraz daha uzundu, ama diğer-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


leri gitmeleri için Paulson'a baskı yapsa, her adımda Dünyanın Sonu'ndan vazgeçip doğrudan güneye -belki ta Palmaris'e- gitmeleri için ısrar etseler de, yıllardır ilk defa görev duygusuyla hareket eden iri yarı adam onlara kulak asmıyordu. Korucuya, gidip Dünyanın Sonu'ndaki insanları uyaracağı sözünü vermişti ve sözünü tutacaktı. Pony ve Avelyn mesafeyi yanlış hesaplamışlardı ve o gece Yaban Çayın'nın dışında kamp kurdular, keşiş böylesine kötü bir haberi kasabaya gün ışığında götürmelerinin daha iyi olacağını düşünüyordu. Sessiz ormanda huzur içinde dinlendiler, son birkaç gün içinde Elbryan'dan kamp kurma hakkında çok şey öğrenmişlerdi ve Pony çok geçmeden uyudu. ibliSİ"

^>

499 Avelyn'in çığhklarıyla uyandı, şişman adam kabus görerek je yuvarlanıyordu. Pony sonunda onu uyandırmayı başardı ve j m ona bakarken yüzünde beliren delice ifade Pony'nin belkemiğine ürpertiler gönderdi: Avelyn elini kaldırdı ve açtı, pek çok küçük taş gösterdi, Quintall'ın cesedinden aldıkları yanık puslu kuartzlar. "İçlerinde büyü kaldığını hissettim," diye açıkladı şişman kesiş. "Uzağı görmek için kullanılırlar." "Goblinleri aradın," diye mantık yürüttü Pony. "Ve onları gördüm, kızım," dedi Avelyn, "büyük bir ordu. Paulson abartmamış!" Pony derin bir nefes aldı ve başını salladı. "Ama hepsi bu değildi!" dedi Avelyn ona, kadını yakalayıp sarsarak. "Ordunun ötesine gitmeye zorlandım. Zorlandım, diyorum, taşların büyüsüyle çekildim, bu tür taşlara uzun zaman önce uyum sağlayan uzak bir güç tarafından." Pony, tam anlamayarak ona merakla baktı. "Corona'da korkunç bir şey uyandı, kızım!" diye bağırdı Avelyn. "Corona'da yürüyor!" Sözcükler Pony için yeni değildi; Avelyn uzun süredir bu tür iddialar öne sürüyordu. Gerçekten de Pony'nin onunla ilk karşılaştığı gece, Tinson'daki ortak salonda benzer sözler bağırıyordu. Ama bu sefer iddiasında fazladan bir şey vardı; kişisel bir şey. Avelyn inancında hep kararlı olmuştu, ama şimdi yüz ifadesi onun basit inancın çok ötesine geçtiğini gösteriyordu. O anda, ölen ateşin ışığında, Pony Avelyn'in uyanan dactyle dair inancının eski metinlerden kaynaklanan şüphelerden fazlası olduğundan şüphesi kalmadı. Tamamen kişisel bir şeydi. "İşte gördün," dedi Yelebekçi sessizce, uğursuz bir tonda. O ve Elbryan siyah çadırlarla dolu araziye bakıyorlardı. "O üçü ya500 R' A- ^'vit0re lan söylemiyormuş." "Hatta abartmıyormuş bile," diye ekledi Elbryan alçak Bu sırta ilk çıktıklarında, kamp kuran muazzam orduya bakt n rında korucunun cesareti kırılmıştı. Dundalis, Yaban Cavı Dünyanın Sonu halkları, hepsi desteklenmiş duvarlar arkası birleşmiş olsa bile, böyle bir orduya nasıl direnebilirlerdi? Direnemezlerdi elbette.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Ve bu gücün güneye ilerlediği oldukça açıktı. Ordu Paulson Cric ve Sincap'ın gördüklerini söyledikleri yerden kilometrelerce güneydeydi ve, goblin ve devlerin kampın kuzeyinde, ormanda kestikleri kısım güneydeki bu sırttan bile görülebiliyordu. "Saklanacak bir delik bulacağız," dedi Yelebekçi sakin sakin. "Goblinler daha önce de geçti ve yine geçecek. Geçmelerini daha önce de bekledim, şimdi de bekleyeceğim!" "Niyetleri hakkında daha fazla bilgi edinmeliyiz," dedi Elbryan aniden, atadamın meraklı bakışlarını üzerine çekerek. "Bir goblinin ne yapmayı düşündüğünü tahmin etmek güç değil," diye yanıt verdi Yelebekçi kuru kum. Atadam cümlesini bitirmeden Elbryan başını iki yana sallamaya başlamıştı bile. "Bu farklı," diye açıkladı. "Goblinler ve devler bu kadar büyük bir grup halinde bir araya gelmiş olmamalıydılar. Ve birlik içinde çalışıyorlar," diye ekledi, kolunu kamp manzarasına doğru sallayarak ve yaratıkların kamplarını ne kadar disiplinli bir biçimde kurduklarına işaret ederek. "Ya bunlar?" diye devam etti, kampın uzak ucunda daire şeklinde dizilmiş bir düzine dev savaş makinesine işaret ederek. "Bu sefer biraz daha açlar, o kadar," diye yanıt verdi Yelebekçi. "Yani her zamankinden biraz daha fazlasını öldürecekler, belki bir yerine iki köyü yağmalayacaklar. Bu eski bir hikaye, dostum, hep tekrarlanan bir hikaye; ama siz insanlar, kendi başınıza geldiğinde hep şaşırıyorsunuz." iblis* Uv»f'î 501 pjbryan inanmıyordu, bu sefer değil, o askeri kampa bakardeğil- Batıya bakü, güneşin ufka dokunduğunu fark etti. "İçeri girmeliyim," dedi. "Nasıl yapacaksın?" diye sordu atadam alayla. Elbryan Senfoni'den aşağı kaydı ve dizginleri Yelebekçi'ye uzattı. "Bölgeyi araştır," dedi. "Bak bakalım ordunun kollarından biri durduğumuz yerin ötesine geçmiş mi. Sheila batarken bu noktaya döneceğim ya da goblinler buraya da yerleşmişse bir sonraki sırta gideceğim." Yelebekçi inatçı korucuyla tartışmanın boşuna olduğunu biliyordu. Elbryan ağaçtan ağaca, çalıdan çalıya, tümseklerin arkasında kaydı, büyük orduya gittikçe yaklaştı. Kısa süre sonra goblin izcileri yakınındaydı, ağaçların arasında yürüyor, sızıltılı sesleriyle konuşuyor, o ya da bu konuda, üniformalarının üstlerine uymadığından, ağzıyla değil kırbacıyla konuşan özellikle kötücül bir komutandan şikayet ediyorlardı. Elbryan her sözcüğü çıkartamıyordu; goblinler Corona'nın sıradan halkının kullandığı dilde konuşuyorlardı, ama yaratıkların aksanları o kadar belirgin, argo kullanımları o kadar fazlaydı ki, korucu konuşmaları hakkında ancak genel bir fikir edinebiliyordu. O fikir Elbryan'in korkularını dindirmedi. Goblinler büyük bir ordunun parçası olmaktan bahsediyorlardı, bu kadarı kesindi. Elbryan bir saat sonra bir sonraki sürprizle karşılaştı. Koaıcu bir ağaca tırmanmış, yerden üç metre yüksekteki kalın bir dalın üzerine uzanmıştı. Bir grup asker, ağacın altındaki açıklığa geldi. Üçü goblindi, ama meşaleyi tutan dördüncüsü korucunun hiç görmediği bir yaratıktı: Bir cüce. Fıçı gibi bir göğsü vardı, ama kolları ve bacakları sıskaydı, kırmızı bir şapka giyiyordu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Kanla kızarmış bir şapka olduğunu, biliyordu Elbryan, çünkü daha önce hiç powrie görmemiş olmasına rağmen, çocukluğun502 R-A. Sâlv410re da dinlediği hikayelerdeki kötü cüceleri hatırlıyordu Dördü yaygın dallı ağacın altında dinlenmeye ka Neyse ki yaratıkların hiçbiri kafalarını kaldırıp dolaşık din ı jara bak maya zahmet etmedi. Korucu şimdi ne yapması gerektiğinden emin değiK); o ı, lı bereyi çalması, tehlikenin o tarafa geldiği konusunda k lan uyarmak için kanıt olarak yanında götürmesi gereltisi • kî eJUU HİSsediyordu. Goblin haberi biraz ilgi yaratmak ve belki bjrkac J riye çıkarılmasını sağlamak dışında pek işe yaramayacaktı Flh yan bunu biliyordu; köylülerden biri olduğu günlerden hatırlar! ğı bir tepki. Ama ortalarına atılan kanlı bir bere, bölgede powriel er olduğuna dair bir kanıt, epey insanı evlerinden çıkın cüneve giden yolda koşturmaya zorlardı. Ama bereyi nasıl alacaktı? Gizli hırsızlık günün kuralı gibi görünüyordu. Dörtlü dinlenmek için uzandı; belki uykuya dalarlardı. Goblinlerden biri şişkin bir su tulumu çıkardı ve yaratık köpüklü sıvıdan birazını kupaya döktüğü zaman, Elbryan tulumun içinde gerçekten güçlü bir içki olduğunu anladı. Goblinler köyleri dümdüz etmekten, bütün insanları öldürmekten bahsetmeye, kadınları öldürmeden önce alacakları zevkleri tasvir etmeye başladıklarında Elbryan'ın kanı öfkeyle kaynadı. Genç adam nefes alamamaya başladı; zalimce konuşmalar onu çocukluğundaki o korkunç güne götürdü, Dundalis'teki katliamı yeniden görmesine, ailesinin ve dostlarının çığlıklarını yine duymasına sebep oldu. Gizli hırsızlık düşünceleri öfkeli korucunun aklından uçup gitti. Birkaç dakika sonra goblinlerden biri işemek için biraz ötedeki çalıya gitti. Elbryan yaratığı hâlâ görebiliyordu; çalıda karanlık bir nokta, çalıyı sularken öne arkaya sallanıyordu. Lusin U^' 503 Korucu yavaşça kayarak oturma pozisyonuna geçti. Şahinka, .n jpjne bir ok kaldırdı ve hafifçe çekti. İçtikçe daha gürül°3 •? olan aşağıdaki üçüne baktı. Cüce bir hikaye anlatıyor, iki ^blin her korkunç ayrıntıda kahkahadan yerlere yatıyordu. g Elbryan sözcükleri tartarak biraz daha bekledi, cücenin can ahcı noktada olduğunu sezdi. Şahinkanadı'nın ipi tınladı, ok fırladı ve işeyen goblinin kafama! arkasına gömüldü. Yaratık hafif bir iniltiyle tepeüstü çalıya devrildi. Cüce aniden durdu ve gecenin içine bakarak ayağa fırladı. Goblinler hâlâ gülüyor, içlerinden biri arkadaşının muhtemelen kendi sidiğinin üzerinde kendinden geçtiğine dair kaba bir yorum yapıyordu. Cüce o kadar emin değildi, elini sallayarak diğer ikisini susturdu, sonra biraz uzaklaşmalarını işaret etti.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Dalın üzerinde korucu yayına üstüste iki ok taktı ve ipi çekti. İki goblin cücenin önünde, yan yana yürüyorlardı, alçak sesle kayıp arkadaşlarına seslendiler, ama ikisi de fazla endişeli görünmüyordu. Elbryan yayını yatırdı, dikkatle nişan aldı ve salıverdi. Oklar fırladı, aralarındaki açı uçtukça açıldı. Goblinlere saplandıklarında aralarındaki açıklık altmış santime ulaşmıştı. Yaratıklar durdukları yerde düştüler. Biri hiç ses çıkarmadı, ciğerinin altından vurulan diğeri acılı bir uluma kopardı. Elbryan daldan aşağı atlarken, bir ok daha salıverdi ve yaralı goblini sonsuza dek susturdu. Korucu yere yuvarlanarak indi, Şahinkanadı'ndan tüylü ucu ve ipi çıkardı, değneğini hazır ederek ayaklarını yere bastı. Cüce de hazırdı, iki toplu gürzünü elinde sallayarak bekliyordu. Vahşice atıldı, korku izi taşımıyordu. Elbryan arkaya sıçrayarak gürzün kısa menzilinden rahatlıkla R- A. S4|. İV*tore kaçındı, sonra öne adım atarak değneğin ucunu cücenin indirdi. " n^tine Gürbüz yaratık yavaşlamadı bile, gürzünü sallayarak at IH Elbryan eğildi, yana kaçtı ve cüce silahını savurarak takmek için döndüğünde, Elbryan değneğini dikey olarak uzatı gürzün iki topunun ona sarılmasını sağladı. Korucu silahı cücenin ellerinden koparmayı umarak hızla cek ti; ama powrie Elbryan'ın düşündüğünden daha güçlüydü, o d kuvvetle çekti. Doğaçlamaya her zaman hazır olan Elbryan kaslarını gevşetti ve doğrudan cüceye doğru koştu, değneğini çevirerek ucunu bir kez daha cücenin yüzüne indirdi. Elbryan değneği yine çekti ve zincirli toplar değneğin ucundan kaydı, iki silahı da serbest bıraktı. Ama avantaj korucudaydı Şahinkanadı'nı öne arkaya savurdu, cücenin sağlam kafasının iki yanına iki kez vurdu. Powrie bir adım geriledi ve başını şiddetle iki yana salladı, sonra Elbryan inanmayarak seyrederken yine atıldı. Silahını beceriksizce savurdu, gürz geniş bir açıyla geldi ve Elbryan bir eliyle değneğini o tarafa götürerek zincirleri bir kez daha değneğe sardı. Korucu dümdüz ilerledi, parmaklarını birleştirdi, avcunu düzleştirdi ve powrieye bir dizi kısa, ağır darbe indirdi, her biri cücenin kafasını arkaya devirdi. Saldırıları pek az etki yaratıyordu, korucu değneğini iki eliyle kavrayarak yana döndü ve hızla çekerek gürzü powrie'nin elinden kurtardı ve açıklığın ötesine attı. Öfkeli cücenin yine saldıracağını sezen Elbryan hızla döndü ve Şahinkanadı'nı hızla yaratığın boğazına indirerek cüceyi durdurdu. Korucu yine döndü, değneği powrienin çenesine doğru çapraz savurdu, çenesini kırdı, ama cüce hırlamakla yetinerek takip etti. Elbryan bu yaratığın karşıladığı darbelere inanamıyordu! Powrie geniş omzunu eğerek korucuya çarpmaya çalıştı. ElbrIbl 5°5 i5in UV^.şaya yan

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


klarını yere dayadı ve değneğini şiddetle yukarı savurdu wrienin momentumunu ona karşı kullandı. VC Ama cüce üzerine gelmeye devam ediyordu, ince kollarını n'ın beline doladı ve kuvvetle sıkarak onu dev ağacın gövdesine doğru sürdü. Korucu Şahinkanadı'nı bıraktı, arkasındaki çantaya uzandı ve içük gaitasını çekti. Hırlayarak hızla powrienin boynuna indirdi. Cüce onu itmeye devam etti. Elbryan yaratığa tekrar tekrar vurdu, derken ağaca çarptığında silahını bırakacak gibi oldu. Cüce onu ağacın içine sokmaya çalışıyormuş gibi itmeye devam ediyordu. Ve cücenin olağanüstü gücünü düşününce, Elbryan yaratığın gerçekten de bunu yapip yapmadığını merak etti! Korucunun kolu hızla inip kalkıyordu ve sonunda, belki onuncu darbeden sonra powrienin kolları gevşedi. Elbryan manevrasını zamanladı, cüceye bir kez daha vurdu, sonra hızla yana döndü ve dengesini kaybeden yarı baygın powrie tepeüstü ağaca çarptı, sarıldı, sıkı sıkı tuttu; çünkü cüce bırakacak olsa yere düşeceğini biliyordu. Elbryan yaratığa arkadan yaklaştı ve baltasını tüm gücüyle cücenin boynuna indirerek kemiğini kırdı. Powrie inledi, ama tutunmaya devam etti. Dehşet içindeki Elbryan yine vurdu ve cüce dizlerinin üzerine çöktü. Sonunda ölmüştü, ama ağaca sarılmaya devam ediyordu. Elbryan silahlarına baktı, sağlam powrieye karşı etkisizdiler. "Bir kılıca ihtiyacım var," diye yazıklandı korucu. Cücenin beresini aldı, Şahinkanadı'nı kaldırdı, çabucak tüylü ucunu taktı ve ipi gerdi. Açıklıktan çıkarken bir inleme duydu, döndü ve öyle akıcı bir hareketle ok takıp fırlattı ki, manzarayı gören yeni goblin hareket edemeden gırtlağına bir ok yemiş, bir başka ağaca doğru 506 K A' S*'vlt0re geri geri sendeleliyordu. Elbryan'ın bir sonraki atışı kalbini deldi ve yaratığı ark ki ağaca mıhladı. Ölü goblin gevşedi, ama ağaca takıldığı y ayakta kaldı. Korucu koşarak uzaklaştı, ay baü ufkunun arkasında kavK lurken sözleştikleri noktaya vardığında, Yelebekçi ve Senfoni o bekliyordu. Ata damın kötü haberleri vardı. Ordunun bir kısmı bı ana gruptan ayrılmıştı, izlerine bakılırsa güneybatıya gidiyordu "Dünyanın Sonu," diye mantık yürüttü Elbryan. "Oraya yaklaşmışlardır bile," dedi Yelebekçi. "O da bu gece köyde uyumuyorlarsa." Elbryan Senfoni'ye atladı. Bu gece uyku yoktu, biliyordu, ertesi gece de. 38 ÖDÜLLENDİRİLEN MERHAMET "Burada kal," dedi Elbryan Yelebekçi'ye, ikili elmas şeklindeki koruya ulaştığında, "ya da en azından bu bölgede kal. Yaban Çayırı'ndan ne haberler var öğren ve Dundalis halkını kısa süre sonra vermeleri gereken karara hazırla." "İnsanlar atadam gibileriyle konuşmaktan pek hoşlanmaz," diye hatırlattı Yelebekçi. "Ama ne öğrenebilirsem öğreneceğim ve goblin izi aramaları için hayvan dostlarımı kuzeye ve batıya gön-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


dereceğim. Sen Dünyanın Sonu'na mı gidiyorsun?" Elbryan başını salladı. "Umarım zamanında varırım. Ya da umarım o üç avcı köy halkına haber iletmiştir." "İkincisi için dua et, çünkü ilkini ummak zaman kaybı olacak korkarım," diye yanıt verdi Yelebekçi. "Avcılara gelince, bence köylülerin habere kulak asacak kadar akıllı olduklarına dua etsen daha iyi." Elbryan başını sertçe salladı ve dizginleri çekerek Senfoni'nin yönünü değiştirdi. Aygır güneye yaptıkları uzun koşudan dolayı köpüklenmişti, ama Senfoni'de başka atlardan daha fazla cesaret vardı ve binicisinin telaşını anlıyordu. Aygır şafağın henüz sökmediği ormanda yeri dövdü, ertesi günün tamamını koşarak geçirdi. Elbryan yüksek tümseklerin birinden batıda duman olmadığını görünce umutlandı, Dünyanın Sonu yanmıyora benziyordu. Elbryan sisin içinde hareket eden hayalet gibi şekilleri ilk ala508 R- A- ^lvit0re »Çin korucakaranlık çökerken gördü. Dünyanın Sonu'na varmak cunun önünde daha yirmi kilometre vardı; bu yüzden şekil ormanın içinde, doğuya doğru ilerlemesi iyiye alamet de"MSenfoni'yi gür bir huş ağacının arkasına götürdü, Şahinkanadı' ipini gerdi, gerekirse batıdaki köye savaşarak girmek üzere ha? bekledi. İleride bir yerde, yanda küçük bir gölge ağaçların arasında kayıyordu; Elbryan'ın belinden uzun olmayan ince bir şekil. Korucu yayını kaldırdı, çekti ve nişan aldı. Şeklin bir çalıdan çıktığım yolda sendelediğini gördü. Goblin büyüklüğündeydi, küçük bir goblin, ama hareket etme tarzı algıları güçlü korucuya doğru gelmiyordu. Bu bir ordunun öncü askeri değildi; bitkinlik içinde, çaresizce kaçan biriydi. Şekil yaklaşır, ayışığıyla aydınlanan bir açıklığa girerken korucu birkaç dakika daha bekledi. On yaşından büyük olmayan küçük bir çocuk. Elbryan Senfoni'yi dörtnala sürdü ve korku içindeki çocuk kaçamadan ona çabucak ulaştı. Korucu yana eğilerek kaçan çocuğu bir kolunun altına aldı ve susturmaya çalışarak kolayca eyere çekti. Diğer yanda bir hareket korucunun dikkatini çekti. Kıvranan çocuğu güvene almak için kuvvetle sıkarak hızla döndü, bir saldırıya karşı kendini savunmak için Şahinkanadı'nı boş eline alarak hazırlandı. Saldırgan kayarak durdu. Adamı tanımıştı. "Paulson," diye nefes verdi Elbryan. "Ve sen, Gecekuşu," diye yanıt verdi iri adam. "Çocuğa nazik davran. Savaştan çıktı." Elbryan küçük tutsağına baktı. "Dünyanın Sonu mu?" Paulson başını sertçe salladı. O zaman küçük açıklığa başkaları da geldi; kirliydiler, çoğu yaralıydı ve yüzlerinde cehennemden yeni çıkmış olanların o şok içindeki, boş ifadeleri vardı. ini"uvanışl 509

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


«Goblinler ve devler biz geldikten iki gün sonra saldırdılar," djye açıkladı Paulson. "Ve cüceler," diye ekledi Cric, Sincapla beraber açıklığa gireej<. "Kötücül tipler!" "Powrieler," dedi Elbryan, aldığı bereyi kaldırarak. "Savaştan önce bazı köylüleri güneye göndermeyi başardık," diye devam etti Paulson, "getirdiğimiz felaket haberini dinleyecek kadar akıllı olanları. Ama çoğu kaldı. İnatçılar." Elbryan kendi köyünü düşünerek başını salladı. Av grubunun öldürdüğü goblinin intikamını almak için bir goblin gücünün geldiğini bilselerdi bile pek az Dundalisli köyden ayrılırdı. Kalır, savaşır ve ölürlerdi; çünkü Dundalis yuvalarıydı ve gerçekte gidecek hiçbir yerleri yoktu. "Fena saldırdılar, Gecekuşu," diye devam etti Paulson, başını iki yana sallayarak, "ve kuzeydeki orduyu kendi gözlerimle görmesem, mümkün olacağına inanmayacağım sayılarda. Biz kaçtık, ben, Cric ve Sincap ve yirmi kadar köylüyü yanımıza aldık, birkaç gündür, ensemizde goblinler olduğunu düşünerek ormanda körlemesine kaçıyoruz." Elbryan gözlerini kapattı, hikaye tanıdıktı, bu insanların durumunu anlıyordu, bazılarının hissettiği korkunç boşluğu, mutlak umutsuzluğu anlıyordu. "Buradan iki yüz metre kadar ileride korunaklı bir çayır var," dedi Elbryan Paulson'a, geldiği yönü işaret ederek. "Grubunu oraya götür, ısınmak için birbirinize sokulun. Ben batıdaki toprakları araştırıp hemen döneceğim ki bir seçim yapabilelim." Paulson başını salladı. "Biraz dinlensek iyi gelir," dedi. Elbryan oğlanı Paulson'ın kollarına verdi ve ayımsı adamın ufaklığı ne kadar nazikçe aldığını görünce duygulandı. Kaçaklara bakarak, bu insanlar için ne yapabileceğini merak ederek Senfoni'nin üzerinde bir süre oturdu. 5'° A-

R. Si|

Vâto re Sonra yola koyuldu, ay ışığıyla aydınlanan ormanda h sürdü. Bir saat kadar sonra bölgede goblin, cüce ve dev ı gına karar verdi. Elbryan bunu ilginç buldu; sefil insansıhr dr neden kaçan insanları kovalamamışlardı? Ve neden batı göğü duma di? Kuşkusuz goblinler Dünyanın Sonu'nu da Dundalis gibi v ı, malıydılar. Korunaklı çayıra döndüğünde Elbryan kaçakların birkaç k" çük ateş yakmasına izin verdi. Karanlık ormanda ateş yakmak riskliydi, ama bu insanların ısınmaya ihtiyacı vardı. Elbryan çayırın kıyısında Senfoni'den aşağı kaydı, attan bölgede kalmasını ve onun çağırmasını beklemesini istedi, sonra küçük kampa gitti ve üç avcının yanında, bir ateşin başında kendine yer buldu. "Siz üçünüzün kaçacak kadar akıllı olanlarla güney yoluna düşeceğinizi sanırdım," dedi Elbryan kısa, huzursuz bir sessizlikten sonra. O zaman korucu Cric'in dikkatle Paulson'a baktığını, Paulson'm bakışlarını ateşe indirdiğini fark etti.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Zaman yoktu," diye yanıt verdi iri adam inandırıcı olmayan bir tavırla. Elbryan Paulson'ı inceleyerek uzun süre sustu, bu sıradışı cesaret gösterisini açıklamak için bir ipucu aradı. Sonunda Paulson başını kaldırdı ve gözlerini korucuya dikti. "Ne olmuş seninleysek," diye hırladı iri adam. "Ama Ayı-Honce ya da burasıyla Ursal arasındaki herhangi bir köye metelik verdiğimizi bir an bile düşünme!" "O zaman neden?" diye sordu Elbryan kısaca. Paulson ateşe baktı. Ayağa kalktı ve ateşten düşen bir sopayı tekmeledi, sonra yürüyüp gitti. Elbryan adamın arkadaşlarına baktı. Cric karşıdaki, Elbryan'ın yakaladığı oğlanı işaret etti. "Paulson'ın bir oğlu varmış," diye açıkladı Cric, "o çocukla ayiblis» uya"'?1 5» vaşlarda. Bir ağaçtan düşüp boynunu kırmış." "Tahminime göre o oğlan ailesini kaybetti," diye ekledi Sincap"Kaçabilirdiniz," dedi Elbryan, "güneye." Cric hevesle, öfkeyle karşılık verecek oldu, ama Paulson fırtına gibi ateşin başına dönünce uzun boylu adam sustu. "Ve pis kokulu goblinlerden de hoşlanmıyorum," diye hırladı iri adam. "Goblin kulakları toplayacağım ve elli hektarlık arazi üzerinde kocaman bir ev ve bir düzine hizmetkar kadın edinmeme yetecek kadar ödül alacağım!" Elbryan başını salladı ve gülümseyerek adamı sakinleştirmeye çalıştı; ama Paulson yine yeri tekmeledi ve fırtına gibi uzaklaştı. Ödülden fazlası vardı, korucu biliyordu. Ve Cric'le Sincap'ın da kaldığı gerçeği düşünülünce, kaybedilen bir çocuk hikayesinden öte bir şeydi. O üçü, onca kusurlarına ve gürültülü itirazlarına rağmen içlerinde bir miktar insanlık taşıyorlardı. Cric ve Sincap ne kadar şikayet ederlerse etsinler, kaçaklar yüzünden, sadece merhamet yüzünden bölgede kalmışlardı. Sonuç olarak, Elbryan, Paulson ya da diğerlerinin neden kaldığına pek aldırmıyordu. Gittikçe ümitsizleşen duruma bakınca, Elbryan bu avcıların, bölgeyi onun kadar iyi bilen, hatta belki daha iyi bilen sert savaşçıların yanında olmasından memnundu. Ertesi gün Elbryan kaçakları yollarına gönderdi -eğer mümkünse, Dundalis'e, ama Paulson'a pek çok değişik seçenek verdi, mağaralar ve korunaklı vadiler. Sonra korucu yola koyuldu, yanıtlar, gelecek olaylara ilişkin ipuçları ve belki daha fazla kaçak bulmak için hızla Dünyanın Sonu'na yöneldi. Kasabaya yaklaştığında orman sessizdi. Hâlâ gökyüzünü karartan bir duman yoktu. Senfoni'yi ormanda bıraktı ve ağaçtan ağaca giderek, goblin nöbetçilerin yanından fark edilmeden geçerek sonunda köyün kıyısında iyi bir gözetleme yeri buldu. 512 R' A' S*lvat0re Mekan goblinler, cüceler ve devlerle doluydu; etrafta k evleriymiş gibi dolanıyorlardı. Elbryan cesetleri gördü; düzi ı" ' ce ölü, insanlar ve insansılar, kasabanın batı kıyısında bir çık

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


atılmışlardı; ama bu Dundalis'teki yağmaya benzemiyordu R' lar pek az zarar görmüştü; hiçbiri yakılmamıştı. İnsansı ordı buraya yerleşmeyi mi düşünüyordu? Yoksa Dünyanın Sonu'nu e zak deposu ve üs olarak kullanmayı mı düşünüyorlardı? Korucu bu fikri daha olası buldu. Elbryan manzaradan hoşlanmamıştı. Bu güç Dünyanın Sonu'ndan güneye, sonra doğuya dönebilir, şimdiki açık hedefleri olan Yaban Çayırı'ndan ya da Dundalis'ten kaçan insanların yollarını kesebilirlerdi. Ve insansılar kasabayı yağmalamışlarsa, bu devam etmeye niyetli olduklarını gösterirdi. Elbryan o büyük kampı hatırladı. İnsansılar gerçekten de ilerleyebilirdi ve korucu Ayı-Honce halkı