Issuu on Google+

Margaret Weis Ve Tracy Hickman _ Hükümram Taş Cilt3 Boşluk'a Yolculuk 1. İki pecwaeyi gizlice takip etmek Jedash için oldukça kolaydı. Yaşlı kadın ile torunu ağır adımlarla yürüyorlar, sık sık durup Yeni Vinnengael şehrinin harika manzaralarına ağızları bir karış açık bakıyorlardı. Birbiri üzerine istiflenmiş üç kattan oluşan dev gibi binalarla dolu bir sokak, ormanlarda yaşayan ufak tefek pecwaeleri hayrete düşürdü. İkili yalnızca bu harikayı izlemek için bile çeyrek saat harcadı. Dikkat çekmek için tasarlanan lonca dükkânlarının ve birahanelerin parlak tabelâları cafcaflı renkleriyle, birbirinden tuhaf hayvan, nesne ve insan motifleriyle pecwaeleri mıknatıs gibi çekiyordu. Sıçrayan Domuz, İbikli Şapkacı (şapka takan bir horoz resmine sahipti), Piskopos Birahanesi—tüm bunlar ya pecvvaelerin kafalarını bilgiç bilgiç sağa sola sallamalarına (henüz sıçrayan bir domuz dünyaya gelmemişti), ya da kahkahalarla gülmelerine sebep oluyordu. İki pecwaenin izlendiklerine dair hiçbir fikirleri yoktu. Tehlikeden kurtulduklarını sanıyorlardı. İmparatorluk muhafızları onları ve dostlarını karşıladıklarında, bu ufak tefek ırkın her türlü yırtıcıyla dolu bir dünyada sağ kalmasını sağlayan kendini koruma içgüdüleri onları kaçmaya sevk etmişti. Baron Shadamehr ile Trevinici koruyucuları Jessan da dahil olmak üzere birçok arkadaşları tutuklanmıştı. Pecvvaeler konusunda emir almamış imparatorluk muhafızları onlara ilgi göstermemişlerdi. Jedash da pecwaeler konusunda emir almış değildi, fakat onların kente bir Trevinici eşliğinde geldiklerini görmüştü. Bu durum, diğer bir Vrykyl olan Shakur'un pecwaelerle birlikte seyahat eden bir Trevinici'yi aradığını anımsayan Jedash'm ilgisini çekmişti. Durumu Shakur'a rapor etmiş ve onların peşinci

MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN den gitmeyi kendine vazife bilmişti. Jedash bu öngörüsünün mükâfatını almıştı. Shakur kan bıçağı vasıtasıyla Jedash'a iki pecvvaeyi yakalamasını ve saraya, yani genç kralı öldürüp onun şekline bürünen Shakur'un o an için yaşadığı yere getirmesini istemişti. Jedash'm sorunu o iki pecwaeyi boş yere dikkatleri üzerinde toplamadan nasıl yakalayacağıydı. İşte bunu düşünen bir tek o değildi. Yeni Vinnengael sokaklarında gezinen iki pecwae hatırı sayılır miktarda dikkat çekiyordu ve bu dikkatin bir kısmı kötü niyetliydi. Yaklaşık bir yirmi boyundaki narin yapılı, ayrık gözlere ve neşeli bir tebessüme sahip pecwae erkeği, zarif ve sivri uçlu kulaklarını kasketle örterek bir insan çocuğu kılığına girmişti. Buna karşın yaşlı pecwae kılık değiştirme fikrine sıcak bakmamıştı. Ceviz kadar kahverengi ve buruşuk bir yüze sahip olan minik ve ak saçlı kadın, yanlarından geçen herkesin suratına dikkatle bakıyordu; boncuklarla ve çıngıraklarla süslü uzun, renkli eteği durmaksızın şıkırdayıp çınlıyordu. Yürüyüş değneği de başlı başına bir hadiseydi. Tahtadan yapılma değnekte bir sürü yumru bulunuyordu ve bu yumruların her biri, ardına dek açılmış bir gözü andıran parlak bir kehribar taşıydı. Pecwaeleri seyretmek ve birbirlerine onları göstermek için duran vatandaşların çoğu bunu meraktan yapıyor, komik gö-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


rünümlü küçük yaratıkları bir süreliğine ağızları bir karış açık vaziyette süzüyorlardı. Fakat diğerlerinin niyeti başkaydı. Bazı kimselerin ilgisi daha ziyade maddiydi. Bir zamanlar, Yeni Vinnengael'in zenginleri arasında pecvvaeleri evcil hayvan niyetine beslemek moda olmuştu. Evlerinden kaçırılan pecwae çocukları pazaryerinde alınıp satılıyordu. Zenginler onları ya birer süs eşyası gibi sergiliyorlar, ya da oyuncak bebek gibi giydirerek ve köpek gibi gezdirerek yanlarında alıkoyuyorlardı. Şehir hayatına alışık olmayan pecwaelerin birçoğu esaretleri sırasında hastalanıp öldüklerinden Tapmak nihayetinde bu uygulamaya bir son vermişti. Pecvvae ticareti yapmak artık ölümle cezalandırılabilen bir suçtu. Yine de insanlar bu yasayı etkisiz kılmanın yollarını buluıo Boşluk'a Yolculuk yorlardı. Evlât edinmek sadece yasal olmakla kalmıyor, aynı zamanda tasvip de ediliyordu ve dolayısıyla varlıklı aileler pecwae çocuklarım canları istediği gibi "evlât edinebiliyorlardı." Tapınaksın buna itirazı yoktu, zira pecvvaelere medeniyeti ve Tapmak eğitiminin faydalarım tanıtmanın o vahşi ırka faydası dokunacağı düşünülmekteydi. Pecwae alışverişinin fazlasıyla kısıtlanmasına karşın yeterince parası olan herkes onlara sahip olabiliyordu. Karaborsada bile sadece birkaç pecwae bulunmaktaydı ve bunlara epey yüksek bir ücrete alıcı çıkabiliyordu. Pecwae kabileleri, çocuklarım korumak için Yeni Vinnengael'den taşınmışlar ve batıdaki Treviniciler'in, yani kadim koruyucularının topraklarına yerleşmişlerdi. Tapmak'tan korkmayan vicdansız tacirler Treviniciler'den pekâlâ korkuyorlardı. Kısacası her zamanki arz-talep meselesi söz konusuydu. İki pecwaenin yalnız başlarına ve korunmasız olarak Yeni Vinnengael sokaklarım arşınlaması birçok karaborsacımn gözlerini parlatmaktaydı. Jedash pecvvaelerin içinde bulundukları tehlikeyi onlardan daha iyi anladığı için kötü talihine sövüp sayıyordu. Hakkının her an yenebileceği gün gibi açıktı. Pecwaeleri seyredenlerin arasında yasak Boşluk büyüsü kitaplarından gecegölgesine, ziyanotundan ork dişlerine (bazı kimseler bunların afrodizyak etkisi gösterdiğine inanıyordu), hatta pecvvaelere kadar her türlü yasadışı mal ticareti yapan iyi taranmış iki kaçakçıyı fark etmişti bile. Boşluk'un büyü gücüne sahip olan Jedash, hakkım elde etmek için dövüşmekten korkmuyordu. O yalnızca tanrılar tarafından kutsanmış silahlardan—çürümüş bedenini bir arada tutan Boşluk büyüsünü kesip geçebilecek yegâne silahlar—korkardı. Jedash o iki adamın öyle silahlara sahip olmadıklarından adı gibi emindi. Jedash buna karşın kaçakçıların böyle leziz bir lokmadan 1 Buradaki "Tapınak" sözcüğü (büyük T ile) dini bir kurumu, bir topluluğu ifade etmektedir.b (çn) ıı MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN kolay kolay vazgeçmeyeceklerinin de farkındaydı. Avına fazla yaklaşacak olursa kaçakçılar onu bir rakip olarak görebilir ve onu durdurmaya kalkabilirlerdi. Dolayısıyla büyük bir sorun

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


çıkar, bir kargaşa ve çığlıklar arasında kan gövdeyi götürürdü. Daha da kötüsü şehirde sinirler gergin ve sokaklar alışılmışın dışında kalabalıktı, çünkü Yeni Vinnengael'in savaşa gireceğine dair söylentiler yayılıyordu. Esnaf dükkânlarını kapatmıştı. Kırlarda evleri bulunan zenginler, değerli eşyalarını topladıkları gibi kentten ayrılıyorlardı. Askerler tüm ciddiyetleriyle ortalıkta dolanıyorlardı ve görünüşe bakılırsa topallayarak bile olsa yürüyebilen herkes dedikodu peşinde koşuyordu. En ufak bir sorun çıkması halinde işgüzarın birinin yetkililere gitmesi işten bile değildi. Jedash çok sayıda yetkilinin hakkından gelmesine gelirdi, fakat ona gerçek tabiatım gizlemesi emredilmişti. Gerçekte bir Vrykyl olduğunu kimseye göstermemeliydi. Dagnarus onun hortlak bir Vrykyl olduğunun anlaşılabileceğinden korkuyordu ve bu tür bir keşif Boşluk'un Efendisi'nin şehri fethetme plânlarım bozabilirdi. Pecwaelerin peşinden sessiz sedasız giden Jedash, içine düştüğü ikilem üzerinde kafa yoruyor, durumun üstesinden nasıl gelmesi gerektiğini bulmaya çalışıyordu. Düşünceleri, üzerlerinde taşıdıkları kan bıçakları aracılığıyla Jedash ile bağlantıya geçen Shakur tarafından bozuldu. "Az önce Trevinici savaşçısının üstünü aradım. Hükümran Taş'ı onda bulamadık," diye belirtti Shakur. "Ama Svetlana'nın kan bıçağı ondaydı. Taş o iki pecwaenin üzerinde olmalı. Peşlerinde olduğunu söylemiştin. Onları daha yakalamadm mı?" "Hayır, Shakur," diye yanıtladı Jedash. "Bazı. . . sorunlar çıktı." "Bir ejderha daha mı?" diye alay ederek sordu Shakur. "Hayır, ejderha değil," diye homurdanan Jedash somurtarak, "Madem bu iki pecwae o kadar önemli, niçin gelip kendin yakalamıyorsun?" diye sordu. "Saraydan ayrılamam," karşılığını verdi Shakur. "Kılığım buna müsaade etmiyor. Sorumluluk sende, Jedash. Bu görevi 12 Boşluk/a Yolculuk de bir önceki gibi yüzüne gözüne bulaştırma. Lord Dagnarus hiç memnun olmadı." Shakur zihinsel teması keserek Jedash'ı tek basma bıraktı. Vrykyl öfkeyle dişlerini sıksa da cüretkâr bir söz etmekten, hatta bir şey düşünmekten bile kaçındı. Shakur'dan aldığı bir önceki görevde yakalaması gereken cüce, insan kılığına girmiş bir ejderha tarafından korunduğu için Jedash başarısız olmuştu. Vrykyller Boşluk büyüsünde ustadırlar ve içlerinden bazıları bir ejderhayı bile alt edebilir—meselâ Shakur gibi bir Vrykyl. Jedash o Vrykyller'den biri değildi. Bir ejderhanın gazabına hedef olmaktansa Shakur'u kızdırmayı göze alarak görevi yanda kesmişti. Netice itibarıyla Jedash'rn kendini ispatlaması, lordunun gözüne girmesi gerekiyordu. Pecwaeleri yakalamak ona işte bu imkânı sağlayacaktı. Jedash bir dâhi sayılmazdı. Hatta pek akıllı olduğu bile söylenemezdi, ancak köşeye kıstırılmış bir farenin çaresiz kurnazlığına sahipti. Shakur'un Trevinici koruyucudan bahsetmesi Jedash'a bir fikir vermişti. "O iki pecwaeyi Shakur'a verirsem Lord Dagnarus'un karşısına bizzat çıkıp onları kendi başına yakaladığını iddia eder. Lordumun gözüne niçin Shakur girecekmiş?" diye kendi kendine sordu Jedash. "O kişi neden ben olmayayım? Ne de olsa

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


pecwaelerin arkasından koşturan benim." Jedash avının peşinden ayrılmadı. Az önce küfrettiği kalabalık artık işine geliyordu. Vrykyller lânetli varlıklarını öldürdükleri kişilerin ruhlarıyla beslenerek sürdürürler. Birisinin ruhunu aldılar mı kendilerini o kurbana dönüştürme gücünü kazanırlar. Jedash bir ölünün görünümünü, karakterini, sesini ve tavırlarını alabilirdi. Bu dönüşümü yürürken bile süratle gerçekleştirebilirdi. Fakat bazı tehlikeler mevcuttu. Doğrudan ona bakan bir kimse, ansızın şekil değiştiren birini göreceği için aklını kaçırabilirdi. Bir de iki şekil arasında geçiş yapılırken Vrykyl'in gerçek görünümü olan çürümüş cesedin birkaç saniyeliğine de olsa açığa çıkması vardı. Jedash'rn şansına sokaktakiler gömlek de13 MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN ğiştirir gibi deri değiştiren birini fark edemeyecek kadar korkulara kapılmış haldeydiler. Jedash dönüşümü gerçekleştirdi. Yeni bedenine kavuşur kavuşmaz avına yaklaştı. Bashae bazı kimselerin kendisine ve Nine'ye nasıl baktıklarının farkındaydı. Parlayan gözleri ve para sayar gibi seğiren parmakları gördükçe huzursuzlamyordu. Arim'in, yani Nimorealı uçurtma ustasının bazı kimselerin pecwaeleri kaçırıp köle olarak sattıklarına dair sözlerini—biraz geç de olsa—anımsıyordu. Bashae endişelerini Nine'ye de aktarmayı denedi, fakat kadın onu dinlemeyi reddediyordu. Nine "uyku şehrine," yani pecvvaelerin uykularında yolculuk ettikleri öteki dünyaya varmıştı. Rüyalarında gördüğünü iddia ettiği manzaralarla büyülenmiş bir vaziyette sokaklarda dolanıyor, üzerine çevrili gözlere ve tehlikeye aldırış etmeksizin kendisine tamdık gelen mekânları işaret ediyordu. Bashae içgüdülerine uyduğuna ve şehir muhafızları ortaya çıktığında kaçıp gittiğine pişmandı. Güneşi kapatan upuzun binalarla ve ikiliye kısık gözlerle dik dik bakıp arkasından gülen insanlarla dolu kalabalık sokaklarda gezinmektense o sırada dostlarının yamnda bulunmayı yeğlerdi, hatta bahsi geçen dostlar hapishaneye düşmüş olsalar bile. "Keşke Jessan'ın yanından ayrılmasaydık," dedi Bashae, pis kokulu ve kahverengi bir maddenin üzerine basınca. "Pöh!" diye dalga geçti Nine. "Yanlarında kalsaydık içinde bulundukları tehlike azalmaz, tam tersine artardı." Bashae'nin taşıdığı çantaya imalı bir bakış attı. "Biz onlar olmadan daha güvendeyiz. Onlar da bizsiz. Yani her şey yolunda." Bashae iç geçirip çantayı daha da sıkı tuttu. Ölen şövalye Lord Gustav'dan aldığı sırada çantanın içinde ne olduğunu bilmiyordu. Bashae çantada yalmzca yakın bir dosta verilecek bir aile yadigârının olduğunu sanmıştı. Artık hakikatin, yani 14 Boşluk'a Yolculuk yanında çok güçlü ve büyülü bir mücevher olan Hükümran Taş'm bir parçasını taşıdığının farkındaydı. Bashae mücevherin ne işe yaradığından pek emin değildi, fakat iki şeyi adı gibi biliyordu: birincisi, dünyadaki herkes onu arıyordu; ikincisi, arayanların çoğu onu elde etmek için gözünü kırpmadan adam öldürürdü.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Jessan bizi merak etmiştir," dedi Bashae, dostu ve koruyucusu olan genç Trevirüci savaşçısını düşünerek. "Elbette," diye halinden hoşnut bir halde karşılık verdi Nine. "Zaten meraklanması gerek. Onu bu yüzden yanımızda getirdik. Herhalde şimdi bizi arıyordur. Tabi bir zindana falan düşmediyse." "Sence zindanda mıdır?" diye kaygılanarak sordu Bashae. "Her şey mümkün," dedi Nine. "Özellikle de uyku şehrinde." Kadın bu iddiasından gururlanıyor gibiydi. Bashae iç geçirip sokakta yürüyen kalabalığa ümitsiz bir bakış attı. Tek bir yerde toplanmış böylesi bir kalabalığı hayatında hiç görmemişti. Bir ayının üzerindeki keneler kadar kalabalıktılar. Bashae dostu Jessan'm kendilerini bulabileceğini hiç sanmıyordu. "Belki bir yerde durup onu beklesek iyi olacak," diye önerdi Bashae. "Yorulmuş olmalısın, Nine." "Ben hiç yorulmam," diye karşılık verdi kadın. Daha az önce omuzları çökmüş bir vaziyette topallayarak yürüyordu. Dimdik durdu ve torununa ters ters baktı. "Ama sen yorulduysan durup dinlenebiliriz." Bir kapı eşiğini bu iş için uygun bulan ikili yere oturdu. Nine kimse üzerine basmasın diye eteğini topladı ve gözlere sahip değneğini kucağına koydu. Bashae böğrüne batan değnekten sıkıntı duymasına karşın rahat bir pozisyona geçmeyi başardı ve birilerinin onları bulacağını umarak beklemeye koyuldu. O kişi Jessan değilse bile Baron Shadamehr ya da onun adamlarından biri olurdu. Hatta belki de Bashae'nin hoşlanmaya başladığı Ulaf bile olabilirdi. İki pecwae sabahleyin kaçmışlardı. O zamandan beri güneş gökyüzünde epey bir yol almıştı ve artık binalar upuzun göl±5 MARGARET W EİS ve TRACY HİCKMAN geler düşürür olmuştu. Bashae'nin binaların arasından görebildiği kadarıyla bulutlar turuncu bir renge bürünmüştü. Hava yakında kararacaktı, üstelik anavatanlarında olduğundan çok daha çabuk. En azından kimse karanlıkta bize dik dik bakmaz, diye düşünen Bashae, ansızın gök gürültüsü gibi bir sesle çınlamaya başlayan çan sesleriyle silkindi. Sanki kentteki tüm çanlar dile gelmişti. Boğuk seslerle gümbürdüyor veya çınlamalarla ötüyorlardı. Kafasını değneğine dayayıp sızmış olan Nine bu gürültü üzerine uyandı. Bashae hayrete düşmüş vaziyette etrafına bakındı. Kulağa hoş gelen, delice çınlamalara benzer bu tür bir sesi daha önce hiç duymamıştı. Çanların çalmaya başlamasının neredeyse hemen ardından tüm çanlardan daha gür sesli bir adamın üç sokak öteden gelen bağrışları duyuldu. "Majesteleri Kral'ın emriyle Yeni Vinnengael şehrinde sokağa çıkma yasağı ilân edilmiştir. Hava karardığında herkesin sokakları boşaltması ve evlerine girmesi gerekmektedir. O vakitten sonra sokakta görülenler tutuklanıp hapsedilecektir." Adam bağıra bağıra bunları söyledikten sonra sözlerini yinelemek için başka bir sokağa geçti. Çoğu kimse vakit kaybetmeden evine yöneldiğinden caddeler boşalmaya başladı. Ortalıkta oyalanmak isteyenler ise devriye gezen silahlı muhafızları görünce fikirlerini değiştirdiler. "Şimdi ne yapacağız?" diye bezgince sordu Bashae. "Evimiz falan yok. Nereye gideceğiz?"

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Gidecek bir yer yok, demek ki tutuklanacağız, diye geçirdi aklından genç pecvvae. Bu da demek oluyor ki dostlarımızı yeniden göreceğiz. Tam o sırada üzerlerine aniden bir karanlık çöker gibi oldu ve pecvvaeleri o yabancı taş diyarda mahsur bıraktı. Bashae askerlere seslenmek üzereydi ki Nine "Kötülük!" diye haykırdı ve değneğini bir şeye doğru savurdu. Bashae dönüp baktığında ellerini ileri doğru uzatmış bir adamın sinsice yaklaştığını gördü. Kehribar gözlü değnek, adamın eline çarptı. Adam uluyarak elini geri çekti, fakat ya16 Boşluk/a Yolculuk nındaki bir başka adam Bashae'nin üzerine atılıp onu saçından yakaladı. "Kıpırdanmayı bırak, seni küçük piç," diye kaba, boğuk bir sesle hırıldadı adam, "yoksa saçlarını kökünden kopartırım." Kendisini kurtarmak için çırpman Bashae'nin gözleri yaşlarla doldu. Nine adama Twithil dilinde bir şeyler bağırıp değneğini ona doğru salladı. Bunun fazla bir etkisi olmadı. Adam tam Bashae'yi çekip götürmek üzereydi ki ansızın nefesi kesildi. Bashae'yi tutan el hareketsiz kaldı. Adam kendini kaldırıma attı ve kıpırdayamayacak kadar korkmuş bir halde hareketsiz kaldı. Onun yakınında bir yerlerde birileri dövüşmekteydi. Bashae o karanlıkta hiçbir şey göremiyordu. Kulağına itişip kakışma sesleri çalındı. Sonra bir tahta kapıya çarpılmışçasına bir çatırtı, hemen ardından da büyük bir patırtı yükseldi. Adamın biri yere yığılırken gözleri Bashae'ye çevriliydi. Adam inledi, gözleri arkaya kaydı ve bedeni kıpırtısız kaldı. O sırada bir ışık yandı. Bu ani parlaklık karşısında gözlerini kırpıştıran Bashae kafasını kaldırdı ve karşısında meşaleli bir Trevinici savaşçısı gördü. Savaşçı tamamen deri giysilere bürünmüştü. Kızılıla çalan kahverengi saçları geleneksel bir tarzda arkadan bağlıydı. Boynunda tüyler ürpertici savaş yadigârlarını ve belinde de uzun bir bıçak taşıyordu. "Demek buradasınız," dedi savaşçı, ciddi ve gülümsemez bir yüz ifadesiyle. "Her yerde sizi arıyordum." "Bizi mi arıyordun?" diye sordu kafası karışan Bashae. Bu savaşçıyı hiç tanımıyordu. "Bizi nasıl tanıdın?" "Beni dostunuz gönderdi," dedi savaşçı. "Jessan mı?" diye hevesle soran Bashae hemen ayağa kalktı. Yakında dikilen Nine nefes nefeseydi ve kehribar gözlü değneği bir elinde sıkı sıkıya tutuyordu. Trevinici'ye bakarken siyah gözleri meşale ışığında turuncu bir parıltıya sahipti. "Seni Jessan mı gönderdi?" diye soran kadının ses tonu şüpheciydi. "Evet, Jessan," dedi Trevinici. Adam sokakta yatan cesetleri 1-7 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN şöyle bir dürttü. "İyi ki de gelmişim." "Evet, iyi ki," dedi Bashae tüm içtenliğiyle. "Bizi kurtardığın için teşekkürler. Nine," diye ekledi sesini alçaltarak ve kadının kolunu hafifçe çimdikledi, "neyin var? Bu savaşçı bizi kurtardı. Ona teşekkür etmelisin." "Kötülük," diye alçak sesle karşılık verdi Nine. "Etrafta kö-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


tülük var. Değnek bana öyle söylüyor." "Evet, Nine. Kötülük ayaklarımın dibinde yatıyor," dedi sabrı tükenen Bashae. Nine homurdanıp kafasını iki yana salladı. Bashae karşısındaki Trevinici'ye özür dilercesine gülümsedi. "Nine de size minnettar, bayım. Jessan nerede?" "Buradan çok uzakta," dedi Trevinici. "Şehir surlarının dışında. Sizi ona götüreceğim." "Kentten ayrıldı mı?" Bashae endişelenmişti. "Bizi bulmadan mı?" "Fazla seçeneği yoktu," dedi Trevinici alaycı bir tarzda. "O esnada tutuklanmıştı. Onu nehrin ortasındaki hapishaneye götürüyorlardı, ama o kaçmayı başardı. Birbirimizle o zaman karşılaştık. Kendi gelemedi, çünkü her yerde onu arıyorlar. Ama bu uzun hikâye. Sokağa çıkma yasağı ilân edildi, yani sokakların hemen boşaltılması gerekiyor. Benimle gelin." "Tabi," diyen Bashae, Nine'yi kolundan çekiştirdi. Kadın torununa aldırış etmedi. Değneğe bakıp onu asabiyetle salladı. "Bashae! Nine!" diye seslendi tanıdık bir ses. Sesin sahibi olan tanıdık suret de sokağın karşısından geliyordu. "Tanrılara şükür sizi buldum!" "Ulaf!" diye haykıran Bashae el salladı. "O da bir dost," diye ekledi Trevinici dilinde. "Aman ne dost," diye hoşnutsuzca homurdandı Trevinici. "İkinizi sokaklarda bir başınıza bırakmış." Adam Bashae'nin kolunu sıkıca tuttu. "Bu adam bir Vinnengaelli. Onlara hiç güven olmaz. Buradan hemen gidelim," "Lütfen beni bırak," dedi Bashae, saygılı fakat kararlı bir sesle. Treviniciler kimi zaman kendi kuvvetlerinin farkında ol12 Boşluk'a Yolculuk muyorlardı. "İstemeden de olsa canımı yakıyorsun. Seninle geleceğim, ama hemen değil. Ulaf'a açıklama yapmadan olmaz. Kaybolmamız onun değil bizim suçumuzdu. Muhafızların geldiklerini görünce koşup kaçtık." Trevinici pecvvaeyi bıraksa da pek mutlu görünmüyordu. Bashae şaşırmamıştı. Şehirlilerden hoşlanan bir Trevinici henüz dünyaya gelmemişti. Koşmaktan Ulaf'm suratı kızarmış, saçları karmakarışık olmuştu. Hep dostane ve canayakm tavırlara sahip güler yüzlü bir adam olan Ulaf, pecwaelerin kaçıp gitmesine fazlaca kızmış gibi gözükmüyordu. "Her yerde sizi arıyordum," dedi Ulaf sırıtarak. Onları bir Trevinici'nin yanında bulmaktan şaşırmışsa bile bunu belli edecek bir harekette bulunmadı. "Baron Shadamehr sizin için çok endişelendi. Görünüşe bakılırsa bazı sorunlar yaşamışsınız." Ulaf kaldırımda baygın halde yatan iki adama bir göz attı, sonra da keskin bakışlarını Trevinici'ye çevirdi. "Kim bu dostunuz? Bütün bunları o mu yaptı?" "Ben Ateş Fırtması'yım," dedi Trevinici kaşlarını çatarak. "Ufaklıkları korumak için ne gerekiyorsa onu yaptım, çünkü başkaları onları ihmal etmiş. Bu haydutlar onları köle etmek istediler. Onları bir başlarına şehirde dolanmaya bırakmadan önce bunu siz de düşünmeliydiniz. Pecvvaeler artık benim sorumluluğumda. Efendine emniyette olduklarını söyle. Gelin bakalım, siz ikiniz. Jessan sizi bekliyor."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Üzgünüm fakat Ateş Fırtması'yla gitmemiz gerekiyor, Ulaf," diyen Bashae çantasını omzuna daha rahat bir konumda oturttu ve değneğini bir duvara vurmakta olan Nine'yi sıkıca tuttu. "Jessan dostunu bizi alması için göndermiş ve—" "Jessan," diye şaşkın bir ses tonuyla lâfa girdi Ulaf. Trevinici'ye daha yakından baktı. "Jessan şu anda Baron Shadamehr'le birlikte." "Hayır, değil," diye açıkladı Bashae. "Jessan tutuklanıp nehrin karşısına götürülmüş. Ateş Fırtınası onun kaçmasına mı ne yardım etmiş. Neyse, Jessan onu bizi araması için göndermiş. Bu yüzden gitmemiz gerek." i? MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN "Jessan tutuklanmış mı? Ve bir de kaçmış ha? Ne kadar da heyecanlı." Ulaf elini Trevinici'nin koluna koydu. "Bu hikâyeyi dinlemem lâzım! Yakınlarda Şişman Kedi adında bir han var. Öyküyü anlatırsan sana bira ısmarlarım, Ateş Fırtınası." Trevinici üzerindeki Ulaf m elini itti. Ters ters bakarak kafasını pecvvaelere doğru çevirdi. "Böyle saçmalıklara ayıracak vaktimiz yok. Geliyor musunuz?" diye sert bir sesle bilmek istedi. "Kentten ayrılamazsınız," diye neşeyle konuştu Ulaf. "Çanların çaldığını duymadınız mı? Şehir kapılarını kapattılar. Sabaha kadar kimse girip çıkamaz, hatta belki daha sonra bile. O yüzden sıcak bir hana gidip karnınızı doyursanız daha iyi olur." "Sence ne yapmalıyız, Nine?" diye Tvvithil dilini kullanarak alçak sesle sordu Bashae. "Ne konuda?" diye kafasını değneğinden kaldırarak bilmek istedi Nine. "Ulaf'la birlikte tavernaya mı gitmeliyiz, yoksa Ateş Fırtınası'yla beraber Jessan'ı mı aramalıyız? Ulaf şehir kapılarını kapattıklarını söylüyor. Ben Jessan' ı bulmak istiyorum," dedi Bashae, "ama nehre kadar epey yol yürümemiz gerekecek. Üstelik çok da açım. Sabahtan beri ağzımıza tek lokma koymadık." Nine aşağılayıcı bakışlarla değneği süzdü. "Gözler çok yakınımızda korkunç bir şey olduğunu görüyorlar, ama bana bunun ne veya nerede olduğunu söylemiyorlar." "Nine," diyen Bashae önce pis surların taştığı kanalizasyon oluğuna, sonra da inleyerek kendilerine gelmekte olan haydutlara baktı, "şehrin ortasındayız. Etrafımız kötülüklerle sarılı!" "Burası benim uyku şehrim," diye payladı kadın. "Üzgünüm, Nine. Unutmuşum." Bashae iç geçirdi. Nine sanki aklını başına toplamasını istercesine değneğini bir kez daha duvara vurdu, sonra da Bashae'nin kulağına eğilerek, "Aslında bir hata yapmış olabilirim. Uyku şehrim bu kadar kötü kokmuyordu ve böyle kalabalık değildi. Sanırım burada ölmeyeceğim," diye fısıldadı. 20 Boşluk'a yolculuk "Bunu duyduğuma çok sevindim, Nine," dedi Bashae. Trevinici savaşçısının sabırsızlandığını görebiliyordu. "İyi de ne yapacağız? Ulaf la birlikte tavernaya mı gidelim, yoksa Ateş Fırtınası'nm peşine mi düşelim?" "Bana sorarsan fazla seçeneğimiz yok," dedi Nine, uzun boylu insanlara dik dik bakarak. "Şu Ateş Fırünası'na gelince,

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


bize bildiği her şeyi anlatmıyor. Jessan niçin bize kendi gelmemiş? Jessan sorumluluklarından kaçan biri değildir. Bir terslik olmasaydı bizi bulması için başka birini göndermezdi. Ulaf'a gelince, bir yandan neşeli bir köpek yavrusu gibi bacaklarımızı yalıyor, bir yandan da kedi gibi izliyor. Yine de"—omuz silkti —"dediğin gibi vakit geç oldu ve benim de karnım acıktı." "Yani Ulaf'la mı gideceğiz?" "Bizi yiyecek bir şeyler bulabilir misin?" diye Ulaf'a soran Nine, bir kez daha Tvvithil'den Yaşlıdili'ne geçiş yaptı. "Size canınız ne isterse ısmarlarım," diye söz verdi Ulaf. "Ama acele etmeliyiz. Sokağa çıkma yasağı başlamak üzere. Sokaklarda devriye gezen muhafızlar önlerine çıkan herkesi tutuklayacaklar. Sen de bizimle gelmelisin, Ateş Fırtınası. Bu iki aşağılık hayduda neler olduğu gibi soruları yanıtlamak istediğini hiç sanmıyorum." "Şu tavernaya gitsek iyi olacak," dedi Trevinici gönülsüzce. Elini uzatıp Bashae'nin çantasını kavradı. "Şu epey ağır gözüküyor. Senin yerine ben taşırım." Bashae çantayı bırakmadı. Nine'nin dedikleri halâ kulaklarında çınladığından bu garip Trevinici'ye artık ihtiyatlı gözlerle bakıyordu. Bashae ömrü boyunca herkese güvenmişti. Artık hiç kimseye güvenmemesi gerektiğini hissediyordu. Sebep, içinde bulunduğu şehirdi. Bu şehirden öyle çok nefret ediyordu ki midesi büzüşüyor, açlığını unutuyordu. "Teşekkürler, Ateş Fırtınası, ama ben kendim taşımayı yeğlerim," dedi pecwae. "Nasıl istersen," dedi Ateş Fırtınası omuz silkerek. "Of, kes sızlanmayı," dedi Nine kehribar gözlü değneğine. 21 "Işık! Bize ışık lâzım!" diye haykıran Alise, hissettiği korkuyu sesinden uzak tutmaya ve paniğe kapılmamaya çalışıyordu. Alise bir elini Shadamehr'in gırtlağına götürdü ve nabzını arayıp buldu. Adam halen yaşıyordu. Ancak cildi soğuktu ve nefesi düzensizdi. Yaralıydı—Alise saraydan kaçarlarken onun gömleğinde kan lekesi görmüştü. Shadamehr her zamanki kaygısız tavırları ve alaycı tebessümüyle iyi olduğuna, "sadece bir çizik" aldığına dair onu temin etmişti. Alise'in soru soracak vakti olmamıştı. Halkın ve çok sayıda muhafızın gözleri önünde pencereden atlayarak saraydan kaçan baron epey bir karışıklık çıkarmıştı. Alarm verilmiş, muhafızlar peşlerine düşmüştü. Shadamehr peşindeki Alise ve Jessan'la birlikte o an içinde bulundukları tavernaya dek ara sokaklarda dolanarak izlerini kaybettirmişti. Arka odaya kadar gitmeyi başarmış, sonra da yere yığılıp kalmıştı. Oda hiç penceresi olmayan bir depoydu. Muhafızların arama yapmaları ihtimali sebebiyle kapıyı hemen kapatmaları gerekmişti ve kimsenin yamnda ışık yoktu. "İçeri dön, Jessan. Mum, fener, artık eline ne geçerse kap getir. Bir de su ve brendi bul. Ve sakın kimseye tek kelime etme!" Alise bunun lüzumsuz bir uyarı olduğunu hemen anladı. Onu tanıdığı şu son birkaç haftadır ağzı sıkı Trevinici savaşçısı en fazla yirmi söz etmişti ve bunlar doğrudan doğruya sorulmuş sorulara verilen cevaplardı. Buna karşın Jessan somurtkan ya da suratsız değildi. Diğer tüm Treviniciler gibi o da gereksiz lakırdıya girme gereği görmüyordu. Önemli olan şeyleri söylerdi, hepsi o.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


22 Boşluk'a Yolculuk Jessan o anda da aptalca sorulara nefes harcamadı. Işık bulmak için hemen harekete geçti. Alise onun karanlıkta tökezleyerek yürürken yoluna çıkan kutu ve fıçıları tekmelediğini duyabiliyordu. Jessan'm kapıdaki demir sürgüyü yokladığını, sonra da kapının sürtünerek açıldığını işitti. Odayı bir anda ışık, tütün dumanı ve gürültüler doldurdu. Alise yerdeki Shadamehr'in üzerine eğilerek suratına baktı. Bunu yapınca kalbi öyle bir korkuyla sıkıştı ki neredeyse atmayı kesti. Adamın yüzü bembeyazdı. Cildinde renkten eser yoktu. Dudakları mavi bir tona bürünmüş, yanakları da çökmüştü. Alnı buz gibi ve nemliydi. Uzun, kıvırcık saçları terden sırılsıklamdı. Alise elini baronun alnına koyduğunda Shadamehr ürperdi ve acıyla yüzünü ekşitti. Kapı kapandı, ışık kayboldu. Alise karanlıkta yapayalnız kaldı. Shadamehr'le birlikte yapayalnız—can sıkıcı, sinir bozucu, iç bunaltıcı, pervasız Shadamehr'le; cömert, asil, budala Shadamehr'le; sevgi uyandırıcı, nefret kabartıcı, baş belâsı, ölmek üzere olan Shadamehr'le. Alise onun ölmek üzere olduğunu, en az birbirlerini sevdiklerini bildiği kadar iyi biliyordu—her ne kadar bu gerçeği hiç itiraf etmemişlerse de. Shadamehr ölmek üzereydi ve Alise onu kurtaracak hiçbir şey yapamıyordu. Çünkü onu neyin öldürdüğünü bilmiyordu. Yalnızca bir çizik, demişti adam. Kapı açıldı, ışık geri döndü. Alise yapabileceği bir şey olup olmadığını soran bir kadın sesi duydu. Jessan olumsuz bir yanıt verdi ve kapı kapandı. Işık ise içeride kaldı. Jessan yanlarına gelirken bir elinde fener, ötekinde bir kova su, boynunda da deri bir kayışa bağlanmış kalaylı bir güğüm taşıyordu. Feneri bir fıçının üzerine bıraktı ve Shadamehr'i aydınlatacak şekilde ayarladı. Kovayı yere koydu, güğümü de Alise'e verdi. Shadamehr'in yanma çömelen Jessan ona bakıp kafa salladı. Alise artık ışığı olması sebebiyle Shadamehr'i inceleyebilirdi. Adamın kanlı gömleğini yırttı ve kendisine söylenen şeyi aynen gördü—Shadamehr'in göğüs kafesi boyunca uzanan ince bir çizik. Darbe aceleyle indirilmişti. Kalbi delmesi istenen bı23 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN çak, yoluna çıkan bir kaburga kemiği yüzünden yön değiştirmişti. Alise keten cübbesinin eteğinden bir parça yırttı, bunu suya daldırdı ve kanı temizledi. Çizik çuvaldız kadar ince uçlu bir bıçak tarafından açılmışa benziyordu. Deri yırtılmışsa da yara derin değildi; yoksa kan miktarı çok daha fazla olurdu. İlk bakışta ciddi bir şey var gibi gözükmüyordu, yani Shadamehr'in durumuna sebep olabilecek kadar ciddi bir şey. Alise biraz daha eğilince çiziğin kenarlarındaki derinin süt beyazı olduğunu fark etti. Sanki yaraya kar doldurulmuştu. Alise yıllardır Shadamehr ve onun sululuklarıyla birlikte yaşamıştı. Çok sayıda tehlikeli ve zorlu görevlere atılmıştı ve bıçak yaralarından tut da ısırıklara kadar her türden yaralanmalarda şifa efsunları kullanmaya alışıkü. Ancak bunun gibi bir şeyi daha önce hiç görmemişti. Yoksa görmüş müydü? Ulien'i, yani Shadamehr'in gizemli bir şekilde öldürülen dostunu hatırladı. Shadamehr'le beraber

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


bu durumu incelemeye gitmişti. Adamın cesedini anımsayabiliyordu. Adam kalbine aldığı tek bir yarayla ölmüştü—küçük, neredeyse kansız ve kenarları bembeyaz bir yara. "Oh, tanrılar aşkına," diye fısıldadı Alise. Kadının elleri titremeye başladı. Sakın bunu yapma, diye buyurdu kendine. Shadamehr'in sana ihtiyacı var. Sakın paniğe kapılma. "Jessan," dedi Alise, "sarayda neler oldu? Bana her şeyi anlat. Shadamehr nasıl yaralandı? Sen"—genç adamın yüzüne dikkatle baktı —"sen orada bir Vrykyl gördün mü? Vrykyl'in ne olduğunu biliyorsun, değil mi?" "Biliyorum," diyen Jessan'ın gözlerinde kederli, korkulu bir bakış belirdi. Genç adam yine kafa salladı. "Vrykyl falan görmedim. Neler olduğuna gelince—" "Söyleyeceklerini kısa tutmalısın," diye lâfını kesti Alise. "Sanırım. . ." Kadın şöyle bir yutkundu. "Korkarım ki baron büyük bir tehlike içinde." Jessan geçmişi düşünerek mümkün olduğunca kısa ve öz bir anlatımda bulunmak için kafasını topladı. "Tutuklanıp genç kralın ve Shadamehr'in söylediğine göre 24 Boşluk'a Yolculuk Yeni Vinnengael'in gerçek hükümdarı olan kadının önüne çıkarıldık." "Naip," dedi Alise. "Evet. Shadamehr naibin bir Vrykyl olabileceğinden şüphelendiğini söyledi, çünkü onlar öldürdükleri herkesin kılığına girebilirlermiş. Shadamehr genç kralın Vrykyl tarafından esir alındığına, yaratığın kontrolü altında tutulduğuna inanıyordu. Kralı kurtarmayı, onu güvenli bir yere götürmeyi plânlıyordu. Bizimle beraber tutuklanan iki elf—Damra ile kocası—yardımcı olmayı kabul ettiler. Muhafızlar dördümüzü bir odaya götürdüler. Naip bana ve elf Hâkimiyet Efendisi'ne bir büyü yaptı. Naip Hükümran Taş'ı aradığını söyledi. Damra'nm üzerindeki Hükümran Taş'ı buldu, ama bende bir şey bulamadı. Bu duruma şaşırmış ve kızmış gibiydi. Zırh ve kılıç takan başka bir büyücü daha vardı — " "Bir savaş büyücüsü," dedi Alise. "Acele et, Jessan, lütfen acele et. Neler oldu ?" "Her şey karmakarışıktı," dedi Jessan neşesizce. "Damra tuhaf sözler bağırmaya başladı. Oda aniden tıpkı ona benzeyen elflerle doldu." "Bir illüzyon büyüsü," diye mırıldandı Alise. Jessan omuz silkti. Treviniciler büyü kullanmazlar ve kullanan hiç kimseye güvenmezler. "Kocası savaş büyücüsüne tükürdü ve adam bağırarak yere düştü. Muhafızlardan biri Shadamehr'e saldırdı. Ben muhafızı bıçakladım. Shadamehr genç kralı tuttu ve ansızın..." Jessan sözlerine ara vererek hatırlamaya çalıştı. "Ansızın baron boğuk bir çığlığı andıran garip bir ses çıkardı ve çocuğu yere düşürdü. Sonra da kaçmamız gerektiğini haykırdı. Beni tuttu ve daha sonra hatırladığım tek şey beni de yanında sürükleyerek pencereye doğru koşmasıydı. Camı kırıp dışarı fırladık. Yer çok aşağıdaydı. Beyinlerimizin taşlara saçılarak öleceğimizi sandım. Ama tüy gibi süzüldük—" "Griffith size büyü yapmış," dedi Alise. "Hepsi bu mu?" "Evet, sonra seni gördük ve buraya geldik." Alise yerdeki Shadamehr'e uzun uzun baktı. Şişeyi açıp 3.5

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


MARGARET W EİS ve TRACY HİCKMAN brendinin bir kısmını adamın dudaklarına döktü. "Lordum!" diye alçak sesle konuştu. "Shadamehr!" Adam inleyip kıpırdandı, fakat bilincini kazanmadı. Alise derin bir iç geçirdi. "Naip onu bıçakladı mı?" diye sordu Jessan'a. "Sanmam. Kadının elinde bıçak görmedim." "Shadamehr'in genç kralı tuttuğunu, ardından garip bir ses çıkarıp onu yere düşürdüğünü söyledin. Sonra da Shadamehr kaçmanızı istedi. Çocuğu yanınıza almaktan bahsetmedi." Alise baronun elfleri gönderdiği sırada ettiği lâfları anımsadı. Vinnengael'e yardım edecek kimse yok. Tanrılar bile edemezler. Ani bir dehşete kapılan Alise'in ensesindeki ve kollarındaki tüyler diken diken oldu. "Tanrılar aşkma! Genç kral bir Vrykyl!" dedi Alise yavaşça. "Vrykyl önce kralı sonra da oğlunu öldürdü ve çocuğun yerine geçti. Shadamehr'in Vinnengael'e yardım edecek kimse yok dediğine şaşmamak gerek. "Artık neler olduğunu biliyorum. Shadamehr genç kralı tuttuğunu sanırken aslında Vrykyl'i tutuyordu." Alise kendine hakim olamayarak gülmeye başladı. "Yaratık nasıl da şaşırmış olmalı. Seni bıçakladığına şaşmamalı! Oh, Shadamehr, hiç değişmiyorsun. Odada bir Vrykyl buluyorsun ve onu tutup götürmeye kalkıyorsun!" Kadının kahkahalarının yerini gözyaşları aldı. Yüzünü ellerinin arasına gömüp yeniden kontrolünü kazanacak bir süre boyunca ağladı. Sonra da kararlı bir tavırla derin bir nefes aldı, gözlerini sildi ve ne yapması gerektiğini düşündü. "Yani Vrykyl'in onu bıçakladığını mı söylüyorsun?" diye sordu Jessan. "Evet, aynen öyle oldu," dedi Alise. "Şövalye Gustav'ı da bir Vrykyl'in bıçağı yaralamıştı," diye belirtti Jessan. "Nine onu kurtaramadı. Şövalye günlerce Boşluk'la savaştı, ama sonunda öldü. Kahramanlarımızın ruhları Boşluk'a karşı dövüştüler ve şövalyenin ruhunu kurtardılar. En azından Nine öyle dedi." Alise ürkerek geri çekildi. Bir Trevinici olan Jessan ölümü 26 Boşluk/a Yolculuk kolayca kabulleniyordu. Basmakalıp yalanlara başvurmuyor, gerçeğin keskinliğini bilemeye çalışmıyordu. Kadının kalbini deştiğinden haberi yoktu. "Kovayı yakma getir," diyen Alise kumaşı yeniden suya daldırdı. "Shadamehr'in yanında savaşmaları için kahramanların ruhlarını çağırayım," diye öneride bulundu Jessan. "Yani zamanı geldiğinde." "Zamanı falan gelmiyor," diye sert bir karşılık verdi Alise. "Şimdilik değil." Jessan ona şöyle bir baktı. Ağzını bir kez daha açtığında ses tonu daha nazikti. "Belki Nine onu kurtarabilir. Şövalye yaşlıydı, Shadamehr ise genç. Nine'yi bulup getireyim." Alise uyuşmuş, soğuk dudaklarında bir tebessüm oluşturmayı başardı. "Onun yapabileceği bir şey olduğunu sanmam. Ama haklısın, Jessan. Gidip dostlarını bulmalısın. Pecwaeler kayboldular ve şehirde dolanıyorlar. Adamlarımız onları arasalar da pecwaeler bir tek seni tanıyorlar ve sana güveniyorlar.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Ötekilerden uzak durabilirler, ama senden değil. Yanlarında olmalısın. Senin görevin onlara karşı. Ben burada lordumla beraber kalacağım." "Nine'yi buraya getireceğim," diyen Jessan ayağa kalktı. Alise karşı çıkmanın yararsız olduğunu anladı. Zamanı hızla azalıyordu ve Jessan'ı bir an önce başından savması lâzımdı. "Adamlarımız Şişman Kedi adlı bir tavernada buluşacaklardı. Buradan pek uzak sayılmaz. Anayola geri dön. Bir avizeci dükkânına varana dek oradan ilerle. Öndeki mum tabelâsına bakarak dükkânı tanıyabilirsin. Oradan sola dön. Şişman Kedi o ara sokağın sonunda. Gecenin bu vaktinde ışıkları yanan tek bina odur. Ulaf oradaysa onu bana gönder. Ona hemen gelmesini söyle. Ama başka kimseyi gönderme. Ulaf'tan başka hiç kimseye Shadamehr'den bahsetme." Jessan kafasını peki anlamında salladı. Yol tarifini kadına tekrarladı ve gereksiz iyi dileklerle ya da vedalarla vakit kaybetmeksizin oradan ayrıldı. O gittiğinde Alise yaşaran gözlerini kırpıştırdı. 27 MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN "Güçlü olmalıyım," dedi kendi kendine. "Shadamehr'in tek umudu benim!" Alise ayağa kalkıp odayı inceledi ve kafasında plânlar kurdu. Feneri alıp kapıya kadar gitti, sürgüyü kapattı ve kilitlediğinden emin oldu. Rahatsız edilmeyeceğinden emin olunca Shadamehr'e döndü ve adamın yanma diz çöktü. Alise şifa efsunlarını da içeren Toprak büyüsü alamnda eğitim görmüştü. Fakat daha başka, daha ölümcül bir büyü alanında da eğitilmişti. Alise Tapınak'in güçlü ve yıkıcı Boşluk büyüsünü kontrol altında tutabileceğine inandığı sayılı büyücüden biriydi. Engizisyon, Boşluk büyücülerini ortaya çıkarıp adalete teslim eden tarikatlarına katılması düşüncesiyle ona Boşluk büyüsünü öğretmişti. Alise kısa bir süre içinde o tarikatın kendisine uygun olmadığını anlamıştı, zira dostlarım, ailesini, hatta tarikattaki diğer büyücüleri bile sürekli olarak gözetlemesi gerekecekti. Eski bir hocası olan Rigiswald adında bir büyücü onu Baron Shadamehr ile tanıştırmıştı. Zengin bir asilzade, bağımsız bir düşünür ve bir maceracı olan Shadamehr, bilindiği kadarıyla güçlü ve büyülü Hâkimiyet Efendileri'nden biri olmak için gereken testlerden başarıyla geçen, sonra da Kutsal Dönüşüm'ü reddederek Tapmak'm, kralının ve muhtemelen tanrıların öfkesini üzerinde toplayan tarihteki ilk ve tek kişiydi. Shadamehr yaşım hiç söylemezdi, fakat Alise onun otuzlarının ortasında olduğunu tahmin ediyordu. Şahin gagasını andıran bir burnu, balta bıçağına benzeyen bir çenesi, Yeni Vinnengael'in üzerindeki gökyüzü kadar mavi gözleri ve aşırı derecede gurur duyduğu uzun, siyah bir bıyığı vardı. Alise eliyle Shadamehr'in saçlarım geriye iterken kıvırcık saçlarının ve bıyığının arasındaki ağarmış tek tük telleri fark etti. Daha sonra ona bunları gösterip dalga geçeceğim, diye düşünerek Shadamehr'in yanma oturdu. Pervasız ve cüretkâr bir kimse olan Baron Shadamehr tuhaf fikirlere sahipti. Dünyadaki farklı ırkların birbirlerini öldürmekten vazgeçip bir arada yaşamayı öğrenmelerini savunurdu. 22

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Boşluk'a Yolculuk Ona göre halklar daha iyi bir yaşam için tanrılara yakarmayı kesip kendilerini geliştirmeye uğraşmalıydılar. Genç kralı bir Vrykyl'in gözleri önünde kaçırma plânı tam ona göreydi! Bilge ve aklı başında bir elf Hâkimiyet Efendisi'ni kendisine yardımcı olmaya ikna etmek de öyle. "Belki bu sefer dersini almışsmdır," dedi Alise ona. Yine de bu konuda pek umutlu değildi. Zaten ikinci bir kez düşününce olmak da istemiyordu. Kapıya bir göz attı. Keşke Ulaf bir an önce gelseydi! Alise şifa büyüsünü Shadamehr'in üzerinde uygulayamazdı. Onu ve dostlarını saray muhafızlarından kurtarmak için bir Boşluk büyüsü yapmıştı ve o yüzden kurtarmak ya da yaratmak için değil sadece yok etmek için kullanılabilen o büyünün rezil varlığıyla kirlenmişti. Toprak büyüsünü kullanarak onu iyileştirmeyi denerse büyü, yanmış bir bisküvi gibi parmakları arasında unufak olurdu. Ulaf ise Shadamehr'e yardım edebilirdi, zira o da yetenekli bir Toprak büyücüsüydü. Yine de Alise ona bel bağlayamazdı. Ulaf o sırada pecvvaeleri arıyordu ve Jessan onu zamanında bulup tavernaya gönderebilse bile Ulaf in bu yarayı iyileştirebileceğinden şüpheliydi. Tanrıların büyüsü Shadamehr'i kurtaramazdı, fakat onu yaralayan Boşluk büyüsü işe yarayabilirdi. Alise o korkunç büyünün sözlerini hafızasında canlandırdı. Boşluk büyüsü, yalnızca kurbanları için değil onu yapan büyücü için de tehlikeli ve yıkıcıdır. Çünkü boşluk büyüsü için bir adak gerekir—bir Boşluk efsunu, kendisi için gereken gücü büyücünün yaşam özünden aldığından kullanıcıya acı verir ve onu zayıf düşürür. En basit efsun bile ciltte yaralar ve iltihaplar oluşmasına yol açar. Daha güçlü efsunlar ise büyücüyü bayıltacak, hatta öldürecek kadar acı verebilir. Efsunlarının korkunç tabiatı gereği şifa sanatlarına başvuramayan Boşluk büyücüleri, birisini kurtarmak için kendi yaşam özlerini o kişinin bedenine nakleden bir efsun geliştirmişlerdi. Boşluk büyüsünün geniş bir alanda kabul gördüğü eski Dunkarga'da bu efsunun kusursuz hale getirildiği söylenirdi. 2J MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN Pek sık kullanılmayan bu efsuna sadece en gerekli durumlarda başvurulurdu, zira efsun başarısızca uygulanırsa veya büyücü bir hata yaparsa sonuç hem büyücü hem de hasta için ölümcül olabilirdi. Hepsinden de önemlisi kitaplarda şunlar yazılıydı, "Büyücü bu efsunu yanında bir yardımcı olmadan asla yapmamalıdır. Çünkü efsunun uygulanması için büyücü, fayda sağlayacak hedef ile fiziksel temas kurmalıdır. Efsun gerçekleştiğinde Boşluk, büyücünün yaşam özünü tüketir ve bunu hastanın vücuduna taşır. "Büyücü efsunu nerede durdurması ve teması ne zaman kesmesi gerektiğini bilmelidir. İşte asistan bu noktada devreye girer. Yaşamı azaldıkça büyücü giderek güçsüz düşer. Büyücü hastaya dokunurken bayılacak olursa efsun, büyücünün hayatını tamamen çalana dek etkisini sürdürür. Bu yüzden şuna dikkat edin: Bu efsunu asla tek başınıza yapmayın! En azmdan iki büyücü bulunmalıdır—biri efsunu yapmalı, diğeri ise efsunu yapanın bayılması halinde teması kesmelidir." Alise bu efsunu hiç kullanmamıştı. Elbette üzerinde çalış-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


mışlığı vardı, ancak böyle korkunç bir efsunu ezberlemeye kalkmamıştı. Boşluk büyüsünü kullanmaktan nefret ederdi. Bu nefretin sebebi, son derece şiddetli olmasına rağmen çektiği acı ya da vücudunda ortaya çıkan yara bereler değildi. Boşluk büyüsünün içinde yarattığı o histen tiksinirdi—sanki ruhunuz solucanlar tarafından kemirilirdi. Fakat başka seçeneği yoktu. Shadamehr'in teni gri bir renge bürünmüştü. Sık nefes alışları boğuk hırıltılara dönüşmüştü. Soğuktan titriyor, acıdan kıvranıyordu. Ölüm onu çoktan pençesine almış gibi tırnakları maviye dönmüş, cildi buz kesmişti. Alise kafasını çevirip kapıya baktı. Bu büyüyü asla yalnız başına yapma! Koca koca harflerle kitaplarda yazan sözcükleri görebiliyor, öğretmeninin kendisini tekrar tekrar uyardığını duyabiliyordu. Ulaf bir gelseydi! Ama gelmeyecekti. Alise bunu kendisine itiraf etti. Pecwaeleri arayan Ulaf belki de kendince tehlikelerle yüzleşiyordu. 30 Boşluk'a Yolculuk Alise bekleyemezdi. Shadamehr öldü ölecekti. Genç kadın fenerin ışığını ayarlayıp elbisesine diktiği gizli bir cebe uzandı ve gri deriyle kaplı küçük, ince bir defter çıkardı. Dışarıdan bakıldığında defter son derece zararsız gibi gözüküyordu. Hatta açıldığında bile birinin bu defterin ölüme sebep olabileceğini anlamak için büyü konusunda eğitim görmüş olması gerekmekteydi. Tapmak yasak efsunlarla dolu bu defteri bulacak olsa Alise asılarak idama mahkum edilirdi. Alise sayfaları çevirirken bile iğrenç büyünün tenini karıncalandırdığını hissedebiliyordu. Efsunu okurken içinin büzüştüğünü hissetti ve kusmamak için eliyle ağzını kapatması gerekti. Sözcükleri aklından geçirmek bile midesini bulandırıyor, neredeyse konsantre olmasını önleyecek kadar başını döndürüyordu. O sözcükleri telâffuz edince tecrübe edeceği dehşet ve acıyı hayal dahi edemiyordu. Alise eğilip Shadamehr'i dudaklarından yavaşça öptü. Adamın elini tutup kendi göğsüne bastırdı ve ruhunu kemiren korkunç sözleri söylemeye başladı. 31

Orijinal Şişman Kedi, Eski Vinnengael şehrindeki ünlü bir tavernaydı. İki asır sonra bile tavernanın, onun şişman sahibinin ve tavernanın adını aldığı daha da şişman turuncu kedisinin öyküleri halâ anlatılıyordu. Öyküler zamanla popüler efsanelere dönüşmüşlerdi ve neredeyse tüm ozanların uzun zaman önce yaşamış kahramanlarla ilgili anlattıkları hikâyeler, Şişman Kedi'deki tesadüfi bir karşılaşmayla başlardı. Yeni Vinnengael şehri henüz plânlama aşamasındayken taverna açmaya niyetli birçok kimse, işyerlerine bu efsanevi ismi verebilmek için rekabete girmişti. Sonra içlerinden biri çıkıp aym şişman tavernacının akrabası olduğunu ispatlayabileceğim söylemiş, hatta aynı ünlü kedinin soyundan geldiğini iddia ettiği bir de şişman kedi çıkarmıştı. Adamın sunduğu kamtlar kabul görmüştü. Kral yeni inşa edilmiş Yeni Vinnengael'deki sarayına taşındığı gün bahsi geçen adam da Şişman Kedi İki'yi açmıştı. Taverna o zamandan beri aynı aileye aitti ve şimdi de onu eski sahibinin çocukları işletiyorlardı. Turuncu kedinin soyundan gelen başka bir kedi de gündüzleri dışarıda güneşle-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


niyor, geceleri ise barda kestiriyordu. Burası eskiden beri Shadamehr ailesinin en sevdiği tavernaydı. Hatta Shadamehrler'den biri yıllar önce taverna sahibinin malî zorluklarını atlatmasma yardım etmişti. Tavernanın arka bahçesi tırmanılması kolay bir duvarla çevriliydi ve hemen ötesinde çok karanlık bir ara sokak yer alıyordu. Aynı zamanda tavernamn çatısından komşu çatılara rahatça sıçramak mümkündü. Eksantrik ve bağımsız bir sülâle olagelmiş Baron Shadamehrler, güçsüzlerin ve ezilmişlerin yorulmak bilmez savunucuları oldukları için burunlarını her işe sokmalarından hoşlanmayan güçlü ve zengin kimseleri sık sık kızdırırlardı. Bu kimse32 Boşluk'a Yolculuk lerin Shadamehrleri durdurmak amacıyla başvurdukları aceleci yöntemler, geçmiş yıllardaki baronların çeşitli çözümler üretmelerine sebep olmuştu. Ulaf tavernayı epey iyi tanıyordu, zira orasını Yeni Vinnengael'in surları dışındaki dünyada neler olduğuna dair haberleri öğrenebileceği ideal bir yer olarak görmekteydi. Taverna aynı zamanda bir sorun çıkması halinde Shadamehr'in adamlarının toplandıkları yerdi. Ulaf pecwaeleri bulduktan sonra onları mümkün olduğunca çabuk bir şekilde tavernaya götürdü. Bunu yaparken bir yandan da gözünü devriyelere karşı açık tutuyordu. Tavernanın bulunduğu bloğa saptıkları sırada sokağa çıkma yasağının başladığını belli eden çanlar çaldı. Caddeler neredeyse tamamen boşalmıştı. Çoktan yollara dökülmüş olan devriyeler, yasağı ihlâl edenleri arıyorlardı. Devriyelerin diğer bir hedefi de Baron Shadamehr'di, fakat Ulaf'm bunu bilmesine imkân yoktu. Bir şeylerin ters gittiğini tahmin edebiliyordu, çünkü kriz zamanlarında Shadamehr'in adamlarının birbirlerini haberdar etmekte kullandıkları düdük seslerini işitmişti. Ulaf tam neler döndüğünü anlamak için araştırmaya başlamak üzereyken gözüne bir köşeyi dönen pecvvaeler ilişmiş ve ilk plânından vazgeçip onların peşinden gitmişti. Buluşma yerine vardığında olup bitenleri öğrenebileceğinden emindi. Yanında iki pecwae ve Bashae'nin çantasında da Hükümran Taş bulunuyordu. Ulaf üçünü de gözünün önünden ayırmamaya kararlıydı. Ulaf olay mahallinde adeta yoktan var olan Trevinici'yi başından savmayı çok istiyordu. "Ne tuhaf bir tesadüf," diye mırıldandı Ulaf. "Yani Treviniciler'in veya pecvvaelerin hiç uğramadıkları bir kentte birbirinize rastlamanız." Sonra Shadamehr'in bir zamanlar ettiği şu sözleri anımsadı, "Tesadüf diye bir şey yoktur. Sadece tanrıların eşek şakaları vardır." Eğer bu bir şaka ise, bu şakaya gülen birileri de olmalıydı. Bashae ile Nine, Yeni Vinnengael'e çok uzak topraklardan, 33 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN Treviniciler' e—pecwaelerin kadim koruyucularına — serçeler kadar sık rastlanılan bir diyardan geliyorlardı. O yüzden Yeni Vinnengael'de bir Trevinici'ye rastlamanın şehirdeki havuzlarda yüzen bir balinaya rastlamakla eşdeğer olduğunu bilemezlerdi. Ulaf son yirmi yıldır—hatta belki daha da uzun süredir—Yeni Vinnengael'e ayak basan tek Trevinici'nin Jessan ol-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


duğunu düşünmekteydi. O an için Yeni Vinnengael'de iki Trevinici'nin bulunması, gerçeklik sınırlarını sonuna dek zorluyor gibiydi. Üstelik bu Trevinici iki pecvvaeyi "tesadüfen" bulmuştu... Ulaf pecwaelerin peşinde Vrykyller'in olduğu konusunda uyarılmıştı — daha doğrusu Vrykyller pecwaelerden biri olan Bashae'nin taşıdığı Hükümran Taş'm peşindeydiler. Ulaf maalesef Vrykyller'i çok iyi tanıyordu. Onlarla daha önce de karşılaştığı gerçeğini üzülerek içinde taşımaktaydı. Vrykyller öldürdükleri herkesin kılığına bürünebilirlerdi ve Ulaf yanmasında yürüyen bu tuhaf Trevinici'nin güçlü ve korkunç Vrykyller'den biri olduğunu tahmin ediyordu. Tabi Vrykyl'i gerçek yüzünü göstermeye zorlamadan bundan emin olması mümkün değildi ve zaten öyle bir şey yapmaya niyeti de yoktu. Bu Trevinici bir Vrykyl ise müthiş bir tehlike içindeydiler. "Öte yandan," diye kendi kendiyle tartıştı Ulaf, "bu Trevinici bir Vrykyl ise niçin Boşluk büyüsünü kullanarak beni bir avuç küle dönüştürmedi ve pecvvaeleri alıp kaçmadı? Niçin kuzu kuzu peşimizden geliyor?" Bu düşünce onu pek rahatlatmadı, zira ortaya daha başka bir sürü korkunç varsayımlar ve çıkarımlar atılmış oluyordu. Bunların başmda o an orduları kuzeyden Yeni Vinnengael'e yaklaşan efendileri, yani Boşluk'un Efendisi Dagnarus adına çalışan daha başka Vrykyller'in olduğu gerçeğiydi. Ulaf en akıllıca seçimin herkesi—pecvvaeleri, Trevinici'yi, Vrykyl'i—Baron Shadamehr'i ve onun adamlarını bulmayı umduğu tavernaya götürmek olduğunda karar kıldı. Birlikte bu ölümcül durumu halletmenin bir yolunu bulabilirlerdi. Şişman Kedi, Avizeciler Sokağı'nm sonundaki bir blokta yer alıyordu. Söz konusu sokağa saparlarken bir blok ötedeki 34 Boşluk'a Yolculuk kaba kahkahaları duyabiliyorlardı. Ünlü turuncu kedinin uykulu bir resmini taşıyan tabelâ, akşam rüzgârında gıcırdayarak sallanıyordu. Ağır tahta kapıyı açtığı sırada tavernanın içinden gelen ısı ve gürültü, bir cüce ateş büyüsü gibi Ulaf'a çarptı. Alt katta taverna bölümü ve yolcuların geceleyin konaklayabilecekleri iki büyük yatak odası bulunuyordu. Tavernanın ucundaki kocaman bir şömine ışık ve sıcaklık temin etmekteydi. Kalabalığın arasmda birçok dostunu ve silah arkadaşını seçen Ulaf rahatlayarak iç geçirdi. Ulaf kapı eşiğinde ürkek tavşanlar gibi donakalmış pecvvaeleri tutup içeri itekledi. Trevinici kapı eşiğinde tereddüde düştü ve Ulaf onun kalabalıktan çekinerek gideceğini umdu. Savaşçı kalabalığa kaşlarını çatarak bakü, fakat iki pecvvaeyle birlikte o da içeri girdi ve ölümün ta kendisi gibi tepelerinde dikildi. Maalesef yerinde bir benzetme, diye aklından geçirdi Ulaf. Ulaf kalabalığa bakarak Shadamehr'i aradı. Onu göremiyor olması kötüye işaretti. Baron ya halen esir tutuluyordu, ya da daha kötü bir şey olmuştu. Shadamehr'in adamlarından hiçbiri Ulaf'ı tanıdığını belli edecek bir harekette bulunmadı. Aynı şey onları tanıdığını belli etmeyen Ulaf için de geçerliydi. Ulaf'ı iyi bilen taverna sahibi onu görmezden geliyor ve o sırada işleri yoğun olan garson kızlar da Ulaf sıradan bir müşteriymişçesine adama şöyle bir bakıp geçiyorlardı. Hepsi de Ulaf'ın önemli bir iş üzerinde olabileceğinin, sık sık yaptığı gibi sahte bir kimlik takmabileceğinin farkındaydı. Ulaf tanınmak isterse onlara ge-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


rekli sinyali verirdi. Taverna epey kalabalıktı. Sokağa çıkma yasağı Yeni Vinnengael'deki ziyaretçilere sürpriz olmuştu. Bir yatakta dört kişi yatıyorlardı. Buna ilâveten yakınlarda yaşayan ve devriyelere yakalanmadan evlerine dönebileceklerini düşünen bazı yerliler de savaş söylentilerini konuşmak üzere orada toplanmışlardı. Tüm masalar doluydu ve Ulaf hiç endişeli değildi. Zaten gelişinden kısa bir süre sonra kapının yakınındaki bir masa boşaldı. Ulaf pecvvaeleri o yöne doğru götürdü. Daha önce orada oturan iki adam Ulaf'a en ufak bir bakış bile atmadan yanından geçip 35 MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN gittiler, fakat içlerinden biri burnunu garip bir şekilde kaşıdı. Ulaf o adamı tanıyor, işaretin çok kötü bir olay gerçekleştiği ve hemen konuşmaları gerektiği anlamına geldiğini biliyordu. Adam bara kadar yürüdü. Ulaf pecwaeleri o acayip Trevinici'yle yalnız bırakmaya hiç istekli olmamasma rağmen neler olduğunu da öğrenmesi gerektiğine karar verdi. Nine'yi sandalyesine oturturken normalde epey hareketli olan kadının alışılmadık şekilde sakin göründüğünü düşündü. Nine ara sıra kehribar gözlü değneğini kaldırıp sağa sola çeviriyor, sonra da ciddi bir yüz ifadesiyle kafasını ve aynı zamanda da değneği iki yana sallıyordu. Müşterilerden bazıları pecwaelere ve Trevinici'ye ağızları açık bakmaktaydılar. Shadamehr'in adamları ise onlara bakmamaya özen gösteriyorlar ve diğerlerinin dikkatini dağıtmak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Bardaki adam burnunu yine kaşını ve bu sefer gürültüyle hapşırdı. Trevinici oturmayarak kollarını göğsünde kavuşturdu ve duvara dayandı. Dik bakışları iki pecvvaenin üzerindeydi. "Bashae," dedi Ulaf, "benimle gel-" "Bakın, bu Jessan!" diye haykırdı Bashae. Pecwae elini salladı. "Buradayız, Jessan!" Odaya giren Jessan dostlarım görünce rahatlamış ve sevinmişti; o kadar memnun olmuştu ki genelde ciddiyetini koruyan yüz ifadesinde bir tebessüm belirdi. Bir anlığına durup garip Trevinici'ye hayret içinde baktı. Tam savaşçıyı selâmlamak üzereydi ki acilen vermesi gereken haberi hatırladı. Jessan kafasını çevirip alçak, ivedi bir ses tonuyla Ulaf'a hitaben konuştu. "Seninle konuşmalıyım. Yalnız olarak." Ulaf kafa salladı ve ikisi kapıya doğru ilerlediler. "Az önce Alise ve Shadamehr'in yanından ayrıldım," dedi Jessan. "Baron yaralandı. Alise hemen gelmeni istiyor." "Yaralandı mı?" diye şok olmuş bir halde tekrarladı Ulaf. "Ağır mı?" Ağır olmalı, diye düşündü, yoksa Alise kendisini çağırmazdı. "Ölüyor," dedi Jessan damdan düşer gibi. "Şu yolun aşağısındaki bir tavernanın arka odasında." Parmağıyla bir tarafı 3& Boşluk/a Yolculuk gösterdi. "Alise yanında, ama baron için yapabileceği fazla bir şey olduğunu sanmam. Baronun durumu çok kötü." "Oh, tanrılar aşkına," diyen Ulaf adeta kendisinin de öldüğünü hissediyordu. Aklına gelen ilk fikir fırlayıp gitmek oldu, fakat kendini durumu mantıklı bir şekilde ele almaya zorladı. Pecwaeler ve Hükümran Taş yanındaydı. Hepsi de onun sorumluluğundaydı ve

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


onları terk edip gidemezdi. Bardaki adama bir göz artığında adam bakışlarına karşılık verdi ve daha da gürültülü bir sesle hapşırdı. Jessan da o sırada Trevinici'yi incelemekteydi. "Jessan," dedi Ulaf. "O adamı tanıyor musun?" "Hayır," dedi Jessan. "Onu daha önce hiç görmedim. Üzerindeki işaretlere bakılacak olursa benim kabilemden çok uzaktaki bir kabileye mensup. Vilda Harn taraflarından." "Çok garip," dedi Ulaf, "çünkü seni tanıdığını iddia ediyor. Pecwaelere onları bulması için senin tarafından yollandığını söylemiş. Onları şehrin dışına çekmek için senin ismini vermiş." Jessan'm alnı kırışta. "Niçin böyle söylesin ki? Onu daha önce hiç görmedim. Ben Baron Shadamehr'in yanındaydım." "Jessan," dedi Ulaf hemen, "sana duymaktan hoşlanmayacağın bir şey söyleyeceğim. Ne olursa olsun sükunetini korumalısın. Tepki vermemelisin. Bence o Trevinici gerçekte bir Vrykyl." Jessan adama uzun uzun bakti. Gözlerindeki ifade sertleşti, kaşları iyice çatıldı, fakat hiçbir şey söylemedi. "Onun kimliğini açığa çıkarma," diye uyarıda bulundu Ulaf. "Burada olmaz. Sanırım Hükümran Taş'm peşinde ve onu ele geçirmek için buradaki herkesi öldürmekten çekinmez." "Ne yapacağız?" diye sordu Jessan. "Sen gidip Trevinici ile konuş. Ne kadar tedirgin göründüğüne bir bak. Bir şeyler döndüğünü biliyor. Kuşkularını azaltmaya çalış." "Peki ya sonra?" "Birazdan kıyamet kopacak. O zaman Nine ile Bashae'yi kaptığın gibi buradan çıkar. Onları Alise ve Shadamehr'in yanına götür." 37 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN "Peki ya Vrykyl? Beni durdurmaya çalışacaktır." "Sen Vrykyl için endişelenme. Ben onunla ilgilenirim. Senin tek endişen pecvvaeler olmalı. Anladın mı?" Jessan kafa sallamakla yetindi ve Trevinici'yle konuşmak üzere yanına gitti. En kötüyü bekleyen ve o durumla başa çıkmaya hazırlanan Ulaf biraz daha oyalandı. Fakat Jessan ne yaptığının farkındaydı ve ikili kısa bir süre sonra kendi aralarında konuşmaya başladılar. Bashae bir yandan önündeki peynir ekmeği memnuniyetle kemiriyor, bir yandan da onların konuşmalarını dinliyordu. Boş gözlerle önüne bakmakta olan Nine'nin ağzı hafifçe aralıktı. Kadının gözleri cam gibi ve ifadesizdi. Ulaf kadının görünüşünden hiç hoşlanmadı. Nine'nin bir felç nöbeti geçiriyor olabileceğini düşündü. Ne de olsa bu tür şeyler yaşlıların başına sık sık gelirdi. Ancak durum sahiden öyleyse bile bu konuda yapabileceği en ufak bir şey yoktu. Kalabalığın arasında ite kaka ilerleyerek bara yöneldi. Yürürken boynundaki gümüş bir zincire bağlı duran düdüğü kayıtsızca kaldırdı ve herkesin görebileceği bir konuma getirdi. Onunla oynamasına rağmen dudaklarına götürmedi. Ulaf bara ulaştığında burnunu kaşıyan adamm yanma oturdu. "Haberler nedir, Guerimo?" "Sarayda sorun çıktı. Shadamehr ile Hâkimiyet Efendisi pencereden atlamışlar. Şimdi savaş büyücüleri peşlerinde!" "Savaş büyücüleri!" diye inledi Ulaf. "Herhalde şu anda buraya geliyorlardır. Şehirde bulun-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


duğu sırada Shadamehr'in burada kaldığının farkındalar. Baronun nerede olduğunu biliyor musun? Onu uyarmamız lâzım." Ulaf söylenenleri dinlerken bakışları pecwaelerin, Jessan'm ve sahte Trevinici'nin üzerindeydi. "Kulağa ne kadar tuhaf gelse de," dedi Ulaf, "daha büyük sorunlarımız var. Dikkatleri dağıtmamız gerekiyor." "Her zamanki gibi mi?" diyen Guerimo sırıttı. 32 Boşlukla Yolculuk Jessan daha Şişman Kedi'ye varmadan Yeni Vinnengael'den ayrılmayı kafasına koymuştu. Kendisine verilen tariften ziyade kazara bulduğu tavernaya varana dek plânım yapmıştı bile. İki pecwaeyi alıp anayurduna, yani güneşi görüp havayı soluyabileceği topraklara geri dönecekti. Oraya varır varmaz olup bitenleri adamakıllı gözden geçirebileceğinden ve yoldayken yitirir gibi olduğu yanıtları bulabileceğinden emindi. Jessan önceki yaşamında—Hükümran Taş'la ilgili bu yolculuğa çıkmadan önceki yaşamında—yalmzca bir çocuktu. Bu yaşamında ise çocukluğu çok gerilerde kalmıştı. Güçlü bir hasımla dövüşmüş ve onu yenmişti. Savaşçı ismini kazanmıştı — Koruyucu. Ölen şövalye Gustav'a verdiği söze sadık kalmıştı. Yabancı diyarlara gitmiş, yabancı kimselerle tanışmıştı. Bunlardan bazılarına hayran olmuş, diğerlerinden nefret etmiş veya korkmuştu. Çok şey öğrenmişti, en azından etrafındakiler öyle söylüyorlardı. Fakat Jessan durup düşündüğünde yanıldıklarını fark ediyordu. Önceki yaşamında her şeye verebileceği bir cevabı vardı. Artık elinde sadece sorular kalmıştı. Doğru istikamete doğru ilerlemeye başladığı, fakat sonradan hep yanlış bir sapağa döndüğü ya da çıkmaz sokağa girdiği bu şehirden bir an önce kurtulmalıydı. Upuzun duvarlar yüzünden güneşi seçemiyor, duvarların gölgeleri yüzünden ışığı göremiyor, etraftaki pis kokular yüzünden nefes alamıyordu. Isı, gürültü ve parlak ışık karmaşasıyla dolu olan tavernaya varışı bu kararını pekiştirmişti. Aynca karşısındaki tuhaf Trevinici'nin bir Vrykyl olduğunu duymak onu pek şaşırtmamıştı. Jessan önceki yaşamında böyle bir şeye gülüp geçerdi. Ancak bu hayatında herkese ve her şeye kuşkuyla bakıyordu. Kötülüğün dost bir surette saklanabileceğini biliyor ve bunu bilmekten nefret ediyordu. Bashae ile Nine'yi görmekten, güvende olduklarım bilmekten, en az kendisi kadar kayıp ve yalmz göründüklerine tanık olmaktan memnundu. Geriye bir tek engel kalmıştı ve o da Hükümran Taş'tı. Ölen şövalye Gustav'a verdikleri sözü tutmuşlardı. Aslında Jessan'a göre o sözün şartlarım fazlasıyla yerine getirmişlerdi. Bashae Taş'ı önce Damra'ya, sonra da Ş9 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN Shadamehr'e vermeye çalışmıştı. İkisi de Taş'ı kabul etmeyip bu müthiş sorumluluğu Bashae'ye devretmişlerdi. Etrafı iri yarı, kaba saba insanlarla ve korkunç Vrykyl'le çevrili küçük, narin görünümlü pecwaeye bakarken Jessan ister istemez öfkeye kapılıyordu. "Taş onların sorunu. Bırak onlar alsınlar," dedi Jessan kendi kendine. "Biz üzerimize düşeni yaptık. Hatta gereğinden fazlasını." Bashae sandalyesinde yana kayarak Jessan'a oturacak yer açtı ve peynir ekmeğinin yarısından fazlasını ona ikram etti.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Seni gördüğüme sevindim, Jessan," dedi Bashae. "Senin için endişelenmiştim. Ateş Fırtınası tutuklandığım söyledi." Jessan ihtiyatlı gözlerle kendisini süzen Ateş Fırtınası'na baktı. Bu adam sahiden de bir Vrykyl miydi? Jessan bunu bilemiyordu. Ateş Fırtınası tıpkı bir Trevinici savaşçısı gibi gözüküyordu, hatta deri pantolonunun ucundaki püsküllere kadar. "Dostlarımın yardımına koşmana sevindim, Ateş Fırtınası," dedi Jessan. "Kentin tehlikelerine alışkın değiller. Ama daha önce taraşmamamıza rağmen niçin beni tanıdığını iddia ettiğini merak ediyorum." Jessan bunun bir Vrykyl'in ya da normal bir Trevinici savaşçısının bu durumda bekleyeceği doğal bir soru olduğunu düşünüyordu. Ateş Fırtınası'ran gergin yüz ifadesi yumuşadı. "Gerçeği abarttığımı itiraf etmeliyim, ama' belki de düşündüğün kadar değil. Jessan'm ve atıldığı maceranın ünü halkımız arasında epey yayıldı." "Bu benim de maceram," diye belirtti kırılan Bashae. "Jessan ve ben bu işin içine birlikte girdik. Tabi bir de Nine." "Elbette," dedi Ateş Fırtınası kibarca. "Yaraldım." Jessan'a göre adam doğruyu söylüyor olabilirdi. Kabilesi ölen şövalyenin ve onun "aşk yadigârını" elf topraklarına götürenlerin öyküsünü diğer Treviniciler'e anlatmış olabilirdi. Ama bu bile Ateş Fırtınası'nın Yeni Vinnengaef de—evden çok uzaklarda—ne aradığını açıklamıyordu. Ayrıca hiçbir Trevinici az önce Ateş Fırtınası'ran yaptığı gi40 Boşluk'a Yolculuk bi dalkavukluğa varan bir yorumda bulunmazdı. Treviniciler öyle yapmaktansa hakarette bulunmayı yeğlerlerdi. "Bashae," dedi Jessan hafifçe. "Tuvaleti kullanmam gerekiyor. Benimle gel de yine kaybolmayasın." "Tutuklanan ben değildim," dedi gururu incinen Bashae. Sonra da Twithil lisanını kullanarak Jessan'm tuvalette ne halt yiyebileceğini bir güzel anlatmaya başladı. Son derece betimsel bir dil olan Tvvithü'i duyunca Jessan sırıtmadan edemedi. Bashae'ye imalı bir bakış atıp başıyla Ateş Fırtınası'm belli belirsiz işaret etti. Bashae diğer Trevinici'ye yan gözle şöyle bir baktı. Pecwaenin sağ gözkapağı seğirdi. "Pekâlâ, Jessan. Geliyorum," dedi Bashae. "Ben de geleyim. Şu şehirlilerin çok ilginç adetleri var," diye omuz silkerek ekledi Ateş Fırtınası. "İnsanlar içine pislesinler diye ayrı evler inşa ediyorlar." Jessan tam fikrini değiştirdiğini, tuvalete gitmesinin o kadar da gerekmediğini söylemek üzereydi ki Nine'nin attığı tiz bir çığlık yerinden sıçramasına sebep oldu. Ateş Fırtması'na ters ters bakan Nine, kehribar gözlü değneğini adamın göğsüne vurdu. Ulaf da Nine'nin attığı bu tüyler ürpertici, ilkel sesi duydu. Tiz çığlık, şahinin pençelerine yakalanmış bir farenin veya ok yemiş bir tavşanın atacağı türdendi. Korkunç ses tavernanın gürültüsünü bastırıp şaşıran bir garson kızın elindeki maşrapayı düşürmesine ve odadaki herkesin susmasına sebep oldu. Kendi dilinde öfke dolu bir sesle haykıran Nine, kehribar gözlü değneğini Ateş Fırtması'nın göğsüne bir kez daha indirdi. Değnek kadmın ellerinde kırılıp parçalara ayrıldı. Kehribar gözler yerde seke seke yuvarlandı, fakat kimse buna dikkat et-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


medi. Trevinici iğrenç bir değişim geçirmeye başladı. Üzerindeki deri pantolon ve tunik kayboldu. Trevinici savaşçısının kızılımsı saçları ve gülmeyen yüzü eridi, etleri çürüdü, ortaya sırıtmakta olan iğrenç bir kafatası çıktı. Boşluk kadar siyah bir zırh su gibi akarak adamın bedenini kapladı. Kemikli kafatasını kapkara bir miğfer örttü. İskeletin ellerine siyah eldivenler geç41 MARGARET W EİS ve TRACY HİCKMAN ti. "Haklıymışım," diye düşündü Ulaf. "Tanrıları yardımcımız olsun!" Tavernadakiler şaşkın bir saniye boyunca sessizce oturdular, sonra tam bir curcuna başladı. Çok az kimse o kötü yaratığın ne olduğunu biliyordu, fakat hepsi de onun Boşluk'tan çıktığının ve gittiği her yere ölüm ve yıkım götürdüğünün farkındaydı. Bazıları kaçmaya, bazıları saklanmaya çalıştı. Herkes çığlık çığlığa bağırıyor veya haykırıyor, ayağa sıçrıyor veya kendini yere atıyor, sandalyeleri deviriyor veya masaların altına giriyordu. Shadamehr'in adamları önce Vrykyl'e, sonra birbirlerine, sonra da Ulaf'a baktılar. Ulaf'm karar vermek için yalnızca bir saniyesi vardı. Büyü konusunda becerikliydi, fakat bir Vrykyl'in ölümcül Boşluk büyülerine karşı koyması imkânsızdı. "Ona bir şeyler atın!" diye kükredi Ulaf, o karmaşanın içinde. "Onu meşgul edin!" Ulaf yapmayı plânladığı büyünün sözlerini aklına getirdi, ardından da telâffuz etti. Büyü kanını kaynattı. Vrykyl'in ayakları altındaki zemini işaret etti ve büyü bedeninden dışarı aktı. Yerdeki kalaslar kıvrılıp bükülmeye başladı. Dengesini kaybeden Vrykyl yere düştü. Shadamehr'in adamları tabak çanakları, kâseleri, şişeleri, testileri, kısacası ellerine geçen her şeyi Vrykyl'e fırlatmaya başladılar. Tabaklar siyah göğüs zırhına çarpıp parçalandı, biralar yaratığın miğferine sıçradı. Tabak çanak yağmuru ona zarar veremezdi, fakat en azından onu meşgul edip büyü yapmasını önleyebilirdi. Ulaf uzun boylu biri değildi. Kaçmakta veya dövüşmekte olan kalabalıktaki çoğu kimse ayaktaydı ve Ulaf onların kafalarından başka bir şey göremiyordu. O karmaşada Jessan'ı gözden kaybetti. Ona ya da pecwaelere neler olduğunu seçemiyordu. Ulaf onları arayarak vakit kaybetmeye cesaret edemedi. Hepsini tanrılara emanet edip barın arkasına koştu, oradaki bir kapıyı hızla açtı ve kısa bir merdiveni tırmanarak ikinci kata 42 Boşluk/a yolculuk çıktı. Başka bir kapıdan geçti ve çatıya adım attı. Müşterilerin birçoğu çoktan sokaklara çıkmışlardı ve muhafızlara seslenmekle meşguldüler. Silahlı askerler Vrykyl ile başa çıkamazlardı. Ulaf gözlerini kısarak karanlığa bakındı. İşte oradaydılar. Tam takım kuşanmış altı savaş büyücüsü—Yeni Vinnengael'deki, belki tüm Loerem kıtasındaki en korkulan büyücüler. Tapmak yalnızca en iyi, en güçlü ve en disiplinli büyücüleri o iş için seçerdi. Hem silah hem de büyü kullanmakta yetenekli olan bu kimseler yalnızca yenilmesi güç büyücüler değil, aynı zamanda ordudaki en iyi kılıç ustalarıydılar. Tek bir vücut gibi savaşırlar, becerilerini bir arada kulla-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


narak tüm bir taburu bile devirebilecek büyüler yapabilirlerdi. Etraflarını beyaz bir hale çevreliyordu, zira şehrin karanlık sokaklarmda net görebilmek için büyü kullanmaktaydılar. Büyülü ışık onların kılıçlarını, miğferlerini, zırhlarım ışıl ışıl aydınlatıyor, zırhlarının üzerine giydikleri rütbelerini belli eden tabardlarını gözler önüne seriyordu. Araştırmalarını dikkatle yapıyorlar, acele etmeden her binayı inceliyorlardı. "Vrykyl!" diye sesinin çıktığı kadar bağırdı Ulaf. Bu sözcüğü büyünün kanatlarına yükleyerek çok ötelere kadar gönderdi. "Vrykyl!" dedi yine. "Şişman Kedi!" Gergin bir an boyunca bekledi, sonra savaş büyücülerinin hızla kafalarını kaldırdıklarını, çabucak yön değiştirdiklerini ve sesin geldiği yöne baktıklarım sevinerek gördü. "Acele edin!" diye onları teşvik etti Ulaf. Savaş büyücülerinin teşvike ihtiyaçları yoktu. Çoktan sokaklarda koşmaya başlamışlardı. Ulaf geri dönüp merdivenlerden aşağı inmeye koyuldu. Yolun yansım kat etmişti ki kulağına ıstırap dolu bir çığlık çalındı—bir pecvvaenin tiz, yüksek perdeden haykırışı. 43 Shadamehr yavaş yavaş kendine geldi. Kendini güçsüz hissettiğinden ve midesinin bulandığmdan başka hiçbir şey bilmiyordu. Sert, soğuk bir zeminde sırtüstü yatıyor, yukarılarda bir yerde titrek titrek yanan, sarı renkli bir ışık görünüyordu. Kendisine neler olduğunu merak etti ve yaşadıklarını hatırlamaya çalıştı. Korku ona engel oldu. Geri dönmeye korkuyordu. Hatırlamaya korkuyordu. Korkunç bir şey olmuştu. Dehşetin gölgesi yüreğine düşüyor ve geçmişe bakmaya cüret edemiyordu. Bedenine garip ve nahoş bir sıcaklık işlemişti. Sanki damarlarındaki kan çekilip alınmış, bir kazanda ısıtılmış, sonra damarlarına geri koyulmuştu. Ağzının içindeki iğrenç, metalik bir tat yüzünden kusacak gibiydi. Karnına kramplar giriyordu. Öğürmesine karşın kahvaltıdan beri hiçbir şey yemediğinden kusmadı. Güçsüz ve titrek bir halde öylece yatmayı sürdürdü. İstememesine rağmen anılar kafasına doluştu. Naip kılığına girmiş Vrykyl'den kurtarmak için genç kralı tutmak istemişti. Ellerini çocuğa sarmış, ayaklarını yerden kesmişti. Bedenine korkunç, yakıcı bir acı yayılmıştı. Çocuğun suratına baktığında bir kafatası görmüştü. Çocuğun gözlerindeyse Boşluk yatıyordu. Vinnengael'in genç kralı bir Vrykyldi. Shadamehr o an hissettiği çaresiz dehşet ve tiksintiden başka hiçbir şey hatırlamıyordu, zira hemen ardından yaranın buz gibi soğuk ateşi tüm bedenine yayılmaya başlamıştı. Şimdi nerede olduğunu bilmesineyse imkân yoktu. Hayatı buna bağlı olsa bile. "Belki sahiden de öyledir," diye mırıldanarak kendini oturur konuma getirmeye çalıştı. "Vrykyller beni arıyorlardır. Ne de olsa sırlarını biliyorum. Yaşamama izin vermezler. Ah! Kah44 Boşluk'a Yolculuk retsin!" Shadamehr nefes nefese bir halde tekrar boylu boyunca yere yığıldı. Vücudunu soğuk bir ter tabakası kaplamıştı. Bir inilti işitti; mırıltılı, belli belirsiz bir konuşma. Shadamehr'in görüşü bulanıktı. Fenerin ışığına baktığı için gözleri kamaşmıştı. Yan dönüp dirseği üzerinde doğrulmayı başardı ve sesin kaynağına

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


bakındı. Titrek bir nefes verdi. "Alise!" Kadın hemen yanıbaşmda, kıpırtısız bir halde, yerde yatıyordu. Elinin duruşuna bakılırsa son saniyelerinde Shadamehr'e doğru uzanmış gibi görünmekteydi. Parmakları titreyen Shadamehr, kadının suratına düşen parlak kızıl bukleleri yana itti. Bunu yapınca soluğu gırtlağında sıkışıp kaldı. Alise güzelliğini hiç önemsemeyen bir güzeldi. Güzel olduğuna dair lâflara dudak büker ve birçok genç delikanlıyı üzecek şekilde kendi adına yazılmış şarkı ve şiirlere gülüp geçerdi. Sivri bir dile, kızıl saçlarının ateşiyle yarışacak bir öfkeye, kıvrak bir zekâya sahipti ve nasıl bir kirpi sadık, sevecen yüreğini saklamak için dikenlerini kullanıyorsa Alise de bu özelliklerini aynı şekilde kullanırdı. Kadının güzelliği gitmiş, yok olmuştu. Yanaklarmdaki yumuşak deri tabakasında yaralar açılmışta ve boynundan aşağı kan damlıyordu. Alnı ve kapanıp kalmış bir gözü çirkin iltihaplarla kaplıydı. Dudakları çatlayıp kararmıştı. Shadamehr'e uzanan eli acıyla kasılmış, tartaklar etine batmıştı. Kadm ıstırap dolu bir sesle yeniden inledi. "Alise!" dedi hayrete düşen Shadamehr. "Neler oldu? Bunu sana kim yaptı?" Shadamehr soruyu sorduğu anda cevabı kendiliğinden anladı. "Oh, tanrılar aşkına!" Gözlerini kapadı. "Ben yaptım." Shadamehr kadının elini kaldırdı, katı ve soğuk parmakları açtı, o eli dudaklarına götürdü. Gözleri yaşlarla dolmuştu. Shadamehr büyücü olmasa da büyüden anlardı. Eskiden öğretmeni olan Rigiswald genç öğrencisine birkaç basit efsun 45 MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN öğretmeyi denemişti. Shadamehr bu konuda yeteneksiz olduğunu göstermekle kalmamış, aynı zamanda büyülerin kendi üzerinde ters teptiğini de ortaya koymuştu. En sıradan efsun bile onun elinde bir felâkete dönüşüyordu. Shadamehr bu tür olaylardan burnu bile kanamadan çıksa bile diğerleri o kadar şanslı değildi. Beyin sarsıntısını ve burkulmuş bir ayak bileğini de içeren bir haftalık acıdan sonra Rigiswald büyü kitaplarını yakmış ve öğrencisine bir büyü sözcüğünü düşünmeyi bile yasaklamıştı. Shadamehr büyüye karşı olan ilgisini korumasına karşın şahsen uygulama yapmaktan kaçınmıştı. O, Alise, Ulaf ve Rigiswald sık sık büyüyle ilgili uzun tartışmalara girerlerdi. Bunlara Boşluk büyüsü de dahildi. Boşluk büyüsü ölmekte olan birini iyileştiremezdi, fakat bir Boşluk büyücüsü kendi yaşam özünü ölmekte olan kişinin bedenine naklederek o şahsı kurtarabilirdi. Büyü tehlikeliydi, zira kurban kurtarılmaya çalışılırken büyücü de ölebilirdi. Shadamehr elini Alise'in boynuna koydu. Kadının nabzını güçlükle hissedebiliyordu. Acılar içindeki Alise haykırdı ve bedeni titreyip kasıldı. Ancak bu acı bile onu, içinde mücadele ettiği derin karanlıktan çıkartamadı. Shadamehr için kendini Boşluk'a teslim etmişti ve Boşluk şimdi ona sahip çıkıyordu. Alise ölecekti. Shadamehr bir şey yapmaz, kadına yardım bulmaz ve Boşluk'un onu çekip almasını önlemezse ölecekti. Alise ölecekti, üstelik de Shadamehr'in onu sevdiğini bilmeden.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Shadamehr dişlerini sıkıp müthiş bir çabayla kollarını kaldırmayı, yukarı uzatmayı ve bir fıçının üst kısmını tutmayı başardı. Biraz duraklayıp soluklandı, ardından yeniden çabalayarak kendini doğrulttu. Kontrolsüz bir halde titreyip ürpererek bir süre öylece bekledi. Yaşlarla dolu gözlerini, kapıyı bulmasına yetecek kadar açık tutabildi. Kapı sanki kilometrelerce ötede gibiydi. Baron nerede olduğunu bilmiyor, oraya nasıl geldiğini de anımsamıyordu. Hiçbir şey işitmiyordu. Kapının ötesinden hiç ses gelmemekteydi. Şimdi üzerinde biraz kafa yorunca birisinin ka46 Boşluk'a yolculuk pıya vurup seslendiğini hatırlamasına karşın bu olay sanki asırlar önce gerçekleşmiş gibiydi. Shadamehr yardım istemeye çalıştı, fakat sesi belli belirsiz bir cıyaklama şeklinde çıktı. Fıçıyı bıraktı, bir adım attı, sonra bir tane daha. Başı zonkluyordu. Oda titreyip sallanmaya başladı. Midesi kalktı, dizlerinin bağı çözüldü. Düşer gibi olduğunu hissedince fıçıya tutunarak kendini kurtarmaya uğraştı. Fıçı devrildi ve hem o hem de fenerle birlikte yere düştü. Neyse ki kilerde yangın çıkmadı. Fenerin alevi yakıt olarak kullanılan yağda boğulup sönmüştü. Shadamehr kendine, güçsüzlüğüne, başarısızlığına, kısacası kurtarmak için hayatını feda edebileceği tek kimseyi kaybetmesine yol açacak her şeye sövüp saydı. "Ölmeme göz yummalıydm, Alise," dedi. Kadının yanına kadar süründü ve elini tutup öptü. Sevgili Alise'in ıstırap dolu yüzüne baktı. Onu kollarına alıp kafasını kendi göğsüne yasladı ve üşüyen, titreyen bedenini sıkıca sardı. "Ölmeme göz yummalıydın. Büyük bir kayıp olmazdı bu," diye mırıldandı adam. "Sırf zevk olsun diye üzerine vazife olmayan işlere burnunu sokan kibirli, pervasız, akılsız bir budalayım ben." Yanağını kadının yumuşacık saçlarına yasladı. "Oh, kendi kendime büyük iyilikler yaptığımı, insanlığa faydam dokunduğunu söylüyorum. Belki ara sıra bunu başarıyorum da. Ama bunu sırf eğlence olsun diye yapıyorum. Tüm bunlar benim için bir maceradan ibaret. Hepsi bir macera. Tıpkı şu an içinde bulunduğumuz berbat durum gibi. Ne kadar akılsızca, pervasızca, saçma sapan bir şey bu—genç kralı bir Vrykyl'in elinden kurtarmak. Dostlarımın hayatını riske attım. Hükümran Taş'ı kurtarma görevimizi tehlikeye soktum. Sırf kendi bencilce zevklerim için. Bir anlığına olsun mantıklı düşünseydim neler döndüğünü akıl edebilirdim. "Kral ansızın ölüyor. Oğlu onu gören son kimse. Tabi kimse bir çocuktan şüphelenmez. Hiç kimse çocuğun göründüğünden farklı bir şey olduğunu düşünmez. Zaten gerçekleri söylesem bana kim inanır? Kim hayatı boyunca tek bir ciddi söz söyle+7 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN memiş, uçarı bir maceracıya güvenir ki? Hâkimiyet Efendisi olma hakkını kazanıp reddetmiş birisine. Üstelik bunu siyasete karşı çıktığımdan, felsefi çelişkilerden ya da ahlaki değerlerden de yapmadım hani. Gerçekte reddetmemin tek sebebi sorumluluktan kaçınmaktı. "Alise, Alise," diye fısıldadı Shadamehr, kadına iyice sarı-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lıp. "Hâkimiyet Efendisi olsaydım seni kurtarabilirdim. Kendimi de. Kendi lanet, bencil tembelliğim yüzünden değer verdiğim tek şeyi de yitirdim. Üstelik seni sevdiğimi dahi bilmeden benden ayrılıyorsun. Seni seviyorum, Alise," dedi Shadamehr, kadını nazikçe öperek. "Sen benim kadiminsin." Alise inlemeyi kesmişti. Vücudu soğuyor, solukları seyrekleşiyordu. Shadamehr ona sıkıca sarılarak onunla birlikte nefes alıp verdi, sanki bu şekilde ona hayat verebilecekmiş gibi. "Ölürsen, Alise, ben de yaşamak istemiyorum. Hayatımın bir parçası değilsen bana verdiğin bu anlamsız armağanı istemiyorum. Ama bu hayatı önemsemesem bile onu boşa harcayacak değilim. Benimle gurur duymam sağlayacağım, Alise. Bunu yapacağım. Tanrılara yemin ederim." 4? Vrykyl Jedash illüzyonu korumaya çalıştı. Ateş Fırtınası bir anlığına geri dönse de içeridekiler çoktan bağırmaya ve birbirlerine onu göstermeye başlamışlardı. Jedash maskesinin düştüğünü ve insanların sahte kılığı fark ettiklerini anladı. İşlevsiz kalan Trevinici yanılsamasını üzerinden atıp içindeki büyüyü çağırdı. Boşluk onu siyah zırhıyla kaplayarak Jedash'ı korudu, ona ölümcül büyüler ve bu büyüleri kullanma gücü verdi. Boşluk'un gücü yalnızca zihni değil yüreği de etkiler. Boşluk'un silahı korku, kalkanı dehşet, zırhı ümitsizliktir. En iyiler ve cesurlar bile Boşluk'la savaşmakta zorlanırlar, çünkü Boşluk kişiyi aynı anda iki rakiple birden savaşmaya zorlar—dışarıdaki korkuyla ve kişinin kendi içindeki dehşetle. Pecvvaeler çaresiz bir halde donakalmışlardı. Vrykyl ikilinin üzerine atıldı. Tam Nine'yi yakalamak üzereydi ki herifin birinin yaptığı büyü yüzünden ayaklarının altındaki kalaslar kıvrılıp bükülmeye başladı. Jedash dengesini kaybedip geriye doğru tökezledi ve duvara çarptı. "Ona bir şeyler atın!" diye bağırdı biri ve taverna müşterileri tabak çanak saldırısına başladılar. Tabaklar ve kâseler Vrykyl'in zırhına çarpıp kırıldı, kupalar miğferini buldu. Atılan eşyalar ona zarar vermiyorsa da dikkatini dağıtıyor, net bir şekilde düşünmesini önleyip büyü yapmasını engelliyordu. Jessan'ın etrafındaki hava, bir gömütün iç mekânı kadar soğuk ve rutubetli bir hal aldı. Genç Trevinici'nin burnuna çürümüşlüğün mide bulandırıcı kokusu doldu. Ateş Fırtması'ran suratı kayboldu. Cildi oluşturan illüzyon bozulunca sırıtan çirkin bir kafatasının dişlek gerçeği ortaya çıktı. Jessan'ın tek bir silahı vardı—kan bıçağı. Daha önce de bir / MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN Vrykyl'le dövüşmüştü ve o dövüş sırasında ölmesine ramak kalmasına rağmen o küçük kemik bıçağın hortlak yaratığa büyük zarar verdiğini hatırlıyordu. Jessan yanındaki Nine'yi tutup arkasına çekti ve kendini onunla Vrykyl'in arasına koydu. İyi hedeflenmemiş bir kupa Jessan'm sırtına, kürek kemiklerinin tam ortasına çarptı. Jessan darbeyi belli belirsiz hissetti. "Bashae nerede?" diye bağırırken başını çevirip arkasma baktı. Nine kafasını olumsuz anlamda salladı. Jessan bir gözünü hasmının üzerinden ayırmaksızın aceleyle pecvvaeyi aradı. Dostunun adını bağırdı, fakat Bashae cevap verdiyse bile Jessan etrafından yükselen tüm o çığlıklar,

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


haykırışlar ve kükremeler arasında onu duyamadı. Nine şiddetle genç Trevinici'nin deri pantolonunu çekiştirdi, sonra da parmağıyla bir yeri işaret etti. Jessan o yöne doğru baktığında Bashae'nin bir masanın altında saklandığını gördü. Tir tir titreyen pecwaerün gözleri, yerde yatan Vrykylinkilerle aynı hizadaydı. Etrafı sandalyelerle ve masa bacaklarıyla çevrelenen Bashae kapana kısılmıştı. Onunla Vrykyl arasında topu topu birkaç metre mesafe vardı. Jedash göz açıp kapayana dek o mesafeyi almıştı bile. Bashae köşeye sıkışmış bir hayvan gibi çaresizce kaçmaya çalıştı. Bunu başarıyordu da, zira pecwaeler çevik ve atik yaratıklardır; kemikleri söğüt dalları kadar da esnektir. Çantayı peşinden sürükleyen Bashae geriye doğru süründü ve bedenini iki sandalye ayağının arasına sığdırmayı denedi. Vrykyl çantayı deri kayışından yakaladı. Bashae aylardır Hükümran Taş'ı koruyordu. Maceraya ilk atıldığında bunu bilmiyor olabilirdi, fakat artık her şeyin bilincindeydi. Çanta onun gururu ve sorumluluğuydu. Çanta onu harika bir yolculuğa çıkarmış, o güne dek çok az pecvvaenin gördüğü yerlere götürüp manzaralar seyrettirmişti. Zamanla çantaya alışmış ve onu sahiplenir olmuştu. Bashae adı ölüm ve ümitsizlikle eşdeğer olan bu rezil yaratıktan aşırı derecede korkuyordu. Tek istediği ondan mümkün olduğunca çabuk uzak50 Boşluk'a. Yolculuk laşmaktı. Fakat ne olursa olsun çantayı da yanında götürecekti. Vrykyl çantayı tutarken Bashae içgüdüsel bir öfkeyle diğer taraftan asıldı ve deri kayışı Vrykyl'in elinden çekmeyi başardı. Sonra da solucan gibi kıvrılıp bükülerek geriledi. Kısa süre içinde masa ve insan bacaklarından oluşan bir ormanın içinde kaybolmuştu bile. Jedash onu takip edemedi. Öfkeye kapılan Vrykyl ayağa fırladı. Masayı tuttuğu gibi kalabalığın üzerine fırlattı. Bashae'yi başka bir masanın altında sürünürken gördü. Jedash pecvvaenin üzerine dolanmış çantaya doğru atıldı ve her ikisini de yakaladı. Çantaya şiddetle asılan Vrykyl neredeyse Bashae'nin kolunu kopartıyordu. Deri kayış yırtılmaya başladı. Bashae bunu hissetti. Geri dönüp çantayı kavradı ve Vrykyl'i çılgınca tekmeledi. Jessan tüm gücüyle pecvvaeye ulaşmaya çalışıyordu, fakat arada Vrykyl vardı ve Vrykyl'den önce sandalyeleri, masaları ve paniğe kapılmış müşterileri aşması gerekiyordu. Jessan sandalyeleri sağa sola attı, önüne çıkanları itekleyip devirdi. Bazen fal taşı gibi açılmış gözler ve bağrışan ağızlar görür gibi oluyordu, ancak bunların onun gözünde hiçbir anlamı yoktu. Dostu için duyduğu korku sebebiyle önüne çıkan tüm engeller Jessan için kış rüzgârının savurduğu yapraklara benziyordu. Jessan bağırarak Vrykyl'e meydan okudu. Yaratığın pecwaeyi unutmasını ve yeni rakibiyle yüzleşmek için dönmesini umuyordu. Vrykyl'in kafasında ise tek bir düşünce vardı ve o da çantayı ele geçirmekti. Jessan'a miyavlayan bir kediye göstereceğinden daha fazla ilgi göstermedi. Vrykyl sivri tırnaklarını Bashae'nin vücuduna batırdı. Bashae'nin göğüs kafesinden kan akmaya başladı. Pecwae acıyla bağırdı, ıstırapla kıvrandı. Vrykyl çantayı tuttu ve çığlıklar atan pecvvaeyi yere savurdu. Jessan gibi Nine de Bashae'ye ulaşmaya çabalıyordu. Kalabalık önünü tıkayınca kendini yere atıp torununa doğru emek-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lemeye başladı. Vrykyl Bashae'yi yere savurduğunda Nine kendini ona kalkan yaptı ve cüretkâr gözlerle Vrykyl'i süzdü. Vrykyl kılıcını çekerek her ikisini de öldürmeye ve mükâfatını elde etmeye hazırlandı. Yaratık silahını kaldırdı. Nine 51

MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN kehribar gözlerden birini kapıp Vrykyl'in miğferli suratına attı. Kehribar göz bembeyaz bir ışıkla patladı. Büyülü ışık korkunçtu. Jedash'ın kafasımn içine vuran ışık Boşluk'u aydınlattı ve Vrykyl'i tanrılar karşısında savunmasız bıraktı. Jedash tanrıların mukaddes bakışları karşısında hortlak ruhunun büzüştüğünü hissetti. Afallamış Vrykyl'e arkadan yaklaşan Jessan kan bıçağım yaratığın sırtına sapladı. Narin, kırılgan görünümlü bıçak Boşluk zırhım delip geçti ve Vrykyl'in kirli, çürümüş bedenine girdi. Boşluk'tan doğan bıçak, Vrykyl'in özünü bir bütün halinde tutan Boşluk büyüsünü parçalamaya başladı. Kan bıçağı, Vrykyl'i bu dünyaya tutunduran kapkara ölüm bağlarını kopartırken Jedash'ın içini erimiş metali andıran felâket bir acı kapladı. Öfkeyle haykıran Jedash bu yeni saldırganla yüzleşmek üzere arkasına döndü. Jessan kan bıçağım çekip almaya çalıştı, fakat terden sırılsıklam haldeki parmakları saptan kaydı. Kemik bıçak Vrykyl'in siyah zırhına saplı kaldı. Vrykyl elini göğsündeki siyah zırhın içine soktu. Kendi kadavrasının içini aradı ve çürümüş bedenine saplı kan bıçağını ıstırap dolu bir ulumayla tutup çekti. Jedash istediklerini elde etmişti. Çanta hemen yarubaşmdaydı ve Hükümran Taş'in onun içinde olduğundan emindi. Vrykyl kan bıçağım siyah eldivenli elinde parçaladı ve kalanları Jessan'm üzerine attı. Mükâfatım elinde tutan Vrykyl kapıya yöneldi. Kemik bıçağm parçaları Jessan'a çarptı. Vücuduna isabet eden parçalar kan akıttı, fakat Jessan buna dikkat etmedi bile. Bashae kanlar içinde yerde yatıyordu. Onun üzerine eğilmiş olan Nine'nin yüzü de gözyaşları ve kandan sırılsıklamdı. Kadın eski pecvvae efsunları yapıyor, sözleri ağlayış hıçkırıklarıyla sık sık bölünüyordu. Jessan'm beyninde patlayan kıpkırmızı bir öfke, kendini korumaya dair tüm içgüdüleri yakıp kül etti. Artık tek bir amacı 52 Boşluk'a Yolculuk vardı ve o da dostunun bırakmamak için pecvvaelerin hiç de alışık olmadıkları türden bir kahramanlıkla savunduğu çantayı geri almaktı. Jessan karşısındaki Vrykyl'in elinden sarkan deri kayışı yakaladı. Hiddet ve elemden doğan bir kuvvetle asılıp çantayı yaratıktan aldı. Hayrete düşen Vrykyl mükâfatını tekrar ele geçirmeyi denedi. Vrykyl'in savurduğu elden kaçmaya çalışan Jessan geriye sıçradı ve bir sandalyenin üzerine düştü, sonra da yere devrildi. Çantayı göğsüne bastıran ve kendini ona siper eden Jessan ayağa kalkmaya çalıştı, fakat başı dönmeye başlamıştı. Altındaki zemin adeta sallanıp sarsılıyordu. Çıplak kol ve bacakları

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


acıyla yanıyordu. Kemik bıçağın cildine saplı duran parçaların etini kemiren iğrenç siyah sülüklere dönüşmüş olduğunu dehşet içinde fark etti. "Jessan!" diye bağırdı Ulaf. Adamın sesi sanki çok uzaklardan geliyordu. Tuzağa düştüğünü bilen ve ölmekte olduğunu sanan Jessan doğrulup çantayı kendinden ve Vrykyl'den mümkün olduğunca uzağa, Ulaf in sesinin geldiği istikamete attı. Vrykyl öfkeyle kükredi ve çantayı havada kapmaya çalıştı, fakat başarılı olamadı. İyice kızan Vrykyl yerdeki Jessan'a vurdu. Eldiveninin sivri parmak uçları Jessan'm sırtım çizdi. Acı, genç adamın ruhuna kadar işledi. Vücudu seğirdi, ıstırap içinde haykırdı ve Vrykyl'in ayakları dibine yığılıp kaldı. Deri çanta boğuk bir gürültüyle Ulaf'm önüne düştü. Ulaf onu almak için hemen ileri atıldı. Çantayı içindeki kıymetli eşyayla beraber bol gömleğinin içine tıkıştırdı. O ana dek taverna müşterilerinin çoğu pencerelerden atlayarak veya ön kapıdan çıkmak için birbirlerini itekleyerek dışarı kaçmıştı. Geride bir tek Shadamehr'in adamları ile taverna sahibi kalmıştı ve bunlar ellerinden geldiğince dövüşe destek oluyorlardı. Savaş büyücüleri olay mahalline gelmelerine karşın hemen tavernaya dalmadılar. Pencerenin dışından gelen bir sesin emirler yağdırdığı duyulabiliyordu. Savaş büyücülerinin lideri em53 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN rindeki askerleri öne ve arkaya gönderiyor, Vrykyl'in içeriye hapsedilmesine dair emirler verip adamlarına tüm çıkışları tutturuyordu. Yukarıdan hızlı adımlarla ilerleyen ağır çizmelerin gürültüsü gelmekteydi. Hava büyüsünde hünerli olan büyücüler uçarak yukarı çıkmışlardı. İkinci kattaki bu adamlar her an merdivenlerden inebilirlerdi. Plâna göre onlar Vrykyl'e arkadan saldırırlarken ötekiler önden dalacaklardı. Şişman Kedi bir büyü fırtınasına hedef olmak üzereydi. Vrykyller'in tüm Boşluk yaratıklarının en güçlüleri ve korkunçları oldukları bilinirdi. Savaş büyücüleri onun kaçmasına göz yumamazlardı, zira yaratık hemen şekil değiştirir ve kentin kalabalığına karışırdı. Bu büyük tehditle yüzleşen savaş büyücüleri birkaç talihsiz taverna müşterisinin, iki pecwaenin ve yaralı bir Trevinici'nin kaybından pek de üzüntü duymazlardı. Ulaf sesini yükselterek, "Herkes dışarı çıksın! Hemen!" diye bağırdı. Dostlarının ikinci bir buyruğa ihtiyaçları yoktu. Neler olacağını tahmin etmişler ve çoktan en yakın çıkışlara doğru ilerlemeye başlamışlardı. Taverna sahibi bar tezgâhının arkasından çıktı. Un beyazı bir suratla Vrykyl'e baktı. Sonra yakaran bakışlarını Ulaf tan tarafa çevirdi. "Ailen güvende!" diye bağıran Ulaf dönüp Jessan'a doğru koşmaya başladı. "Hemen dışarı çık! Yürü, yürü!" "Tavernam!" diye açması bir sesle ağlaştı adam. Ulaf kafasını sağa sola salladı. "Git! Dışarı çık!" Vrykyl o tüyler ürpertici sesiyle mırıldanmaya başladı. Ulaf Boşluk büyüsünün soğuk, karanlık sözlerini hemen tanıdı. Yaratığın nasıl bir büyü yapmakta olduğunu bilmese de etkilerin korkunç olacağından emindi. Üstü başı kanla kaplı Jessan yerde yatıyordu. Bilinci yerinde olan delikanlı hızla nefes alıp veriyor ve acıyla kıvranıyordu. Onun yakımndaki Nine ise Bashae'nin kıpırtısız vücu-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


duna aceleyle taşlar yerleştirmekteydi. Kapı eşiğinde bir erkek öteki kadın iki savaş büyücüsü belirdi. İkisi de meşale ışığında parıldayan bir zincir zırh giyiyor ve yanlarında birer kılıç taşıyordu. Korkusuzca odaya girip büS4 Boşluk'a Yolculuk yü sözleri haykırdılar. Aynı anda aynı büyüyü yaparlarken sesleri birbirine karıştı. "Rezil yaratık," diye seslendi kadın. "Seni doğuran Boşluk'a geri dön!" Kadın binanın kuzey tarafındaki devasa şömineyi işaret etti ve eliyle bir çağırma hareketi yaptı. Şömineden fırlayan bir alev dalgası odayı boylu boyunca aşarken Ulaf'ın o kadar yakınından geçti ki yakıcı ısı adamm saçlarını ve kaşlarını alazladı. Ateş Vrykyl'e ulaşınca yaratığın siyah zırhının üzerinde kayarak dans etti. Alevler etraftaki ahşap mobilyaları yakarak Vrykyl'in etrafını baş döndürücü bir girdap gibi sardı. Havayı duman doldurdu. Ulaf büyüsünü bozdu. Onun güçsüz efsunlarına artık ihtiyaç yoktu. Vrykyl emin ellerdeydi. Hükümran Taş'ı barındıran çanta Ulaf'm yanındaydı. Öncelikle pecwaelerle Trevinici'yi kurtarmalı, onları Vrykyl'den ve savaş büyücülerinden mümkün olduğunca uzağa götürmeliydi. Ulaf dumanların içinden geçerek Bashae ile Nine'ye doğru ilerledi. "Jessan!" diye seslendi adam. "Jessan! Buraya gel!" Jessan kafasmı kaldırıp Ulaf tan tarafa kızarmış gözlerle baktı. Ardından dişini sıkıp sendeleyerek de olsa ayağa kalktı. Vrykyl'e çekingen bir bakış attı, fakat iğrenç varlığını korumak için savaşan yaratık o sırada meşguldü. Ulaf giderek artan dumandan korunmak için ağzım gömleğinin koluyla kapattı. Kendini havamn daha temiz olduğu bir yere attı ve iki pecwaeye doğru süründü. Savaş büyücüleri başka bir efsun yaptılar. Yeni bir ateş girdabı Vrykyl'i sararak kollarına dolandı, ellerini yaktı. Alevler onu ateşten bir pelerin gibi örttü. Sanki kafasında da alevden bir miğfer vardı. Ancak tüm bu ateş onu tüketmedi, zira tüketilecek bir şey yoktu. Ateş ona gerçek bir hasar veremezdi. Vrykyl düşmanlarıyla yüzleşmek üzere döndü. Boşluk'tan yapılmış dartlar göğsündeki siyah zırhtan fırlayarak duman dolu havayı yardılar ve kadın savaş büyücüsü55 MARGARET WE i S ve TRACY HİCKMAN nün göğsüne çarptılar. Kadının üzerindeki tabard çözündü, zırhı eridi. Kadın kısık bir çığlık attı, geriye doğru sendeledi ve yere yığılıp kaldı. İyi eğitimli arkadaşı yapmakta olduğu efsunun tek bir kelimesini bile kaçırmayarak büyüsünü sürdürdü. Merdivende ayak sesleri yankılandı. Arkadan gelen bir patlama, Ulaf'ı savaş büyücülerinin öteki taraftan da yaklaştıkları konusunda uyardı. Yere yakın duran Ulaf nihayet pecwaelere ulaşmayı başardı. Bashae yaşıyordu. Gözleri açıkti ve nefes alıyordu, fakat Ulaf daha ilk bakışta pecvvaenin çok kötü bir durumda olduğunu anladı. Ağzından ve burnundan kan damlıyordu. Cildi kül gibiydi. Acı yüzünden solukları hırıltılıydı. Göğsüyle alnında turkuvaz ve benzeri taşlar duruyordu. Tepesinde dikilen

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Nine dumandan öksürerek efsunlar mırıldanıyordu. Ulaf'm omzuna bir el dokundu. Adam kafasını çevirdiğinde Jessan'm hemen arkasmda çömeldiğini gördü. "İyi misin?" diye bilmek istedi Ulaf. Jessan kafa salladı. Üstü başı kanlı ve dağınıktı. Kollarıyla göğsünde cılk yaralar bulunuyordu. Acı çekiyor olmalıydı, fakat öyleyse bile acısını kendine saklıyordu. Genç adam dudaklarını sıkıyor, ellerini yumruk yapıyor, fakat hiç şikâyet etmiyordu. "Onları buradan çıkarmalıyız!" diyen Ulaf pecwaeleri gösterdi. Jessan kafasını Bashae'ye çevirdiğinde yüz ifadesi sertleşti. "Ağır yaralanmış. Hareket ettirilmemeli." Ulaf etrafına bakındı. Tavernaya beş savaş büyücüsü girmişti. Vrykyl'in etrafını sarmışlardı ve çemberi giderek daraltıyorlar, onu yıkıcı büyülere kolay hedef olacağı bir noktaya doğru geriletiyorlardı. Vrykyl ise Boşluk büyüsünü kullanmaya çalışıyor, fakat görünüşe bakılırsa şansı pek yaver gitmiyordu. Çünkü başka hiçbir büyücüyü devirememişti. Ulaf savaş büyücülerinin yalnızca avları üzerine yoğunlaşmalarına minnettardı. Hiçbiri grubun bulunduğu yöne bakmamıştı. "Jessan, beni dinle," dedi Ulaf kısık, sert bir sesle. Pecvvaelerin yalnızca Trevinici'nin dediğini yapacaklarını biliyordu. 5&> Boşluk'a Yolculuk "Bu insanlar o iblisin üzerine tanrıların gazabını getirecekler. Efsun yapıldığında buradan uzaklaşmamışsak hepimiz ölecegiz!" Jessan büyücülerle Vrykyl'e şöyle bir baktı, ardından hafifçe kafa salladı. "Dışarı nasıl çıkacağız? Tüm çıkışları tuttular." "Onunla ben ilgileneceğim. Sen Bashae ile Nine'yi koru." Ulaf ayağa kalkıp her iki elini de duvara dayadı ve bazı sözler mırıldanmaya başladı. O tecrübeli bir büyücüydü, fakat tüm büyücüler bu tür anlarda korkunç bir saniye geçirirlerdi, zira her efsunun başarısız olma ihtimali vardı. Ulaf efsunla beraber tanrılara kısa bir dua etti ve parmaklarının altındaki duvarın çatlamaya başladığını hissedince rahatlayarak iç geçirdi. Kafasını çevirip baktığında Jessan'ın Nine'yle konuştuğunu gördü. Kadın kafasını sağa sola salladı. Jessan bir şeyler daha söyledi. Yaşlı kadın soran gözlerle Ulaf'ı süzdü. Ulaf çaresiz bir omuz silkişle, "Buradan hemen gitmemiz gerek!" demeyi istiyordu. Nine elinin bir hareketiyle Bashae'nin üzerindeki taşları topladı. "Bashae," dedi Jessan, "seni yerden kaldıracağım. Bu canını acıtabilir—" "Jessan," diye fısıldayan Bashae konuşmaya çalışıyordu. "Çanta!" "Güvende. Onu Ulaf aldı," dedi Jessan. "Bir bakayım!" dedi Bashae güçlükle. Ulaf çantayı gömleğinden çıkarıp havaya kaldırdı. Rahatlayan Bashae iç geçirdi. "Güzel. Shadamehr'le konuşmalıyım, Jessan. Çabucak. Ölmeden önce. Beni ona götürür müsün?" "Ölmeyeceksin," dedi Jessan öfkeyle. "Konuşma. Gücünü iyileşmekte kullan." Jessan dostunu sarsmamaya çalışarak onu yavaşça kaldırdı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Bashae inledi ve baştan aşağı titredi. Sonra hareketsiz kaldı, kafası Jessan'ın koluna düştü. "Ölmedi," dedi Nine titreyen bir sesle. "Bayıldı. İyi de oldu. 57 MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN Artık hiçbir şey hissetmeyecek." Jessan ayağa kalktı. Kendi yaralarından dolayı zayıf düştüğü için hafifçe sendeledi. "İyi misin?" diye sordu Ulaf. Jessan zaten sıkılı olan dudaklarını daha da sıktı. İyi olduğunu belirten bir şeyler geveledi. Ulaf yeniden işine döndü. Arkasındaki büyü mırıldanmaları giderek şiddetleniyordu. Fazla vakitleri yoktu. "Geri çekilin," diye uyardı Ulaf. Ulaf çantayı omzuna attı ve iyice yerleştiğinden emin oldu, sonra da hız almak için birkaç adım geriledi. Kendini büyü işe yaramamışsa kemiklerini bile kırabilecek olan çarpışmaya hazırladı. Bir omzunu önde tutarak duvara doğru son sürat koşmaya başladı. Darbe beklentisiyle yüzünü ekşiten Ulaf duvarı kolayca kırıp geçerek tahta ve sıvaların arasında koca bir gedik bıraktı. İvmesi onu sokağa kadar götürdü. Orada bu sahne yüzünden şaşkına dönmüş bir savaş büyücüsüne bindirmesine ramak kalmıştı. Bu hayaletimsi yaratığı gören savaş büyücüsü (Ulaf baştan aşağı sıva tozuyla kaplıydı) kılıcını kaldırdı ve dudaklarında bir efsunun sözleri şekillendi. "Biz dostuz!" diye haykıran Ulaf ellerini kaldırdı. "Bize zarar verme! İçeride bu çocuklarla kapana kısıldık! Sadece buradan kaçmaya çalışıyoruz!" Ulaf ellerini havada tutarak Bashae'yi taşımakta olan Jessan'ı işaret etti. Jessan'm yanında düşe kalka yürümekte olan Nine de Bashae'nin elini tutuyordu. Karanlık, duman ve alevler yüzünden savaş büyücüsü doğru düzgün göremiyordu. Zaten onlarla fazla ilgilenmedi de. Ulaf Nine'yi tuttu ve onun öfke dolu itirazlarını duymazdan gelerek kadım sırtına aldı. "Koşmamız gerek, Nine, ve sen bize ayak uyduramazsın. Kollarım boynuma dola!" Bu sözlere riayet eden Nine kollarım adamın boynuna öyle bir sardı ki Ulaf'ı neredeyse boğuyordu. Koşmaya başlayan 52 Boşluk'a Yolculuk. Ulaf, Jessan'm Shadamehr'i bulabileceğini söylediği tavernaya doğru yola çıktı. Neyse ki savaş büyücüleri Vrykyl'in kaçabileceğini düşünerek çevreyi bir güzel ışıklandırmışlardı. Büyüleri kentin yansını aydınlatıyor, Şişman Kedi'nin çevresindeki cadde ve sokakları donuk, beyaz bir parılüya boğuyordu. Her sokağın köşesinde nöbet tutan savaş büyücülerinin mırıldanmaları duyulabiliyordu. Sokaklar boştu. Şehir muhafızları düzeni sağlamak üzere görevlendirilmişlerdi. Tavernanın etrafındaki sokaklar kordon altına alınmıştı, fakat bu durum vatandaşların neler olduğunu öğrenme çabalarını bastırmıyordu. Kapı eşiklerinde duran insanlar kafalarını dışarı çıkartarak ya da evlerinin pencerelerinden bakarak neler olduğunu görmeye çalışıyorlardı. Hiç kimse "çocukları" güvenli bir yere götüren Ulaf ile

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Trevinici'yi durdurmadı. Hatta muhafızlardan biri yardıma ihtiyaçları olup olmadığını sordu. Ulaf kafasını iki yana sallayarak koşmayı sürdürdü. Acıyla inleyen Bashae'nin kafası sağa sola sallanıp duruyordu. "Daha ne kadar gideceğiz?" diye tedirgin bir sesle bilmek istedi Jessan. "Sadece bir iki blok daha," dedi Ulaf. "Bashae'nin durumu nasıl?" "İyileşecek," dedi Jessan. "İyileşecek." Ulaf yanında koşturan Jessan'm güçlü kollarında kolayca taşıdığı küçük, bembeyaz surete baktı, sonra kafasını çevirip kendisine sıkıca tutunan Nine'ye bir göz attı. Nine hiç ses çıkarmasa da Ulaf, kadının gözlerinden akan yaşların gömleğini ıslattığım hissedebiliyordu. Beş savaş büyücüsü Jedash'ı köşeye kıstırmıştı. İhtiyatla hareket ederek onu geriletirken bir yandan da çok güçlü bir efsunun sözlerini mırıldanıyorlardı. Jedash halen kendini koruyabilmekteydi. Onları uzakta tutmasına karşm giderek güçsüz 0 MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN düşüyordu. Kan bıçağının açtığı yara işe yaramıştı. Jedash o yaranın kendisini tükettiğini, enerjisini azalttığını hissedebiliyordu. Büyücüler ona her yönden saldırıyorlar, iğrenç ve baş döndürücü ışıklarıyla onu yarı yarıya kör ediyorlardı. Jedash geri çekildi. Yapabilse onlara teslim olurdu. Dövüşmek istemiyordu. Zaten yaşarken de dövüşmekle arası pek iyi sayılmazdı. Boşluk zırhı onun çürümüş cesedini tek parça halinde tutuyor olabilirdi, fakat karakterini değiştiremezdi. Boşluk ona cesaret veremezdi. Jedash dışarıdan bakıldığında haşin görünse de siyah miğferinin içinde gözleri fıldır fıldır dönüyor, odanın içinde bir kaçış yolu arıyordu. Yaşadığı sırada ödlek biri olan Jedash çok da değişmiş sayılmazdı. Ayaklarının altındaki mobilyaları deviren Jedash hep yanında taşıdığı kendi kan bıçağını arandı. Ona ulaşınca kabzayı sıkıca kavradı. "Shakur!" diye feryat etti. "Beş savaş büyücüsü etrafımı sardı! Şimdilik onları uzak tutabiliyorum" —bir masaya takıldığından neredeyse düşüyordu, fakat onu tekmeleyerek bir kenara fırlattı ve kendini kurtarmaya başardı—"ama yaralandım ve fazla dayanamam. Shakur! Orada mısın? Bana cevap ver!" "Buradayım," diye tersledi Shakur. "Sana gerçek tabiatını gizlemen emredilmişti. Ne yaptın da başına bunlar geldi?" Jedash'm aklma parlak bir fikir geldi. Shakur'un kendisine yardım etmeyeceğini adı gibi biliyordu, fakat Shakur Hükümran Taş için öyle bir gelirdi ki. "Taş bende!" diye cıyakladı Jedash. "Taş'ı aldım! Bana o yüzden saldırıyorlar! Taş'ı benden almaya çalışıyorlar. Gelmen gerek, Shakur! Hemen gel!" Jedash Shakur'a ait olmayan başka bir ses duydu. Araya karışan ses Dagnarus'undu. "Yalan söylüyorsun," dedi Dagnarus. Sesi Boşluk kadar boş ve karanlıktı. "Hükümran Taş sendeydi, ama emirlere karşı geldin. Onu Shakur'a götürmen söylenmişti. Ama sen açgözlülük ettin ve Taş'ı kaybettin." "Kimde olduğunu biliyorum!" diye sızlandı Jedash. "Geri feO

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Boşluk'a Yolculuk alabilirim! Lütfen, lordum, lütfen beni kurtarın!" "Zamanımı harcayabileceğim daha iyi şeyler var," dedi Dagnarus. "Lordum!" diye haykıran Jedash, kendi kemiğinden yaptığı kan bıçağını iyice sıktı. "Shakur! Bana yardım et!" Aldığı cevap sessizlik oldu. Boşluk'un sessizliği. Büyücüler onu devasa şöminenin içine kadar gerilettiler. Dehşete kapılan Jedash büyüsünü kullanmayı, ilk savaş büyücüsünü öldüren tehlikeli efsunu yapmayı denedi. Efsunun sözlerini telâffuz etmeye çalıştıysa da savaş büyücülerinin mırıldanmaları onun kafasını karıştırıyor, doğru düzgün düşünmesini engelliyordu. Efsun başarısız oldu. Jedash başka bir tane denedi. Sonuç aynıydı. Savaş büyücülerinin mırıldanmaları kreşendoya1 ulaştı. Mukaddes tanrıların güneş kadar parlak ve yakıcı büyüsü bir anda açığa çıktı. Büyücüler bu gücü kontrol altına aldılar. Yıkıcı gücün etrafını sardığını hisseden Jedash geri döndü ve tuğlaları yarıp geçmeyi denedi. Savaş büyücüleri gücü serbest bıraktılar. Tanrıların gazabı Jedash'ı vurdu. Büyünün patlayıcı kuvveti Boşluk'ta dövülmüş zırhı yamulttu, ezdi, büyünün ısısında eriyen minicik parçalara ayırdı. Patlama şömineyi delip duvarın öteki tarafına ulaştı ve bacayı havaya uçurdu. Vrykyl'in tepesine tuğlalar, molozlar ve tahta kirişler yağdı. Bina şiddetle sarsıldı ve bir an için çöküp hem Vrykyl'i hem de büyücüleri ezecekmiş gibi oldu. Büyücüler buna hazırdılar, zira hasımlarım yok etmek için gerekirse kendilerini feda edecek zihniyette eğitilmişlerdi. Buna karşın taverna iyi inşa edilmişti ve sanki binanın kendisi bile bu korkunç olaylar karşısında dehşete düşmüş gibi son bir sarsıntının ardından yıkılmayıp hareketsiz kaldı. Diğer büyücüler olay yerine intikal ettiler. İnşa büyülerinde marifetli olanlar zayıflamış yapıyı güçlendirmeye girişirlerken 1 Kreşendo: Sesin en yüksek perdeden çıkması, (çn) MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN Boşluk büyüsü eğitimi görmüş Engizisyonerler de Vrykyl'den arta kalanları bulmak için yıkıntıyı incelemeye başladılar. Az önceki efsunu yapan savaş büyücüleri bölgeden ayrıldılar. İçlerinden ikisinin gücü öyle bir tükenmişti ki kendi başlarına yürüyemediklerinden dostları tarafından götürülmek zorunda kalmışlardı. Bacayı infilak ettiren patlama, neredeyse zavallı taverna sahibinin de yüreğine indiriyordu. Ulaf'm tavsiyesine uyan adam oradan kaçmıştı. Savaş alanından güvenli bir mesafede ailesine sokulmuş bekleyen adam patlamayı duymuş ve en kötü ihtimalin gerçekleştiğini sanmıştı. Üzüntüden bayılmak üzereydi ki pratik zekâlı karısı Tapmak'm tüm zararı karşılaması ve tavernayı yeniden inşa etmelerine yetecek kadar para vermesi gerektiğini hatırlattı. Üstelik taverna yeniden hizmete açıldıktan sonra Tapınak ile bir Vrykyl arasında geçen bu çatışma, Şişman Kedi'nin ününe ün katacaktı. "Bir de plâket koyarız," dedi kadın. Rahatlayan taverna sahibi, ailesini bir yakınının evine götürdü. Orada kendisinin bu korkunç tehlike karşısında gösterdiği cesareti anlata anlata bitiremeyecekti.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Engizisyonerler gece boyunca çalıştılar ve binaya kendilerinden başka hiç kimsenin girmesine izin vermeyip molozları bizzat incelediler. Şafağa doğru nihayet gittiklerinde yanlarında çok dikkatli taşıdıkları küçük bir bohça olduğu görüldü. Bohçanın içinde Vrykylden mi, yoksa onun zırhından mı parçalar bulunduğu açıklanmadı. Engizisyonerler kral naibine olay hakkında bilgi verdiler, o da korkmuş olabileceğini düşündüğü genç kralı Vrykyl'in yok edildiği konusunda aydınlattı. Genç kralın bu haberi almaktan çok memnun olduğu gözlendi. 62 Vrykyl'i yok eden patlamanın ışığı gece göğünü aydınlattı ve Şişman Kedi'nin etrafmdaki tüm sokakların kaldırımlarını titretti. Pencereler kırıldı, komşu bir binanın çatısı alev aldı, geniş çapta panik başladı. Yangın kısa sürede söndürüldü. Şehir muhafızları ve tellallar hemen sokaklara dağılarak Pek Saygıdeğer Yüksek Büyücü'nün bu durumla ilgilendiğine dair halkı temin ettiler. Her şey kontrol altındaydı. Herkes yatağına geri dönmeliydi. Jessan patlamayı duyunca durup arkasma baktı. "Şu an biz de orada olabilirdik," dedi Ulaf, ayaklanılın altındaki zemin zangır zangır sallanırken. Jessan hafifçe kafa salladı, sonra da şaşkınlıkla etrafına bakındı. "Sanırım Shadamehr'i bıraktığım taverna buralarda bir yerde." "Şu sokağın aşağısında," diyen Ulaf ana caddeden başka bir sokağa saptı. Savaş büyücülerinin yarattıkları büyülü ışık bu sokağın ilerisini aydınlatamıyordu. Her şey karanlık ve sessizdi. Hatta Ulaf'a kalırsa gereğinden fazla karanlıktı. Tavernanın pencerelerinde hiç ışık yoktu. "Bashae nasıl?" "Halâ nefes alıyor," dedi Jessan. "Bashae Shadamehr'le konuşmak istedi. Yanından ayrıldığım sırada baron kötü bir haldeydi. Bashae'ye ölmüş olabileceğini söylemedim." "Tanrılar Shadamehr'i ilâhi mekânlarına almakta acele etmiyorlar, o yüzden yerinde olsam en kötüsünü düşünmem," diyen Ulaf, kendi ağzından çıkan rahatlatıcı sözlere inanmaya çalışıyordu. Shadamehr'in İmparatorluk Süvarileri'nden saklandığı 63 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN Karga İle Yüzük adlı tavernayı Ulaf da biliyordu. Hem Tapınak'm hem de sarayın yakınındaki Ciltçiler Sokağı'nda yer alan Karga İle Yüzük, basım ve dağıtım işindeki tüccarlara ve küçük ölçekli hükümet adamlarına hizmet verirdi. Ufak ve sıcak bir ortama sahip bu tavernada Şişman Kedi'deki konfor mevcut değildi ve bir arka çıkışı da yoktu, fakat yetişkin bir insanın içine rahatlıkla sığabileceği bir depo odasına—Ulaf bunu bizzat tecrübe etmişti—ve fazlasıyla geveze olmasına karşm çenesini ne zaman kapalı tutacağını bilen bir sahibeye malikti. Ulaf ışık büyüsünün ürkütücü parıltısından sonra gözlerini ara sokağın karanlığına alıştırmakta zorlanıyordu. Anlaşılan Jessan'm gözleri daha keskindi, zira, "Orada, kapı eşiğinde birisi var," dedi. Ulaf gözlerini kısıp baktı, fakat kapıya iyice yaklaşana dek taverna sahibesini—Karga İle Yüzük'ü rahmetli kocasından

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


devralmış orta yaşlarında, tıknaz bir kadın—görmedi. "Kim var orada?" diye titrek bir sesle sordu kadın. Bir ışık yandı. Kadın kara fenerindeki kapağı kaldırmış ve ışığı dosdoğru Ulaf'in suratına tutmuştu. Ulaf çığlık atarak elleriyle yüzünü örttü. "Benim, Maudie," dedi adam asabiyetle. "Kapağı kapat! Beni neredeyse kör ediyordun!" "Sahiden de sensin, Ulaf," dedi kadın, adamı dikkatle süzerek. "Şükürler olsun!" Kadın kara fenerin kapağını indirerek ışığı kesti. "Muhafızlar peşinizdeler mi? Nereden geliyorsunuz? Yanınızda kimler var? Çocuklar mı? Zavallı şeyler. Hemen içeri girin. Patlamayı duydunuz mu? Boşluk iblislerinin şehirde kol gezdikleri ve önlerine çıkan tüm masumları öldürdükleri söyleniyor. Geldiğinizi duyunca sizi ilk başta o yaratıklardan sandım. Ama hazırlıklıydım. Kapının hemen yanında bir levye var. Onları gördünüz mü? Yani şu iblisleri? Çocukların peşinde değillerdi, öyle değil mi?" Konuşmayı sürdüren ve Ulaf'a karşılık verme fırsatı tanımayan Maudie, onları tavernanın içine soktu ve arkalarından kapıyı kilitleyip sürgüledi. Kara fenerin kapağını yeniden kal64 Boşluk/a yolculuk chrırken bu sefer ışığı adamın gözlerine tutmamaya özen gösterdi. Duvardaki şöminede yanan kısık bir ateş, insanın içini ısıtan bir parıltı saçıyordu. Nine Ulaf'm sırtından inip hemen Bashae'nin yanma koştu. "Onu ateşin yanma bırak," diye buyurdu Jessan'a. "Yukarıda bir yatak var," diye öneren Maudie etraflarında dolanıyor ve onlara engel oluyordu. "Zavallı çocuk orada dinlenebilir. Nesi var? Oh!" Hafif bir çığlık attı. "O... o insan değil! Ne peki? İblis mi?" "O bir pecwae, Maudie," diye açıkladı Ulaf. Ulaf kadını yana çekerek Jessan'a yol açtı. Nine yere bir battaniye serdi. Jessan Bashae'yi battaniyeye yatırırken Nine de taşlarını çıkarıp Bashae'nin kafasına, boynuna ve omuzlarına dizmeye başladı. Bunu yaparken bir yandan da kendi kendine söyleniyordu. Yere çömelen Jessan çaresiz ve endişeli bir haldeydi. "Ona ne oldu?" diye sordu Maudie. "Uzun hikâye. Baron Shadamehr nerede? Durumu nasıl?" "Buraya gelmenize sevindim," diye sözlerine devam eden kadın, Ulaf'm sorusunu olduğu kadar kendininkini de boşlamış oldu. "O odada tuhaf şeyler dönüyor. Samrım Baron Shadamehr'in orada olduğunu biliyorsun. Oh," diye ekledi, Jessan'a bakarak. "Bu barbarı şimdi hatırladım. O da baronun yanındaydı." "Baron nerede, Maudie?" diye soran Ulaf'm korkusu gitgide artıyordu. Etrafına bakınmasına rağmen barondan hiçbir iz göremedi. "Jessan yaralandığını söyledi." "Evet, zavallı baron pek de iyi görünmüyordu," diyen Maudie, kafasını kederle iki yana salladı. "Gömleği kan içindeydi. Oraya girdi"—kafasıyla depodan tarafı işaret etti—"ve yaranda güzel bir kadınla şu barbar vardı. Sonra barbar koşarak dışarı çıktı ve—" "Baron nasıl?" diye bilmek istedi Ulaf. "Nerede? Muhafızlar onu bulmadılar, değil mi?" "Bağırmana gerek yok. Bildiğim kadarıyla halâ içeride,"

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


dedi alman Maudie. "Sıhhatine gelince—" 65 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN "Ona şöyle bir bakma gereği bile duymadın mı? Eh be, Maudie—" Öfkeli haldeki Ulaf kadının etrafından dolandı. "Kapı kilitli," dedi Maudie arkasından. "Kapıya vurup sesim kısılana dek bağırdım, ama hiç cevap gelmedi. Sana bunu söylemeye çalışıyordum," diye ekleyen kadın, onun peşinden kapıya doğru ilerledi. "Bir kadın sesi duydum. Bana bir büyünün sözlerini söylüyormuş gibi geldi ve bu bir şifa büyüsü de değildi. Bundan eminim. Sam'im ölüm döşeğindeyken burada gece gündüz şifacılar bulunurdu, tabi çabaları hiçbir işe yaramadı. Çünkü halesinin büyüye karşı koyduğunu söylediler. Tümör onu yiyip bitirdi. Daha sonra odadaki sesler kesildi. Uğursuz bir sessizlik yani, bilmem anlatabildim mi. Gidip kapıya vurdum, ama yanıt alamadım. Tam o kadının bir cadı olabileceğini ve kendisiyle birlikte adamı da başka bir yere gönderebileceğini düşünmeye başlamıştım ki korkunç bir çatırtı ve içeride iblisler varmışçasma bir çığlık yükseldi. Ardından her şey yine sessizliğe gömüldü." Ulaf ellerini kapıya koyarak bir efsun mırıldanmaya başladı. Büyüsü tamamlandığı sırada Maudie de soluklanmak için sözlerine ara vermişti. "Kapın için üzgünüm," dedi adam ona. Ulaf tahtaları kırdı ve kalanların üzerinden atladı. "Ulaf! Tanrılara şükür!" "Siz misiniz, lordum?" diye kararsızca sordu Ulaf. Ses o kadar güçsüz ve farklıydı ki sahibini zorlukla tanıyabilmişti. Zifiri karanlık odada hiçbir şey göremiyordu. "İyi misiniz? Bekleyin—ışık getireyim." Ulaf bir fener kapıp getirmek için arkasına dönünce hemen ellerine bir tane tutuşturuldu. Nine yanıbaşmdaydı. "Bashae'nin yanında kalman gerekmiyor mu?" diye sordu Ulaf. "Bashae onunla konuşmak istiyor," dedi Nine kararlı bir edayla. "Bundan emin—" diye başladı Ulaf. "Bashae ölüyor," dedi Nine titrek bir sesle. "Baron Shada&& Boşluk'a Yolculuk mehr'le konuşmak istiyor." Ulaf ne diyeceğini bilmiyordu, o yüzden hiçbir şey demedi. Feneri kadından alıp deponun içlerine doğru ilerledi. Işığı etrafa doğrultarak kasalarla fıçıların, sandıklarla şişelerin arasını taradı. "Lordum?" "Buradayım," dedi Shadamehr. Ulaf sesin kaynağını hedef aldı. Shadamehr'in tahta bir kirişe dayanmış oturduğunu gördü. Alise de kollarındaydı. Bu sahne karşısında Ulaf'm soluğu kesildi. Baronun gözleri mahzun ve düşünceli, yanakları çökük, cildi ise kül gibiydi. Kafasını kaldırıp Ulaf'a şöyle bir baktı, sonra bakışları yeniden kollarındaki kıpırtısız Alise'i buldu. Kadının kafası baronun göğsüne dayalıydı. Parlak kızıl saçları yüzünü örtüyordu. O sırada ansızın hareket etti. Vücudu seğirdi

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ve anlaşılmaz birkaç sözcük haykırdı. Shadamehr buklelerini okşayıp teskin edici sözler fısıldadı. Ulaf aceleyle feneri yere bıraktı ve baronun yanma diz çöktü. "Lordum! Neler oldu? İyi misiniz? Alise'in nesi var?" Shadamehr bu son soruya cevaben kadının ter içindeki kızıl saçlarını yanlara çekti. Fener ışığı Alise'in yüzünü aydınlattı. Nine tıslarcasma bir ses çıkardı. "Tanrılar merhamet etsinler," diye fısıldadı Ulaf. "Nesi var?" diye sordu Nine. "Boşluk büyüsü," dedi Ulaf hafifçe. "Boşluk kendisini kullanan kişiden bir bedel alır, ama bu kadar kötüsünü hiç görmemiştim. Güçlü bir büyü yapmış olmalı." "Yaptı," dedi Shadamehr acı bir sesle. "Hayatıma karşılık kendisininkini feda etti. "O efsunu biliyorum," dedi Ulaf. "En azından duydum." "Ona yardım edebilirsin," dedi Shadamehr. "Onu iyileştirebilirsin." "Üzgünüm ama — " "Yapmak zorundasın!" diye sert bir sesle bağırdı Shadamehr. Ulaf'm kolunu tutup acıtana kadar sıktı. "Yapmak zorundasın, kahrolası! Ölmesine göz yumamazsın!" 67 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN "Lordum, yapabileceğim hiçbir şey. . . ben bunu. . ." diye kekeledi Ulaf. Derin bir iç geçirdi. "Yapabileceğim hiçbir şey yok. Hiç kimse bir şey yapamaz, lordum. Şifa armağanı tanrılardan gelir. Tanrılar acı ve yıkımın büyüsüyle içli dışlı olan birine bu armağanı bahşetmezler." "O acı ve yıkım büyüsü iyilik yolunda kullanılmışsa bile mi?" diye öfkeyle bilmek istedi Shadamehr. "Öyle olsa bile, lordum." Alise haykırdı ve bedeni seğirip kıvrandı. Elleri aralıklı olarak açılıp kapanıyordu. Shadamehr onu sıkıca tuttu ve kafasını kadının üzerine doğru eğdi. "Baron Shadamehr?" diye kapının oradan Jessan'm sesi geldi. "Bashae'nin sizinle konuşması gerekiyor." "Şimdi olmaz!" dedi Shadamehr sabırsızca. "Hemen yanma gitmelisiniz. Pecwae ölüyor," dedi Ulaf. Shadamehr önce Ulaf a, sonra da kafasını ciddiyetle iki yana sallayarak bu haberi doğrulayan Jessan'a baktı. "Bir Vrykyl," dedi Ulaf. "Bir çatışma oldu..." "Oh, tanrılar aşkına!" diyen Shadamehr gözlerini kapadı. "Ben ne yaptım böyle?" "Bashae Hükümran Taş'ı kurtardı," diyen Jessan'm ses tonu hırçındı. "Sizinle acilen konuşması gerekiyor, lordum. Gelecek misiniz?" Shadamehr çaresiz gözlerle Alise'e bakü. "Ben yanında kalırım," diye öneride bulunan Nine dobra dobra, "torunuma veda ettim," dedi. "Peki," diyen Shadamehr'in yüreği ıstırap ve üzüntüyle yanıyordu. "Geleceğim." Alise'i nazikçe yere bıraktı ve peleriniyle bir güzel örttü. Acı içinde ayağa kalktı. Ulaf baronun gömleğini kaplayan kan lekesini fark etti. "Lordum, neler—" "Şimdi olmaz!" dedi Shadamehr. Adam acıyla yüzünü ekşitti. "Genç adam, bana destek ol."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Jessan güçlü kolunu barona sararak adamın zayıf adımla62 Boşluk'a Yolculuk rina destek oldu. Ulaf da hemen diğer tarafa geçti ve ikisi birlikte Shadamehr'in depodan çıkmasına yardım ettiler. Ulaf arkasına bir göz attığında Nine'nin taşlarını çıkardığını ve Alise'in titreyen bedenindeki çeşitli noktalara koyduğunu gördü. "Şifacılara haber vereyim mi?" diye heyecan içinde sordu Maudie. "Hayır!" dedi Ulaf sertçe. "İhtiyacımız olan son şey ona buna burnunu sokan Tapmak büyücüleri." Tapmak Alise'i zaten kanun kaçağı ilân etmişti, zira kadın eskiden bir Engizisyonerdi ve kimseye haber verme zahmetine girmeden tarikattan ayrılmıştı. Boşluk büyüsü yaptiğını öğrenseler onu hemen tutuklarlardı. Alise'i iyileştirmesine iyileştirirlerdi, fakat sırf celladın karşısına çıkabilecek kadar yaşasın diye. "Emin misiniz?" diye üsteleyen Maudie dönüp Shadamehr'e baktı. "O da epey kötü görünüyor." "Neye ihtiyacımız var biliyor musun, Maudie?" dedi Ulaf. "Sıcak suya. İşte bunu yapabilirsin. Gidip biraz kaynar su getir. Bize bol bol su lâzım. Kovalar dolusu." "Şey..." dedi Maudie tereddütle. "Acele et be kadın!" diye buyuran Ulaf'm sesi sertti. "Boşa geçirecek vakit yok!" "Ben hemen gidip çaydanlığı ocağa koyayım." Maudie mutfağa yollandıktan kısa süre sonra demir kapların çınlamalarını duyabiliyorlardı. Bashae ateşin önündeydi. Artık rahatça yatıyor, hiç çile çekmiyor gibiydi. Surat ifadesi de acıdan yoksundu. Cildi o kadar solgundu ki içi gözüktü gözükecekti. Gözleri berraktı. Göğsünde tek bir taş; parlak, ışıltılı bir yakut duruyordu. Jessan pecwaenin yanma diz çökebilsin diye Shadamehr'i yavaşça bıraktı. "Ulaf," dedi Shadamehr, "onun için yapılabilecek her şey yapıldı mı?" "Nine ona kendi efsunlarını yaptı, lordum," dedi Ulaf. "Peki bu kadarı yeterli mi? Nine'nin kocakarı ilaçları—" "Lordum, ben büyü konusunda Nine'ye kıyasla çocuk gibiyim," dedi Ulaf. "Bashae'nin yaraları çok ağır. Çok daha önce &3

MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN ölmesi gerekirdi. Sizinle konuşacak kadar yaşamış olması bile Nine'nin hünerinin ve inancının kanıtıdır." "Hükümran Taş sende mi?" diye Ulaf'a sordu Bashae. "Güvende mi?" Genç pecwaenin sesi bir fısıltıdan öteye geçemese de sözleri belirgin, ses tonu sakindi. "Evet, Bashae," dedi Ulaf. Çantayı çıkarıp pecwaenin görebilmesi için kaldırdı. Bashae'nin bakışları Shadamehr'e çevrildi. "Sizden Hükümran Taş'ı almanızı daha önce de istemiştim, lordum. Siz şövalyenin onu bana verdiğini ve onun bende kalması gerektiğini söylemiştiniz." Bashae hafifçe omuz silkti. "Benim için sorun yok, ama Taş'ın benim uyku dünyama geleceğini sanmam. Uyku dünyam çok huzurlu bir yerdir. Taş'ı orada istemezler."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Hükümran Taş'ı alacağım, Bashae," dedi Shadamehr. Çantaya uzanıp sıkıca tuttu. "Şövalyenin amacını yerine getireceğim. Daha ilk baştan bunu yapmalıydım. Keşke—" Shadamehr sözlerine devam edemeyip kafasını sağa sola salladı. "Yaklaşın," dedi Bashae. "Size çantanın sırrını söyleyeceğim. Ne de olsa o büyülü bir çanta." Shadamehr'e yaklaşmasını işaret eden Bashae, şövalyenin söylediği sırrı ona fısıldadı. "Taş büyüyle gizlenmiş halde. Şövalyenin karısının adını söylerseniz görürsünüz. Kadının adı 'Adele'." "Anladım," dedi Shadamehr. "Ve bu yükü senden daha önce devralmadığım için üzgünüm," diye elemle ekledi. "Seni böyle bir sondan kurtarabilirdim." "Bende kalması daha iyi oldu," dedi Bashae. "Yanınıza alsaydınız saraydaki Vrykyl onu bulurdu." "Doğru," dedi Shadamehr. "Bunu düşünememiştim." Baron hafifçe gülümsemeyi başardı. "Sen üzerine düşeni yaptm, Bashae. Uyku dünyana gitmeden önce gerçek bir kahraman olduğunu bil." "Jessan da öyle söyledi," diyen Bashae'nin ışığı sönmekte olan gözleri dostuna çevrildi. "Bir daha anlat, Jessan." "Trevinici savaşçılarıyla aynı gömüte yatırılacaksın," diyen y-o Boşluk'a Yolculuk Jessan dostunun yanına diz çöktü ve güçlü eliyle onun narin elini tuttu. "Başka hiçbir pecwaeye böyle bir onur bahşedilmedi." Ona bakan Bashae, gözlerini bir an için bile olsa dostundan ayırmıyordu. "Çok büyük bir tören düzenlenecek ve naaşım köydeki en cesur savaşçılar taşıyacaklar," diye devam etti Jessan. "Lord Gustav'm yanında bir yere gömülme şerefine nail olacaksın." "Bak bu hoşuma gitti. Başka hiçbir pecwae. . . böyle bir onura lâyık görülmemiştir. Hoşça kal, Jessan," diye fısıldadı Bashae. "İsmini kazanmana sevindim. Koruyucu. Onunla dalga geçtiğim için üzgünüm. Pek de heyecan verici değil—meselâ Bira Göbek gibi—ama sana yakışıyor." Jessan dostunun elini sıkıca tuttu. Derin bir nefes alıp, "Ne zaman bir Trevinici savaşçısının yardıma ihtiyacı olsa ruhun diğer kahramanların ruhlarıyla birlikte savaşmaya gelecek," dedi. Bashae gülümsedi. "Umarım... onlara ayak bağı olmam." Pecwae hafifçe iç geçirdi. Bedeni önce kasıldı, ardından gevşedi. Jessan'ı tutan el serbest kaldı. Pecwaenin gözlerindeki hayat ışığı sönmüştü. Ulaf pecwaenin üzerine eğilip kalp atışlarını dinledi, sonra da elini boş bakan gözlerin üzerinden geçirdi. "Bashae öldü," dedi yavaşça. 7i Sandalyelerden birine çöken Shadamehr kafasını kollarına dayadı. Etmesi gereken bir veda daha vardı. Bu seferki kalbini söküp çıkartacak, geride kalan çirkin boşluğu suçluluk duygusu ve acı bir pişmanlık dolduracaktı. Suda çırpınmayı sürdürürken kendisini daha da derine çeken bir girdaba yakalanmıştı. Karşı koyacak güçten yoksundu. Vazgeçmek ve karanlık sulara gömülmek daha kolay gibi geliyordu. Bashae'nin cesedine, tüm acılardan ve endişelerden arınmış

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


suratına imrenerek baktı. Shadamehr aynı huzura kavuşmak için can atıyordu, fakat böyle bir lükse sahip değildi. Alise ve Bashae'ye bir söz vermişti. Hükümran Taş artık ondaydı. Sorumluluk ona geçmişti ve ne yapması gerektiğine karar vermeliydi. Hâkimiyet Efendileri Konseyi yeni naibin emri üzerine kapatılmıştı. Zaten çene çalmaktan başka bir halt yemeyen o yaşlı budalalardan kimseye hayır gelmez, diye düşündü Shadamehr, sonra da kendini payladı. Konsey'e taze kan getirmedikleri için onları suçlamaya hiç hakkı yoktu. Ne de olsa kendisine öyle bir fırsat tanınmış, fakat o bu teklife aldırış etmemişti. Boşluk'un Efendisi ile onun şeytani taanlardan oluşan ordusu Yeni Vinnengael'in dışında kamp kuruyordu. Çocuk yaştaki kralın şeklini almış Vrykyl tahta geçmek için hem babayı— Shadamehr'in sevdiği bir dostu—hem de oğlunu katletmişti. Shadamehr gerçeği bilmesine biliyordu, iyi de başkalarını nasıl inandırabilirdi? O genç krala el sürme cüretini göstermiş, aranan bir suçluydu. Hiç şüphesiz kellesine ödül biçilmiş olmalıydı. Vrykyl'in görüldüğü yerde öldürülmesi gibi bir emir çıkarması muhtemeldi. 72 Boşlukla Yolculuk Üstelik birkaç dakika içinde Alise'e—yıllardır sevdiği ve hayatı boyunca seveceği tek kadına—veda etmesi gerekiyordu. "O kadar güçlü değilim," dedi umutsuzca. "Bunu yapamam. Bashae. . . Alise, yanlış kişiye güvendiniz. Bunu hayatınızla ödediniz. Ne yapacağımı bilmiyorum. Nereye gideceğimi de..." "Shadamehr!" Baron hızla kafasım kaldırıp gözlerini açtı. Yaranda duran Ulaf kolunu sarsıyordu. "Uyandırdığım için üzgünüm/' diye söze başladı adam. "Uyumuyordum," dedi Shadamehr. "Lordum," dedi Ulaf. "Sorun Alise." Shadamehr'in içini bir korku kapladı. Fakat güçlü olması gerekiyordu. Kadına en azından o kadarını borçluydu. "Zamanı geldi mi?" diye sordu. "Sanırım bir baksanız iyi olacak," diye yavaşça yanıtladı Ulaf. Shadamehr kendisini masadan kaldırdı. Ulaf m yardım teklifini reddederek tek başına ilerledi. Giderek güçleniyordu. Boşluk'un dehşeti yerini koruyor, hayatının geri kalan enkazıyla birlikte karanlık sularda yüzmeyi sürdürüyordu, ancak bedeni yeniden kuvvet kazanmaktaydı. Depoya girince Ulaf m geride kaldığını fark etti. Alise'i bıraküğı yere doğru fıçı ve kasaların arasında ilerlerken çok ilginç bir şey gördü. Alise bir sirk çadırı tarafından yutulmuşa benziyordu. Omuzlarıyla göğsüne taşlar ve çıngıraklarla süslü parlak bir kumaş serilmişti. Shadamehr bu nesneyi daha önce de gördüğünü belli belirsiz hatırlıyordu. Nine'ye bir bakış attığında anılar geri geldi. Nine çıngıraklarla ve taşlarla dolu eteğini çıkarmış, Alise'in üstüne örtmüştü. Shadamehr bunun ölüler için yapılan bir pecwae ayini mi olduğunu, yoksa Nine'nin torununun ölümünden duyduğu üzüntü yüzünden kafayı mı üşüttüğünü bilmiyordu. Kendi akli dengesine bile zar zor hakim olan Shadamehr, böyle bir şeyle

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


başa çıkabileceğini hiç sanmıyordu.

MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN Alise'in parlak kızıl saçlarla örtülü yüzünü göremiyordu. Kadın artık acı içinde değildi. Bedeni gevşemiş, uzuvları hareketsiz kalmıştı. Uyuyor gibiydi ve Shadamehr onu son kez böyle gördüğüne minnettardı. Kadının yanına diz çöktü. Elini tutup dudaklarına götürdü. "Elveda, sevgilim—" Nine uzanıp Alise'in karmakarışık saçlarını yüzünden çekti. Shadamehr'in nefesi gırtlağında tıkandı. Alise'in yüzü sağlıklıydı ve yaraları kapanmıştı. Nine'nin dokunuşu üzerine Alise gözlerini açtı. Shadamehr'i görünce dalgın dalgın gülümsedi, sonra gözlerini kapatıp yeniden uykuya daldı. "Bu senin eserin!" diye bağıran Shadamehr, kırışıklıklarla dolu yüzünü bir anda Loerem'deki en güzel yüz olarak görmeye başladığı Nine'ye baktı. Nine kafasını iki yana sallayıp omuz silkti. "Belki yardımım dokunmuştur. Ama bu tanrıların eseri." Kadın iç geçirip kafasını kaldırdı ve alçak sesle sordu, "Ya Bashae?" "Öldü, Nine. Çok üzgünüm." Shadamehr çantayı gösterdi. "Bana Hükümran Taş'ı verdi. Atıldığı maceranın bir sona ulaşmasını sağlayacağım. Ona söz verdim." Kadın kafa salladı ve eteğiyle oynayıp kırışıklıkları düzeltti, taşlardan bazılarını yeniden dizdi. Üzerinde sadece yıpranmış ve eskimiş bir iç elbise bulunuyordu. Etekteki çmgıraklar belli belirsiz seslerle çınlamaktaydı. "Uzun bir süre uyuyacak," dedi Nine. "Uyandığında eskisi kadar iyi olacak." Tekrar Shadamehr'e baktığında gözleri fenerin ışığı altında parıldamaktaydı. "Seni çok seviyor." "Ben de onu seviyorum," diyen Shadamehr, Alise'in elini bir daha hiç bırakmayacakmış gibi tuttu. Nine sıkılı yumruklarını kaldırdı. "İki mıknatıs," dedi kadın. "İkisi de çekim gücüne sahiptir, ama onları bir araya getirirsen ne olur?" Yumruklarını birbirine vurup hızla ayırdı. "Tanrılar onları hep ayrı kalmaları için yaratırlar." "Tanrıları hiçbir zaman önemsemedim," dedi Shadamehr. 7+ Boşluk'a Yolculuk Elini Alise'in terden sırılsıklam buklelerinde gezdirdi. "Ama önemsemelisin," diye homurdandı Nine. Atik bir hareketle eteğini Alise'in üzerinden aldı ve kendi kafasından geçirerek üzerine giydi. Biraz kıpırdanınca etek çmgırak sesleri eşliğinde kemikli kalçalarına oturdu ve bacaklarını sardı. "Onu geri getiren tanrılardı." "Ama tanrılar Bashae'yi geri getirmediler," dedi Shadamehr. "Sen tanrılardan onu iyileştirmelerini istedin, ama onlar bunu reddettiler." Nine hiçbir şey demedi. Ellerini yüzüne götürüp gözlerini sildi. "Niçin kızgın değilsin?" diye bilmek istedi Shadamehr. "Tanrılar sana yabancı olan bu kadını kurtardılar, ama torunun Bashae'yi senden aldılar. Niye öfkelenmiyorsun, niye sesin gökyüzüne ulaşana dek bağırmıyorsun?" "Onu özlüyorum," dedi kadın kısaca. Istırabı ve kederi su-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ratından anlaşılsa da sesi sakin, hatta neredeyse huzurluydu. "Tüm çocuklarımı ve torunlarımdan çoğunu gömdüm. İçlerinden en çok Bashae'yi severdim. Çok gençti, hayata daha yeni başlamıştı. Tanrılardan onu geri getirmelerini işte bu yüzden istedim. Hatta onun yerine beni almalarım bile söyledim. Bu yolculukta ölecek olan kişinin ben olduğumu sanıyordum. Burada, uyku şehrimde. Ama"—kadın omuz silkti, çıngırakları hafifçe çaldı—"tanrılar başka türlü bir karara vardılar. "Yeni doğan bir bebek bu dünyaya geldiğinde ağlayıp çığlıklar atar. Işığı gördüğü için feryat eder. Bebeğe seçme şansı tanırsan sıcak, güvenli karanlığa geri döner. Yine de yaşamın bir armağan olduğunu söyleriz." Nine kafasım iki yana salladı. "Belki de ölüm daha büyük bir armağandır. Tıpkı o bebek gibi biz de bildiğimiz şeylerden ayrılmaktan korkarız." Shadamehr hiçbir şey demedi, çünkü onunla tartışmak istemiyordu. Ona göre tanrılar—tabi tanrılar varsa—kaprisli, duygusuz ve tutarsızdılar. Nine adamın almna bir şaplak attı. "Bunu neden yaptın?" diye sordu şaşıran Shadamehr. "Sen çok şımarık bir çocuksun, Baron Shadamehr," dedi 7-5 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN Nine inatla. "Sana istediğin her şey verilmiş, ama halâ yerde belenip ağlaşıyor ve daha fazlasını elde etmek için tepmiyorsun. Tanrıların sana neden katlandıklarını hiç bilmiyorum." Nine baronu itip geçerken taşları takırdadı ve çıngırakları çınladı. Deponun kapısında durup adama baktı. "Seni çok seviyor olmalılar." Shadamehr epey şüpheliydi ve o an için bunu hiç umursamıyordu. Tıpkı kendisi gibi tanrılar da Alise'i seviyorlardı ve önemli olan tek şey buydu. Baron kadını kollarına alıp sarıldı ve Alise'in vücuduna geri dönen ısının keyfini çıkardı. "Lordum," dedi Ulaf, gelip baronun yanma çömelerek. "Artık gitmemiz — " "Yaşayacak!" diyen Shadamehr, Alise'e daha da sıkı sarıldı. Kadın uykusunda mırıldanıp barona sokuldu. Bilinci yerinde olsa bunu asla yapmazdı. "Tanrılara şükür!" dedi Ulaf coşkuyla. "Ama artık ne yapmamız gerektiğini düşünmeliyiz, lordum. Dagnarus'un taan ordusu yakında burada olacak. Şehir kuşatılırken burada bulunmamız hiç işimize gelmez." Lordunun önceden kestirilemez davranışlarını bilen Ulaf, "Öyle değil mi?" diye sormadan da edememişti. "Hayır, gelmez," dedi Shadamehr. Aklı yeniden işlemeye başlamıştı. Onu dibe çekmeye çalışan karanlık sulardan bile yüzüp kurtulabilecek kadar güçlendiğini hissediyordu. "Limanda bizi bekleyen bir ork gemisi var. Elf Hâkimiyet Efendisi ile kocasını çoktan oraya gönderdim. Orklar yelken açmadan önce şafağa kadar bekleme emri aldılar. Alise, Trevinici ve Nine benimle beraber gemiye binecekler. O esnada sen ve diğerleri karadan yol alıp olup bitenleri Hâkimiyet Efendileri'ne ileteceksiniz ve onlarla Krammes şehrinde buluşacağız. İmparatorluk Süvari Okulu orada. Hükümran Taş'm insanlara ait parçası bizde. Bunun onların gözünde bir önemi olmalı. Bir ordu kurup Boşluk'un Efendisi'ni yenmek için Yeni Vinnengael'e dönebiliriz." "Yani kentin fethedileceğini mi düşünüyorsunuz?" "Evet," diye kestirip attı Shadamehr.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


j-e, Boşluk'a yolculuk "Hâkimiyet Efendileri'ni nasıl bulacağım? Onlardan birini, yani Lord Randall'ı tanıyorum, ama—" "Rigiswald hepsini tanıyor. Tapmak'ta Hükümran Taş hakkında araştırma yapıyordu. Herhalde halâ oradadır. Kafasını kitaplara gömdü mü bir daha kaldırmadığını bilirsin. Onu da yanma al." "Bak, Shadamehr, onun yerine bir Vrykyl'le yolculuk etmeyi yeğlerim!" diye ciddiyetle itiraz etti Ulaf. "O herif bugüne kadar yaşamış en huysuz adam. Ufak tefek ağaçları bile devirebilecek bir çeneye sahip." "Öyleyse yakacak odun sıkıntısı çekmeyeceksiniz," diye Ulaf'ı yatıştırdı Shadamehr. "Üzgünüm, sevgili dostum, ama sana bu konuda bir tek Rigiswald yardım edebilir. Hâkimiyet Efendileri'ni tanıyor ve nerede olduklarını biliyor." "Pekâlâ," dedi Ulaf mahzun bir sesle. "Gidip diğerlerini bulayım. Sokağa çıkma yasağı olduğunu biliyorsunuz, değil mi, lordum?" "İşte tanrılar kanalizasyon sistemini bu yüzden icat ettiler," dedi Shadamehr. "Benim yolculuk rotam oradan geçiyor. Peki ya seninki?" "Rigiswald'u asla kanalizasyona indiremeyeceğimi biliyorsunuz. Bana borçlu olan bir kapı muhafızı var," diye göz kırparak ekledi Ulaf. "Alise'e ve kendinize iyi bakın, lordum. Ben de Rigiswald ve diğerlerine göz kulak olurum." "Fevkalâde. Şimdi gidip tavernacı kadından birkaç battaniye iste. Alise'i sıkıca saracağım." Shadamehr kafasını tavernanın oturma odasına çevirince bakışları yumuşadı. "Cesedi örtmek için de bir şeyler gerekiyor." "Bashae benim sorumluluğum," dedi Jessan kısa ve öz olarak. "Bashae ile Nine." Shadamehr ile Ulaf şaşkın şaşkın bakıştılar. İkisi de savaşçının yanlarına geldiğini fark etmemişlerdi. "Şövalyenin verdiği görevin bizim üzerimize düşen kısmı sona erdi," dedi Jessan. "Hükümran Taş başkasına devroldu ve Vrykyl'in lânetli bıçağından kurtuldum. Bashae'ye onu eve götüreceğime söz vermiştim. Nine de benimle gelecek. Sözümüzü JJMARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN tuttuk. Artık şerefimize leke sürülmeden gidebiliriz." "Sözünüzü tutmaktan çok daha fazlasını yaptınız, Jessan," dedi Shadamehr. "Ayrılmaya karar verirseniz bunu şerefinize şeref katarak yapacaksınız. Sen, Bashae ve Nine. Sizin yaptıklarınızı yapacak kadar cesur, güçlü veya bilge çok az kimse tanıdım. Ama büyük bir tehlikenin içine düşeceksiniz. Geçit'ten geçip sizi takip eden taan ordusu şu an dışarıda toplanıyor. Siz ise yalnızca iki kişisiniz." "Bize zarar gelmeyecek," diyen Jessan hafifçe gülümsedi. "Nine'nin yanında yirmi altı tane turkuvaz taşı var ve daha şimdiden kehribar gözleri takabileceği yeni bir değnek yontacağını söylüyor. Bashae'ye gelince, sesleri duyuyor musunuz?" Kafasıyla Nine'nin alçak sesle şarkı söylediği diğer odayı işaret etti. "Nine Bashae'nin etrafını büyülü bir ağla örüyor. Bashae emin ellerde." "Benimle ve adamlarımızın geri kalanıyla gelebilirler, lordum," diye öneride bulundu Ulaf. "Silah arkadaşlarım ve ben

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


doğuya gideceğiz," dedi Jessan. "Lordumun da dediği gibi yollar tehlikeli olabilir. İlâve bir kılıç işimize yarayabilir. Bizimle gelir misin?" Jessan'in yüzünde güvensiz bir ifade belirdi. "Kahramanlığına fazlasıyla tanık oldum, Jessan," diye ekledi Ulaf. "Dosdoğru taanlarm ortasına düşebiliriz. Öyle bir durumda yanımda savaşacak daha iyi birini düşünemiyorum." Tatmin olan Jessan kafasını olumlu anlamda salladı. "Öyleyse sizinle geleceğim, tabi Nine de razı olursa. Ulaf yerde yatan Bashae'nin naaşına her baktığında gözyaşlarına boğulan aklı başından gitmiş Maudie'yi kendini toparlamaya ve Alise'i saracakları battaniyeler getirmeye ikna eti. "Maudie için endişeleniyorum," dedi Shadamehr, Ulaf'ı kapıya kadar geçirirken. "Şehir bir iki gün içinde kuşatılacak." "Burada diğer her yerden daha güvende," dedi Ulaf pratik düşünerek. "Ona en cüsseli müşterilerini tavernayı korumaya ?2 Boşluk'a Yolculuk çağırmasını tavsiye edin." "Sanırım haklısın," dedi Shadamehr. "Aslında elimden geldiğince yardım etmeliyim. Ama onun yerine kaçıp gidiyorum." "Hükümran Taş sizde," diye hatırlattı Ulaf. "Bunu unutmamalısınız. Jessan ile Nine'ye sabahleyin yola çıkmaya hazırlanmalarını söyledim. Hoşça kaim, lordum. İyi yolculuklar." "Sana da," diyen Shadamehr dostunun elini sıktı. "Şansımız varsa şehir muhafızları halâ Şişman Kedi'de yaşanan patırtıyla meşguldürler. Tapmak'a hiç durdurulmadan varabilirsin. Rigiswald'u gördüğün zaman ona iyi dileklerimi ilet." Shadamehr geri döndüğünde Nine'nin Alise'i bir battaniyeye sıkıca sarmış olduğunu gördü. Nasıl bir anne yeni doğmuş bebeğini kundaklarsa Nine de aynı şekilde battaniyeyi kadına dolamış, sonra da uçlarını birbirine bağlamıştı. Alise tüm bunlar olurken mışıl mışıl uyuyordu. Sonunda en zor an, yani veda zamanı geldi. Bashae'nin yanına diz çöken Jessan dostunun naaşı başında nöbet tuttu. Nine ise gözlerini tasasızca ve umarsızca dans eden alevlere dikti. Shadamehr elini Jessan'm omzuna koydu. Genç adam ayağa kalktı ve iki adım odanın arkasına doğru uzaklaştı. "Ulaf bana çatışmadan bahsetti. Kendi hayatını hiçe sayarak Vrykyl'e saldırdığını söyledi. Dostunu kurtarmak için elinden gelen her şeyi yaptığına kuşku yok. Sakın pişmanlık duyma." "Pişmanlık duyacak bir şey yok," dedi Jessan kısaca. "Bashae gerçek bir savaşçı gibi öldü. Halkım ona büyük saygı duyacak. Onun ölümü için kendimi suçlarsam zaferini elinden almış olurum. Onu özleyeceğim," diye ekledi biraz daha yumuşak bir sesle, "çünkü dostumdu, ama bu benim kaybım ve onunla ben başa çıkmalıyım." "Keşke o kadar basit olsaydı," diye mırıldandı Shadamehr. Tam genç savaşçıya güvenli bir yolculuk dileklerini sunmak üzereydi ki Treviniciler'e öyle veda edilmemesi gerektiğini anımsadı. "Umarım birçok dövüşe girersin," dedi Shadamehr. "Ve J3 MARGARET VVEİS ve TRACY hasımlarını alt edersin."

HİCKMAN

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Ben de sizin için aynı şeyi diliyorum, lordum," dedi Jessan. Shadamehr irkildi. "Ben dövüş kısmına pek meraklı değilim," diye itirafta bulundu. "Ama o dileğin hasımlarını alt etme kısmına itirazım yok." Baron Nine'ye veda etmek için onun bulunduğu tarafa doğru ilerledi. Birlikte geçirdikleri kısacık zaman diliminde yaşlı kadından çok hoşlanır olmuştu ve onu özleyecekti. Kadının omzuna yavaşça dokundu. "Nine, sana hoşça kal demeye ve kaybın için çok üzüldüğümü söylemeye geldim. Bashae'yi tanıdığım en cesur kimselerden biri olarak hatırlayacağım. Bu işten sağ salim çıkarsak onun yiğitliğini ve sadakatini tüm dünyaya duyuracağım." Nine kafasını kaldırmasına rağmen alevlerin yansıması halâ gözlerinde kalıyor gibiydi. "Sen onu burada tut yeter," deyip elini kalbine götürdü. "Tek isteğim bu. Zaten dünyanın geri kalanı onun öyküsünü pek umursamaz. En fazla merak uyandırır, hepsi o." Kadın eteğindeki cepleri yoklayarak bir şey aradı ve sonunda bir turkuvaz çıkardı. Usta bir gözle incelediği taşın kusursuzluğundan emin olunca da Shadamehr'e verdi. Bu çok kıymetli bir armağandı, zira pecvvaeler turkuvazın koruyucu bir özelliğe sahip olduğuna inanırlar. Shadamehr kadının bu taşı kendini korumak için kullandığını biliyor ve onu bundan mahrum bırakmak istemiyordu. "Nine, çok teşekkürler, ama bunu kabul—" "Evet, edebilirsin," dedi kadın. Kafasıyla ateşi işaret etti. "Yolculuğunun seni nereye götüreceğini gördüm. Ona ihtiyacın olacak." Shadamehr gümüşi bir çizgiyle süslü gök mavisi turkuvaza uzun uzun baktı. Belki sahiden işine yarardı. Turkuvazı Hükümran Taş'ı barındıran çantaya koyduktan sonra eğilip Nine'yi kırışık yanağından öptü. "Teşekkürler, Nine. Güvenli bir yolculuk dilerim." "Ben de senin için aynı şeyi dilerdim," diye belirten kadın 20 Boşluk'a Yolculuk kafasını sağa sola salladı, "ama dileğim boşa gitmiş olurdu." Büyük ihtimalle haklı, diye düşündü Shadamehr. Baron sıcacık battaniyeye sarılmış Alise'i kaldırıp çantayı bir omzuna, Alise'in hareketsiz bedenini de ötekine attı. Kadım bacaklarından tutarken koma halinde olmasına çok minnettardı, zira Alise ayılsaydı un çuvalı gibi taşınmaya bağıra çağıra itiraz ederdi. Shadamehr Maudie'nin uzattığı kara feneri aldı. Fenerin kapağım kapalı tutup ışığı kesti ve hanm kapısını açıp dikkatle geceye baktı. Şafağa yaklaşık üç saat kaldığım tahmin ediyordu. Sokak boştu. Gökyüzünün pek de uzak olmayan bir kısmı parlak bir ışıkla aydınlanıyordu. Şişman Kedi halâ cayır cayır yanıyordu. Devriyelerin çoğu o bölgede toplanmış ve yangım söndürmeye çalışıyor olmalıydı. Shadamehr son bir vedanın ardından Alise'i ve Hükümran Taş'ın bulunduğu çantayı sıkıca tuttu, sonra da sessizce karanlığa adım attı. 81 Karga İle Yüzük'ün önünde duran Ulaf vakitsiz bir şafak

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


gibi gökyüzünü aydınlatan turuncu parıltıyı görebiliyordu, tabi aslında bu şafak Şişman Kedi için günbatımı demekti. Şehir muhafızları ve büyücüleri bu büyülü yangınla gece boyunca boğuşacakları için sokaklarda devriye namına pek bir şey kalmamıştı. Ulaf yine de dikkati elden bırakmayarak gölgelerin içinde kaldı ve parlak ışıklardan uzak durdu. Çünkü Büyücülük Tapınağı, Kraliyet Sarayı'run yakınında yer alıyordu ve herhalde İmparatorluk Süvarileri tam takım alarma geçmiş olmalıydılar. Arka sokaklardan koşan ve duvarlardan atlayan Ulaf tapmağa arkadan yaklaştı. Yakalanırsa diye bir masal uydurmuştu ve büyük ihtimalle başı belâya girmezdi, fakat yine de işgüzar süvari subaylarıyla tartışarak kaybedecek vakti yoktu. Ulaf öyle huzursuz bir gecede bile Tapmak'a girmekte zorlanacağını hiç sanmıyordu. Ne de olsa o Dokuzuncu Tarikat'm, yani kendini Loerem'in bir yerinden başka bir yerine büyük bir hızla yol almayı sağlayan büyülü Geçitler'i incelemeye adamış bir tarikatın bir üyesiydi. Tapmak'a mensup tüm tarikatlar içinde en az saygı duyulanı Dokuzuncu Tarikat'ti. İki yüzyıl önce güçlü ve bilge büyücüler bir araya gelip dört Geçit yaratmışlardı. Yeni Vinnengael'de yer alan bu Geçitler orklarm, cücelerin ve Tromek elflerinin topraklarına açılıyor, böylece mal taşıyan tüccarların işini kolaylaştırdığı gibi haberlerin de daha çabuk yayılmasını sağlıyordu. Dördüncü Geçit'inse doğrudan doğruya tanrılara açıldığı iddia ediliyordu. Dagnarus Eski Vinnengael'e saldırdığı sırada o ve büyücüsü Gareth, kentin savunucularını alt etmek için güçlü Boşluk büyüsünden faydalanmışlardı. Bunlara bir de şehri müdafaa S2 Boşluk'a Yolculuk edenlerin yaptıkları efsunlar eklenince öyle bir büyü patlaması gerçekleşmişti ki şehrin büyük kısmı yok olmuş ve Geçitler dağılmıştı. İlk başka herkes Geçitler'in yok olduklarım sanmıştı, zira Eski Vinnengael'in çevresinde hiçbir Geçit'e rastlanmıyordu. Tapmak da Geçitler'in yeniden yaratılması amacıyla Dokuzuncu Tarikat'ı kurmuştu. Bu tarikatın tüm çabaları boşa çıkmıştı- Geçitler'in yaratılma sırrı patlamada kaybolmuştu. Büyücüler yıllarca çalışmalarına rağmen büyüyü yeniden faaliyete geçirmeye yaklaşamamışlardı bile. Tanrılara dua etmişler, fakat duaları boşa çıkmıştı. Görünüşe bakılırsa tanrılar öteki dünyaya açılan başka bir Geçit istemiyorlardı. Daha sonra Tapınak'a kıtamn çeşitli yerlerinde yeni Geçitler keşfedildiğine dair raporlar gelmeye başlamıştı. Bunlara elf topraklarındaki ve Vinnengaelliler'in baş düşmanları Karnulular'm ülkelerindeki büyük birer Geçit de dahildi. Tapmak böylece Geçitler'in yok olmadığım anlamıştı. Yerinden kayan, bulundukları yerle bağlarım koparan Geçitler başka yerlere sürüklenmişlerdi. Tapınak tam Dokuzuncu Tarikat'ı terhis ediyordu ki bir işe yarayabileceğini düşünüp karar değiştirdi. Tarikat üyeleri ipini koparmış Geçitler'in bulunup haritada işaretlenmesi için kıtanın her yanma gönderildiler. Dokuzuncu Tarikat mensupları asırlar sonra bile çabalarım sürdürüyorlardı. Yeteri kadar ödenek almamalarına ve alay konusu olmalarına rağmen Dokuzuncu Tarikat üyeleri Loerem'in her bir yanma seyahat edip önlerine çıkan her Geçit'i doğruluyorlar, kayda geçiriyorlar, haritalandırıyorlardı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Ulaf işte bu tarikatı kendisine son derece uygun bulmuştu. Dokuzuncu Tarikat'm bir üyesi olarak gönlünce yolculuk edebiliyor, cam istediği zaman gidip gelebiliyordu. Hiç kimse onun nerelere gittiğiyle ilgilenmiyor veya ondan rapor vermesini istemiyordu. Ara sıra bir Geçit'in haritasını çıkardığı sürece herkes halinden hoşnuttu. Ulaf Tapmak'tan para isteseydi durum başka olurdu. Fakat Shadamehr onun tüm yolculuklarım finanse ettiği için böyle bir S3 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN isteğe gerek yoktu. Ulaf kendini varlıklı biri gibi gösterip maceralarına harcadığı parayı cebinden veriyormuş gibi yapıyordu. Tapınak yetkilileri onu takıntılı, hatta üşütük olarak kabul etseler de zararsız biri kabul ediyorlardı. Büyücülük Tapınağı, adında belirtilenin aksine tek bir bina değildi. Tapmak ismi genelde mermer duvarlara, vitraylı camlara ve insanların hayallerini gökyüzüne taşımak için tasarlanmış zarif kulelere sahip göz alıcı ana bina için kullanılmaktaydı. Bu binada tüm tanrılara adanmış minberlere sahip Tapınma Salonu bulunuyordu. Salon gece gündüz halka açıktı ve rahipler günün her saati iş basındaydılar. Ayrıca bu binada yüksek rütbeli Tapınak yetkililerinin ofisleri yer alıyordu. Kompleksteki diğer önemli binaların arasında derslikleriyle, yatakhaneleriyle ve tüm kıtaya ün salmış kütüphanesiyle üniversite, bir de Revirciler Tarikatı tarafından idare edilen Şifa Evleri de vardı. Bahçelerle çevrili uzun, alçak ve havadar binalar olan Şifa Evleri, iyileşmenin önemli bir etkeni sayılan güneş ışığından mümkün olduğunca faydalanılabilmesi için kocaman pencerelere sahipti. Ulaf hemen dört ayrı kuleden uzanan payandaların desteklediği silindirik bir yapı olan üniversite binasına yollandı. Dolambaçlı koridorlardan oluşan binanın iç mekânı tam bir labirent gibiydi. Karanlık ve penceresiz bina, öğrencilerin aylak aylak dış dünyayı seyretmelerini önleyecek ve tamamıyla derslerine yoğunlaşmalarını sağlayacak şekilde tasarlanmıştı. Barındırdığı güçlü ve tehlikeli kayıtlar sebebiyle üniversite halka açık değildi ve tek bir kapıdan girilip çıkılan bina yüksek bir duvarla çevriliydi. Kapı günbatımında kapatılırdı. O saatten sonra içeri girmek ya da çıkmak isteyen herkesin ana kapının yanındaki daha ufak bir kapıyı kullanması gerekirdi. O küçük kapının bekçisi Ulaf'ı görünce şaşırdı ve epeyce şüphelendi, ne de olsa vakit epey geçti ve karşısındaki rahip oraya gelmek için sokağa çıkma yasağını ihlâl etmişti. Ulaf'in tek yapması gereken belgelerini göstermek ve görevini açıklamak oldu. Kapıcı teslimiyetle kafa sallayarak kapıyı koruyan büyüyü bozdu. 2-4 Boşluk'a Yolculuk Ulaf'a ister kendi aydınlatma büyüsünü yapması, isterse de yanına bir fener alması seçenekleri sunuldu. Ulaf feneri tercih etti. Dört senedir orada bulunuyordu ve koridor labirentinde gözleri kapalı bile olsa yolunu bulabilirdi. Öncelikle mutfağa yollandı. Elini yüzünü yıkayıp kendine gelmek için suratına soğuk su çarptı. Son olarak ne zaman yemek yediğini hatırlamıyordu, o yüzden geç saatlere kadar çalışanlar için ayrılmış peynir ekmeği bulunca çok sevindi. Ulaf hemen oracıkta ken-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


dine bir dilim peynir kesip koca bir ekmek somununu mideye indirdi, ardından ceplerini elmalarla doldurdu. Peyniri kemirmeyi sürdürerek öğrencilerin ve tapmakta çalışan rahiplerin yaşadıkları yatakhanelere doğru ilerledi. Ulaf o geç vakte rağmen tapmağın normalden daha hareketli olduğunu fark etti. Koridorlardan geçen rahiplerin yüz ifadeleri ciddi ve dalgındı. Koridorların birinde oyalanan Ulaf, bir rahibin odasını terk etmesini bekledi. Daha sonra sessizce odaya girdi (tapmakta çok az kapı kilitlenirdi), üzerine temiz bir cübbe geçirdi, elmalarını deri bir çantaya doldurdu ve Rigiswald'u aramaya koyuldu. Ayrıca kirli giysilerini bir bohça haline getirip görevlerinden biri de çamaşır yıkamak olan öğrencilerin almaları için oradaki bir sepete bıraktı. Binanın tüm bir kanadını kaplayan kütüphane, kıtadaki en geniş kitap koleksiyonuna sahipti. Oradaki binlerce kitaba büyü teorileri, büyü dini ve dünyadaki farklı ırkların büyü uygulamaları konulu olanlar da dahildi. Buna ek olarak kütüphanede gemilerin halat aksamından atların bakımma, goblen dokuma sanatından kuğu dili turşusuna kadar her konuyla ilgili kitaplar bulunuyordu. Kütüphane hiç kapanmazdı. Cücelerin ışıklı taşları—kısık bir ışık yayacak şekilde büyülenmiş taş parçaları—öğrencilerin gece geç vakitlere kadar çalışmalarına fırsat tanıyordu. Kütüphaneye giriş çıkışlar sürekli denetim altındaydı. Herhangi bir kusuru bulunmayan rahipler belgelerini göstererek rahatça girebilirlerdi. Öğrenciler yanlarında öğretmenleri varsa veya öğretmenlerinden izin belgesi getirirlerse belirli bölgelere alınırlardı. Kütüphane diğer ırklara mensup büyücülere de açıktı, 25 MARGARET WE İ S ve TRACY HiCKMAN tabi büyüyü ciddiye aldıklarına ve sadece bilgi peşinde olduklarına dair Tapmak'tan referans alabilir lerse. Kral ile Hâkimiyet Efendileri'ne de giriş serbestti. Büyücüler haricinde bir tek onlara böyle bir onur bahşediliyordu. Vakit geç olduğu için kütüphane normalde sessiz, sakin bir halde olmalıydı. İşte bu yüzden Ulaf o gece kütüphanenin yoğun bir şekilde kullanıldığını görüp epey şaşırdı. "Neler oluyor?" diye sordu aceleden kendisine çarpmasına ramak kalmış bir rahibe. Adam ona kuşkulu bir bakış attı, fakat Ulaf'm üzerindeki rahip cübbesini görünce ve neredeyse çarpıştıkları için ona özür borçlu olabileceğini düşününce yanıt verme ihtiyacı hissetti. "Koleksiyondaki en değerli kitapları güvenli bir yere götürmemiz emredildi," dedi büyücü alçak sesle. "Demek savaş söylentileri doğru," dedi Ulaf. "Sakın benden duymuş olma," dedi büyücü ciddiyetle ve acil işlerine geri döndü. Bu sözler koridorlarda nöbet tutan ve Kâtipler Tarikatı'nm mensupları değerli kitap ve tomarlarla dolu tahta kutuları korunaklı bir yere götürürlerken onlara göz kulak olan savaş büyücülerini açıklıyordu. Bu kıymetli kitapların büyük bir kısmı son derece değerli ve eskiydi. Çoğu asırlar önce Vinnengael'in ilk kurulduğu zamana kadar uzanan bir geçmişe sahipti. Ancak bazıları yanlış ellere geçmemesi gereken ve bu yüzden de tehlikeli kabul edilen kitaplardı. Bir savaş büyücüsü, kütüphaneye giren Ulaf'ı dikkatle süzdü. Ulaf giysilerini değiştirip Şişman Kedi'deki dövüşün tüm izlerini sildiğine çok sevindi. Sağa sola bakınmadan uysal tavır-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


larla içeri girdi ve doğrudan kütüphane müdürünün yanma gitti. Ona belgelerini verdi, tahtaya tebeşirle ismini yazdı ve Rigisvvald'u aramaya koyuldu. Huysuz ihtiyarı çok kızgın bir halde buldu. Rigisvvald elindeki kitabı almaya çalışır gibi gözüken bir Kâtip'le tartışmaktaydı (tabi fısıldayarak). Olaya karışmak istemeyen Ulaf geride bekledi. Rigisvvald'un görüş alanına girdi ve yaşlı büyücünün dikkatini çekme ümidiyle bir işaret yapü. Onu gören Rigisvvald 26 Boşluk'a Yolculuk dama ters ters baktı, fakat Ulaf'ı fark ettiğini belli edecek başka bir harekette bulunmadı. Derin bir iç geçiren Ulaf yakınlardaki bir sandalyeye çöktü. Herhalde içi geçmiş olmalıydı, zira birisinin kendisini sarsmakta olduğunu hissetti. Kafasını kaldırdığında Rigiswald'u gördü. "Buraya niçin geldin?" diye kısık, asabi bir fısıltıyla bilmek istedi Rigiswald. Ulaf kafasını sallayıp gözlerini kırpıştırdı. Bir an için nerede olduğunu hatırlayamadı. Sonra bilincini tamamen geri kazandı. "Sizi bulmaya geldim, efendim," diyen Ulaf ayağa kalktı. "Shadamehr bize şehirden ayrılmamızı emretti. Dahası da var." Ulaf o geceki olayları çabucak anlattı. Kütüphanede sessizlik kuralı olmasına minnettardı, böylece o ve Rigisvvald dikkatleri üzerlerine çekmeden fısıldaşabiliyorlardı. Rigisvvald onu dikkatle dinledi. Barona çocukluğundan beri öğretmenlik yapıyordu. Bakımlı, şık bir beyefendi olan Rigisvvald kendiyle övünürdü ve zevkine düşkündü. Büyüyü kullanmaktan ziyade onun üzerinde çalışmaya istekliydi. Büyü yapmanın kıyafetlerini mahvettiğini iddia ederdi. Canı istedi mi hünerli bir büyücü olup çıkardı, fakat çoğunlukla o kadar ileri gitmezdi. Rigisvvald'un yüzü ifadesizdi. Vinnengael'in genç kralının bir Vrykyl olması ve emrinde çalıştğı Boşluk'un Efendisi'ne ait orduların Vinnengael'e doğru ilerlemesi haberlerine tek tepkisi bir kaşım kaldırıp, "Anlıyorum," demek oldu. Rigisvvald kısa kesilmiş ve özenle taranmış siyah sakalını sıvazladı. "Demek kitabımı bu yüzden aldılar. Niye o ahmak daha en başından söylemedi ki!" Muzaffer bir edayla kitabı götürmekte olan Kâtip'in arkasmdan dik dik baktı. Ardından Ulaf'a doğru döndü. "Peki sen niye buradasın?" "Shadamehr sizi bulmamı istedi, efendim," diyen Ulaf sabrım korumaya çalışıyordu. "Adamlarımızı topluyorum. Yarın sabah şehir kuşatılmadan önce buradan ayrılmayı plânlıyoruz." "Nereye gideceksiniz?" "Krammes'e, efendim. Shadamehr gemiyle yolculuk edecek. Bizim karadan gitmemizi—" *7 MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN "Sözü bile edilmez," diye belirtti Rigiswald. "Buraya orklarla birlikte gelmek yeterince kötüydü zaten. Şimdi de Krammes'e kadar bin beş yüz kilometre yol almamı istiyorsun." "O kadar uzak değil. Atlarımız var. Hâkimiyet Efendileri'ni bulmam gerekiyor ve Shadamehr dedi ki — " Rigisvvald burun kıvırmakla yetindi. Ulaf'a sırtını dönen yaşlı büyücü, not tutması gerekenler için kütüphanenin çeşitli yerlerine koyulmuş kavanozlarm birinden bir kaz tüyü aldı. Kemerinden küçük bir fildişi tüp çekti, tüpün içindeki tomarı

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


çıkardı, ona şöyle bir göz gezdirdi, sonra arkasını çevirip yazmaya başladı. İşi bittiğinde tomarı tekrar tüpe koyup Ulaf'a verdi. "İşine yarayabilecek Hâkimiyet Efendileri'ni nerelerde bulabileceğini yazdım," dedi Rigiswald. "Ayrıca kendini tanıtırken bu tomarı kullanabilirsin." "Bu sanırım benimle gelmeyeceksiniz demek oluyor," diye yüksek ve asabi bir ses tonuyla konuşan Ulaf, kütüphane görevlisinin sert bakışlarına hedef oldu. Bunun üzerine sesini alçalttı. "Şehrin yakında saldırıya uğrayacağını söylediğimi duydunuz, değil mi?" Endişeli gözükmeyen Rigisvvald omuz silkti. Yanındaki masanın altına koyduğu bir kitap yığınını karıştırmaya başladı. "Herhalde bana bir şeyler bırakmışlardır," diye mırıldandı. "Ah, işte." Kırmızı ciltli ince bir kitabı çevik bir hareketle kapıveren Rigisvvald tekrar koltuğa oturup okumaya başladı. Az sonra kafasını kaldırıp Ulaf'a baktı. "Artık işinin basma dönebilirsin," dedi. "Ama Shadamehr—" Rigisvvald güzelce manikür yapılmış parmaklarından birini kaldırdı. "Barona de ki taşrada gezeceğime burada kalırsam ona çok daha fayda dokunur." Adam kitaba geri döndü. Ulaf ağzını açtı, sonra tekrar kapattı. Kafasını sağa sola sallayarak fildişi tüpü ceplerinden birine attı, ardından söylene söylene kütüphaneden çıkıp gitti. 28 Boşluk'a Yolculuk Rigiswald kafasını kitabından kaldırıp Ulaf in gidişini seyretti ve kendi kendine gülümsedi. Kitabı kapatıp arkasına yaslandı ve kısa sürede düşüncelere gömüldü. Yüz ifadesine bakılırsa kafasmdakiler pek de hoş şeyler değildi. Karga İle Yüzük'teki Jessan, dostunun başında nöbet tutuyordu. Gece sessizdi—insanın moralini bozan ve düşünmesini engelleyen türden ağır ve boğucu bir sessizlik. Ulaf bir süredir yoktu. Maudie gözünü alışılmadık konuklarının üzerinde tutmak için uyanık kalmayı denediyse de heyecan ve olayların şoku yüzünden yorgun düşmüş, oturduğu sandalyede uyuyakalmıştı. Jessan kendisine bir görev verdiği, bir işe yaramasını sağladığı için Ulaf'a minnettardı. Zaten aksi halde Ulaf'ın birlikte yolculuk etme teklifini kabul edemezdi, zira baronun dostları da dahil olmak üzere hiç kimseye borçlu kalamazdı. Yolcular birçok Trevinici'yi yol boyunca yiyecek ve barınak sağlama koşuluyla işe alırlardı. Jessan bu işin sırf kendisine açındığı için teklif edildiğini düşünebilirdi, fakat Ulaf'm duyduğu saygıyı gözlerinde görmüş ve sesinin tonunda duymuştu. Jessan cesareti ve yetenekleri sebebiyle başkalarının gözünde değeri olduğunu biliyordu. Bu düşünce ona az da olsa huzur veriyor, genç adamı içine düştüğü ıstırabın buz gibi karanlığından kurtarıyor ve eve dönme arzusunu bastırıyordu. Jessan ilk başta dünyayı gezmeye, kendisini bir savaşçı olarak ispatlamaya çok hevesliydi. Diğer gençler gibi o da köydeki tekdüze yaşamından sıkıldığı için amcasının ve diğer savaşçıların uzun bir ayrılıktan sonra köye döndüklerinde hissettikleri sevinci hiç anlayamamıştı. Nasıl olur da tarla sürmekle ve çocuk bakmakla geçirilen bir hayatı macera, tehlike ve heyecan

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


dolu bir yaşama tercih ederlerdi? Fakat artık Jessan da eskiden hor gördüğü aynı hislere kapılıyordu. Teyzesi Ranessa'yı bile özlemle hatırlıyordu. Ona karşı daha nazik, daha anlayışlı olmayı isterdi. Ne de olsa Ranessa ailesi MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN dendi. Kabilenin bir parçasıydı ve sırf bu yüzden bile olsa sıhhati Jessan için önemliydi, tıpkı Bashae'ninki gibi. Jessan dostunun ölümünden kendini sorumlu tutmuyordu. Vicdaru rahattı. Dostunu korumak ve Vrykyl'in pençesinden kurtarmak için elinden geleni yapmıştı. Daha önce de dediği gibi kendini suçlamak Bashae'nin ölümüne gölge düşürürdü. Pecvvae Hükümran Taş'ı atip kaçabilirdi, ancak tüm içgüdülerini kahramanca bastırıp onun için savaşmış ve tanrıların kendisine verdikleri göreve sadık kalmıştı. "Cesaretini takdir ediyorum, Bashae," dedi Jessan hafifçe. "Ama bir parçam keşke kaçsaydın diyor. Aynı parça kaçmadığına çok kızıyor. Beni burada yapayalnız bıraktın. Böyle hissettiğim için üzgünüm. Umarım beni anlarsın." "Anlıyor," dedi Nine. "Şimdi bulunduğu yerde her şeyi anlıyor." Zaman ağır ağır akıp geçti. Nine gözlerini ateşe dikti. Jessan'm aklı kendisini yabancı topraklara götüren, sonra da bir uçurtma ustasıyla, Nimorea Kraliçesi'nin kızıyla, bir elf Hâkimiyet Efendisi'yle ve kafadan çatlak bir baronla tanıştıran yolculuğa kaydı. Jessan tüm bunların hayaünda bıraktığı izleri düşünüyordu ki kapı menteşelerinin gıcırdadığım duydu. Hızla o yöne doğru dönerken eli artık orada bulunmayan silahına uzandı. İşte o zaman kapıdan sızan solgun ışığı gördü ve şafağın yaklaştığını anladı. "Benim," dedi Ulaf alçak sesle. Adam uyumakta olan Maudie'yi rahatsız etmekten kaçınarak sessizce içeri girdi. "Adamlarımızdan çoğunu buldum," dedi. "Geri kalanlar için de haber bıraktım. Bize yolda yetişirler. Atlar yanımda— benimki, Alise'inki ve Shadamehr'inki. Hayvanları burada taanlara yemek niyetine bırakırsam baron beni asla affetmez. Hazır mısınız?" Ulaf ateşin önünde gözleri kapalı ve kolları önünde kavuşturulmuş bir halde yatan pecwaenin cesedine soran gözlerle baktı. Tenindeki beyazımsı ton olmasa Bashae'nin uyuduğu 50 Boşluğa Yolculuk sarulabilirdi. "Naaşı bir şeylere sarmalıyız," diye huzursuzca öneri sundu Ulaf. "Yoksa. . ." Ne diyeceğinden emin olamadığı için sustu. Jessan dönüp Nine'ye baktı. Yaşlı kadın uyanmıştı. Ayağa kalkıp eteğini düzeltirken çıngıraklar hafifçe çaldı. Nine gözlerini kapatıp şarkı söylemeye başladı. Bu kadim şarkı pecvvaelere ilk öğretildiği sıralarda elfler hayretler içinde kıtayı gezen yeni doğmuş yaratıklardı. Orklar karada yaşamak için engin okyanuslarda yüzen kardeşlerinden daha yeni ayrılmışlardı. Cüce delikanlıları kurt yavrularıyla yerlerde beleniyorlardı. İnsanlar büyüleriyle topraktan taş çıkartıp silah haline getiriyorlardı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Nine şarkısına devam ederken ellerini açtı. Parmaklarından ipeksi teller çıkmaya başladı. Bu teller bir koza gibi Bashae'nin ölüsünü sarmaladı. Nine şarkının belli yerlerinde eteğindeki taşlardan birini söküyor ve birbirine dolanmakta olan tellerin arasına atıyordu. Şarkının başlarında gözlerinden yaşlar boşalmaktaydı, fakat ölünün ruhunun uyku dünyasına daha hızlı gitmesini sağlayan kadim dizeler yaşayanlara da huzur ve teselli verirdi. Şarkının sonunda yaşlar da bir son buldu. "Gitmeye hazırız," dedi Nine Ulaf'a. Gözleri kuru, başı dikti. "Bashae'nin ruhu buradan ayrıldı. Biz onu gömüte götürene kadar koza da vücudunu koruyacak." "Başında savaşçı nöbeti tuttum," diye ekledi Jessan. "Bashae'yi kabilemizin eski savaşçılarına tanıttım ve onu da aralarına alsınlar diye kahramanlığından bahsettim." Ulaf minicik pecwaenin cennet koridorlarında yürürken Ayı-Döven, Kafa-Kıran, Hasımlarının-Beyinlerini-Yiyen gibi Trevinici efsaneleri tarafından karşılaşmasını hayalinde canlandırdı. O da sessizce dua ederek Trevinici kahramanlarının Bashae'ye itibar etmelerini, ama küçük pecwaenin kısa bir süre sonra oradan kaçarak cennetin ebedi ışığıyla yıkanan çayırlarda özgürce koşabilmesini diledi. "Acele etmeliyiz," dedi Ulaf. "Taanlardan henüz iz yok, ama buradan ne kadar çabuk ayrılırsak o kadar iyi." % MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN Ulaf kesesinden birkaç sikke çıkartıp uyuyan Maudie'nin yanındaki masaya bıraktı. Jessan koza örülmüş ufak naaşı bir battaniyeye sardı ve dışarıda bekleyen atların yanına götürdü. Oraya vardığında Ulaf m da yardımlarıyla pecwaeyi Shadamehr'in atma koydu. At genelde tedirgin ve huysuz olurdu, fakat Nine onunla konuşup ne tür bir yük taşıdığını anlattı. At başım eğip sessizce bekledi. Bu iş de hallolunca Nine gecenin gölgesinden çıkmakta olan upuzun binalarıyla uyku şehrine baktı ve üzüntüyle gülümsedi. "Zamanı geldiğinde geri döneceğim," diye söz verdi. Jessan onu kaldırıp atının sırtına koydu. "Zamanı geldiğinde sen de kahramanlarımızın yanına gideceksin, Nine." Nine delikanlının sesindeki kederi ve yalnızlığı fark etti. Aynı ses yaşlı kadının yüreğinde de yankı buluyordu. Artık sahip oldukları tek şey birbirleriydi. "Pöh!" dedi kadın coşkuyla. "Sırf yemek pişirmemi istedikleri için." Umduğu gibi Jessan gülümsedi. Genç Trevinici atma bindikten sonra Nine'nin güven içinde oturduğundan emin oldu. Ardından gri şafakla birlikte yola çıkarak Ulaf'ın peşinden gittiler. 92

Saraydaki fiyaskonun ardından Damra ile kocası Griffith, uykudaki şehrin sokaklarını zorluk çekmeden arşınlamışlardı. Elf büyücülerinin oluşturdukları gizemli bir tarikat olan Wyred mensubu Griffith, kendini sokaklarda hafif bir meltem kadar göze çarpmadan ilerleyebilecek bir hava kütlesine dönüştürme yeteneğine sahipti. Damra büyücü değildi, fakat üzerindeki Hâkimiyet Efendisi zırhının büyüsünü kullanarak kendisini

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


kuzgunun kara kanatlarıyla saklayabiliyordu. İşte iki elf bu sayede kanun kaçağı Baron Shadamehr'le birlikte görüldükleri yerde tutuklanmaları emredilen İmparatorluk Süvarileri'nden sakmabilmişti. Damra, Hâkimiyet Efendileri'nin toplantıya çağrıldıkları ender durumlar sebebiyle Yeni Vinnengael'e daha önce de gelmişti. Kentteki tüm sokakların bulundukları konuma göre adlandırdıklarını biliyordu. Yapmaları gereken tek şey onları rıhtıma götürecek olan Nehir Caddesi'ni bulmaktı. Bu son derece işlek bir cadde olduğundan yerinin saptanması zor değildi. Yanlarından geçen devriyelerin onlardan tarafa hiç bakmamaları, kullandıkları büyülerin etkisini kanıtlıyordu. Elfler rıhtıma vardıklarında tam beklediği söylenen ork gemisini aramaya başlıyorlardı ki bir patlama duydular ve gökyüzünde turuncu bir parıltı gördüler. "Binalardan biri alev almış," diyen Griffith'in sesi adeta yoktan geliyordu, zira halen kendisini büyüyle saklamaktaydı. "Acaba taanlar şehre girdiler mi?" Damra bir süre daha seyrederek yeni yangınların çıkmasını, Çığlıkların ve bağrışlarm yükselmesini bekledi. Alevleri gören ve ne yapmaları gerektiğini tartışan yakınlardaki bir devriye grubundan gelen gürültüler haricinde her yer sessizdi. 5)3 MARGARET W EİS ve TRACY HİCKMAN "Sanmam," karşılığını verdi Damra. "Acaba niçin bu durumun Baron Shadamehr'le bir alâkası olduğunu düşünüyorum?" "Belâ onu aç bir köpek gibi takip ettiği için olmasın sakın?" diye fikir sundu Griffith. Damra gülümseyerek kocasının bulunduğu tarafa baktı. "Acaba o gemiyi nasıl bulacağız? Herhalde limanda bir sürü ork gemisi vardır. Aradığımızın hangisi olduğunu öğrenebileceğimizden emin değilim. O heyecanla barona geminin adını sormayı unuttum." "Niye bir sürü gemi olacakmış ki?" diye kararsızca sordu Griffith. "Orklarla insanlar arasında neredeyse savaş çıktığını duymuştum." "Orklar siyaset yüzünden zarar etmeye asla göz yummazlar," diye karşılık verdi Damra. "Durum ne olursa olsun her zaman Yeni Vinnengael rıhtımına demirlemiş ork gemileri görebilir ve şehir pazarlarında ork tacirlerine rastlayabilirsin." "Umarım gemiyi çabucak bulabiliriz," dedi Griffith sıkıntıyla. "Gücüm tükeniyor. Bu büyüyü daha ne kadar sürdürebilirim bilmiyorum." "Ben de orklann bize yardımcı olacaklarını umuyorum," dedi Damra, epey kuşkulu çıkan bir sesle. "Sağları solları hiç belli olmayan o yaratıklara bel bağlamayı sevmiyorum." "Onlar 'yaratık' değiller, canım," diye Damra'yı hafiften azarladı kocası. "Onlar da tıpkı bizim gibi akıllı birer canlı." "Orklar bizim gibi değiller," diye sert bir karşılık verdi Damra. Tartışmadan kaçman Griffith bir şey demedi. Damra da aynı sebepten ötürü sessiz kaldı. Yorgun elfler rıhtıma vardıklarında karanlık nehrin ortasında bekleyen tek bir ork gemisi görünce epey şaşırdılar. "İşte bu çok tuhaf," dedi Damra. "Hiç de değil," karşılığım verdi kocası. "Orklar birbirlerini yaklaşan taanlardan haberdar etmişlerdir. Diğer orklar kaçmış

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


olmalılar." Ork gemileri rengârenk yelkenleriyle ve üzerlerindeki ba94 Boşluk'a Yolculuk lina, yunus, deniz ejderleri, deniz kuşları gibi resimlerle diğer teknelerden kolayca ayırt edilebilir. Rıhtımdaki geminin adı Kli'Sha, yani ork dilinde "martıydı." Gemide bir sürü ışık yanıyordu ve tedirgin mürettebatı dikkatle nöbet tutmaktaydı. Ara sıra oradan geçen devriyeler haricinde limamn geri kalanı sessizdi. Anlaşılan orklardan başka denizciler de düşmanm haberini almışlardı. Tacirler yanlarına ailelerini ve dostlarını da alarak denize açılabilecek durumdaki gemileriyle oradan hemen ayrılmışlardı. "Vinnengael filosu nerede?" diye ansızın sordu Damra. "Vinnengael donanmasıyla tanınır. Şehri korumak için burada bulunmamalarına şaşırdım." "Bir Kamu filosunun güneyden Yeni Vinnengael'e saldıracağı yolundaki söylentilere dayanarak kral onları bir ay önce buradan gönderdi. O zamandan beri donanmadan haber alınamadı," dedi Griffith. "Barona göre Boşluk'un Efendisi onları acı bir sona çekmiş olabilir." "Lânetli lorddan söz açılmışken," dedi Damra, "şuraya, karşı kıyıya bak." O noktada dar ve hızlı akan Arven Nehri, batan ayın donuk ışığı alnnda loş bir ışıltıya sahipti. Damra'nm işaret ettiği yerde, yani nehrin dalgalı yüzeyinin karşı kıyısında parlak turuncu noktacıklar göze çarpmaktaydı. "Kamp ateşleri," dedi Damra. "Evet," diye onayladı Griffith. "Dagnarus'un askerleri nehir kıyısında toplanıyorlar." "Şafakta saldırıya geçecekler." "Saldıracaklarından pek emin değilim," dedi Griffith. "Efsanelere göre Dagnarus çok kurnaz bir adammış. İş savaşmaya geldiğinde tam bir dahiymiş. Vrykylini Kraliyet Sarayı'na sokma zahmetine girdi. Kenti yakıp yıkmak isteseydi böyle bir şey yapmazdı. Bence Yeni Vinnengael için başka plânlan var." "Tanrılar Vinnengaelliler'e yardımcı olsun," dedi Damra, "ve tabi bize de. İşte başka bir devriye geliyor. Büyünü bir süre daha korumaya çalış, kocacığım." Endişelenmelerine gerek yoktu. Askerler görevlerine fazla 35 MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN yoğunlaşamıyorlardı. Suyun karşısındaki kamp ateşlerine bakmaktaydılar. Oradaki her adam bunun ne anlama geldiğini iyi biliyordu. Askerler gittikleri zaman iki elf, ork kaptanının volta atmakta olduğu iskeleye yollandı. Kaptan orkça bir şeyler söyleniyor, ara sıra da bir kangal halatın üzerinde oturan arkadaşıyla konuşuyordu. Griffith rahatlamış bir halde büyüsünü bozdu. Damra da üzerindeki kuzgun kanatlarını attı. Ork kaptanı neredeyse burnunun dibinde beliren iki elfi görünce şiddetle irkildi. Eli hemen kılıcına gitti. İkinci kaptan da oturmakta olduğu halatın üzerinden atladı. Damra epey tehlikeli görünen bir hançere bakarken Griffith de gırtlağında kıvrık bir kılıcın ucunu buldu. "Bizi Baron Shadamehr gönderdi," diye aceleyle konuştu

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Griffith. Yaşlıdili'ni kullanıyordu, çünkü ork dili Pharn 'Lan'ı çok az bilmekteydi. "Bize geminize binebileceğimizi söyledi. Beni hatırlamış olmalısınız, Kaptan Kal-Gah. Ben Griffith'im. Son birkaç aydır baronun yanında kalıyordum. Bu da karım Damra. O bir Hâkimiyet Efendisi'dir." Ork kaptanı kılıcım indirdi, ama sadece Griffith'in göğüs hizasına kadar. Oradaki bir feneri kaldırıp Griffith'in yüzünü aydınlattı ve adamı dikkatle süzdü, sonra bakışlarım Damra'ya çevirdi. Hep zarif hareket eden uzun boylu ve ince yapılı Griffith, kendisini elf toplumunun tüm saygın mensuplarından ayıran siyah Wyred cübbesi giyiyordu. Geriye taradığı siyah saçları uzun bir örgü şeklinde arkasında toplanmıştı. Damra kimsenin gözünü korkutmamak için üzerindeki Hâkimiyet Efendisi zırhım çıkarmıştı. Kadının üzerinde mavi bir ipek tunik bulunuyordu. İnce beline koyu kırmızı bir kuşak dolanmıştı ve üzerine Hâkimiyet Efendisi tabardmı geçirmişti. O da elf toplumunda kabul görmediği için elf kadınlarının giydikleri kısıtlayıcı elbiseler yerine uzun, bol bir ipek pantolon giyiyordu. Kısa kestiği saçlarını topuz yapmıştı. Tüm bu ayrıntılara dikkat eden ork kaptan onları uzun 9& Boşluk'a Yolculuk uzun süzdü. "Adımı biliyorsunuz," diye homurdandı kaptan. Bunun şüpheli bir durum olduğunu düşündüğünden kaşlarını çattı. "Evet, Kaptan Kal-Gah," dedi Griffith nazikçe. Ork kaptanı iki metreyi aşkın boyuyla unutulması kolay biri değildi. Bacaklarmdaki deri pantolonun haricinde nehirden esen dondurucu soğuğa neredeyse çırılçıplak göğüs geriyordu. Kocaman alt çenesi ileri çıkıktı ve dudaklarından fırlamış gibi görünen iki alt dişi fener ışığında parıldıyordu. Gece sessiz olmasına rağmen kasırga çıkmış gibi kükreyerek konuşmaktaydı. Gözleri ufak olsa da bakışları net ve yoğundu. Kafasını kazıyarak kayda değer bazı dövmeleri meydana çıkarmıştı. Saçından geriye bir tek sırtına kadar uzanan zift kaplı bir örgü kalmıştı. Boynunda uzun bir kınnaba1 bağlı büyük bir deniz kabuğu bulunuyordu. "Bizi kalede Baron Shadamehr tanıştırdı," diye sözlerini sürdürdü Griffith. "Şamanınız Quai-ghai de beni tanıyor. Onunla benden öğrenmek istediği bazı hava efsunları konusunda fevkalâde bir sohbete girmiştik." Griffith etrafına bakındı. "Eğer o buradaysa—" "Gemide," dedi kaptan. "Uyuyor. Sabah gelgitinde yelken açacağız. Baron nerede?" "Bilmiyoruz," yamtım verdi Damra. "Burada olabileceğini sanmıştık—" "Değil," dedi Kaptan Kal-Gah. Damra ile kocası bakıştılar. "Sarayda sorun çıktı—" Kal-Gah yine homurdandı. "Hiç şaşırmadım. Alâmetler kötüydü. Çok kötü. O kadar kötüydü ki geçen akşam demir alıp buralardan gidebilirdim, ama barona söz verdim. Aslmda o durumda bile kalmayabilirdim, ama ay küçülüyor ve bu da söz bozmayı talihsiz hale getiriyor. Ama öyle olmasa bile kalabilirdim. Baronu severim. Bir ork gibi düşünür." Kaptan elfleri şöyle bir süzdü. "Demek gemime çıkmak istiyorsunuz."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN "Evet, Kaptan, eğer-" dedi Griffith. "Alâmetleri incelemem gerek," diye kararlı bir sesle belirtti Kaptan Kal-Gah. "Şaman uyuyor. Sabahleyin uyanacak. O zamana kadar şurada oturun." Adam bir kangal halatı işaret etti. Damra ile Griffith tekrar bakıştılar. "Kaptan," dedi Griffith, "peşimizde askerler var. Dediğim gibi sorun çıktı. Biz bir insan şehrindeki elfler olarak—" "Kayboluverin," dedi Kal-Gah elini sallayarak. "Kendinizi dumana falan dönüştürün." "Çok isterdim, Kaptan," dedi Griffith, "ama çok yorgunum ve gücüm kalmadı. Lütfen—" "Kendini küçük düşürüyorsun, kocacığım," diye elflerin dili Tomagi'yi kullanarak adamı payladı Damra. "Ona yalvarma. Bu daha en başından bir hataydı. Bizim insan topraklarında işimiz yok. Tromek'e geri dönmeliyiz. Hükümran Taş'ı Rahip'e götüreceğim. Daha ilk baştan Öyle yapmalıydım. Kuzeydeki dağlara gidip Dainmorae'ye geçeceğiz. Yanımda iki at satın almaya yetecek kadar para var." "Haklı olabilirsin," dedi Griffith. Kocasının sesindeki bitkinliği duyan Damra ona endişeyle baktı. Elini kaldırıp adamın solgun yanağını okşadı. "Biraz daha dayanabilir misin?" "Yapabilirim," dedi Griffith gülümseyerek. Kadının elini tutup parmaklarım öptü, sonra da o parmakları bırakmadan orka doğru döndü. "Teşekkürler, Kaptan Kal-Gah, ama biz başka bir karar verdik—" "Bekleyin!" Kaptan o sırada gemisine bakıyordu. Elini kaldırıp Griffith'in sözünü kesti. "Şuraya bakın." "Ben hiçbir şey—" "Orada!" Ork parmağım uzattı. "Kuşlar!" Fener ışığının çektiği iki martı halat takımının etrafında dönüyor, muhtemelen yiyecek arıyordu. Kuşlardan biri flok yelkeninin üzerine kondu. Kaptan gözlerini martıdan Griffith'e çevirdi. "Ah," dedi Kal-Gah. Diğer martı da ilkinin yanına kondu. Kaptan gözlerini o ?s? Boşluk'a Yolculuk martıdan ayırıp bu sefer de Damra'ya baktı. "Ah," dedi yeniden. . Martılar kondukları yerde tüylerini kaşımaya başladılar. Elinde fenerle ileri çıkan bir ork kuşlara yiyecek verdi. Martılardan biri kafasını kaldırdı ve boğuk bir çığlık attı. Kaptan Kal-Gah kılıcını indirdi. Devasa kılıcı yemek bıçağıymış gibi kolayca çevirip belindeki geniş kına soktu. "Alâmetler iyi. İkiniz de gemiye çıkabilirsiniz. Mürettebata geldiğinizi haber vereyim." Kaptan boynundaki deniz kabuğunu kaldırdı ve dudaklarına götürüp gürültüyle üfledi. Mürettebattan biri karşılık olarak fenerini ileri geri salladı. Kaptan Kal-Gah parmağıyla rıhtıma demirlemiş bir kayığı işaret etti. Oradaki alü tayfa uyumaktaydı. Bazıları deniz kabuğunun sesi üzerine kıpırdansa da uyumaya devam ediyorlardı. Onları uyandırmak için kaptanın bağnşları ile ikinci kaptanın küfürleriyle tekmeleri lâzım oldu. Tayfalar koca koca esneyerek

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


oturdular ve uykulu gözlerle etraflarına bakındılar. "Adamlarım her yerde uyuyabilirler," diye gururla belirtti kaptan. "Şu sünepelerin gemiye çıkmalarına yardım edin," diye Pharn 'Lan dilini kullanarak tayfalarına talimat verdi. Orklar hemen itaat ettiler. İki güçlü ork Griffith'i yaka paça tuttu ve o daha ne olduğunu anlamadan elfi yerden kaldırıp kayığa fırlattılar. Oradaki iki ork da Griffith'i havada yakaladı ve elfi kayığa kabaca oturtup orada kalmasını homurdandı. Damra dimdik durdu. "Teşekkürler, Kaptan," dedi kadın, "ama ben başımın çaresine bakabilirim." Kaptan sırıtıp omuz silkti ve tayfalarına geri çekilmelerini işaret etti. Damra iskelenin ucuna kadar gidip aşağıdaki suda yüzen kayığa baktı ve o anda kendine pek güvenemedi. Kayık dalgaların eşliğinde yükselip alçalıyordu ve aynı anda ileri geri sallanarak iskelenin kenarına çarpıyordu. Aşağı atlaması gereken Damra zamanlamayı tutturamazsa suya düşebilirdi. Damra boğulmaktan korkmuyordu. İyi bir yüzücüydü. Ancak öyle bir durumda tam bir budala gibi gözükürdü. Elfler itibarlarma çok önem verirler. 29 MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN İskelede tereddüde düşen Damra kayığın suda yükselip alçalmasını izledi ve beklenti içinde kendisine bakan ork denizcilerin sırıtışlarını gördü. Sonra kocasının bir efsunun sözlerini telâffuz ettiğini işitti. Rüzgâr Damra'yı sarıp okşadı ve onu güçlü kollarında kaldırdı. Damra kocasının büyüsüyle uçuşa geçti ve tüy gibi kayığa doğru süzüldü. Hayret içindeki orkların arasına inerken denizciler kadının yolundan çekilmek için birbirlerini ezerek sağa kaçıştılar çekildiler. İkinci kaptan dehşet içinde uludu, fakat Kaptan Kal-Gah gülüp geçmekle yetindi. "Elfte bir martının gagası ve cıyaklaması kadar kanatları da varmış," diye espri yaptı. Gaga benzetmesi kadının sivri burnunu hedef aldığından Damra'mn ork dilini anlamaması herkesin lehineydi. Bu sözler üzerine tüm mürettebat kendini kıkırdamak zorunda hissetti — ne de olsa kaptanları şaka yapmıştı—fakat bunu gönülsüzce yaptılar. Kaptan kayığı rıhtıma bağlayan halatı bizzat çözdü, ardından yerine dönüp Baron Shadamehr'i beklemeyi sürdürdü. Damra birbirlerine yakın duran denizcilerin arasından geçmeye fırsat bulamadan orklar küreklere asıldılar. Kayık rıhtımdan o kadar hızlı ayrıldı ki Damra bu beklenmedik hareketlenme sebebiyle dengesini yitirdi. İleri doğru tökezlediğinde kendini kocasının kollarında buldu. Adam onu yavaşça yanına oturttu. "Teşekkürler, hayatım," diyen Damra minnettarlıkla kocasına sokulurken üzüntüyle, "Orada seninle atıştığım için özür dilerim," dedi. "İkimiz de çok yorgunuz," diyen Griffith ona sıkıca sarıldı. "Yorgun ve açız. Ayrıca sırılsıklam bir kedi gibi nehirden çıkarılmam görmeye dayanamazdım." "Acıkmaktan bahsetmişken, gemide bulabileceğimiz yiyeceklerden pek ümitli değilim," dedi Damra ürpererek. "Herhalde önümüze balina yağı falan koyarlar." "Orklar balina yemezler, hayatım. Balinaları kutsal sayarlar. Bildiğim kadarıyla ekmek ork öğünlerinin başlıca yiyeceği 100

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Boşluk'a yolculuk oluyor." Buna karşın elfler gemiye vardıkları sırada yiyecek düşünecek halde değildiler. Sırf karada yaşayan bir ırk olan elflerin gemilerle işi olmaz. Aslında iyi birer yüzücüdürler, fakat denizcilikten anlamazlar. Nehrin belli belirsiz dalgaları bile Damra'nm midesini bulandırmıştı. Yorgun düşmüş Griffith'in durumu karısından da kötüydü. Kayık gemiye ulaşmadan önce istifra etmeye başlamıştı bile. Orklar bir bebeği bile sallaya sallaya uyutmaya yetmeyecek bu hafif dalgalar yüzünden hasta düşen kara sünepeleri karşısında neşeyle gözlerini yuvarladılar. Yine de tuhaf elfin kendilerini alıp götürecek büyülü bir rüzgâr yaratabileceğinden korktukları için ağızlarını açmadılar. Gemiye çıkarlarken Damra da kocası kadar berbat haldeydi. Yukarı kaldırıldığım ve zift ile balık kokan küçük bir kamaraya kadar sendeleye sendeleye götürüldüğünü hayal meyal hatırlıyordu. Midesi altüst olmuş bir halde çok rahatsız bir yatağın üzerindeki inleyen kocasının yanma yatırıldı. Bir ork tayfa düşünceli davranarak yanlarına birer kova verdi, sonra da kamara kapısını kapatıp oradan ayrıldı. Damra ömrü boyunca hiç o kadar fena olmamıştı. Hatta o kadar fenalaşmanın mümkün olduğundan dahi habersizdi. Üzerinde yattığı tahta kalaslardan oluşan yatak ileri geri, yukarı aşağı, sağa sola sallanıp duruyordu. Damra ne zaman öleceğini merak etmeye başlamıştı. "Umarım uzun sürmez," diye mırıldanırken kovaya uzandı. Kapı güm diye açıldı. "Demek elfler buradalar," diye karanlığın içinden kükredi bir ses. Sinirleri harap olan Damra şiddetle irkildi. Bir fenerin ışığı gözlerine vurarak onu kör etti. Tepesinde bir ork suratı duruyordu. Griffith az önceki sesi duyunca kafasını kaldırmıştı. "Quai-ghai!" dedi adam. Sonra da inleyerek tekrar yatağa düştü. 101 MARGARET W E i S ve TRACY HICKMAN Ork kadınları erkeklerle aynı giysileri giyerler ve aynı kaslı vücut yapısına sahiptirler. Onlardan farklı olarak kocaman göğüsleri bulunur ve kafalarını farklı bir tarzda kazırlar. Suratındaki sert ifadeye bakılırsa ork kadını pekâlâ onları öldürmek için gelmiş olabilirdi. Bunu umursamayacak kadar bitkin ve hasta olan Damra hiç kalkmaya çalışmadı. Ork yataktaki Griffith'i uzun uzun süzdü. Dudaklarım büzüp kafasını yana eğdi. "Sanırım seni tanıyorum. Ama son gördüğümde rengin yeşil değildi." "Beni... deniz tuttu!" demedi başardı Griffith. Quai-ghai büyük ihtimalle bir kahkaha olan sert bir kükreme koyverdi. "Güzel espri!" dedi kıkırdayarak. Griffith inleyince orkun kahkahaları kesildi. Adamı kuşkuyla inceledi. "Senin neyin var, elf? Eğer gemiye verem getirdiysen—" Griffith yataktan sarkıp kovamn içine kustu. Bitkin ve titrek bir halde tekrar eski yerine yuvarlandı ve, "Sana yemin ederim, Quai-ghai, karım ve beni deniz tuttu. Bir gemiye.. . ilk defa. .."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


dedi. Quai-ghai elf kadınının üzerine eğilip onu kokladı. Aynı şeyi Griffith için de yaptı. "Böyle bir şeyi daha önce hiç duymamıştım," dedi ork. "Yani ölü gibi suda deniz tutmasını. Yine de siz altı üstü elfsiniz. Burada bekleyin." Geri dönüp odadan çıkarken kapıyı bir kez daha çarptı. İrkilen Damra dişlerini sıktı. Ork elindeki feneri tavandaki bir kancaya takmıştı. Fener geminin salımmıyla birlikte ileri geri hareket ediyordu. Damra içinin kalktığım hissettiğinden gözlerini kapadı. Ork kapıyı yine güm diye açarak geri döndü. Bir elinde toprak bir kap, öbüründe de bir maşrapa tutuyordu. Kabı Damra'mn burnunun dibine kadar uzatü. "Ye şunu." Damra kafasım iki yana sallayıp sefil bir halde yan döndü. Griffith bir dirseğinin üzerinde doğruldu. Kabı orktan alıp ihtiyatla süzdü. Kabın içinde yoğun, kahverengi bir macun bu102 Boşluk'a yolculuk lunuyordu. "Nedir bu?" diye sordu adam. "Dikenli elma çekirdeklerinden hazırlanmış bir karışım," dedi Quai-ghai. "Ama bu zehirlidir!" diye dehşet içinde konuştu Griffith. Quai-ghai kafasını sağa sola salladı. Fener ışığında altın küpeleri ve altın bir dişi ışıldadı. "Çekirdekler damıtılıp uygun malzemelerle karıştırılırsa değildir. Bu ilaç çok eskidir. Deniz tanrılarından bir armağandır. Bazen—pek sık değil, ama bazen—yeni doğan bir orkun vücut sıvıları denizle uyumlu değildir. Tıpkı sizde olduğu gibi dalgalar yükseldiğinde vücut sıvıları alçalır ve dalgalar alçaldığında vücut sıvıları yükselir. Bu gerçekleştiğinde ork hastalanır ve ona bunu veririz." Ork kadını elindeki yoğun bulamacı işaret etti. "Bu şey vücut sıvılarını yatıştırır. Önce uyuyacaksınız. Kalktığınızda kendinizi daha iyi hissedeceksiniz." Griffith macunu kuşkuyla süzmeyi sürdürüyordu. "Pek emin—" "Oh, tanrılar aşkına!" diye Tomagi dilinde söylenen Damra, kabı orkun elinden kaptı. "Zehirlenmek bile bundan daha kötü olamaz!" Damra bir parmağım macuna batırıp dudaklarına götürdü. Kokusu nahoş değildi ve yatıştırıcı bir etkisi vardı. Macunun tadına baktı. İçi kalksa da yutmayı başardı. Griffith de macundan aldı. "En azından birlikte öleceğiz," dedi adam karısına. Quai-ghai onlara maşrapadaki serin, berrak suyu uzattı. Suyu içmelerinde ısrarcıydı, zira dediğine göre deniz tutan kişilerin vücutlarındaki su kaybı fazla olurdu. Alt dudağından çıkıntı yapmış altın dişiyle onları bir süreliğine seyretti. "Ya ölmemizi ya da iyileşmemizi bekliyor," dedi Damra. "Hangisi bilmiyorum." Griffith hiç konuşmadı. Uykuya dalmıştı bile. Damra da içinin geçtiğini hissetti. Uyku öyle yumuşak ve şiddetle bastırmaktaydı ki kapıldığı his kuştüyü bir döşeğe batmayı andırıyordu. 103

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN "Gvvyenoclu Damra," dedi yumuşak bir ses. "Ne var?" diye uykulu bir halde sordu kadın. "Kim var orada?" "Seninle konuşmalıyım. Beni duyup anlayabiliyor musun?" "Çok uykum var," diye geveledi Damra. "Bırak da uyuyayım." "Söyleyeceklerim çok önemli. Zaman hızla akıp gidiyor. Ya hemen konuşuruz, ya da asla." Ses taradıktı. Damra içinin ürperdiğini hissetti ve bu ürperti onu kendine getirdi. Kadın gözlerini açtı. Kamara karanlıktı, zira elfler güvertenin çok aşağılarmdaydılar ve duvarda pencere yoktu. Damra konuşmacıyı göremese de sesini tanıyordu. "Silvvyth?" Damra şaşırmıştan ziyade kafası karışmış gibi konuşuyordu. Sanki mide bulantısı yüzünden zihni bulanmıştı. Sebep belki de aldığı ilaçtı. O an her şey mümkün gözüküyordu, hatta Arven Nehri'nin ortasmdaki bir ork gemisinde yaşlı bir elfin beklenmedik ortaya çıkışı bile. Güçlü bir el Damra'nm bileğini kavradı. "Ben Silvvyth," dedi ses. Adam Damra'nm elini kaldırıp suratma götürdü. Damra adamın köselemsi derisini, yaşı ve zorlu hayatı sebebiyle yüzündeki sayısız çizgi ve kırışıklığı hissedebiliyordu. Silvvyth'in eli gibi yüzünün de ıslak olduğunu fark etti. Silwyth'i Rahibin Kalkanı'nın evinde son gördüğü ara hayalinde canlandırdı. Silvvyth o gün bir Vrykyl olan Leydi Valura'nın zehirlediği yemeği yemesini engelleyerek Damra'ran hayatını kurtarmıştı. Sonra da Vrykyl'i alt ederek Hükümran Taş'ın elflere ait parçasını korumuş ve Damra'ya emanet etmişti. Griffith'e göre kocası da hayatını ona borçluydu. Silvvyth'in dediklerine bakılırsa tüm bunları Prens Dagnarus'a hizmet ettiği sırada işlediği günahları affettirmek için yapıyordu. Rüyadaymışçasına bir hisse kapılan ve bu hissi bir türlü üzerinden atamayan Damra şaşkın bir halde şunları söyledi, "Burada ne işin var? Beni nasıl buldun?" 104 Boşluk'a Yolculuk "Kalkan'ın evinde de söylediğim gibi, hayatımı Leydi Valura'y1 izlemeye adadım. O şu anda nehrin öteki yakasında efendisi Lord Dagnarus'la buluşuyor. Tromek için hazırladıkları plânları konuşuyorlar." "Plânları mı? Nedir bu plânlar?" "Leydi Valura Kalkan'ı ayartarak onu Boşluk'un tarafına çekti. Kalkan artık Boşluk'a tapıyor ve bunu yaşayanlardan saklıyor. Fakat böyle rezil bir sırrı ölülerden saklayamaz. Kendi ataları ona sırt çevirdiler ve bir daha asla ona el uzatmayacaklar. Kalkan bu sırrı Wyredler'den de saklayamaz. Büyücüler ona karşı çalışıyorlar. Zaten Kalkan'ın onlara ihtiyacı da yok/' dedi Silwyth. "Kalkan'ın yanında artık Boşluk var. Dunkarga'dan, Karnu'dan ve Vinnengael'den gelen Boşluk müritleri iğrenç büyülerini onun lehine kullanıyorlar. Tabi bunu alenen yapmıyorlar. Henüz değil. Ama bu da çok yakında değişebilir." Damra duyduklarından ürperdiyse de şaşırmamıştı. "O hep saman altından su yürüten kötü kalpli biriydi," dedi kadın. "Boşluk hep onun içindeydi."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Boşluk hepimizin içindedir," dedi Sihvyth. "Zaten tanrılar Hükümran Taş'ı Kral Tamaros'a verdiklerinde onu uyarmışlardı. 'Sakın onu bölme,' dedi tanrılar ona, 'çünkü içinde acı bir çekirdek bulacaksın.' Ama tanrıların bu armağanını tüm dünyayla paylaşmaya heveslenen sabırsız kral uyarıya kulak asmadı. Bir zamanlar onu kibirli sanırdım ve ülkesine, hatta ailesine getirdiği felâket için onu suçlardım. Artık yaşlandığım için onun en iyisini yapmaya çalıştığını düşünüyorum. İşe kibir karışmışsa bile bu, en iyiyi bildiğini sandığının kibriydi." Damra bu sözlere pek dikkat etmedi. Ona göre tüm yaşlılar böyle zırvalayıp dururlardı. Adamın sözü uzatmasına imkân vermedi. "Geçmiş kimin umurunda. Tromek'e ne olacak? Halkıma ne olacak?" diye bilmek istedi "Başlarına neler gelecek?" "Kalkan ile Rahip birbirlerine savaş açtılar. Askerleri iki farklı muharebede kafa kafaya geldiler. Zaferin kimin olacağı henüz belli değil, ama her çatışmada Rahip biraz daha zor du105 MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN ruma düşüyor. Kaybetmesi zaman meselesi." "Bu nasıl bir dehşet böyle?" Damra kulaklarına inanamıyordu. "Rahip'in bu savaşı kaybedeceğini mi söylüyorsun?" "Boşluk dünyadan üstündür," dedi Sihvyth. "Elementlerin gücü azalırken Boşluk'unki artıyor. 'Çekirdek acıdır,' diye Tamaros'u uyarmışlardı tanrılar. Hükümran Taş tek parça olduğu sürece Boşluk kontrol altındaydı. Taş parçalandığında Boşluk serbest kaldı. Vrykyl Hançeri uzun süre saklı kaldıktan sonra ortaya çıktı ve şimdi Boşluk hüküm sürüyor. Kalkan kazandığında—ve kazanacak da, zira Rahip onu durdurabilecek kadar güçlü değil—Tromek'i Dagnarus'a teslim edecek ve ona alenen tapmaya başlayacak." "Bu çok adice!" diye haykırdı Damra. "Nedir o?" diye uykulu bir edayla mırıldandı Griffith. "Sorun ne?" "Sen uyumana bak, sevgilim," diye kocasını sakinleştirdi i Damra, onu uyandırdığına üzülerek. "Hiçbir sorun yok. Yat • uyu." Griffith derin bir iç geçirip yatakta yan döndü. Damra kocasının soluklarının düzene girmesini bekledikten sonra hafifçe şunları söyledi, "Tromek'e dönmeliyim. Rahip'e Hükümran Taş'in gücünü götürmeliyim—" "Hayır!" diye sözünü kesti Sihvyth. Damra'nın bileğini ezi- | ci bir güçle sıktı. "Tromek gitmen gereken son yer, Gvvyenoclu Damra! Valura aynen öyle yapmam bekliyor ve sana tuzak kurmayı plânlıyor. Onun husumetini kazandın, Damra. Valura lorduna Hükümran Taş'm hem elflere hem de insanlara ait parçasını götürememesinden seni sorumlu tutuyor. Seni öldürmeye ve ruhunu Boşluk'a sürüklemeye and içti. "O ve Dagnarus burada, Yeni Vinnengael'de olduğunu biliyorlar. Sarayı ziyaret ettiğini de. Genç kral Shakur adında bir Vrykyl. En yaşlı ve güçlülerinden. Batı Geçidi'nde onunla dö- I vüşmüştün. Shakur seni tanıdı. Vrykyller her yerde seni arıyorlar. Valura da öyle..." "Tüm bunları nereden biliyorsun?" diye sual eden Damra, Sihvyth'ten yine şüphelenmeye başlıyordu. "Valura'run ne dü-1 ±oe> Boşluk/a Yolculuk

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


sunduğunu, onun ve kötü kalpli lordunun neler çevirdiklerini nasıl biliyorsun? Beni nasıl buldun? Bu gemiye nasıl çıktın? Belki bu soruların cevabı senin de bir Vrykyl olmanda yatıyordur. "Vrykyl olsaydım, Gvvyenoclu Damra, seni çoktan öldürmüştüm. Kalkan'm evindeyken sana sebeplerimi sayıp döktüm. Valura'ya gelince, daha önce de dediğim gibi onu takip ediyordum. Birlikte kurdukları entrikalara kulak misafiri oldum. Seslerini alçak tutmaya özen gösteriyorlar, ama ben ruhlarındaki fısıltıları bile duyuyorum. Nasıl duymayayım ki? Bir zamanlar ruhlarımız birleşikti, şimdi bile ayıramayacakları kadar birbirine bağlıydı. Boşluk şu an üstün. Ama henüz kazanmadı. Tanrılar ve diğer güçler ona karşı savaşmayı sürdürüyorlar." "İyi de anayurduma dönmezsem ben nasıl savaşabilirim?" diye sordu canından bezen Damra. "Hükümran Taş'ın elf parçası saklı kalırsa ne işe yarar? Nereye gitmeliyim, ne yapmalıyım?" "Bu konuda uzun uzadıya düşündüm, Damra. Aslma bakarsan yüzyıllarca. Boşluk'un gücünü azaltmanın tek yolu Hükümran Taş'ı onu yaratanlara geri vermektir." Damra adama gözlerim kırpıştırarak baktı. Hasta ve bitkin haliyle onun mantığını anlamakta zorlamyordu. "Hükümran Taş'ı tanrılar yarattılar. Taş'ı tanrılara geri vermemi mi istiyorsun? Şimdi, yani insanlar kendi parçalarını daha yeni bulmuşlarken mi? Taş'ı geri vermezsek onlar güçlenecek, biz elfler ise zayıflayacak mıyız? Böyle mi düşünüyorsun?" "Elf parçasını geri vermekten bahsetmiyorum. Taş'ın dört parçası da tanrıların onu Tamaros'a verdikleri yerde bir araya gelmeli-Tanrılar Geçidi'nde." Sihvyth yaşlı bir adam, diye içinden geçirdi Damra, ve yaşlılar tuhaf fikirlere kapılıp geçmişte yaşadıklarım sanırlar. Ona karşı çıkmak kabalık olur. Zaten tartışmak da istemiyorum. Çok yorgunum. Orkun verdiği ilaç işe yarıyordu. Damra'nm artık midesi bulanmamaktaydı. Midesi artık geminin yavaş salmışlarına bulanmadan karşı koyabiliyordu. Yine de zayıf ve yorgun düştü±oyMARGARET

WEİS

ve

TRACY

HİCKMAN

günden bir süre boyunca hiçbir yere gidemeyecekti, üpkı Griffith gibi. Yarma veya öbür güne kadar bir yerlere yolculuk edebilecek durumda olmayacaklardı. Zaten o zamana dek Shadamehr de gemiye binerdi. Damra olup bitenleri ona da anlatır, hatta belki anavatanına dönmek için barondan yardım bile alabilirdi. Tromek'e dönmekte kararlıydı. Üstelik Hükümran Taş'ı da yanında götürecekti. "Karar sana kalmış, Damra," dedi Sihvyth, kadının aklını okumuşçasma. "Ama senden bir tek şunu düşünmeni istiyorum. Boşluk'un gücü artıyor, çünkü Hükümran Taş parçalandı." "Yani parçalar bir araya getirilirse Boşluk bir kez daha kontrol altına alınacak." Damra kafasını iki yana salladı. "Örümcek yavrularını yumurtalarına geri sokamazsın." "Yine de denemelisin," diyen Sihvyth kadının bileğini bıraktı, "örümcekler dünyayı bile yutabilecek kadar büyümeden önce." Yaşlı bir adamın zırvaları. "Bunu düşüneceğim," dedi Damra.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Cevap veren olmadı. "Sihvyth?" Damra karanlığa bakarak alınıp verilen solukları, yere vuran ayakları, gıcırdayan tahtaları duymaya çalıştı. Hiçbir şey yoktu. Gecenin vücuda gelmiş hali bile bundan daha sessiz olamazdı. Gecenin vücuda gelmiş hali. Damra kafasında bu düşünceyle uyuyakaldı.

108 Yeni Vinnengael'in kanalizasyon sistemi pek de kapsamlı değildi. Tünel şebekesi tapınak ile saraydan-şehirdeki iki büyük bina kompleksi — başlıyor ve Arvaı Nehrine boşalıyordu. Kanalizasyon sistemi, mühendislik alarmda marifetli olan Toprak büyücüleri tarafından kaya yatağı oyularak inşa edilmişti. Kanalizasyon sistemini tüm şehre yaymak konusu açılmıştı. Öyle muazzam bir inşaat programını- çok masraflı olacağına karar verilmiş ve hatırı sayılır tartışmaiann ardından projeden vazgeçilmişti. Vinnengael'in geri kalan çağlar öncesine dayanan uygulamaya başvurup atıklarını sckaklarm ortasından geçen ve yağmurlu mevsimde doğal, yağmurun yağmadığı zamanlarda ise nehirden pompalanan suyla yapay yoldan boşalan oluklara döküyordu. Bir haftadır hiç yağmur yağmaması, pompaların faaliyete geçirileceği anlamına gelmekteydi. Fakat bir düşman ordusunun nehrin batı kıyılarında aniden orta/a çıkması şehir yetkililerinin kafalarındaki sokak temizliğine dair tüm düşünceleri silip atmıştı. Nehir suyu pompalanmasına pompalanıyordu, fakat bu suyla çatışmada çıkabilecek yangınları söndürmek için fıçılar ve kovalar doldurulmaktaydı. "Şanslıymışız," dedi Shadamehr ha>n uyumakta olan Alise'e. "Yoksa belimize kadar boka batardık. Şimdiyse sadece ayaklarım ıslanıyor." Shadamehr kanalizasyon sistemine yabancı değildi. Çocukken o ve rahmetli Kral Hirav birçok kereler saraydan sıvışıp kanalizasyonda sıçan avına çıkarlardı. Yanlarına sapanlarını da ahp yaban domuzu, trol ya da diğer bir tür canavar avlıyormuş gibi yaparlardı. Ava noktayı hep nehirde vüzerek koyarlardı— kendilerini suçlu gösterecek delillerden kurtulmak için, ya da ±oj MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN en azından onlar böyle düşünürlerdi. Ardından saraya dönmeden önce güneşin altında mutlu, yorgun ve leş gibi kokar bir vaziyette üstlerini kuruturlardı. "Biricik Hanna Dadı'dan başka kimseyi kandıramazdık," diye Alise'e içini döktü Shadamehr. Dolambaçlı tünellerde ilerlerken o tasasız günlerin anıları zorla aklına doluşuyordu. Shadamehr de o amlara sıkı sıkı sarılarak attığı her adımda biraz daha güçsüz düştüğü gerçeğini saklamak için onlardan faydalanıyordu. Üstelik gittikleri yere ulaşmalarına daha çok vardı. "Hanna Dadı," dedi soluklanmak için durakladığında, "çok tatlı bir kadındı, ama pek zeki sayılmazdı." Tepki vermesini umarak Alise'e baktı, fakat kadın halâ

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


uyuyordu. Ne koku, ne söylenenler, ne fenerin ışığı, ne de bir merdivenden inmeye çalışırken Alise'in kafasını yanlışlıkla duvara çarpması onu uyandırmamıştı. Shadamehr yüreği sızlaya- jj rak onun bir daha kendine gelip gelemeyeceğini düşündü. Tanıdığı bazı kimseler öyle derin bir uykuya dalmışlardı ki kimse onları uyandırıp yemek veremediğinden açlıktan ölmüşlerdi. Nine tavernadayken Alise'in bir günden fazla uyuyabileceğini söylemesine rağmen Shadamehr onunla konuşuyor, kendisini duyduğuna dair bir işaret görmeyi umuyordu. "Hirav ona hep tuvalette kayıp düştüğünü söylerdi," diye sözlerine devam etti Shadamehr. "Dadı da ona hep inanırdı." Baron Alise'i omzuna daha rahat bir şekilde oturttu, ya da en azından oturtmayı denedi. Boynundaki, omuzlarındaki, kollarındaki, bacaklarmdaki ve sırtındaki kaslar sızım sızım sızlıyordu. Yüzünden aşağı ter boşalmaktaydı. Ona kalsa biraz daha dinlenirdi, fakat fazlaca oyalanması halinde yola devam edemeyecek kadar güçsüz düşeceğinden korkuyordu. "Bazen düşünüyorum da," derken kara feneri ana kanalizasyon tünelinin iki kola ayrıldığı bir noktaya doğru tuttu, "ba- 1 şımızı ne biçim derde sokardık. Bir keresinde ani bir su baskınına yakalanmıştık. Nasıl oldu da boğulmadık hiç anlamıyorum. Neyse ki yakınımızda bir bakım merdiveni vardı ve kaçmayı başardık. O gün müthiş bir macera yaşadığımızı söyleyip 110 Boşluk'a Yolculuk gülüyorduk. Korkacak kadar bile aklımız yoktu. "Acaba nereden gitmeliyiz?" diye kendi kendine sorarken karşısındaki iki tüneli düşünceli gözlerle süzüyordu. "Yollardan birinin tapmağa gittiğini anımsar gibiyim. Diğeri ise şimdi geldiğimiz yol. O yol saraya çıkıyor, üçüncüsü ise nehre. Şu taraf"—feneri o yöne doğru tuttu-"yukan meyilli gibi, o yüzden de tapınağa gidiyor olmalı. Yanlış hatırlamıyorsam doğru yol sağdaki." Shadamehr attığı ilk adımla birlikte bacaklarının titremeye başladığım hissetti. Ağır nefes alarak yanındaki duvara dayandı. "Yalnızca şöyle bir gerinmem gerekiyor," dedi kendine. "Tutulmuş yerlerim açılır. Sonra hiçbir şeyim kalmaz." Shadamehr kara feneri yere bırakıp ışığı söndürdü. Daha sonra hayatı boyunca bunu neden yaptığını merak edecekti— yani ışığı söndürmeyi. Sebep içgüdüleri miydi? Gençliğinde öğrendikleri miydi? Karanlık yerlerde karanlıkta kal, derdi babası hep. Yoksa mide bulantısı mıydı? Shadamehr'in biraz midesi bulanıyor ve üzerine bastığı şeylere bakmak istemiyordu. Yoksa sebep Nine'nin tılsımlı turkuvaz taşı mıydı? Shadamehr bunu asla bilemeyecekti. Bildiği tek şey o an ışığı söndürmüş olmasıydı. Alise'i nazikçe yere indirip kavisli ve yapışkan duvara yasladı, sonra da battaniyeyle üstünü sıkıca örttü. "Tüm bu pislik için üzgünüm, canım. Sana yeni bir elbise alırım." Shadamehr yer yettiğince gerinip—tünelin bu kadar alçak olduğunu hatırlamıyordu—ağrıyan bacaklarını ve omuzlarını ovaladı. "Fazla kalmadı," diye kendini cesaretlendirdi. "Fazla kalmadı." "Skedn?" diye üsladı Alise'e ait olmayan bir ses. Shadamehr karanlıkta donup kaldı. Ses sağdaki tünelden

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


gelmişti. Shadamehr gırtlaktan geldiği anlaşılan bu kaba sesi daha önce hiç duymamışü. Kıpırdamadan, nefes bile almadan bekledi. Sözcükleri anlayamasa da ne ifade ettiklerini tahmin 111 MARGARET W EİS ve TRACY HİCKMAN edebiliyordu: Sen de duydun mu? Sesin sahibi de aym şekilde kıpırdamadan bekledi. Sonra başka bir ses ona yanıt verdi. "No skedn." Konuşulan dil dağdan aşağı yuvarlanan bir kayaların seslerini anımsatmaktaydı. Yaratıklar gerizekâlı gibi konuşmuyorlar, sesleri trollerinki gibi çıkmıyordu. İlk konuşan kişinin sesinde otoriter, ikincisinde ise riayet eder türde bir tını vardı. Bu durum disiplini ve örgütlenmeyi işaret ediyordu. "Taan!" diye inlercesine içinden bir tahmin yürüttü Shadamehr. Gözcülerinin kendisine taanlar hakkında verdikleri bilgileri anımsadı. Bu korkusuz canavarlar bir insan gibi iki ayakları üstünde yürüyorlar ve en az insanlar kadar, hatta belki daha da iyi silah kullanabiliyorlardı. Taanlar savaşta son derece gözüpektiler, zekiydiler ve maharetliydiler. Shadamehr'in aklına gelen ilk düşünce tüm taan ordusunun kanalizasyon vasıtasıyla kenti ele geçirmeyi planladığıydı. Fakat mantık ağır bastı. Binlerce savaşçı kanalizasyonda ilerleyemezdi. Bu bir gözcü birliğiydi. Kent savunmasındaki zayıf noktaları tespit ediyorlardı. "Tanrılar aşkına, buldular da," dedi Shadamehr kendi kendine. "Fareler gibi kapana kısıldık." Shadamehr gerilemeye cesaret edemedi. Taanlar bir şey, belki de onun kendi kendine konuştuğunu duymuşlardı ve hepsi tetikteydi. Baronun yanındaki tek silah çizmesine sakladığı bir hançerdi. Saray muhafızları kılıcıyla diğer silahlarını ondan almalarına karşın hançeri gözden kaçırmışlardı. Shadamehr handayken Ulaf tan kılıcını isteyebilirdi, fakat o an aklı çok meşguldü. Neyse ki ya babası, ya tanrılar, ya da kendi içgüdüleri sayesinde yerlerini belli edecek ışığı söndürmüştü. Eğilerek, yavaşça ve sessizce hareket ederek duvara doğru ilerledi ve mümkün olduğunca sinip soluğunu yavaşlattı. Her attığında tünelde gümbürdüyormuş gibi gelen kalbine lanet okuyordu. Sağı solu biraz eşeledikten sonra büyükçe bir taş parçası buldu. Bir eliyle onu tutarken diğeri de çizmesindeki 112 Boşluk'a Yolculuk hançere doğru kaydı. Hareketsiz haldeki taanlar halen kulak kabartmış vaziyetteydiler. Shadamehr sessizdi. Onlar sessizdiler. Etraf o kadar sessizdi ki baron taş zeminde koşuşan farelerin tıkırtılarını bile duyabiliyordu. Ansızın taanlardan biri homurtu ile uluma arası bir sesle böğürdü. Bu gürültü Shadamehr'in az önce sövüp saydığı kalbini neredeyse tamamen durduruyordu. Shadamehr kendini gelecek olan hücuma hazırladı, fakat işittiği tek şey korku dolu tiz cıyaklamalar, bir sürtünme ve yere vuran ayaklar oldu. Sonra cıyaklamalar sona erdi. "Rtt," dedi ilk ses gülerek. Taanlar kıkırdayarak yollarına devam ettiler. Yeniden nefes almaya başlayan Shadamehr, gömleğinin

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


terden sırılsıklam olduğunu hissediyordu. Bir meşale yandı. Taanlar üç tünelin kesiştiği yere varmışlar ve kendi aralarında konuşmaya başlamışlardı. Shadamehr ilk kez o zaman yaratıkları net olarak görebildi. Karşısındaki sahneden hem etkilendi hem de yılgıya kapıldı. Ayrıca Yeni Vinnengael'in böyle binlerce savaşçıya karşı koyabileceği yolundaki umutlan pis kanalizasyon sulan gibi akıp gitti. Taanlar beş kişiydiler. Vahşi ve hayvansı suratlarında çıkık birer burun ve jilet kadar keskin dişlerle dolu geniş birer ağız bulunuyordu. Saçları uzun ve hırpaniydi. Sarkık alınlarının hemen altında çıkık, kısık gözleri yer alıyordu. Seslerinde duyduğu zekâ ışıltısına gözlerinde de rastlamak mümkündü. Vücutları insansı olsa da çok daha kaslı ve yapılıydı. Üzerlerinde her türden silaha rastlamak mümkündü—bazıları insan, bazıları elf, bazıları da muhtemelen kendi yapımlarıydı. Aynı tuhaf Çeşitlilikteki zırhları da herhalde kurbanlannın cesetlerinden toplanmıştı. Yaratıklar ara sıra kafalarını kaldırıp havayı kokluyorlardı. Shadamehr buna dayanarak taanların etraflarındaki dünyayı tanımakta koku duyusundan bol bol yararlandıkları izlenimine kapıldı ve kanalizasyondaki koku için şükretti. 113 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN Taanlar hangi yoldan gideceklerine karar verememiş gibiydiler. Bir süre konu üzerinde tartıştılar. Taanlar konuşurlarken sesleri kadar vücut dilinden de faydalandıkları için Shadamehr konunun özünü kavrayabildi. Görünüşe bakılırsa taanlardan biri grubun ayrılmasını istiyordu, zira önce Shadamehr'in tünelini, sonra da kendini işaret etmekteydi. Ardından başka bir tüneli ima ederek parmağım lidere doğrulttu. Lider bu teklifi değerlendirmesine rağmen kuşkulu gözüküyordu. Kafasını iki yana sallayıp parmağını tapınağa çıkan tünele doğrulttu. Shadamehr doğal olarak liderin tarafını tuttu ve kararını değiştirmemesi için sessizce dua etmeye başladı. Tartışma sürdü. Ya sıkıntıdan ya da korkudan olacak, meşaleyi tutan taanın o çirkin kafasına etrafa bakınmak gibi bir fikir belirdi. Doğrudan Shadamehr'in üzerine vuran ışık onun beyaz gömleğini ve Alise'in üzerindeki beyaz battaniyeyi ilk dansım yapmakta olan bir genç kızın gözleri gibi parıl parıl ortaya çıkardı. Taan tıslamayla uluma arası bir ses çıkardı. Lider hemen o tarafa döndü. Taan doğrudan Shadamehr'i gösteriyordu. "İşte şimdi hapı yuttuk," dedi baron kendi kendine. Shadamehr ayağa kalkıp Alise'in önüne geçti. Bir elinde hançer, ötekindeyse taş parçası vardı. "Shadamehr'in son direnişi," diye görüş bildirdi baron. " 'Kanalizasyonda öldü, sıçanlara yem oldu.' Berbat bir şarkı. Vezin fena değil, ama devamım nasıl getireceksin? Kanalizasyona uyan bir kafiye yok ki." "Derrhuth," dedi lider taan, dudak bükerek. Hayvan-adam silahını—testere dişli garip görünümlü bir kılıç—çekip rakibinin üzerine yürüdü. Diğer taanlar geride durup sırıtarak gösteriyi izlemeye başladılar. "Sen kendine derrut!" dedi Shadamehr yüksek sesle. Hırlayıp dişlerini gösteren taan savaşçısı iyice yaklaştı. Tam o sırada havayı kokladı ve ansızın durdu. Normalde kısık duran gözlerini fal taşı gibi açarak bön bön baktı. Taan şöyle bir

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


yutkundu. Kılıcım yerdeki balçığa düşürdü. Az önce liderle tartışan taan böğürerek bir soru sordu. 114 Boşluk'a Yolculuk Lider taan kafasını biraz çevirdi. "Kyl-sarnz!" diye tısladı arkasındakilere. Taanların dördü de liderleri gibi bön bön Shadamehr'e baktılar. Elinde meşale tutan yaratık bir adım geri çekildi. "Kylsarnz!" diye tekrarladı huşu içinde. "Kayl Zarnzzt," diyen Shadamehr'in neler olduğuna dair en ufak bir fikri bile olmamasma karşın bu durumdan sonuna kadar faydalanmaya kararlıydı. "Bu benim adım. Kayl Zarnzzt. İsmimi sakın unutmaym." Hançeriyle tapmağa giden tüneli işaret etti. "O taraftan gidin. Kayl Zarnzzt öyle emrediyor." Üzerine ışık vuran hançer bir anlığına parıldadı. Taanlar büzülerek iki büklüm selâm verdiler. "Nisst, Kyl-sarnz," dedi taan hürmetkar bir sesle. "Nisst, Kyl-sarnz." Taan grubunun yanma dönüp kafası ve parmağıyla Shadamehr'in gösterdiği tüneli işaret etti. Taanların beşi de yerlere kadar eğilerek selâm verdiler ve "Kyl-sarnz" sözünü tekrar tekrar yinelediler. Sonra da geri dönüp kanalizasyon boyunca koşmaya başladılar. "Bir şey anladıysam ne olayım," dedi Shadamehr. Baronun neler döndüğüne dair en ufak bir fikri olmadığı gibi kalıp öğrenmeye de niyeti yoktu. Alise'i kollarına alıp nehre doğru süratle ilerledi. Tüm ağrı ve sızıları geçmişti. Daha önce kendini hiç o kadar güçlü hissetmemişti. "İnsana feleğini şaşırtan türden korkular harika bir kuvvet ilacı etkisi gösteriyor," diye Alise'e yorum yaptı. "Şişeleyip satmak lâzım." Korkunun kuvvet verici o fevkalâde etkisi Shadamehr'i kanalizasyonun sonuna kadar götürdü. Tünelin nehre boşaldığı yer devasa bir demir mazgalla kapatılmıştı. Mazgalın oraya koyulma sebebi taanların az önce yaptıkları türden bir şeyin— kanalizasyonu kullanarak şehre gizlice sızmanın—önüne geçmekti. 115 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN Güçlü kuvvetli üç adamın zar zor kaldırabildiği demir mazgal müthiş bir kuvvetle bağlı olduğu yerden kopartılıp kenara atılmıştı. Shadamehr'in gözlerinin önünde taanlar, daha doğrusu onların kaslı kolları canlandı. Kendisini sadece bir hançer ve taşla onların karşısında dikilirken hayal eti. "Shadamehr," dedi kendi kendine, "sen ne ballı herifsin." Kanalizasyon deliğinin yaklaşık bir metre kadar ötesinde nehrin karanlık suları ağır ağır akmaktaydı. Bir bakım merdiveni tünelden yukarı çıkıyordu. Mazgaldan geçemeyecek kadar büyük olan artıklar dipte yığılmıştı. Shadamehr artık yığınına yakından bakmadı. Kara feneri yere doğru çevirdiğinde kanalizasyon girişinin önündeki daracık taş çıkıntıya yanaşmış derme çatma bir kayıktan bulunduğu yere kadar gelen ıslak ayak izlerini gördü. Aklına Rigiswald'un tüm taanların sudan korktuklarına yönelik yorumu geldi. "Hah!" dedi Shadamehr. "Teorisi buraya kadarmış. Hele) bunu ona bir anlatayım da! O ihtiyarm hatasını yüzüne vurma fırsatı her gün elime geçmiyor. Alise, canım, son olarak şu mer-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


diveni tırmanacağız." Shadamehr merdivenin başladığı yerde durakladı ve bunu başarıp başaramayacağını düşündü. En azından bulunduğu yerdeki hava daha temizdi. Birkaç derin nefes aldı, sonra Alise'i sıkıca tutarak elleriyle ayaklarını merdivenin kulplarına koydu. " 'Yiğit şövalye uçkuruna düğüm attı, güzel kızın saçına tırmandı,' " diye eski bir türkü mırıldanan Shadamehr, bacaklarmdaki ağrıya aldırmamaya çalışıyordu. "Acaba uçkura düğüm atmak tam olarak ne demek oluyor? Bunu hep merak etmişimdir. .." Duraklayan Shadamehr dudağını ısırdı ve ciğerlerine bir nefes daha çekti. Suratından aşağı ter boşalıyordu. Kolları titriyor, bacakları sızlıyordu. Merdivenin tepesini görebilmekteydi/ fakat o an için sanki gökteki ay kadar uzaktı. Belki daha da uzak. "Uçkurum bağlı olsun olmasın, her tarafım sızım sızım sızlıyor," diye söylendi. "Acaba o yiğit şövalye kızın saçma tırmanırken bu kadar zorluk çekmiş midir? Tabi delikanlının güzel 116 Boşluk'a Yolculuk ^21 görmeye gittiğini unutmamak gerek. Onu sırtına alıp da bir merdiveni tırmanmıyordu. Herhalde arada bir fark vardır." Shadamehr açıklığa vardığında yayaların aşağı düşüp boyunlarını kırmalarını önlemek için oraya konmuş olan demir kapağ1 gördü. Yıllar önce kanalizasyonda oynayan o küçük çocuklar fazla sıkıntı çekmeden demir kapağı kaldırıp sürünerek de olsa dışarı çıkabiliyorlardı. Shadamehr hevesli bir şehir yetkilisinin kapağı yerine çivilemediğini umuyordu. Azıcık dokunduğunda bile kapağın kaydığını görünce acayip rahatladı. Aslında kapak o kadar kolay kaymıştı ki Shadamehr zamane çocuklarının da sıçan avına çıkıp çıkmadıklarını merak etti. Bu da önceden kulağına ilişmiş bazı hikâyeleri aklına getirdi—taanlarm tutsaklarına önce işkence etmelerine, sonra da onları yemelerine dair hikâyeler. Yeni Vinnengael'de yaşayıp oynayan tüm çocukları düşününce o çocuklara böyle korkunç bir son hazırlayan tüm yetişkinlere sövüp saymadan edemedi. "Acaba Dagnarus hiç küçük bir çocuk oldu mu?" diye Alise'e sordu Shadamehr, kadını açıklığa doğru iteklerken. Alise'i güvenli bir yere bıraktıktan sonra kendini yukarı çekti ve sokağın ortasına boylu boyunca uzandı. Orada nefes nefese yatıp yıldızları seyrederken baldır ve uyluk kaslarına iğneler batırılıyormuş gibi hissediyordu. Saatin kaç olduğuna dair hiçbir fikri yoktu. "Dagnarus da eskiden küçük bir çocuktu herhalde," diye içi geçercesine konuştu Shadamehr. "Dünyaya Boşluk'un Efendisi olarak gelmiş değil ya. O da sıçan avma çıkmış, derslerinden kaytarmış, mutfaktan şeker aşırmış olmalı. . . hizmetçilerden, tıpkı. .. zavallı küçük kral.. . katledilmiş. .. 'Boşluk onu hemen alsın'... zaten aldı... sonra..." Shadamehr silkinerek ayıldı. "Kahretsin! Amma da yaptım ha. Taanlardan kaçıp da imparatorluk Süvarileri tarafından uyurken yakalansam ne komik olur. Kendimi toplamalıyım." Shadamehr ayağa kalkmaya çalıştı, fakat bacakları öyle bir titredi ve sırtına öyle bir ağrı saplandı ki çığlık atmamak için dudağını ısırmak zorunda kaldı. Acıdan gözleri yaşardı. 117-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN "Yola devam etmelisin/' dedi öfkeyle. "Yapamam," diye kendi kendine karşılık verdi. "Birazcık dinlenmeliyim." Halâ uyumakta olan Alise'in omzunu sıvazladı. "Birkaç dakika dinleneceğim. Burada güvende oluruz." Shadamehr yanındaki taş duvara yaslandı. "Hayır, olmayız. Taanlar geri gelecekler. Muhafızlar bu civardan geçecekler. Yakında güneş doğacak. Tabi çoktan batmamışsa. Belki bütün gün aşağıdaydık. Belki de altı gündür. Üzgünüm, Alise. Tanrılar aşkına, üzgünüm. Her şey için çok üzgünüm..." "Grum'olt," dedi gür bir ses. Shadamehr gözlerini açıp kafasını kaldırdı. Karanlıkta tek görebildiği yıldızları kapatan iki iri suretti. Kasları gerildi, eli hançerine gitti. Sonra burnu bir koku aldı. Havaya balıkyağı kokusu hakimdi. Shadamehr gülümseyip gevşedi. "Tanrılar seni çok seviyorlarmış," diye mırıldanırken bayıldı. Orklardan biri baronu güçlü kollarına aldı ve kolayca omzuna attı. "Püf! Leş gibi!" dedi diğer orka. Arkadaşı da Alise'i sırtlanıyordu. "İnsanlar işte," diye homurdandı ikinci ork, burnunu tiksintiyle kıvırarak. ***** Devriyelerin Baron Shadamehr'i bulmak için şehri aradıklarını duyup endişelenen Kaptan Kal-Gah, baronu beklemeleri için tüm adamlarını su kenarındaki belli başlı noktalara dikmişti. Kaptan adamlarının baronu bir kanalizasyon deliğinden sürünerek çıkarken bulduklarını duyunca kıkırdamadan edemedi. Adamları baron ile Alise'i kıyıdaki kayığa götürdüler. Kaptan da kayığa bindi ve denizcilere hemen gemiye doğru kürek çekmelerini emretti. Kaptan gemiye çıkar çıkmaz gelgit konusunda ikinci kaptanına ve alâmetler hakkında da samanına danıştı. İkinci kaptan 112

Boşluk'a yolculuk ularm neredeyse tamamen yükseldiğini ve istedikleri an demir alıp y°la çıkabileceklerini bildirdi. Şaman da alâmetlerin gitmek irin iyi' kalmak için kötü olduğunu söyledi. Kaptan daha fazla vakit kaybetmedi. Şafağın gelişiyle birlikte gökyüzünü dolduran pembe alevler suları ateşe verirken orklar da Arven Nehri'nden aşağı ilerliyorlardı. Gemideki herkes Yeni Vinnengael'in karşı tarafında toplanan taan kuvvetlerini görebiliyordu. Taanlar da onları gördüler ve gemiyi hedefine yetişmeyen bir ok yağmuruna tuttular. Aslında oklardan biri güverteye kadar gelebildi. Kaptan Kal-Gah çizmesinin topuğuyla oku ezdi, sonra da parçaları alıp denize attı. Orklar Shadamehr ile Alise'i alt güverteye indirdiler ve daha önce elfleri götürdükleri aynı kamaradaki bir yatağa yatırdılar. Alise öyle derin uyuyordu ki şaman onun ölmediğinden emin olmak için kadım çimdikledi — gemide bir ceset bulunması en büyük talihsizlik kabul ediliyordu. Çimdiklediği yerin kızardığını ve hastamn irkildiğini görmek şamanı tatmin etmeye yetti. Kadm daha sonra Shadamehr'e de baktı. Rahatsız bir uyku

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


çekmekte olan baron bir ara anlaşılmaz bir şeyler bağırdı ve kollarını savurarak çırpındı. Şaman onu hiç ellemedi. Rüyalar beraberlerinde güçlü alâmetler getirirler ve orklar uyuyan kimseleri uyandırmak istemezler, o kişi kâbus görüyor olsa bile. Baronun sesi kesildiğinde şaman ona güvenle yaklaşabileceğine karar kıldı. Feneri adamın üstüne tuttuğunda baronun gömleğindeki kanı gördü. Quai-ghai buna memnun oldu. Şifa sanatını icra etmekten zevk alırdı, fakat buna pek fırsatı olmazdı. Orklar şifa büyüsünde yetenekli olmadıklarından kendi icat ettikleri çarelere başvururlar. Quai-ghai her durumda kullandığı ve ok yaralarından tut da çoklu kırıklara kadar her türlü hasarı iyileştirdiğini iddia ettiği mucizevi bir bulamaç geliştirmişti. Bu bulamaç enfeksiyonu başarıyla yenmesine karşın yaraya tatbik edildiğinde felâket bir yanma hissi uyandırıyor ve hastaya diri diri kızartıldığı izlenimini veriyordu. Bu yan etki 119 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN geçtikten sonra da hastayı günlerce etkisiz hale getiren müthiş bir kaşıntı yaratıyordu. Çoğu ork kaşıya kaşıya kendi derisini yüzmektense doğal iyileşme metotlarım yeğliyor ve şamanın geldiğini görünce tabana kuvvet kaçıyordu. Quai-ghai nihayet diğer ödlekler gibi yatağa bağlanması gerekmeyen bir hasta bulduğu için memnundu. Çırağına geminin ameliyathanesine gidip özel bulamacından bir kavanoz getirmesini emretti ve onun dönmesini sabırla beklerken hastada bir tuhaflık gözüne çarptı. Shadamehr'e uzun uzun baktı ve kaşlarım çatıp hırıldadı. Diğer yatağa gidip erkek elfi omzundan sarstı. Griffith silkinerek uyandı ve nerede olduğunu anımsamadığı için şaşkın şaşkın etrafına bakındı. Önünde duran ork şamam görünce amlar geri geldi. Yavaşça otururken yola çıktıkları için artık çok daha fazla sallanan geminin hareketleri sebebiyle midesinin ağzına gelmesini bekliyordu. Buna karşın zihni k berrak, midesi rahattı. Griffith teşekkür edercesine minnettarlıkla gülümsedi. "İlacın işe yaramış, Quai-ghai." "Tabi ki yaradı," diye parladı bu sözlerden alman kadın. "Sen ne bekliyordun?" Utanan Griffith'in yüzü kızardı. "Aslında öyle demek—" Ork adamın özrünü eliyle bir kenara itti. "Baronun kalesindeyken bana Boşluk büyüsü üzerinde çalıştığım söylemiştin," diye belirtti Quai-ghai. "Bu doğru muydu yalan mıydı?" "Ben yalan söylemem, Quai-ghai," diye uysalca yanıtladı Griffith. "İşte şimdi yalan söyledin," dedi kadın halinden hoşnut bir şekilde. "Tüm elfler yalancıdırlar. Bunu herkes bilir. Zararı yok. Gerektiği zaman orklar da yalan söylerler. Kalede anlattıkların doğru muydu yalan mıydı?" "Boşluk büyüsü üzerinde çalıştım," dedi Griffith, en iyisinin tartışmayı uzatmamak olduğunu düşünerek. "Neden sordun?" Kadının yüzündeki ciddi ifadeyi fark eden Griffith, bu so120 Boşluk'a yolculuk

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


unun sırf meraktan kaynaklanmadığını anlayarak iyice tedirginleşti. "Bir yerlerde Boşluk büyüsünün varlığını mı seziyor° 9" sunr Quai-ghai homurdandı. "Buraya gel." Kadın onu dar kamaranın karşı tarafındaki diğer yatağa götürdü. Griffith ışığın yetersizliği sebebiyle yatakta kimin olduğunu göremedi, ta ki Quai-ghai feneri kaldırana dek. "Baron Shadamehr!" dedi Griffith heyecanla. "Durumu iyi mı? "Buna sen karar ver," dedi Quai-ghai. "Çok kötü kokuyor." "Sahiden de öyle," diyen Griffith midesinin bulandığını hissettiğinde ağzını ve burnunu kapattı. "Hayır, o anlamda değil." Quai-ghai kızmıştı. "Daha kötü. Boşluk büyüsünden anladığını söyledin. Neler döndüğünü bul." "Sanırım demek istediğini anladım." Griffith uyuyan hastasına dikkatle baktı, sonra kafasını Quai-ghai'ye çevirdi. "Bir Boşluk büyüsü efsunu gerekiyor." Ork yer yettiğince geri çekildi. Sonra da kafasını çevirdi ve elleriyle kulaklarını tıkadı. Griffith sözcükleri telâffuz ederken ağzmda örümcekler dolaşıyormuş gibi bir hisse kapıldı. Kelimeleri olabildiğince çabuk söyleyerek efsunu yaptı. Shadamehr irkildi ve uykusunda çığlık attı. "Çok ilginç," diye mırıldandı Griffith. Elf yatıştırıcı sözler fısıldadı ve gevşeyen baron derin bir iç geçirdi. Griffith gidip orkun omzuna dokundu. Şiddetle irkilen Quai-ghai ellerini kulaklarından çekti. "Haklıymışsın," dedi adam. "Şuraya bak." Baronun vücudu hafif bir ışıltı yayıyordu, tıpkı bazen uzun süre gömülmeden bırakılmış cesetlerde olduğu gibi. "Leş gibi Boşluk kokuyor," dedi Griffith. 121 Shadamehr'in bedeni uyuşa da aklı faaldi. Durmaksızın yürüyerek gri ve ıssız, düz ve kayalarla bezeli bir arazide ilerliyordu. Gittiği bir yer yoktu, fakat belli bir güzergâhta ilerliyor ve önüne herhangi bir engel çıktığı zaman sinirleniyordu. Bir yol üzerinde saatlerce gitmesine rağmen hiçbir yere varamıyor, sadece bir dev olan Krithnus'un dünyayı birkaç saniye içinde dolaşmasını sağlayan efsanevi çizmeleri ayağındaymış gibi dağların zirvelerini birbiri ardına aşıyordu. Sağını solunu bildiği bir şehirdeydi. Hızla ilerlerken etrafını 1 hayal meyâl görebiliyordu. Yıkık binaları ve mahvolmuş sokakları seçebilmekteydi. Tüm şehir bomboştu. Shadamehr yapayalnızdı ve bunu bilmek onu üzse de şaşırtmıyordu. Hatırladığı kadarıyla eskiden muhteşem bir bina olan koca bir moloz yığınına vardı. Bir saniye sonra binanın altındaydı. Oraya nasıl geldiğine dair hiçbir fikri olmamasına karşın bu da onu şaşırtmadı. Karanlıkta hiçbir şey göremese de büyük, dairesel bir odada olduğunu ve tepesinde kubbeli bir tavan bulunduğunu biliyordu. Tanrılara çok yakındı. Elini uzatsa onlara dokunabilirdi. Shadamehr kararlı bir şekilde ellerini iki yanında tuttu. Odada biri daha vardı. Shadamehr'i bekleyen biri. Shadamehr onu nasıl gördüğünü bilmiyordu, zira içerisi zifiri karanlıktı. Adam gençti. Yüzündeki doğum lekesi olmasa yakışıklı

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


sayılabilirdi. "Sen Hükümran Taş'm insanlara ait parçasına sahip Baron Shadamehr'sin," dedi genç adam. Shadamehr olumlu ya da olumsuz bir cevap vermedi. Kendini rahatsız hissediyor, oradan ayrılmak istiyordu. Bunun bir rüya olduğunu düşünerek kendini uyandırmaya çalıştı, fakat 122

.

Boşluk'a yolculuk çabalan sonuçsuz kaldı. "Dagnarus Hükümran Taş'm dört parçasını arıyor," diye sözlerine devam etti genç adam. "Onları ele geçirince bir araya getirecek ve o kadar güçlenecek ki hiç kimse, hiçbir ülke, hiçbir ulus ona başkaldıramayacak. Vrykyl Hançeri sayesinde sayısız canı var. Loerem'e asırlarca hükmedecek. Plânı bu. Tüm ırkları kendine bağlamak için sadece Hükümran Taş'm dört parçasma ihtiyacı var." "Bu epey büyük bir 'sadece' oldu," dedi Shadamehr. "Beni tanıyor gibisiniz, bayım. Ama ben adınızı bilmiyorum." "Ben Gareth'im," dedi genç adam. "Gareth," diye tekrarladı Shadamehr. "Bu ismi hatırlıyor gibiyim." "Dagnarus hakkında duyduğun efsane ve söylentilere bakarsan benim ismimi de oralarda bir yerde bulabilirsin. Ben şamar oğlanıydım. Daha sonra Dagnarus'un büyücüsü oldum." "Efsanelerden hatırladığım kadarıyla bir Boşluk büyücüsüydün. Eski Vinnengael'in yıkımında önemli bir rol oynadm. Açık konuştuğum için beni bağışla, Gareth Usta, ama sen ölüsün. Ve ben rüya görüyorum." "Ölü olmasına ölüyüm, ama rüya görmüyorsun. Hükümran Taş'm bir parçası sende. Ruhunu bu yere o yüzden çağırdım. Tanrılar Tamaros'a Hükümran Taş'ı verdiklerinde Taş tek parçaydı. Tamaros Taş'ı parçalara ayırmaması için uyarıldı, zira merkezde 'acı' bir çekirdek bulacaktı. Tamaros tanrıların uyarısına kulak asmadı. Taş'ı parçaladı ve parçaları her bir ırka dağıttı: insanlara, cücelere, elflere, orklara. Bilmediği şey beşinci bir parçamn daha olduğuydu—hiçbiri bu parçayı göremiyordu, çünkü ona bakmıyorlardı "Fakat biri o parçayı gördü. O zamanlar sadece bir çocuktu, ama parçaya baktı ve parçanın da kendisine baktığını fark etti. Hükümran Taş'm beşinci parçası Boşluk'tu. Dagnarus kendisine sunulduğunda onu kabul etti ve o zamandan beri Boşluk'un emrinde. Üstelik ona çok iyi hizmet etti. Boşluk'un gücü artarken tanrılarınki azalıyor. "Dagnarus o gücü daha da arttırmak için Hükümran Taş'ın 123 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN parçalarını arıyor. Onları bulacak. Taş'm insanlara ait parçası iki yüzyıldır kayıptı. Sonra Lord Gustav onu buldu. Dagnarus çabucak bunun farkına vardı. Vrykyl Svetlana'nın onu ele geçirmesine ramak kalmıştı. Tanrılar Taş'ı korudular ve bu sayede şimdiye dek Dagnarus'un eline geçmedi. Buna karşın Boşluk'un gücü sürekli artıyor ve Taş uzun süre saklı kalamaz. Dagnarus hiç uyumuyor. Gece gündüz onu arıyor. En koyu karanlıkta bile onu görebiliyor. Sen istediğin kadar ortalıkta koşuştur, Baron Shadamehr, ama nereye saklanırsan saklan o seni bulacak."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Shadamehr omuz silkip gülümsedi. Bakışlarını omzunda asılı duran çantaya çevirmemeye özen gösteriyordu. "Bundan iyi bir öykü çıkar," dedi baron, "adam neden bahsettiğini bilmiyorum." Gareth gülümseyerek baronun göğsünü işaret etti. Shadamehr kafasım eğdiğinde Hükümran Taş'm boynunda asılı olduğunu gördü. Taş'in yaydığı parlak ışık o karanlıkta bir deniz feneri gibiydi. "Kahretsin," dedi Shadamehr ve ışığı gizlemek için Hükümran Taş'ı kavradı. Işık parmaklarının arasından geçti ve huzmeler o an içinde bulundukları tozlu odayı aşarak gökyüzüne kadar yükseldi. "Sanırım haklı olduğunu itiraf etmeliyim, Gareth Usta," dedi utanan Shadamehr. "Ama daha sadece 'sanıyorum.' Bu lanet şeyle ne yapmamı önerirsin? Herhalde bir önerin vardır. Yoksa beni buraya niçin getiresin ki?" "Kral Tamaros'un yaptıklarını düzeltmelisin. Hükümran Taş'ı tanrılara geri vermelisin. Bunun gerçekleşebilmesi için parçaları burada, Tanrılar Geçidi'nde bir araya getirmelisin." "Tüm parçaları mı?" diye hayret içinde sordu Shadamehr. "Tüm parçaları," diye tekrarladı Gareth. "Oldu olacak güneşi, ayı, gökteki yıldızları ve bir ejderhanın sütdişini de buna dahil edelim," diye homurdandı Shadamehr. Gareth karşılık vermedi. Islak bir bezle silinmiş bir suluboya resmi gibi çözünmeye başladı. 124 Boşluk/a Yolculuk "Söyleyeceklerimin tümünü söyledim." "Hayır, söylemedin," dedi Shadamehr sesini yükselterek. "Bir sorum var. Madem tanrılar Tamaros'un kahrolası Taş'ı parçalamasını istemiyorlardı, ne diye onu krala verdiler? Ben narin bir vazoyu bir çocuğun eline versem ve çocuk onu düşürüp kırsa çocuğu cezalandırır mıyım? Ben"—Shadamehr göğsüne vurdu—"ben hatalı olurum, çünkü çocuktan daha büyük ve akıllıyımdır. Neler olacağını önceden kestirebilmem gerekir." Shadamehr gökyüzüne doğru bağırarak sesini duyurmaya çalıştı. "Siz tanrılar Tamaros'a bu vazoyu verdiniz ve o da yere düşürdü—aman ne büyük sürpriz. Şimdi de kalkmış bize parçaları toplatıyor ve lanet şeyi yapıştırmamızı söylüyorsunuz! Bu size bir anlam ifade ediyor mu? Yaptıklarınızın bir gayesi var mı? "Yoksa bu bir smav mıydı? Belki de Kral Tamaros'u denediniz. Adam başarısız oldu! Hey, ne de olsa o sadece bir insan. Ne bekliyordunuz ki? Başaramayacağını bilmeliydiniz. Siz tanrılar her şeyi bilirsiniz. Bilmiyorsanız bizden üstün değilsiniz demektir. O zaman ne diye size tapayım? Yok daha en başından biliyorsanız onunla oyun oynamışsınız demektir. Şimdi de bizimle oyun oynuyorsunuz demektir. Bu da sizi bizden beter yapar! "Bir de Hâkimiyet Efendisi olmamı sağlayacak Dönüşüm'ü niçin reddettiğimi merak edersiniz! Beni dinleyin, kahrolasıcalar. Sakın ola ki çekip gitmeyin! Bu Taş bana emanet edilmemeliydi!" Shadamehr öfkeyle ileri çıktığında gri bir hiçliğe adım attı ve o anda kendini ork şamanın güçlü kollarında buldu. Kadın onu denize atma niyetini gizlemiyordu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


***** Griffith uzun yakarışların ardından Quai-ghai'yi dermansız ve şaşkın haldeki baronu suya atmamaya ikna edebildi. Büyük bir azimle Quai-ghai'nin düşündüğü gibi Shadamehr'in Boşluk 125 MARGARET WE i S ve TRACY HİCKMAN büyüsüyle uğraşmadığına dair hem şamanla hem de kaptanla tartıştı. Shadamehr Boşluk tarafından "lekelenmişti." Bu durum genelde Boşluk büyüsüyle uğraşanların başına gelse de bazı ender durumlarda fazlasıyla güçlü bir Boşluk büyüsüne hedef olan talihsizleri de etkilerdi. Orklar Boşluk büyüsünden korkarlar ve ondan nefret ederler, o yüzden geminin kedisi—altın sarısı gözleri olan devasa bir gri-mavi erkek—Shadamehr'in bacağına sürtünmese ve kafasını kaldırıp miyavlamasa Griffith tüm o çabalarına rağmen muhtemelen başarısız olurdu. Kal-Gah kedinin hareketleri karşısında soran gözlerle Quaighai'ye baktı. Orklar kedilerden çok hoşlanırlar ve her ork gemisinde bir sürü kedi vardır. "Nikk onu sevdi," diyen Kal-Gah kediyi okşadı. "Doğru," dedi Quai-ghai. "İyi bir alâmet. Baron gemide kalabilir." Shadamehr'in güçlü bir Boşluk büyüsüne nasıl hedef olduğu sorusu Griffith'in aklını kurcalıyordu. Baronu sorgulamak isterdi, fakat Shadamehr'in hiçbir konuda tartışamayacak halde olduğu aşikârdı. Griffith sendeleyip inleyen baronu yatağına kadar götürdü. Shadamehr yatağa yüzükoyun düştü. Orada bulunduğundan emin olmak için elini çantaya uzattı, sonra da hiç kıpırdamadı. Griffith uyumakta olan Alise'e bir efsun yaptı ve Boşluk'un onu da lekelemiş olduğunu öğrendi. Baronun kalesindeki dedikodulardan Alise'in bir zamanlar Engizisyon Tarikatı'na, yani Tapınak'm Boşluk büyüsü öğrenmesine izin verdiği tek tarikata mensup olduğunu biliyordu. Ayrıca onları saray muhafızlarından kurtarmak için Alise'in bir Boşluk efsunu yaptığını da anımsamaktaydı. Demir parmaklıkları demir yongalara dönüştürmek kadar basit bir efsun bile kadını lekelemeye ve Boşluk büyülerinin getirdiği kötü yan etkilere yol açmaya yeterdi. Fakat işin gizemli bir yönü vardı. Alise Boşluk tarafından öyle bir lekelenmişti ki Griffith kadımn nasıl olup da hayatta kaldığım bir türlü arılamıyordu. Boşluk büyüsü kişinin kendi yaşam özünden güç aldığı için Alise'in cildi baştan aşağı yara126 Boşluk'a Yolculuk ve iltihaplarla kaplı olmalıydı. Ancak kadının teni taze süt kadar lekesiz ve düzgündü. Griffith böyle bir hadiseye tek bir açıklama getirebiliyordu. Kadının korsasmm içine gümüşi çizgilerle bezeli ve gökyüzü kadar mavi olan iri, parlak bir turkuvaz yerleştirilmişti. Griffith bunları Damra'yla konuşmak isterdi, fakat karısı uykusunda konuşup söylenerek huzursuz bir gece geçirmişti ve Griffith'in onu uyandırmak gibi bir niyeti yoktu. Griffith ise kendini dinç ve iyi hissediyordu. Ork ilacı midesini yatıştırnuştı, fakat orklarm deyimiyle henüz deniz bacaklarına sahip değildi. Griffith orklarm rahatça kat ettikleri sallantılı güvertede ancak sarhoş gibi yürüyebiliyordu. Elf büyücüsü kendini ne yiyebileceğini düşünürken buldu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Griffith gönderildiği gemi mutfağındaki bir merdivenden neredeyse tepetaklak yuvarlanıyordu. Kendisini tam zamanında yakalayan bir ork sayesinde boynunu kırmaktan kurtuldu. Mutfaktan aldığı kepekli ekmeği parlayan güneşin altında durmak ve uzaktaki sahilin yanlarından geçip gitmesini seyretmek için beraberinde yukarı çıkardı. "Hızlı ilerliyoruz," dedi Kaptan Kal-Gah ve Griffith'i takdir edercesine süzdü. "Rüzgâr kuzeyden esiyor. Buna 'elf rüzgârı' denir. Seni gemiye aldığıma memnunum." Griffith kaptana yılın bu zamamnda rüzgârın genelde kuzeyden estiğini ve elflerin bununla bir ilgileri olmadığını söyleyebilirdi, fakat çenesini kapalı tuttu. Shadamehr'le yaşarken orkları yeterince tanımıştı ve o gün sona ermeden önce bir şeylerle suçlanacağını biliyordu. O yüzden rüzgârın kendisine mal edilmesine ses çıkarmadı. "Yeni Vinnengael'den ne kadar uzaktayız?" diye sordu elf. "Yeterince uzak," diye homurdandı kaptan, "snar-talardan yeterince uzak olacak kadar uzaktayız." Snar-ta. Orkça'da "et-yiyen." Kal-Gah baronun adamları arasında taanlarm savaştan sonra düşmanlarının etini yediklerine dair dolaşan söylentilerden alıntı yapmaktaydı. Taanlarm özellikle ork etinden hoşlandıkları iddia ediliyordu. "Sence şimdiye kadar Yeni Vinnengael'e saldırmışlar mı127 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN dır?" diye soran Griffith kuzeye, yani rüzgârın estiği yöne doğru bakmaya çalışıyor ve bunun epey güç olduğunu görüyordu. Kaptan Kal-Gah omuz silkti. "Yükselen dumanları görmedik. Bunun pek bir anlamı yok, çünkü şehir taştan yapılma." Bu sözlerin ardından gemisini idare etmeye yoğunlaşan kaptanın düşman olarak farz ettiği bir şehir ve onun halkına karşı ilgi beslemediği barizdi. Sert ve soğuk rüzgâr Griffith'in yün pelerininin ve altına giydiği cübbenin içine işliyordu. Griffith düşe kalka güvertenin rüzgâr almayan bir yerine gitti ve güneşin altında ısınmaya başladı. Ekmeğini yerken bir kısmını alâmetteki yardımları dolayısıyla martılarla paylaşmaya özen gösterdi ve kafasını kaldırarak tepesindeki bembeyaz yelkenlere, karmaşık halat takımlarına, gökyüzüne değer gibi duran uzun, dümdüz direklere baktı. Ork denizcilerin yetenek ve hünerlerine şaşırmadan edemedi. Gemiye hayran kalmıştı. Kendini mutlu ve rahat hissediyor, bunun sebebini de biliyordu. Uzun yıllardır ilk defa hiç kimseden ya da hiçbir şeyden sorumlu değildi, hatta kendinden bile. Şeytani bir güç peşlerinde olmasına peşlerindeydi, fakat o an için Boşluk'un gözleri Yeni Vinnengael'in üzerine odaklanmıştı. Geminin idaresi orklardan soruluyordu ve Griffith'in işe karışmasını istemeyecekleri açıktı. Dostları güvendeydiler ve iyi görünüyorlardı; Boşluk'un lekesi zamanla silinecekti. Sevgili karısı geceyi huzursuz geçirmişse de artık rahat uyuyordu. Griffith'in yapacak hiçbir şeyi, rüzgârın götürdüğü yerden başka gidecek hiçbir yeri yoktu. En son çocukluğunda, VVyredler gelip onu aldıktan sonra böyle bir huzur hissetmişti. Griffith o sıralar dört yaşındaydı. Ufak çaplı bir asilzadenin yedi oğlundan biriydi ve erken gelişmişti. Griffith mantıklı bir şekilde düşünebildiği gün kardeşlerinden farklı olduğunu anlamıştı. Sessiz, murakabeci bir karaktere sahipti. Kardeşlerinin bayıldıkları rekabete ve mücadeleye dayalı oyunlara katıl-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


mazdı. Bir köşede durup izlemekle yetinirdi. Kardeşleri savaş oyunlarına katılması için Griffith'in başının etini yerler ve Griffith reddettiği zaman da çileden çıkarızs Boşluk/a Yolculuk rdi- Griffith gürültüden ve kalabalıktan hiç hoşlanmazdı. O kadar sessiz konuşur ve yürürdü ki annesi sık sık onun varlığa unutmaktan ve ayağının altında dolaşırken bulmaktan yakınırdı. Doğma büyüme bir savaşçı olan babası da kardeşleriyle taraf olurdu. Babası Griffith'i şımarttığını bahane ederek annesini, annesi de Griffith'e zorbalık ettiklerini söyleyerek onları suçlardı. O zamanlar yapayalnız ve sefil bir çocuk olan Griffith, VVyredler'in kendisi alıp özgürlüğe götürdükleri geceyi çok iyi hatırlıyordu. Birçok çocuk geceleyin odalarına giren ve onları yataklarından çalan siyahlara bürünmüş suretleri görünce çok korkar. Böyle çocukların büyü kullanılarak yaüştırılmaları ve uyutulmaları gerekir. Griffith'te durum öyle değildi. Uyandığı ve tepesinde dikilen siyah maskeli suretleri gördüğü anda onların kim olduklarını ve niçin geldiklerini anlamıştı. Tek kelime etmeden karşısındaki adama bakmış ve kendisini kucaklaması için kollarım açmıştı. Adam bunu görünce boğuk bir sesle kıkırdamıştı. "Görüyorum ki hakkında yanılmamışız," diyen adamın ağzından çıkan sözcükler, yüzündeki ipek maskenin içinden yumuşacık yükselmişti. Güçlü kollar Griffith'i sıkıca tutarak kardeşleriyle paylaştığı yataktan almış ve Ergil Amdissyn'e, yani VVyredler'in evi olan sözde uçan kaleye götürmüştü. Griffith on sekiz yıl boyunca ailesini görememişti. Nihayet evine dönmesine izin verildiğinde ağabeyi ona kadınsı oğlunu VVyredler'in alıp götürdüklerini öğrendiğinde babasının bundan sevinç duyduğunu dobra dobra söylemişti. Artık ailenin reisi olan aynı ağabey Griffith'i evlendiren kişiydi. Fakat aynı zamanda ağabeyi ondan baba evine asla dönmemesini istemişti. Griffith ailesini özlemiyordu. Ona iki kıymetli armağan vermişlerdi: yaşam ve Damra. Griffith ağabeyini bir suikasttan kurtararak onlara olan her iki borcunu da ödemişti. Elbette ki ailesi gerçekleri bilmiyordu, zira VVyredler işlerini gizlice yürütürler. Griffith hiçbir şeyden haberleri olmamasından mem12? MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN nundu. Ağabeyinin kahramanlık serüvenleri anlatmasını dinlemek ve gerçekleri bilip de bıyık altından gülmek çok daha eğlenceliydi. Griffith Ergil Amdissyn'i ilk gördüğü anı halâ hatırlıyordu. Görevi büyüye yetenekli çocukları kaçırmak olan VVyred büyücüsünün güçlü kollarında ne kadar at bindiğini bilmiyordu. Uyuduğunu, uyandığını, sonra tekrar uyuduğunu anımsamaktaydı, fakat bunun bir kez mi yoksa yüz kez mi olduğunu kestiremiyordu. VVyred ile yol arkadaşları o ilk yorumdan sonra çocuğa tek kelime bile etmemişlerdi, zira genç bir büyücüye ilk öğretilen şeylerden biri de sessizce dinlemesidir. Sonra VVyred bir sabah Griffith'i uyandırmış ve siyah eldivenli eliyle bir yeri işaret etmişti. VVyredler Ergil Amdissyn'in yerini bir sır olarak saklarlar.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Bu sırrı paylaşmanın cezası şerefsizlik, ölüm ve hapistir: Ev'in şerefine leke sürülmesi, büyücünün öldürülmesi ve ruhunun korkunç ölüler hapishanesine ebediyen hapsolması. Fakat Wyredler'in ağzını asırlardır kapalı tutan şey korku değil, gururdur. Kendilerinden ve yaptıkları işten gurur duymalarıdır. Ergil Amdissyn bir dağın zirvesine beyaz granitten inşa edilmiş bir kaledir. Efsanelere göre kaleyi VVyredler için inşa eden kimse Radamisstonsun adında bir ejderhadır. Ejderha VVyredler'in yaptıkları bir iyiliğe karşılık olarak güçlü Toprak büyüleri kullanarak dağın içine gizli ve zapt edilemez bir kale yapmıştır. Ergil Amdissyn aslında uçmaz, fakat Griffith'in ilk defa aydınlık bir şafak vakti tanık olduğu üzere uçar gibi gözükür. Dağ sıcak akıntılarla beslenen ve yüzeyinden buharlar yükselen bir gölün ortasındadır. Buhar bulutları gölden hiç eksiz olmaz. Griffith o sabah kalenin kızıl ve altın sarısı bir bulut üzerinde yüzdüğü gibi bir izlenime kapılmıştı. Huşu içinde bu manzaraya bakarken nihayet evinde olduğunu hissetmişti. VVyred okulundaki katı ve yoğun atmosferden çok hoşlanan Griffith'in aksine bazı çocuklar ev hasretlerini bir türlü üzerlerinden atamazlardı. Bu tür çocuklar genelde hastalanıp ölürler ve dağın altodaki kabirlere gömülürlerdi. Bazı çocukla1 130 Boşluk/a yolculuk ja eğitin1 sırasında ölürlerdi, zira gerek zihinsel gerekse fiziksel dan Zayıfları elemeye yönelik olan dersler güç ve tehlikeliydi- Hayatta kalan kız ve oğlanlar Loerem'deki en güçlü büyücülerden bazıları haline gelirlerdi. Büyücülük Tapmağı'ndaki Saygıdeğer Rahiplik'in aksine VVyredler Boşluk büyüsünün kullanımını yasaklamazlar. Elfler goşluk'tan nefret etmelerine rağmen onun dört element arasında bir yeri olduğunu anlarlar ve ona daha iyi karşı koyabilmek için mensuplarını konu üzerinde çalışmaya teşvik ederler. Griffith gibi bazı Wyredler'in Boşluk ve onunla yakından ilgili konular üzerinde yoğunlaşmalarına izin verilir. Griffith'in uzmanlık alanı Vrykyller üzerineydi ve kafasındaki düşünceler doğal olarak Ergil Amdissyn'de geçirdiği yılların nostaljik hatıralarından Vrykyller hakkındaki çalışmalarına ve Shadamehr'in Yeni Vinnengael kralının öldürüldüğüne, sonra da bir Vrykyl'in onun kılığına girdiğine dair verdiği haberlere yöneldi. Griffith bu konuda kafa yorarken Shadamehr'in sarayda yaralandığını hatırladı ve hem onu hem de Alise'i etkisi altına alan Boşluk lekesine nihayet bir açıklama bulduğunu düşündü. Koluna hafifçe dokunulduğunu hissedip döndüğünde karşısında karısını buldu. "Rahatsız etmiyorum ya?" diye sordu Damra. "Düşüncelerim kasvetliydi," dedi adam. "Dikkatimin başka yöne çekilmesine sevindim. Bu sabah nasılsın? Pek rahat uyumuyordun. Kötü rüyalar seni rahatsız mı ediyordu?" "Beni rahatsız eden şey kötü bir uyanıştı," dedi Damra esefle. Kocasının aksine tırabzana yakın durmuyor, mesafesini koruyarak pruvadan başlayıp geniş bir V şeklinde geminin yanından akan sulara kaygıyla bakıyordu. "Oradan uzaklaşsan diyorum, sevgilim," dedi kadın endişeyle. "Güvenli olduğunu sanmıyorum." Griffith kendi kendine gülümsese de karısının dediğini yaptı. Onunla birlikte'geminin ortasma kadar gitti ve birlikte tahta bir sandığın üstüne oturdular.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Dün gece Silvvyth yanıma geldi," dedi Damra. "Sahiden de kötü bir rüya görmüşsün," dedi Griffith. 131 MARGARET WE İ S ve TRACY HİCKMAN "Rüya değildi," dedi Damra. "O burada, gemideydi." "Sevgilim—" diye söze başladı Griffith. "Kulağa delice geldiğini biliyorum. Ben de ilk başta rüya gördüğümü sandım, ama Silvvyth benimle konuştu ve bileğimi tuttu. Şu anda senin olduğun kadar gerçek ve yakındı." Kafası karışan Griffith kuşkulu görünüyordu. "Sana güvenmiyor değilim, canım, ama bu nasıl—" Damra kafasını iki yana salladı. "Üstü başı ve saçları ıslaktı, o yüzden kıyıdan gemiye kadar yüzdüğünü sanıyorum, ama orklardan nasıl saklandığı ya da beni nasıl bulduğu açıklayamayacağım bir gizem. Fakat zaten Silvvyth de bir gizem. Bir zamanlar Dagnarus'un en sadık hizmetkârıydı. Seni Kalkan'in hapishanesinden kurtarmasa ve Hükümran Taş'm elf parçasını bana vermese ona asla güvenmezdim... Yine de..." Düşündüklerini ifade edemeyen Damra sözlerine ara verdi ve çaresizce omuz silkti. "Mantıklı konuşmadığımı biliyorum, ama zaten Silvvyth ile ilgili hiçbir şey mantıklı değil. Yine de ona güvenmem gerekiyor gibi." Damra yan gözle kocasım süzdü. Griffith kederle gülümseyip omuz silkti. "Sana ne diyebilirim ki, canım? Silvvyth'in karmaşık bir komplonun parçası olduğunu mu? Daha sonra bizi yok etmek için güvenimizi kazanmaya çalıştığını mı?" "En olası seçenek sonuncusu gibi gözüküyor," dedi Damra ciddiyetle. "Niçin, sana ne dedi ki?" "Boşluk'un gücünün üstün olduğunu," diye araya girdi Shadamehr. "Hiç kimsenin Dagnarus'u Hükümran Taş'ı ele geçirmekten alıkoyamayacağını ve bu gerçekleştiğinde Dagnarus'un bir ilâh olarak dünyayı yöneteceğini. Onu durdurmanın tek yolunun Hükümran Taş'm dört parçasını da Tanrılar Geçidi'ne götürmek ve orada birleştirmek olduğunu. Haklı mıyım?" Damra ile Griffith hayretle kafalarım kaldırdılar. "Bunu nasıl bildin?" dedi Damra şaşkın bir halde. "Çünkü Dagnarus'un başka bir hizmetkârı bana da aynı şeyleri söyledi," dedi Shadamehr son derece ciddi bir sesle. 132 "Seninle konuşan kimdi?" diye soran Damra'nm şaşkınlığı gitgide artıyordu. "Dagnarus'un Boşluk büyücüsü Gareth." "Dün gece mi?" "Evet, ben uyurken. Gördüklerimin bir rüyadan ibaret olduğunu düşünüp duruyorum, ama genelde rüyalarım çok anlamsızdır. Kraliyet sarayında çırılçıplak gezerim, köprülerden uçurumlara yuvarlanırım, ya da peşimden bir sürü güzel kadın koşar. İşte böyle şeyler görürüm." "Siz asla ciddi olmaz mısınız, Baron?" diye sordu Damra. "Bu konuda ciddiyim," dedi Shadamehr. "Ya da en azından olmaya çalışıyorum. O rüya—tabi bir rüyaysa—çok gerçekçiydi. Gareth ile ben karşılıklı konuştuk. Bir ara ona uzun zaman önce öldüğünü söyledim ve daha sonra o da bana Hükümran Taş'in bende olduğunu söyledi. İkimiz de karşı tarafın de-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


diğini kabul ettik. Bir kent harabesindeydim. Orasının Eski Vinnengael olduğunu hemen anladım, üstelik orada hiç bulunmamama rağmen. Ayrıca sanırım Tanrılar Geçidi'ndeydim." "Ve Gareth size Hükümran Taş'm parçalarını—" "—Tanrılar Geçidi'nde bir araya getirmemi söyledi," dedi Shadamehr. "Tuhaf," diyen Damra güneşin parıldattığı sulara baktı. "Çok tuhaf." "Boşluk tarafından çok kötü lekelenmiştiniz, Baron," diye belirtti Griffith. "Ne?" diyen Damra gözlerini barona dikti. Bakışları sert ve kuşkucuydu. "Ne demek istiyorsun?" Griffith ağzını açtığına pişman oldu. Shadamehr adama şöyle bir baktı, sonra gözlerini başka ye133 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN re çevirdi. "Uzun hikâye," dedi kısaca. "Ayrıca konuştuğumuz konuyla bir alâkası yok." "Pekâlâ olabilir," diye üsteleyen Damra'mn ses tonu inatçıydı. "Boşluk sizi lekelemişken Boşluk'un bir hizmetkârı sizinle konuşmaya geliyor. Onun anlattıklarına inanmamızı mı bekliyorsunuz?" "Sizinle konuşmaya gelen Boşluk hizmetkârına inanıyorsunuz ama," karşılığını verdi Shadamehr. "Yoksa Sihvyth elf olduğu için durum değişiyor mu?" Damra ayağa fırladı. "Konuşmamızı gizlice dinlemeye hiç hakkınız yoktu," dedi öfkeyle. "Öyleyse siz de açık havada ve güvertenin orta yerinde konuşmaya kalkmayın," dedi Shadamehr asabiyetle. "Orklar ne sağır ne de aptaldırlar. Tüm dünyayı dolaşırlar ve bazıları akıcı bir şekilde Tomagi konuşabilir." Griffith parmaklarını bir araya getirerek V şeklinde birleştirdi. "Bu da ne böyle?" diye sabırsızca bilmek istedi Shadamehr. "Bir takoz," dedi Griffith. "Hükümran Taş'in parçalarına sahip sizlerin araşma Boşluk'un soktuğu bir takoz." Damra'nm solgun yanakları kızardı. Başım hafifçe eğse de bakışlarını baronun üzerinde tuttu. Shadamehr dudaklarım sıktı. Duruşunu değiştirerek yanlarından süratle akan nehir sularına baktı. İkinci kaptan kavga çıkması umuduyla onları izlemekte olan bir grup ork denizciye dalga geçmeyi bırakıp işlerinin başına dönmelerini emretti. "Üzgünüm," dedi Shadamehr en sonunda. Bir günlük sakalla kararmış çenesini sıvazladı. "Dün herhalde hayatımın en kötü günüydü ve gece de ona tuz biber ekti. Kabalığıma bulabildiğim tek bahane bu, üstelik pek de iyi bir bahane sayılmaz." Adam Damra'ya doğru dönüp resmi bir edayla elfi selâmladı. "Kocanızla konuştuklarınızı dinlememem gerekirdi, Gwyenoclu Damra. Özür dilerim." "Ben de üzgünüm, Baron," dedi Griffith eğilip selâm vererek. "Meseleyi sizinle konuşmadan önce Boşluk lekesinden ±34 Boşluk/a Yolculuk. yetmemeliydim. Lütfen özürlerimi kabul edin. Bilmen ge. Damra/' diye ekledi Griffith, "baron Boşluk tarafmdan isgi dışında lekelenmiş. Sanırım hayatını kurtaran bir büyüye

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


maruz kalmış." Damra ikna olmamış gibiydi. "Demek istediğini anlamadım, Griffith. Bir Boşluk büyüsü nasıl olur da hayat kurtarır? Boşluk büyüsü sadece öldürmeye yarar!" "Tüm büyüler öldürebilir," dedi adam. "Büyücü/kendi yaşam özünü Boşluk vasıtasıyla bir başkasının bedenine aktarabilir. Bu efsun tehlikelidir, dikkatli olunmazsa efsunu yapan büyücüyü tamamıyla tüketebilir. Sanırım Alise'e olan da buydu." Shadamehr'in yüzü sararıp solmuştu. Kafasım hafifçe sallayarak elfin dediklerini doğruladı, sonra da çenesini sıvazlayıp başka tarafa baktı. "Alise mi?" diye sordu şaşıran Damra. "İyi de yukarı çıkmadan önce onu alt güvertede gördüm. Bir bebek kadar rahat uyuyordu—" "Nine," dedi Shadamehr. "Pecvvae Nine onun üzerine taşlar dizdi ve onu yaşama döndürdü. Alise ölüyordu. Onu kollarımda tutarken içindeki yaşam gücünün akıp gittiğini hissedebiliyordum. Zavallı Bashae çoktan öldü. Üstelik bu benim suçum. Hepsi benim suçum." "Hepimiz yorgun ve yaralıyız, bedenen olmasa bile ruhen," dedi Damra pişmanlıkla. Elini nazikçe Shadamehr'in koluna koydu. "Tartışmadaki rolüm için üzgünüm." Sonra tereddütle, "Bazen günışığmda gecenin gölgelerinden bahsetmek onları yok etmeye yardımcı olur," diye ekledi. "Doğru," karşılığım verdi Shadamehr. "Ama karanlık şeylerin karanlığa ait olduğunu ve orada bırakılmaları gerektiği de doğru. Bundan yine bahsedeceğiz, ama aşağıda, kamaramızda. Hem ayrıca Alise'i yalnız bırakmak istemiyorum." Dengelerini korumak için iplere veya sabit cisimlere tutunarak güvertede ilerlediler. Onların paytak adımlarım gören orklar birbirlerini dürtüp sırıtıyorlardı. ***** 135 MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN "Cesaretiniz sayesinde, Baron, Hükümran Taş'm her ikj parçası da Dagnarus'un elinden kaçtı," dedi Damra, Shadamehr öyküsüne noktayı koyduktan sonra. "Cesaretim değil saçma sapan davranışlarım sayesinde," diye esefle karşılık verdi baron. "Ve budala talihimle." "Yani tanrıların müdahalesiyle değil," dedi Griffith nazikçe. "Peki tanrılar niçin Bashae'ye de müdahale etmediler?" diye bilmek istedi Shadamehr. "Boş ver. Bu tek başıma üstesinden gelmem gereken bir mesele." Alise'in yatağının yanında bulunan tahtaları çürümüş bir tabureye oturup kadının elini sıkıca tuttu. Griffith geminin gövdesine dayandı. Damra odadaki bir oyuğa sıkıştırılmış yatağa uzandı. Bulundukları mekân epey dardı. Kamaradan çıkmak isterlerse iki kişinin gövde tarafına yapışması ve üçüncünün onların üzerinden atlaması gerekecekti. En azından içerisi ışık alıyordu. Duvardaki kiri pası silerek \ içeri temiz hava ve ara sıra da deniz suyu alan küçük bir pencereyi ortaya çıkarmışlardı. Shadamehr orklardan temiz kıyafetler . almış ve pompalardan birinin altına geçip yıkanmıştı. Fakat maalesef lâğım kokusu halen üzerinde olduğu için oradaki herkes az da olsa içeri girebilen temiz havaya ve güneş ışığına minnettardı. Halinden hoşnut olmadığını açıkça anlaşılan Damra kaşla-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


rını çattı. Ona göre dini konular şakaya gelmezdi. Ancak o daha ağzını açamadan önce Alise yatakta doğruldu ve kafasını alçak tavana çarptı. "Of!" diyen Alise alnını ovuşturdu. "Neler—" Loş odanın içine bakındı. "Kim var orada? Neredeyim ben?" "Yanımdasın, Alise..." "Shadamehr? Sen... İyi..." "İyiyim, canım. Aslında olmamam gerekir, ama iyiyim." Alise kollarını adama dolayıp ona sıkıca sarıldı. "Tanrılara şükürler olsun!" dedi baronu bırakmadan. "Tanrıların canları cehenneme," dedi Shadamehr hararetle. "Asıl sana şükürler olsun, Alise. Hayatımı kurtardın. Ben—" "Hayır!" dedi kadın, ansızın geri çekilerek. "Hayır, sakın 136 Boşlukla Yolculuk -e deme. Hiçbir şey söyleme. Sen ölmemişsen ben nasıl yaşıyorum? Yaptığım büyü..." Baştan aşağı ürperen Alise barondan uzaklaştı ve geminin «vdesine sokuldu. "Bana neler oldu?" Shadamehr onu sakinleştirmeye çalışüysa da dokunuşuyla birlikte Alise'in kasıldığını hissedebiliyordu, o yüzden gönülsüzce geri çekildi. "Alise... Nine... hiçbir şey hatırlamıyor muo" suru "Nine. . ." diye alçak sesle yineledi Alise. "Evet, hatırlıyorum- Güneş ışığını, masmavi gökyüzünü, hoş kokulu çimenlerin üzerinde yattığımı ve tanrıların yanıma geldiklerini hatırlıyorum. Bana dediler ki... bana dediler ki..." "Ne?" diye heyecanla sordu Shadamehr. "Dediler ki, 'Niçin o muzip Baron Shadamehr'i kurtarmaya çalışmakla vakit kaybediyorsun ki?' " diye fısıldadı Alise. Sonra da sesini boğuklaştırarak ürkütücü bir edayla, " 'Lâğım gibi kokan baronu.' " diye ekledi. "Hiç de öyle demediler," dedi gururu incinen Shadamehr. "Öyle değil mi?" "Hayır," dedi Alise, bu sefer adamın dokunuşundan irkilmeyerek. Fakat son derece nazik bir şekilde baronun ellerini itti. "Öyle demediler." "Peki ne dediler? Yakışıklı ve harika Baron Shadamehr'in hayatını kurtardığın için bir kahraman olduğunu mu?" "Hayır, onu da demediler. Aramızda geçen konuşma çok özel." Kadın gözlerini kıstı. "Damra, sen misin? Griffith? Burada ne işiniz var? Yatağım neden sallanıyor? Ve niye lâğım gibi kokuyorum?" "Bir ork gemisindeyiz," diye açıkladı Shadamehr. "Yeni Vinnengael'den kaçıyoruz. Lâğım meselesine gelince—" "Yeni Vinnengael'den ayrıldığımız iyi olmuş. Sanırım şu an ikimiz de kaçak sayılıyoruz. Herhalde peşimizde de seni asmak, kafanı uçurmak, ya da her ikisini birden yapmak isteyen saray muhafızları vardır." Alise gözlerini kapatan birkaç kızıl bukleyi kenara itti ve ayaklarını yataktan aşağı sallandırdı. "Hatırlamıyor musun?" diye sordu Shadamehr. 137 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN "Çok acıktım, kocacığım," dedi Damra aceleyle. "Sen mutfakta ekmek olduğunu söylememiş miydin?" "Evet, gel sana göstereyim," diye teklifte bulundu Griffith,

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"İzninizle—" "Ben de sizinle geleyim," dedi Alise. "Kurt gibi açım." Shadamehr kadının bileğini yakaladı. "Alise, konuşmamız gerek." Alise ona doğru döndü, kafasını sağa sola sallayarak kızıl saçlarını geriye attı ve adamın gözlerinin içine baktı. Kamarada yalnızdılar. Fazlasıyla utanan elfler kaçıp gitmişlerdi. "Hayır, söylenecek hiçbir şey yok." "Alise-" "Shadamehr." Kadın baronun her iki elini de sıkıca kavradı. "Bilmem gerekenleri biliyorum. Hatırlamam gerekenleri hatırlıyorum. Aramızda hiçbir şey değişmedi." "Ama değişti," dedi Shadamehr yavaşça. "Öyleyse değişmemeliydi," diyen Alise ona bakmayı reddediyordu. "Alise, hayatımı kurtardın," diyen Shadamehr onu yanına çekti. "Benim yüzümden ölmene — " "Ve sen de bana o yüzden aşık oldun," diye belirten Alise ondan uzaklaşmaya çalıştı. "Şimdi de ömrünün geri kalanını benimle birlikte geçirmek, bebek Shadamehrler'e sahip olmak, beraber yaşlanmak istiyorsun." "Evet!" diye sevinçle bağırdı adam. "Ne?" Alise ona bakakaldı. "Hepsine evet. Ama bebek Shadamehrler'e hayır. Bebek Aliseler. Başıma belâ olacak, bana işkence edecek, dediklerimi asla yapmayacak anneleri gibi kızıl saçlı altı kız..." Shadamehr sözlerine ara verdi. "Tabi önce birkaç ufak meseleyi halletmemiz gerekecek, meselâ şimdi yanımda olan ve ölü bir adamın Eski Vinnengael'e götürmemi söylediği Hükümran Taş, Boşluk'un Efendisi Dagnarus'un Yeni Vinnengael'i fethetmesi, canımızı kurtarmak için kaçmamız gerektiği gibi. Ama tüm bunlar çözülür çözülmez—" "Biliyordum!" Alise adamın göğsüne vurdu. Onu itekle132 Boşluğa Yolculuk eye başladı, sonra durup ciddiyetle baktı. "Bence bu yürümez, Shadamehr." "Tabi ki yürür. Olü adam bana dedi ki—" Alise buruk bir tebessüm etti ve ellerini kaldırıp yumruk vapo- "Onu demek istemedim. Bizi demek istedim. Mıknatıslar," deyip ellerini birbirine vurdu, sonra da hızla ayırdı. "Gördün mü? Hatırlıyorum. Şimdi izin verirsen gidip saçlarımdaki lâğım kokusunu çıkaracağım." "Alise," diyen baron onun gitmesine izin vermedi. "Bana güvenmediğin için seni suçlamıyorum. Dün geceye kadar hayatım boyunca tek bir ciddi kelime etmemiştim. Şimdi beni iyi dinle. Beni susturamazsın. Seni seviyorum, Alise. Üstelik sırf hayatımı kurtardığın için değil," diye haşince ekledi, sözcükler Alise'in ağzından çıkamadan önce. "Hayatımı kurtarmam daha önce beni düşürdüğün tehlikelere sayıyorum. Şimdi ödeştik." "Hadi oradan!" diyen Alise ellerini adamın ellerinden çekip almaya çalıştıysa da başaramadı. "Sakın reddetmeye kalkma. Bir keresinde şu troller vardı. 'Köprüden geçme' diye uyarmıştım seni. Ama hayır, bana kulak asmayıp geçmeye kalktın ve o güne dek gördüğüm en büyük üç trol yolunu kesti. Üstelik trollerin öldürülmeleri çok zordur ve—" "Dediklerini düşüneceğim," diye aceleyle söz verdi Alise.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Benimle evlenmeyi düşünecek misin? Sahi mi?" "Evet," dedi kadın. "O trol öyküsünü bir kez daha dinlememek için her şeyi yaparım. Şimdi gidip saçlarımı yıkamama müsaade edecek misin?" "Zaten ben de aynı şeyi önerecektim," dedi Shadamehr. "Açıkçası, canım, üzerindeki kokuya rağmen yanıma yaklaşmana izin vermem bile sana olan aşkımı ispatlamaya yeter..." Alise bir tekme savurup Shadamehr'i geriye, gövde duvarının olduğu tarafa devirdi ve adama haddini iyice bildirmek için bir tane de inciğine patlattı. Ardından geri dönüp odadan fırtına gibi çıkü. ***** 13J MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN Barona birçok macerasında eşlik etmiş olan Alise tecrübeli bir denizciydi. O gün sona ermeden önce saçlarını yıkamak içi^ denizcilere bir pompadan su çektirir, elbisesini yukarıdaki halatlara asar ve orklardan ödünç aldığı giysilerle gece nöbetine iştirak ederdi. "İlişkimiz yürüyecek," diyen Shadamehr moraran inciğini ovuşturarak tatlı düşlere daldı. Kamarada yapayalnız oturuyor, gülümseyerek pencereden giren parlak güruşığmı seyrediyordu. Fakat bir süre sonra güneş ışığı bir bulutun geçişi sonucu karardı. Zaten hep bir bulut olurdu. Üstelik bu seferki bulutlar devasa ve kalabalıktılar. Sayıları o kadar fazlaydı ki Shadamehr güneşi bir daha asla göremeyeceği gibi bir izlenime kapıldı. Hükümran Taş'm insanlara ait parçasını taşıdığı söylenen çantayı kaldırdı. Yıpranmış deri kumaşıyla, sökülmüş iplikleriyle çanta son derece sıradan gözüküyordu. Shadamehr onu içeriye az da olsa giren ışığa doğru tutup açtı, içine bir göz attı, ancak birkaç tiftikten başka hiçbir şey göremedi. Bashae'nin dediğine göre şövalye Gustav çantamn büyülü olduğunu iddia etmişti. Hükümran Taş büyünün katmanları arasına saklıydı ve yalnızca özel bir sözcükle açığa çıkardı. "Bunca zamandır hayatlarımızı boş bir çanta uğruna tehlikeye attığımızı öğrensek ne komik olurdu," diye kendi kendine söylendi Shadamehr. Söylemesi gereken "Adele" sözcüğü dilinin uçundaydı. Hükümran Taş'a şöyle bir bakacaktı. Bashae'nin korumak için hayatını feda ettiği şeyi görecekti. Tüm bu karmaşanın ne uğruna olduğunu anlayacaktı. İşi sırf boş bir inanca bırakmayacaktı. .. Hükümran Taş sende... Rüya görmüyordum. Shadamehr bunu Alise'i sevdiğini ve kadının da kendisini sevdiğini—mucizeler için tanrılara şükürler olsun—bildiği kadar iyi bilmekteydi. Aslında Alise henüz bunun farkında olmayabilirdi, fakat baron onu ikna edecekti. Yalnız ortada herkesi canlı tutmak gibi ufak bir sorun mevcuttu. 140 Boşluk'a Yolculuk "Adele" sözcüğü ağza alınmadı. Shadamehr geminin gıcırları arasında Damra ile Griffith'in Alise ile konuşmakta olduklarını duyabiliyordu. Kulağına kızıl saçlı kadının sesi, kahkahası çalındı. Yıpranmış deri kayışı omzuna geçirdi. Çantayı taşımaya

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


alışsa iyi olurdu. Boşluk'un onu bulabileceğinden korktuğu için çantayı yanından ayırmaya cesaret edemezdi. Sorumluluk kendisinde olduğu sürece onu hayatı pahasına koruyacaktı. Gelecekte Taş'a ne olacağı ise başkalarının vermeleri gereken bir karardı. Shadamehr bir Hâkimiyet Efendisi değildi ve herhalde tanrılar da bu durumdan çok memnundular. "Vakit henüz erken. Bakalım başka neleri mahvedebilirim," diye neşeyle mırıldanarak güverteye yollandı. 141

Rigisvvald kitabına kaşlarını çatarak baktı. Kitap umduğu kadar aydınlatıcı çıkmamıştı. Asabi bir hareketle kapağını kapattı. "Ahmağın tekiymişsin," dedi yazara. Koltuğunda oturan Rigiswald saatin kaç olduğunu merak etti. Saati düşünmek hangi günde olduklarını merak etmesine yol açtı. Saatlerin, pencerelerin, vaktin öğle olduğunu ve her şeyin yolunda gittiğim duyuran çığırtkanların olmadığı kütüphanede zaman kavramını yitirmişti. O gün günlerden neydi? Ulaf geçen gece mi yoksa evvelsi gece mi yanına gelmişti? O zamandan beri sahiden de bütün bir gün geçmiş miydi? Rigiswald geçtiğine karar verdi. Ulaf yanından ayrıldıktan sonra yatmaya gitmiş ve o günün büyük bölümü boyunca uyumuştu. Sonra yemekhanede kötü bir akşam yemeğini mideye indirmiş, ardından okumaya kaldığı yerden devam etmişti. Şafak yaklaşıyor olmalıydı. Yatağa mı yatması, yoksa gidip kahvaltımı etmesi gerektiğini kestiremedi. Tam ikincisinde karar kılmıştı ki omzuna hafifçe dokunulduğunu hissetti. Kafasını kaldırıp baktığmda Savaş Büyücüleri Tarikatı'nın liderini tepesinde dikilirken buldu. "Sizi burada bulabileceğimi söylediler, efendim," dedi Tasgall kütüphanede hep kullanılan kısık bir sesle. "Sizinle iki çift lâf etmek istiyorum." "Ben de seni bekliyordum," diyen Rigiswald kitabı bir kenara bıraktı. Oralarda dolanan bir çırak hemen kitabın üzerine atladı ve o günlerde kitapları hangi emniyetli yerde saklıyorlarsa oraya götürdü. "Taanlar bu kitaplara hiç ilgi göstermeyecekler," diyen 142 Boşluk'a Yolculuk Rİ2İswald, Tasgall'a kütüphaneden dışarı kadar eşlik etti. "Çok taan okuma yazma bilir. Anadillerinde yazıya yer yoktur. Kitaplan ne yapacaklarını bilemezler. Dagnarus da öyle," diye ekledi Rigiswald. Tasgall onun bulunduğu tarafa attığı kısa bir bakış haricinde hiç karşılık vermedi. Kütüphaneden çıktıktan sonra yağlanmış deri, ahşap ve parşömen kokan geniş bir koridorda ilerlediler. Koridorun sağında solunda zarif kakmalara sahip masalarm ve kara tahtadan yapılmış yüksek arkalıklı sandalyelerin bulunduğu sınıflar yer alıyordu. O ve Tasgall koridorda yalnızdılar. Odalar boş ve karanlıktı. Güneşin doğusuyla birlikte üniversitenin o bölümü dolup taşacaktı, fakat gecenin o vakti ortalık ıssızdı. "Prens Dagnarus çocukken hep derslerinden kaytarırmış," diye sözlerine devam etti Rigiswald. "Eğitmeninin notlarına göre Dagnarus ders çalışmaktansa askerlerle takılmayı yeğler-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


miş. Sanırım o kıymetli kitaplarınız için endişelenmenize gerek yok." "Prens Dagnarus iki yüzyıl önce öldü," dedi Tasgall. Sözcükleri ezberden okurmuşçasma donuk bir sesle konuşuyordu. Rigiswald gülümsedi ve elini kaldırarak sakalını düzeltti. Koridor boyunca ilerlediler, daha sonra savaş büyücüsü ansızın durdu. Adam geldikleri yöne doğru baktı ve hiç kimseyi görmeyince Rigiswald'u toplantı odalarından birine yönlendirdi. Tebeşir kokan oda karanlıktı. Tasgall bir efsunun sözlerini mırıldandı. Oda hafif bir gri ışıkla aydınlandı. Tasgall etrafa bakınarak odada kimsenin bulunmadığından emin oldu. Rigiswald'a yüksek arkalıklı sandalyelerden birine oturmasını işaret etti, ardından gidip koridora bir göz attı ve kapıyı kapattı. Rigisvvald sandalyeye rahatça kuruldu. Kollarını kavuşturup bacak bacak üstüne attı ve beklemeye başladı. Tasgall başka bir sandalye çekmesine karşın oturmadı. Ayakta kalarak ellerini sandalyenin arkasındaki kakmalı tirize dayadı. 143 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN Gücünü silah ile büyünün ölümcül bir bileşiminden alan Tasgall, savaş üniformasını giydiği zaman çok etkileyici görünürdü. O gece üzerinde çoğunlukla rahiplerin çalışma ve dinlenme saatlerinde giydikleri türden yumuşak bir yün cübbe vardı. Zırhı olmayınca o da sıradan bir insandı—köşeli, tıraşlı yüzü yorgunluktan çökmüş, siyah saçlarının şakakları ağarmış, kaşları çatılmış, kırklı yaşlarının sonlarmdaki bir adam. Uzun boyu ve iri cüssesiyle eski öğretmenini—narin, şık Rigisvvald'u—yanında cüce gibi bırakıyordu. Rigiswald daha o günlerde bile kara gözlü, ciddi mizaçlı ve ihtiyatlı Tasgall'ın ideal bir savaş büyücüsü olabileceğini anlamış ve onu bu amaç üzerine yoğunlaşmaya teşvik etmişti. "Baron Shadamehr nerede?" diye ansızın sordu Tasgall. "Senden çok daha yaşlı birisiyle böyle konuşulmaz, Tasgall. Savaş büyücülerinin lideri olsan bile," karşılığını verdi Rigiswaid. Tasgall sandalyeyi tutan ellerini iyice sıktı. "İki gecedir uyumuyorum. Evvelsi gece kralı kaçırmaya kalkan, hemen ardından da ortadan kaybolan baronunuzla uğraşmam gerekti. Daha sonra tavernanın birinde bir Vrykyl'le savaştık. Onu Boşluk'a yollamadan önce adamlarımdan birini öldürdü. Dün ve bugün ise muhtemel bir düşman istilasıyla karşı karşıyayız. Nehrin karşısına bakacak olursanız kıyıya kamp kurmuş iblisleri görebilirsiniz! O yüzden davraruşlarımdaki kabalığı mazur görün, efendim." Rigiswald'un bir kaşı havaya kalktı. Manikürlü parmaklarını birleştirerek hafifçe birbirlerine vurdu. Tasgall bezgin bir tavırla iç geçirdi, sonra da, "Baron Shadamehr'i nerede bulabileceğimizi biliyor musunuz, efendim?" diye sordu. "Hayır, bilmiyorum," yanıtını verdi Rigiswald. "Bence biliyorsunuz," dedi Tasgall. Rigisvvald hemen ayağa kalktı. "Öyleyse bana yalancı diyorsun. Sana iyi sabahlar dilerim—" "Durun, durun! Kahretsin!" Tasgall yaşlı büyücünün yolunu kesti. "Baronun adamlarından olduğunuzu, bir zamanlar

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


144 Boşluk/a Yolculuk a öğretmenlik yapüğmızı, şimdi de dostu ve sırdaşı olduğumuzu biliyoruz." "Evet, bu şerefe nail oldum," dedi Rigisvvald oturmadan. "Baron iki gün önce kente gelip—" "O sırada yanında mıydım?" diye lâfa karıştı Rigiswald. "Hayır, efendim, değildiniz. Ama — " "Buraya günler öncesinden geldim. Tüm zamanımı kütüphanede geçirdim. Eminim casusların da sana aynı şeyi söylemişlerdir. Bir kez yatağıma, alü kez yemeğe, on sekiz kez de tuvalete gittim—yaşlılık işte—ve bir kez de Nimra elçisiyle görüştüm. Eminim ki casusların bunu da iletmişlerdir. Casusların Baron Shadamehr'in bir kerecik bile olsa gelip beni ziyaret ettiğini görmüşler mi?" "Hayır, efendim," dedi Tasgall sert bir sesle. "Baron saraydan genç kralı kaçırmaya çalışıyordu." "Öyle mi? Peki saraya nasıl girmiş?" "Naip onu görmek istedi." "Ne hakkında?" "Soruları ben soruyorum, efendim," dedi Tasgall. "Sen bana bir tane sordun, ben de cevapladım. Cevabımdan hoşlanmaman benim suçum değil. Başka sorularm varsa seve seve yanıtlarım, ama herhalde onlardan da hoşlanmazsın. 0 yüzden bu verimsiz konuşmaya devam etmek için bir sebep göremiyorum. Çok yorgunum. Şehir kuşatılmadan önce uyuyabildiğim kadar uyuyabilmek istiyorum. Sana tekrar iyi sabahlar." Tasgall etrafından dolanan Rigiswald'u durdurmaya kalkmadı. Yaşlı büyücü tam kapıya varmıştı ki Tasgall arkasından seslendi. "Baron Shadamehr nasıl biri olursa olsun korkak değil. Sizin de bildiğiniz gibi savaş meydanında onun emri altında çarpışüğım oldu. Azmine, kararlılığına, cesaretine bizzat şahit oldum. Korktuğu için Dönüşüm'e girmediğini söyleyenlere inanmıyorum." Rigiswald durdu ve ona baktı. "Ee, ne olmuş?" "Baronu gerek delice işlere kalkışırken, gerekse savaşırken 145 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN gördüm, ama korktuğunu daha önce hiç görmedim. Saraya bulunduğu güne kadar. Yüzüne baktığımda orada korku gö*| düm. Saraydaki bir şey onu öyle korkuttu ki beşinci kattan aşi., ğıdaki taş zemine atlamasına yol açtı. Onu bu kadar korkuta0 şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum." Rigiswald kafasını iki yana sallayıp bir adım attı. "Öyleyse şunu söyleyin," dedi Tasgall. "Hükümran Taş'ın parçası Baron Shadamehr'de mi?" Rigisvvald bir adım daha attı, sonra bir tane daha. "Efendim," dedi Tasgall güçlükle kontrol altında tuttuğu sakin bir ses tonuyla, "binlerce insanın hayatından sorumluyum. Genç kral da bunlara dahil. O hayatları kurtarmama yardımcı olacak bilgilere sahipseniz ve onları benimle paylaşmıyorsanız elinize masumlarm kanı bulaşacak." Rigiswald etrafına bakındı. "Genç kralın hayati için endişelenmene gerek yok. O çoktan öldü." "İmkânsız!" diye sabırsızca konuştu Tasgall. "Yanından

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


daha yeni ayrıldım. Mışıl mışıl uyuyordu." "Hem de ne mışıl mışıl," dedi Rigiswald. "Nehrin dibinde. Genç kralın yatağında şimdi bir Vrykyl yatıyor." Tasgall'in çenesi kasılmış, kara gözleri öfkeyle parlamıştı. "Baron Shadamehr nerede?" diye bilmek isterken sesi çok gergindi. "Ah, işte başa döndük," diyen Rigiswald iç geçirdi. "Sana onun nerede olduğunu bilmediğimi söyleyeceğim. Sen de bana yalancı diyeceksin. Ben de yürüyüp gideceğim—" "Hayır, efendim," dedi Tasgall. "Yürüyüp gidecek olan benim." Rigiswald'un yanından hızla geçti ve kapıdan çıkıp karanlık koridora daldı. "Cevabımdan hoşlanmayacağım söylemiştim," diye belirtti Rigisvvald. Tasgall kafasını çevirmedi. "Tanrılar yardımcımız olsun," diye mırıldanan Rigisvvald hayatında ilk kez dua etmeye bu kadar yaklaşıyordu. ***** ı-f& Boş luk'a Yolculuk Boşluk'un Efendisi Dagnarus o sırada Arven Nehri'nin kında durmuş karşı taraftaki Yeni Vinnengael'e, fethetmeyi lânladığı şehre bakıyordu. Boşluk'un büyüsüyle sarılmış halde "iniz ve görünmezdi. Hava kararmıştı. Biraz uzaktaki kamp feslerinin etrafında toplanan taan askerleri, saldırı sinyali verildiği zaman gösterecekleri cesaret üzerine hikâyeler anlatıyorlardı. Ancak Dagnarus'un gördüğü şehir Yeni Vinnengael değildi. O başka bir nehrin kıyısına inşa edilmiş başka bir şehir görüyordu. Beyaz mermerden ve gökyüzüne kadar yükselen uçurumlardan oluşan bir şehir; şelâlelerle ve gökkuşaklarıyla dolu bir şehir. Kendi şehri, Vinnengael, hükmetmek için doğduğu şehir. Doğrusunu söylemek gerekirse Dagnarus Vinnengael'de yaşarken beyaz mermerleri veya gökkuşaklarıru hiç fark etmemişti. Şelâlelere fazla dikkat etmemiş ve şehri çevreleyen uçurumlara bakınca da sadece kent savunmasının bir parçasını görmüştü. Ne zaman Vinnengael yıkıma uğramıştı ki Dagnarus geçmişe bakıp şehri yüreğindeki özlemin renkli dürbününden görür olmuştu. Yalnızca o zaman gökkuşaklarını hatırlar olmuştu, ama sırf Gareth bir keresinde onlardan bahsettiği için. Dagnarus eski şehri düşünüp eskisinin hatırasını yaşatmak (ve üstüne çıkmak) üzere inşa edilmiş yeni kente bakarken ve yarınki savaşı hayalinde canlandırırken nihayet canını en çok neyin sıktığını anlıyordu. Takıntılı bir aşık olan Dagnarus, kadınını güç kullanarak elde edebilse de öyle olmasını istemezdi. Kadınının kendi ayağıyla gelmesini isterdi. Kadınının tutku duymasını, kendisini onun önünde küçük düşürmesini ve başka hiç kimseyi sevmemesini isterdi. Bu hayalini bir taan ordusunu kadınının üzerine salıp onu zincirlere vurdurtarak, ona tekrar tekrar tecavüz ettirterek, sonra da onu yol kenarında kan kaybından ölmeye bırakarak gerçekleştiremezdi. Kadınının yanına gidip ona kur yapabilirdi. İyi de kadınırun kanını dökmek için yanıp tutuşan on bin taam ne yapacaktı? Dagnarus elini Vrykyl Hançeri'ne attı. 14/

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN "Shakur," diyerek sağ koluna, Vrykyller'den birine, Boş. luk'un yarattığı ve kendisinin Hançer'i kullanarak canını alıp yerine canlı bir ölüm verdiği kişiye seslendi. Aradan uzun dakikalar geçti. Shakur cevap vermedi. Dagnarus asabiyetle çağrısını tekrarladı. Vrykylleriyle iletişim kurmadan günler, hatta aylar geçirdiği olurdu, fakat konuştuğu zaman tüm ilginin hemen üzerinde toplanmasını isterdi. "Lordum," diyerek yanıt verdi Shakur. "Beni beklettin," dedi Dagnarus. "Affedin beni, lordum, ama yanımda başkaları vardı." "Onları hemen gönderebilirdin," dedi Dagnarus. "Ne de olsa kralsın." "Kral olabilirim, ama aynı zamanda küçük bir çocuğum da, lordum," karşılığını verdi Shakur. "Bu ahmaklar anaç tavuklar gibi sürekli etrafımda dolanıyorlar. Özellikle de şimdilerde, yani şehir kapılarının dışında bir canavar ordusu toplanmışken." "Şehirde durum nedir?" diye sordu Dagnarus. "Korku, panik," dedi Shakur. "Olağanüstü hal ilân edildi. Şehri savaş büyücüleri yönetiyorlar. Sokaklar asker kaynıyor. Şehir kapıları kapandı. Hiç kimse içeri giremiyor, hiç kimse dışarı çıkamıyor. Liman bomboş." "Kimliğini keşfeden bir başkası oldu mu?" "Barondan başka kimse olmadı. Herhalde o da şimdiye kadar ölmüştür." "Herhalde mi? Emin değil misin?" "Saray muhafızları onu aramaya devam ediyorlar, lordum, ama henüz bulamadılar. Ona kan bıçağımı sapladım. Onu kimse kurtaramaz." "Kendi iyiliğin için umarım haklısmdır, Shakur." Dagnarus Vrykyl'in bu kusuruna fazlasıyla kızmıştı. Vrykyİler'inin en yaşlısı olan Shakur eskiden en iyisi, en güçlüsü ve en insafsızıydı da. Fakat son zamanlarda Dagnarus'a pahalıya patlayan birçok hata yapmıştı. Anlaşılan Vrykyl yıpranmaya başlıyordu. Bu hiç de şaşırtıcı değildi. Shakur iki asırım S Boşlukla Yolculuk , ortalardaydı. Çürümüş cesedini bir arada tutan tek şey Boşk'tu. Korkunç varlığını sürdürebilmek için giderek daha çok Ham öldürmesi ve ruh çalması gerekiyordu. Sakarlaşıyor, dikkati dağılıyordu. Dagnarus Shakur'a bu iğrenç hayati veren Hançer'i sıvazladı. Verdiği hayatı geri almasını da bilirdi. "Saldırıyı ne zaman başlatacaksınız, lordum?" diye soran Shakur, konuyu değiştirmenin lehine olacağını düşündü. "Saldırmayacağım," dedi Dagnarus. "Saldırmayacak mısınız, lordum?" Shakur doğal olarak şaşırmıştı. O ve efendisi iki asırdır başka çok az şeyi düşünmüşler ve planlamışlardı. "Gün doğarken ateşkes bayrağı altında şehre gireceğim. Seninle —genç kralla—görüşmeyi talep edeceğim. Sen de isteğimin kabul edilmesini sağlayacaksın." "Lordum, bu plândan hoşlanmadım. Şehir fethedilmeye hazır—" "Senin tercihlerin umurumda bile değil, Shakur." Dagnarus belindeki Hançer'in sapım sıkıca kavradı. "Kararlarımı sürekli sorgulama huyundan epey rahatsız olmaya başladım. Bu ko-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


nuda da bana kayıtsız şartsız itaat edeceksin." "Peki, lordum." "Oh, bu arada Hükümran Taş'ı aramana gerek yok. O meseleyle artık bizzat ilgileniyorum, tıpkı daha en başından yapmam gerektiği gibi." "Diğer Vrykyller halâ Taş'ın peşindeler mi, lordum?" "Hayır, Shakur. Kaynakları o şekilde heba etmenin bir anlamı yok. Hükümran Taş'm—Taş'ın tüm parçalarının—ayağıma getirilmesini sağlayacak bir plân hazırladım. İkisi yola çıktı bile." "Çok iyi, lordum. Taş'm peşindeki Vrykyller işimize yarayabilir. Herhalde Jedash'm öldüğünü biliyorsunuzdur?" "Büyük bir kayıp değil," dedi Dagnarus. "Hayır değil, lordum. Yeni Vinnengael saldırısına gelince, bana kalırsa-" "Yatma vaktin gelmedi mi, Shakur?" diye lâfa girdi Dagnarus. "İllâ dadımn gelip üstünü örtmesi ve başına bir öpü145 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN cük kondurması mı gerekiyor?" Öfkesine hakim olmaya çalışan Shakur çenesini kapalı tuttu. Dagnarus onun böyle köpürdüğü anlardan büyük haz duyuyordu. "Lordum, yannki plânlarınız nedir?" diye bir süre sonra mütevazı bir ses tonuyla sordu Shakur. "Vinnengael Kralı olmak," dedi Dagnarus. 150 Heyecanlı bekleyiş Yeni Vinnengael halkı üzerinde etkisini göstermeye başlamıştı. Dün sabah surlardaki askerler aşağıdaki canavarımsı düşmana bakarlarken savaşa girmek üzere olan herkesin hissettiği türden cayır cayır bir öfkeye ve sonu gelmez bir nefrete kapılmışlardı. Vakit geçtikçe öfkeleri yatişmış, hiddet ve nefretin yerini kuşku ve dehşet almıştı. Havanın kararmasıyla birlikte düşmanın kamp ateşleri gökyüzünü turuncu bir parıltıyla doldurmuş ve hayvani bağrışları askerleri tir tir titretir olmuştu. Subaylar adamlarına uyumalarını emretmişlerdi, fakat bir askerin ne zaman içi geçecek gibi olsa haykırışlardan biri onu hiç de hoş olmayan rüyalarından çekip alıyordu. O sabah aşağıdaki düşmana bakan askerler neşesiz, yorgun ve umutsuzdular. Subaylar adamlarını cesaretlendirmek için ellerinden geleni yapsalar da bir önceki gün tezahüratlarla karşılanan sözlerine o gün homurdanmalar ve isteksiz mırıldanmalarla karşılık veriliyordu. Rigiswald o günün şafağında uyanınca içini kötü olayların habercisi olan bir karıncalanma, uyuşma hissinin kaplamış olduğunu fark etti. Bazıları buna önsezi der, bazıları ise tanrıların haber gönderdiklerini iddia ederdi. Rigisvvald hissin kaynağının bedeni uyurken durmaksızın çalışan beyni olduğuna inanıyordu. Günlerdir Hükümran Taş hakkında bulabildiği her şeyi okumaktaydı. Bunlara Kral Tamaros, Prens Dagnarus ve trajik bir ölümle yaşamı son bulan Kral Helmos hakkındaki bilgiler de dahildi. Tüm belgeler arasında en çok yardımı dokunan Evaristo'nun, yani Dagnarus'un eğitmeninin kaleme aldığıydı. Evaristo eskiden Eski Vinnengael'de yaşıyor olmasına kar§m Dagnarus— Boşluk'un Efendisi—ordusunu şehre saldırttı-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


15i MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN ğında orada değildi. Evaristo'ya göre kendisinin ve ailesinin o sırada üç yüz kilometre ötedeki Krammes kentinde yaşayan karısının amcasını ziyaret ediyor olması büyük şanstı. Rigiswald ise eski öğrencisi Gareth'in Evaristo'yu uyardığı^ tahmin ediyordu. Daha sonra güçlü bir Boşluk büyücüsü oları Gareth, Çekiçpençe Nehri'nin suyunu boşaltan efsunu yapmaktan ve böylece sarayın ana savunmalarından birini yıkıp Dagnarus'un adamlarının kente gizlice saldırmalarına fırsat vermekten sorumlu tutuluyordu. Evaristo aralarında Gareth'ten hep hoşlandığını ve Dagnarus'un şamar oğlanı üzerindeki etkisini azaltmaya çalıştığını saklamamıştı. Fakat Evaristo başarısız olmuştu. Gareth Dagnarus'u hep çok sevmiş ve onun sadık bir dostu olagelmişti. Evaristo bu dostluğun Gareth için ölümcül sonuçlar doğurabileceğinden hiç şüphelenmemişti, zira Dagnarus bir engereğin cazibesine olduğu kadar vicdanına da sahipti. Rigiswald Evaristo'nun yazdıkları sayesinde Dagnarus'un kişiliği hakkmda çok şey öğrenmişti ve bu yüzden Dagnarus'un bir türlü saldırıya geçmediğini öğrenince Yeni Vinnengael'de bir tek o şaşırmamıştı. Aynı şekilde akşam yemeğini kaçırdığı için yemekhanede karnını doyururken önüne bir savaş büyücüsü dikilince de şaşkınlığa kapıldığı söylenemezdi. "Pek Saygıdeğer Yüksek Büyücü'nün selâmı var, efendim," dedi genelde o tür ayak işlerine bakmayan savaş büyücüsü. "Kendileri olabildiğince çabuk saraya gelip gelemeyeceğinizi soruyorlar." Rigiswald en casserole usulü pişirilmiş tavuktan yemeye devam etti. Korkudan ödü patlamış çok sayıda genç öğrenci onun iştahına gıptayla bakıyordu. "Tutuklu muyum?" diye sordu Rigiswald. Savaş büyücüsü şaşırmış gibi gözüktü. "Hayır, efendim. Siz Naip ve Majesteleri ile görüşmek üzere saraya çağrılan Tapınak'in birçok saygın ve tecrübeli büyücüsünden birisiniz." Geçen gece bir suçluydum, şimdiyse saygın bir büyücüyüm, diyerek içten içe kıkırdadı Rigiswald. Savaş büyücüsüne saraya gideceğini söyledi, tabağmdakileri bitirdi, en iyi cübbe152 Boşluk'a Yolculuk 'ni giyn"1^ üzere odasına uğradı, sonra da tapınak ile sarayı viran plazadan geçerek hedefine yollandı. Hava gri ve kapalıydı. Etrafa hafif bir sis hakimdi. Devriyeler ve birkaç sokak köpeği haricinde caddeler boştu. Bulutlar, çiseleyen yağmur, boş sokaklar ve gerçekleştiğini tahmin ettiği «eylerin düşüncesi Rigisvvald'u korkutuyordu. Bu hiç de alışık olmadığı bir histi. Rigisvvald pragmatist biriydi. Etrafındaki kimseleri oldukları gibi görürdü: sık sık aptalca, genellikle iyi kalpli, bazen de gurur verici davranışlar sergileyen kimseler olarak. Rigiswald başkalarından fazla bir şey beklemediği için pek sık hüsrana uğradığı olmazdı. Uzun zaman önce dünyada hakiki kötülük kadar hakiki iyiliğin de olduğu ve çoğu kimsenin aralarda bir yere denk geldiği sonucuna varmıştı. Meselâ Dagnarus. Dagnarus kötülüğün cisimleşmiş hali olsa her şey ne kadar kolay olurdu, diye geçirdi aklından Rigiswald, meselâ acı ve ıstırap çektirmekten zevk alan troller

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


gibi. "Ama o bir trol değil," diye kendine hatırlatmada bulundu Rigisvvald. "Boşluk'un Efendisi olmasma ve Boşluk'un gücünü kullanarak hayatını normal bir insanmkinden çok daha fazla uzatmasına rağmen Dagnarus halen bir insan. Tıpkı bizler gibi. O yüzden yüreğimizden geçenleri görebiliyor, ki bu ona bir avantaj sağlıyor, zira biz onun yüreğinden geçenleri göremiyoruz. Acaba yüreğine bakabilsek orada ne bulurduk? Herhalde göreceklerimizin çoğu bizi şok ederdi. Ama birçoğu da tanıdık gelirdi." Rigiswald kafasını iki yana salladı. "Belki de onun yüreğine bakmamamızın asıl sebebi bu. Orada kendimizi görmekten korkuyoruz. Yine de birinin bunu yapması lâzım." Rigiswald çok sıkı korunan giriş kapışma varınca elinde Naip ve Majesteleri ile görüşmeye davet edilenlerin listesi bulunan bir savaş büyücüsü tarafından içeri alındı. Naip ismi hep kraldan önce geçiyordu. Genç kral ikinci plândaydı. Rigiswald bunun, yani altın telkârili, kadife goblenli, mermer zeminli koridorlarda bir saray hizmetkârının peşinen git±53 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN menin Vrykyl için ne kadar sinir bozucu olduğunu düşündü. Vrykyl çocuk kimliğini korumalı ve etrafındakilerin kendisinden şüphe etmelerine sebep olacak bir harekette bulunmamalıydı. Fakat aym zamanda olayların gidişatını efendisinin lehine göre etkilemeliydi. Rigiswald'a göre bu buluşma başka hiçbir sebepten olmasa bile en azından Vrykyl'in hadiseleri etkileme girişimlerini gözlemlemek açısından ilginç olacaktı. Naip toplantının Eski Şanlar Salonu'nda düzenlenmesini emretmişti. Salon bu adı duvarlarındaki Eski Vinnengael manzaralarının resmedildiği dört devasa freskten alıyordu. Rigiswald buluşmanın, yani Dagnarus'un Yeni Vinnengael'i kuşatmasıyla ilgili toplantının eski şehrin anısına inşa edilmiş bir yerde yapılmasının naibin gözüne de çelişkili gelip gelmediğini merak etti. Rigiswald bundan şüpheliydi. Clovis hayal gücüne döve döve şekil veren ve sonra da onu soğuk suya sokup ebediyen donduran "çekiç ve örs" tipi bir zekâya sahipti. Herhalde salonun toplantıya katılacak kişilere ilham vereceğini düşünmüştü. Onun bu düşüncesi Rigisvvald üzerinde tam tersi bir etki göstermişti. Dışarıdaki kasvetli gökyüzü bile mağlubiyete, yıkıma ve ölüme adanmış bu oda kadar bunaltıcı değildi. Normalde salonun ortasında duran kocaman yuvarlak masa kaldırılmıştı. Sandalyeler devasa odanın duvarlarının hemen yanma yerleştirilmişti. Oradakilerin çoğu ortada gruplanmış bir vaziyette ayakta duruyordu. Tavandaki avizelerde yanan mumlar, ışık arttırılmak istendiğinde uşaklar tarafından bir ip ve makara sistemiyle azaltılabiliyordu. Rigiswald bu avizelerden birinin altında durdu, ta ki düşen bir mum damlasının kıyafetinde leke yaptığını fark edene dek. Adam kaşlarını çatıp başka bir yere geçti. Odada elle tutulabilen bir gerilim mevcuttu. İçeri aceleyle ve nefes nefese giren insanların yüzlerinde son derece ciddi bir 15"4 Boşluk'a Yolculuk fade vardı. Gelenler kapının orada duraklıyorlar, gözleriyle

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


kalabalığ1 tarıyorlar, sonra da kısık ses tonlarıyla laflamak üzere dostlarının yanma gidiyorlardı. Sinirleri gergin olanlar bir uruptan ötekine geçip durmaktaydılar. Bazen birinin sesi öfkeyle yükseliyor, ancak o kişi dostları tarafından hemen yatıştırılıyordu. Büyücülük Tarikatları'nın liderleri gibi imparatorluk Süvarileri ile şehir muhafızları arasında görev alan şövalyeler de oradaydılar. Yeni Vinnengael'in içi ve çevresindeki toprak sahibi baronların yanısıra Kraliyet Hazinesi'nin başkanı olan Kese Bekçisi'ne de rastlamak mümkündü. Rigiswald oradakilerin çoğunu tanıyordu. Tabi tanımadıkları da yok değildi. Bunlara şaşaalı fakat gayrıresmi bir kıyafet giyen üst-orta sınıfa mensup tombulca bir beyefendi de dahildi. Oradaki biri onun Ticaret Loncaları Birliği'nin başkanı olduğunu söyledi. Hâkimiyet Efendileri'nin yokluğu ise dikkat çekiyordu. Büyücülük Tarikatları liderlerinden birçoğu kafa sallayarak Rigiswald'a selâm verdiyse de onunla konuşmaya gelmediler. Rigiswald pek sevilmiyordu. Zaten o da öylesini tercih ediyor, kendi başına kalmayı ve kasvetli konuşmalara dahil olmamayı yeğliyordu. Salonda dolaşarak bazı kimseleri dinledi, bazı konuşmalara kulak misafiri oldu. Aynı şeyi bir başka kişinin de yaptığını fark etti—Engizisyon Tarikatı'nın başkanı. Rigisvvald kısa sürede salondaki düşünce ayrılıklarının farkına vardı. Baronlar ve şövalyeler, kralm ölümünün hemen ardından idarenin Tapmak'in eline geçmesinden hoşnut değildiler. Baronlar kendi aralarından birinin naip seçilmesinden yanaydılar ve Vinnengael ordusunun son yıllarda düştüğü kötü durumdan Tapınak'ı sorumlu tutan şövalyeler de onların tarahndaydılar. Tapmak, savaş büyücüleri de dahil olmak üzere kendi askeri gücüne sahip olmasına sahipti, fakat Tapmak emrindeki askerler yalnızca amirlerine karşı yükümlülük taşıyorlardı. Ayrıca iyi eğitimli olmalarına ve var güçleriyle çalışmalarına karşın güvenilir değillerdi. Baronlar ve şövalyeler kendi aralarında Tapmak'm monarşiyi devirmek için bir komplo kurduğundan bahsediyorlardı. Onlara göre bu düşman saldırısı, 155 MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN bir entrikanın parçasıydı. Rigiswald büyücülerin toplandıkları yere gittiğinde benzer konuşmalara rastladı, tabi orada roller değişiyordu. Büyücülere göre baronlar Tapmak'ı yok etmek isteyen asilerle işbirliği içindeydiler. Düşman ordusu onların çevirdikleri bir entrikanın parçasıydı. Rigiswald'un naiple bir işi yoktu. Clovis'in kaim kafalı ve dar görüşlü olduğunu biliyordu. Fakat aynı zamanda onun dindar olduğunun ve ne tür kusurları bulunursa bulunsun kralına ve ülkesine sadık kaldığının farkındaydı. Baronlar ile şövalyeler de dindar, sadık adamlardı. Öfkeleri dindiğinde bu sözlerinden utanacaklardı. Fakat şimdilik Boşluk salonda çok faaldi. Korkuyu ve güvensizliği kullanarak bir arada kalmaları gereken insanları ayrı tutuyordu. Rigiswald tek bir yorumla hemfikirdi. O yorum da Eski Vinnengael'in resmedildiği fresklere bakıp toplantının düzenleneceği yerin "habis" bir seçim olduğunu mırıldanan bir barondan gelmişti. Törensel bir boru sesinin ardmdan kralın özel muhafızları uygun adımla içeri girdiler. Kapının iki yanında yerlerini aldılar ve mızraklarının alt ucunu yavaşça yere vurarak kalabalığı

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


susturdular. "Majesteleri Kral." Konuşmalar kesilirken odadaki herkes yerlere kadar eğildi. Çok küçük, narin ve uykulu görünen genç kral muhafızlarının arasında içeri girdi. Onun arkasından gelen naibe tam takım üniforması içindeki Tasgall eşlik ediyordu. Rigisvvald öğrenci oldukları zamandan bu yana Clovis'i tanırdı. Kadından daha yaşlıydı, ama fazla değil. Clovis halâ elli yıl önceki gibi görünüyordu; saçı başı biraz ağarmıştı, hepsi o kadar. İri cüsseli kadirim gri gözleri de zihni gibi renksizdi. Ne hayal gücüne, ne de espri anlayışına sahipti. Ona göre gülmek tanrılara karşı bir hakaretti, zira tanrıların insanoğlunun hayatı ciddiye almaşım istediklerine inanırdı. Genç kral kenarları altın saçaklı bir plâtformun üzerine yerleştirilmiş tahtına doğru yürüdü. Taht çocuk için fazla büyüktü. ISfe Boşluk'a Yolculuk nrava vardığında kralların asla arkalarına bakmadıkları öğreti. e uygun olarak tahtın ucuna ilişip yavaşça geriye doğru kavdı- Naip de kralın sağındaki yerini aldı. TasgalI solunda durdu. Aslında bir rahip olan, fakat kralın öğretmeni görevini Ae üstlenen mabeyincisi tahtın arkasına geçti. Özel muhafızlar kralm etrafına dizilirlerken diğerleri de kapının yanma konuşlandılar. Acaba onlara savaştıkları kötülüğün bu odada, hemen yanıbaşımızda olduğunu söylesem ne derler? diye aklından geçirdi Rigiswald. Kendini her an ağlayacakmış gibi hissetmese bu düşünceye kahkahalarla gülebilirdi. Naip bir adım öne çıktı. Konuşmaya niyetliydi, ancak o daha ağzını açamadan önce salonda bir soru, talep ve öfkeli suçlamalar patlaması oldu. Gürültü sağır ediciydi. Afallayan kral tahtına iyice sindi. Muhafızları etrafını sardılar. Naibin yüzü öfkeden kıpkırmızı kesildi. TasgalI savaş büyücülerine bir uyarı bakışı attı. Rigiswald bu kargaşadan faydalanarak kendisinin Tasgall'ı ve Tasgall'm da kendisini görebileceği bir yere geçti. TasgalI kısa bir süre için Rigisvvald'un gözlerine baktı, sonra dudaklarını büzerek kafasını çevirdi. Rigiswald oraya niçin çağrıldığını anlamaya başlıyordu. İlk başta Tasgall'm durumu gözden geçirdiğini ve kendisine inanmaya hazır olduğunu ummuştu. Fakat artık Tasgall'm onu oraya gözden düşürmek için çağırdığımn farkındaydı. Rigiswald hüsrana uğramıştı. Tasgall'm daha akıllı olduğunu sanırdı. "Majesteleri endişelerinizi anlıyor," diye bildirdi naip, sesini duyurabildiği zaman. "Ve o endişelere kulak verip çözüm getireceğiz. Öncelikle buraya Ejderha Dağı'ndan gelen muhterem keşiş Nu'Tai'ye hoş geldiniz demek istiyorum." Bu duyuru üzerine salona sessizlik çöktü. Fazlasıyla sessiz salona giren kambur, yaşlı, kara kuru adama kürklere bürünmüş iki devasa insan eşlik ediyordu. Ufak tefek yaşlı adam keşişti. Onun yanındaki adamlar ise dağda yaşayan ve hayatlarını mukaddes keşişleri korumaya adayan Omarah kabilesinin birer mensubuydu. 157 MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN Ejderha Dağı'nın keşişleri tüm önemli olayları dövme y0. luyla vücutlarına kaydederler. Öldüklerinde gelecek kuşaklar

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


onları rahatça inceleyebilsinler diye naaşları manastırdaki özel kabirlerde saklanır. O an salondaki herkes aynı şeyi düşünmekteydi: bu keşiş oraya tıpkı önceki bir keşişin Eski Vinnengael'de yaptığı gibi Yeni Vinnengael'in yıkımını kaydetmek üzere mi gelmişti? Keşiş kralın önünde reverans yaptı, kral da tahtında öne kayıp başıyla selâm verdi. Naip keşişe hoş geldiniz dedi ve onu bazı önemli şahsiyetlerle tanıştırdı. Tanışma faslı için isimlerini söyledikleri arasında Rigiswald yer almıyordu. Rigiswald'un gözleri krala çevriliydi. Küçük Havis'in ayakları yere değiniyordu. Bacaklarını ileri geri sallamaktaydı. Daha sonra o tedirginlikle tahtının yanını hafifçe tekmelemeye başladı. Mabeyincisinin bir fısıltısıyla bu hareketi kesti. Tasgall Rigiswald'a bir bakış attı. Yaşlı büyücü, eski öğrencisinin aklından geçenleri kusursuzca okuyabiliyordu. "Bu çocuk korkunç bir Boşluk yaratığı mı?" Rigiswald ellerini kavuşturdu ve topuklarında ileri geri sallanarak uyuşmakta olan bacaklarındaki kan dolaşımını düzeltmeye çalıştı. Bu durumun nasıl sona ereceğini merak ediyordu. Tahminlerinde yanılmıyorsa sonuç pek de iyi olmayacaktı. Naip keşişin kente geliş sebebinin üzücü bir haber getirmek olduğunu duyurdu. Arayışların Efendisi Gustav, asil ve saygıdeğer bir Hâkimiyet Efendisi, ölmüştü. Çok uzak topraklarda can vermiş ve barbar Treviniciler tarafından toprak bir gömüte gark edilmişti. Naip oluşturulacak bir delegasyonun Trevinici topraklarına gönderilmesini ve o soylu lordun naaşırun uygun bir defin için geri getirilmesini teklif etti. Kalabalık onun bu nutkunu dinlerken iyice huzursuzlandı. On bin Boşluk iblisiyle çevrili olan Vinnengaelliler, çoktan keçileri kaçırmış yaşlı bir şövalyeyi değil kendi ölümlerini düşünüyorlardı. Hükümran Taş'ı bulmak yönündeki delice macerası sebebiyle Gustav, Hâkimiyet Efendileri Konseyi için hep bir 1U52 Boşlukla Yolculuk tanç kaynağı olmuştu. Öldüğünü duymanın yarattığı tek his huzurdu. Rigiswald keşişin naibe Gustav'm Taş'ı bulduğunu söyleyip söylemediğini merak etti. Söylemişse bile Clovis oradaki kalabalığa bundan bahsetmemişti. Rigiswald onu suçlayamazdı. Clovis karşısındaki öfkeli kalabalığa Hükümran Taş'm ortaya çıktığını, fakat o an nerede olduğunu kimsenin bilmediğini anlatamazdı. Çoğu kimse hemen Tapmak'm Taş'ı kendi emelleri doğrultusunda kullanmak üzere sakladığı sonucuna varırdı. Keşiş arka plâna çekilerek duvar kenarına dizilmiş sandalyelerden birine oturdu. Omarahlar yaşlı adamın yanıbaşmda dikildiler. Tüm gözler naibe çevrildi. Herkes kadının söyleyeceklerini tedirginlikle bekliyordu. Oradakilerin çoğu duyacaklarından hoşlanmamaya daha en başından karar vermişti. Clovis bir kez daha ağzım açtı, fakat anlaşılan o gün bir konuşma yapmak ona nasip olmayacaktı. Naibin hizmetindeki Tapınak öğrencilerinden biri nefes nefese içeri daldı. Öğrenci dosdoğru naibe yollanmıştı ki odadaki fısıldaşmalardan herkesin—kral da dahil—kendisine bakmakta olduğunu anladı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Utanca boğulan genç adam dondu kaldı. Naibin sert ses tonu onu kendine getirdi. Adam toparlanarak aceleyle naibin yamna gitti. Onu dinlerken naibin gözleri fal taşı gibi açıldı. Tombul, şiş gıdılı suratına şaşkın bir ifade hakim oldu. Duyduklarından ötürü kafası allak bullak olan Clovis, herhalde bu haberi yalnız basmayken almak için birçok şeyi feda edebilirdi. Ancak o şartlar alünda salondan ayrılması mümkün değildi. Kalabalık, öğrencinin aniden ortaya çıkışı hakkında yorumlarda bulunuyor ve bazı baronlar neler olduğunu öğrenmeyi istiyorlardı. "Majesteleri," diyen Clovis krala doğru döndü, "düşman kumandam ateşkes bayrağı altmda Yeni Vinnengael'e girme talebinde bulunmuş. Dediklerine bakılırsa bize saldırmak gibi bir isteği yokmuş ve barışçıl bir çözüm yolu bulmamızı öneriyormuş. Onun bu isteğinin kabul edilip edilmeyeceğinde karar kılmalıyız." 159 MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN Bu bildirinin ardından gelen şaşkın sessizlikte genç kralın tiz sesi açık ve net olarak duyuldu. "Biz 'evet' diyoruz," dedi 3. Havis. "Şehrimize girmesine ve bizimle konuşmasma izin verin." Clovis hayretten küçük dilini yuttu. Genç kralla konuşmasının tek sebebi gürültücü baronları susturma isteğiydi. Kral meselenin naibe kaldığını söylemeliydi. Clovis kesinlikle kralın kendi başına karar vermesini beklemiyordu ve onun bu davranışından hiç hoşlanmamıştı. "Majesteleri, bu konuyu özel olarak konuşmalı—" Kral tahtından inip kadına doğru döndü. "Bu kumandanın kente girmesine izin verilsin diyoruz. Onu görmek ve söyleyeceklerini duymak istiyoruz. Bizim isteğimiz bu yönde. Sen de bize itaat edeceksin." Şu Vrykyl amma da kurnazmış, diye düşündü Rigiswald. Küçük kral hakkındaki yeni fikirlerini öğrenmek üzere Tasgall'a doğru döndü, fakat adamın gözlerinin içine bakamadı. Savaş büyücüsünün dikkati o an naibin üzerindeydi. Deyim yerindeyse Clovis iki arada bir derede kalmıştı. Ellerini şiş göbeğinin üzerinde kavuşturdu ve krala ters ters bakarak onu sindirmeye çalıştı. Bunda başarılı olamayınca konuşmak zorunda kaldı. "Majesteleri, tanrıların onayıyla Tapınak'm atadığı naibiniz olarak kararlarınıza yön vermek benim görevim. Herkes halkınıza karşı duyduğunuz endişelerin ve onları gözetme arzunuzun farkında. Onlar için en iyisini yapmak istediğinizi biliyoruz. O yüzden bu kötü kalpli adamla konuşma isteğinizi göz önüne alıp değerlendireceğim. Ancak bu kadar ciddi bir hadise her yönüyle ele alınmalıdır. Bir süre düşünmemizi talep ediyorum." Clovis mabeyinciye doğru döndü. "Majesteleri istirahata çekilecekler." Majesteleri bundan hiç de memnun kalmamış gibi gözüküyordu. Çocuk kaşlarını çattı ve küçük ellerinden birini yumruk yaptı. Bir anlığına naibe karşı çıkacakmış gibi gözüktü, fakat bir kez daha düşününce kararını değiştirdi. Öyle davranırsa hırçın ±thO Boşluk'a Yolculuk çocuk gibi görünecek ve itibarı zedelenecekti. Birkaç dakika

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


esine ]<adar ona acır gözlerle bakan erkek ve kadınlar artık ocuğa karşı saygı besler olmuşlardı. Genç kral seviyeli davrarak ç^ şey kazanabilirdi. Mabeyincisi ve özel muhafızlarının eşliğinde salondan ayrıldı. Naip haber getiren öğrenciyle iki çift lâf etti, genç adam alelacele gittikten sonra da yüksek sesle şunları söyledi, "Görüşme ertelenmiştir. Bir saat içinde yeniden toplanacağız. O zaman düşman kumandanına cevabımızı vereceğiz." Clovis başka bir şey söylemeden gidebileceğini sanmışsa yanılmıştı. O naip olabilirdi, fakat sonuçta kral değildi. Etrafı hemen gürültücü baron ve şövalyeler tarafından sarıldı. Ticaret Loncaları Birliği'nin başkanı bile kendi fikirlerini duyurabilmek için önüne çıkanları omuzlayarak ilerlemeye koyuldu. Yanakları kıpkırmızı kesilen naip, kendine bir yol açmaya çalıştıysa da başarısız oldu. Tasgall ile savaş büyücüleri nihayet ona bu konuda yardımcı oldular. Naip tüm tarikat liderlerini yanına çağırdı ve savaş büyücülerinin koruması altında salondan çıktılar. Yalnız bırakılan baronlar, şövalyeler ve diğer şahıslar kendi aralarında gruplandılar. Sesleri öfkeyle çıkıyor, Tapınak'ın bu konuda tek başına karar alamayacağına dair tehditler savruluyordu. Fırsattan istifade ederek odadan sessizce sıvışan Rigiswald, tarikat liderlerini duvarları Vinnengael'in eski kral ve kraliçelerinin tablolarıyla süslü olan uzun bir koridorun sonunda gördü. Naip de oradaydı. Dokuz Tarikat'm başkanları kadının etrafında kümelendiler. Birkaç savaş büyücüsü yan yana dizilerek koridoru kapattı ve onlara bu ivedi toplanü için mahremiyet sağladı. Koridorda biraz ilerleyen Rigiswald, genç Havis'in rahmetli annesinin bir resmini incelermiş gibi yaptı. Tablonun önünde durup kafasını hafifçe çevirdi ve büyücülerle arasındaki mesafeyi ölçtü. Yaklaşık elli metre. Rigiswald cübbesinin manşetine sakladığı ufak bir şişe suyu çıkardı, şişenin tıpasını dişleriyle açtı ve l&L MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN parmaklarına birkaç damla akıttı. Bir efsunun sözlerini mırıldandı, ardından su damlalarını naibin etrafındaki kalabalığın bulunduğu istikamete doğru serpti. Büyü işe yaradı. Rigiswald birkaç saniye sonra konuşmaları net olarak duyabiliyordu. "Elbette ki," diyordu naip, "kendine Lord Dagnarus diyen o adam savunma güçlerimize iyice bir baktıktan sonra bizi yenmesinin imkân dahilinde olmadığını anladı. Yapabileceği en iyi şey bizi kuşatmak, ama limanımız açık olduğu sürece o bile bizim açımızdan ufak bir sıkıntidan öteye geçemez. Onunla pazarlık edecek değilim." "Kuşatmaya ufak bir sıkıntı demek yanlış olur, Naip," diye dobra dobra konuştu Tasgall. "Kuşatma kuleleri ork peltesi ile donatılmış. Şu Lord Dagnarus kent nüfusunun yarısını silip atacak ve evlerle işyerlerini kül edecek bir alev fırtınası yaratabilir. "Yine de," diye neşesiz bir ses tonuyla ekledi savaş büyücüsü, "bu bile teslimiyete yeğlenebilir. Dunkar teslim olduğunda o iblislerin halka yaptıkları rezillikleri duydum. Karşı koymamız gerektiğinde hemfikirim, ama kendimizi bu gayeye adamadan önce olabilecek en kötü şeyi bilmeli ve ona karşı hazırlıklı olmalıyız."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Saygıdeğer Rahip Tasgall akıllıca konuşuyor, Naip," dedi Engizisyon Tarikatı'mn başkanı. "Kaynaklarımıza göre düşman ordusunu oluşturan taanlar Boşluk büyüsünde epey marifetliymişler. Üstelik o iğrenç büyüyü uygulayanlar yalnızca samanları değilmiş. Sıradan askerleri bile canları istediği zaman Boşluk büyüsü yapabiliyorlarmış. Üstelik de olumsuz etkilere maruz kalmadan." Uzun boylu ve iri kemikli Engizisyoner o kadar sıskaydı ki ölü gibi görünüyordu. Cansız, gri saçlara ve iri, pörtlek gözlere sahipti. Kemikli çenesi ve çıkık elmacık kemikleri suratına kurukafamsı bir görüntü veriyordu. Öğrenciler kendi aralarında onun kendi kendini mezarlıktan kaldırdığına dair şakalar yaparlardı. Samimiyetten yoksun, alaycı ve asabi biri olan Engizisyoner, Engizisyon Tarikatı'nın lideri seçilmeden önce bile sevilmeyen bir şahsiyetti. Artık herkes ondan nefret edi1&2 Boşluk'a Yolculuk yorduNaibin aldığı bu haberden şok olduğu belliydi. "Bu nasıl mülkün olabilir?" diye bilmek istedi. "Ve niye bundan daha önce haberdar edilmedim?" "Sahiden de niye?" diye öfkeyle hemfikir oldu Tasgall. "Savaş büyücüleri çok daha öncesinden bu konuda bilgilendirilmeliydiler!" "Böyle bir haber daha önce ilginizi çekmezdi ki/' diye karşı çıktı adam. "Boşluk büyüsü, tabiatı gereği kendisini kullanan kişiden fedakârlık bekler," diye belirtti naip. "Bence size yanlış bilgi verilmiş, Engizisyoner." "Bu bilgileri o yaratıkların arasına karışarak hayatlarını tehlikeye atan Tarikat mensuplarımızdan edindik," diyen Engizisyonerin sesi, kendisinden şüphe duyulduğu için öfke yüklüydü. "Taanlar bunu postlarının altına sıkıştırdıkları bazı taşlar sayesinde başarıyorlar. Bu taşların nasıl işlediğinden emin değiliz, fakat teorilerimize göre taanlar büyü için gereken enerjiyi kendi yaşam özlerinden değil o taşlardan sağlıyorlar." "Büyülerini nasıl yaparlarsa yapsınlar, Naip," diye belirtti Tasgall, "bu doğruysa—ve samrım doğru da—surlarımızı aşacak her düşmanın ölüm ve ıstırap efsunlarım da en az silahlar kadar ustaca kullanabilen birer boşluk büyücüsü olabilme ihtimali var demektir." Naip bir an için bayılacakmış gibi gözüktü, sonra dudaklarını büzdü. Kafasını iki yana salladı. "Teslim olmamızı teklif etmiyorum," diye ekleyen Tasgall, kadının kafasından geçenleri anlamıştı. "Savaşı kazanacağız, buna hiç şüphem yok. Tanrılar başka türlü bir olasılığa göz yummazlar. Fakat çatışma çok kanlı ve yıkıcı geçecek." "Bu taanlar hakkında öğrenip de bize söylemediğiniz başka Şeyler var mı, Engizisyoner?" diye sordu Naip. "Vrykyl olarak bilinen Boşluk'un hortlak şövalyelerinden birçoğu Lord Dagnarus'un ordusunda yer alıyor," diyen Engizisyoner, kadının bu suçlamasından pek de üzülmüşe benzemiyordu. "Üstelik bu Vrykyller savaş büyücülerimizin iki 163 MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN gece önce yiğitçe öldürdüklerinden çok daha güçlüler Vrykyller'in Boşluk büyüsü üzerindeki hakimiyetleri müthiş

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


boyutlarda. Bir tekini bile alaşağı etmek için kaç savaş büyü. cümüzün gerektiğini düşünün. Üstelik o zayıf bir Vrykyldi, Yanlış anlamayın, lordum, size bir lâfım yok." Engizisyoner eğilerek Tasgall'ı selâmladı. Tasgall onun bu selâmına karşılık verse de tek kelime etmedi. "Hâkimiyet Efendilerimiz burada olsalardı o Vrykyller ile eşit şartlarda çarpışabilirdik, fakat anladığım kadarıyla, Naip, bir süre önce Konsey'i dağıtmış ve Hâkimiyet Efendileri'ni şehirden göndermişsiniz." "Tanrıların istediklerini yaptım," diye sıkılı dişlerinin arasından karşılık verdi Clovis. Sinirleri harap olan kadın, durumun kontrolünü yitirmekteydi. "O Hâkimiyet Efendileri kusurlu yollardan yaratıldılar ve bu yüzden kusurluydular. Deli Lord Gustav da buna en iyi örnek." " 'Deli' Lord Gustav, Hükümran Taş'in iki asırdır kayıp olan bize ait parçasını bulacak kadar akıllıydı," dedi Engizisyoner. Oradaki tarikat liderlerinin çoğundan hayret dolu nidalar yükseldi ve şaşkın gözler naibe doğru çevrildi. Haber yalnızca Savaş Büyücüleri Tarikatı'nın lideri Tasgall ile özel muhafızların lideri Seneschal'a sürpriz olmamıştı. "Bu mucize doğru mu, Pek Saygıdeğer Yüksek Büyücü?" diye bilmek istedi Diplomasi Tarikatı'nın başkanı. "Tanrılara şükürler olsun," dedi Kâtipler Tarikatı'nın lideri. "Sevinmekte acele etmeyin," diye alay etti Engizisyoner. "Lord Gustav Taş'ı bulmasına buldu, ama onu teslim edemeden önce öldü. Taş o zamandan beri kayıp. Tabi siz yerini saptayabildiyseniz işler değişir, Naip." "Hayır, saptayamadım," diye sert bir sesle karşılık verdi naip. "Ayrıca sesinizi kısık tutarsanız sevinirim, Engizisyoner." "Çok yazık," dedi Engizisyoner. "Şu Boşluk canavarlarını geri püskürtmemizde Taş'm yardımı dokunabilirdi." "Siyaset söz konusu olduğunda—" diye öfkeyle söze başladı naip. 164 Boşluk'a Yolculuk "Boşluk her yanımızı sarmış vaziyette," diye araya girdi sgall. "Umarım bunun farkındasmızdır." Tartışma son buldu. "peki şimdi ne olacak?" diye sordu Clovis. Kadın Tasgall'a ,0grU döndü. "Şu Lord Dagnarus'la pazarlık etmemizi cidden öneriyor musunuz?" "Majesteleri öyle buyurdular," diye belirtti Tasgall. "Majesteleri daha bir çocuk," karşılığını verdi naip. "O çocuk bizi içinden çıkamayacağımız bir duruma soktu," dedi Tasgall. "Baronlar zaten Tapınak'in monarşiyi kontrol altına aldığım sanıyorlar. Bu hadisede kralın isteğine karşı çıkarsak saldırıya uğramamız halinde bize asker ve para tedarik eden baronlarla şövalyeleri kendimize daha da yabancılaştırmış oluruz." Tasgall daha sonra tereddüt ederek, "Majesteleri'nin bu konuya niçin müdahale etme gereği duyduğunu biliyor musunuz, Naip?" diye sordu. Rigiswald bunu duyduğuna sevindi. Nihayet kafam çalıştırmaya başladın, Tasgall, diye düşündü. Haklı olup olmadığımı merak ediyorsun. Çok iyi. Çok çok iyi. "Majesteleri küçük bir çocuk olduğundan savaş konusuyla yakından ilgileniyor," dedi naip. "Tüm zamanım odasının pen-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ceresinden nehrin karşısındaki düşmana bakarak geçiriyor. Bunu yapmadığı zamanlarda ise oyuncak askerlerini savaştırıyor. Şehre saldırı düzenleyen adamla tamşmak istemesi son derece normal." "Savaşa ilgi duyduğunu söylüyorsunuz," dedi Tasgall. "Peki korkmuyor mu?" "Hem de hiç korkmuyor," dedi naip, neredeyse anaç bir gururla. "Majesteleri korkak değiller." Sanat Tarikatı lideri bu noktada söze girdi. Ciddi ve suskun olan bu adam, karşısına gelen konular üzerinde çok dikkatli düşünmesiyle tanınırdı. "İçinde bulunduğumuz şartlar altında fazla bir seçeneğimiz olduğunu sanmıyorum, Naip. Her ne kadar teslimiyeti sonuna kadar reddetsek de bu adamın söyleyeceklerine kulak vermeli165 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN yiz." "Katılıyorum," dedi Engizisyoner. "Şu Lord Dagnarus'u çok merak ediyorum. Onun hakkında tuhaf söylentiler dolaşıyor." "Sanırım onunla görüşmemiz gerekiyor," dedi bu durumdan hoşnut olmadığı hemen anlaşılan naip. "Hepimiz aynı fi. kirde miyiz?" Oradaki dokuz kişi de mırıldanarak kadım onayladı. "Gerekli düzenlemeleri yapacağım." Clovis durdu, sonra alçak sesle şunları söyledi, "Tasgall, sence Majesteleri bu buluşmaya iştirak etmeli mi?" "Korkarım etmeli, Naip. Öbür türlü baronları kızdırırız. Ama öncelikle Majesteleri ile konuşmam öneririm. Ona seni dinlemesi ve sana danışmadan herhangi bir karar almaması gerektiğini hatırlat. Ben de orada sırf formalite icabı bulunması için onu görüşmeye geç getireceğim." "Evet, iyi bir öneri," dedi Clovis. "Ayrıca Majesteleri ile uzun uzun konuşacağıma emin olabilirsin." Naip tören cübbesini kaim bacaklarının etrafında hışırdata hışırdata yürüyüp gitti. "Tasgall haklı," diye mırıldanan Rigiswald kafasını sağa sola sallayarak Eski Şanlar Salonu'na yöneldi. "Boşluk her yanımızı sarmış." x<h&>

Dagnarus ele geçirmeyi umduğu şehre girerken onu ne trompet sesleri, ne de bir tören alayı karşıladı. Rıhtıma yakın bir yan kapıdan gizlice içeri alındı, ardından gözleri bağlandı ve her yanı kapalı bir at arabasıyla saraya götürüldü. Başında nöbet tutan savaş büyücüleri onun bu süreci hiç içerlemediğini, tam tersine yapılan her şeyi neşeyle kabullendiğini gözlemlediler. Dagnarus düşündükleri gibi biri çıkmamıştı. Bir canavar ordusunun lideri olarak onun da bir canavar olduğunu sanılıyordu. Fakat o kendine güvenen, etkileyici, yakışıklı bir adamdı. Yün pelerini, uzun çizmeleri, işlemeli pantolonu ve kar beyazı gömleğiyle iyi giyimli olmasına karşın şatafatlı değildi. Kıyafetleri, üzerinde çok şık duruyordu. Yanında getirdiği kaliteli kılıcı savaş büyücülerinden birine teslim ederken ona iyi bakmasını, çünkü eskiden babasına ait olduğunu söyledi. Aslında kendisi de kaliteli bir kılıç gibiydi — süslü, cilâlı ve

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


keskin. Askerler bir bakışta onun da kendileri gibi olduğunu anladılar. Dagnarus saraya kadarki yolculuk sırasında yanmdakilerle Vinnengaelliler'in cüce yağmacılara karşı son zamanlarda yaptıkları çatışmalardan bahsetti. Konuşma sırasında her iki tarafın kullandığı strateji ve taktiklerden bilgili bir edayla söz ederek bahsi geçen muharebeleri yakından incelediğini açıkça gösterdi. Zorlu savaş büyücüleri istemeden de olsa onunla muhabbete girdiler ve yolculuğun sonunda Dagnarus'a karşı saygı besler oldular. Dagnarus'un en azından savaş meselelerinden anladığı kesindi. Kim olduğu, nereden geldiği, bu canavar ordusunun başına nasıl geçtiği ve Yeni Vinnengael'e neden saldırdığı — işte savaş büyücülerinin cevap aradıkları sorular bunlardı. Dagnarus in?Lbf MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN sandı ve kumral saçlarıyla, parlak yeşil gözleriyle otuz beş ya* larında gösteriyordu. Sinekkaydı tıraş olmuştu. Baştan çıkarıp bir tebessüme ve canayakın tavırlara sahipti. Kullandığı akıcı ve deyimsel Yaşlıdili onun Vinnengael kökenli olduğunu ima etse de konuşma tarzı eski modaydı. "Balta" sözcüğünü "baelta" gibisinden telâffuz etmesi, oradakilerden birinin de belirtti gibi Dagnarus için "büyükbabam delikanlıyken onun saçı sakalı bembeyazmış" deyimini geçerli kılıyordu. Savaş büyücüleri Dagnarus'un savunmasını aşamadılar, zira Dagnarus onların sorular yoluyla gerçekleştirdikleri saldırılara ya sözlü hamlelerle karşılık veriyor, ya da zekâsım kullanarak bertaraf ediyordu. Savaş büyücüleri onu saray koridorlarından geçirip Eski Şanlar Salonu'na götürürlerken Dagnarus'un gözlerini bağlı tuttular. Dagnarus bu onur kırıcı muameleye şaka yollu katlanarak maskesinin altından sırıttı ve kentin ünlü olduğu güzel kadınları görememekten yakındı. Şaşkın bir saraylı haramın yanından geçerken burnuna parfüm kokusu çalınınca Dagnarus görmediği kadma doğru dönüp zarif bir reverans yaptı. Eski Şanlar Salonu'na vardıklarında gözbağı çıkarıldı. Dagnarus doğru düzgün görür hale gelene kadar biraz gözlerini kırpıştırdı, sonra da etrafında toplanmış kalabalığa bakarak gülümsedi. Düşmanca bakışlarla, bükük dudaklarla, homurtular ve fısıltılarla karşılanmıştı. Fakat bu apaçık husumet onu bir nebze olsun rahatsız etmiyor gibiydi. Dagnarus sakin ve kendine güvenir tavırlarını korudu. Plâtformun üzerinde ellerini kavuşturmuş halde oturan Naip, duruma uygun olarak sert ve küçümseyici bir yüz ifadesi takınmıştı. Naip bu tutumuyla Dagnarus'un gözünü korkutmayı veya onda üzüntü uyandırmayı umduysa tam bir hüsrana uğramıştı. Dagnarus ona zerre kadar bile ilgi göstermeksizin Eski Vinnengael'in resmedildiği fresklerden birini inceledi. Silahlı ve her an çıkabilecek bir soruna hazır halde bekleyen yanındaki Tasgall'a doğru döndü. "Burada Kraliyet Sarayı mı gösteriliyor, Büyücü?" diye sordu Dagnarus. ±e>s Boşluk'a Yolculuk Bu son derece masum görünüşlü soruya bile güvenmeyen ajl ihtiyatlı bir cevap verdi. "Niçin bilmek istiyorsunuz, 13°ö u

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


bayıın? "Çünkü sahiden öyleyse yanlış çizilmiş," diye gülerek yanıtladı Dagnarus. Hiç kimse engel olamadan önce Dagnarus hızlı adımlarla odada ilerlemeye başladı. Yolunun üzerindeki baronlar, saray adamları ve tarikat liderleri önünden çekilmek için kaçıştılar. Hemen peşine düşen savaş büyücüleri silahlarım çektiler ve efsunlarım hazır ettiler. Dagnarus onlara aldırmadan yoluna devam etti ve Rigiswald'un kitap okur gibi yaptığı bir sandalyeden pek de uzak olmayan freskin önünde durdu. Naip Tasgall'a dik dik baktı. Tasgall ise neler olduğunu bilmediğini ve tehdit teşkil etmedikçe bu adama karşı hiçbir şey yapamayacağım belirtmek için omuz silkmekle yetindi. Dagnarus bir süre freski inceledi. "Ressam şelâleyi doğru çizmiş. Fakat sarayda yanılmış." Bir parmağım resmin üzerine koydu. "Binanın bu kanadı şu yöne doğru uzanıyordu. Giriş onun koyduğu yerde değil bu noktadaydı. Fazladan bir kule eklemiş, o yüzden babamın ara sıra yürüdüğü şu balkon gereğinden fazla batıya bakıyor. Resmi düzeltmeniz için gitmeden önce size doğrusunu çizeceğim." Arkasmda hiçbir ses duymayan Dagnarus—salonda öyle bir sessizlik vardı ki sanki herkes ölmüş gibiydi—geriye döndü. Dudaklarında bir tebessüm vardı. "Eh," dedi, "belki de şimdi güzel amları yad etmenin zamanı değildir." Dagnarus tekrar freske bir göz attı ve Rigiswald adamın yakışıklı yüzüne gölge düştüğünü fark etti. "Yine de resmin doğru çizilmesini isterdim." Gölge hemen kayboldu ve yerini baştan çıkarıcı bir ifade aldı. Rigisvvald az önceki gölgeyi fark etmiş ya da kanım donduran o sözcükleri duymuş az sayıda kişiden biriydi. Huzursuzca kıpırdanan naip, Tasgall ve Engizisyoner'le Şöyle bir bakıştı. Onlar da tıpkı Rigiswald gibi düşünüyorlardı, ancak onun aksine Dagnarus'a inanmamaktaydılar. Dagna±69 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN rus'un iddia ettiği kişi olduğuna inanmıyorlardı. İnanacaksınız, diye içinden geçirdi Rigiswald. İnanrnaruzj sağlayacak. Tanrılar yardımcımız olsun! Naip tasarladığı konuşmasına başlamak üzere derin bir nefes aldı. Bunu yaparken göğsü fırtınaya yakalanmış bir gemini^ yelkeni gibi şişti. Dagnarus ondan önce davrandı. "Genç kuzenim Havis nerede?" diye sorup etrafına bakındı. Naip sert bir sesle şunları söyledi, "Kimden bahsettiğinizi bilmiyorum, bayım. Bu odadaki birisine karşı akrabalık iddia ettiğinizin farkında değildim. Ya da birisinin sizinle akraba olmayı isteyebileceğini." "Majesteleri Kral," diyen Dagnarus gülümsedi ve hakareti görmezden gelmeyi yeğledi. "3. Havis. Küçük kuzenim. 'Kuzenim' diyorum, ama eminim ki aramızdaki ilişki çok daha karmaşıktır—iki nesil öncesinin anne taraf mdan üvey kuzeni gibi bir şey olsa gerek. Onu görmek için uzun bir yol kat ettim ve bu zevkten mahrum bırakılmayı istemem." "Zevkmiş!" dedi naip, o ünlü nidalarından biriyle. "Gırtlağımıza bir hançer dayıyor, sonra da zevkten bahsediyorsunuz!" "Ordumdan bahsediyor olmalısınız. Şehirde hoş karşılana-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


cağımdan emin değildim," diye cezbedici bir tebessümle karşılık verdi Dagnarus. "O yüzden hazırlıklı gelmeyi uygun gördüm." "Neye hazırlıklı, bayım? Savaşa mı?" Clovis'in öfkeden sesi titriyordu. "Hayır, Naip," dedi Dagnarus. Ses tonu samimi ve ciddiydi. "Buraya Vinnengael İmparatorluğu tahtındaki haklı iddiamı sunmak için geldim." "Susun!" diye kalabalığın sesini kesmek için kükredi naip. Muhafızlar mızraklarını taş zemine vurdular. Şaşkın gürültü hemen son buldu, fakat naibin isteği üzerine değil. O sırada genç kral ya tesadüfen ya da bilerek içeri girmişti. Kral muhafızlarıyla ve mabeyincisiyle beraber odada ilerledi. Selamlamalara karşılık verirken gözleri Dagnarus'taydı. Rigiswald aralarında bir tür haberleşme gerçekleşip gerçekleşmeli Boşluk'a Yolculuk jgini anlamak için onları dikkatle izledi. Çocuğun gözleri doI tir merakla koca koca gibi açılmıştı. Dagnarus ise kralı bir für babacan şefkatle süzüyordu. jsfaip kralı tahtına oturturken ona görgü kurallarını hatırlattı, sonra da plâtforma çıkan ve kendisiyle bir an önce konuşmak isteyen Engizisyoner'e doğru döndü. Rigisvvald bir süre önce olduğu gibi dinleme efsununu yapabilirdi, fakat boşu boşuna güç sarf etmesine lüzum yoktu. İkisinin arasında geçen konuşmayı kolayca tahmin edebiliyordu. Engizisyoner ortaya çıkan tehlikeyi fark etmişti ve hiç şüphe yok ki Clovis'e görüşmeyi orada kesmesini, zaman kazanmak için düşman kumandanını oyalayıp onunla yalnız görüşmesini öneriyordu. Belki de ona kulağına çalman bazı "söylentilerden" bahsetmekteydi. "Onun tahtta hak talep edişini dinlememelisiniz," diye vurguluyor olmalıydı Engizisyoner. "Daha da önemlisi iddiasını halka duyurmasına müsaade etmemelisiniz." Tasgall kendi fikirlerini ortaya koymak üzere hızlı adımlarla yanlarına gitti. Naip, Engizisyoner'in dediklerine şüpheyle yaklaşıyordu. Rigisvvald kadının dudaklarına bakarak "Saçmalık!" lâfını okuyabildi. Engizisyoner üstelemeyi sürdürdü ve Tasgall da onunla hemfikirmiş gibi gözüktü, zira Engizisyoner ne zaman ağzım açsa savaş büyüsü kafa sallıyordu. İkisi birlikte sayı ve tartışma üstünlüğüyle naibi geri püskürttüler. Clovis baronları kızdırmadan kendini bu durumdan kurtarmanın ve Dagnarus'u odadan çıkarmanın bir yolunu bulmalıydı. Fakat zahmet etmesine gerek kalmadı, zira çok geç kalmıştı. Kralı unutmuşlardı. 3. Havis tahtında ileri kaykılarak yüksek sesle, "Tahtta hak iddia ettiğinizi duydum, bayım. İddiamzı dinlemek isterim," dedi. Naip onu susturmaya çalıştı. "Majesteleri, bu konuda kendinizi yormamza hiç—" "Onu dinlemek istiyorum," dedi kral. "Lütfen konuşun, bayım." "Elbette, Majesteleri," diyen Dagnarus, çocuğa giderek ar±y± MARGARET W EİS ve TRACY HİCKMAN tan bir ciddiyetle hitap ediyordu. "Ben rahmetli Vinnengael

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


kralı Tamaros'un ikinci oğlu Dagnarus'um. Ağabeyim Helmos öldüğü için Tamaros'un yaşayan tek varisiyim ve dolayısryla gerçek kral benim." ***** Dagnarus'un sözleri üzerine çıkan karmaşada naip, oradaki muhafızlara Majesteleri'ni güvenli bir yere götürmelerini emretti—aslında bu çocuğu başından savmak için bir bahaneydi. Kral tehlikede değildi. Bağrışlar ve hararetli sözler ona yöneltilmiyordu. Naip de bu öfkeli tepkiden nasibini aldı. Oradakilerden bazıları sahtekârın, bazıları ise naibin kellesini istemekteydi. Bazıları Dagnarus'a öyküsünü anlatması için fırsat tanınmasını, bazıları ise adamın Arven Nehri'ne atılmasını bağırıyordu. Kral ise çocuklara özgü o inatçılıkla salondan ayrılmayı reddetti. Baronların sert bakışlarına hedef olan naip, Majesteleri'nin oradan yaka paça götürülmesini emredemezdi. Muhafızlar silahlarını çekerek tahtın etrafına sıralandılar. Genç Havis vakur ve sakin görünüyordu. Çocukta korkudan eser yoktu. Bakışlarının Dagnarus üzerinde olması son derece doğaldı. Dagnarus sanki Havis'in emniyetinden emin olmak istercesine ona bir kez baktı, sonra da rahat bir kayıtsızlıkla dikkatini kalabalığa verdi. Kaygısız bir tavırla dikilirken dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm yer alıyordu. Salondaki bu hengâme Rigisvvald'a Boşluk'un Efendisi'ni yakından inceleme fırsatı sağladı. Rigiswald büyük çaba harcayarak Boşluk'un yarattığı bir dış etki, Dagnarus'un karşılıksız hiçbir şey yapmayan ve kullanıcısından büyük fedakârlıklar bekleyen rezil büyüyü kullanarak ömrünü uzattığına dair fiziksel bir işaret saptamaya çalıştı. Dagnarus'un cildi pürüzsüz ve lekesizdi. Nasırlara ve yara izlerine rastlanan elleri diğer tüm savaşçılarınki gibiydi, zira nasırların sebebi kılıç kabzasıydı ve yaralar da girdiği savaşlardan kalmıştı. Bunlar Boşluk'un büyücülerinde rastlanan türden iltihaplı yaralar değildi. Bedeni sıkı ve kaslıydı. Uzun boyluydu 172 Boşluk'a Yolculuk Himdik duruyordu. Alımlı bir görünüme sahipti. Kesinlikle î yüz yaşında göstermiyordu. 1 Rigisvvald onu yandan görmekteydi. Tam adamın gözlerine bakabilmeyi dilerken Dagnarus kafasını çevirip Rigiswald'u süzdü. "Görünüşümü tasvir mi ediyorsunuz, beyefendi?" diye muzip bir sırıtışla soran Dagnarus, o gürültüde duyulabilmek için sesini yükseltmişti. "Keşke yapabilseydim," dedi Rigisvvald. "Resme eklerdim." Yaşlı büyücü başıyla Helmos'un geçirdiği Dönüşüm'ü gösteren bir freski işaret etti. Kral Tamaros'un yanında duran Helmos'un üzerinde Hâkimiyet Efendileri'nin o parlak zırhı vardı. İkisinin de yüz ifadesi son derece mutluydu—bu aslında ressamın kendi yorumuydu, zira kayıtlara göre Helmos, tarihte Keder Lordu gibi üzücü bir unvan kazanan tek Hâkimiyet Efendisi'ydi. İkinci oğul Dagnarus görünürlerde yoktu. Dagnarus freskin bulunduğu tarafa kısa bir bakış attı. Baba ile oğlun sonsuz bir gurur ve mutluluk paylaştıkları o anı resmeden freskte küçük, vahşi oğula yer verilmemişti. Dagnarus kafasını çevirirken Rigiswald'un eline istediği fırsat geçti. Adamın gözlerinin içine baktı. Orada Boşluk'un hiçliğini bulmayı bekliyordu. Onun yerine

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


iki asrın bile silemediği bir acmm gölgesini ve iki asrın bile söndüremediği yakıcı bir hırsm ateşini gördü. Rigisvvald o gözlerde insanlık gördü ve buna çok, çok üzüldü. Karşısında ölümün riyakâr boşluğunu bulmak korkunç olurdu, fakat o bile duyguları, zekâyı, hasreti — sıcacık ve dolu dolu bir hayatı— görmekten iyiydi. "Demek bana inanıyorsunuz, bayım?" diye soran Dagnarus'un gözleri, oyuncu tavırlarını yalanlar nitelikteydi. "Sana inanıyorum," diyen Rigisvvald dobra dobra, "üzülerek," dedi. Dagnarus alınmadı. Görünüşe bakılırsa bu konuşma ilgisini çekmişti ve devam etmeye hazır gibiydi, fakat o sırada salonda düzen yeniden sağlandı. Dagnarus döndü ve tüm dikkatini ko173 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN nuşmaya başlayan naibe verdi. "İddianız çok gülünç," diye belirtti naip. "Aslında onu çu. rütmeye kalkıp saygınlığımı zedelememem gerekir, fakat yine de kayda geçmesi için birkaç sebep vereceğim: Gerçek Dagnarus şu anda iki yüz yaşında olurdu, gerçek Dagnarus kendi sebep olduğu yıkımda öldü, gerçek Dagnarus—" "Affedersiniz, Pek Saygıdeğer Yüksek Büyücü," diye sözünü kesti Dagnarus. "İddiamı bir kanıtla —su götürmez bir kanıtla — ispatlasam yeterli olur mu?" Rigiswald'un bakışları Dagnarus ile genç Havis arasında gidip geldi ve oynadıkları oyunu sanki biri ayrıntılarıyla açıklamışçasına anladı. Yine de onları durduracak hiçbir şey yapamazdı, çünkü hiç kimse ona inanmazdı. Naip ağzını açü. Sakın yapma, Clovis, diye onu içinden uyardı Rigiswald. Bu oyuna kanma. Ona şartlarım sor, sonra da tümünü reddet ve kulağından tutup dışarı at. Hepimizin ölmesi ve kentin dümdüz olması bile bizi Boşluk'un ellerine teslim etmene yeğdir. "Şu kanıtınızı görelim bakalım, bayım," dedi naip sert bir ağırbaşlılıkla. Rigiswald derin bir iç geçirerek sandalyesine oturdu ve kollarım kavuşturup başım eğdi. "Ejderha Dağı keşişini çağırıyorum," dedi Dagnarus. Naip şaşırmış gibiydi, fakat bir anlık kararsızlığın ardından kendini toparladı. "Buna bir sebep—" "Lütfen, Naip," dedi Dagnarus nazikçe. "Kanıt istediniz." Herkesin varlığını unuttuğu keşiş ayağa kalktı ve birkaç adım ileri çıkıp kocaman, sessiz fedailerinin arasında durdu. Adam başım hafifçe eğerek oradakilere selâm verdi, ardından Dagnarus'u ilgiyle ve alimlere özgü bir merakla süzdü. "Muhterem bayım," dedi Dagnarus, adama karşı sonsuz bir saygı duyarmışçasına, "buradaki herkes gibi ben de Ejderha Dağı keşişlerinin tarihi değiştirmediklerinin, onu yalmzca gözlemlediklerinin farkındayım." Keşiş bu sözün doğru olduğunu göstermek için kel, dövme kaplı kafasını aşağı yukarı salladı. ±5*4 Boşluk'a Yolculuk "Sizden tarihi bir gerçeği doğrulamanızı istiyorum, MuhtejCeşiŞ- Ben sahiden de iddia ettiğim kişi miyim? Ben Kral Tarnaros'un yasal eşi ve 501 yılında Dunkarga Kralı olan Olaf'ın kızı Kraliçe Emilia'dan doğma Dagnarus muyum?"

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Keşiş ellerini önünde kavuşturup bir kez daha kafa salladı. «gen o Dagnarus'sun," dedi adam. Duygusuz bir sesle konuşan keşişin sözleri ölçülü ve kesindi. Herkes adamın dedikleri karşısmda afallamış, şoka uğramış ve hayrete düşmüştü, fakat hiç kimse ondan kuşku duymuyordu. "Öyleyse burada kötülük iş başında!" diye boğuk bir sesle bağırdı naip. "Boşluk'un kötülüğü." Artık çok geç, Clovis, diye içinden geçiren Rigisvvald arkasına yaslanıp gözlerini tavana dikti. Ahırın kapısını açtın. At çoktan kaçıp gitti. "O konuda," dedi keşiş bir kez daha kafa sallayarak, "herhangi bir yorumda bulunamam, zira hadiseyle ilgili herhangi bir bilgiye sahip değilim." "Herkes onun Boşluk'un Efendisi ilân edildiğini bilir," diye sözlerine devam eden naip, keşişe öfkeli bir bakış attı. Keşiş bundan zerre kadar bile olsa gocunmuş gibi gözükmüyordu. "Sıkıyorsa şu Dagnarus bunu reddetsin. Eğer sahiden de Tarnaros'un oğlu Dagnarus'sa hayatını şeytani yollarla uzattığını reddetsin bakalım." "Reddediyorum," diye sakince belirtti Dagnarus. "Madem sordunuz, size hikâyemi anlatacağım. Tabi Majesteleri dinlemek isterlerse," diye mütevazı bir tavırla konuştu Dagnarus. "Hikâyenizi seve seve dinleriz, bayım," diyen Havis'in çocuksu sesi, o hayret dolu sessizlikte açık ve net olarak duyuldu. "Majesteleri, buna şiddetle karşı—" diye başladı naip. "Lütfen bizi aydınlatın," diye sözlerini sürdüren Havis bırak kadımn sözünü dinlemeye, onun bulunduğu tarafa bakmaya bile tenezzül etmedi. "Baylar bayanlar, hepinizden tüm dikkatinizi Prens Dagnarus'a vermenizi istiyorum." Bu lüzumsuzdu. Zaten başka bir yere bakan yoktu. Tepemizdeki çatı uçup gitse, diye düşündü Rigisvvald, kimsenin ru±?5 MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN hu duymayacak. "Boşluk'un Efendisi ilân edildiğim doğru," diye açık sözlülükle konuşmasına başladı Dagnarus. "Suç benimdi. Tanrılan kandırmaya çalıştım ve bu yüzden cezalandırıldım. Boşluk yj. lar boyunca yüreğime sızıp aklımı gölgeleyerek ağabeyimi kraj yapan tanrılara karşı çıkmama sebep oldu. Onu sevgili Vinnengaelimin tahtanda görmeye dayanamıyordum. Ülkenin gerçek kralı bendim—cesaretimle, mertliğimle, aklımla, kısacası doğum sıram hariç her şeyimle. Kardeşimi güç kullanarak tahttan indirmek istedim. Doğduğum kente saldırdım ve kapıldığım öfke nöbetiyle onun yıkımına sebep oldum." Dagnarus kalabalığa şöyle bir göz gezdirdi. "Tarih kitaplarında yazdığının aksine kardeşimi ben öldürmedim. Helmos'u öldüren kişi, kralın işini bitirerek gözüme girmeye çalışan Gareth adlı bir Boşluk büyücüsüydü. Helmos'un ölmesini istemedim. Naaşının yanmasında yas tuttum ve hayatımı bağışlarlarsa hatalarımı affettireceğime ve Vinnengael'in gerçek kralı olacağıma dair tanrılara yemin ettim. Gareth'i öldürdüm, ama çok geç kalmışüm. Gareth'in salıverdiği Boşluk büyüsünün kuvveti kontrol altına alınamazdı. Boşluk büyüsü tanrılarırunkiyle çarpıştı ve Vinnengael'in kalbini söküp attı. "Eski Vinnengael'in harabelerinde, ağabeyimin naaşının yanında ben de ölmeliydim. Orada, onun hemen yanından ölmek istedim, zira—tam o anda—suçlarımın boyutunun farkına

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


vardım. Ancak ölmedim. Tanrıların benimle işi bitmemişti. Ellerini uzatıp beni o şehirden aldılar ve bozkırlara attılar. Mahvolmuş bedenim ve çökmüş ruhumla tanrıların beni terk etmediklerini, halen aklanabileceğimi düşündüklerini anladım, çünkü elimde Hükümran Taş'ı tutuyordum. "Tanrılar bana mukaddes Taş'ı Vinnengael'in yıkımından kurtarma gücünü bahsetmişlerdi. Taş elimdeydi—katledilen kardeşimin kanıyla ıslak bir halde. Ağlamaya başladım. Tanrılardan af diledim. Adımı temize çıkaracağıma söz verdim. Hemen oracıkta Boşluk'a tövbe ettim. Ama tanrıların sadakatimi ölçmeleri gerekiyordu. Hükümran Taş'ı benden alıp beni öldürmesine ramak kalan bir canavara teslim ettiler. Ayıldığımda 176 Boşluk'a Yolculuk dimi başka bir dünyada, korkunç Boşluk yaratıklarının AV nvasında buldum. Yabani bir ırk olan taanlar, onları buldum Sırada vahşi hayvanlar gibi yaşamaktaydılar. Beni öldüreİderdi/ fakat—tanrıların da yardımıyla—kuşkularını ve öfkelerini bastırmayı başardım. Saygılarını kazandım ve liderleri oldum. "Taanların tilkesindeyken zaman kavramını tümüyle yitirdim. Onları medenileştirmek ve eğitmek için çok çabaladım. Bunu yaparken aklımda tek bir gaye vardı—kendi dünyama dönmek ve hatalarımı telâfi etmek. Bunu gerçekleştirebilmek için ömrümü uzatsınlar diye tanrılara dua ettim. Tanrılar dileğimi yerine getirdiler. İşte o sayede beni bugünkü halimle, yani sevdiğim her şeyden uzaklaştırıldığım zamanki yaşımda görüyorsunuz. "Sürgün yıllarımda Vinnengael'in gözden düştüğünü gördüm. Onunla alay edildiğine, küçümsendiğine, hor görüldüğüne tanık oldum. Tapınak'in güçlendiğine, monarşinin zayıf ve etkisiz hale geldiğine, ruhban sınıfının asilzadeleri ezdiğine tanıklık ettim." Baronlardan kısık sesli de olsa Dagnarus'u onaylayan mırıldanmalar yükseldi. "Ordusunun ufaldığını, sayısının azaldığını, moralin yerlerde süründüğünü gördüm," diye sözlerini sürdürdü Dagnarus. "İşte bu yüzden Karnulular artık Delak 'Vir denilen kentte Vinnengaelliler'e saldırdıklarında Vinnengael ordusu mağlup edildi ve utanç içinde geri çekilmek zorunda kaldı. Daha da kötüsü Vinnengael, Karnulular'ın bizden çaldıkları Geçit'i geri alamadı. "Yıllar geçiyor ve Karnulular topraklarımızda korkusuzca yürümeyi sürdürüyorlar. Eskiden bizim olan Geçit'i kullanmamız için bizden ücret talep ediyorlar. Bizi küçümsüyorlar ve bize korkak diyorlar. Vinnengael askerleri korkak mıdır?" pagnarus doğrudan doğruya yüzleri kıpkırmızı kesilen bazı imparatorluk Süvarileri mensuplarına baktı. "Hayır!" diye gürledi Dagnarus. "Vinnengael askerleri tüm dünyadaki en cesur, en iyi ve en sadık askerlerdir." ±7-JMARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN Konuşması az önce ettiği sözleri onaylayan öfke dolu ba& rışmalarla kesildi. Dagnarus sesini yükseltti. "Bunu biliyorum, çünkü onlar bizzat idare ettiğim birçok muharebeye katıldım. Ama en iyi askerlerin bile eğitime, paraya, kaliteli silah ve zırhlara ihtiyar,

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lan vardır. Daha da önemlisi"—burada biraz durakladı—"Say. gıya ihtiyaçları vardır." Şövalyelerden birçoğu tezahürat etti. Askerler kafalarım kaldırıp yumruklarım sıktılar. Hepsinin gözleri parlıyordu. Bazıları hevesle kafa sallarken diğerleri "Evet!" diye bağırdı ve neredeyse tümü birden naip ile diğer Tapmak yetkililerine ters ters baktı. Rigiswald adama hayran olmadan edemedi. Dagnarus ne kadar da akıllıydı. "Evet, Loerem'e bir orduyla geri döndüm!" diye haykırdı Dagnarus. "Dunkar'ı fetheden ve ona boyun eğdiren bir or-j duyla! Karnu'yu ele geçiren ve yakında o mağrur ülkeyi de fethedecek bir orduyla." Dagnarus şövalyeleri işaret etti. "Anayurtlarına düzenlediğim saldırı sebebiyle Karnulular askerlerinden çoğunu Delak 'Vir'den çekmek zorunda kaldılar. Onlara şimdi saldırırsanız kudretiniz karşısında duramazlar. Geçit'inizi yeniden ele geçirecek ve onunla beraber hakkınız olan saygıyı kazanacaksınız." Dagnarus'un her sözü tezahüratlarla karşılandı. Dagnarus yeniden durakladı ve sonra yavaşça, "Size Dunkarga'yı, servetini, halkını veriyorum," dedi. "Size Karnu'yu, servetini, halkını veriyorum. Tüm bunları Vinnengael'e armağan ediyorum. Bu iki büyük ulusu kontrolü altma alınca Vinnengael tüm Loerem'deki en güçlü ulus olacak; babam Kral Tamaros'un hüküm sürdüğü zamankinden bile daha güçlü." Dagnarus bahsettiği ülkeleri ellerinde tutarmışçasına avuçlarını açtı. "Alın onları. Sizindir. Sizden tek istediğim bana hakkım olanı vermeniz. Beni kral yapın. Daha doğrusu imparator. Zira Vinnengael tüm Loerem tarihindeki en büyük imparatorluk olacak." Hiç kimse konuşmadı. Hiç kimse nefes almıyor gibiydi. 17-8 Boşluk'a Yolculuk llarruş haldeki naip gözlerini kırpıştırdı. Dagnarus'tan geleli talepleri düşünürken böyle bir şeyi hiç tahmin etmemişti. C£ atı ifadesiz olan Engizisyoner hiçbir şey belli etmiyordu, r^ddi ve aksi bir yüz ifadesine sahip olan Tasgall ise sık sık RLjSwald'a bakıyor, yaşlı adamın dikkatini çekmeye çalışırda Rigiswald bu sessiz çabayı görmezden geldi. Tasgall çok eç kalmıştı- Olaylar geri dönüşü olmayan bir noktaya intikal etmiştiTüm usta yalancılar gibi Dagnarus da yalanlarını ve yarı doğrularını birkaç sağlam temele oturtmuştu. O, entrikalarla dolu bir sarayda yetişmişti. Vrykyl'i ona Tapınak ile baronlar ve ordu arasında gelişen husumetten bahsetmiş olmalıydı. Halinden hoşnut olan Tapınak çok uzun süredir karla kaplı bir sorunlar dağının üzerinde güneş gibi parlamaktaydı. Karı harekete geçirmek için tek bir bağrış yetmişti. Artık hiç kimse düşmekte olan çığı durduramazdı. "Peki ya şu iblis ordusu ne oluyor?" diye ansızın sordu naip. "Onlarla ne yapacaksın? Dunkar'da olanları duyduk. Kadınların nasıl kaçırıldığını, çocukların nasıl katledildiğini öğrendik. Aynı şey bizim halkımıza da olacak mı? Şartlarım kabul etsek bile, ki şu an için etmiyoruz, senin şu iblislerinin savaştan vazgeçip kuzu kuzu anayurtlarına döneceklerini hiç sanmam." Dagnarus'un cevabı çoktan hazırdı. "Ordumun yansım Karnulular'a karşı savaşmaları ve Geçit'imizi fethetmeleri için Delak 'Vir'e göndereceğim. Vinnengael Kralı olarak da geri ka-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lanını yok edeceğim." "Size sadık olan askerleri yok mu edeceksiniz?" Bu soru genç kraldan gelmişti. Çocuğun sesi hoşnutsuz Çıkmıştı. Rigiswald Dagnarus'un gözlerinde tehlikeli bir ışığın parıldadığını gördü. Dagnarus kralın önünde reverans yaparak soruyu yanıtladı. "Bir çiftçi domuzlarını keserken sadakatten bahsetmez, Majesteleri. Taanlar insan değiller. Onlar birer hayvan. Onları iyi besledim, iyi muamele ettim. Karşılığında canlarım talep edersem hakkım olandan fazlasını istemiş olmam." Dagnarus kalabalığa doğru döndü. "Bana hemen cevap 179 MARGARET VVEİS ve TRACY H I C K M A N vermenizi beklemiyorum. Teklifimi değerlendirmeniz için ^ls bir süreliğine çekileceğim. Güneş batarken yanıtınızı öğrenmek için geri döneceğim. Bu sizi tatmin eder mi?" "Evet," dedi bazı baronlar yüksek sesle. Naip ise o sırada hem Engizisyoner hem de Tasgall üe ba_ kıştı. "Daha fazla zamana ihtiyacımız var," diye belirtti naip. "Buna bir sebep göremiyorum," dedi Dagnarus, cazibeli bir tebessüm ederek. "Teklifimi ya kabul eder ya da geri çevirirsiniz. Güneş batana kadar." Dagnarus oradakilere selâm verdikten sonra tam çekip gidecekti ki Rigiswald içindeki bir sese yenik düşerek ağzını açtı. "Peki ya Vrykyller, Majesteleri?" Dagnarus sesin geldiği tarafa doğru dönerken pelerini zarifçe hışırdadı. Yüzünde şaşkın bir ifade mevcuttu. "Ne dediniz, beyefendi?" "Vrykyller," diye tekrarladı Rigiswald. Yaşlı büyücü ayağa kalkıp ellerini arkasında kavuşturdu. "Vrykyl Hançeri'nin kullanıcısı tarafından yaratılan Boşluk'un iğrenç hortlakları. Eminim adlarını duymuşsunuzdur." "Küçükken dadımın bahsettiği olurdu," diyen Dagnarus gülmemek için kendini zorlarcasına dudaklarını sıktı. "Sizi temin ederim ki onlar hakkında başka hiçbir şey bilmiyorum, bayım." "Biri geçen gece şehirde öldürüldü," diye belirtti Tasgall. Daha da konuşacak gibiydi, fakat Dagnarus onun sözünü kesti. "Dediğiniz doğruysa ve o şeytani yaratıklar sahiden aramızdaysalar Vinnengael'i koruyacak güçlü bir krala daha da fazla ihtiyaç var demektir. Güneş batana kadar." Dagnarus oradan ayrıldı. Tavırları o kadar asildi ki onu gözetmekle yükümlü muhafızlar peşinden gitmeleri gerekip gerekmediğini anlamak için Tasgall'a baktılar. Tasgall'dan gelen hiddetli bakışı görünce de aceleyle koşturdular. Rigiswald bu sefer Dagnarus'un gözlerini bağlamayacaklarından emindi. Naipten gelen bir bakış üzerine 3. Havis tahttan indi ve bir gözünün üzerine kaymış tacını düzeltmek için biraz oyalandı. Bunun ardından kendisine dikkatle öğretildiği gibi vakurlu bir U80 Boşlukla Yolculuk vla plâtformdan indi. Odanın yarısı kat ettiğinde dönüp kalabalığa bakü. "Bence o kral olmalı," dedi Havis. Huzursuzlanan ve utanan yetişkinler kendi aralarında bakıştılar. Bazılarının suratında acımayı andıran bir ifade vardı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Majesteleri!" Naip hemen çocuğun yanına gitti. "Ne dediğinizin farkında değilsiniz." "Farkındayım," dedi Havis. Ejderha Dağı'ndan gelen keşişi işaret etti. "Bu adam Dagnarus'un gerçek kral olduğunu söyledi. Herkes tanrıların keşişlere kutsal bir gözle baktıklarını bijjr Keşiş herhalde yalan söylemiyordur, değil mi, bayan?" Beti benzi atan naip ne diyeceğini bilmez vaziyetteydi. "Hayır, Majesteleri," dedi en sonunda. "Tanrılara dua edeceğim," dedi 3. Havis. "Bana yol göstermelerini dileyeceğim. Ama sanırım ne yapmam gerektiğini biliyorum ve o da kuzenim Prens Dagnarus lehine" — şimdi söyleyeceklerini zorlukla telâffuz eder gibi gözüktü — "tahttan feragat etmektir." Havis muhafızlarının arasında salondan ayrılırken öyle bir çocuksu ciddiyetle yürüyordu ki hali çok inandırıcı ve inanılmaz derecede ikna ediciydi. O gider gitmez bir şamatadır başladı. Baronlar saraydan ayrıldılar ve onları askerler ile şövalyeler takip ettiler. Ticaret Loncaları Birliği'nin başkanı da herhalde durumu diğer tüccarlara bildirmek üzere gerdanı sallana sallana koşup gitti. Saray erkânı ve diğer görevliler kendilerine yiyecek uzatan her ele konmak için rengârenk kuşlar gibi sağa sola uçuştular. Naibin etrafında toplanan tarikat liderleri anaç bir tavuğun civcivlerini andırıyorlardı. Hepsi de kafalarına taş yemişçesine sersemlemiş haldeydiler. Tasgall da yanlarına gidecek gibi oldu, sonra fikrini değiştirdi. Rigisvvald az önce okuduğu kitabı eline aldı. Onu bir kolunun altına sıkıştırıp kapıya yöneldi. "Sizinle konuşmam lâzım. Nereye gidiyorsunuz?" diye bilmek istedi Tasgall. "Akşam yemeğine," dedi Rigiswald. 18i. MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN "Ama işimiz bitmedi," diye itiraz etti Tasgall. "Hem de öyle bir bitti ki," dedi Rigisvvald. "Sadece henü» farkında değilsin." Rigiswald arkasından tekrar tekrar seslenen savaş büyücüsüne aldırış etmeden saraydan ayrıldı ve Yeni Vinnengael'm kasvetli, gri sokaklarını yapayalnız arşınladı. 122

Rigisvvald yalnız başına keyifsiz bir akşam yemeği yedi. Günbatımının yaklaştığı, gökyüzündeki griliğin koyulaşmasından anlaşılıyordu. Kente dalga dalga yağmur getiren yoğun bulutlar yüzünden güneşi görebilmek mümkün değildi. Söylentiler kentin her tarafına yayıldı. Baronlar ile şövalyeler durumu konuşmak için bir tavernada toplandılar ve her ne kadar özel bir oda tuttularsa da sık sık yükselen sesleri, haber arayışıyla tavernaya akın eden halk tarafından duyuldu. Ticaret Loncaları Birliği'nin başkanı da üyelerini acil bir toplantıyla bir araya getirdi. Tacirlerin toplandıkları Lonca Binası, Lonca Binası Sırası olarak bilinen bir sokağın sonundaki koyu renkli tahtalardan ve kirece boyalı duvarlardan oluşan devasa, korkutucu bir yapıydı. Konuşulanları dinlemek üzere kapı eşiğinde toplanan hamallar ve arabacılar, duyduklarını sokaklarda devriye gezmeleri gereken muhafızlara aktardılar. Tapmak merdivenlerinde duran Rigiswald, sarayın önünde

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


toplanmaya başlamış koca bir kalabalığı izliyordu. Sokağa çıkma yasağı tamamen unutulmuştu. İnsanları sokaklardan uzak tutmakla görevlendirilen şehir muhafızları da saray bahçesini çevreleyen demir parmaklıklara yüklenen ve uzun zaman önce vefat etmiş Kral Tamaros'un uzun zaman önce vefat eden oğlu Dagnarus olduğunu iddia eden adamı görmek için kafalarını uzatanlar arasmdaydılar. Toplantıdan dönen baronlar ile şövalyeler, saray yolunun hepten tıkandığım gördüler. Kalabalık onların gelişini öğrenir öğrenmez haberleri duymak için bir patırtı koptu. Nihayet saraya başka türlü giremeyeceklerini anlayan baronlar, aralarından birini alelacele konuşmacı olarak seçtiler. Oradaki birisi yerel birahanelerin fıçıları taşımakta kullandığı kocaman bir el 183 MARGARET WE İ S ve TRACY HiCKMAN arabasını çeke çeke getirdi. Konuşmacı arabanın üstüne çı^. kalabalık hemen susup pür dikkat dinlemeye koyuldu. Baron sarayda Dagnarus'un dediklerini anlatarak konuş, masına başladı. Baronun anlatımı tamamıyla doğru sayılır^ Dagnarus'tan yana olduğu açıkça belliydi ve kısa zaman içinç}e kalabalık da onunla aynı tutum içine girdi. Baron konuşmanın "Vmnengael askerleri dünyadaki en cesur, en iyi, en sadık askerlerdir!" kısmına geldiği zaman birçok kimse hevesle kafa salladı ve büyük bir tezahürat koptu, zira kalabalıktakilerin çoğu ya kentin milis kuvvetlerinde görev almıştı, ya da o sırada surlarda nöbet tutan dost ve akrabalara sahipti. Baron genç kraldan bahsederken ses tonu yumuşadı ve başta kadınlar olmak üzere kalabalıktaki herkes şefkatle mırıldandı. "Ama kralımızı ne kadar seversek sevelim," diye duyurdu baron, "o çok genç —daha sadece bir çocuk. Ülkeyi idare edecek yaşa gelmesine uzun yıllar var. O zaman gelene dek gerçek gücün kimin elinde olduğunu hepimiz biliyoruz." Adam Tapmak'tan tarafa dik bir bakış attı. Onun bakışlarını takip eden kalabalığa derinden gelen bir hırıltıyı andıran fısıldaşmalar yayıldı. "İkiyüzlüler," dedi Rigisvvald bulunduğu yerden. "İçinizde bugüne dek belli bir sebepten ötürü tapınağa yalvarır gözlerle gelmemiş olanınız yok. Bazen şifa bulmayı, bazen evlerinizi inşa edecek taşların kaldırılması için büyü kullanılmasını, bazen de korunmayı istersiniz. Evet, tanrılar yardımcımız olsun ki biz de hata yaptık. Ama siz hayatınızdaki en büyük hatayı yapmak üzeresiniz." "Biz Prens Dagnarus'u destekliyoruz!" diye haykırdı baron. Kalabalıktan yükselen tezahüratlar yeri sarstı ve güvercinlerin korkuyla havalanmalarına sebep oldu. Baronlarla şövalyeler kalabalığın eşliğindeki büyük bir geçit alayıyla saray kapılarına doğru ilerlediler. Durumdan tiksinti duyan Rigiswald gerisingeri döndü ve tapınağa girdi. Antrede toplanmış bazı öğrencilerle çıraklar söylenenleri ardına kadar açılmış gözlerle ve şok olmuş yüz 124 Boşluk/a Yolculuk •fadeleriyle dinliyorlardı. "Söylenenler doğru mu, Saygıdeğer Rahip?" diye sordu nç bir kadm. Soruş şekline bakılırsa bırak yaşlıca bir büyü-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


üve, dünyadaki hiç kimseye karşı saygı beslemiyordu. "Sahiden de Boşluk'un Efendisi'yle taraf mı olacaklar?" "Derslerine dön," diye ona tavsiyede bulundu Rigisvvald. "Hepsine ihtiyacın olacak." Rigiswald dışarıdaki kalabalığın bağrışlarmı duyabiliyordu: "Dagnarus! Dagnarus!" Birisi nereden bulduysa bir davul getirdi ve insanlar bu adı ritme uygun olarak üçe bölüp ilâhi gibi okumaya başladılar. "Dag-na-rus!" Güm. "Dag-na-rus." Güm. "Eh, bu kadarı ona kendini evinde hissettirmeye yeter herhalde," diye düşünen Rigiswald, yatakhanedeki odasına geri döndü. "Yine yabani yaratıkların araşma döndüğünü sanacak." Rigisvvald odasına varınca gürültüyü daha fazla dinlememek için kapısını çarparak kapatıp sürgüledi. Ortaya çıkan sessizlik ferahlaücı bir etkiye sahipti ve ona düşünme fırsatı sağladı. Rigiswald şimdi ne yapması gerektiğine kafa yordu. Shadamehr'e rapor vermeye niyetliydi, fakat raporunu şimdi mi vermeliydi, yoksa Dagnarus meselesi son bulana kadar beklemeli miydi? Rigisvvald acelesi olmadığında karar kıldı. Baronun o sırada okyanusun ortalarında bir yerde olduğunu ve Yeni Vinnengael'den mümkün olduğunca süratli bir şekilde uzaklaşüğmı umuyordu. Dagnarus'a gelince, tacın ona geçmesi kesin gibiydi. Rigisvvald'un merak ettiği ise Dagnarus'un Vinnengaelliler'in kamm dökmek için sabırsızlanan on bin köle taciri canavarı başından nasıl savacağıydı. Peki Dagnarus Tapınak konusunda ne yapacaktı? Oradan destek bulmayı umacak değildi ya? Yoksa onu da başarabilir miydi? "Bulacaktır," diye karar veren Rigisvvald, o günkü çalışmalarından yorgun düşmüş bir vaziyette yatağına uzandı. "Dagnarus Tapınak'takilerin de kalplerini kazanacak ve kazanamadıklarını ortadan kaldıracak. Yerinde olsam, Clovis, arkamı kollardım." 125 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN Rigisvvald uykuya daldığı sırada kendisinin de arkasını kollaması gerektiğini düşündü. Vrykyller'den bahsederek bu. dalalık etmişti. Dagnarus hiç de memnun olmamıştı Ve Rigiswald adamın gözlerinde beliren bakışı hatırlayınca silkine, rek uyandı. Yaşlı büyücü cübbesinin ceplerini karıştırarak içi toprak dolu ufak bir şişe çıkardı, toprağın bir kısmını kaprya doğru savurdu ve birkaç büyü sözü fısıldadı. Koruma büyüsü Boşluk'un Efendisi'ni engelleyemezdi, fa. kat Dagnarus'un baş belâsı yaşlı bir adamın işini görmek için oraya bizzat teşrif etmesi pek muhtemel değildi ve büyü onun adamlarından birini pekâlâ durdurabilirdi. Ya da en azından Rigiswald'a kendini koruyacak kadar zaman kazandırırdı. Rigiswald şişeyi elinden bırakmadan yan döndü ve uykuya daldı. ***** Prens Dagnarus o akşam saraydan ayrılmadı. Götürüldüğü özel odada önü yiyecek içecekle donatıldı. Dagnarus karnını Boşluk'tan doyurduğu için yiyip içmeye ihtiyaç duymuyordu ve aslına bakılırsa yiyecek görmek bile midesini bulandırırdı. Fakat aradan geçen yıllarda kendisini seyredenleri kandırmak için yer gibi gözükmeyi, birkaç lokmayı mideye indirmeyi, tabağmdaki yemekleri ortalığa saçıp leziz parçaları misafirleriyle paylaşmayı öğrenmişti. İçmek ise sorun değildi ve zaten bol bol

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


da kafayı çekerdi. Şarap Gareth'in, Shakur'un ve daha önce öldürdüğü herkesin suçlayarak bakan gözlerini kapatırdı. Şarap iğrenç bir Vrykyl olan Valura'yı—bir zamanlar aşık olduğu, şimdiyse neredeyse kendisinden ettiği kadar nefret ettiği kadını—yeniden güzel kılardı. Şarap ona Shakur karşısında sabır verir, giderek daha büyük bir baş belâsına dönüşen hizmetkârını ortadan kaldırmasını engellerdi. Şarap Dagnarus'a bizzat yarattığı, daha sonra tiksinir olduğu, şimdilerdeyse kendi gırtlağına dayanacağım düşündüğü bir silah olan taanlara katlanma gücü verirdi. Dagnarus o akşam fazla içmedi. Aklının başında olması ge126 Boşluk'a Yolculuk kiyordu. O gün elde ettiği başarılardan memnundu. Özellikle T saraydaki görüşmesi sırasında aklına gelen taanları yok etme f'terinden hoşnuttu. Vinnengael İmparatoru olduğu zaman o kadar büyük bir askeri güce ihtiyacı kalmayacaktı. Taanların varisim Delak "Vir'deki Geçit'i fethetmeye gönderecek, sonra aynı taanları Geçit'ten geçirip Karnu'daki savaşa yollayacaktı. Oradaki çatışmalar kötü gidiyordu, fakat Dagnarus daha mağlup olmamıştı. Her şey plâna uygun gelişmekteydi. Dagnarus baronların, şövalyelerin ve ordunun gözüne girmişti. Tapmak için aynı şey söylenemezdi ve ileriki zamanlarda da orada sevileceğini sanmıyordu, fakat yine de Tapmak'm üstesinden gelebilirdi. Vrykyllerini bazı kilit isimlerin yerine koymayı plânlamıştı— meselâ naip gibi. Fakat çok tehlikeli olabileceğini düşünerek bu fikirden vazgeçmişti. Savaş büyücülerinin Vrykyller'den haberleri vardı; beceriksiz Jedash'ı öldürmeyi bile başarmışlardı. Dagnarus o konuda da Shakur'u suçluyordu. Savaş büyücüleri Vrykyller'e karşı tetikte bekleyeceklerdi ve Dagnarus her ne kadar Tapınak'tan nefret etse de büyücülerin zekâlarına ve hünerlerine karşı derin bir saygı besliyordu. "Naibi görevinden alacağım," kararını veren Dagnarus, kadehini kraliyet mahzeninden gelen nefis şarapla tekrar doldurdu. "Onu önemsiz biri haline getireceğim. Başına bir kaza gelemeyecek olması çok kötü, çünkü öylesi çok fazla şüphe uyandırırdı. İşin sırrı savaş büyücülerinin gönlünü kazanmakta. Onları bir kez kendi tarafıma çektim mi tarikat liderlerini kontrol altında tutma meselesi de hallolmuş olur. En büyük tehlike Boşluk arayışıyla burnunu her yere sokan o Engizisyoner'de yatıyor." Dagnarus kadehini elinde çevirerek şarabın kıpkırmızı derinliklerine baktı. "Tarikatının dağıtılmasını sağlayacağım. Bu yeterince kolay olacaktır. Hiç kimse onlara güvenmiyor. Bahse girerim ki Tapmak'takilerin büyük çoğunluğu onların gitmesinden mutlu olacaktır. Savaş büyücülerine gelince, onlar da tıpkı benim gibi birer savaşçı. Birbirimizi iyi anlarız. Taanları yok etmeme yardımcı olduktan sonra bana sonuna kadar bağlı 12? MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN kalırlar." Dagnarus buna da karar verdikten sonra uşakları gönderdi ve zamanının geri kalanım odada volta atıp düşünerek geçirdi Dışarıdaki kalabalıktan yükselen tezahüratları ve adının bas bas bağırılmasını duyunca gülümsedi. Kan bıçağı aracılığıyla ken-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


disiyle konuşmak isteyen Shakur'a aldırış etmedi. Shakur'un sadık askerleri öldürmek hakkındaki o küstahça sorusu Dagnarus'u öfkelendirmişti ve Dagnarus Vrykyl'in bu öfkeyi hissetmesini istiyordu. Bırak Shakur kös kös düşünüp dursun ve Boşluk'un üzerinde Dagnarus'un cam istediği zaman kesebileceği incecik bir iple sallandığım hatırlasın. Dagnarus adamının yakarışları ile sızlanmalarım duymazdan geldi ve daha hoş konular üzerinde yoğunlaştı—hem kısa hem de uzun vadeli gelecekle ilgili plânları. Dagnarus'un uzun vadeli plânları sahiden de çok uzun vadeliydi. Hırsı Vinnengael'Ie son bulmuyordu. Rahibin Kalkanı artık kontrolü altındaydı; elf ulusunu cam ne zaman isterse ele geçirebilirdi. Artık tek yapması gereken Karnu'yu boyunduruk altına almak, ardından orklarm ve cücelerin topraklarım fethetmekti. O iş de hallolunca—ki Hükümran Taş'ın tüm parçalarını elde edince bu pek de zor olmayacaktı—tüm Loerem'e hükmedecekti. Vrykyl Hançeri'ni kullanarak birinin canım her çalışında ömrü uzadığı için Dagnarus Loerem'i çok uzun zaman boyunca yönetmeyi plânlıyordu. Tek ihtiyacı olan Hükümran Taş'tı. Taş epey bir süredir elinden kaçıyordu. Tanrıların işe karıştıklarının farkındaydı, ancak bu onu yıldırmıyordu. Dagnarus iki asırdır Taş'm peşindeydi ve her ne pahasına olursa olsun ona sahip olmaya kararlıydı. Tanrıların tekerine çomak sokacak bir yol düşünmüştü. Adamları Taş'ı ona götürmek için durmaksızın bir uğraş içindeydiler. Prens Dagnarus fazlasıyla bulutlu gökyüzü sebebiyle neredeyse geceyarısı kadar karanlık olan günbatımı sırasında Eski Şanlar Salonu'na döndü. Kendisini karşılamak için çift sıra halinde dizilmiş baronlarla şövalyelerin, tüccarlarla askerlerin arasından geçerken tezahüratlar yükseldi. Başka bir tarafta top±ss Boşluk'a Yolculuk mış Tapmak yetkililerinin etrafı silahlı muhafızlar tarafından nlmışti- Devasa Omarahlar'ın yanında cüce gibi kalan kara kuru yaŞh keŞİŞ ^e salondaydı. Somurtkan bir ifadeyle tahtında turan genç kral bacaklarını sallayıp duruyordu. Dagnarus bu sahne karşısmda içten içe sırıttı. "Ee, Shakur," dedi zihninden, bol pelerininin altında sakladığı Vrykyl Hanreri'ni tutarak, "neler oluyor?" Shakur'un sesi küskün çıkıyordu. "Sizinle daha önceden konuşmaya çalıştım, lordum—" "İşte şimdi konuşuyorsun. Fazla zamanımız da yok." Sıralananların önünde yavaşça yürüyen Dagnarus sağa sola reverans yapıyor, birisinin elini sıkmak ya da bir başkasının tebriklerini dinlemek için sık sık duruyordu. "Büyük bir tartışma yaşandı, lordum," diye rapor verdi Shakur. "Baronlar, askerler ve tüccarlar sizden yana. Zaten Tapınak'm gücü elinde tutmasından hiç hoşlanmıyorlardı ve bunu üste çıkmak için bir fırsat olarak görüyorlar. Tıpkı beklediğiniz gibi naip onlara itiraz etti. Sizin bir yalancı, rezil bir Boşluk yaratığı olduğunuzu ve herkesi beraberinizde Boşluk'a sürükleyeceğinizi söyledi. Konuşması yuhalamalarla kesildi ve epey bir bağrışmadan sonra baronlar Tapınak yetkililerinin güç kullanılarak saraydan atılmalarını emrettiler. Bir süreliğine kıyamet kopacak gibi oldu, ama savaş büyücüsü Tasgall araya girdi. Nefes aldığı sürece Vinnengaelliler'in Vinnengaelli kanı

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


dökmeyeceklerini söyledi, özellikle de surlann dışında gerçek düşmanlar beklerken. Diğer Tapmak mensuplarıyla yalnız konuşmak için biraz zaman istedi. "Yaklaşık bir saat boyunca kendi aralarında tartıştılar; sonuçta hükümdarlığınızı onaylama kararı aldılar, tabi kenti tehdit eden taanları ortadan kaldırma sözünü tutmanız şartıyla. Aslında bir iç savaş başlatmak haricinde yapabilecekleri fazla bir şey yoktu. Eminim ki arkanızdan dolap çeviriyorlar, lordum." "Tabi ki öyle, Shakur." Sıranın sonuna varmak üzere olan Dagnarus plâtforma iyice yaklaşmıştı. "Onları ortadan kaldırabiliriz..." ı?9 MARGARET WEİS ve TRACY HICKMAN "Hayır, Shakur, onları tatlı dille baştan çıkarmaya niye^j yim." Dagnarus plâtforma ulaştı, önünde durduğu küçük Havis Dagnarus'un tebessümüne masum bir cazibeyle ve ölü, boş gözlerle karşılık verdi. "Oyunumuzu sürdürmeden önce son bir sorum var, I0r. dum," dedi Shakur "Bana ne olacak? Çocukmuşum gibi davranmaya devam edip bu hapishanede sonsuza dek kilitli kalamam." "Bu çocuk halini eskisine yeğlerim, Shakur," diye dalga geçti Dagnarus. "Birlikte çok eğlenebiliriz—yakartop, saklambaç falan oynarız." "Lordum—" diyen Shakur öfkeden köpürüyordu. "Haydi ama, Shakur," dedi Dagnarus, "bir öpücük ver bakalım." Dagnarus tahtın karşısında durup Havis'in önünde diz çöktü. Tahtından kalkan Havis biraz ilerledi ve Dagnarus'un yanağına bir öpücük kondurdu. Bu görüntü karşısında kopan alkış tufanı koridorlarda yankılandı ve dışarı kadar ulaştı. Dışarıda bekleşen halkın neler olduğuna dair en ufak bir fikri bulunmasa bile onlar da alkışa canla başla iştirak ettiler. "Ee, lordum?" diye somurtarak tekrar sordu Shakur, Dagnarus dimdik yükselirken. "Endişelenme, Shakur," dedi Dagnarus. "Serbest kalmanı sağlayacağım. Zaten bana başka bir yerde lâzımsın." "Çok iyi, lordum," dedi Shakur. Havis uzamp Dagnarus'un elini tuttu ve ikisi birlikte kalabalığa doğru döndüler. Çocuk sesini yükseltti. "Burada toplanan herkes ve tüm Vinnengael vatandaşları bilsin ki ben, Vinnengael kralı 3. Havis, bana babam 2. Havis'ten miras kalan tahtı Kral Tamaros'un oğlu kuzenim Prens Dagnarus'a, Vinnengael tahtının yasal varisine devrediyorum." Havis tacı kafasından çıkardı (zaten taç ona çok büyük geliyor ve aşağı kaymaması için iç kısmının desteklenmesi gereki190 Boşluk'a Yolculuk du)ve b*r reveransla birlikte Dagnarus'a verdi. y pagnarus tacı elinde tutup uzun uzun baktı. Yüzü asık ve derece ciddiydi. Tacm geçmişi 180 yıl öncesine dayanı-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


S rdu ve hem yapımı hem de tasannu moderndi. Her biri elaslarla çevrili yüz adet muhteşem safire sahip eski, ağır Vinnengael tacı, kenti yok eden patlamada kaybolmuştu. Dagnarus harabelere yaptığı tehlikeli yolculuk esnasında onun vanısıra mücevherlerle bezeli küre ile asayı ve diğer kıymetli parçaları da aramasına karşın çabaları sonuçsuz kalmıştı. Şehir saldırıya uğradığında Helmos'un onları güvenli bir yere sakladığını tahmin ediyordu. Dagnarus onları eninde sonunda bulmaya niyetliydi, fakat henüz sırası değildi. O sırada ellerinde iki asırlık hayallerini ve tutkularını, gözyaşlarını ve akıttığı kanları tutuyordu. Kafasını çevirip kalabalığa baktı. Şişko baronların gülümsediklerini ve birbirlerine bakıp kafa salladıklarını gördü. Dagnarus'u kendi taraflarına çektiklerini sanıyorlardı. Dagnarus rüzgâr nereden eserse oraya sadık olan nedimlerin tıpkı naibe yaptıkları gibi kendisine de yaltaklanmaya hazır beklediklerini gördü. Gözüne büyücüler de ilişti—öfkeden köpürüyorlar ve herhalde daha şimdiden onun çöküşünü plânlıyorlardı. Hepsi de önünde diz çöküp Dagnarus'u kral ilân edeceklerdi, fakat bunu ya göz kırpıp birbirlerini dürtükleyerek, ya kötü kötü bakarak, ya da boş boş sırıtarak yapacaklardı. İster tanrılar ister Boşluk adına olsun hayır! diye içinden haykırdı Dagnarus, kendisine her kim kulak veriyorsa ona hitap ederek. Dagnarus karşısındaki herkesin önünde iki büklüm olmasını, tüm kibirleri silinmiş ve tüm dirençleri kırılmış halde ezilmiş ve utanmış olarak yerlerde sürünmesini istiyordu. Ayaklarının onların gözlerinden akan minnet dolu yaşlarla yıkanmasını istiyordu. Onların kalpten gelen tebriklerini duymak istiyordu. Hepsine de hadlerini bildirmek gerekiyordu. "Teşekkürler, Majesteleri," dedi Dagnarus. "Bu tacı kabul ediyorum, ama yalnızca sözlü olarak—" İnsanlar mırıldanmaya başladılar. Baronlar huzursuz, bü191 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN yücüler kaygılı görünüyorlardı. " — ta ki kendimi hükümdanraz olarak ispatlayana dek. Bu da sizleri tehdit eden düşman ezilene dek gerçekleşmeyecek." Dagnarus yüzeyde meraklı ve ilgili, derinlerde ise karanlık ve anlaşılmaz gözlerle kendisini süzmekte olan yaşlı keşişi yarana gitti. Tacı adama uzattı. "Bunu benim adıma saklamanızı istiyorum, Zamanın Bekçisi, ben düşmanlarımı mağlup edene, onları ayaklarımın altına alana kadar." Salondakiler onun taanlardan bahsettiğini sandılar. Keşişin ne düşündüğünü veya bildiğini ise anlamak mümkün değildi. Keşiş kafa sallayıp herhalde Omarahlar'ın dilinde fedailerine bir şeyler söyledi. Adamlar hafifçe homurdandılar. Biri elini uzatıp tacı aldı. Kocaman ve hiç de temiz olmayan elinde kaybolan değerli nesneyi zerre kadar ihtiyat göstermeden koyun derisi yeleğinin içine soktu, sonra da eski pozisyonuna geri döndü. İfadesiz yüzü hiçbir değişiklik göstermedi. Sanki Loerem'deki en güçlü krallığın sembolünü değil de tüylerini yolmak için bir tavuğu tutuyor gibiydi. Dagnarus'un arkasındaki kalabalıktan mırıldanmalar yükseliyordu. Çok az kimse onun bu davranışlarının sebebini kestirebilse de herkes büyük bir hevesle yanındakine tahminlerini söylüyordu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Dagnarus onlara aldırış etmedi. Odanın karşısındaki freske, babası Tamaros'un ve onun yaranda gururla duran Helmos'un resmine baktı. Dagnarus babasını ve gözde evlât Helmos'u uzun uzun süzdü. Artık işler değişmişti. Dagnarus nedimlerden birini yanına çağırdı. "Şu freski çizen ressamı çağırın." "Derhal, Majesteleri," karşılığını veren adam şatafatlı bir reverans yaptı. "Ona Majesteleri'nin isteğine dair az da olsa bir ipucu verebilirsem—" Dagnarus gülümsedi. "Resmi silecek ve yerine benim portremi yapacak." 192 Baronlar ve onların emrindekiler doğal olarak Dagnarus'un taan ordusunu nasıl mağlup edeceğini duymak için sabırsızlanıyorlardı. Gündüz vakti havanın erken kararmasını sebebiyle düşman ordusu neredeyse görünmez olmuştu ve taanların çekip gideceklerini umanlar vardı. Hava tamamen karardığında taanların kamp ateşleri bir kez daha turuncu noktacıklar şeklinde göze çarpıyordu. Dagnarus bir plânı olduğuna dair Vinnengaelliler'i temin etti. Plânı hemen ertesi gün yürürlüğe koymaya niyetliydi. Kral sıfatıyla verdiği ilk emir o gece kendi şerefine şaşaalı bir ziyafet düzenlenmesiydi. Ziyafette bol bol yiyecek içecek olacaktı ve orada bulunan herkes davetliydi. Dagnarus keşişi de davete dahil etti. Keşiş bu teklifi nazikçe geri çevirdi. Dagnarus keşişe saraydaki odasını uygun bulup bulmadığını sordu. Keşiş bulduğunu söyledi ve Omarahları ile birlikte oraya gitti. Dagnarus o gün yaptıklarının yaşlı keşişin kırışık cildine dövme edileceğini bilerek işinin başına döndü. Tarikat liderleri onun cömert teklifini reddederek ziyafete katılmayacaklarını bildirdiler. Naip sert bir tavırla Tapmak'taki görevlerinin başına dönmeleri için izin istedi ve Dagnarus izni verdi. Baronlar onlara bakıp homurdanarak rahiplerin başında nöbetçi bulundurulması, hatta belki de hepsinin tutuklanması gerektiğini yüksek sesle söylediler. Dagnarus onlara doğru döndü. "Beyler," dedi ciddi bir ses tonuyla, "ruhban sınıfına hakaret niteliğindeki bu tür sözlere gücendiğimi söylemeliyim. Bana gösterdiğiniz saygının aynısını Tapınak'a da göstereceksiniz." Bu azarlama karşısında bazı baronlar şaşkın, hatta somurtkan göründüler. 153 MARGARET WE İ S ve TRACY HİCKMAN "Haydi ama, beyler," diye ekleyen Dagnarus'un tebessüm suratına geri döndü, "kutlayacak çok şeyimiz var. Ziyafet sal0 nuna gidin. Ben de biraz sonra yanınıza geleceğim. Taç giyme min ve düşmanlarımızı yenmemizin şerefine içeceğiz." Baronlar yeni kralı öve öve göklere çıkartarak oradan ayni. dılar. Geride bir tek Tapınak mensupları kalana dek salon tamamen boşaldı. "Bana güvenmediğinizi biliyorum, Saygıdeğer Rahibe," dedi Dagnarus naibe, "ve bunun sebebini anlıyorum. Ama zamanla dost olabileceğimizi umuyorum. Sizi temin ederim ki bana çok cömert davranan tanrılara karşı sonsuz bir saygı besliyorum."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Bembeyaz suratıyla her an istifra edebilecekmiş gibi gözüken naip karşılık vermedi. Hafifçe eğilerek Dagnarus'u selâmladı ve, "Gitmemize izin veriyor musunuz, Majesteleri?" dedi. "Benden izin istemenize gerek yok, Naip," dedi Dagnarus nazikçe. "Siz ve diğer tüm Tapınak mensupları saraya gönlünüzce girip çıkabilirsiniz." "Teşekkürler, Majesteleri," diyen kadın ayaklarını sürüyerek salondan ayrıldı. Diğerleri de kralı selâmladıktan sonra aynım yaptılar. "Savaş Büyücüsü," diye seslendi Dagnarus. Ciddi ve ihtiyatlı görünen TasgalI kafasını çevirdi. "Taanlar hakkındaki plânlarımı sizinle konuşmak istiyorum." Savaş büyücüsü geri döndü ve gelip tahtm önünde durdu. TasgalI doğrudan doğruya Dagnarus'un gözlerinin içine baktı. Hiçbir şey demeden beklemeye başladı. Dagnarus uşakları gönderdi. TasgalI ile yalnız kaldıklarında tahttan indi. "Benimle beraber odada bir tur atın, Saygıdeğer Bayım," dedi Dagnarus. "Ayaklarımın üzerindeyken düşünmek daha kolay geliyor." Savaş büyücüsü onun peşine düştü. "Adınız nedir, bayım?" diye sordu Dagnarus. "Beni affedin. Tanıştırıldığımızı biliyorum, ama isimleri aklımda tutamam." 194 Boşluk'a yolculuk "Tasgall, Majesteleri." »Soyadınız?" "Fotheringall, efendim. Ailem Ork Dağları'nın eteklerindeki küçük bir köyde yaşar." "Yanlış hatırlamıyorsam o dağlarda bir geçit vardı. Orkla«n o geçitten buraya geldikleri olur mu?" diye içten bir ilgiyle sordu Dagnarus. "Ara sıra yağmacılar gelir, Majesteleri," yanıtını verdi Tasgall- "Başka bir sorun olmaz." "Anladığım kadarıyla orklar Karnulular'm kutsal dağlarını fethetmeleri mevzusunda düşmanla işbirliği içinde olduğumuzu öne sürerek bize savaş açma tehdidinde bulunmuşlar. O geçitten saldırıya geçebileceklerini düşündüm. Orada bir garnizon kurmamız gerekir mi?" Tasgall hemen cevap vermeden konuyu enine boyuna düşündü. "Ben olsam insan gücünü orada heba etmezdim, Majesteleri," dedi nihayetinde. "Orklar kara savaşlarından pek hoşlanmazlar. Şimdiye kadar dağlarını geri almaya kalkışmadıklarını düşünürsek bunun doğruluğunu anlayabiliriz." "Eskiden de öylelerdi," dedi Dagnarus. "Aradan geçen zamanda geleneklerinin ve alışkanlıklarının değişip değişmediğini bilmiyordum. Bu tür konularda senden tavsiye ve bilgi almayı düşünüyorum, Tasgall. Sana güvenebilir miyim?" "Majestelerine hizmet edebildiğime sevindim. Nihayet biri—" diye Tasgall sözünü yarıda kesip ağzım kapadı. "Nihayet birinin askeri meselelerle ilgilendiğini mi söyleyecektin? Hayır, cevap vermene gerek yok. Seni anlıyorum." "Şu taan meselesi, Majesteleri..." diye çıtlattı Tasgall. "Hemen işe koyulanlardansın, değil mi, Tasgall? Karşımdakinde bu özelliği severim. Taanlarm hakkından gelmek için bir plânım var. Bunu başarmak içinse savaş büyücülerinin yar-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


dımı gerekiyor—hepsinin, daha doğrusu yirmi dört saat içinde toplayabileceğin kadarının. Boşluk büyüsünden anlamaları, onu nasıl tanıyabileceklerini ve karşı koyabileceklerini bilmeleri Çok önemli. Yarın onlarla bir araya gelip plâmmı açıklayacağım. 195 MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN Güneş en tepe noktasına vardığında onları saraya getireceksin " Konuşmaları sırasında adımlarını yavaşlatan Tasgall en so nunda tamamen durdu. Yeni kralını kuşku dolu bir şüpheyi süzüyordu. "Biliyorum," dedi Dagnarus. O yürümeyi sürdürmüştü ve şimdi de savaş büyücüsüne doğru dönüyordu. "Ne düşündüğünü biliyorum. Bunun beni sevmek için hiçbir sebepleri bulunmayan çok tehlikeli kimselerden kurtulmanın iyi bir y0lu olduğunu düşünüyorsun." Tasgall cevap vermeksizin hükümdarını süzmeye devam etti. "Ben iyi biri değilim," diye itirafta bulundu Dagnarus. "Hayatım boyunca korkunç şeyler yaptım. Yaptıklarımdan çok pişmanım. Tek bahane olarak eskiden genç ve düşüncesiz olduğumu öne sürebilirim. Bir de hırslı ve güç tutkunu olduğumu." Dagnarus omuz silkti. Tebessümü çarpıldı ve gözlerindeki ifade sertleşti. "Tanrıların beni cezalandırdıklarını söyleyebilirim, zira yaptıklarım yüzünden acı çektim." Tasgall gözlerinin içine bakıp oradaki karanlığı ve parlak kıvılcımı görebilsin diye Dagnarus kafasını iyice kaldırdı. "Şunu bil ki, Tasgall, her ne yaptıysam tek bir sebepten dolayı yaptım. Çevirdiğim tüm şeytani işlerde beni motive eden saf ve lekesiz bir tutku, kendimi anlayacak yaşa geldiğim andan itibaren tüm davranışlarıma yön veren bir arzu vardı. Vinnengael kralı olmak, ülkeyi büyük ve görkemli kılmak, onu dünyada üstün bir konuma getirmek, diğer tüm uluslar üzerinde kayıtsız şartsız hüküm sürmesini sağlamak hep en büyük isteğim olagelmiştir. Sana yemin ederim, Tasgall, yaptığım ve yapacağım her şey Vinnengael içindir. "Tasgall," dedi Dagnarus ciddiyetle, "sırf gırtlağınıza silah dayadığım için kral olduğumu düşündüğünü biliyorum. Bana güvenmediğini de biliyorum. Güvenini kazanmak istiyorum/ ama bu zaman alacaktır. Bizimse zamanımız yok. Sana sadece şunu söylüyorum—yeni Vinnengael'e zarar vermek isteseydim o silahı kullanırdım. On bin taam şehrin üzerine salardım. 19 & Boşluk'a Yolculuk nlar hayattaki en büyük umutları savaşta şanlı bir ölüme vUşmak olan amansız ve korkunç savaşçılardır. Saldırsalardı Yeni Vinnengael'i fethederlerdi. Onlara karşı en ufak bir şansıbile olmazdı. Ama ben öyle bir şey yapmadım. O sebeple enden çok sevdiğim bu şehri ve ulusu kurtararak kendimi isçatlamam için bana bir fırsat vermeni istiyorum." Tasgall sözlerinden etkilenmişti. Dagnarus bunu görebiliyordu. Saldırısını sürdürdü. "Sana şu sözü vereceğim, Tasgall. Hayatımı ellerine teslim ediyorum. Size ihanet edersem ve bu yüzden tek bir Vinnengaelli bile hayatını kaybedecek olursa beni öldür." Tasgall kafasını iki yana salladı. "İki asırdır yaşayan biri olarak—"

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Sırf tanrılar öyle istedikleri için! Ama ben de bir ölümlüyüm!" diye hevesle konuştu Dagnarus. "Bana kılıcını ver." Tasgall gözlerini Dagnarus'tan hiç ayırmadan kılıcını çekti ve kabzası öne gelecek şekilde kralına uzattı. Dagnarus sağ eliyle kabzayı, solla da kesici kısmı sıkıca tuttu, ardından sol elini yavaşça ve kasıtlı olarak jilet kadar keskin silahın boylu boyunca kaydırdı. "Majesteleri!" dedi Tasgall şaşkın bir halde. Kendine hakim olamayarak bir adım attı ve adamı durdurmak için elini uzatü. "Geri çekil!" diye emretti Dagnarus. Acı sebebiyle biraz yüzünü ekşitmişti, fakat hepsi buydu. İşi bitince kılıcı bırakıp avucunu açtı. Çelik silahın üzerine kan bulaşmıştı. Aynı kıpkırmızı ve parlak kan Dagnarus'un elinde de vardı ve avucundan akıp Eski Şanlar Salonu'nun zeminine damlıyordu. "Görüyorsun ya, ben ölümlüyüm," dedi Dagnarus. Tasgall kralının elindeki yaraya ve yere damlamayı sürdüren kana uzun uzun baktı. "Savaş büyücüleri sabaha kadar toplanıp emirlerinizi bekliyor olacaklar, efendim." "Fevkalâde," dedi Dagnarus. Kılıcı kullanarak pelerininden uzun bir kumaş parçasını özensizce yırttı ve yarasını sardı. "Yaranızı iyileştirebilirim, Majesteleri," dedi Tasgall. 1J7MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN "Haydi ama," dedi Dagnarus gülümseyerek, "beni i tirmene müsaade etsem bu gösteri neyi kanıtlardı? Hayır. Yara her ikimize de sana verdiğim sözü hatırlatacak." Dagnarus kılıcı yırtık pelerinine silerek üzerindeki kanı temizledi, sonra da havalı bir hareketle Tasgall'a geri verdi Tasgall silahı hürmetkar bir edayla alıp kınına soktu. Dagnarus Tasgall'in güvenini olmasa da takdirini tamamıyla kazandığından emin bir halde taan ordusunu yok etme plânını savaş büyücüsüne açıklamaya başladı. Tasgall söylenenlere giderek daha çok ilgi duyar oldu. Zamanı unutan ikili baronlardan biri gelip de Dagnarus'u ziyafete ve kutlamaya götürene dek Eski Şanlar Salonu'nda konuştular da konuştular. Taanlara gelince, kendilerine söz verilen muharebeye başlayacaklarına tanrıları Dagnarus'un, yani Boşluk'un Efendisi' nin onca yolu saldırmak için geldikleri şehre tek basma girmesini seyrettiler. Taanlar derrhuthların bu garip adetlerinden, yani tanrısının anlattığı kadarıyla "daha fazla kan dökülmesini önlemek için" çatışmalardan önce yapılan karşılıklı müzakereden haberdardılar, fakat buna bir anlam veremiyorlardı. Taanlar savaşta kan dökmek için yaşadıklarından konuşarak zaman kaybetmeye gerek görmezlerdi. Bu derrhuthların kavgadan kaçmak için her şeyi yapabilecek olmaları, zaten ikna edilmeye fazla ihtiyaç duymayan taanları karşılarındaki türün zayıflığına daha da ikna etti. Taanlar kamp ateşlerinin, topaksi içkilerinin ve cesur savaşçılarla ilgili öykülerinin başına döndüler. Topaksi her zamankinden daha sertti ve kutlamalar iyice azıttı. İçlerindeki şiddeti bir yere yöneltme ihtiyacı hisseden taanlar birbirlerine saldırmaya başladılar. Çıkan kavgalar pek de yumuşak değildi. Tam tersine acımasız ve son derece çirkindi. Birden fazla nizamın araya girmesi gerekti. Kampta dolaşıp adamlarının moralinin giderek azaldığını gören Nb'arsk, Dagnarus'un neler çevirdiğini tahmin ediyordu. Bu, tanrıları olduğunu iddia etmesine rağmen Dagnarus'un

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


±J)8 Boşluk'a Yolculuk lan sahiden anlamadığını ilk ortaya koyusu değildi. taa Kamptaki diğer derrhuthlar—Dagnarus'a hizmet eden inparalı askerler—boş oturmaktan şikâyetçi değillerdi. İn53 1ar aylarca, hatta yıllarca süren kuşatmalardan, düşman ors ıarınm onca zaman boyunca birbirlerine surlar üzerinden h'rkaç °k atmaktan başka hiçbir şey yapmamalarından gülerek bahsediyorlardı. Nb'arsk ilk başta onların sözde komik olan valanlar söylediklerini sanmıştı — şaka yapmak derrhuthların Hr başka tuhaf yönleriydi. Fakat sonunda insanların doğruyu söylediklerine ikna olmuştu. Derrhuthlar hakikaten de o şekilde savaşıyorlardı. Nb'arsk insanların şans oyunları oynarken gülüp küfretmelerini, yanlarındaki kadınlarla beraber çalıların arasında belenmelerini, ya da battaniyelere sarınmış halde horul horul uyumalarını seyretti. Onlara tiksinti dolu gözlerle bakıyor, hepsinden de nefret ediyordu. Tanrısının bu yaratıklara nasıl katlanabildiğini merak ederken ilk defa olmamak kaydıyla Dagnarus hakkında düşüncelere kapıldı. Dagnarus tam bir taan tanrısı gibi savaşırdı. Taanların mertliğine, taanların acımasızlığına, taanların kurnazlığına sahipti. Nb'arsk tüm bunlar sebebiyle ona saygı besliyordu. Yine de Dagnarus onun hiç çözemediği gizemli bir yöne sahipti. Tanrısı kendini Boşluk'un Efendisi olarak gösteren o mucizevi siyah zırhı giymediği zamanlarda bir derrhuthun şekline bürünmüş halde yaşardı. Ve şimdi derrhuthların şehrindeydi. Dagnarus orasının çelik zırh ve silahlarla dolu depolara, taanların önce Boşluk efsunlarıyla büyüledikleri, sonra da postlarının altına yerleştirdikleri değerli taşlarla dolu hazine sandıklarına ve taanların ister köle yapabilecekleri, ister yemek niyetine yiyebilecekleri bir sürü köleye sahip zengin bir kent olduğunu söylemişti. Daha da önemlisi taanlara iyi silahlanmış bir düşmana karşı savaşacaklarına dair söz vermişti. Genç savaşçılar kendilerini ispatlama ve rütbe atlama, daha tecrübeliler ise şanlarına şan katma fırsatı elde edeceklerdi. Güneş kentin üzerinde üç kez yükselip üç kez batmıştı. Hew MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN "Haydi ama," dedi Dagnarus gülümseyerek, "beni iyües tirmene müsaade etsem bu gösteri neyi kanıtlardı? Hayır. Yara her ikimize de sana verdiğim sözü hatırlatacak." Dagnarus kılıcı yırtık pelerinine silerek üzerindeki kanı temizledi, sonra da havalı bir hareketle Tasgall'a geri verdi Tasgall silahı hürmetkar bir edayla alıp kınına soktu. Dagnarus Tasgall'm güvenini olmasa da takdirini tamamıyla kazandığından emin bir halde taan ordusunu yok etme plânını savaş büyücüsüne açıklamaya başladı. Tasgall söylenenlere giderek daha çok ilgi duyar oldu. Zamam unutan ikili, baronlardan biri gelip de Dagnarus'u ziyafete ve kutlamaya götürene dek Eski Şanlar Salonu'nda konuştular da konuştular. ***** Taanlara gelince, kendilerine söz verilen muharebeye başlayacaklarına tanrıları Dagnarus'un, yani Boşluk'un Efendisi'nin onca yolu saldırmak için geldikleri şehre tek başına girmesini seyrettiler. Taanlar derrhuthlarm bu garip adetlerinden,

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


yani tanrısının anlattığı kadarıyla "daha fazla kan dökülmesini önlemek için" çatışmalardan önce yapılan karşılıklı müzakereden haberdardılar, fakat buna bir anlam veremiyorlardı. Taanlar savaşta kan dökmek için yaşadıklarından konuşarak zaman kaybetmeye gerek görmezlerdi. Bu derrhuthlarm kavgadan kaçmak için her şeyi yapabilecek olmaları, zaten ikna edilmeye fazla ihtiyaç duymayan taanları karşılarındaki türün zayıflığına daha da ikna etti. Taanlar kamp ateşlerinin, topaksi içkilerinin ve cesur savaşçılarla ilgili öykülerinin başına döndüler. Topaksi her zamankinden daha sertti ve kutlamalar iyice azıttı. İçlerindeki şiddeti bir yere yöneltme ihtiyacı hisseden taanlar birbirlerine saldırmaya başladılar. Çıkan kavgalar pek de yumuşak değildi. Tam tersine acımasız ve son derece çirkindi. Birden fazla nizamın araya girmesi gerekti. Kampta dolaşıp adamlarının moralinin giderek azaldığını gören Nb'arsk, Dagnarus'un neler çevirdiğini tahmin ediyordu. Bu, tanrıları olduğunu iddia etmesine rağmen Dagnarus'un ±92 Boşluk'a Yolculuk nlan sahiden anlamadığını ilk ortaya koyusu değildi. 13 Kampta diğer derrhuthlar—Dagnarus'a hizmet eden inn paralı askerler—boş oturmaktan şikâyetçi değillerdi. İnS nlar aylarca, hatta yıllarca süren kuşatmalardan, düşman or, jarlnm onca zaman boyunca birbirlerine surlar üzerinden birkaç ok atmaktan başka hiçbir şey yapmamalarından gülerek bahsediyorlardı. Nb'arsk ilk başta onların sözde komik olan yalanlar söylediklerini sanmıştı — şaka yapmak derrhuthların bir başka tuhaf yönleriydi. Fakat sonunda insanların doğruyu söylediklerine ikna olmuştu. Derrhuthlar hakikaten de o şekilde savaşıyorlardı. Nb'arsk insanların şans oyunları oynarken gülüp küfretmelerini, yanlarındaki kadınlarla beraber çalıların arasında belenmelerini, ya da battaniyelere sarınmış halde horul horul uyumalarını seyretti. Onlara tiksinti dolu gözlerle bakıyor, hepsinden de nefret ediyordu. Tanrısının bu yaratıklara nasıl katlanabildiğini merak ederken ilk defa olmamak kaydıyla Dagnarus hakkında düşüncelere kapıldı. Dagnarus tam bir taan tanrısı gibi savaşırdı. Taanlarm mertliğine, taanlarm acımasızlığına, taanlarm kurnazlığına sahipti. Nb'arsk tüm bunlar sebebiyle ona saygı besliyordu. Yine de Dagnarus onun hiç çözemediği gizemli bir yöne sahipti. Tanrısı kendini Boşluk'un Efendisi olarak gösteren o mucizevi siyah zırhı giymediği zamanlarda bir derrhuthun şekline bürünmüş halde yaşardı. Ve şimdi derrhuthların şehrindeydi. Dagnarus orasının çelik zırh ve silahlarla dolu depolara, taanlarm önce Boşluk efsunlarıyla büyüledikleri, sonra da postlarının altına yerleştirdikleri değerli taşlarla dolu hazine sandıklarına ve taanlarm ister köle yapabilecekleri, ister yemek niyetine yiyebilecekleri bir sürü köleye sahip zengin bir kent olduğunu söylemişti. Daha da önemlisi taanlara iyi silahlanmış bir düşmana karşı savaşacaklarına dair söz vermişti. Genç savaşçılar kendilerini ispatlama ve rütbe atlama, daha tecrübeliler ise şanlarına şan katma fırsatı elde edeceklerdi. Güneş kentin üzerinde üç kez yükselip üç kez batmıştı. Hem

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


MARGARET WE i S ve TRACY HICKMAN nüz savaştan haber yoktu. Tek yapılan konuşmaktı. Nb'arsk bir kyl-sarnz, yani Vrykyldi. Taanlara göre içierj den üçüne "tanrıları dokunmuştu"—yani Vrykyl'e dönüşte" rülmüşlerdi. Bunların en yaşlısı, KTet adında bir albino taa taanların dünyasına girdiği sırada DagnarusTa ilk karşılaşan' lardandı. Dagnarus onu Vrykyl Hançeri'yle öldürerek K'let" hortlak, Boşluk'un ruh çalan iblislerinden biri haline getirmişti Dagnarus'a Hançer aracılığıyla bağlı olan Vrykyller onun her dediğini yapmaya mecburdular, yoksa Boşluk'un hiçliği gönderilmekle cezalandırılıyorlardı. Tüm Vrykyller Dagnarus'a itaat etmek zorundaydılar. Bir tek KTet hariç. Dagnarus onu bütünüyle kontrolü altına almaya çalıştığı zaman KTet ona başkaldırmıştı. KTet o zaman şimdi Nb'arsk'm da görmeye başladığı gibi Dagnarus'un taanları önemsemediğini, onları yalnızca kendi çıkarları doğrultusunda kullandığım görmüştü. KTet DagnarusTa arasındaki bağı kopartmıştı—bunu yapan ilk ve tek Vrykyldi. KTet yanına kendisine sadık taanları da alarak Dagnarus'un ordusundan ayrılmıştı. KTet'in gayesi Dagnarus'un bir tanrı değil sadece tanrı rolü yapan bir derrhuth olduğunu taanlara göstermekti. Nb'arsk'm bunları bilme sebebi kan bıçağı sayesinde K'let ile arasında bulunan bağdı—Dagnarus'un sahip olmadığı bir şey. Nb'arsk KTet'e inanmıyordu. "Tanrının dokundukları" arasında olmaktan ve Dagnarus'a hizmet etmekten mutluydu. Nb'arsk aslında Dagnarus'a halen KTet'le arasında bir bağ bulunduğunu söylemeliydi, fakat bunu yapmamıştı. KTet ile konuşuyor da değildi. Kuşkularını kendine saklıyordu. Nb'arsk'm kuşkuları gdsrlarm—yani elflerin—topraklarından geçerken iyice artmıştı. Bu derrhuth ırkı o kadar zayıf ve sıskaydı ki doğru düzgün köle bile olmuyorlardı. Gdsrlarm kocaman şehirleri mücevherlerle ve çelikle doluydu. Taanlar onları fethetmeye dünden razıydılar. Dagnarus ise bunu onlara yasaklamıştı. Taanlar "havadaki büyülü bir deliği" kullanarak gdsrlarm ülkesinden sessizce geçip gitmişlerdi. Tek bir çatışma yapılmıştı ve o da bahsi geçen deliklerden birini ele geçirmek 3O0 Boşluk'a Yolculuk içindiNe bir şehir, ne bir köle, ne bir zırh, ne de bir mücevherat. ga yoksa konuşuluyordu. Dagnarus gdsrların teslim olakjarını söylemişti. Bu sayede onların hükümdarı haline geleci ve o sebepten dolayı kentlerinin ve halklarının sağlam kalmasını istiyordu. Taanlar daha sonra xkeslerin, yani insanların topraklarına yürümüşlerdi ve Nb'arsk işte o zaman K'let ile bağlantıya geçmişti. K'let'in tüm fikirlerine katılıyor değildi — Dagnarus'u halen tanrısı olarak görüyordu—fakat kuşkulan iyice artmaktaydı. Dagnarus o gece ordusunun basma dönmedi. Nb'arsk onun başına bir şey geleceğinden korkmuyordu—ne de olsa Dagnarus bir tanrıydı. Nb'arsk kentten yükselen bağrış ve haykırışları duyduğunda çok memnun oldu. Taanların her an savaşa çağrılacaklarından emindi. Taanlar aceleyle silahlarını kaptılar ve sinyali beklediler. Sinyal falan gelmedi. Nb'arsk oradan geçen yarı-taanlardan birini yakaladı. Bu

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


sefil ırk tüm olumsuz yönlerine rağmen epey faydalıydı, zira yarı-taanlar hem taanların hem de xkeslerin dilini konuşabiliyorlardı. Nb'arsk korkudan büzüşen yarı-taana kendisini takip etmesini emredip paralı askerlerin kampına yöneldi ve insanların lideri Klendist'i aradı. Klendist elf Geçit'indeki çatışma sırasında ölen bir önceki lider Gurske'nin yerine atanmıştı. "Neler oluyor?" diye tercüman aracılığıyla bilmek istedi Nb'arsk. Vrykyl surlarla çevrili şehri işaret etti. "Tüm bu gürültünün anlamı ne? Tanrımız katliama biz olmadan mı başladı?" "Hiç de değil!" diyen Klendist gülmeye başladı, fakat az sonra ağzım kapadı. Ordudaki diğer birçok insan gibi o da Vrykyl'den korkmuyordu, fakat ondan ve onun yakınında bulunmaktan hoşlanmıyordu da. "Duydukların halkın tezahüratı. Neler olduğunu bilmiyorum, ama iyi bir şey olduğu kesin. Muhtemelen şehir teslim oldu." Yarı-taan duyduklarını ancak yarım yamalak çevirebildi, 201 MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN zira taanlarm dilinde "teslimiyet" sözcüğü yoktur. Yine m Nb'arsk paralı askerin dediklerini anladı. Nb'arsk mis gibi insan eti kokan şehre nefret dolu gözleri., baktı. "Yani yine savaşmayacağız." "Kim bilir?" diyen Klendist omuz silkti. "Lord Hazretleri bize ne yapacağımızı söyler." "Bundan hiç hoşlanmadım," diye homurdandı Nb'arsk. "Hoşlanıp hoşlanmaman hiçbir şeyi değiştirmez, Vrykyl," karşılığını verdi Klendist. "Tanrın ne derse onu yapacaksın." Yarı-taan bu sözleri tercüme etmeden önce yere diz çöktü ve sözlerin kendisine ait olmadığını anlaması için Vrykyl'e yalvardı. Nb'arsk zaten yarı-taanm öyle bir şeyi asla söylemeyeceğini biliyordu. Nb'arsk oradan ayrılmaya hazırlanarak gerisingeri döndü, sonra aklına bir şey geldi. "Dagnarus senin tanrın değil, öyle değil mi?" Klendist bu soru karşısında önce şaşırdı, sonra zevke geldi. "Hayır," dedi kısaca. "Peki tanrın kim?" "Ben tanrılara inanmam," yanıtını verdi Klendist. "Kaderimizi kendimiz çizeriz." Nb'arsk söylenenleri düşündü. "Siz xkeslerden hiçbiri Dagnarus'un bir tanrı olduğuna inanmıyor. Niye? O bir tanrı kadar güçlü." "Sanırım insan olarak doğduğu için," dedi Klendist. "Daha sonra başına neler geldi bilemem, ama o da hayatına bizler gibi başladı. Herhalde benim babam beni nasıl omuzlarına aldıysa onun babası da ona aynı şeyi yapmıştır. O yüzden hayır, onu tanrı olarak görmüyorum." İnsan çekip giderken "vahşilerin" aptallığı karşında kafasını iki yana sallayıp duruyordu. Nb'arsk onun arkasından uzun uzun baktı. İnsanların dinsizliklerine hiçbir zaman anlam verememişti, ama o ana değin bunu hep onların dinsiz bir ırk olmalarına bağlamışta. Fiziksel bir zevk söz konusu olmadığı sürece hiçbir şeye kutsal gözüyle bakmazlardı. Nb'arsk Dagnarus'a karşı yeteri kadar hürmet 202 Boşluk'a Yolculuk

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


rmemelerine hep kızmıştı; fakat şimdi durup geriye ba£ÖS pagnarus'un xkesleri kendisine hürmet duymaya hiç zor^adığır11 görüyordu. En azından taanları zorladığı şekilde değil"Ya K'let haklıysa," diye homurdandı. "Ya Dagnarus bir nrı değilse? Bunun bizim için anlamı ne olur?" Nb'arsk cümbüşün ardından horul horul uyumakta olan ,aanların arasında gezindi. Gecenin geri kalanı boyunca bu soruları kafasında evirip çevirdi. Sabahleyin cevabını aldı. Güneş gökyüzünün doğu kısmını aydınlatmaya başlarken Dagnarus ordusunun başına geri döndü. Ortalık halen karanlıktı; taan savaşçıları uyuyorlardı. Taan ırgatları ise kalkmışlardı ve o sırada yemek hazırlıyorlardı. Dagnarus Boşluk'a sarınmış bir halde nehirden yükselen sisin içinden çıktı. Sanki yoktan var olmuş gibiydi. Nb'arsk onu karşısında bulunca hem şaşırdı, hem etkilendi, hem de huzursuzlandı. Dagnarus etrafını saran sisten ellerle bir tanrı gibi gözüküyordu. Simsiyah Boşluk zırhı şafak öncesinin o gri ışığında parıl parıldı. Dagnarus Nb'arsk'ı görünce yanına gelmesini işaret etti. Nb'arsk onun ne düşündüğünü bilmiyordu, zira tanrının yüzünü görememekteydi. Dagnarus Boşluk'un Efendisi'nin o hayvan suratı şeklindeki miğferini takıyor, çehresini gizliyordu. Derrhuthların yumuşak ve oynak suratları güçsüz suratlardı. Tüm duygu ve düşüncelerini yüzlerine bakarak okumak mümkündü. Dagnarus taanlarla ne zaman konuşsa miğferini takardı, zira onların önüne insan olarak her çıkışında taanlarm gözünde bir şeyler yitirdiğinin pekâlâ farkındaydı. Dagnarus hayvani metal yüzünü Nb'arsk'a doğru döndü. Vrykyl adamın kara gözlerini ve onların içinde yanan ateşi görünce bir an için büzülüp kaldı, zira kafasındaki asi düşünceleri okuyor olabileceğinden korktu. Dizleri üzerine çöküp kendisini affetmesi için yalvarmasına ramak kalmıştı ki Dagnarus konuşmaya başladı. Sesi sakin ve resmiydi. İkili Vrykyl Hançeri aracılığıyla zihinden zihne konuştuğu için tercümana gerek 203 MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN kalmıyordu. "Sana verilecek emirlerim var, Nb'arsk. Yanma beş bin taa alıp Delak 'Vir adıyla bilinen güneydeki kente gideceksin. Taa alimlerinden biriyle sana gerekli haritaları yollayacağım. Hem şehri hem de oradaki Geçit'i zapt edeceksin. Şehri ele geçirdi^ ten ve orada yaşayanları öldürdükten ya da köle ettikten sonra bin taam şehri korumaları için orada bırakacaksın. Geri kalanlarınız havadaki deliğe girecekler. Geçit sizi Karnu topraklarına götürecek. Orada diğer taan Vrykyl'i L'nskt ile buluşacaksın ve kente saldıran orduyu takviye edeceksin." Nb'arsk duyduklarından hem hoşnut olmuş hem de rahatlamıştı. Pazarlık veya teslimiyet gibi derrhuth lâfları geçmemişti. Bu, taanların anlayabilecekleri türden bir konuşmaydı: zapt et, feth et, öldür, köle et. "Hemen yola çıkacaksın," diye sözlerini sürdürdü Dagnarus. "Taanları uyandırıp hazırlanmalarım söyle. Günün ilk ışıklarıyla birlikte ordunun yolda olmasını istiyorum." Taanlar kamplarını toplayıp hareket etmeye her an hazırdılar, o yüzden son gelen emir bir sorun teşkil etmiyordu. İyi de ordu niçin bölünecekti? Geride kalan taanlara ne olacaktı?

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Yarın sabahın erken saatlerinde Yeni Vinnengael'e gireceğiz," karşılığım verdi Dagnarus. "Girecek miyiz, Ko-kutriks?" diye hoşnutsuzca sordu Nb'arsk. "Saldırmayacak mıyız?" "Saldırmaya gerek yok," yanıtı geldi. "Şehir bana teslim oldu. İnsanlar beni tanrıları olarak görüyorlar." "Senin adına sevindim, Ko-kutriks," dedi Nb'arsk. "Ama taanlar için bu hiç köle, mücevher, zırh olmayacağı anlamına gelir." "Tam tersine," dedi Dagnarus. "Bu şehrin halkı çok kibirli. Hem ruhen hem de bedenen küçük düşürülmeleri lâzım. Tanrıları olduğumu ve her sözümün kanun yerine geçtiğini bilmeliler. Taanları kullanarak onlara otoriteme saygı duymayı öğreteceğim." Nb'arsk duyduklarına kuşkuyla yaklaştı. "Bu nasıl olacak, Ko-kutriks? Şehre savaşmadan nasıl gireceğiz?" 204 Boşluk'a Yolculuk "Kibirli şehir halkı taanlara bir tuzak kurduklarını sanıyorTaanları akılsız hayvanlar olarak gördükleri için körü kö?ne o tuzağa yakalanacaklarına inanıyorlar." r ı^b'arsk da Dagnarus'la birlikte gülmeye başladı. "Tabi gerçekte," diye devam etti adam, "taanlar insanlara wzak kuruyor olacaklar—taanlar kente girer girmez bu tuzağı kapatıvereceğim." "Ben de bu tuzağın bir parçası olmak istiyorum, Kokutriks," diye hevesle belirtti Nb'arsk. "Diğer tüm taanlar gibi." glini daha önceki emirleri boşlarcasma salladı. "Şu havadaki deliği başka bir gün zapt ederiz." "Sana bir emir verdim, Nb'arsk," dedi Dagnarus. "Emirlerimin sorgulanmasına alışık değilim. Buyurduğum gibi günün ilk ışıklarıyla birlikte yola çıkacaksınız." "Peki, Ko-kutriks," diye uslu uslu karşılık verdi Nb'arsk. "Amacım seni sorgulamak değildi." "Burada bulunup sizi uğurlayamayacağım, çünkü kente dönmem lâzım. Unutma, güneşin ilk ışıklarında yola çıkmalısın. Savaşta şan senin olsun, Nb'arsk." "Şan senin olsun, Ko-kutriks." Nb'arsk taanları uyandırıp harekete geçme emrini verdi. Taanlar süratle çalışarak kampı toparlamaya başladılar. İnsanların uykulu gözlerle daha ancak çadırlarından sürünerek çıkabilecekleri kadar bir zamanda taanlar yola çıkmaya hazırdılar bile. Önlerinde daha fazla köle, daha çok zırh ve büyük bir savaş olasılığı yatıyordu. Moralleri yükselen taanlar, ordunun başındaki yerini alan Nb'arsk'a tezahürat yaptılar. Vrykyl yerine geçer geçmez yürüme emrini verdi. Nb'arsk dönüp şehre bir göz attığında daha önceki kuşkulu ve vefasız düşüncelerinden hem keder hem de utanç duydu. Taan Vrykyl'i ile taan ordusunun yarısı güneydeki Delak 'Vir'e doğru hızla ilerledi. 205 Büyücülere verilen ilk derslerden biri de uyumaktır. Tüm yaşayan canlılar uyku kabiliyetine doğuştan sahip oldukları için birisine uyumanın öğretilmesi, büyüyle hayatlarını kazananlar ya da hayatta kalanlar haricindekilere gülünç gelir. Büyü bir "tanrı vergisi" olarak adlandırılır ve sahiden de öyledirtanrıların kendi istekleri doğrultusunda kullanmaları için tüm

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ırklara bahşettikleri bir yetenek. Fakat "tanrı vergisi" lâfı, büyüden anlamayanların düşündüklerinin aksine büyücülüğün hiçbir bedeli olmadığı anlamına gelmez. Büyü kullanmak zor iştir. Kullanıcının gücünü tüketir. O gücü geri kazanmanın tek yolu uyumaktır; derin, huzurlu, sakin, kesintisiz bir uyku. O yüzden tüm büyücüler hayatlarmdaki tüm düşünce ve sorunları bir kenara atıp uyuyarak güçlenmeyi ve yenilenmeyi bilirler. Özellikle savaş büyücüleri hiç de huzurlu ya da dinlendirici sayılmayacak şartlar altında sükunete ve rahatlığa kavuşmayı öğrenmelidirler. İşte Tasgall aynen bunu yaparak aklındaki tüm dertleri, endişeleri, tasaları, korkuları ve kuşkuları birkaç dakikalık kısa bir dua sonucu kafasından atmayı becerdi. Rahat ve derin bir uyku çekip de sabah yenilenmiş olarak kalktığında endişelerini, tasalarını, korkularını ve kuşkularını bir gece önce bıraktığı yerde buldu. Tapınak çalışanlarını uyandırarak günlük işlerinin başına gönderen çan daha yeni çalmaya başlamıştı ki TasgallTn kapısına vuruldu. Naibin yanına çağrılıyordu. Engizisyoner'in yarana çağrılıyordu. Hem naip hem de Engizisyoner'le buluşmaya çağrılıyordu. Tasgall haberciden tarikat liderleriyle görüşeceği, görüşmenin kısa süreceği ve yalnızca kendisinin konuşacağı haberini 206 Boşluk'a Yolculuk nlara iletmesini istedi. Elbette ki duyacaklarından hoşlanmayacaklardı. Tasgall un farkındaydı, fakat onlara plânını anlatacak, üzerinde zUn uzadıya tartışıp her açıdan değerlendirecek, içini dışına ıkartacak, sonra da uygulamaya koyup koyulmayacağım karar verecek kadar zamam yoktu. Tasgall o sabah yalnızca tek bir kimseyle karşılıklı konuşmak istiyordu ve o kimse Rigisvvald'du. Tasgall eski öğretmenini kütüphanede aradı. Tüm o karışıklık ve savaş beklentisine rağmen inatla çalışmalarını sürdüren sessiz okuyucular arasında gezindiğinde Rigisvvald'un bir ışık taşımn yanında oturmakta olduğunu gördü. Tasgall elini büyücünün omzuna koydu. Rigiswald kafasım kaldırdı. Gelenin kim olduğunu görünce hemen kitabım kapattı ve Tasgall'a daha önce de konuştukları odaya kadar eşlik etti. "Fazla vaktim yok," dedi Tasgall. Ne o ne de Rigiswald oturmayı seçmişti. "Birkaç dakika içinde tarikat liderleriyle buluşup yarın taanlara karşı girişeceğimiz faaliyeti açıklamam gerekiyor. Liderler söyleyeceklerimden hoşlanmayacaklar," diye ekledi neşesizce. "Ben bile hoşlanmıyorum. Yine de görebildiğim kadarıyla bu işten canlı çıkabilmemizin tek yolu bu." "Benden ne istiyorsun?" diye sordu Rigisvvald. "Şu Dagnarus'u tanıyorsun." "Pek sayılmaz," karşılığım verdi Rigisvvald. "Ama onun hakkında araştırma yaptın." "Elimden geldiğinde. Hakkında yazılanları okudum, ama o da üpkı bizler gibi çok karmaşık bir şahıs." Tasgall sabırsız bir el hareketiyle tüm bu boş lâfları bir kenara itti. Ardından Dagnarus'un taanları mağlup etmek hakkındaki plâmnı açıkladı. Sözleri sona erdiğinde dikkatle Rigisvvald'u süzdü. "Ee?" diye sordu Tasgall.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Ne eesi?" diye huysuzca karşılık verdi konunun dışında kalmak isteyen Rigisvvald. "Dagnarus'un dediklerini yapmaya karar verdiğin çok açık, Tasgall. Benden ne istediğini anlamıyo?2.0JMARGARET W EİS ve TRACY HİCKMAN rum. Onayımı mı?" "Hayır," dedi Tasgall. "Onun hakkında bildiklerin kada rıyla bunun bir tuzak olup olmadığını—" "Kesinlikle bir tuzak." "İyi de kimin için?" diye asabiyetle sordu Tasgall. "Taanlar için mi? Yoksa bizim için mi?" Rigiswald bir süreliğine sessizce düşündü, sonra da, "Artık genç kralın Dagnarus'un Vrykyllerinden biri olduğuna inanıyor musun?" diye sordu. "Neye inanacağımı bilmiyorum," diye sabırsızca yanıtladı Tasgall. "Dün bir ara evet, inanıyordum. Ama şimdi emin değilim. Zaten bir şey fark eder mi? Genç kral artık kral değil." Rigiswald aslında çok fark edeceğini söyleyebilirdi, ama bir açıdan da fark etmezdi. Yani Tasgall için. Binlerce kişinin yaşamı ondan soruluyordu. Rigiswald derin bir iç geçirdi. "Dagnarus hayatı üzerine yemin etti," diyen Tasgall, Rigiswald kadar kendini de ikna etmeye çalışıyor gibiydi. "Kendisini tutsak olarak gösterdi. Bize ihanet ederse onu öldüreceğiz." "Vrykyl Hançeri onun elindeyse dünyadaki Vrykyller'in sayısı kadar cana sahiptir, zira kurbanları ölürken hayatlarını Dagnarus'a aktarıyorlar. Onu gerçek anlamda ortadan kaldırmak için belki de kırk kez öldürmen gerekir," dedi Rigisvvald alay edercesine. "O da bir ölümlü!" diye belirtti Tasgall. "Kendisini kesti. Yarasından kıpkırmızı kanlar aktı." "Peki yarasını iyileştirmene müsaade etti mi?" "Hayır. Dedi ki..." diyen Tasgall cümlesini bitirmedi. "Tabi ki etmedi. Kendisini iyileştirmene müsaade etmedi, çünkü iyileştiremezdin. Dagnarus Boşluk'un Efendisi ve o yüzden Boşluk içinde yaşıyor. Dünyadaki tüm Toprak büyülerini bir araya toplasan onu yine iyileştiremezdin. İçini rahatlatacaksa, Tasgall, ben de Dagnarus'u oldukça çekici, alımlı, hatta sempatik buluyorum. İkimiz de onun ne olduğunu biliyoruz, ama yine de ona karşı koyamıyoruz. Dagnarus şıracıların hastalara içirmek için balla karışürdıkları acı iksirlere benziyor, tek farkı gerçekte zehir olması." 202 Boşluk'a Yolculuk "peki bu balla karışık zehir bize karşı mı kullanılacak?" diordu Tasgall. Ansızın çok bitkin görünür olmuştu. y £jgiswald tereddüde düştü. "Beni endişelendiren yalandan ziyade çok sayıda hakikat." Gına gelen Tasgall homurdandı. "Dagnarus'un bunun taanlara yönelik bir tuzak olduğu özlerine inanıyorum," dedi Rigiswald. "Bize ihanet etmeyeceğine ve bizi o canavarlara teslim etmeyeceğine de. Dagnarus hakkındaki çalışmalarıma ve dünkü buluşmaya dayanarak onun en büyük arzusunun babasına benzemek olduğu sonucuna vardım. Yani Vinnengael'in sevilen ve sayılan hükümdarı olmak. Taanlarla işbirliği yapıp bize ihanet ederek bunu başaramaz." "Benim de onun hakkında okuduklarım buna benziyordu,"

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


dedi Tasgall. "Ama sana bir sorum daha var: Taanların ne diye Yeni Vinnengael'e girmeleri gerekiyor ki? Dagnarus ordusunun yarısını buradan göndermeyi vaat etmişti. Bu sabah aldığım raporlara göre bunu yaptı da. Beş bin taan günün ilk ışıklarıyla birlikte güney istikametinde ilerlemeye başladı. Niçin hepsini birden göndermedi?" "Taanları iş başındayken görmemizi istiyor. Ne kadar amansız olduklarına, ne kadar iyi dövüştüklerine tanık olmamızı istiyor. Evet, artık onları mağlup edebiliriz, ama çatışma kolay geçmeyecek. Dagnarus o gaddar köpeği canı istediği zaman üzerimize salabileceğim bilmemizi istiyor." "Ben de öyle düşünmüştüm," dedi Tasgall. "Ne yapıp edip tarikat liderlerini buna ikna etmeliyim. Sorun hakkında benimle konuştuğun için teşekkürler. Doğru kararı verdiğimden emin olmam gerekiyordu." "Doğru kararı verdiğinden emin değilim, Tasgall. Bana kalırsa taanların tencerelerine düşmemiz çok daha hayırlı olur. Ama senin elinde fazla seçenek yok." "Vinnengael'in iyiliğini düşündüğünü kendin söyledin. Bir kerecik olsun başımızda güçlü bir hükümdarın bulunması o kadar da kötü bir şey olmasa gerek," diye kendini savunurcasma karşılık verdi Tasgall. "Vinnengael'i dünyamn gözünde ZOJ MARGARET W E İ S ve TRACY HiCKM AN yüceltmek ve eski şanlı haline geri getirmek isteyen bir Kfl kümdarm." "Yani bir moloz yığınının tepesine mi?" diye sordu Rig^ wald. Tasgall yaşlı büyücüyü şöyle bir süzdü. "Dediğiniz gi^j efendim, fazla seçeneğim yok." Tasgall eski öğretmeninin yanından ayrılırken aldığı tavsiyelerden memnun, sorduğuna ise pişmandı. Oradan ayrılırken içini huzursuzlukla kaplayan bir mağlubiyet ve yaklaşan felâket hissini üzerinden atamıyordu. ***** Konsey toplantısı Tasgall'ın beklediği gibi geçti. Tasgall kralın teklifini anlatıp ondan yana olduğunu söyledi ve ardından geri çekilerek fırtınanın çıkmasını bekledi. Diğerleri Dagnarus'un kendilerini yok etmek amacını taşıdığından emindiler. Onlara göre kapıları taanlara açarlarsa sonları gelirdi. Tasgall uluyarak üzerine üzerine esen öfkeli rüzgârların karşısında sapasağlam durdu. Tarikat liderlerinin iftiraları ile suçlamalarına aldırış etmedi ve içinde bulunduğu konumu ortaya sürerek soruları yanıtladı. Mücadeleyi ayakta kalan son kişi olması sayesinde kazandı. Daha iyi bir plânları olup olmadığını onlara tekrar tekrar sordu ve liderler en sonunda olmadığını itiraf etmek zorunda kaldılar. Görüşmenin sonunda naip kalp çarpıntısından fenalaştı ve odadan çıkartılması gerekti. Hemen Revirciler Evi'ne götürüldü. Tasgall ötekilerin gitmelerine ancak kendisine yardım edeceklerine ya da en azından yoluna çıkmayacaklarına yemin ettirdikten sonra izin verdi. En büyük iş Revirciler Tarikatı'run liderine düşüyordu, zira Şifa Evleri çok sayıda ölü ve yaralıya bakabilecek şekilde düzenlenmeliydi. Görüşme sırasında Tasgall'ın en çok huzurunu kaçıran olay Engizisyoner'in kendisinden yana tavır takmmasıydı. Tasgall beraber okula gittikleri yıllarda bile ondan hiç hoşlanmazdıTasgall'a göre Engizisyoner'in bu davranışının tek sebebi

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


210 Boşluk'a Yolculuk arus'la yapılacak toplantılara dahil edilmek istemesiydi, ali daha önce Engizisyoner ile naibin kendi aralarında Ulaştıklarını görmüştü. Artık kendisine bir şüpheli gözüyle bkıldığm3 dair hiç kuşkusu yoktu. jyi. Bırak onun Boşluk un tarafına geçtiğini sansınlar. Tasgall savaş büyücüsü olurken Vinnengael ile halkını canı pahasına koruyacağına dair and içmişti. Sözünü tutacaktı, o yüzHen dostları düşman olsalar bile. Kendi yüreği dahi buna karşıçıksa bile. Tasgall savaş büyücülerini belirlenen saatte saraya götürdü. Elliyi buluyorlardı ve bu sayıya o zamanların en güçlü büyücülerinden birkaçı da dahildi. Hepsi de çok iyi eğitim görmüş çok yetenekli kimselerdi. Hemen hemen hepsi savaş konusunda tecrübeliydi de. Delak 'Vir'de Karnulular'la ve birçok kez de Vinnengael topraklarını sık sık yağmalayan cücelerle çarpışmışlardı. İçlerinden birçoğu fazlasıyla yıkıcı tabiatları sebebiyle hem Toprak hem de Ateş büyüsü kullanmaktaydı. Tasgall adamlarından gurur duyuyordu. Komutası altındaki erkeklerle kadınlar Dagnarus'la serinkanlı bir tarafsızlık ve profesyonel bir tavırla buluştular. Yapmaları gereken bir iş vardı; Dagnarus ve Vinnengael'deki ani otorite değişimi hakkındaki duygu ve düşünceleri ne olursa olsun o duygu ve düşünceleri kendilerine saklıyorlardı. Tıpkı Tasgall'm tahmin ettiği gibi Engizisyoner toplantıya katılıp katılamayacağını kibarca sordu. Aslında bu soru formaliteden ibaretti. Tasgall onun isteğini geri çeviremezdi. Tek umudu Engizisyoner'in Veni Vinnengael halkını yeterince umursaması ve oradakileri tehlikeye sokacak bir harekette bulunmamasıydı. Engizisyoner'in görevine aşırı derecede bağlı olduğunu bildiği için bu sönük bir umuttu. Dagnarus'un morali yerindeydi. Zaten niye olmayacaktı ki? Sonunda en büyük dileğini gerçekleştirmişti. Büyücüleri bizzat karşıladı. Her biriyle el sıkışmakta ısrar etti, onlara teker teker 2li MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN isimlerini sordu, sonra da toplantı odasına kadar götürdü. Tfl bunları dostane bir edayla yapmasına karşın tavırları asild' Yani büyücülerle mesafesini koruyor, aym anda hem kral hem de silah arkadaşı oluyordu. Tasgall büyücülerinin Dagnarus'a hemen ısındıklarını farn etti. Onları suçlayamazdı, çünkü aym dertten o da muzdariptj Dagnarus'un büyüsüne kapılmamak için çok uğraşıyordu, üstelik bu büyünün sihirle bir alâkası yoktu. Dagnarus'un onları götürdüğü toplantı odasında yuvarlak bir masa bulunmaktaydı. Masanın üzerine kentin ayrıntılı bir haritası serilmişti. Büyücüler haritaya hayret içinde baktılar zira daha önce hiçbiri öyle bir şey görmemişti. "Bir haritacı ekibini bütün gece çalıştırdım," dedi Dagnarus. "Buna ihtiyacımız olacağım biliyordum. Araziyi bilmeden muharebeye girmek tam bir ahmaklıktır. Harita doğru mu? Aramzda bir hata tespit eden var mı?" Dagnarus yorumları almak için sabırsızlanıyor gibiydi ve büyücülerin onaylayıcı sözleri üzerine çocuklar gibi sevindi. "Teşekkürler. Daha doğrusu haritacılara teşekkürler. Hepsi de harika adamlardı. Evlerine gönderirken her birine bir kese

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


dolusu gümüş sikke verdim. Şimdi"—Dagnarus ellerini ovuşturdu—"işe koyulalım." Haritanın üzerine eğildi. "Taanlar buradan girecekler—" Dagnarus konuşmasını sürdürüp plânım açıklarken haritadaki belli yerleri gösterdi. Tartışmaya odaklanan büyücülerin dikkati haritanın üzerindeydi. Dagnarus aniden kafasını kaldırıp doğrudan doğruya Engizisyoner'e baktı. Buna rağmen tek bir sözcük bile atlamadan konuşmasını sürdürdü. Engizisyoner haricinde onun bu hareketini belki bir tek Tasgall fark etmişti. Engizisyoner'in sıska suratmdaki ifade hiç değişmedi. Kılını bile kıpırdatmıyordu. Buna rağmen Tasgall ikilinin arasında bir tür iletişim gerçekleştiğinden emindi. Dagnarus hafifçe gülümseyerek bakışlarım yeniden haritaya indirdi. Plânım anlatmayı sürdürdü. Çenesinde seğiren bir kas ve parmaklarım bembeyaz kesecek kadar sıktığı yumrukları haricinde Engizisyoner'in duygularını okumak imkânsızdı212 Boşluk'a yolculuk all o anda neler olduğunu bilmek için Dagnarus'un yaptığı u bir kese dolusu gümüş sikke vermeye dünden razıydı. Tabi S1 ı.^ soru olarak dile getirebilirdi, fakat Engizisyoner yanlamaya gerek görmeyebilirdi Görünüşe bakılırsa ikilinin sinda her ne geçtiyse Engizisyoner'in lehine sonuçlanmaoııştiMuharebe plânının tartışılması ve geliştirilmesi iki saat da, kesintisiz sürdü. Dagnarus'un birçok iyi fikri vardı, ancak onlardan bazıları o kadar da iyi değildi. Bunun sebebi ağırlıklı olarak savaş büyücülerinin kapasitesini tam anlamıyla bilmemesinden kaynaklanıyordu. Dagnarus söylenenleri samimiyetle dinliyor, çabucak kavrıyor, zekice sorular yöneltiyor ve daha üstün bir fikri seve seve kabulleniyordu. İki saatin sonunda mola verdi. Uşaklara misafirleri için yemek salonunda yiyecek içecek hazırlamalarını emretti. Herkesin karnı doyduktan sonra tartışmaya geri dönüldü. Şekillenen plândan memnun olan Dagnarus, ertesi gün zafer kazanacaklarından emindi. Engizisyoner'in ileriki celselere katılamayacağını duyduğuna üzgündü, fakat onun görevi başında olması gerektiğini anlayışla karşılıyordu. Toplantı sona erince yemek salonuna kadar grubun başını çeken kral, yolda birçok savaş büyücüsüyle sohbet etmekten geri kalmadı. Tasgall izin istedi ve Engizisyoner saraydan çıkmadan önce adama yetişmeyi becerdi. Onun peşisıra yürümeye başladı. "Orada neler oldu, Engizisyoner?" diye sordu Tasgall. "Hiçbir şey olmadı," dedi adam. "Hem de öyle bir oldu ki. Bakıştığınızı gördüm. Her ne olduysa bilmem gerek. Beni dinle," diye bıkkınlıkla ekleyen Tasgall, adamın kolunu yakaladı ve onu durmaya zorladı. "Ben düşmanın değilim." "Değil misin?" dedi Engizisyoner mesafeli bir şekilde. "Yeni kralından çok hoşnut gibi gözüküyordun. Akıllıca nüktelerine hemen gülüyor ve onu öve öve göklere çıkarıyordun." "Güldüm çünkü söyledikleri komikti," diye homurdandı Tasgall. "Övmeye gelince, muharebe plânı çok iyi. Ona yalnızca bunu söyledim. Dagnarus'a senin ona güvendiğinden daha faz213 MARGARET WE İ S ve TRACY HİCKMAN la güveniyor değilim. Kulaklarım açıp dinlemiş olsaydın av

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


şeyi bu sabahki toplantıda da söylediğimi bilirdin. Ayrıca birb' rimizin ne dolaplar çevirdiğini merak edecek bir zamanda ol madiğimizi da açıkça belirttiğimi sanıyordum. Hepimiz bu ist birlikteyiz, ya da öyle olmalıyız. İçeride neler oldu?" Engizisyoner bir süreliğine dalıp gitti, ardından kocaman gözlerini Tasgall'ınkilere çevirdi. "Ona bir efsun yaptım. Boşluk büyüsünü sekteye uğratacak bir efsun." Tasgall duyduğundan etkilenmişti. Kendisi de büyü konusunda hiç de beceriksiz sayılmamasına rağmen Engizisyoner'in büyü yaptığını hiç anlamamıştı. Üstelik onun neredeyse tam yanıbaşmda duruyordu." "Ne maksatla?" diye sordu Tasgall. "Deneme amaçlıydı," dedi Engizisyoner. "Tarihte iddia edildiği gibi Dagnarus sahiden de Boşluk'un Efendisi ise asıl tabiatım ortaya çıkarabileceğimi, gerçekte kim olduğunu gözler önüne serebileceğimi sandım." "Yaptığın efsunun ortaya koyduğu tek şey onun alımlı, zeki, cazibeli bir adam olduğuydu," karşılığım verdi Tasgall. "Ya büyün başarısız oldu, ya da Dagnarus iddia ettiği gibi kendim akladı." "Saçmalama!" dedi Engizisyoner sert bir ses tonuyla. "Efsunum başarısız olmadı. Büyüm bir duvara çarpıp parçalandı." "Ne demeye çalışıyorsun, Engizisyoner?" diye bilmek isteyen Tasgall, adamın ağzından her lâfı bin bir türlü zorlukla almaktan sıkılmaya başlamıştı. "Ya da ne dememeye?" "Yaptığım büyü bir Boşluk büyüsüydü," diye insanın kanını donduran bir sesle yanıtladı Engizisyoner. "Onu bozmamn tek yolu başka, çok güçlü bir Boşluk büyüsü kullanmaktı. Dagnarus'un bir sonraki şakasına gülmeden önce bu sözlerimi iyice düşün, Savaş Büyücüsü." "Peki ne yapmamı öneriyorsun?" diye adamm arkasından seslendi Tasgall. "Taanların şehre girip gırtlaklarımızı kesmelerine izin mi vereyim? Gidip de şöyle bir bağırayım: 'Ha ha, Majesteleri, asıl şakayı ben yapıyorum. Hepimiz size duyduğumuz 21-f Boşluk'a Yolculuk yüzünden ölmeyi seçiyoruz.' Benden istediğin bu mu?" Sa rnaizisyoner durdu ve yavaşça geri döndü. Alçak sesle kourken gözleri boş boş bakıyor, düşünceleri kendi içine yön Hvordu. "Ömrüm boyunca Boşluk'a karşı mücadele ettim, r nrılarm işini üstlendim. Üstelik iyi bir iş çıkardım, ya da en 7ından öyle sandım. İşimi hakkıyla yapabilmek için Boşluk büyüsünü öğrenmem gerekiyordu." Adamın kaşları çatıldı. Kafasını iki yana salladı. "Belki sen anlayamazsın, Tasgall, ama ben durumumda hiçbir çıkmaza rastlamadım. Ta ki bugün o gözlerin içine bakıp da en çok nefret ettiğim şeye dönüştüğümü anlayana dek. "Dagnarus Vinnengael'e hükmettiği sürece, Tasgall, bizler de onunla beraber hükmediyor olacağız." Adam omuz silkti. "Ne yapılması gerektiğine inanıyorsan yap. Hiçbir şey değişmeyecek. Sonuç hep aynı olacak. Biz bu savaşı iki yüzyıl önce kaybettik." Tasgall toplantı odasına dönerken cinleri tepesindeydi. Rigiswald ile Engizisyoner'in şehitlikten ve savaşarak ölmekten bahsetmesi iyiydi hoştu da eteklerine yapışan üç çocuğa sahip yirmi beş yaşındaki Vinnengaelli bir anne bu konuda ne derdi? Herhalde onun fikirleri bambaşka olurdu!

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Tasgall bir köşeyi dönünce diğer istikametten gelen DagnarusTa neredeyse kafa kafaya çarpışıyordu. Adamın ardı sıra bir nedimler ordusu geliyor, onu iltifatlara ve dalkavukluğa boğuyorlardı. Dagnarus savaş büyücüsünü görünce onu kolundan yakaladı ve yalnız başlarına konuşabilmeleri için bir köşeye sürükledi. Arkada kalan nedimler, Majesteleri bir kez daha onların bulundukları yöne yelken açana dek su üzerinde yükselip alçalan sandallar gibiydiler. "Tasgall," dedi Dagnarus, "Genç Prens Havis'i emniyetli bir yere yolladığımı bilmeni istedim. Bunu tabi ki onun güvenliği için yaptım. Tabi bir de—tanrılar saklasın—plânlarımızın ba şansız olması halinde Vinnengael'in bir kralı bulunsun diye. Prens bana babasının Illanof Dağları'nda bir av kulübesinin olduğunu söyledi. Ben orada güvende olacağını düşündüm, ya sence?" 215 MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN "Bilemiyorum, Majesteleri," dedi kaygılanan Tasgall. "Taa ordusu dışarıda beklerken—" "O ordunun konumunu iyi biliyorum, Tasgall," ded' Dagnarus gülümseyerek. "Nehir boyunca sıralanmışlar. Hiçbirbatıya bakmıyor. Majesteleri için güvenli bir yolculuk güzergâhı belirleyeceğim. Yanında özel yardımcıları ve tahsis edebildiğimiz kadar asker olacak." "Çok fazla asker tahsis edemeyiz, Majesteleri," dedi Tasgall. "Zaten fazla da gerekmeyecek. Prens tehlikeye düşmeyecek. Bunu garanti ediyorum. Şimdi işimizin başına dönelim. Senin şu savaş büyücülerinden çok etkilendim, Tasgall. Bence harika bir başlangıç yaptık, öyle değil mi?" "Evet, Majesteleri," dedi Tasgall. 216» Vrykyl Valura taanlara efendileri Dagnarus'un şehri tek basına fethettiğini ve şehir halkının onu tanrı ilân ettiklerini duyurdu. Ardından taanların bu olayı bir tanrı günüyle kutlayacaklarını bildirdi. Taanlar o gün de savaşmayacaklarını duymaktan hüsrana uğramalarına karşın önceki günlerde yaptıkları gibi homurdanmadılar. Ertesi gün kente gireceklerine ve canlarının istediği her şeyi alacaklarına dair söz verilmişti. Taanların tanrı günü kadar sevdikleri başka bir şey yoktu. Hikâyeler anlatılacak, güçlü yemekler yenilecek, bol bol topaksi içilecekti. Günün en önemli etkinliği kdah-klklar olacaktı—bir zamanlar kabile liderlerinin seçildiği, fakat artık genç savaşçıların marifetleriyle cesaretlerinin test edildiği ve tecrübeli savaşçıların rütbe atlayabildikleri törensel dövüşler. O Zafer Günü'nü daha da özel kılmak için kalathlar kalathlarla karşı karşıya gelecekti. Bu, muharebe gruplarının birbirleriyle savaşacağı ve kazananlara değerli silahlar ile zırhlar dağıtılacağı anlamına geliyordu. Taanlar zevkten dört köşeydiler. "Çok iyi dövüşmelisiniz," dedi kyl-sarnz onlara, "çünkü kentteki xkesler sizi izliyor olacaklar." Valura bunu söylerken şehir surlarını işaret etti. Taanlar nehrin diğer tarafındaki taan kampına bakmakta olan surlardaki insanları seçebiliyorlardı. Taanlar onlara gülüp silahlarını birbirine vurdular.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Dagnarus'un buyruğunu yerine getiren Valura, tanrı günü hazırlıklarını Kara Peçe, yani elit bir taan şaman grubuna devretti. Valura elf krallığı Tromek'e dönüp Rahip'e karşı verdiği savaşta Kalkan'a destek olmakla görevlendirilmişti. Aslında bu 217 MARGARET W EİS ve TRACY HICKMAN onu uzaklaştırmak için bir bahaneydi ve Valura geri dörımes' bir daha asla izin verilmeyeceğini biliyordu. Valura Dagnarus'la birlikte olmak istiyordu. Onun zaferi ? paylaşmak, onca zamandır uğrunda ter döktüğü ve bin bir tür lü fedakârlık yaptığı amacına ulaştığı zaman yanında olmak istiyordu. Yeni Vinnengael tacını başına geçirirken orada bu. lunmak istiyordu. Taç giyme törenine katılmak, Vinnengaelli. ler'in arasında yer almak, Dagnarus'un bir zamanlar aşık oldu. ğu güzel ve büyüleyici elf kadınının kılığına bürünmek için yalvarmıştı. Dagnarus bu yakarışlara kulak asmamıştı. Ona uygun zamanın gelmediğini söylemişti. Valura Yeni Vinnengael'e dönecekti, fakat henüz değil. Kalkan, Tromek ulusunun idaresini Dagnarus'a devretmek üzere Yeni Vinnengael'e gelirken Valura da onun yanında olacaktı. Dagnarus o zaman Valura'yı seve seve sarayına alacakta. Valura adamın yalan söylediğini biliyordu. Dagnarus bile yalan söylediğinin farkında değildi, ama o biliyordu. "Yeni Vinnengael'e girmeme asla izin verilmeyecek. Oradaki varlığım Dagnarus'un gününü berbat eder. Ondan başka herkes yumuşacık bir cilde, gül pembesi dudaklara, parıl parıl badem gözlere sahip bir elf kadınının illüzyonunu görecek. Ama o bana baktığında tek gördüğü bir kurukafa, boş göz yuvaları, sırıtan dişler olacak. Ben onun için sürekli bir serzeniş gibiyim. Onunla olmak için ruhumu feda ettim, ama o şimdi beni görmekten bile tiksiniyor. Ne zaman bana baksa gerçekte kim olduğunu görüyor— Boşluk'un Efendisi." Dagnarus artık Boşluk'un Efendisi olmak istemiyordu. Olmak istediği şey Yeni Vinnengael kralıydı. Valura'mn kötülükle lekelenmiş karanlık sevgisini de arzu etmiyordu. Onun gözü canlıların sevgisi ve hayranlığındaydı. Valura'yı sürgün ederek hayatının o karanlık dönemini de sürgün etmiş olacaktı. Dagnarus öyle sanıyordu. Öyle olacağını umuyordu. Fakat umutları boşunaydı, çünkü onların temelinde kendisi yatıyordu. Umutları sönmeye mahkumdu, zira o umutlar da kendisine bağlıydı. Dagnarus o sırada yeni oyuncağından çok mem212 Boşluk/a Yolculuk , onu kırmamak için nazikçe oynuyordu. Fakat zamanla nU ncağı eskiyecek, boyası dökülecek, tekerleri gevşeyecekti. °y narus oyuncaktan sıkılacaktı. Oyuncak onun o doymak İmez hırsını tatmin etmez olacaktı. En sonunda oyuncağı bir ara atacak ve bir yenisini arayacaktı. Sonra bir yenisini daBu zavallı taanlar, hatta zavallı Valura gibi ona inanıp güvenenlerin vay haline. Dagnarus herkesin kanım içip ruhunu calıyor' karşılığmdaysa hiçbir şey vermiyordu. Valura bineğini, yani ekuis adıyla bilinen Boşluk'tan çıkma bir iblis atı çağırdı. Yaratığın sırtına çıkıp dizginleri tuttu, fakat oradan hemen ayrılmadı. Ziyafet çeken, hoplayıp zıplayan, ateşlerinin etrafında dönüp sevinçle tanrılarının zaferini kutla-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


yan taanları bir süreliğine süzdü. Daha sonra bakışları kentlerini ve yeni krallarım korumaya kararlı bir halde surlara dizilmiş Yeni Vinnengael askerlerine çevrildi. "Zavallılar," dedi ilgisiz bir merhametle, ardından atım kuzeydeki Tromek'e doğru çevirdi. ***** Dagnarus taanlara askeri manevra diye tabir edilebilecek hareketler yaptırarak Yeni Vinnengael halkının gözünü korkutmayı, böylece kendisine itaat etmelerini sağlamayı umuyordu. Bunda başarılı da oldu. Surlardaki askerler hevesle kavgaya koşan, neşeyle bağırıp çağıran, birbirlerine acımasızca vuran ve rakiplerini kanlar içinde yere seren taanları hayretler içinde seyrettiler. Üstelik bu dövüşler taanlar için yalnızca bir antrenmandı. Dagnarus aym zamanda taanları yıpratmayı, yorgun düşürmeyi, sayılarım azaltmayı ve savaşma isteklerini söndürmeyi amaçlıyordu. Bunda da başarıya ulaştı. Hava kararırken savaşçıların çoğu ya ölesiye yorgundu, ya da sahiden ölmüştü. Taanlar o gece ister çadırlarında isterse savaş tanrıçaları Lokmirr'in kucağında bir güzel uyudular. Uyuyabilen yegâne Vinnengaelliler ise ya henüz korku kavramına aklı ermeyecek 213 MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN kadar küçük bebeler, ya da korkuyu alkolle bastırmayı deneye yetişkinlerdi. Neyse ki ikinci grubun sayısı pek fazla değünzira Dagnarus şehirde Kral Fermanı ilân etmişti. Bunun getirile' rinden biri de o anki kriz hali sona erene dek tüm tavernaların hanların ve birahanelerin kapatılmasıydı. Savaş büyücüleri, sivil gönüllüler ve askeri güçler her şeyj ertesi güne hazır etmek için gece boyunca çalıştılar. Şehrin ana kapısının yakınındaki ev ve işyerleri boşaltılarak insanlar daha güvenli yerlere götürüldüler. El ve at arabaları yan çevrilerekmobilyalar, tahta sandıklar, bira fıçıları üst üste dizilerek; hatta ağır tahta kapılar menteşelerinden çıkartılıp giderek artan yığınlara eklenerek ana caddelerde barikatlar kuruldu. Terziler sargı bezi niyetine kullanılması için top top kumaşlarını Revirciler'e verdiler. Hastaneye ilâve yataklar eklendi. Beklenen yaralılara yer açılması için durumları ağır olmayan hastalar evlerine yollandı. Askerler ile okçular boş mesken ve dükkânlardaki gizlenme yerlerine geçtiler ve sabah olmadan önce uyuyabildikleri kadar uyudular. Çıraklar çatılara tırmanarak savaş büyücüleri için gerekli hazırlıkları yaptılar, Ateş büyülerinde kullanılmak üzere onlara bir sürü mum götürdüler, kuvvet toplamaları için su tulumları ve yiyecek dağıttılar. Tüm bu işler ay ışığı veya meşale ışığı altında sürüp giderken olabildiğince az gürültü çıkarmaya çalışıyorlardı, zira taanlar kentte sıradışı bir şeyler döndüğünden şüphelenmemeliydiler. Dagnarus bazı uyanık taanların kente kanalizasyonlardan girmelerini önlemek için tüm girişlerin kapatılmasını ve tünellerin suyla doldurulmasını emretti. Dagnarus yapılan işleri teftiş etmek için kentte dolaşırken birçok vatandaş yeni kralı yanıbaşmda bulmaktan, un çuvallarının taşınmasına veya arabaların yan devrilmesine güle oynaya yardımcı olduğunu görmekten çok şaşırdı. Dagnarus kendine güvenir, kaygısız ve coşkun tavırlarıyla çevresindeki herkesin moralini yükseltiyordu. Rigisvvald da sokaklarda gezinip yapılan hazırlıkları ince-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lemekteydi. Bir ara durup Dagnarus'u seyretti. Onun hakkın220 Boşluk'a yolculuk .. tüm duygu ve düşüncelerine rağmen adama hayran kalSıak elinde değildi. Rigiswald bir süre sonra düşünceli ve kederli bir havada adan ayrıldı. Kral olmaya bu kadar uygun birini daha önce hic görmemişti. Dagnarus en büyük oğul olarak dünyaya geleydi o anda huzur içinde mezarında yatıyor, gelecek kuşaklar tarafından iyi ve bilge bir kral diye tanınıp seviliyor olacaktı. Sahiden de tüm lisanlardaki en trajik sözcükler şunları: "başka türlü olsaydı." Geceyarısmdan birkaç saat sonra birçok hazırlık tamamlanmıştı. Dagnarus yatmaya gider gibi yaptı. Sonra kendini Boşluk'a saklayarak Yeni Vinnengael'den ayrıldı. Saraydan çıkarken kente düzenlenebilecek bir saldırıda veya büyük bir ayaklanmada kralı korumak için inşa edilmiş birçok gizli tünelden faydalandı. Kendisini bekleyen ata erişti ve şehrin kuzeyinde önceden belirlenen buluşma yerine doğru yola çıktı. Dagnarus yolculuk esnasında plânlarını düşünerek gözden kaçırabileceği bir kusur olup olmadığına baktı. Bir utanç kaynağı olan Valura ile Shakur'u başından savmıştı. Vinnengaelliler'e gelince, çoğundan memnundu. Tabi aralarında tehlikeli arz edenler de vardı ve o şahısların ortadan kaldırılması gerekecekti—meselâ o pörtlek gözlü Engizisyoner. Adamın Boşluk büyüsünde yetenekli olması onun ortadan kaldırılmasını zorlaştırıyordu, fakat en hünerli büyücü bile kendini attan düşmekten veya talihsiz bir kaza sonucu merdivenlerden yuvarlanmaktan koruyamazdı. Bir de Vrykyller hakkında soru sorup Dagnarus'un huzurunu kaçıran şu şık giyimli yaşlı beyefendi vardı. Dagnarus adamın kimliğini tespit etmeye çalıştıysa da saraydaki nedimlerden hiçbiri onun kim olduğunu bilmiyordu. Dagnarus daha sonra Tasgall'a sormak istemişse de dünkü görüşmeleri sırasında aklından çıkmıştı. Bu muharebe sona erince adamın kim olduğunu bulacak ve onun hak221 MARGARET W E i S ve TRACY HiCKMAN kında ne yapması gerektiğine karar verecekti. Taanlara gelince, Dagnarus beş bin askerini kaybetmekten nefret ediyordu, fakat başka çaresi yoktu. Ölümleri boşa gitme yecekti. Dökülen kanlar kendisini gerçek bir kral yapacaktı. 2aten Dagnarus'un onlara iyilik yaptığı bile söylenebilirdi Taanların en büyük arzuları savaş sırasında can vermektir Dagnarus beş bin taanın bu dileğini yerine getirecekti. "Tıpkı benim dileğimin de gerçekleştiği gibi," dedi kendi kendine sırıtarak. Aslında olup bitenlere kendisi bile inanamıyordu. Bunun için iki yüzyıl uğramıştı ve nihayet plânları meyve vermek üzereydi. Yakında Yeni Vinnengael kralı olarak taç takacaktı. Fakat ortada bir sorun, ortalıkta vızıldayıp sinirini bozan bir sinek, kusursuz olması gereken mücevherindeki ufak bir çatlak vardı. K'let. Dagnarus bir zamanlar K'let ile tanıştığı güne şükrediyordu. Ancak artık ettiği tek şey lanetti. Dagnarus'un ömrü bo-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


yunca tanıdığı herkes arasında gerçek bir dost olmaya en çok yaklaştığına inandığı kişi K'let'ti. K'let bir taandı, fakat Dagnarus eskiden beri taanları anlayabilme yeteneğine sahip olagelmişti. Belki bunun sebebi kendisinin de bir savaşçı olmasında yatıyordu. K'let ile arasında pek çok ortak özellik vardı: ikisi de hırslıydı, ikisi de istediklerini elde etmek için acımasızca davranabiliyordu, ikisi de cesur ve hünerli savaşçılardı. Dagnarus albino taanla olan ilişkisinde tek bir hata yapmıştı. K'let'i hafife almış ve kendini üstün görmüştü. K'let artık Shakur gibi bir utanç kaynağı değildi. Asi taan Vrykyl'i bir tehlike haline gelmişti. O sırada Vinnengael topraklarında binlerce taan vardı. Bunların pek çoğu Dagnarus'a sadıktı, fakat K'let onları tek bir bayrak altında toplamakta başarılı olursa—zaten hep bunu deniyordu — taanlar çok ciddi bir tehlike arz ederlerdi. Dagnarus buluşma yerine vardığında paralı askerlerin lideri Klendist'i kendisini beklerken buldu. Dagnarus onu işe aldığında eski bir haydut olan Klendist 222 Boşluk'a Yolculuk üredir gerilla liderliği yapıyor ve Vinnengael-Tromek smıdaki köyleri yağmalayarak rahat bir yaşam sürüyordu. Ürl ndist beraberinde sekiz yüz asker getirmişti. Bunların hepsi , tecrübeli savaşçılardı ve hatta bazıları savaş büyücüsüydü. Sessiz bir adam olan Klendist yapı bakımından bodur ve kaslı bir vücuda sahipti. Hiçbir şeyden korkusu yoktu. Dagnarus karanlığın içinden çıkarken o da Boşluk'un Efendisi'ni hafifçe kafa sallayıp koca koca sırıtarak karşıladı. Klendist fedailerini yollayıp emirlerini beklemeye başladı. "Adamların neredeler?" diye sordu Dagnarus. "Şu tepenin arkasında," yanıtını veren Klendist, parmağıyla belli bir yönü işaret etti. Dagnarus o istikamete baktı. Gece son derece durgun ve sessizdi. "Onları ne görebilir ne de duyabilirsiniz, lordum," diye ekledi Klendist. "Ama yine de oradalar." "Herhalde taan kampından ayrılırken şüphe uyandırmamışsınızdır." "Tıpkı bizler gibi yabanları da göremiyor veya duyamıyorsunuz, değil mi, lordum? Emrettiğiniz gibi kamptan sessizce sıvıştık. Gözcülerinden bazıları uyanıktı, fakat yabanlara savaşma hevesimizi kaybettiğimizi ve eve döndüğümüzü söyledik." "Size inandılar mı?" "Elbette. Yabanlar tüm insanların korkak olduğunu sanıyorlar. Emirleriniz nedir, efendim?" "Batıdaki Marduar adlı şehre gideceksiniz. Şehir Vinnengael'in ortalarında—" "Orasını biliyorum." "Güzel. Oraya varınca Shakur'la buluşacaksın." "Nerede?" "O seni bulur," dedi Dagnarus. Klendist omuz silkti. "Peki ya sonra?" "Sonraki emirlerini o verecek. Ona da tıpkı bana ettiğin gibi itaat edeceksin. Sana kesin bir şey söyleyemiyorum, çünkü vaziyet çok değişken. Her an her şey değişebilir. Ama sana şu ka223

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN darını söyleyebilirim. Taanlardan bazıları bana karşı isyan enler ve kendi başlarına hareket eder oldular. Liderleri bir taa Vrykyl'i. Asilerin yok edilmesini istiyorum." "Sanırım Vrykyl'le Shakur ilgilenecek," dedi Klendist ka larım çatarak. "Evet," diyen Dagnarus karanlıkta kendi kendine gülüm sedi. "K'let'in hakkından Shakur gelecek." Her şey umduğu gibi gelişirse Dagnarus aynı anda iki dertten birden kurtulacaktı. İki güçlü Vrykyl'in arasında geçecek çatışma sonucu ikisinin de yok olacağını tahmin ediyordu. "Sizin yalnızca taanlarla savaşmanız gerekecek, Klendist." "Bu fırsatı iple çekiyorduk, lordum. Yabanların kadınlarımıza neler yaptıklarını gördük. Aslına bakarsanız şimdiye dek yabanların gırtlaklarına sarılmamaları için adamlarımı zor tutuyordum." Dagnarus kanlı kariyeri boyunca sayısız kadına tecavüz eden ve daha pek çok çirkin eylemde bulunan Klendist'in bir anda namus bekçisi kesilmesini epey eğlenceli buldu. Buna karşın konu hakkında tek kelime etmedi. Klendist'e hemen yola çıkmasını tembihledi. Lordunun tavsiyesine uyan Klendist hiç vakit kaybetmeksizin oradan ayrıldı. Dagnarus da yola koyularak atını ters istikamete doğru sürdü. Hedefi taan kampındaki komuta merkeziydi. Oraya vardığında Kara Peçe olarak bilinen ve kyl-sarnzın, yani Vrykyl'in yokluğunda taan ordusuna önderlik eden güçlü taan samanlarım yanma çağırdı. Kara Peçe'nin tüm mensupları orada bulunmuyordu. Bazıları Delak 'Vir'deki Geçit'e saldırmak üzere Nb'arsk'la beraber gitmişti. Geride kalanlar Klendist'in kafa sallayarak verdiği selâmdan çok daha farklı bir tutum içindeydiler. Dagnarus'u huşu dolu bir hürmet ve saygıyla karşıladılar. Dagnarus Kara Peçe'ye pek de karmaşık olmayan emirler verdi: şafakta borular çalınınca taanlar şehre girmek için ana kapının önünde toplanacaklardı. Yalnızca savaşçılar değil, ırgatlar ve çocuklar da dahil olmak üzere tüm taanlar kente gire224 Boşluk'a Yolculuk rdi- Kara Peçe bu emir karşısında şaşırdı, zira çoğunlukla ..laf eeride kalırlar ve savaşçılar dönene dek kampla ilgileırgatiar g 01 "Bu sefer," dedi Dagnarus onlara, tercümanı aracılığıyla, a eaûat da dahil tüm taanlar kutlamaya katılacak. Bu koca şehfde herkese yetecek kadar ganimet var. Ayrıca zafere birebir nık olmak genç taanlara ilham verecektir." Taanlar kente girdikten sonra canlan ne isterse almakta serbesttiler—köleler, pırlantalar, zırhlar, bulabildikleri her şey. "Böylece kibirli Vinnengaelliler'e bir ders vereceğim ve benden korkmalarını sağlayacağım," dedi Dagnarus. Dagnarus Kara Peçe mensupları ile taan nizamlarının kente ilk girenlerden olmalarını istedi. Tam takım üniformalarını kuşanmış vaziyette ordunun en başında yer alarak insanların yüreklerine korku salacaklar ve morallerini çökerteceklerdi. Kara Peçe bu emri zevkle kabul etti. Tanrılarını uzun uzun selâmladıktan sonra Dagnarus'un huzurundan ayrıldılar ve uyuyan taanları kaldırmaya gittiler. Bu şekilde taanlarm saldırısını da plânlayan Dagnarus, ta-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


arruzun gerçekleştirileceği Vinnengael'i korumak üzere hemen kente yöneldi. Kendini her iki eline geçirdiği birer kuklayı dövüştürmekte olan bir kuklacı gibi hissediyordu. 225

Güneş doğdu. Nihayet taanlara saldırı emri verildi. Taanlar Kara Peçe'den altı şamanın ve muharebe grupların, yöneten nizamların önderliğinde günlerdir nehrin üzerinde kendilerini bekleyen yüzer köprüleri kullanarak karşıya geçtiler. Bağırıp çağırarak kentin ön kapısının önünde ve surların etrafında toplandılar. Taanlarm o sırada savaşmak için en dinç hallerinde oldukları söylenemezdi —savaşçıların çoğu önceki günün kavgaları ve geceki şenlik sebebiyle kendini yorgun ve halsiz hissediyordu. Normalde o şekilde savaşa gitmelerine asla izin verilmezdi, fakat zaten savaşa girmiyorlardı. Derrhuthların kocaman şehrine girecekler, güçlüleri köle olarak alacaklar, güçsüzleri katledecekler ve ortalığı yakıp yıkacaklardı. Tasgall ile Dagnarus onları surların üzerinden izliyorlardı. Aşağıdan görüldüğü kadarıyla yukarıda bir tek onlar bulunuyordu. Aslında surlar askerlerle doluydu, fakat okçular ile piyadeler silahları ellerinde yüzüstü yatmışlardı ve sinyal verilmesini bekliyorlardı. Sabah soğuğundan korunmak için siyah kadifeden kalın bir pelerine bürünmüş olan Dagnarus, o gece iyi uyuduğunu söyledi. Bir güzel dinlenmişti ve günü karşılamaya hazırdı. Kenti son bir kez teftiş etmiş, gece boyunca yapılan sıkı çalışmalardan duyduğu memnuniyeti dile getirmiş ve hem askerlerle hem de savaş büyücüleriyle bizzat konuşmak için zaman ayırmıştı. Daha sonra surlara çıkan merdivenleri tırmanmış ve şafaktan çok önce kralını beklemeye başlamış Tasgall'in yanma gitmişti. Tasgall son derece ciddi bir yüz ifadesiyle savaşçıları itişip kakışan, birbirlerini dürtükleyip dirsekleyen ve bazen de kente ilk girenlerden olabilmek için kendi aralarında kavga eden taan 226 Boşluk'a yolculuk na baktı. Görüntü onda çürüyen bir cesedi gözüne kes°f § bir kurtçuk ordusunu çağrıştırıyor, midesini bulandınBf du. Tasgall kahvaltı ettiğine pişmandı. y "ga]<ın büyücülerinin veya askerlerinin taanları hafife allarına izin verme," diye ona nasihat verdi Dagnarus. "Gü•mü yan yarıya yitirmiş bir taan savaşçısı bile iyice dinlenip hazırlanmış bir insan askere denktir. Üstelik bu taanlar tuzağa düşürüldüklerini anladıkları zaman köşeye kıstırılmış bir ejderha gibi dövüşecekler." "Ben de öyle düşünmüştüm, Majesteleri," dedi Tasgall. "Adamlarımı ve ordu kumandanlarını uyardım." "Plânladığımız gibi savaş büyücüleri önce Kara Peçe ile nizamları ortadan kaldırarak taanları liderlerinden edecekler. Tabi bunun bize pek faydası olmayacak, çünkü taanlar zaten çatışma esnasında liderlerini pek dinlemezler. Her biri kendi başına buyruk hareket eder." "Peki, Majesteleri," karşılığım verdi Tasgall. Dagnarus aynı şeyi ona dünkü toplantıda da söylemişti, fakat Tasgall o ana değin buna cidden inanmamıştı. Tasgall aşağıdaki hırıldayan, bağıran, gülüşen, korkunç savaş sancaklarım sağa sola sallayan, üzerlerine insan kafaları da

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


dahil olmak üzere çeşitli vücut parçaları takıp takışürmış taanlara baktı ve ensesindeki tüylerin ürperdiğini hissetti. Daha önce bir çatışmadan önce korku duyduğu hiç olmamıştı, fakat artık durum farklıydı. Taanlardan korkuyordu. Yeni kralından da korkuyordu. Dagnarus onlara ihanet etmiş miydi? İnsanlar bu vahşi yaratıkların eline mi teslim edileceklerdi? On bin taan daha ufkun ötesinde bir yerlerde şehre dalabilmek için kapılarının açılmasını bekliyor muydu? "Majesteleri," dedi Tasgall saygılı bir sesle, "artık saraya, güvenli bir yere gitmelisiniz. Muhafızlarınızı—" Dagnarus gülümseyerek kafasını iki yana salladı. "Muhafızlarımı çatışmaya kaülmakla görevlendirdim. Savaşarak bize daha faydalı olurlar. Hiçbir zaman ordumu arka saflardan kukanda etmedim ve şimdi de edecek değilim." Dagnarus pelerininin bir yanını arkaya atarak alün kakmalı 227 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN çelikten yapılmış ve karmaşık bir düğüm desenine sahip e« kamaştırıcı bir zırhı gözler önüne serdi. Zırhın işçiliği çok iVj di; artık bu kadar kalitelilerine rastlanmıyordu. Tasgall dah önce de böyle zırhlar görmüştü, fakat yalnızca sarayın cephane liginde veya camekânların içinde durup toz topladıkları asilza de köşklerinde. "Bu zırh babamındı," dedi Dagnarus içten bir gururla "Daha önce hiç giymedim. Halkımın yanında yer alıp kıhcınu onları korumak için kullanana dek giymeyeceğime yemin etmiştim. Hem de zırhı onun kabrinin yıkıntıları arasında bulduğum yerde." "Siz Eski Vinnengael'e mi gittiniz?" diye soran Tasgall çok şaşırmıştı. "Evet," dedi Dagnarus. Dalgın bakan gözlerinde kederli, düşünceli bir ifade mevcuttu. "Kefaretimin bir parçası olarak oraya da uğradım. Bir daha kendi rızamla oraya dönmek istemem." "Peki ya orası hakkında anlatılan eski hikâyeler doğru mu?" "Eski hikâyeleri bilmiyorum," karşılığını veren Dagnarus'un sesi neşesizdi. "Ama o hikâyelerde Loerem'de yaşayan tüm kötü kalpli yaratıkları kendisine çeken bir yerden bahsediliyorsa doğru. Kent kötülükten temizlenip tekrar ıslah edilebilir mi bilmiyorum, fakat ileride bir gün bunu denemek isterim. Annem de dahil orada hayatını kaybedenlerin arasına bunu gerçekleştirmek isterim. Annem de o gece saraydaydı. Tamamen çıldırmıştı. Üstelik benim yüzümden—onu çıldırtan bendim. Günün birinde ona yaptığım yanlışları düzelteceğim. Ona ve babama." Tasgall unutulduğunun farkındaydı. Dagnarus hafızasının kıyısında köşesinde kalmış anılardan, suçlayıcı gözlerini üzerine dikmiş ve parmaklarını kendisine doğru çevirmiş olan geçmişin hayaletlerinden bahsediyordu. Tasgall bunun bir oyun, kendisini kandırmak üzere hazırlanmış bir yalan olduğunu düşünebilirdi, fakat kralın yakışıklı yüzünü çarpıtan acı ve sesindeki keder fazlasıyla gerçekti. 222

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Boşluk/a Yolculuk "Hazır mısın?" diye sordu Dagnarus. "Evet, Majesteleri," diyen Tasgall artık üveniyordu. "Her şey hazır." ^ "Kapıların açılması için işaret ver." ona tüm kalbiyle ***** Koca çarklar döndü. Bir mühendislik harikası olan Yeni Vinnengael'in şehir kapıları, kente giren devasa yolu ikiye bölen ikiz kemerler—biri giriş, biri çıkışta kullanılıyordu—üzerinde yukarı kayarak açıldı. Taanlar her iki taraftan da içeri doluştular. Önce Kara Peçe üyeleri geldiler. Beklenti içindeki taanlar tüm kudurmuşluklarma rağmen Kara Peçe'nin samanlarından öyle çok korkuyorlar ve huşu duyuyorlardı ki onların önüne geçme cesaretini gösteremediler. Kara Peçeler bedenlerindeki sembolik yara izlerini ve postlarının alnna sokulmuş taşlan gizleyen siyah cübbelere bürünmüş halde sessizce yürüyorlardı. Vücutlarına sokulmuş değerli taşlar, her bir şamamn tadım ağzında alabildiği ölüm ve yıkım getiren Boşluk büyülerine güç sağlıyordu. Kara Peçeler kafalarını surlara doğru çevirip kendileri gibi siyahlara bürünmüş Dagnarus'a baktılar. Eğilerek onu selâmladıktan sonra tanrılarının yanma gitmeleri gerektiğini düşünmüş olacaklar ki surların yanındaki merdivenleri tırmanmaya başladılar. Dagnarus elinin bir hareketiyle şehrin ortasını gösterdi. Kara Peçeler onu bir kez daha selâmlayıp o tarafa yöneldiler. Tasgall hafif bir ıslık koyverdi. Samanlardan nehri dolduran karanlık sular gibi dalga dalga fışkıran Boşluk gücünü rahatlıkla hissedebiliyordu. Büyücülerinin onların üstesinden gelebileceklerini ummaktan başka çaresi yoktu. Samanların ardından nizamlar, yani rütbelerini savaşta gösterdikleri kahramanlıklarla kazanmış elit taan savaşçıları geldiler. Kapılardan geçerken durmaksızın bağrışıyorlar, silahlarım birbirine vurarak saklandıkları yerden çıkmaları ve kendileriyle dövüşüp ölmeleri için xkeslere meydan okuyorlardı. Taanlar 225

MARGARET VVEİS ve TRACY H i C K M A N kafalarım kaldırıp Dagnarus'a baktılar ve uzun uzun tezahü ederek o gün binlerce kişiyi öldüreceklerine, sonra da tanrıl onuruna kurbanlarının kalplerini yiyeceklerine söz verdiler Tasgall'ın aksine Dagnarus onları anladı. Böylesi daha iyjv di, yoksa Tasgall'ın kralına karşı duyduğu güven derinden sar sılabilirdi. Dagnarus hiçbir şey söylemeden eliyle taanlara plân landığı gibi davranmalarım işaret etmekle yetindi. Taan savaşçılarının geri kalanı da liderlerinin arkasından şehre hücum etti. Hevesle ilerlerlerken birbirlerini ittirip kaktırıyorlardı. Her bir taan yanındaki bir savaşçının mükâfata kendisinden önce ulaşacağından korkmaktaydı. Çıt çıkmayan şehir terk edilmiş gibi görünüyordu. Fakat taanlar xkeslerin sulu etlerinin ve sıcak kanlarının kokusunu alabiliyorlardı. İnsanlar yakınlardaydılar. Nasıl bir zarg cevizi-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


nin etli kısmı kabuğun içinde saklıysa onlar da duvarlarının arkasına saklanıyorlardı. Yeni Vinnengael şehri bir köyün gelişip büyümesi sonucu oluşmadığı için plânlı bir kentti. O yüzden Vinnengael sokakları dar ve dolambaçlı değil geniş ve dümdüzdü. Saray ve tapınak gibi özel binalar merkezde yer alırken yerleşim bölgeleri belli yerlerde, dükkânlar ve işyerleri ise bir başka taraflardaydı. Hatta hangi işyerinin nerede bulunacağı bile önceden belirlenmişti. Şehir kapılarına en yakın dükkânlar, kente girenlere hizmet verecek şekilde tasarlanmıştı. Buralarda bir ziyaretçinin ihtiyaç duyabileceği haritalardan tut da kolay bir av peşindeki yankesicileri engelleyecek akıllıca tasarlanmış para keselerine kadar her şey bulunurdu. Dükkânlar o sırada boştu, zira taanların kentin içlerine çekilmesi plânlanmıştı. Bu binalara ilk ulaşan taanlar kapıları kırıp içeri daldılar. Değerli hiçbir şey bulamayınca da tiksintiyle dışarı çıktılar. Kapılardan girmeyi sürdüren taanlar bir süre sonra her sokağı dolduran koca bir sel baskınım andırıyordu. Tasgall tedirgin bir halde çatışmanın ilk gürültülerini beklemeye başladı. Plânın bu aşaması en kritik olanıydı. Mümkün olduğunca çok sayıda taan şehrin ortasına çekilmeliydi. 230 Boşluk'a Yolculuk "Korkarım ki, Majesteleri, çatışma başlar başlamaz taanlar #a düştüklerini anlayıp kaçacaklar," dedi Tasgall. ^% Dagnarus bu sözlere güldü. "Öyle bir şey asla olmayacak. astan kaçan bir taan askeri onurunu yitirir. Kabile onun tüm a Harına el koyar ve onu işkenceyle öldürür. Ahirete geçme• e de izin verilmez. Ruhu Boşluk tarafından yutulur. Hayır, a garanti ederim ki öyle bir şey gerçekleşmeyecek." "Bunun bir tuzak olduğunu anlasalar bile mi?" diye sordu Tasgall"Özellikle o zaman," dedi Dagnarus ilgisizce. "Muharebe ne kadar zorlu olursa kazanılacak şan da o kadar büyüktür." Tasgall'ın kulaklarına bazı sesler çalınmaya başladı; savaş büyücüleri gördüklerini büyü yoluyla ona aktarmaktaydılar. Taan savaşçılarına nizamların önünden hücum etme izni verilmişti ve şimdi hepsi birden ana caddeleri doldurarak öldürecek birilerini arıyorlar, bulamayınca da giderek artan bir hüsrana uğruyorlardı. Pek çoğu kapıları tekmeleyip kırmaya ve pencerelerdeki kepenkleri sökmeye başlamıştı. O binaların bazılarında saklanmış Vinnengaelli okçular yaylarına birer ok sürmüş olarak hazır bekliyorlardı. Arkalarında da yakın dövüşü üstlenecek askerler bulunuyordu. Nizamlar ortalığa dağılarak yağmaya iştirak ettiler. Büyücülerin görebildikleri kadarıyla herhangi bir liderlik davranışı sergilemiyorlardı. Kara Peçe samanları ise bir arada kalmışlardı ve askerleri izlerken endişeye kapıldıkları görülebiliyordu. Kara Peçeler etraflarındaki taanlara aldırış etmeyerek kafa kafaya verdiler ve kendi aralarında tartışmaya başladılar. Tasgall tüm bunları kralına bildirdiğinde Dagnarus kafa sallayıp, "Sabırlı olun. Henüz zamanı gelmedi," dedi. Kente son olarak küçük çocukları ellerinden tutan ve yürüyemeyecek kadar ufak olanları sırtlarında taşıyan ırgatlar girdiler. Tasgall taan çocuklarının bayram zamanlarında tüm normal çocukların yaptıkları gibi hoplayıp zıpladıklarını, gülüştüklerini ve dans ettiklerini gördü. Yetişkinlerle birlikte ço-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


cukları da öldüreceği daha önce hiç aklına gelmemişti. Kendi kendine bu çocukların ileride büyüyüp vahşi yaratıklar haline 231 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN geleceklerini söylediyse de kendinden güçsüzleri, kendiskarşı koyamayacakları, niçin öldüklerini anlayamayacakl * katletme düşüncesi onu huzursuz ediyordu. "Sakın kendini kandırma, Tasgall," dedi Dagnarus. "Bu c cuklar daha şimdiden insan etinden hoşlanır oldular." "Peki onlara o eti ilk kim tattırdı, Majesteleri?" sözle i Tasgall'ın dilinin ucuna kadar geldi, fakat onları hemen yuttu Şimdi siyaset tartışacak vakit değildi. Tasgall'ın yerine getjrl mesi gereken bir vazifesi vardı. Tasgall zihnini tüm duygu ve şüphelerden arındırdı, böylece geriye bir tek büyüsünün cayır cayır yanan ateşi kaldı. Tam taan ırgatlarından oluşan son bir grup kapılardan geçiyordu ki şehrin içinden çığlıklar ve vahşi kükremeler yükseldi. "Taanlar binalardan birine girdiler, Majesteleri," diye rapor verdi Tasgall. "Okçular üzerlerine ateş açtılar. Bir de, Majesteleri, görünüşe bakılırsa Kara Peçe samanları gerisingeri dönmüşler. Bu tarafa doğru geliyorlar." "İşareti ver," diye emretti Dagnarus. Tasgall duvarın gölgeleri arasına sinmiş bir savaş büyücüsü çırağına eliyle işaret etti. Kız ayağa kalkıp birkaç sözcük söyledi ve elini yakındaki bir mangalda yanan ateşin içinden geçirdi. Eli mangaldaki alevleri alıp bir top haline getirdi ve kız bu topu gökyüzüne fırlattı. Parlak turuncu küre, çatılarda bekleyen herkes tarafından rahatça görülebiliyordu. Savaş büyücüleri hedeflerini seçip efsunlarım mırıldanmaya başladılar. Kapıları indiren çarkların başındaki adamlar gizlendikleri yerden fırladılar. Askerler tarafından korunan adamlar çarkları çevirince kapılar kapanmaya başladı. Taan ırgatları kapılardan gelen gıcırtı ve patırtıları duyunca neler olduğunu görmek için dönüp baktılar. Kapılara yakın olanlar bir şeylerin ters gittiğini anlayınca alarma geç^p bağrışmaya başladılar. Savaşçıların aksine ırgatlar zorunlu kalmadıkları sürece dövüşmezler. Onların görevi kabilenin devamını sağlamaktır. O an kapının yakınındaki ırgatlar tüm kabilelerinin tehli232 Boşluk'a yolculuk , olduğunu anladılar. Çocukları kaptıkları gibi kapıya doğkoşmaya başladılar. Bir yandan da bağırarak etraflarındakileri uyanyorlardı. "Kapılar çok yavaş kapanıyor!" diye kükreyen Dagnarus, *ır kanatların hantalca inmesini izliyordu. Duvardan sarkıp, "ipleri kesin!" diye bağırdı. Çarkların başındaki adamlar kralın ne dediğini anlamadıklarından aptal aptal bakmdılar. Neyse ki genç ve kurnaz bir asker emri duymuş, tehlikenin farkına varmıştı. Genç adam ileri atılıp baltasının tek bir darbesiyle iplerden birini kesti ve dostlarından kendisine yardım etmelerini istedi. Şövalyeler ile askerler aynı anda iplere saldırdılar. Kapılar müthiş bir gümbürtüyle inerek kapandıysa da birçok ırgat ile çocuk kaçmayı başarmıştı. Okçular saklandıkları yerden çıkarak kaçanların peşlerinden dalga dalga ok yağdırdılar. Her attıkları hedefi vu-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ruyordu. Taanlar tökezleyip birbiri ardına yere yığılmaya başladılar. Bir kısmı düştüğü yerde kalıyor, ancak ötekiler sıçradıkları gibi yola devam ediyorlardı. Okçular ağızlan bir karış açık bakakaldılar. Kaçan taanlarm sırtlarına saplanmış okları görebiliyorlardı, fakat bu durum düşmana engel olmuyor gibiydi. Subaylar emirler yağdırdılar. Okçular tekrar tekrar ateş açtılar. Nihayet tüm taarüarı durdurmayı becerdiler. Neredeyse her ceset en az üç ok yemişti. Okçular fal taşı gibi açılmış gözleriyle hayret içindeydiler. Kutlama yapmak için zamanları yoktu. Taan ırgatları ihanete uğradıklarını, tuzağa düşürüldüklerini anlamışlardı. Seslerini umutsuz çığlıklarla değil diğer taarüarı tehlikeden haberdar etme amaçlı korkunç ulumalarla yükselttiler. Irgatlar ellerine silah niyetine ne geçerse kaptıkları gibi surlara şiddetli bir akın başlattılar. Çocuklar da onlara katılmaktan geri kalmıyorlardı. Saldırıyı karşılamaya hazırlanan Tasgall, gözünün ucuyla bir hareket tespit etti. Dışarı baktığında sırtına oklar saplanmış bir taamn düşe kalka da olsa koşmaya başladığını gördü. Tasgall onu öldürecek bir büyüye başladı, ama sonra ağzını kapadı. Kaçan bir düşmanı sırtından vuramazdı. Taamn gitmesine izin verdi. Zaten tek bir taamn ne zararı olabilirdi ki? Tasgall 233 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN yeniden muharebeye doğru döndü. Henüz kan dökmemiş genç savaşçılar kente ancak büyük] rinden sonra girebildikleri için geride kalmışlar, dolayısıyla H bağrışları duyup koşa koşa gelmişlerdi. Genç savaşçılar yarda rmdaki ırgatlarla beraber merdivenlerin önüne koyulmuş bari katlara saldırdılar. Taanlar Vinnengaelliler'in kurmak için saatler harcadıkları barikatları birkaç dakika içinde darmadağın ettiler. Merdivenlerin önü açıldı. Basamakları fırtına gibi tırmanan taanlar deli gibi bağırıyorlar ve hem tuhaf hem de korkutucu görünümlü silahlarını sallıyorlardı—üç keskin uca sahip mızraklar, devasa kıvrık kılıçlar, iki kılıcın birleştirilmesiyle oluşmuş V şeklinde bir silah. Bunların her biri tek vuruşta bir insanın kolunu kopartacak kadar keskindi. Okçuların nişan almalarına gerek yoktu. Karşılarındaki kalabalığa körü körüne ateş açsalar bile ıskalamaları imkânsızdı. Tecrübeli savaşçıların aksine genç taanların üzerinde neredeyse hiç zırh yoktu. Buna rağmen çıplak postlarına saplanan okların fazla bir etkisi olmuyordu. Genç savaşçılar bazen durup okları çıkartıyorlar, sonra da asabiyetle bir kenara atıyorlardı, fakat gözlerini hiçbir şey fark etmeyecek kadar kan bürüdüğü için genellikle onları oldukları yerde bırakıp saldırılarını sürdürüyorlardı. Tasgall'm ve adamlarının büyüleri silahlardan daha etkili oldu. Basamaklardaki taanların arasında alev topları patladı. Patlamalar sonucu birçoğu hemen ölürken yanan cesetler aşağıdaki kalabalığın üzerine düşünce ötekiler de alev aldı. Silah arkadaşlarının korkunç ölümü taanları durdurmadı. Yukarıdaki düşmanlara ulaşmak için dostlarının yanmayı sürdüren cesetlerini tekmeleyip bir kenara iterek, üzerlerinden atlayarak, hiç olmadı üstlerine basıp geçerek merdivenlere yeni bir saldırı düzenlediler. Tepeye varanlar saldırının önünü kesmek için hazır bekleyen şövalyeler ve askerlerle kafa kafaya geldiler. Ne şövalyeler ne askerler daha önce böyle bir şey görmüşlerdi. Taanlar güçleri ve vahşilikleriyle savunma kuvvetlerini geri

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


püskürtmeye başladılar. Tasgall kendi adamlarını da vurmak234 Boşluk'a Yolculuk korktuğu için büyüsünü kullanmaya cesaret edemiyordu. tan arus'la şöyle bir bakıştılar, ardından ikisi aynı anda kılıç^3 ni çekip saldırıyı durdurmak üzere harekete geçtiler. lar -raSgall çok iyi olmasa da fena sayılmayacak bir dövüş• dü. Çift elle kullanılan bir kılıcı vardı ve öldürmek için geÇ İlikle darbelerinin arkasına koyduğu kuvvete güvenirdi, nagnarus ise müthiş bir savaşçıydı. Taanlar ile çarpışırken öyle büyük bir hüner gösteriyordu ki çok az düşman yanına yaklabjjiyordu. Onlarla daha önce de dövüştüğü belliydi. Taanların yöntemlerine ve garip görünümlü silahlarına aşikârdı. Tasgall "tanrılarının" karşılarına dikildiğini görünce taanların nasıl bir tepki vereceklerini merak ediyordu. Dagnarus'u tanımıyor gibi gözüktüklerini görünce şaşırmadan edemedi. Tasgall kralın savaş stilini izlemeyi çok isterdi, fakat o sırada canını kurtarmak için dövüşmesi gerekiyordu. İlk başta taanları yeteneksiz vahşiler olarak nitelendiren Tasgall, artık görüşlerini değiştirme ihtiyacı hissetmekteydi. Silahları tuhaf görünebilirdi, ancak son derece ölümcüldü ve taanlar onları ustaca kullanıyorlardı. Taanlardan biri her iki elinde de birer çok bıçaklı kılıcı çevirerek üzerine geldi. Silahlar o kadar hızlı dönüyordu ki Tasgall hareketi bulanık bir görünümde algılayabiliyordu. Taan bir silahla kendini savunuyor, ötekiyle de rakibine saldırıyordu. Keskin çelik Tasgall'm elindeki metal destekli eldiveni keserek elinin tersini yardı. Diğer silah da Tasgall'm kılıcını kıstırarak adamın ölümcül darbesini engelledi. Taamn hırlayan suratı Tasgall'ınkine iyice yaklaştı. Tasgall yaratığın berbat kokusunu alabiliyor, gözlerindeki öfke parıltısını görebiliyordu. Uzun boylu, geniş göğüslü, deri zırhtan daha kalın bir postla kaplı taanın vücudu sanki sırf kastan oluşmuş gibiydi. Taanlar bacaklarını da bir silah olarak kullanmaktan geri kalmazlar. Tasgall'm rakibi onu tekmeleyerek dengesini kaybettirmeye çalışırken bir yandan da ölümcül kılıçlarını savurmaktaydı. 235 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN Bir süreliğine karşılıklı itişip kakışmalarına rağmen hicb' • rakibine karşı bir üstünlük kazanamadı. Sonra taan ansızın ' ' leyerek kafasım geriye attı. Taan o kadar hızlı gerilemişti V dengesini yitiren Tasgall neredeyse surlardan aşağı yuvarlan yordu. Rakibi karnına bir kılıç saplanmış vaziyette ayakları di binde ��lü olarak yatmaktaydı. Dagnarus savaş büyücüsünü tuttu, toparlanmasına yardım etti, ardından parmağıyla bir yerj işaret etti. Taanlar surlara çıkan merdivenleri bütünüyle ele geçirmişlerdi ve her saniye bir kısmı daha yukarı ulaşıyordu. Savaş büyücülerinin birinden gelen başka bir alev patlaması alt basamakları temizlediyse de bu çok kısa sürdü. Diğer taanlar canlı canlı yananların yerini almak için hiç vakit kaybetmediler. "Samanlara bak!" diye Tasgall'a seslendi Dagnarus. "Boşluk büyücüleri!" Tasgall aşağı baktığında taanlarm arasında birkaç şaman

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


gördü. Bazıları neredeyse tamamen çıplakken diğerleri kurumaya asılmış çarşafları andıran cübbelere bürünmüştü ve hepsi birden Tasgall'ı işaret ediyordu. Tasgall silahlı dövüşten büyü kullanımına geçiş yapmak zorundaydı, ki bu da yakın dövüşle birlikte gelen kan kırmızı öfkeyi dindirmesi ve büyü yapmak için gereken berrak, aman vermez mantığı bulması gerektiği anlamına geliyordu. Bir savaş büyücüsü olarak düşüncelerini her durumda bastırması öğretilmişse de yoğunlaşmak ve bir efsunun sözlerini aklına getirmek için birkaç saniyeye ihtiyacı vardı. Samanlardan birinin göğsünden dört siyah dart fırladı. Hızla yukarı gelen dartlar, arkalarında iğrenç bir siyah balçık bırakıyorlardı. Dartlarm hızı inanılmazdı. Tasgall birinin kendisini hedeflediğini anlayana kadar dart onun zırhına çarpmıştı bile. Tasgall'm zırhı büyü saldırılarını geri püskürtmek için tasarlanmıştı ve Boşluk büyüsünü bozdu. Dart zırhın üzerine çarptığında zararsızca yok oldu. Tasgall'm yarandaki adam o kadar şanslı değildi. Şövalyenin alnının tam ortasında isabet eden dart, adamın metal miğferini delip geçti. Adamın kafası bomba gibi patlaya236 Boşluk'a Yolculuk , etrafına kan ve et parçaları saçtı. fa Tasgall Ateş büyüsü kullanamayacak kadar mangaldan ktı. Yine de yanında birkaç tüp kutsal toprak vardı. BunlarU n birini çıkarıp taş zemine fırlattı, ayağını taşlara vurdu ve . efsunun sözlerini telâffuz etti. Taan samanların altlarındaki zemin şiddetle sarsılmaya başladı- Sarsıntı ayaklarını yerden kesti. Tasgall ölmüş şövalyenin elindeki mızrağı kaptığı gibi ayağa kalkmak için çabalayan samanlardan birine tüm gücüyle fırlattı. Mızrak taam bir güzel şişledi. Yaratığın bedeni biraz seğirdi, sonra hareketsiz kaldı. Tasgall buyruklar yağdırarak okçulara ve mızraklı askerlere samanların üzerine ateş açmalarını emretti. Birkaç saniye içinde tümü de öldürülmüştü. Tasgall suratındaki kanlan ve beyin parçalarını silip hemen etrafına bakındı. Dagnarus merdivendeki taanları ezip geçen bir hücumun başım çekiyordu. Taan savaşçılarının çoğu ya ölmüştü ya da ölmek üzereydi. Kararsız ve öndersiz kalan ırgatlar ortalıkta koşuşturuyorlardı. Okçular panayırda ördek avı oyunu oynarcasına onları vurmaktaydılar. Savaş büyücüleri de yaratıklara efsun üstüne efsun yağdırdılar. Artık mesele katliam yapmaktan ibaretti. Dagnarus sırıtarak geri döndüğünde üzerinde bir çizik bile yoktu. Neşeyle, "Çatışmanın geri kalanı nasıl gidiyor? Savaş alanındaki büyücülerden ne gibi haberler alıyorsun?" diye sordu. "Fazla bir haber gelmiyor, lordum," yamtım verdi Tasgall. Büyücülerinin sesleri kesilmişti ve Tasgall endişeliydi. "Tabi güçlerini benimle konuşarak harcamak yerine muharebeye saklamaları gerek. Buna rağmen ara sıra gelen raporlar şehirdeki çatışmamn çok zorlu geçtiğini söylüyor." "Taanların bir sözü vardır," dedi Dagnarus, ağırbaşlı bir havaya bürünerek. " 'Derrhuthlar yaşama aşıktırlar, taanlarsa ölüme.' " "Bu ne anlama geliyor?" diye sordu Tasgall. "Ölümden korkanların hep dezavantajlı bir durumda ola-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


cakları anlamına," dedi Dagnarus. 237MARGARET WE İ S ve TRACY HİCKMAN "Belki öyledir, lordum," dedi Tasgall. "Ama belki de de&'i dir. Ölümden korkanlar hayatta kalmak için savaşırlar." ***** Vinnengaelliler o gün hayatta kalmak için savaştılar. Taanlar artık bir tuzağın ortasına balıklama daldıklarının farkındaydılar. Öfkeden kuduran taanlar, ölmeden önce öldürebildikleri kadar çok insan öldürmek istiyorlardı. Vinnengaelli askerler, neredeyse rakiplerinin moralini büsbütün çökertecek kadar müthiş bir şevkle dövüşen taan savaşçılarının acımasızlığı karşısında gafil avlandılar. Dagnarus Vinnengaelliler'i uyarmaya, yüz yüze gelecekleri şeye karşı hazırlamaya çalışmıştı. Aslmda ne kadar uğraşıhrsa uğraşılsın insanların karşılarına çıkan bu görüntüye tam anlamıyla hazırlanmaları olanaksızdı. Vücutları kanla kaplı taan savaşçılar salya akıta akıta böğürüyorlar, grafit camlı pencerelere boylu boyunca çarpıp kırıyorlar ve hiç düşünmeden ok yağmurlarının arasına dalıyorlardı. Seçkin taan savaşçılarının üzerinde çoğu daha önce öldürdükleri derrhuthlardan alınmış zırhlar vardı. Üzerlerinde açılan yaraları zerre kadar önemsemiyorlardı; pek çoğu bir uzuv yitirdikten sonra bile dövüşmeyi sürdürüyordu. Kendilerim silahlardan ve efsunlardan korumak için büyü kullanıyorlar, savaş büyücülerinin yarattıkları alev fırtınalarından yara almaksızın çıkıyorlardı. Sayıca eksik olan ve tuzağa düşürülen taanlar düşmana öyle bir kuvvetle saldırıyorlardı ki tüm dezavantajlarına rağmen çatışmadan galip çıkabileceklermiş gibi gözüküyordu. ***** Rigiswald bir savaş büyücüsü olarak eğitilmesine karşın çatışmaya katılmayacak kadar yaşlı ve tutuktu. Onun yerine büyülerini yaralıları iyileştirmekte kullanmak için gönüllü olmuştu. Şafakta kendi uzmanlık alanlarım bırakıp şifa büyüsü 232 Boşluk'a Yolculuk ak üzere hastaneye giden büyücülerin arasına katıldı. Di^ büyücülerin arasında mühendislik, mimari, taş işçiliği (bü" kullanarak taş blokları şekillendirme, kaldırma ve yerine yurjeŞtirme sanatı), Geçit arayıcılığı, kütüphanecilik, simya, aş^hk ve eğitmenlik alanlarında yetişmiş uzmanlar olduğu gibi P izisyon Tarikatı mensupları da vardı. Çoğunun yamnda büvü kitabı da bulunuyordu. Bazı büyücüler yürürken bir yandan da okuyorlar, öğrencilik yıllarından beri kullanmadıkları efsunları çabucak ezberlemeye çalışıyorlardı. Genç büyücülere bile çeşitli görevler verilmişti, zira başka hiçbir şey yapamasalar bile en azından ufak çaplı yaraları iyileştirmeye ve acıyı azaltmaya yönelik basit ülsımları uygulayabilirlerdi. Rigiswald tam Şifa Evleri'ne—yeşil çimenliklerle, ağaçlarla ve çiçekli çalılarla çevrili; temiz havayı ve güneş ışığım bol miktarda alabilen bölümlere ve elflerin binalarım anımsatan bir tasarıma sahip kocaman bir yapı—varmak üzereyken kapanan şehir kapılarının gümbürtüsünü hem duyup hem hissetti. Onunla birlikte diğer herkes pencerelerden kentin kuzeyine, yani savaşın büyük ölçüde cereyan edeceği yere baktı. Şifa Evleri doğal bir yükseltinin üstünde yer alıyordu. Görüş alanı

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


yüksek binalar yüzünden sınırlı olsa da büyücüler ara sıra binaların çatılarındaki küçük suretleri (ya savaş büyücüleri ya da askerler) seçebiliyorlardı. Taanların alışılmadık ve tüyler ürpertici ulumaları durgun sabah havasım delip geçti. Kolay kolay endişelenen biri olmamasına rağmen Rigiswald'un midesi büzüldü. Etrafındaki suratlar bembeyaz kesildi. İnsanlar korkulu gözlerle bakıştılar. Revirciler gönüllüleri hemen işe koşarak onlara yatakları çektirdiler, sargı bezleri kestirdiler, lapa ve merhem hazırlatıp şişelettiler, ilaç ve iksir karıştırttılar, ya da korkan hastalan yatıştırmaya yolladılar. Zamanla ulumaların ve çığlıkların gürültüsü giderek arttı. Taş kavanozların içine merhem doldurmakta olan Rigiswald, çatışmanın gerçekleştiği yöne bakan ve yerden tavana kadar uzanan büyük bir pencerenin önündeydi. Yoluna çıkan her şeyi yakıp kül edecek mavi-beyaz bir alev perdesinin gökyüzüne 235 MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN doğru yükseldiğini gördü. Diri diri kızaran taanlarm çığl^u kulağa korkunç geliyordu. Bu korkunç gürültü karşısına Rigiswald'un yanında oturan genç bir öğrenci öyle bir irkildi k' doldurmakta olduğu şişeyi düşürerek kırılmasına sebep oldu Rigiswald aklına gelen tüm sakinleştirici sözleri söyledi, u bunların sayısı fazla değildi. Kıza biraz su içmesini, derin nefes almasını ve pencerelerden uzaklaşmasını tembihledi. Dışarı bir kez daha baktığında devasa bir siyah duman sütununun göğe yükseldiğini gördü. Hastanedekiler sessiz sedasız işlerini yan. mayı sürdürdüler. Sonra yaralılar gelmeye başladı. İlk hastalar kendi başlarına yürüyebiliyorlardı. Bunlar ya teker teker geliyorlar, ya da ikişerli üçerli gruplar halinde gelerek birbirlerine destek oluyorlardı. Bu kişiler savaş meydanındaki daha kritik vakalarla ilgilenen şifacılar tarafından gönderilmişlerdi. "Orada daha çok sedyeye ihtiyaçları var," sözleri, askerlerden birinin ağzından çıkan ilk şeydi. Adam bitkin bir halde kafasıyla ön safları işaret etti. En güçlü kuvvetli büyücüler sedyeleri alıp gittiler. Şifacılar hemen yaralıların üzerine çullanıp onları kucakladıkları gibi hastaneye soktular. Bir kadın hasta daha fazla dayanamayarak yere çöktü. Zırhına ve tabardma bakarak onun bir savaş büyücüsü olduğunu anlayan Rigisvvald kadınla bizzat ilgilenmeye karar verdi, zira o tür büyücülerin almaları muhtemel yara tiplerine yabancı değildi. Kadının etrafına üşüşen genç öğrenciler ne yapacaklarını bilmez haldeydiler, çünkü kadının üzerindeki zırhı nasıl çıkartacaklarını kestiremiyorlardı. Rigisvvald yardıma ihtiyaç duyabileceğini düşünerek içlerinden birine yanında kalmasını emredip diğerlerini yolladı. Rigisvvald'un yanında kalan genç adam güzel, güneşli günlerde insanların üzerinde dolaşarak dostlarını selâmladıkları, yeni kıyafetlerini sergiledikleri ya da son dedikoduları dinledikleri için "Güzel Gün Yolu" adıyla bilinen geniş caddeden akan koyu renkli sıvıyı incelemek üzere o tarafa yollandı. Güzel Gün Yolu'ndaki akıntı giderek genişliyordu. Genç 240 Boşluk'a Yolculuk

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


eğilip daha yakından baktı. Hemen ardından nefesi ke3 imis ve ^eti kenzi atmı? bir vaziyette geri çekildi. Eliyle ağzını t patıp yakınlardaki ÇaIllara doğru koştu. Koyu renkli sıvı su değil kandı. Rigiswald kafasını iki yana sallayıp ayılmakta olan savaş büyücüsünün üzerine eğildi. "Neren incindi?" diye sordu adam. Kadırun uzuvlarında bir sorun yoktu. Kafasına darbe almamıştı. Üzeri kanla kaplanmışsa da kanlar ona ait olmayabilirdi. Nabzı zayıftı, fakat hızla güçleniyordu. Ateşi yoktu. Rigisvvald sorunun ne olduğunu bildiğine inansa bile emin olmak istiyordu. "Yaralanmadım," dedi kadın cılız bir sesle. "Yaptığım bir büyü kusurlu çıktı." Rigiswald'un tahmini doğruydu. Efsunlar her zaman doğru işlemezler. Böyle bir olayın çeşitli sebepleri olabilir. Büyücü bir sözcüğü hatalı telâffuz edebilir ya da kelimeleri yanlış sırayla okuyabilir. Konsantrasyonunu yitirerek büyünün ortasında kontrolü kaybedebilir. Veya büyücü her şeyi doğru yapmasına karşın fanilerin idrak kabiliyetlerinin ötesindeki bir sebepten dolayı büyü gerçekleşmesi gerektiği gibi gerçekleşmeyebilir. Kitaplar o tür durumları şöyle bir benzetmeyle açıklar: "Büyü vahşi bir at gibidir. Büyücü bir efsunu yaparken mahmuzlarını aün böğrüne batırır. Efsun başarılıysa at tırıs gitmeye başlar ve kontrol büyücüde kalır. Fakat bir hata olursa at yerinden fırlar. Kontrolü kaybeden binici ya yere düşer ya da at onu ölüme sürükler." "Zırhın tokalarım aç," diye öğrenciye emretti Rigiswald. "Sonra da koşup bana biraz brendi ve su getir. Çabuk ol!" Öğrenci kendisine söyleneni yapmaya başladı. Narin, atik parmakları büyücünün göğüs zırhını yerinde tutan deri düğümleri çabucak çözdü. Bu iş hallolduktan sonra savaş büyücüsü daha rahat nefes alabiliyordu. "Gidip diğerleriyle ilgilenin," dedi kadın, gözlerini kapatarak. "Düzeleceğim. Biraz dinlenmem gerek, o kadar." "Ötekiler emin ellerde/' dedi Rigiswald. "Sen yürüyebile241 MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN cek kadar kendini toparlayana dek yanında kalacağım." Öğrenci döndüğünde yanında iki adet şişe ve bir de barri vardı. Rigiswald brendi şişesini aldı ve içkinin bir kısmını s suyla karıştırdı. Büyücüyü doğrultup bardağı dudaklarına türdü. "Ah, brendi," dedi kadın ve Rigiswald'a bakıp gülümsed' "Savaşanların bir numaralı kuvvet ilacı. Eski askerlerden oW lısm." "Yeterince muharebeye katılmışlığım var. Orada işler nasıl gidiyor?" diye sordu Rigiswald. Kendine hakim olamayarak ürperen kadın gözlerini kacırdı. "Benim de yeterince muharebeye katılmışlığım var," dedi alçak sesle. "Ama bugünkü gibi bir dehşetle kıyaslanabilecek hiçbir şey görmedim. Aralarında Boşluk büyücüleri var-siyah peçeler takan çok güçlü büyücüler. Boşluk büyüsünü hiç bilmediğimiz şekillerde kullanıyorlar. Tasgall bize onları hede almamızı emretmişti. Biz de öyle yapmaya hazırlanıyorduk, ama efsunların sözleri daha dudaklarımızdan çıkamadan sokakları öyle bir karanlıkla örttüler ki sanki güneşimizi çaldılar Yambaşımdaki adamı, hatta kendi ellerimi bile göremez oldum!

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Çatıya çıktığımız için adım atmaya korkuyorduk, çünkü nereye bastığımızı seçemiyorduk. "Biz onları göremesek de Boşluk büyücüleri bizi pekâlâ görebiliyorlardı. Yanımdaki büyücü aniden dizleri üzerine düştü. Kalbinin göğsünden çıkarıldığını haykırdı. Başka bir adam, Grims adlı yakın bir dostum öyle sert kasılmaya başladı ki binadan aşağı düştü. Düşüş onu öldürmedi. Aşağıdan gelen çığlıklarım duyabiliyordum..." , Kadın tekrar ürperdi. Sesi kısılıp duyulmaz oldu. Rigiswald ona biraz daha brendi verdi. "Konuş," dedi kadına. "Açılırsın." "Olmaz," karşılığını verdi savaş büyücüsü. "Bugünün dehşetini mezara götüreceğim." "Boşluk büyücülerine ne oldu?" diye sordu adam. "Bilmiyorum. Bir alev patlaması oldu ve karanlık kalktı Ama alevler büyücüleri yok etmedi. Ettiyse de ceset falan bu242 Boşluk'a Yolculuk adık. Bence karanlıktan yararlanıp kaçtılar. Sonra Grims'i, A ha doğrusu ondan artakalanları buldum. Canavarlar onu jplalc elleriyle parçalamışlardı." Ç Rigisvvald kafasını kaldırdığında şehirden gelen başka haslar gördü. Aralarında sedyelerde taşman ağır yaralılar da vardı. "Gitmem gerek," dedi Rigisvvald. "Kendini toparlayabilecek misin?" Kadın onu duymamış gibiydi. Korku dolu gözleri boş boş bakıyordu. "Öldürdük, öldürdük, öldürdük," dedi. "Ama onlar tekrar tekrar üzerimize geldiler." Rigiswald kadının elini sıvazladı ve brendi şişesini yamnda bıraktı. Ardından ayağa kalkıp yaralılara, ölülere ve ölmekte olanlara baktı. Rigisvvald'un bakışları caddeden aşağı akan kan nehrine kaydı. İşte tam o anda Dagnarus'un yüreğinden geçenleri kavradı ve gerçek plânım tüm çıplaklığıyla idrak etti. Bu tuzak herkes içindi. 243 Vinnengael çatışmadan galip çıktı. Taanlar yenilmiş, yok edilmişti. Dagnarus tek bir taanın bile canlı bırakılmamasını emretti ve emirlerine harfiyen uyuldu. Taanlar ortadan kaldırıldı, fakat bedeli korkunç oldu. Akan kanlar Arven Nehri'nitt rengini değiştirdi. Sular iğrenç bir kahverengiye bürünüp ölüm kokar oldu. Sokaklar taan cesetleriyle doluydu. Muhafızlar bunları at arabalarına yükleyip yerden kaldırdılar, ancak hepsinden kurtulmak günler sürdü. Sıçanlar ölülerle beslenmek için lâğımdan çıktıklarında beraberlerinde bir sürü bulaşıcı hastalık getirdiler. Temiz su eksikliği bu hastalıkları daha da şiddetlendirdi. Cesetler kentin güneyinde muazzam bir yığın halinde yakıldılar. Kuzeyden esen rüzgârın ortaya çıkacak dumanı uzaklara götürmesi plânlanıyordu. Çatışmada can veren Vinnengaelliler şehir surlarının dışındaki bir toplu mezara gömüldüler, zira o kadar çok sayıda tabut yapıp mezar kazmaya veya her birine özel tören düzenlemeye ne zaman, ne güç, ne de hammadde yeterdi. Kuzey rüzgârları ilk başta ölüm dumanlarını Vinnenga-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


el'den uzaklaştırdı, fakat savaştan sonraki ikinci günde—Dagnarus'un kral olarak taç giyeceği günde—rüzgâr yüz seksen derece yön değiştirip tüm o dumanı ve külleri şehre taşıdı. Açıktaki her yüzey iğrenç, yağlı bir kurum tabakasıyla kaplandı. Vatandaşlar ağızlarıyla burunlarını kumaş parçalarıyla kapattılar ve çocuklarına dışarıda oynamayı yasakladılar. Kurum aym zamanda sarayın beyaz mermer duvarlarını ve tapmağın köşe bucak her yanını da kapladı. Vatandaşlar bunları ellerinden geldiğince ovalayıp temizlemeye çalıştılarsa da suyun is üzerinde fazla bir etkisi olmuyor, yalnızca onu daha da geniş 244 Boşluk'a Yolculuk hir yüzeye yaymaya yarıyordu. Sokaklardaki ve taşlardaki kan lekeleri bir türlü çıkrruHu. Halk Güzel Gün Yolu'ndaki lekeleri ovup çıkarmak için ^-nler harcadıysa da hiçbir şey fayda etmedi. Kan yol taşlarının asına sızmıştı ve görünüşe göre hiçbir şey ona tesir etmiyordu. Taanlan gören ve onların savaştaki hayvansı vahşiliklerine tanık olan Vinnengaelliler bunu her düşündüklerinde baştan aşağı ürperiyorlar ve daha kötü bir kaderle karşılaşmadıkları için kendilerini olağanüstü şanslı sayıyorlardı. Aynca bundan yeni krallarım sorumlu tutmakta ve ona tüm kalpleriyle teşekkür etmeye hazırlanmaktaydılar. Kırsal kesimdeki saray gibi malikânesinde yaşayan en seçkin asilzadeden tut da şehirdeki en köhne ahırda at pisliği küreyen en fakir adama kadar herkes Dagnarus'un taç giyme töreninden önce Yeni Vinnengael'i temizlemek için canla başla çalıştı. Çıkarılamayan iğrenç lekeler sıvayla kaplandı. Bir türlü giderilemeyen pis kokular çiçeklerle maskelendi. Daha önceleri bizzat liderlik ettiği düşman ordusunu yendikten tam yedi gün sonra Dagnarus Vinnengael İmparatorluğu Kralı ilân edildi. İmparatorluk büyük, görkemli ve saygı duyulacak bir hale gelecekti. Tüm uluslar onun önünde diz çökecekti. Tüm halklar Dagnarus'u kralları olarak kabul edeceklerdi. Dagnarus taç giydiği günün şafağında Eski Şanlar Salonu'nda tek başına yürüyordu. Uşaklarla nedimleri hazırlıklara yardımcı olmaları için yollamıştı. Taç giyme törenini Tapmak yönetecekti. Dagnarus onları da törene—kendi istekleriyle—dahil etmek için çok uğraşmış ve Tasgall sayesinde başarılı olmuştu. Dagnarus savaş büyücüsü Tasgall'dan çok memnundu. Tasgall ona babasının muhafızlarının yüzbaşısını hatırlatıyordu. Başka hiçbir yetişkin zahmete girmezken o adam Dagnarus'la yalandan ilgilenmiş ve yetişmesine yardımcı olmuştu. Yüzbaşı Argot daha iyi bir sonu hak etmişti. Yüzbaşı Eski Vinnengael savaşı sırasında ölmüştü ve Dagnarus bunu du245 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN yunca sahiden de üzülmüştü. Kral, Tasgall'ın ödüllendirilm sine karar verdi. Tasgall henüz Vrykyl olmak için uygun h~ aday değildi; Tasgall'ın Boşluk'a yatkınlığı yoktu. Fakat za manla o da olurdu. Dagnarus o sırada Tasgall'ı Pek Saygıde*e Yüksek Büyücü ilân etmekle yetindi. Eski naip Clovis sağl^. sorunları sebebiyle istifa etmişti. Yeni bir Yüksek Büyücü seçildiği zaman tüm tarikat liderle-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


rinin istifa etmeleri gibi bir gelenek vardı. Adet gereği yenj Yüksek Büyücü o istifaları reddederdi. Tasgall ise Dagnarus'un tavsiyesine uyarak her birini kabul etmiş ve onların yerine kendine bağlı kimseleri getirmişti. Tasgall'ın bir vicdanı vardı ve o vicdan ona sık sık acı veriyordu, zira Tasgall yeni unvanını pek de isteyerek almamıştı. Kralın isteğini kabul etmesinin sebebi, Tapmak ile baştaki yöneticinin zıtlaşması veya içlerinden birinin iyice güçlenip ötekine egemen olması halinde ne gibi sorunlar çıktığım biimesiydi. Tasgall kendisinin ve Dagnarus'un Vinnengael'in iyiliği için çalıştıklarına inamyordu. Dagnarus henüz Tasgall'ın bu inancını çürütecek bir davranışta bulunmamıştı. Ne de olsa Dagnarus iki asırlık ömrü boyunca sabretmeyi ve saman altından su yürütmeyi pek güzel öğrenmişti. Her şey çok iyi gidiyordu, hatta Hükümran Taş avı bile. Doğrusunu söylemek gerekirse sorunlar çıkmıyor değildi, fakat Dagnarus bir kez imparator oldu mu hepsini çözecekti. Valura'nın elf krallığı Tromek'ten yolladığı rapora göre iç savaşta bir duraksama olmuştu. Rahip'in askerleri büyük bir inatla Tromek'in bazı kilit bölgelerini ellerinde tutuyorlardı. Bunlara Geçit'in batı ucu da dahildi. Orayı koruyan Kinnoth Evi savaşçıları diğer tüm elflerden daha azimli ve dik kafalıydılar. Ayrıca taraf değiştirmeleri için yapılan tüm teklifleri reddediyorlardı. Buna bağlı olarak Kalkan'ı destekleyen bazı Evler de durup düşünmeye başlamışlardı, fakat Valura birkaç suikastın ve skandalin Evleri hizaya sokacağına güveniyordu. Dagnarus ona savaş sona erene ve durum kendi lehine sonuçlanana dek Tromek'te kalmasını emretti. Tüm bunlar hallolduktan sonra da 24 & Boşluk/a Yolculuk 'yi sonsuza dek Tromek'te—ve kendinden uzakta—tutatkPİânları vardı. Valura bunları duymaktan memnun olmasa da efendisine edecekti. İtaat etmek zorundaydı. 1 yer seviyesindeki taht odasında halk toplanmaya başlastı: Tapınak'm yüksek rütbeli mensupları, baronlar, ufak çapaSjjzadeler, şövalyeler ile hanımları, varlıklı ve nüfuzlu tücarlar, halen yeni Vinnengael'le müttefik olan ülkelerin elçileri (bunların sayısı azdı), kraliyet müzisyenleri ve bir de şehir kapılarını indirmek için ipleri kesen genç asker gibi şeref konukları. Genç Havis orada yoktu. Vinnengael'e altı ay içinde zavallı çocuğun bir tür hastalığa, büyük ihtimalle kızamığa yakalandığı haberi ulaşacaktı. Zaten o zaman da Havis hiç kimsenin umurunda olmayacaktı. Herkes taht odasında toplanıp krallarını, fatihlerini bekleyecekti. Vinnengaelliler muzafferdiler. Maalesef bu zafer onlara en büyük yenilgilerini getirmişti. Tüm o dumanı ve kanı ne kadar temizlemeye çalışırlarsa çalışsınlar anıları kafalarından asla temizleyemezlerdi. O günden sonra hiçbir Vinnengaelli o tüyler ürpertici lekeleri görmeden Yeni Vinnengael sokaklarında dolaşamayacaktı. Hiçbir Vinnengaelli ölenlerin çığlıklarının yankılarını duymadan uykuya dalamayacaktı. Hiçbir Vinnengaelli pazaryerine yığılan cesetleri veya cenaze ateşlerinden yükselen kokuları unutamayacaktı. Dagnarus savaşı Yeni Vinnengael'in içine kadar sokarak şehirdeki her adamı, kadım ve çocuğu savaşın dehşetiyle yüz

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


yüze gelmeye zorlamıştı. Bunun bir sebebi vardı. Tacı giydikten sonra harap olmuş halk kendisine sadık ve itaatkâr kalmaya söz verirse o da onları güvende tutmaya söz verecekti. insanlar kendilerinden istenileni hiç düşünmeden yerine getireceklerdi. Seve seve söz vereceklerdi. Yerdeki kanlara diz Çökerek bağlılık yemini edeceklerdi. Ve bu yemini hiç unutmayacaklardı. Dagnarus unutmalarına göz yummayacaktı. Dagnarus Vinnengael tacım bulunduğu kadife minderden kaldırdı. Taç Pek Saygıdeğer Yüksek Büyücü tarafından alınıp 247MARGARET WE i S ve TRACY HİCKMAN şapel boyunca taşındıktan sonra tanrıların takdisiyle ber K kralın kafasına takılmaya hazırdı. Tanrılar Dagnarus'u ister takdis ederler ister etmezlerHDagnarus'un umurunda bile değildi. Dagnarus'un tanrıla ihtiyacı yoktu. O Boşluk'a sahipti. O bir tek takdis istiyordu. Dagnarus bir zamanlar Vinnengael'in baba ile oğul iki kra hnı resmeden portreye doğru yürüdü. Portre değiştirilmişti Ressam ile asistanı bu tarihi olay için gece gündüz çalışmışlarda Odaya taze boya ve keten tohumu yağı kokusu hakimdi. Portrede Kral Tamaros'un yanında Prens Dagnarus duruyordu. Gururlu babanın yüzü ışıl ısıldı. Yakışıklı Dagnarus göz kamaştırıyordu. Kraliyet kıyafetleri içindeki Dagnarus, halkının alkışını almak için taht odasına inmeden önce resmin önünde diz çöktü. "Başardım, baba," dedi. "Vinnengael Kralı oldum. Benimle gurur duymanı sağlayacağım, baba. Yemin ederimi Artık benden utanmana gerek yok." Babası ona öyle yakın duruyordu ki Dagnarus bir an için yan korku yarı umutla mezardan gelecek bir fısıltı duymayı bekledi. Hiçbir şey söylenmedi, fakat Dagnarus babasının onay verdiğinden kesinlikle emindi. Dagnarus ayağa kalkıp odadan ayrıldığında ona şeref muhafızlığı yapmak için şövalyelerin ve baronların gümbür gümbür tezahüratlarıyla karşılandı. Uzun ve kimi zaman da sıkıcı geçen taç giyme töreni boyunca yeni kral, babasının gururla bakan gözlerini üzerinde hissetti. Gözde evlât artık oydu. Rigiswald davet edilmesine karşın taç giyme törenine katılmamıştı. Tasgall ona Dagnarus'un Vrykllere ilgi duyan "beyefendi" ile tanışmak için can attığını söylemişti. "Teşekkürler," demişti Rigiswald, "ama işim var." "Ne işiymiş?" diye sormuştu Tasgall. "Henüz karar vermedim," karşılığı gelmişti Rigisvvald'dan. 242 Boşluk'a Yolculuk Tasgall kaşlarını çatüysa da başka bir şey söylememişti. Cümbüş sesleri sokaklarda halen duyuluyordu. Kutlama tün gece sürmüştü ve güneş doğduktan sonra bile hızını vbetmeden devam ediyordu. Rigiswald koyun yününden «rülmüş en iyi cübbesini deri bir sırt çantasına koymak için dikkatle katlamaktaydı. Kapının çalınışıyla birlikte işi yarım kaldıRigiswald kapıyı açınca karşısında büzgülerle ve nakışlarla dolu giysilere bürünmüş genç görünümlü bir iç oğlanı buldu. Çocuk ona mühürlü bir zarf uzattı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Bu size, efendim." Rigiswald zarfı aldı ve zahmetlerine karşılık çocuğa bir sikke verdi. Oğlan sikkeyi neşeyle havaya atıp tutarak oradan ayrıldı. Rigiswald kapıyı kapatacak gibi oldu, fakat o sırada koridorun karşısında durmuş kendisini seyretmekte olan Tasgall'ı fark etti. Yaşlı büyücü hafifçe kafa salladıktan sonra geri döndü. Bu hareketi bir davet olarak gören Tasgall da onun peşinden odaya girdi. Rigisvvald zarfı yatağm üzerine attı. Cübbeyi çantaya yerleştirip düzeltti ve güvelerden korumak için üzerine sedir yağı serpti. "O zarfın içinde Kraliyet Sarayı'na bir çağrı var," diyen Tasgall yataktan tarafa bir göz attı. "Evet," karşılığını verdi Rigisvvald. "Herhalde öyledir." "Gitmeyecek misin?" "Hayır." "Majesteleri gücenecekler." Rigiswald çoraplarını tertipli bir şekilde tortop etmeye başladı. "Majesteleri'nden ilgi bekleyen yüzlerce kişi var, o yüzden yaşlı bir beyefendiyi aklına bile getirmeyecektir." "Niye böyle davrandığını biliyorum," dedi Tasgall. "Aslına bakarsan," dedi Rigisvvald, "ben de öyle." "Uzak durarak kimseye faydan dokunmaz." "Davete katılarak da dokunmayacağı gibi." "Majesteleri taç giyme töreninde Baron Shadamehr'i göre24JJ MARGARET WE i S ve TRACY HİCKMAN meyince çok üzüldüler," dedi Tasgall. "Shadamehr orada h lunmayan tek barondu. Yokluğu hissedildi." Rigiswald tortop ettiği çorapları çantanın dibine güzele yerleştirdi. Küçük, cilâlı bir gümüş diski kaldırarak yansımasını inceledi. Kısa kesilmiş sakalıyla saçlarını taradı, ardından diski ve fildişi tarağı çantaya koydu. Tasgall'm nihayet sabrı taştı. "Baron Shadamehr hemen gelip yeni kralına bağlılık yemini etmezse hain damgası yiyecek Sürgüne gönderilecek ve Yeni Vinnengael'e dönmesi halinde idama mahkum olacak. Topraklarına ve kalesine kraliyet tarafından el konacak. Majesteleri baronun döneceğine dair bir teminat bekliyorlar." Rigisvvald çantaya birkaç tane de kitap ekledi. Bunlardan bazılarını yeni satın almış ve ötekileri daha evvelden yanında getirmişti. Kitapları yerleştirirken cübbeyi kırıştırmamalarına veya çorapları ezmemelerine özen gösterdi. Toplanması bitince çantayı kaldırdı, ağzını kapattı ve omuz askılarını ayarladı. Hemen ardından üzerine seyahat pelerinini geçirdi. "Ben Baron Shadamehr'in sosyal danışmanı değilim," diyen Rigiswald, pelerinin yakasını bir arada tutmak için altın bir toka kullandı. "Görüşmelerini plânlamam." "Siz onun dostusunuz, bayım. Kralına bağlılık yemini etmesi gerektiği konusunda onu uyarmalısınız." Rigisvvald çantayı omzuna astı. Savaş büyücüsünün elini sıkma teşebbüsünde bulunmadı. "Hoşça kal, Tasgall. Rütbe atladığın için de tebrikler." Rigiswald kapıya yöneldi. Tasgall zarfı eline alıp çevirmeye başladı. "O toprak asırlardır baronun ailesine aitti," dedi Tasgall. "Baron tüm gelirini o topraklarda yetiştirilen mahsulden ve

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


nehir yolcularından alman vergilerden sağlıyor. Shadamehr baronluğunu kaybederse yoksullaşır. Gidecek hiçbir yeri, sırtını dayayacağı hiçbir dostu, sığınabileceği hiçbir mekân kalmaz." Rigisvvald durup geriye döndü. "Engizisyonerler Tarikatı liderinin dün öldüğünü duydum." Tasgall hemen karşılık vermedi. 25D Boşluk'a Yolculuk "Miçin ölmüştü? Kalp yetmezliği mi?" dedi Rigisvvald. Tassall ellerindeki zarfa baktı. "Sağlığı bir süredir bozuktu, lan incelemede doğal nedenlerden öldüğü saptandı." Rieiswald buruk bir tebessüm etti. "Yerinde olsam o doğal denlere karşı gözümü açık tutardım, Tasgall. Duyduğum kaJ rıyla ortalık onlardan geçilmiyormuş." Tasgall üç adımda odayı kat edip Rigisvvald'u kolundan tuttu. "Barona tek yapması gerekenin diz çökmek ve Kral nagnarus'a bağlılık yemini etmek olduğunu söyle." "Tek yapması gereken bu mu?" Rigiswald onu yumuşak bakışlarla süzdü. "Dostum, bu her şey demek." Rigiswald halen süpürülüp fırçalanmakta olan şehir sokaklarında tek başına yürüdü ve onarımı süren şehir kapısından dışarı çıktı. Kafasını çevirip arkasına bakınca Vinnengael'in kan kırmızı alevlerden yükselen altın bir ateşkuşuyla süslü yeni bayraklarının duman dolu havada dalgalandığını gördü. 251

fil "Atsız VVolfram," Ejderha Dağı'ndaki manastırda uzun süre kalmayı plânlamamıştı. Lord Gustav'ın verdiği ödül sayesinde VVolfram artık bir lorddu. O bir malikânenin—insan topraklarındaki bir insan malikânesinin—lorduydu ve o eve girip hem kâhyayı hem de uşakları artık bir cüce efendiye sahip olduklarını söyleyerek şaşırtmak ve yıldırmak için can atıyordu. VVolfram her gün bir sonraki sabah yola çıkmaya karar veriyor, her gün de kalmak için yeni bir bahane buluyordu. Haftalar geçmesine rağmen cüce halâ Ejderha Dağı'ndaydı. İşin aslı Ranessa bir ejderha olmayı öğreniyor ve bunu yaparken oldukça zorlanıyordu. VVolfram onu bırakıp gitmekten yana değildi. Cüce aslında şaşırmaması gerektiğinin farkındaydı. Ranessa insanken de pek başarılı biri sayılmazdı. İçinde doğup büyüdüğü ailesini ve tüm kabileyi kendisine soğutmuştu. Sonrasında da yolculukları boyunca karşılarına çıkan hemen hemen herkesi kendine gücendirmeyi becermişti. VVolfram kadının bu olumsuz tavırlarının geçerli bir nedeni olabileceğini düşünmüştü. Ranessa hayatının büyük bir bölümünü insan olduğunu düşünerek (ve bundan nefret ederek) geçirmişti. Sonra faciayı andıran bir gün gelip çatmış ve aslında insan olmadığını öğrenmişti. O bir ejderhaydı. VVolfram geçirdiği şoku atlattıktan sonra (bunun için keşiş-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lerin koyu kahverengi sert birasından epey içmesi icap etmişti) gerçek tabiatını öğrenmenin Ranessa'yı sinir bozucu, mantıksız ve yarı deli bir insan kadını olmaktan çıkarıp gamsız ve uysal bir ejderhaya dönüştürmesini ummuştu. Fakat olup biten her şeye rağmen Ranessa halâ sinir bozucu ve mantıksızdı. Aradaki tek fark, ejderha olmadan önce Ranessa'mn karşısındaki bir kimsenin kafasını kopartabilecek kadar sivri bir dile sahip ol255 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN maşıydı. Artık buna bir dizi sivri diş de eklenmişti. Ranessa'nın ejderha anası olan Ateş adlı keşiş, genç kadı davranışlarının normal olduğuna dair VVolfram'ı temin etmisn Yeni "doğmuş" tüm genç ejderhalar yeni vücutlarına alışırıa ken ve etraflarındaki dünyaya tamamen farklı bir şekilde bak mayı öğrenirlerken benzer sorunlarla karşılaşırlardı. "Gerçek doğasını öğrenmenin yarattığı o ilk coşku geçtikten sonra genç ejderha şaşkın ve asabidir. Bu kadar farklı bir yaşam tarzına uyum sağlamakta zorlanabilir ve kendini haksızlığa uğramış gibi hissedebilir. Benzer bir tepkiye Atsız sıfatını alan cücelerde de rastlanır," diye serinkanlılıkla ekledi Ateş. Bir Atsız olan VVolfram, keşişin ne demek istediğini tamı tamına anlamasına rağmen inatla anlamamazlıktan geldi. "İşlerin bu şekilde yürütülmesi çok tuhaf gözüküyor, bayan," diye karşı çıktı cüce. "Hatta anormal bile denebilir. Siz ejderhalar kendi yavrularınızı kendiniz yetiştireceğinize bu işi niçin hiçbir şeyden haberi olmayan biz zavallı fanilere devrediyorsunuz? Tüm o ağlayıp sızlanmaları, kusmaları, ve altlarına kaçırmaları düşünüldüğünde çocuk yetiştirmek hiç de kolay değildir, bilmem anlatabildim mi. Yine de biz buna katlanırız. Gidip de çocuklarımızı sizlere vermeyiz. Amacım sizi gücendirmek değil, bayan." "Gücenmedim de," karşılığını verdi Ateş. VVolfram onu kızgın değil de keyifli görünce epey rahatladı. Bir şekil değiştirici olan Ateş tekrar cüce biçimine bürünmüştü ve o esnada sıradan, görgülü bir cüce kadını gibi VVolfram'la birlikte yavaş adımlarla yürüyordu. Canı istediği an gerçek ejderha biçimini kazanabileceğinden VVolfram'in onu öfkelendirmek gibi bir arzusu yoktu. İkili, manastırı çevreleyen bahçelerde dolaşmaktaydı. Beş ejderha manastırı koruyor, keşişlere herhangi bir zarar gelmesini önlüyordu. Bu ejderhalardan dördü dünyadaki elementleri simgeliyordu: Ateş, Su, Toprak, Hava. Beşinci ejderha ise elementlerin yokluğu anlamına gelen Boşluk'u temsil ediyordu. Loerem halkları manastırın ejderhalar tarafından korunduğunu bilmelerine karşın çok az kimse o ejderhaların aynı za25-6 Boşluk'a Yolculuk , manastırı idare ettiklerinin de farkındaydı, zira ejder^ r öteki ırklarla temas kurarlarken keşiş kılığına giriyorlardı. ka 'in bir cüce kadınından haşmetli bir kırmızı ejderhaya dötüğüne tesadüfen tanık olan VVolfram, bu gerçeği istemeden Je olsa Öğrenmişti. Hepsi yalan. Yalan üstüne yalan, diye aklından geçirdi, . vduklarına jçerıemiş 0ıan Wolfram. Aslında kendisi yalana ,. başvurmuyor değildi. Bazen bir iki yalan söylemek icap debilirdi. Fakat bu aynı şey değildi. Ejderhaların yalanları pek

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


k ]<jrnsenin yaşantısını doğrudan etkiliyordu. "Faniler zamanla etraflarındaki diğer fanilere değer vermeye başlarlar," dedi VVolfram hırçın bir tavırla. "Daha sonra ejderha olduklarını öğrendiklerinde içlerinden bazılarının canı yanabilir. Tek söylediğim bu, bayan." "Anlıyorum, VVolfram," dedi Ateş. Bahçe dik bir uçurumun ucuna inşa edilmişti ve upuzun dağ zirvesinin aşağısında uzanan toprakların muhteşem bir manzarasına sahipti. İkili, ziyaretçilerin kazara dağdan aşağı yuvarlanmalarını önlemek için oraya inşa edilmiş alçak bir taş duvarın önünde durdu. Biraz aşağılarında seyrek bulut kümeleri yer alıyordu. Çok daha alçaklarda akan nehir ise kızıl kayaların arasında uzanan mavi bir iplik gibi görünüyordu. Bulutların arasındaki Ranessa uçma çalışmaları yapmaktaydı. VVolfram'a uçmaktan çok büyük zevk aldığım söylemişti. Sıcak hava akımlarıyla süzülmeye ya da aniden dalışa geçerek yerdeki bir keçinin ödünü patlatmaya bayılıyordu. Karla kaplı zirvelerin etrafında dönmeyi, dünyanın ve sorunlarının çok üzerinde kaldığını bilmeyi seviyordu. Ancak Ranessa sonsuza dek uçamazdı. Bir zaman sonra konmalı, ayaklarını yere basmalıydı. Her nedense Ranessa iniş kısmını bir türlü beceremiyordu. İlk denemesinde çok hızlı alÇalmış, ayakları yere sürtünmüş, kafasını gereğinden çabuk eğmiş, yerde taklalar atmış, keşişlerin ahırına çarpmış, binayı yıkmış ve katırlardan ikisinin ölümüne sebep olmuştu. VVolfram bu olayın sonucunda Ranessa'nın da öldüğünden emindi. Ranessa felâketten burnundaki pullardan çoğu dökülQJ5f N MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMA müş, bacak kaslanndan biri yırtılmış ve bir daha asla uçm cağına dair yemin etmiş olarak kurtulmuştu. Buna karşın rr mavi gökyüzü ve özgürlük aklını çelmişti. İniş sorunu üzeri A her gün çalışıyordu (büyük ve boş bir tarlada). Giderek n ' lastiğini iddia etmekteydi. VVolfram bundan pek emin de&iiri' Onu seyretmeye dayanamıyordu. VVolfram burnunu sıvazladı, sakalını kaşıdı ve Ranessa'n zirveler arasında zahmetsizce uçmasını izledi. Kırmızı pullan güneş ışığının altında turuncu bir parıltı saçıyordu. Zarif kanatlarıyla ve akıcı uçuşuyla çok güzel görünmekteydi. VVolfram ansızın kadının kendini tıpkı onun gördüğü gibi görmesini diledi. Belki bunun bir faydası olurdu. "Yavrularımızı fanilerin araşma bencilce sebeplerden dolayı sokmayız," diye belirtti Ateş. "Sizlerin arasında yaşamanın evlâtlarımıza kazandırdığı şeyler olduğunu keşfettik. Bu sayede sizi, düşünüşünüzü ve davranışlarınızı kavrıyorlar." "Tersinin geçerli olmaması çok kötü," dedi VVolfram surat asarak. "Kafama takılan bir şey var. Buraya gelmek Ranessa için bir mecburiyetti. Ejderha Dağı'ru rüyalarında gördü. Bu durum tüm gençlerinizde yaşanır mı?" "Yalnızca bazılarında," yanıtını verdi Ateş. "Daha çok hayatlarından memnun olmayan yavru ejderhalarda görülür. Bu kimseler sürekli bir arayış, merak içindedirler. Çevrelerine uyum sağlayamazlar. Tıpkı Ranessa'da olduğu gibi. Hayatın kendileri için özel bir şey barındırdığını bilirler ve onu bulana kadar rahat yüzü görmezler. Arayışı Ranessa'yı buraya, bana getirdi."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Peki ya geri kalanlara ne olur? İnsan, cüce veya elf olmaktan hoşlananlara?" "Onlar gerçek kimliklerini bilmeksizin insan, cüce veya elf olarak yaşayıp ölürler. Bu yüzden yavrularımızın bir kısmını kaybederiz. Bu tehlikeyi bilir ve kabulleniriz." Ateş bakışlarım Ranessa'ya çevirerek gururla gülümsedi. "Ranessa'mn şimdi bir dosta ihtiyacı var." "Umarım bulur," diye temennide bulundu VVolfram. "Ben yarın gidiyorum." Z5S Boşluk'a Yolculuk «İyi yolculuklar," karşılığını verdi Ateş ve manastıra doğru «Tüyerek oradan ayrıldı. y VVolfram ellerini deri pantolonunun ceplerine sokarak ve glarıru çatarak havada süzülen Ranessa'yı seyretti. Onun yolduğunu arılayabiliyordu, zira ejderhanın başı biraz sarkar lınuşttL Herhalde inişi mümkün olduğunca geciktiriyordu. VVolfram kafasını iki yana salladı, sonra da kendi kendine çantasını toplayacağmı söyleyerek manastıra doğru ilerlemeye başladı. Fakat öyle yapmaktansa boş tarlaya yöneldi. VVolfram ejderhayı bir kaya yığınının ortasında buldu. Ranessa kanatlarını öfkeyle çırpıyor, havaya kocaman toz bulutları kaldırıyordu. Cüce elini sallayarak tozlan suratından uzak tutmaya çalışti ve Ranessa'nın kendisini görebileceği bir yere kadar yürüdü. "Burada ne arıyorsun?" diye bilmek istedi Ranessa. "Alay etmeye mi geldin?" "O boş kafanı kırıp kırmadığına bakmak için geldim," cevabım verdi VVolfram. "İlerleme kaydediyorsun." "Yani?" Ranessa ona dik dik baktı. "Yani... ilerleme kaydediyorsun," dedi VVolfram. "Bu sefer göle düşmedin." Ejderha kaşlarım çattı. "Bilgin olsun diye söylüyorum, gölü hedeflemiştim. Ama ıskaladım." Ranessa devasa vücudunu kayaların arasından çıkarırken ayağıyla birkaçım tekmeledi ve uzun, pullu kuyruğunu asabiyetle savurdu. Kayalardan biri VVolfram'ın oldukça yakımna düşerek onun ezilmemek için bulunduğu yerden aceleyle kaçmasına sebep oldu. "Üzgünüm," diye mırıldandı Ranessa. Ejderha kanatlarım güneşe doğru açtı. Kanatlarının kırmızıturuncu transparan derisine vuran akşamüstü güneşi, ejderhanın içten gelen bir ateşle yamyor gibi görünmesine sebep oldu. Kırmızı pullar parıl parıldı. Ejderha kıvrımlı boynunun ucunda 255 MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN yer alan zarif kafasını sağa sola çevirerek kanatlarında hi w delik veya yırtığın bulunmadığından emin oldu, çünkü bir l önce ilgilenilmezse en ufak bir delik bile uçuş sırasında genişir yebilir ve ciddi yaralanmalara sebep olabilirdi. Pek sabırlı W İ olmayan Ranessa bu dersi zor yoldan öğrenmişti. "Niye göle inmek istedin?" diye sual etti VVolfram. VVolfram onu böyle güneşin altında ışıldarken gördüğüne} ağlayacak gibi oluyordu. Adam genzini temizledi ve şöyle bir ürpererek karlarla beslenen gölün buz mavisi sularına baktı. "Suya inmenin daha kolay olacağım düşünmüştüm," yanı. tim verdi Ranessa. "Daha yumuşak olacağım."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Ejderha pullarım hışırdatarak tepeden tırnağa iyice bir silkelendi, ardından kanatlarını katlayıp kapattı. Derin bir iç geçi. rerek kafasını taşlık zemine indirdi ve burnunu VVolfram'la aynı hizaya getirdi. Sonra da kafasını yerden hızla kaldırıp küçük bir çam ağacına yaklaştırdı. Asabiyetle alev püskürterek ağacı çıra gibi yaktı. Tekrar iç geçirdi ve kafasını indirip güneşin ısıttığı toprağa rahatça yerleştirdi. "Bunu yapmayı seviyorum," dedi kadın. "Yani etrafındaki şeyleri yakmayı mı?" dedi VVolfram. "Evet. Bir de büyüyü. Tabi o alanda da pek başarılı sayılmam." "Ateş iyi gittiğini söyledi," diye ona güven vermeye çalıştı VVolfram. "Biraz zaman gerekiyor, hepsi bu." Cüce kısa bir süreliğine durakladı, sonra da kayıtsızca, "Eski haline dönmek istiyor olmayasm? Dönebileceğini biliyorsundur herhalde. Eskisi gibi insan olabilirsin," dedi. Ejderhanın yarık şeklinde birer gözbebeğine sahip gözleri, turuncu bir ışık saçan pullarına tezat oluşturacak kadar parlak bir zümrüt yeşiliydi. VVolfram o gözlere bakarak eski RaneSsa'yı aradı: vahşi, yabani insan kadımm. Orada eski Ranessa'dan ufak bir parça halâ vardı—sinirli, sabırsız, ürkek. Fakat o parça kayboluyor, her geçen gün biraz daha küçülüyqrdu. Yerini VVolfram'in bir türlü anlayamadığı ejderha alıyordu. "Hayır," dedi kadın. VVolfram burnunu sıvazlayarak yol tepmekten epey yıp* 260 Boşluk/a Yolculuk c 0ian çizmelerine mahzun gözlerle baktı. Yarın yola çıkaktı- Kesinlikle. "Bunu anlayabilir misin bilmiyorum," dedi Ranessa. Koma tarzına bakılırsa kendisi de daha tam olarak anlayabil• değildi- "Fakat o vücudun içindeyken kendimi hiç de rahat hissetmiyordum. Küçükken bir yılanın deri değiştirdiğini görmüştüm. Ona nasıl da özenmiştim! Kendi derim çok küçük, dar kısıtlayıcı geliyordu. Sırtımı yarıp içinden çıkmaktan başka hiçbir şey istemiyordum. Bunu nihayet başardım ve bir daha asla o derinin içine dönmek istemiyorum. Ama senin gibiler tarafından anlaşılmayı da beklemiyorum." "Aslına bakarsan anlıyorum," diye ağırbaşlılıkla belirtti Wolfram. "Ben de bir keresinde deri değiştirdim." "Ne? Nasıl? Anlat bana," dedi Ranessa ısrarla. Yeşil gözler kocaman açılmıştı. "Boş ver," dedi VVolfram. "Uzun hikâye. Hem zaten buraya gelişimin tek sebebi yarın yola çıkacağımı söylemekti." "Dün de aynı şeyi demiştin," diye hatırlattı Ranessa. "Ve evvelsi gün de." "Eh, bu sefer ciddiyim," karşılığını verdi VVolfram. Cüce onun bir şeyler demesini veya kendisini durdurmasını bekledi, fakat Ranessa öyle bir şey yapmadı. Havada dondurucu bir soğuk mevcuttu. VVolfram ayaklarını hissetmez olmuştu. Onları ısıtmak için kıpırdanmaya başladı. "Hoşça kal öyleyse," dedi VVolfram ve ardından zorlanarak, "Hayatımı kurtardığın için teşekkürler," dedi. İşi bitince geri döndü ve dağın zirvesinden inmeye başlayarak aşağılarda kalan manastıra yöneldi. VVolfram ejderhanın kuyruğunu oradaki kayalara huzursuzca vurduğunu duydu. Ufalanan taşlardan oluşan bir çığ, dağdan aşağı aktı. VVolfram neredeyse kayıp düşüyordu. Yolu

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


neredeyse yarıladığı sırada Ranessa arkasından seslendi. "Benimkini kurtardığın için sana da teşekkürler." VVolfram başını eğerek duymamış gibi yaptı. 261 MARGARET WEİS ve TRACY HICKMAN Manastırı batı istikametinden dolaşan ve ön taraftaki ^ doğru ilerleyen VVolfram, yapının ön cephesine varır varma durdu. Bir an için yanlış gördüğünü sanarak gözlerinden şüpu etti. Sonra hemen gri binanın köşesine saklandı. "Kahretsin!" diye sövdü talihine. "Çoktan yola çıkmış 0\. malıydım!" Cücelerden—aşağı yukarı yirmi tane—oluşan bir grUp manastırın önünde kamp kurmaktaydı. VVolfram o mesafeden cücelerin hangi klana mensup olduklarını seçemiyordu. Her cüce klanının kendine özel bir dizi sembolü vardır. VVolfram alacakaranlığın loş ışığında cücelerin üzerindeki ayırdedici işaretleri tam olarak görememekteydi. Daha iyi bakmak için yaklaşması gerekiyordu ve VVolfram'm adamlara yaklaşmaya hiç niyeti yoktu. VVolfram kendi kendine cüce topraklarında yaşayan birkaç milyon cüce olduğu düşünüldüğünde bu yirmi kişiden birinin kendisini tanıma olasılığının gayet düşük olduğunu, son yirmi yıldır anayurduna dönmediği de göz önüne alınırsa bu ihtimalin daha da azaldığını söyleyebilirdi—zaten söylüyordu da. Üstelik bunlar Atlı cücelerdi ve VVolfram bir Atsız'dı. Kendisi Saumel, yani Atsızlar Şehri'nden geliyordu. Bazı klan cüceleri iş için Saumel'i ara sıra ziyaret etseler de asla fazla uzun kalmazlardı. Tüm bu sebeplerden dolayı VVolfram'ı görseler bile muhtemelen tanımazlardı. "Muhtemelen/' VVolfram'm girmek istemediği bir riskti. Cücelerin atlarındaki yükü boşaltmalarını seyretmek VVolfram'ı bir anda aşırı derecede meraklandırdı. Burada ne işleri vardı? VVolfram cücelerin kendi topraklarından kalkıp da Ejderha Dağı'na kadar yolculuk ettiklerini daha önce hiç duymamıştı. Aslına bakılırsa Ejderha Dağı'ndaki manastırı bilen çok az cüce vardı. Yolculuk uzun ve zorlu geçmiş olmalıydı; aynı zamanda tehlikeli de, zira cüceler buraya varmak için eskiden beri düşmanları olagelmiş Vinnengaelliler'in topraklarından geçmek mecburiyetindeydiler. Güneş dağın arkasına batıp kayboldu. Gökyüzü mat bir sarı renk kazandı ve yer yer gece tonlarına büründü. VVolfram kök2&2

Boşluk'a Yolculuk açlarının gölgesinde kalıp onları siper niyetine kullanarak nfr lere biraz daha sokuldu. C Grup yirmi cüceden ve o sayının iki katı kadar attan oluşurdu. Cücelerin beraberindeki kendi yetiştirdikleri bodur, kıllı, j vanıklı atlar, Loerem'de attan anlayan herkesçe kabul göürdü. Cüceler tepeden tırnağa silahlanmışlardı—düşman topaklarına (yani cüce topraklarının dışındaki herhangi bir yere) seyahat eden cüceler için bu durum doğaldı. Silahlar çoğu klanda bulunanların aksine, kaba bir tarzda yapılmamıştı. VVolfram silahların Cüce Omurgası Dağlan'nm doğu tarafında yaşayan Karkara Atsızları'nın eseri olduğunu görünce hepten şaşırdı. Bu şahane silahlara sahip olmak cüce klanları için bile son derece güçtü ve fazlasıyla aranmalarının yanısıra çok paha-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lıydılar. Bu bir klan şefinin maiyeti olmalıydı, üstelik de sıradan bir klan şefinin değil. Belki de Şef Kabile Şefi'nin. Bölük pörçük duyduğu konuşmalar, VVolfram'ın bu fikrini doğruladı. Cüceler Kolost adında birinden bahsediyorlardı. Hürmetkar ses tonlarına bakılırsa epey önemli bir şahıstı. Bu Kolost her kimse o sırada içeride keşişlerle görüşüyordu. Yine de VVolfram karşısındakinin hangi klan olduğunu halâ çıkaramamıştı ve bu onu epey şaşırtıyordu. Midillilerden bazılarının üzerinde simgeler olmasına karşın ötekilerde yoktu. Bazı midillilerin üzerinde benzer tasarıma ve yapıya sahip at battaniyeleri bulunsa da aynı şey tümü için geçerli değildi. Birçok cücenin bıyıklarının ucunda kırmızı boncuklar sallanıyor, bazılarında ise boncuğa falan rastlanmıyordu. Cüce grubunun bir diğer tuhaf yanıysa birlikte çalışıyor olmalarına karşın birbirlerine zoraki bir saygıyla muamele etmeleriydi. Herhangi bir iş üzerinde çalışmadıkları zaman ayrılıyorlar, üçlü veya dörtlü gruplar halinde oturuyorlardı. VVolfram aniden neler döndüğünü anladı ve dünyanın en büyük ahmağı olduğu için kendine sövmeden edemedi. Bu cüceler tek bir klanın yüksek rütbeli savaşçıları değillerdi. Bu grup birkaç klanın yüksek rütbeli savaşçılarından oluşuyordu. VVolfram'ın bu kanıya daha önce varamamasına sebep ola263 MARGARET WE İ S ve TRACY HİCKMAN rak Atsız cücenin ömründe bir kez bile böyle bir olaya birkaç klanın tek bir klan şefi önderliğinde toplanmasına ta ^ lık etmemesi gösterilebilirdi. Tüm klanların sözde lideri 0ı Şef Kabile Şefi bile adet gereği hep kendi klanının savaşçıiar. ^ birlikte dolaşırdı. Atsızlar bu kurala bir istisnaydılar, fakat onların elinde H seçme şansı yoktu. Atsızlar sakatlanma, kanunları çiğneme v ya bunlara benzer başka bir sebepten ötürü klanlarından atılan cücelerdi. Sürgün edilen bu kimseler hayatta kalmak için bir araya toplanmak zorundaydılar. Zaten Atsızlar'a ait dört şehir de bu şekilde kurulmuştu. VVolfram hükme vardıktan sonra kırmızı boncuklardan Çelik Klanı'nı, at battaniyelerinden Kılıç Klânı'nı ve midillilerin sağrılarında yer alan zikzak şeklinde işaretlerden de Kızıl Klârt'ı tamdı. Bu klanlar geçmişte azılı düşmanlardı. Yüksek rütbeli savaşçılarım kıtamn yansım kapsayan tehlikeli bir yolculuk yapmaya ne itmiş olabilirdi? Bu Kolost da kimdi? Dünya üzerinde onca yer varken Ejderha Dağı'nda ne arıyordu? Bir cücenin tarihi kaydeden keşişlerle ne işi olabilirdi? VVolfram'm merakı öyle bir raddeye ulaştı ki ortaya çıkıp kendini tanıtmaya ve neler olduğunu sormaya can atıyordu. Buna karşın kendine bir kanun kaçağı, bir suçlu olduğunu ve öyle yapması halinde Saumel'e zincirlere vurulmuş bir halde götürüleceğini kendi kendine hatırlatarak dürtüsünü bastırdı. Gel gör ki eşyaları manastırın ortak salonundaydı ve VVolfram'la manastırın girişi arasında yirmi cüce duruyordu. VVolfram kafasını çevirip arkasındaki duvara bir göz gezdirdi. Serin dağ havasına karşın pencereler açıktı. VVolfram onların birini kullanarak içeri girmeyi düşündüyse de koridorlarda sürekli devriye gezen dev Omarahları ve pencereden sinsice girmeye kalkan bir cüceye neler yapabileceklerini düşündü. VVolfram'm tek seçeneği köknar ağaçlarının altında durmak

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ve cücelerin at battaniyelerine sarınıp uykuya dalmalarım beklemekti. Daha sonra sessizce içeri girebilir, çantasını alabilir ve kimseye yakalanmadan çekip gidebilirdi. 264 Boşluk'a Yolculuk Gece köknar ağaçlarının ve VVolfram'ın üzerine tüm ağırlıla çöktü. Klan cüceleri kutsal olarak kabul ettikleri gece ateş11 ini yaktılar. Daha doğrusu bu iş, görevi her gece ateşi yakak ve sabahları da dikkatle söndürmek olan Ateş büyücüsü rafından yapıldı. Cüceler şişlenmiş tavşanları ateşin üzerinde kızartarak akşam yemeklerini yediler. Bu da hallolunca nöbet sırasını belirlediler, at battaniyelerine sarındılar ve uykuya daldılar. VVolfram liderleri Kolost'un her an dönmesini bekliyordu, çünkü hiçbir klan cücesi açık havada uyuyabilecekken kendi rızasıyla kapalı bir yerde kalmazdı. Ancak klan şefi ortaya çıkmadı. Nihayet açlığa ve köknarların arasmda çömelmekten dizlerinin ağrısına yenik düşen VVolfram, harekete geçme zorunluluğu hissetti. Atsız cüce tutuk uzuvlarının sızlaması sebebiyle yüzünü ekşiterek doğruldu ve giriş kapısına doğru karanlığın içinde sessizce ilerledi. VVolfram nöbet tutan cücenin sırtını dönüp aksi istikamete doğru yürümeye başlamasını bekledi, sonra da köknarların gölgesine sığınarak merdivenleri hızla tırmandı ve ön kapıdan manastıra daldı. İçeri adımını atar atmaz karşısında heybetli bir cüce ile cüce kılığmdaki ejderha Ateş'i buldu. "Ah, VVolfram," dedi Ateş sakin sakin. "Biz de seni arıyorduk. VVolfram, bu Şef Kabile Şefi Kolost. Kolost, bu da sana bahsettiğim, gereken yardımı alabileceğin cüce. Hâkimiyet Efendisi VVolfram." 265

"Sen Hâkimiyet Efendisi VVolfram mısın?" diye sordu Kolost. "Adım Wolfram/' dedi VVolfram. "Ama Hâkimiyet Efendisi değilim." "Yani keşiş yalan mı söylüyor?" Kolost karşısındaki VVolfram'ı öyle sert bakışlarla süzüyordu ki VVolfram gözlerini bir türlü ona çeviremiyordu. "Yalan söylemiyor," diyen VVolfram'm boynu büküktü. "Yanılıyor. Sadece yanılıyor." "Nasıl yanılıyor olabilir ki?" VVolfram kafasını kaldırmadan omuz silkti ve bir şeyler geveledi. "Ne dedin?" diye sordu Kolost. "Yaygın bir isim. VVolfram yaygın bir isimdir..." VVolfram'm sözleri karanlığın içinde döne döne bir sessizlik kuyusuna düştü ve gürültüyle dibe vurdu. Kollarını göğsünde kavuşturan Kolost, kaşlarım çatarak VVolfram'ı süzdü. Şef Kabile Şefi'nin neler döndüğünü anlamadığı belliydi ve geleneksel cüce inadıyla anlamadan rahat etmeyecekti. Keşiş Ateş ise çocuğunu yaramazlık yaparken yakalayan ve çocuğun yaptığı yanlışı eninde sonunda kendiliğinden anlayacağım bilen bir ebeveynin sabrıyla VVolfram'a bakıyordu. VVolfram ileriki saatler boyunca Kolost'la yapılacak bir tartışmayı ve Ateş'in yüzündeki aym sabırlı tebessümü görür gibi oldu. Dayanamayarak teslim oldu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Pekâlâ! Ben VVolfram'im. Daha doğrusu öyleydim. Eskiden bir Hâkimiyet Efendisi'ydim. Genç ve budalayken hepimiz hata yaparız. Ama sonra aklım başıma geldi. Ben de istifa ettim." VVolfram gömleğinin önünü yırtarak açtı ve çıplak göğ266 Boşluk/a Yolculuk .. gösterdi. "Üzerimde madalyon falan görmüyorsunuz, SÜ? değil mi? Evet, görmüyorsunuz. Çünkü takmıyorum. ÇünÖl Hâkimiyet Efendisi değilim. En azından artık değilim. O • den hepsi bu kadarsa ikinize de iyi geceler dilerim. Gidip bJTşeyler yiyeceğim." Cüce yanlarından ayrılarak keşişlerin her akşam tekrar harladıkları yemek masasına yöneldi. Aslında iştahını kaybetmişti, ama yine de acıkmış gibi yaptı. Eline aldığı tahta tabağı neynir, ekmek ve tütsülenmiş etle tepeleme doldurdu, ardından ortak salonun bir köşesine geçti. Şöminenin yakınında bir yere oturarak ekmeği hışımla çiğnemeye başladı. Göz ucuyla da Ateş'i ve Kolost'u izliyordu. Kafa kafaya vermiş olan ikili bir şeyler konuşmaktaydı. VVolfram konuşmanın bir kısmını duyabiliyor, geri kalanını ise tahmin edebiliyordu. Kolost ona VVolfram'ın bahsettiği madalyonu sordu. Ateş o madalyonun tanrılardan gelen bir armağan olduğunu ve Dönüşüm geçirerek Hâkimiyet Efendisi olan herkese verildiğini anlattı. Madalyon kendisini takan Hâkimiyet Efendisi'ne büyülü bir zırh temin ederek onu saldırılardan koruyor ve belli başlı bazı güçler bahşediyordu. VVolfram'ın ağzındaki lokmayı yutmak için epey uğraşması gerekti. Biraz biranın da yardımıyla bunu becerdi ve önündeki ete keyifsiz bir bakış attı. Konuşma sona erdi. Ateş çekip gitti. YVolfram diğer cücenin de gideceğini umuyordu, fakat klan şefinin kendisine doğru geldiğini üzülerek gördü. VVolfram sessizce inledi. Kolost'u dikkatle süzerek düşmamm anlamaya çalıştı. Klan şefini ilk inceleyişinin ardından şaşırdığı kadar kafası da karıştı. Kolost bir cüce için normal boydaydı, fakat yürürken ağırlığını daha ziyade bir tarafına verdiği için olduğundan daha uzun gösteriyordu. Saçları, kaim kaşları ve uzun bıyığı siyahtı; gözleri ise koyu kahverengi. Yüzü güneşten ve rüzgârdan öyle çok yıpranmıştı ki yaşını kestirmek güçtü. VVolfram uzaktan bakınca onu orta yaşlı sanmıştı. Artık yakma geldiğinde onun genç biri olduğunu şaşırarak gördü. Aslında bir klan şefi olmak için fazlasıyla gençti. 2&TMARGARET W EİS ve TRACY HİCKMAN Kolost'un en tuhaf özelliği ise üzerinde hiçbir klan arm veya sembolü bulunmamasıydı. Üzerindeki tek takı, tabi o takı denilebilirse, sırtına asılmış bir savaş baltasıydı. Silahla ? meraklı olan VVolfram, Kolost az önce Ateş'le konuşurken d baltaya dikkat etmişti. Balta Karkara yapımıydı ve VVolfram', o güne dek gördüğü en iyi işçiliklerden biriydi. Kolost aniden masaya doğru yön değiştirince VVolfram'ın morali bir anda düzeldi. Klan şefi yalnızca kendisine bir ktma bira almak istemişti. Kolost uzun bir yudum içti, halinden hoşnut bir sesle geğirdi, ardından VVolfram'ın yanına kadar yürüyüp şöminenin önüne çömeldi. İkili o gece manastırın yegâne ziyaretçileriydi. VVolfram gergin ve sıkıntılı bir sessizlik içinde oturarak yöneltilecek suç-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lamaları, kınamaları ve çıkacak kavgayı bekledi. "Güzel bira," dedi Kolost. "Tabi insanlar için." VVolfram hiçbir şey söylemeden lokmasını çiğnedi. "Bir zamanlar benim de bir Atsız olduğumu bilmek içini rahatlatabilir," dedi Kolost. Konuşurken VVolfram'a bakmıyor, bakışlarıyla ortak salonu, yemek masasını, ekmek sepetlerini, bira testilerini tarıyordu. "Karkara'da doğup büyüdüm." Bu şaşırtıcı bildiriyi duyunca VVolfram'ın lokması neredeyse gırtlağında takılıyordu. Kafasını hızla kaldırarak Kolost'a bön bön baktı. "Ama sen bir klan şefisin." VVolfram'ın aklına bir fikir geldi. "Dışarıdaki adamlar gerçekte kim olduğunu bilmiyorlar, değil mi? Endişelenme. Kimseye söylemem." "Biliyorlar," dedi Kolost. Adam koyu renkli kalın kaşlarını çattı ve VVolfram'ı yan gözle süzdü. "Hayatımı yalan söyleyerek geçirecek değilim." VVolfram burun kıvırdı. "Sözlerin kulağa hoş geliyor, ama benden bu dediğine inanmamı bekleyemezsin. Bir Atsız'in bırak klan şefi ilân edilmesini, herhangi bir klana alınması bile düşünülemez. Beni kandırmaya çalışıyorsan—" "Doğru söylüyorum," dedi Kolost haşince. "Sadece bir klan şefi değil, aym zamanda Şef Kabile Şefi'yim—cüce ulusunun hükümdarıyım." 262 Boşluk'a Yolculuk jColost bu duyurunun ardından gevşedi ve buruk bir tebeşir etti. "Tabi klanlar arasında bana karşı çıkanlar yok değil, s a 0iur o kadar. Onlar da zamanla ikna olacaklar." Adam böbürlenmiyordu. Kendine güveni tamdı. Onu bu ha]jyle görüp duyduktan sonra Wolfram'm söylenenlerden şüphelenmesi imkânsızdı. "Ailem Atsız'dı," diye sözlerine devam etti Kolost. "Annem sakattı. Bir yağma sırasmda atının altında kalmış. Bacakları doğru düzgün iyileşmeyince ebeveynleri onu Karkara'ya götürmüşler. Ailesi onu terk ettiği zaman sadece sekiz yaşmdayjnış. Onu diğer Atsızlar büyütmüşler ve sonra babamla tanışıp evlenmiş. Babam başka birinin karısıyla yattığı için klanından kovulan bir suçluymuş. Kendisi bir demirciye asistanlık ediyordu. Ben de aynı işe girecektim, ama Kurt bana yazgımın Karkara'da olmadığını söyledi. Kurt benim ölene kadar kurumla kaplı bir demirci olarak çalışmamı istemedi. Bana ebeveynlerimi geride bırakmamı, Cüce Omurgası Dağları'nı aşmamı ve beni kabul edecek bir klan bulmamı salık verdi. Ben de öyle yaptım. O sırada on iki yaşındaydım." Wolfram yemek yermiş gibi yapmayı hepten bıraktı. Koca koca açılmış gözlerle dinlemeyi sürdürdü. "Yolculuk uzun ve zorluydu. Açlık, susuzluk çektim. Yolumu kaybettim. Ama karnım ne zaman açıksa Kurt beni besledi. Kaybolduğum zaman Kurt bana yol gösterdi. Beni Çelik Klanı'na yönlendirdi. Klan cüceleri ilk başka beni kovdular. Kamplarına girmeme bile izin vermediler. Ama ben ısrarcıydım. Onları gece gündüz takip ettim. Atım yoktu, ama yayan bile olsa onlara elimden geldiğince yetişmeye çalıştım. Onları ne zaman kaybetsem Kurt bana tekrar nasıl bulabileceğimi gösterdi. Avlanarak karnımı doyurdum ve klan cücelerine et armağan ederek onlara yük olmayacağımı gösterdim. "Sonra bir gün klan şefi kamptan ayrılıp yanıma geldi. Cesaretim ve inatçılığım sebebiyle klanın beni aralanna almayı

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


kabul ettiğini söyledi. Beni tek çocuklarını hastalıktan yitirmiş bir çiftin himayesine verdi ve artık oğulları olduğumu anlattı. Böylece Çelik Klâm'na alındım. Klan şefi ölmeden önce güçlü 26J MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN bir savaşçı ve hünerli bir avcı olduğumu ispatladım. Müsah kalarda ve çatışmalarda üstün geldim. Geçmişte emsali gör-ı" memesine rağmen en sonunda klan şefi ilân edildim. "Karkara'ya geri döndüm. Satın alarak ve takas ederek si lahlar topladım ve bunları dağlardan geçirip Çelik Klanı savaş çılarma dağıttım. Liderliğim ve üstün silahlarımız sayesinde hem Kılıç hem de Kızıl klanlarını muharebelerde mağlup ettik Saumel ve Karkara'nın Atsızları gibi bu iki klanın şefleri de beni Şef Kabile Şefi olarak kabullendiler. Diğer klanlar da yakında onlara katılacak." Wolfram hayrete düşmüştü. Kolost geçmişinden son derece sıradan bir şeymiş gibi bahsediyordu, fakat Wolfram gerçekleri açıkça görebilmekteydi. Çocuğun katlandığı müthiş zorlukları, yalnızlığı, korkuyu idrak edebiliyordu. VVolfram onu buralara kadar getiren, tüm zorlukları aşmasını sağlayan iradeye ve azme hayran kaldı. Acaba Kolost ileride ne yapmayı plânlıyordu? Klan şefi adeta onun düşüncelerini okudu. Kolost gülümseyerek birasından bir yudum daha içti. "Tahmin edebileceğin gibi hayallerim hiç de ufak değil. Cüce ulusuna hükmetmeyi, tüm klanları kontrolüm altına almayı plânlıyorum. Bunu gerçekleştirince sınırlarımızı genişletecek; insanların, elflerin ve orklarm bizden çaldıkları toprakları geri alacağım. Üstelik inek ağıllarını yağmalamaktan bahsetmiyorum. Amacım topraklarımızı geri almak, daha doğrusu bize geri vermeleri için onları ikna etmek." "Öyleyse buraya niçin geldin?" diye soran VVolfram, kendini güneş çarpmış gibi afallamış hissetmekteydi. "Herhalde beni aramıyordun?" "Hayır, aramıyordum," dedi Kolost. "Bir cüce Hâkimiyet Efendisi olduğundan bile haberim yoktu." Adam durakladı,» sonra düşünceli bir edayla şunları ekledi, "Ama bir açıdan seni aramış da olabilirim. Kurt bana burada, Ejderha Dağı'nda ihtiyacım olan yardımı bulacağımı söyledi. Belki Kurt seni kastetmiştir." "Belki de kastetmemiştir," dedi VVolfram kısaca. Klan şefine kurnaz bir bakış attı. "Zaten yardıma ihtiyaç duyan birine de o.yo BoşIuk'aYolcuIuk benZemiyorsun - gerek benim, gerekse keşişlerin yardımına." Kolost boş bira kupasına bakıp kaşlarını çattı. "Kendimi tanıyor gücümü ve sınırlarımı biliyorum. Atlı ve Atsız cüceleri ,e tanıyorum. Nasıl düşündüklerini, yaptıklarıma ve söylediklerime nasıl tepki vereceklerini biliyorum. Savaşı ve barışı biliyorum. Tabiatın işleyişini biliyorum—rüzgârı, seli ve yangını. Arna sorunum bunların hiçbiriyle alâkalı değil ve bu da kafamı karıştırıyor. İşte Kurt cevaplar almam için beni buraya bu yüzden yolladı." "Peki seni yüzlerce kilometrelik bir yolculuğa çıkartan, düşmanlarının topraklarına girmene sebep olan ve içini yakıp kavuran bu soru neymiş bakalım?" diye soran VVolfram, epey rahatladığı için sözünü sakınmadan konuşabiliyordu. Sonuçta

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


suçlu damgası yemesinin pek muhtemel olmadığını anlamıştı. "Hükümran Taş'm cücelere ait parçası çalındı," dedi Kolost. "Keşişlere onu çalan hırsız hakkında bilgi sahibi olup olmadıklarını sormaya geldim." "Çalındı mı?" diye soran Wolfram hayrete düşmüştü. "Emin misin?" Ses tonu sertleşti. "Belki de yalnızca kaybolmuştur. Ne de olsa hiçbir klan cücesi o taşı umursamıyordu. Atsızlar'm da ona ilgi duydukları pek söylenemezdi." VVolfram onca yıl sonra bile içinde o eski öfkenin filizlendiğini hissedince ister istemez şaşırdı. "Hem Taş'tan sana ne ki?" "Geçmişte hiçbirimizin onu umursamadığı doğru," diyen Kolost'un ses tonu oldukça ciddiydi. "Ama artık işler değişti. Hükümran Taş cücelere Kurt tarafından verildi. Taş bize ait. Hiç kimsenin onu bizden almaya hakkı yok." "İşin aslı şu ki ona ihtiyaç duyabileceğini düşünüyorsun," dedi VVolfram bilgiççe. "Taş'ı kimin aldığını biliyor musun? Herhalde birileri hırsızı görmüştür." Kolost kafasım iki yana salladı. "Hırsızlık gece vakti gerçekleşti. Hiç kimse bir şey duyup görmedi." VVolfram kafasını kaşıdı. Hükümran Taş'in cücelere ait parçası iki asırdır Atsız şehri Saumel'de duruyordu. Hiçbir cüce onu çalmaya kalkmazdı. Aslına bakılırsa VVolfram daha önce Taş'ı bilen veya umursayan biriyle tanışmamıştı. Saumel cüce 271

MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN topraklarında bir ticaret merkezi gibiydi, öteki ırkların supları kente girip çıkabilirlerdi, buna karşın kentin belli u'" sımlarından öteye geçmemeleri gerekiyordu. Cüceler Hüküm" ran Taş'm başına çocuklardan başka herhangi bir muhaf koymamışlardı. "Peki Ateş ne dedi?" diye sordu VVolfram. "Hırsızın kim olabileceğini biliyor muymuş?" "Hiç sanmıyorum," diyen Kolost'un alnı düşünceli bir edayla kırıştı. "O çok tuhaf bir kadın. Hiç de gerçek bir cüceye benzemiyor. Ona güvendiğim pek söylenemez." Adam bunları söylerken bir taraftan da VVolfram'ı süzüyordu. "Merak etme, Ateş iyi biridir," diyen VVolfram konuyu çabucak geçiştirdi. "Zaten bilseydi sana söylerdi. Peki sana neler anlattı?" "Bana yardım edemeyeceğini, ama Hükümran Taş hakkında bilgi sahibi olan bir cücenin kendilerini ziyaret ettiğini söyledi. Dediğine göre bu cüce bir Hâkimiyet Efendisi'ymiş." "Eskiden Hâkimiyet Efendisi'ydi," dedi VVolfram sinirlenerek. "Eskiden. Artık değilim. Bıraktım." "Ateş öyle demiyor," diye belirtti Kolost. "Ateş'in bir halt bildiği yok," diye söylendi VVolfram. "Kendinden ümidi kestiysen bile Kurt'un senden ümidini kesmediğini biliyor." VVolfram kendi kendine homurdandı. Ara sıra Kurt ismini ağzına alarak küfrettiği olurdu. Zaten o sıralar aralarındaki ilişki de bundan ibaretti. Kolost ayağa kalktı. "Sabah olunca kaldığımız yerden devam ederiz. Bu gece ateşimi paylaşır mısın?" Bir cüce ateşini paylaşmayı teklif ederse karşısındakine büyük bir şeref bahşetmiş, ona olan yakınlığını dile getirmiş demektir. Fakat VVolfram bunun bir tuzak olduğunu anladı ve akıllılık edip farkına tam zamanında vardığı için kendini tebrik

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


etti. "Teşekkürler, Klan Şefi," dedi adam. "Gökte dolunay var ve yol beni çağırıyor. Zaten burada gereğinden fazla kaldım. Artık yola çıkmalıyım." 2^2 Boşluk'a Yolculuk ıVolfram bunları söylerken Kolost'un öfkelenmesini veya erimesini bekliyordu. Her iki durumla da başa çıkmaya haZlf ''Çocuklar öldürüldüler," dedi Kolost. VVolfram iğne batırılmışçasına irkildi. "Ne demek istiyorsun?" diye bilmemezlikten geldi VVolfram. "Ne çocukları?" "Dunner Çocukları. Taş'a kendi rızalarıyla muhafızlık eden çocuklar. Taş'ı her kim aldıysa onları öldürmüş. Çocuklar onu korumak için savaşmışlar. Birer kahraman olarak öldüler. Sana dümdüz çayırlar dilerim, VVolfram." Bu iyi yolculuklar demekti. Kolost manastırdan çıktı. O gittikten sonra VVolfram alevlere uzun uzun baktı. Hatta o kadar uzun süre baktı ki sonunda parlak ışıktan gözleri yaşarmaya başladı. En azından kendi kendine öyle söyledi. ***** Kolost ve beraberindekiler güneşin doğusuyla birlikte kalktılar, ateşlerini söndürdüler ve üç-beş parça eşyalarını toplamaya başladılar. Kolost'un işi görülmüştü. Sorularım sormuş ve yanıtlarım almıştı. Yanıtların istediği gibi olmamasının hiç önemi yoktu. Durumunu, hayatın o noktasına kadar gelmesini sağlayan şaşmaz bir kadercilikle kabulleniyordu. Yaşam sürüp gitmekteydi. VVolfram cüceleri gölgeli kapı eşiğinden seyrediyordu. Kötü bir gece geçirmiş, tuhaf rüyalar görmüştü. Kalıp en azından Kolost'a birkaç soru daha yöneltmeye karar vermişti. Cüceler onun uzun sakalına, üzerinde klan sembollerinin bulunmayışına bakarak VVolfram'ın bir Atsız olduğunu anladılar ve onu acır gözlerle süzdüler. VVolfram hiçbirine aldırış etmedi. Bu bakışı daha önceleri de pek çok kereler görmüşlüğü vardı. Doğrudan doğruya Kolost'a yöneldi. Klan şefi o sırada atının karnına bakıyor ve eyerinin sıkılığım kontrol ediyordu. "Kolost," diye onu uyardı yamndaki cücelerden biri. "Ge273 MARGARET W EİS ve TRACY HİCKMAN len var." Klan şefi doğrularak VVolfram'dan tarafa döndü. Kolo birli davranırsa, bilgiç bilgiç sırıtırsa veya herhangi bir şekı muzaffer görünürse VVolfram gerisingeri dönecek ve he çekip gidecekti. Fakat klan şefinin yüz ifadesi ciddi ve saki ,v hiçbir şey belli etmiyor, hiçbir şey beklemiyordu. O yüzd VVolfram kaldı. "Şu hırsızlık ne zaman oldu?" diye sual etti. Kolost konu üzerinde biraz düşündü. "O zamandan be i yolculuğumuz süresince üç kez dolunay gördük." VVolfram'm ağzı bir karış açık kaldı. "Üç ay mı?" "Buraya gelmemiz o kadar sürdü," dedi Kolost. "Bir elf değiliz. Uçamayız." "Elfler de uçamazlar," diye söylendi VVolfram. "Bilemem," dedi Kolost nazikçe. "Hiç elf görmedim."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Büyük bir kaybın olmamış." VVolfram kararsızca durup düşündü, sonra bakışlarını tekrar Kolost'a çevirdi. "Benden bu hırsızlık konusunda ne beklediğini bilmiyorum. Biz geri dönene kadar üç ay daha geçecek. Belki daha bile fazla. Hırsız o zamana dek dünyamn öteki ucana varabilir. Aslında oraya çoktan varmış olabilir." VVolfram kafasını iki yana salladı. "Hayır, durum ümitsiz. Yapabileceğim hiçbir şey yok. Hiç kimsenin yapabileceği bir şey yok. Yine de çok sık seyahat ederim. Kulaklarımı açık tutacağım. Bir şeyler duyacak olursam—" "Merhaba, VVolfram," diyen Ranessa, gelip adamm arkasında durdu. "Kim bu dostların?" VVolfram'm tüyleri diken diken oldu. Tam o anda kendini dağdan aşağı seve seve atabilirdi. Hatta öyle yapmayı ciddi olarak düşündü de. VVolfram'm bildiği kadarıyla Ranessa ejderhaya dönüştüğü günden beri ilk kez insan biçimindeydi. VVolfram yüzüne düşen siyah, darmadağınık saçlarıyla, yıpramp kirlenmiş pantolon ve tuniğiyle gözlerindeki çılgınca bakışla onun ne kadar garip göründüğünü unutmuştu. Cücelerin insanlarla işi olmaz. Klan cüceleri surat asarak 2/4 Boşluk'a Yolculuk , jjlar. Kolost da keyifsiz görünüyor ve bakışlarıyla bu dumU tasvip etmediğini belli ediyordu. rU \Volfram az önce Fringrese, yani klan cücelerinin dilini kouşrnaktaydı. Hemen Yaşlıdili'ne geçiş yaptı. "Şimdi zamanı değil, Ranessa," diye homurdandı. "Canımı daha sonra da sıkabilirsin. Hem zaten burada ne arıyorsun? Üstelik bu kılıkta?" "Gidip gitmediğini görmeye geldim," dedi sert bir karşılık verdi Ranessa. "Tabi ki gitmemişsin. Senin deyiminle bu 'kılığa' „elince, Ateş manastır çevresinde ejderha şekline bürünmemi istemiyor. Bir şeyleri kırabileceğimi söylüyor." "Kim bu insan, VVolfram?" diye Yaşlıdili'nde sordu Kolost. "Mühim biri değil," diyen VVolfram tekrar Fringrese diline döndü. "Başıma musallat olan biri işte. Onu bir türlü — " "Ben Ranessa'yım," diyen kadın dimdik durdu ve Kolost'u hakir bakışlarla süzdü. "Ve ben bir ejderhayım." "Bir ejderha!" diye tekrarladı Kolost. "Çatlağın teki işte," dedi VVolfram sesini alçaltarak. "Yola erkenden çıkmak istediğinizi biliyorum, o yüzden sizi daha fazla meşgul etmeyeyim. İyi yolculuklar—" "Ben deli değilim!" diye haykırdı öfkeden köpüren Ranessa. "Başkalarının beni deli sanmasından bıktım usandım!" "Yapma, Ranessa," diye yalvaran VVolfram, korkunç bir hata yaptığını anlamıştı. "Üzgünüm." "Size kimin deli olduğunu göstereceğim!" diye belirtti Ranessa. Kadımn insan vücudu bir ejderhanmkine dönüşmeye başladı. Kolları birer kanat halini aldı. Derisi pullarla kaplamrken yüzü kırmızı bir renge büründü. Saçları öfke ve utkuyla titreyen siyah, dikenli bir yeleye dönüştü. Gözleri yemyeşil ışıldadı. Kalın, kaslı arka bacaklar devasa vücudunu dengeledi. Parlak kırmızı kuyruğu hiddetle sağa sola savruldu. Atlar ejderhamn kokusunu alır almaz panik halinde kaçıştılar. Bazıları dağdan aşağı inerken diğerleri manastınn doğu duvarının arkasına koştu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Dehşete düşen cüceler, kısacık bir an boyunca donakaldılar. o.y-5 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN Sonra Kolost bağırarak emirler yağdırdı. Adam savaş baltas çekip kaldırdı. Öteki cüceler de ellerine kılıçlar, baltalar vev yaylar alarak saldırmaya hazırlandılar. VVolfram sesi kısılana dek bağırarak bir taraftan cüceler' öteki taraftansa Ranessa'yı yatıştırmaya çalıştı. Ejderha kükre' yerek parlak dişlerini gösterdi. Bu korkunç ses yüzünden keşişler pencerelerden ve kapılardan dışarı baktılar. Kargaşayı dindirmeye kararlı olan Omarahlar, kocaman değneklerini sallaya sallaya koşar adım olay mahalline yöneldiler. Kolost ansızın bir noktayı gösterdi. "Bir tane daha!" diye haykırdı klan şefi. Kanatlarını çırparak dağların üzerinden uçan ikinci bir ejderha, doğu tarafından görüş alanına girmişti. Ranessa annesini görünce hemen insan şekline geri döndü. Büzüşerek VVolfram'm arkasına saklanmaya çalıştı. Kendisi uzun, VVolfram ise kısa boylu olduğundan fazla bir başarı sağlayamadı. Kırmızı ejderha manastıra doğru alçaldı. "Silahlarınızı kaldırın, beyler," diyen Ateş, tepelerinde daireler çiziyordu. "Kızım size zarar vermek istemedi. Öyle değil mi, Kızım?" Halâ VVolfram'm arkasında duran Ranessa kafasını sağa sola salladı. "Onu affedin, beyler," diye sözlerini sürdürdü Ateş. "Daha çok küçük. Nasıl davranması gerektiğini henüz öğrenemedi. Atlarınız için üzgünüm. Omarahlar onları bulup size geri getirecekler." Afallamış haldeki Kolost, tepki veremeyecek kadar huşuya kapılmıştı. VVolfram klan şefinin omzuna dokundu. "Dediğini yapsanız iyi olur," diye tavsiyede bulundu. "Silahlarınızı kaldırın. Hemen." Kolost savaş baltasını indirdi ve beraberindekilere de aynı şeyi yapmalarını söyledi. "Tüm bunlar senin hatan!" diye bağıran Ranessa, VVolfram'm köprücük kemiklerine vurarak onu dizleri üzerine çökertti. Adam yerden kalkarken de hızlı adımlarla oradan ay276 Boşluk/a Yolculuk "Tekrar özür dilerim, beyler," dedi Ateş. Ejderha kanatlarını açarak bulutların arasına daldı ve dağın arkasına geçerek gözden kayboldu. Cüceler bakışlarını ondan alarak VVolfram'a çevirdiler. İstedikleri kadar bakabilirlerdi; "VVolfram zerre kadar umursamıyordu. "Atlarınızı geri getirirler." VVolfram gerisingeri döndü ve çantasını almak için manasla yollandı. Uykusuzluktan epey bitkin düşmüştü, fakat bir yere yığılıp kalmadan önce Ejderha Dağı'yla arasına birkaç kilometre koyabileceği fikrindeydi. Manastıra varınca çantasını sırtına astı ve kenarları kürk kaplı yeni şapkasını başına geçirdi. Tam kapıdan çıkıp Ejderha Dağı'na veda etmek üzereydi ki—bu sefer kesin olarak— Omarahlar'dan birinin kocaman eli omzunu kavradı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Ateş seni görmek istiyor." "Ben onu görmek istemiyorum," dedi VVolfram. "Buradan gidiyorum." "Ateş seni görmek istiyor," diye tekrarladı Omarah. Adam VVolfram'in omzunu daha sert sıktı. VVolfram keşişi ellerini arkasında kavuşturmuş olarak pencereden dışarı bakarken buldu. Ateş kafasını çevirdiğinde yüzünde endişeli, gergin bir ifade mevcuttu. Bu hali VVolfram'a, aynı ifadeyi sık sık takınan annesini istemeden de olsa hatırlattı. VVolfram ansızın ve geçerli bir sebep olmaksızın kendini suçlu gibi hissetti. "Bayan," diyerek şapkasını çıkardı. "Gerçekten çok üzgünüm ve—" "Senin suçun değildi, VVolfram." Ateş kederli bir tebessüm etti. "Hata birine mal edilecekse o kişi ben olmalıyım. Ranessa benim ilk çocuğum. İlk çocuklarma sahip olan ebeveynlerin sıkça düştükleri bir tuzağa düştüm. Ona gereğinden fazla kol kanat gerdim. Çok fazla hoşgörü gösterdim. Ranessa tıpkı benim de gençliğimde olduğum gibi inatçı ve dik kafalı. Diğer bir deyişle ona yeteri kadar analık edemedim. Ranessa'yı dışarı277 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN daki dünyaya yollayacağım, Wolfram. Kızımın seninle eejm sini istiyorum." VVolfram itiraz etmek istediyse de ağzından sadece bo&uu bir lıkırdı çıkartabildi. "Bu aynı zamanda diğer sorunların da çözülmesini sağla yabilir," diye devam eden Ateş, cücenin cefasını görmezden geldi. "Ranessa'nın dünyayı yeni ejderha gözleriyle görmesi için bir fırsat doğacak. Kolost ile sen çabucak ve güvenle Saumel şehrine gidebileceksiniz. Taş'ın cücelere ait parçasının kayboluşu çok ciddi bir mesele, VVolfram. Bunu anlıyorsun, değil mi?" "Sanırım. . . sanırım evet, bayan," dedi VVolfram şaşkına dönmüş bir halde. "Ben sadece. . . onu kimin alabileceğini bilmiyorum. Taş'ı kim isteyebilir ki?" "Sahiden de bilmiyor musun, VVolfram?" diye alçak sesle sordu Ateş. Keşiş elini uzatıp turkuvazla bezeli küçük bir gümüş kutuya dokundu. VVolfram bir zamanlar Hâkimiyet Efendisi Gustav'm elinde bulunan kutuya uzun uzun baktı. Anılar bir anda kafasına üşüştü. Gustav eskiden Hükümran Taş'ın insanlara ait parçasını barındıran o kutuyu korumak için canım vermişti. Gustav daha sonra kutuyu VVolfram'a devretmişti. Hâkimiyet Efendisi onunla birlikte cüceye başka bir şey daha devretmiş olabilirdi. VVolfram'm aklına korkunç şüpheler doluştu. Vrykyller'le iki kez karşılaşmıştı ve üçüncü bir kez daha karşılaşmak istemiyordu. Anılar vücudunun mahrem yerlerini ürpertmeye yetiyordu da artıyordu bile. Fakat sonra çocukları düşündü. VVolfram genzini temizledi. "Saumel'e döneceğim, bayan. Hâkimiyet Efendisi olmasam da elimden geleni yapacağım." "Niçin Hâkimiyet Efendisi değilsin, VVolfram? Dönüşüm'e tabi oldun—" "Tanrılar bir hata yaptılar," diyen VVolfram yüzünün kızardığım hissetti. Ateş'in bir şeyler daha söylemesini bekledi, fakat keşiş sessiz kaldı. Adam derin bir nefes alıp konuşmayı sürdürdü. "Ranessa da benimle gelebilir. Gücenmeyin ama o tanı

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


bir baş belâsı, bayan. Yine de samrım artık onu anlayabiliyo27-2 Boşluk/a Yolculuk jsjeler hissettiğini biliyorum..." ^"Tanrıların onunla da bir hata yaptıklarım mı?" diye sordu kederli bir tebessüm eşliğinde. ^t£ vVolfram şapkasım taktı. "Kolost'u bilemeyeceğim. Cüceleat binmek konusunda sorunları olmaz, ama ejderhalar. . . diyorum, bayan. Razı geleceğini sanmam." "Kolost'un yüreğine baktım. Cüce topraklarına dönmek • in sabırsızlanıyor. Kendisi buralardayken hasımlarının arkandan işler çevirdiğinden korkuyor. Onunla konuşacağım. Baa karşı çıkacağını sanmam," dedi Ateş. "Ve Ranessa'yla da konuşacağım." VVolfram zamanında—bir iddia sonucu—griffine binmiş ve o maceradan büyük zevk almıştı. Uçmak, güneşli bir günde uçsuz bucaksız bir çayırda at koşturmak kadar heyecan vericiydi. VVolfram'm hayalinde inatçı, değişken ve sakar genç ejderhanın sırtına binmek canlandı. Ranessa'mn beceriksiz, tehlikeli ve kafa kırıcı inişlerini hatırladı. Tüm bunlar gömleğinin koluyla alnını silmesini gerektirdi. "Şey, bayan, onunla sırtında binici taşımayı konuşacak olursamz durduk yere havada taklalar atmamn ve inerken nehir, okyanus ya da volkan gibi hedefleri seçmenin pek de akıllıca olmadığını söyler misiniz?" Ateş gülümsedi. "Ranessa'mn düşündüğünden daha mantıklı biri olduğuna inamyorum, VVolfram." "Peki, bayan," diye kibarca karşılık verse de VVolfram'm şüpheleri dinmedi. Adam eğilerek selâm verdikten sonra dışarı çıktı. 279 Zaman dünyadaki başka kimseleri de ilerlemeye sevk edi yor, onları da muntazam ve aman vermez temposuyla kovalıyordu. Zaman Dagnarus için asırlarla ölçülse de o bile saatin tıklamalarını işitiyordu. Zaman Shadamehr, Damra ve Griffith için yavaşlamıştı Onların zamanı ork gemisindeki nöbet değişimlerini gösteren çan sesleriyle ölçülüyordu. Güzel hava ve hızlı rüzgârlar sayesinde Sagquanno Denizi'nden çıkarak batıdaki Orkas Denizi'ne yöneldiler. Günlerini güvertede yaptıkları sakin yürüyüşlerle, gelecekle ilgili ciddi tartışmalarla, daha gayriciddi hikâye ve şarkılarla, bir de her zamanki gibi ork alâmetleriyle geçiyordu. Tüm bunlara rağmen her dört saatte bir çalan çanlar, onlara pruvanın altından geçip giden dalgaların zamam da beraberlerinde taşıdıklarını anımsatıyordu. VVolfram ve Kolost için zaman kanat çırpışları demekti. Ranessa çoğu zaman binicilerinin güvenliğini ciddiye alabiliyordu. İnişleri öyle çok gelişmişti ki VVolfram artık gözlerini az da olsa açık tutabiliyordu. Kolost'a gelince, uçmak onu büyülemişti. Klan şefi bunun savaşta ne kadar faydalı olabileceğini hemen görmüş, topraklarına griffin ithal etmeyi ciddi ciddi düşünür olmuştu. Batıya, yani eve giden Nine, Jessan ve Ulaf için zaman, atların toynakları altındaydı. Bir şarap tüccarının kervanıyla birlikte Krammes'e doğru ilerleyen Rigiswald içinse yavaş akıyordu. Yaşlı büyücü kervanda şifacı olarak hizmet veriyor, kar-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


şılığında da güvenlik ve dostluğun yanısıra Yeni Vinnengael'deki tecrübeleri sonucu ağzında biriken ekşi tadı geçirmek üzere bol bol şarap alıyordu. Kısacası zaman, Lord Gustav'm Hükümran Taş denebilecek 220 Boşlukla Yolculuk , temas etmiş herkesi ite kaka sürüklemekteydi; bir tek kişi & ? Xaanlarla beraber yolculuk eden Kuzgun için zaman, gün HVU süren uzun bir yürüyüş, geceleri kamp kuruş ve ertesi ?•n yolculuğa kalman yerden devam edişten ibaretti. Trevinici geçen günleri saymak için girişimde bulunmuştu, İra izindeki bir savaşçının görev yerine dönmeden önce halkları yanında ne kadar kalabileceğini bilmesi gerekirdi. Fakat Kuzgun için zaman artık hepten durmuş gibiydi. Gitmesi gereken veya gitme ihtiyacı hissettiği hiçbir yer yoktu. Kuzgun kafasını çevirip zamanda geriye baktığında eski hayatının uzaklaşmakta olduğunu görüyordu. Onun kayboluşunu izlerken pişmanlık duymuyordu. O yaşama geri dönmesi imkânsızdı, çünkü o yaşamda silah arkadaşları dövüşüp ölürken kendisi esir düşmüş bir tutsaktı. Kendisini tutsak alan Qu-tok'u öldürmek, Kuzgun'un yolunu aydınlatan parlak bir deniz feneri gibiydi. Utanca boğulmasına sebep olan düşmandan öç almıştı. Kendisiyle alay eden, dalga geçen, kafa bulan hasmını alt etmişti. Kuzgun düşmanını öldürerek muğlak bir şeref kazanmıştı—iğrenç bir Vrykyl olan K'let adlı albino taanın dikkatini çekmiş, onun fedaisi olmuştu. Kuzgun bunun haricinde kendisi için daha büyük bir önem taşıyan başka bir şerefe de erişmiş, yani taan kabilesinin saygısını kazanmıştı. Artık tutsak olmayan Kuzgun, taanların arasında bir savaşçıydı ve savaşçılara özgü tüm imtiyazlara sahipti. Ona Qutok'un silahları, çadırı, savaşçıların dış halkasında bulunan yeri ve Dur-zor adlı yarı-taan bir köle dahil olmak üzere tüm malları verilmişti. Qu-tok muharebedeki cesareti sayesinde kazandığı kaliteli bir zırha sahipti, fakat bu zırh Kuzgun'a uymadığından Trevinici onu kabiledeki başka bir taana vererek daha da göze girmişti. Kuzgun o zırhın en iyi parçasını—Qu-tok'a bizzat tanrıları Dagnarus tarafından takdim edilen bir miğferi—nizama, yani kabilenin lideri Dag-ruk'a armağan etmişti. Dag-ruk hem hediyeden hem de onu verenden hoşlanmıştı. Aslında Kuzgun dişi taanın kendisinden ne kadar hoşlandığını bilse miğferi kazabileceği en derin çukura gömer ve kendisi de 221 MARGARET WE i S ve TRACY HİCKMAN aynı çukura girdikten sonra üzerini toprakla örterdi. Arıc u hiçbir fikri yoktu. Dur-zor ise olup bitenin farkındaydı, çünkf Dag-ruk'un Kuzgun'a nasıl baktığını görmüştü ve nizamın öv gülerinin altında yatan gerçek anlamın farkındaydı. Fakat Ku? gun'un şanı önünde durmak Dur-zor'a düşmezdi. O yüzden ağzını kapalı tutmuştu. Anı yaşamanın daha kolay olduğunu keşfeden, geçmişi düşünmeyi reddeden ve geleceği de önemsemeyen Kuzgun için. günler öylesine gelip geçiyordu. Kendini meşgul edecek kadar işi olmasına memnundu. Dag-ruk'un kabilesi, asi taan K'let'in komutasındaki kabilelerle birleşme kararı almıştı. Dag-ruk'un kabilesi K'let'inkiyle muharebede karşı karşıya

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


gelmişti, fakat Vrykyl öteki taanlarla savaşmayı istemiyordu. Onları kendi tarafına çekmek istemişti. Dag-ruk ve kabilenin diğer üyeleriyle konuşmuş, onlara taptıkları Dagnarus adındaki kişinin tanrı değil sıradan bir insan olduğunu söylemişti. K'let'in iddialarına göre Dagnarus taanlara zerre kadar değer vermemesine rağmen onları Loerem'in mızmız ve güçsüz ırklarına karşı üstünlük elde etmek için kullanıyordu. K'let'e göre taanlarla işi bittiği zaman Dagnarus onları söz verdiği gibi ödüllendirmeyecekti. Tam tersine onlara karşı cephe alacak ve hepsini yok etmeye çalışacaktı. K'let taanlardan Dagnarus'a sırt çevirmelerini, özbeöz taan olan ve müritlerini umursayıp anlayan eski tanrılarına yeniden tapmaya başlamalarını talep etmişti. K'let'in sözleri ikna ediciydi ve Dagnarus o sözlere karşı çıkmak için orada bulunmuyordu. Dag-ruk'a çok önceden Vrykyller'e, yani taanlarm deyimiyle kyl-sarnzlara — onların dilinde "tanrının dokundukları" demekti—tapması öğretilmişti. Nizam da diğer tüm taanlar gibi Dagnarus'a başkaldırı öyküsünü iyi bildiği K'let'e hayrandı ve Vrykyl'in doğruyu söylediğini ta yüreğinde hissetmişti. Sonuçta ona katılmaya razı olmuş ve savaşçılarının çoğu da aynı şeyi yapmıştı. Bunu kabul etmeyenler ise ya ağızlarım kapalı tutmuşlar, ya da kabileyi terk etmişlerdi. Dag-ruk ile kabilesi de dahil olmak üzere K'let ve onun taan destekçileri doğuya, bilinmeyen bir hedefe doğru ilerli222 Boşluk'a Yolculuk i rdi- K'let gittikleri yerin neresi olduğunu söylemiyordu, 1° . görünüşe bakılırsa oraya bir an önce varmaları lâzımdı. n t taanlara her gün saatler boyunca durmaksızın yürümelei emretmişti. Aslında hiç durmadan yürümek, göçebe taan f hileleri için sıradışı bir durum değildi. Tüm taanlar acele eteleri gerektiğinin farkındaydı ve Kuzgun da dahil pek çoğu (rjttikleri yer konusunda tahmin yürütmekteydi. Zamanım gündüzleri yürümekle, akşamları tuhaf taan silahlarıyla idman yapmakla ve geceleri de Dur-zor'a insanların yaptıkları gibi sevişmeyi öğretmekle geçiren Kuzgun, kendini meşgul etmek için yeteri kadar uğraşa sahipti. Kuzgun gündüz yolculukları da dahil bu uğraşların çoğundan memnundu, zira uzun yollar kat etmeye yabancı değildi ve böyle özgürce dolaşmayı seviyordu. Tek istisna K'let'in yakınında olduğu zamanlardı. Vrykyl'i görmek bile Kuzgun'u dehşete düşürüyor, Dunkar'a yaptığı o korkunç yolculuğu hatırlatıyordu. Kuzgun o yolculukta Lord Gustav'ı öldüren Vrykyl'in lânetli zırhım taşımıştı. Kuzgun yeni silahlarından özellikle birinden epey hoşlanır olmuştu. Silahın adı tum-olt idi. Testere gibi tırtıklı bir kenara sahip bu kocaman kılıcı kullanmak için iki el birden gerekiyordu. Kuzgun aym zamanda sevişmeyi insan kadınlarına yapılan zalim muamele veya taarüarm neredeyse aym zalimlikteki çiftleşmeleri sanan Dur-zor'la geçirdiği gecelerden de hoşnuttu. Dur-zor artık birlikte yalnız kaldıkları, dünyanın geri kalanını dışarıda bıraktıkları geceler için yaşıyordu. Gün boyunca adamın ellerinin dokunuşu, dudaklarının öpüşü için yanıp tutuşuyordu. Kuzgun'dan "sevgi" sözcüğünü öğrenmişti. Sözcüğün ne anlama geldiğini artık biliyordu. Kuzgun için harika ve bir o kadar da korkunç duygular beslemekteydi. Buna karşın ona tek kelime bile etmiyordu, zira Dur-zor adamın kendisini sevmediğinin bilincindeydi ve ona acı çektirmek istemiyordu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Seviştikten sonra yan yana uzamyorlardı ve Dur-zor ona taan lisamndan sözcükler öğretiyordu. Kuzgun taarüarm dili olan taancayı asla konuşamazdı, çünkü insan gırtlağı o dilin seslerini çıkarmaya müsait değildi. Yine de söylenenleri anla223 MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN mayı öğreniyordu. Farklı ülkelerin ordularmda geçirdikler' lar sebebiyle Treviniciler dil öğrenmeye yatkındırlar. Kuz çabuk kavrayan bir öğrenciydi. Artık işittiklerini anlamak ^ Dur-zor'un yardımına nadiren gerek duyuyordu, fakat v verebilmek için ona halen ihtiyacı vardı. Kuzgun o gece K'let'i korumakla geçirdiği iki iğrenç günü ardından kampa daha yeni dönmüştü. K'let'in önderliği^ birkaç taan kabilesi bir araya gelmişti. Dag-ruk'un kabiW K'let'in çadırının bulunduğu ana kabileden sekiz kilometre uzaklıktaydı. Kuzgun'un geliş saati epey geçti. Kurt gibi acıkmıştı, o yüzden yemek kazanını boş görünce hüsrana uğradı. "Bu da ne böyle?" diye sordu Dur-zor'a. Kadın hemen diz çöktü. "Üzgünüm—" Kuzgun onu ellerinden tutup ayağa kaldırdı. "Sana söyledim, Dur-zor, önümde diz çökmemelisin. Ben efendin değilim. Sen ve ben eşitiz." Önce kadım, sonra da kendini işaret etti. "Eşit." "Evet, Kuzgun," dedi Dur-zor aceleyle. "Özür dilerim. Unuttum. Dag-ruk dedi ki—" Ancak Dag-ruk, Kuzgun'un umurunda değildi. Adam kaşlarını çatarak kampı gözden geçirdi. Öteki yarı-taanların çoğu dizleri üzerindeydi. Irgatların bile yapmaya tenezzül etmedikleri sıradan işlerle veya her günkü gibi dayak yemekle meşguldüler. "Sana ve türüne böyle köpek gibi davrandıklarına inanamıyorum," diyen Kuzgun'un öfkesi iyice kabarmıştı. "Hatta köpekten de beter. Dag-ruk'a bu konuda iki çift lâf edeceğim." "Lütfen, Kuzgun," diye yalvardı Dur-zor. "Gene başlama. Sana daha önce de söyledim. Bize yardım edemezsin. Sırf başına iş açarsın." Dur-zor nizamın çadırından tarafa ürkek bir bakış attı. "Dag-ruk seninle konuşmak istiyor, Kuzgun. Onu bekletmemelisin." Kuzgun dişlerini sıktı. Sert bir yüz ifadesiyle çadırından ayrıldı ve kampın içinde nizamın çadırına doğru ilerledi. Aceleyle peşinden gelen Dur-zor endişelendiği kadar korkuyordu da. Adamın yüzündeki bu inatçı bakışı iyi tanıyordu. Söyleyeceği 2S-f Boşluk'a Yolculuk hr şey onu kararından caydıramazdı. Kuzgun kdah-klk sıraklÇ, QU-tok'a meydan okurken de aynı ifadeyi takınmıştı. sin raclırının önünde duran Dag-ruk, yanındaki birkaç taan ç1Sıyla beraber bir şeylere gülüyordu. Uzun boylu ve güçK kuvvetli Dag-ruk, üzerindeki savaş yaralarını gururla taslaktaydı. Kabile şamanı R'lt'ın gözüne girdiğinden kolları, amanın deri altına yerleştirdiği büyülü taşlarla doluydu. Korkusuz bir savaşçı ve güçlü bir nizamdı. Kuzgun'un geldiğini görünce konuşmayı kesti. O kaşlarını çatarken savaşçıları ise sırıttılar. Her ne kadar Qu-tok'u mağlup ettiği için Kuzgun'a saygı duysalar da savaşçılar—özellikle de genç olanlar—onu kıskanıyorlardı ve onun zor duruma düştüğünü görmeye itirazları yoktu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Beni beklettin, Kz'gn," diyen Dag-ruk'un ses tonu sertti. Kuzgun bir şey diyemeden önce Dur-zor lâfa girdi. "Benim suçumdu, yüce Kutriks," diyerek Dag-ruk'un önünde diz çöktü. "Ona söylemeyi unuttum." "Bilmem gerekirdi," diyen nizam dudak büktü. Dişi savaşçı Dur-zor'u tekmelemeye hazırlandı. Yarı-taan kendini gelecek darbeye hazırladı, fakat Dag-ruk vuramadan önce Kuzgun ikisinin arasına girdi. "Birini tekmelemek istiyorsan, Kutriks, beni tekmele," dedi adam. "Ama bil ki sana karşılık veririm. Ne dediğimi ona söyle, Dur-zor." "Kuzgun, lütfen!" dedi Dur-zor, tir tir titreyerek. "Sakın bunu yapma." "Söyle ona," dedi adam soğukkanlılıkla. Dur-zor az önceki sözleri taanca tekrarladıysa da bunu öyle kısık ve titrek bir sesle yaptı ki Dag-ruk'un duyduğu şüpheliydi. Ama zaten Dag-ruk'un söylenenleri duymaya ihtiyacı yoktu. Kuzgun'u net olarak anlamıştı. Onları seyreden savaşçılar da öyle. Suratlarındaki sırıtışlar kayboldu. Bu küstahlık karşısında afallamış, şok olmuşlardı. Çoğu bu küstah adamın oracıkta can vermesini bekliyordu, zira hiç kimse nizama kafa tutamazdı. Dag-ruk'un elleri yumruk oldu. Kuzgun hazır bir halde QS5 MARGARET WE i S ve TRACY HiCKMAN bekledi. Bu çekişmenin söylentisi kısa sürede şamanın kula», ulaştı. R'lt hemen olay yerine geldi. Hiçbir şey demeden kal * balığın çevresinde sessizce dolaştı. Dag-ruk bunun farkmdavd * Şamanı fark ettiğini belli etmese de elleri gevşedi. Dudakla hayvani bir sırıtışla aralandı ve ortaya sararmış dişleri çıktı. "Nizamınla böyle konuşabildiğin için çok gözüpeksin Kz'gn," dedi Dag-ruk. "Nizam kendisine karşı büyük saygı beslediğimi bilir," ce_ vabını veren Kuzgun, yerde sırtüstü yatmıyor olduğu için en az oradakiler kadar şaşkındı. "Nizam mert ve adildir. Suç benimdi, Dur-zor'un değil." "O bir yarı-taan," dedi Dag-ruk kayıtsızca. "Suçlu hep odur." Kuzgun konuşmak için ağzını açtı, fakat arkasındaki Durzor'un yakarırcasma hafifçe inlediğini duyunca ses çıkarmadı. Dag-ruk'un kendisini oraya niye çağırdığını henüz öğrenmemişti. "Ataksın, Kz'gn," diye devam etti Dag-ruk. "Ve yiğitsin de. Kdah-klk ve kalahta kendini ispatladın. Beni hoşnut ediyorsun, Kz'gn. Aslında beni öyle çok hoşnut ediyorsun ki seni kendime eş olarak seçiyorum." Savaşçıların arasından hayret nidaları yükseldi. Fakat R'lt haricinde hiç kimsenin tek kelime bile etmeyi gözü yemedi. Şaman tıslarcasma bir ses çıkardı. Dag-ruk ondan tarafa küçümser bir bakış atıp şamanı görmezden geldi. Kuzgun'u kendisinden ebediyen koparıp alacak bu iğrenç sözleri tercüme etmeden önce Dur-zor'un iki kez yutkunması gerekti. Dag-ruk tarafından kafasının kırılmasını diledi. Ölümün getireceği acı bile bununla kıyaslanamazdı. Kuzgun söylenenleri anlasa da kulaklarına inanamadı. Çeviriyi doğru duyduğundan emin olana kadar bekledi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Nizama bana bahşettiği büyük şeref için teşekkür ettiğimi söyle," dedi Kuzgun. "Fakat teklifini reddetmek zorundayımOna zaten bir eşim olduğunu söyle. Benim eşim sensin, Durzor." 22£> Boşluk'a Yolculuk Nefesi kesilen Dur-zor adama bakakaldı. Sonunda fısıldaarak, "Doğru mu söylüyorsun, Kuzgun? Ben... senin miyim?" demeyi başardı. "Elbette, Dur-zor," dedi Trevinici. "Yalan söyleyecek değilim. Öyle bir davranış senin şerefine leke sürer." "Bir yarı-taarun şerefi yoktur, Kuzgun," dese de Dur-zor'un kalbi kanatlamp uçmuş gibiydi. "Yine de teşekkür ederim. Beni çok mutlu ettin. Bu anı hiç unutmayacağım. Şimdi Dag-ruk'a onun eşi olmaktan gurur duyacağını söyleyeceğim." "Ne? Hayır, söylemeyeceksin," dedi Kuzgun. Dur-zor'u kolundan tutup ayağa kaldırdı. "Teşekkür ederim, Dag-ruk," dedi. Sanki öylesi nizamın anlamasını sağlayacakmış gibi yüksek sesle ve tane tane konuşuyordu. "Ama benim zaten bir eşim var. Eşim Dur-zor'dur." Kuzgun yarı-taarun elini havaya kaldırdı. "Dahası da var," diye seslenen Kuzgun kalabalığa doğru döndü. "Hepinizden bana gösterdiğiniz saygıyı eşime de göstermenizi bekliyorum." Dur-zor'un o anki tek dileği ufalıp yok olmaktı. Müthiş bir korkuya kapılmıştı, fakat kendisi için değil. Kuzgun için korkuyordu. Korkudan sinmesine rağmen kendine hakim olamadı ve öfkeden köpüren nizama kısa, muzaffer bir bakış attı. Dag-ruk aniden eliyle bir işaret yaparak herkese oradan uzaklaşmasını buyurdu. Taanlar emri bir an önce yerine getirmek için adeta birbirlerini ezdiler. R'lt istisnai olarak kılım bile kıpırdatmadı. Dag-ruk ona dik dik baktı ve şaman en sonunda dönüp gitti. Dag-ruk biraz ilerisindeki Kuzgun'un burnunun dibine kadar girdi. Kuzgun geri çekilmeyerek yerini korudu, çünkü öyle bir hareketin zayıflık belirtisi olacağım biliyordu. "Bu hakaretinden dolayı seni öldürmememin tek bir sebebi var, Kz'gn, ve o da K'let'in gözüne girmiş olmandır. Dua et ki kyl-sarnzın gölgesi üzerine düşmeyi sürdürsün, çünkü çekilecek olursa. . ." Dag-ruk deri kınında duran tum-oltu çekip çıkardı ve adamın gırtlağına dayadı. "Kalbini yiyeceğim." Kuzgun hiç kıpırdamadan bekledi. Keskin kılıç kan akıtsa o%? MARGARET W EİS ve TRACY HİCKMAN da herhangi bir çekilme belirtisi göstermedi. Dag-ruk kılıcı kınına geri soktu. Son bir öfkeli hırıltının dmdan çadırına girdi. "Kararını gözden geçirmen için sana zaman veriyorum « dedi nizam, gözden kaybolmadan önce. Kuzgun boynunda yakıcı bir acı hissetti. Yaraya dokundu ğunda elinin kanlandığını gördü. Kolunu Dur-zor'a doladı, zira yarı-taan korkudan öyle güçsüz düşmüştü ki ayakta zor duruyordu. Birbirlerine tutunarak üzerine uğursuz bir sessizlik çöken kampta ilerlediler. Dag-ruk'un öfkesine hedef olmaktan korkan taanlar, ikilinin yüzlerine bakmaktan kaçmıyorlardı Kuzgun yanından geçtiği kimselerin çakmak çakmak gözlerini üzerinde hissedebiliyordu. Yarı-taanlardan birkaçı Trevinici'ye

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


baktılarsa da gözlerini çabucak kaçırdılar. Kuzgun bu gözlerde büyüyen bir saygı ve hayranlık gördü. Bu da ona bir fikir verdi. Kuzgun daha evvelden K'let'in fedailerinden biri seçilmenin kendisine hem kabilede yüksek bir mevki, hem de belli bir dereceye kadar emniyet sağladığını düşünmemişti. Dag-ruk'un kendisini eş olarak seçmesinin yegâne sebebinin K'let ile arasındaki ilişki olduğunu oracıkta kavradı ve bu da beraberinde ilginç bir fikri getirdi. Kuzgun o güne dek Vrykyl'in yakınında geçirmesi gereken saatlere sövüp saymıştı. Fakat belki bu yakınlıktan faydalanabilirdi. Kuzgun bir asker olarak rütbe atlamak isteyen kimselerin komutanlarına yaltaklanmalarına hep kötü gözle bakmıştı. Kuzgun rütbe atlamak istemiyordu. Onun istediği başka, daha önemli bir şeydi. Hem zaten kime ne zaran olabilirdi ki? Fakat tüm bunlar bekleyebilirdi. Kafasındaki fikir henüz tamamlanmamıştı ve Kuzgun o sırada bunu düşünemeyecek kadar yorgundu. Tir tir titreyen Dur-zor'u çadırlarına götürdü, kadmı kollarma aldı ve sıkıca sarıldı. Onu öpmeye başladıysa da yarı-taan kendini kasıp geri çekildi "Yanına gitmelisin, Kuzgun," dedi Dur-zor. "Ondan özür dilemeli ve eşi olmak istediğini söylemelisin." "Ama istemiyorum, Dur-zor," dedi Kuzgun. "Benim eşim sensin. Kendimi sana adadım. Bırak Dag-ruk bana ne isterse ZS2 Boşluk'a Yolculuk ^ pur-zor ona üzgün gözlerle baktı. Kuzgun bunu asla anlamazdı; zaten Dur-zor onun anlamasını da istemiyordu. Dur^ r çok mutluydu—bu da adamdan öğrendiği bir diğer sözZ»ktü. Daha fazlasını beklemeye hakkı yoktu. Yarı-taan iç geçimle ve tedirgin bir tebessüm ederek adama tekrar sokuldu. ***** Taan çadırları, hatta en yüksek rütbelilere ait olanları bile küçük yapılardır. Çabucak toplanıp tek bir taanın sırtında taşınacak şekilde tasarlanırlar. Nizam Dag-ruk kendi çadırında dimdik duramıyordu. İçeride volta atamıyor, kanını kaynatan öfkeyi etrafta dolanarak dindiremiyordu. Dişi taan hırıldayarak toprak zemine diz çöktü ve sivri tırnaklarını kan akıtacak denli etine batırdı. Kulağına bir ses çalınınca kafasını kaldırdı ve karşısında R'lt'ı buldu. "Girmene kim izin verdi?" derken ağzmdan köpükler saçıyordu. "Çık dışarı!" "Aklımdakileri söylemeden olmaz, Dag-ruk." Nizam her ne kadar kabileye hükmetse de şaman o kabilenin halkı üzerinde yaşam ve ölüm gücüne sahiptir. O yüzden ikisi içinde daha çok şamandan korkulur. Büyülü taşları savaşçıların postları altına yerleştiren, savaşçılara Boşluk büyüsünü armağan eden, cam isterse o armağanı geri alabilen, hatta onu savaşçılara karşı kullanabilen kişi samandır. Dag-ruk ona kötü kötü baktı. Gözlerini kaçırmadan ona karşılık veren şamanın bakışları buz gibiydi. Dag-ruk teslimiyetle somurtarak dudak büktü. "Ne söyleyeceksen söyle, R'lt, sonra da çek git." "Niye bir xkesi kendine eş olarak seçiyorsun? Hepimizi utandırmak mı istiyorsun?" "Kendimce sebeplerim var," dedi dişi. "Ve bunları sana aÇiklamam gerekmiyor!" Nizam elini gelişigüzel savurdu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


289 MARGARET VVEİS ve TRACY H i C KM AN "Herhalde kıskanıyorsun." "Ben bir xkesi kıskanacağım, ha?!" dedi R'lt küçümse sine. "Onun bebeğini dünyaya getirdiğinde taanlar hakkınd düşünecekler? Cıyaklayan, kusan bir yarı-taanı?..." Dag-ruk'un dudakları zoraki bir sırıtışla kıvrıldı. "Ah, anlıyorum. Onu bu yüzden seçtin," diyen R'lt'm Se ? öfkeden iyice sertleşmişti. "O bebekten kurtulabilirsin. Am benimkine aynı şeyi yapamazsın!" "Ben bir savaşçıyım!" diye parladı Dag-ruk. "Halkımın ni. zamıyım. Karnım senin veledinle şişip de çatışmalara giremediğim zaman ne kadar süre daha nizam olarak kalabilirim? Ama başka sebepler de var. K'let ona değer veriyor. Şaman Deri bana gizlice K'let'in o xkes için büyük plânları olduğunu söyledi." Dag-ruk sesini alçalttı. "K'let onu bir Kyl-bufftt yapmayı düşünüyormuş." "Bir Vrykyl mi? Pöh!" R'lt isyan edercesine yere tükürdü. Buna karşın epey huzursuzlanmıştı. Yaşlı şaman Deri, K'let'in en yakın dostu ve sırdaşı olarak biliniyordu. "K'let bir xkese niçin böyle büyük bir şeref bahşetsin?" "Git K'let'e sor," dedi Dag-ruk, nahoş bir tebessüm ederek. R'lt ona öfkeli bir bakış attıysa da bir şey demedi. Dag-ruk biraz geç de olsa bu kadar güçlü birini kızdırmanın tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini anladı. Adamın gönlünü almak için konuşmaya başladı. "Bunu kabile için yaptığımı anlamalısın, R'lt. Senin için, hepimiz için. Tanrı dokunduklarından biri olabilmek için Kz'gn'm öldürülmesi lâzım. Cesedinin bir, eşe ihtiyacı olmayacak. Ama ben o zamana kadar rütbe atlayacağım. Hatta belki de kalath kumandanı seçileceğim. İşte o zaman çocuk doğurmayı düşünebilirim." "Benim çocuğumu mu?" diye sordu R'lt. "Senin çocuğunu," dedi Dag-ruk. R'lt dişiyi dikkatle süzdü. Nizam yalan söylüyor, onu yatıştırmaya çalışıyordu. R'lt dişinin kendisinden korktuğunu anladı ve bu onu memnun etti. Dag-ruk günün birinde çocu290 Boşluk'a Yolculuk u taşıyacaktı. R'lt ne yapıp edip öyle olmasını sağlayacaktı. jysiye o an dokunmayı gözü yemiyordu, fakat Dag-ruk'un şamanı kendine seve seve eş seçeceği gün gelecekti. Şaman onu çadırında yalnız bırakıp nizamın gönlünce sılasına, kazandığını sanmasına izin verdi. Alçak sesle büyü sözcükleri fısıldayarak gölgelere sarındı ve çöken geceyle bir oldu. Dag-ruk'un çadırının önünde sessizce bekledi. Fazla da beklemesi gerekmedi. Nizam çadırından çıktı ve savaşçılarından biri olan Ga-tak'ı yanına çağırdı. Bu çağrısı kişiden kişiye iletildi ve Ga-tak birkaç saniye sonra koşarak yanma geldi. "Sana verilecek bir görevim var, Ga-tak," dedi Dag-ruk. Kafa sallayan savaşçının gözleri parlıyordu. "Yarı-taan Dur-zor'u tanıyor musun?" Tereddüde kapılan Ga-tak, hiçbir şey itiraf etmek istemiyordu. "Onu tanıyorsun," diye hırladı Dur-zor. "Onu öldürmeni

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


istiyorum." "Peki, Nizam," dedi Ga-tak ve hemen o an koşup gitmeye kalktı, fakat Dag-ruk savaşçıyı durdurdu. "Şimdi değil, seni grolt! Uyanık davranmalısın. Kz'gn'm öğrenmesini istemiyorum. K'let'le aramı bozabilir. Görevini o kyl-sarnzın yanına göreve gidince gerçekleştirmelisin. Durzor'u buradan çok uzaklara götürüp öldüreceksin, sonra da cesedini asla bulunamayacak şekilde saklayacaksın. Kz'gn'a onun kaçtığını söyleyeceğim. Anlıyor musun?" "Evet, Nizam," dedi Ga-tak. "Güzel. Artık gidebilirsin. İş bitince bana haber ver." Dag-ruk eğilerek çadırına girdi. Görevinden memnun kalan Ga-tak da oradan ayrıldı. R'lt orada biraz daha oyalansa da ne Dag-ruk çadırından çıktı, ne de bir başkası onu görmeye geldi. Şaman bir süre sonra oradan uzaklaştı. Artık onun da kendince plânları vardı. Q°)± Güneş epey yükselmiş olsa da K'let tarafından çağrıldığ! sırada şaman Deri uyuyordu. Başka bir taan, çalışma saatlerinde uyurken yakalansa taşlar ve küfürlerle kabileden kovulurdu Buna karşın Deri kesinlikle tehlikede değildi. Loerem'e ayak basan gelmiş geçmiş en büyük Boşluk büyücüsü olarak neredeyse tanrının dokunduğu K'let kadar saygı görüyor ve en az onun kadar korkuluyordu. Deri zamanının çoğunu uyuyarak geçirirdi. Boşluk büyüsü sayesinde ömrünü uzatmasına karşın gençliğin zindeliğini koruyamamıştı. Çok yaşlı bir taandı. O kadar uzun yaşamışü ki kaç yaşında olduğunu unutmuştu. Bedeni zayıftı ve sık sık dinlenerek gücünü toplaması gerekiyordu. O gücün ileriki günlerde kendisine lâzım olacağını biliyordu. Deri Dagnarus'un yok oluşunu görecek ve böylece taanlara o xkesin tanrı falan olmadığını ispatlayacak kadar uzun yaşayacağına dair eski tanrılar Iltshuzz'a, Dekthzar'a, Lokmirr'e ve hamisi Rivalt'a yemin etmişti. Derl'in bedeni epey yıpranmıştı. Saçları tümüyle ağarmış, postu benekli bir griye bürünmüştü. O günlerde uyanık kalmaktan çok uyuyordu, fakat uyanık olduğu zamanlarda bilinci bir sut-tum-oltun kenarı kadar keskindi. Genç bir şaman Derl'in omzuna dokundu. "K'let seni çağırıyor, Usta," dedi danhz-skuyarr, saygı ve hürmet dolu bir sesle. Deri parlak günışığı karşısında gözlerini kırpıştırdı, sonra da acı içinde yatağından kalktı. Genç şaman da ustasımn kaslarım ovuşturarak kan dolaşımının normale dönmesine yardım etti. "Bir şeyler olmuş," diyen Deri, genç taam dikkatle süzmüş 292 Boşluk/a Yolculuk nun kaygılı göründüğünü fark ermişti. "Ne var? Saldırıya lı uğradık?" "Hayır/ Usta," diye yanıt verdi genç şaman. "Ama haklısın. k kötü bir şey oldu. Yoksa. . ." derken tereddüt etti. "Yoksa {C'let'i duymadın mı?" "Bir kulağımın sağır olduğunu biliyorsun," dedi Deri sabırızca. "Hiçbir şey işitmedim. K'let'e ne olmuş? Ne dedi?" "Hiçbir şey 'demedi', Usta," diyen genç şamanın sesi, duyduğu huşudan dolayı kısık çıkıyordu. "Yürekleri deşen kor-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


kunç bir sesle haykırdı. Ses kampın tamamında yankılandı ve tüm savaşçıların işlerini bırakmalarına, silahlarını kapıp koşarak gelmelerine sebep oldu. Herkes bunun K'let'in ölüm çığlığı olduğunu sandı. Fedaileri dışarı çıkıp her şeyin yolunda olduğunu, kyl-sarnza zarar gelmediğini söylediler. Ama neler olduğunu anlatmadılar. Tek dedikleri K'let'in seni bir an önce görmek istediğiydi." "Bana cübbelerimden birini ver," dedi Deri. "Herhangi birini. Hiç fark etmez. Çabuk ol." Deri genç şamanın da yardımıyla en sıcak yaz günlerinde bile kemiklerini ısıtmaya yetmeyen kaim kıyafetlerinden birini üzerine geçirdi. Çadırından ayrılarak kampın içinde ağır adımlarla, fakat kendi gücünün etkisini üzerinde taşıyarak ilerledi. Günlük işleyiş duraklamıştı. Savaşçılar ellerinde silahlarıyla tetikte ve gergin bekliyorlardı. Irgatlar ne olur ne olmaz diye çocukları yanlarına almışlardı. İçlerinden biri xkes Kz'gn olan fedailer iki tarafa açılarak Deri'in geçmesine izin verdiler. K'let'in çadırı öteki taanlarmdakinden daha büyük, daha haşmetli bir tarzda yapılmıştı. Bir taanın ayakta dimdik durabildiği bu büyük çadır Dagnarus'un armağanıydı ve insan kralları ile kumandanlarının kullandıkları türdendi. Deri bu hediyeye minnettardı. Küçük taan çadırlarına girmek için eğilip bükülmek, yaşlı kemiklerini sızım sızım sızlatıyordu. Çadıra girince K'let'i Boşluk zırhını çıkarmış bir halde buldu. Vrykyl o eski taan şeklini almıştı. Deri durup onu inceledi. K'let taan şeklini nadiren alır, çoğunlukla Boşluk zırhını üze253 MARGARET W E I S ve TRACY HİCKMAN rinde tutarak kendini halkından ayrı ve üstün tutmayı yegje , Bir albino olarak doğan K'let halkı tarafından dışlanmış, n deyse yarı-taanlar kadar kötü muamele görmüştü. Hayattavk bile taanlar arasmda yarı-tanrı sayılabilecek bir konuma erişip11 olsa da o anıların yarattığı ıstırap o kadar şiddetliydi ki ölüm bile taşınmıştı. K'let'i yaşadığı yıllardaki haliyle, yani gücıü kuvvetli, amansız ve ürkütücü, kil beyazı bir posta ve kertenke lemsi gözlere sahip bir taan erkeği olarak görmek pek sık mümkün olmuyordu. K'let çadırında ileri geri volta atmaktaydı. Yüz ifadesi Derl'in o güne kadar gördüklerine hiç benzemiyordu, üstelik de K'let'i yüz yıla yakm bir süredir tanımasına rağmen. Vrykyl'in hayvani suratı müthiş bir öfkeyle kasılmıştı, fakat kızıl gözlerinde ateşli bir neşenin parıltısına rastlanıyordu. "K'let," dedi Deri, "beni çağırmışsın. Korkarım kötü haberlerin var." "Korkmakta haklısın," diyen K'let yürümeyi kesti ve Derl'e doğru döndü. "Muhafızları yolla." İyice meraklanan Deri çadırı araladı. "Sen ve öteki muhafızlar gidebilirsiniz." İnsan Kz'gn sözcükleri anlamamış olabilirdi, fakat ne demek istendiğini kavramaması olanaksızdı. Adam kendi kabilesinin bulunduğu istikamete doğru yürüyüp gitti. "Evet, dostum, ne var?" diye soran Deri tekrar çadıra döndü. K'let şamana yaklaşmasını işaret etti. Taanm kızıl gözleri çakmak çakmaktı. "Nb'arsk ile bağlantı kurdum." Nb'arsk da K'let gibi bir taan Vrykyl'iydi. İkisi kan bıçağı vasıtasıyla iletişim kurabiliyordu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Tanrı Kent'teki çatışmada beş bin taan ölmüş," dedi K'let. Konuşamayacak kadar şaşıran Deri bön bön bakmakla yetindi. "Katledilmişler," diye konuşmayı sürdüren K'let, sözcükleri sivri dişlerinin arasında ufalar gibiydi. "Dagnarus tarafından." Deri ne diyeceğini bilmiyordu. Bu hayret verici haber onu 294 Boşluk'a Yolculuk

etmiŞ/ derinden sarsmıştı. Bacakları sarsılıp titremeye, baHaki kan çekilmeye başladı. Düşmemek için yere oturmak ^undaydı. K'let şamana yardımcı oldu ve yaşlı taanın yanma rörneldiBaş dönmesi geçince Deri kendini daha iyi hissetti. Artık o kıçı hiddeti, o utkulu ifadeyi anlıyordu. ^ "Anlat bana," dedi. "Taanlar Tanrı Kent'e vardıklarında Dagnarus xkesleri teslim olmaya ikna edeceğini söyleyerek tek başına şehre girmiş." Deri sadece omuz silkti. Bu tuhaf kavramı halâ anlayabilmiş değilse de kafasına takmıyordu. "Dagnarus taanlara kente saldırıya geçmeden önce kendisinden haber beklemelerini söylemiş. Günler geçmesine rağmen Dagnarus dönmemiş. Sonra bir sabah taanlara xkeslerin yalnızca teslim olmadıklarını, buna ek olarak kendisini kralları ve tanrıları ilân ettiklerini söylemiş. İnsan şehrine saldırı düzenlenmeyecekmiş. Nb'arsk ile beş bin taana güneye gitmelerini ve havadaki büyülü deliklerden birini zaptetmelerini emretmiş. Taanlar daha sonra Nesskrt-tulz-taanlara (Taan Gibi Ölenlere) ait topraklara geçip oradaki xkeslere karşı savaşan orduyu takviye edeceklermiş." "Nb'arsk havadaki büyülü deliği zaptetmiş mi?" diye ilgiyle sordu Deri. "Elbette." K'let bunu son derece önemsiz bir meseleymişçesine boşladı. "Fakat hemen deliğe girmemiş, zira taanlar pek çok tutsak almışlar ve Nb'arsk öncelikle elde ettikleri ganimetin tadını çıkarırlarsa taanlarm daha iyi savaşacaklarını biliyormuş. Orada geçirdikleri dördüncü günde kampa düşe kalka bir ırgat girmiş. Irgat aldığı yaralardan ölmek üzereymiş. Irgat Dagnarus'un şehirde kalan taanları tuzağa düşürdüğünü anlatmış. Taanlar Tanrı Kent'in duvarlarının arasına girince kapılar arkalarından kapanmış. Rezil efsunlar kullanan güçlü büyücülerin, okçuların ve askerlerin saldırısına uğramışlar. Adamlarımız cesurca dövüşerek pek çok xkesi de kendileriyle birlikte ölüme götürmüşler, fakat hiçbir taan kurtulamamış. Lokmirr o gün yamna beş bin taan almış. Bunlara ırgatlar ile çocuklar da OP)5 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN dahilmiş. Pusuya düşürülmelerine rağmen birer kahraman gik' ölmüşler. Halkımızın saygısını hak ediyorlar. Onlara hak ettik lerinin verilmesini sağlayacağım." Deri taan Vrykyl'inin yüzündeki ifadeyi gördü ve K'let'm niçin taan şekline bürünmüş olduğunu anladı. Taanlar genelde mağlup olan savaşçıları hor görürlerdi. Ancak bu son olayda

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ölenler asilce can vermişlerdi. Yenilerek K'let ve tüm taan toplumu adına büyük bir zafer kazanmışlardı. "Geleceğini söylediğim gün geldi!" dedi K'let büyük bir coşkuyla. "Dagnarus taan tanrısı olmadığım, taanları önemsemediğini gösterdi. Tıpkı o beş bin kişi gibi bizleri de katletmek istiyor—tabi biz onun adına büyük zaferler kazandıktan sonra." "Nb'arsk nerede?" diye sordu Deri. "Ona büyülü delikten geçmesini emrettim. İnsanlarla savaşmaya devam edecek, ama artık eski tanrılar ve bizler adma savaşacak, Dagnarus adına değil. Taanlar elde ettikleri köleleri ve yağmayı ona vermeyip kendilerine saklayacaklar. Muharebe sona erince Nb'arsk ordularım bizimkilerle birleştirecek." Bunun iyi bir plân olduğunu düşünmesine karşın Derl'in kafasında soru işaretleri vardı. "Nb'arsk sendeki kuvvetten yoksun, K'let. Korkarım ki Dagnarus'la arasındaki bağları kopartamayacak. Dagnarus tıpkı eskiden olduğu gibi Vrykyl Hançeri ile onu kontrol etmeyi sürdürecek." "Tam tersine, dostum," dedi K'let, "o ve Lnskt çoktan Dagnarus'la bağlarım kopardılar. Hatta bunu Dagnarus bizzat yapmış. Artık onlara ihtiyaç duymadığım söylemiş ve Boşluk'a göçmelerini temenni etmiş." "Dagnarus bu kadar aptal mı?" diye hayret içinde sordu Deri. "Dagnarus başka ne olursa olsun aptal değil," diye homurdandı K'let. "Plânım anlıyorum, daha en başından anladığım gibi. Dagnarus bu zengin diyarın öbür derrhuthlarına gidecek ve onlara taanların tasmalarım kopardıklarım, artık tüm derrhuthlar için tehlike teşkil ettiklerini söyleyecek. Bunun kendi hatası olduğunu itiraf edecek ve her şeyi düzeltmek için bir fırsat isteyecek. Bize karşı savaşacak. Bunun için de tüm 0°)b Boşluk'a Yolculuk jerrhuthlarm yardımına ihtiyacı olacak." "Madem öyle, derrhuthlarla savaşmaya devam edersek pagnarus'un istediğini yapmış olacağız," diye karşı çıktı Deri. "Sadece savaşçılarımız güçlü gıdalarla beslenene ve toplayabildikleri kadar köle, mücevher, zırh ve silah toplayana kadar savaşacağız. Vrykyl Hançeri benim olunca ve Dagnarus'u kendime köle edince havadaki büyülü delikten geçip kendi diyarınıza döneceğiz." "Burayı öylece bırakmak yazık olur," dedi Deri. "Burası çok zengin bir diyar." "Pöh! Bana göre çok fazla ağaç ve su var," karşılığını verdi K'let. "Tanrılarımız da buradan hoşlanmadılar. Eve dönmemize sevineceklerdir. Hem ayrıca," dedi sonradan aklına gelmiş gibi, "canımız ne zaman isterse büyülü delikten geçip buraya dönebiliriz." "Doğru," diye hemfikir oldu Deri. "Şimdi ne yapacağız?" "Elimizdeki tüm habercileri öteki kabilelere yollayacağız. Nb'arsk ile Lnskt'a da aym şeyi yapmalarım emrettim. Bizim tarafımızda olan taanlara saklandıkları yerden çıkıp yüzlerini göstermelerini, eski tanrılar hakkında açık açık konuşmalarını ve halkımıza Dagnarus'a sırt çevirip eski adetleri benimsemelerini söyleyecekler. Taanlarm yeni liderinin ben olduğumu duyuracaklar." "Bu haber kabileler arasında düşünce ayrılıklarına sebep olur," diye öngörüde bulundu Deri. "Bazıları Dagnarus'a sadık kalacaktır. Epey kan dökülecek."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


K'let omuz silkti. "Daha iyi ya. O rezil xkesi tanrı olarak görenlerden kurtuluruz. Hepsi Boşluk'a göçsün." K'let in de yardımlarıyla Deri doğruldu. "Kabilelere toplanmaları için çağrı yap. Halkımızla konuşup neler olduğunu anlatacağım ve habercileri uğurlayacağım." "Ben de tanrılara şükranlarımızı sunmak için hazırlıklara girişeceğim," dedi Deri. "Yarın büyük bir kutlama yapılacak." "Dualarına bir meseleyi daha ekle, Deri," diye tavsiyede bulundu K'let, şaman çadırdan çıkmadan önce. "Neymiş?" diyen Deri durup ona baktı. 297 MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN "Görev başarıyla tamamlanmış," diyen K'let koca kora rıttı. "Buluşma yerine sağ salim varmışlar ve orada beni bel yorlarmış." "Her şey yolunda gitmiş mi?" "Her şey yolunda gitmiş," cevabım verdi K'let. K'let'in dehşet verici çığlığından sinirleri altüst olan Kuzgun, kampına dönmekten mutluydu. Gidip Dur-zor'u elinden geldiğince neşelendirecekti. Daha o berbat haykırışı kafasından çıkartamadan başka bir nahoş sürprizle karşılaştı. Şaman R'lt gölgelerin arasından çıkıp Kuzgun'un yoluna dikildi. Kuzgun ona değmemek için aniden durdu. Tüm Treviniciler gibi Kuzgun da büyüye karşı doğuştan gelen bir güvensizliğe sahipti. İnsan büyücülerden bile hoşlanmazken buram buram Boşluk kokan bu taan şamam onun midesini bulandırıyordu. Kuzgun şamam ihtiyatla süzdü. "Ne istiyorsun?" "Seni uyarmaya geldim, Kz'gn," dedi R'lt, yanındaki yarıtaan çevirmenin ağzından. "Şu senin sefil Dur-zor tehlikede." Kuzgun onu şüpheyle süzmeyi sürdürdü. "Dur-zor!" diye tekrarladı R'lt, sonra da parmağım gırtlağından geçirerek kesme işareti yaptı. "Dag-ruk'un emirleri." Şaman döndü ve parmağıyla kampı işaret etti. Kuzgun bir anda her şeyi kavradı ve oradan koşa koşa ayrıldı. Koşarken bir yandan da kendine küfrediyordu. Dur-zor bu yüzden o kadar mutsuzdu. Dag-ruk'un eşi olması için bu yüzden ısrar etmişti. Kuzgun bencil davranmış, bir an için bile onu düşünmemişti. Dag-ruk kalkıp da Kuzgun'u cezalandıracak değildi. Ne de olsa Kuzgun bir savaşçıydı ve nizamın gözünde değeri vardı. K'let'in lütfü üzerindeydi. Dag-ruk doğal olarak Dur-zor'u cezalandıracak, onu bir engel olarak gördüğünden yarı-taanı ortadan kaldıracaktı. Süratle kampa dalan Kuzgun, acelesi ve çılgınca davranış2$2 Boşluk'a Yolculuk la dikkatleri üzerine çekti. Savaşçılar ona bağırarak neler ^Hu£unU öğrenmek istediler. Kuzgun onlara aldırış etmeksizin 0 doğru çadırına koştu, bezi kaldırıp içeri baktı. Dur-zor orada yoktu. Kuzgun tüm kampı aramasına rağmen onu bulamadı. Ne1 r olduğunu anlayan savaşçılar işlerinin başına döndüler. Kuzgun bunlardan pek çoğunun birbiriyle bakıştığını fark etti böylece şüpheleri doğrulandı. Herkes olup bitenin farkındaydıÖnüne çıkan ilk yarı-taaran karşısına dikildi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Dur-zor nerede?" diye bağırdı. Yarı-taan ürkerek sindi. Kuzgun onu kavrayıp şiddetle sarstı. "Söyle bana, kahrolasıca! Onu nereye götürdüler?" İtaat etmeye alışık olan yarı-taan, titreyen ellerinden birini kaldırıp doğuyu işaret etti. Kuzgun kadını bir kenara attığı gibi o tarafa doğru koşmaya başladı. Tecrübeli gözleri sayesinde birilerinin kısa bir süre önce o yönde ilerlediğini anlaması uzun sürmedi. Çimenler ezilip bükülmüştü. Toprakta pençeli ayakların izi kalmıştı. Kalbi deli gibi atan Kuzgun bu izleri takip etti. Her an Durzor'un cesediyle karşılaşmayı bekliyordu. Elini mümkün olduğunca çabuk tutarak iz sürmeye devam etti, ancak izleri kaybetmekten korktuğu için fazla acele edemiyordu. Aslında onları kaybetmesi biraz zordu. Taanlar izlerini saklama gereği duymamışlardı. Dur-zor'u her kim alıp götürmüşse birinin kendisini takip edeceğinden korkmuyordu. Dur-zor'u alıp götüren kişi, Kuzgun'un o sırada K'let'in yanında bulunacağını sanmış olmalıydı. Tabi bir de pusu kurulması ihtimali vardı. "R'lt bu yüzden o kadar yardımseverdi," dedi Kuzgun kendi kendine. "Dag-ruk'un eşi olmak istiyor. Kabiledeki herkes bunun farkında. Bu şekilde kendini bir rakipten kurtarıyor." Eh, ölmek için güzel bir gün, diye geçirdi aklından Kuzgun. Trevinici koşusunu hızlandırdı. Artık izlere ara sıra bakıyordu. Yarım kilometre kadar ilerlemişti ki küçük bir tepeye 29J) MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN vardı. İnişli çıkışlı tepe ve vadilerden oluşan arazi, puSu ı mak için idealdi. Kuzgun'un savaşçı içgüdüsü ona yaklaştı *" söylüyordu. Bir sonraki tepeyi tırmanırken adımlarını yavaş] tarak önünde yatan tehlikeye hazırlandı. Tam zirveye varmav üzereydi ki Dur-zor'un çığlığını duydu. Kadın korkudan bağırmıyordu. Çığlığı bir savaşçmmki g; biydi ve tepenin hemen arkasından yükseliyordu. Kuzgun tum. oltunu elini alarak tepeyi süratle aştı. Zirveye varınca Dur. zor'un bir taan savaşçısı ile boğuştuğunu gördü. Eskiden olsa yarı-taan boynunu bükerek ölümü kabullenirdi, fakat şimdi yaşamak için savaşıyor; tekmeliyor, pençeliyor, ısırıyor; kalbine saplanmak isteyen hançeri tutmaya çalışıyordu. Kuzgun vahşi bir sesle kükreyerek savaşçıya meydan okudu. Savaşçı, yani Ga-tak kafasını kaldırdıysa da Dur-zor'u bırakıp Treviriici'ye yönelmedi. Ga-tak tehlikede olmadığının farkındaydı. Kuzgun bağırınca iki taan savaşçısı daha saklanmakta oldukları uzun otların arasından fırladılar. Kuzgun tecrübeli üç taan savaşçısını alt edebileceğini düşünecek kadar aptal değildi. Zaten edebilse bile Dur-zor'u kurtaramazdı. Kadının gücü tükenmeye başlamıştı bile. Dur-zor başını çevirip Kuzgun'a yalvarır gibi baktı. Kuzgun'un tek bir şansı vardı. Tum-oltu yere fırlattı ve toprağa saplanıp titremesine sebep oldu. Ellerini kaldırarak, "K'let adına size durmanızı emrediyorum!" diye bağırdı. Kuzgun bunun işe yaradığını görünce şok oldu. Taanlar tek bir kelimeyi anlamışlardı, ama zaten o en önemli kelimeydibir insanın bile telaffuz edebildiği taanca bir sözcük, K'let. Kuzgun'un üzerinde K'let'in fedaileri arasına katıldığı zaman aldığı

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


sembolik zırh vardı, çelikten, zarif bir göğüs plâkası, zincir gömleğin üzerine giyilen çivili bir tasma, albinoyu simgeleyen kar beyazı bir pelerin. Tum-oltu da K'let'ten bir hediyeydi. "Ben K'let'in hizmetkârıyım," diye devam etti Kuzgun. "Bana zarar verirseniz KTet'e de vermiş olursunuz." Bu abartılı sözler pek doğru sayılmazdı, fakat taanları etki300 Boşluk/a yolculuk leuıeye yetti. Ga-tak tereddüde düştü. Dur-zor'un tek ihtiyacı olan da yCiu. Kadın kıvrılarak savaşçının elinden kurtuldu ve koşa koŞa Kuzgun'un yanına gitti. Ga-tak ile diğer taan savaşçılar kararsızca bakıştılar. Dağıtan yarı-taanı, R'lt'tan da xkesi öldürmeleri yolunda emir almışlardı. Fakat aynı zamanda Vrykyl K'let'e karşı haklı bir korku besliyorlardı. Dag-ruk ile R'lt olanları öğrenince çileden çıkacaklardı. O öfkeyle savaşçıların vücutlarmı öldürebilirlerdi. K'let ise ruhlarım sündürebilir, Boşluk'a atabilir ve günün birinde ahirete kimin hükmedeceğini belirleyecek tanrılar savasına katılmalarım engelleyebilirdi. Ruhlar ağır bastı. Taanlar silahlarım kınlarına soktular. Ga-tak hançeri yere attı. Savaşçılar teker teker Kuzgun'un yanından geçtiler. Kuzgun henüz rahatlamaya cesaret edememişti. Taanlar gözden kaybolana kadar öfkeden köpürmüş gibi görünmeyi sürdürdü. Taanlar gitmeden önce sert bakışlar attılar. "Şimdi kazandın, peki ya sonra ne yapacaksın?" demek ister gibiydiler. Kuzgun da zaten bunu merak ediyordu. Taanların gittiklerinden ve ortaya başkalarının da çıkmayacağından emin olunca derin bir iç geçirdi. Ardından Dur-zor'a doğru döndü. "Oh, tanrılar aşkına! Sana ne yaptılar böyle?" Görünüşe bakılırsa Ga-tak ona üst üste vurmuştu. Kadının yüzü kanlar içindeydi ve epeyce morarmıştı. Burnu kırılmış, gözleri şişip kapanmıştı. Bileklerinden biri morarıp şişmişti; muhtemelen o da kırılmıştı. Ayrıca hançerden korunmak için mücadele ederken kollarında kesikler açılmıştı. Parmak boğumlarını örten deri çatlayıp kanamıştı. Kuzgun dövüşmediğine pişman oldu. Kollarım kadına dolayarak ona sıkıca sarıldı. "Beni affet, Kuzgun," diye kanlı dudaklarının arasından geveledi Dur-zor, sonra da bir dişini tükürdü. "Senin suçun değildi." "Evet, öyleydi. Beni öldürmesine göz yummalıydım. Sana yük oluyorum." Kadın boynunu büktü. "Ölseydim sen şerefinle 301 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN yaşardın. Şimdi ikimizi de öldürecekler, ölümüne seben dum. Ben bir korkağım." "Korkak falan değilsin," dedi Kuzgun. "Sana öğrettiğin, kelimeyi hatırlıyor musun—umut? Yaşadığımız sürece sor lan düzeltmek için bir umut vardır." Kuzgun onu yavaşça öptü. "Seni ölü bulsaydım kendimi d öldürtürdüm. Sensiz yaşamak istemiyorum." Dur-zor şişmiş göz kapakları izin verdiği ölçüde ona baktı "Sahi mi, Kuzgun?" "Sahi, Dur-zor," dedi adam. "Sen esimsin. Yaşadığım müddetçe bir başkasına eş olmayacağım. Seni seviyorum."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Dur-zor sormaktan nefret etse de kendine engel olamadı. "Beni bir insan kadınını seveceğin gibi mi seviyorsun, Kuzgun? Annem gibi bir insan -kadınını?" "Seni olduğun gibi seviyorum, Dur-zor," dedi Trevinici. "Ben de seni seviyorum, Kuzgun," dedi Dur-zor. "Bunu sen de biliyorsun. Ama maalesef sevgi bize pek yardım edemez," diye ekledi taanlarm o alışılageldik pratik zekâsıyla. "Kabileye dönersek Dag-ruk beni öldürür." "R'lt da beni," dedi Kuzgun. "Kaçabiliriz. . ." Fakat Dur-zor cümlesinin sonunu getirmeden sessizliğe gömüldü. İkisi de ıssız ovalara baktı. Bir insan ve bir yan-taan tek başlarına, barınaksız, nereye gideceklerini bilmez halde... Ya açlıktan ölürlerdi, ya da insan veya taan akıncıların elinde son nefeslerini verirlerdi. Günlerdir Kuzgun'un aklının bir köşesini kurcalayan fikir su yüzüne çıktı. "Yediğin dayaktan sonra seni buna mecbur bırakmayı hiç istemesem de acele etmemiz lâzım. K'let'e ötekilerden önce ulaşmalıyız." "K'let mi?" diye korkuyla tekrarladı Dur-zor. "Artık ölüme doğru mu koşuyorsun, Kuzgun?" "Hayır, yaşama doğru koşuyorum. Etrafımızdaki tüm taanlar K'let'e sözümün geçtiği gibi bir izlenime sahipler," dedi Kuzgun ümitsizce. "Haklı olup olmadıklarım göreceğiz." 302

Kuzgun kendi kampına yaklaşmaktan kaçındı, çünkü Dagruk'la karşılaşmaktan korkuyordu. O hızlı adımlarla ilerlerken kırık bileğini ovuşturan ve şiş gözlerinin arasında önünü görmeye çalışan Dur-zor, güç de olsa ona ayak uydurdu. Kuzgun onun için endişelense bile kadınla ilgilenecek vakti yoktu. Zaten Dur-zor kendisiyle ilgilenilmesini beklemiyordu. Kuzgun kabile nizamı Dag-ruk'un kalkıp da K'let'e şikâyette bulunacağını sanmıyordu, fakat öyle bir ihtimal yok da değildi. R'lt'a gelince, onun ne yapacağı hiç belli olmazdı. K'let'in kampına varır varmaz Kuzgun tüm kabilenin ayaklanmış olduğunu görerek şaşırdı. Taanlar bağırıp çağırıyorlar, çılgınca el kol hareketleriyle silahlarım sallıyorlardı. Şamanlar kafa kafaya vermiş konuşuyorlardı. Genç şamanlar ise onlardan fazla uzaklaşmadan gelecek emirleri beklemekteydiler. Sağa sola koşuşan ırgatlar—en azından göründüğü kadarıyla — kampı toplamak için hazırlık yapıyorlardı. "Neler oluyor?" diye soran Dur-zor, şaşkın gözlerle etrafına bakınmaktaydı. Göçebe taanların bir anda toplanıp yola çıkmaya karar vermeleri alışılmadık bir durum değildi, fakat Kuzgun'a K'let'in birkaç gün daha burada kalıp başka bir taan kabilesini bekleyeceği söylenmişti. Kuzgun Vrykyl'in iğrenç haykırışım anımsadı. Vakit ricada bulunma vakti değildi. Ancak Kuzgun'un başka şansı yoktu. Doğrudan K'let'in çadırına yöneldiler. Kuzgun beraberinde Dur-zor'u da sürükleyerek taan muhafızlara doğru yürüdü, selâm verdi ve K'let'e iletmesi gereken acil bir haber olduğunu söyledi. Kuzgun kamptaki kargaşanın işini kolaylaştıracağını umu303

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN yordu. Yanılmadı da. Taan muhafızlar Kuzgun'u taruyorla H Vrykyl'i görmesi için geçmesine izin verdiler. Kuzgun içeri •' diğinde Dag-ruk da dahil olmak üzere K'let'in tüm nizarnl rıyla toplantı halinde olduğunu gördü. Dişi nizam önce ona, sonra da Dur-zor'a şöyle bir baktı v olayları hemen anladı. Kuzgun'u sert gözlerle süzdü. Kuzgu bu bakışlara karşılık verdi ve Dag-ruk'un kafasını çevirdiğin' görmekten memnun oldu. Nizam son olarak K'let'e tedirgin bir bakış attı, sonra da Kuzgun'u görmezden geldi. Nizam o sırada K'let'in önünde uzanan sırada duruyor, kendisine verilecek emirleri bekliyordu. K'let Kuzgun'u görünce onlara da sıraya girmelerini işaret etti. Kuzgun sıramn sonuna geçti. Yanındaki Dur-zor olabildiğince göze çarpmamaya çalışıyordu. "Neler oluyor?" diye yavaşça sordu Kuzgun. "K'let ne diyor?" Kuzgun, Tanrı Kent adındaki bir yerde beş bin taanın pusuya düşürülüp öldürülmesiyle ilgili öyküyü şaşkınlıkla dinledi. Dur-zor sözlerini sonlandırınca Kuzgun kadının elini hafifçe sıktı. "Güzel," demekle yetindi. K'let'in emirleri kısa ve özdü. Haberciler etrafa dağılıp bu öyküyü taan kabilelerine ileteceklerdi. K'let'in tarafındaki kabileler mümkün olduğu kadar süratli bir şekilde doğuya gidip güneyden gelen diğer taanlara katılacaklardı. Nizamlar hiç soru sormadılar. K'let onları görevlerinin başına yolladı. Nizamlar duydukları öfkeyi yüksek sesle dile getirdikten sonra oradan ayrıldılar. Kuzgun'un yaranda geçerken Dag-ruk ona alev alev gözlerle kısaca baktıysa da hiçbir şey söylemedi. Kuzgun biraz ilerideki K'let'e odaklandı. Vrykyl'in taan şekline bürünmesinden memnundu. Asıl halindeyken o kadar yıldırıcı görünmüyordu. İçeride kimsenin kalmadığını sanan K'let, bir şeyler söylemek üzere Derl'e doğru döndü. Yaşlı şaman başıyla Kuzgun'u işaret etti. "Bir kişi daha var, K'let. Şu senin insan." 304 Boşluk'a Yolculuk K'let kaşlarını çatarak ikiliden tarafa döndü. Kuzgun'u tejen tırnağa süzdü. Dur-zor'u görünce yüz ifadesi daha da P rtleşti. Kadın yere çökecek gibi oldu, fakat Kuzgun onu ayakta tuttu. "Tercüme etmen gerekiyor," dedi adam. '"Ne istiyorsun, Kz'gn?" diye hırladı K'let. "Seninle konuşma fırsatı, yüce Kyl-sarnz," dedi Kuzgun. "Şu an xkeslerle konuşacak havamda değilim," dedi K'let. "Zaten hayatın pamuk ipliğine bağlı." "Kararından pişman olmamanı sağlamak için buradayım, yüce Kyl-sarnz," dedi Kuzgun. "Bir teklifim var." Dur-zor'u öne çıkardı. "Şuna bak. Taanların ona ne yaptıklarına bak." K'let omuz silkti. "O bir ucube. İsterlerse kafasını ezsinler, umurumda değil." "Ama bir zamanlar sen de ucube olarak görülmüyor muydun, yüce K'let?" dedi Kuzgun dobra dobra. Ettiği sözlere rağmen kalbi güm güm atıyordu. O sırada korkunç bir riske girmekteydi. Sözlerini tekrarlayamayacak kadar korkan Dur-zor ona ba-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


kakaldı. Zaten gerek de yoktu. İki asın aşkın bir süreyi Dagnarus'un yanında geçiren K'let yeteri kadar anlamıştı. Vrykyl'in gözleri kısıldı. "Seni öldürmeden önce ne söyleyeceksen söyle, Kz'gn." "Sadece şunları, yüce K'let. Halkın bir zamanlar seni de değersiz kabul ediyordu, ama savaşlarda elde ettiğin zaferlerin, cesaretin ve mertliğin daha sonra efsane oldu. Bunları söylememin sebebi ucube dediğin bu kimselerin, bu yarı-taanların harcanıyor olmaları. Taanlar onları köle olarak kullanıyorlar. Onlara su taşıtıp çocuk büyüttürüyorlar. Onun yerine ordun için mızrak kullanmayı öğrenebilirler. Yarı-taanlar davan uğruna savaşta canlarım verebileceklerine taanlar onları zevk için öldürüyorlar. Şuna bak. Yediği dayağa bak. Yine de cesurca ve Şikâyet etmeden önünde duruyor. Kendi kendini eğitmesine rağmen muharebedeki hünerini sen de gördün. Bir de gerçek savaşçılar tarafından eğitilirse nasıl olur? "Sana yarı-taanları bir araya toplamanı ve onları kendile305 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN rince bir kabile haline getirmeni teklif ediyorum. Ben de orj senin adına çarpışacak savaşçılar olarak yetiştireceğim." Deri alçak sesle bir şeyler söyledi. K'let dinleyip kafa s ı ladı. Kızıl gözlerini Kuzgun'dan hiç ayırmamıştı. "Niye sen, yani bir insan, başka insanlarla savaşmak iste sin? Herhalde bunun eninde sonunda gerçekleşeceğini biliy0r sun," dedi K'let. Kuzgun hemen cevap vermedi. Duygularım anlamaya, onları K'let'e olduğu kadar kendine de açıklamaya çalışıyordu. "Taanlar gibi benim halkım da savaşçıdır. Taanlar gibi biz de savaşta ölenlerin öbür dünyada mükâfatlandırılacaklarına ahiretteki savaşta yer alma fırsatı yakalayacaklarına inanırız. Katledilen taanlarla ilgili öykünü duydum. Ben o şekilde, bir kentin duvarları arasında ölmek istemem. Büyücülerin, yani efsunlarının arkasına saklanan ve rakipleriyle yüz yüze savaşmaya cesaret edemeyen korkakların elinde can vermek istemem. Taanları anlıyorum ve ölenlerin öcünü almak istiyorum." Bunları tercüme ederken Dur-zor'un sesi giderek yükseldi. Kuzgun'un içindeki ateş onu da sarmıştı. "Taanların yarı-taanları köle olarak kullandıklarım kendin söyledi. Onları kaybetmekten memnun olmayacaklar," dedi K'let. "Bana kalırsa taanlara düşünmeleri için yerleri kolaylıkla doldurulabilecek birkaç kölenin kaybından çok daha önemli şeyler veriyorsun, yüce K'let," diye belirtti Kuzgun. Deri kıkırdamayı andıran bir sesle öksürdü. Şaman bir şeyler mırıldandı. K'let homurdanarak karşılık verdi. Sesleri alçak ve anlaşılmazdı. "Kölelerinin kaybından dolayı taanlara ödeme yapmam gerekecek," diye söylendi K'let. "Kölelerini askeri bir güce dönüştürebilir sem harcadıklarının sözü bile edilmez," karşılığını verdi Kuzgun. K'let'in gözlerinde bir parıltı belirdi. "Sana güvenebileceğimi nereden bileceğim? İleride kendi ellerimle besleyip büyüttüğüm genç bahk tarafından ısırıldığımın söylenmesini istemem." 306 Boşluk'a Yolculuk

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Şerefimi ortaya koyuyorum, Kyl-sarnz. Kavgan benim de kaVgamdır." "Daha evvelden aynı yemini eden başka bir insan vardı," , JJ K'let yavaşça. "Ve bana ihanet etti." "Ben sana ihanet etmeyeceğim," dedi Kuzgun gururla. "Söz veriyorum." İkna olmayan K'let homurdandı ve Kuzgun'u kurnaz ballarla süzdü. "Yaralıyorsam düzelt, Kz'gn, ama şu an hayatları çatlak bir tencere kadar bile değeri yok. Oh, evet, Dag-ruk ve R'lt ile neler yaşadığını biliyorum. Her yerde kulağım vardır." "Bu doğru, Kyl-sarnz," diyen Kuzgun, söylenenleri reddetmek için bir sebep göremedi. "Öyleyse Dagnarus'un eskiden benimle yaptığı anlaşmanın aynısını şimdi seninle yapacağım. Sana tüm istediklerini vereceğim. Seni kendi yarı-taan kabilenin nizamı ilân edeceğim. Korumam altında olacaksın. Bir taan sana veya adamlarına zarar verecek olursa gazabımı üzerine çekecek. Karşılığında senden yaşamım istediğim zaman onu bana vereceksin." Kuzgun konu üzerinde düşündü. Dur-zor mırıldanarak karşı çıktıysa da Kuzgun onu susturdu. "Kabul ediyorum, Kyl-sarnz." "Oldu öyleyse," dedi K'let. "Başlamadan önce halkımın tümüyle konuşmayı plânlıyorum. O zaman onlara kararımı da duyuracağım. Bu akşam kamp kurduğumuzda sen de kendi kampını kuracaksın ve yarı-taanlar sana katılacaklar." Vrykyl eliyle işaret ederek Kuzgun'a gitmesini emretti. Kuzgun selâm verip çadırdan ayrıldı. Dışarı çıkınca temiz havayı derin derin içine çekerek ciğerlerine bulaşan iğrenç Boşluk kokusundan kurtuldu. Dur-zor'a utkulu gözlerle baktı. Kendi hissettiği mutluluğu kadında da görmeyi bekliyordu. Fakat yarı-taan endişeli ve düşünceliydi. "Yine ne var?" diye sordu sinirlenen Kuzgun. "Hep istediğin şeyi elde ettin—kendinin ve halkının özgürlüğünü." "Biliyorum," diyen kadın, yarık dudağı müsaade ettiği ölçüde gülümsedi. "Ve seninle gurur duyuyorum, Kuzgun. Yine 3.0JMARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN de"—iç geçirdi—"kolay olmayacak. Aramızda köle olrnakı huzur bulanlar var." "Buna inanmıyorum," dedi adam kısaca. "Sen bulrnuv dun." y°r~ Dur-zor aklmdakileri tam olarak açıklayamayacağında konuyu değiştirdi. Adama yaklaşarak iyice sokuldu. "Yaşamın K'let'e satmak zorunda kalmandan hoşlanmadım." "Pöh!" Kuzgun omuz silkti. "Yapabileceğim en iyi anlaşmayı yaptım. K'let'in de dediği gibi şu anda hayatımın en ufak bir değeri yok, o yüzden kaybedecek bir şeyim de yok. Kendimi o kadar değerli kılacağım ki K'let ileride borcumu ödememi istemeyecek. Hem zaten herhalde onu aldatır ve savaşta can veririm." "Umarım öyle olur, Kuzgun," dedi Dur-zor içtenlikle. Kuzgun ona kızmış gibi yaptı. "Bir eş böyle mi konuşurmuş?" "Oh, ölmeni umduğum falan yok!" diye korkuyla bağırdı kadın. "Sadece — " "Biliyorum," diyen savaşçı, gülerek kadına sarıldı. Kendini çok iyi hissediyordu. "Seni işletiyordum. Yan-taanlara öğrete-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ceğim ilk şeylerden biri de gülmek olacak." "Onlara öğretmen gereken ilk şey yaşamak, Kuzgun," dedi Dur-zor vakurla. "Çünkü şu an bildikleri tek şey ölmek." 302

Saumel şehrine yapılan ejderha uçuşu hem cüce yolcular, hem de onları taşıyan ejderha için tuhaf bir rüya gibi geçti. Omarahlar'dan aldıkları koyun derisinden kalın paltolara bürünen cüceler ısınmak için ejderhanın sırtında birbirlerine sokuluyorlar, Kolost'un atının koşum takımından hazırlayıp ejderhanın dikensi yelesine güzelce yerleştirdiği deri eyere sıkıca tutunuyorlardı. Havada oldukları süre zarfında ne cüceler ne de ejderha konuştu. Havada uçarlarken duydukları yegâne ses ejderhadan çıkanlardı — kanatların çırpışı ve kasların hışırtısı. Ranessa'nm hava akımlarıyla sürüklendiği zamanlarda bu sesler bile kayboluyordu. Cüceler gördükleri manzaralardan küçük dillerini yuttular—aşağıdan hızla akıp geçen upuzun ağaçlar, ejderhanın kayarcasına ilerleyen gölgesi, küçük bir gölün ayna gibi yüzeyinden yansıyan güneş ışıkları, vs. Her iki cüce de kendi düşüncelerine kapılmış vaziyetteydi. Kolost'un aklı fetihteydi. Aşağıdaki Vinnengael'e bakarken toprakların cüce kaynadığını hayal ediyordu. Hırsları ufka kadar uzanmaktaydı ve ejderhanın üzerinden gördüğü uçsuz bucaksız dünya onu yıldırmıyordu. Kolost hayalinde düşmanlarını eziyor, cücelere zafer üstüne zafer kazandırıyordu. Wolfram'ın düşünceleri onunkiler kadar tatlı değildi. Aşağıdaki topraklara fazla bakmıyor, yukarıdaki gökyüzüne dikkat bile etmiyordu. Onun gözleri iç dünyasına çevrilmişti. Artık bir Hâkimiyet Efendisi olmama sebeplerini düşünüyordu. Hiç kimse onu tekrar Hâkimiyet Efendisi olmaya ikna edemezdi. Ne kadar sık konuşursa konuşsun Kolost bile. Tıpkı bu gece de olduğu gibi. Yere indikten sonra ejderha yiyecek ve barınak aramaya 30J MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN gitmişti. Ranessa bir ara VVolfram'a gündüzleri onlarla ge menin yeteri kadar kötü olduğunu söylemişti. Geceleri yal ? kalmaya ihtiyacı vardı, o yüzden sık sık başını alıp gidiyor d' Z lenebileceği bir mağara veya oyuk arıyordu. Kolost karşısındaki kimsenin en derin düşüncelerini bil çekip çıkarmak gibi bir yeteneğe sahipti. O az bulunur türde biriydi—iyi bir dinleyici. Duyduğu her şeye ilgi gösteriyordu Bunu yapmasının bir sebebi vardı. Bu şekilde sadece yeni şeyler öğrenmekle kalmıyor, aynı zamanda gösterdiği ilgiye kapılan kimseler, kendileri hakkında istediklerinden fazla şeyi açık ediyorlardı. Kolost iyi bir avcı gibi hedefini uzaktaki bir noktadan seçiyor, sinsice yaklaşıyor, sonra da tepesine biniyordu. "Bana şu Dunner'dan bahset," dedi Kolost. "Dunner Çocukları'ndan, yani Hükümran Taş'ı koruma görevini üstlenen Atsızlar'ı duymuştum. Peki ama Dunner kim?" VVolfram ne Dunner ne de Hükümran Taş'la ilgili başka bir konuda ağzını açmak istemiyordu. Fakat Kolost'tan plânları hakkında daha fazla bilgi alabilmeyi umuyordu ve bunu gerçekleştirmek için öncelikle kendinden bir şeyler vermesi lâ-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


zımdı. İki rakip dövüşçü için dendiği gibi, dişe diş. "Dunner, Hâkimiyet Efendisi olan ilk cüceydi," diye açıkladı VVolfram. "O bir Atsız'di. Eski Vinnengael'de yaşar, zamanının çoğunu Kraliyet Kütüphanesinde geçirirdi." VVolfram klan şefine kütüphane kavramım açıklamak için konudan biraz saptı. Cüceler kitapları orklardan fazla önemsemezler. Kütüphane sözcüğünü yeterince öğrendikten sonra Kolost, "Dunner kütüphanede ne yapardı?" diye sordu. "Kitap okurdu," dedi VVolfram. Kolost konu üzerinde biraz düşündü. "Onun bir Atsız olduğunu söylüyorsun. Deli olanlardan mıydı?" "Dunner deli değildi," yanıtını veren VVolfram, kahramanı için hemen savunmacı bir tutum takınmıştı. "Senin gibiydibaşkalarına karşı ilgi beslerdi. Kitap okuyarak başka halklar hakkında çok şey öğrendi. Üstelik her türlü halk hakkında: m 310 Boşluk'a yolculuk nlar, elfler, orklar. Daha sonra bu öğrendiklerinden çok faydalandL Kolost duyduklarından etkilenmiş gibiydi. Konu üzerinde u-rkaÇ dakika sessiz sedasız düşündü, sonra da, "Şu kitaplar. .. Dunner'a neler anlattılar?" diye sordu. \Volfram elindeki tavşan kemiğini etraflıca savurdu. "Oh, Hr sürü şey: bazı kitaplar savaş sanatından, strateji ve taktiklerden bahsediyordu; bitkiler hakkında yazılmış olanlar hangisinin zehirli olduğunu ve hangisinin şifa verdiğini anlatıyordu; tarih kitapları da vardı. Dunner çok okuduğu ve gelmiş geçmiş tüm cücelerden daha fazla şey öğrendiği için Hükümran Taş'in cücelere ait kısmı ona verildi. Dunner onu Saumel şehrine götürdü. Maalesef—" Kolost onu durdurdu. "Bu kitaplar. . . sen de onları okuyabilir misin?" "Evet," dedi VVolfram. "Tüm Dunner Çocukları'na okumayazma öğretilir. İlk önce Dunner öğrendi, sonra da başkalarına öğretti." "Devam et," dedi Kolost. "Dunner'a ne oldu? Niçin Hâkimiyet Efendisi oldu?" "Kimse tam olarak bilmiyor," dedi VVolfram ihtiyatla. "Hikâyelerden birinde Dönüşüm'ün sakat bacağını iyileştireceğini, böylece tekrar at binebileceğini umduğu anlatılır." "Dö-nü-şüm," dedi Kolost tane tane. "Bu, Kurt'un Hâkimiyet Efendisi'ne büyülü zırhı verdiği tören olsa gerek. Bana ondan bahset." "Bahsedemem," dedi VVolfram. "Gizlilik yemini ettim." Bu pek doğru sayılmazdı, fakat VVolfram kalkıp da ezici, yakıcı acıdan bahsedecek değildi. "Peki Dunner'a ne oldu?" diye sordu Kolost. "Bir Hâkimiyet Efendisi'ne dönüştü ve bacağı iyileşti, ama bir Atsız gibi yaşamayı sürdürdü. Kimse sebebim bilmiyor. Büyük bir düş kırıklığına uğramıştı. Söylenenlere göre genç prens Dagnarus'un arkadaşıymış ve onun kötülüğü benimsediğini, Boşluk'un Efendisi'ne dönüştüğünü öğrenince dehşete kapılmış. Dunner daha sonra Vinnengael'den ayrıldı ve Hükümran 311 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN Taş'ı cüce topraklarına götürdü. Taş'in cüceleri güçlendirecek

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ni umuyordu, ama"—VVolfram omuz silkti—"bir insanın el den çıktığı için halkımız Taş'a güvenmedi." Kolost kaşlarını çatarak homurdandı ve cücelerin budalahs karşısında kafasını iki yana salladı. "Dunner Saumel'de Taş için bir türbe inşa etti," diye sözle rini sürdürdü Wolfram, "ama çok az cüce bu konuya ilgi gösterdi. Dunner günün birinde bazı çocukların kutsal Hükümran Taş'la oynadıklarını gördü—daha doğrusu oynadıklarını sandı Çok öfkelendi, ama çocuklar ona Taş'la oynamadıklarını, Taş'a muhafızlık ettiklerini söylediler. Dunner bunu duyduğuna sevindi ve bir daha dönmemek üzere Saumel'den ayrıldı. Büyüyüp Hâkimiyet Efendisi olduklarında Dunner Çocukları'nın onu aramaya gittikleri söylenir. Sen de günün birinde Hâkimiyet Efendisi olmayı düşünüyorsun musun?" diye muzipçe sordu VVolfram." "Ben mi? Hayır," diyen Kolost şaşkına dönmüştü. "Seni gücendirmek istemem, ama halkımı idare etmek için güvenlerini ve sadakatlerim kazanmalıyım. Hâkimiyet Efendisi olursam bunu gerçekleştiremem. Senin de söylediğin gibi cüceler bir insan kralının verdiği hediyeye güvenmezler." "Ama onu kral vermedi ki," diye karşı çıktı VVolfram. "Hükümran Taş'ı tanrılar... ee, şey... Kurt hediye etti." "Bunu yalnızca ikimiz biliyoruz," diyen Kolost'un gözleri ateş ışığında parıldamaktaydı. "Kurt bana Taş'ı bulmamı ve geri getirmemi söyledi. Hâkimiyet Efendisi olmasam bile, cüce Hâkimiyet Efendileri'nin yanımda at binmelerini isterim. Onların gücünü ve aklını istiyorum." "Hâkimiyet Efendileri savaşçı değillerdir," diye belirtme gereği duydu VVolfram. "Barış için çalışırlar." "Biliyorum," dedi Kolost. "Savaştan sonra barış gelir. Siz cüce Hâkimiyet Efendileri kazandığımı elimde tutmam için yardım edeceksiniz." Sakalım kaşıyan VVolfram, bu sıradışı adam karşısında hem şaşırmış hem de meraklanmıştı. Deyim yerindeyse çoğu cüce güneş battıktan sonrasını görmezdi. Burada ömür boyu süren 312 Boşluk'a Yolculuk . gecenin ardından parlak bir gündoğumunu gören biri durUyordu. Fakat VVolfram klan şefinin düşünüşündeki bir hatayı düzeltmeliydi"Az önce 'siz Hâkimiyet Efendileri' dedin. Beni onlardan sayma." "Niçin, VVolfram?" diye sordu Kolost. "Neler oldu? Niye bırakıp kaçtın?" "Bu konudan bahsetmek istemiyorum," diye geveledi VVolfram. "Ama bahsettin bile. Uyurken. Konunun Gilda diye biriyle alâkalı-" "Yeter!" diye kükredi VVolfram. Kolost'a dik dik baktı. "Kim o, VVolfram? Eşin mi?" VVolfram kafasını sağa sola salladı. Başı ağrıyor, zonkluyordu. "Kim öyleyse?" diye yavaşça sordu Kolost. "İkiz kız kardeşim. Gilda." Kolost sessiz kaldı. Bir şey deseydi VVolfram asla konuşmazdı. Fakat sessizliğin doldurulması gerekiyordu. Yoksa VVolfram kafasının içinde Gilda denen o kadının sesini duyardı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Sesi boğmak için çok uğraşmıştı. Onu duymamak için hayatını başka seslerle doldurmuştu. Şimdi ise o suskunlukta yalnızca kadının sesini duyuyordu. Ses uzaktan gelse ve net olarak anlaşılmasa bile VVolfram kız kardeşinin bu öykünün, ikisinin öyküsünün anlatılmasını istediğini biliyordu. "Biz Dunner Çocukları'ndandık. Bize öyle derlerdi." VVolfram burun kıvırdı. "Sefalet Çocukları demek daha doğru olurdu. Bir Atsız çocuğu olmayı bilirsin. Yaşamları boş ve ıssızdır. Kendi çocuklarına da aynı mirası bırakırlar. Sen bu mirası reddedecek kadar cesurdun. Çekip gidecek kadar." "Sen de mirasını reddettin, VVolfram," dedi Kolost. "Öyle sanmıştım," diye itiraf etti adam. "Hükümran Taş'a ilk baktığımda, onun buz gibi bir gecede ışıl ışıl parlayan bir yıldız kadar güzel olduğunu gördüğümde hayattan ne istediğimi anladığımı sandım. Gilda'ya bundan bahsettim ve onu da 313 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN Taş'ı görmeye götürdüm. Kendimizi Taş'a adadık. D}*. Dunner Çocukları'yla beraber ona hizmet ettik, onu koruduJ Başka hiç kimse Taş'ı önemsemiyordu, ama bizim için anlam büyüktü —daha iyi bir yaşamın umudunu temsil ediyorn Dunner gibi birer Hâkimiyet Efendisi olma ve kente gelen tür carlardan duyduğumuz tüm o harika, sihirli yerlere seyahat etme hayalleri kurduk. Ve ben hepsini gördüm," diye ekledi yavaşça, neredeyse kendi kendine. "Her birini." Derin bir iç geçirip hatırlamayı sürdürdü. "Pek çok Çocuk ilk başta Hâkimiyet Efendisi olmak ister ama çok azı bunu gerçekleştirir. Çoğu gençlik yıllarına ulaşınca Taş'a olan ilgilerini yitirirler. Kendilerine bir eş bulmayı, hayatlarını bir şekilde kazanmayı düşünürler. Ama bazılarımız çağrıyı hissederiz. Ben ve kardeşim de onlardandık. Dunner bir ateş-hayalinde bize göründü ve gömüldüğü yerden bahsetti. Yolculuk uzun ve çetindi. Pek çok zorlukla karşılaştık. Tüm bunların üstesinden beraberce geldik. İkimiz de bunu tek başımıza beceremezdik. Birlikte başarabileceğimizi biliyordum..." VVolfram duraklayıp yutkundu, fakat sırf genzini ıslatmak için. Sözcükler, daha doğrusu anılar ağzında cirit atıyordu. Gilda haklıydı. Bu konulardan bahsetmenin ferahlatıcı bir etkisi vardı. VVolfram bunu o güne dek ilk kez yapıyordu. "Testler'in nasıl geçeceğini, ne kadar zor olacağını merak ediyorduk, çünkü insan tüccarlardan kendi lordlarınm tabi tutulduğu Testler'i duymuştuk. Sonradan Test'in aslında Dunner'in mezarını bulmak olduğunu öğrendik. Bunu bize o söyledi. Daha doğrusu ruhu. İkimizle de ayrı ayrı konuşarak Dönüşüm'e hazır olup olmadığımızı sordu. O hayatımın en gurur verici anıydı... tabi kardeşim için de." VVolfram ağrıyan başını ovaladı. "Ben Hâkimiyet Efendisi değilim." "Test'i geçtin..." diye teşvikte bulundu Kolost. "Kurt beni affetmez. Tanrılara sırt çevirdim. Onlara korkunç şeyler söyledim. Üstelik her birinde ciddiydim," diye ani bir öfke parlamasıyla ekledi VVolfram. "Tüm yaptıklarından sonra..." Aniden sessiz kaldı. 314 Boşluk'a Yolculuk "Ne yaptılar?" VVolfram hemen cevap vermedi. Verdiği zaman da sesi

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


hiddetli bir tımya sahipti. "Gilda bir Hâkimiyet Efendisi olmak ?gtiyordu. Bu yolda çok çalıştı, belki benim iki katım kadar. Benden daha lâyıktı. Zaten beni o raddeye getiren de oydu. Ama tanrılar onu öldürdüler. Alevlerin arasında can verdi. Onu halâ görebiliyorum... çığlıklarım halâ duyabiliyorum..." VVolfram daha fazla konuşamadı. Kusmamak için dudağım lSırdı. Tekrar kendine hakim olunca cüretkâr bakışlarla kafasını kaldırdı. "Madalyonumu ona verdim, çünkü benden fazla hak ediyordu. Küllerle aynı kutuya koydum ve anayurdumuzdaki ovalardan birine, Dunner'm mezarımn yanıbaşma gömdüm. Sonra da bir daha dönmemek üzere oradan ayrıldım." Kolost yanında bir Ateş büyücüsü olmadan gecelemek zorunda kalan cücelere müsaade edildiği gibi kısmi bir törenle ateşi söndürdü. İşi bitince battaniyesine sarımp uykuya daldı. VVolfram o gece rüyasında Gilda'mn tıpkı çocukluklarında yaptığı gibi uyanması için seslendiğini işitti. Uyamnca vakit şafaktı ve Gilda görünürde yoktu. Cüceler, soydaşlarının Arven dedikleri ve sonradan insanların da alıp kendi haritalarında kullandıkları nehrin üzerinden geçerlerken cüce topraklarına vardıklarım anladılar. Ejderha Yeni Vinnengael'in üzerinden uçarak Kolost'a şehri havadan görme imkânım sundu. Hatta klan şefinin isteği üzerine Ranessa kanatlarım katlayarak şehrin üzerinde bir tur bile attı. Ejderhayı gören insanlar, dükkânlarından ve evlerinden fırlayarak onu seyrettiler. Surlardaki muhafızlar da ona bakabilmek için kafalarım kaldırdılar. Ranessa her ne kadar Kolost'un isteğini yerine getiriyormuş gibi görünse de VVolfram onun tüm bu ilgiden hoşlandığı izlenimine kapıldı. Loerem'de ejderhalara nadiren rastlamr. Ranessa herhalde kentteki çoğu kimsenin gördüğü ilk ejderhaydı. Hatta insanlar 315 MARGARET VVEİS ve TRACY H i C K M A N öylesine büyülenmişlerdi ki ejderhayı gözden kaçırmamak ' • surlara çıktılar. VVolfram göremeyeceklerini bilse de onlara sallayarak eğlendi. "Büyük bir şehirmiş," diye duyurdu Kolost. "Surları d epey sağlam." Adamın gözünün korktuğunu sanan VVolfram, kafasını arkaya çevirip ona şöyle bir baktı. "Mesele onları o surların dışına çekmekte," dedi Kolost sırıtıp göz kırparak. VVolfram gözlerini devirerek başını iki yana salladı. Ranessa nehri geçtikten sonra güneye yöneldi. Henüz Cüce Omurgası Dağları'nm yüksek zirvelerini aşacak kadar kendine güvenmiyordu, o yüzden Saumel'e güneyden yaklaşma fikriyle Sagquanno Denizi'ni izledi. Saumel şehri, Saumel Nehri'ne yukarıdan bakan dağlık bir vadiye kuruluydu. Sagquanno Denizi'nden fazla uzak olmayan kent, cüce topraklarında yapılan ticaretin merkezi olup çıkmıştı. Saumel bir limana sahip olan ve öteki ırklara mensup ziyaretçilere kucak açan tek cüce şehriydi (aslmda "kucak açmak" deyimi biraz fazla kaçıyordu). Diğer ırklara mensup kimselerin Saumel'e yerleşmelerine izin verilmiyordu, fakat tüccarlar kentin hemen dışındaki geçici konutlarda kalabiliyorlardı. Saumel insanların, orkların ve elflerin sokakta hep beraber yürürken görülebilecekleri yegâne cüce şehriydi. Buna karşın artık yabancıların belli bölgelere

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


girmeleri yasaktı. Saumel'de yaşayan Atsızlar'm öteki ırklarla etkileşime girdiklerini ve çoğunlukla iyi geçindiklerini bilen Dunner, Saumel cücelerinin yeni fikirlere daha açık olacaklarını düşünerek Hükümran Taş'ı kente götürmüştü. Bu inancı boşa çıkmıştı. Taş iki yüzyılı aşkın bir süredir orada olmasına rağmen perişan haldeki birkaç çocuğun haricinde kimse ona ilgi göstermemişti. "Zaten cüceler Taş'ı ancak kaybettikten sonra istemeselerdi şaşardım," dedi VVolfram Kolost'a. Ranessa dağ eteklerine herhangi bir sorun yaşamadan inebildi. Uçuş sırasında iniş kabiliyeti gibi mizacı da epey düzel316 Boşluk'a Yolculuk isti. Ateş haklı çıkmıştı. Ejderha Dağı'ndan uzakta kendisiyle başa kalınca Ranessa üzerindeki ejderha derisine epey alışrniŞt1Yine de Ranessa her zamanki Ranessa'ydı. VVolfram'm içinde bu iyi halin kadına ağır geldiği ve ebediyen sürmeyeceği gibi bir his mevcuttu. Haklıydı da. Ranessa yere iner inmez o pasaklı, çılgın görünümlü insan şekline geri döndü ve cücelerle beraber Saumel'e gireceğini duyurdu. "Hayır," dedi VVolfram hiç düşünmeden. "Niyeymiş?" diye öfkeyle sual etti Ranessa. "Çünkü gittiğimiz yere insanlar giremez," dedi VVolfram. "Kentin bizim gittiğimiz bölümlerine girmeye kalkarsan geri çevrilir, hatta tutuklanırsın." Ranessa dudağını ısırarak VVolfram'ı derin bir kuşkuyla süzdü. "Bence yalan söylüyorsun. Bunu bir de Kolost'a soracağım." "Durduğun kabahat," dedi VVolfram. Ranessa eşyalarını toplamakta olan Kolost'un yanma gitti. Onunla konuştuktan sonra bir sonraki hamlesini düşünerek yavaş adımlarla geri döndü. Bu hamlenin kibarlık ve cazibe olduğu ortaya çıktı. Genç kadın karmakarışık saçlarını kenara çekip VVolfram'a gülümsedi. "Onlara geçmeme izin vermelerini söyleyeceksin. Sen önemli bir şahıssın. Bir Hâkimiyet Efendisi'sin. Kolost öyle diyor. Seni dinleyeceklerdir." "Kızım, canım, yavrum," dedi VVolfram, "Saumel'den yirmi sene önce ayrıldım ve o zamandan beri hiç uğramadım. Gitmeden önce bile kimse beni tanımıyordu. Şimdi hiç tanımazlar. Ayrıca kanun kanundur ve Kurt bile ondan üstün değildir. Trevinici köyüne davetsizce ve tek başıma girseydim neler olurdu? Halkın bana ne yapardı?" Ranessa ona ters ters baktı. "Siz hoşça vakit geçirirken benim burada yapacak hiçbir şey, konuşacak hiç kimse olmadan kalacağımı mı sanıyorsun?" "Hoşça vakit geçirecek falan değilim," diye homurdandı VVolfram. "Ayrıca Ateş bana ejderhaların münzevi yaratıklar 317 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN olduklarını söyledi. Yalnız kalmaktan hoşlanman gerek." "Hoşlanıyorum," dedi kadın kibirli bir tavırla. "Senin giy lerle takılmaktansa kendi başıma kalmayı yeğlerim. Sade yardıma ihtiyacm olabileceğini düşündüm. Nasılsa her sef rinde bir zorlukla karşılaşıyorsun." Wolfram son cümleyi duymazdan geldi. "Tek bir seçenek

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


var." Ranessa onu kuşkuyla süzdü. "Nedir o?" "Şekil değiştirerek bir cüceye dönüşebilirsin." "Dönüşmem!" diye belirtti Ranessa, duyguları incinmişçesine. VVolfram omuz silkti. "Eh, öyleyse konuşacak bir şey kalmadı." Ranessa tuzağa düştüğünü çok geç anladı. "Uçup gitmeyi ve seni burada bırakmayı düşünüyorum." "Bizi buraya getirdiğin için teşekkürler, kızım," diye yumuşak bir sesle kadım teskin etti VVolfram. "Kolost ve ben sana teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bizimle gelebilmeni tüm kalbimle isterdim, ama bu imkânsız. Ejderha Dağı'na dönecek olursan seni anlarım. Ama burada kalmam da istemiyorum değil. Kalırsan," diye ekledi esinlenerek, "sana bir hediye getiririm." "İkide bir bahsettiğin şu Kurt adına yemin eder misin?" diyen Ranessa'mn bakışları epey şüpheciydi. "Kurt adına yemin ederim," dedi VVolfram. "Pekâlâ," dedi Ranessa mağrurca. "Gidebilirsin. Burada seni ve hediyemi bekleyeceğim. Ama gecikmesen iyi edersin." "Güven bana," dedi VVolfram. "Oyalanmak gibi bir plânım yok." VVolfram ile Kolost şehre yürüyerek girdiler. Diğer ırklar için ayrılmış bölgelere açılan Yabancılar Kapısı yerine kentin kalbine geçit veren Cüce Kapısı'nı kullandılar. Kolost kamptayken Ranessa'ya VVolfram'ın cüceler arasmda önemli bir şahıs olduğunu söylemişti, fakat asıl önemli şahıs Kolost'tu. Atsız31? Boşluk/a Yolculuk r'ın alışıldık çekingenliğini bilen YVolfram, Kolost'un tebesüınlerle ve cüceler arasmda saygı işareti olarak kabul edilen rt ^yazlamalarla, hatta birkaç kardeşçe el sıkışmayla karşılandığım görünce epey şaşırdı. Aslında VVolfram'ın hayrete düştüğü bile söylenebilirdi, zira Atsızlar klan cücelerinin yarandayken genelde içe kapanık ve ketum olurlardı. Kolost'un çoğu bir tür sakatlığa sahip cücelerle dolu sokaklarda yürümesini seyrederken VVolfram anladı ki ^sızlar Şehri'nde Kolost da bir Atsız'dı. Klan şefi onların dilini ve adetlerini biliyordu. Çektikleri acıyı da biliyor ve paylaşıyordu. "Ovalarda at binerken tam bir klan cücesi gibi," dedi ondan iyice etkilenen VVolfram. "Onların adetlerini biliyor. Onların sorunları anlıyor. Her iki dünyada da varlığını sürdürebiliyor. Sanırım onu hafife almışım. Günün birinde sahiden de dünyayı fethedebilir." VVolfram tıpkı tahmin ettiği gibi tuhaf biri olarak görülüyordu. Ne de olsa hayatını kendi halkından uzakta, yabancıların—bazı cücelerin deyimiyle Hoyratlar'in—arasında geçirmeyi seçmişti. Buna karşın adı nüfus kütüğünde bulundu, tabi çok sayıda sayfa çevrildikten sonra. Adı çoktan rahmetli olan annesinin ve babasının isimlerinin altında yazıyordu. Gilda'nın adı da onunkiyle birlikteydi. VVolfram o ismin yanındaki kısa yazıyı hemen tanıdı, çünkü kendi elinden çıkmıştı. Öldü. VVolfram kafasını çevirdi. Nüfus kütüğünde yer aldığı için Saumel'in tamamı ona açıktı. VVolfram doğduğu şehirle ilgili anıları yirmi yıl boyunca ak-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


imin bir köşesine itmişse de halen yolunu bulabiliyordu. Şehir elbette ki büyümüş ve değişmişti, fakat eski kısım dağ yamacına oyulduğundan fazla bir değişim geçirmemişti. Saumel Toprak büyüsü, yani insan büyüsü kullanılarak inşa edilmişti. Şehir cücelerin zaman içinde unutulup giden bir yardımına karşılık olarak uzun yıllar önce vefat etmiş bir Nimorea kraliçesinden armağandı. Eski şehir bir bal peteği gibi 315 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN kurulmuş, meskenler ve dükkânlar kayaların içine yerleştir] misti. Atsızlar'ın sayısı sürekli arttığından Saumel genişlerrı T zorunda kalmıştı. Şehir vadi tabanına yayılıp kenarlara taşrrn nehir yatağına bile ulaşıp gölün etrafında kümelenmişti. Wolfram kentin eski bölümünde doğup büyümüştü. Tarn dik sokaklarda yürürken gördüğü suratlar, giderken arkasında bıraktıklarıyla aynıydı. Daha doğrusu o suratlardaki ifadeler aynıydı: ciddi, vakur, neşesiz. Neşe, uçsuz bucaksız ovalarda özgürce koşuyordu, fakat bu cücelerden çoğunun bundan asla haberi olmayacaktı. Asıl şaşırtıcı olanı da diğer Atsız çocuklarının Kolost gibi şanslarını ovalarda aramıyor olmalarıydı. Yine de bu normal sayılırdı, çünkü cücelerin vazifelerine ve ailelerine karşı sıkı bir bağlılıkları vardır. Pek çoğu hayattaki yerini bilir ve kabullenir. Kolost gibi VVolfram da yaşadığı hayata isyan etmişti. Ancak Kolost'un aksine VVolfram halkına sırt çevirmişti. Kendisini Kolost'la kıyasladığında VVolfram'in yüzü kızarıyordu. VVolfram cüce nesillerinin ayakları altında iyice yassılmış sokaklarda ağır adımlarla ilerliyor, kafasını sağa sola çevirerek tamdık mekânları inceliyordu. Kentin eski bölümüne varınca kapıları araladı ve anılar çığ gibi üzerine çullandı. Bu anılar korktuğu gibi ona acı vermiyordu. Tam tersine içini ısıtıyor, biraz da kederlendiriyordu. "Affedersin," diyen VVolfram dönüp Kolost'a baktı. "Ne dedin?" "Gelip evimde kalmak ister misin diye sordum," dedi Kolost. VVolfram başım olumsuz anlamda salladı. "Hayır, teşekkürler. Geceyi nerede geçirmem gerektiğini biliyorum. Onlar için en azından bu kadarım yapabilirim." Kolost anladı. "Oraya hemen mi gitmek istiyorsun?" "Evet," dedi VVolfram. "Zaten yeteri kadar zaman harcandı." "Gördüğüm kadarıyla yolu biliyorsun," dedi Kolost, birlikte fazla kullanılmayan bir ara sokağa saparlarken. "Zaten istesem de unutamam." 320 Kutsal Hükümran Taş'm saklandığı yer, kentin eski bölümündeki bir çadırdı. Saumel'in bu kısmındaki çoğu ev ve işyeri, dağdaki mağaralara kurulmuştu. Dağın doğal şekli bozulmadığından yol dağın etekleri boyunca yukarı çıkıyor, bir noktadan sonra da inişe geçiyordu. Dunner zamanında çadırı, şehri inşa eden insanların park alanı olarak düşündükleri geniş bir meydanın ortasına kurmuştu. İnsanlar o meydanı yaparlarken park alanı kavramının cücelere—ister klan cüceleri ister Atsızlar olsun—tamamen yabancı olduğunu bilmiyorlardı. Yakınında herhangi bir mesken veya dükkân bulunmadığı için meydan emsalsiz bir yerdi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Meydanın üç tarafı kayalarla çevriliydi; dördüncüsü ise aşağıdaki göle tepeden bakıyordu. Dunner cücelerin Hükümran Taş için kalıcı bir tapınak inşa edeceklerim ummuşsa da bu hiç gerçekleşmemişti. Meydandaki çadır, Dunner'm iki asır önce oraya kurduğuyla aynıydı. Çadır Wolfram'ın hatırladığından biraz da kötü durumdaydı; çadır derisinin üzerinde yeni yamalar bulunuyordu. Aslında Wolfram çadırın halâ nasıl ayakta kalabildiğini anlayabilmiş değildi. Sonuçta hem çadır hem de meydan tıpkı hatırladığı gibiydi, tabi bir tek şey hariç — meydanda toplanmış cücelerin sayısı. VVolfram kalabalığa hayretler içinde baktı. Burası hep sessiz, sakin bir köşe olagelmişti. VVolfram cücelerin orada ne aradıklarını epey merak etti. "Çocuklar'a hürmetlerini sunmak için geliyorlar," dedi Kolost, VVolfram'm dile getirmediği sorusuna cevaben. "Biraz geç kalmışlar," diye acı bir dille düşüncesini belirtti VVolfram. 321 MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN "Artık biliyorlar." VVolfram kalabalığın biraz uzağında durdu. Cüceler sizce bekliyorlar, günlük yaşantılarına dönmeden önce ölül saygılarını sunuyorlardı. Çadırın etrafında bunca kişiyi g«6 meye alışkın olmayan VVolfram huzursuzlandı. Hemen ardı dansa öfkeye kapıldı. "Kendilerince özür dilemeye çalışıyorlar," diye açıklad Kolost. VVolfram burun kıvırdı. Çadıra yaklaşarak içeriden gelen sessizliği dinledi. İçeri girmeye cesareti yoktu. Henüz. "Onlara gitmelerini söyler misin?" dedi Kolost'a. "Etrafımda bunca kimse varken doğru düzgün düşünemiyorum." Kolost ona bir şey söyleyecek gibi olduysa da fikrini değiş, tirdi. Klan şefi cücelerin yanma giderek onlarla alçak sesle konuştu. VVolfram'dan tarafa atılan birkaç meraklı bakışın ardından cüceler bölgeden ayrıldılar. Biri hariç. Geride kalan bir cüce kadını inatla yerini koruyordu. Saçları açık ve örgüsüzdü—cücelerin yas tutma yöntemlerinden biri. Ne ağzıyla ne de gözleriyle hiçbir şey söylemiyordu. Sessizce izliyor, VVolfram'a yaklaşmıyor, ama oradan da ayrılmıyordu. "Öldürülen Çocuklar'dan birinin annesi," dedi Kolost sesini alçaltarak. "Onları bulan da oydu." VVolfram kadına bir göz attı, sonra da kafasını çevirdi. "Kalabilir." Adam çadırın dışında biraz daha oyalandı, ardından derin bir nefes alıp içeri girdi. Kolost da hemen peşindeydi. Çadır klan cücelerine ait olanlar gibiydi. Hayvan postlarından yapılmış olan çadırın tepesinde hem ışık hem de havalandırma amaçlı bir delik bulunuyordu. İç mekân serin ve loştu. VVolfram'm gözlerinin dışarıdaki güneş ışığından içerinin karanlığına alışması biraz zaman aldı. Net olarak görebildiği zaman kafası oldukça karıştı, zira geçmişin anıları o arım görüntüleriyle karışıyor, VVolfram ikisini birbirinden ayırt edemiyordu. Pek çok şey aynı kalmış, pek çok şey de korkunç bir değişime uğramıştı. "Her şey bulduğum gibi," dedi kadın, çadırın girişine gele322

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Boşluk'a Yolculuk v "Hiçbir şeye dokundurtmadım. Bir tek ölüleri alıp götürdüler. Çocuklarım şimdi Kurt'la birlikte koşuyorlar." "Üzgünüm," dedi VVolfram boğuk bir sesle. "Sen de Çocuklar'dan birisin, öyle değil mi?" diye sordu kadın. "Nasıl anladın?" diyen VVolfram reddedemeyecek kadar şaşırmıştı"Bizim gibi değilsin," diye açıkladı kadın. "Suçluluk duymuyor, öfkeli gözüküyorsun. Çocuklar'dan birinin eninde sonunda geri döneceğini biliyordum. O yüzden her şeyi olduğu gibi bırakmalarını istedim. O yüzden burada bekledim." "Bir tek ben mi geldim?" diye sual etti VVolfram. "Bildiğim kadarıyla evet," yanıtını verdi kadın. "Ötekiler geldilerse bile senin kadar öfkeli bakmıyorlardı." VVolfram hepsini hatırlıyordu. Kendisi ve Gilda da dahil olmak üzere toplam altı kişiydiler. VVolfram geri kalanlara ne olduğunu merak ettiyse de bilmek istemediğine karar verdi. Kolost sessizce arka plânda kalarak onlara engel olmaktan kaçındı. Kadın da çadırın dışında bekledi. VVolfram minbere — üstüne at battaniyesi serilmiş tahta bir kutu—yaklaştı. Battaniye havanın zararlı etkilerine uzun süre maruz kaldığı için iyice eskiyip yıpranmıştı. VVolfram'ın zamanında bile yırtık pırtıktı, fakat hiç kimse onu bir yenisiyle değiştirmek istememişti, zira efsanelerde oraya bizzat Dunner tarafından koyulduğu anlatılırdı. Hükümran Taş'a battaniyedeki şeref mevkii verilmişti. Çadırdaki açıklığın tam altında durduğu zamanlarda üzerine güneş ışığı vuran Taş, etrafına gökkuşakları saçar ve çocuklar onlarla birlikte dans ederlerdi. Tahta minber paramparça edilmişti. Battaniye ezilmiş olarak yerde duruyordu. İçinde ateş yakılan biçimsiz teneke kutu devrilmişti. At kılından örülmüş bir sınırım ucundan sarkan Hükümran Taş'm yerinde yeller esiyordu. VVolfram battaniyenin yanma diz çöktü ve onu ışığa tuttu. Kumaşın içine işlemiş olan bir madde, geride kızıl-kahverengi lekeler bırakmıştı. Üç ay sonra bile kan kokusunu almak mümkündü. 323 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN VVolfram etrafına bakındı. Bir zamanlar gökkuşaklar vurduğu çadır duvarlarında aynı kızıl-kahverengi lekelere r ^ lanıyordu. VVolfram battaniyeyi bıraktı. Döküntüleri gönülsüzce ara tırırken Hükümran Taş'ı tahta parçaları arasında bulamayar ğıru biliyor, yine de en azından çaba harcaması gerektiğini hi sediyordu. Çocuklar'ı her kim katletmişse Taş'ı da alıp göfü müştü. Zaten o kişinin geliş sebebi de buydu. VVolfram çadırdan ayrıldı. Peşinden yürüyen Kolost'un yü. zünde vakur bir ifade yer etmişti. Az önceki kadın, şalına sıkıca sarınmış olarak çadırın dışında bekliyordu. "Ben VVolfram. Dunner Çocukları'ndan biriyim. Kolost benden Hükümran Taş'in bulunmasına ve bu Çocuklar'in intikamının alınmasına yardım etmemi istedi." Kadın kafa salladı. "Adım Drin. Sana bildiklerimi anlatayım. Oğlum da Dunner Çocukları'ndandı. Eskiden bunu pek önemsemiyordum. Başım belâya sokmadığı sürece nereye gittiği umurumda değildi. Ben dokumacılık yapıyorum. İşimi

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


evimde görürüm. Oğlum ayak altında dolaşmıyordu. Tek umursadığım buydu." Konuşurken kadının gözünden bir damla yaş akıp suratından aşağı kaydı. "Babası ayakkabıcıdır. Rulff'a karşı çok katı davramrdı. Akşam yemeğine tam vaktinde gelmesini isterdi ve geç kalırsa onu getirmem için beni yollardı. Buraya geldiğimde onu ve öteki Çocuklar'ı çadırın içinde oturmuş hikâyeler anlatırken veya ona benzer şeylerle uğraşırken bulurdum." Birincisinin eşi olan ikinci bir yaş, kadının öteki yanağından aşağı aktı. "Rulffu her almaya gelişimde benim Hükümran Taş'ı çalmaya gelen bir düşman olduğumu varsayarlardı. Kılıç niyetine kullandıkları çomaklarım ellerine alıp onu korumak için Taş'in etrafım sararlardı." Bakışlarım VVolfram'a çevirdi. "Ölüsünü bulduğumda elinde bir çomak tutuyordu. Çadırın hemen girişinde yatıyordu. Herhalde ilk ölenlerden biriydi." VVolfram gömleğinin koluyla burnunu sildi. 324 Boşluk'a yolculuk "Rulff her yemekten sonra buraya dönerdi," diye yumuşak . r sesle devam etti kadın. "Bana Çocuklar'dan bazılarının evi lırıadığım ve burada yattıklarını söylerdi. Ama o hep eve geirdi. O gece Rulff'u geceyarısına kadar bekledik. Babası çileden çıkmıştı- Onu aramaya gittim..." "Üzgünüm, Drin," diyen VVolfram genzini temizledi. "Garip bir durum söz konusu," dedi kadın. "Toplam dokuz punner Çocuğu vardı. Çadırda sadece sekiz tane bulduk." "Belki de Çocuklar'dan biri o gece evde kalmıştır," diye fikir yürüttü VVolfram. "Hayır," diyen Drin kendinden emindi. "Bu kız evsizlerden biriydi. Kısa bir süre önce klâm tarafından terk edilmişti. Onu bazen akşam yemeğinde ağırlardım. Adı Fenella. Hiç kimse o geceden sonra onu görmemiş. Biliyorum, çünkü herkese sordum." VVolfram çenesini sıvazladı. "Eh, söylediklerini dikkate alacağım. Bunu kimin yapmış olduğuna dair bir fikrin var mı?" Drin kafasını iki tarafa salladı. "Bir Ateş büyücüsüne para vererek neler olduğunu öğrenmek için büyü yapmasını istedim. Adam hiçbir şey saptayamadığmı söyledi. Görüşü engelleniyormuş. Ama ortada tuhaf şeyler dönüyordu. Bana paramı geri verdi ve bunu tekrar denemememi söyledi." VVolfram Kolost'a bir göz attı. Klan şefi hafifçe kafa salladı. "Bilmek istediğin başka bir şey var mı?" diye sordu Drin. Aslında vardı, ama oğlamn annesinden değil. "Hayır," dedi VVolfram. "Yardımların için teşekkürler." "Artık eve gidebilirim," dedi Drin ve şalına sarınarak oradan uzaklaştı. VVolfram uzaklaşan kadım seyretti, sonra da Kolost'a döndü. "Çocuklar nasıl öldüler? Ne tür bir silah kullanılmış?" "Oğlu Rulff'a kılıç saplanmış. Bana ötekilerin de benzer yaralar aldıkları söylendi. Küçük bir kızın kafası ezilmiş." "Hiç kimse bir şey duymamış mı?" diye hiddet içinde bilmek istedi VVolfram. "Hiç kimse yardım çığlıklarım işitmemiş mi?" 325 MARGARET

W E i S

ve

TRACY

HİCKMAN

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Kolost kafasını hayır anlamında salladı. "Bu civarda ranlara sordum. Çocukların zaten her gün çığlık attıklarım sfiU~ lediler. Hiç kimse onlara aldırış etmiyordu. Şu kayıp kjZ u £" kında ne düşünüyorsun?" "Muhtemelen ortaya çıkar," dedi VVolfram. "Biri niçin sek' çocuğu öldürdükten sonra dokuzuncuyu alıp götürsün k? Herhalde kaçıp saklanmıştır ve ortaya çıkmaya korkuyordur " "Ben de öyle düşünmüştüm," diye hemfikir oldu Kolost. "Şu Ateş büyücüsü... herhalde onu tanıyorsundur?" "Onunla daha evvelden konuştum. Yardımı dokunmadı." "Yine de söyleyeceklerini kendi kulağımla duymak isterim." "Yaşadığı yer evimden pek uzak değil. Önce onunla konuşuruz, sonra da akşam yemeğine misafirim olursun. Geceyi geçirecek bir yer istemediğine emin misin?" VVolfram bakışlarım çadıra çevirdi. "Eminim." ***** Yaşlıca bir cüce olan Ateş büyücüsü, hayatım seyir efsunları yaparak kazamyordu. "Seksen yıllık büyücülük hayatımda," dedi adam, "böyle bir şeye hiç rastlamadım. Büyü yapmaktan anlar mısınız, bayım?" VVolfram anlamasına karşın yaşlı adamın söyleyeceklerini duymak amacıyla anlamıyormuş gibi yaptı. "Seyir efsunlarını ancak geçmişte ateş yanmış bir yerde yapabilirim. Eski ateşin yandığı yerde bir yenisini yakarım ve alevlere bakarak orada neler olduğunu görürüm. Çocuklar geceleri ısınmak için ateş yakarlardı, o yüzden işin bu yönünde sıkıntı çekmedim. Çadıra gidip ateş yaktım ve alevlere baktım. Çocukların ateşin etrafında oturduklarım, yüzlerinin ışıkta parladığını gördüm. İçlerinden biri dışarıdan gürültü geldiğini söyledi. Hepsi birden çadırın girişine kadar gittiler ve"—büyücü ellerini iki yana açtı—"hepsi buydu." "Hepsi buydu da ne demek?" diye sordu VVolfram. 32& Boşluk/a Yolculuk "Sanki çadırın içi yoğun bir dumanla dolmuş gibi gözlerim rdi- Hiçbir şey duymaz oldum. Hiçbir şey göremiyordum, ÎTtta ateşi' bile. Duman yüzünden boğulur gibi oldum. Bu korkunç ve ç°k SefÇekÇİ bir histi. Konsantrasyonum bozuldu ve büyü sona erdi." "Bir tane daha yaptın mı?" "Yapmak istemedim," dedi büyücü surat asarak. "Kadına parasını geri verdim. Sebep o lanetti," diye ekledi ürkütücü bir ses tonuyla. "Ne laneti?" diye sordu Kolost. "Daha önceki konuşmamızda bundan hiç bahsetmemiştin." "Ona sor," dedi büyücü ve kapıyı suratlarına kapattı. "Başka bir Ateş büyücüsüyle konuşmayı denedin mi?" diye Kolost'a sordu VVolfram, birlikte çorba içerlerken. "Birkaçıyla daha görüştüm, ama yaşlı adam o zamana kadar tüyler ürpertici hikâyesini herkese anlatmıştı ve hiç kimse riske girmek istemiyordu. Ben de kalkıp Ejderha Dağı'na gittim." VVolfram yarısı dolu tabağını iterek uzaklaştırdı ve maşrapasına uzandı. Karnı hiç aç değilse de fazlasıyla susamıştı. Tüm cücelerinki gibi Kolost'un evinde de yalnızca seyahat tertibatı ve yemek pişirmeye yönelik birkaç kap kaçak bulunuyordu. O

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ve VVolfram yere bağdaş kurmuşlardı. İçerideki tek ışık yemek ateşiydi. "O yaşlı adam lanet derken ne anlatmak istedi?" diye sordu Kolost. "Bana daha önce öyle bir şeyden bahsetmemişti." VVolfram birasından uzun bir yudum aldı. Testiye uzanarak maşrapasını tekrar doldurdu. "Sanırım," dedi dudaklarındaki köpüğü silerek, "Tamaros Laneti'nden bahsediyordu. Hiç duymadın mı?" Kolost başını iki yana salladı. "Ama o gri sakal duymuş. Efsanelerde anlatıldığına göre Kral Tamaros, Hükümran Taş'ı dörde ayırdıktan sonra parçaları verdiği kimselere o dört ırktan biri ihtiyaç duyacak olursa öteki ırkların yardıma geleceklerine, yanlarında da Hükümran Taş'ın parçalarını getireceklerine dair yemin ettirmiş. Eski Vin327 MARGARET WE i S ve TRACY HİCKMAN nengael'in yıkılışını biliyor musun?" Kolost hafifçe kafa salladı. "Ama herhalde Boşluk'un Efendisi kalkıp Vinnengael' saldırdığı zaman Kral Helmos'un Dunner'ı yardıma çağrrdıg, & ondan Hükümran Taş'm cücelere ait parçasını Eski Vinne ' gael'e getirmesini istediğini bilmiyorsundur. Yine efsaneler göre Dunner Çocukları, insanlar arasındaki bir savaşın cüceler' ilgilendirmediğini söyleyerek Taş'ı vermeyi reddetmişler." "Zaten ilgilendirmez de," dedi Kolost sert bir sesle. "Doğru, ama öyle yaparak yemini bozmuşlar," dedi Wolf. ram. "Elfler ve orklar da kendi parçalarını yollamamışlar. Eski Vinnengael yıkılmış. İşte bu yüzden çoğu kimse Tamaros'un yemini bozanları mezarından lanetlediğine, günün birinde onları cezalandıracağına inanır." Kolost kaşlarını çattı. Cüceler orklar kadar batıl inançlı olmadıkları gibi elfler kadar da haysiyetlerine düşkün değillerdir. Buna karşın katı ahlaki değerlere sahiptirler. Bir kimsenin verdiği yemini bozmasmm çok ciddi bir suç olduğuna inanırlar ve bu suçu işleyen kişi çoğunlukla klanından kovulur. "İnsan kral bizi lânetlemekte haklıymış," dedi Kolost. "Sanırım öyle," dese de VVolfram ikna olmamış gibiydi. Birasından bir yudum daha içti. "Sen lanetlendiğimize inamyor musun?" diye sual etti Kolost. "Evet," dedi VVolfram biraz düşündükten sonra. Elini iki yana salladı. "Ama Tamaros'un bizi mezarından lanetlediğine dair o safsataya değil. Duyduğuma göre Tamaros kendisini ısıran bir sineği bile lanetlemeyecek kadar iyi biriymiş. Benim inandığım, insanların sorununun zaman içinde bize de bulaşmış olduğu. Boşluk'un Efendisi'nin hakkından iki asır önce gelinmeliydi. Ama bizler Çocuklar'm çığlıklarını duyanlar gibi davrandık," diye ekledi acı bir dille. "Cüceler o gece neyin ters gittiğine bakmak için sıcak yataklarından çıkacaklarına battaniyelerini kafalarına kadar çekip uyumayı sürdürdüler." "Boşluk'un Efendisi dedikleri kişi şu Dagnarus, yani Vinnengael'in yeni kralı değil mi?" 322 Boşluk'a Yolculuk VVolfram kafa salladı. "İyi de bunun bizimle ne ilgisi var?"

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Hem de öyle bir ilgisi var ki," dedi VVolfram. "Tabi Hükümran Taş'ı geri istiyorsan." Kolost'un gözleri hayretten fal taşı gibi açıldı, sonra da öfkeyle kısıldı. "Hükümran Taş'ı o çaldı!" "Adamları çaldılar demek daha doğru olur," dedi VVolfram. "Ve Çocuklar'ı katlettiler." "Emin misin?" "Hayır," dedi VVolfram açık açık. "Zaten emin olmanın imkânı yok." "Öyleyse Taş'ı nasıl geri alabiliriz?" "Alamazsınız," diyen VVolfram, maşrapasınm dibinde kalan birayı da içip bitirdi. "İster Tamaros'un, ister cücelerin laneti de. Cüceler halen ellerindeyken Taş'a sahip çıkmalıydılar, gittikten sonra değil." VVolfram ayağa kalktı. "Sana iyi bir gece ve iyi şanslar dilerim, Kolost." "Saumel'den ayrılacak mısın?" "Sabah olur olmaz." "İyi de bize yardım etmeyecek misin?" "Yapabileceğim hiçbir şey yok," diye kestirip attı VVolfram. Kolost onu kapıya kadar geçirdi. "Keşke—" diye başlayan Kolost, sözünün devamını getirmedi. Bakışları VVolfram'm arkasındaki bir noktaya odaklanmıştı. "Ne?" diye asabiyetle bilmek isteyen VVolfram da kafasını çevirip arkasına baktı. "Orada ne var?" "Hiçbir şey. Yanılmışım," dedi Kolost omuz silkerek. "İyi yolculuklar." "Ben de öyle umuyorum," diye belirtti VVolfram. VVolfram sokağı dikkatle taradıysa da vakit epey geçti ve halk çoktan yataklarına girmişti. Sokak boştu. VVolfram şüpheli gözlerle Kolost'u süzdü. Klan şefi kapıda sessizce durmayı sürdürdü. VVolfram geceyi o kanlı çadırda geçirmeye can atmıyordu, 329 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN fakat katledilen Dunner Çocukları için en azından o kadan yapabilirdi. Bu onun cezası, kefaretiydi. El sallayarak Kolosf veda edip gecenin içinde kayboldu. Kolost onun gidişini izlerken kendi kendine gülümsedi. Karanlık şehir sokaklarında ilerleyen cücenin hemen arka smda gümüşi postlu devasa bir kurt sureti yürüyordu. 330 VVolfram bir zamanlar Hükümran Taş'ı barındıran çadıra döndü ve geçireceği uzun gece için hazırlık yapmaya girişti. Havanın soğuk olmasına karşın teneke kutunun içinde ateş yakmadı. Karanlıkta kalmak istiyordu. Yeterince konfor yüzü görmüştü. Yatmadan önce yere oturdu ve katledilen Çocuklar'ın ruhlarını etrafında topladı. Onları daha önce hiç görmemişti, o yüzden hepsine eskiden tanıdığı, dostları ve oyun arkadaşları olan Çocuklar'm yüzlerini yakıştırdı. Yine eski dostlarının durumlarım merak etti. Büyük ihtimalle Gilda gibi ölmüş olduklarını düşündü. Muhtemelen kendisi gibi vicdan azabı çekmişlerdi. "Kendinizi suçlamamalısınız," dedi Çocuklar'a VVolfram. "Ateş büyücüsünün bahsettiği şu karanlık var ya, hani onu boğar gibi olan, işte o Boşluk'tu. Hükümran Taş'ı çalan yaratıklar

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


da Boşluk'tan çıkmış yaratıklardı. Onlar, Vrykyl adındaki o şeyler korkunç yaratıklardır. Ben şimdiye dek iki tanesini gördüm ve daha fazlasını görmeyi hiç istemiyorum. Onlar ellerinde Boşluk'un gücünü tutarlar. Şehirdeki tüm cüceler birleşselerdi belki onları durdurabilirlerdi. Ama durduramayabilirlerdi de. Sizinse hiç şansınız yoktu." VVolfram iç geçirdi ve bir süreliğine sessiz sedasız oturdu. Sonunda, "Hükümran Taş'ı kaptırmış olabilirsiniz, ama en önemli hazineyi korudunuz," dedi. "Yani ruhlarınızı. Vrykyl'e karşı koyduğunuz, onunla savaştığınız için Boşluk size sahip Çıkamadı. Biz nasılsa Taş'sız da idare ederiz. Nasılsa o olmadan iki asır yaşadık. İki asır daha yaşayabiliriz. Şimdi sizden güzelce uyumanızı istiyorum. Bundan böyle kâbus falan görmeyeceksiniz. Söz veriyorum. Yatıp uyuyun. Uyandığınızda güneşin altında koşuyor olacaksınız. Sonsuza dek. Kurt sizinle olsun." 331 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN Çocuklar'ın yüz ifadeleri vakurdu. VVolfram kendisini layıp anlamadıklarını bilmiyor, anladıklarım umuyordu. Bu de bitince gevşemeye çalıştı. Anlaşılan fazlasıyla gevşemişi zira hemen uykuya dalıp rüya görmeye başladı. Rüya gördr' günü biliyordu, çünkü çadır bezi aralanmış ve içeriye GilH girmişti. Wolfram kardeşinin hatırasını uzun zaman önce zihninden kovmuştu. Yüzünü yirmi yıldır aklına getirmiyordu. Onu eö_ rünce pişmanlık duymadan edemedi. Onu ne kadar özlemiş olduğunu fark etti. Kardeşini görmek onu rahatlatıyordu. Acısı halâ yüreğindeydi, ama o acı artık ona işkence etmiyordu. Birlikte geçirdikleri çocukluklarıran mutluluğuyla acı yumuşamış ve kederli bir hal almışü. "Gilda!" dedi hafifçe. "Beni görmeye gelmene çok sevindim. Uzun zaman oldu." "Çok uzun," dedi kadın. "Ama anlamıyorum. Bunca zaman sonra niçin geldin?" "Beni çağırdığın için, kardeşim," yaratını verdi Gilda, kendine özgü o muzip tebessümüyle. "Zaten her çağırışında gelmez miydim?" "Hayır. Hatırladığım kadarıyla gelmezdin. Yine de," diye ekledi ses tonunu yumuşatarak, "uzun zaman ayrı kaldığımız hiç olmadı." "Tam yirmi yıldır ayrıyız. Beni bir daha hiç çağırmayacağını sanmıştım, VVolfram." "Zaten şimdi de çağırmamıştım, Gilda," dedi utanan VVolfram. "Gelmene sevindim, ama—" "Beni hatırladın," dedi kadın. "Küllerimle birlikte toprağa gömdüğün hatıraları su yüzüne çıkardın." "Unutmak zorundaydım," dedi VVolfram. "Yoksa yaşamımı sürdüremezdim. O mezara seninle beraber kendimden bir parçayı da gömdüm." "Biliyorum," dedi kadın şefkatle. "Zaten o yüzden sen hiç bilmesen de onca yıl seninle yan yana yürüdüm." "Benimle yan yana miydin?" VVolfram duyduklarına hem şaşırmış, hem de hiç şaşırmamıştı. Sanki yüreğinin bir parçası 332 Boşluk'a Yolculuk nU hep biliyordu. Kadına yakından baktı. "Ne giyiyorsun, rflda? Bir zırha benziyor."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Zaten bir zırh," dedi kadın gülümseyerek. "Bir Hâkimiyet gfendisi zırhı." İnsan Hâkimiyet Efendilerininkilere benzemeyen zırh cüce tasarımıydı. Gilda'run üzerinde cücelerin öteki türlere yeğledikleri, VVolfram'm da Hâkimiyet Efendisi olduğu o ıstırap dolu kısacık zaman diliminde giydiği deri zırh mevcuttu. El işi zırh gümüş süslemeliydi ve kopçaları da yine gümüştendi. Gilda kollarına gümüş bileklikler ve başına da önü açık bir miğfer takmıştı. Beline gümüş bir savaş baltası asılıydı. Göğsünde duran iki madalyonun her ikisi de hırlayan bir kurt kafasıyla süslüydü. "Anlamıyorum," dedi VVolfram, sırf konuşmuş olmak için. Elini gömleğinin içine sokarak kendisini sertçe çimdikledi. Artık uyanmaya hazırdı. "Bu bir rüya değil, VVolfram," dedi Gilda. "Ben buradayım ve yammda iki madalyon var. Bizim madalyonlarımız. Hâkimiyet Efendisi olduğumuz zaman Dunner'm bize verdikleri." "Ama sen olmadın!" diye öfkeyle karşı çıktı VVolfram. "Sen öldün! Seni öldürdüler!" "Duymaya hazırsan açıklayabilirim," dedi Gilda. İkinci madalyonu boynundan çıkartarak adama uzattı. VVolfram madalyona öfke saçan gözlerle baktıysa da elini sürmedi. "Dönüşüm geçirdiğim sırada Kurt bana göründü. Bana Boşluk'un gücünün artacağı ve öteki elementlerinkinin azalacağı bir dönemin yaklaştığmı söyledi. Bu karanlık dönemde her ırktan Hâkimiyet Efendileri'ne ettikleri yemin hatırlatılacak ve onlardan Hükümran Taş'in parçalarım bir araya getirmeleri istenecekti. Seçim onlara kalacaktı ve verecekleri kararla dünyanın kaderini belirleyeceklerdi. "Kurt seni seçmişti, kardeşim. Sen bir Hâkimiyet Efendisi, tek cüce Hâkimiyet Efendisi olacaktın, zira bizden sonra Boşluk'un gücü artacaktı ve başka hiç kimse Dunner'm mezarını aramaya kalkmayacaktı." "O kişi sen olmalıydın, Gilda," dedi VVolfram. "Hâkimiyet 333 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN Efendisi sen olmalıydın. Ben değil. Sen daha fazla istiyordu " "Ben bunu yanlış sebeplerden ötürü istiyordum. Yüre& öfke ve intikam arzusuyla doluydu. Hâkimiyet Efendisi ol halkımızın karşısına dikilmek; sana, bana ve öteki Çocukla » yaptıkları için onları cezalandırmak istiyordum. Ebeveynle * mizin çektikleri ve bizlerin katlandığı zorluklar için onlara had lerini bildirmeyi arzuluyordum. Kurt yüreğimde yatanları gör dü ve içimdeki Boşluk'u benim de görmemi sağladı. Bana ser me şansı verdi. Test'te başarısız olabilir ve hayatımı o zamanki halimle sürdürebilirdim—öfkeli, kinci ve kalbi kırık olarak. Ya da karanlıkta yürüdüğün zaman sana kılavuzluk edebilirdim. "Ben ikincisini seçtim, VVolfram," dedi Gilda. "Sen bilmesen de uzun zaman yanıbaşmda yürüdüm." "Yanıbaşmda yürüdüm derken neyi kastediyorsun?" Gilda sırıttı. "Keşişlerden aldığın şu bilekliği hatırlıyor musun? Hani izlemen gereken birini bulduğun zaman ısınan bilekliği? Jessan ve Bashae ile tanıştığın zaman bileklik ısındı, değil mi?" Kafası iyice karışan VVolfram, kafa sallamakla yetindi. "Bileklik seni Lord Gustav'a ve Hükümran Taş'a götürdü." "Evet," dedi VVolfram. "O ısı bileklikten gelmiyordu, VVolfram," dedi Gilda karde-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


şine. "O ısı elimden geliyordu." "Keşke bana söyleseydin," diyen adam gözlerini kırpıştırarak biriken yaşlardan kurtulmaya çalıştı. "Sözcüklere gerek duymadan anlayacağım sandım. Önceden birbirimizi hep anlardık." VVolfram kendi yüreğine baktı ve hakikati orada gördü. "Anlamıştım, Gilda. Ama öfkeliydim. Tanrılara kızmış gibi yaptım, ama aslında onlara değil sana kızgındım. Dünyada benim için bir tek sen vardın ve sen de beni terk etmeyi seçmiştin." "Seni terk etmedim. Artık bunu biliyorsun. Madalyonu al, VVolfram. Olman gereken yerde ol. Kurt'un sana ihtiyacı var." "Bilemiyorum... çok uzun zaman geçti..." VVolfram silkinerek uyandı. Sabah güneşinin ışıkları, çadı334 Boşluk'a Yolculuk tepesindeki delikten içeri hücum ediyordu. Wolfram kanlı at battaniyesinin altında uyuyakaldığım anlayınca ürpererek battaniyeyi üzerinden attı. Gördüğü rüyayı hatırlıyordu. Hatta o kadar net hatırlıyordu ki Gilda'yla karşılaşmayı umarak etrafına bakındı. Kendisi hariç çadırda kimsecikler yoktu. Yine de VVolfram yıllardır hissetmediği, tüm o yolculuklara rağmen bir türlü bulamadığı bir huzura kavuşmuştu. Ayağa kalktı ve vücuduna yerleşen tutukluğu geçirmek için gerindi. Oradan gitmeye hazırlanarak çantasım almak için eğildi, fakat göğsüne sürtünen bir şey hissetti. Aşağı baktığında hırlayan bir kurt kafasıyla süslü gümüş bir madalyon gördü. Hâkimiyet Efendisi madalyonunu. "Geri döndün," dedi çalman kapıyı açıp VVolfram'ı karşısında bulan Kolost. VVolfram ayaklarını sürüyerek içeri girdi. "Şaşırmamış gibisin." Kolost gülümsedi. "Dün gece Kurt'un seni takip ettiği gördüm. Kurt'un seni ikna edeceğini biliyordum." Açıklama yapma eğiliminde olmayan Wolfram homurdandı. "Bir fikrim var. Ateş büyüsü yaparak geçmişi görmeyi bir de ben deneyeceğim. O karanlığın ötesine bakabileceğimi sanıyorum." Kolost onun bir Ateş büyücüsü olmadığım, o yüzden de böyle bir büyü yapamayacağım söylemek üzere ağzını açtı. Fakat sözcükler dışarı çıkmadan önce ağzım kapadı. Kurt'un kararlarım sorgulamak doğru değildi. "Senin de orada bulunmak isteyebileceğini düşündüm," diye devam etti VVolfram. "Henüz vakit erkenken bu işi halletmek istiyorum. Ayrıca bölgeyi kapatmalı ve herkesi dışarıda tutmalıyız. Neler olacağından emin değilim." "Bu meseleyle ilgilenebilirim. Seninle çadırda buluşuruz," 335 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN diye söz verdi Kolost. VVolfram kafa salladı ve Dunner Çocukları'run tabiriyie pmağa yollandı. Yürürken madalyonu elinde tutuyordu. Sabalî havası soğuk, metal ise sıcaktı. VVolfram ona dokunurke Gilda'nın elini tutmuş gibi oluyordu. Kolundaki bileklikle ilgjisözleri hatırlayınca kafasını hoşnutsuzca iki yana salladı. Bunu

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


çok önceden anlamalıydı. Çocuklukların Gilda yüzünden basları hep derde girerdi. Maceracı bir karaktere sahip olan Gilda hep başı çeker, daha ihtiyatlı biri olan VVolfram ise onun peşinden giderdi. Şimdi bilekliğin yanında olmasını istiyordu, fakat onu bir kırgınlık anında keşişlere geri vermişti. Meydana varan VVolfram, eğilerek çadıra girdi ve aniden donakaldı. Yokluğunda biri orada bulunmuştu. VVolfram bunu nasıl anladığını bilmiyordu, fakat anlamıştı işte. Etrafa iyice bakınmasına karşın alınmış veya yeri değiştirilmiş herhangi bir eşya göremedi. Çadırdan çıkarak meydanda dolandı ve birisinin saklanabileceği gölgeli kısımları dikkatle inceledi. Kimseyi bulamadı. Yine de hislerini boşlamadı. İçgüdüleri onu bir kereden fazla kurtarmıştı. Daha sonra Kolost'a da gözünü açık tutmasını tembihleyecekti. VVolfram yanında küçük bir ateş yakmaya yetecek kadar çalı çırpı getirmişti. Çadıra dönüp devrilmiş tenekeyi kaldırdı ve çalı çırpıyı içine koydu. Sonra da geri çekilip teneke kutuya şaşkın şaşkın baktı. VVolfram büyücü değildi. Hayatında herhangi bir efsun yapmışlığı veya bunu istemişliği hiç yoktu. Şimdi ise tecrübeli bir büyücünün bile zorlanacağı büyük bir efsun yapacaktı. VVolfram'in asıl endişesi efsunu yapmak değildi. Endişesinin sebebi endişelenmiyor oluşuydu. Büyüyü düşününce içini bir sıcaklık kaplıyor, nasıl olacağına dair hiçbir fikri bulunmasa da efsunu bir şekilde yapacağını hissediyordu. Kolost başını çadırın içine soktu. VVolfram onu karşılamak için doğruldu. Meydan trafiğe kapatılmıştı. Bazı cüceler girişte bekliyorlar, meraklıları oradan uzaklaştırıyorlardı. "Biri çadıra girmiş," dedi VVolfram. "Adamlarına gözlerini açık tutmalarım söyle." 336 Boşluk'a Yolculuk "İyi kimselerdir. İşlerini bilirler," dedi Kolost. "Girenin kim , juğuna dair bir fikrin var mı?" VVolfram kafasını olumsuz anlamda salladı. "Yalnızca içime doftdu, hepsi o. İçeri gel. Şuraya otur." Wolfram tenekenin yakınlarında bir yeri gösterdi. "Efsun işe yararsa o gece yaşanan her şey* göreceğiz, sanki bizzat buradaymışız gibi. Ama tabi burada değildik. Bu sadece geçmişe ait bir görüntü." Kolost anladığını belirtmek için hafifçe kafa salladı ve yVolfram'm işaret ettiği yere geçti. Klan şefi dizlerini yere dayayıp ellerini bacaklarına koydu ve merakla VVolfram'ı süzdü. "Ben şimdi. . . şey. . . üstümü değiştireceğim," diyen VVolfram'm yüzü utançtan kıpkırmızı kesildi. Havalara girdiğinin, gösteriş yaptığının sanılmasını istemiyordu. "Bu Hâkimiyet Efendisi olmamn bir parçasıdır. Yani zırhı kastediyorum." VVolfram klan şefini kuşkuyla süzerek gelecek soruları bekledi. Ancak Kolost sessiz kaldı ve başım sallayarak hazır olduğunu belirtmekle yetindi. VVolfram'ın içi rahatladı. Bu cüceden giderek daha çok hoşlanıyordu. VVolfram madalyonu sıkıca tutarak büyülü zırhının içindeki Gilda'yı hayalinde canlandırdı. Bunu yapar yapmaz kendi zırhına büründü—gümüş kopçaları ve gümüş bir miğferi olan kaliteli, esnek bir deri zırha. Tanıklık ettiği sahne karşısında Kolost'un gözleri koca koca açıldıysa da klan şefi ağzını kapalı tuttu. Bu harika zırh adamın üzerine ikinci bir deri gibi oturuyor,

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


VVolfram kendini güvende ve korunmuş hissediyordu. Ateş efsunu için ne yapması gerektiğini hemen o an öğrendi. Büyü, istekleri doğrultusunda bedeninden dışarı akıyordu. Tek yapması gereken düşünmekti. Teneke kutudaki tahta parçalan alev aldı. VVolfram alevlere bakarak düşüncelerini aynı kutuda başka bir ateşin yandığı bir gece üzerine odakladı. Zihnine sayısız gecenin görüntüleri doluştu. Bunlar o kadar kalabalıktı ki VVolfram ezilir gibi oldu. Kendini o geceye bağlayacak bir şeye ihtiyacı vardı. Elini uzatarak kanlı battaniyeyi bir köşesinden tuttu. Tenekenin içindeki alevler ansızın harladı ve çadırın içi yo337^ MARGARET WE İ S ve TRACY HİCKMAN ğun, boğucu bir dumanla doldu. Wolfram nefes alamıy Kolost'un şiddetle öksürdüğünü işitmekteydi. "Çık dışarı," diye Boşluk'a emretti VVolfram. Duman hiddetle çalkalandı. Sonra bir kurdun uluması d yuldu. Ani bir rüzgârla sarsılan çadırın duvarları sertçe dal landı. Rüzgâr içerideki dumanı emerek oradan götürdV VVolfram tekrar nefes alabiliyordu. Kulağına Kolost'un da der' derin soluklanmakta olduğu çalındı. Alevlere baktığında Çocuklar'ı gördü... Dunner Çocukları sırayla Hükümran Taş'ı üzerlerinde taşıyorlardı. Taş'ı her gün farklı bir çocuk takıyordu. O geceki taşıyıcı Fenella'ydı. Hastalıklı bir çocuk olan Fenella, Saumel şehrine bırakılmıştı. Ailesi onu terk ederek zayıf çocuğun tüm klanı tehlikeye soktuğunu söyleyen klan şefinin emrine uymuştu. Fenella yaşlıca bir cüce kadınına emanet edilmişti. Bakıcısı kısa bir süre önce ölmüştü. On yaşındaki kız tek başına kalmıştı. Fenella o zamana dek çocukluğundaki zayıflığı üzerinden atmıştı. Artık diğer pek çok genç cüce gibi gücü kuvveti yerindeydi. Ama bu, klanına dönebileceği anlamına gelmiyordu. Klanının nerede olduğuna dair en ufak bir fikri yoktu. Zaten onları bulsa bile muhtemelen kızı aralarına almazlardı. Fenella yaşlı kadımn sepet örme işini üstlenmişti ve yaşamı zorluklarla dolu olsa bile geçinip gidiyordu. Gün boyunca sepet ördüğü için Hükümran Taş'a hürmetlerini ancak geceleri sunabiliyordu. Fakat tek bir geceyi bile kaçırmışlığı yoktu. Dunner'm mezarını bulma görevini üstleneceği ve Hâkimiyet Efendisi olmak için onun onayını alacağı günü iple çekiyordu. Fenella bunun kaderinde yazılı olduğunu biliyordu. Bunu ona Dunner'm ta kendisi bir rüyada söylemişti. Fenella o gece Hükümran Taş'ı tapınaktaki yerinden aldı ve ateş ışığında parıldamasını seyretti. Taş'a ne zaman dokunsa huşuya kapılıyor, kendini onun karşısında küçülmüş gibi görüyordu. Sanki kendinden Dunner'a ve oradan da Kral Tamaros'a 338 Boşluk'a yolculuk 4ar dümdüz bir çizgi çekebilecekmiş gibi hissediyordu. Taş'ı ktığırıda aradaki yüzyılların hiçbir önemi kalmıyordu. Öksüz ,-r cüceyle bir insan kralı arasındaki farklar uçup gidiyordu. Fenella bir masalcıydı. Taş'ı taktığı gecelerde öteki Çocuklar'ı Hükümran Taş ve yazgısı ona bağlı olan kimseler hakkında anlattığı öykülerle eğlendirirdi. Dunner'dan kalmış bu öyküler eS]<i olmalarına karşın Fenella onlara yepyeni bir hayat aşılardı. Çocuklar onu dinlemekten asla bıkmazlardı. Fenella minber olarak kullanılan kutunun üzerine rahatça

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


kuruldu. Farklı yaşlardaki yedi çocuk da onun etrafına yerleşti. İçlerinden birine, Rulff adlı çocuğa çadırın girişini istilacılara karşı koruma görevi verildi. Bu aslında fahri bir görevdi. Cüce Hükümran Taş'm tarihinde tek bir istilacı olmuştu, o da iki asır önce Kral Helmos tarafından gönderilen ve Taş'm geri getirilmesini istemek için tapmak-çadırm kutsallığına tecavüz eden bir Hâkimiyet Efendisi'ydi. Yine de Çocuklar birilerinin Taş'ı çalabilme ihtimaline karşı gözlerini hep açık tutuyorlardı. Elinde ucu sivri bir çomak tutan Rulff, girişte gururla beklemekteydi. Fenella bütün gün kendini kederli hissetmişti, o yüzden Çocuklar'ı hep güldürdüğünü bildiği bir öykü seçti. Bu öykü Dunner'm da en sevdikleri arasındaydı. Öyküde Prens Dagnarus'un arkadaşı olan Gareth adlı bir çocuk konu ediliyor ve Gareth'in ilk kez ata binmesi anlatılıyordu. Öykü cüce çocuklarına göre çok komikti, zira bazılarının daha evvel hiç ata binmemesine karşın hepsinin de eyerde doğduğu söylenebilirdi. Fenella atın şaha kalktığı ve Gareth'in tepetaklak yuvarlanıp bir saman yığınının üzerine düştüğü kısma gelince hepsi de içten kahkahalar attılar. Rulff kafasını çevirdi. "Şşt," dedi oğlan. "Bir şey duyar gibi oldum." Çocuk çadırı aralayarak karanlığa baktı. "Dışarıda birileri var," diye rapor verirken şaşkın görünüyordu, çünkü oraya gündüzleri bile çok az kimse gelirdi. "Belki Taş'ı bizden almak için bir şövalye daha gelmiştir," dedi Çocuklar'dan biri umutla. 33J MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN "Belki de annendir, Rulff," dedi bir başkası, kıs kıs güler , "Sen kutunun üstüne çık, Fenella," dedi üçüncü bir çn ı. "Biz seni koruruz." Fenella gurur ve biraz da endişeyle kutudaki yerini aldı Pı lerinde sivri çomaklarla diğer Çocuklar da onun önüne dizi" diler. Fenella elini Hükümran Taş'a koydu ve sürekli olarak canlıymışçasma kendi kendine vızıldar gibi görünen kristalden huzur buldu. O yüreğiyle Taş'm sarkışım dinlerken Rulff öyle korkunç bir çığlık attı ki küçük kızın adeta içi dondu. Rulff un sırtından kanla kaplı bir kılıcın ucu çıkmıştı. Bir hayvan-adam çadırı sertçe aralayıp içeri daldı. Yanından geçerken kılıcıyla şişlediği Rulff'a da bir tekme vurdu. Çocuk kılıç boyunca kayarak yüzükoyun yere serildi. Çadıra iki tane hayvan-adam daha girdi. Büyükçe çocuklardan biri, elindeki sivri çomakla hayvan-adamlardan birine umutsuz bir hamle yaptı. Hayvan-adam kahkahayı andıran bir gargara sesi çıkardı ve sopasım hızla çocuğun kafasına indirdi. Oğlamn kafası parçalandı, etrafa kan ve beyin parçaları sıçradı. Öteki Çocuklar'dan bazıları dövüştüler. Bazıları çığlık çığlığa kaçmaya çalıştılar. Bazılarıysa dehşetten donakalmış bir vaziyette öylece baktılar. Hayvan-adamlarm keskin kılıçları ateşin ışığında parıldamaktaydı. Cesetler birbiri ardına yere serildi; kiminin kafası yoktu, kimiyse kalbinden şişlenmişti. Yer kandan kıpkırmızı kesilmişti. Çocuklar'dan geriye bir tek Fenella kaldı. Kız kıpırdayamıyordu. Salyalar akıtan, kolları dirseklerine kadar kan olan hayvan-adamlara fal taşı gibi açılmış gözlerle bakıyor ve ölmeyi bekliyordu. İstilacılardan biri kılıcım kaldırınca Fenella gözle-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


rini sımsıkı yumdu. Bir ses buyurgan bir tonda konuştu ve Fenella ölmedi. Kız gözlerini açınca hayvan-adamlarm kendisini işaret ederek aralarından tartıştıklarını gördü. Konuştukları dil de onlar kadar iğrençti. Hayvan-adamlar bir karara vardılar. İçlerinden biri kanlı kılıcım elinde tutarak kıza doğru yürüdü. Fenella üzerine ber340 Boşluğa Yolculuk t bir ısının çöktüğünü hissetti ve bayılacak gibi oldu. Hemen Tas'ı kavradı ve kristalin soğuğu sayesinde kendini toparladı. Hayvan-adam kızın eline vurarak Taş'm üzerinden çekti. Sonra da kendi elini Taş'a uzattı. Bembeyaz bir ışık patlaması Fenella'nın gözlerim kamaştırdı. Sonraki birkaç dakika boyunca patlamanın yarattığı mavilikten başka hiçbir şey göremedi. Görüşü normale döndüğünde az önce Taş'ı almaya çalışmış hayvan-adamın yerde sırtüstü yattığını gördü. Yaratığın eli kömür olmuştu. Fenella canavarlara karşı koyduğu için Taş'la gurur duyuyordu ve gururu ona cesaret verdi. Kız dimdik durdu ve yaratıkları cüretkâr bakışlarla süzdü. Bir hayvan-adam daha Taş'ı almaya çalıştı. Bu kez hazırlıklı olan Fenella gözlerini kapadı. Ona rağmen kör edici ışık patlamasını görebildi. O hayvan-adam da inleyerek yere serilmişti. Ne yapacaklarını şaşıran hayvan-adamlarm bakışları kızla Taş arasında gidip geldi. İçlerinden biri bağırarak konuştu ve içeri dördüncü bir yaratık girdi. Anlaşılan bu seferki bir tür köleydi, zira boynu bükük yürüyor ve ötekilerin karşısında korkudan büzülüyordu. Bu yaratık her ne kadar diğer hayvanadamlara benzese de tam olarak onlar gibi değildi, zira ötekilerdeki gibi çıkık bir burnu yoktu. Yüzü daha çok bir insanınkini andırıyordu. Hayvan-adamlar yeni gelen yaratıkla uzun uzadıya konuştular. Fenella konuşmanın kendisiyle alâkalı olduğunu anladı, çünkü sürekli olarak onu ve Taş'ı işaret ediyorlardı. Daha önceden girişimde bulunmuş bir hayvan-adam önce küçük kızın elini, sonra da kendi yanmış elini gösterdi. Hayvan-adam son bir sözle konuşmaya noktayı koydu. Köleyi tekmeledi ve Fenella'yi bir kez daha işaret etti. Köle sivri çomaklardan birini alıp Fenella'ya yaklaştı. Fenella çomağın ucunda can vereceğini sandı ve kendini ölüme hazırladı. Ancak köle çomaktan faydalanarak ucunda Taş'm sarktığı at kılından sırımı dikkatlice tutu ve Taş'ı Fenella'nın sırtına doğru kaydırdı. Köle daha sonra çomağı yere atıp Fenella'yı tuttu. Kızı sır341 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN tına alarak onun küçük kollarını boynuna doladı ve öteki] kafa sallayıp çıkışa doğru yürüdü. Kölenin tırnakları Fenella'nın kollarına acı verecek bir Srı dette batıyor, güçlü elleri de küçük kızın cildini morartıy0rH I Dostlarının kanma karışan hayvan-adamların kokus Fenella'nın başını döndürdü. Kız o iğrenç sıcağın tekrar üzerin? çöreklendiğini hisseti ve bu sefer hiç karşı koymadı. Ateşteki görüntüyü izleyen VVolfram'm içi, ateşten bile daha sıcak bir öfkeyle kaplandı. Hiddetini yatıştırdı ve faydala-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


nabileceği bir şey duymayı boş yere umarak söylenenleri dikkatle dinledi. Üç yaratık en az kendileri kadar çirkin olan bir dilde konuştular. VVoIfram uluma ve ıslıkların arasından topu topu bir iki sözcük ayırdedebildi. Buna karşın köleyi anlayabildiğini fark etti. Yaratık her ne kadar hayvan-adamların dilinde konuşuyorsa da sözcükler ağzından daha net çıkıyordu. Bir sözcük vardı ki köle onu huşu içinde sık sık tekrarlıyordu. O sözcük "K'let" idi. Bunun ne demek olduğuna dair VVolfram'm hiçbir fikri yoktu. Fenella'yı taşıyan köle çadırdan ayrılırken hayvan-adamlardan biri muhtemelen ona göz kulak olmak için köleyle birlikte dışarı çıktı. Diğer hayvan-adamlar geride kaldılar ve daha başka hazineler bulmak amacıyla çadırın altını üstüne getirdiler. Hatta tahta kutuyu kırıp küçük cesetlerin üzerlerini bile aradılar. Hiçbir şey bulamayınca da hırlayarak hoşnutsuzluklarım dile getirdiler ve çekip gittiler. VVoIfram her ne kadar onları gözden kaybetmemeye çalıştıysa da yaratıklar çadırdan ayrılır ayrılmaz onları karanlıkta yitirdi. Tenekenin içindeki ateş azalıp söndü. Büyü sona erdi. VVoIfram derin bir iç geçirdi. Ne o ne de Kolost bir şey söyledi. Gördükleri, yorum yapılamayacak kadar korkunçtu. Kolost nihayet ağzını açtığında sesi neredeyse tanınmayacak denli boğuktu. "Neydi o yaratıklar?" 342 Boşluk'a Yolculuk "Onlara 'taan' denir," diye açıkladı VVolfram. "Manastırda nlardan bahsedildiğini duymuştum. Bu yaratıklar Dunkar'ı a yalayarak yüzlerce kişiyi öldürdüler ve çok daha fazlasını esir ettiler. "Peki insana benzeyen öteki yaratık neydi?" "O bir yarı-taandı. Lânetli bir melez." "Taanları' hiç duymamıştım. Nereden geliyorlar?" "Kimse bilmiyor. Boşluk'tan olabilir. Duyduğum kadarıyla onları bu diyara Boşluk'un Efendisi Dagnarus getirmiş. Taanlar ona hizmet ediyorlar." "Öyleyse Hükümran Taş'ı çalan ve o çocukları katleden Dagnarus'tu." "Öyle görünüyor," dedi VVolfram. "En azından niçin sekiz ceset olduğunu öğrendik. Dokuzuncu çocuğu alıp götürmüşler. Sence ona ne yapacaklar? Onu niye öldürmediler?" "Hükümran Taş'ı almaya kalktıklarında neler olduğunu gördün," dedi VVolfram. "Taş'in büyüsü ona dokunmalarını engelledi. Kızın ise Taş'a rahatlıkla dokunduğunu ve canının yanmadığmı gördüler. Tahminimce onun Hükümran Taş üzerinde gücü olduğunu sandılar ve kızı o yüzden yanlarına aldılar. Sahiden de öyle düşünüyorlarsa kızı hayatta tutmak için ellerinden geleni yapacaklardır. Ve bu da bizim için bir fırsat doğuruyor," diye ekledi VVolfram, kararlı bir sesle. "Ne fırsatı?" diye sordu Kolost. "Kızı kurtarma ve Taş'ı geri alma fırsatı." Kolost tenekenin içindeki yanmış tahta parçalarım işaret etti. "Ama bu aylar önce olmuş. Şu anda buradan çok uzakta—" Adamın sözleri öfke dolu tiz bir çığlık ve kulağa fazlasıyla tanıdık gelen bir sesle bölündü. "Canım nereye isterse oraya giderim! Çekin şu pis ellerinizi üzerimden. VVolfram! Hemen buraya gel! Sana dokunmamanı

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


söyledim, cüce. Dokunursan yemin ederim pişman olursun. Beni öfkeli görmek istemezsin—" "Kurt bize yardım etsin. Ranessa bu!" diye inledi VVolfram ve çadırdan dışarı koştu. 3-43

"Ranessa! Dur!" diye bağıran YVolfram'm zihninde kadının hemen oracıkta, yani meydanın ortasında ejderhaya dönüştüğü hayali canlanmaktaydı. "Ranessa?" Wolfram sersem sersem etrafına bakındı. Ranessa'nın sesini duyuyor, fakat onu bir türlü göremiyordu. Sonra uzun, dağınık saçlı bir cüce kadınının fırtına gibi gelmekte olduğunu fark etti. Kadın kendisini durdurmaya çalışan cüceleri itekliyor, fazlaca yaklaşanlara da yumruk ve tekmeler savuruyordu. "Şükürler olsun!" diye YVolfram'm görünce bağırdı cüce kadını ve bir insan kadınının şeklini aldı. Onun bu ani değişimi bir işe yaradı. Kadını tutmaya çalışan cüceler onu hemen bırakıp kendi aralarında homurdanarak gerilediler. Birçoğu silahlarını kaldırdı, silahı olmayanlar ise yerden taş ve sopa toplamaya başladı. "Kızım, bunu niye—" diyecek gibi oldu YVolfram. Ranessa ona kulak asmadı. "O şeylerden biri buradaydı! Onu gördüm!" Kadın bir yeri işaret etti. "Tam şurada, içinden çıktığınız çadırın yakınlarında duruyordu." "Hangi şeylerden biri?" diye soran VVolfram, kadının o hayvan-adamlardan bahsettiğini sandı. "Seni kaçırmaya çalışan o şey gibi," diyen kadının kara gözleri öfke doluydu. "Lord Gustav'ı öldüren şey gibi. Sen ona ne diyordun—" "Bir Vrykyl mi?" diyen VVolfram'm tüyleri diken diken oldu. Hâkimiyet Efendisi zırhı halen üzerindeydi, fakat zırhm Lord Gustav'a faydası olmamıştı. "Halâ burada mı?" "Hayır. Peşinden gidecektim, ama bu hödükler bana izin vermediler. Onları ikna etmeye çalışnm" — Ranessa yavaş yavaş çevrelerini sarmakta olan cücelere doğru döndü —"ama o şey 344 Boşluk/a Yolculuk. gıdığımı duymuş olmalı, çünkü tekrar baktığımda gitmişti." "Onu rahat bırakın," diye yaklaşan cücelere buyurdu vVolfi"arn- "Benimle birlikte. Ondan ben sorumluyum." VVolfram'ı, yani şatafatlı bir zırh giymiş bu tuhaf adamı da oek gözü tutmayan cüceler şüpheyle bakıştılar. Kolost yanlarına gelerek durumun kontrol altında olduğuna dair cüceleri ikna eti. Cüceler geri çekildiler, fakat Ranessa ile VVolfram'ı halâ kuşkulu gözlerle süzüyorlardı. "Canı neye sıkılmış?" diye sordu Kolost. "Civarda bir Vrykyl varmış," dedi VVolfram. "Sana bahsettiğim o Boşluk şövalyelerinden biri. Bizim çadırı dinliyormuş." "Eğer Boşluk yaratıkları Saumel sokaklarında dolaşıyorlarsa," dedi Kolost öfkeyle, "onları bulacağız." "Hayır, bulamayacaksınız," dedi Ranessa. "Cüce şekline girmişti. Ama ben onun gerçekte ne olduğunu görebiliyordum, çünkü ben bir ejderhayım." "Sesini alçalt!" diye payladı VVolfram. "Zaten başımız yeterince belâda." "Şu Boşluk şövalyesini nasıl bulacağız?" diye sordu Kolost. "Bulmasan daha iyi," dedi VVolfram hevesle. "Güven bana,

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Kolost. Ona zarar vermen imkânsız. Aradığı şeyi bulduğunu ve çekip gittiğini ummaya bak." "İyi de burada ne arıyordu?" diye sual etti Kolost. "Hükümran Taş gideli çok oldu." VVolfram'ın aklına Vrykyl'in kendisini aradığı gibi nahoş bir fikir geldi. "Yolculuk sırasında bir Vrykyl'in bizi takip ettiği gibi bir hisse kapılmadın, değil mi?" diye sordu Ranessa'ya. "Hani geçen sefer takip edildiğimizde olduğu gibi?" "Hayır," dedi kadm, kendinden emin bir sesle. "Peşimizde kimse yoktu. Ayrıca Vrykyller uçamazlar, öyle değil mi?" VVolfram uçamayacakları kanaatindeydi, ancak onlar hakkında fazla bilgisi yoktu ve öğrenmek de istemiyordu. "Çadırın orada ne işi vardı?" "Sizi dinliyordu," diye hemen cevapladı Ranessa. "Vrykyl başını çadır bezine dayamıştı. Dediklerinizi dinliyordu." 345 MARGARET WE İ S ve TRACY HİCKMAN "İşte bu çok garip," diye mırıldandı VVolfram. Bir Vrykyl'in az önceki seyir büyüsüyle ne işi olabilirdi VVolfram ne kadar düşünse de fikir üretemedi ve bu durumda sıkıntı duymamaya karar verdi. Atılması gereken bir gore vardı. Öncelikle onun üzerinde yoğunlaşacaktı. "Bir çocuğun o canavarların eline düştüğünü düşünmek midemi bulandırıyor," diye belirten Kolost'un kara gözleri hiddetle gölgelenmişti. "Benim de," dedi VVolfram. "Hükümran Taş'tan bahsetmeme ise gerek bile yok." "Evet, elbette, Hükümran Taş," diye onayladı Kolost, sonradan aklına gelmişçesine. Adam kaşlarını çatarak tekrar çadıra göz attı. VVolfram onu hayretle süzüyordu. Klan şefi onu şaşırtmayı ve kendine hayran bırakmayı sürdürmekteydi. Başka bir klan şefinin aklına gelen ilk şey o değerli mücevher olurdu, öksüz bir çocuk değil. "Eh, kızım, sen bir isyan başlatmadan önce yola koyulsak iyi olur," diye belirtti VVolfram. "Ve yürüyeceğiz," diye vurguladı, Ranessa'nın gözünde hemen oracıkta ejderhaya dönüşmeyi plânladığına dair bir parıltı görür gibi olunca. Ranessa surat astı ve VVolfram tahmininin doğru olduğunu anladı. "Bu yerden hoşlanmadım," dedi kadın, karmakarışık saçlarının arasından etrafı inceleyerek. "Ve bu kişilerden de. Ayrıca cüce olmaktan da," diye suçlarcasına ekledi, sanki VVolfram'm hatasıymış gibi. "Hepiniz öyle... kısasınız ki." Kolost peşlerine takıldı. "Hayvan-adamların peşinden gideceksiniz, değil mi?" "Evet," diye doğruladı VVolfram. "Arkalarında iz bıraktılarsa bile o izler çoktan kaybolmuştur. İşe nereden başlayacağınızı nasıl kestireceksiniz?" VVolfram omuz silkti. O sırada Ranessa'ya göz kulak olmakla meşguldü. "Bana hiç umut yokmuş gibi geliyor," dedi Kolost. "Yine de Kurt seninle. Kurt sana yolu gösterecektir." Meydanın sınırına vardıklarında Kolost durdu. "Keşke se34 & Boşluk'a Yolculuk •jje gelebilseydim, ama bana burada ihtiyaç var. Yokluğumda

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


tfılıç Klaru ^e ^lzı^ *^n savaŞa tutuşmuş. Birkaç kafayı birbirine çarpmam lâzım." "İyi şanslar," dedi VVolfram. "Sana da," dedi Kolost. Ayrılırlarken her iki adam da ötekine sessizce, "Şansa ihtiyacın olacak," diyordu. ***** Caladwar adındaki Vrykyl hayattayken bir elfti. Cüce kılığına girmenin fazlasıyla usandırıcı olduğu konusunda Ranessa'yla hemfikir olması işten bile değildi. Hayatı dolu dolu yaşayan bir elf için Atsızlar'm donuk yaşantısı olağanüstü tekdüzeydi. Caladvvar cücelerden öyle çok nefret eder olmuştu ki onları öldürmekten bile zevk almıyordu, zira bu, öldürdüğü cücenin içine işlemesini ve boğucu bir anılar selinin alünda kalmayı gerektiriyordu. Caladvvar hortlak yaşamının geri kalanı boyunca cüce olarak kalacağından korkuyordu, fakat şansına Hükümran Taş'm cücelere ait parçası ortaya çıkmış ve Caladvvar efendisinin erişmeyi umutsuzca arzuladığı bilgiyi edinmişti. Caladvvar'ı oradan kaçırtan şey bir anda ortaya çıkan ejderha değildi. Caladvvar Boşluk'a kapılmadan önce bir VVyred'di. Büyü konusunda kendine fazlasıyla güveniyordu— ki bunda haksız da sayılmazdı. Caladvvar genç ve tecrübesiz ejderhayla dövüşebilir, hatta muhtemelen onu yenebilirdi de. Ancak Caladvvar ejderhalarla kapışmaya ilgi duymuyordu. Onun tek isteği üzerindeki iğrenç cüce kılığını bir an önce atmak ve asıl şekline bürünmekti. Sırf lorduna bir an önce haber ulaştırmak ve o kahrolasıca yerden ebediyen kurtulmak için meydandan ayrılmıştı. Dagnarus bir süre önce Caladvvar'ı Hükümran Taş'm cücelere ait parçasını ele geçirmesi için yollamıştı. Caladvvar oraya vardığında birilerinin kendisinden önce davrandıklarını öğrenmişti. Bunu lorduna bildirdiğinde lordu öfkeden köpürmüş 347 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN ve Caladwar'a hırsızın kimliğini tespit edene kadar Saumel'H kalmasını emretmişti. Caladwar suçluyu bulmak için kendi büyüsünden faydal nabileceğini umarak VVolfram'dan çok daha önce bir seyir ef sunu yapmıştı. Ancak plânları, sözde müttefikleri olması gere ken Boşluk tarafından bozulmuş, Caladvvar ise bu durumu epey şaşırtıcı bulmuştu. Birisi Boşluk'un efendisi olabilmek için Dagnarus'a meydan okuyordu. Artık Caladvvar onun kim olduğunu biliyordu. Caladwar evine varır varmaz elini kan bıçağına attı ve Dagnarus'a acil bir çağrıda bulundu. Boşluk'un Efendisi artık çağrılara Vinnengael hükümdarı olmadan önceki kadar çabuk cevap vermiyordu. Caladwar sabırsızlıktan kudurmak üzereydi. Kendisine Dagnarus'un gün boyu olduğu kadar gecenin büyük bir kısmı süresince de halk arasında, başkalarının yanında olduğunu hatırlattı. "Acele et," diye aniden ve beklenmedik bir anda geldi Dagnarus'un sesi. "Fazla vaktim yok. Neler öğrendin?" "Hükümran Taş'm cücelere ait parçasını kimin çaldığını biliyorum, lordum," dedi Caladwar kibirli bir sesle. "Bilsen iyi olur, yoksa beni rahatsız ettiğin için sana teşekkürlerimi sunmam," dedi Dagnarus soğukkanlılıkla. "Havalara girmeyi bırakıp anlat."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Hırsız K'let, lordum." Bu sözcükleri Boşluk kadar boş bir sessizlik izledi. Sessizlik sürdükçe Caladwar endişelenmeye başladı. Cüce şehrinden ayrılmak için izin alması gerekiyordu, fakat henüz bu yönde bir ilerleme kaydedememişti. "Lordum?" diye sordu. "Orada mısınız?" "Emin misin?" diye bilmek istedi Dagnarus. "Evet, lordum. Bir cüce Hâkimiyet Efendisi, Taş'm tutulduğu çadırda bir seyir efsunu gerçekleştirdi. İmgelemi göremedim, ama efsun tamamlandıktan sonra cüceler kendi aralarında konuştular. Taş üç taan savaşçısı ve bir yarı-taan köle tarafından çalınmış. Şimdi duyacaklarınız hoşunuza gidebilir, lordum. Taanlar dokunduklarında Taş'm büyüsünün onları cezalandı342 Boşluk'a Yolculuk ujleceğinin farkında değillermiş, o yüzden—" "Duyduklarım hiç de hoşuma gitmiyor," diye sözünü kesti pggnarus. "Bana şunu söyle-Hükümran Taş taanların elinde .r)ll mı"Giderlerken onu da yanlarına almışlar," dedi Caladwar. "KTet'in emirleri doğrultusunda mı?" "Taanlar sık sık K'let'ten bahsediyorlarmış. İyi de K'let Taş'm yerini nasıl bilebilir?" "Onunla pek çok kez omuz omuza savaştık," dedi Dagnarus, geçmişi hatırlayarak. "Onun hayatını kurtardım. O da benim fetih hayallerimi. Farklı ırklardan olsak da aklımız birdi. Yarattığım tüm Vrykyller içinde beni bir tek o anladı. Başkaldırısını affettim, çünkü yerinde olsam ben de aynını yapardım. Ama isyanını göz yumamam. Halkına iyi bakacaktım. Bana güvenmeliydi. .." Diğer bir deyişle, diye aklından geçirdi Caladwar, K'let'e Hükümran Taş'm cücelere ait parçasının nerede bulunacağını Dagnarus bizzat söylemişti. Dagnarus ona doğrudan doğruya söylemediyse bile düşüncelerine gem vurmamış ve kurnaz K'let onları kan bıçağı vasıtasıyla okumuştu. "Evet, Caladvvar, hatam buydu," dedi Dagnarus. K'let korkudan büzüldü. "Lordum, istemeyerek—" "Yeter," dedi Dagnarus. "Bu durumdan faydalanabilirim. Taş'm K'let için hiçbir önemi yok. Onu kullanamaz. Ona dokunamaz bile. Taş'ı çalmasının sebebi, onu almaya geleceğimi bilmesiydi. Gideceğim de. Gideceğim de..." "Bana emirleriniz nedir, lordum?" Lütfen buradan çok uzaklara gitmemi emret, diye sessizce yalvardı Caladvvar. "Tromek'e dönüp Rahip'e karşı olan savaşta Valura ve Kalkan'a yardım edeceksin." "Peki, lordum! Teşekkürler, lordum. Hemen yola koyulacağım." Caladwar kapıdan çıkmak üzereydi ki halâ elinde tuttuğu kan bıçağı sayesinde lordunun bağlanüyı koparmadan önceki 3-y MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN son düşüncelerini okudu. Caladwar aldırış etmemeye çünkü Dagnarus'un fikrini değiştirip Saumel'de kalmasını redeceğinden korkuyordu. Fakat kendine engel olamadı i?*1"

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


hatlayarak anladı ki Boşluk'un Efendisi ona değil asiye h> ediyordu. P "Büyük bir hata yaptın, K'let," dedi Dagnarus. Sükuneti öf kesinden çok daha ürkütücüydü. "Yaptıklarından birçoğUn görmezden gelebilirdim, ama bunu değil." Caladvvar kan bıçağını hemen kınına soktu. Tromek'e doğru yola koyulup cüce topraklarını arkasında bırakmadan önce de tekrar dokunmamaya dikkat etti. ***** Wolfram ile Ranessa üç gün boyunca Cüce Omurgası Dağları'mn civarında uçarak taanların geride bıraktıkları izleri aradılar. Aradan geçen üç ayla birlikte izler, dünden kalmış çorba kadar soğumuştu. Ancak VVolfram'ın tek ihtiyaç duyduğu şey bir kamp alanı veya bir ateşin kalıntılarıydı. Böyle bir şey bulabilirse büyü kullanarak ateşin taanlar tarafmdan yakılıp yakılmadığını ve yakıldıysa hangi yönde ilerlediklerini öğrenebilirdi. Daha sonra bir diğerini, oradan da bir sonrakini bulabilirdi. Mantık gereği taanların batıya gideceklerini düşünmüştü. Taanlar batıdan, Dunkarga'dan gelmişlerdi ve halen batıda, yani Karnu'da savaşmaya devam ediyorlardı. Taanların ganimetle birlikte o tarafa geri dönmeleri doğaldı. VVolfram taanların sudan korktuklarını bilse nehir kıyısını arayarak vakit kaybetmezdi. Ancak bilmiyor, dolayısıyla da nehri bir tekneyle geçtiklerini farz ediyordu. O ve Ranessa nehir boyunca birkaç gün ileri geri uçtular. Wolfram buldukları her ateş kalıntısında bir seyir efsunu yapmasına rağmen tek görebildiği irili ufaklı cüce gruplarıydı. Ranessa arayışın sıkıcı olduğu kanaatindeydi. Gün boyu şikâyet ediyor, geceleriyse surat asıp oturuyordu. Ayrıca her saat başı VVolfram kendisiyle birlikte gelmeyi kabul etse de etmese de manastıra dönme tehdidinde bulunuyordu. 350 Boşluk'a Yolculuk Nafile arayışın üçüncü gecesinde o ve Ranessa kendi yaktıkla1"1 ateSm önünde oturmaktaydılar. "Seninle konuşmak istiyorum," dedi kadın durduk yerde. "Bir günü daha şu kahrolası nehirde ileri geri uçarak heba ettik. gen artık çok sıkıldım." "Bunu söylemek için insan şeklini alman gerekmezdi," diyen Wolfram ateşi eşeledi. "Niye zahmet ettin ki?" "Çünkü seninle tartışacağız," diyen Ranessa'nın kara gözleri parlamaktaydı. VVolfram burun kıvırdı. "Zaten hep tartışıyoruz, kızım! Ne demeye insana dönüştün ki?" "Çünkü," dedi Ranessa kibirle, "ejderhalar senin gibilerle tartışmazlar. Öyle bir davranış onlar için küçük düşürücü olur." VVolfram derin bir iç geçirdi. "Herhalde aklındakileri söylemeden uyumama izin vermeyeceksin." "Hayır," dedi Ranessa. "Pekâlâ, kızım. Konuş bakalım." "İki gün öncesine kadar o cüce kızından haberin bile yoktu," diye belirtti Ranessa. "Bu olaylar gerçekleşmeden önce hiç kimse onu önemsemiyordu. Senin kalkıp şimdi önemsemeye başlaman için bir sebep göremiyorum. Aslında o kahrolası Taş için de aynı şey geçerli." "Ben de tüm bunları sırf o sebepten yapıyorum," dedi VVolfram. VVolfram ateşe bakarak törensel bir dua mırıldandı, sonra

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


da toprak kullanarak söndürmeye başladı. "Ne sebebi?" "Dediğin sebep. Kimsenin o kızı önemsememesi." VVolfram doğrularak ellerini sildi. Kadını uzun uzun ve dikkatle süzdü. "Senin bunu herkesten daha iyi anlaman gerekirdi." VVolfram uyku tulumuna doğru yürüdü. Battaniyesine sıkıca sarınırken Ranessa'nın halâ yerinde durduğunu, kendisine öylece baktığını gördü. VVolfram uykuya dalarken kendini çok iyi hissediyordu. Nihayet son sözü söyleyebilmişti. ***** 35i MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN Ertesi sabah Ranessa etrafta yoktu. Wolfram kamp alanının etrafını aradıysa da Ranessa'd geriye hiçbir iz bulamadı—ne insan ne de ejderha izi. Kennkendine kadının avlandığını söyledi; ejderha biçimindeyken b î miktarda ete ihtiyacı olduğundan ara sıra gidip bir geyik vev dağ keçisi avlıyordu. Hatta morali düzgünse VVolfram'a da bi but getirdiği oluyordu. Fakat içinden bir ses Wolfram'a kadının geçen geceki tehdidini gerçekleştirdiğini söylemekteydi. Ranessa'yı başını alm gitmeye yetecek kadar kızdırmıştı. VVolfram nehir kenarında dolanarak şimdi ne yapması gerektiğini kara kara düşündü Ranessa yarımdayken bile başarı ihtimali imkânsıza yakındı. Bir de o yokken... "Yola devam edeceğim," dedi VVolfram, kıpırtılı sulardaki yansımasına bakarak. "Kendimi bir kere bu işe adadım. Başarmam belki yıllar sürecek. Hatta ömrümün geri kalanı kadar." Adam acı bir tebessüm etti. "Sonunda Lord Gustav gibi olup çıkacağım. Onu bırakıp benim için şarkılar söylemeye başlayacaklar." Önünden dev kanatlara sahip bir yaratığın kocaman gölgesi geçti. VVolfram sevinç ve huzurla kafasını kaldırdı. Ranessa yukarıda uçuyor, tepesinde ufak daireler çiziyordu. "Onları yanlış yerde arıyorsun!" diye aşağıya seslendi ejderha. "Taanlar buradan kuzeye gitmişler. Epey kuzeye. Yeni Vinnengael yakınlarında Arven Nehri'ni geçmişler." VVolfram ona ağzı açık bakakaldı. "Bunu nereden biliyorsun?" "Ne?" Ranessa kafasını eğdi. "Seni duyamıyorum." "Nereden biliyorsun?" diye sesi yettiği kadar bağırdı adam. "Oh," dedi kadın. "Birine sordum." "Neye sordun?" diye sual etti VVolfram. "Kime sordun?" Adam ellerini iki yana açarak etraflarını saran geniş ve ıssız toprakları işaret etti. "Çevrede soracak kimse yok ki!" Ranessa bir şeyler homurdandı. "Ne dedin?" diye bağırdı cüce. "İllâ bilmek istiyorsan bir martıya sordum." 352 Boşluk'a Yolculuk "Aşağıya in!" diye buyuran VVolfram yeri gösterdi. "Sesim Ljlıyor!" Ranessa daireler çizerek yavaşça alçaldı. inecek açık bir alan bulunca da güneşte ısınan kayalara bastı. "Bir martıya sordum dediğini duyar gibi oldum," diyen Volfram, ejderhanın burnuna sokuldu. "Öyle yaptım," dedi Ranessa. "Bir martıya taanları görüp

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


görmediğini sordum. O da bana onlardan bahsetti. Kuş camiası aylardır o konudan konuşuyormuş," diye ekledi hor görerek. "Minik beyinlerini meşgul edecek çok az şeyle karşılaşıyorlar." "Martılarla konuşabildiğini bilmiyordum," dedi VVolfram hayret içinde. "Eh, konuşabiliyorum," dedi Ranessa. Meselenin derinlerine inecekmiş gibi görünmüyordu. "Bunu tüm ejderhalar yapabilirler mi?" "Sanırım evet. Bak, arük nereye gittiklerini bildiğimize göre yola çıkmamız gerekmez mi?" "Dur bir dakika," dedi VVolfram. "Yani bana ileri geri uçtuğumuz, o taanlardan bir iz aradığımız onca zaman boyunca bir yerde durup martılardan yardım isteyebileceğimizi mi söylüyorsun?" Ranessa dümdüz ileri bakmayı sürdürdü. "Kızım," dedi VVolfram bezgince, "bunu niye daha önce yapmadın?" Ranessa kafasını eğmeden adama baktı. "Kuşlarla konuşmak öyle çok... pecvvaece ki." "Pecwaece mi?" "Evet, pecvvaece. Geliyor musun?" diye sordu asabiyetle. "Geliyorum," dedi VVolfram. Ejderhanın sırtına çıkarken kahkahalarla gülmemek için kendini zor tutuyordu. 353

Shadamehr ile dostlarını taşıyan ork gemisinin parlak güneş ışıklarıyla, hızlı esen rüzgârlarla ve köpüren sularla dolu yolculuğu pastoral bir havada geçiyordu. Geminin hızlı ilerleyişinde güzel hava şartları kadar geminin şamanı Quai-ghai'nin ve gemi yolcularından Griffith'in büyü kabiliyetlerinin de payı vardı. Bunlardan biri büyü kullanarak suları sakin tutuyor, ötekiyse yine büyü sayesinde rüzgâr estiriyordu. Gemi Sagquanno denizini süratle aştı, Kötü Alâmetler Burnu'nun etrafından dolaştı ve Orkas Denizi'ne rekor sürede girdi. Kaptan Kal-Gah epey etkilenmişti. Hava büyüsü kullanan bir elfin ne kadar kıymetli olabileceğini daha önce fark etmemişti. Kaptan, Griffith'i kenara çekerek ona Geminin İkinci Şamanı unvanı ve yanında kalıcı bir iş imkânı önerdi. Griffith duyduğu onuru dile getirerek reddetmek durumunda kaldı. "Eğitim masraflarımı VVyredler karşıladıkları için," diye açıkladı elf, "büyü kabiliyetimi bir başkasına kiralamama iyi gözle bakmazlar." Kaptan Kal-Gah anladığını belirtti. Onları memnun edecekse kârdan VVyredler'e de ufak bir pay vermeyi teklif etti. Griffith üzülerek bunun işe yaramayacağım belirtti. Kaptan Kal-Gah yine de amaçlarından vazgeçmedi. Orklar öteki ırkların büyülerine önyargılı yaklaşırlar ve su büyüsünden başka alanlara yönelen Samanlara hain gözüyle bakarlar. Kal-Gah bunun halkının dar görüşlülüğünden kaynaklandığını düşünmeye başlamıştı ve Quai-ghai'ye ufkunu genişletmesini üstü kapalı olarak söyleyerek şamanı hayrete düşürdü. Griffith vaktini Quai-ghai'nin yanında geçirerek Su büyüsünü öğrenirken Damra da ömründe ilk kez gerçek anlamda dinleniyordu. Denizin güzelliğine kapılmış olan ve dünyanın 354 Boşluk'a Yolculuk ? planıyla bağlantısının kesildiğini, kimsenin kendisinden

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


u-r istekte bulunamayacağını bilen kadın, günlerini ruhsal me,.taSyonla geçiriyordu. Geceleri ise huzuru kocasının kollarda buluyordu. Shadamehr yolculuğu denizcilik sanatı hakkındaki bilgilerini pekiştirerek değerlendirmekteydi. Zaten önceki bir yolculuk sayesinde yön bulma işine yabancı değildi. Şimdiyse gemi hakkında öğrenebileceği her şeyi öğrenmeye çalışıyordu. İp merdivenleri tırmanıyor, yük ambarına iniyordu. Bir keresinde ipten kayarken ellerindeki tüm deriyi kaldırdı ve başka bir vukuattaysa direkten düşerek boynunu kırmaya çok yaklaştı. Neyse ki suya inmişti. Orklar onu sudan zar zor çıkarabildiler. Shadamehr sırılsıklam bir halde güverteye çıkarken gülüyor ve çok güzel yüzdüğünü iddia ediyordu. Adamın öğrenmekte ciddi olduğunu gören orklar, onu seve seve eğittiler. Baronun şanslı olduğunu da söylediler, zira adam gemiye bindiğinden beri tek bir kötü alâmet bile görülmemişti. Aslında Shadamehr kendini hiç de şanslı saymıyordu. Belirsiz bir sebepten dolayı Alise mutsuzdu ve baron bunun sebebini anlayamıyordu. Kendini aşarak mükemmel bir sevgili rolü oynadı, fakat romantik sözcükleri alaycı karşılıklara ve baş döndürücü bakışları göz devirmelere sebep oldu. Alise dönüşümlü olarak ya asabi ve sivri dilli, ya da sessiz ve ilgisiz oluyordu. Shadamehr bazen onu kendisine düş kırıklığıyla karışık bir kederle bakarken yakalamaktaydı. "Kadınları bir türlü anlamıyorum," diye Griffith'e acıklı bir edayla yakındı Shadamehr. "Tam istediği gibi biri olmaya çalışsam da o hiç bakmıyor bana. Bu arada cümlem kafiyeli oldu." "Emin misin?" karşılığını verdi Griffith. "Yoksa senin olmanı istediğini istediğin gibi biri mi olmak istiyorsun?" Kadınlar gibi elfleri de asla anlayamayacağını düşünen Shadamehr, surat asarak yukarı çıkan ip merdivene yöneldi. Gemi Orkas Denizi'ni de arkasında bırakarak Boğazlar'a doğru kuzeye yöneldi. Shadamehr bir gün—orkların onu denizden çıkardıklarının ertesi günü—tırabzanın yanında sekstantla pratik yaparken Alise yanına geldi. 355 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN Alise son zamanlarda sanki baron kendini baştan aşa£ı u lıkyağına bulamaya yönelik ork adetini benimsemiş gibi onri ^ uzak duruyordu. Shadamehr genç kadını gördüğüne sevindi kadar şaşırdı da. "Ee, neredeyiz?" diye sordu kadın. "Hesaplarıma göre Tromek'in kuzeyinde bir yerlerde," div neşeyle yanıtladı Shadamehr. Alise ona hayret içinde baktı ve baron kadının dudaklarında bir tebessümün hayaletini gördü. Ancak tebessüm çabucak kayboldu ve Alise bakışlarını denize çevirdi. "Hoşça vakit geçirmek için çok uğraşıyorsun," diye belirtti kadın. "Hatta öyle çok ki neredeyse o budala kafanı kırıyordun." "Konu buysa," diye karşılık verdi Shadamehr, "sen de hoşça vakit geçirmemek için çok uğraşıyorsun. Alise, aramızdaki ilişkiye karar vermeli—" Kadın ışıltılı sulara baktı. "Karar verildi. Beni sevmeni istemiyorum. Aramızın eskisi gibi olmasını istiyorum. Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi." "Bunun mümkün olduğunu sanmıyorum, Alise," dedi Shadamehr.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Kadın bir süreliğine karşı çıkacakmış gibi göründü, sonra iç geçirdi. "Evet, galiba haklısın." "Korkuyorsun," dedi adam aniden. Alise hemen parladı. "Hiç de değil." "Hem de nasıl!" dedi Shadamehr şaka yollu. Kadirim yanaklarının kızardığını görünce de şunları ekledi, "Sevgili olursak dost kalamayacağımızdan korkuyorsun. Aramızdaki o eski bağı yitireceğimizden." "Eh," dedi Alise manalı manalı. "Zaten yitirmedik mi?" "Hayır, ben—" Shadamehr ansızın durdu. Ağzı bir karış açık kalakalmıştı. Tanrılar aşkına, sahiden de yitirmişlerdi. Alise onu tırabzanın yanında, yükselip alçalan dalgalara ve köpüren sulara bakar halde bırakıp gitti. 35& Boşluk'a Yolculuk KH'Sha gemisi, orkların Kutlu Boğazlar olarak andıkları „jgeye girince yolcuların neşeli ruh hali kayboldu. Krammes'e armak için orkların Sa 'Gra Dağı'nı, yani baş düşmanları Karnulular'ın fethettikleri kutsal dağlannı barmdıran adanın varandan geçmeleri gerekiyordu. Ork gemileri mümkün olduğunca o taraflara gitmekten kaçmıyorlardı. Korktuklarından da değil hani. Kara savaşçıları olan Karnulular, orklarla denizde savaşılmayacağını iyi biliyorlardı, çünkü öyle bir durumda tüm avantaj orklara geçerdi. Buna karşın orklar kutsal dağlarının zirvelerine bakmayı ve insan istilacıların kutsal tapmaklarda gönüllerince dolaştıklarını düşünmeyi kendilerine yediremiyorlardı. Ork gözcüler ufukta Karnu bayrağı taşıyan birkaç gemi seçtiler, fakat bu gemiler ork sancağını fark eder etmez gerisingeri dönüp ork mürettebatın alayları ve küfürleri eşliğinde süratle kaçtılar. Karla kaplı zirvesinden dumanlar yükselen Sa 'Gra Dağı görüş alanına girdi. Kaptan tüm tayfaların güverteye çıkmalarını emretti. Orklar tırabzanın önünde sıralandılar veya halatlara tırmandılar. Başlarındaki şapkaları çıkartarak dağlarına hasretle baktılar. Şamardan Quai-ghai alçak, vakur bir sesle bazı ork duaları okudu. Damra dualardaki sözcükleri anlayamasa da şamanın sesindeki ıstırap ve özlemi duyabiliyor, bunun tüm orkların yüzüne yansıdığını görebiliyordu. Dua haşin, sert bir bağrışla son buldu. Orklar yumruklarını dağdan tarafa sallayarak şamanlarıyla beraber gökgürültüsü gibi kükrediler. "Dönmeye and içiyorlar," diye tercüme etti Kaptan KalGah. "Ve döndüğümüz gün Kutlu Boğazlar, Karnu kanıyla kıpkırmızı kesilecek." "Duyduğunuz öfke düşünüldüğünde," dedi Griffith, "dağınızı şimdiye kadar geri almaya kalkmamanıza şaşırdım." "Kaptanların Kaptanı akıllıdır," diye belirtti Kal-Gah. "Gemilerimizdeyken yiğit savaşçılar olmamıza rağmen karada işleri yüzümüze gözümüze bulaştırırız." Kaptan ansızın sırıttı. "Ben bir ork olduğum için bunu rahatça söyleyebilirim, ama 357 MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN sen söyleyecek olsan gırtlağını boydan boya keserim, Baron " Kal-Gah yanında duran Shadamehr'in sırtına dostane kedayla hafifçe vurarak baronu güverte boyunca birkaç met^ uçurdu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Duyduğumuz kadarıyla," diye daha ağırbaşlı bir sesle ekledi Kal-Gah, "Kaptanların Kaptanı, Harkon'a bir ork birliön saklamış. Saldırmak için uygun alâmetleri bekliyorlarmış." "Bu doğru mu?" diye merakla sordu Alise. "Doğru olsun ya da olmasm, Karnulular'ın geceleri rahat bir uyku çekmelerini engelliyor," dedi kaptan. İri yarı ork ufukta küçülmekte olan dağa baktı ve tebessümü sert bir hal aldı "Günün birinde geri geleceğiz." Elflerle insanlar yemeklerini kamaralarmda, orklardan uzakta yediler. Bunun başlıca sebebi de midelerinin ork gıdalarını ve onlardan yükselen kokuyu kaldırmıyor olmasıydı. Orklar o gece büyük bir mürekkepbalığı yakalamışlardı ve kendilerine güzel bir ziyafet çekmekteydiler. O vıcık vıcık yaratığı yeme fikri bile Damra'nın iştahını kaçırmaya yetiyordu. Elf kadım daha en baştan pek matah sayılmayacak yemeğinden birkaç lokma almakla yetindi. Gemi mühimmat tedariki için bir süre önce kıyıdaki kasabalardan birinde mola verdiğinden elfler geminin peksimet ve peynirden oluşan mönüsüne ceviz ve kurutulmuş meyveler de eklemişlerdi. Günlerdir onlardan başka bir şey yemedikleri için Damra ömrünün geri kalam boyunca ağzına bir kuru incir daha koymayı düşünmüyordu. Yemeği tatlandırmak için kendi aralarında orkların siyasi durumunu konuştular. "Bu kadar sevdiğin ve hürmet ettiğin bir yeri kaybetmenin nasıl bir şey olduğunu hayal edemiyorum," dedi Alise. "Ya da tanrılarının ikâmet ettikleri yerlerin duvarlarına rezil sözler yazıldığını bilmenin." "Özellikle de törenler sırasında kurbanlarını o dağın dipsiz derinliklerine attıkları düşünülürse," dedi Shadamehr neşeyle. "Sahi mi?" diye sordu Damra şaşkmca. "Evet, korkarım öyle. Aslına bakarsan orklar dağın tanrı358 Boşluk'a Yolculuk a kurban edilmeyi büyük bir şeref olarak görürler. O yüzden kurban ettikleri kimselerin çoğu, herhalde erimiş lâva atlayarak cennete gittiklerini sanan orklardan başkası değildir." "Ama mukaddes bir yaşamı sona erdirmek doğru değildir," diye itiraz etti Damra. "Senin tanrılarına göre öyle olabilir, ama ork tanrılarına göre değil. İnançlarını orklara aşılamak ister misin? Biliyorsun, jCarnulular aynen öyle yaptılar. Kutsal dağı fethetmelerinin sebebi de buydu. Canlı yaratıkları kurban etmenin tanrılara hakaret olduğunu iddia ettiler." "Zaten öyle," dedi Damra. "Yani binlerce orku katletmek ve binlercesini esir etmek değil mi?" diye sordu Shadamehr, Griffith'e göz kırparak. "Onunla tartışma, Damra," dedi Alise. "Göz yumarsan lordum Shadamehr okyanusun kuru olduğunu ve güneşin geceyarüarı da parladığıru iddia eder." "Yine de—" diye söze başladı Damra. Bir kamarotun, daha doğrusu denizciliği öğrenmesi için yolculuğa dahil edilmiş Kaptan Kal-Gah'm öz oğlunun gelmesiyle cümlesi yarım kaldı. "Efendim," diyen çocuk, kafasım kapıdan içeri soktu, "şaman hemen gelmenizi istedi. Günlük olağan su konuşmasım yapıyor ve görünüşe bakılırsa biri sizinle bağlantı kurmaya çalışıyormuş."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Ben de gelebilir miyim, lordum?" diye hevesle sordu Griffith. "Bu efsunun yapıldığına daha önce hiç şahit olmamıştım. Tabi haberin özel olduğunu düşünüyorsanız başka." "Hayır, hayır," dedi Shadamehr keyifle. "Benim hiç sırrım yoktur. Quai-ghai için sorun olmadığı sürence benim için hava hoş. Hanımlar? Siz de gelmek ister misiniz? Ama unutmayın ki şamanın kamarası oldukça küçüktür ve hepimiz birden girmeye kalkarsak epey sıkışırız." Alise yatacağım ve Damra da meditasyon yapacağım söyledi. Griffith ile Shadamehr tek başlarına gittiler. "Bahse girerim ki duyacaklarımdan hoşlanmayacağım," diye olumsuz bir tahminde bulunan Shadamehr, kamarotun pe359 MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN sinden Quai-ghai'nin kamarasına doğru ilerledi. "Niçin öyle dedin?" "Çünkü hiç kimse bir başkasına güzel haber vermek i • zahmete girmez, ama kötü bir haber çıktımı herkes onu çabur v yetiştirmek için koşturur." Quai-ghai'nin kamarasına yaklaşırlarken kabin görevlis' oğlan onlara susmalarını söyledi. Vardıklarında kapıyı çalmadan sessizce açtı. Shadamehr ile Griffith şamanın konsantrasyonunu bozmamaya çalışarak kamaraya girdiler. Bir masada oturan Quai-ghai'nin önünde koskoca bir deniz kabuğundan yapılmış büyük bir kâse duruyordu. Geminin hareketi sonucu kâsedeki deniz suyu yavaşça çalkalanmaktaydı. Suyla konuşmakta olan Quai-ghai sorular yöneltiyor ve cevaplar alıyordu. "Muhteşem!" dedi Griffith sesini yükseltmeden, şamanın karşısına otururken. "Bunu daha önce görmüş muydun?" Shadamehr kafasını iki yana salladı. Quai-ghai her ikisine de asabi bir bakış atınca Griffith sesini iyice alçaltarak bir fısıltıya dönüştürdü. "Bu büyü sayesinde bir şaman ötekiyle doğrudan iletişim kurabilir. Tek gereken bir kâse su ve uygun efsundur. Su büyüsü çalışmalarına müsaade edilen VVyredler, uzun mesafelerde iletişimi sağlayan bu efsunu paha biçilmez kabul ederler." "Öyle görünüyor," dedi konuya ilgi duyan Shadamehr. "İki şaman da günün belirli bir saatinde efsunu aynı anda gerçekleştirmelidir," diye sözlerine devam etti Griffith. "Quaighai'ye göre tüm ork şamardan haber almak ve vermek için günbatımında bu efsunu yaparlarmış." Quai-ghai kafasını kaldırdı. "Büyü sona erdi. Artık fısıldamanıza gerek yok. Rigiswald adında birini tanıyor musunuz?" "Aksi bir ihtiyardan mı bahsediyorsun? Asabi ama şık giyimli birinden?" "Adamı görmedim," diyen Quai-ghai kaşlarım çattı. "Bu ciddi bir mesele." "Özür dilerim," dedi Shadamehr mahzunca. "Lütfen devam et." 3£0 Boşluk'a yolculuk «Rigiswald denen adam benimle iletişim kurabilmek için . j. şaman tutmuş. Şaman bir haftadır uğraşıyormuş ve bana nihayet bugün ulaşabilmiş. Rigiswald sana Boşluk'un Efendisi pagnarus'un artık Vinnengael Kralı oluğunu söylüyor." "Ne sevindirici bir haber," diye dalga geçti Shadamehr.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Rigiswald denen adam sana halkın Dagnarus'u desteklediğini, çünkü onun taan ordusuna karşı savaşıp hepsini katlettiğini söylüyor." "Bizzat getirdiği taan ordusunu mu?" diyen Shadamehr bir kaşım kaldırdı. "Meğer ne iyi kalpliymiş. Daha başka?" "Rigiswald denen adama göre Dagnarus tüm baronlardan bağlılık yemini etmeleri için Yeni Vinnengael'e gelmelerini istemiş- Reddederlerse tüm mal ve mülklerine kraliyet el koyacakmış. Yine Rigiswald'a göre," dedi Quai-ghai, sesini biraz yumuşatarak, "kral topraklarına, kalene ve tüm gelirine el koymuş. Rigiswald denen adam geri dönersen tehlikeye düşeceğin konusunda seni uyarıyormuş. Öyle bir durumda yalruzca kaleni değil kelleni de yitirirmişsin." "Anlıyorum," dedi Shadamehr yavaşça. Griffith'in kendisine baktığını hissetse de o bakışlara karşılık vermemeyi yeğledi. Gözleri elfin yerine kâsenin üzerindeydi. "Daha başka?" "Yoldayken bu Rigisvvald'un canına kastedilmiş, ama hayatta kalmayı başarmış ve sizlerle Krammes'te buluşacakmış." "O işini bilir," dedi Shadamehr gülümseyerek. "Rigiswald'u haklamak için bir suikastçının çok erken kalkması gerekir. Keyif verici başka haberlerin de var mı? Dünyanın sonunun gelmek üzere olması falan?" "Hayır, hepsi bu kadar," dedi Quai-ghai. "Ona iletmek istediğin bir şey var mı?" "Sadece kendisine iyi baksın," dedi Shadamehr. "Ve onunla Krammes'te görüşürüz." "Vay vay vay," dedi Griffith'e, birlikte Quai-ghai'ye teşekkür edip oradan ayrıldıktan sonra. "Anlaşılan beş parasız kalmışım." "Çok üzgünüm, lordum," dedi Griffith. Shadamehr buruk bir tebessüm etti. "Kafası kesilmeden 361 MARGARET WE i S ve TRACY HİCKMAN hemen önce Dunkargalı bir hırsızın da dediği gibi, 'geldiği k. gitti.' Yine de kalemden hoşnuttum, üstelik kışları epey rüz»? ı olsa bile." "Şimdi ne yapacaksınız?" diye merakla sordu Griffith. "Kalemi geri almayı düşünüyorum." "Ama lordum," diye hayret içinde tepki verdi Griffith "Dagnarus artık Vinnengael Kralı ve emrinde binlerce aske var. Üstelik—" "Üstelik Boşluk Lordu'nun ta kendisi ve emrinde en ufak bir buyruğunu bile canla başla yerine getiren Vrykyller, azgın taanlar ve sürüsüyle Boşluk büyücüsü var. Evet, biliyorum Ama sağlığım yerinde. Bu da bir şeydir." "Bu konuda nasıl şaka yapabildiğinizi bir türlü anlayamıyorum, lordum." Griffith daha büyük bir felâket hayal edemiyordu. Sürgün edilmek bir elfin başına gelebilecek en kötü olaydı. Ölüm bile daha iyiydi. "Ya şaka yapacağım, ya da oturup ağlayacağım," dedi Shadamehr. "Ama gel gör ki ağlamak hep burnumu akıtır. Endişelenme. Ben bir şeyler düşünürüm. Hep düşünmüşümdür." Shadamehr elini elfin omzuna attı. "Sıkı dur, dostum. Şimdi işin en zor kısmı geliyor." "Neymiş o kısım?" "Haberleri Alise'e iletmek. Bu gece rüzgâr çıkarmana hiç

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


gerek yok, Griffith," diye tahminde bulundu Shadamehr. "Onun gazabımn fırtınası gemimizi öyle bir sürükleyecek ki sabaha Myanmin'de uyanmazsak kendini şanslı say." Alise'in gazabımn fırtınası, onları Nimorea kıyılarına kadar sürüklemese bile yine de çok feciydi. Dagnarus'a ve onun oyunlarına kanan Yeni Vinnengaelliler'e ateş kusuyor, bu korkunç haberi son derece sakin karşılamış gibi görünen Shadamehr'e de öfkeden köpürüyordu. "Canım," karşılığım verdi Shadamehr, kadımn bitmek tü3&2 Boşluk'a Yolculuk junek bilmez hakaretlerine, "kendimi gemi direğine assam daha iyi hisseder misin?" "Evet," diye sert bir cevap verdi Alise. "En azından faydalı bir şey yapmış olursun. Bu sabahı balık avlayarak geçirdin." "Kutlu Boğazlar'in ortasında olduğumuz düşünülürse aksam yemeğimizi çıkarmaktan daha başka ne gibi faydalı bir şey yapabileceğimi bilmiyorum." "Plânlar hazırlayabilirsin," dedi Alise, kollarını çılgınca sallayarak. "Nereye gideceğimizi düşünüp—" Baron tırabzana yaslanarak büyücü kadını serinkanlı, katlanılmaz bir tebessümle süzdü. "Kahrolasıca!" dedi Alise ve elini yumruk yaparak baronun koluna bir tane patlattı. "Of!" dedi şaşıran Shadamehr. "Bunu niye yaptın?" "O sırıtışım silmek için. Bunun böyle olacağım biliyordun," dedi Alise suçlarcasına. "Bilmene rağmen bana söylemedin. Hep birlikte kaleden ayrılmadan önce bile biliyordun!" "Keşke sürgün edilebileceğimi, topraklarımın elimden alınacağım ve suikastçılara hedef olacağımı öngörebilseydim, ama korkarım ki böyle bir kabiliyetim yok, canım." "Hah!" diye bağırdı kadın. "Krammes'e gitmemizi istemenin nedeni, Yeni yinnengael'e göre kıtanın öteki tarafında yer alması ve İmparatorluk Süvari Okulu'ndaki subaylar arasında dostlarının olması. O dostlardan faydalanarak kaleni geri alabileceğini düşündün." Shadamehr gömleğinin kolunu sıyırdı. "Şuraya bak. Şu ize bak. Derimin çok çabuk morardığıru biliyorsun." "Dünyadaki en iyi subaylarm o okuldan çıktıklarım hep söylemişsindir," diye devam etti Alise. "Ne onlar ne de Krammes halkı Dagnarus'u desteklemeyeceklerdir. Bir ordu kurup Yeni Vinnengael'e gideceğiz. Hükümran Taş sende. Tabi plânımn yürümesi için bir Hâkimiyet Efendisi olman gerekecek, ama eminim ki tanrılar kişiliğindeki kusurları görmezden gelip Dönüşüm sırasında seni bir güzel kızartmazlar ve—" "Sence başarı şansım nedir?" diye sözünü kesti Shadamehr. "Yani Dönüşüm sırasında kızartılmama şansım?" 3&3 MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN "Oh, yüzde yetmişe yüzde otuz," dedi Alise. "Hangi oran hangi ihtimalin?" "Yüzde yetmiş seni kızartırlar." "Pek iyi sayılmaz," diye belirtti baron. "Daha fazlasını umman yanlış olur." "Sanırım haklısın." "Tabi başarı şansını arttırabilirsin," dedi Alise. "Sence öyle bir şey mümkün mü?"

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Alise tam iğneleyici bir karşılık vermek üzereydi ki adama yakından bakıp fikrini değiştirdi. "Shadamehr, sen ciddisin!" "Uzun uzun düşündüm," dedi adam. "Bashae'nin Taş'ı korumak için canını feda etmesini. Peki sonuçta ne oldu? Onu bana emanet etti. Taş'ı işe yarayacak şekilde kullanıyor muyum? Kesinlikle hayır. Ne yapacağımı bilmiyorum," diye asabiyetle ekledi baron. "Damra'nm dediği gibi Konsey'i mi toplamalıyım? Ya da Gareth'in rüyamda söylediği gibi Taş'ı Eski Vinnengael'e mi götürmeliyim?" Shadamehr arkasını dönüp haşin gözlerle denizi süzdü. "Şaka yaptığımı biliyordun, değil mi?" Alise adamın kolunu tutarak az önce vurduğu yeri ovdu. "Bu dünyada Hâkimiyet Efendisi olmaya senden daha uygun bir aday bulunduğunu hiç sanmıyorum. Seni reddetmeleri için tanrıların delirmiş olmaları gerek." "İşte şimdi tuz biber ektin," dedi Shadamehr. "Tanrılar. Ömrüm boyunca kendi kaderimi kendim çizdim. Ara sıra işleri karıştırmış olabilirim, ama yine de kendimden başka suçlayacak biri olmadı. Beni asıl korkutan şey kendimi kaderin, alınyazısının ya da her ne deniyorsa onun ellerine teslim etmek, Alise." "Bence durum pek öyle değil," dedi kadın. . "Ne demek istiyorsun?" Baron merakla ona doğru döndü. Shadamehr üstleri beyaz köpüklerle kaplı mavi dalgaların önünde bir siluet gibiydi. Deniz kuşları ya yiyecek aradıklarından, ya da köpüklerin içinden geçmeye bayıldıklarından suyun azıcık üzerinden uçuyorlardı. Adamın uzun saçları rüzgârda dalgalanmaktaydı. Yüzü güneşten bronzlaşmış ve mavi gözleri 364 Boşluk'a Yolculuk t-yanusun rengini almıştı. Suya vuran güruşığı gibi gözlerinde , ns eden o neşe de kaybolmuştu. Baronun kendisine yüreğini actığ1111' korkularını ve şüphelerini açıkça ortaya koyduğunu bilen Alise, cevap vermeden önce uzun uzun düşünerek açıklanamaz gibi görünen şeyi açıklamaya çalışti. "Bazı Toprak büyücülerine öğretilen bir efsun vardır," diyen kadın, aklındakileri doğru düzgün dile getirmek için sözleri yavaş yavaş ve düşünerek telâffuz ediyordu. "Bu efsuna Toprak Cellâdı denir. Onu kullanarak emirlerimizi yerine getirecek kaya kütleleri yaratabiliriz. Cellâd'm ne aklı ne de kendine özgü bir iradesi vardır. Yaptıkları üzerinde hiç düşünmez. Büyücü o şeyi sürekli kontrol altında tutmalıdır, yoksa kendi de düşmanları kadar tehlikeye girer." Alise adamın gözlerinin içine baktı. "Tanrılar bir Toprak Cellâdı istemiyorlar. Tanrılar kendi adlarına düşünebilen, kararlar alıp o kararlar doğrultusunda hareket edebilen erkek ve kadınlar istiyorlar. Bu kararlar bazen yanlış olabilir, ama tanrılar bunun zaten farkındalar. Hâkimiyet Efendisi olan kimselerin tanrıların istekleri doğrultusunda hareket ettiklerini sanmıyorum. Bana kalırsa canları istediği gibi davranıyorlar. Bence Hâkimiyet Efendileri'ni özel kılan şey, onlara tanrıların zihinlerine bakabilme fırsatı tanınması. Belki o zihinlere açık açık bakamıyorlardır. Belki de sadece şöyle bir bakıp geçiyorlardır. Ama o kısacık bakış bile ne yapacaklarına karar vermelerini sağlıyordur." "Veya," dedi Shadamehr düşünceli bir tavırla, "Hâkimiyet Efendileri'ne kendi içlerine bakabilme fırsatı tanınıyordur." "Belki ikisi de aynı şeydir," dedi Alise.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Baron elini uzatıp kadının yüzüne düşen kızıl saçları kenara itti. "Seninle asla eskisi gibi olamayız, Alise." "Biliyorum," dedi kadın. "Peki şimdi ne yapacağız?" Alise gülümseyerek baronu yanağından öptü. "Krammes'e gideceğiz, lordum." 365

Yolculuklarının başlangıcından itibaren hedefleri Krarnrnes şehri olmuştu. Hedeflerine giderek yaklaşırlarken o kente karşı duydukları umut, orklarm Kutlu Boğazlar'daki tehlikeli kayalıkların yerlerini belli etmek için yaktıkları ateşler kadar parlaktı. Denizdeyken zaman adeta durmuştu, fakat arük saatin sarkacı hareket halindeydi ve tıklaması yeniden duyuluyordu. Shadamehr, dostu Ulaf'm haberdar etmiş olabileceği Hâkimiyet Efendileri'ni görmek için sabırsızlanmaktaydı. Hükümran Taş'm sorumluluğunu onlara devredebilmek için can atıyordu. Can attığı bir diğer şey ise şehrin hükümdarı Prens Mikael ve İmparatorluk Süvari Okulu subaylarıyla konuşarak yeni kral Dagnarus hakkındaki düşüncelerini öğrenmekti. Alise de Ulaf ve öteki dostlarını görmek için sabırsızlanıyordu. Damra ile Griffith anavatanlarının durumu hakkında haber almayı hem iple çekiyorlar, hem de ölesiye korkuyorlardı. Kaptan KalGah'ın Krammes'te satılacak yükü vardı. Tayfalar birahaneleri düşünerek dudaklarını şapırdatıyorlardı. Kısacası herkes taze yiyecek ve su bulmayı, kuru toprakta yürümeyi istiyordu. Anayurtları yakın olduğundan ork gemilerine dünyanın o kısmında sıkça rastlamak mümkündü. O yüzden gözcülerden birinin, "Hey, ufukta gemi göründü!" diye bağırması hiç de sürpriz olmadı. Sahiden de kuzey ufkunda bir ork gemisi belirmişti. Gemi onlara yaklaşmayarak onların yaklaşmasını bekledi. Kulak mesafesine varıldığında orklar dalgaların üzerinden birbirlerine bağırdılar. Bu olay bir süre devam etti, sonra da Kaptan KalGah ciddi bir yüz ifadesiyle bir kayığın suya indirilip kendisinin öteki gemiye götürülmesini emretti. "Bundan hoşlanmadım," diyen Shadamehr umutsuz görü3&6> Boşluğa Yolculuk nüyordu. "Bir terslik var." "O terslik her neyse umarım Krammes'e gitmemize engel olmaz/' dedi Damra. "Bir kuru incir daha yiyemem. İçim dışım incir oldu." Dördü birden tırabzana yaslanarak diğer gemiyi seyrettiler ve kaptanın kayığının dönmesini beklediler. Griffith biraz ilerideki Quai-ghai'yi sorguladı, fakat şaman da onlardan fazla şey bilmiyordu. Alâmetlerin o sabah oldukça güzel olduğunu söy- I ledi. Griffith bunu iyi bir işaret olarak kabul etti, ta ki Shadamehr orklar için iyi olan alâmetlerin insanlar ve elfler için olmayabileceğini belirtene dek. Kaptan Kal-Gah bir süre sonra gemiye döndü ve mürettebatına emirler yağdırarak görevlerinin başına yolladı. Ardından yolcularım kamarasına çağırdı. "Krammes'e gitmiyoruz," diye duyurdu ork. "Niye?" diye sordu Shadamehr, ötekiler kaptana şaşkın gözlerle bakarlarken. "Sorun ne?" "Şehre saldırılıyor," yanıtım verdi kaptan.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Alise bir hayret nidası koyverdi. "Dagnarus! Biliyordum!" "Hayır," diyen kaptan koca koca sırıttı ve göğsünü sıvazladı. "Orklar!" "Orklar Krammes'e mi saldırıyorlar?" diye afallamış olarak sordu Shadamehr. "Kaptanların Kaptanı burada," dedi Kal-Gah gururla. "Ve tüm filosu. Kenti kuşatmışlar." "İyi de. . . niye?" diye merakla sordu Alise. "Orklar ile Vinnengaelliler savaş halinde değiller. Öyle değil mi?" "Artık öyleyiz," dedi Kaptan Kal-Gah hararetle. "Kaptanların Kaptam, Karnulular'ın dağımızı zaptetmelerine yardım ettikleri için Vinnengaelliler'e uzun zamandır öfkeliydi. Kaptan o yüzden filoyu toplayıp Krammes'i kuşatmış." "İyi de Vinnengaelliler Karnulular'a yardım etmediler ki," diye hışımla itiraz etti Alise. "En azmdan kendi istekleriyle değil. Filomuz üçkâğıda getirildi." "Bu sizin iddianız," dedi Kaptan göz kırparak. "Ama doğru—" diye başladı Alise. 3.G? MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMA Shadamehr kadının elini tutup sıktı. "Bizi yakma götürebilir misin?" diye sordu baron. "sa görebilmemiz için." "Evet, bunu yapabilirim," diye belirtti Kal-Gah. Kaptan a sızın sırıttı. "Muhteşem bir manzara olmalı. Herhalde kenti" yarısı alev alev yanıyordur." Kaptan güverteye çıkıp emirler savurdu. Dört arkadaş ken di kamaralarına dönüp birbirlerine yılgıyla baktılar. "Bu çok saçma," dedi Shadamehr düşünceli bir edayla. "Onlar ork," diye yorum yaptı Damra, sanki bu söz her şeyi açıklıyormuşçasma. "Herhalde bu sabah balık ayıklarken bir alâmet görüp karar almışlardır." "Orklar batıl inançlara sahip olsalar da aptal değillerdir," dedi Shadamehr. "Yaptıkları her şeyin bir sebebi vardır ve tekrarlıyorum, bu çok saçma. Orkların Vinnengaelliler'e kızdıkları doğru. Zaten hakları da var. Karnulular'ın bizi kandırıp gemilerimizi çalmalarına izin vermemeliydik. Ama bu olay uzun zaman önce gerçekleşti. Orklar niye o zaman saldırmadılar? Niye Krammes'e tam şimdi saldırmaya kalktılar? Tabi..." Adam biraz duraklayıp, "Belki bir sebepleri vardır," dedi. "Dagnarus," dedi Alise. "Yeni kralımız," diye onu doğruladı Shadamehr. "Herhalde orklarla müttefik oldu. Evet, kulağa çok mantıklı geliyor. O doğu Vinnengael'i kontrolü altına alırken orklar da batıyı fethediyorlar. Krammes'e denizden saldırıyorlar. Dagnarus'un elinde de şehre karadan saldıracak taanlar var." "Ben bu çıkarımda bir hata görüyorum," diye karşı çıktı Griffith. "Orklar Boşluk büyüsünden nefret ederler." "Herhalde Dagnarus'un Boşluk büyüsüyle ilgisini bilmiyorlardır," diye fikir yürüttü Alise. "Vrykyl hepinizi bir insan çocuğu olduğuna ikna edebilmişti. Dagnarus da Boşluk'un Efendisi olarak Boşluk'la arasındaki ilişkiyi kolayca saklayabiliyordum" "Alise haklı," dedi Shadamehr. "Dagnarus'un tek yapması gereken Kaptanların Kaptanı'na kutsal dağlarını geri almalarında orklara yardım edeceği sözünü vermek. Orklar böylece 36>2

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Boşluk'a Yolculuk ujf dediğini iki etmezler. Özellikle de aynı anda Vinnengaelliler'den intikam alabileceklerse." "pagnarus sözünü asla tutmaz," dedi Damra. "Tutabilir," diye tahminde bulundu Shadamehr. "Aslında kutsal dağı Karnulular'dan almak Dagnarus'un işine gelebilir. Tabi onu daha sonra orklara vereceğinden değil." "İyi de dağı ne yapsın?" diye sordu Alise. "Herhalde adanın stratejik bir değeri vardır, ama—" "Ben sebebini biliyorum. Hükümran Taş'in orklara ait parçasının orada olduğu söyleniyor," dedi Griffith. "Aynen öyle," diye onayladı Shadamehr. "Orklar ona bu sırrı söylemektense ölmeyi yeğlerler," dedi Damra. "O, Boşluk'un Efendisi," diye hatırlattı Griffith. "Ölüm onun için pek de büyük bir engel olmayacaktır. Cevapları orkların ölülerinden de alabilir." Dördü de birbirini umutsuz bakışlarla süzdü. "Pekâlâ. Artık her şeyi anladığımıza göre onu nasıl durduracağız?" diye sordu Damra. "Herhalde gidip Kaptanların Kaptanı'yla konuşabiliriz, ama ne diye bize inansın ki?" "Dürüst kişiliğim ve baş döndürücü yakışıklılığımdan olabilir mi?" dedi Shadamehr. Alise alay edercesine güldü. "Gerçekten yardımı dokunabilecek tek şey kötü bir alâmet. Orklara fikirlerini değiştirtebilecek bir olay." Alise bu noktada Shadamehr'i sert bakışlarla süzdü. "İşte sen bu noktada işe yarayabilirsin." "Kötü bir alâmet," diye tekrarladı Shadamehr. Griffith'i dikkatle süzdü. "Balık kılçıklarından daha dikkat çekici bir şey olması lâzım." "Bir şeyler ayarlayabiliriz," diyen Griffith gülümsedi. "Bundan hoşlanmadım," diyen Damra kaşlarını çattı. "Tanrıların işine karışmış oluyoruz." "Bir incir daha ye," dedi Shadamehr, kurutulmuş meyve sepetini eli kadınına uzatarak. 36^ MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN Kaptan Kal-Gah'ın gemisi, Krammes'e sırayla yanıcı jöie f latmakta olan ork filosuna katıldı. Kaptan az önce Kramn/ şehrinin cayır cayır yandığını söylerken epey abartmıştı. Orkl S bombardımana daha yeni başlamışlardı. Kentte henüz büvüt çaplı yangınlar çıkmamışsa da limandaki bazı binalardan du manlar yükseldiği görülebiliyordu. Krammes'in tarihi, kötü bir rüzgârın kimseye faydası olmadığına dair eski atasözünü doğrular nitelikteydi. Krammes iki asır önce şimdilerde Eski Vinnengael olarak bilinen zengin şehrin artıkları için yakaran bir öksüzdü. Krammes konum olarak Vinnengael'm güneyinde, daha doğrusu Ildurel Gölü'ne ve harap kente açılan halicin ağzmdaydı. Vinnengaelliler zamanında o halici korumak amacıyla Krammes'e bir hisar inşa etmişlerdi. Hisarın etrafında bir ticaret kasabası filizlenmişse de kasabanın yerini koruması için epey çabalaması gerekmişti. Eski Vinnengael'in bereketli pazarlarına giden çok az gemi Krammes'in daha küçük ve fakir pazarlarına uğramaya tenezzül ederdi. Eski Vinnengael'in yıkılışının ardından Krammes'in talihsiz kaderi bir günde bütünüyle değişmişti. Felâketten kurtulanlar nehirden aşağı yolculuk ederek Krammes'e gelmişler, kentin

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


nüfusunu arttırdıkları gibi kurtarabildikleri mallarını da beraberlerinde getirmişlerdi. Krammes büyümeyi sürdürmüştü. Şimdi, yani iki asır sonra boyut ve önem olarak Yeni Vinnengael'den sonraki ikinci en zengin şehir unvanına sahipti. Pazarlar müşterilerle dolup taşıyordu. Şehir yabancı tüccarların ikinci evi gibiydi. Kara derili Nimorealılar'ı, koyu tenli Dunkargalılar'ı, solgun Vinnengaelliler'i omuz omuza görmek mümkündü. Elf tüccarları Dainmorae'nin güneyinde uzanan ticaret yolunu kullanarak Krammes'e geliyorlardı. Orkların, bazen de bizzat cücelerin doğudaki cüce topraklarından taşıdıkları silahlara pazarlarda rastlamak mümkündü. Halicin girişini koruyan hisar, Kutlu Boğazlar'a tepeden bakan bir burnun üzerine inşa edilmişti. Hisar yıllar geçtikçe güçlendirilmişti, zira Krammes halkı komşu Karnulular'a karşı hep şüpheyle bakmıştı. Zaten İmparatorluk Süvari Okulu'nun 370 Boşluk'a yolculuk ulpiasmm bir sebebi de buydu. Hisar silah teknolojisindeki son gelişmelerle donatılmıştı ve orklar bunlara kendi özel ilahlarımn da dahil olduğunu görmekten epey kızgındılarnj yanıcı jöle. Kaleden yelkenleri paramparça edip gemilerin gövdelerinde kocaman delikler açacak kayalar ya da güverteleri ateşe verecek kızgın metaller fırlatılabiliyordu. Hisarın silahlarından korkan ork gemileri, Krammes'e istedikleri kadar yaklaşamadıklarından kente fazla zarar veremiyorlardı. Ancak kuşatmanın kent ekonomisini harabedeceği açıktı. Ork gemileri limanı ablukaya aldıkları sürece başka hiçbir gemi oradan geçemezdi. En azından çatışmaya doğru ilerlerlerken Shadamehr'e açıklama yapan Kaptan Kal-Gah'ın fikri buydu. Shadamehr kaptanın görüşleriyle hemfikir olduğunu belirtti. Taan güçlerinin doğudan yaklaşıyor olabilecekleri hakkındaysa hiç yorum yapmadı. "Orklar çekilmeye ikna edilebilirlerse," dedi Shadamehr dostlarına, "kente girebilir, prense ulaşabilir ve onu tehlikeden haberdar edebilirim. İşte sizin kötü alâmetiniz de burada devreye giriyor. Orkları çekilmeye zorlamalıyız." "Quai-ghai'nin beni görmeyeceğinden emin olmalısınız," diye uyarıda bulundu Griffith. "Büyü yaptığımı anlarsa sonuç felâket olur. Kaptan Kal-Gah dostunuz olabilir, Baron, ama orklar alâmetlerini çok ciddiye alırlar ve bir tane uydurduğumuzu anlarlarsa cammıza okurlar." "Efsunu kamarada yapabilirsin," diye önerdi Shadamehr. "Yoksa illâ güvertede mi olman gerekiyor?" "Hedef görüş alanımda olduğu sürece aklımdaki efsunu kamaradan da yapabilirim." "Neyse ki muharebe herkesi meşgul edecektir," dedi Shadamehr. "Zaten bizim görevimiz bunu sağlamak. Biri soracak olursa, Griffith, senin rahatsızlandığım söyleyeceğiz." "Ve yardıma ihtiyacım olmadığını," diye önemle vurguladı Griffith. "Quai-ghai'nin aşağıya inip bana balıkyağı içirmesini ve kulağımın dibinde davul çalmasını istemiyorum." "Anlaşıldı. Özellikle de balıkyağı kısmı. Ne zaman—" 3J± MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN Kamarot oğlan kapıyı aniden açarak içeridekilerin su duygusuyla irkilmelerine sebep oldu. Neyse ki delikanlı ^

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lerini anlamayacak kadar heyecanlıydı. "Kaptan muhareh ~ görüş alanına girdiğini söyledi, Baron." Oğlan coşkuyla h T*1 yıp zıplayarak sırıttı. "Alevleri ve dumanları kendi gözlerin T görebilirsiniz." "Harika!" dedi Shadamehr şevkle. "Hemen geliyoruz." O ve Alise güverteye çıkarak Damra ile Griffith'i aşa&n bıraktılar. Damra kapıya bakarken Griffith de yatağında acırtas bir sesle inledi. Shadamehr şamanın sülük ve haşlanmış balık kafası önerilerini kesin bir dille reddetti. Neyse ki Quai-ghai çatışmayı izlemek istediğinden hasta elfi iyileştirme yolundaki ısrarlarını fazla uzatmadı. Shadamehr ile Alise gelişmeleri görebilecekleri bir yere geçtiler. Gözlerini aşağıya inen merdivende tutmayı da ihmal etmediler. Kal-Gah'a göre muharebe çıkmaza girmişti, zira iki taraf da karşıdakine üstünlük sağlayabilecek bir şey yapamıyordu. Bir ork gemisi yanmaktaydı. Henüz gemiyi terk etmek gerekmediğinden mürettebat canla başla yangım söndürmeye çalışıyordu. Krammes'in rıhtımından dumanlar yükselse de fazla yoğun değildi. Orklar kente doğru düzgün saldırabilecek kadar yaklaşamıyorlardı. Krammesliler de orkları kovalamak için denize açılamıyorlardı. O yüzden birbirlerini yakmaya uğraşıyorlar, yamçı jölenin yanısıra zarar verebileceğini düşündükleri ne varsa birbirlerine atıp duruyorlardı. Shadamehr tüm bunlar olurken Dagnarus'un askerlerinin kente giderek yaklaştığından şüpheleniyordu. "Kıpırdanmayı bırak!" diye emretti Alise. "Ve merdivene bakmayı da kes. Biri fark edecek." "Niye bu kadar uzun sürdü?" diye sabırsızca sordu Shadamehr. "Ben-" "Bak!" diye heyecanla fısıldayan Alise, adamın kolunu çekiştirdi. Gözcü tüneklerinde duran orklar bir noktayı işaret ederek bas bas bağırmaya başladılar. Tüm gözler muharebeden o ta372 Boşluk/a Yolculuk afa çevrildi. OkyanUS ° S^n oldukça sakindi. Yalnızca ufak bir esinti milerin bayraklarını azıcık da olsa dalgalandırmaktaydı. Bu £ den karşılarındaki sahne daha da tuhaftı. Shadamehr'in skin gözleri okyanusun küçük bir bölümündeki deniz suyu§un aniden kalktığını gördü. Bu bir dalga değil, daha ziyade duman grisi tonundaki geniş bir halkaydı. İnce, yılanımsı bir su sütunu etrafına köpükler saçarak gökyüzüne doğru ölümcül bir zarafetle yükseldi. "Bir su hortumu!" dedi nefesi kesilen Alise. "Tanrılar aşkına!" dedi Shadamehr hafifçe. "Daha önce hiç görmemiştim." Çıkardıkları patırtıya bakılırsa orklar su hortumlarını daha önce görmüşlerdi ve onların değişken oldukları kadar ölümcül olabileceklerinin de farkındaydılar, özellikle de bir gemiyi girdap gibi dönen hava akımlarıyla yakaladıkları zaman. Daha kötü bir alâmet düşünülemezdi. Quai-ghai ciğerleri elverdiği kadar yüksek bir sesle demir alınıp oradan uzaklaşılması doğrultusunda emirler yağdırdı; onun bağrışları kaptanınkilere karıştı. Aynı emirler filodaki tüm ork gemilerinde yineleniyordu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Su hortumu okyanus dalgalarının üzerinde hızla ilerleyerek suları hareketlendirdi ve etrafa dalga dalga köpük saçtı. Filoya doğru ilerleyen hortum henüz bir tehlike arz etmeyecek kadar uzak olsa da herkesin açıkça görebileceği bir mesafedeydi. Kaptanların Kaptanı'nın gemisindeki şamanlar büyü kabiliyetlerini kullanarak etraftaki tüm gemilere ulaşan emirler bağırdılar. "Saldırıyı kesmeleri emrediliyor," dedi Shadamehr memnuniyetle. Su hortumu bir yılan gibi ilerlemeyi sürdürdü. Daha şimdiden pek çok gemi uzaklaşmaya başlamıştı bile. "Herhalde gemimizin de ötekiler gibi çekip gideceğinin farkmdasındır," dedi Alise ansızın. "Beş yüz kilometre uzaktayken Krammes'e nasıl girmeyi düşünüyorsun?" "Hay aksi!" diye sövdü Shadamehr. "Bunu hiç düşünme373 MARGARET WE i S ve TRACY HİCKMAN mistim. Üstelik plânım öyle şahaneydi ki! Bu ufak kusuru Kfark etmemiş olmam ne tuhaf. Kaptan? Nerede o adı bata kaptan?" SlCa Shadamehr aceleyle güvertede koştu. Yoluna çıkan den' çiler özür dilemek için bir şeyler homurdanarak baronu safr" sola itekliyorlardı. Alise kafasını iki yana sallayarak gülürnsed' ve derin bir iç geçirdi. Gökgürültüsü gibi bir bağrış suları aşarak gemiye çarptı Gemiden gemiye iletişimden sorumlu olan tayfa kendi büyülü bağrışıyla karşılık verdikten sonra Kal-Gah'a rapor vermeye yollandı. Shadamehr de o sırada kaptanın yanına varmak üzereydi. "Kaptan!" diyen tayfa selâm durdu. "Yeni emirler aldık. Kaptan bizimle konuşmak istiyor." ("Kaptan" sözcüğü hem gemi kaptanları, hem de ork ulusunun lideri olan Kaptanların Kaptam için kullanılır. Aradaki fark ise unvanın söyleniş şekline bağlıdır.) Kaptan Kal-Gah dönüp Shadamehr'e kısa bir bakış attı. "Bu büyük bir şeref," dedi içi rahatlayan Shadamehr. Anlaşılan henüz Krammes'ten ayrılmayacaklardı. "Yoksa değil mi?" diye sordu, kaptanın pek de sevinçli görünmediğim fark ederek. Kal-Gah homurdandı. "Dostlarım alıp aşağı in. Ortalıklarda gözükmeyin." Kaptan öyle büyük bir süratle emirler yağdırmaya başladı ki sözcükler ağzından çıkmak için birbiriyle yarışır gibiydi. "Fikir kulağa iyi geliyor," demekle yetindi Shadamehr. Alise'le birlikte hemen kamaralarma yollandılar. Oraya vardıklarında Griffith yatağa uzanmıştı. Artık rol kesmiyordu. Yaptığı efsunun ardından epey yorgun düşmüştü. "Müthişti, Griffith!" diyen Shadamehr elfin elini sıktı. "Ben de dahil herkesin ödünü patlattın. Ork filosu bir karmca sürüsü gibi dağılıyor." "Ama bir sorun çıktı," dedi Alise kötülük habercisi bir sesle. Elf dirseği üzerinde doğruldu. "Nedir o? Yoksa biri şüphesin Boşluk'a Yolculuk "Benim anlayabildiğim kadarıyla hayır," dedi Shadamehr. Alise gözlerini devirdi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Öyleyse neler oluyor?" diye bilmek istedi Damra. "Tüm bu gürültü de ne?" "Yön değiştirdik. Kaptanların Kaptanı bizim kaptanla iki çift lâf etmek istiyormuş," diye açıkladı Shadamehr. "Bu da ne demek?" "Emin değilim. Kal-Gah ortalıklarda gözükmememizin iyi olacağını söyledi." "Belki de alâmetin sahte olduğundan kuşkulanıyorlardır," dedi Griffith kararsızca. "Öyle olsaydı Kaptanların Kaptanı filonun dağılmasını emretmezdi," diye belirtti Alise. "Buraya ilk geldiğimizde ve Kal-Gah öteki gemiye çıktığında o geminin kaptanıyla biraz muhabbet etmişti," dedi Shadamehr. "Taşıdığı yolcuları sır olarak saklamış olabilir ve — Kapı hafifçe çalındı. "Kaptan sizi yukarıda görmek istiyor," dedi kamatot. "İstemiyor da olabilir," dedi Shadamehr ümitsizce. ***** "Kaptanların Kaptam'yla konuştum. Sizinle tanışmak istiyor," dedi Kal-Gah. "Gemisine götürülmeniz için bir kayık gönderiyor." "Ona bizden bahsettin mi?" diye sordu Damra. "Elbette," diyen Kal-Gah omuz silkti. "O Kaptan." Dört arkadaş karşılıklı bakıştılar. "Bundan hiç hoşlanmadım," dedi Alise daha sonra. "Kaptanların Kaptanı ya Dagnarus'la işbirliği içindeyse? Bizden ve yanımızda ne taşıdığımızdan haberi olabilir!" "Fazla bir seçim şansımız yok gibi," dedi Shadamehr. Baronun sözlerini vurgularcasma Kaptan'm gemisindeki orklarm suya bir kayık indirdikleri görülebiliyordu. 3J-5 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN 'Kal"Gitmeyi reddedebiliriz," diye teklif sundu Griffith Gah bizden hoşlamyor." "Kal-Gah beni öz kardeşi gibi sevse bile Kaptan ona emi ğımı kesmesini söylerse hemen bıçağını bilemeye başlar." "Ne güzel bir örnek," dedi Alise. "Üzgünüm, ama kısa zamanda elimden ancak bu kadarı ge liyor. Hiçbir ork Kaptanların Kaptanı'na itaatsizlik etmeyi göze alamaz," diye noktayı koydu Shadamehr. "Bana kalırsa iki seçeneğimiz var: Ya o kayığa bineriz, ya da Krammes'e kadar yüzmeyi deneriz." Kayık gemiye yanaştı. Kal-Gah'ın emri üzerine mürettebatı aşağıya ip merdivenler sarkıttı. "Peki ya Hükümran Taş?" diye elfçe konuşarak sordu Damra. "Onu yanımıza mı alacağız, yoksa burada mı bırakacağız?" "Ben tabi ki yanıma alacağım," dedi Shadamehr. "KalGah'a güveniyorum, ama orklarm ahlâk anlayışı bazen bizimkiyle uyuşmaz. Ya sen?" diye sordu Damra'ya. "Benim parçam hep yanımda," diye gülümseyerek yanıtladı kadın. "Güvenle saklıyorum." "Benimki de öyle," dedi Shadamehr. "Bashae'ye göre zaman ve uzayın katmanları arasında bekliyormuş." Kal-Gah yanlarına geldi. "Kayık harekete hazır. Kaptan'ı bekletmemelisiniz." "Onunla tanışmak için sabırsızlanıyoruz, ama önce kama-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


raya dönüp bir şey almam lâzım. Kaptan için bir... bir hediye," dedi Shadamehr. Kaptan Kal-Gah gecikme yüzünden kaşlarını çatmak üzereydi ki hediye lâfını duyunca hemen neşelendi. "İyi fikir," dedi ork. "Şimdi ona ne vereceğim?" diye söylendi Shadamehr, basamaklardan kamaraya inerken. Etrafına bakmıp Alise'in incilerle süslü tarağını alıp çantaya atmaya hazırlandı. Tam o anda gözüne çantanın dibindeki bir parıltı ilişti. "Lord Gustav'm ametist yüzüğü," diyerek yüzüğü dışarı çıkardı. "Bashae'ye gerçek aşkına götürmesini söylediği yüzük. s,j-e> Boşluk'a Yolculuk îfmarım kusura bakmazsınız, efendim," dedi Shadamehr, yiğit övalyenin ruhuna hitaben, "ama gerçek aşkınız iki metre boanda olacak. Bunu neredeyse unutmuştum." Baron yüzüğü azalan günışığına doğru tuttu. Güneş mor taşı ışıl ışıl aydınlattı. "Çok beklersin!" diyen Alise içeri daldı. Tarağı kaptığı gibi peydan okurcasına saçına taktı. "Düşünüş şeklini iyi bilirim, pamra neyin peşinde olduğunu söyler söylemez incili tarağımı orklara vereceğini anladım." "Haksız yere suçlanıyorum," dedi Shadamehr kırgın bir sesle. "Kaptan'a bunu vereceğim," diyerek yüzüğü gösterdi. "Parmağına uymaz," dedi Alise. "Taksa taksa burnuna takabilir." "Yine de hoşuna gidecektir. Sert içkilerin yan etkilerine karşı koruduğuna inandıklarından orklarm ametiste kıymet verdiklerini hatırlar gibiyim." Baron yüzüğü tekrar çantaya attı. "İsterse bir zincire takıp boynuna asabilir," diye fikir yürüttü Alise. "Harika bir fikir, canım. Zaten seni bu yüzden yanımda taşıyorum." Kadın karşı koyamadan önce onu yanağından çabucak öpüverdi. "O ve bir de kızıl saçlarm için." "İncili tarağımı da unutma," diyen Alise adamı itekledi. "Ulaf bunu ta Nimra'dan getirdi ve hayır, onu orklara vermeyeceksin." "Yine de yedekte bir plân bulunması iyidir," dedi Shadamehr, sesini alçaltarak. "Seni duydum!" diye bağırdı kadın. Damra geminin yan tarafından sarkan ip merdivene bakarak eğreti şeyden aşağı nasıl ineceğini düşünüyordu, özellikle de dalgaların kucağındaki gemi sağa sola sallanır ve küçük kayık gövdeye çarpıp dururken. Fakat aşağıya "denizci koltuğu" denilen ve çocuk salıncağını andıran bir düzenekle indirileceklerini öğrenince epey rahatladı. 3/7 MARGARET WE i S ve TRACY HİCKMAN Buna karşın inişten pek de hoşlandığı söylenemezd' r> nizci koltuğu rüzgâr sebebiyle durmaksızın sağa sola dft 6" yordu. Kayık çok aşağılardaydı ve orada Damra'yı yakala için bekleyen orklar gülüp kadınla alay ediyorlardı. Bu da nışlarma rağmen yaptıkları işi iyi biliyorlardı. Koltuk yeteri 3 yaklaşır yaklaşmaz elfi kaptılar, koltuktan indirdiler ve kavıfr bir kenarına bıraktılar. Nefes nefese kalan Damra'nm gözü gemideyken ufacık görünen dalgalar şimdi kocaman geliyordu Alise'in ardından inen Griffith, yol boyunca gözlerini sıkıca

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


kapalı tuttuğu için orkları epey eğlendirdi. Yine de onların alaylarına hiç aldırmadı. Shadamehr sonuncuydu. "Kaldırın şu denizci koltuğunuzu," dedi baron ağırbaşlılıkla. Daha Kal-Gah itiraz edemeden baron tırabzanın üzerinden atladı ve ipi kullanarak aşağıya indi. Aslında ipten aşağı düştü demek daha doğru olur. Bir metre kadar alçalmıştı ki nereden geldiği belli olmayan ani bir dalga gövdeye çarparak Shadamehr'i sırılsıklam etti ve baronu tutunduğu ipten çekip aldı. Shadamehr'i havada yakalayan ork denizciler, onu yerine oturturlarken kafalarını iki yana sallayıp gözlerini deviriyorlardı. Bu iş de bitince orklar Kaptan'in gemisine doğru kürek çekmeye başladılar. "Hep bir budalalık yapmak zorunda mısın?" diye sual etti Alise. "Onları denizcilik yeteneklerimle etkilemeyi düşünmüştüm," diye ağlamaklı bir sesle açıkladı Shadamehr. "Onları bir şeylerinle etkiledin, orası kesin." Ardından farklı bir ses tonuyla, "Kal-Gah ne yapıyor?" diye sordu. Kal-Gah az önce tırabzanın önünde durmuş gemiden uzaklaşmalarını seyrediyordu. Adam hemen sonra hızla arkasına dönüp emirler verdi. Denizciler halatlara tırmanarak yelkenleri açtılar ve rüzgârı yakalamaya çalıştılar. "Buradan gidiyor," dedi Shadamehr. 3.J-2 Kaptanların Kaptanı elli yaşındaki bir kadındı. Uzun bir örgü şeklinde topladığı demir grisi saçları ve iri kemikli vücut yapısıyla ömrünü üzerinde geçirdiği denize çok benziyordu. Gözleri gri bir kış sabahındaki dalgaların tonundaydı. Güvertede attığı adımlar, sahile vuran dalgalar gibiydi. Boynuna deniz kabuklarından ve köpekbalığı dişlerinden oluşan bir kolye takıyordu. Kulak memelerinden altın halkalar sarkmaktaydı. Deri pantolonu ve rüzgârda bir yelken gibi dalgalanan bol gömleğiyle diğer tüm ork denizciler gibi giyinmişti. Çıplak ayaklı ve çıplak kolluydu. Vücudunun görünürdeki her tarafı yunuslardan martılara, balinalardan denizyıldızlarına kadar türlü türlü dövmeyle kaplıydı. Küçük kayıkla yapılan yolculuk—deniz o sırada oldukça dalgalıydı — elflerin midelerine pek yaramamıştı. Hem Damra'yı hem de Griffith'i yine deniz tutmuştu ve denizci koltuğuyla güverteye çıkartıldıklarında ikisi de ayakta zor duruyordu. "Hatırı sayılır cazibemi konuşturmamın vakti geldi," diyen Shadamehr ellerini ovuşturdu. "Şimdiye kadar çok işimize yaradı ya," diye dırdır etti Alise. "Yanlış hatırlamıyorsam son haftalarda tokatlandın, bıçaklandın ve denize atıldın." "Atılmadım, kendim düştüm," diye ağırbaşlılıkla düzeltti Shadamehr. "Misafir mi yoksa tutsak mı olduğumuzu öğrenmeye çalışın," diye tavsiyede bulundu Griffith. Adamın yüzü solgun olsa da kendini bir nebze olsun toparlamıştı. Anlaşılan kayıktan kurtulmak iyi gelmişti. "Cevabı bilmek istemeyebilirsin," dedi Shadamehr. "Şşt, işte geliyor." 3^9 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN Kaptanların Kaptanı güvertede ağır adımlarla ilerleye onlara sessiz sedasız yaklaştı. O kadar uzun boyluydu ki om

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lan ve kafası dördünü de geçiyor, onlara bakmak için bas eğmesi gerekiyordu. "Baron Shadamehr hizmetinizde," diyen baron eğilerek se lâm verdi. "Kaptanların Kaptanı'yla tanışmak bizim için büyük şeref." Kaptan homurdanarak onu tepeden tırnağa süzdü. Görünüşe bakılırsa hisleri karşılıklı değildi. "Kaptan Kaî-Gah bana senden bahsetti," dedi kadın. Bakışlarım elflere çevirdi. "Onlardan da." "Gwyenoclu Damra'yı sizinle tanıştırmaktan onur duyarım," dedi Shadamehr. "Ve kocası Griffith'i. Bu da Alise." Kaptan delici bakışlarıyla her birini uzun uzun süzdü. "Sen bir büyücüsün," dedi Griffith'e. "VVyredler'den biri olma şerefine eriştim," karşılığını verdi Griffith. Kaptan gri gözlerini Alise'e odakladı. "Sen de öyle." "Toprak büyüsünden az çok anlarım," dedi Alise. Kaptan'm bakışları Alise ve Shadamehr arasında gidip geldi. "Bu senin kadımn mı?" "Hayır, değilim," dedi Alise buz gibi bir sesle. "Kafan çalışıyormuş," dedi Kaptan. Ork kadınının sesi gür fakat ahenkliydi. Ayrıca çoğu orkun sesi gibi kart değildi. Yaşlıdili'ni Shadamehr'in Nimra olduğunu tahmin ettiği bir aksan kullanarak akıcı bir şekilde konuşuyordu. Kal-Gah'a göre Kaptanların Kaptanı, Nimra ile ork toprakları arasında ticaret rotalarında gidip gelen bir gemide büyümüştü. Kal-Gah onun bir dul olduğu, artık kendi gemileriyle denizlerde yelken açan yetişkin çocukları bulunduğu haricinde Kaptan hakkında herhangi bir bilgi vermemişti. Kadın yirmi beş yıldır Kaptanların Kaptanı'ydı. İki Karnu gemisini batırdığından ve üçünü de esir aldığından ötürü bir ork kahramanıydı. "Artık herkes tanıştığına göre," dedi Shadamehr, "size bu armağanı getirdim." 380 Boşluk'a Yolculuk Shadamehr Kaptan'a ametist yüzüğü uzatü. Kadın yüzüğü aldı—devasa elinde ufacık kalıyordu—ve ışığa tutup parıldamasım seyretti. "İyi bir alâmet," diyen Kaptan, yüzüğü koynuna soktu. "Bir şey değil," dedi Shadamehr. "Şimdi bize Kaptan KalGah'm niçin bu kadar ani bir şekilde gittiğini—" "Kötü alâmet yüzünden gitti," diyen Kaptan kaşlarım çattı. "Su hortumu." "Oh," dedi Shadamehr huzursuzca. "Anlıyorum." Kaptan'm gözleri kısıldı. "Sen aramıza gelene kadar alâmetler iyiydi. Yanında kötü bir alâmet getirdin. Niye?" "Ee, hayır, yanılıyorsunuz," diye karşı çıktı Shadamehr. "O kötü alâmeti ben getirmedim. Yüzükten de görebileceğiniz gibi benim alâmetlerim hep iyidir. İsterseniz Kal-Gah'a sorun. Şey, gittiğine göre soramazsımz. Ama yolculuk boyunca onun başına tek bir kötü alâmet bile getirmedim. Aym şey dostlarım için de geçerli. Biz çok, çok şanslıyızdır. Hepimiz." "Belki ben o kötü alâmet için bir sebep sunabilirim," diye güzelce araya girdi Griffith. Midye kabuğunu andıran kayıktan kurtulup gemiye ayak bastıklarından beri o ve Damra kendilerini çok daha iyi hissediyorlardı. "Bana kalırsa tanrılar size yanlış kimselere saldırdığınızı anlatmak istediler. Krammes'e taar-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ruz etmemelisiniz. Sizin düşmanınız Vinnengael değil. Asıl düşman Karnu." "Onlarla savaşmayı biz de istiyoruz," diye homurdandı Kaptan. "Ama gelincik kılıklı herifler açık denizde gemi gemiye, adam adama savaşmıyorlar. Haşaratlar karadaki kalelerinin duvarları arkasına saklanıyorlar, o yüzden onlara ulaşmak için günlerce yürümemiz gerekiyor. Sonra da açık ve dürüstçe savaşacaklarına sıralar halinde diziliyorlar, bir o yana yürüyüp bir bu yana saldırıyorlar, her yönden üzerimize geliyorlar. Karada nasıl savaşılacağını bilmiyoruz." Kaptan halen dumanların yükseldiği Krammes kentini işaret etti. "Loerem'deki en iyi generallerden bazılarının Krammes'te olduğunu duydum. Oraya ne diyorlar—at okulu mu?" "İmparatorluk Süvari Okulu," dedi Shadamehr. "Ama 'at 321 MARGARET WE i S ve TRACY HİCKMAN okulu' da hiç fena değil." Kaptan ona ters ters baktı. "Onlardan karadaki düşma rımızla nasıl savaşılacağını öğretmelerini isteyecektim. Piv ^' saflarıyla, okçu birlikleriyle, atlı askerlerle falan. Biz atlara H v insanlara savaş açsak da karşımıza hep onlar çıkıyor." Kadın uçları iyice sivriltilmiş alt köpek dişlerini dudakl rından çıkartıp tekrar Krammes tarafını gösterdi. "Dediğim e' bi, onlardan yardım isteyecektik, ama sonra siz ortaya çıktına ve yanımzda kötü alâmetler getirdiniz." "İyi de," dedi kafası karışan Alise, "siz yardım istemiyordunuz ki. Siz kente saldırıyordunuz. Binaları ateşe veriyordunuz." "Ee?" dedi Kaptan. "Ne olmuş?" "Yardım isteyeceğiniz birisinin kafasını kırmazsınız—" diye söze başladı Shadamehr, fakat sonra bunun sahiden de bir ork adeti olabileceğini düşünüp sesini kesti. "Bana cevap ver, Baron." Kaptan işaret parmağıyla Shadamehr'i göğsünden dürtükledi. "Şu inanılmaz at okulunun kapısına topallayarak gitsem ve at öğretmenlerine bana yardım etmeleri için yalvarsam ne derlerdi?" "Şey—" dedi Shadamehr. " 'Yaralı ork,' derlerdi bana acıyarak. 'Kanınla halılarımızı kirletiyorsun. Lütfen çek git.' " "Bence hiç de öyle—" "Bense savaşarak kapılarına dayandım," dedi Kaptan hararetle. "Onların, 'Bu orklar gerçek birer savaşçı! Öğretmenliğimizi hak ediyorlar,' demelerini istedim. Sonra da siz gelip her şeyi mahvettiniz," diye homurdandı kadın. "Arkadaşlarımla bir dakikalığına yalnız konuşabilir miyim?" diye sordu Shadamehr. "Onlara dediklerinizi açıklamak için. Orkça bilmezler de." Kaptan elini sallayarak müsaade etti ve birkaç adım uzaklaştı. "Sözleri biraz çarpık da olsa kulağa mantıklı geliyor," dedi Damra. "Tabi doğruyu söylüyorsa," diye şüpheyle yorum yaptı 322 Boşluk'a Yolculuk Griffith. "Böyle bir yalan uydurulabileceğini hiç sanmıyorum," din shadamehr iç geçirip kafasını kaşıdı. "İşleri epey karıştır-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ış olabilirim." "Kaygılanma, canım," diye onu teselli etti Alise. "Nasılsa ilk kez yapmıyorsun. Bunun son olmayacağından da eminim." "Kadınım!" diye coşkuyla bağıran Shadamehr, kolunu Alise'e dolayarak ona sıkıca sarıldı. "İçimi rahatlattın! Yine de sanırım bir çözüm yolu buldum. "Kaptan," diye seslendi Shadamehr. "Ben. . . ee, şey. . . at okulundaki subaylardan çoğunu tanırım ve sanırım onları size yardımcı olmaya ikna edebilirim. Siz ve ben ateşkes bayrağı altında sahile çıkıp onlarla konuşabilir, saldırı sebebinizi anlatabiliriz." Kaptan baronu gözlerini kısarak süzdü. "Seni dinlerler mır "Yıllar boyunca o okula epey bir bağış yapmışlığım var," dedi Shadamehr. "Herhalde bana kulak verirler. Ve tabi yüce Kaptanların Kaptam'na da." "Hıh," diyen Kaptan alt dudağını emdi. "Düşüneceğim." Kadın kollarını kocaman göğüsleri önünde kavuşturdu ve kafasını biraz arkaya yatırdı. "Kaptan Kal-Gah sizi Krammes'e götürdüğünü söylemişti. Sizin orada ne işiniz var?" "Deniz seyahati," diye şipşak yanıtladı Shadamehr. "Sağlımıza iyi gelir diye." Kaptan kahkahalarla gülerek onu şaşırttı. "Kal-Gah da öyle söyledi," deyip gülmeyi sürdürerek oradan uzaklaştı. Orklar onları Kal-Gah'm gemisindekine her açıdan benzeyen bir kamaraya indirdiler. Kamarada duvara oyulmuş dört adet bölme, üzerinde bir parça peynir ile az da olsa bayatlamış ekmek bulunan bir masa, bir çanak dolusu su ve birkaç kil bardak mevcuttu. 323 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN "Sizce Kal-Gah ona bizim hakkımızda gerçekte nel mistir?" diye sordu Damra. e" "Kal-Gah sadık bir dosttur, ama bir orkun sadakati 0 likle Kaptan'adır. Ona hakkımızda bildiği her şeyi anlattık ? dan emin olabiliriz," dedi Shadamehr. "Buna beni ve Al *-" Yeni Vinnengael lâğımı yakınında Boşluk tarafından lekelerim' halde bulmaları da dahil. Peynir isteyen var mı? Keçi peyni gibi görünüyor." "Kalede olup biten her şeyi de anlatmıştır," diye gözlemde bulundu Alise. Büyücü kadın kapıya yaslanıyor, kimsenin kamarayı dinlemediğinden emin olmak için ara sıra dışarıya göz atıyordu. "Gemideki orklardan bazıları kalede de yarumızdaydılar. Damra'nın—yani bir elfin—yanında bir pecvvae ve bir de Trevinici'yle çıkıp gelmesi herkesin dilindeydi." "Damra'nın bir Hâkimiyet Efendisi olduğunu da kimseden saklamamıştık," dedi Griffith, karısıyla bakışarak. "Bir mankafa bile Bashae'nin çantasında değerli bir şey taşıdığı sonucuna varabilirdi," diyen Shadamehr yatağa önce çantayı, sonra da kendini attı. "Bir Hâkimiyet Efendisi'nin koruyacağı kadar değerli bir şey. Orklar kendilerine özgü bir düşünüş tarzına sahip olsalar da kesinlikle mankafa değildirler. Ben şu Kaptan'a güvenmiyorum." Baron kafasını çevirip Damra'ya baktı. "Bu aralar orklarm da Hâkimiyet Efendileri var mı? Yıllar önce olduğunu biliyorum." "Varsa bile ben hiç görmedim. Sa 'Gra Dağı'nı kaybettikten sonra Konsey'e katılmaz oldular. Sorunlar dağlarını geri almak

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


için öteki ırkların Hâkimiyet Efendileri'nden yardım istedikten sonra baş gösterdi. Hâkimiyet Efendileri bu isteği reddetmişlerdi." "Zaten öteki Hâkimiyet Efendileri'nin yardım edeceklerini nereden çıkarmışlar?" diye soran Shadamehr, bir dirseği üzerinde doğruldu. "Çünkü Hükümran Taş'm orklara ait parçası Sa 'Gra Dağı'nda," cevabını verdi Damra. "Anlıyorum," dedi Shadamehr, epey ciddi bir sesle. "Taş'in güvenli bir yerde saklı tutulduğunu söyleniyor," 324 Boşluk'a Yolculuk A[ye devam etti Damra. "En azından orklar Konsey'e öyle dedüet" "Ama Konsey yardım etmeyi reddetti," dedi Alise. "Geçerli sebeplerimiz vardı," diye belirtti Damra. "Bir Hâkimiyet Efendisi'nin görevi, ırkların barış içinde yaşamalarını sağlamaktır, bir ırkın ötekine karşı verdiği savaşa katılmak değil. Bunu orklara açıklamaya çalıştık, ama fazla başarı sağlayamadık. Ork Hâkimiyet Efendileri bir daha dönmemek üzere gittiler." "Dagnarus kendini Hükümran Taş'm dört parçasını bulmaya adadı. Vrykyller diğer ırkların hükümetlerine sızdılar. Orklarm durumunun farklı olduğunu sanmam. Bu da bizi Dagnarus'un orklara Sa 'Gra Dağı'nı geri almaları konusunda yardım teklif ettiği, orklar Krammes'e denizden saldırırlarken Dagnarus'un da ordularını karadan ilerlettiği teorisine geri getiriyor." "İtiraf etmeliyim ki bu teori, orklarm Krammes'e önce saldırıp sonra da Krammes halkından yardım istemelerinden daha mantıklı," dedi Griffith. "Yine de," diye karşı çıktı Shadamehr, "orklarm davranışında çok hoşuma giden harika bir mantık yatıyor." "Peki öyleyse ne yapacağız?" "Yapabileceğimiz hiçbir şey yok," dedi Shadamehr. Baron yatağa yaslanarak başım kollarına dayadı. "Krammes'e ulaşana dek Hükümran Taş'ın iki parçasım güvende—" "Griffith," dedi Alise ansızın, "yüzünü yıkamak ister misin?" "Yüzüm kirli mi ki?" diye şaşkınca sordu Griffith. "Nerede-" "Evet, çok kirli. Yüzünü şu su çanağında yıka," diyen Alise parmağıyla kâseyi işaret etti. "Şuradaki bir çanak suyla..." "Ah!" dedi Griffith heyecanla. "Hatırlattığın için teşekkürler." Elf büyücüsü çanağı kaptığı gibi yere fırlattı. Çanak paramparça oldu. Ayaklarına ve cübbesinin eteklerine su sıçradı. Hayrete kapılan Shadamehr dimdik oturdu. "Kapkacağı 325 MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN durduk yere kırmak gibi bir huyun mu var?" Griffith ona aldırış etmedi. "Öğrenciyken ben de aynı oyunun kurbanı oldum," dedi M büyücüsü. "Dersimi almam için bana bir hafta boyunca sud başka bir şey vermediler. Anlaşılan bir hafta yeterli değilmiş " "Biri neler olduğunu açıklarsa—" dedi Shadamehr. Alise eğilip çanağın parçalarından birini aldı. "Rigjs_

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


vvald'un sana yolladığı haberi hatırlıyor musun? Quai-ghai bir kâse suya bakmış ve—" "Başka bir orkun söylediği her şeyi duymuştu," diye cümleyi tamamladı Shadamehr. Ayağa kalkıp çanaktan arta kalanların yanma gitti. "Aferin, Alise, ama keşke daha çabuk aklına gelseydi." "Çanak bana zararsız görünüyordu," diyen Damra parçalardan bir diğerini dikkatle eline aldı. "Belki de boş yere korkuya kapılıyoruz. Bunu kullanarak bizi gözetlediklerini anlamanın bir yolu var mı?" "Artık yok," dedi Griffith. "Büyü varsa bile bozuldu." "Şimdi ne yapacağız?" diye sordu Alise. Shadamehr kafasını iki yana salladı. "Yapabileceğimiz fazla bir şey yok. Hükümran Taş hakkında epeyce konuştuk. Artık sözlerimizi geri almak için çok geç. O su hortumunu kendin yarattığından emin misin, Griffith?" "Evet. Niye ki?" diye sordu şaşıran elf. "Sadece emin olmak istedim," diyen Shadamehr sıkıntılı bir sesle, "Sizi bilmem ama ben bir daha kötü alâmetlerle haşır neşir olmayacağım," diye ekledi. Kamaralarında ufak bir pencere vardı. Dışarıda fevkalâde bir günbatımı görülebiliyordu. Batmakta olan güneş, sarı-mavi sulara parıl parıl mor-turuncu bir renk katıyordu. Fakat kamaradaki hiç kimse bu manzaranın keyfini çıkartacak vaziyette değildi. Griffith kırık çanak parçalarını toplayarak masaya dizdi ve sormaları halinde orklardan dileyeceği özrü kafasında tasarladı. Ancak orklar çanağı sormadılar. Hatta kamaraya bile gelmediler. Elfler yataklarına uzanarak boş yere uyumaya çalıştı326 Boşluğa Yolculuk 1ar Shadamehr—kamburu çıkmış bir halde—kamarada huzuruZca volta atıyor; gemideki kalasların gıcırtılarını, yelkenlerin -glgalanışmı ve deniz hayatının vazgeçilmez bir parçası olan kağnşları dinliyordu. Alise de oturmuş onu izliyordu. "En azından," diyen Shadamehr pencereden dışarı baktı, "buradan uzaklaşmıyorlar." "Doğru," dedi Griffith. "Henüz demir almadılar." "Bu pek de umut vaadedici bir işaret değil," dedi Alise. "Teoriniz doğruysa Kaptan taan ordusunun gelmesini bekliyordur." "Haklısın," dedi Shadamehr ümitsizce. "Onu unutmuştum." Kamaranın kapısı gökgürültüsü gibi çalındı, hemen ardından kazınmış başı dövmelerle dolu iri yarı bir ork içeri kafasını soktu. "Kaptan sizi akşam yemeğinde istiyor." "Ana yemek biz değilizdir herhalde?" diye sordu Shadamehr. "Yok," diyen ork sırıtıyordu. "Mürekkepbalığımız var!" Az önce ayağa kalkmış olan Damra bunu duyunca tekrar oturdu. "Hayır, teşekkürler. Ben aç değilim." Orkun sırıtışı hemen kayboldu. "Geleceksiniz," dedi adam. "Hepiniz geleceksiniz. Kaptan öyle emretti." "En azından kuru incir değil," dedi Shadamehr kadının kulağına, hep birlikte dışarı çıkarlarken. Kaptan'm odası geminin pruva kısmmdaydı ve ork standartlarına göre oldukça görkemli olduğu söylenebilirdi. Büyük bir pencereden baş döndürücü bir okyanus manzarası görmek

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


mümkündü. Kocaman bir masada on ork veya on dört insan ağırlanabilirdi. Duvarda Loerem'in ve onu çevreleyen denizlerin bulunduğu büyücek bir haritası asılıydı. Kutlu Boğazlar'ı, halici, Krammes'i ve Eski Vinnengael'i gösteren daha küçük ve ayrıntılı bir harita ise duvara dayalı bir çalışma masasına konmuş, açık kalması için köşelerine çeşitli denizcilik aygıtları yer327 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN leştirilmişti. Shadamehr bu haritalarla öyle ilgilendi ki 0 bırakıp masaya oturması için epey dil dökülmesi icabetti Kaptanların Kaptanı masanın başında oturmuş ve mis a leri iki tarafına dizilmişlerdi. Masada iki subay bulunuyord^ Geri kalanlar samandı. Yemekler orklarm olduğu kadar insanların ve elflerin d damak tadma göre hazırlanmıştı. Mönüde orklar için kızarım mürekkepbalığı, elfler içinse mor renkli bir çorba mevcuttu Orklar bira içtiler. Kaptan insanlara ve elflere Yeni Vinneıv gael'den ayrıldıklarından beri mahrum kaldıkları şaraptan temin etti. Orklar yalnızca ufak—ve hastalıklı—çocuklara uygun olduğunu düşündüklerinden asla şarap içmezlerdi. Shadamehr önüne konan maşrapayı kana kana içti, şarabı ağzında çalkaladı. Baş döndürücü bir tada sahip olan bu baharatlı kırmızı şarap güney Dunkar'dan getirtilmişti ve haftalar boyunca fıçılarda bekleyen bayat sulardan başka bir şey içmedikleri de düşünüldüğünde oradakilere çok iyi geldi. Shadamehr içkisine geri dönmeden önce biraz bekleyerek olup bitenleri iyice düşündü. Neler döndüğünü bildiğini sanıyordu. Kendi kendine gülümseyerek maşrapayı dudaklarına götürdü ve baharatlı şarabı bir dikişte bitirdi. Sonra da yenisini istedi. Sohbet de şarap gibi akıp gidiyordu. Kaptan dünyadaki siyasi vaziyetten bahsetti. Shadamehr onun bilgi dağarcığından ister istemez etkilendi. Kaptan'm söylediği bazı şeylerden rahatsızlık duyması gerektiği gibi bir hisse kapıldıysa da şarap, tartışmakla ziyan edilemeyecek kadar güzeldi. Kadının Dagnarus'tan haberi vardı. Shadamehr onun Dagnarus hakkındaki görüşlerini kestirmeye çalıştı, fakat Kaptan tek bir husus haricinde tarafsız kalmayı yeğler gibi görünüyordu. "İş iki asır önce orklara bırakılmış olsaydı," diyen Kaptan kocaman bir lokma ekmek kopartarak çorba tabağını sıyırdı, "Dagnarus bugün siz insanlar için bir sorun olmazdı." "Ne demek istiyorsunuz?" diye kibarca soran Shadamehr, bir öykünün yaklaştığım hemen anlamıştı. "Hükümran Taş iki yüzyıl önce Kral Tamaros'a verdiliğinde kral onu paylaştırmak için dört ırkın temsilcilerini sara38S Boşluk/a yolculuk na çağırmış ve büyük bir tören düzenlemiş. Eski Kaptanların Lptanı da o törene davetliymiş. Kaptan gitmekte kararsızmış, ün]<ü alâmetler çok kötüymüş. Şamam ona bu kötü alâmetlerin rklar değil insanlar için kötü olduğunu söyleyince Kaptan gitmeye karar vermiş. Tören sırasında insanlar düşünülebilecek gn kötü alâmetle karşılaşmışlar. Hükümran Taş'm parçalarından biri, ağabeyi Helmos'a takdim etmesi için genç prens pagnarus'a verilmiş. Dagnarus parçayı ağabeyine uzatırken taş elinden kaymış ve Helmos'un derisini çizerek kan akıtmış." Orklar tanrılardan gelen böyle korkunç bir işaret karşısında ciddi ve vakur bir sessizliğe gömüldüler.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Kral Tamaros törene devam etmiş," diye hikâyesini sürdürdü Kaptan. "Sanırım elinden başka bir şey gelmiyormuş. Kaptanların Kaptam ile şamanı saraydan hemen ayrılmayarak genç prens Dagnarus'un öldürülüşünü seyretmek istemişler, çünkü kardeşler arasında kan akıtıldığına göre Dagnarus'un yaşamasına izin verilemezmiş. Ama olup biten tek şey büyük bir partiymiş. Kaptan gemisine dönmek için sabırsızlanıyormuş, o yüzden Kral Tamaros'a prensi ne zaman öldüreceğini sorup bu meseleyi bir an önce halletmesini temenni etmiş. Hatta işleri hızlandıracağını düşünerek bunu bizzat yapmayı önermiş. Tamaros küçük oğlunu öldürmeye niyetli olmadığım söyleyince Kaptan'in şaşkınlığım bir düşünün. Krala göre tüm olanlar bir 'kazadan' ibaretmiş." Şamanlar insanların ahmaklığım düşünerek kafalarını iki yana salladılar. Kaptan ekmeğini hızla çiğnedi. "Kardeşler arasında kan aktığından savaş çıkınca hiç şaşırmadık. Tamaros o gün orkları dinleseydi krallığı mahvolmazdı." "İşte buna içilir," dedi Shadamehr. "Konuyu değiştirin," diye dostlarına emretti sesini iyice alçaltarak. "Acaba," diye atıldı Griffith, "ork samanlarının her türlü element büyüsünde hünerli oldukları doğru mu?" Kaptan kafa salladı. "Doğru." "Çoğu ork Su büyüsü hariç tüm büyülere tiksintiyle bakar. Ama siz Ateş ve Toprak büyüleri üzerinde çalışan samanlara 329 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKIVİAN sahipsiniz." "Ve de Boşluk büyüsü üzerinde," diye ekledi Kaptan "Sahi mi?" dedi Griffith huzursuzca. "Boşluk büyüsü Ama siz orklar Boşluk'tan iğrenirsiniz." "Bazı orklar elflerden iğrenirler," dedi Kaptan. "Bazı elfl de orklardan. Yine de sen buradasın. Boşluk hayat döngüsünü tam ortasında yer alır. Hiçbir şey olmadan bir şey de olama Boşluk'un da kendince faydaları var," dedi kadın keyifle. "Tm ki elfler gibi. Daha doğrusu öyle olduğunu duydum." "Biraz daha şarap," dedi Griffith. Shadamehr yakut kırmızısı içkiden hem kendine hem de dostlarına doldurdu ve Kaptan'in şerefine kadeh kaldırdı. Şarabını içerken gemideki nöbet değişimini bildiren çan seslerini dinledi. Dönüp tavana asılı bir gaz lâmbasının ışığında saçları ateş gibi parlayan Alise'e baktı. Lâmba geminin salınımıyla havada daireler çiziyordu... Lâmba dönüyor... Duvarlar dönüyor... Bir çığlık ve hemen ardından büyük bir patırtı. Alise yerde. Damra yerde. Griffith ayakta, elini uzatıyor... Griffith yerde. Dönüyor da dönüyor. Daire şeklinde. Ortada ise Boşluk. 3A0

Alise ömrü boyunca tecrübe ettiği en kötü baş ağrısıyla uyandı. Sanki kafasına bir sürü taş doldurulmuştu ve en ufak hareketinde bile bu taşların sivri, tırtıklı kenarları beynine batıyordu. Elinde olsa yerinden hiç kıpırdamazdı. Elinde olsa bu-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lunduğu yerde kalıp ölümü beklerdi; zaten çektiği acı düşünülürse ölümün pek de uzak olması mümkün değildi. Fakat tüm o ağrının altında genç kadını gözlerini açmaya ve başım yastıktan kaldırmaya zorlayan derin bir tehlike hissi yatıyordu. Alise inleyerek kafasını tekrar yastığa koydu. Bir pencereden giren parlak günışığı sanki doğrudan doğruya kafasına saplanıyordu. Orada öylece yatıp neyin ters gittiğini anlamaya çalıştı. Sonunda başardı da. Yatak hareket etmiyordu. Alise eliyle gözlerini gölgeleyerek içinde bulunduğu odaya bakındı. Nesneleri bulanık görüyordu. Ancak yoğun bir konsantrasyonun ardından eşyaları net olarak seçebilmeye başladı. Şüphelerinin doğrulanması uzun sürmedi. Pencere sıradan bir pencereydi—gemilerdeki gibi yuvarlak değil. Biçimsiz yataklardan ve tek bir sandalyeden başka bir şeyi olmayan beyaz badanalı bir odadaydı. Yatağın yanında duran sandalyede yaşlıca bir adam oturuyordu. Sakalı kısa ve düzgün kesilmişti. Üzerinde kaliteli yünden bir cübbe bulunuyor, Alise'i ifadesiz bir yüzle süzüyordu. "Rigiswald. . ." dedi Alise afallamış halde. Doğrulup oturmaya çalıştı. "Yavaş ol," diye öneride bulundu Rigiswald. "Zorlu bir gece geçirdin. Korkarım ki günün de kolay olmayacak." Alise'in yüreğini korku kapladı. "Shadamehr!" dedi boğuk bir sesle. Konuşurken şişmiş di351 MARGARET WE i S ve TRACY HiCKMAN lini oynatmak epey zordu. Etrafına bakındıysa da baronu remedi. "Nerede o? Nerede—" "Burada değil," dedi Rigiswald. "O ve elf Hâkimiyet Ef dişi gittiler." "Ya Griffith?" "O burada. Yan odada uyuyor." Alise kafasını eğip kendine baktı. Kızıl saçları karmakarışık bir haldeydi ve elbisesi leş gibiydi. "Neredeyiz?" diye sordu. "Bir gemide değil herhalde." "Hayır," dedi Rigiswald. "Krammes'tesin. Çakırkeyif adlı bir tavernada." Alise kalkıp oturdu. "Shadamehr nerede?" diye bilmek istedi kararlı bir ifadeyle. "Sanırım, canım," dedi Rigiswald, "orklar hem onu hem de elf kadınını tutsak ettiler. Kadının adını unuttum." "Damra," dedi Alise. Genç kadın ayağa kalktı, sendeleyerek ilerledi ve dengesini korumak için pencere pervazını tuttu. Bakışlarını denize çevirdi. Gözleri ağrıyana ve yanaklarından aşağı yaşlar akana dek bakmayı sürdürdü. "Gemi... Kaptan'm Gemisi..." "Gitti," dedi Rigiswald sakince. "Yelken açıp uzaklaştı. Yatağa dönmelisin. Düşmeden önce uzan." Alise pencerenin önünden ayrılmasına karşın yatağa girmedi. "Neler olduğunu anlat. Beni nasıl buldun? Yani bizi?" diye düzeltti Griffith'i de anımsayarak. "Su büyüsüyle aldığım haberde geminizin Krammes'e doğru ilerlediği belirtilmişti," cevabım verdi Rigiswald. "Bu civardaki orklar arasında tanıdıklarım var. Onlara dostlarım buraya geldikleri zaman haberdar edilmek istediğimi söylemiştim. Seni ve Shadamehr'i de tarif etmiştim. "Geçen gece, geceyarısı civarında bir ork odama gelerek

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


kendisini hemen takip etmemi söyledi. Evvelden bahsettiğim kimselerin başları belâdaymış. Ork beni buraya, bu müesseseye getirdi. Oturmak istemediğinden emin misin?" "Ayaktayken kendimi daha iyi hissediyorum. Ayaktayım, değil mi?" 352 Boşluğa Yolculuk Rigisvvald kafa salladı. "Ben de öyle umuyordum. Keşke zemin deliler gibi dönüp durmasaydı," dedi Alise. "Henüz kara bacaklarına kavuşmadın," dedi Rigiswald. "Tavernaya vardığımda dört tane ork denizciyle karşılaştım. Biri omzunda seni taşıyordu. Öteki ise bir elfi. Orklar 'han' diye anılan bu yerin sahibiyle tartışıyorlardı. Seni ve elfi bir geceliğine burada bırakmak için bazı düzenlemeler yapılmış olduğunu söylediler. Anladığım kadarıyla para falan verilmiş. "Tavernanın sahibi verilen paranın yeterli olmadığını iddia etti. Saygın bir müessese işlettiğini ve 'sarhoş aşüftelerle' bir işi olmayacağını söyledi. Sararım bu noktada orkların Griffith'in başına bir eşarp bağladıklarını söylesem iyi olacak. Kulakları gizlenince epey çekici bir kadın olup çıkıyor." "Oh, tanrılar aşkına!" diye inledi Alise. Elini dermansızca kaldırarak saçlarını başının arkasına atmaya çalıştıysa da bir süre sonra vazgeçti. "Uyandığımda kendimi üzerimden araba geçmiş ve bir sokak arasında ölüme terk edilmiş gibi hissediyorum, seni burada buluyorum, Griffith'in bir kadın gibi giyindiğini öğreniyorum ve Shadamehr'i göremiyorum." Alise'in sesi titriyordu. "Sanırım artık oturacağım," diyerek yatağa kadar ilerledi. "Daha sonra neler oldu? Orkları sorguladın mı?" "Evet. Sizinle su kıyısındaki bir barda karşılaştıklarını iddia ettiler. Bir süreliğine 'çok iyi vakit geçirdiğinizi,' ama daha sonra sızıp kaldığınızı söylediler. Sizi buraya getirmeleri istenmiş. Onlara kimin böyle bir şey istediği, parayı ödediği gibi şeyler sordum. Cevap olarak bana bunu verdiler ve sana iletmemi söylediler." Rigiswald elini deri bir kesenin içine daldırarak bir yüzük çıkardı ve kadına uzattı. Güneş ışığı bir ametiste vurdu. Alise titreyen parmaklarla onu aldı. "Başka bir şey söylediler mi?" diye sordu kadın. "Yüzüğün 'Shadamehr'in kadınına' ait olduğunu söylediler," diyen Rigiswald hafifçe gülümsedi. Alise'in gözünden bir damla yaş aktı. 353 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN "Öyle," dedi kadın kendi kendine. "Sahiden de öyle " Alise yüzüğü sıkıca kavradı. "Sence orklar onu nereye götürmüşlerdir?" Sertçe yutkı rak sözcükleri gırtlağına takılan yumrudan geçirmeye çalı ^ "Dagnarus'a olmasın?" "Bilmiyorum," dedi Rigisvvald ciddiyetle. "Ama korkan öyle. Ne de olsa her ikisi de Hükümran Taş'm birer parçasln taşıyordu." Adam Alise'in elini sıvazladı. "Yine de umudumuzu kaybetmemeliyiz. Her şey göründüğü kadar kötü değil Sana şu yüzükle ilgili olarak gönderdikleri mesaj, kötü niyetli birinin ağzından çıkmış gibi görünmüyor." "Bilemiyorum. Hükümran Taş'm yanımızda olduğunun

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


farkındaydılar. Orklar Taş'ın parçalarını kimlerin taşıdıklarını öğrendiler ve o kimseleri esir aldılar. Onları Dagnarus'a teslim etmekten başka ne gibi bir niyetleri olabilir ki?" Kadın iç geçirerek ve yüzüğü sıkıca tutarak bir süreliğine sessiz sedasız oturdu. "Ulaf'tan haber aldın mı? Onun ve ötekilerin ne zaman varacaklarını tahmin ediyorsun?" "Hiçbir şey duymadım," karşılığını verdi Rigisvvald. "Buraya ne zaman varacaklarına gelince, hiçbir fikrim yok. Ulaf yolu üzerindeki bazı Hâkimiyet Efendileri'yle görüşecekti." "Herhalde onlardan da Krammes'e gelen olmamıştır?" "Hayır," dedi Rigisvvald kısaca. "Zaten gelmelerini de beklemiyorum. Ulaf in onlardan tekini bile sağ olarak bulabildiğini sanmam. Dagnarus ile Vrykyller'i böyle bir şeye izin vermezler." "Öyleyse ne yapacağız?" diye sordu Alise. "Seninle elfi farklı bir hana götüreceğiz," diyen Rigisvvald odayı hoşnutsuz gözlerle süzdü. "Peki ya sonra?" diyen Alise, Rigisvvald'un halini görünce ister istemez gülümsedi. En azından hayatındaki bazı şeyler değişmemişti. "Ben kitabımı bitirmeyi plânlıyorum," dedi Rigisvvald kaygısızca. "Hayat dolu olan sensin. Belki de sahilde dolanmalı, orklardan toplayabileceğin kadar bilgi toplamalısın. Sana bir 394 Boşluk'a Yolculuk ey söylemezler, ama en azından kendini bir işe yarıyormuş Lbi hissedersin." "Teşekkürler," dedi Alise, inceden inceye alay ederek. Elle-jjıi zonklayan başına dayadı. "Bizi uyutmalarma göz yumduğumuza inanamıyorum! Tahmin etmemiz gerekirdi. Öyle barizdi ki. Orklar şarap içmediler. Bu bile bir terslik olduğuna dair bizi uyarmalıydı." "Bazen gözlerimizi bilerek kapalı tutarız," dedi Rigiswald bilgiççeAlise ona hayretler içinde bakakaldı. "Yani Shadamehr'in şaraba uyku ilacı katıldığını bildiğini, ama hiçbir şey yapmadığını mı söylüyorsun? Ama niye?" Rigiswald yanıt vermeden kadım dikkatle süzdü. "Mesajı hatırla, canım." "Oh, hayır!" diye haykırdı Alise. "Öyle bir şey yapmaz. Bu- bu—" "Gitmesi gereken yer olduğunu biliyordu, değil mi?" "Saçmalık bu! Tüm bunları tasarlamış olamaz," dedi Alise kafasını hızla kaldırarak. Hemen ardından da bu hareketinden pişman oldu. "Gitmesi gereken bir yer olduğunu biliyordu. Taş'tan bizzat sorumlu olduğunu da. Hiçbir Hâkimiyet Efendisi'nin Krammes'e gelmeyeceğini de biliyordu. Seni yanında götürmesinin çok tehlikeli olacağım da biliyordu. Ayrıca seni ikna etmenin faydasız olacağım—" "Biliyordu, biliyordu, biliyordu," dedi Alise sabırsızlıkla. "Hiçbir halt bildiği yoktu. Beni de düşündüğü kadar iyi taramıyor. Beni uzaklaştırmaya hiç hakkı yoktu. Ondan nefret ediyorum," diye ekleyerek dimdik oturdu ve gözlerini sildi. "Ondan tüm benliğimle nefret ediyorum. Tanıştığımız günden beri ondan nefret ediyorum. Geçmişte de nefret ettim, gelecekte de nefret etmeyi plânlıyorum. O tüm evrendeki en can sıkıcı

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


adam." Bunları söylerken ametist yüzüğü her zamankinden sıkı tutuyordu. "Şimdi," dedi, "gidip Griffith'i uyandıracağım ve ikimiz ne355 MARGARET WEİS ve TRACY HICKMA ler olduğunu... neler olduğunu..." Alise ayağa kalktı, daha doğrusu kalkmaya çalıştı. Oda H detle sarsıldı ve zemin ayaklarının altından hızla çekildi v pıya kadar yürümek niyetinde olmasına rağmen yastığına yüzükoyun kapaklandı. Hafifçe inledi. "Oh, Shadamehr, nasıl &• dip de kendini orklara yakalatabildin?" "Uyandığında burada olacağım," diyen Rigiswald çantasından bir kitap daha çıkardı. "Shadamehr'i gördüğün zaman. . . ona de ki. . . ondan nefret ediyorum," diye mırıldanan Alise gözlerini kapadı. "Nasıl istersen," dedi Rigiswald. Kıyı teknesinin kıç kısmında duran Kaptanların Kaptanı'nın eli dümen yekesindeydi. Halici yavaşça, sessizce kat eden tekneyi idare ediyordu. Ses çıkarmamaları için teknenin kürek uçlarına bez parçalan bağlanmıştı. Yerleri tespit edilmesin diye altı ork denizci bu kürekleri sadece belli belirsiz bir şapırtı çıkacak şekilde düzenli aralıklarla suya daldırıyordu. Orklar gece yolculuk ediyorlar, Krammes'in bombalanması sırasında başlarına epey dert olan hisarın yanından gizlice geçiyorlardı. Kaptan içinde bulunduğu tehlikeden pek endişe duymuyordu. Hafta boyunca olduğu gibi o geceki alâmetler de fazlasıyla iyiydi. Kaptan daha önce elfin gerçekleştirdiği açması alâmet girişimini saymıyordu bile. Hatta en ufak bir bulutun dahi bulunmadığı berrak gökyüzünde aniden beliren hortumu her düşündüğünde ister istemez kıkırdıyordu. Bir şapşal bile o olayın gerçek yüzünü anlayabilirdi. O geceki alâmetler ayı ve yıldızları kapatacak, insanların burunlarının dibinden geçip giden teknenin gürültüsünü örtecek bir bulut kümesini öngörmüştü. Beklendiği gibi yağmur gelmiş, denize oluk oluk yağmıştı. Pruvada duran bir ork karanlığı inceliyor, haliçte önlerine çıkabilecek engellere karşı tetikte bekliyordu. Kaptan'm engel falan 3je> Boşluk'a yolculuk klediği yoktu. Orklar asırlardır bu halici kullanıyorlardı. Tüm kayalık ve anaforların haritasını çıkarmışlardı. Orklar acele etmeden küreklere asılıyorlar ve normalde olduğu gibi gümbür gümbür konuşmadan seslerini kısık tutarak kendi aralarında muhabbet ediyorlardı. Kaptan'm şamanı da yakında bir yerde oturuyordu. Şamanın hemen ayakucunda sıcak ve kuru kalmaları için katranlı muşambayla örtülmüş büyükçe iki yumru bulunmaktaydı. Yumrulardan biri gürültüyle horlamaya başladı. Şaman endişeyle Kaptan'a baktı. "Yüzükoyun çevir," dedi Kaptan. Şaman söyleneni yapınca horultu kesildi. "Uyurken bile o çantayı bırakmıyor," dedi şaman hayranlıkla. "Evet," dedi Kaptan, "bırakmıyor." "Hükümran Taş orada mı saklı?" diye sordu şaman.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Öyle," dedi Kaptan. "Peki ya diğeri?" "Kadın bir Hâkimiyet Efendisi. Zırhı o parçayı koruyor." Şaman anladığını belirtmek için kafa salladı. "Daha ne kadar uyuyacaklar?" diye sordu Kaptan. "Sen ne kadar istersen, Kaptan," cevabını verdi şaman. "Tek yapmam gereken efsunu yinelemek." "Güzel," diye homurdandı Kaptan. "Uzun bir süre uyusunlar bakalım. Gittiğimiz yerde güçlü olmaları gerekecek." Şaman tekrar kafa salladı ve tekne haliç boyunca görünmeden ilerlerken gece sessizce akıp geçti. sjyIllanof Dağları'nda, Krammes'in yaklaşık sekiz yüz kilometre (ejderha uçuşuyla) kuzeydoğusunda yer alan Mardurar basit bir maden kasabasıydı. Kasaba yalnızca altın ve gümüş madenleriyle değil, aynı zamanda halkının aşırı derecede bağımsız ruhlu olmasıyla da tanınırdı. Aslında bir tek Mardurarlılar kendilerini "bağımsız" olarak görürlerdi. Başkaları onları tanımlamak için daha farklı bir sözcük kullanırdı: "asi." Madenler krallığa aitti ve kraliyetin atadığı yetkililer tarafından idare edilirdi. Mardurar'a atanmanın büyük bir avantajı vardı — dağlardan bol miktarda değerli maden çıkarma işini yöneten bir kimse, büyük bir kişisel servet elde edebilirdi. Ancak Mardurar'a atanmanm büyük bir de dezavantajı mevcuttu — görev yeri Mardurar'di. Yeni Vinnengael'in güneşli tepelerinden gelen şımarık kraliyet yetkilisinin ilk karşılaştığı sorun hava koşullarıydı. Kasaba inanılmaz derecede soğuktu ve kar daha da beterdi. Kar sonbaharda yağmaya başlar, yaz mevsiminin üç ayı boyunca ara verir, sonra kaldığı yerden devam ederdi. Oranın yerlileri ne kar dan ne de soğuktan zerre kadar rahatsızlık duyarlardı. Topra" büyücüleri dağlardaki geçitleri açık tuttuklarından dağlarda' ' servet yıl boyunca dışarı akmayı sürdürürdü. Yerliler ayakla rina çubuklar bağlayıp dağdan aşağı kayarlarken, yahut kızak larma bağladıkları köpekler veya geyikler tarafından çekilere" gezerlerken kraliyet yetkilisi ahşap evinde tir tir titrer, ne ya parsa yapsın ısınamazdı. Mardurar aynı boyuttaki diğer kasabalardan çok daha fazl sayıda büyücüye ev sahipliği yapardı. Madencilerin çoğu Top rak büyücüsüydü. Bunlar hünerlerini kullanarak dağı kazarlardı. Kasabaya yabancı biri, bunca büyücünün toplandığı bir 392 Boşluk'a Yolculuk rin seçkin, zarif bir mekân olduğunu sanabilirdi. ^ Gel gör ki durum çok daha farklıydı. Bu büyücüler Tapıak'ın kitap kurdu alimlerinden değildiler. Madencilerin çok zl okuma-yazma bilirdi. Pek çoğu mesleklerini ebeveynlerinden öğrenmişti. Aynı durum söz konusu ebeveynler için de geçerliydi. Kullanılan büyüler genelde şarkılar veya ilâhiler söylenerek yapılırdı. İri yarı ve güçlü kuvvetli madenciler sıkı çalışıp sıkı içerler ve kendilerini Mardurar'ın gerçek hükümdarları olarak görürlerdi. Onlara karşı çıkanın da vay haline. Onlarla aym kanıda olmayan bir grup vardı: Kraliyet Ordusu' nun askerleri. Dağlardaki servetin namussuz kraliyet yetkililerinin veya haydutların ceplerine değil de kraliyet hazinesine ulaşması için kente konuşlandırılmış Mardurar Tabyası askerleri (ya da madenciler arasındaki adıyla Tabya Piçleri) en

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


az madenciler kadar zorlu olmalarının yanısıra yumruklaşmakta bir o kadar aceleci ve hünerliydiler. İki grup birbirine karşı hatırı sayılır bir nefret kadar gönülsüz bir saygı da besliyordu. Kavga-dövüş olağan bir hadiseydi. Fakat ne zaman madenlerde bir göçük yaşansa askerler ile madenciler talihsiz kurbanları kurtarmak için omuz omuza çalışırlardı. Tahmin edilebileceği gibi Mardurar'daki diğer bir kalabalık büyücü grubu ise şifacılardan teşekkül etmekteydi. Mardurar bir de Meffeld Kavşağı ile ünlüydü. Kentin aşağı yukarı on beş kilometre dışında, Illanof Dağları'nın doğu eteklerinde yer alan Meffeld Kavşağı, iki büyük anayolun kesişmesinden meydana gelmişti. Anayollardan biri batıdaki ünlü Meffeld Geçidi'ne, yani Vinnengael topraklarını ikiye bölen Illanof sıradağlarını aşmamn tek yoluna çıkıyordu. Öteki anayol ise doğrudan Mardurar kasabasına gitmekteydi. Meffeld Kavşağı iyi bilinen bir buluşma yeriydi, üstelik kavşakların lânetli olduklarının bilinmesine rağmen (veya belki de sırf o yüzden). Toprak büyücüleri her iki anayolu da kış boyunca açık tutarlardı. Efsunlar kullanarak Toprak Cellâdı diye bilinen dev varlıklar yaratırlardı. Hareket kabiliyetine sahip birer kaya yığını olan yedi metre boyundaki bu akılsız canavarlar tamamıyla 3# MARGARET W E i S ve TRACY HİCKNİAN Toprak büyücülerinin kontrolü altındaydılar. Büyücülerin u mutu üzerine Toprak Cellâtları yol boyunca koştururlar, "k.0n rıra" delice sağa sola sallayarak kar kümelerini dağıtırlar, "K caklanyla" da yere vurarak yoldaki tümsekleri dümdüz ed lerdi. Büyücüler bu yaradılannı dikkatle kontrol altında tutmak zorundaydılar, zira Cellâtlar sahip oldukları adı hak eden yara tıklardı ve serbest kalırlarsa ortalığı birbirine katarlar, yakalayabildikleri tüm canlıları ezip cılkını çıkarırlardı. Ulaf ile grubunun Mardurar'a vardıkları gün anayollar daha yeni temizlenmiş, son yağan kar dümdüz edilip iki tarafa atılmıştı. Artık bir işe yaramayan Toprak Cellâtları bir kez daha zararsız kaya yığınları olarak Kavşak'in yakınına yığılmış vaziyette bir sonraki kar yağışını bekliyorlardı. Kayalar devasa bir gömüte benzemekteydiler ve özellikle de kavşağa olan yakınlıklarından dolayı yeni gelenler için şaşırtıcı, hatta korkutucu bir sahne teşkil ediyorlardı. Mardurar kraliyet yetkilileri her ne kadar herhangi bir talihsiz kaza kurbanının bu mühim kavşağa gömülmediğini ısrarla iddia etseler de onlara inanan pek yoktu. Ulaf ile yol arkadaşları kavşağa akşamüstünün ilerleyen saatlerinde vardılar. Yalnızca atlara kulaklarını oynattırıp gözlerini kırpıştırmaya yeten hafif bir kar yağmaktaydı. Kar yağışı uzun sürmeyecekti. Bulutlar seyrekti. Güneş bazen aradaki boşluklardan kendini gösteriyor, kar tanelerinin parıldamasına ve bakan gözleri kamaştırmasına sebep oluyordu. Ulaf kavşağa varınca atım durdurdu. "Siz düz devam edip Mardurar'a kadar at sürün," diye talimat verdi. "Çekiç İle Maşa'da birer oda bulabilirsiniz. Ben Jessan ile Nine'yi uğurladıktan sonra yanınıza geleceğim." Ötekiler sıcak bir ateşi ve Çekiç İle Maşa'nın ünlü olduğu baharatlı şarabı hayal ederek Mardurar yoluna koyuldular. Ulaf geride kalan iki kişiye doğru döndü. "Burada yollarımız ayrılıyor, Jessan. Şu yol"—Ulaf parmağıyla gösterdi—"dağların batı yakasından geçip aşağıdaki ova-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


lara iner. Dağlar geride kalınca yüzünü günbatımma doğru tut; bir süre sonra Karnu'ya ulaşırsın. Karnu topraklarında yolunu 400 Boşluk'a Yolculuk buimakta zorluk çekmezsin herhalde?" Jessan kafasını iki yana salladı. "Halkımın büyük bir kısmı Karnu ordusunda görev alır. Treviniciler'e büyük saygı duyulur ve değer verilir. Hiçbir Karnu askeri bana saldıracak kadar ahmak değildir." Genç adam arkasındaki Nine'ye bir göz attı. "Veya korumam altındakilere." "Bu belki Karnulular için geçerli olabilir," dedi Ulaf endişeyle. "Ama o topraklarda Karnulular'm halen hüküm sürüp sürmediklerini kim bilebilir? Taanların Karnu'yu fethetmek için savaştıklarını duyduk. Şimdiye kadar başarmış olabilirler." Ulaf nefesini boşa tükettiğini bilmesine karşın Jessan'ı ayrılmamaları konusunda ikna etmeye uğraştı ve Trevinici'nin reddettiğini duyunca hiç şaşırmadı. Jessan da tıpkı Pecwae Nine gibi anayurduna dönmek için sabırsızlanıyordu. Yolculuğun uzun sürmesi—belki bir yıl, hatta daha da fazla—veya yolun tehlikelerle dolu topraklardan geçiyor olması umurlarında değildi. Hem bedenen hem de ruhen yaralı olan Jessan ile Nine, evlerine kavuşmak için sabırsızlanıyorlardı. "Pekâlâ, madem kararlısınız, en azından bunu kabul edin. İyi kötü bir harita çizdim." Ulaf kare şeklinde bir deri parçası uzattı. Jessan onu atının boynu üzerinde açtı. "Kuzey istikametinde fazlaca ilerlemeyin. O şekilde elf topraklarına varırsınız ve bu da sizin için iyi olmaz." Jessan kafa salladı. Elf topraklarını, oralardan yeterince uzak durmayı isteyecek kadar çok görmüştü. Ulaf en iyi güzergâhlar ve savaşın sürebileceği yerlere yaklaşmama konularında tavsiyeler vermeyi sürdürdü. Jessan bir an önce yola çıkmak için acele etmesine rağmen kendini anlatılanları dinlemeye zorladı. Genç Trevinici dünyada farklı tür savaşçılar olduğunu öğrenmişti. Hepsinin birden cesaretlerini veya değerlerini ispatlamak için düşmana paldır küldür saldırmasına gerek yoktu. Yolculukları sırasında Ulaf'a saygı duyar olmuştu ve ondan nasihat aldığına seviniyordu. "Sizinle geçide kadar gelirdim," diye ekledi Ulaf. "Ama son haberleri duymak ve Büyücülük Tapmağı'ndan malzeme tedarik etmek için birkaç günlüğüne Mardurar'a uğramak istiyo401 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN rum." "Öyleyse hoşça kal," dedi Jessan. "Sana iyi şanslar. Bar selâm söyle. Hükümran Taş onda. Asıl tehlikede olan o. Um & rım yolu açık olur." "Olacak," dedi Nine. "O tanrıların gözde kullarından. An cak—" Nine cümlesini tamamlamadı. Kafasını çevirerek az önce geldikleri yola baktı. Yeni yaptığı kehribar gözlü değneğini kaldırarak sağa sola çevirdi ve böylece tüm gözlerin aynı yönü dikkatle incelemelerini sağladı. "Kötülük," dedi ansızın. "Bu tarafa geliyor." Değneği şöyle bir salladı. "En azından artık beni önceden uyarıyorsun." Ulaf bahsi geçen yola baktı. Hiçbir şey görmüyor veya duymuyordu, fakat bunun bir anlamı yoktu. Atların toynak sesleri bu karlı havada duyulmazdı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Bir Vrykyl mi?" Nine omuz silkti. "Bilmiyorum. Olabilir." "Vrykyl halâ peşimizde olabilir mi?" diye sordu kaygılanan Jessan. "Sanmam," dedi Ulaf. "Kan bıçağı veya Hükümran Taş artık sende olmadığına göre buna sebep göremiyorum. Yine de öğrensek iyi olur. Sen ve Nine yola koyulun. Ben buralarda bekleyip kimin geldiğini göreceğim. Sorun varsa size yetişip söylerim." "Peki," diyen Jessan rahatlamıştı. Bu sayede uzun ve can sıkıcı bir vedalaşmadan da kurtulmuş oluyorlardı. "Acele etsek iyi olur." O ve Nine uzaklaşmaya başladılar. Ulaf atını aksi istikamete çevirdi ve pasif haldeki Toprak Cellâtları'nın arasından geçirerek büyük bir kaya yığınının arkasında yer alan bir çam ormanına doğru yürüttü. Ağaçların arasına varınca attan indi, hayvana sessiz olmasını tembihledi, sonra da ses çıkarmadan kaya yığınına geri döndü. Ulaf kayaların arasmdan ilerisini net olarak görebileceği bir yere kuruldu. Jessan ile aynı atın terkisinde oturan Nine, yol boyunca ilerlemeyi sürdürdüler. Ata Bashae'nin yumuşacık bir kozaya örülü naaşım taşıyan bir sedye de bağlanmıştı. Sedyenin arka ucu 402 Boşluk/a Yolculuk vola sürtüyor, toprakta gözden kaçırılmayacak bir iz bırajyyordu. Ulaf soğuktan ayaklan uyuşacak kadar uzun bir süre bekledi. Tam ne idüğü belirsiz bir değneğe güvenmekten pişmanlık duymaya başlıyordu ki hava kararırken görüş alanına yalnız bir binici girdi. Binici pek çok yolcu gibi kaim, başlıklı bir pelerine bürünmüştü. Bu bir Vrykyl'se bile hiç şüphesiz kılık değiştirmişti, o yüzden Ulaf atın sırtında oturan biniciye pek dikkat etmedi. Onun ilgisini asıl çeken şey atın üzerine örtülmüş süslü haşeydi1. Kenarları alevleri andıracak bir tarzda sarı işlemelerle donatılmış bu kırmızı haşe gibisini daha önce hiç görmemişti. Ulaf haşenin büyülü olduğuna dair hiç düşünmeden bahse girebilirdi. Binicinin pelerini yoldaki çamur ve cıvık kardan epeyce kirlenmişti. Haşe ise daha ilk günkü gibi temiz ve parlaktı. Binici Jessan'ı takip ediyorsa kavşağa varınca durur, Trevinici'nin hangi yoldan gittiğini saptamaya çalışırdı. Binici sahiden de durdu, fakat yola bakmak için değil. Eyerinde sağa sola dönerek etrafım öyle bir dikkatle inceledi ki Ulaf'ın kayalara sinmesine ve soluklarını bile azaltmasına sebep oldu. Aradığım bulamayan binici, kavşağın tam ortasında öylece durdu. Anlaşılan birini bekliyordu. Merakı iyice artan Ulaf da ayaklarındaki kan dolaşımım hızlandırmak için parmaklarım oynatarak bekledi. Buluşmanın bir an önce gerçekleşmesini umuyordu, yoksa eve bir çift buz küpüyle dönecekti. Böyle zamanlarda Ateş büyüsünde eğitilmediğine pişman oluyordu. Binici de en az Ulaf kadar sabırsızlanıyor gibiydi, zira güneş dağların arkasında batmaya başlarken eyerinde huzursuzca kıpırdanır oldu. Neyse ki ne binicinin sabrı, ne de Ulaf'ın donmuş ayak parmakları daha fazla işkence çekmedi. Ulaf dörtnala yaklaşan başka bir atın seslerini duyabiliyordu. Binici atım gölgelik bir yere sürerek yeni gelen yabancıyı açıkça görebileceği bir noktaya geçti. ' Haşe: Atların üzerine, eyerin altına örtülen bir tür koruyucu

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


kumaş, (çn) 403. MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN Yabancı kavşağa varınca durup etrafına bakındı. Yolun W raz kenarında bekleyen biniciyi fark etti ve yüksek sesle, "Yol" culuk için iyi bir gece, öyle değil mi, bayım? Hava epey aç^ « dedi. Gökyüzü aslında bulutlu olduğundan Ulaf bunun şifreli bir mesaj olduğunu tahmin etti. İlk binici gölgelerin arasından çıkınca tahmini doğrulandı. "Sen misin, Klendist?" dedi boğuk bir ses. "Sen misin, Shakur?" Shakur! Bu isim Ulaf'm tepeden tırnağa ürpermesine yol açtı. Shakur en yaşlı ve en güçlü Vrykyl'di. Vrykyller arasında komutan rütbeli biri varsa o kişi Shakur'du. Ulaf donmuş ayaklarını hemen unuttu. "Yeni emirleri getirdin mi?" diye sordu Klendist. "En acele tarafından Eski Vinnengael'e gidip Lord Dagnarus'un gelmesini bekleyeceksin. Oraya iki haftada varman gerekiyor." "İki hafta! Sen delirdin-" Shakur adama bir parşömen kutusu uzattı. "Burada kopuk bir Geçit'in haritası var. Eski Vinnengael'e yapacağın yolculuğu kısaltacak. Lord Hazretleri bir an önce orada olmam istiyor, o yüzden hemen yola çıkmam öneririm." "Eski Vinnengael," diye tedirgin bir ses tonuyla tekrarladı Klendist. "Lord Hazretleri niye o lânetli yere gitmemi istiyorlar?" "Zamanı gelince öğreneceksin. Emirlerin—" "Dur bakalım, Shakur," dedi Klendist ve bu sefer sesinde asabi bir tını mevcuttu. "Adamlarım ve ben Eski Vinnengael'e gitmek için anlaşmamıştık." "Sorun ne, Klendist?" diye dalga geçti Shakur. "Hayaletlerden mi korkuyorsun?" "Beni en az endişelendiren şey hayaletler," dedi Klendist soğukkanlılıkla. "Bir keresinde Eski Vinnengael'de iş çevirmeyi düşünmüştüm. Ne de olsa orada koca bir imparatorluğun hazineleri gömülü. Biraz araştırma yapınca emeklerime değmeyeceğine karar verdim. Öncelikle orada bahklar yaşıyor. Hem de -fo-f Boşluk'a Yolculuk «zlercesi. Oraya varınca ne yapacağımı bilmeden Yeni VinLngael'e ya da yakınlarında bir yere at sürecek değilim." Shakur hemen cevap vermedi. Belki Dagnarus'a ne yapması gerektiğini soruyor, belki de Klendist'i bir şekilde kandırmaya çalışıyordu. İkinci ihtimal söz konusuysa başarısız oldu. jdendist epey kararlı gözüküyordu. Gece çökmüştü. İkili yenicen yağmaya başlayan kar tanelerinin arasındaki siyah birer leke gibiydi. Ulaf parmaklarım nefesiyle ısıtmaya çalıştı. Shakur nihayet konuştu. "Lord Hazretleri senin Eski Vinnengael'e girmene gerek olmadığım söylediler. Harap kente doğru ilerleyen dört Hâkimiyet Efendisi var. Lord Dagnarus hedeflerine varmadan önce onları yakalamanı istiyor." "Hâkimiyet Efendileri mi?" Klendist bir kahkaha attı. "Onlardan halâ olduğunu bilmiyordum. Hâkimiyet Efendileri'ni ne diye istiyormuş?" "Onları istemiyor," dedi Shakur. "Taşıdıkları şeyi istiyor."

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Neymiş o?" "Lord Hazretleri'nden çaldıkları bir şey. Şansım zorlama, Klendist." Shakur'un boğuk sesindeki uyarıyı duyan Klendist, herhalde yeterince bilgi edindiğine karar verdi. "Demek Eski Vinnengael'e gidip o Hâkimiyet Efendileri'ni arayacağız. Oraya bizimle aynı zamanda varacaklarım nereden bileceğiz?" "Boşluk yammızda. Orada olacaklar." Klendist omuz silkti. "Madem sen öyle diyorsun. Onları öldürecek miyiz?" "Hayır, canlı ele geçireceksiniz. Lord Hazretleri onları sorgulamak istiyor," dedi Shakur. "Yakalamak öldürmekten daha zahmetli," dedi Klendist düşünceli bir tavırla. "Çabalarıma yakışır şekilde ödüllendirilmek isterim." "Geçmişte gördüğün muameleden şikâyet etmek için bir sebebin hiç olmadı," karşılığım verdi Shakur. "Sen yine de dediklerimi ona ilet. Peki şu Hâkimiyet Efendileri neye benziyorlar?" 405 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN "Boşluk seni onlara götürecek." "Senden bilgi almak taştan su çıkarmaya benziyor, Sh kur," dedi Klendist asabiyetle. "Biliyorsun, hepimiz aynı tar ( tayız. Konu açılmışken, şu yabanlar da ne oluyor? Burada işleri var?" "Neyler?" Shakur'un şaşırdığı belliydi. "Yabanlar. Taanlar." Klendist eldivenli eliyle bir yönü işaret etti. "Dağlarda bir yaban grubunu gördük. Kuzeydeki ağaçlıkların orada sinsi sinsi dolaşıyorlar." "Öyle mi?" Shakur gecenin ve çam ağaçlarının ötesini görebilecekmişçesine kafasını o tarafa doğru çevirdi. "Kaç tane?" "Ufak bir grup gibi görünüyordu," dedi Klendist. "Belki de bir av ekibiydi." "Seni gördüler mi?" Klendist hakarete uğramış gibi hıhladı. "Yok artık, daha neler. Yani onları buraya Lord Hazretleri göndermediler mi?" "Hayır," dedi Shakur bir anlık duraklamanın ardından, "göndermedi." "Onları öldürmemizi ister misin?" diye teklifte bulundu Klendist. "Fazla zamanımızı almaz. Güneş doğmadan halletmiş oluruz." "Hemen yola çıkacaksınız, Klendist," dedi Shakur sertçe. "Adamlarını çağır. Hiç vakit kaybetme. Taanlara gelince, onların hiçbir önemi yok. Emirlerin bu kadar." Shakur atını çevirerek uzaklaşmaya başladı. Koşarken hayvanın toynakları etrafa donmuş topraktan parçalan saçıyordu. Gittiği istikamet kuzeydi. "Demek onların bir önemi yok, öyle mi?" Klendist kıkırdadı, sonra da huzursuzca homurdandı. "Bütün gün eyerde oturduktan sonra gece boyunca da at koşturacağız. Çocuklar bundan hiç hoşlanmayacaklar. Yine de Lord Hazretleri'nin mükafatı yeteri kadar iyiyse..." Adam parşömen kutusunu dikkatle tuniğinin içine sokup atını geldiği yöne doğru çevirdi. Ulaf kayaların yanından ayrılarak yarı yarıya donmuş

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ayaklarıyla atını bıraktığı yere koştu. Tekrar hızlanan kan dola406 Boşluk'a Yolculuk JJU yüzünden canı çok yanıyor, inlememek için kendini zor Ltuyordu. Bir an için ne yapması gerektiğini düşündü, ama adece bir an için. Atına atladığı gibi Jessan'm peşinden gitti. ***** Ulaf, Trevinici'yi bulmak konusunda endişelenmiyordu. Asıl Jessan'm kendisini bulacağını düşünmekteydi ve haklı da çıktı. Ulaf kavşaktan sekiz kilometre kadar uzaklaşmıştı ki jessan ağaçların arasındaki gölgelerden çıkıp önüne dikildi. Ulaf atını aniden durdurmak zorunda kaldı. Bir görünüp bir kaybolan bulutlar nihayet tamamen gitmiş gibiydi. Gece, dörtte üçü görünen aym ışığıyla aydınlanmaktaydı. Köknarlar yola ürkütücü gölgeler düşürüyorlardı. "Bir Vrykyl'di," diye bildirdi Ulaf, atının boynuna yaslanarak. "Ama sizi izlemiyor. Canavar buraya Klendist adında bir paralı askerle buluşmak için gelmiş. Klendist ve adamları kısa süre içinde bu taraflara gelecekler. Hedefleri kopuk bir Geçit. Ben de onları gizlice takip ederek Geçit'in girişini saptayacağım. Senin Mardurar'a gidip Shadamehr'in adamlarını uyarman lâzım. Onlara beni bulmalarını söyle. Geçit'in girişinde bekliyor olacağım. Acele etmelisin. Sedyeyi çözüp yol kenarında bırak. Sen yokken Nine burada Bashae'nin naaşmın yanında bekleyebilir." "Sorun ne?" diye sordu Jessan. "Ne konuştular?" "Baron ile Damra'yı tuzağa düşürecekler. Onları bulup uyarmalıyım." Ulaf buruk bir tebessüm etti. "Vrykyl Boşluk'un onlarla olduğunu söyledi. Ama beni o kavşağa getirip konuşulanlara kulak misafiri olmamı sağlayan Boşluk değil—" Bir taş Ulaf'ın göğsüne öyle büyük bir hızla çarptı ki adam atından düştü. Kaim bir deri yelek ve yine onun kadar kalın bir koyun derisi palto giymiyor olsa kalbi bile durabilirdi. Ölmemişse de yolda sersemlemiş halde yatıyor, üzerine aydınlık gökyüzünün önünde karanlık birer siluet gibi hareket eden iki suret eğilirken hiç tepki veremiyordu. +OJMARGARET W E I S ve TRACY HİCKMAN Dudaklar hayvani bir sırıtışla aralandı. Sivri dişler av ğmda parladı. Çenesine inen bir yumruk Ulaf'ı bayılttı. Nine tiz bir sesle uyarı çığlığı attı. Jessan hemen kıhc davrandı, fakat o daha silahım bile çekemeden güçlü eller ge 9 adamı tuttular ve kollarını vücuduna yapıştırdılar. Jessan' ? önünde beliren hayvani surat da sırıtıyordu. Jessan taamn almna kafa attı. Taan onu bırakıp geriye doğru sendeledi. Jessan kılıcım çekerek düşmanlarının karşısına dikildi. Nine'nin çığlıkları aniden kesildi. Jessan'm önünde iki taan duruyordu. Yaratıklar eğilerek savunma pozisyonu almışlardı ve genç adamın ilk hamleyi yapmasım bekliyorlardı. Jessan kılıcını savurarak ileri atılacak gibi oldu. Arkadan sert bir darbe aldı. Acıdan kafası patlayacak gibi olduysa da kendini zorlayarak ayakta kaldı. Bu yeni tehditle yüzleşmek için arkasına dönmeye çalıştı, ancak bir darbe daha geldi ve Jessan karların üzerine serildi. Taanlar genç adamın başında dikildiler. O her ne kadar

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


söylenenleri duyamasa da taanlar ona en büyük iltifatı ettiler. "Güçlü yemek," dedi içlerinden biri. 402

Küçük taan grubunun lideri, maceralarıyla halkının arasında efsane olup çıkmış Tash-ket adlı bir izciydi. Fakat o güne kadarki hiçbir başarısı bu seferkine eşdeğer değildi. Düşmanlarla dolu topraklan kat etmiş, garip bir diyardaki garip bir şehri bulmuş, şehre gizlice sızmış ve ele geçirmesi için gönderildiği nesneyi almıştı. O ve öteki izciler yollarını Dagnarus'un farkında olmaksızın temin ettiği bir harita sayesinde bulmuşlardı. Taanlar gönülsüzce de olsa Kralt adlı bir yarı-taandan yardım almışlardı. Aslında taanlar asla bir yarı-taanla birlikte yolculuk etmeye tenezzül göstermezlerdi, fakat Deri onlara öyle emretmiş, Kralt'ın çok işlerine yarayacağını söylemişti. Çoğu yarı-taandan daha insansı görünen Kralt değerini ispatlamıştı. Ayrıca yarı-taan kılık değiştirerek insan kasabalarına girmeyi ve bilgi toplamayı da başarmıştı. K'let'in cücelerden çalmaları için yolladığı "yıldırım taşını" ele geçirdikten sonra Tash-ket ve adamları, K'let ile buluşma noktası olarak kararlaştırılan Mardurar'a gideceklerdi. Buluşma yerine önce taanlar varmışlardı. Tash-ket birkaç haftadır bu bölgedeydi. Ona verilen emirlere göre bir yer bulup saklanacak, varlığım belli edecek hareketlerden kaçınacaktı. Tash-ket bu emirlere uymuştu—bir dereceye kadar. Taan izcileri bağımsız bireylerdir. Kabile nizamı tarafından av hayvanı, düşman ya da uygun kamp alanı bulmaları için yollanan taan izcileri, yalnız ve başkalarından kopuk bir yaşam sürdürürler. Onlardan kendi başlarına hareket etmeleri beklenir. Bu yüzden izciler çoğu taanda rastlanmayan özgür bir kişilik geliştirirler. Tash-ket diğer tüm izciler gibi K'let'e saygı duysa da ver409 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN diği emirlerden hoşuna gidenlere uyuyor, hoşuna gitmeyeni ise kulak ardı ediyordu. Bu kahrolası bozkırlarda haftalara * tıkılıp kalmış, gökyüzünden durmaksızın yağarak yeri bev T bir örtüyle kaplayan ıslak, soğuk çamura katlanması gerekm' olan Tash-ket fazlasıyla sıkılmış ve acıkmıştı. Bu iki ihtiyaç 0n emirlere karşı gelmeye zorlamıştı. Tash-ket ve ekibi Mardurar bölgesine vardıklarında ormanların av hayvanlarından neredeyse tamamen muaf olduğunu görmüşlerdi. Bazen bir geyiğe, tavşana veya keçiye rastlıyorlardı, fakat taanlar bu hayvanları güçsüz yemek olarak kabul ederlerdi. Tash-ket'in damarlarmdaki koyu kanı hareketlendirmek ve midesini olduğu kadar yüreğini de ısıtmak için güçlü yemeğe ihtiyacı vardı. Aynı şey adamları için de geçerliydi. Tash-ket açlığını bastırmak amacıyla küçük bir insan grubuna saldırmakta sakınca bulmamıştı. Saldırı iyi plânlanmıştı. O ve adamları kimseciklerin ortalarda gözükmediği gece vaktini seçmişlerdi. Kurbanlarım devirdikten sonra arkalarında herhangi bir iz bırakmamak için taanlar onları yoldan epey uzağa götürmüşlerdi. Bahsi geçen kurbanlardan birinin canla başla karşı koyması da taanlar için mutluluk vericiydi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Tash-ket avın sonuçlarından memnundu. İnsanlardan biri, Tash-ket'in xkes topraklarında bulmayı ummadığı kadar güçlü çıkmıştı. Tash-ket o insanın kalbini hemen sahiplenmişti. Zaten öteki xkesler dostları için yeterliydi. Cılız ve yaşlı kadın, yarıtaanı besleyecekti. Tash-ket ne kadar güçlü olduklarım daha iyi anlamak için xkeslere işkence yapmayı iple çekiyordu. Kralt işkenceye karşı çıkmış, çığlıklarının uzaklardan duyulabileceğini ve bunun K'let'in emirlerine karşı gelmek olacağını belirterek hemen öldürülmeleri gerektiğini söylemişti. Tash-ket ise kölenin sözlerine aldırış etmemişti. Cüce çocuğa gelince, Tash-ket onu pek umursamıyordu. Taanlar kızı yemeklerinden arta kalanlarla besliyorlardı, ki bu genelde fazla sayılmazdı. Kralt çocukla iletişim kurmayı öğrenmişti ve bazen kasabalara giderek onun için insan yiyecekleri çalıyordu. Kralt onu canlı tutmalarmda ısrar etmişti. Kızın 410 Boşluk'a Yolculuk Mirim taşı üzerinde bazı güçleri vardı. Taanlarm aksine ona araf görmeden dokunabiliyordu. Tash-ket kölenin isteğine karşı çıkmamıştı. Ne taşla ne de çocukla uğraşmadığı sürece Kralt'ın ne yaptığı umurunda değildi. Tash-ket ateşin yanında oturarak bıçağım biliyor, kamı beklentiyle gurulduyordu. Ulaf ayıldığmda kendini kollarından ve göğsünden bir ağaca bağlanmış vaziyette yerde otururken buldu. Jessan biraz ötesindeydi. Ulaf'la hemen hemen aynı şekilde bağlanmış olmasına rağmen genç adamın bilekleri de sarılmıştı. Bilekleri serbest olan Ulaf, biraz uğraştıktan sonra parmaklarını toprağa değdirebildi. Jessan halen baygındı. Başı göğsüne sarkmıştı ve yüzü kanla kaplıydı. Nine ise Ulaf'la Jessan arasmda yatıyordu. Ağaca falan bağlanmadan öylece yere bırakılmıştı. Elleriyle ayakları bağlı olsa bile onun kaçacağından endişeleniyor gibi gözükmeyen taarüar, yaşlı pecwaeye doğru düzgün bakmıyorlardı bile. Nine kendindeydi ve koyu renkli gözleri ateş ışığında parıldıyordu. Jessan'a ya da Ulaf'a bakmıyor, gözlerini taan kampımn ötesindeki bir şeye dikkatle dikmiş gibi görünüyordu. "Taanlar," dedi Ulaf dermansızca. "Taanlar bizi yakaladılar." Klendist Shakur'a bölgede taanların bulunduğunu söylemişti. Ulaf konuşmamn o kısmına ilgi göstermediğine şimdi çok pişmandı. Başı feci şekilde ağrıyordu. Açık ve net düşünebilmesi lâzımdı, fakat acı bunu imkânsız kılıyordu. Ulaf tırnaklarıyla yerden bir tutam toprak alarak kendine bir şifa efsunu yaptı. Aynı efsunu ağır yaralı gibi duran Jessan'a da yapmak için can atıyordu, ancak efsunun gerçekleşmesi için ona dokunması gerekliydi. Taanlar esirlerine çoğunlukla aldırmıyorlar, ara sıra onlar411 MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN dan tarafa aç bakışlar atıyorlardı. Bir ateşin çevresinde otu yaratıklar konuşup gülüşmekteydiler. Biri ise bıçağım bT* yordu. "Nine!" diye fısıldadı Ulaf. Kadın onu duymadı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Nine!" diye tekrar, daha yüksek bir sesle fısıldadı Ulaf gözünü taanlardan ayırmaksızın. Ayağıyla da yaşlı pecwaeyî dürtükledi. Nine zar zor ondan tarafa döndü. "Jessan'm durumu kötü," dedi Ulaf hafifçe. "İyileştirilmesi gerekiyor." "Onunkiler bir savaşçının yaraları," dedi kadın. "Yaralarım alırsam çok kızar." "Öleceğine kızsın daha iyi," dedi Ulaf ciddiyetle. "Onun uyarak ve tetikte olması lâzım, Nine, ve bunu bir tek sen başarabilirsin. Ben ona dokunacak kadar yaklaşamıyorum." "Bir keresinde Bashae'nin yaralı elinin iyileştirilmesine müsaade etmişti," dedi Nine. Kadın çabucak kararıra verdi. "Pekâlâ." Nine kıvrılıp bükülerek küçük bedenini Jessan'a yaklaştırdı. Çıngıraklarla ve boncuklarla dolu eteği az da olsa çınlayıp tıkırdadı. Taanlardan biri kafasını onlara doğru çevirdi. Yaratık ötekilere bir şeyler söyledi ve hepsi birden uluyup koca koca sırıttılar. Anlaşılan esirlerinin çırpınışlarını komik buluyorlardı. Nine eliyle Jessan'm ayağına dokunmayı becerdi. "Kusursuz olmayacak," dedi kadın. "Şifa taşlarıma uzanamıyorum." "Bu kadarı bile yeter," diyen Ulaf haklı olduğunu umuyordu. Nine gözlerini kapayarak Twithil lisanında, yani pecwaelerin kuş şakımalarını andıran dilinde bazı sözcükler mırıldandı. Ulaf genç Trevinici'yi dikkatle gözledi. Genç adamın solukları normale döndü ve yüzüne biraz renk geldi. İnlemeyi kesen Jessan'm gözbebekleri kırpışarak açıldı. Genç savaşçı etrafına bön bön baktı. 412 Boşluk'a Yolculuk "Yara izlerini bıraktım," diye onu temin eden Nine, dönüp aZ önce dikkatini çeken şeye bakmayı sürdürdü. "Ne var, Nine?" diye soran Ulaf da aynı yönü inceledi. //jsjeye bakıyorsun?" Ulaf tam o anda kadının baktığı şeyi gördü. Büyücünün nefesi kesildi. Ateşin biraz uzağında çocuğu andıran bir şey duruyordu. Ulaf ilk başta bunun bir taan çocuğu olduğunu sandı, fakat daha dikkatli bakınca öyle olmadığını gördü. Çocuğun ilk başta hangi ırktan olduğunu söylemek güçtü, zira o kadar çok elbiseye sarınmışti ki vücut hatları seçilemiyordu. Çocuğun boynundansa göz alıcı, parlak bir mücevherat sarkmaktaydı. Mücevher ateşin ışığını yakalayıp öyle parlak, öyle güzel bir gökkuşağına dönüştürüyordu ki Ulaf bunu ilk başta fark edemediği için kör olabileceğini sandı. Mücevher büyüktü — yumruğu kadar—ve o tür bir taş için alışılmadık bir kesime sahipti. Üçgen şeklindeki mücevher sanki daha büyük bir taştan kesilip çıkartılmıştı... Ulaf taanlardan birinin ayağa kalkıp kendisine kötü kötü bakmasına sebep olacak kadar yüksek sesle bir hayret nidası attı. Hemen ardından bu bağrışı bir öksürüğe çevirdi. Taan tekrar yerine oturdu. "Daha önce hiç böyle bir taş görmemiştim," diyen Nine'nin sesi, duyduğu huşudan dolayı boğuk çıkıyordu. "Çok güçlü bir

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


büyüye sahip olmalı." "Sahip de," dedi Ulaf yavaşça, zira artık çocuğun boynundakinin ne olduğunu anlamıştı. "O Hükümran Taş." Nine kafasını çevirerek adama baktı. "Bashae'nin taşıdığıyla aynı mı? Emin misin?" "Mücevheri eski kitaplarda gördüğüm resimlerden tanıdım. Ama şu an kime ait, burada ne arıyor ve bir çocuğun eline nasıl geçtiği sorularına cevap vermem olanaksız. Belki de onunla konuşabilirim." Taanlar çocuğa zerre kadar ilgi göstermiyorlardı. Hatta tutsakları için duydukları heyecandan onu tümüyle unutmuş gibiydiler. Kız bir kenarda yalnız başına oturuyordu. Ulaf gülüm413 MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN semeyi denedi. Çocuklarla arasının iyi olduğu fikrindeydi. Çocuk ayağa kalktı ve ona doğru çekingen bir adım attı Ulaf işte o zaman kızın boynuna köpek tasmasını andıran bir i bağlanmış olduğunu gördü. İpin öteki ucuysa bir ağaca ba& hydı. 8~ Çocuk ateşe yaklaştığından Ulaf artık onu daha net görebiliyordu. Boyunun kısalığı sebebiyle Ulaf onu altı yaşlarında sanmıştı. Fakat şimdi yüzüne bakınca hata yaptığım anlıyordu Çocuk o yaşın neredeyse iki katı olmalıydı. Esmer teni, koyu renkli saçları ve yassı burnuyla bir cüce çocuğu olduğu belliydi Ulaf yaklaşması için kıza tekrar el etti, ancak onu boş gözlerle süzen çocuk yerini korudu. Ulaf, Hükümran Taş'm cücelere ait parçasını koruyan çocuklarla ilgili okuduğu bazı yazıları anımsadı. Onlara Dunner Çocukları deniyordu. Bilmecenin bir parçasımn cevabı bu olabilirdi. Ulaf geri kalan cevapları da öğrenmeyi istiyordu, fakat o sırada bu pek mümkün değildi. O an için kaderi taanlarm midesini boylamak gibi gözüküyordu. "Neler oldu?" Jessan'm sesi zayıf çıksa bile sözleri net ve anlaşılırdı. "Neredeyiz?" Ulaf ona doğru döndü. "Kendini nasıl hissediyorsun?" "İyiyim," cevabını verdi Jessan. Acı dolu yüz ifadesi onu yalanlıyordu. "İnsan gibi konuşan bu hayvanlar da ne? Neler oluyor?" "Onlar taanlar," dedi Ulaf. "Boşluk yaratıkları." "Bize ne yapacaklar?" "Tahminimce yiyecekler." Jessan hayretler içinde kalakaldı. Nine ise gözlerini şaşkınlıkla kırpıştırarak homurdandı. "Taanlar insan eti yemeyi severler," diye açıkladı Ulaf. "Hiçbir hayvan-adam beni yemeyecek!" Jessan'm kol kasları gerildi. Genç adam iplerini koparmaya çalıştı. Gürültüyü duyan taanlar ayağa fırladılar. Jessan'm çevresinde toplanarak onu ilgiyle seyrettiler. El işaretleri ve sırıtışlarla onu çabalarını sürdürmeye teşvik eder gibiydiler. "Onlara lâf et!" dedi Ulaf hemen. "Belki iplerini çözdürte414 Boşluk'a Yolculuk bilirsin." "Beni serbest bırakın!" diye haykıran Jessan iplerine yüklendi. "Benimle adam gibi dövüşün, sizi korkaklar!" Bu sözler üzerine ötekilerden farklı görünen, insansı denebilecek yüz hatlarına sahip olan bir hayvan-adam bir şeyler

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


söyledi. Taanlar neşeyle bağrıştılar. "Tash-ket bir köleyle dövüşmeye niyetli değil," dedi insana benzeyen taan, akıcı bir Yaşlıdili ile. "Ama onun karnını doldurmana izin vererek seni onurlandıracak." Jessan hırlayarak tekrar iplere yüklendi. Taanlar uluyarak onu sivri çomaklarla dürttüler. Ulaf'ın aklında "Bilek Burkar" adlı bir efsun vardı. Bu efsun taanlarm altlarındaki toprağı sallayarak devrilmelerine, bacaklarının kırılmasına, hatta bayılmalarına sebep olabilirdi. Jessan'ı serbest bırakırlarsa Ulaf efsununu kullanarak taanlardan birkaçını etkisiz hale getirebilir, Jessan'a geri kalanları haklaması için bir fırsat verebilirdi. Maalesef taanlar bunu yutmadılar. Az önce bıçağım bileyen taan Jessan'a doğru bir adım attı. Taanın gözlerindeki parıltıya bakılırsa bıçağı genç adamın iplerini kesmek için kullanmayı plânlamıyordu. Jessan vahşice tekmeler savurdu. Ulaf da ne işe yarayacağını bilmemesine karşın çaresizlikten dolayı efsunu yapmaya hazırlandı. Sonra Nine şarkı söylemeye başladı. Taamn yara izleriyle dolu olan postunun altına bir sürü taş sokulmuş gibiydi. Taş sokulan yerlerin üstü zamanla kabuk bağlayarak tuhaf görünümlü yumrular ortaya çıkmıştı, fakat kabuk bağlayan kısımlar ince olduğundan taşların bir kısmı ateşin ışığında parıldıyordu. Ulaf taşların hangi amaca hizmet ettiğini merak etmekteydi—ne de olsa bu, mücevherat taşımak için ilginç bir yöntemdi. İşte tam o anda taamn kollarındaki taşlardan biri postundan dışarı fırlayarak yere düştü. Taan hayret dolu bir sesle homurdandı. Bıçağım indirerek kolundaki kanlı deliğe baktı. Şarkı söylemeyi sürdüren Nine'nin sesi yükselip güçlendi. Taan yerdeki taşa biraz daha baktıktan sonra omuz silkti ve bıçağım kaldırarak Jessan'm kalbini 415 MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN hedefledi. Yaratığın postundan dışarı iki taş daha fırladı. Biri alnı dan, ötekisi göğsünden çıkmıştı. Taan öfkeyle hırıldadı ve di£ * taanlara doğru hızla döndü. Bunu yaparken sol kolundan il taş daha yitirdi. Taan yüksek sesle bir şeyler söyleyerek kendini işaret etti Sanki neler olduğunu soruyordu. Yaratığın bacağından bir taş daha fırladı. İyice öfkelenen taan dönüp tutsaklarına baktı. Bakışları Ulaf'tan Jessan'a, sonunda da tiz bir sesle şarkı söyleyen Nine'ye yöneldi. Taan bıçağını yaşlı kadına doğru savurdu. Jessan kükreyerek iplerine yüklendi. Ulaf efsununa başladı, fakat ilk birkaç kelimenin ardından zihnine ürkütücü bir karanlık çöktü ve büyüyü tamamıyla kaybetti. Ateş ışığı yok oldu. Ay ışığı kayboldu. Yıldızların ve dünyanın ışığı sönerek yerini uçsuz bucaksız, bomboş bir karanlığa bıraktı. Nine'nin şarkısı son buldu. Taanm öfkeli hırlamaları duyulmaz oldu. Karanlığın mutlak olmasına karşın Ulaf onun içinde birisini görebiliyordu. Siyah bir zırh tıpkı karganın kanatları gibi etrafına koyu bir parıltı saçıyordu. "Kyl-sarnz!" diye haykırdı taanlar. "Kyl-sarnz." "Bir Vrykyl!" diyen Jessan'in nefesi gırtlağına takılmış gibiydi. "Shakur," diye düşünen Ulaf ağaca yaslandı. "Ben de

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


kalkmış tüm kibrimle öteki güçlerin Boşluk'a karşı koyduklarını sanıyordum. Elbette ki Hükümran Taş için geldi." Ulaf cüce çocuğuna baktı, fakat kız az önceki yerinde değildi. "Burada," diye fısıldayan Nine, yanında çömelmekte olan çocuğu gösterdi. "Benimle. Şarkı söylerken yamma geldi." "Hükümran Taş sizde," diyen Vrykyl'in sesi, derin ve boş bir kuyudan yükseliyormuşçasına boğuk çıkıyordu. "Tanrınız Dagnarus memnun olacak. Hey sen, köle. Sözlerimi tercüme et." Yarı-taan denileni yaparak Shakur'un sözlerini taanların di416 Boşluk'a yolculuk litıe çevirdi. Taanlar kendi aralarında bakıştılar. Az önce taşlarının bir ismini yitiren taan bir emir verdi. Sonra da Shakur'a bir şeyler söyleyerek yarı-taandan çevirmesini istedi. "Efendim Tash-ket siz kyl-sarnza Dagnarus'un tanrımız olmadığını söylememi istedi. Dagnarus taanları mahvedecek olan bir sahtekâr. Biz K'let'e hizmet ediyoruz. Biz eski tanrılarımıza tapıyoruz." "Ve K'let kendisine iyi hizmet ettiğinizi söylüyor/' dedi başka bir taan, kampa girerek. Bu taan ötekilerden farklı görünüyordu. Onlardan çok, çok daha yaşlıydı ve beyaz postu o karanlıkta tüyler ürpertici bir parıltı saçıyordu. Taanların dilini konuşsa da sesi Shakur'unki kadar soğuk, sert ve boştu. Yarı-taan bu yeni gelen yaratığın sözlerini tercüme etti. "K'let ödüllendirileceğimizi söylüyor. K'let senin yaşlı ve güçsüz olduğunu, seninle savaşmanın kendisine şeref getirmeyeceğini söylüyor, Shakur. Senden sürünerek efendine dönmeni istiyor ve—" Shakur teessüf edercesine hırıldayarak K'let'e doğru döndü. Boşluk gelişip büyüdü; sonu gelmez karanlığı ezici bir hal aldı. Ulaf hiçliğe doğru kaymaya başladığını hissetti. Koluna dokunan ve kalın bir sesle kulağına fısıldayan biri onu kendine getirdi. "Kıpırdama," diye Ulaf'm kulağını gıdıkladı fısıltı. Ulaf iplerinin bir bıçak tarafından kesildiğini duyabiliyor ve hissedebiliyordu. "Hazır ol." "Ne yapmaya?" diye sordu Ulaf. "Kalmaya meraklıysan savaşmaya," diye yanıtladı fısıltı. "Değilsen de kaçmaya." Elleri serbest kalan Ulaf, taanların dikkatini çekmemek için yavaşça ve dikkatle hareket ediyordu. Kafasını çevirip arkasına baktığında elinde bıçak tutan bir cücenin karanlıkta Jessan'a doğru ilerlediğini gördü. "Seni tekrar görmek güzel, delikanlı," diyen cüce onun da iplerini kesti. 417 ?

MARGARET WE i S ve TRACY HİCKMAN "VVolfram?" Jessan ona bakmak için arkasına dörırnev kalktı. "Önüne bak, seni budala Trevinici!" diye asabiyetle tıslan VVolfram. "Yerimi belli etme." Jessan söyleneni yaptı. Neler döndüğüne dair bir fikri oluD olmadığım anlamak için gözlerini Ulaf'a çevirdi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Ulaf kafasını sağa sola salladı. O sırada efsununa yoğun_ laşmaktaydı. Cücenin plânının ne olduğunu bilmese de hazır beklemek istiyordu. VVolfram açıkta duran Nine ile çocuğa yaklaşmaya cesaret edemedi. Ağaçların gerisinde kalarak onları dikkatle gözledi. "Cüce!" dedi Ulaf. "Yanında kaç kişi var?" "Bir kişi daha," cevabım verdi VVolfram. Ulaf m umutları yıkıldı. Bir ordunun gelmesini ummuştu. Fakat bir ordu bile halen bakışmakta olan iki Vrykyl'i durdurmaya yetmeyebilirdi. "Beni Dagnarus'la tehdit edeyim deme, Shakur," diyordu K'let. "O bana dokunamaz. Buradan bir ders çıkarmalısın, Shakur. Sen de benim gibi ondan kurtulabilirsin. Öyle bir günü hayal etmediğini söyleme sakın. Düşüncelerini biliyorum, Shakur. Onları kan bıçağı vasıtasıyla hissettim. Ondan ne kadar nefret ettiğini—" Boşluk'un karanlığı kör edici bir ışıkla aydınlandı. Vrykyller, taanlar ve tutsaklar hep birlikte kafalarım kaldırdılar ve köknar ağaçlarının alev almasını şaşkınlıkla seyrettiler. Ateşin ışığı kırmızı pullara çarpıp yansıyor, bir ejderhanın devasa kanatları yangım körüklüyordu. Yaraüğm kara gözleri aşağıdakilerin üzerine çevriliydi. Sivri dişleri ve dikenli yelesi gözler önündeydi. Ulaf yamndan hızla bir şeyin geçtiğini görür gibi oldu. Bunun VVolfram olduğunu sandı, fakat sahiden öyleyse VVolfram'in vücudu gümüşi renkte parlak bir şeyle kaplıydı. VVolfram yerde yatan Nine ile cüce çocuğunu kaptığı giW her birini bir koltuk altına sıkıştırdı ve hızla geri dönerek ağaçların gölgelerine saklandı. Ulaf efsununu yapmaya başladıJessan iplerini bir kenara atıp hücuma geçti. 412 Boşluk'a yolculuk Şoku ilk atlatan Tash-ket oldu. Taan bir mızrak kaptı ve bunu kaçmakta olan cüceye hedefledi. Ulaf'm efsunu tamamlandı- Tash-ket'in ayaklan altındaki zemin şiddetle sarsıldı. Yaratık mızrağı fırlatmayı başardıysa da dengesini yitirdiğinden hedefi tutturamadı. Mızrak uçarak karanlığın içinde kayboldu. Taan yere düşer düşmez Jessan tepesine bindi. Genç adam taanın saçlarından tutarak kafasını hızla geriye yatırdı ve yaratığın boynunu kırdı. Tash-ket'in bedeni hareketsiz kaldı. Taş uçlu bir sopa tutan başka bir taan da Jessan'a saldırdı. Genç adam geri kaçmaya çalıştıysa da ayağı kaydı. Taan ona vurmak için sopasını kaldırdı. Ejderhadan gelen bir alev dalgası taam canlı bir meşaleye çevirdi. Yaratık korkunç çığlıklar atarak ağaçlara doğru panik içinde koşmaya başladı. Arkasında ateşten bir kuyruk bırakan taanın çığlıkları kısa sürede kesildi. Vücudu ter içinde kalmış ve isle olduğu kadar kanla da lekelenmiş olan Jessan dumanların arasından fırladı. "Vrykyller nerede?" diye sordu genç Trevinici. Elinde yerden aldığı bir taan silahım tutuyordu. "Onları gördün mü? Nereye gittiler?" Kafasını iki yana sallayan adam öksürüyor, cübbesinin yeniyle ağzım kapatmaya çalışıyordu. Ulaf yaşaran gözleriyle yanmakta olan ağaçlara, ejderhamn büyülü alevinin etkisiyle daha da koyu görünen karanlığın içine baktı. Yerde taan cesetleri yatıyordu, fakat Vrykyller'den en ufak bir iz yoktu.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Bilmiyorum," deyip geçti Ulaf. 415 I6İ VVolfram ile Ranessa gerek martıların, gerekse başka tür kus ve hayvanların yardımlarıyla Hükümran Taş'ı Saumel'den çalan taanların izini sürmüşler, sonunda da onlara Mardurar kasabasının yakınlarında yetişmişlerdi. Ranessa hiç vakit kaybetmeden saldırıya geçip herkesi öldürmeyi teklif etmişti. VVolfram ise ona herkesi öldürmek istemediklerini hatırlatmıştı. Cüce çocuğunun emniyetini düşünmek zorundaydılar. VVolfram taan kampını gizlice gözetleyerek hepsinin uykuya dalmasını, böylece kampa sızıp çocuğu kaçırmayı beklemişti. Fakat taanlar dönüşümlü olarak nöbet tutmayı asla ihmal etmiyorlardı ve nöbetteyken uyuyakalmak gibi bir huyları yoktu. VVolfram kızı kurtarmanın farklı yolları üzerinde kafa yormuşsa da taanlar onu ve Hükümran Taş'ı gece gündüz izliyorlardı. Bir Hâkimiyet Efendisi'ne dönüşmesine ve artık büyülü güçlerin yarusıra harikulade bir zırha sahip olmasına karşın VVolfram'in tek basma taanlara saldırmak gibi bir niyeti yoktu. Tanrılar silahı kutsayabilirlerdi, fakat onu tutan ele kılavuzluk edemezlerdi ve VVolfram hiç yakm dövüş eğitimi almamıştı. Onun bu alandaki hüneri, kavga çıktığı zaman aradan sıyrılmasına yetecek kadardı. Taanlara bir kez bakması ve sahip oldukları kuvvet ile silah kullanmadaki hünerlerini görmesi, VVolfram'in asla tümünü birden alt edemeyeceğini anlamasına yetmişti. Tabi Ranessa'yı üzerlerine salmak gibi bir seçenek de mevcuttu, fakat öyle bir durumda kendisi de dahil kimsenin sıhhatini garanti edemezdi. VVolfram uzun uzun düşünüp taşınmıştı. Taanları gözetlemekle geçen cesaret kırıcı bir günün daha ardından uyumaktaydı ki aniden silkinerek uyandı. Birisinin kendisiyle konuştu420 Boşluk'a Yolculuk ^na emindi. "Hemen taan kampına git!" VVolfram kafasını çevirip Ranessa'ya bakmıştı. Taanları vea jvlardurar halkını telaşlandırmamak için kadından insan bibinde kalmasını istemişti. Bir ayı postuna sarınmış olan kadın horul horul uyuyordu. "Herhalde rüya gördüm," dedi cüce kendi kendine. Yeniden uyumaya çalıştı, fakat o sözleri halâ net olarak duyabiliyordu. Ayağa kalktı ve gidip Ranessa'yı uyandırdı. "Sen salağın tekisin," dedi kadın ona, fakat yine de cüceyle beraber taan kampına yollandı. Birlikte ağaçların gölgesinden kampı gözetlediler. "Esirleri var!" dedi Wolfram. İçinden bir ses uzaktaki Trevinici'nin tanıdık göründüğünü söylüyordu. Gözlerini kısarak daha dikkatli baktı ve büyük bir hayret nidası attı. Ranessa kolunu yumrukladı. "Kapa çeneni! Seni duyacaklar!" "Bak! Şuraya bak!" diyen VVolfram, farkında olmaksızın kadını tutarak bir güzel sarstı. "Şu Trevinici'ye bak. Saçını gözlerinin önünden çek ve bana hayal görmediğimi söyle." "Sanırım onu tanıyorum," dese bile Ranessa kendinden emin değil gibiydi.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"O Jessan!" diye tıslayan VVolfram'in tepesinin tası attı. "Yeğenin." "Yeğenim." Ranessa biraz durdu, sonra yavaşça, "Onu unutmuştum," dedi. "Onlardan öyle uzak kaldım ki. Acaba burada ne işi var?" "Boş ver şimdi. Elimize bir fırsat geçti," diyen VVolfram ellerini ovuşturdu. "Ben bir koşu gidip iplerini keseceğim ve—" "Plânına bir Vrykyl de dahil mi?" diye sert bir sesle sordu Ranessa. "Çünkü biri az önce kampa girdi. Hayır, dur. Şimdi iki Vrykyl var. Biri taan kılığında, ama ben onu gerçek haliyle görebiliyorum." Kadının sözleri üzerine artık VVolfram da görebiliyordu. Oysa ki az önce ne kadar umutlanmıştı. Şimdiyse kendini karlara yüzükoyun atıp hüngür hüngür ağlayabilirdi. 42i MARGARET WE İ S ve TRACY HİCKMAN "Başarabiliriz," dedi Ranessa. Cüceye dönüp gülüms H"Sen başarabilirsin. Sen bir Hâkimiyet Efendisi'sin. Ve ben H' bir ejderhayım." VVolfram itiraz edemeden önce Ranessa oradan koşarak a rıldı ve karanlığa karıştı. VVolfram bıçağını çekip kampa eir(|Vinnengaelli ile Jessan'm iplerini kesti, sonra da ağaçların ara sına çekilerek çocuğu kurtarmak için bir fırsat bekledi. Ranessa'nın yukarıdaki karanlıkta daireler çizdiğini duya. biliyordu. Ondan çıkan sesleri, kanatlarının soğuk, durgun havada çırpışını kolayca tanır olmuştu. Ejderhanın gürültülü bir nefes aldığını, ardından onu fırtına gibi verdiğini işitti. Ağaçlar alevlere boğuldu. VVolfram madalyonunu kavrayarak bir dua okudu ve gümüşi Hâkimiyet Efendisi zırhı vücudunu kaplayarak ona güven verdi. VVolfram yerinden fırlayarak kampa koştu. Nine ile Fenella'yı yerden kaptı. Nine'nin öfke dolu cıyaklamalarına ve bir değnek hakkındaki feryatlarına aldırış etmeden onu bir kolunun, kızı da ötekinin altına aldı ve koşa koşa ağaçlarm araşma daldı. 422

Wolfram'm kulağına ejderhanın kükreyişleri, yanan ağaçların çıtırtıları, ölen taanın çığlıkları ve Jessan'ın savaş narası çalındı. Cüce bunlara aldırış etmeyerek koşmayı sürdürdü. Karlara vuran ay ışığı yollarını aydınlatıyordu. Aynı anda hem koşup hem de ağır yük taşımaya alışkın olmayan VVolfram giderek yoruluyor, pecwae ile cüce çocuğunu kollarında tutması güçleşiyordu. Tam kamptan yeterince uzaklaştıklarını düşünürken bir anda sanki gözleri oyulmuşçasına kör oldu. Yalnızca kör değil, aynı zamanda sağır, sersem ve felç de olmuştu. Gözleri olmadığı için göremiyordu. Ayakları olmadığı için koşamıyordu. Elleri olmadığı için dövüşemiyor veya bir şey tutamıyordu, ki kendi cam da tutamadıklarına dahildi. Tüm gücüyle hayata tutunmaya çalıştıysa da parmaklan kaymaya başladı ve ucu bucağı olmayan bir hiçliğe düşmek üzere olduğunu hissetti. Bir el onu tuttu. Gümüş kaplı bir el. El onu Boşluk'tan çekip uzaklaştırdı. Parıl parıl zırhı içinde ışık saçan Gilda hemen yanıbaşmdaydı. Kadın kalkanım kaldırdı ve Wolfram onun ışığında Vrykyl'i gördü. Yaratık Boşluk'tan bir zırhla kaplıydı ve başına taanların çirkin kafalarım andıran bir miğfer geçirmişti. Gilda yere düşen kardeşinin başında duruyor, kalkanıyla

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


hem kendisim hem onu koruyordu. Vrykyl tuhaf görünümlü bir silah, tırtıklı kenarlara sahip kocaman bir kılıç çekti. Sonra da kılıcı savurarak Gilda'nın üzerine atladı. Kılıç kalkana çarptı. Vrykyl hırıltılı bir çığlık atıp silahım düşürdü ve ellerini ovuşturarak geri çekildi. Kılıcı yerden aldı, kadına ve kalkanına dik dik baktı. VVolfram nihayet ellerini hissedebildi. Hayata tutunarak kendini Boşluk'un uçurumundan çıkardı. Yalpalayarak doğ423 MARGARET W E İ S ve TRACY HİCKMAN ruldu ve gidip kardeşinin yanında durdu. Vrykyl cennetten çıkmış bu parıl parıl varlığı geçebilmenbir yolunu bulmaya çalışıyor gibiydi. Yaratık kılıcını kaldırarak tekrar saldırıya geçti. Hedefi bu sefer kalkan değildi. Ona eliyi vurarak bir kenara itti ve Wolfram'a hamle etti. "Boşluk'un rezil yaratığı!" diye karanlıktan haykırdı Ranessa. "O cüce benim! Ona zarar vermeyeceksin!" Ejderha ağız dolusu alev soludu. Bu alevleri pençelerinden birinde toplayarak oluşturduğu ateş topunu Vrykyl'e fırlattı. Ateş topu siyah Boşluk zırhını sardı. K'let alevleri zarar görmeden emdi ve Boşluk'a göndererek sönmelerine sebep oldu. Taan Vrykyl'i miğferinin siperliğini kaldırarak ejderhaya huşu içinde baktı. "Senin türün taanların dünyasında bulunmaz," diye bağırdı K'let, kimse onu anlayamasa da. "Kalıp dövüşerek seni ve kendimi yüceltmek isterdim, ama savaş çağrını reddetmek zorundayım. Yakınlarda bir düşmanım saklanıyor ve Shakur'un boş bir anımda bana arkadan saldırması işten bile değil." K'let tekrar cüceyi ve onu koruyan melek gibi yaratığı süzdü. "Hükümran Taş'a gelince, onu nerede bulacağımı biliyorum." Yaratık Boşluk'a kayarak karanlığa, hiçliğe dönüştü. "Nereye kayboldu?" diye soran VVolfram panik içinde etrafına bakındı. "Onu göremiyorum. Arkamızda mı?" "Vrykyl şimdilik gitti," yanıtını verdi Gilda. "Ama Hükümran Taş dünyada bulunduğu sürece bir tehdit oluşturmayı sürdürecek. VVolfram, Taş'ı Eski Vinnengael'e götürmelisin." "Eski Vinnengael'e mi?" diye afallamış halde tekrarladı Wolfram. "Niye? Hayır, sakın gitme, Gilda! Söyle bana!" "Wolfram!" VVolfram gözlerini açtı. İnsan biçimindeki Ranessa hemen yanıbaşmda diz çökmüştü. "VVolfram! Uyan! Yaralı mısın?" Ranessa muhtemelen ayıltmak amacıyla onu yumruklamaya başladı. 424 Boşluk'a Yolculuk "Yaralı olmasaydım bile şimdi kesin öyleyim," diyen ^Volfram kadının ellerini itip doğruldu. "Gilda nerede? Nereye gitti? Ona bir şey sormalıyım. Gilda?" diye seslendi. "Gilda, anlamıyorum." Ay ışığı köknarların etrafını aydınlatmaktaydı. Cüce çocuğu Fenella yakınlarda oturuyor, Pecwae Nine'ye sıkı sıkı sarılıyordu. Hükümran Taş o soluk, donuk ışıkta parıldıyordu. "Dunner," dedi Fenella. "Beni bulmana çok sevindim." Kız elini kaldırarak boynundaki at kılından yapılmış sırımı

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


çıkardı ve ucunda sarkan Hükümran Taş'ı adama uzattı. "Bunu sana sakladım, Dunner," dedi kız utangaç bir edayla. VVolfram elinin tersiyle gözlerindeki yaşları siliverdi ve genzini temizledi. Bir an için tereddüt etti, sonra da Hükümran Taş'ı alıp sıkıca tuttu. "Ben Dunner değilim," dedi utanarak. "Adım VVolfram. Dunner'ın izinden gitmeye çalışsam da pek başarılı olamıyorum. Ama bunu alacağım. Taş'ı bu kadar iyi koruduğun için sana teşekkür ederim. Dunner seninle gurur duyardı." Fenella memnuniyetle gülümsedi. Adama yaklaşmaya kalkmadı ve Pecvvae Nine'nin yamnda kaldı. Nine kaşlarını çatarak VVolfram'ı derin bir kuşkuyla süzdü. Kemikli parmaklarından birini uzatarak adamın zırhını dürtükledi. "Bunu çaldm mı?" diye bilmek istedi. "Bana teşekkür etmeyecek misin, VVolfram?" diye cırtlak bir sesle sordu Ranessa. "Seni o Vrykyl'den korudum. Bu da hayatını ikinci kez kurtardığım anlamına geliyor." "Ranessa," dedi Pecvvae Nine. "Görüyorum ki kendini bulmuşsun." Ranessa sulu bir karşılık vermeye hazırdı, fakat yaşlı kadının gözlerince bakınca fikrini değiştirdi. "Deri değiştirdim," dedi kafası karışmış bir halde. "İyi," dedi Nine. "Eskisinin sana hep dar geldiğini biliyordum." VVolfram bakışlarını ellerindeki Hükümran Taş'a çevirerek 425 MARGARET VVEİS ve TRACY HİCKMAN onun ay ışığında parıldamasını seyretti. "Biri geliyor," diye uyarıda bulundu Ranessa. VVolfram ayağa kalkıp Fenella ile Nine'nin önüne geçti karanlığın karşısında dikildi. Karanlığın içinden Jessan ile Vinnengaelli çıktılar. Wolfraırı derin bir iç geçirdi. "Vrykyller halâ etrafta olmalılar," dedi Ulaf. "Buradan hemen ayrılmalıyız. Hepimiz tehlikede—" "Ranessa teyze?" diyen Jessan hayretten küçük dilini yutmuştu. "Sen misin? Burada ne işin var?" "Merhaba, Yeğenim," dedi Ranessa soğukkanlılıkla. "Bana hediye getirdin mi?" VVolfram Hükümran Taş'a, onun parlak, saf ve temiz kalbine baktı. Taş'ı boynuna astı. Taş gümüşi zırhla kaynaşarak kayboldu. VVolfram artık onu göremese de Taş'in yanında olduğunu biliyordu. Onun ağırlığını ruhunda hissetmekteydi. Gilda yanında duruyordu. "Eski Vinnengael," dedi cüce kadını. VVolfram kafa salladı. Ulaf m tavsiyesine uyarak ormandan ayrıldılar. Anayola döndüklerinde atlarının kaçıp gitmiş olduğunu gördüler. Bashae'nin naaşım taşıyan sedye bir köşede duruyordu. Jessan sedyenin bağlı olduğu at aniden fırlayınca sedyenin serbest kalıp düştüğü söyledi, fakat Nine buna itiraz ederek tanrıların Bashae'ye sahip çıktıklarım iddia etti. Yolun görünüşüne—altüst olmuş toprağa ve karla karışık çamura—bakılırsa büyük bir atlı grubu bir süre önce oradan geçmişti. "Klendist. Onları kaçırdım," dedi Ulaf surat asarak. Adam yerdeki bir kar topağım tekmeledi. "Kahretsin, kim demiş Boş-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


luk buralarda faal değil diye?" "Yanlış hatırlamıyorsam sen demiştin," diye gülümseyerek hatırlattı Jessan. "Arkalarında kör bir öğrenin bile takip edebileceği kadar iz bırakmışlar. İzler seni Geçit'e kadar götürür." 426 Boşluk'a Yolculuk "Klendist hakkında duyduklarım doğruysa izlerini örtmeye özen gösterecektir," diye somurtarak karşılık verdi Ulaf. "Yine de başka çarem yok." Ulaf giderek artan bir hüsranla etrafına bakındı. "Herhalde yürümem gerekecek, çünkü atlarımızdan eser yok." "Taanlardan korktularsa da fazla uzağa kaçmadılar," dedi fjine. Yaşlı pecwae parmaklarını dudaklarına götürerek kulak tırmalayıcı bir ıslık çaldı. Ardından sesini iyice yükselterek Tvvithil dilinde bazı sözler bağırdı. "Ne diyor?" diye sordu Ulaf. "Atlara tehlikenin geçtiğini ve gönül rahatlığıyla dönebileceklerini söyledi," diye açıkladı Jessan. "Peki işe yarayacak mı?" Jessan bir yeri işaret etti. Tırıs bir koşu tutturmuş olan atlar ters istikametten gelmekteydiler. Dosdoğru Pecwae Nine'nin yanma giderek onu burunlarıyla dürttüler ve saçlarına şaka yollu asıldılar. Ulaf hemen atına binip yönünü kavşağa çevirdi. Jessan yuları yakaladı. "At binecek halde değilsin, dostum. Yarı donmuş vaziyettesin." "Başka seçeneğim yok," dedi Ulaf. "Klendist'i bulmalı ve kopuk Geçit'e nereden girdiğini görmeliyim. Baron Shadamehr'e zamanında ulaşıp Hükümran Taş'ı Eski Vinnengael'e götürecek olursa tuzağa düşebileceğini söylememin tek yolu bu." "Ne?" dedi şaşıran VVolfram. "Ne tuzağıymış bu?" "Shakur adlı Vrykyl ile Dagnarus'un emrindeki bir paralı askerin konuşmalarıru dinledim," diye beyan etti Ulaf. "Shakur ona Taş'm parçalarını taşıyan Hâkimiyet Efendileri'nin Eski Vinnengael'e gittiklerini söyledi. Dagnarus onlara tuzak kurmak istiyormuş." Ulaf'm aklına bir fikir geldi. Cüceyi ani bir ilgiyle süzmeye başladı. "Niçin sordun?" "Öylesine," dedi VVolfram. Cüce ellerini ceplerine sokarak sırtını çevirdi. Ulaf ona endişeli gözlerle baksa da çok acelesi vardı. Orada kalıp konuyu uzun uzadıya tartışamazdı. Zaten herhalde cüce +27 MARGARET WE i S ve TRACY HİCKMAN ona içini dökmezdi. "Tanrılar yanınızda olsun," dedi Ulaf. Ulaf'm duası hepsini kapsamasına karşın bakışları en çok VVolfram'm üzerinde kaldı. Cüce de bu bakışları sert gözlerle karşıladı. Ulaf atının böğrünü topuklayarak yoldan aşağı koşturttu. VVolfram onun gidişini kaygıyla seyretti. "Biz de yola koyulmalıyız," dedi Jessan. "Bu yerden hiç hoşlanmadım." "Boşluk buralarda çok güçlü," diye hemfikir oldu Ranessa. "Nereye gideceksin, Yeğenim?" diye çekingen bir tavırla sordu. "Eve," dedi Jessan kısaca. Kadına bakmakta zorlanıyordu. Ranessa'mn gerçekte bir ejderha olması çok normaldi. Zaten

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


eskiden onun insan halinde hep bir terslik var gibiydi. Yine de Jessan bu gerçeği kabullenmekte zorlamyordu. "Trevinici topraklarına olan yol uzun ve tehlikeli," dedi Ranessa. "Biliyorum, çünkü cüceyle beraber o yoldan geçtim." Ranessa yüzünü kapatan saçları kenara çekerek, "Seni, Nine'yi ve Bashae'nin ölüsünü Trevinici topraklarına ben götüreceğim, Yeğenim," dedi. Jessan önce şaşırdı, hemen ardından ümitsizliğe kapıldı. "Hayır, Teyze-" "Anlaştık," dedi Nine. "İyi bir plân." "Nine," diye atıldı Jessan, "anlamıyorsun." "Hem de öyle bir anlıyorum ki," dedi Nine asabiyetle. "Yaşlıyım ama aptal değilim. O bir ejderha ve bizi eve kadar uçuracak. Ayrıca oraya vardığımızda evimizi yerinde bulamayabiliriz," diye ekleyerek genç Trevinici'yi parlak gözlerle süzdü. "Bunu hiç düşündün mü? Kabile pilini pırtını toplayıp gitmiş olabilir? Onları nasıl bulacaksm? Kanatlarımız olursa her şey kolaylaşır. O" — Ranessa'yı işaret etti—"bize kanat verecek. "Asayı kaybettim, Jessan," dedi Nine titrek bir sesle. "Onu geride bırakmam icabetti. Artık kötülüğü görmemin bir yolu yok. Ranessa'yla beraber gitmeliyiz. O sana yardım etmek istiyor. İşleri yoluna koymak istiyor." "Ranessa iyi biri, delikanlı," diye ekledi VVolfram. "Ona ha422 Boşluk'a Yolculuk vatın pahasına güvenebilirsin. Ben aynen öyle yaptım ve şu an hiç piŞman değilim." "Eve gitmek istiyorsun, değil mi, Jessan?" diye sesini alçaltarak sordu Nine. "Evet," dedi Jessan. "Hem de her şeyden çok." "Pekâlâ öyleyse," dedi Ranessa. "Bu kadar tartışmak yeter. Jessan, sen ve Nine—" "Ve Fenella," diye araya girdi Nine. "O da bizimle geliyor." "Kabul edilemez," dedi Wolfram inatla. "Fenella bir cüce. Onun yeri halkımızın arasında." "Peki oraya kadar nasıl gidecek? Onu sen mi götüreceksın? İki arada bir derede kalan Wolfram çenesini kararsızca kaşıdı. Fenella'yı beraberinde Eski Vinnengael'e sürükleyemezdi. Ayrıca onu Saumel'e kadar götürmesi de mümkün değildi. "Sadece... şey, düşündüm de belki..." "Halkı ona karşı iyi davrandı mı?" diye sordu Nine. Kara gözlerini VVolfram'a dikmiş olan Fenella, Nine'nin elini sıkıca tutmaktaydı. VVolfram artık bomboş olan tapmağı düşündü. Dunner Çocuklarını ve kimsenin hatırlamadığı kayıp kızı düşündü. Gilda ile kendisini, birbirlerinden başka kimseleri olmayan yapayalnız iki yavruyu düşündü. "Karar sana kalmış, Fenella," dedi Wolfram. "Nereye gitmek istersin, çocuğum? Anavatanına dönmek mi istersin, yoksa Nine ve halkı ile yaşamayı mı?" "Sen Saumel'e dönecek misin, VVolfram?" diye sordu Fenella. "Ya Hükümran Taş dönecek mi?" "Bilmiyorum, Fenella," dedi VVolfram dürüstçe. "Buna cevap veremem." "Ben de bir gün Hâkimiyet Efendisi olmak istiyorum," dedi Fenella. "Ama o zamana kadar sanırım Nine'nin yanında kalacağım. Eve ne zaman istersem dönebilirim, değil mi?"

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


"Evet," diye yanıtladı VVolfram. "Eve ne zaman istersen dönebilirsin." ***** 429 MARGARET W E i S ve TRACY HİCKMAN Bashae'nin yumuşak bir kozaya sanlı naaşım sedyeden ı dılar. Jessan ile Nine, Fenella'nın da yardımıyla yolculuğun ee " kalam için ölüyü hazırlamaya giriştiler. VVolfram onları bir süre izledi. Ayrılık zamanı gelmişti, fa_ kat nedense çok isteksizdi. Yalnız başına seyahat etmeyeli uzun zaman olmuştu. Bir an önce aralarına katılmak için can atarcasına gözlerini yıldızlara dikmiş Ranessa'mn yamna gitti. "Seni özleyeceğim, kızım," dedi cüce. "Keşke benimle gelseydin." "Bir yükümlülüğüm var." Kadın kafasını çevirip Jessan'a baktı. "Bana karşı iyi davrandılar. Öyle bir muameleyi hak etmek için fazla bir şey yapmadım." "Senin hatan değildi." Ranessa belli belirsiz gülümsedi. "Sanırım istesem o halimle bile daha ılımlı olabilirdim. Yine de"—omuz silkti—"olan oldu. Onları yurtlarına götürüp halklarını bulmalarına yardım edeceğim. En azından o kadarını yapabilirim." "Sonra nereye gideceksin?" diye soran VVolfram'in yüreği sızlıyordu. "Bir süreliğine yalmz kalmam lâzım," yanıtını verdi Ranessa. "Belki de uzun bir süreliğine. Ejderhalar yalmz varlıklardır, VVolfram." "Cüceler de öyle," dedi adam. "Yani bazıları." "Öyleyse günün birinde gelip beni bul," dedi Ranessa beklenmedik, göz alıcı bir tebessümle. "Birlikte yalnız kalırız." "Kabul," diye söz verdi cüce. Ranessa eğilerek VVolfram'm yanağına kısa, sert ve ateş gibi yakan bir öpücük kondurdu. Ardından ona arkasım dönerek kollarım iki yana açtı ve kafasım kaldırdı. Yüzü neşe dolu bir ifadeye büründü. Bir ejderhanın suratı, bir ejderhamn kanatlan, bir ejderharun vücudu ay ışığı altında panldadı. "Acele et, Yeğenim!" diye buyurdu kadın. "Ay birazdan batar." Jessan pecwaenin kozasını ejderhamn dikenli yelesine bağlamaya başladı. 430 Boşluk'a Yolculuk "Bashae için üzgünüm," dedi Wolfram. "Bir kahraman olarak öldü," dedi Jessan. "Çok az pecwae için ayra şey söylenebilir." Doğru, diye düşündü VVolfram, ama zaten çok azı bunu ister. Yine de kibar davranarak ses çıkarmadı. "Halkım cüce çocuğuna çok iyi bakacak," diye alçak sesle ekledi Jessan. "Pecvvaeler tarafından yetiştirilmeyeceğinden emin olacağım." "Teşekkürler," diyen VVolfram sırıtışını güçlükle bastırdı. "Seni tekrar görmek güzeldi, Jessan. Ama belki de artık sana öyle dememeliyim. Yetişkin adını buldun mu?" "Karar büyüklerime kalmış," dedi Jessan. "Ama evet, buldum." Bir an duraksadı, sonra da kederle, "Beklediğim gibi

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


çıkmadı," dedi. "Zaten hiç öyle çıkmaz," diye yorum yaptı VVolfram. Jessan hafifçe kafa salladı. Nine'yi ejderhanın sırtına koydu, Fenella'yı da onun arkasma oturttu. Son olarak kanatların arasında kendine de bir yer buldu. Bir kolunu korumacı bir edayla Nine ile Fenella'ya dolayan Jessan, ötekiyle de ejderhanın yelesini tuttu. "Hazırız—" Cümlesini aniden yarıda keserek cüceye baktı ve esefle gülümsedi. "Hazınz, Ranessa Teyze." Ejderha kanatlarını açarak güçlü arka bacaklarını büktü, ardından hızla havaya sıçradı. "Hoşça kal, VVolfram!" diye seslendi yıldızlara doğru yükselen Ranessa. "Güle güle, kızım," dedi VVolfram hafifçe. 431

w y

Shadamehr kendini yeniden beşiğinde sallanan bir bebek gibi hissediyordu. Aslında bu durumdan hoşlanmaması için bir sebep yoktu, tabi bilinmeyen bir sebepten ötürü annesinin beşiği soğuk suyla doldurmuş olması sayılmazsa. Bu kadarı yetmezmiş gibi annesi onu bir de balıklardan yapılmış bir battaniyeyle örtmüştü. Shadamehr bu kaba muamele karşısında şikâyette bulunmak için tekrar tekrar uyanmayı denedi ve bazen başarılı da oldu. Kimi zaman balık tadında su içebilecek ve balık tadında balık yiyebilecek kadar uyanık kalabiliyor, fakat işleri yoluna koyacak kadar uyandığını düşündüğü anda tekrar su dolu beşiğinde uykuya dalıyordu. Bu durumu ne kadar sürdürdüğüne dair Shadamehr'in en ufak bir fikri yoktu. Günler gecelere karıştı. Beşiğinde çalkalanan su ile leş gibi balık kokusu haricinde uykusu deliksiz ve huzurluydu. Hiç kimse ona zarar vermiyordu. Tam tersine, sanki başında öz annesi duruyormuş gibi, özenle korunmaktaydı. Yine de zamanla içinde bulunduğu vaziyetten bıkmaya başladı ve günün birinde beşiğinden alınıp kuru toprağa bırakıldığında, eline de bir bardak su tutuşturulduğunda Shadamehr onu bir kenara fırlattı. "Hayır," dedi uykulu bir sesle. "Buna daha fazla katlanmayacağım." Sözler ağzından pelte gibi çıkmışsa da görünüşe bakılırsa orklar söylenenleri anlamışlardı, zira içlerinden biri haber vermeye koştu. Bir süre sonra Kaptan geldi. Kadın Shadamehr'in tepesinde dikilerek ona dik dik baktı. Kendini biraz daha toparlamış olan Shadamehr de bu bakışlara karşılık verdi. Kaptan gözlerinin önünde önce büyür, sonra da küçülür gibi oldu, ar435 MARGARET

WEİS

ve

TRACY

HİCKMAN

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


dmdan bu olay birkaç kez tekrarlandı. Shadamehr bir süre RQ lerini kırpıştırdı. "Neer olyor?" diye sordu baron. Dili sanki başka bir ağz, içinde dönüyordu. "Altı gün boyunca uyudun. Kendini nasıl hissediyorsun?" diye sordu Kaptan. Shadamehr soru üzerinde biraz düşündü. "İyice dinlenmiş gibi," cevabını verdi. Kaptan içten bir kahkaha attı. Kayık ağır akan geniş bir nehrin kenannda, söğüt ağaçlarının sararmış yapraklarını suya döktükleri bir yerde karaya çıkmıştı. Orklardan biri kayığın başında nöbet tutuyordu. Öteki orklar balık avlayıp pişirmekle meşguldüler. Hava soğuktu. Kış güneşi gökyüzünde parlıyor, ışıkları suda dans ediyordu. Damra hemen yanıbaşında horul horul uyumaktaydı. "Damra'nm bir şeyi yok ya?" diye sordu Shadamehr. "O iyi," dedi Kaptan. "Uyuyor, hepsi o. Onu besleyip suladık. Endişelenme." Shadamehr uyuşan beynini zorlayarak düşünmeye çalıştı. Damra oradaydı, fakat diğerleri yoktu. Olup bitenleri hatırlamaya başladı. "Alise ve Griffith," dedi. "Güvendeler mi?" "Şu senin ateş saçlı kadın ile elf alâmet çıkartıcısı mı? Onları geride bıraktım." Kaptan kıkır kıkır güldü. "Kötü alâmetler bu yolculuğa fazla gelir." Shadamehr şaşkınlıkla irkildi. "Gerçeği biliyor muydunuz?" "Elbette!" dedi Kaptan küçümsercesine. "Tanrılardan gelen bir alâmetle bir elfin yarattığı arasındaki farkı anlayamayan şamana şaman denmez." "Öyleyse neden kanmış gibi yaptın?" diye sordu baron. "Gemilere niye gitmelerini emrettin?" "Plânlarıma uyduğu için," dedi Kaptan. Orklardan biri bağırdı. Kaptan elini salladı. "Gitmemiz gerek." Kadın balıkları işaret etti. "Yemeğini ye. Yoksa zayıf dü��ersin. Uyurken bile vücudunun gıdaya ihtiyacı 43Ğ> Boşluk'a Yolculuk vardır." "Nereye gidiyoruz?" diye sordu Shadamehr. Baron bazı sözcüklerin mırıldandığını işitti ve gözkapaklarının ağırlaştığını hissetti. Anlaşılan kendisine büyü yapılıyordu. Karşı koyduysa da çabaları sonuçsuz kaldı. Kaptan yemeği onun kıpırtısız ellerinden aldı. Shadamehr kendinden geçmeden önce Kaptan'm şu sözlerini duydu. "Nereye gittiğimizi biliyorsun," dedi kadın. ***** Zorla uyutulan Shadamehr yine balık kokusu içinde, kayığın dibinde yatıyordu. Üstü katranlı muşambayla örtülüydü. Zaman, üzerinde bulunduğu nehrin suları gidip akıp gidiyor, her uyanıp yemek yemesinin ardından büyü mırıltıları eşliğinde son buluyordu. Kaptan onunla tekrar konuşmadı ve öteki orklar da sorduğu sorulara boş yüz ifadeleriyle karşılık verdiler. Sonra kayığın salınımı durdu. Güçlü eller onu kavradılar. İri cüsseli bir ork Shadamehr'i omzuna atıp devasa kolunu adamın bacaklarına doladı ve onu yaramaz bir çocuğu yatağa götürürcesine taşıdı.

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


Başı ve kollan orkun arkasına sarkan Shadamehr, yaratığın sırhndan başka hiçbir şey göremiyordu. Zihni halen bulanıktı ve bilinci gidip geliyordu. Fakat tekrar uyandığında kafasına kaz tüyü doldurulmuş gibi gelen o korkunç hisse kapılmaksızm tamamen ayıldı. Doğrulup oturdu. Elleriyle ayakları sıkıca bağlanmıştı, fakat kendini baştan aşağı kontrol ettikten sonra sıhhatinin yerinde olduğunu anladı. "Nihayet," dedi karanlığın içinden gür bir ses, Yaşlıdili kullanarak. "Senin horultularım dinlemekten gına gelmişti." "Ben horlamam," diye kendini savunan Shadamehr hemen ardından şunları ekledi, "Acaba horladığımızı niçin hep inkâr ederiz? Sanki verem gibi berbat bir hastalıkmışçasma." "Kimin umurunda?" dedi ses asabiyetle. "Hem sen de kim437 MARGARET WEİS ve TRACY HİCKMAN sin?" Shadamehr hemen yanıt vermedi, zira poposuna bir taş h tıyordu. Vücudunu daha rahat bir konuma sokup etrafına ba kındı. Görebildiği kadarıyla bir mağaradaydı. Yaklaşık on adım mesafedeki büyük bir açıklıktan içeri güneş ışığı giriyordu. Dışarıdan suyun sert bir yüzeye çarpma sesi yükselmekteydiağır ağır akan bir nehrin belli belirsiz şıpırtısmdan çok daha farklı bir ses. Bir inilti duyunca eğilip bükülerek öteki tarafa döndü ve Damra'nın yanında yattığını gördü. Onun da el ve ayakları bağlıydı. "Ne kadar sıradışı bir durum," dedi Shadamehr. "Büyülü zırhı onu korumalıydı. Tuhaf. Çok tuhaf." Ellerini deneme niteliğinde kıpırdattı. İpleri kopartamayacağmı anlayınca omuz silkti. Hiçbir yere gitmiyordu, en azından bir süreliğine. "Kimsin dedim?" diye öfkeyle yineledi ses. "Tutsak mısın?" diye sordu Shadamehr. "Hayır, buraya zevk için geldim!" diye parladı sesin sahibi. Gözleri yavaş yavaş karanlığa alışan Shadamehr biraz ötede elleri ve ayakları bağlanmış, sırtı duvara verilmiş kısa, bastıbacak bir suret seçti. Hiddetle parıldayan bir çift göz haricinde adamın yüz hatlarına dair hiçbir şey göremiyordu. "Sen bir cücesin!" dedi Shadamehr. "Bunun konumuzla ne alâkası var?" diye hışımla sordu cüce. "Adım Shadamehr. Eskiden Baron Shadamehr olarak tanınırdım, ama artık topraksız, parasız pulsuz Shadamehr'im. Elini sıkmak isterdim, ama şu an durumum buna pek müsait değü." "Adın kulağıma çalınmıştı," dedi cüce. "Umarım hakkımda iyi şeyler duymuşsundur." "Hatırlamaya çalışıyorum." Cüce kısa süreli bir duraklamanın ardından hevessizce konuştu. "Ben VVolfram." "Tanrılar aşkına!" dedi Shadamehr hayret içinde. "Ben de senin adını duydum!" 432 Boşluk'a yolculuk Shadamehr'in zihni bir saat mekanizması gibi tıklamaya başladı. Kafasından geçen düşünce ufak olsa da mekanizmayı harekete geçirmeye yetmişti. Aynı tıklamanın VVolfram'm zih-

Create PDF files without this message by purchasing novaPDF printer (http://www.novapdf.com)


ninde de cereyan ettiği fikrine kapıldı, zira adam eskisi kadar çekingen davranmıyordu. "Ulaf adında bir Vinnengaelli tanıyor mus